Kuran, akıl, kalp

6 yıl önce
Resim bulunamadı

 İddia: Kuran aklı-düşünmeyi beyine değil, kalbe izafe eder. Kuran’a göre kalp düşünür! Delil olarak şu ayetler ileri sürülür: Hac, 46 “Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? “; Muhammed, 24 “Onlar Kuran’ı düşünmüyorlar mı? yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?”; Araf,179 ”Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar (idrak edemezler)”

Cevabımız: Ateistler işlerine gelince Hz Muhammed’in Kuran’daki bilimsel ayetleri Hindistan ve eski Yunan’dan, namaz, oruç, kurban’ı orta Amerika’dan ve Sümerlerden, edebiyatı eski Arap ve İran kültüründen, sosyolojik ayetleri Sümerlerden ve eski ahitten aldığını iddia ederler. İşin ilginci Kuran’ın kendi iç düzeninde vicdani düşünmeye çağıran “Akleden kalp” kavramını Kuran’ın düzleminden çıkarıp, “Muhammed o zaman kalbin düşündüğünü zannediyordu, o nedenle Kuran’a bunu yazdı (!) iddiasını ileri sürerler. Ateistlere göre o kadar bilgiye ulaşıp Kuran’ı yazan (!) Muhammed, MÖ. 460’da doğmuş olan Hipokrat’ın beyin ile düşünce arasında kurduğu irtibat ( ” Şunu biliniz ki keyif, sevinç, kahkaha, neşe ve üzüntü, acı, ümitsizlik ve keder yalnızca beyinden çıkar (kaynaklanır). Özellikle düşünme, anlama, görme ve işitmeyi, neyin doğru neyin yanlış olduğunu, neyin tatlı neyin acı olduğunu öğreniriz. ” ) bilgisine ulaşamamıştır demek ki …?! Kuran’ı kendi bütünlüğü içinde anlamak gayesinde olmak yerine çelişki-hata aramak maksatlı bakış açısı, eminiz ki “Kalplerin taşlaşması” ( Bakara, 74) kavramındaki mecaz sanatını anlamayacak ve zamanla bu ayeti de dillerine dolayacaklardır! (Kuran ve mecaz adlı dosyamıza bakılabilir) Konumuza geçelim:

 Kuran’da akıla, düşünmeye büyük önem verilmiştir. Kuran’da akıl bizzat fiil olarak (Yani çalıştırılan-kullanılmakta olan akıl ) 49 kere geçer. Bunun dışında düşünme ile ilgili de bir çok ayet vardır. “De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 10), “Aklınızı kullanasınız diye ( Hadid, 17), aklınız ersin ve düşünesiniz diye ( Bakara 242), akıl sahipleri düşünürler (Rad, 19), çokları akıllarını kullanmazlar (Ankebut, 63), aklınızı kullanmaz mısınız ( Saffat, 138), Aklınızı hiç işletmiyor muydunuz? (Yasin, 62 ),” Örnekleri ancak bilgin olanlar aklederler.”(Ankebut, 43), “Allah akıllarını kullanmayanları pislik içinde bırakır.” (Yunus, 100), ” İyi bilin ki Allah katında canlıların en şerlisi aklını kullanmayan (gerçek) sağır ve dilsizlerdir.” (Enfal, 22) … vb. ( Detay için Kuran ve bilim adlı yazımıza bakılabilir)

Akıl, düşünme, beyin gibi kavramlar Kuran’da yerli yerinde ve önem verilerek aktarılırken acaba neden bazı ayetlerde kalp ile düşünme- anlama kelimeleri yan yana geçerler?

Kalp kelimesi klasik vücudumuzdaki organ anlamı dışında Arapça’da: “Yürek, öz, değiştirme, akıl, merkez” gibi anlamlara da gelir. (el-Mevarid, Mevlüt Sarı, s. 1251, E. W. Lane Arabic English Lexicon (1863), sayfa 2554 )

Kuran, aklı hem doğal anlamı ile; tefekkürle (Râd, 3; Bakara, 164; Yunus, 67; Yâsin, 37-40 vb. gibi bir çok ayetle ) çevremizdeki doğa olaylarını incelemeye, tezekkür (Mesela Duhân, 58) ile geçmişi düşünmeye çağırırken, tedebbür ( Sad, 29; Müminun 68; Nisa, 82: Muhammed, 24) ayetleri ile de geçmişten geleceğe derinlemesine düşünmemizi, teakkul ( aklı kullanma) ayetleri yanında, Tefakkuh (Mesela Tevbe,122) ile görünenden görünmeyene ulaşmamız ister. Ulü’l-el-Bab kavramı (Bakara, 179; Sâd,9, 29, 38) ile de öz-cevhere, hakikate ulaşan akla dikkat çeker, yani ilimde madde ve mananın birleşimini ifade eden bu kavram, “tam akıl mânâsında Kuran-ı Kerîm’de yer almaktadır.” (Mu’cem, II, 560; Müfredât, s.646)

Akıl ve düşünme kavramları derinlemesine ve geniş bir açıdan Kuran’da ele alınmakta ve düşünme sadece matematiksel, pozitif, materyalist sınırlar içinde bırakılmamakta, ” Vicdan, duygu, merhamet, sevgi” gibi anlamlarda belli bir sistem içinde akla giydirilmektedir. İşte burada devreye aklın kalbe izafesi konusu girmekte, içinde merhamet-aşk-sevgi-ruh olan akıl ön plana çıkarılmaktadır. Kuran’ın sistematiğini biraz da olsa anlamaya başladı isek yukarıdaki ayetleri de ele almaya başlayabiliriz:

Hac suresi 45. ayette zalim toplulukların helakından bahsedilmektedir. 46. ayette ise yeryüzünü dolaşıp; sadece fotoğraf çekme, turistik ziyaretler yapma, arkeolojik kazılar yapma veya define avcılığı gibi salt akıl-menfaat-materyalist bakış açılarını aşıp, olaylara tedebbür fiilinden hareketle ulul ebab olmaya giden yolda aklı duygu-ruh-mana ile kullanmaya bizi yönlendirmektedir  yüce yaratan. O helak olanların antik şehirleri sadece göz veya akıl ile değil, kalbin gerek soyut anlamı olan manevi açıdan ve gerekse kelime anlamını da içeren akılın birleşimi ile; insan vicdanını harekete geçiren ibret nazarı ile o yerlere bakmaya bizi çağırmaktadır ayet. Tüm bu kavramlar yani vicdan, ibret, maneviyat dolu bakış açısını anlatan en iyi kavram ise yan anlamı akıl da olan kalp kelimesidir.

Konuya 1058 doğumlu Gazali’den bir yorumla devam edelim: ” Bilmiş olki: ilmin yeri kalptir. Kalp derken bütün organlarımızı sevku idare eden nurani ve manevi benliğimizi kastediyoruz ki, bütün organlarımızın hizmet ve itaat ettikleri bu kalptir. Yoksa yürek dediğimiz kalbi kastetmiyoruz. bizim maksadımız olan ve bazen gönül dediğimiz bu ‘manevi kalp’…” ( İhyau ulumiddin, III/29)  Günümüz Müfessirlerinden Mustafa İslamoğlu Araf,179. ayet için, “Kuran sistematiğinde aklı kullanmanın kalbe nispeti, düşünme faaliyetinin entelektüel faaliyetle sınırlanmayıp sezgiyi de içine alacak şekilde geniş tutulduğunu ifade eder.” (M. İslamoğlu, “Hayat Kitabı Kur’an” araf 7:179 not 2 ) demektedir. Evet Mustafa hoca, ruhsuz düşünmeyi aşıp içine manevi tefekkürü yerleştiren kalbin anlamasını bu şekilde açıklamaktadır. Zaten ayette kalpleri vardır fakat tefakkuh etmezler ( La yefkahune: görünmesi gerekeni kavrayamazlar ) denmektedir. YAni salt düşünme-akletme değil değerlendirme sorununa ayet dikkat çekmektedir. Hac 46. ayette ise teakkul edememe sorununa ( Ye’kılune ) dikkat çekilmişti.

Muhammed 24. ayette ise ( Efela yetedebberune’l-Kuran ) ayeti ile Kuran üzerinde tedebbür etmemizi; geleceğe yönelik düşünce üretmemizi, hadiselerin ve eşyanın arka planını görmemizi istemektedir. Tüm bunlar Kuran’da salt teakkul ile açıklanmamakta, içine ruh-mananın da girdiği kalp’te olaya sokulmakta, bu kadar ruhsuz musunuz diye bir bakıma insanların manevi alemine-vicdanına seslenilmektedir.

İşin ilginç yanı her üç ayette insanların helakından, kötülüğünden, zalimlerden ve sonlarında bahsetmekte, bu ayetlerin sonunda ise “kalbin düşünmesine” atıfta bulunulmakta yani ruhun insandaki tezahürü olan vicdana seslenilmektedir.

Görüldüğü gibi Kuran salt sadece düz mantıkla aklı ele almamakta, aklı bir sistematik içinde belli bir sıralama ile bir amaca yönlendirmekte ve işin sadece yüzeysel ve dar açılı değerlendirmesini değil derinlemesine ve geniş açıdan akletmeyi ön plana çıkarmaktadır. Kuran’a göre akıl sırf pozitif, materyalist ve egoist amaçlar için kullanılmamalı, olması gerektiği gibi insan ve toplumun huzuruna dönük amaçlar için kullanılması asıl hedef olmalıdır.

Kısaca Allah vicdansız, sevgisiz, akıl istememektedir. Aklında bir serüveni , yolculuğu vardır. Eğitilmemiş, salt pozitif akıl atomu parçalar ama sonra ondan atom bombası da yapar, sevgi ile yoğrulmuş akıl – kalbî akıl – ise atom enerjisini insana hizmette kullanır. Zaten tüm mesele de iyi ve kötülerin mücadelesinde kilitlenmekte değil midir? Aslında insanlık tarihinin hikayesi de salt materyalist/ ruhsuz akıl ile sevgi/vicdan ile örülü aklın mücadelesi ile dolu değil midir? “Kuran’da kalp, akıl ve vicdanı da içeren bir kullanım alanına sahiptir.”  (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 190)

Kalbe salt biyolojik açıdan bakınca da materyalist aklı rahatsız epey edici sonuçlara ulaşabilmekteyiz: ” Son yıllarda yapılan çalışmalar kalbin düşündüğümüzden daha akıllı olduğunu gösteriyor. Kalp beyinden sinyal alıyor evet ama kendisi de vagus siniri yoluyla beyne bilgi gönderiyor. Beyne gönderdiği sinyallerle beynin entelektüel işlevleri yerine getiren bölümünü uyarabiliyor veya tamamen devre dışı bırakabiliyor. Kalp kendi hormonlarını üretip vücuda bırakıyor, beyinden binlerce kat daha güçlü bir manyetik alan yayıyor. Kalbin üzerinde yer alan sinir hücreleri, tıpkı beyin gibi yapılanıyor. Kalbin beyni, kendi dopaminini salgılayabiliyor. Bu sinirsel iletici, davranışlarımız üzerinde kuvvetli etkileri olan bir bileşik.” ( Nörolog Dr Ömer Hakan Yavaşoğlu, Kur’ani Hayat dergisi, 25 Ağustos 2011 ) “Modern tıbbın yeni bir alanı olan nörokardiyoloji (kalp-sinir bilimi) alanında çalışmalar yürüten Dr. Armour ve Dr. Ardell; kalpte merkezî sinir sisteminden bağımsız, öğrenme, bilgi işleme, hatırlama ve idrak gibi fonksiyonlarla donatılmış, küçük bir beyin olarak vasıflandırılan bir nöron ağı keşfetmiştir. Beyinden bağımsız en az 40.000 sinir hücresinden meydana gelen, kendine has karmaşık bu sinir sistemi, kalpteki muhteşem beyin olarak tarif edilmektedir.” ( Dr. Selim Aydın, Sızıntı, 304, Mayıs 2004, Ayrıca; Yrd. Doç. Dr. Hasan Doğan, Sızıntı, 414, Temmuz, 2013) “Kalp sinir sistemi kalbe (kalp-beyni) serebral korteksden bağımsız öğrenme, hatırlama ve karar almayı mümkün kılar. Bunun dışında bir çok deneylerde kalbin sürekli olarak beyine gönderdiği sinyallerin algılama, kavrama ve duyguların işlenmesi gibi yüksek beyin fonksiyonlarını büyük ölçüde etkilediği gözlemlendi.” (Rollin McCraty, Ph.D., Institute of Heart Math, Ayrıca; http://www.sein.de/geist/weisheit/2010/das-herz–unser-zweites-gehirn.html )

  Başka araştırmalar, kalp sinyallerinin insanın düşüncelerini, içinde bulunduğu stresi, depresyonu yansıttığını ve depresyon seviyesini ölçmek için kullanılabileceğini göstermiştir. ( Thayer, J.F., et al., A meta-analysis of heart rate variability and neuroimaging studies: implications for heart rate variability as a marker of stress and health. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 2012. 36(2): p. 747-756; Smith, T.W., et al., Matters of the variable heart: Respiratory sinus arrhythmia response to marital interaction and associations with marital quality. Journal of Personality and Social Psychology, 2011. 100(1): p. 103) Diğer bir araştırma, kalbin sinir sisteminin, bilişi ve hafızayı  etkilediğini ispatlamıştır. ( Hassert, D., T. Miyashita, and C. Williams, The effects of peripheral vagal nerve stimulation at a memory-modulating intensity on norepinephrine output in the basolateral amygdala. Behavioral neuroscience, 2004. 118(1): p. 79; McCraty, R. and F. Shaffer, Heart rate variability: new perspectives on physiological mechanisms, assessment of self-regulatory capacity, and health risk. Global Advances in Health and Medicine, 2015. 4(1): p. 46-61) Alexandra Whitney, kendi tez çalışmasında kalbin, duyguları, düşünceleri ve aklı düzenleyen bir organ olduğunu bildirmiştir. ( Whitney, A., Map of the Heart: An East-West Understanding of Heart Intelligence and its Application in Counseling Psychology. 2017, California Institute of Integral Studies) Bir başka araştırma, kalbin beyinden önce bilgiyi işlediğini ve bu sezgisel bilgiyi merkezi sinir sistemi aracılığıyla beyne gönderdiğini gösterir. Kalplerimizin çok zeki olduğunu gösteren, “kalplerin kendi beyni” veya “kalp-beyni (heart-brain)” olarak da adlandırılan “nöral hücreler” olarak adlandırılan beyin hücrelerini içerdiklerini bildiren çok sayıda araştırma var. ( Shaffer, F., R. McCraty, and C.L. Zerr, A healthy heart is not a metronome: an integrative review of the heart’s anatomy and heart rate variability. Frontiers in psychology, 2014. 5: p. 1040; Goldstein, D.S., Neuroscience and heart-brain medicine: the year in review. Cleveland Clinic journal of medicine, 2010. 77(0 3): p. S34; Armour, J.A., Potential clinical relevance of the ‘little brain’on the mammalian heart. Experimental Physiology, 2008. 93(2): p. 165-176, Alıntı: ateizmdenkurtul.wordpress.com )

 Aslında tüm bunların yani düşünme- akletmeden; görme ve duygulanmaya dek tüm kavramların merkezinde “Ruh” kavramı vardır: ” Ruh bedenin herhangi bir yerine izafe edildiği zaman özel bir hüküm ve isim alır. Göze izafe edildiği zaman basar, kalbe izafe edildiği zaman akıl, bedenin tamamına izafe edildiği zaman ruh adını alır. Her merkezde asıl fonksiyonu gören ruhtur. Görme, akletme, işitme ve konuşma yetenekleri, gören, akleden, işiten ve konuşan birer ruhtur. Gerçekte ruh bedeni harekete geçiren, onu akleden, idrak eden, seven, bilen ve yapan herkesin “ben”(ene) ile tabir ettiği şeyin ta kendisidir. (Musa Carullah, “Kitabus Sünne” s.89 ) Bu konu için “Beden ruh” adlı yazımıza bakılabilir.

“Daniel Goleman’ın, ‘Duygusal zeka’ adlı kitabında, beynin ana işlevinin davranışları kontrol olduğunu belirtirken, davranışların da duygularla şekillendiğini ifade eder. İslam’da, imandan sonra en önemli olan şey, pratik hayata yansıyan olumlu, ahlaklı davranışlardır. Bunun için de, kalbin şekillendirdiği iyi, yararlı işler öncelikli öneme sahiptir. Sadece bilmek (Akıl) yetmez, uygulamanın da iyi bir şekilde olması gereklidir. İşte bu iyilik, kalp ile bağlantılıdır. Ebu Leheb diyordu ki, ” Ey Muhammed! Senin davanın doğru olduğunu biliyorum fakat putları atarsak, Kureyş aç kalır.” Ebu Talib ise şöyle diyordu: “Senin dininin hak olduğunu biliyorum ama, seni tasdik edersem Kureyş’in kadınlarının, ‘korktu da inandı.’ demelerinden korkuyorum.” Bütün bu bahaneler, kişilerin kendi kendilerine karar verebilme yeteneklerinin baskılandığını, dış duygusal etkenlere karşı zayıf kaldığını göstermektedir.  Akıl bilmekte ama kalbin şekillendiremediği eylem, doğru olarak hayata yansıyamamaktadır. Duygusal zekası kuvvetli kişi, eleştirilere karşı dik durur, duygularını yönetir.” ( Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 41,42) 

Vicdan, kalp/yürek gibi soyut kavramları sol aydın (!) hiç mi kullanmaz? İşine gelince tabii ki kullanır! 

kalpdusunurmu-2

 

 

kalp-dusunme-1

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık