Ateist akıl!

7 yıl önce
Resim bulunamadı

Konu ile alakalı, “Bilim yanılmaz mı?, Bilim ne değildir?, Deizm 2, Ateizm Yanılgısı 1-2, Ateizm çıkmazı, Dinsiz ahlak olur mu?, Evrim, Allah’ın varlığının ispatı, Deizm 2, Naturalizm” başlıklı yazıları da öneririz.

.

 

“Az felsefe insanı Tanrıtanımazlığa, derinlemesine felsefe de Tanrı’ya götürür.”  Francis Bacon ( Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 127; E. Gilson, ateizmin çıkmazı, s. 80; Nedim Cisr, İlim felsefe Kuran’ın ışığında, s. 150) 

“Doğa bilimleri bardağından içilen ilk yudum insanı ateist yapar. Ama bardağın dibinde yaratıcı sizi beklemektedir!” ( Werner Heisenberg, Nobel ödüllü fizikçi) 

Lord Cliffen: ‘Derin düşündüğünüzde ilimler sizi Allah’ın varlığına kabule zorlar.” ( Afif A. Tabbara, İlmin ışığında İslamiyet; Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 63 )

İngiliz fizikçi Paul  C. V. Davies, ‘Bilimle uğraşan hiçbir kimse, fizik kanunlarının nereden geldiğini hiç sormamaktadır.’ ( Ergin Ögcem, Ateizmden deizme Antony Flew, Doktora tezi, s. 107)

Lawrence Krauss’un, ‘Hiç yoktan bir evren’ isimli  kitabında,  “Kainatın hiçlik’ten var olduğunun akla uygun olduğunu” iddia eder. Aslında onun hiçlik dediği, var olan bir şeydir. Ona göre hiç, ‘boş fakat önceden mevcut bir uzay’ şeklinde tanımlar. Yani onun hiçlik kavramı aslında, mevcut olan bir şeye işaret eder. Yani ona göre hiçlik, fiziki bir şeyden oluşmuştur. ( Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 131) 

Naturalist felsefeci Colin McGinn, “Maddenin, doğal seçilim yoluyla bir tür ‘tasarım’ sergilediğini söyler.”( Colin McGenn, The Mysterious Flame, s. 12)  Yaratanı reddedip, yaratılana ilahi sıfat yüklemek ancak ateist akılla mümkündür.

Dinsiz insan olmaz:  John R. Searle: “Materyalizm bir anlamda zamanımızın ‘dini’dir. Daha ziyade geleneksel dinlerde olduğu gibi, materyalizm, sorgulamaksızın kabul edilir. Materyalistler, tümüyle diğer materyalistler tarafından genel olarak kabul edilebilecek bir materyalizm versiyonu formüle edememişlerdir.” ( Searle, Mind, s. 48)

Phillip Johnson, natüralizmin imana dayanarak kabul edilen bir dünya görüşü olduğunu söyler. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett’ten Dawkins’e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi, s. 81)

“Bugünün bilimi ile açıkça çelişse de, davranışlarımızın birbiri ile etkileşen sayısız nöronlara dayandığını söylemek, kendimizi küçük düşürmez.” ( Crick, Şaşırtan varsayım,  s. 289) “Uzun dönemde getirilebilecek bilimsel kesinlik, bizi atalarımızın hurafelerinden kurtarabilir.” ( Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett’ten Dawkins’e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi s. 285) Francis Crick, bir neron destesinden başka bir şey olmadığımızı, benlik, özgür irade, bilinçli anılarımız, üzüntülerimiz, neşelerimiz gibi pek çok zihinsel niteliğin aslında var olmadığını iddia eder ve Şaşırtan varsayım ismini eserinde şöyle der: Eninde sonunda beyni nasıl çalıştığını gerçek anlamda öğrendiğimizde, algılarımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımızın üst düzeyde yaklaşık bir açıklamasını yapabileceğiz.” ( Şaşırtan varsayım, s. 284) “Proteinlerin “yeteneklerini” öğrendiğimizde, bilincinde gizemli yanları yok olur.” ( Şaşırtan varsayım, s. 285) Bu ifadelere göre bilinç bir yandan bizim için gizemini korurken öte yandan varlığını DNA, RNA ve proteinlere borçludur. Az bir bilgi, iki varlığı (bilinç, beyin) bu derece kesin bir karşılıklı bağımlılığa sokmamıza nasıl izin verebilir? (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett’ten Dawkins’e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi, s. 115) Örneğin kızamık ve yüksek ateş, belli bir korelasyona sahiptir. Ancak bu iki hadiseye virüs gibi bir diğer etkenin neden olması gibi, C lifleri ile, üzüntü kaynaklı bir acıya ruhun ya da zihnin neden olduğunu düşünmemize engel olan nedir? (Batak, s. 116) Yol gösteren bir ‘ön fikriniz’ yoksa zorlu bir bilimsel araştırma programında başarıyla ilerleyemezsiniz. Bu düşüncelere sözcüğünün geniş anlamında “inanıyorsunuz” dur. Ama bilimci için bunlar yalnızca geçici inançlardır.” ( Şaşırtan varsayım, s.  285) Materyalistler, yarı-dinsel imanla kendi görüşlerinin doğru olduğundan emin olsalar da, asla kendilerinin, diğer filozofların ve materyalistlerin tatmin olacağı bir materyalizm versiyonu geliştirebilmiş değillerdir. (Batak, s. 117) Naturalist materyalizm, yarı-dinsel bir imanla kendi görüşlerinin doğru olduğundan emindir. Dawkins, tanrının varlığını, Crick, ölümden sonraki yaşamı “bilimsel bir hipotez” gibi görmektedir. (Batak, s. 119)  Doğada var olan her şeyin fiziksel ya da maddi olduğu iddiası olan fizikalizm ya da materyalizm, katı natüralizmin bir türüdür. (Batak, s. 122) Dennett’in ifadesine göre her birimiz, binlerce farklı türde, trilyonlarca hücrenin bir araya toplanmış şekliyiz. İnsanı canlı yapan bireysel hücreler, ki her bir zihinsiz bir mekanizmadır, çoğunlukla otonom bir mikrorobottur ve bunlar bir maya hücresinden daha bilinçli değildir. Yaşam “mucizeleri”-  büyüme, kendini onarma, savunma, üreme,- bütünüyle “şaşırtıcı karmaşık araçlar” tarafından, fakat mucizevi değil, tamamlanmıştır. ( Daniel C. Dennett, Sweet Dreams, s. 2) “Her birimiz zihinsiz “robotlardan” yapıldık. ( Dennett, s.3) “Bizler yaşamkalım makineleriyiz, genler adıyla bilinen bencil moleküllerini körükörüne korumak için ‘programlanmış robot’ araçlarız.” ( Dawkins, Bencil Gen, s. 5) Makineyi kim yaptı, kim programladı, robotu kim üretti, aracı kullanan kimdir?


ali-suat-1

                                                                                    Ateistler ve bilim!

“Şengör, Big Bang gibi genel kabul gören bilimsel bir teoriyi, ateizmle uyumlu olmadığı gerekçesi ile reddetebilmektedir.” (A. Bilgili, Bilim ne değildir? s. 13)

“Dawkins’in kuantum fiziği ile başı hoş değildir.” (Doç. A. Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 123)  

Resmini ben yaptım ama aslına ( Hareket eden, konuşan, gören, kalbi atan) yaratan yok öyle mi? Bir de ateistin zekisi (!) bu…!

      ” Doğa yarattı, tabiat ana, evrenin hediyesi…” gibi sözlerin mantıklı olma ve gerçekleşme olasılığı, yukarıdaki heykelin kendisi yapabilmesi kadar imkansızdır!

   O kadar akıllı (!) 4 sene küçük bir derneği idare edemediler, sonra kalkıp, “koca evreni idare eden yok” diyorlar.

 

 Barkod sistemi her üründe var, görebilene!

Dawkins, ‘Yarasa radarının bir mühendisi hayranlıktan serseme döndürecek bir başarıya eriştiği biliniyor.’ ( Kör Saatçi, s. 28) derken, bunu tanrıya değil, ‘doğal seleksiyona ve doğal seçilimin kör sürecine’ bağlamaktadır. ( Alper Bilgili, Bilim ne değildir?, s. 165, 172)

.

Ateizm; aklın yüz karası
Tesadüfen oluşmuş bir teknolojik ürün gördünüz mü?
İmkânsız mı? Ama kendisine bakılarak taklit edilenler için, ‘üreticisi yok’ deniyor. Radardan uçak sanayisine, boya üretiminden inşaata : Biyomimetik!

.

                                                                              Evrim ağacında mantık aramak!

1- Doğru şartları sağlayan kim?
2- Yıllarca o şartları ve sonraki milyarlarca hücre arasındaki uyum ve diğer ( Çevre, besin, koruma, yeme, büyüme vb) ortamları aynı oran ve şekilde devamlı işleten kim?
3-Tek yetişkin insan bile, doğup büyüyene dek bir çok özel aşamalardan geçerek hayat bulabiliyorken, milyonlarca çeşiti ile her türünden bitki, hayvan ve insanları “bir arada” ve “uyum içinde” bir sağlayan olmadan yaşayabildiğini hangi “inanç” sizlere iman ettiriyor, inandırıyor; söyletiyor!
4-Tek hücreden bir insana geçişin her aşaması ayrı şartlara bağlı iken, aynı insandan farklı cins var etmek ve bunları birbirleri ile uyum içinde ve binlerce yıl boyunca devam ettirmek nasıl bir “doğru şartlar” silsilesini gerektirir? Bir de bunu diğer hayvan türleri için tek tek ve birbirleri ile uyum halinde devam ettirildiğini düşünün ve bir de buna bitkileri ve tüm bunlarla düzen içinde işleyen akılsız varlıkları ( gezegenlerin uyumundan su döngüsüne, atomlardan fiziksel-biyolojik kanunlara dek) ekleyin ve başa dönüp her birisinin birbirleri ile uyumunu ve bunun milyonlarca seneyi bulan zaman süresince devam ettiğini düşünün!
5- Tek hücreyi bu teknoloji çağında oluşturamayanların, o hücrenin insana dönüşümünü, ‘zaman tanrı’larına bağlamaları da yine ve sadece “iman” ile açıklanabilir! 

Kuran’a hakaret ettiği için bir kızın fareye dönüştüğüne inanan cahil Müslüman’la, farenin insana dönüştüğünü iddia eden pozitivist evrimci ateist arasında hiçbir fark yoktur! Kuran’daki, insanın maymuna dönüştüğü benzetmesini (Bakara, 66) beğenmeyen ateistler, maymunun insana dönüştüğünü iddiasını, bilimsel kabul etmektedirler.

.

                                                                         Kasap eti manavdan alıyor di mi?!
634 kafir de beğenmiş ki, genel zeka seviyelerini tespit edebilmemiz  için bedava anket yapmışta oldular, müteşekkiriz!


.

“Yapılan iki araştırma, ateistlerin dahi dua ettiklerini göstermiştir.” ( International Herald Tribüne, 18 Temmuz 1991)

.

                                  DUA NEDİR BİLMEZ, NASIL YAPILIR BİLMEZ, BİLİMDEN DE HABERSİZ
    ( Dua nasıl yapılmalıdır sorusuna cevap için, ‘Kader’ adlı yazımıza; Dua ve bilim için ‘İslami emir ve yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir)

.

 Sitemizde ateizme cevap veren birçok yazı ( Allah’ın varlığından evrime ) var ama bir de ateistlere fazla da bilimsel yaklaşmamak gerektiği üzerine bir yazı ekleyelim dedik.

  Patlama yıkım getirir; big bang düzen getirdi, Entropik prensibi gereği, kontrol edilmeyen süreç kaosa meyillidir; düzen ve genişleme devam ediyor… Akıllı olduğunu iddia eden, O’nu (cc) görür!

 Vahiyden uzak akıl insanın geçmişini maymun ve doğal seleksiyon ve tesadüf adlı putlara bağlar ( Detay, islamicevaplar.com/evrim-teorisi.html)  geleceğin komünal topluma evrildiğine inanır. ( Marx ve materyalist ideolojisi) Tüm evrenin hiçlikten ve nedensiz çıktığını kabul eden bu kesim, iş gökten koç indirmeye gelince bunu bilime aykırı bulurlar!

.

       Maddenin ezeli ve ebedi – Başı ve sonu yoktur – diyen ateizme bilim cevap veriyor,

                          Evrenin başlangıcı ve sonu var: Big-bang, Entropi ve Big Crunch

Materyalist felsefeci George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri adlı kitabında  ( s. 156) mealen, “Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde sonsuz bir varlık tarafından belli bir anda ve yoktan var edilmiş olması gerekirdi.” demektedir, haklıda! Ama işin ilginç yanı bilimin bu yönde hayli iddialı görüşlerinin olması:

 “O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur.” ( Haşr, 24 ) ; ” O inkar edenler görmüyorlar mı ki,(başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya, 30)

 ( İbn Abbas’tan rivayete göre, yer ve gökler her ikisi bitişik tek kütle iken Yüce Allah bunları birbirinden ayırdı. Ka’b (ö. 32/652), Dahhâk (ö. 105/723), H. Basrî (ö. 110/728), Said b. Cübeyr (ö. 95/714), Ata (ö. 115/733) gibi ilk devrin önde gelenleri bu görüşü benimsemişlerdir. Bunlara göre, bölünüp ayrılma, kütlenin ortalarında yer alan hava gücüyle meydana gelmiştir. Ka’b ise, ayrılmanın bir rüzgâr sebebiyle olduğunu söyler.Tefsirinde tabiat ve gökbilimlerine yer veren Râzî (ö. 606/1210) daha çok bu görüşü benimser. Kaynak: Taberî İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân ‘an Te’vî’l-Kur’an, M. el-Bâbî el-Helebî, 2. bsk. Kahire, 1954, XVII, 17-18; Kurtûbî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1. bsk. Beyrut, 1988, XI, 187-188; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’anı’l-Azîm, Dâru’l-Marife, Beyrut, 1969, III, 176-177)

 ” Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat, 47)

 ( Arapça’da, v-s-a  ( genişilemek ) kökeninden türeyen, Vâsi’un kelimesi geniş anlamındadır. Musiun kelimesi de bu kelimeden türemiş, ‘ genişleten ‘ anlamındadır. İbn-i Zeyd, Zeccac, İbn-i Kesir, Fahreddin Razi, Ebussuud Efendi, Mukatil b. Süleyman, el-Firuzabadi, el-Taberani ve İbn Cerir Taberi , Elmalı Hamdi Yazır ve Ebu Suud Efendi’nin Kuran tefsirinde de aynı anlamda geçer.)

 ” Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.” (Enbiya, 33)

  ( Yörüngeler bilimsel olarak 17. yüzyılda ispat edilmiştir. Rahman 5. ayetle Enbiya 33. ayet bir arada okununca, ” Bir hesaba ( Kuranda geçen kelime; ‘HüSBan’ aynen Türkçeye de geçmiştir: HeSaP ) göre hareket eden ve yüzen Ay ve Güneş ( ve gece gündüzün yaşandığı dünya) bir yörüngede yüzerler!” )

 ” Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız “(Enbiya, 104), ” Dağlar darmadağın olup ufalandığı.” ( Vakıa, 5) zaman ise kıyamet kopacaktır.

 “Eğer Planck süresi içinde (evrenin başlangıcından sadece 10 üzeri eksi 43 saniye sonra) genişleme ve çökme kuvvetlerinin oranında 10 üzeri 55’te 1 kadar küçük bir farklılaşma olsaydı, ya genişleme çok hızlı olacak ve evrende galaksiler oluşmayacaktı, ya da daha yavaş genişleme yüzünden sonunda çok hızlı bir çöküş vuku bulacaktı.” (A.H. Guth, ‘Inflationary Universe’, Physics Review
D, 23, 1981, s.348)
   “ Big Crunch” (Büyük Çöküş): Bilim adamları evrenin kütlesi yeterli miktara ulaştığında, çekim kuvvetleri nedeni ile bu genişlemenin duracağını ve bunun evrenin kendi içine çökmeye, büzülmeye başlamasına sebep olacağını bildirmektedirler. (Philip Ball, “Black Crunch Jams Universal Cycle”, Nature, 23 AralIk 2002; Dr. David Whitehouse,“Universe is ‘doomed to collapse’”, BBC News Online,22.10.2002, http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/2346907.stm; Mark Schwartz, “Cosmic ‘big crunch’ could trigger an early demise of our universe”, Stanford Report, 25 Eylül 2002 )
” Herşey bir protondan bile küçük bir nokta şeklinde küçülecek. Aşama aşama negatif hale gelen kara enerji, evrenin dengesinin değişmesine sebep olacak ve büzülüp çökecek.” (Mark Schwartz, “Cosmic ‘big crunch’ could trigger an early demise of our universe”, Stanford Report, 25 Eylül 2002)

   Tüm bu bilgi bizi evrim teorisinin tersine bir sonuca ulaştırır. Yani tesadüfen basitten mükemmele doğru bir gidişat yoktur. Evren bozulmaya, kıyamete doğru yol almaktadır. 

 

 Bir iki bilimsel adım atıp bir metali  havada tutmaya “Bilim” denecek;
o  metalin milyarlarca kat büyüğü, milyonlarca yıldır aynı yörüngede dönerken, üzerinde yürüyen, sürünen, uçan, yüzeni ile milyonlarca çeşit canlıyı binlerce senedir yaşatacak ortamın “tesadüfen” oluştuğunu söyleyeceksiniz!

 

evrimcikim-denir-1

 

Doçent ama daha yaratıcının yarattığı zaman ile sınırlandırılamayacağını bilmiyor! Ey doç! Zaman biz insanlar için söz konusu, Allah (cc) için MÖ 300  veya İsa’dan sonra 2453 söz konusu değil!  Yazarı kitapta arayan, Bill Gates’i Windows’da arayan, ressamı resimde arayan, gördüğü, sonsuz olanı sonlu olan yarattığına sığdırmaya çalışan, maddeye tanrı diyebilen ate aklı!

 


Yerlisi, yabancısı aynı, bilim var; ilim-idrak-tefekkür yok!

“Evrende geçerli olan kuralları belirleyen zaten tanrının kendisidir ve tanrının kendi kurallarını mahkum olduğunu zannetmek onu hiç tanımamaktan kaynaklanan bir hata eder. Big Bang teorisi ile artık, maddenin yanı sıra uzay ve zamanında bir başlangıcı olduğu sonucuna varılmaktadır.” ( Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 102, 146) 

“Big Bang göstermiştir ki, zaman dediğimiz kavram evrenin var olması ile başlamıştır.” ( Alper Bilgili, Bilim ne değildir?,  s. 109)

“Zaman, büyük patlama ile başlamıştır.” ( Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 146)

 “Tanrı’yı zaman içinde var olan bir varlık olarak hayal etmek bir aldanmadır. Zaman, Tanrı’nın yarattığı evrenin bir özelliğidir. Galiba Tanrı, evreni yaratırken ne istediğini biliyordu!” ( Stephen Hawking,  Zamanın Daha Kısa Tarihi )  Descartes, ‘Tanrı zamanla sınırlı değildir çünkü zamanı da yaratan O’dur.’ derken bizim şimdi prof olmuş ate anca bu kadar akledebilmektedir!

 

Dün dündür diyen ateist akıl!

ateist-akil_2                                                                                                                                                                                      Atehöst’e teşekkürler

 

Evreni oluşturan şeyler bilinçli olmayan yasalar (Nükleer kuvvet, zayıf kuvvet, çekim kuvveti ve elektromanyetik kuvvet) sayesinde var olur. Evreni oluşmasına neden olan bu yasalarda bilinç yoktur. Bilinci olmayan bu yasaların bilinçli ve düzenli-uyumlu bir sistemi ( İnsandan canlı cansız varlıkların devamının binlerce yıldır devamının sağlanmasına ) var ediyor olabilmesi bu yasaların bir bilinç tarafından tasarlandığını kanıtlar.

 

Bir evrimci, sizce, hangisinin sanat olduğunu savunurdu?

 

Bir kopya düşünelim ki, kopyalayanlar profesör ordusundan oluşuyor ve yıllar süren, milyonlarca dolarlık çalışma sonucu,  aslının yerini asla tutamayan kopya, ancak yapılabiliyor. ( Allah’ın varlığının ispatı adlı yazımızda örnekler mevcut) Bunun aslının tasarım ve yaratıcısının olmadığını ileri sürmek ancak ateizmin bir psikolojik bir durum olduğunu gösterir: “Ateizm, bilimsel değil, psikolojiktir.” (Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, s. 130) “Tanrı’ya inancın önündeki engeller rasyonel değil, genel anlamda, psikolojiktir.” (Paul C. Vitz, Ateizmin Psikolojisi) 

 

.

.

 “Bilgisizler, dediler ki: “Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil miydi?” Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kesin bilgiyle inanan bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.” ( Bakara, 118)

ateistler-akil-1-4

 

Türk ateist ancak cennet ehline, o da ahirette gözükecek yaratanı bu dünyada görmek istiyor. Pardon ama O (cc) gözükse veya senle chat yapsa “imtihan” denen şeyin bir anlamı kalır mı? ( Detay: islamicevaplar.com/imtihan-dunyasi.html ) Cevaplarını önceden gördüğün şeye imtihan denebilir mi? Forumun yöneticisi var da bu kainatın  yok mu? … Ate’deki ego’nun seviyesi de ayrıca hayli dikkat çekici  🙂

turkate-2-1-1

                           Bu bir itiraf değil mi, Allah yoksa kafana göre takıl, ye iç, yat… Hayvandan farkın ne?!

tanriyoksa-kafanagoretakil-1


turkateistler-hurriyet_020213

.

iftiravegercekler-cimizdekiory-1

                                                                 Oruç ile alay eden ateist grup, oruç (!) tutuyor!
oruclaalayedenler-oruc-tutuyor-1

Bakara; İnek 
 Kurban olarak kesilmesi emredilen ( Bakara, 67-71) bir inek üzerinden Allah’a isyana yolculuk – Yahudiler ki o ineği put yapıp ona tapmışlardır aynı zamanda ( Araf, 148) ve günümüz ateistleri –

birgun_imamkenkomunistoldu

 İnek sade bir hayvan adı değildir! O, aslında nankörlüğün alameti, verilen nimetlerin değerini anlamamanın simgesidir. Yahudileşme yolunda, vahyi terk edip dünyaya meyledenlerin alameti, ilahi vahiyden uzaklaşıp sahte ilahlara tapmanın sembolüdür. 
O inek vicdanın sesinin bastırılmasını temsil eder. O inek nefsi ilah edinmenin, şeytanın vesvesesinin dünyadaki maddeleşmiş hali, iyilikten anlamamanın, kibrin ve azgınlığın adıdır. O inek ölmemiş; Hinduizm veya Hıristiyanlık adı altında, vahyi reddedip yerine sahte putlar edinenler olarak aramızda yaşamaktadır ve yaşayacaktır da!

 Bu bakara’nın yani ineğin Musa aleyhisselam tarafından kesilmesi aslında putların; kutsallaştırıp taptıklarının kendi elleriyle kesilip yok edilmesi demektir. Yoksa olay tek başına kesilen bir hayvan değildir ve bu ad boşuna sureye verilmemiştir!

 Onu sadece bir hayvan adı olarak anlamak, zaten, Kuran ruhunu anlamamaktır ve anlamadığını inkar eden de aslında cahilliğini itiraf etmektedir.

  İşin ilginci oryantalist bir Hıristiyan olan Riccoldo, “vahiyden kaynaklanan bir metinde bulunması uygun olmayan, bazı surelerinin hayvan adı taşıması gibi hususların, Kuran’ın vahiy kaynaklı olmadığının delili” olarak ileri sürmüştür. ( Batı İslam Arkeolojisinin Algısı, Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 51 ) olmasıdır! İslam’ın ruhunu anlamayan imam (!) ile oryantalist kafa aynı; imam (!) oryantalist kadar İslam’a uzak,yabancı, ama imamlık yapmış! 

.

ateist-akil-5                                                                                          Evrense tesadüfe tesadüf edilmez

 

        Yazarı kitapta arayan, Bill Gates’i Windows’da arayan, ressamı resimde arayan, gördüğü, sonsuz olanı sonlu olan yarattığına sığdırmaya çalışan, maddeye tanrı diyebilen ate aklı!

 


Bu  bilimsel gerçeğe uyuz olmayacak ateist tanımıyorum 😀

.

 Bu da deist geçinen ama sitedeki tüm uzantılarını ateist sitelere veren bir dinsiz deist arkadaştan;

empirist-arkadas-1

Sorsan empirist geçinir eminim ki… 😉

ateail-1-2-3-1

                                    Her an tazelenen bir evrendeyiz; “O her an yaratma halindedir.” (Rahman, 29) 

 

 

 

Evrimci akıl!

Psikolojik danışmanlık okuyan öğrencilerin dersine, ders öğretmenleri misafir bir evrimci bir akademisyen getirtir. Akademisyen öğrencilere bilimsel (!) açıklamalara başlar: ” Tekerlek nasıl evrildi ise insanlıkta öyle evrimleşmiştir.” Öğrencilerden biri kalkar, ‘Hocam, tekerlek ‘kendi kendine mi‘ evrildi?’ der! Tabii cevap vermek (!) yerine hemen konuyu değiştirir evrimci hoca…

Stanley Miller 1953 yılında bir deney ( Miller-Urey Deneyi) yapar ve ilkel atmosferide bazı aminoasitlerin sentezlenebileceğini gösterdiğini ileri sürer. Ama deneyini yaparken ortamı ( soğuk deney ile) sonuç alacağı şekilde kendisi ‘ayarlamıştır‘ !

                                                                      

Turan Dursun eline bir süpürge alır su dolu kovaya daldırır duvarda şekiller belirir! ( Yüzyıl Dergisi, sayı 6: ” Allah’a inanıyordum. Ancak deneyimler yaptım kendi kendime. Su dolu kovanın içine süpürgeyi batırıp duvara sürdüm. Şekiller bir rastlantı.. Dünya’nın oluşumu da öyle olmasın.. Bu arada o da tümden silindi.”) Bu bilimsel deney sonunda ‘ Acaba evrende böyle tesadüf sonucu oluşamaz mı’ diye düşünür ve ateist olur. İyi de o kova, su, süpürge, onları bir araya getiren bir el ve ‘irade‘ olmasa o şekil oluşur mu idi?, diye düşünemedi, tabii… !!!

Yaptıklarının, eylemlerini, söylediklerinin hatta deneylerinin aslında yaratıcıya işaret ettiğinden habersiz bu zatlar, kendilerini rasyonalist, pozitivist, empirist, determinist …hatta septik geçinirken bizi de yobaz, bilim düşmanı hatta Usdışıcı olarak görürler… Evrimci akıl (!) işte!

 

                                           TABİAT ANA, TABİAT YARATTI MASALINA, TABİATIN KENDİSİNDEN CEVAP

 Bir çikolata düşünelim, dışında naylon bir ambalaj vardır. Ambalajın içinde bir kutu, kutunun içinde 8 adet çikolata bulunur. Onların her biri de ayrı ayrı kâğıttan ambalaj içinde bulunur.  Elimize bir de bir mandalina alalım, kabuğu olan sıradan bir mandalina. Gelelim konumuza;

1-      Çikolatayı kutusunu sallarsak ondan ses gelecektir, ambalajlamada israf edilmiş, içindekiler tam manası ile yerleştirilememiştir kutuya.

2-      Ambalajı çıkarılmadan çikolata yenmez.  Önce en dıştaki naylon, sonra kutu sonra her çikolatanın kendi özel ambalajı açılmalıdır. Her ambalaj tabiat için bir çöptür, plastik olanları daha geç olmak üzere tabiat tarafından yıllar içinde çürütülebilir.

3-      Günde yenecek bir çikolatanın yıllar içinde ağız-diş sağlığından sindirim sistemine dek insan için birçok zararı oluşturacaktır.

4-      Çikolatayı toprağa gömsek hiçbir zaman bir çikolata ağacı elde edemeyiz.

 Mandalinayı elimize alalım;

1-      Salladığımızda içinden ses gelmez, sıfır hata ile ambalajlanmıştır.

2-      Mandalinanın ambalajını soyunca tabiatta çöp oluşturmaz, aksine geri dönüşümlü olarak büyük bir mekanizmanın küçük bir parçası olduğunu ispat eder şekilde kabuk hemen çürür ve geri dönüşümlü olarak sıfırdan görevini yapmaya başlar. Mandalinanın dış ambalajı- kabuğu- soyulunca her dilimi için özel olan ambalajını soymaya gerek yoktur. Her dilim ambalajı ile tüketilebilmektedir.

3-      Günde yenen bir mandalina sağlığa yararlıdır, vücudu güçlendirir.

4-      İçinden çıkan her çekirdek zamanla birer mandalina fabrikasına dönüşür:

 Bir fabrika düşünelim; O fabrikanın bir tuğlası veya ürünlerinden birini alıp toprağın içindeki temele atıyorsunuz, bir süre sonra o tuğla/ürün kendiliğinden gelişip fabrika olup üretime başlıyor!  ” Tesadüf ve doğal seleksiyon ”  ile oluşan bir tane bile bu tür bir  fabrika tabiatta bulabilen var mı?

 Soru: Çikolatayı çok seven biri gitse, çikolatanın fabrikasını incelese, birçok girdi-elektrik-çöp-atık ile karşılaşacaktır. Onları göz ardı edip çikolatayı çok seven adam, fabrikanın duvarına yapışsa, sarılsa onu öpse ve “Sana teşekkür ederim, ne kadar güzel şeyler üretiyorsun!” dese, bunu görenler o kişi için ne düşünür? Komik olur ve “ Bu adam ya zekâ özürlü ya komiklik yapıyor.” Derler, adamı ya tımarhaneye sokarlar ya ona gülerler.

 Aynı şey mandalina seven içinde söz konusudur, bu kişi de mandalina ağacına gidip gözlemlese görecektir ki fabrikanın artığı gibi enerjiden çöpe hiçbir sorun bu ağaçta gözükmeyecektir. Yıpranan parçalar direk geri dönüşüm mekanizmasında kullanıma hazır hale gelmektedir. Bu kişi ağaca yaklaşıp ona sarılsa ve ” Sen ne kadar harika bir ağaçsın, ne güzel mandalinalar yapıyorsun, sana helal olsun.” Dese herhalde epey komik duruma düşer öyle değil mi? Mandalina ağacı akıl sahibi değildir ve kendisine kodlanan görevi ( Çamuru güneş ile birleştirip kendine kodlanan görev ne ise; mandalina tohumu – Çipi- çamuru mandalina, elma çipi aynı çamuru elma, limon çipi limon, biber çipi aynı çamuru bibere dönüştürür; ayrı renk-tat-koku-şekil, ambalajla !)

 Sonuç: Çikolatayı beğenen binasına değil sahibine teşekkür etmesi gerektiği gibi, mandalinayı beğenen de ağacına değil onun müdürüne ( Yaratanına) teşekkür etmelidir. 

 Kısaca, tabiat ana yaratmaz, bahşetmez, hediye etmez, doğa-toprak ana yoktur. Her ağaç, su, taş, hayvan; kısaca canlı cansız her “yaratılan” bir araya gelir ve kendilerine kodlanan görevleri yerine getiriler. Bu görevler o kadar uyumlu

 Dengeli-ahenk içinde işler ki bazı körler bu uyum-dengeyi aşıp asıl uygulatanı, kanunları koyanları göremez. Tıpkı fabrikayı yöneteni değil de fabrikada takılı kalan saf kimse gibi! Postacı mektubu elimize tutuşturunca mektubu yazan postacı değildir, aracılara birer teşekkür edip, asıl göndericiye hamdı eksik etmeyelim.

.

.

                                           Fransız komünist partisi eski sekreteri

 

 

 

 

 


Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık