Sömürgecilik ve eğitim

2 ay önce
Sömürgecilik ve eğitim

Sovyetler Birliğinde etnik azınlıkların eğitimi

Merkezi hükümetin Rus olmayanlara karşı güvensizliği ve ruslardaki gücün tekelci olması azınlıkların eğitiminde istek ve beklentileri körleştirmiştir. Rus olmayanlar, kültürel olarak Ruslaştırılmıştır. (s. 10) Rus okulları 18. ve 19. yüzyıl boyunca Müslümanlar Tatarları, Hıristiyan Ortodoks mezhebine döndürmeye çalışmışlardır. (s. 101) Profesör Nikolay Ilminski, “Ortodoks dini Rus olmayanlarca kabul edildiğinde, bu onları Ruslara daha çok yakınlaştıracak” (s. 12) Müslümanlar, Rus okullarının İslam’dan Hıristiyanlığa döndürme aracı olarak kullanılması sebebiyle çocuklarını bu okullara kaydettirmeyi reddediyorlardı. (s. 13) İslami kanunları İslam inancından ayırmak mümkün değildir, hepsi pratik amaçlıdır, bir ve aynıdır.  (s. 16) Sovyetlerin diğer uluslar arasındaki birçok dostluk ve saldırmazlık anlaşmaları, SCB tarafından tek taraflı olarak bozuldu ve toprakları ilhak edildi. (s. 20) Sovyet eğitim sistemi ile komünist toplumu kurmak görevi birbirine geçmiştir. Okul, komünist toplumun yaratılması için en iyi araçtır. (s. 23) Eğitim, Sovyet insanının oluşturulması için bir yardımcı araç olarak kullanılacaktır. (s. 25) Sovyetler Birliği eğitim amaçlarından biri de, sosyalist bir toplum oluşturmaktı. (s. 28)

Oryantalizmi ve Hindistan’ın okumuş elit sınıfı

Oryantalistlerin çoğu, İngiliz şirketinin resmi görevlileri ile bazı misyonerlerden oluşuyordu. (s. 35) İngiliz oryantalizmi, yöneten ile yönetilen arasındaki psiko-kültürel boşluğu köprü olmayı amaçlar. Oryantalistler, Hindulara İslam öncesi geçmişleri için sistematik bir bakış açısı sağladılar. (s. 36) Oryantalistler, Hindistan’daki İngiliz düzeninin muhkem kullanması için araç olurlar. Oryantalistler, kamu görevlileridirler. (s. 37) Hindu Kolejinde öğrenciler, İngiliz tarihi ve William Shakspeare ile ilgili dersler gördüler. (s. 43) İngiliz oryantalist siyaseti, Avrupa düşüncelerinin yayılımını sağlamıştır. (s. 44) Modern Hindistan eğitim konusunda oryantalistlerin çabalarından çokça etkilenmiştir. (s. 54)

Afrika Üniversitesi

Üniversitelerin sattığı kültürel metalar, yeni Afrika alıcısının ihtiyaçlarıyla gerekli bağlantıya sahip değildir. (s. 61) Günümüzde her Afrika ülkesi bir bağımsızlık günü kutluyor. Fakat bu bağlamdaki bağımsızlık tamamen siyasidir, yabancı ekonomik ve kültürel tahakkümün ağırlığı devam etmektedir. Gelişmiş projelerden ziyade, yabancı metaları neredeyse hiç bir ayrım gözetmeden ithal etmektedirler. Tahakkümün ekonomik yönü, Avrupa’nın emperyalist yayılımından kaynaklandı. Avrupa, yeni fabrikalar için yeni hammadde ihtiyacı, denizaşırı yeni pazarlar bulma isteği nedeniyle, Afrika’yı özellikle kontrol altına almaya ihtiyaç duydu. (s. 62) Emperyalist yayılım son tahlilde, kültürel bir fenomen olan ırk merkeziyetçiliğine dayanıyordu. Hakim ırk ve sosyal darwinizm teorileri, emperyalizmin ortaya çıkışında yer alan güçlü kültürel amillerdi. Seküler evangelizm, cehalet ve barbarlığa son vermeye ve karanlık ve geri toplumlara Avrupa’nın aydınlık meşalesini sunmaya çalıştı. Hıristiyan misyonerler Avrupa’da emperyalizmi sürekliliğini teşvik eden büyük bir lobi idi. Uganda, misyoner baskısı nedeniyle İlhak edildi. Afrikalı üniversite, avrupa kültürel tahakkümünün en açık tecellisi haline geldi. Üniversite, kültürel bir şirkettir. (s. 63) Latince, Yunan ve Roma tarihi, Batı Afrika’daki tüm beşeri bilimlere temel teşkil etti. Afrika dilleri, üniversite seviyesinde yıllarca tahsil edilemedi. Uganda Makerere Üniversitesinde öğretilen tek dil, bağımsızlıktan sonra bile İngilizceydi. (s. 66) Afrika dillerine gösteren kayıtsızlık konusunda şaşırtıcı olan, bu kadar siyah aydın ve bilginin bu duruma meşru gözle bakmaya devam etmesidir. (s. 67) Sanayileşmiş ülkeler enflasyon ve gerilmeden endişeliyken, tarım toplumları sel ya da kuraklıktan endişe duyarlar. Avrupa’nın Afrika’yı sömürgeleştirmesi, Afrika dans modellerinin kısmen terk edilmesine sebebiyet verdi. Okul çocukları kendi kültürel dans miraslarından uzaklaştırılmış oldular. (s. 68) Sömürge döneminin gayesi, batılı ihtiyaçlara göre şekillendirilmiş insan gücü üretmekti. Diğer amaç da, bu pazarı batılı tüketim malları için genişletmekti. (s. 69) Yerel mamullerin çoğu çok uluslu şirketlere bağlıydı. Batı zevkleri, yaşam biçimleri reklam, gazete, filmler ve bireysel numuneler aracılığıyla yaygınlaştı. (s. 71) Batılılaştırılmış insan gücünün üreticileri olarak Afrika üniversiteleri, önemli bir rol oynamıştı. (s. 72) Afrika’nın gerçek gelişimi, Afrika’nın bazı batı medeniyetlerine yönelik bir karşı nüfuz gelişimini ihtiva etmesi ile mümkündür. Üniversiteler Batı medeniyetini yücelten kurumlar olarak tanımlanmıştıSömürgeleştirmeye karşı ilk iş, toplumun üniversite siyaseti üzerinde etkisini, batınınki ile dengeleyebilmektir.(s. 77) Ekonomik açıdan bir ülkeye bağlı olmak, çok sayıda ülkeye bağlı olmaktan daha büyük bir risktir. Birbirine karşı oynayabilen çok sayıda Efendi’ye ait olmak, özgürlüğün başlangıcı olabilir.  (s. 79) Hint, Mısır, Çin İmparatorluğu’ndan ortaçağ İslam’ına kadar Batı, zihni ve bilimsel velinimetlerini buralarda bulmuştur.  (s. 81) Afrika’nın bizzat kendisi, Batı medeniyetini etkilemediği müddetçe başarıya tam anlamıyla ulaşmış olmayacaktır. Hızla gelişen bir dünya kültürü var; amaç bu kültürü Batı merkezli olmaktan kurtarmaktır. (s. 82)

Amerikalı yerlilerin eğitim yoluyla asimilasyonu

Okulların müfredat programı, Amerikalı Kızılderililerin uyumlu bir şekilde Amerikalılaştırılmasına çalışmıştır. (s. 87) Kızılderililer sadece şeytanî cehaletin koruyucu fakat medeniyet yolu üzerinde vahşice ve pis bir şekilde duran bir insan sembolü haline geldi. Medeniyet adına oynanan eğitim ve Hıristiyanlaştırma draması, üzücü sonuçları doğurdu. (s. 93) Pratikte medeniyet ve Hıristiyanlık zaten birleşmişti. Misyonerler okulları, Amerikan medeniyetinin aşılanması için bir araç olarak kullanıldılar. (s. 96) Kızılderili okul çocukları yasak Omaho dilini, oyunlarında, maceralarında ve bir arkadaşlarının ölümünde kullandılar. (s. 97) Kızılderili komisyon kurulu şöyle diyordu: Kızılderilileri siyasetimizde güvenilir ve kullanışlı bir unsur haline getirmek için cesurca çalışmalı”. Başarısız bir yüzyıllık yerli nüfusu fiziki olarak yok etme girişimlerinden sonra dil ve din de dahil güzel sözler edebiyatı Kızılderilileri yok etmeye yöneldi. (s. 100) Kızılderili komisyon kurulu şöyle diyordu: “Millet pahalı bir bedelle Kızılderili ile dövüşmektense onu eğitmenin daha ucuz olduğunu öğrendi.”  Kabile topraklarının tüm millete yayıldı. Kırmızı adamın beyaz adamın kültürüne karşı aç olduğunu sanmak büyük bir hataydı. (s. 101) İngilizce, eğitimin aracı adımı olmak zorundaydı. Barış heyeti, ‘dil birliği’nin düşünce birliğini geliştireceğini’ savundu, aynı kabilenin öğrencileri kabilelerin parçalanmasını teşvik etmek için farklı 10 yatılı okul arasında dağıtıldılar. (s. 102) Komiserlik yapan J.D.C. Atkins, ‘yerel dillerin yasak olduğu bir zamanda yerel dilde ( Katolik inancına göre) dua etmenin elbette yasak olmadığını’ yazar.  (s. 103) Yatılı okullar sömürge eğitimi olarak iş görmeyi başardı. (s. 104) Navajo öğrencileri, metropolislerin menfaatine olacak düşük işlerde çalışmak için özel olarak eğitilmişlerdi. (s. 106) Paulo Freire Güney amerikadan bahsederken, “Sömürge durumunda bir sessizlik kültürü” diye atıfta bulunuyor. (s. 131) Sömürge altındaki toplumlar, kendi tarihlerinden mahrum bırakılmışlardır. (s. 133) Sömürülen, sömürgecinin dilini efendisinden daha nazik şekilde konuşmaya yönlendirildi. (s. 134) Hindistan’da basılan kitapların şöyle böyle yarıdan fazlası İngilizce olarak yazılmıştır. Halbuki Hindistan nüfusunun %2’sinden daha azı İngilizce bilmektedir. (s. 154) Sömürgecilik yıllarında yapılmış olan ticari anlaşmalar gelişen ülkelerde devam etmektedir. (s. 167) Dış yardım, alıcı milletin hükümetinin yönlendirilmelerden bağımsız düşünülemez. (s. 169) Bilgi, petrol ya da buğday gibi bir mal değildir ama, uluslararası pazarda mübadelesi yapılmaktadır(s. 172) Üçüncü dünya milletleri arasında iletişim geliştirilmelidir ki, genel sorun ve meseleler doğrudan tartışılabilsin. (s. 174)

Vakıflar, hayırseverlik ve yeni sömürgecilik

Bio-tıp ve tarım eğitimi ve araştırmalarıyla Rockefeller Vakfı, Sosyal bilimlerdeki üniversite temelli araştırmalarıyla Ford Vakfı tanınmıştır. Büyük vakıflar, Amerika’nın çıkarlarını kendileri gibi görecek yerel liderler yetiştirebilme umuduyla stratejik üçüncü dünya bölgelerindeki eğitim kurumlarına destek vermeye başladılar. (s. 179) Vakıf programlarının amacı, Amerika’nın milli güvenliğinden ve ekonomik çıkarlarından haberdar, kendi kültürlerine karşı ise yabancılaşmış yerel halk tabakalarının himayesinde ülkelerdeki şartları iyileştirmekti. (s. 180) Rockefeller Vakfı personeli, programların yerli halkların kendi ülkelerindeki yabancı teşebbüslere sempati ile bakmalarını sağlayabileceklerini işin başından beri biliyorlardı. John D. Rockefeller’in başdanışmanı Frederick T. Gates, Amerikan kültürünün, gelişmemiş ülkelere nüfus etmesinin Amerikan ekonomisinin çıkarları için önemli olduğunu açıkça ifade ediyordu. Gates, Mr. Rockefeller’e gönderdiği 1905 tarihli bir mektupta, Amerikan ihracatının hızlı gelişiminden bahsediyordu. Ona göre bu gelişme “yabancı beldeler, misyonerlerin öncülüğünde ticari açıdan zapturapt altına alınmasaydı söz konusu olmayacaktı.”  (s. 182) Phelps-Stokes fonu ile Rockefeller vaktı,  her iki kurumun da tavsiyelerine yön veren mantık aynıydı, Afrikalıları, kendi sömürge toplumlarının uysal üyeleri yapmaya amaçlayan sınırlı bir eğitim, mevcut emperyalist kontrolünün devamı için mantıki ve kaçınılmaz bir pedagojik vasıta idi. (s. 184) Vakıfların programları son tahlilde, kendi kapital çıkarlarını korumayı amaçlar. (s. 192) Vakıflar kapitalist hegemonyanın yayılmasında da rol sahibidirler. (s. 197) Kültürel kapitalizmin ihdası Carnegie, Ford ve Rockefeller vakıflarının tarihi misyonu olmuştur. (s. 198)

 Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, Sömürgecilik ve eğitim

Sömürgecilik ve eğitim Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık