Gazalî, ibn-i Rüşt örneğinde felsefe gelenek tartışması

10 yıl önce
Resim bulunamadı

   İbn-i Rüşt  Gazali’nin İbni Sina’yı -ve felsefeyi-  yanlış anladığını, aslında özde ikisinin de aynı şeyi söylediklerini açıklayarak aralarını bulmaya çalışır:

                                 Gazali, İbni Sina’yı  üç konuda tekfir ve tenkit etmiştir.

1- Cismani Haşr Meselesi: İbn-i Sina da cismani haşr olayını kabl eder ama bedenin aynı beden olmayacağını ileri sürer.Aynı beden olmasına imkan yok der Sina çünkü, zaman -beden ilişkisi nedeni ile aynı beden ile haşr olamaz der. Aynı zamanda: Ruh beden ayrıdır, ruh bedeni temsil edebilir. Allah (cc) boşuna iş yapmaz.Ruh bedeni temsilen sadece haşr olacak der.

2- Alemin  kıdemi meselesi : Allah var olduğu andan itibaren hemen düşünmeye başladı. Düşününce düşündüğü var oldu.( Düşünme = Yaratama) Böylece düşünmesi ile var etmesi arasındaki süre çok az olduğu için alemde kadim sayılır, der. İbn-i Sina, Sudûr nazariyesini kabul eder.

3- Allah’ın cüzileri bilmemesi meselesi: Cüzi şeyler külli şeylerin parçasıdır. Allah külliyi yaratır. Cüz’i, küllilerden oluşur. Allah cüzileri bilmez ama küllileri bildiği için cüzileri de bilir, onlara muttalidir. Kısaca; Allah cüzileri külli olarak bilir, der.

   İbn-i Rüşt’e göre felsefeye karşı olan eleştiriler aslında felsefeyi yanlış anlamadan doğmuştur. Felsefe eşyanın aslını bilmektir, felsefenin gayesi kâinatın sahibinin var olduğunun delillerini ortaya koymaktır. Kurandaki birçok düşünmeyi, araştırmayı emreden ayetler, Hz. İbrahim’in akıl yolu ile Allah’ı bulması felsefenin varlığını destekler mahiyetteki ayetlerdir. Bir insan Allah’ın varlığını ispat için düşünmenin yollarını  bilmesi gerekir. Düşünmeyi hem kuran hem felsefe savunur. Din  kesin delilleri (Burhan)ortaya kor. Felsefe ve mantıkta akli yollar ile kesin deliller sunar. Kısaca din felsefeyi farz kılmıştır, der.

    Gazali; İbn-i Sina’nın, Farabi’nin Aristo ve Eflatun’un “yabancı fikirlerini bize getirdiler” demiştir. İbn-i Rüşt buna cevaben: Bir Müslüman bir kurban kesecek ama bıçak yabancı marka bir bıçak olursa kurbanımız olmayacak mı, tabii ki olacak. Burada alet mühim değil, önemli olan  insanın takvasıdır. Biz belirli hakikatlere ulaşmak istiyoruz. Bunun yollar, gayri Müslimler tarafından belirlenmişse bunları alırız.yoksa hakikate götüren yola kavuşamayız.Yapılmış, bazı şeyler  ortaya konulmuş, bunlar dururken işe baştan başlamak saçmalıktır…Boşa giden zaman ve mesai olur,eğer yapılan işlerin hepsi doğru ise gayri Müslim dahi olsa hepsini almak gerekir.Bir kısmı doğru ise doğru kısmını alırız.Bir insan tüm ilimleri bilemez.Ama her ilimde tespit edilmiş hakikat ve usuller varsa biz onlardan faydalanırız. İbn-i Rüşt: bizden önce ortaya konan ilimleri bunlarla ilgili kitapları okumak vaciptir der. Felsefe yapmak din açısından vaciptir. Ama herkes felsefe yapamaz. Felsefe yapmak için şu şartların olması gerekir:

1-Doğuştan zeki olmak.

2-Şeriatın istediği ahlaki fazilet ve  dürüstlük sahibi olacak.

3-Felsefe ve dini meseleleri iyi bilecek.

    Bu şartlara sahip olmayan felsefecilerde mutlaka eksiklik vardır. Ya aklı kıt veya ufku geniş değildir: Bu tür  yetersizlikleri  felsefeye mal etmek yanlıştır. Şeriat ve felsefenin usulü birbirine uyar. Her ikisi de insanı hakikate ulaştırır. Kuran ve felsefe birbiriyle uyum halindedir. Felsefe yolunda sapıtanlar var ise onlar yukarda belirttiğimiz –  felsefecilerde olması gereken-  vasıfları taşımıyorlar demektir. Rüşt: Felsefede bazı insanlar yanlışı söyleyerek başkalarını yanlışa götürür, felsefe  imanı tehlikeye düşürür diyerek yanlış yapanlara şöyle cevap verir: Felsefeyi okudukları halde, araştırdıktan sonra sapanlar olabilir, tıpkı çölde susuz kalan insanın suyu bulunca kana kana içmesi sırasında suyun genzine kaçıp onu öldürmesi gibi. Burada “su insanı öldürür” diyebilir miyiz? Metodu bilmeyip, yanlış yolda amel edildiği zaman, hayat verici olan şey ölüm getiren şey olabilir. Bu yüzden suyu suçlamak yerine, metodu  suçlamak gerekir.

    İnsanların anlayışları farklı farklıdır. Hz resul’de insanlara akılları seviyesine göre konuşulmalıdır, der. Kuran da bazen mucize, bazen delil (burhan), bazen cedel   muhataplarını ikna eder.Felsefede  aynen bu metotları kullanır.Kuran : ” hikmetle çağır” der, felsefede insanı hikmete çağırır. Eşyanın hakikatini bilmek hem felsefe hem şeriatın emridir, der İbn-i Rüşt. Son olarak felsefe insanı yanlışa götürüyorsa felsefeyi eleştirmek yerine felsefenin bu yanlış yollarını ele alarak incelemek ve doğrusunu ortaya koymak lazım gelir, der.

   Not: İbn-i Rüşt’ün tüm görüşlerini kabul etmeyebiliriz. önemli olan Farabi, İbn-i Rüşt gibi Müslüman filozofların  Kuranî  sınırlar içinde kalma çabalarının göz ardı edilmemesidir! onlar  “Müslüman  filozoflarıdır!”

.

Ek:

Gazali’nin filozofları tekfir ettiği konular

1) Aristo’ya göre madde ezelidir. Bu filozoflar da evrenin ezeli olduğunu savunuyorlar. Oysa evrenin ezeli olması fikri, başka bir ezeli varlık daha kabul etmek anlamına gelir ki bu hem tevhid anlayışıyla hem de Yaratıcının sıfatları ile çelişir.

Aslında filozoflar da tam olarak bunu söylemezler. Burada yapılan; Allah’ın zamandan ve mekandan münezzeh olduğuna iman etmek ve yarattıkları ile O’nun Zatı arasına bir mesafe koymaktır. Güneş örneği üzerinden gitmek gerekirse; güneş var olduğu andan itibaren ışığı da vardır. Fakat ontolojik olarak düşündüğümüzde ışığın olması için güneşin daha önce var olması gerekir. Yani güneş, ışığından önce gelir ve bu demektir ki; ışık ancak güneşin varlığı sayesinde mümkündür. Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki de böyledir. Filozofların bu konuda söyledikleri budur ve esasen bu konuda küfrü gerektirecek bir farklılık yoktur.

2) “Allah küllileri bilir, cüz’ileri bilmez.” derler. Filozoflar bunu söylerken; “Allah’ın bilgisi bizim bilgimiz gibi bölük pörçük değildir. O’nun bilgisi küllidir, bütüncüldür” demek isterler. Gazali de, “Sebe’ suresi 3. Ayette; ‘Ne göklerde ne yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz’ buyrulduğu üzere “Allah hem küllileri hem de cüz’ileri bilir” diyerek onları eleştirir. Özde iki taraf da çok farklı şeyler söylememektedir.

Esasında Aristo farklı bir düşünce sergiler. Onun, “Allah’ın zatı mükemmeldir, ve mükemmel bir şey değişmez. O sadece mükemmel olan ve değişmeyen zatını bilir. Değişenler mükemmellikten uzaktır ve Allah onları bilmez” gibi fantastik bir yaklaşımı vardır.

3) Bu filozoflar “Ahiret hayatı cismani değil ruhanidir” derler. İbn-i Sina, ahiretin sadece ruha ait olduğunu anlatan eserinde; “Bütün kutsal kitaplarda ahirete ait –cennetteki bahçeler, ırmaklar, katran kazanları v.s.- tasvirler; avam soyuttan anlamadığı için ihtiyaç duyulmuş anlatımlardır. Maddenin olduğu yerde mükemmellik olmaz, madde somuttur ve eksikliği temsil eder. Halbuki mükemmel ve sonsuz olan soyut olandır.” diye açıklar. Kur’an-ı Kerim, ahiret hayatının hem ruhani hem de cismani olduğunu vurguladığı için Gazali’ye göre bu da küfre yol açar. Halbuki bu filozoflar ahireti reddetmezler. Ancak fani olan maddi dünyayla baki olan ahireti kıyas etme hatasına düşmüşlerdir.

İmam Gazali’nin bu noktalar üzerinden filozofları tekfirle suçlamasını konjonktürel olarak anlamak gerekir. Felsefeden hareketle kendi fikirlerine destek arayan Batınilerin ellerine malzeme olabilecek her düşüncenin önünü kesme çabasıdır.

Gazali’ye göre avam felsefeyi anlayamayacağından, onları bu konuya yaklaştırmamak gerekir. Çünkü felsefe konusu itibarıyla ancak ilim ehlinin işidir.

İbn-i Rüşd; İmam Gazali’nin bu eleştirilerine “Tehafütü’tehafüt” (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adlı eserinde cevap yazar ve tüm filozofları muhatap alıp genellemede bulunmasının, demagoji yapmasının hatalı olduğunu, ona yakışmadığını söyler.

Özetle, Gazali’nin felsefe alanındaki görüşleri, dönemin şartları içinde şekillendiği göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.  

İbrahim Halil Er

Gazalî, ibn-i Rüşt örneğinde felsefe gelenek tartışması Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. casım dedi ki:

    farabi ve ibni rüşt müslüman olabilir. Ancak ikiside islam tarihi açısından gazali ile karşılaştırılamaz

Yorum Yaz


Yukarı Çık