Kuran’ın Kaynağı Nedir, Kuran’ı Muhammed mi yazmıştır ?

8 yıl önce
Resim bulunamadı

 Bu konu geniş olarak  ‘ Kuran ve Hz. Peygamber Aleyhindeki İddialara Cevaplar ‘ ,  ‘ Oryantalist Leone Caetani’nin İslam Tarihi’ne reddiye‘   ve ‘ İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru‘ adlı yazılarda da ele alınmıştır!     Ayrıca “Hz Muhammed ve oryantalistler” adlı yazımızı da tavsiye ederiz.

Sonradan Müslüman olan Yahudi gazeteci Muhammed Esed şöyle der: “Kuran’da konuşan, Hz Muhammed’in sesinden daha güçlü, daha yüksek sestir ve bütün zamanları aşarak günümüze ulaşıyordu.” ( Esed, Kuran mesajı, s. 4)  

“Siz hiç hayatınızda Kuran okunuşunu dinlediniz mi? Ne anlama geldiğini anlamasanız da o ne güzel bir okuyuştur! Onları dinlerken vücudunuz titrer, tüyleriniz ürperir. İşte o zaman bilinç altınızla anlarsınız ki o bir beşer sözü değil aksine göklerden indirilen semavi bir sözdür. Ve İçinizde sabah akşam okudukları semavi okuyuşun ne anlama geldiğini anlamak için karşı konulmaz bir istek doğduğunu hissedersiniz.” ( 75 Yaşında Müslüman olan Meryem (Sophia) Pétronin tarafından, Fransa başbakanı Macron’a yazılan mektuptan, 25.10.2020)

 

   “Onu Peygamber kendisi uydurdu, diyorlar öyle mi? Hayır! O, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- Rabbinden gönderilen hak (Kitap)tır.” ( Secde, 3 )

 

  Konuya bir itiraf ile başlayalım; Yahudi kaynaktan, Yahudiliğin İslâm’a değil, İslâm’ın Yahudiliğe tesirlerine örnekler: Naphtali Wieder, “İslamic Influences on the Jewish Worship” isimli bir kitap yazmış, Oxford’da, East and West library’de 1947 yılında yayımlanan bu kitapta, ibadetler dahil birçok konuda Yahudiliğin İslâm’a değil, İslâm’ın Yahudiliğe tesirini, Yahudi kaynaklarına da başvurarak ortaya koymuştur. Mahmud Akkad bu kitabı, “Mâ Yukalu ani’l-İslâm” (s. 144-159) isimli kitabında özetlemiştir: “Yahudilerin inanç ve haberler konusunda naklettiklerinin asılları kendilerine ait değildir. Peygamberlik konusunda onların önceliği yoktur. Peygamberleri ve ibadetlerle ile ilgili bilgileri başkalarından almışlardır. Dinin özünü teşkil eden Allah, Peygamber ve mükellefiyet konularına mukayeseli olarak bakıldığında İslâm’ın onlardan hiçbir şey almadıkları açıkça görülecektir. Yahudiler Müslümanlara uyarak, onlardan öğrenerek abdest, gusül, cemaatle namaz gibi birçok ibadeti uygulama alanına soktular. Sonuç olarak Yahudiler, Irak’a göç etmeden önce bilmedikleri (bilgi kaynaklarında mevcut olamayan) ve semavi dinler arasında ortak olan hususları göçten sonra burada öğrendiler, İslâm’dan sonra ise yukarıda özetlendiği gibi İslâm’dan çok şey aldılar.”  (Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 4,8.02.2018)

    Bu itiraz peygamberimiz döneminde de gündeme getirilmişti ve daha da önemlisi bu itirazı dile getirenlerin hepsi – Mekke müşrikleri – daha sonra Müslüman oldu!

      Hz Muhammed, Kuran’ı başka dinlerden aldığı iddia edilmektedir. Onun peygamberliğine iman eden sahabenin de tıpkı Hz Muhammed gibi, ticari yolculuklar yaptığını, panayırlara katıldığını düşündüğümüzde, onlarında benzer bilgilere ulaşabilecekleri sonucuna rahatlıkla varabiliriz. Dolayısı ile, kendi bildikleri, duydukları şeylerin, sonradan Allah tarafından gönderildiğini kabul etmeleri akla ve mantığa aykırıdır. Hele ki peygamberliğin toplam 23 senesinin, Mekke’de geçen 13 senesinin, işkence ve iftiralar, eziyetler; Medine’de geçen 10 yılının ise savaş ve mücadeleler ile geçtiğini düşünürsek! (Prof İbrahim Sarıçam, Hz Muhammed’in mesajının orjinalliği, Doğuda ve batıda İslam algısı, s. 35-50; Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 288)   

             Kuran’ın Kaynağı Nedir, Kuran’ı Muhammed mi yazmıştır? 

   Konuya cevaba başlarken kısa bir açıklama yapalım. Efendimiz (sav) zamanında “Güvenilir, yalan söylemeyen, sözüne itimat edilen” biri idi. Bunu Kuran’ı açıktan yaymaya başladığında O’na karşı olanlar bile itiraf etmişlerdi. Eğer Kuran’ı efendimiz yazsa ve amacı “Bir Arap devleti kurmak ” olsa idi bunu Arap ırkçılığı çerçevesinde gerçekleştirmesi daha kolay, mantıklı ve rahat olmaz mı idi? Böylece hem kendi bir kral olur hem tüm Araplara özel bir din ile ırkını kalkındırırdı. Ama O ( sav) milleti aşan, evrensel ve insanlara zülmeden tüm kuralları ortadan kaldıran bir mesaj ile gelmiş, çile dolu zorlu bir yola girmiştir, neden acaba?…

.

                               Kuran diğer ilahi dinlerin kopyası mıdır?

  Hz. Muhammed’in, Kuran’ı Kitab-ı Mukaddes’ten (Tevrat ve İncil) esinlenerek mi yazmıştır? Bu iddianın temelini Kuran ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki bazı benzerlikler oluşturmaktadır. Öncelikle bu konuyu ele aldığımız “İslam tüm ilahi dinlerin özüdür “ çalışmamızı incelemenizi tavsiye ederiz.

   Benzerlikler bulunması konusuna gelince bu son derece doğal bir durumdur. Çünkü sonuçta hepsi Allah’ın sözüdür, hepsinin mesajı aynıdır. Allah’ın tek olması, imanî esaslar, ibadetler, sosyal hayat ile ilgili emir yasaklar, ahlakî kurallar. Bu zaten Kuran’da açıkça ifade edilir: “ Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. “ (Maide Suresi, 48), “Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil’i verdik.” (Maide Suresi, 46)

Hac Suresi’nin 26. ve 27. ayetlerinde hac ibadetinin Hz. İbrahim’le başladığı, Enbiya Suresi 72. ve 73. ayetlerinde namaz ve zekatın Peygamberimizin döneminden önce de farz olduğu, Mü’minun Suresi 51. ayette diğer elçilere de salih amellerde bulunmalarının emredildiği bildirilmiştir.

“Naphtali Wieder, “İslamic Influences on the Jewish Worship” (Yahudi ibadetine İslam’ın Etkileri) isimli bir kitap yazmış, Oxford’da, East and West library’de 1947 yılında yayımlanan bu kitapta, ibadetler dahil birçok konuda Yahudiliğin İslâm’a değil, İslâm’ın Yahudiliğe tesirini, Yahudi kaynaklarına da başvurarak ortaya koymuştur.” (Hayrettin Karaman, Yeni Şafak,4.2.2018, Ayrıca; Mahmud Akkad, Mâ Yukalu ani’l-İslâm, s. 144-159)

Kısaca benzerliklerin bulunması Kuran’ı Peygamberimizin yazdığını değil, tam tersine bütün semavi dinlerin kitaplarının aynı kaynaktan geldiğini, yani Allah’ın sözü olduğunu kanıtlar.

Ayrıca Hz. Muhammed, hayatında Tevrat’ı veya İncil’i okumuş ya da araştırmış, onlar hakkında bilgi sahibi olmuş bir kimse olmadığı gibi kendi dönemindeki hiç kimsede böyle”bir iddiada bulunmamıştır. Bu iddialar  daha sonra hata aramak maksatlı yapılan yaklaşımların sonucu üretilmiş hayali iftiralardır. Peygamberimizin ümmi- okur yazar olmadığını bizzat ateist İlhan Arsel’de kabul eder:” Muhammed, okur-yazar değildi ve Kuran’i oluştururken okur-yazar yardımcılardan faydalandı der).” Görüldüğü gibi Kuran’ı  derleme işini okur yazar yardımcıları ile yaptığını iddia eder ki ne o günün İslam düşmanları böyle bir görüş ileri sürüp efendimize suçlamada bulunmuşlar ne de yardımcıları olduğu iddia edilen bir kişi daha sonra ortay çıkıp böyle bir açıklamada bulunmuştur. Cevabî açıklamanın devamı aşağıda bulunmaktadır.

“Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.” (Ankebut Suresi, 48) Ayetinde açıkça belirttiği gibi böyle bir kuşku düşmanlarınca bile ifade edilmemiştir.”Ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye  uyarlar… (Araf Suresi, 157) Ayrıca efendimizin hayatının son senelerinde Hudeybiye de antlaşma yapılırken anlaşmanın bir maddesi üzerinde anlaşmazlık çıkınca ‘Efendimiz Hz. Ali’ye o kelimenin yerini göstermesini istemiş’ ve gösterilen yeri de bizzat kendisi silmiş. Hz. Peygamber (a.s.) ümmi olmasa kelimenin yerini göstermesini ister miydi? – Detay, ‘ Ümmi Peygamber’  adlı yazımızda – 

Son söz olarak, Kopyalandığı iddia edilen kitaplarda, Hz. Lut için kızları ile zina yaptı iddiası, Hz. Davud için komutanın karısına el koyup tecavüz etti iftirası, Hz. Suleymanin yabancı kavimlerden bazı kadınların peşine düşüp puta taptı iddiası vb. birçok iddia yer alırken Kuran bunları ve daha birçok içeriği reddeder. Kısaca Kuran doğruları onaylar, yanlışları eler ve reddeder. Kuran’ın önceki kitaplar ile ilgili yaklaşımı iki kavram ile açıklanabiliriz: Tasdik: Önceki kitaplarda hakikat adına kalan şeylerin doğrulanması. (Yusuf, 111) ve Muheymin: Önceki kitapları eleyip doğru yanlarını ortaya konulması . (Maide, 48) 

                           Hz peygamber vahiy beklentisi içerisinde değildi

 İlk vahiy geldiğinde şaşırıp ürperen efendimiz doğru evine gider. Olayları eşine anlatır. Hz Hatice olayı büyük bir bilgin olan amca oğlu Varaka bin Nevfel’e anlatılır. Bunun üzerine Varaka,“Bu gördüğün Allah’ın Musa’ya indirdiği en büyük kanundur. Keşke senin davet günlerinde genç olsaydım da kavminin seni çıkaracakları zamanı görseydim.” dedi ve o günlere yetişebildiği takdirde yardım edeceğini söyledi. Ayrıca Peygamberliğini ilan ettiğinde müşriklerden hiç kimse çıkıp ta “Peygamberlik iddiasında bulunacağı öteden beri belliydi” gibi bir iddiada bulunmamıştır. Aksine kendisi ve yakın çevresi tarafından hiç beklenmeyen bir durumdu. Bazı müsteşrikler de bu noktaya dikkat çekmişlerdir. İngiliz müsteşrik Alfred Guillaume Hz. Muhammed’in (a.s.m) peygamberliğine inanmadığı halde bu olayı onun samimiyetine ve Hira mağarasında kendisine görünenlerin kuşku götürmez bir gerçek olduğundan emin olma isteğine delil olarak değerlendiriyor ( Alfred Guillaume İslam Pelican Books ) Marksist Maxime Rodinson de söz konusu noktaya açıkça dikkat çekmekten kendini alamamıştır.Nitekim Rodinson Hz Peygamberin kendisine gelen şeyin Allah’ın vahyi olduğuna kesin kanaat getirmeden önce uzun bir süre tereddüt geçirdiğini kabul ediyor. (Maxime Rodinson Mahomet Editions du Seuil) Müslüman olunmasa bile objektif- tarafsız bir gözle bakan bu gerçeği rahatlıkla görebilir.

    “Mekke’nin dışındaki dağda, En son umduğu şey vahyin, ilhamın kör edici ağırlığı ile karşılaşmaktı… Muhammed dağdan sevinçle havalara uçarak inmedi. Nur ve neşe saçmadı. Kendine eşlik eden melekler korosu, ilahi müzik yoktu, coşku yoktu. Zevkten mest olma yoktu, altın bir hale sarmamıştı onu ve gelen vahiy Kuran’ın hepsi bile değildi. Sadece kısa beş âyet… Kısacası, kendisine tepki göstermeyi kolaylaştıracak hiçbir şey yapmadı bu vahiy tecrübesini, dünyevî kişisel hırslarını gizlemek için icat etmiş diye eleştirebileceğimiz hiçbir şey yapmadı. Tam tersi kendisine atfedilen kelimelerle söylersek, ilk başta, başına gelen şeyin gerçek olmadığına ikna olmuştu. En iyi ihtimalle, halüsinasyon olduğunu düşündü… Aslında ilk aklına gelen, en yüksek uçurumlardan atlamak ve yaşadığı bu şeyin korkusundan kaçmaktı. Tüm bu tecrübeye bir son vermek… O gece işittiği kelimelerin kendi içinden mi, yoksa dışardan mı geldiğini anlamaktı. Hangisine inanırsanız inanın görünen o ki, Muhammed’in bu tecrübeyi yaşadığı kesinlikle açık. Bence, tek akla uygun tepki, böyle bir tepkiydi. Tek mantıklı tepki, tek insanca tepki.” (  İlk Müslüman adlı kitabın Agnostik yazarı, Lesley Hazleton, https://www.youtube.com/watch?v=nPvOV8U-G5Y )

   Bizzat peygamber efendimiz kendisine Cebrail Hira’da ilk vahyi getirinceye kadar peygamber olacağını bilmiyordu; böyle bir bekleyişi yoktu. Zaten Kuran’da da, ‘Sen bu Kitab’ın sana vahyolunacağını ummuyordun.’ (Kasas, 86) buyurulmaktadır.

             Hz. Peygamber Kuran’ı Mekke’de oturan bazı Yahudi ve Hıristiyanlardan mı edindi?

    Öncelikle ifade eldim ki hiçbir tarihi kaynakta Mekke’de Yahudi ya da Hıristiyan dini bir grubun bulunduğu bildirilmemiştir. Ticaret için gelip gidenler varsa da bu kişilerin her şeyden önce dili yabancı idi ve ortada ilmi olarak istifade edilebilecek kaynak niteliğinde hiçbir şey de yoktu. Böyle bir ihtimal olsa idi yıllarca savaş dahil efendimiz ile mücadele eden Mekke’li müsrikler bu  konu üzerinde özellikle dururlardı. Halbuki müşrikler Hz Peygambere Kuran’ın hangi yerinin öğretildiğini söylemek yerine genel bir ithamlarla yetiniyorlardı. Ayrıca Hz. Peygamber Kur’anı kendisinden öğrendiği iddia edilen kişi ya da kişilerin gelişen süreç içerisinde ya Müslüman olmaları ya da olmamaları gerekirdi. Eğer müslüman olduklarını düşünürsek kendilerinin kopya verdiği ve bu kopya sayesinde peygamberliğini iddia eden kişiye niçin iman edip onun emrine girsinler. Müslüman olmadıklarını düşünürsek o zaman niçin bunu açıklamayıp kendi verdikleri bilgilerle birinin peygamberliğini ilan edip kendilerini yalanlamasına ve bu şekilde binlerce insanı arkasından götürmesine razı oldular. Böyle bir itham doğru olsaydı Ubeydullah bin Cahş  (Daha önce Müslümanlığı kabul etmişken Habeşistanda Hıristiyan olan), Muhacir müslümanlara karşı Necaşi’yi kışkırtmaya giden Kureyş elçileri, Necaşinin sorularına muhatap olan Ebu süfyan ve beraberindekiler bu ithami yinelerlerdi. Çünkü bu ve benzeri durumlar Hz. Muhammed ve dini aleyhinde altın bir fırsattı. Daha da önemlisi Kuran’da var olan ve Tevrat ve İncil ile  taban tabana zıt olan ayetler  nasıl açıklanacak? Ya günümüzde ancak anlaşılabilen bilimsel ayetlerin içeriği? Ayrıca Kur’anın üzerine yazıldığı materyaller göz önüne alınırsa (develerin kürek kemiği, hurma yaprakları, kil tabletleri, ve hayvan derileri) o dönemde kitap ve okumanın yaygın olmadığı rahatlıkla gözler önüne serilebilir. Eğer Hz. Peygamber yazılmış Hıristiyan ve Yahudi kaynaklarına ulaştıysa buna Mekkeli müşriklerde ulaşabilir ve itirazlarını ona göre yapabilirlerdi. Hele buna bir de Tevrat  ve İncil’e muhalif, zıt bir çok  ayetin Kur’an’da olduğunu da ekleyecek olursak müşrikler ile Hıristiyan- Yahudi ittifakı kaçınılmaz olurdu. Hz. Muhammed’in (a.s.) ortaya koyduğu dinin esaslarını, kendi kitaplarından aldığını bilemeyecek kadar saf ve zavallılar mıydı bu insanlar ki daha sonra defalarca savaşlarda karşı karşıya geldiler. Üstün ırk olduklarına ve cennete sadece kendilerinin gideceğine inanan bu Yahudilerden birçok kişi de sonradan Müslüman olmuştur. Mesela Yahudi kaynaklarına hakim, Yahudi  âlimi Abdullah bin Selam gibi. Bir çok tehlikeyi göze alıp belli bir yaştan sonra içinden önder olduğu topluma aykırı görüş sunan bu yeni dini kabul etsin bu insanlar. Hem de zorlamadan ve kendi istekleri ile. Zaten kendisi de oryantalist olan Buhl: “Peygamberin Tevrat, Zebur ve İncilin içeriğini bilmediğini ve adı geçen kitapları okumamış olduğunu İncili de hiçbir zaman bilmediğini” itiraf eder.

   Fransız oryantalist Dominique Sourdel ise “ Bazı Hıristiyanlar, Muhammed’e keşişlerce dinin kendisine verildiğini ileri sürmüşlerdir. Oysaki bu görüşlerin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Muhammed asla Hıristiyan olmamıştır. O’nun eğiliminin tüm ayrıntıları en ince noktalarına dek bilinmektedir.” Diyerek iftiralara cevap vermektedir. ( L’Islam, 1972, s. 10 )

Hz Muhammed’in Kuran’ı bir Hıristiyan rahibin ve bir İranlı Yahudi’nin yardımı ile yazdığı yolunda söylenen iddialar, kendi kendini yalanlamaktadır. Arap dilinin, sanat şaheseri, biri Suriye’li öteki İranlı iki yabancıya nasıl mal edilebilir? ( Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim, s.41 Aynı yazar, eserinin 2. sayfasında, kaynak alınan insanlardan bahsederken şunları söyler:” Rahipler arasında yaygın olan mucize ticareti, ahlaksızlıklardaki çoğalmalar bütün halkın eğitimini bozacak bir hal almıştı.” demektedir. Efendimizin kaynağı bu insanlar mı oldu yani? )

J. Fück, Die originalitat des arabischen propheten adlı eserinde Hıristiyan olan Ebrehe’nin sonunun anlatıldığı Fil Suresinin hiçte Hıristiyanlara karşı bir sempati göstermediğini ifade eder ki kaldı ki onlardan etkilenmiş olsun, (İngiliz ve Alman oryantalistlerin Hz. Muhammed tasavvuru, s.224) Kendine özgü düşüncesine ne Yahudilik ne Hıristiyanlıktan alınmamıştır, der. (İngiliz ve Alman oryantalistlerin Hz. Muhammed tasavvuru, s. 223)

Katolik rahibe Karen Armstrong, Hz Muhammed için, ‘Yahudilik ve Hıristiyanlık inançlarını bilmemesine rağmen tek tanrılı deneyimi kalbinde yakalamayı başarmıştır.’ derken, İslam’ın Yahudilik ve Hıristiyanlıktan alındığına dair oryantalist görüşleri reddettiği anlaşılmaktadır. ( Karen Armstrong,İslam peygamberinin biyografisi, s. 138)

Annemarie Schimmel, Ve Muhammed O’nun elçisidir adlı eserinin 39. sayfasında,  Hıristiyan ve Yahudi farklı kaynaklardan alıntılar yapıldığına dair oryantalist iddiaların ‘farklı ve kısmen çelişkili’ olduğuna dikkat çeker.

                              Kuran’ın Mekke dışındaki temaslarla yazıldığı  iddiası

Hz Peygamber’in Mekke dışına birkaç seyahatinin olduğunu kaynaklar yazmaktadır. Ama bu seyahatler sırasında Hristiyan ya da Yahudi fikirlerinden etkilendiğine ya da görüşmeler yaptığına dair herhangi bir bilgi kaynaklarda yoktur. Zaten dışarıdaki diğer din sahipleri ile bir temas olsaydı Açığını arayan Mekke müşrikleri bunu ifade etmekten geri durmazlardı. Çünkü – ticari kervanlarla yaptığı – bu seyahatleri sırasında mutlaka yanınında Mekkeli hemşerilerinden bazı insanlar vardı. Öyleyse neden böyle bir şeyden kimse söz etme gereği duymadılar. Hadi yanındakiler bahsetmedi temas kurduğu, bilgi aldığı kişilerden niçin herhangi bir haber gelmedi. Mekke’li müşrikler sadece Mekke’deki dil bilmeyen bir rum köle için böyle bir iddiada bulundular. Bu iddiaları da Kur’an tarafından cevaplandırıldı ve kuru bir itham olduğu için bunu ispatlayamadılar ve sürdürmediler. Hiçbir somut delile dayandırmadan tarihi ve akli gerçeklerle zıtlaşmak pahasına bu tür hikayeler ileri sürenlerin, olayın geçtiği zaman ve mekan içerisindeki şiddetli muhaliflerin bulamadıklarını yüzlerce sene sonra taraflı kurgularına malzeme yapmak istemeleri, bilimsel temelden yoksun ve önyargılı olduklarını  da gözler önüne sermektedir. Yahudilerle o kadar savaş yapıldı neden bir Yahudi “ Bizden aldığını bize saldırı için kullanıyor.” İthamında bulunmadı?

                                                          Rahib Bahira

   Hz peygamber 12 ya da 9 yaşındayken bir ticaret kervanıyla amcası Ebu Talibin yanında yola çıktı. Kervan Şam bölgesinde bulunan Busra’ya vardı. Orada bir manastırda yaşayan Rahib Bahira bu kervanı misafir etti. Yaşı küçük olduğu için kafilenin yüklerini beklemek üzere bırakılan Hz Muhammed dışındaki herkes davete katıldı. Bahira Onun da katılması konusunda ısrar etti çünkü onda bazı belirtiler görmüştü. Hz. Muhammed’e birtakım sorular sordu. Bunun üzerine onun peygamber olacağını kesin olarak anladı ve Yahudilerin tuzakları konusunda Ebu Talib’e uyarıda bulundu ve Şam’daki ticaretini bitirir bitirmez Mekke’ye geri götürmesini tembihledi. ( İbn-i Saad Tabakat, Taberi:Tarih) Tarihi kaynaklarda anlatılan bundan ibaret olmasına rağmen bu vakadan bir sürü senaryo üretilmiştir. Hz peygamber Bahira’nın yanına defalarca gittiği idda edilmiştir ki hiçbir tarihi kayıtta olmayan bir iddiadır. Tarihi kayıtlara göre Resulullah bir daha Bahira ile görüşmemiştir. Diğer bir iddia  ise Bahira ile görüştüğünde 12 yaşında olması ondan bilgi almasına engel değildi, şeklindedir ki bütün İslami ilimlere kaynaklık eden Kuran ve Sünneti bir görüşme ile 12 yaşına elde ettiği iddiası zaten yeteri kadar komik kaçmaktadır. 12 yaşında olduğu doğru değildir iddiası ise tarihi kaynaklara zıt, kafadan uydurma temelsiz bir hayal ürünü iddiadır. Delilsiz istenilen görüş ileri sürülecekse, tarih, kaynak, şahit … gibi kavramlara ne gerek kalırdı ki? Resulullah o karşılaşmadan sonra sadece bir defa o da  ticaret için sefere çıkmıştır. Onda da tüm tarihçi ve siyerciler Bahira ile karşılaşmadığına ittifak ediyorlar. Rahib Bahira zaten bu karşılaşma sırasında gayet yaşlı idi. Hz Muhammed Bahira ile karşılaşmasında ve diğer ticaret seferinde yanında Mekkelilerden insanlar vardı ve gizli bir durum zaten söz konusu olamazdı. Yanındaki insanlar ya Müslüman olmuş ya da olmamıştır. Müslüman olduysa böyle bir şeye şahit olmadığının kanıtıdır. Müslüman olmadıysa şahit olduğu böyle bir durumu mutlaka söylemeliydiler. Rum bir köle için böyle bir itham yapana kadar bunu söylemeleri daha mantıklı idi.

                                                         Varaka

       Varaka bin Nevfel peygambere ders veren biri değil iman eden biridir. Bir insan kendi ders verdiği kişinin olağanüstü bir iddia ile karşısına çıkması karşısında ona iman ederek mi tepki verir. ( Buhari- Müslim ) O sırada yaşı ilerlemiş bir ihtiyar olduğu göz önüne alındığında onun bu imanının önemi daha iyi anlaşılır. Çünkü o yaştaki bir Mekke’li ihtiyarın yeni bir fikir ve inancı benimsemesi oldukça zordur. Bilhassa kendisiyle aynı şehirde yaşamış ve kendisinden çok küçük yaşta olan bir kişiden bunu kabul etmesi ve buna karşılık Hz. Muhammed’in henüz daha bir iddiası yokken ve elinde de güç ve hakimiyette bulunmazken bunu itiraf etmesi gösteriyor ki, Varaka bu itiraflarında son derece samimiydi. Durum tüm açıklığı ile bu hal üzere iken Hz Muhammed’in ondan ders aldığını iddia etmenin ne tarihi kaynakta aktarılanla ne de olayın mantıksal sonucuyla bağdaşan bir tarafı elbette ki bulunmamaktadır. Rivayet Varakanın ona ders verdiğini değil ona iman ettiğini bildiriyor. Bir insan kendisinden ders alıp, daha sonra da aldığı bu derslerle peygamberlik iddia eden birine iman eder mi? ya da tepki gösterip onu reddetmez mi? Bu rivayeti kabul ediyorsak zaman zaten onun Hz Peygamberin Nübüvvetini tas diklediğini de kabul etmiş oluruz. Rivayeti reddediyorsak o zaman iddia da söz konusu olamaz. Eğer rivayeti olduğu gibi kabul etmiyorsanız o takdirde Varaka’nın niçin tepki göstermediğini de açıklamak gerekir.  Kendisinden ders alıp haşa halka bana vahiy geliyor diye kandıran birine niçin sesini çıkarmamıştır?  Hadi o sesini çıkarmadı peki 1400 sene sonraki objektif!! din karşıtlarının görebildiği bir ders olayını o her şeyi dillerine dolayan şiddetli Mekkeli müşrikler nasıl oldu da hiç göremediler. Rum bir köleyi itham vesilesi yapan o müşrikler Varakayı niçin yapmadılar? Görüldüğü gibi ortaya atılan iddia rivayetin kabulüyle de, reddiyle de olduğu gibi kabul edilmeyişi ile de çelişmektedir. Buna rağmen din karşıtları bu iddiayı senaryolarının içerisine koymaktan çekinmemektedirler.

                                            Kur’anı Bir köle Öğretiyor iddiası

    Müşrikler, Mekke’de isminin ne olduğu net olmayan Hıristiyan bir köle, diğer rivayette isimlerinin Cebra ve Yesar olduğu ifade edilen iki Rum kılıç ustası, bir diğer rivayette de Abisa isminde bir kölenin olduğu ve Hz. Peygamberin bunlardan bilgi alıp Kuran’ı uydurduğunu ileri sürmüşlerdir.

 “Muhakkak biliyoruz ki onlar: “Mutlaka onu bir insan öğretiyor!” da diyorlar. Haktan saparak isnatta bulunmak istedikleri kimsenin dili yabancıdır; bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır” (Nahl, 103)

    Ayetten ve tarihi kaynaklardan da anlaşılacağı üzere bu kişiler ya köle ya Rum idiler. Arap değildiler ve Arapçayı Araplar kadar da mükemmel bilmeleri mümkün değildi. Kuran ilk indiğinde Arapların ileri gelen edipleri bile ayetler karşısında acizliklerini ifade ederlerken, savaşlarda esir düşen ya da parayla satın alınarak Arap toplumunda yaşamak zorunda kalan, kimlikleri bile tam olarak bilinemeyen bu şahısların Hz. Peygambere akıl vermeleri mantıklı gözükmemektedir. Hz. Peygambere (a.s.) ayetleri bunlar öğretseydi, bu şahıslar çıkıp Hz. Peygamberin (a.s.) bir sahtekâr olduğunu Mekkelilere daha sonra neden söylemediler? Maddi menfaat dense, 10  sene sadece efendimiz tüm malını kaybetmekle kalmamış, yeri yurdunu da terk etmek zorunda kalmıştır. Bu insanlar çile dolu 20 senenin sonunda efendimizin geri dönüp Mekke’yi fethedeceğini biliyor olamazlar herhalde? Eğer yine ayetleri bunlar öğretiyorsa benzer ya da daha mükemmel ayetler söyleyerek Mekkelilere yardımcı olmazlar mıydı? Bunun mükâfatı Mekkeliler tarafından kendilerine fazlasıyla verilirdi. Mekkeli müşriklerin İslam’ı yok etmek için onca gayret, para,savaşı göze almışken bu fırsatı değerlendirmeleri düşünülemez. Hele ki peygamberimiz Mekke’yi terk ettikten sonra ortamın tamamen müşriklere kaldığı düşünülünce. “Onlar fikir veriyor, Hz. Muhammed de kendi kafasına göre ifade ediyordu” demek de gerçeğe aykırıdır. Çünkü aynı akıl ve zekâ kendilerinde de vardı.

                                            Haniflerden alındığı iddiası

    Hz. peygamber devrinde Mekke’de parmakla sayılacak nicelikte ve toplum üzerinde etkileri görülmeyen hanifler mevcuttu. ( Neşet Çağatay, İslam Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliyye Çağı ) Hiçbir hanif Hz. Peygamberin İslamı kendilerinden öğrendiğine dair bir iddiada bulunmamıştır. Bazı hanifler ise İslamiyet’e kılıç ve sözle karşı koymuşlardır. Bunların inançları Kuran’ın getirdiği ile aynı olsaydı elbette ki ona karşı koymazlardı. En azından onlardan bir tanesi “Muhammed’e inanmayın çünkü o bilgilerini bizden öğrenmiştir. Bizim kendisine öğrettiğimizi almış ve bir din haline getirmiştir.” gibi bir söz etmemiştir. Özellikle Ümeyye b. Salt susmazdı. Çünkü kendisi bizzat peygamber olmak istediği için Hz. Peygambere iman etmek istememiştir.  Hz. Muhammed’den önce Hicaz bölgesinde hanifler denen ve Allah’ın birliğine inanan bazı kimseler vardı. Bunların bazısı İbrahim peygamberin dinine yakındır diye Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa meylederdi. Ümmi bir insanın hanifler, hristiyanlar ve Yahudilerin kitabi bilgilerini kulaktan duyup sentezleyerek onların alimleri ile münakaşaya girip galip gelmesi ve bu galebenin sonunda bir kısım Hıristiyan alimlerin iman etmesi,(örnek; Necran hristiyanları) aynı şekilde Yahudi alimlerinin grup grup gelip en müşkil sorular sorup cevaplarını almaları mümkün müdür? Ayrıca düşünce bakımından hanifler çok müphem ve dağınık vaziyetteydi. Nitekim gerek eski ve gerekse çağdaş hiçbir araştırmacı bunların özel kanunlarını gerçek anlamda açıklayabilmiş ve inançlarını tanımlayabilmiş değildir. Hiç kimse bunların kainatın yaratıcısına ve öldükten sonra dirilişe ilişkin tasavvurlarını bilemiyor. Bunlar arasında azmi ve bağımsızlığı ile tanınan Zeyd b. Nufeyl bile Allah’a ne şekilde ibadet edileceği hususunda bir bilgisi olmadığını itiraf etmekteydi.( İbn-i Hişam Essiretü’n-Nebeviyye) Tüm bunlar ortada iken 1400 sene sonra birileri çıkıp (bütün tarihi ve mantıksal gerçeklerle zıtlaştığı halde) haniflerden alındığını iddia ediyorsa, bu kişilerin objektiflik ve gerçekçilikle bir ilgisinin olmadığı ve tamamen önceden kabullendikleri bir düşünceye destek bulmak için iddia ortaya attıkları açık olarak görülmektedir.

   John Davenport, Hz. Muhammed ve Kuran adlı eserinde Kuran’ın Hıristiyan bir rahipten aldığı iddiasını reddeder. (Davenport, Hz. Muhammed ve Kuran, s.41); Hartmut Bobzin, Mohammed adlı eserinde (s. 52) İslam’ın, Yahudilik veya Hıristiyanlıktan alındığı açıklamalarını tatmin edici bulmaz.( Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 278)  H. Stubbe, Mahometanism adlı eserinde ( s. 144) İslam’ın, Hristiyanlık ve Yahudilikten çıktığı, Hz Muhammed’in onların etkisinde kalarak Kuran’ı yazdığı iddiasını reddeder. Aloys Sprenger, Mohammed adlı eserinde, Yahudilik, Hıristiyanlık ve monoteizmin, Hz Muhammed üzerindeki etkilerini, spekülasyon olarak nitelendirir. Hubert Grimme, Mohammed ( I/13-17) adlı eserinde, İslam’ın monoteizmden etkilendiği iddialarını reddeder ve Muhammed’i belli bir din topluluğunun mensubu olarak damgalamak uygun değildir, der.( Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 283, 301)  

                                   Ümeyye b Ebi’s-Salt’ı kaynak edindiği iddiası

      Ümeyye b Ebi’s-Salt cahiliyye döneminin Taifli bir şairiydi. Eski kitapları okur, rahip elbisesi giyer, içki ve putlardan sakınırdı. Şam’a ve Bahreyn’e gider gelirdi. İslam dini ortaya çıkıp Hz Muhammed’in peygamberliği haberi kendisine ulaşıncaya kadar da oralarda kalmıştır. Yeni dini haber alır almaz Mekke’ye dönmüş Resulallahtan Kuran ayetleri dinlemiştir. Mekke halkı kendisine Hz. Muhammed hakkındaki görüşünü sorunca “Kuşkusuz o hak üzeredir” cevabını vermiştir. Fakat bizzat kendi ifadesi ile meseleyi iyice düşününceye kadar ertelemiştir. Daha sonra Şam’a gitmiş ve bir süre sonra Müslümanlığını ilan etmek üzere Mekke’ye döndüğünde dayısının iki oğlunun kafir olarak Bedir de  Müslümanlara karşı savaşırken öldürülmeleri onu bu düşünceden vaz geçirmiş ve ölümüne kadar Taif de yaşamıştır. (Zarikli Alam, “Ümeyye b. Ebissalt” maddesi) Ümeyye’nin şiirlerinde hikmetler, dini öğütler, cennet cehennem tavsifi gibi ilahi kitaplarda anlatılan hususların bulunması bunların Kuran’ın kaynağı olduğunu gösteren bir durum değildir. Öncelikle Hz. Muhammed hakkında herhangi bir şekilde şüphe uyandıran bir şey Ümeyye’ye ulaşmış olsaydı sükut etmez hemen söylerdi. Hatta bu bizzat kendisine sorulduğunda “kuşkusuz o hak üzeredir” cevabını da vermezdi. Ayrıca Mekkeli müşrikler de Ümeyye ile ilgili en küçük bir iddia da bulunmamışlardır. Böyle bir durumun olması halinde en önce bu iddiaya muhtaç olan onlardı. Hem de Hz Muhammed hayatını yanlarında geçirmişti. Halbuki efendimize “ Cinlenmiş, kahin, büyücü, şair “ gibi ithamlar dahil bir çok iftirada bulunmaktan çekinmemişlerdi.

       Bu iddiaların geçersizliğini gösteren diğer bir delil ise kendisinden öğrenildiği iddia edilen kişilerin Müslüman olmaları ya da olmamaları durumudur. Eğer Müslüman olduysa zaten iddianın geçersizliği ortadadır. Kimse kendisinden öğrendikleri ile peygamberlik iddia eden birisine iman etmez. Müslüman olmadıysa buna en büyük tepkiyi onun vermesi gerekirdi. Fakat iddia edilen kişilerde en küçük bir tepki geldiğini tarih ve olayların gelişim süreci hiç bir şekilde göstermiyor. Bütün bunlara rağmen 1400 sene sonra bu konuda iddialar yapılıyorsa bu iddialarda art niyetin hakim olduğunu anlamak zor değildir. İslam Tarihine ” Nereden saldırabilir, nerede hata bulabilir, nereden kafalarda istifham- soru oluşturabilirim? ” mantığı ile yaklaşılan bu bakış açısı aslında sadece acziyet ve yenilginin ifadesi, tezahürü olmaktadır. Müflis  Yahudi’nin eski defterleri karıştırması iflasını  asla engelleyemez!

Benzer iddialara cevaplar ayrıca ” Hz Muhammed ve Kuran bağlamında oryantalistlere cevap”  adlı yazımızda ele alınmıştır.

              Kuran’daki bilimsel gerçeklerin eski medeniyetlerin bilgisinden derlendiği iddiası

  Bir kere Kuran’da yer alan bilimsel konulardaki haberlerin, dönemin bilim anlayışından yüzyıllarca ileride olduğunu açıktır. İddiaya göre Peygamberimiz, Kuran içinde bahsedilen astronomi, embriyoloji, tıp gibi kavramları eski medeniyetlerin bilgilerinden almıştır. Örneğin astronomi ile ilgili bilgileri Sümer kayıtlarında bulmuş, tıp bilgisini ise eski Mısır papirüslerinden alarak Kuran’a geçirmiştir. Öncelikle, Hz. Muhammed’in tüm hayatı boyunca böyle bir araştırmaya girmediği herkesçe bilinmektedir. Bunun aksini iddia eden de çıkmamıştır. Peygamberimizin tarihteki gelişmiş uygarlıkların lisanlarını bilmediği de  bilinmektedir. 7. yüzyıl Arabistan’ında büyük kütüphaneler, yazılı basın, kitapçılar veya internet ağı gibi bilgiye erişimi kolaylaştıran imkanlar mevcut değildi. Bugünün şartlarında bile, örneğin eski Mısır’ın embriyoloji bilgisini araştırmak isteyen bir insanın işi kolay değildir. Mısır uygarlığının kuruluşu günümüzden yaklaşık 5000 yıl öncelerine dayanır. Eski zamanlardan bugüne ulaşan yazılı kaynaklar kısıtlıdır, üstelik bunların hepsinin tercümeleri de mevcut değildir. Tercüme edilebilenler ise, son derece özel bilgiler içerdiklerinden her yerde bulunmazlar. Ayrıca bu tercümeleri kavrayabilmek ve yorumlayabilmek için çok detaylı bir tarih bilgisine de vakıf olmak şarttır. Kısacası böyle bir araştırma günümüz şartlarında bile son derece zordur. Kaldı ki, eski medeniyetlerden miras kalan tüm bilgilerin hepsinin doğru ve sağlıklı oldukları gibi bir durum da söz konusu değildir. Aralarında pek çok yanlış bilgiler, batıl inanışlar, hurafeler de bulunmaktadır. Eğer akılsızların iddia ettikleri gibi Kuran’ın bilimsel ayetlerinin eski medeniyetlerin kültürlerinden derlenmesi gibi bir durum olsaydı, elbette aralarında yanlış ya da tutarsız bilgilerin de bulunması gerekirdi. Oysa, Kuran bu tür eksikliklerden münezzehtir. İçindeki bilimsel ayetlerin hepsinin modern bilim tarafından yüzde yüz doğru oldukları ortaya konmuştur.

                                        Kuran’ın kaynağı ve yazılımı üzerine

O dönemde bütün Hıristiyan toplumlar, ilkel bir putperestliğin içinde yüzmekteydiler. Medine’ye hicretten sonra Yahudilerden inanç esaslarını öğrendiği iddiaları da yersizdir. Çünkü Kuran inanç esaslarını , imanla ilgili tüm meseleleri Mekke döneminde açıklamış, tebliğ etmiş bulunuyordu. Ayrıca daha Mekke döneminde Tevrat ve İncil’deki hatalara ve putperestliğe ilişkin çeşitli açıklamalarda Kuran’da bulunuyordu. Peki Kuran’ı Muhammed mi yazmıştır? O günün koşulları içinde, herhangi bir kişinin bütün batıl sistemleri susturabilecek ve çaplara hitap edecek mükemmel bir din ve kitap kurması mümkün değildir.Ayrıca Hz Muhammed daha önce hiç kimseye, iman meseleleri üzerinde yol göstermemiş, rehberlik etmemiştir. Daha önce hiç bir kitap üzerinde çalışma yapmamıştır. Allah’ın zati ve sıfatları konusunda da daha önce hiç bir yerden bilgi almış değildir. Efendimiz sadece Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara tebliğ etmiştir. Kuran’ın indirilmesi peygamberliğinin başlangıcından, efendimizin vefatına dek sürmüştür. Geleceği ve görünmeyeni bilmeyen hangi insan bu programı yapabilir? Yüce Allah’tan başka hangi varlık böyle ulvi bir programı icra edebilirdi?  ( Muhammed Abdullah Draz, The Origin of Islam: İslam’ın kökeni )

                                                                Sonuç

   Kendisine mal, liderlik, krallık teklifini neden ” Bir elime ayı bir elime güneşi koysanız İslam’ı anlatmaktan vazgeçmem.” diyerek reddetmiş ve daha sonra yıllarca – 3 yılı tecrit, ambargo altında 10 yıl civarında tehdit, saldırı, hakaret, suikast, tüm malını din yoluna kaybetmeyi göze almıştır. Öyle ki açlıktan karnına taş bağladığı, aylarca evinde sıcak yemek yiyemediği, sirke ile kuru ekmek yiyip sonra ” Ne güzel nimet” buyurduğu, yatak olarak hasır kullanıp, yatağından kalkınca hasırın izlerinin vücudunda belli olduğu, gelen bir çok hediyeyi evine girmeden dağıttığı düşünülürse ! Muhammed (as) zaten Hılfıl fudul derneğine üye, çevresi zenginlerle çevrili, Hacerul Esved’i yerine koyması olayı zaten şöhretini tüm Mekke’ye yaymışken O’na herkes Muhammed’ul Emin  diyorken, kendisi zaten Mekke’nin ileri  gelen lider bir kabilesinden ve akrabaları hep yönetici kesiminden insanlardan oluşurken böyle biri neden peygamberlikten önce de sonra da bir çok fırsatı elinin tersi ile itip hep zor olan yolu, İslam’ı tebliğ etme yolunu tercih edip, can-mal her şeyini bu yolda feda etsin? Hele hicret olayı tamamen bu iddiayı geçersiz kılar: Düşünsenize mal, mülk, hatıra, anı… her şey terk ediliyor, mantık mı bu? Bir topluma girince baş köşeye değil, boş olan yere otururdu.“Dünya benim neyime? Benim ile dünyanın misali, sıcak bir günde yolculuk yapan bir biniciye benzer ki, bir saat ağacın gölgesinde dinlenir, sonra da orayı terk edip gider.” (Bihar’ül-Envar, c.16, s.239). Oğlu İbrahim vefat ettiği zaman güneş tutulur ve insanlar İbrahim’in ölümünden dolayı üzgün olduğu ve bunun peygamberin azametinin delili olduğu konuşmaya başlarlar. Hz Muhammed :” Ay ve güneş Allah’ın iki nişanesidir ve asla kimsenin ölümü için tutulmazlar.” buyururlar ( Buhârî, II, 24.) Kendi menfaati için din uyduran (!) böyle fırsatı neden kaçırsın ki? Kuran’da var olan, kendini hatalarından ötürü uyaran ayetler ne olacak? Şöhret düşünen insan hatasını belgeler mi yoksa gizler mi? 40 yaşından sonra zıvanadan çıkan (!) bir insan resim- heykelinin yapılmasını neden yasaklasın? Ölümsüz olma isteği ile yapılan dev heykeller, piramitler düşünülürse bu mantıksız değil midir? Savaş ganimetlerinden kendi payına düşenlerin gideceği yerler bile bellidir ( Enfal: 41) Vefat ederken ne kızı ne damadını vekil bırakır. “Milletin efendisi millete hizmet edendir” buyurur. Halkına hizmet eder, su dağıtır, işleri paylaştırır, kendi  üzerine düşeni de kendi yapar – Mescit yapımında, hendek kazmada, piknikte – hep bir iş yapar, ayağının bağı çözülünce bağlamak isteyene ” Hayır bu kendi işini başkasına gördürmek demektir, ben efendi değilim” diye reddederdi. Ayrıca gelecekle ilgili ayetler için ne denecek: İran Bizans savaşından  hicret öncesi tecrit esnasında Kabe’ye asılan anlaşmanın başına gelen mucizevi olaya dek. Halbuki bizzat kuranda : “Geleceği Allah’tan başka kimse bilemez.” ( Neml: 65, En’am:59 ) buyrulur. Yani gelecekle ilgili doğruluğu daha hayatta iken bile ortaya çıkan şeyleri peygamberimiz Allah’a izafe etmiş, ‘O bildirmiştir’ diye açıklamıştır.  Kıyametin zamanı kendine sorulunca efendimiz, mesela 2000 sene sonra dese onu kim yalanlayabilirdi? Ama ne diyor Kuran : “İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” (Ahzab, 63 ) Kendisi bilmeyen konumda olmuş ama bundan gocunmamıştır!  Hatta, ” Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum.” (Ebu Avane: Müsned: 2-201, İbni Hanbel: 6- 107) buyurmuş ve Mekke’yi fethettiği günlerde yanında iken peygamberimizin haşmetinden titreyen kişiye:” ‘Kendine gel! Ben bir hükümdar değilim. Ben ancak, Kureyş kabîlesinden kurumuş et yiyen bir kadının oğluyum.” (Sünen-i İbn-i Mâce, 2/1100-1101) demiştir. Ya peki -Haşa- kendi yazdığı kitapta insan kendini neden uyarılara muhatap kılsın: Âma bir kişi ile o  anda başka bir şeyle uğraştığı için yeteri kadar ilgilemeyen peygamberimizi uyaran (Abese:1-11), kendisine deliller eksik ulaşınca hatalı bir hüküm vermek üzere iken uyaran (Nisa:105-109), ayrıca ” Ey Muhammed peygamberlik görevini tam yap” şeklinde uyarı (Maide: 67) ayeti dahil  bu tür ayetleri kişi neden kendi  yazdığı (!) kitaba koyup  kendi kendini zor duruma  soksun? “De ki  ey Muhammed: bende sizin gibi bir insanım.” ( Fussilat: 6) ayetini hangi dünyevi emelleri olan saf kitaba koyar ki? Peygamberimiz  başına gelenlere sabretsin diye kuranda örnekler anlatılır ( Hud:120), “Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahye dilene tabi oluyorum.” (Ahkaf: 9) , ” Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum.” ( En’am:50 ) diye yazan bir kitabı  insan  kendi eli ile neden yazsın ki?! Tebük seferinde münafıklara izin verince ” Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin? ” (Tevbe:43) ayetini kendi yazdığı  kitaba insan neden eklesin, hatasını gizlemesi gerekmez mi idi?  Ama bu ve benzerleri için mazeret arayan, ‘O ayetler tevazulu, alçak gönüllü gözükmek için oraya koymuştur.’ diyen çıkacaktır. Hatta ‘ Allah ve melekleri Muhammed’e  salat ederler sizde O’na salat edin.’ (Ahzab:56) ayetinden hareket ederek bakın aslında kendini nasılda yazdığı kitapta övdürüyor diyen de çıkmadı mı? Halbuki bilmez ki salat dua demektir, yani ‘Ey Allah’ım, kulun Muhammed’e yardım et, O’nu tıpkı İbrahim aleyhisselama davrandığın gibi aziz kıl ve O’nu da mübarek kıl.’ deriz. Yani O nebi aleyhisselama sadece dua eder, makamının yüce olmasını temenni  ederiz.

Ahzab, 56. ayet: “Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun.” Salat, yardım, destek anlamındadır. Allah sadece peygambere değil, kullarına da salat eder. Ahzab, 43. ayet: ” Allah ve melekleri karanlıklardan aydınlığa çıkmanız için size salat eder.” Yani, Allah bizimle mesajlaşır, varlığını hissettirir. Salat tek taraflı bir eylem olmadığı gibi, peygambere özel bir durum da değildir. ( Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 147)

Kısaca iddia edilenin tam tersine bir anlamı vardır o ayetin. Cehennemi  hak etmek ise bol iftira, yalan ve önyargı  ile mümkündür ancak!  Son bir örnekle bitirelim. Tebbet Suresi: Surede Ebu Leheb, yaptığı kötülüklerin cezası olarak hastalanacak ve cehennem ehli biri olarak ölecek diye haber vermektedir. Bu ayet indiğinde Leheb sağlıklı idi ve istese- sadece bu ayeti yalanlamak için -sahtekarlık yaparak, kendisine iman etmiş görüntüsü vererek Kuran’ı yalancı çıkarabilecek bir faaliyete girişebilirdi! Böyle bir şeyi Hz. Muhammed (sav) neden göze alıp,böyle bir sure uydursun veya iman etmeyeceğini ve surede belirtilen haller ile öleceğini efendimiz nereden bilsin?

Efendimiz Mekke’nin fethi günü kendisine işkence eden Mekki’li müşrikleri af ederken bile önplana kendini değil, Adem aleyhisselamdan gelen peygamberlik silsilesini koymuş ve o silsileden birine atıfta bulunarak insanları af etmiştir: “Benim halimle sizin haliniz, Yûsuf (A.S) ile kardeşlerinin hâli gibi olacaktır. Yûsuf (A.S)’ın, kendi kardeşlerine dediği gibi, ben de: Size bugün hiçbir başa kakma, hiçbir kınama ve ayıplama yoktur! Allah sizi affetsin! O, Esirgeyicilerin En Esirgeyicisidir!’ diyorum. (Yusuf, 92 ) Gidiniz! Sizler, âzâd edildiniz ve hepiniz serbestsiniz.” ( İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 5/74; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 9/118) O (sav)  hayatının her anında önce davasını düşünmüş ve önplana çıkarmıştır.

Efendimizin peygamberliğinin 7. Senesi (Milâdi: 617), Mekkeli müşrikler Müslümanlar ile her türlü alışverişi yasaklarlar (İbni Hişâm, Sîre, 1/375; İbni Sa’d, Tabakât, 1/208-209; Belâzurî, Ensab, 1/229-230; Taberî, 2/225) Müslümanlar Mekke’nin kuzey tarafında bulunan Şi’b-i Ebu Talib (Ebu Talib Mahallesi) denilen yere topluca taşınırlar (İbni Hişâm, Sîre: 1/375; İbni Sa’d, Tabakât: 1/209; Taberî, Tarih: 2/225 ) Bu boykot tam 3 sene sürer. Boykota uğrayanların ihtiyaçlarını gidermek için başta Peygamber Efendimiz olmak üzere, Ebu Talib ve Hz. Hatice varlıklarının tümünü harcadılar.  Efendimiz, bütün bu sıkıntılı ve ağır şartlar altında, yine tebliğ vazifesini hakkıyla ifâ ediyor, akrabalarına, Hâşimoğullarına iman ve İslâmı anlatmaktan bir an dahi geri durmadı. Bi’setin yedince senesi Muharrem ayı başında Resûl-i Ekrem, amcası Ebû Talib’e vahiy aldığını ve müşriklere bir teklif sunacağını iletmesini rica eder:  Eğer Muhammed doğru söylemişse, bu zulüm ve kötü davranışınızdan vazgeçilecektir. Eğer yalan söylemişse, Ebû Talip Muhammed’i müşriklere teslim edecektir ve  onu öldürmek veya diri bırakmak hususunda serbesttirler.(İbni Hişâm, Sîre, 1/16-17; İbni Sa’d, Tabakât, 1/209-210 ) Hayatını inandığı vahiy doğrultusunda ortaya koyar ve haklı çıkan efendimiz olur. Hâlbuki sadece İslam’ı anlatmayı bıraksa, hatta putlara karşı çıkmasa müşrikler efendimizi hem servete boğacak hem kendisine liderlik vereceklerdir. ( Sîretu İbn Hişam, 1/266; İbnu Seyyid’n-nas,Uyunu’l-eser, 1/132; İbn Kesir, es-Sîretu’n-Nebeviye, 1/474;  Beyhakî, Delail’u’n-Nübüvve-şamile- 2/63; Taberî, 2/218-220, Beldzuri.Ensabu ‘I-Eşraf,I, 230 Bir insan dünyalık için yola çıksa, davasına inanmasa, menfaat için hareket etse tüm yukarıdaki sıkıntıları göze alır, hayatını, servetini tehlikeye atar mı idi?

 

   “Kuran’ın mucizevi niteliği kısmen tarzında yatar -o kadar mükemmel ve yücedir ki hiçbir insan ve cin en kısa suresiyle kıyaslanabilecek tek bir sure yazamaz- kısmen de öğretisinin içeriğinde, gelecek hakkındaki bilgilerinde ve Hz. Muhammed (sav)’in asla kendi kendine elde edemeyeceği bilgilerin olağanüstü derecede doğruluğunda yatar.” (Harry Gaylord Dorman, Towards Understanding Islam -İslam’ı Anlamaya Doğru-)  ” Kuran ve bilim “adlı yazımız da oryantalist araştırmacının görüşünü teyit eder.

L. Massignon İslam’ı İbrahimi bir din görür. ( Opera Minora I/57-81) J. Monchanin ise İslam’ı Tevrat öncesi dini geleneğin, yeni bir zuhuru sayılabileceğini ileri sürer.  ( Mohamet, Israel et le Christ ) Y. Moubarac ise İbrahimden iki ayrı kurtuluş hattı olduğunu, birinin İsa, diğerinin Muhammed’e ulaştığını söyler. ( Lumiere et Vie, sayı: 25, s. 30) L. Marraci, Prodromus adlı eserinde, ‘ Eğer Muhammed’in hayatını, bizim Avrupalı yazarların dediklerine göre yazsaydım, Müslümanlar nezdinde gülünç duruma düşerdim. Kaldı ki bu yazarlar anlattıkları şahıs olan Muhammed konusunda da ittifak halinde aynı şeyleri söylemektedirler; o derece ki, bunların aynı şahıstan bahsettiklerini anlamak son derece zordur. ‘ ( Prof. Dr. S.  Yıldırım,  Mevcut kaynaklara göre Hıristiyanlık, s. 348) “İslam dinini cahil bir rahibin tavsiyesine veya mizacı, daha sonra kendisini peygamber ilan edebilmek için gizlediği eksiklikler ve kusurlarla dolu bir sahtekarın şekillendirdiğini iddia etmek doğru olmaz.” ( Henri Comte de Boulainvilliers, Live de Mahomet, s. 215-225)

.

                                                             Soru- cevaplar

Soru: Selamun aleyküm. Geçenlerde üniversitemizde (Münster Üniversitesi) sürekli pohpohlanan çağdaş tarihselcilerden birinin (Angelika Neuwirth)in Abraham Geiger’dan bahsederek Kur’an-ı Kerimdeki Yahudilikten esinlenmelere birtakım örnekler verdi. Orada Bakara suresinin 93. Ayetini diline doladı.Hz. Peygamber aleyhisselamın İncil’den sözüm ona yanlış bir nakil yaptığından bahsediyordu. ‘İşittik ve isyan ettik’ tabirinin yanlış bir nakil olduğundan dem vuruyordu.Maalesef bu tarz görüşler üniversitemizde „ilahiyat“ bölümlerinde son derece revaçta. Bu tarz iddialara ve hususen burada zikrettiğim iddiaya nasil cevap verebiliriz ?Üniversitede bulunduğumuz icin bu tarz tartışmalardan, ilmi mücadele alanlarından kaçınmamız bir yerde imkansız oluyor. „Bu türden oryantalist iddialara verilmiş ilmi cevaplar mutlaka vardır“ diyerek bir süredir bu soru işaretini yanımda taşıyorum, fakat o cevaplara ulaşamadım henüz. Bu tarz iddiaları ele alan, cevaplar öneren eserler var midir ? Hangileridir ? Özellikle bu alanla ilgili sizden destek diliyorum, lütfen bu konuda yardımcı olun. Allah’a emanet olun, sağlıcakla kalın sevgili hocam.
 

 Cevaben: S. aleykum. Halil Kardeşim, Yahudiler, ‘Kuran Tevrat’tan alıntıdır’ der, Hıristiyanlar İncil’den. Bazısı Mekke kültürünün devamıdır der, bazısı ortaya karışık; hepsinin toplamıdır iddiasında. Detay için, ‘ İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru’ adlı yazıya bakılabilir.

Yahudi birinin,’ Kuran Yahudi kaynaklıdır’ iddiası yeni değildir ve bu iddia, onun açısından, gayette doğaldır! Cevaba ise, öncelikle; ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımızla başlanabilir! Gelelim Yahudilere: Allah (cc), Yahudilerden birçok söz almıştır: En başta, ‘Allah’a kulluk edip O’na ortak koşmayacaklarına, doğru olduklarına ilişkin kanıtlar getiren peygamberlere iman edeceklerine, Allah’ın hükümlerine ve kanunlarına boyun eğeceklerine’ ( Menar, I/290), ayrıca, Tevrat’a sımsıkı sarılacaklarına (Bakara, 63), namazı kılacaklarına, zekâtı vereceklerine, peygamberlere inanacaklarına, muhtaçlara Allah rızası için borç vereceklerine (Mâide, 12), kendilerine indirilen kitabı gizlemeyip insanlara okuyacaklarına (Âl-i İmrân,187) vd.. Ama onlar sözle ‘İteat ettik’ deselerde, fiillerinde ‘İsyan’ etmişler, bunun üzerine onlara ahlakî içeriğe sahip İncil gönderilmiştir. Ama ona bile sahip çıkamamış ve sapıtmışlardır. ( Fatiha, 7) Kuran’ın İsrailoğullarına bakışı için, ‘Turan Dursun’a cevaplar’ adlı yazımızdaki, ‘İsrail milleti üstün mü idi?’ adlı başlığa bakılabilir.

Bu oryantalist iddialara, ‘Kuran’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz. Aynı yazının başındaki uzantılar da konuyu tamamlar özelliklere sahiptir.

Tavsiye kaynak olarak eser adı verebilir miyim? Prof. Dr. Abdülaziz Hatip hocanın, “Kuran ve Hz. Peygamber Aleyhindeki İddialara Cevaplar” adlı eseri müthiş ama yeni baskısı yok. Belki internetten bulabilirsin. İbrahim Sarıçam’ın,” İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru” adlı eseri de çok güzeldir. Ayrıca, rahmetli Mustafa Asım Köksal’ın İslam tarihi adlı eserinde hem özel bir cilt hem de hemen her ciltte oryantalist iddialara cevaplar varıdr.

Açıkçası, haddimizi aşmak gibi olmasın ama, bulduğumuz hemen tüm eserleri okuduk ve siteye, en azından özetini, ekledik!
Faydalı olduk ümidi ve selam ve dua ile. Dualarınızda unutmayınız!

.

 

   Soru: Canım kardeşim bu yazıyı da cevaplayabilir misim? http://www.td—.com/index.php/kose-yazarlarimiz/ari—/59-tevrat

  ( Musa peygamberle ilgili Kuran’dan ayetler ve yorumları )

  Cevap: Sayın Çelen, öncelikle bu yazıyı yazan kişi hakkında bir iki cümle etmek gerekmektedir. Emekli olana dek inanmadığı değerleri sırf para kazanma amacı ile insanlara inanıyor gibi gösterip, insanları kandırmış, emekli olunca da gerçek yüzünü gösterip İslam aleyhine görüşlerini tek tek ortaya koymaya başlamıştır. Yazı kadar yazanın kimliği de önem arz etmektedir. Bunun altını çizdikten sonra gelelim yazısına:

   Kuran’da anlatıldığına göre (tabii ki Tevrat da farklı anlatmıyor) Musa ve etrafında toplananlar Mısır’dan ayrılıp Sina’ya gelince Musa uzakta bir ateş/ışık görüyor ve ailesine “Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti. Olabilir ki ondan size bir kor parçası getiririm yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum” diyor.

   Bir kere daha ilk cümlede mantık hatası başlıyor. Kuran ile Tevrat’ın ” tabii ki ” farklı olamayacağı ifade ediliyor. Halbuki sitemizde Tevrat-İncil ve Kuran arasındaki farklar ele alınmış ( Mesela Oryantalist Leone Caetani’nin İslam Tarihi’ne reddiye , Kuran’ın Kaynağı Nedir ve Hıristiyanlık-incil başlıklı yazılara bakılabilir)  ve başta Tevrat’ın ırkçı tanrı anlayışı ve İncil’in teslis inancı olmak üzere tanrı-peygamber-kutsal kitap tanımlarının birbiri ile uyuşmadığı gözler önüne serilmiştir. İlk düğme yanlış iliklenince sonrakilerde doğal olarak yanlış ilkleniyor. Ki düşünün lütfen bu farkı bile göremeyen bir insan dindarların arasında emekli olacak kadar görev ifa etmiş ve şimdi de din aleyhine kitaplar yazma cüretini göstermektedir.

   Musa da “Bana müsaade verin; dağa çıkıp 40 gün içinde isteğinizi yerine getirelim” diyor. Bu 40 gün olayı Bakara Suresi 51. ayette  geçiyor. Araf Suresi’nin 142. ayetinde ise önce 30 günden söz ediliyor ve 10 gün daha ilave edilerek 40 güne tamamlandığını belirtiyor.

   Yazar  gibi emekli olana dek Müslüman görünüp sonra gerçek yüzünü gösterenlerin yazısından sonra şimdide Yahudi iken Müslüman olup tefsir yazacak kadar kendini İslami ilimlerde derinleştirmiş Muhammed Esed’in tefsirinden ( Kuran Mesajı ) cevap verelim: “Hz. Peygamber’in birçok Sahâbesi’ne ve özellikle İbni ‘Abbâs’a göre, ilk otuz gece Hz. Musa tarafından orucun da dahil olduğu ruhî hazırlıkla geçirilecek ve bunu izleyen on gece içinde de kendisine Tevrat (on emir) indirilecekti. (Zemahşerî ve Râzî): Keza bkz. Menâr IX, 119 vd. Arapça kullanım içinde “gece”ler aynı zamanda “gün”leri de kapsayan bir süreyi ifade eder.”

   “Gece zikredilmekle, aynı zamanda gündüz de kastedilmektedir. Aslında yirmi dört saati kapsayan zaman dilimine dikkat çekilmektedir. Yoksa gece vakti Sînâ dağına çıkıp, gündüz vakti aşağıya inmiyordu.”  ( Yeni Anlayışın Işığında Kuran Tefsiri, Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı )

   Şu anki bilgimizle bizim anladığımız ilk 30 gün oruç ile geçen zaman sonraki 10 gün Allah ile muhatap olduğu zamanı ifade eder. Yani Bakara suresinde (51. ayetteki) «40 gün»ün zikri mücmel, burada ise mufassal geçmiştir, yani daha açık ifade ile detaylandırılmıştır.

    ” Hz. Musa, kendisine söz verilen buluşmaya hazırlanıyordu. Bu süre zarfında göklerin direktiflerinde kendisinden geçmesi için, dünyanın meşgalelerinden uzaklaşıyordu. Yüce yaratıcının rahmetiyle donanmak, ruhunu temizlemek, aydınlatmak ve şeffaflaştırmak, kendisini bekleyen görevi üstlenmek ve kendisine söz verilen risalet misyonunu kaldırabilmek amacı ile azmini bilmek için insanlardan uzak bir hayat yaşıyordu.” ( Fizilal’il Kuran, Seyyid Kutup )

    “Nitekim şair şöyle demiştir: “On ve dört…” Bununla ayın dolunay olduğu gece olan on dördüncü günü kastetmektedir. Arap dilinde böyle bir kullanım mümkündür. ” denmektedir. Bilindiği – ve sitemizde defalarca dile getirildiği – gibi Kuran indiği toplumun iletişim dili ile insanlara hitap etmiştir. O dönem Arap toplumunda gayet doğal olan bu edebi usul Kuran’da defalarca kullanılmıştır.” ( İmam Kurtubi, el-Câmiu li-Ahkâmil’l-Kur’an, 7/444-445)

   Et-tefsirul hadis adlı eser Araf 142. ayeti çok güzel meallendirmiştir: ” Musa ile otuz gece [bana ibadet etmesi için) sözleştik ve buna on gece daha kattık. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit, kırk geceye tamamlandı. “

   Benzer bir üslubu Allah Azze ve celle yine Kuran’da Ashabı Kehf içinde kullanır. Konu Kehf suresi 25. ayette geçer: ” O gençler mağarada üç yüz yıl kaldılar. ” Buna dokuz daha eklerler..” 300 yıl ve 9yıl. Neden Kuran’da direk 309 yıl denmemiştir de 300+ 9 yıl diye telaffuz edilmiştir: Kuran 300 yılı güneş yılı olarak nitelendirmiş ve arttırılan 9 yıl, 300 güneş yılının dengi olan ay takvimine göre 309 yılına gönderme olarak belirtilmiştir. Yani 300 yıl miladi, 309 yıl ise hicri takvime göre mağarada geçen zamana işaret eder. Görelim Mevla’m neyler…

   Peki yazar hayalinde bu olayı nasıl yorumlamıştır?:

   Belli ki Musa ilk etapta 30 günlük bir süre tayin etmiş ama dağa çıkıp da bu sürede işini tamamlayamayacağını anlayınca (tabii ki mermer veya taş oymak, üzerine yazı yazmak zaman alır) 10 gün daha eklemiştir. Bunu da kavmine “Allah o süreyi uzattı!” şeklinde sunmuştur.

   Hadi oryantalistler Kuran’ı Muhammed yazdı diyorlar, bu ateiste ne oluyor ki Musa peygambere de aynı ithamda bulunmaktan kendini geri alamıyor? Hadi Musa Tevrat’ı yazdı, yazılan eserdeki hataları (!) neden (Hz ) Muhammed kendi yazdığı (!) esere de aynen aktarsın? Yeni bir eser yazacak (!) olan, kendisine söz söylettirebilecek bu tür ifadeleri neden kendi eli ile kendi yazdığı esere koymuş olsun? ( Kuran’ı Hz Muhammed mi yazmıştır başlıklı yazımıza bu konunun detayları için müracaat edilebilir )  Kısaca Kuran’daki ayetlerden hareketle Musa aleyhisselam’a ithamda bulunmakta yerli ateistlere has bir özellik olsa gerekir. Aslında ortada bir sorun olmadığı, ayetlerin kendi içerisinde anlam bütünlüğü taşıdığı ortada. Ama görmek istemeyenden daha kör kim vardır ki?

   Aslında Kuran’daki bu ayette Musa’ya verilen sürenin “40 gece” olarak ifade edilmesi bence daha önemli. Neden 40 gün değil de 40 gece?

   Bu konuya cevap yukarıda verildi.

   Çünkü gece karanlığında O’nu birilerinin taş/ mermer ocağında görme ihtimali çok daha düşük. (Plan o günün şartlarına göre gerçekten iyi hazırlanmış )

   Ama ne yazık ki ateist mantık hiçte iyi çalışmamış!

   Ateist yazar burada mantık hatasında bulunmaktadır: Gecenin sessizliğinde mermere vurulan çekiç darbeleri  çok daha fazla dikkat çekerdi.Ayrıca gece karanlığında yazmak içinde ışık gerekir ki bu da gece vakti – gündüze nazaran- daha fazla dikkat çekerdi. Unutmayalım ki söz konusu olan metin kağıt üzerine değil, ( Yazara göre ) mermer üzerine yazılmaktadır ( ! )

   Yazar ayrıca Musa peygamber’in 40 gece dağda kalması ile efendimizin 40 yaşında peygamber olması arasında rakamsal benzerliğe de işaret ediyor ki bu mantıkla herhangi – kim olursa olsun- iki kişi arasında bir çok benzerlikler rahatlıkla bulunabilir. Bu bilimsel bir yaklaşım tarzının değil, subjektif bir bakış açısının tezahürüdür. Geri kalan boş iddiaları ise araya sıkıştırılan taassup ifadeleridir, konu bütünlüğünü bozmaması için onları ele almıyoruz.

                                                                                                   Muhammed EHAD

Soru: Youtube’daki bir videodaki iddialar.

Cevap:  Kuran’daki şifreler kırıldı, DiniGercekler, hezeyanlarına – Gelen istek üzerine – cevaplar.

 

Karikatürist Kasım Özkan’ın karikatüründen hareketle siyon simgesi arasında bağlantı kurup veya Allah (cc) yazısı ve şedde ile yine siyon şamdanı arasında bağlantı kurup buradan İslam’a saldırmak için bir şey çıkacağını zanneden bu mantık fukarası ateistin videosu ve cevaplarımız.

Ateistin arada sıraladığı iddialarını alt alta koyup cevaplarını sitemizdeki uzantıları ile veriyoruz:

Türklerin Müslüman olması,  Efendimiz ümmi mi idi?, Hz Aişe ile evlilik yaşı, Allah kalpleri mühürler mi?, İslam’ın ırkçılığa bakışı, Önce yer mi yoksa gök mü yaratıldı?:  http://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html  ve  http://islamicevaplar.com/kurandaki-celiskili-ayetler-ithamina-cevaplar.html

Ateistin iddiaları ve cevaplarına geçelim:

Önce özellikle altını çizelim, ateistin iddia ettiği gibi Türkler İslam’ı kabul etmekle Araplaştırılmamıştır; Müslümanlaşmışlardır!

“Gençlik dejenere olmuş durumda” diyor ateist,  sormak lazım kendisine ateizm Türk kökenli bir düşünce tarzı mıdır, aslında en büyük dejenere örneği bizzat kendisi değil midir?

“Müslüman mı olup Araplaşayım mı?” cümlesini kuran bir zihniyet İslam’ı anlayamadığını da itiraf etmektedir aslında. Hem ümmetçiliğe  ( Yani ırk temelli görüşü reddeden bir dünya görüşüne) saldıran ateist sonrada ümmetçi olduğunu söylediği İslam dinini ‘Arapçılıkla’ sınırlandıran bir mantıksız bakış açısına sahip bulunmaktadır. Ateist önce şuna karar vermelidir, İslam ırk temelli bir din midir yoksa ümmet temelli mi ?

Ayrıca bu adamın kullandığı avatar resmi de çok ilginç. Bu ateist dinsiz ırkçıların kullandığı avatarı kullanıyor ( N.A ve takipçileri konusuna girmiyorum) yani bu adam hem ırkçı hem dinsiz- ateist, gelmiş bir de bize akıl veriyor! Önce sen bir kendini düzeltsen daha iyi olmaz mı?

Hepsi ırkçılık kokan faşizan şu cümleleri kuran yine bu ateisttir: “Araplar yamyam, saldıran, gördüğü kıza tecavüz eden, kızları diri diri gömen ( Halbuki başka bir ateistte bu iddia yok diyor, T. Dursun’a cevaplara tıklayınız ; hangisini tutturabilirlerse yani) sapık bir halktı.”: İslam öncesi bu halde idiler iddiasında ise ateist, cevabımız, ‘E İslam o nedenle gelmişti zaten ‘ olacaktır. Hayır şimdi öyleler diyorsa bu bir ırkı tamamen kötülemektir, bunun adı ‘faşizm’dir. Cevap bile vermeyiz.

Neden sadece orta doğuya peygamberler inmiştir: Her topluma gelmiştir.Sadece kendilerine kitap verilen resüller orta doğuya gönderilmiştir. Çünkü medeniyetin beşiğinden tüm insanlığa kurallar aşama aşama yaygınlaştırılmıştır. İsa (as) havarilerini, efendimiz ashabı suffa’yı çevre ülkelere elçi göndermiştir. Konu Tüm dinlerin özü İslam’dır adlı yazımızda işlenmiştir.

Müslümanların okumadığını hatta “Embesil” olduğunu iddia eden bu adam, internette en azından kendinin peygamber gibi her yazdığını doğru kabul ettiği iki adamın ismi ile youtube’de açtığı bu videoya ve daha bir çoğuna cevapların çoktan internette verildiğinden bile habersizdir.

“İnsanlar araştırmıyor, koyun gibi inanıyor, manyak” gibi seviyesini belli eden kelimeleri araya serpiştiren – ve kullandığı kelimeleri az sonra kendisine iade edeceğimiz – bu ateistin takip ettiği yazarların sayısı emin olun 10’u geçmez. Hepsinin ve daha fazlasının okunup cevaplandığından habersiz  “Koyun gibi” okuduğu ateist eserlerin doğruluğuna “araştırmadan” inanan bu  tür “embesil” adamların iddiaları aslında yüzlerce yıl önce oryantalistlerin ortaya attığı, ateistlerse mal bulmuş mağribi gibi ‘Evreka’ diyerek ” manyakça” üzerine atladıkları, sanki ilk kez kendileri bulmuş gibi bir de insanlara yüksekten bakıp, onları cahillikle suçlayıp sübjektifliklerinin farkında olmadan ahkam kestikleri, çevrelerine kendilerince akıl vermeye çalıştıkları araklama fikir kırıntılarıdır. Himmete muhtaç dede, gayri kime himmet ede misali yani.

Bu ateist daha Kuran’ı “Tefsir” etmeye başlarken ilk kullandığı cümle, ” Muhammed neden Kuran’a Rahman ve rahim diye başladı” şeklindedir. Klasik oryantalist iddiası. Ateist Hıristiyan ağzı ile Kuran’a yorumlamaya başlıyor daha ilk cümlesinde ateist. Cevabı sitemizde, Kuran’ı Muhammed mi yazdı adlı çalışmamızda.

Sonra devam ediyor ateist, kullandığı cümlelere dikkat, “Olabilir, okuma bilmese bile, Şu nedenle söylemiş olabilir, büyük ihtimal ” Tahmin, atmasyon yani. Çünkü kendi de araştırmamış ki, oryantalistlerin piyonu olduğunun farkında değil. Bu mantığı E. Aydın ile Oryantalist Caetani’nin fikirlerini hatırlatıyor bana, aynı keyfi atmasyon haklarını kitaplarında onlar bol bol kullanmışlardı: E. Aydın’a cevap  ve Caetani’ye cevap yazılarımıza bakılabilir.

“Anne babasını kaybettiğinde peygamberimiz 7 yaşında imiş” araştırmacı ateist öyle diyor. Halbuki babasını doğmadan, annesini ise 6 yaşında kaybetmiştir efendimiz.

Bir Türk atasözünü ( Allah sevdiğini yanına erken alır ) Kuran’da geçiyor zanneden bu adam ne hakla Kuran şifrelerini çözdüğünü iddia edebilmektedir, bu ne korkunç cesarettir; tam bir “Cahil cesur olur” örneği ile karşı karşıyayız kısacası.

Ateist hem “Muhammed hicret etmedi, korktu kaçtı.” diyor sonra da “Kaçmasaydı da Mekke’liler orda onu linç etseydi.” diyor. Mantıksız cümleler bu kadar mı peş peşe gelir? – Allah dedirtiyor işte 😉 –  Madem öldürüleceğini biliyorsun neden hicretine karşısın, madem hicretine karşısın öldürüleceğini bari söyleme de dinleyenlerde sana azıcık inansın. Ayrıca batan gemisi en son kaptanlar terk eder sözünü onaylar gibi efendimiz tüm Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten sonra en son Mekke’yi terk ederek Medine’ye hicret etmiştir. Zaten “Kavuşabilmekle terk edebilmek doğru orantılıdır. Kavuşabilenler, terk edebilenlerdir. Terk etmeyi göze alamayanlar kavuşmanın hazzına eremeyeceklerdir.” Ama ‘Kavuşamayan’, arafta kalanlar kavuşmak için terk etmeyi nasıl hissetsin, kavrasınlar ki?

Efendimiz Hicret ederek kaçmamış; göç etmiştir, zaten hicret kelime itibariyle ” Bir yerden başka bir yere Allah rızası için göç etmek” demektir. Ama Allah’ın varlığını bilmeyen ( Sitemizde, Allah’ın varlığının delilleri adlı yazıya bakılabilir ) hissetmeyen, rızası için mal-canını feda edenlerin dünyasını nasıl anlayabilir ki? Tüm bunlardan habersiz ırkçı ateist bir de cümlesini şöyle tamamlıyor: “Buna hicret demenin anlamı yok, gerçekten komik.” Halbuki asıl komik duruma düşen her cümlesi ile cahilliği ortaya saçılan kendisi değil midir, bunun farkında bile değil ateistimiz.

“Dünyadaki yeme içme ihtiyaçları için insanların kendi kendilerini öldürmeleri normal” diyen bir ateistin daha videosunun sonuna geldik – Şükür!- Arada başka komik durumlara da düşüyor ama konuyu saptırmamak için ele almıyoruz.

Not: Gördüğünüz gibi iddiaların bir çoğunun cevabı sitemizde zaten mevcut. Önce sitemizin tamamı ile okunması gerekmektedir. Bu nedenle de sitemize e-kitap bölümü eklenmiştir zaten, indirip rahatça okunabilmesi için. Ve bir not daha: Yahu kardeşim, Allah rızası için bu seviyenin yerlerde olduğu siteleri gezmeyi bırak. Emin olun size de yazı, zamanınıza da. Bu zamanınızı namaz kılarak ve dua ederek geçirin, bana da dua edin inşallah,selametle kalın.

.

Soru: Yemame’deki Rahman konusu?
Bu kişi, tarihte, Müseylemet’l-Kezzab olarak bilinen ve yalancılığı ortaya çıkmış birisidir: Yer olarak çok uzak bir mesafeden efendimize birşeyler öğrettiği iddiası komiktir. Oradan gelip efendimize birşeyler öğretmesi, hele tanığın olmaması imkansızdır. Kendisi bu kadar biliyor idiyse, bunların neden baştan itibaren kendi fikirleri olduğunu savunmamıştır? Hayatı boyunca bu yalancının, Hz. Muhammed’e Kur’an’ı öğrettiğine dair en ufak bir iddiası da olmamıştır! Aksine kendisi de Hz. Muhammed (a.s.m) gibi bir peygamber olduğunu, onun gibi Allah’tan vahiy aldığını iddia etmiştir. Yani bu yalancı, efendimizi taklit eden birisidir, biri gerçek diğeri ise onu taklit eden bir sahtekardır: Efendimize bir mektup yazar Müseyleme: “Allah’ın elçisi Müseyleme’den Allah’ın elçisi Muhammed’e… Bundan sonra şunu belirtirim ki, bundan böyle yeryüzünün yarısı benim, yarısı da senindir.” Hz. Peygamber cevap verir”Allah’ın Resulü Muhammed’den yalancı Müseyleme’ye… Bundan sonra derim ki, yeryüzü Allah’ındır!”. (Razî, Maide, 54. ayetin tefsiri)
Fil suresinin benzerinin kendisine indiğini iddia edip bir nazire yapar:
“el-Fîlu me’l-Fîlu ve mâ edrâke me’l-fîlu lehu zenebun kasirun ve hurtumun tavil.”: Fil, filin ne olduğunu bilir misin? Onun kısacık bir kuyruğu ve uzun bir hortumu var. (el-Amidi, Gayetu’l-Meram fi ilmi’l-kelam, 344; el-Îcî, el-Mevakıf, 3/393)
Bunu mu ciddiye alacağız?!

 doga1-2-1-1

Kuran’ın Kaynağı Nedir, Kuran’ı Muhammed mi yazmıştır ? Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. Muhammed dedi ki:

    Ben elhamdulillah müslümanım. Ama kafama takılan sorular var. 1. Olarak Varaka Bin Nevfel.
    Varaka bin Nevfel (Arapça: ورقه بن نوفل بن أسد بن عبد العزي بن قصي القرشي), Muhammed’in eşi Hatice’nin kuzeniydi. Nasturi rahibi olan Varaka Mekke’nin rahibi ve vaiziydi. Tevrat ve İncil’i biliyordu ve bunları Arapçaya tercüme etmişti. Muhammed’in Hatice ile olan evliliğinde başkanlık etmişti. Genelde kabul görmüş klasik kaynaklarda Hatice’nin Muhammed’i ilk vahiyin ardından Varaka’ya durumu açıklaması için götürdüğü geçer. Varaka anlatılanları dinledikten sonra olayın bir vahiy olduğunu, Muhammed’e peygamberlik verildiğini ve eğer genç olsaydı onun destekçilerinden olmak istediğini belirtir.[1]

    Muhammed bin Abdullah’ın ilk vahyini Varaka bin Nevfel’e açıklamasından kısa bir süre sonra Varaka bin Nevfel vefat etti. Bu olayın ardından vahiy 40 gün süreyle kesintiye uğramıştır. Bu dönem “İnkıta-ı Vahy” hadisesi olarak adlandırılır.[2][3].

    Varaka bin Nevfel, İslam tarihindeki oldukça tartışmalı şahsiyetlerden biridir. Bilgili bir rahip ve vaiz olan Varaka, Tevrat, Zebur ve İncil’i de kapsayan Kitabı Mukaddes’e hakimdi. Zaman zaman Varaka’nın dinler tarihi konusunda İslam peygamberini eğittiği ve bu bilgilerin Kuran’a kaynak teşkil ettiği iddia edilir.[4] Gerek İslam alimleri, gerekse Kur’an’ın kendisi böyle bir iddiaya şiddetle karşı çıkmaktadır.[5]

    Varaka bin Nevfel’in din adamlığı dışında şair yönü de vardır. Yazdığı bazı şiirler günümüze kadar ulaşmıştır.[6][7]2. Olarak kafama takılan kişi Zeyd Bin Amr. Oda şu durumdan ötürü;
    Zeyd b. Amr b. Nüfeyl el-Adevî el-Kureşî (ö. m. 606), Peygamber Efendimize peygamberlik verilmeden önce yaşamış Mekkeli Hanîfler’den biridir.
    Câhiliye döneminde Kureyşliler, Büvâne isimli putun yanında yılda bir defa toplanır, ona kurban kesip hediyeler sunar, etrafında döner ve o günü bayram sayarlardı. Bu günlerden birinde dört kişi gizlice bir araya gelerek bu uygulamanın yanlışlığı hususunda görüş birliğine vardı ve yeni bir din arayışı maksadıyla bazı memleketleri dolaşmaya karar verdi. Bunlardan Varaka b. Nevfel ile Osman b. Huveyris Hıristiyanlığı kabul ederken Resûl-i Ekrem devrine kadar arayışını sürdüren Ubeydullah b. Cahş Müslüman olduktan sonra Habeşistan’a hicret etti, orada Hıristiyanlığa geçti ve Hıristiyan olarak öldü.

    Zeyd b. Amr ise araştırmaları neticesinde Yahudiliği de Hıristiyanlığı da benimsemedi ve kendi ifadesiyle “İbrâhim’in rabbine” ibadet ederek yaşadı. Bu bakımdan Zeyd risâletten önce Mekke’de Hanîfliğin en önemli temsilcilerinden sayılır.

    Zeyd b. Amr, bu süreçte farklı din mensuplarıyla görüşmek için Mekke’den ayrılmak istediğinde akrabalarının muhalefetiyle karşılaştı. Karısı Safiyye bint Hadramî onun niyetini Hattâb’a bildirdi, o da kendisine mani oldu. Kabilesi tarafından dışlanan Zeyd bir dönem Hira dağında yaşamaya mecbur kaldı. Onun Mekkeli gençleri yanına çekmesinden endişelenen Hattâb bazı kişileri başına musallat ederek Mekke’ye girmesini engellediğinden Zeyd şehre gizlice girmeye çalışırdı. Mekke’ye girebildiği zamanlarda insanları uyarır, Kâbe’nin yanında onlarla konuşur,

    Zeyd, İbrâhim’in dinine uyanlardan kendisi dışında kimsenin kalmadığını söyler ve şöyle dua ederdi: “Allahım! Şahit ol ki ben İbrâhim’in dinindenim” (Buhârî, Menakıbü’l-ensar, 24); “Ey Allahım, ey İbrâhim’in ilâhı, dinim İbrâhim’in dinidir” (Nesâî, Menâķıb, 13)

    Bu dinin gereklerini tam bilemediğinden Kâbe’ye dönüp, “Allahım! Sana ibadet etmenin en iyi yolunu bilsem öyle ibadet ederdim, ne yazık ki bilmiyorum!” diye hayıflanır, elleri üzerine secde ederdi. Onun ayrıca belirli vakitlerde Kâbe’ye yönelerek namaza benzer bir ibadeti yerine getirdiği zikredilmektedir. (İbn Hacer, el-İsabe, I, 569-570)

    Hak din yolunda Hayber ve Medine Yahudileriyle, Fedek, Eyle, Musul ve Cezîre taraflarındaki yahudi ve hıristiyan din adamlarıyla görüşen Zeyd bunlarda aradığını bulamayınca Dımaşk’a gitti. Belkā’da (yahut Hîre, Cezîre veya Musul’da) karşılaştığı bir rahip kendisine aradığı dinin artık mensubu kalmayan Hanîflik olduğunu, onu ihya edecek peygamberin Hicaz’da çok yakında ortaya çıkacağını söyledi.

    Bunun üzerine geri dönen Zeyd dönüş yolunda bir rivayete göre Lahm kabilesinin topraklarından geçerken öldürüldü.

    Birçok kaynakta, Zeyd’in bi‘setten beş yıl kadar önce Kâbe’nin tamir edildiği dönemde vefat ettiği kaydedilmekle birlikte Dımaşk’ta öldüğüne dair bilgiler de mevcuttur. (İbn Asâkir, XIX, 516)

    Nitekim Dımaşk’tan dönünce dolaştığı yerlerde Hz. Peygamber’in zuhuru ve sıfatları hakkında öğrendiklerini başkalarına anlattığına dair rivayetler kendisinin Mekke’ye ulaştığını ve burada bir süre daha yaşadığını göstermektedir. (bk. İbn Sa‘d, I, 161-162; İbn Asâkir, XIX, 503-504; İbn Hacer, Fethu’l-bârî, XIV, 300)

    Zeyd, Medineli Hanîf Ebû Kays Sayfî b. Eslet’le Mekke’de konuşmuş, Ebû Kays kendisine birçok yeri dolaştıktan sonra İbrâhim’in dinine bağlı kalmayı tercih ettiğini söylemiştir. (İbn Sa‘d, IV, 384)

    Sünnet olan ve Kâbe’yi tavaf eden herkesin Câhiliye Arapları tarafından Hanîf kabul edildiği, Hz. İbrâhim’in şeriatına ait çok az şeyin bilindiği bir dönemde Zeyd, Câhiliye toplumunda yaygın olan birçok âdet ve uygulamadan uzak durur, zinaya (veya ribâya) karşı insanları uyarır, kız çocuklarının diri diri gömülmesini engellemeye çalışır, babaları tarafından gömülmek istenen kızların geçimini üstlenir, yetişkin hale gelinceye kadar onlara bakardı.

    Zeyd’in oğlu Saîd, Hz. Ömer’le birlikte Resûl-i Ekrem’in yanına giderek, “Eğer babam size erişebilseydi iman ederdi, onun bağışlanmasını dileyebilir misiniz?” diye sormuş, Resûl-i Ekrem de, “Elbette onun için istiğfar ederim, o tek başına bir ümmet olarak haşredilecektir” cevabını vermiştir. (Müsned, I, 189-190; İbn İshak, s. 99-100)

    Resûl-i Ekrem’in bu sözlerinden hareketle Zeyd ve onun gibi muvahhidler fetret ehlinden sayılmış, sahâbî kabul edilmedikleri halde bazı sahâbe tabakatlarında kendilerine yer verilmiştir. (bk. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Zeyd b. Amr md.)Sorun şu. 2. Makalenin şu kısmında şu ifadeler var. “Câhiliye döneminde Kureyşliler, Büvâne isimli putun yanında yılda bir defa toplanır, ona kurban kesip hediyeler sunar, etrafında döner ve o günü bayram sayarlardı. Bu günlerden birinde dört kişi gizlice bir araya gelerek bu uygulamanın yanlışlığı hususunda görüş birliğine vardı ve yeni bir din arayışı maksadıyla bazı memleketleri dolaşmaya karar verdi. Bunlardan Varaka b. Nevfel ile Osman b. Huveyris Hıristiyanlığı kabul ederken Resûl-i Ekrem devrine kadar arayışını sürdüren Ubeydullah b. Cahş Müslüman olduktan sonra Habeşistan’a hicret etti, orada Hıristiyanlığa geçti ve Hıristiyan olarak öldü.

    Zeyd b. Amr ise araştırmaları neticesinde Yahudiliği de Hıristiyanlığı da benimsemedi ve kendi ifadesiyle “İbrâhim’in rabbine” ibadet ederek yaşadı. Bu bakımdan Zeyd risâletten önce Mekke’de Hanîfliğin en önemli temsilcilerinden sayılır.

    Zeyd b. Amr, bu süreçte farklı din mensuplarıyla görüşmek için Mekke’den ayrılmak istediğinde akrabalarının muhalefetiyle karşılaştı…..” vs.

    Makalenin devamında Zeyd Bin Amr’ın bu tututumundan dolayı kavminin Zeyd’i dışladığı Mekke’ye girişini yasakladığı, Zeyd’in bu yüzden Hira dağında bir dönem yaşamaya mecbur kaldığı yazıyor. Hira dağıda bize yabancı gelmedi. Peygamber efendimizinde peygamberliğinden 5 yıl önce yani 35 yaşından 40 yaşına kadar hira mağarasına gittiğini günlerce eve gelmediğini biliyoruz. Rivayetlerde Peygamberimiz 35 yaşlarında iken Zeyd’in vefat ettiğini yani 606 yılında vefat ettiğini söylüyor. Bu ne kadar doğrudur ALLAH bilir. Eğer bu doğru değilse Zeyd o tarihte ölmediyse bir dönem Hira Dağın’da yaşayan Zeyd ile birlikte Peygamberimizin yaşamış olma ihtimali var mıdır? Çünkü Peygamberimizin Zeyd’den Hira dağında eğitim görmüş olabileceğini söyleyen bir kısım insan var. Sadece bu değil. Makalenin bu kısmında;
    Câhiliye döneminde Kureyşliler, Büvâne isimli putun yanında yılda bir defa toplanır, ona kurban kesip hediyeler sunar, etrafında döner ve o günü bayram sayarlardı. Bu günlerden birinde dört kişi gizlice bir araya gelerek bu uygulamanın yanlışlığı hususunda görüş birliğine vardı ve yeni bir din arayışı maksadıyla bazı memleketleri dolaşmaya karar verdi.” Bu 4 kişiden biri Varaka Bin Nevfel’dir. Peygamberimizin ilk Eşi Hz.Hatice’nin amcası oğludur. Evliliklerinde başroldeki kişi olduğu söylenir. Dinler hakkında çok iyi bilgisi olan, dinler hakkında araştırmalar yapmak için seyahetler yapan Roma’ya kadar gitmiş bilgiler toplayan biri olduğu söylenir. Hatta hristiyan olmasına rağmen Hz İsa’yı ve Hz Meryem’i tanrı kabul etmez bu inanışı yanlış buluyormuş. Onlarında insan olduğunu savunuyormuş. Velhasılı kelam İslam kuran kişilerden biri olduğu söylenir. Hatta İslam’ı Varaka Bin Nevfel ile birlikte bir ekibin kurmuş olduğu söyleniyor. Varaka Bin Nevfel ise bu ekibin önemli bir parçası olduğu söyleniyor. Çünkü Peygamberimize Hira Mağarasında ilk vahiy geldikten sonra Hz.Hatice Peygamberimizi Vataka Bin Mevfele götürüyor. Varaka Bin Nevfel Peygamberimizin peygamber olduğunu söylüyor, doğruluyor. Fakat çok geçmeden 610 senesinde vefat ediyor. Ve o vefat ettikten sonra uzunca bir süre Vahyin kesildiği gelmediği söyleniyor. İlginçtir ki rivayetlerde Cahiliye döneminde yeni bir din arayışına giren bu 4 kişi’den en önemlilerinden biri Varaka Bin Nevfel’in tam Peygamberimize ilk peygamberlik geldiği zamanda yani 40 yaşında vefat ettiği söyleniyor. Ve yine ilginçtir ki Hira mağarası ile ilişkisi olan Zeyd Bin Amr’inde Peygamberimizin tam hira mağarasına gitmeye başladığı zamanda yani 35 yaşında Zeyd Bin Amr’in öldüğü söyleniyor. Bu iki kişinin ölüm zamanlarının Peygamberimiz ile ilgili önemli olayların olduğu zamanlarda olması gerçekten çok ilginçtir. Sanki bu iki kişinin Peygamberimiz ile bir ilişkisinin olmadığı inandırılmaya çalışılıyor. Bu iki kişinin ölüm tarihleri bu yüzden çok ilginçtir hatta doğru olmaya bilir. Peygamber’imizin arkasında bir komisyonun olduğu söyleniyor. Hatta bu komisyona mesela bu komisyona Hz.Ömer’in de sonradan katıldığını (veya en baştan vardı ama çaktırmıyordu, uyuyan ajan görevi görüyordu, böylece bir mucize şeklinde taraf değiştirebilecekti. öyle de oldu) düşünmek için geçerli ve yeterli delillere sahibiz:
    …… Bu link’e bir göz atmanızı yazdıklarımı yayınlayıp, cevaplamaya çalışmanızı gerçekten çok isterim. Lütfen bu yazıları silmeyin ki üzerinde tartışılsın. Belki siz cevaplayamazsınız ama bir başkası cevaplayabilir.on metnin alt kısmında bir linki hatalı paylaşmışım. Hz.Ömer’in İslam’ı kurduğu iddia edilen komisyona üye olduğunu iddia edenlerin bunu düşünmelerine sebep olan olayın linki’de şudur.

    CEVABEN
    Muhammed kardeşim “Kur’an’ın kaynağı nedir?” başlıklı yazıda ve uzantı verilen diğer yazılar da, bu konular ele alındı.
    Kur’an’ı Hz Muhammed mi yazmıştı, Hazreti Ömer mi yazmıştır, haniflerden mi alınmıştır, Varaka’dan mı alınmıştır ve diğer iddialar…
    Ölüm tarihleri ise tamamen spekülasyon, kesin bilinemeyecek bilgiler hatta, komik iddialar…
    Selam ile.

    Aklıma takılan husus olayların tam Hz Muhammed peygamber olacakken gerceklesmesidir cevabınız nedir acaba veya kaynak verir misiniz şimdiden Allan razı olsun 🙂

    CEVABEN
    Muhammed kardeşim, olan bir şey yok!
    Peygamber Efendimiz peygamber olmadan önce toplumda, muhammedül Emin sıfatı ile tanınıyordu. hacer-ül Esved taşının yerine konması sırasındaki hakemlik rolü ve Hılful Fudul gibi önemli bir derneğede, daha peygamber olmadan kabul edilmesi, onun kimliği, kişiliği, şahsiyeti hakkında önemli bilgiler bize verir. tarihlerin bile kesin olmadığı ve o bilgilerin bile bizlere gelişinin İslami kaynaklar olduğunu unutmayalım. Doğruluğu ispat edilemeyecek, delil olarak ise kaynaklığını İslami eserlere uçtu bilgilerden hareketle Peygamberimize suç İsnat etmek, tamamen hata arama, önyargı göstergeleridir.
    Peygamberimizin Vahyinin kaynağı olarak bir çok iddia ortaya atıldı, hiçbiri tutmadı Bu da onlardan birisi. tarihler subjektif; yorumlar öznel.
    “Şu an farklı bir konuya ( ateizm,deizm) yoğunlaştığım için” bu konuyla ilgili araştırma yapamayacağım ama, onlarca iddianın yanında bu iddia çok basit, sıradan kalıyor. Siz ilk kez duyduğunuz için etkilenmiş olabilirsiniz ama daha birçok iddia var ve hepsi çürütüldü, cevaplandı!
    Tarihler üzerinden çok yüzeysel kaçan bu iddialar yerine yüzlerce senelik oryantalist iddialara cevap veren yazımızın adresini size verdik! daha derinlemesine ve zor olan bu iddialar bile cevaplandı, rahat olun.
    Selamlar
    Not:Sorular cevaplamak içindir sorulardan kaçmayız. Ama belli bir Silsile halinde sorulara cevap veriyorum.

Yorum Yaz


Yukarı Çık