Şeriat ve kadın adlı kitabın eleştirisi

11 ay önce
Şeriat ve kadın adlı kitabın eleştirisi

Arsel’in iddialarına cevap niteliği taşıyan,  “İlhan Arsel’e cevaplar, Turan dursun-İlhan Arsel’e cevaplar, İslam’da kadın hakları, Peygamber Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir?, İslam alimlerinin objektifliği, İslam barış dinidir, İslami Emirler ve Hümanizm, İslam felsefesi, Kuran ve bilim, İslam ve Rönesans, İslam güneşi, İslam’da kadınların okuması, Natüralizm” başlıklı yazılarımızın da ayrıca incelenmesini tavsiye ederiz. 

.

-İtalik yazılar, raporun genel amacını bozmadan tarafımızca eklenen cümlelerdir. Arsel’in görüşleri, (Arsel, s. ) şeklinde; sayın Keleş’in raporundaki cümleler ise, (s. ) şeklinde gösterilmiştir. Kalın puntolar da, ‘rapordaki’ önemli ana mesajlara dikkat çekmek amacıyla tarafımızdan sonradan eklenmiştir. –

Bu rapor sayesinde, isminin başında Prof. etiketi olmasına rağmen önyargı, sübjektivizm ve nefretin insanı, nasıl bir iftira dolu, metotsuz ve  saygısız üsluplar kullanabileceğine, çelişki girdabı içinde bocalarken, elde ettiği bilgi ve belgeleri, amaçlarının dışına çıkarıp/yorumlayıp çarpıtılabileceğine bu şahıs üzerinden, kitabından alıntılar yaparak göreceğiz. Yazar Dr. Ekrem Keleş, İlhan Arsel’in çarpıtma yöntemlerini şu başlıklar altında sıralar: Uydurma hadisleri gerçek kabul etmek, zayıf rivayetleri delil olarak kullanmak, teşbih-benzetme gibi edebî sanat içerikli rivayetleri göz ardı etmek, yalan-iftira ve asılsız iddialarda bulunmak, kelime oyunları yapmak, ayet veya hadislerdeki anlatılanların ilgi alanlarının değiştirilmesi, eksik veya fazla aktarımlarda bulunmak, İslami hükümleri kendi sistemi içinde ele almamak, Müslümanların hatalarını İslam’a yüklemek, içtihatlar ile İslam’ı özdeşleştirmek ve İslam’ın vazgeçilmez görüşü şeklinde sunmak, tavsiye niteliğindeki hükümleri kesin/bağlayıcı emir gibi göstermek, ayet ve hadislerin ilgili diğer nâslarla bağlantısını koparmak.

İlhan Arsel’in, “Şeriat ve Kadın” isimli kitabı hakkında, Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı sayın Dr Ekrem Keleş’in raporunun özeti

İslam dinini, onun kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’i ve yüce peygamberini yalan yanlış bilgilerle, uydurma isnat ve iftiralarla kötüleme gayreti yeni değildir. İslam’ın doğuşundan itibaren her dönemde bu tür davranışlar eksik olmamıştır. ( s. 5) Bu çeşit yazarlar, içerik olarak hep birbirinin tekrarından ibaret olan kitaplar yazmışlardır. İlhan Arsel’in çarpıtmalar ile dolu eserine karşı halkımızın, Diyanet İşleri başkanlığından bu konuda bir açıklama beklentisi içine girmesi üzerine sayın Keleş, bu raporu hazırlamıştır. (s. 6) Rapor, İlhan Arsel’in ‘Şeriat ve Kadın’ isimli yapıtının ilmi eleştirisidir. Bu ‘yapıt’ çarpıtma yöntemler ve uydurma-zayıf rivayet malzemeler kullanılmak suretiyle ortaya çıkarılmıştır. (s. 9) Bu raporda Arsel’in çarpıtmaları tespit edilerek, önemli görülen iddialar değerlendirilecektir. (s. 10)

Büyük İslam alimleri, işittikleri bütün sözleri bir araya toplamaktan çekilmemişlerdir. Topladıkları rivayetlerin kimisinin sahih, kimisinin hasen, kimisinin zayıf olduğunu bilerek bunları kitaplarında aktarmışlardır. Onların bildikleri bu bilgileri biz de göz önünde bulundurarak, rivayetleri kullanırken sözleri nakleden ve rivayetlerin değerlendirmelerini yapan alimlere kulak vermek zorundayız.  (s. 11) Taberi tarihinde, Muhammed Bin Saib el-Kelbî, Mukatil bin Süleyman, Muhammed Bin Ömer el-Vâkidî gibi ‘itham edilmiş’ şahsiyetlerden rivayetler almıştır. ( Profesör Doktor İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, 2/148). Hadis usulünde,’ aktardığı rivayetin senedini veren alim okuyucuyu, senette ismi geçen ravilerin güvenirliğini araştırmaya sevk etmiş demektir’ kuralı vardır. O alim, naklettiği rivayetlerin senedini vermekle sorumluluktan çıkmış olmaktadır. ( Zehebî, et Tefsir ve’l-Müfessirun, I/212) Bu alimler, kitaplarına topladıkları rivayetleri, senetlerine bakmadan hepsini mutlak doğruymuş gibi algılayacak bazı cahil ve kötü niyetli kişilerin çıkabileceğini hiç düşünmemişlerdi. Dönemleri, hangi ravinin rivayetlerinin güvenilir, hangisinin güvenilmez olduğunun herkesçe bilindiği bir dönemdi. (s. 12)

Arsel, sahih, hasen, zayıf, uydurma ne bulduysa ‘yapıtına’ toplamış, sahih olan hadisleri ve ayetleri çarpıtmış, Hz Muhammed’e bir yığın saldırı ve iftirada bulunmuştur. Yapıtını, bilimsel ve ciddi niteliği olmayan bir uydurmalar, iftiralar ve çarpıtmalar galerisi haline getirmiştir. (s. 13) İlhan Arsel’in sahip olduğu tek avantaj, toplumumuzun bir kesiminin İslami konulara yabancı hale gelmiş olmasıdır. ( s. 16) Başlıca iddiaları ise, “İslam’ın birden fazla evliliğe izin vermesi, örtünmenin hürriyeti sınırlandırdığı iddiası, miras konusu, kadınlarla erkeklerin beraber çalışıp çalışamaması meselesi, boşanma ve kadının şahitliği meselesi, ailenin idaresinin erkeğe verilmesi, kız çocuğunun küçük yaşta evlendirilebileceği iddiası, evlenirken ailenin izninin alınıp alınmayacağı konusu, kadının dövülmesi iddiası, İslamiyet’in cinsel ihtiyacı gidermeyi sadece nikaha bağlaması” gibi konulardır ve iddialar defalarca kitabında tekrar tekrar dile getirilmiştir. (s. 18) “Muhammed bütün evlilik evliliklerini sırf şehveti için yapmıştır. Evliliklerinden pek çoğunu, eşlerinin rızası dışında gerçekleşmiştir.” (Arsel, 298, 328) iddiasında bulunan Arsel ayrıca Hz Muhammed’in,  Hz Zeynep (Arsel, 307) ve Hz Safiye ile ( Arsel, 334) evliliğini diline dolanmıştır.  – Tüm bu iddiaların cevapları, tek tek ilgili başlıklar altında sitemizde verilmiştir. –

“Muhammed, evlendiği kadınlarda güzelliğin yanında servet ve asalet de aramıştır.” diyen Arsel, “cahiliye döneminde kadın iyi durumdaydı, İslam gelince hakları elinden alındı.” (Arsel, 14, 15, 17…) iddiasını ileri sürer. “Tanrı, erkek erkek kulları kötülükten korur ama kadın kulları korumaz, Muhammed ölmeden önce Ebu Bekir’i halife ilan etmişti. Tanrı kadına hitap etmeyi aşağı görür.” (Arsel, 70, 80, 109) diye devam eder ve, “Kuran’ın, erkeklere gönderildiği bildirilmektedir.” (Arsel,113)  görüşünü ileri sürer.  “Muhammed’in anası Yahudi’ydi, şeriata göre kadın her şeyi ile pisliktir.” (Arsel, 414, 84) diyen Arsel, şartlanmış olarak ve birtakım peşin hükümlerle hareket ederek, İslam’ı kadın aleyhinde göstermeye çabalamıştır. (s. 24) O, ne olursa olsun bu sonuca ulaşmaya çalışmaktadır. (s. 27) Ona göre sahabe bir ‘çekirdek’ karşılığında kadın almış ve bunun birçok örneği de bulunmaktadır.  (Arsel,177) Olayın aslı ise şudur: Peygamberimiz,  sahabeden bazılarına mehir olarak – beş dirhem değerinde olduğu söylenen- bir hurma çekirdeği ağırlığında altın vererek evlendirmiştir. Arsel, “beş dirhem değerinde”,  “altın” ve “mehir” ifadelerini rivayetten çıkarmış, insanları kandırmak istemiştir. ( s. 28) Zaten İbnü’l-Esir, en-Nihaye adlı eserinde (5/131) “Bu rivayette kastedilen, 5 dirhem ağırlığındaki altındır” demektedir. (s. 28)

Araplarda kabilelerini üstün görme fikri hakim idi. Özellikle zenciler, çok hakir görülürdü. İslamiyet, ırkçılık fikrini kökünden yıkmış, ırkın bir imtiyaz sebebi olamayacağını ortaya koymuştur. (s. 29) Peygamberimiz, “Allah’ın kitabı ile hükmettiği sürece, başkanınız zenci bir köle de olsa onu dinleyip itaat edin.” buyurmaktadır. ( İbni Mace, Cihad, 39) Diğer rivayette, “Reisiniz, başı kuru üzüm gibi simsiyah saçlı Habeşistanlı bir köle de olsa, dinleyip ona itaat ediniz.” buyurmaktadır. ( Buhari, Ahkam, 4; İbni Mace, Cihad, 39) Görüldüğü gibi hadiste bir benzetme-teşbih sanatı vardır. Ama Arsel, kendine görev kabul ettiği şeriat düşmanlığını yerine getirmek için (s. 30 ) hadisi şu şekilde aktarır: “Yöneticileri, üzüm tanesi büyüklüğünde ‘beyinli’ bir Habeş olsun, onların emirlerine körü körüne boyun eğme gereğini, dinsel bir görev sayılmıştır.” ( Arsel, 45)

“Muhammed, Süleyman peygamberin Amine adındaki cariye yüzünden başına gelen olayları Kuran’da, Sad suresinde anlatır.” diyen ( Arsel, s. 45) Arsel’i dinleyip sakın Sad suresinde böyle bir Amine hikayesi aramaya kalkmayın, bulamazsınız. Çünkü Kuran’da böyle bir kıssa yoktur! Hatta alimler bu tür rivayetleri reddetmişlerdir. (Ahmet Mustafa Merağı, Tefsiru’l- Meraği, 22/121; İbni Kesir, Tefsiru’l-Kurani’l-Azim, 4/ 36; Mevdudi, Tefhimu’l-Kuran, 5/71) Kuran, İslam’dan önce Arapların kız çocuklarını diri diri toprağa gömmelerini şiddetle eleştirmiş ve buna son vermiştir. Arsel ise, “Savaşlar yüzünden erkek nüfusunun azalması nedeniyle, kız çocuklarının öldürülmesi gerekmekteydi.” (Arsel, 18) diyerek, kız çocuklarını diri diri toprağa gömme gibi bir feci uygulamaya mazeretler aramaya kalkmaktadır. (s. 34) Arsel, İslamiyet’in bu geleneğe ya son vermekle, kadını zulümden kurtardığını kabul etmez. Çünkü hareket noktası, İslam düşmanlığıdır. Kendisini, “şeriat sisteminin kararlı düşmanı” (Arsel, 18) saymıştır.  “Muhammed kız çocuklarının öldürülmesi geleneğine son verirken, bunu kadına değer verdiği düşüncesi ile değil, Müslüman sayısının azalmaması düşüncesiyle yapmıştır.” (Arsel, 134) yorumu da ona aittir.  Arsel’in iddialarının pek çoğu, uydurma veya zayıf rivayetlere dayanmaktadır. Bir kısmında da, olayları kasıtlı olarak çarpıtmaktadır. (s. 35) Arsel, “şeriat dini, evlenme olanağına kavuşana kadar kızların cinsel ihtiyacı gidermesi olanağından yoksun bırakmakta, cinsel ihtiyacı sadece evlenme şartına bağlanmış ve bağlarken de bakire ile evlenme koşuluna sarılmıştır.” (Arsel, 170) demektedir (s. 37) Halbuki İslam’da dul kadınla da evliliğe izin vardır ve peygamberimizin, Hz Aişe hariç, tüm eşleri dul idiler! (s. 38) Arsel şöyle (s. 170) demektedir: “Benim kadınlar adına dilediğim özgürlük, her şeyden önce cinsel özgürlüktür.” Bu tür zihniyete sahip olan insanların İslam’a saldırmalarının tek sebebi, İslam’ın fuhuşa ve  kötülüğe giden yolları yasaklamış olmasıdır. Yoksa İslam’da temel hak ve hürriyetler açısından, kadınla erkek arasında bir ayrım yapılmamıştır. İslam’da sadece ödev ve yükümlülükler de farklılıklar vardır. Arsel’in fikrini geçerli olduğunu düşünelim. Aile kurumunun ne hale gelebileceğini düşünebiliyor musunuz? Aslında, Arsel gibiler bir yerlere hizmet etmeyi amaçlamaktadır. Neticede toplumun yıkılması amaçlanmaktadır. Bu kişi, “kız kardeşinin dilediği ile sevişmesini hoş karşılanabilir” (Arsel, VII) ama bir Müslüman asla! (s. 39) Arsel, Kuran’da geçen pek çok ayeti, ” her ne kadar Kuran’da geçse de” şeklinde başlayan cümlelerle ( Arsel, 109, 407, 397, 191, 192, 141, 234, 273, 355, 215, 375, 4… vd. ) amacından saptırarak, kötü göstermeye çalışmaktadır. Örneğin, “Siz ve eşleriniz ağırlanmış olarak cennete girin.” (Zuhruf, 69-70) ayetini, ” her ne kadar Kuran’da böyle yazılmış ise de, onunla karı ve kocanın cennete buluşacakları ve beraberce yaşayacakları anlatılmak istenmemektedir.” diye yorumlayabilmektedir. Ayrıca, İbni Mace’de geçen, “küçük çocuk, anne ve babamla cennete girmek isterim.” cümlesindeki çocuk kelimesini, oğlan şeklinde aktarmakta (Arsel, 407) ve kız ve erkek çocuk arasında ayrım yaparak (Arsel, 141) sadece erkek çocukların anne babalarına cennete sokmaya sebep olacağı izlenimi vermeye çalışmaktadır. ( s. 41) İslam’da, kadın hakları ile ilgili birçok ayet ve hadisi ise şöyle yorumlamaktadır: “Her ne kadar kadın sınıfını yatıştırmak ve uyutmak maksadıyla, “Erkeklerin kadınlarda olan hakkı kadar kadınların da erkeler üzerinde hakkı vardır; Kadınlarla iyi geçinmek ve onlara iyi davranmak erkekler için görevdir.” şeklinde hükümleri öne sürmekle beraber…” ( Arsel, 4) Arsel,  yapıtının daha ilk satırlarında, dua eden Müslümanları kastederek, ‘ insanlarımızın bu feza çağındaki hala doğaüstü güçlerden medet uman hali…” (Arsel, /I) demek suretiyle, duanın gücünü de küçümsediği görülmektedir. (s.  44) – Dua ve İslam’ın diğer emirlerinin faydaları konusunda, ‘İslami emirler ve hümanizm’ adlı yazıya bakılabilir!-

Arsel kendini, ‘şeriata karşı baş kaldırmak ve savaşmak’ gibi ‘asil’ bir davranışla görevlendirmiştir. (Arsel, 2) Yüzlerce yıl birbirleri ile savaşıp bir medeniyet kuramayan Arapların Peygamberimize inanıp onun yolundan gidince, çok kısa bir süre içinde üç kıtaya nasıl yayıldığını araştıran batılı oryantalistler bile, Profesör olan bu Türk kadar cahil, önyargılı ve taassup ehli olmamıştır: “Türk şeriat bataklığına saplandıktan sonra…”,  “şeriata kandıkça ve Muhammet örneğine sarıldıkça ilkelleşmiştir.” (Arsel, 30) diyebilmektedir. Bu konuda sadece, “İslam ve Rönesans başlıklı yazımız bile yeterli cevap olur kanaatindeyiz.  Arsel, tabiata inanmaktadır yani, natüralizmi kendine din olarak kabul etmiştir. ‘Yapıt’ının 414. sayfasında şöyle demektedir: “İnsan denilen varlığı akıl ve vicdan ile donatan tabiattır. Tabiatın, insan gönlüne cömertçe yerleştirmiş olduğu duygular…” Bu bakış açısına cevap olarak sitemizde yer alan “Ateistlerin dini natüralizm” adlı yazıya bakılabilir. Arsel batının yaşam tarzını benimsemiş ve onu savunan bir insandır. ‘Batı Medeniyeti’nin gerçek yüzü hakkındaki sitemizdeki yazıyı tavsiye ederiz. Arsel, hayalindeki kadın şöyle tarif eder: “Erkekten kaçırmak nedir bilmeyen ve herkesin önünde sigara tüttüren ve bacak bacak üstüne atıp kahve köpürten uygar davranışlı kadınlar.” ( Arsel, 270) Bu konuda, ‘Modernizm ve kadın’  adlı yazımızı tavsiye ederiz.

Arsel’in İslam düşmanlığına bazı örnekler: “Şeriat bataklığı” (Arsel, s.30) ” kümes hayatı (yani İslami aile yaşantısını kastediyor)…” (Arsel, s. 279) “1400 yıl öncesinin çöl felsefesi” (Arsel, s. 457) “Arap peygamberinin amacı” (Arsel, s. 331) “Şeriat yılanın zehiri” (Arsel, s. 272) Bu ve daha pek çok örnek, Arsel’in İslam dinine nedenli kin beslediğini göstermektedir. (s. 51)

Arsel, iddialarına dayanak yapmaya çalıştığı uydurma ve zayıf rivayetlerden başka, onun maharetle uyguladığı diğer yöntem, ayet ve hadislerin ilgi alanını değiştirmek, başıyla ve sonuyla irtibatını kopararak veya eksik ve ilaveli vererek nâsları çarpıtmak olmuştur. (s. 55) Arsin’in başvurduğu yollardan biri de, uydurma hadisleri, gerçekmiş gibi aktarmasıdır. (s. 58) “Erkeğin karısına söz vermek maksadıyla yalan söylemesi mübahtır.” (Arsel, 252) Bir gerçekmiş gibi aktardığı bu rivayet ‘uydurma’dır. (s. 59) Muhammed, kadınların okuma yazma öğrenmelerine engel olmuştur.” (Arsel, 382) diyen Arsel’e, bu konuda sitemizdeki ‘İslam kadın okumasına karşı mıdır?” başlıklı yazıyı tavsiye ederiz. “Kadınlara danışın, söylediklerinin aksini yapın.” şeklinde Arsel’in aktardığı söz de (Arsel, 32 48) uydurmadır. (Aliyu’l-Kâri, el-Mesnu’ fi Marifet’il-hadisil mevdu, s. 113) Arsel’in, “kadınların hayırlısı yüzü güzel olandır.” şeklinde verdiği (Arsel, 156)  hadisin aslının meali ise şöyledir:”Bereket açısından kadınların en üstünü, güler yüzlü ve mehri az olandır.” (Irâki, İhyanın zeylin de, 4/130) Adamın biri dışarı giderken hanımına, evinin üst katından aşağı inmemesini tembih etti. Alt katta olan babası hastalandı. Kadın aşağı inmedi, peygamberimiz de “kocana itaat et” buyurdu. Babası öldü. Peygamberimiz, “efendine olan itaatinin mükafatı olarak Tanrı babana affetmiştir.” şeklinde, Arsel bir rivayette bahseder. (s. 66) Bir kere bu hadis zayıftır. (Iraki, 4/160) ve Hukuki islamiyye ve ıstılahâtı fıkhiyye kamusunda (Ömer Nasuhi Bilmen, 2/165) belirtildiği gibi; “Bir kadın, babası hasta ise ve bakacak kimsesi bulunmazsa, kocasının iznini almadan ona gidip bakabilir. Babası Müslüman olmasa bile!” Arsel’in, ‘Tanrıdan gelme haberler’ diye kaynak gösterdiği haberler uydurma iken, uydurma hadis uzmanı Sağani, Arsel’in gerçekmiş gibi aktardığı hadisi uyduran kişiye kadar herşeyi tespit etmiştir. ( Sağani, Mevduat, s. 28) Yine Arsel’in hadis olarak aktardığı ve kaynak olarak gösterdiği Feyzü’l Kadir’de, hadisin zayıf olduğu açıkça belirtilmektedir. (s. 71) Ama Arsel, bunu bile belirtmez. Arsel’in diğer bir iftirası, “Muhammed, Fatıma’nın iki erkek çocuk doğurmasından sonra saçların kesilmesini ve fakirlere dağıtılmasını emretmiştir.” ( Müsnet, 6/457) şeklindedir. Rivayetin aynen tercümesi ise şöyledir: “Hz Muhammed, Fatma’ya, “çocukların başını tıraş et, ‘saçlarının ağırlığınca’ gümüşü fakirlere dağıt.” (Ahmet bin Hanbel, Müsned, 6/390; Fethu’l-Rabbanî, 13/126) Ayrıca Arsel, Belazüri’ye ait kitabı, Beyzavi’ninmiş gibi göstermektedir. (s. 74)

Arapçada mecaz, teşbih, kinaye bol miktarda yer alır. (s. 75) Arsel’in çarpıtma metotlarından biri de, mecazları hakîkî anlama çekmesidir. (s. 76) “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz, kişi aile fertlerine karşı çobandır, o da onlardan sorumludur. Kadın, çocuklarına çobandır.” ( Buhari, Cuma, 11; Müslim, İmare, 20) Bu hadisi işiten herkes, bunun kişinin hak, görev ve sorumluluklarını ifade ettiğini hemen anlar ama, Arsel bakın olayı nasıl bir sonuca ulaştırır: “Muhammed, kadını koyun ya da at ve davar gibi hayvanlara eşdeğer görmektedir.” (Arsel, 204) “100 tane siyah karga içinde alaca bir karga nasıl kendini gösterirse, sâliha olmayan kadınlar arasında sâliha bir kadının da öylece belli olur” mealinde bir hadis vardır. Arsel hadisi şöyle yorumlar:”İslam’a göre kadın, hayvan seviyesinde kabul edilir.” Halbuki kargaları benzetme yapılmasının sebebi, bu sözün söylendiği esnada orada bulunan bir karga grubuna işaret edilerek söylenmesi ve o kargaların içinde de alaca bir karganın bulunmasıdır! (Ahmet bin Hanbel, 4/179) Edebî bir benzetmenin, Arsel’in elinde ne hale geldiğini görelim: “Muhammed, kadınların en faziletli ve hayırlı olanını, alaca kargadan  farklı bulmaz.” (Arsel 82) Arsel, yalan ve çarptırmalarını ‘yapıt’ında devamlı tekrarlar. “Kadının faziletli olanı bile kargadan farksızdır.” (Arsel, 304) Peygamberimiz, erkeklere bir sohbette bulunurken, “Kadın, erkekleri ‘cezbetmesi yönüyle’ şeytan suretinde gelir. Biriniz bir kadın gördüğünde hoşuna gitti mi, ailesinin yanına dönsün.” (Müslim, Nikah, 9; Ebu Davud, Nikah, 43; Hanbel, 3/330) Hadiste, “bütün kadınlardan değil, yabancı erkeklerin cinsel duygularını tahrik edip şuur altına itilmiş şehvetini uyandıran, cinselliğini kullanarak onları zinaya teşvik eden bazı kadınların kastedildiğini ifade edildiği” (Ali Osman Ateş, Hadis Temelli Kalıp Yargılarda Kadın,  s. 72-83) ortada iken, Arsel hadisi şöyle saptırır: “Şeytan, Muhammed’e göre, kadının ta kendisidir. Kadın demek şeytan demektir.” (Arsel, 53) Arsel’in asıl hedefi, Peygamber Efendimizin yüce şahsiyetine çamur atmaya çalışarak Müslümanların imanını zedelemekti. (s. 87) Arsel’in diğer bir uydurduğu yalan: “Zeyd’in Zeynep ile evlendirilmesinin nedeni, kendisinin o tarihlerde Hatice ile evli olmasıdır.” (Arsel, 187) demektedir. Halbuki, Hz Hatice vefat ettikten 3 sene sonra, Hicret olayı meydana gelmiş, Zeyd ile Zeynep’te hicretten sonra evlenmiştir. (s. 88) Bu konu detaylı olarak sitemizde, ‘Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir.’ başlığı altında ele alınmıştır. Arsel’in diğer bir çarpıtmasına örnek: “Hasan, dedesi Muhammed gibi şehvetinin çokluğu ile ün salmıştır. 200’den fazla kadınla evlendiği rivayet edilir. Bu nedenle Muhammed her vesile ile Hasan’ın karşısına alıp, “sünnet ve siret bakımından bana sen benziyorsun.” demekten zevk alır ve sırf bu yüzden Hasan’ı Hüseyin’e tercih ederdi.” (Arsel, 297) Halbuki Hasan, Hicretin 3. senesi doğmuştur. Peygamberimizin vefatı ise, Hicri 11. yılda gerçekleşmiştir. Yani Efendimiz vefat ettiği zaman Hz Hasan henüz 9 yaşına girmemiş, 8 sene 6 aylık bir çocuktu. Nasıl bu 8 yaşındaki çocuk, 200’den fazla kadınla evlenmişte peygamberimiz de sırf bu yüzden onunla övünmüş olabilir? (s.  90)

Arsel’ göre, İslam’dan önce Arap kadının durumu gayet iyiydi ve hürriyete sahipti. Kadını hor gören gelenekler o dönemde topluma hakim değildi. (Arsel, 14)  Halbuki Arap kadını, İslam’dan önce miras hakkına sahip değildi, eşi üzerinde herhangi bir hakkı bulunmuyordu, kocasını seçme hakkı yoktu, kocasının kendisini öldürmesi halinde bile koca bir cezaya uğramıyordu, kocası öldüğünde bir miras gibi diğer oğlanlara kalıyordu, uğursuz kabul ediyor ve diri diri toprağa gömülüyordu. (s. 92-94) O dönemdeki fuhuş ve ahlaksızlıklar ile ilgili rivayetleri buraya aktarmıyoruz!  Dr. Mustafa Sıbai, el-Meretu, Beyne’l-fıkhı ve’l-Kanun (s. 22), Müslim, Talak, 31ve Buhari, Libas, 31’de geçen rivayetler ise bize gerçeği gösterir: “Vallahi, cahiliye devrinde biz kadınları insan yerine saymazdık. Nihayet, Allah’u Teala onlar hakkında ayeti indirdi ve kendilerine (haklarının) yaptığı taksimi yaptı.”; “Cahiliye döneminde biz kadınları insan yerine saymazdık. İslâm gelip Allah onlardan bahsedince, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu gördük” Arsel’in ‘yapıt’ından diğer bir alıntı ile devam edelim:“Lokman Aleyhisselam, Muhammed’in hadisini kendisine yaşam kuralları bilmiş ve kadınların iyisinin dahi kötü olduğuna inanmıştır.” (Arsel, 83) Bu kişi, Lokman Aleyhisselam’ın, Peygamber Efendimizden asırlar önce yaşamış olduğundan haberi bile yoktur. Arsel, İslami konularla sırf İslam’la düşmanlık yapabilmek için ilgilenmektedir. (s. 97) Arsel, olmayan eserler türeterek onlardan alıntılarda yapmıştır. (s. 98) Peygamberimiz, “Allah, hulle yapana da yaptırana da lanet etsin.” ( Ebû Dâvud, Nikah, 16; Tirmizi, Nikah, 27; İbni Mace, Nikah, 33) derken, Ömer Bin Hattâb, Osman b. Affan, Abdullah b. Amr, Sufyanı Sevri, İbn-i Mübarek, İmamı Şafii, Ahmet ve İshak gibi bir çık alim sahabeler, tabiin fakihleri gibi alimlerin hepsi de bu görüşte iken (s. 101) Arsel, “hullenin İslam’da olduğunu” iddia etmiştir. Arsel, bu meseleyi ‘Şeriat kuruluşu’; ‘ böyle olmasını bizzat Muhammed istedi’  gibi ifadeler ile okuyucuya sunmaktadır. (Arsel, 363-364) Arsel’in seviyesini gösteren başka bir örnek ile devam edelim. Arsel, “Muhammed, o kendine özgün ve Arap ahlak anlayışına yatkın zihniyeti ile, ölü ile yapılan cinsi münasebeti, diri insanla yapılandan daha uygun, daha isabetli ve daha ahlakî saymıştır. Hayvanlarla cinsi münasebeti yasaklamamıştır.” (Arsel, 224, 227) demektedir. (s. 103) Halbuki bunların hepsi, yasak ve haramdır. Sadece, ‘İslam alimleri’ böyle bir ahlaksızlık yapılırsa, bunun cezasını ne olduğunu hakkında ‘fetva’ belirtmişlerdir. Yani bunlar peygamber sözü değil, alimlerin fetvalarıdır. Yoksa bunların İslam’da kabul edilebilir bir tarafı olduğunu savunan hiç kimse yoktur! Tıpkı, tüm ceza kanunlarında hırsızlığın, tecavüzün, adam öldürmenin cezasının belirtilmesine rağmen, bunların hiç bir sistem tarafından kabul edilmediği gerçeği ortada olduğu gibi! Arsel, devam ediyor: “Muhammed, Kuran’da meleklerin dahi dişilerden değil, erkek cinsinden seçildiğini bildirmektedir.” (Arsel, 46) Halbuki meleklerin cinsiyetinin bulunmadığını ilkokul çağındaki bir çocuk bile bilmektedir, ama profesör bilmemektedir! (s. 104) Peki Kuran’da neden meleklerin dişilerden yaratılmadığı aktarılmaktadır? Çünkü, o dönemdeki Mekkeli müşrikler meleklerin ‘Allah’ın kızları’ olduğu yönünde iddialarda bulunmakta idiler. Kuran, bunun böyle olmadığını ifade etmek için bu konuya değinmiştir. (s. 105) Günümüzde hala Hıristiyan aleminde melekler “kanatlı kadın” şeklinde resmedilmektedirler.

Arsel, “şeriata göre kadının, ruhen ve bedenen pis yaratıldığını.” iddia eder. ( Arsel, 84) Arsel bu iddiasına da delil olarak, “kadının hayızlı iken yani adet görürken namaz kılmamasını, oruç tutmasını, Kabe’yi tavaf etmemesini gösterir.” Halbuki bunlar ibadet ile ilgili konulardır. Ayrıca, mesela cünüp olan bir erkekte namaz kılamaz, Kabe’yi tavaf edemez, Kuran-ı Kerim’i okuyamaz! Şimdi Arsel’in mantığına göre buradan hareketle, ‘İslam’a göre erkekte pis yaratılmıştır.’ demek mi lazım?! Arsel, konuları sürekli saptırmaktan, çarpıtmaktan başka bir şey yapmamaktadır. (s. 107) Arsel, çelişkiler içindedir. O, “Cinsi münasebette bulunan erkeklere yıkanma zorunluluğunu yüklerken dahi, Muhammed, kadınların pis oldukları gerekçesinden hareket etmiştir.” (Arsel, 88) diyecektir,  hem de kadınların da yıkanmak zorunda olduğunu gizleyerek okuyucuyu yanıltacak ve aynı mantıkla doğal sonuç olarak, ‘erkeklerin de pis olduğunu mu dememiz gerektiği’ şeklindeki sonuca ulaşılabileceğini göremeyip, nasıl bir çelişkiye düştüğünü fark edemeyecektir! ( s. 109)

Arsel’in diğer iddiası ise, “Peygamberimizin hastalığa çare aramamak gerektiğini söylemiş olduğu” iddiasıdır. ( Arsel, 77) Halbuki Peygamber Efendimiz, “Allah’u Teala verdiği herhangi bir derdin şifasını da verir.” ; “Her derdin devası vardır.” buyurmuşlardır. ( Buhari, Tıp, 1; Müslim, Selam, 69) Arsel , ‘Allah’ın erkekleri muhatap kabul ettiği halde, kadın muhatap kabul etmediğini ‘de iddia eder. (Arsel, 109-116) Kuran-ı Kerim’de, ” Yâ eyyuhe’n-Nâs”(ey  insanlar) şekline başlayan, her iki cinse yönelik hitapların yanında, ‘el-Müminât’ (Mümin Hanımlar), el-Müslimât (Müslüman Hanımlar), ‘Sâlihât’ (Saliha kadınlar) tarzında, kadınların özel olarak zikredildiği yerlerde vardır. (s. 113) Kuran’da, ‘Nisa’ (Kadınlar) adında bir süre bile vardır. Arsel mantığı ile hareket edersek, ‘Kuran’ın erkekleri muhatap kabul etmediği’ sonucuna mı ulaşmamız gerekecektir? Arapçada hem kadın hem erkeklere birden hitap edilmesi gerektiğinde, erkeklere ait sıga olan ‘müzekker’ sıgası kullanılır. Bu bir dil özelliği ve belagat sanatıdır. (s. 114) Fransızcada da aynı durum söz konusudur. Her iki cinse birden hitap etmek gerektiğinde, erkeklere ait ‘masculin’ sigası ile hitap edilir. ( s. 115) Kadınlar, erkeklerin sahip oldukları her çeşit medeni haklara sahiptirler: Nikah, kira, ödünç verme, vekalet, şirket, bölüşme, dava, ikrar, vasiyet, emanet, kiralama…vb. Ama şu da bir gerçektir ki, İslam’a göre kadının en önemli görevi anneliktir. (s. 116) Atatürkçü geçinen bu yazar, ‘Kadının en büyük vazifesi analıktır.” (Atatürk’ün söylev ve demeçleri, 2/86) ve “Kadının en önemli vazifesi ev işidir.” ( Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 5.2.1923) gibi Atatürk’ün sözlerinden de habersiz gözükmektedir! Ayrıca İslam, kadının seçmen olabileceğini de ilan eder. (Bekir Topaloğlu, İslam’da kadın, s. 278; Mustafa Sıbaî, el-Meratü Beyne’l-Fıkhi ve’l-kanun, s. 151-161; Mümtehine, 12; Buhari, Ahkam, 49) Arsel,”Muhammed’e göre tanrı, kadın ve erkeği birbirine düşman olarak yeryüzüne indirmiştir.” (Arsel, 194) şeklinde bir iddiada  bulunur. Arsel buna delil olarak, “Birbirinize düşman olarak inin.” (Bakara, 36) ayetini delil gösterir. Halbuki bu ayette söz konusu edilen düşmanlık, ‘şeytanla insan arasındaki’ düşmanlıktır. (Fahreddin Razi, Mefatihu’l Gayb, 3/16; Mevdudi, Tefhimu’l-Kuran, 1/58; Seyyid Kutup, Fizilali’l Kuran, 1-118) Arsel’in bir diğer iddiası, Peygamberimizin ‘bir kadınla asaleti için evlenebileceğini’ söylediği iddiasıdır. (Arsel, 184) Halbuki hadisin meali şöyledir: “Kadın, dört şey için nikah edilir. Malı, asaleti, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç.” ( Buhari, Nikah, 15; Müslim, Rada, 53; Ebu Davud, Nikah, 2; Nesai, Nikah, 13; İbni Mace Nikah, 6) Arsel, çarpıtarak verdiği hadisi şerif etrafında, 35 sayfa laf edecektir. (Arsel, 155-190) Arsel, “Sen dindar olanını almaya bak.” kısmını gizlemiştir. (s. 124) Arsel hızını alamaz ve şöyle devam eder: “Muhammed’in amaçladığı şey, güzellik ve maldır.” ( Arsel, 185, 174, 348, 184, 156, 173, 155, 156, 188 vd.) Arsel daha sonra, İslam’da evlilik müessesesine diline dolar. (Arsel, 273) Bu konu sitemizde detaylı şekilde ele alınmıştır.

Arsel, “Muhammed, ‘Ey Nâs’ (Ey insanlar) diyerek her şeyden önce erkekler sınıfına hitap etmektedir, kadınları kendisine muhatap kabul edinmemiştir.” (Arsel, 191) iddiasında bulunur. ‘İnsanlar’ kelimesini, erkekleri de kadınları da kapsayan bir kelimedir. Bu, Fransızcada da aynen geçerlidir. Kuran-ı Kerim’in Fransızcaya yapılan çevirisinde ‘Nâs’ kelimesi, ‘gens’ (insanlar) kelimesi ile ifade edilmiştir. (s.129) Arsel, İslam’ın kadını uğursuz saydığını iddia eder. Halbuki Peygamber Efendimiz, ‘İslam’da uğursuzluk inancının olmadığını’ beyan etmiş, ‘kadının uğursuzluğu görüşünün cahiliye döneminde Arapların bir inanışı olduğunu’ bildirmiştir. ( Tecrid-i Sarih, 8/3120) Bu konuda sitemizde detaylıca ele alınmıştır.

Yine arsel’e göre Hz Muhammed, “erkeğin cinsel organını kutsarken, kadınınkini pis saymıştır.” (Arsel, 88) Halbuki hadisi şerif şöyledir: “Her kim dilini ve cinsel organını kötülükten korumayı bana garanti ederse, ben de o kişiye cenneti garanti ederim.” (Buhari, Rikak, 23) Buradaki kötülük kelimesinden kastedilen, zinadır. Üstelik burada, cins ayrımı yapılmadan her iki cinse hitap edilerek bu söz söylenmiştir! (s. 132) Hadis usulünde çok önemli bir metot vardır. Hadislerin bütün rivayet yolları göz önüne alınarak hüküm verilmelidir. (s. 140) Arsel’e göre kadın, kocasından izinsiz namaz bile kılamaz, oruç tutamaz. (Arsel, 200) Halbuki koca ibadete engel olmak istese, onun dinlenmeyecek İslami bir hükümdür. (s. 142) Arselin diğer bir çarpıtmasına örnek, (Arsel, 113) Bakara suresinin 231. ayeti ile ilgili yaptığı yorumdur: “Siz erkeklere indirdiğimiz Kuran’ı anın.” Arsel ayete, ‘erkeklere’ kelimesini ekleyerek çarpıtma yapmıştır. Yoksa, Bakara Suresi 183 ayette, “Ey inananlar! diye başlayan ayet, orucun farz olduğundan bahseder. Arsel’in dediği gibi hitaplar hep erkeklere olsaydı, kadınlara orucun farzı olmaması gerekirdi! (s. 144) Arsel ayetleri eksik veya eklemeler yaparak da aktarmaktan çekinmez. “Onu (kocayı) temiz bir hayat ile ihya eder ve yaşatırız.” (Arsel, 214) şeklinde verdiği ayetin tamamı şudur: “Kadın veya erkek, inanmış olarak kim iyi iş yaparsa, ona hoş bir hayat yaşatacağız.” (Nahl, 97) Arsel çarpıtmalara aynı mantıkla devam eder. (Arsel, 140) Ademoğlu öldüğü an ameli kesilir, üç şey hariç… Kendisi için salih oğlundan…” diye çevirdiği hadisin Arapçasında geçen “el-veled” kelimesi, Fransızcadaki “I’enfant” yani hem kız hem oğlan çocuğunu kapsayan bir kelimedir. Oğlan kelimesinin aslı Arapçada, ‘İbn’ dir. Arsel böyle bir çarpıtmayı eserinin 141. sayfasında da yapar. (s. 147) Hangi ilim dalında olursa olsun, genel sistemini bilmeden bir ilim dalı ile ilgili birkaç cümle aktararak bir fikir sahibi olmak mümkün müdür? (s.149) Arsel devam eder. (Arsel, 106) “Şeriat dini, hayvana tanıdığı hakkı kadınlara tanımaktan kaçınmıştır.” Halbuki olayın aslı şudur: İslam’a göre savaşı erkeklerin yapması esastır. Kadınların savaşa katılma sorumluluğu yoktur. Peygamber efendimiz döneminde at, en önemli savaş aracı idi. Atın temini kadar kaybı da önemli bir mali harcamayı gerektiriyordu. İşte Arsel, tüm bunları çarpıtarak okuyucu yanıltmakta, yönlendirmektedir. (s. 151) İslam nizamında kadına ekonomik bir külfet yüklenmemiştir. Ekonomik yük, erkeğin sırtındadır. Bu nedenle kardeşler arası miras paylaşımında, erkek kardeşe kız kardeşin verildiğinin iki katı miras verilir. Eğer İslamiyet, kadından da evin geçimini, çocukların masrafları, mihr gibi mali yükümlülükleri ve sorumlulukları isteseydi, o zaman kız kardeş erkek kardeş kadar eşit pay alırdı. Ama bu yükümlülük, erkeğe verilmiştir. (s.151)  Kısaca bu mesele, İslam’ın kendi sistemi içinde ele alındığında, gayet mantıklı ve uygundur. Bu tamamen, mali yükümlülük ve görevlere bağlı, kendi sistemi içinde son derece adil bir düzenlemedir. (s. 154) Bu konu detaylı biçimde sitemizde ele alınmıştır.

Arsel’in İslam’a saldırmak için kullandığı araçlardan birisi de, İslam alimleri arasındaki bazı içtihat farklılıklarından işine geleni alarak, amacına uygun olarak birini seçerek, kullanmasıdır. Halbuki, kullandığı görüşün zıttına olan görüşlerde İslam’a daha uygun olabilir. Zaten Mecelle’nin 39. kuralında, “zamanın değişmesiyle hükümlerinde değişmesinin inkar edilemeyeceği” İslam hukukunun ana kurallarından birisi olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle, İslam hukuku ile ilgili çalışmalar içinden herhangi bir içtihadı alıp, onu İslam’a saldırı aracı olarak kullanmaya çalışmak iyi niyetle bağdaşmaz. (s. 156) Osmanlı aile hukuku kararnamesinde, erkek için 18, kadınlar için 15 yaş evlenme alt sınırı olarak benimsenmiştir. (s.157) 1938 tarihli Aile hukuku kararnamesi 4. madde ile de ülkemizde evlilik yaşı, kızlarda 15, hatta hakim onayı ile 14’e kadar düşürülmüştü. Ne şart altında olursa olsun, İslam’ın çocukların evlendirilmesine izin verilmemiştir ve bu konuda detaylı olarak sitemizde ele alınmıştır.

Arsel, “Kadın, evlenme çağına geldiğinde kime verilirse, ona gitmek çaresizliğindedir.” (Arsel, 132) iddiasında iken, Evzai, Sevri, Ebu Ubeyd, Ebu Sevr, İbnü’l-Munzir gibi İslam alimleri, bir kızın birisi ile evlenmeye zorlamayacağını belirtmişlerdir. (s.160) Mevsili, ünlü eseri el-İhtiyar’da ( 3/90) “Nikahta kadınların sözü geçerlidir. Hür, akıllı ve erginlik çağına gelmiş bir kadın kendisine bir erkeğin nikahlarsa, caizdir.” demektedir. Peygamberimizde mealen, ” Kız, kendisinden izin alınmadan nikah edilemez.” (Buhari, Nikah, 41; Müslim,Nikah, 64; Ebu Davud, Nikah,24; Tirmizi, Nikah, 18; Nesai, Nikah, 31; İbni Mace, Nikah, 2; Darimi, nikah, 13; Muvatta, Nikah, 4; Hanbel, I/219) ve “Bakire bir kız, izni alınmadan nikah edilemez.” (Buhari, Hiyel, nikah, 41; Müslim, nikah, 64; Ebu Davud, nikah, 24) buyurmuştur. Peygamberimize bir kız gelerek, babasının kendisini istemediği halde bir adama zorla verdiğini söyleyerek şikayette bulundu. Peygamberimiz kızı muhayyer bıraktı. (Davud, nikah, 25; İbni mace, nikah, 12; Ahmet Bin hanbel, 1-364) Bazı ayet ve hadisler, emir değil tavsiye niteliğinde ifadeler taşır. Bu tavsiye niteliğindeki hükümler bir emir gibi sunulamaz. Bunun içindir ki İslam alimleri hükümlerinde, Farz, vacip, sünnet, müstehap, mendup, mübah, tenzihen mekruh, tahrimen mekruh, haram gibi gruplandırmalar yapmışlardır. (s. 162) Mesela Peygamber Efendimiz nikahlanmak üzeri olan birisine, “bakire mi, dul ile evlendiğini” sorduğu zaman, “bakire ile evlenmesini” tavsiye etmiştir, fakat kendisinin, Hz Ayşe dışındaki tüm eşleri dul idi. Yani, tavsiye ile emir farklı hükümlerdir. (s. 163)

Arsel, devam eder: Bekaret sorunu, dinsel bir zorlama nedeniyle Müslüman kişiyi öylesine ‘çağdışı bir kafa’ yapısında kılmıştır ki, bekaretini evlilik dışı yollarla kaybeden bir kadını hor görülmeye layık bilir.” Arsel’in çağdaşlık olarak nitelendirdiği şey, evlilik dışı ilişkiyi normal karşılamaktır. (s. 165) Arsel, uydurma olan (Irakî, 4/105) “evin köşesinde ki bir hasır, döl getirmeyen kısır kadından daha hayırlıdır.” sözünü, gerçek gibi kitabında aktarır. Arsel bununla da yetinmez ve hızını alamayarak, “kısırlığı bilinen kadına yanaşmayın.” gibi hadisler uydurmaktan da çekinmez. (s. 166) Peygamberimiz, kadınları döven kimseler hakkında, ” Bu kişiler hayırlılarınız değildir.” ( Ebu Davud, nikah, 43; İbni mace, nikah, 51) ve ” sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır. Kadınlara ancak iyi insanlar iyi davranır, onlara karşı ancak kötü kişiler ihanet eder.” (Camiu’s-sağir, 2/11) buyururken, Arsel, Nisa suresi 34. ayeti diline dolar ve okuyucuyu yanlış yönlendirir. Bu konuda detaylı olarak sitemizde açıklanmıştır. Arsel, ‘yapıtının’ 80 sayfalık bir bölümünde, kasıtlı olarak yanlış verdiği Hz Zeynep’in peygamberimizle evliliğini tam 14 kere anlatmıştır. (s.173) Bu konu sitemizi ele alınmıştır.  Arsel ayrıca, kadının şahitliği konusunu da çarpıtarak aktarır. Bu konuda da cevap sitemizde mevcuttur.

Arsel’in Diyanet İşleri Başkanlığı’na gönderdiği ‘açık mektup’ta, sinek hadisi diye bilinen hadis-i reddettiği görülür. Bu konuda cevap sitemizde mevcuttur. Aynı mektupta, “müşrikleri nerede görürseniz öldürün” ayeti, kadının şahitliği, evliliği gibi konuları tek taraflı ve çarpıtılarak aktarır. Bu konuların tümü sitemizde açıklanmıştır. Arsel mektubunda ayrıca,”batı dünyasında, Tanrı ve peygamber emirleri ile savaşıldığını, dogmatizmden kurtulduklarını, üniversite öğretim üyelerinin de bu çağdışı gidişe karşı şahlanması gerektiğini.” söyler.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Arsel’in çarpıtmaların sıralayarak, “bunların bahane edilerek başta Kuran ve Peygamber Efendimiz olmak üzere, İslam dininin eleştirildiğini, Aysel’in kitaplarında dini hükümlerin maksatlı olarak yorumlanıp alay konusu yapıldığını, İslam’ın önder şahsiyetlerinin hepsini, “bilgisiz, ilkel şeriatçı.” diye küçümsendiğini, delilleri ile sıralar. Ayrıca Arsel, ” Şeriatın, insanı insan olmaktan çıkaran ve hayvana yaklaşık yapan bir felaket kaynağı olduğunu ( Biz profesörler, s. 120) ileri sürer. Halbuki İslam insanı, sahip olduğu yetenekleri kullanarak meleklerden de üstün bir makama yükseltmeyi amaçlarken, insanlara materyalist bir açıdan yaklaşan evrim teorisi, bizatihi insanın kökeninin hayvan olduğunu, bilim adına iddia etmektedir. Bu konuda detaylı cevaplar sitemizde mevcuttur. Arsel, aklı ilahlaştırmış, bilime din olarak tapan klasik pozitivist bir materyalist konumuna düşmüştür. Bu konuda, ” bilim değişmez mi?” başlıklı yazımıza bakılabilir.

Arsel, toplumsal geriliklerimizin sorumluları adlı kitabının 210. sayfasında, ” Bütün sorun, şeriatın (İslam dininin) kendisindedir. Cehalet, şeriatın (dinin) kendisinde yatmaktadır. Akla ve müsbet ilme ve ahlaka aykırı ne varsa, hepsi oradadır. Bunları, Arap Peygamberi, Tanrı adına ve tanrının sözleridir diyerek yerleştirmiştir.” demektedir. Bu konulara cevap niteliğinde, “Müslüman ilim öncüleri, Kuran ve bilim, İslam ve Rönesans, dinsiz ahlak olur mu?, Batı medeniyeti” gibi yazılarımızı tavsiye ederiz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cevabı yazısında belirttiği gibi, din sonradan uydurulmamış, insanla beraber var olmuştur. Artık, ‘Dinlerin kökeninin Sümerlere dayalı olduğunu’ iddia eden tez çürütülmüştür. Bu konuda, ‘ Sümerler’ başlıklı yazımıza bakılabilir.

Arsel’in bağlı olduğu materyalist ve pozitivist dünya görüşü onu önyargıya, o da tarafsız bir inceleme ve araştırma imkanından uzak ve İslam’a ve Müslümanlara hınç duymaya ve savaşmaya sevk etmiştir. Zaten bunu kendisi de açıkça söylemektedir. “Ebu Hanife’ye, ‘Hanife Efendi’ derken, bu kişinin adlarının yanına ‘Efendi’ sözcüğünü koymak, her nedense bana hınç çıkarma duygusu verir.” (Biz profesörler, s. 186) demektedir. Arsel gibi, yeterli bilgi ve yetkisi olmayan insanlardan isabetli hüküm ve sonuçlara ulaşabilmelerini beklemek mümkün değildir. ‘Pîr’ yani yaşlı kelimesini,  ‘pire’ zanneden ve bu konu üzerine bir makale yazan Arsel, bir de hızını alamayarak muhataplarını, ‘insan zekasını küçülten kimseler’ ( Varlık dergisi, Ağustos 1976, sayı: 827, s. 3) olarak vasıflandırmaktadırç! Arsel’in tek özelliği, hiç bilmediği konuları bile bildiğini iddia ederek, milletimizin saygı duyduğu her değere hakaret edecek kadar cesur olmasıdır. Arsel’in objektif değerlendirmeler yapması mümkün olmadığı gibi, ilmi durumu ve ihtisası bakımından da, böyle bir değerlendirme yapacak ehliyette biri değildir. (Diyanet’in Arsel’e cevabi yazısı )

Şeriat ve kadın adlı kitabın eleştirisi Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. Sahabe dedi ki:

    Hocam size 3 iddia sunmak istiyorum ilki Kuran Kökeni 2 kitabındaki Kabenin temelinden çıkan belge iddiası böyle bir belge gerçekten çıkmış mıdır? İkinci olarak Hz. Ömerin tevrat dinleyip yazdırdığı ve Hz. Peygambere getirdiği ve peygamberin yüzünün kızardığı iddiası olayın aslı astarı nedir, üçüncü olarakta Hz. Peygamberin birinden ad kavminin helakını duyup ayet olarak yazmasıdır, hocam bu 3 olayın aslı astarı, gerçeği nedir? Kafamda takıldı bunlar.

    CEVABEN
    Birinci iddia: Böyle bir şey olsa idi, oryantalistler Arif Tekin’e bu iddiayı bırakmazlar üzerine atlarlar idiler. Yıllardır o kadar saçma iddialarda bulundular ki, sitemizde bu konuda iddialar ve cevaplardan oluşan epey bir yazı vardır, hiç bu konuda bir yazılarına rastlamadım!
    İkinci sorunuz ve cevabı: Darimî’nin Sünen, 449 no’lu haberde, Tevrattan bir parça ile geldiği, bir diğer rivayette ehli kitaptan bir kitap, diğer rivayette ise Arapça Tevrat elinde iken efendimizin yanına geldiği rivayet edilir. Tevrat’tan bir parça ile geldiği rivayet hasen yani sahih kadar sağlam değilse de zayıf veya uydurma derecesinde red edilebilecek bir rivayet değildir. Son iki rivayet ise zayıftır. (Mecmau’z-Zevaid, 1/173; 8/262) İslam, Hz Adem’den itibaren gelen dinin adıdır. (‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakınız) Allah’ü Teâlâ insanlık tarihi boyunca hep aynı kuralları insanlara bildirmiştir. İnsanlar, kendilerinin hem dünya hem ahiret mutluluğunu sağlayacak (‘İslami emirler ve hümanizm’ adlı yazımıza bakınız) bu emir ve yasakları bozdukça, unuttukça Allah yeniden peygamberler vasıtası ile bunları insanlara hatırlatmıştır. Hz Ömer’de, içinde hala aslında kırıntılar kalmışsa da bozulmuş, tahrif edilmiş ( ‘Papa, İncil’ adlı yazımıza bakılabilir) Tevrat ile efendimizin yanına gelince Hz Muhammed onu uyarır. Hz Musa günümüzde yaşasa idi bana tabi olurdu, der. İslam alimleri yüzlerce yıldır hiç gocunmadan çekinmeden şu gerçeği haykırırlar: Tevrat ve İncil’de hakikak kırıntıları hala mevcuttur, hatta bu nedenle bazı alimler abdestli olarak bu kitaplara ellenmesi gerektiğini bile iddia etmişlerdir ve hatta bu bozulmamış yerler tek tek alimlerce ortaya çıkarılmıştır. Ama efendimiz, derinlemesine İslami bilgiye sahip olmayan insanların gerçek ile değiştirilmiş olanı ayırt edemeyip yanlış sonuçlara ulaşmasını istemediği için Hz Ömer’i uyarmıştır. zaten günümüzde, ‘İsrailiyyet’ denen ve başta Yahudilikten kaynaklanan İslam’a aykırı bazı düşüncelerin İslam’ın görüşü imiş gibi Müslümanlar arasında hala var olması da efendimizin uyarılarında ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Yahudi kaynaklı olup İslam’a aykırı görüşleri de İslam alimlerimiz tek tek tespit edip ortaya koymuşlardır, Allah hepsinden razı olsun! Kısaca, buradan İslam düşmanlarına bir ekmek çıkmaz, belirtmiş olalım!
    Üçüncü sorunuza gelince. O kişi kim, ondan ne duymuş, aynısını mı yazmış veya ne kadarını yazmış? Sitemizde defalarca cevapladığımız, oryantalistlerin temel iddialarından biri de, Efendimizin Tevrat ve İncil’den alıntılar yaparak Kuran’ı yazdığı iddiasıdır ki cevapları sitemizde mevcuttur. (Önceki sorunda yazmıştım) En kısa cevap için, ‘Oryantalist Caetani’ye cevaplar’ adlı yazımıza bakılabilir. Kısaca, bu iddia ne yenidir ne de tek başına bir orijinalliği vardır, klasik iddialardan sadece biridir ve gerek genel gerek tek tek isim isim tüm iddialar cevaplanmıştır!
    Not: Tüm sorularını ve cevaplarımızı tek mesaj altına toplayacağım. Dağınık durmaması için. Selam ile.

    Tekrar hatırlatma: Ne soruların ne cevapların sonu yok! Ama ahirette sorulardan değil yaşamdan, pratik hayattan hesaba çekileceğiz. Artık yaşamaya; tevhit-adalet-emanet bilincini hayata geçirmeye ne dersin?! Bana da dua et, selam ile.

    *

    Hocam öncelikle teşekkürler. İslam tarihini öğrenmem için kitap öneriniz var mı?

    MAŞALLAH BU NE HIZ? :))
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi. Ama çok uzundur, 18 cilt tamamı.
    Veya, Adem Apak’ın Anahatlarıyla İslam Tarihi.
    Ama unutma, İslam Hz Adem’den başlıyor: http://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html
    Dua et, selam ile

    *

    Hocam Selamun Aleyküm ben bir gencim, araştırma aşamasındayım yazılarınız çok faydalı, ateist yazarlara reddiyeler var fakat arif tekine ait bir reddiye bulamadım, arif tekinin İslamda İçki, İslam ve Cinsellik, İslam ve Şiddet, Hz. Muhammedin hocaları, Kuranın Kökeni 1-2 ve Hz. Ömerin Kurandaki İzleri kitaplarındaki iddialara takıldım, kısa kısa kitaplardaki bazı iddialara cevap verebilir misiniz? Ve kitaplarındaki iddialara cevap veren başka kitaplar var mıdır? Varsa kitapların pdf’leri var mıdır? Bu konuda yardımcı olur musunuz, imanım gitmek üzere.

    CEVABEN
    A. selam Mete kardeşim.
    Araştırman güzel. Biz de bu yollardan geçtik. Gelelim soruna:
    Ateizmin temeli, oryantalizm. Bunu farkettikten sonra (Ne demek istediğim kısaca sitemizin amacı adlı yazıda var) yerli ateistleri bıraktım. Oryantalistlere cevap verince, onların içimizdeki borazanlarına zaten cevap verilmiş olunuyor! Delili de sorduğun sorular. Aslında hepsi oryantalistlerin yüzyıllardır İslam’ı karalamak amacıyla ortaya attıkları ithamların aynısı.
    Benzer soruya ( gelen bir mesaja) verdiğimiz (Halit kardeşim diye başlayan ) cevaba (http://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html) baktıktan sonra sorularınızın cevaplarına sayfamızdan tek tek verelim :
    İslamda İçki: Öncelikle, “Kuran’daki çelişkili ayetler iddiasına cevap” adlı yazımızdaki içki ile ilgili bölüm, sonra “alkol neden yasak?” ve ” İçki, sarap ve zemzem” adlı yazımıza bakabilirsiniz.
    İslam ve Cinsellik. Bu konu eksik kalmakla birlikte, “İslam’da kadın hakları” ve ” Modernizm ve kadın” başlıklı yazılar faydalı olur kanaatindeyim.
    İslam ve Şiddet: “İslam barış dinidir, İslam savaş hukuku, İdealler ve tarihten pratik realiteler, İslamve hümanizm” başlıkları faydalı olacaktır.
    Hz. Muhammedin hocaları, Kuranın Kökeni 1-2 ve Hz. Ömerin Kurandaki İzleri: “Kuran’ın kaynağı, Kuran’ın aslı yakıldı mı?, Kuran ve Hz. Peygamber Aleyhindeki İddialara Cevaplar, Oryantalist Leone Caetani’nin İslam Tarihi’ne reddiye, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru” adlı yazılarda da ele alınmıştır!
    Not: Cevap veren kitapların özetleri zaten sitemizde tek tek yayınlanıyor. Çalışmalara devam da ediyoruz, bi-iznillah!
    İstersen sitemizdeki tüm yazılı materyalleri tek linkten indir (http://islamicevaplar.com/dini-kitaplar, en üstteki link) oku. Daha faydalı olur kanaatindeyim. Selamlar.

  2. Furkan dedi ki:

    Hocam selamünaleyküm. Furkan ben. Hocam mail konusun da problem oldu, onun için uydurduğum bir mail yazdım. Hocam “Sahabe” isimli kullanıcının yorumunu müşahede edince üzüldüm. Ben de yazmak istedim. Hocam evvela vesvese geliyor, vesvesesiz olmaz, imtihanın sırrı. Ben kontrol etmeye çalışıyorum, bi-iznillah. Allah, şüphelerimizi gidersin, huzur dolu, îmân dolu, bir kalp versin ve îmân ve ehl-i sünnet üzere yaşamamızı ve ölmemizi nasip etsin. Âmin, ecmâin.

    Hocam konuya gelince üzüldüğüm şey “imanım gitmek üzere” cümlesi oldu. Zira bu husus bilhassa bizim gibi gençlerde var. Her gördüğümüz fikirden, kitaptan, yazardan, yazıdan tesir görüyoruz ve vesveseye kapılıyoruz, “imanım gitmek üzere” cümlesi de bunun bir cüzü. Hocam, İslam ümmetini parça parça ettiler, herkes bir yerde. Evvela, halifemiz yok! Ümmeti “bir arada” tutan bir güç veya şahıs yok. Bunun için de her şeyden menfi anlamda tesir görüyoruz. Vesveseye kapılıyoruz. Hatta daha da ileri giderek “imanım gitmek üzere” gibi pek sıkıntılı bir cümle kuruyoruz zira ümmetin küçüklükten beri islâmî ilimleri tahsil edebileceği yerler yok. Tabi umûm konuşuyorum. Bazıları aileden gelme islâmî ilimleri tahsil ediyor lâkin o da genellikle 90’lı yıllarda idi. Şimdi ondan bile kalmadı. Artık internette, sosyal medya da, sosyal hayatta, her yerde ister iradi bir şekil de ister gayr-i iradi bir şekil de gayr-i islami veya ehl-i sünnete karşı yazıları, videoları, kitapları hasbelkader bir şekil de görüyoruz. “Sahabe” isimli kullanıcı inşâAllah bu yorumumu görür. Zira hocam sizin de bildiğiniz üzere aynı şeyi bende yaşadım ve tamamen gitti diyemem. Zor da olsa, yarım yamalak da olsa bir şekil de kontrol etmeye çalışıyorum. Gayret ediyorum. Konu; Îmân. Bundan daha önemli ne var bu dünya da!

    Allah hepimize hidayet versin, vesveselerden, şüphelerden; bizi, kalbimizi, zihnimizi arındırsın. İman ve ehl-i sünnet itikadı üzere, huzur dolu bir şekil de, sıhhatli bir şekil de; yaşamamızı ve ölmemizi nasip etsin. Hayırlı geceler hocam.

    A. SELAM, AMİN.

Yorum Yaz


Yukarı Çık