Denemeler

 

                      Denemeler; az, öz…

.

.

  “Kişinin dindarlığı ekmeğinin helalliği kadardır.”  Süfyanı Sevri

“Herkes neyi düzelteceğini, neyin düzeltilmesi gerektiğini biliyor; ama bu düzelecekler, düzeltilecekler arasında kendisi yok” İsmet Özel

Hayat, iman ve mücadeleden ibarettir! Bu yolda seferde olabilmek, inşallah ahirette mazeret olarak kabul görür… 

BİR ŞEYİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYEN, BUNA KENDİNDEN BAŞLAMALIDIR!

.

 .

İSLAM DÜNYASINI BEKLEYEN 3 TEHLİKE:

Selefilik, sufilik ve şiilik arasındaki mücadele!

Selefiler; Tekfirden kaçınarak,
Sufiler; Şirk konusunda hassas davranarak,
Şiiler; Ashaba küfürden vazgeçip, sünnileri şiileştirme faaliyetlerini bırakmadıkları sürece bu yara daha çok kaşınabilecek ve kan akacaktır! Harici, gulat ve şirkten uzak olalım!
.

Şirksiz iman+ ihlaslı amel= cennet
.

Ey tekfirci (selefi/şii/indirilmiş dinci) kardeşim!
 Bizim din anlayışımıza, yorumumuza ( Selefi, şii, sufi vb.) uymuyor diye ötekileştirmek, tekfir etmek sadece İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmek olur, onların işine gelir, onların işini kolaylaştırır. Haricilerden itibaren ve en son 100 yıldır tekfirciliğin bir işe yaramadığını, sadece kafirlere yaradığını ‘yaşayarak’ gördük!  Hatırlat, uyar ve dua et, gerisi bölücülüktür! Bu işin çözümü, ” küfür olan fiili ” eleştirip, gündeme getirip, bu işi yapanları tekfir etmemektir! İsteyen buna, ‘mürcie’ adını versin, kurtuluş bu formüldedir. 

Allah bize İslamiyet’i göndermiş, Müslümanların tek bir ümmet olmasını bizlere emretmiştir. Biz Müslümanların temel problemi, Kuran’dan ve hadislerden sınırlı bilgimiz ve aklımızla anladığımızı yorumların Kuran’ın-sünnetin tek gerçek,doğru yorum olduğunu iddia etmemizdir! Bir tarikatçı da Kuran’la konuşuyor, tarikatçıyı tekfir eden harici zihniyette, hariciye düşman olan şii de…Tekfir konusunda benim şahsi görüşüm, ehli sünnetin temel prensiplerinden birisi olan ‘ehl-i kıblenin tekfir edilemeyeceği’ prensibinin tüm Müslümanlarca kabul edilmesi görüşüdür!Bırakalım herkes inandığı şekilde yaşasın, ortak noktalarda birleşelim, onları önplana çıkaralım! Kimin haklı olduğunu, kıyamet günü Allah bizlere haber verecektir! Kimileri bu görüşün ‘mürcie’cilik olduğunu olduğunu ileri sürse de, ümmete bu kadar çok zarar veren tekfirci olmak yerine, tek ve sadece bu konuda  mürcie (!) olmayı ben kabul ediyorum! Kabe’de Şafi olan Hanefi, bunda bir sorun görmüyorsa, ümmeti bölük pörçük yapan bu konuda da ve tek bir seferliğine bırakalım, mürcie damgasını yesin! Ehl-i Sünnetim, tekfirci değilim!

“Ehli sünnetin hangi yorumuna bağlı kalacağız, tek değil ki?!” diyenlere: Nasıl ki mealciler, solcular veya bilim adamları aynı konuda farklı görüş ileri sürüyorlarsa, ehli sünnette de farklı görüşlerin olması normaldir insan aklı devreye girdi mi görüşler farklılaşır! Ama ehli sünnet ümmetin köküdür, geçmişidir. Köke bağlı kalarak yola devam edenler ayakta kalır. Ehli Sünnet, Ne radikal, ne modernist, ne ılımlı; 1400 sene ümmeti idare eden yorumun izinde, hurafeden, yozlaşmadan arınarak, devam…

 

Ümmetin sorunları ve çözüm önerisi: Toplum, Batı medeniyeti karşısında eziklik ya da tepkisellik arasında kalmıştır. Eziklik, modernizm ve tarihselciliği- mealciliği ortaya çıkarmışken tepkisellik ise, selefilik ve tekfirciliği. Modernistler halkta kafa karışıklığına; tarihselci mealistler ise, deizme sebep olmaktadırlar. Çözüm ise, ehli sünnet ruhunu yeniden diriltmekte, hurafeden uzak, usul kurallarına uygun yeni içtihatların önünü açmaktadır!

Ümmetin genel sorunlarını ilgilendirmeyen usul konuları, şaz denen detay konular veya müteşabihe giren meseleler, alimlerin ilgi alanına giren uzmanlık gerektiren konulardır. Yoksa, İslami ilimlerde derinleşmemiş hatta, ilmihal konusunda bile cahil bir kitlenin veya kamu önünde bu konuları konuşmak sadece kafa karışıklığına sebep olmaktadır. Halbuki yapılması gereken, alimlerin kendi arasında bu konuları tartışıp, sonuçları halka duyurması olmalıdır. İlmi tartışmalar, felsefi konular âlimler arasında halledilmeli, sonuçlar topluma aktarılmalıdır.

Ümmeti oluşturan biz avam kesim ise, gıybet, gösteriş, zina, yolsuzluk, israftan uzak; sabırlı, ahlaklı, adaletli emin/güvenilir olmalı, iyiliği hatırlatıp, kötülükten sakındırmaya çalışmalıyız.

Ümmet oluşturamamamızın en büyük sebebi, herkes, kendi veya cemaati dışındakilerin, kendi anladığı şekilde İslam’ı anlamasını istemizdir. Halbuki ümmet; tarikatçılar, şiiler, selefiler, mealciler vb. dahil, geniş bir kitleden oluşuyor. Asıl mesele, ” Şirk ve tekfire ” düşmeden, olabildiğince birbirimize yaklaşabilmek! Ümmet ancak böyle var olur ve devam eder. 

.

MEALCİLER ve SELEFİLER
Biz, “mezheplere karşıyız” deyip;
“Allah’a, Kuran’a çağırıyoruz” dedikten sonra, mealini veya eserini okudukları bir hocaya çağırmaları da yok mu?Tıpkı selefiler gibiler; hem Kuran-hadise çağırıyoruz derler hem çağrıya uymayanları, uydurulmuş dinci, bidatçi, müşrik diye tekfir ederler…

Mealci kardeşlerim, eğer peygamberimiz şu an hayatta olsaydı, O (sav) Kuran’a davet ettiğinde; “Ben artık Kuran’a bakarım, peygamberin söylediklerine ve yaptıklarına bakmam.” derler mi idiler acaba…?! 

.

.

Suç ‘bizde’!
İçeride fetö, dışarıda işid! Bizler; Kuran ve sahih sünnet merkezli örnekler olamayınca; ateistte; deistte olur insanlar. Bu onların yanlışa kaymasına mazeret teşkil etmese de, bizim sorumluluğumuzdan kurtuluşumuz, mazeretimiz asla yok!

Hakikate engel olan bazen, biziz!
Yanlış üslup, tekfirci veya dışlayıcı metot nedeni ile, kendimizden her uzaklaştırdığımız insanın vebali üzerimizdedir! ( Müracaat: Ali İmran, 159; Nahl, 125)

 

Halk arasında İslam diye bilinen , hurafelerle dolu tarikatların öğretileri ile, eski Türk-iran kültürlerinin karışımından oluşan mozaikten başka bir şey değil, ne yazık ki!

Tesettür, tezeyyün; Umre, gezi; Namaz, spor; Oruç, perhiz … vb. demek değildir!

 

Kâfirlerin planı varsa elbette Allah’ın da bir planı vardır. Asıl mesele, bizim o planda hangi rolü oynadığımızdır! 

 

 

.Oryantalizm özet

Kuran’ı (Haşa) Hz. Muhammed; Hadis ve İslam tarihini sonradan Müslümanlar yazdı. Kuran’daki güzel şeyler İncil-Tevrat’tan alıntıdır, kötü (İşlerine gelmeyenler) Muhammed uydurmuştur! Hadislerin “siyasî, fıkhî ve kelamî çatışmaların bir sened eklenerek hadis formunda Peygamber’e isnat” edildiğini kabul ederler. Sonradan ‘Müslümanların uydurdu, yazdı’ dedikleri hadis ve İslam tarihinden ‘seçtikleri’ ile de, ‘önceden’ yaşayan Hz resule saldırırlar! Bilimsel oryantalizm özet işte bu.

.

Tarihselciler: Kuran ayetlerinde ne varsa hepsini aynen kabul ederiz ama onlar o tarihte, Mekke döneminde kaldı, derler.
Modernistler: İşlerine gelmeyen ayetleri; mecaz, benzetme, teşbih diyerek, günümüzdeki ortamla ‘uyumlu’ hale getirmeye çalışırlar
Ehli sünnet ise, Kuran’ın çözümlerinin günümüzde uygulanabileceğini ileri sürüp, zamana uydurulan değil zamana hitap eden çözümlere odaklanırlar!

.

.

Metin/fikirler savaşsın, insanlar değil!
 
 “Şiddet uygulayan taraflar, kendilerini haklı çıkartacak metinlere dayanırlar. Aslında şiddet değil, farklı tarafların oluşturduğu metinler arası çatışmalar vardır. Oluşan şiddet ise, metinler arası çatışmaların bir sonucundan ibarettir.”  ( Prof Şinasi Gündüz, Dinsel şiddet, Hıristiyanlık, s. 27)
 “Soğuk savaş, aynı zamanda sosyalist ve kapitalist aydınlar arasındaki bilimsel, fikri mücadeleydi.” ( Enver Altaylı, Ruzi Nazar, s. 379)

Ehli sünnet müdafii ile ehli sünnet canavarı arasındaki fark

“Ehli sünnet müdafii, kişinin imanına delil sayılabilecek en küçük işareti veri kabul edip kulu İslam dairesinde sayar iken ehli sünnet canavarı ise, kişinin sapmasına delil olacak en küçük işareti bir tekfir mekanizması olarak kullanır.” Bu arada tekfircilikte; selefiler, tarikatçılar veya Şiiler arasında farkta kalmadı, ne yazık ki…!

.

Ateizm ve bilimsellik (!)

Çoklu Evren teorisi; evrim teorisi ile aynı mantığı taşır. Dünyada hayat nasıl ki uzay zaman içinde, tesadüfen başladıysa (!) birçok evren içinde de bizim evrenimiz tesadüfen, ‘uygun ortamda’ devam etmektedir. Evrim de, çoklu evren teoridir ve temelini bilinemezliğe ve ispat edilememezliğe dayalıdır.

Ateistlerin kehanetleri ve realite: “Evrenin öncesi yok” dediler, tutmadı; “İnsan maymundan gelme” dediler, ispatlanamadı; “bilim ilerledikçe din ortadan kalkacak” dediler, ateizmin kalesi SSCB bile yıkıldı, din hala ayakta! Ama hala hurafeci olan biziz! 

Türk ateisti din değil; İslam düşmanıdır! Zihin inşasının arka planı ve bilgi birikiminin altyapısında; oryantalist zihniyet hakimdir. 

Dinsiz Ateist olmaz! Onlar; Ya bir kişiyi idol edinmiş, Ya bir ideolojiyi din edinmiş veya bilimi kıble edinmişlerdir. 

Ateist, deist: ” Ey Müslüman! Ben senin reddettiğin dinlerden, bir fazlasını reddediyorum.”
Müslüman: “Ateist yoldaş, 2+2= 4 dediğimiz zaman biz de, milyonlarca sayının hepsini reddedip sadece birisini kabul ediyoruz. Sen, içinde doğru olan cevapta dahil, tüm sayıları reddediyorsun!”

.

.

MÜMİN
İslam’a göre bir Mümin;
Allah’a karşı tevhid,
İnsanlara karşı adalet,
Diğer tüm canlılara karşı emanet eksenli hareket etmelidir. Muvahhid mümin olmak bunu gerektirir!

Ümmet şuuru ile tevhid ekseninde buluşmasını, cemaatler içindeki klikleşmelerle iyice ufalan İslam toplumunun yeniden bir araya gelmesini ümit ediyorum. Kendi kliklerini din edinenleri Allah ıslah etsin. İslam’ı kendi geddolarına hapis edenleri Allah’a havale ediyorum!

Hristiyanlar Hz İsa ve Meryem’e olan sevgimizi, Şiilerde Ehli beyt’e olan saygımızı bilmiyor. E bunu uygun tarzda dile getiremeyen biz Ehli Sünnet’inde payı var!

“Ne ulus merkezli, ne ırk merkezli, ne ideoloji merkezli, ne din merkezli düşüneceğiz. Hak ve adalet merkezli düşüneceğiz. İnsan merkezli bile değil. İnsan hayvana zulmediyorsa o hayvandan da aşağıdır. Bir kere “Bir kavme olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecek”. ” (A. Dilipak, Yeni Akit, 28.08.2019)

.

 

 MÜSLÜMAN…?!
 İlk emir OKU, İkincisi TEMİZ ol.
 Okumayan ve temizlik bilmeyen Müslüman (!) olduk….  

.

ÜMMET NE ZAMAN KURTULUR?

Ebubekir Sıfıl ile Mustafa İslamoğlu arasında ayırım yapmak zorunda kendimizi hissetmediğimiz, birisinin ağacın kökü ise diğerinin meyvesi olduğunu anladığımız ,
Cemaatlerin dini sadece bir alanında uzmanlaşmış kurumlar olduğunu, tüm cemaatlerin hizmet alanlarının toplamının ancak İslam ile eşdeğer sayılabileceğini, tarikatlar de şeyhlere peygamberlerde bile olmayan sıfatları izafe etmediğimiz zaman,
Mezhepler ve fıkıh önderlerinin yorum-görüşlerinin din ile özdeşleştirilmediği; Başta wahhabi, zeydiyye olmak üzere ehli sünnet dışı olsa da İslam dairesinde mezhepler olduğunu, yine imamiyye mezhebi ile asla ve kata takribin – mezhepsel yorumlarda yakınlaşmanın – mümkün olmadığının bilinmesi kadar siyasi birlikteliğinde zorunlu olduğunu anladığımız,
Kuran ve onun açıklaması hadis/sünnet arasındaki bağın önemini kavradığımız,
her yeni görüşün aslında mutlaka daha önce de İslam tarihinde gündeme geldiğini ve yanlış görüş sahiplerinin de samimi iseler bir sevap aldığının bilincine vardığımız zaman,
Cihad kadar boykot kavramının önemi anladığımız zaman,
Ümitsizliğin bu dine mensup insanlar arasında kabullenilebilecek bir kavram olmadığını anladığımız , kısaca;

İslam’ın ehli sünnet çizgisini özümseyip orta ümmet olduğumuz zaman bu ümmet kurtulacaktır!

 

 Tıbbu’n-nebevi kadar; Ticaretu’n-Nebevi ve Siyasetu’n- Nebevi de önemli!

.

Akıl; Bilim ve cennet ile, Ruh; Tasavvuf* ve Rü’yat’ullah ile huzur bulur!  ( *Şirke bulaşmış tarikat değil! )

.

.

Sohbet: Sonradan dönüş yapmış Arkadaşla konuşuyoruz: “Ben içki içerken dışarıdan namaz kılanlara bakıyor, birlik beraberlik kardeşlik ruhu içindeler diye Onlara gıpta ediyordum, sonra tevbe ettim içlerine girdim. cemaatlere bölünmüş birbirini çekmeyen, mücadele eden İnsanlar hayal kırıklığına uğradım…” İnsanın olduğu yerde her zaman eksiklik noksanlık hata yanlış aşırılık acelecilik olacaktır Sıffin Savaşı’nı Eskiden düşünürken Neden böyle bir savaş olmuş diye hep kendi kendime sorardım sonra anladım ki Allah Müslümanlara daha başta ders ibret Olacak örneği gösteriyor Asıl sorun ibret ders alıp almamakta ama görülen o ki alınmamış alınmadı. İslam tarihinde her zaman Müslümanlar arasında sorunlar olmuştur Osmanlı kurulmadan önce beyliklerle kendi aralarında mücadele etmiş, Endülüs’te emirlikler haçlılara karşı bir olacaklarını kendi aralarında iktidar savaşları’na girişmişler Kudüs işgal altındayken Müslümanlar birlik olup Kudüsü Kurtarmak yerine kendi aralarında bölünmüş ve savaşmışlardır…liste böyle uzuyor. Moskova’da yaşayıp cenneti gidebilen de var Mekke’de yaşayıp cehenneme gidende. İnsan ve insanlık her zaman imtihan halindedir. Her zaman doğru yerde olmak insanların kendi sorumluluğundadır yoksa Tüm insanlar, dinler, ideoloji daima kendi içlerinde veya dışarıya karşı mücadele halinde olmuşlardır İstanbul fethedildikten 50 sene sonra Endülüs Emevi Devleti ortadan kalkmıştır ama aynı dönemlerde Endonezya ve civarında İslam yayılmaya başlanmıştır. Viyana kuşatmasını kaybetmemizin nedeni, Osmanlı paşasını çekemeyen Kırım Hanı’dır! Yani kaybetmemizin nedeni dışarıda değildi. Ama savaşı kaybeden Osmanlı askerleri şehit oldu; kazandı, Kırım Hanı ise, savaşmadı ama kaybetti. Herkes, sorumluluğu oranında mesüldür. Başa dönecek olursak Müslümana düşen seferde olmaktır içinde olduğu şartlara göre kıyamet günü hesaba çekileceğini unutmamalıdır herkes Tek Tek yapması gerekeni, zamanda yapıp yapmadıklarından sorumlu olacaktır dünyanın imtihan alanı olduğunu unutmamak Herkesin içinde bulunduğu şartlara göre imtihan edildiğini unutmamak gerekir. İmtihansız, rahat bir dönemin olmayacağının bilincinde olmak unutulmaması gereken en Temel husustur.

 

.

UYANIŞ!

Birinci ve özellikle II. dünya savaşından sonra işgal edilen islam aleminde, işgalcilerin eğitim sisteminden geçen insanlar ve işgalci zihniyeti taşıyan yerli (!) yöneticiler Müslüman halkın İslami bilinçten uzaklaşmasına neden oldular. Toplum tamamı ile batılı emperyalistlerin amacına uygun eğitildi. Sonunda ise yetişen yeni nesiller ve onların oğul-torunları artık İslam adına gelenek, şirk, cahiliye dönemini andıran alışkanlıklar içinde kendini Müslüman adı ile anarak yaşar oldu! İnsanları putlaştıran, mehdi-Cebrail…vb olduğunu iddia edenlere inanan, içki-fuhuş-fal… vs içinde yaşayıp adı Müslümanların yeniden İslam’ın aslı ile buluşması başladı… II. cahiliye döneminin sonu gelmeye başladı, sadece doğum sancılı olacak, sabreden ve sebat edenler kazanacak!

     

TASAVVUF

İslami ahlak ve ibadet kurallarının kurumsallaşmış hali olan tasavvuf, İslam’ın önemli disiplinlerinden biridir. Fakat özellikle “gavs ”  ve ” Fena fi’ş-şeyh” kavramları zamanla  insanı islam itikadının dışına çıkaran unsurlar barındırmaya başlamıştır. Kurallar zamanla amacı dışına hizmet etmeye başlamışsa değiştirilmelidir! Ahlaki olgunluğa değil de artık şirke vesile olan bu iki kavramın yeniden islami açıdan gözden geçirilme zamanı gelmiş demektir. İslam’da peygamberimize verilmeyen özellikler artık bu kavramlar vasıtası ile şeyhlere izafe edilmeye başlanmıştır! Allah’ın ‘Basir, Alim, Kadir’ sıfatları ile, peygamberlere özel olan ‘İsmet’ sıfatı artık bu iki kavram ile şeyhlerin sıfatları haline gelmiştir. Bu şirktir ve bünyesinde bir çok güzel güzelliği barındıran tasavvuf kurumunun haklı olarak eleştirilmesine neden olmaktadır. ŞİRKSİZ TARİKATLAR ÜMMETİN OLGUNLAŞMASINA BÜYÜK HİZMET SAĞLAYACAKTIR!
Kişi merkezli din anlayışı
Kişi merkezli’den kasıt, dinî yaşamda yol haritasını direkt Allah’tan aldığı işaretlerle belirleyen sistem kastedilir. Hristiyan dünyasında Katoliklerde özellikle çok belirgin iken, Müslümanlarda ise şiiler ve tarikat şeyhlerinde bu belirginlik göze çarpmaktadır! İlham var ise de şeytanî vesvese ile farkını ayırt etmek çok zordur ve şeytanın vesveselerine aldanan tarikat şeyhleri ile tarih doludur ve ne yazık ki günümüzde de bu aldanışın haberleri basına yansımaktadır. Tarikatlarda, “Ğassâl elinde meyyit olma” prensibinin ana nedeni olan “fena fişşeyh” denen makam ne yazık ki, bir çok kötü olaylara (imandan çıkmadan ahlaksızlığa dek) neden olmaktadır! Tarikat şeyhi şii siyasi-ekonomik nedenlerle şiilere yaklaşıyor, bir bakıyorsunuz eskiden şii karşıtı olan mürid, şii kaynakları önemseyip ehli sünnete saldırmaya başlıyor… vb.
Tarikatlarda “şirk sohbetleri” başladığı an; ne hurafe kalır, ne şeyhe ilahi sıfat izafe etme ve ne de şeriata aykırı iş-olaylar!

 “Fıkhı, Tasavvufu, Kelamı yanlış anlamanın sebeplerinden biri herkesin dünyaya kendi penceresinden bakmasıdır. Din tek başına bunlardan biri değildir. Her biri dinin bir yönüdür.Kelamda ve Fıkıhta anlama aracı ağırlıklı olarak akıldır, Tasavvufta ise gönüldür. Gönülsüz bir akıl da akılsız bir gönül de eksiktir.meseleye bir bütün olarak bakmazsak ya fıkıh dogmatizmine ya Kelam rasyonalizmine ya da Tasavvuf batıniliğine düşeriz.Birbirlerini ancak bir araya gelerek tamamlayabilirler. İsmail Raci el-Farukî’nin Kültür Atlası’ndan da yine onun yaklaşık şu ifadelerini hatırlıyorum: ‘Tasavvuf gönülleri fethederek İslam’ın en uzak diyarlara kadar taşınmasının ve yayılmasının şerefini taşıdığı gibi, pek çok yerde bâtıni ve sapık düşüncelerin yayılmasının, insanın insanı ilahlaştırmasının ve İslam ümmetinin geri kalmasının da sorumluluğunu üstlenmelidir’. İmam Rabbani bile bâtın ilmini keşif ve ilham olarak tanıttıktan sonra bunlarla elde edilen bilginin hatalı olabileceğini söyler ve bunun zahir, yani tefsir, hadis ve fıkıh gibi, onun tabiriyle doğrudan peygamberlik mişkâtından alınmış ilimlere ters düşmesi halinde, bu ters düşme kıl kadar bile olsa keşif ve ilhama asla itibar edilmeyeceğini ve atılacaklarını söyler. (Faruk Beşer, Yeni Şafak, 1.11.2020)

(Kadiri olan) İbni Teymiyye’de bizim, tasavvufta! Biz -tarikat içindeki- şirke ve -selefici geçinen- tekfire karşıyız!

 

.

ALİMLER

Hiç bir alim hatadan münezzeh değildir, üretken, samimi her alimden mutlaka alınacak ilim vardır! Tek alim, hoca, cemaat lideri ile yola devam eden zamanla o alimi ilah edinmeye – emir ve yasaklarını din ile ozlestirmeye – baslar ki hem Kuran hem hadis bunu yasaklamıştır! (Tevbe,31) Mustafa İslamoglu hocadan da İhsan Senocak veya Ebubekir Sifil hocadan da, nurculardan da suleymancilardan da milli görusculerden de, tarikatcılardan da alınacak çok şey vardır, çünkü; Bizim hedefimiz Kuran’ı anlamak buda bir cemaat veya alimi aşan bir durumdur!
Nasipse şia, mezhepler ve sünnet konusundaki çalışmalarımızı da sitemizde yayınlarız inşallah

 

İSLAM TEBLİĞCİSİ OLDUĞUNU, İSLAM’I TEMSİL ETTİĞİNİ İDDİA EDENLER, YUMUŞAK SÖZLÜ OLMALI VE KABA SÖZDEN UZAK DURMALIDIR!

Hata yapan ( Uhud savaşında zor anda dağılan )Müslümana :
“Allah’ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah’a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.” ( Âli İmrân ,159 )
Günümüzde herhangi bir cemaatte belli kademelerde olanlar alttakilere sanki köleleri gibi davranmaktadırlar. hata yapanlar ise zaten bittiler; sanki kendileri melek!!!
( Rab olma iddiasında olan Firavun ) Müşrik kafire:

“Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.” (Taha, 43)
Rabbim o firavunun denizde boğulacağını bilmiyor mu, mesaj bize!

 

 .

NAMAZ

Bir iyiliksever zengin düşününüz. Yolda gördüğü, aç-sefil birini alıyor, kanser iken bakımını yapıyor; iyileştiriyor. Gözleri kör olacaktı, elleri-ayakları kangren olmuştu kesilecekti; kurtarıyor… İyileşince de yediriyor, içiriyor onu  mükemmel bir hale getirdikten  sonra da uğurlarken ona tekrar hasta olmaması  için gerekli reçeteyi veriyor ve diyor ki, ” Günde 5 kere haberleşelim, senden haber alayım, iyi olduğunu, yeniden hastalanmadığını bileyim.” Adam  söz veriyor ama sonra sözünü tutmuyor.

O yer senin bu yer benim dolanıyor sağlığına aykırı işler yapıyor. iyiliksever zenginin çağrılarına cevap vermiyor. Bir gün geliyor, hastalıklarından biri nüksediyor; ayağı kangren oluyor. Hemen aklına o zengin geliyor ona ulaşıyor ve bütün suçu iyiliksever zengine yıkmaya çalışıyor, başlıyor yakınma, ” Benim ne suçum vardı da beni unuttun, beni hiç aramadın, sağlığımla ilgilenmedin?”
 Siz o zengin yerinde olsanız ne yapardınız?
” Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. Allah yine de çoğunu affeder.” ( Şuara,30)
“İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.” ( Adiyat, 6)
Ellâhümme inneke afüvvün, tühibbu’l-afve fa’fü annî: “Allah’ım! Şüphesiz Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.” (Tirmizi, Da’avât, 89)   

 

 

YARATICIYI UNUTAN AKIL- BİLİM ATOMU PARÇALAMAKLA YETİNMEZ ATOM BOMBASI YAPARAK ONU KULLANIRDA!

Gazali, el-Maksadu’l-Esnâ fî Şerhi Esmâ’illâhi’l-Hüsnâ adlı eserinde bir örnek verir: Zamanında yapılan bir su saati vardır.Cahil bir köylü bu saatin sadece dışını görür. Çalışan bir saat. İçindeki mekanizmadan haberdar değildir. Saat kendi başına işliyor zanneder. O saate gördüğü kadarı ile hayran kalır. Saati temizleyen görevli ise o saati yapan mühendisin ürettiği şeyi bizzat görmekte ve onu yapan mühendise hayran kalmaktadır. O da mühendisi takdir etmektedir. Saati yapan mühendis ise eğer yaratıcıya inanmıyorsa aklını yüceltir ve o eseri ortaya çıkardığı için kendi ve aklı ile gurur duyar. Ama bir yaratıcıya inanıyorsa o aklı verdiği için O’na ( cc) teşekkür eder, O’nu över ve asıl hayranlık duyulması gerekenin de farkına varır.

AKLI VERENİ UNUTMAMAK KADAR ONU NEREDE KULLANMAMIZI İSTEDİĞİNİ DE HATIRLAMAK ÖNEMLİDİR!

 

SORUN TEŞHİSİ KADAR TEDAVİ-ÇÖZÜM ÖNERİSİ DE ÖNEMLİ!
Vahiyden uzak tedavi önerileri sadece sorunu artırır! Herbert marcuse, batıda annelik şefkatinin kalkmasının zamanla sevgisiz ortamda büyüyen çocukları ırkçılığa ittiğini söyler! ( Kurtuluş önerisi ise, özgür cinselliktir!) Jean-Jacques Rousseau, batı bakış açısını, güçlünün hakim olduğu sistemi olabildiğince eleştirir ve reddeder. (Ama çözüm o…larak eski Yunan site devleti modelini önerir!)  Max Weber: üret ve biriktir diye özetler kapitalist sistemin teorisini.  Ama İslam;

Lonca teşkilatları ile, Ahilik ile ; ” üret ve paylaş ” öğretisini yayar! Tevazu, edep, ahlak, zekat, kurban, selamlaşma, cemaatle namaz… ile insanlar arası sıcak teması, duygu alışverişi ve manevi yükselmeyi amaçlar!

 

MODERNİZM

 Hıristiyanlık inancından kaynaklanan heykel,org ve şarap kültürü bizde sanat, piyano ve şarap şeklinde çağdaşlık olarak kabul edildi.

Şikayetler; ihtiyaçların karşılanamamasından değil, Daha lüks yakalanamadığı içindir! 

 

 

 DİNLERİNİ TAKLİT MODERNLİK ZANNEDİLİYOR!
Org, sonradan piyano olmuş; kilise kökenli!
Heykel, Avrupa’da yaygın çünkü kökeni, İsa heykellerine dayanıyor!
Şarap batıda yaygın, çünkü şarap Hıristiyanlıkta İsa’nın kanı kabul ediliyor!
Biz de ise tüm bu Hırıstiyan temelli adetler hep modern olmanın sembolü kabul ediliyor…!

 

KOLAYCILIKTAN KURTULALIM!

“Ey Allah’ım , şu İslam düşmanlarını kahreyle…” türü beddualar bana hep Yahudilerle Musa (as) arasında geçen konuşmayı hatırlatır: “Dediler ki: “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.” (Maide, 22)

ALLAH KAHRETME İŞİNİ MÜSLÜMAN ELİ İLE YAPMAK İSTİYOR, YOKSA MUSA’NIN ÜMMETİNDEN FARKIMIZ KALMAZ!

” Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin..” Tevbe, 14

KAHRETME ÖNCE BOYKOT İLE BAŞLAR!

 

Özgür irade ile insanı yaratıp, akıl ve vicdan ile donatıp vahiy ile yönlendirip, peygamber ile yol gösteren yüce Allah (cc):  ‘Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz zalimlere bir ateş hazırlamışız.” (Kehf, 29) buyurmuştur. Seçim bizim! Dileyen cennete dileyen cehennem!

 

PKK’dan IŞİD’e

Terör olaylarının arkasında ekonomik ve siyasi güç kavgaları vardır!

DEAŞ öyle bir mantığa sahipki Hz resul döneminde yaşasa idiler, Mekke’de boykotu sonlandıran anlaşmayı yaptığı için,Medine’de Hudeybiye anlaşması yaptığı için Peygamber Muhammed (sav) ile bile savaşırdı bunlar, tabii sahabinin çoğunu da tekfir ederlerdi! Allah ıslah etsin!

.

BATI, İLİM VE EMPERYALİZM!

 1- Önce bilimi sahiplerinden isim değiştirerek aldılar. ( İbni Sina; Avicenna, İbni Rüşt; Averroes, el-Kindi; Alkindus diye isimlendirilirdi) Sonra bunu insanlığa hizmet için değil sömürü için kullandılar.! GDO’dan atom bombasına dek…
2- Ülkeleri işgal ettiler. Yeraltı-üstü zenginlikleri sömürdüler, insanları köle ettiler, sonra rahat yönetebilmek için önceden topladıkları bilimsel verileri (!) – Oryantalist çalışmalar, misyonerlik faaliyetleri raporları, azınlık okulları...- ile kaşınacak noktalara çalıştılar: Milleti sadıka’yı ermeni terörü ASALA yaptılar, Çanakkale de beraber savaştığımız Arap, Kürt dindaşlar ile aramıza suni ayıraçlar – Milliyetçilik, yalan haber ile düşman etme- koyup bizi ayırdılar. İstihbarat servisleri ile halk arasında ikilikler çıkarıldı, eğitim, kültür emperyalizmi ile sadece topraklar değil beyinler de işgal edildi.
3- Artık ülkelerin özgürleşme vakti gelmişti, nasılsa eğittikleri yerli (!) kişiler iktidarda idi ve hala onların kuralları/talepleri ile ülke yönetilecekti.
4- Ve bir gün yeter! mi dedi, O batı düşmanı, demokrasi-özgürlük karşıtı, radikal … idi! Hapsedilse de , öldürülse de özgür batının kurallarını kabul etmediği sürece her şeye müstahaktı!

ilim-somuru1

 

Kapitalizm de komünizm de ‘karın’daştır! İkisi de materyalisttir, farklılıkları sermayenin nasıl bölüşüleceğinden kaynaklanır, gerisi ruh ikizliğidir!

MÜLTECİLER

Avrupa’nın kapısına dayanan mülteci çocuklar, alacağını tahsil etmeye gelmiş olabilir mi? 200 yıldır sömürülen ülkelerinin haklarını öyle veya böyle alacaklar bir gün!

Ensar olmak ayrıcalıktır! Herkes her an muhacir olabilir, ensar olmak ise bir lütuftur. Allah bu ikramı bize nasip eyledi, şükrünü eda eyleyenlerden oluruz inşallah.

YAĞMUR EKEN FIRTINA BİÇER!

Avrupa’da göçmen halk, Avrupalı olmayanlar, özellikle Müslüman halk her zaman II. sınıf vatandaş olarak kabul edilmiştir. Baskı, aşağılama, hor görme… Bunun sonunda Paris başta bir çok yerde gençler ayaklanmıştı… Ülkede huzur ve adalet görmeyen Müslüman gençler bir bakıma dolaylı yönden IŞİD’e yönlendirildi! Şimdi de onlardan şikayet eden yine Avrupa’lı ülkeler…!

.

 

TÜRK İSLAM, MÜSLÜMAN SOL… ÜZERİNE!

İslam’ın sağına soluna, neresine eklerseniz fark etmez: Alim sıfatlı yaratıcının gönderdiği İslam eksik mi ki yanına illa başka bir fikir akımı eklenmek zorunda hissediliyor?! Eksiklik sende, anlayış kapasitende! Korkma, sadece Müslümanım demek te yeter ( Hicr, 78)

” Kürt sorunu, Arap sorunu, Arnavut sorunu, Türk sorunu yoktur. İslam Milleti’nin parçalanmışlık sorunu vardır.” Sezai Karakoç

 

 

Irkımız Kader*, dinimiz tercihimizdir!

Kader değil tercihlerimiz ile varız, övünürüz, örnek alırız. Tarihte Peygamberimiz ile İslam dinini yayan Araplar, Bu dine hizmet eden, koruyup Osmanlılar ve günümüzde bu davayı önderlik edecek her kim ise, onu sever ve ona dua ederiz.
* insanın doğuştan gelen cinsiyeti, göz rengi… nasıl bir övünç meselesi değilse, ırkımız için de aynı şey söz konusudur. Rabbim dinine hizmet eden bir milletten olmayı nasip eylesin, amin.

 

*

UNUTMA!

Patavatsızlığın açık sözlülük olmadığını, 
cahilin cesur olduğunu, 
hayata zevk penceresinden bakanlardan uzak durmak gerektiğini, 
Taassup tan uzak durmak gerektiğini,
İlk emrin OKU olduğunu,
Unutmayalım!

 

SAYGI, EMPATİ
Namazı Türkçe kıl, diyenlerin kendileri namaz kılmaz, hac paranı fakire ver diyen, kendi tatil parasına elletmez, kurban hayvan katliamıdır diyen, hamburgerciden çıkmaz! Oruç tutarken, azıcık terbiyeli olsa, gizli yerde yiyebilecek olan, burnumuzun dibinde göstere göstere yer, sonra bize; saygı – gayri ahlaki giyinmesinden nikahsız evliliğe dek, vb. – göster, der! Saygı hak edilen bir meziyettir ve karşılıklıdır! Bizim kesim cidden sabır taşı imiş..

 

 

Ateizm bir inançtır!
Evrimi savunurlar: Ne fosil kayıtlarının onları yalanlaması ne de DNA’nın şifresinin bulunması, onların evrimi savunmalarına engel olmuştur!
Evren Ezeli ebedi’dir derler: Bang teorisi ve entropi yasası gerekli cevabı bilimsel bazda verdiği halde görmezden gelirler!
komünizm yani dinsiz bir hayatın olacağını ileri sürdüler: Ne Göbeklitepe’deki kazılar ne de yıkılan komünist Rusya’dan sonra ortaya çıkan devletlerdeki dini uyanış bunu doğruladı!
Ne tarih ne bilim ne psikoloji ateizmi doğrulamadığı halde, bir inanç olduğu için hala savunulmaktadır…

Naturalizm, Her şey doğadır ve sonsuzdan beri vardır, teorisidir! Ama bilim evrenin 13.8 milyar yıl önce ortaya çıktığını söylüyor. Madde ve zamanın bir başlangıcı vardır!  O halde, evreni yaratan, evrenin için de olamaz, zamanın da bir başlangıcı olduğuna göre zamanın da için de olamaz! Hassas ayar problemi de, ateistlerin önünde büyük bir problemdir. Yaşamın ortaya çıkma ihtimali hemen hemen imkansızdır. yerçekimi sabiti, kozmik sabit hep belli değerlere sahiptir.

Ateist ve deistlerin anlamadığı şu: Sebepler ( Termodinamikten çekim yasalarına, genlerden atomlara) ilah (Yöneten, yaratan, akıl, irade sahibi) değildir. Aracıları, vasıtaları aşıp/geçip amaca, asıla ulaşmaktır marifet!

 

 

Toplumsal değişimin şifreleri
“Nasılsınız öyle idare edilirsiniz.” (Rad, 11)
“Amelleriniz amirlerinizdir.” (Acluni, I / 146, II / 127)
“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez.” (Rad, 11)

 

“Ferdi planda vicdanlara, toplumsal planda camilere hapsedilmeye çalışılan din, ‘Allah’ın dini’ değildir.” (A. Dilipak, Yeni Akit, 12.08.2019)

 

 

İyilikte maraz doğar mı?
Hayır! Sadece iyiliği hak edene yapacaksın, Yinede maraz doğarsa Allah rızası için yaptığından dolayı, geriye bakmayacak, yola devam edeceksin! 

 

 

“Yaptığın şeysin,  söylediğin değil!”  Konfüçyüs

İş yapan , insanlık gereği yaptığı işte eksiklikler olur, İş yapmayan zaten iş yapmadığı için , hiç hata yapmaz , sonra da iş yapanın eksikliklerini eleştirir! Iş yapmayanların dünyada işin iş, ama ahirette hesapları çok zor!

 

 

 

Gençler
“Gençler dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zannediyorlar. Aslında dünya, kendi etrafında dönüyor! “

“Siz nefsinizi meşgul etmezseniz, o sizi meşgul eder.”

 

 

Hz. İbn Abbas: Devamlı yapıldığında küçük günah yoktur, tevbe edip yapılması bırakıldığında büyük günah yoktur. (  Taberi,8/245; İbn Ebi Hatim,3/934; Suyutî/ed-Durru’l-Mensur, 2/500;  Beyhakî, Şuabu’l-İman, 5/456) 

 

 

“MÜSLÜMAN’IM KESİN CENNETE GİDECEĞİM” DİYENLERE HATIRLATMA!

“Cehennemde yanıp sonra nasılsa cennete gireceğim.” demek küfürdür.
Allah korku ile ümit arasında olmamızı ( “Onlar korkarak ve ümit ederek Rablerine dua ederler. ” Secde, 16; “Gerçek şu ki, kâfir olanlardan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” Yûsuf, 87; ” Allah’ın azâbından ancak hüsrâna uğrayanlar emin olabilirler.” A’râf, 99; “Müminler Allah`ın azap ve azabının miktarını bilselerdi hiç biri Cennet`i ümit etmezdi. Kâfirler de Allah`ın rahmetinin ne kadar çok olduğunu bilselerdi hiç biri O`nun rahmetinden ümit kesmezdi.” Müslim, Tevbe 23; “Kul sıhhat halinde korkulu ve ümitli bulunmalı, havf ve recâsı birbirine eşit olmalı; hastalığı halinde de recâ (ümit) yönü kuvvetli olmalıdır.” Nevevî, Riyazü`s-Salihîn Tercümesi, I, 479) istiyor, o korkuyu göz ardı etmekte, tam tersi ümidi gözardı etmekte küfürdür.
Yahudilerin mantığıdır bu bakış açısı: Yahudiler, “Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacak, dediler.” ( Bakara, 80)
Bu bakış açısı, geleceğinden emin olmak, ölene dek imanından garantili olmak anlamına geldiği gibi, azabı hafife almak anlamına da geldiği için küfürdür! Allah Azze ve Celle, son nefese dek imanlı yaşamayı nasip eylesin, Amin!

 

 

Bidat

Dini anlamda sonradan çıkan ( Bidati seyyie) şeylerdir. İşin aslı, her şeye nasıl baktığınla alakalıdır.
Mevlid: Mevlidin kendisi değil, vasıta oldukları sevaptır düşüncesi, bidat olmaz.
Yasin’i cuma akşamı okumak: Cuma gecesine özel ibadet zannetmek bidat, ama Kuran’ı okumadan dolayı, vasıta olduğunu düşünmek, Kuran’dan dolayı sevap ummak, caizdir.
Ölünün ardından 40. günü Kuran okutmak: Dinde yoktur ama içeriği düşünülünce, olabilir diye kabul edilmeli, yapılmayınca günah olmadığı bilinmelidir.
Cenazeye çelenk göndermek, tabuta resim, flama koymak…bunlar bidattir!

Dinin aslından olmadığı bilinecek, “dinin aslı ile çelişmeyen ve iyiye vesile olan”, kendinden sevap umulmayacak, yapılmayınca günah kazanıldığını düşünülmeyecek, dinin aslından olmadığı bilinecek ama, vasıta olduğu şeylerden ( Kuran okuma, muhabbete vesile…) sevap beklersek, bu caizdir.

Rabıta: Ne dindir ne şirktir. Rabıtanın dini dayanağı yoktur, rabıta yapılan şeyh, yüceltilirse sirke de kayabilir. Şeyhteki feyzin kalbe akmasını düşünmek şirk değildir, sadece gönül eğitiminde bir metottur. Ama bu dinleştirilmemelidir. Dini değil, dini bir hedefe vasıtadır. İbadete vesilesi önplana çıkarılmalıdır, vasıta olan kendisinin dini olmadığı bilinmelidir. Şeyhe bakmaktan sevap beklemek: Bundan sevap beklemek bidattir! “tefekkürü saatin” …hadisi uydurmadır ( Suyûtî, el-Leâli’l-Masnûa, c: 2, s. 276; Şevkânî, el-Fevâidü’l-Mecmûa, s: 251) ama, “kunu maassadıkin” ayeti gereği yapılıyorsa ve ibadet maksadı ile yapılmazsa, sorun teşkil etmez.

 

Allah rızası için bir iş yaptığımızı iddia ediyoruz ama, dünyalık karşılığını, para makam tatlı söz…, olarak görmeyince, kırılganlaşıyoruz …Demek ki niyette sorun var! Dön başa!

“İslam zafer değil, sefer dinidir” diyenler, ufukta zafer gözükmeyince, ne yazık ki, seferi de terk ediyorlar…

İdeali gözden kaçırmadan realitenin sınırları içinde hareket etmek, Umut ve umutsuzluk arasında bir dengede, mücadeleye devam etmek! çizgimiz bu olsun inşallah..

Kandil geceleri üzerine: Kadir gecesi hariç diğer geceler veya onlara özel ibadet yoktur, doğrudur ama bu cümlenin devamı şu olmalı: O geceden değil de, ‘o gecede yapılan ibadetlerden dolayı sevap beklemek’ İslam’a aykırı değildir! Yanlışı bilin ama, doğruyu TERKETMEYİN 

 

 Dünyaya, Prens/prenses ‘gibi’ yaşamak için gelmedik, ‘Kul’ olmak için geldik! Biri imkansız diğeri tercih bağlı.

 

Müslümanlığımız; Adaletten paraya, menfaatimize aykırı durumda gösterdiğimiz tavırlara göre ortaya çıkar! Yoksa laf, herkeste bol… 

 

İslam, güneş gibidir! Ama ışıktan kaçan yarasalara ( Ateistinden adı Müslüman’a) güneş ne yapsın? Herkes, kendisi cenneti isteyecek!

 

Evlenmeye niyeti olan kız ve erkeklerin, halk Eğitim’den “evliliğe hazırlık, anne baba ve karı koca ” eğitim sertifikası alması zorunlu kılınmalı! Yoksa 30 yaşına gelmiş, hala anne baba veya karı koca olamamış evli insanlarla dolu ortalık. Sonra uğraşsın emniyet, uğraşsın öğretmenler… !! 

Tüm kitaplar, tek bir kitabın daha iyi anlaşılması için okunur.

 

Kuran’ı herkes, ilmi ölçüsünde anlar. Hadissiz anladığını zannedenler ise, kendi yorumlarını hadisleştirenlerdir.

 

Şeytan önce günaha mazeret buldurur,sonra günahı işlettirir! İsteyen nefistir, mazeret şeytandan!

 

Hiçbir insan tam, mükemmel değildir! Paraya düşkündür, kibirlidir, samimidir ama cahildir, tez canlıdır vb. Dolayısıyla önce Herkes kendi çöplüğünü temizleme, güzel olur.

 

İslam’da cemaat rahmet, Tefrika felakettir!

 

Faiz, sosyal riba; Riba, ferdî faizdir!

 

ÇOK OKUYAN, BİLİR (İlim); ÇOK GEZEN, KAVRAR (İrfan)

 

 Mutluluk Geçici, Huzur Kalıcıdır !

 


Yukarı Çık