Kaza Kader

10 yıl önce
Resim bulunamadı

Dünyadaki kötülükler insan kaynaklıdır. “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” ( Rum, 41)

Kader, “yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilmesi.” demektir. Kaza, “Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı ge­lince, her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana gelmesi, olmasıdır.” Allah’ın bilmesi ve yazması kaderdir, Yazılanın aynen olması kazadır.

Allah insanların önceden ne yapacağını bilir ve yazar ama Allah’ın bilmesi, insanların yaptıkları işi etkilemez. Çünkü işi yapan; kendi özgür iradesi ve aklı ile bizzat insanın kendisidir. Allah sabah yatağından kalkıp meyhaneye gidene engel olmaz. Ona akıl vermiş, kitap indirmiş, peygamberle açıklamış, cennet cehennem ile uyarmıştır. Gerisi insana, kendi iradesi ile yapacağı seçime kalmıştır. Allah o  kulunun ne yapacağını  önceden bilir ama “yapan “ bizzat hür iradesi ile kulun kendidir. Aynı kul sabah kalkıp namaz gitse idi, kaderinde namaz kılmak olacaktı. Bizim anladığımız manada kader sadece ‘doğum ve ölüm anı, cinsiyet, göz rengi’ gibi durumları kapsar. Yaşamımızdaki tüm olaylar bizim tercihimizin sonucudur.

“Allah’ın bilmesi insanın özgürlüğünü kısıtlaması manasına gelmez, zaten biz davranışlarımızı onun bizim hakkımızdaki bilgisini okuyarak düzenlemiyoruz.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 98 )

Allah’ın önceden kullarının ne yapacağını bilmesi insanın eylemini etkilemez. Önceden bilmek ile yapılan fiiller ayrı ve birbirinden bağımsız eylemlerdir. Mesela bir araba yolda gitmektedir. Virajı dönünce yol ortasındaki çukura düşecek, kaza yapacaktır. Arabadakiler bir dakika sonra olması muhtemel kazayı bilemezler ama olayı yukarıdan helikopterden izleyen  hem arabayı hem yolu görenler kaza olmadan önce olayın gerçekleşme ihtimalini görebilirler. Yani olaylara daha geniş açıdan ve yukarıdan bakanlar geleceği tahmin edebilirler. Tarih şeridine bakan biri, olayların geçtiği tarihlerdeki olaylardan haberdar iseler, mesela 375’te kavimler göçünü, 1453 İstanbul’un Fethi, 1789 Fransız İhtilali’ni görürler. Bilim adamları güneşin veya ayın tutulacağı zamanları önceden bilirler. Bu bilgiler kitaplara, takvimlere yazılır. Yani bu tutulma olayları önceden bilinir ve yazılır. Tam zamanında ise bu tutulma olayları gerçekleşir. Şimdi herhangi birisi “Güneş takvimde yazan zamanda tutulduğuna göre, güneş takvime yazıldığı için tutulmuştur.” derse, bu mantıklı ve gerçekçi olabilir mi? Bilim adamları bir taraftan araştırmış, tutulma tarihini bulmuştur, güneşte diğer taraftan kendi olağan akışında zamanı gelince tutulmuştur. İnsanlar için bile bunlar söz konusu iken yer ve gökleri yoktan var eden neden geleceği bil-e-mesin? Ayrıca, Allah (cc) zaman ve mekân ile sınırlandırılamaz. Zaman ve tüm mekânları yoktan yaratan (“Evrenin başlangıcında bizim bildiğimiz zaman yoktu!” (Stephen Hawking, Büyük Tasarım, s. 114) ) yüce yaratıcı, yarattıkları ile sınırlandırılamaz. Zaman- mekân dışı ve üstü olan Allah, her zamanı, mekanı görür, bilir, isterse yazar. “Big Bang teorisi ile artık ‘zamanında’ yaratıldığını, tıpkı madde gibi bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. “Dolayısı ile, Allah’ın ‘önceden bilmesi’ kavramı sadece insan esas alınınca bir anlam ifade etmektedir, yoksa Allah (cc) için önce-sonra gibi kavramlar söz konusu değildir.”  (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 146)  

Tıpkı bunun gibi, Allah’ta önceden bilir, yazar (kader) ve vakti gelince de aynen yazılan meydana gelir (kaza) Burada kul yazılanı bilmediği için, alın yazısını okuyamadığı için, yazılanı yapıyor durumu söz konusu olmaz. Allah’ın bilmesi ile olayın gerçekleşmesi birbirinden bağımsız, ayrı iki olay, aynı sonuçta buluşan farklı süreçlerdir.

Kısaca, “Allah’ın ezelde bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir.” (Elmalı, Hak Dini Kur’an dili, I/97)  

İnsan kaderin mahkumu mudur?

Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri tercihlerin yer ve zamanını ezeli ilmi yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve zamanı ge­lince bu tercih kulun seçimi doğrultusunda yaratılır. Bu durumda Allah’ın bilmesi, kulun se­çimine bağlı olup, Allah’ın ezelî manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisinin olmadığı görülür. Aslında insanlar, Allah’ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle tercihlerde bulunmaktadırlar. Bir başka ifa­deyle söylersek biz, yüce Allah bildiği için tercihlerimizi belirlemiyoruz. Bizim yapacağımız tercihleri O ezelî ve mutlak ilmi ile bilmektedir. Çünkü zaman bizim için söz konusudur, zamanı yaratan için bir zaman sınırı söz konusu değildir. O zamandan bağımsız olarak, bize göre önce ve sonra olarak nitelendirdiklerimizin tümünü bilir.

Kaderin mahkûmu olmadığımıza en açık delil vicdanımızdır. Çünkü vicdanen biliyoruz ki bizi yaptığımız hareket ve seçimlere mecbur kılan hiçbir sebep yoktur. Allah (cc) insana iyi ve kötüyü seçebilme özgürlüğü (irade) vermiştir. Şayet insan kaderin mahkûmu olsaydı kendisine irade verilmezdi. Allah (cc) her şeyi kuşatan ezeli ilmiyle bizim ne yapacağımızı biliyor ve kaderimize yazıyor. Yani bizler yaptıklarımızı kaderimizde yazılı olduğu için yapmıyoruz. Biz özgür irademizle yapacağımız için onlar orada yazılıdır.

Kısaca “Allah insanı yaratmış ve ona özgür bir alan tanımıştır, ona yol göstermiş, belli ilkeler koymuştur.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 47)  Bir insan “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?” diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini  suçsuz ilan edemez, kaderi mazeret olarak ileri süremez.

”Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nan­kör” (İnsan, 3); “Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rab­bin kullara asla zulmedici değildir” (Fussile, 46)

Bir sahne düşünelim, aynı sırada oturan iki öğrenci vardır. Biri ders çalışmakta, dersi dinlemektedir. Diğeri derslere çalışmamakta, yaramazlık yapmaktadır.15 sene sonrasına filmi ileri saralım. Biri iş sahibi olmuş, geliri yüksektir, işine giderken yolun kenarında dilenmekte olan biri ile göz göze gelir. Yanında oturup ders çalışmayan arkadaşıdır dilenci. Şimdi dilenci “Kaderim bu imiş” dese, suçu kadere atsa bu gerçekçi olur mu? Aynı durum ahirette cehennemlik veya cennetlik olanlar için de söz konusudur. Cennete giden de cehenneme giden de dünyada yan yanadır. Biri görevini yerine getirir, zaten kendisi için dünyada iyi-faydalı olan emirleri yapar, kendisine zararlı olduğu için yasaklanan şeylerden de kaçınır ve cennete gider, diğeri tembellik gösterir, emir ve yasak sınırlarına önem vermez ve sonunda yaptıkları nendi ile cehenneme gider. Burada suç kaderde değil, gerekli yerde gerekli eylemi yerine getirmeyen insanların bizzat kendisindedir. Yaptıkları hata sonucu kaderi suçlayan birine yolda araba çarpsa ve çarpan kişi “ Kaderinde bu varmış, suç kötü kaderinde.” dese bu cevabı onaylayıp yaralı haline boyun eğer mi idi acaba? Tabii ki hayır!

Kısaca, doğum ve ölüm anımız dışındaki olaylar bizim tercihlerimiz ile şekillenir ve bizde bu tercihlerimize göre ahirette kendi sonsuz mekanımızı kendimiz seçeceğiz!

hayir-ser-1-2-1

 

kaza-kader-1-7

kader_fiilidua1-2

Tevekkül

Tevekkül terim olarak, “hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî sebeplerin hepsine başvurup, tüm tedbirleri aldıktan  ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve sonucu Allah’a bırakmak” demektir.

Allah bizlerden tevekkülü -Kendisine güvenmemizi- isterken şeklini de bizlere bildirmiştir. “Önce deveni bağla sonra ibadet et.” (Tirmizi, kıyamet, 61) Mümin bir kul önce ‘fiili dua’ yapmalı, toplumsal yasalar ölçüsünde  hareket etmeli sonra ‘sözlü dua’yı yapmalı (İstediği şeyin dünya ve ahiret için hayırlı olmasını dilemeli )  ve sonra gerisini Allah’a bırakmalıdır.                       

Dua nedir, nasıl yapılmalıdır?

Dua, ‘Allah’tan bir şey istemek’ demektir. Dua sözlü ve fiili dua olarak ikiye ayrılır. Allah’tan bir şey istediğimizde önce fiili dua yapmalıyız; İstediğimiz şey için çalışmalı, sonuna dek gayret etmeli, ancak bundan sonra sözlü dua etmeliyiz. Sadece fiili dua ( Çalışmak ) yetmez, ‘çalıştım sözlü duaya ne gerek var?’ demek yanlıştır. Elde etmek istediğimiz, olması için çalıştığımız ettiğimiz şey belki bizim için ‘ Hayırlı’ değildir; araba almak isteriz, sadece çalışıp para elde ederek, sözlü dua etmeden belki arabaya sahip olabiliriz ama ya o araba sonunda bizim sakat kalmamıza neden olacaksa? Zengin olmak isteriz ama ya o zenginlik bizim hem dünya hem ahiret felaketimize sebep olacaksa? İşte sözlü dua burada devreye girer. Sözlü dua ‘istenen şeyin hayırlı, sonunun iyi olması için Allah’tan söz ile yardım istemektir.’ Sadece sözlü dua da yetersizdir, çünkü Allah resulü hayatının hiçbir döneminde oturup ‘Sadece sözlü dua ile’ hedefine ulaşmamış, işlerinde son anına dek çalışmış, gayret etmiş, sonra Allah’a tevekkül etmiştir.

“Tevekkül, hiçbir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, “Allah’ın dediği olur.” diyerek kenara çekilmek değildir.” (Fahru’d-Din er-Razî, Mefatihu’l-Gayb, 111, 122; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VII/5063, 5064); “Batılıların ‘fatalizm’ olarak nitelendirdikleri şeyin aslı, Müslümanların geçmişte olanın nasıl olmuş ise öyle olması gerektiğini kabul etmesi durumudur. Bu gelecekle ilgili değil, geçmişle alakalı konulara karşı bir tutumdur. Bu anlayış eylemin, umut ve ilerlemenin karşısında değildir.” (Yahudi iken sonradan Müslüman olan (Leopold Weiss) Muhammed Esed, Mekke’ye giden yol, s. 209)

“Takdir Allah’ındır. Ama biz tercihimizi Allah’ın koyduğu kural ve prensiplere göre yaptığımızdan görevimizi yerine getirmiş, imtihanı başarıyla vermiş oluruz.”

 Bazen duyarız, ‘Allah’a şu kadar dua diyoruz, hala neden emperyalistler Müslümanları öldürürken Allah onları helak etmiyor?’ Aslında fiili duamızı biz İslam düşmanlarına yaparken sözlü duanın tek başına işe yaramayacağı ortadadır. Biz cola içerken, hamburger yerken, cepte sigara, üstte ayakta malum markaları alıp, fiil, eylem, alışveriş ile İslam düşmanlarını desteklerken sözle yapacağımız dua (!) sadece ses dalgasından öteye gitmez, o da ne ABD’ye zarar verir ne de Müslümanların işine yarar! Müslüman önce fiili olarak ( Boykottan, destek olacağı kuruma dek, her şeyini İslam ruhuna uygun yapar) sonra sözle yapacağı duanın bereketini bekleyebilir yoksa tek başına ne fiili ne sözlü dua tam İslami bir ibadet olur. Evet, dua bir ibadettir. (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16) ve ibadet ederken gerekli olan samimiyet ve içtenlik aynen duada da geçerlidir.

“İşte YGS birincisinin şifresi: YGS birincisi Mahmut Bilal Doğan, “Dua ettim, gerisini Allah’a bıraktım!” ( Haber TÜRK, 28 Nisan 2011)


Kötü görünen olay karşısında aldığımız takındığımız tavır, sınavı anlamamız ve geçmemiz hakkında bilgi de verir!
Biz ya imtihan olmak istemiyoruz veya imtihanın şartlarını biz belirlemek istiyoruz.

  

 

kazakader3-2

 kader-kotu-gozuken-sonucta-iyidir-21-10-2012

Kısa vadeli bir bakış açısı ile olaya bakınca: Çocuk kayıyor ve düşüyor, bu çocuk için ilk bakışta kötü bir durum, ama o düşüş onu araba tarafından ezilmekten de kurtarıyor!


  Aynı durum hayat içinde söz konusudur, kısa vadede kötü gözüken bazı olaylar hayatın daha uzun vadeli zamanı içinde asıl yüzünü görmemize neden olmakta, o kısa zaman diliminde kötü görünen olayın ne hayırlara vesile olacağını zaman bizlere göstermektedir!

Dünyada kötülükler neden olmaktadır?

“Başınıza gelen her kötülük, kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur.”( Şura, 30) “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmalar meydana geldi.”( Rum, 41); “Eline yetki geçtiği zaman ürünü ve nesli yok etmeye çalışır.” ( Bakara, 205)

Dünyada iki nedenle kötülük meydana gelir ya emperyalizm  ya ahlaksızlık. Bu ikisiyle de savaşan tek din İslam’dır. İnsanın iç dünyasını aydınlatmayı (!)  amaçlayan Budizm veya ‘bir yanağına vurulunca diğer yanağını  çevir’  ( Matta  39; Luka İncili, 29) diyen Hıristiyanlık emperyalizme engel olamaz. Cinsel özgürlük adı altında eşcinsellik dahil her türlü ahlaksızlığı, sömürü aracına dönüşen faizi savunan kapitalizm ile evliliği, ahlaki kavramları reddeden  ve dünyaya materyalist açıdan bakan sol ideoloji de ayrıca ahlaksızlığa engel olamaz. Kötülüğü ortadan kaldırmakla görevli olan kişiye Müslüman, dine ise İslam denir (“Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenleriniz onlardır.” (Ali İmran, 104); “Siz insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.” (Ali İmran, 110) ; “(Tüm kadın ve erkek Müslümanlar) insanlara iyiliği emrederler, Kötülüklerden vazgeçirmeye çalışırlar ” ( Tevbe, 71) ; ” Yavrum namazı gereği üzere kıl, iyiliği emret, ve kötülükten alıkoy. Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan, Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan emirlerdir.” (Lokman,17); “O Peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten alıkoyar.” (Araf, 157) ;  “Onlar, öyle kimselerdir ki, kendilerine yeryüzünde iktidar verdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar.” (Hac , 41);  ”Sizden kim bir kötülüğün işlendiğine şahitlik ederse onu eliyle derhal engellesin, Eğer buna gücü yetmezse, diliyle engellesin, eğer buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz (red etmek, inkar etmek, karşı olmak, katılmamak ) etsin. Kalbiyle buğz etmek imanın en zayıf noktasıdır.( Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17 ; Müslim, Riyazüssalihin, 169) ; “Hayır Allah’a andolsunki ya iyiliği emreder. Kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. Zalimin eli üzerine elinizi koyarak zulmüne mani olursunuz ve onu hakka döndürür ve hak üzerine tutarsınız. Yahut Allah(cc) bazılarınızın kalplerini diğerlerine benzetirde onlara lanet ettiği gibi sizi de lanete uğratır.” ( Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizi, Riyazüssalihin,175) Bir Müslüman  asla nemelazımcı olamaz. Her Müslüman bir halifedir (Bakara, 30) yani yeryüzünde Allah’ın kurallarını yaşamak ve yaşatmakla görevlidir. İyiliği emretmek kötülükle mücadele etmekle yükümlüdür. “Allah sizin ellerinizle zalimleri cezalandırmak ister.” (Tevbe, 14 ) Yoksa namazlarımız bile kabul olmaz. (Maun, 4-7) Müslüman gerek nefsinde gerek aile ve hayatında öncelikle kötülükten kaçınan ve daima iyilik yolunda olan kişidir. Müslüman doğmak veya olmak mesuliyet, sorumluluk gerektiren bir iştir. (Müslüman olmak kolay mı adlı yazımıza bakılabilir.).

Kötülükler insanlar kötü olduğu zaman ortaya çıkar yani kötülüğü yapan insanlardır. Bunun sonucu olarak ta insan dünyada huzusuz olur ve yaptıklarının karşılığı olarak ahirette cehenneme gider. Allah insanlar iyi olsun diye onlara akıl ve vicdan vermiş, peygamber göndermiş, kitap indirmiş ve bizlere cennetin yolunu göstermiştir. Kötülük iyiliğin olmadığı zaman vardır. Yani iyiliğin yokluğu kötülüğü doğurur, iyilik olduğu zaman kötülük ortadan kalkar. Tıpkı ışık olduğunda karanlığın yok olduğu gibidir bu durum. O halde kötülüğün dolaylığı sorumlusu iyilerin çalışmamasıdır.

Şüra Suresi ayet 30’da Allah şöyle buyurmaktadır: “Sizin başınıza gelen kötülükler  ellerinizle işlediklerinizin sonucudur.” Ozan tabakasını parfüm, egzoz gazları ile biz deldik. Sonuçta güneşin zararlı ışınlarına yine biz muhatap olmaktayız.

Bazı kötülükler ise iyiliklere sebep olur. Ağrı, sızı, ateş, bulantı… Allah’ın insanlara verdiği bir ceza değil, bir hediye, bir iyilik, bir lütuftur. Çünkü karın ağrısı  olmasa karnımızdaki hastalıktan haberimiz olmazdı, dişimiz ağrımasa, dişimizi kaybedebilirdik ve bizim haberimiz bile olmazdı. O ağrı, sızılar bizim hastalıklara karşı  alarm sistemimizdir ve iyi ki onlar vardır. O halde ağrı, sızı bir ceza değil, bir mükafat, bir hediyedir.

Genelde dünyaya iyilik hakimdir. Zaten kötülük hakim olsa dünya yüzyıl geçmeden yok olurdu.  Bazı kötülükler vardır iyiliğe vesile olurlar. Açlık- tokluğun kıymetini hastalık- sağlığın değerini insana kavratır. Ayrıca ağaçtan düşen var diye bütün ağaçlar, suda boğulan var diye her gördüğümüz su kötü kabul edilemez, bunlar istisnadır. Bunların asılları   iyidir. Ayrıca kötülük olsa bile bu iyiliğin değerinin bilinmesi için gereklidir. Her zaman iyilik yapan, insanlara yardım eden birini düşünelim. Zamanla artık ondan her zaman iyilik yapması beklenir hatta bir hizmetçi gibi görülmeye başlanır. Kimse o kişinin gerçek değerini anlamaz, ta ki bir kişi o adamın zıttına kötü bir şey yapana dek! Kötü iyinin kıymetinin anlaşılmasını sağlar. Karanlık aydınlığın, soğuk sıcaklığın kıymetini anlamamızı sağlaması gibi. Özetle insan iyi olursa her şey iyi olur. Ahiret günü de cennete gider. İnsan kötü olursa toplum, çevre, dünya kötü olur. Ahirette de cehenneme girer.

Kanser aklımı başıma getirdi: Senarist Sema Ergenekon 6 ay önce kansere yakalandı. Kanser Ergenekon’a başka bir bakış açısı ve farkındalık kazandırdı. (09.11.2014); “İyi ki kanser olmuşum diyorum!”  (Cumhuriyet, 5 Nisan 2016); Kafasına taş düştü, hayatı kurtuldu: Kafasına taş düşen Eren Filiz’in beyninde milyonlarca larva bulunan kist olduğu ortaya çıktı. (Milliyet, 27.112014); 100 numara kurtuluş: Şanlıurfa Cezaevi’nin C-!5 koğuşu iki çeteye bölündü. Bir grubun lideri hücre cezası alınca adamları karşı tarafı suçladı. Düşman 5’liyi dövüp tuvalete kapattılar. Sonra da yangın çıkardılar. İşte ölen 13 kişi bu öfkeli gruptu. Kurtulanlar, tuvalettekiler oldu. (Takvim, 18.06.2012 ); Midesi bulanınca facia önledi: “Olay günü metrobüsteyken aniden midem bulandı. İçerisinde kola kutusu bulunan poşete kustum. Daha sonra ağzını sıkıca bağlayarak çöp bidonuna attım” dedi. Konuyu araştıran terör polisi, işçinin söylediklerinin doğru olduğunu belirledi  Cihat F.’nin yaptığı bu hareket büyük bir facianın önüne geçti. ( Akşam, 24 Nisan 2016 ) Tatlıses fizik tedavi merkezi kuruyor: Uğradığı silahlı saldırının ardından ünlü sanatçı müthiş bir karar aldı. Yüzde 10’una bedava hizmet. (7 Aralık 2012 ); ‘Yüreğimdeki ateş’ demişti: Sakıp Sabancı’nın engelli oğlu: Metin Sabancı spastik felç hastasıdır. Ablası Dilek Sabancı, babasının hayır işleri hakkında: “Babam olmasaydı Türkiye’nin ilk bilinçli spastik çocuklar rehabilitasyon merkezi, ardından kemik hastanesi de açılmayacaktı. Ben ve kardeşimin durumları sayesinde şimdi birçok çocuk ameliyat olabiliyor. Bazen her şeyin bir nedeni var, diye düşünüyorum. ( Akşam, 28 Eylül 2022) Bayramda et yiyemedi, şimdi bin aileye kebap dağıtıyor. (Sabah, 10 Temmuz 2022) ; Bu yurtta evlat hasreti var: Albay Nihat Ömür 1962’de tayin olduğu Kıbrıs’ta oğlunu kaybetti. Evlat acısına teselli bulabilmek için 1500 kişilik ilkoul yaptırdı. Şimdi üniversitelilere yurt açıyor. ( Cumhuriyet, 23.12.2012) Brezilya’nın Malcolm X’i: César Kaab Abdul Pugnaz. “Yönetimden çok zulüm gördüm. İnsanları bana karşı kışkırttılar, aleyhime çalışmalar yaptılar. Medya beni hedef gösterdi. Defalarca saldırıya uğradım. Ölüm tehditlerinin ardı kesilmedi” ifadelerini kullanan Pugnaz, “Ama Elhamdülillah bu bana İslam’ı öğrenmeye gelenlerin sayısını da artırdı” dedi. (Yeni Şafak, 24.07.2022) Kötü görünen olay karşısında aldığımız takındığımız tavır, imtihanı kavrayıp kavramadığımız hakkında bilgi verir. Biz ya imtihan olmak istemiyoruz veya imtihanın şartlarını biz belirlemek istiyoruz bu da sorunun üstesinden gelmemizi zorlaştırmaktadır. ( Yeni Şafak,  24 Temmuz 2022); Lee Kuan Yew, seçimi kaybeden Chirac’a şunu anlatır: Yaşadığım sıkıntıları zaman içinde unutup bugün geriye baktığımda, hiç istemeden atanıp zorla gittiğim Tiran’ın özel ve meslek hayatımı ne kadar olumlu etkili etmiş olduğunu görüyor ve bir yerde ‘iyi ki de gitmişim’ diyorum.” demektir. (Tanşuğ Blade, Maskeli Balo, s. 47); Birand şöyle anlatır: Hayat karşısında peş peşe aldığım yenilgilerin hıncıyla zorlukların üzerine gitmeye, içe kapanıklığını yenip dışa açılmaya karar verdim. Yıllardır ona acı ve kompleks veren topallığı artık önünde bir engel değil, sırtında bir kırbaç olacaktı. Dezavantajını avantaja, zaafını hırsa çevirdi. Bu mücadele onu Mehmet Ali Birand yapacak yolun başlangıç noktasıydı. Yenilgiler çok şeyler öğretmişti, kendisini tanımış, neyi yapıp neyi yapamayacağını görmüş, elindekinin kıymetini bilmiş, ne istediğinden emin olmuştu. (Can Dündar, Birand, s. 55, 242); En hayırlı kaza: Faik Yorgun’un kullandığı araç bir kamyonla çarpıştı. Aracın bagajında her biri bir binayı uçuracak güçte, patlamaya hazır 5 bomba bulundu. (Akşam, 23.09.2010); Hastalıklar unutulan gerçekleri hatırlatır: Serdar Ortaç: “Allah sebepsiz bir hastalık vermez diye düşünüyorum. Demek ki bir hata yapmışım. Allah da ‘Kendine gel, hayatın kıymetini bil’ demiş olabilir.” (Sabah, 24.9.2016); Hapse atılmasam kurşuna dizilecektim: “Kimse hayatta kalmak için neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemez. Eğer 1946’da tutuklanmamış olsaydım -ki ben ve benim insanlarım bunu büyük bir talihsizlik olarak görüyorduk-, 1949’da, tutuklanmamın ardından örgüt içinde benim yerimi alan Halid Kaytaz gibi öldürülmüş olacağım hemen hemen kesindi. Halid ölüme mahkum edilmişti ve 1949 Ekiminde kurşuna dizildi. Hapse girmek böylece hayatımı kurtardı.” (Aliya İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım,  Saraybosna, 31 Mart 2001); “İkinci dünya savaşında iki kere yaralanan Ruzi Nazar’ı bu sayede, Tanrı bir kez daha ölmekten, esir düşmekten ve esirlerin çektiği acıları çekmekten korumuş, bu tehlikeyi iki savaş yarası ile atlatmıştı.” (Enver Altaylı, Ruzi Nazar, s. 100. Ayrıca benzer örnekler için, aynı eser. s. 163, 172); PKK’lı hükümlü cezaevinde hafız oldu: ”Terör” suçundan hükümlü İbrahim Çetinkaya, Siirt E Tipi Cezaevi’nde aldığı eğitimle hafız oldu. Çetinkaya, Vali Aydın’a hafız olmaktan duyduğu mutluluğu anlatarak, ‘Benim için böylesi daha hayırlıymış. İnsanın bazen şer olarak gördüğü olaylar, hayırlara vesile olabiliyor. Ben bunu yaşadım” dedi. (18.01.2013); Cezaevinde hafız oldu, 13 mahkuma da öncülük etti: Konya’da cezaevinde 15 ayda Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen 29 yaşındaki hükümlü Abdülkadir Geylani Tekgöz, 13 mahkumun daha hafızlığa başlamasına öncülük etti. Hafızlığa başlayınca şunu anladım; 25 yaşına kadar ölü gibi yaşamışım. Şimdi yaşımı sorduklarında utanmasam, ‘4 yaşındayım’ diyeceğim” diye konuştu. (Yeni Şafak, 02 Ekim 2019); Göğsünü ısıran hayvan hayatını kurtardı: Tedavi sürecinde kanser olduğunu öğrendi, erken teşhis hayatını kurtardı. (Bugün, 27.12.2012); Filiz Akın: Kanser bana bakmayı değil, görmeyi öğretti. (Milliyet, 05.09.2020)

Hülya Koçyiğit: O kaza sayesinde hayatım kurtuldu. Kazada omurga kemiğim kırıldı. Röntgende hastalığımın farkına vardık. Ama her şerde bir hayır varmış. ( Takvim, 05.09.2020) Anne ve kızını ölümden trafik kazası kurtardı. Anne ve kıza çarpacak arabaya başka araba çarpınca hayatları kurtuldu. ( 17.06.2020)

Aynı durum insan hayatının tüm evreleri içinde söz konusudur, kısa vadede kötü gözüken bazı olaylar hayatın daha uzun vadeli zamanı dilimi içinde gerçeği görmemize neden olmakta, o kısa zaman diliminde kötü görünen olayın ne tür hayırlara vesile olduğunu zaman bizlere göstermektedir!

 “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir ( Kötüdür ) Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216 ) ” Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Evet, gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” ( İnşirah, 5-6 )

Kötülük Problemi

David Hume: Tanrı; Kötülüğü önlemek istiyor, gücü yetmiyorsa: Güçsüzdür. Kötülüğü önlemek istiyor, gücü yetiyor, önlemiyorsa: Kötüdür. Hem güçlü hem iyi niyetli ise, kötü değilse bu kötülükler neden oluyor? diye sormaktadır. Halbuki Tanrı ne güçsüz ne de kötüdür! “Kötülük insan temellidir. Allah insana verdiği iradeden dolayı, onun yapıp ettiklerine vahiy ile müdahale etmekte.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm sonuçsuz serüven, s. 210) dünya ve ahiret mutluğuna neden olacak yolu insana göstermekte sonuçta tercihi insana bırakmaktadır.

Kötülük iki kısımdır: Tabii ve ahlaki kötülük. Tabiattan kaynaklanan kötülüklere karşı tedbir almak bizzat dinin emridir. Tedbir aldıktan sonra başımıza bir bela, musibet gelirse bu “imtihandır!” Ahlaki kötülüklerden dolayı ise tanrı sorumlu tutulamaz. Çünkü insan hürdür. İyiliği de kötülüğü yapanda insandır.

Allah iyilerden olmamızı istermiş ve iyi olduğunu iddia eden insanlara da, kötülüklere engel olma görevi vermiştir ( Tevbe 14 ) İyi olduğunu iddia eden insanın en büyük görevi kötülük yapmamak ve yapılan kötülüklere de elinden geldiğince (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17) engel olmaktır. Bu görev (Halife olma görevi) Allah’ın insanlara verdiği bir sorumluluktur. Kısaca tanrı asla kötülük istemez! Allah insanı özgür iradeli yaratmıştır. Allah yaptığı işin sorumluluğunu akıllı ve özgür iradeli yarattığı insana bırakmıştır. Allah doğru yolu da insana göstermiştir. İyilik yapanın  cennete, kötülük yapanın cehenneme gireceğini bildirmiştir. İyilik ve kötülüklerin listesi de ilahi kitapla bildirilmiştir. İyiliklerin nasıl uygulanacağını ise görevli peygamberler pratiği  ile göstermiştir. Ayrıca insana akıl ve iyi kötüyü hissettirecek vicdan vermiştir. Geriye, iyi olduğunu iddia eden insanların, kötülükler ile mücadelesine kalmıştır. Zaten insanlık tarihi de bu mücadelenin sahnesi ile doludur! (Tevbe, 71; Âl-i İmrân sûresi, 105, 110; Mâide sûresi, 78-79; Ahmed İbni Hanbel, Müsned I, 391; Müslim, Îmân 80) Kısaca insanlara kötülüğü yapan yine bizzat insanın kendisidir. Eli ile (işledikleri sonucu) kötülük ortaya çıkar ve sonra cezasını da bizzat kendi çeker. Mesela Ozon’u egzoz gazı, parfüm ile biz deler; iklim değişikliğine neden olur, sonucuna da yangın, kanser gibi musibetlerle yine bizzat biz muhatap oluruz. “Kanser, modern hayatın aşırılıklarının yol açtığı insan yapımı bir hastalıktır.” (Daily Telegraph, Prof. Michael Zimmeman, 16.12.2010); Küresel ısınma yüzde 95 insan kaynaklı. (BM Raporu, 27.09.2013); Dünyayı insanlar hasta etti . (Sabah, 24 Eylül 2011); Hava kirliliği Akciğer kanserini tetikliyor. ( Birgun, 17 Kasım 2018); Artan çevre ve hava kirliliği gibi birçok neden astımı tetikliyor. (Cumhuriyet, 7 Mayıs 2019) 

“İnsana, ahlaki anlamda kemale ermesi için özgür irade verilmiştir. Ayrıca insanın iradesini doğru tercihlere yönetilebilmesi için akıl, vicdan, fıtrat gibi sağlam imkan ve kabiliyetleri vardır. Bir de bunun yanında insanoğluna peygamberler aracılığıyla rehberlikte bulunulmuştur. İnsan bunların hepsinin değerlendirmek suretiyle, hem dünya hem de ahiret mutluluğuna ve nimetlerine kavuşabilir.” ( Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Profesör Doktor Metin Özdemir, s. 74) 

Tanrı her maddeye mükemmele ulaşma yeteneği vermiştir. Ama kemale ulaşma gerek kendi kapasitesi gerekse dış etkenlerden ötürü tam olamayabilir. Mesela tohumun büyümesini düşünelim. Tohumda büyüme yeteneği vardır ama her tohumdan ağaç olamaz. Ama tanrı o yeteneği vermiştir. Önemli olanda budur. Gerisi mücadele etmekle alakalıdır.

Kötülük, iyiliğin bilinmesine neden olur. İyiliğin önemi ve değeri, kötülük ortaya çıkınca anlaşılır. Kötülük ise iyiliğin yokluğudur. ( İbni Sina, Kitabu’n-Necat, s. 265) Kainatta genelde iyilik hakimdir. Su boğar ama genellikle su insanın iyiliği için vardır. Aynı zamanda kötülük diye algıladığımız birçok durum aslı itibari ile iyilik olarak nitelendirilebilir. Mesela bazı kötülükler vardır, büyük iyiliklerin meydana gelmesine vesile olur. Atalarımızın deyimi ile ” bir musibet bin nasihatten iyidir” cümlesi ile kastedilen de budur. Bazı kötülükler daha büyük kötülüklere engel olur. Mesela kangren olan kolun kesilmesi gibi. “Kötü dediğimiz şey görecelidir.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 53 ) Sıcaklığın olmadığı yere adını verdiğimiz ‘soğuk’, ya da ışığın olmadığı yere adını verdiğimiz ‘karanlık’ gibi, iyiliğin olmadığı yere de kötülük deriz. Kötülük neden var diyen aslında yapmadığı iyiliği itiraf etmektedir! Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmayı denemek hem şikayet konularını azaltacak hem de ahiretimizi kurtaracaktır! “Kötülük probleminin insan hürriyeti, mükemmellik sorunu ve ahiret inancı ile olan bağlantıları göz önüne alınmadan kabaca ele alınması yanlışlığa yol açmaktadır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 97)

Kötülüğün olmasının sebebi tanrı değil, tanrısızlıktır. Tanrı inancı kötülüğün en büyük engelidir. Allah kavramını ortadan kaldırsanız, kötülük diye bir şeyden nasıl bahsedebiliriz ki? Nedir kötülük, kime göre? Olayın kendisi mi, öncesi mi sonucu mu kötüdür! Bütün sistem içinde de o kötü müdür? Hayatı bu dünyadan ibaret sayanlar, kötü diye nitelendirdiği olayın öncesi ve sonrasını görmeyince muhatap olduğu kadarına kötü der ve bu sınırlı yetenekleri ile insan dünyayı kötü olarak nitelendirir, halbuki kötü olan sadece insandır. Hür irade ile yaratılan ve iyi kötü yapma seçeneği olup yaptıklarının sonucuna göre ceza veya mükafaat alacak, kötülük yapmaması için kitap, nebi, vicdan, ahlak ve akıl ile uyarılan insan!

Hem insan özgür olacak, hem Tanrı kötülüğe neden engel olmuyor denecek? İnsan özgür olmasa, iyi-kötü tercihinde serbest bırakılmasa, bu soruyu ileri sürenlerin itirazı, ‘Tanrı neden bizi özgür yaratmadı?’ şeklinde olacaktı! Dolayısı ile sorun, insanın özgür olup olmamasından çok, insanın olaylara bakış nedeni, açısı ve niyetinden kaynaklanmaktadır.

Kısaca; Kötülük problemini ortaya atarak ateist olduğunu söyleyen arkadaş!
Kötülük problemini iddia edebilmek için insanın akıllı ve irade sahibi olması gerekir! Akıl ve irade olduktan sonra ise ortaya zaten kötülük ve iyilik gibi iki alternatif otomatik olarak gündeme gelmektedir. Ya itiraz edemeyecek bir donanımda olacaksın ya da o donanıma sahipsen, iyilerin yanında yer alıp kötülüğe karşı mücadele edeceksin. Hem içkiden eşcinselliğe kötülüğe zemin hazırlayan kavramları savunacak hem de sebebi olduğun kötülüğün ortaya çıkmasından dolayı yaratıcıyı suçlayacaksın! 

Özgür irade varsa, her alternatif mümkündür. Mesele, kişinin hangi alternatif rolünü üstlendiğindedir! Ey insan; Sen iyi olmayacak, işini yapmayacaksın; aksine kötülüğe kapı açan iddialarınla, eylemlerinle toplumu ifsat edecek, bozacak, sonrada senin gibi insanların yaptığı kötülük ve sonuçları için yaratıcıyı suçlayacaksın!

Yahudi iken Müslüman olan Leopolde Weiss tarafında özetle ifade edildiği gibi, “Kötülük, Allah’ın bütün insanlara doğuştan verdiği olumlu sıfatları kötü kullanmaktan ileri gelmektedir.” (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 41)

“Allah’ın insana verdiği özgür irade, onun inanç konusunda özgürce kendi seçimi yapmasını gerektirir. Bu da, seçilecek iki düşüncenin de var olmasına bağlıdır.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 9)

İnsan özgürdür ve dünya da imtihan alanıdır!

“Bize bir irade vermiş olduğuna göre Allah’ın bizi bu irade üzerinden imtihan etmesinde şaşılacak ne var? İmtihana tabi tutmak için gerekli olan şey bu irade değil midir?”  Ateistler, bugün kusurlu olarak niteledikleri şeylerin ne kadar var oluş amaçlarına vakıf olduklarını test ettiler mi? Bu dünyada imtihan olunmak için varız, imtihanlardaki yanlış şıklar doğruyu bulabilmemiz için bir fırsattır. Bir şey eğer amacına hizmet etmiyorsa, kusurlu ve kötü sayılabilir. ‘Eşya zıttı ile bilinir’ diye bir kural vardır, kusur olmasa kusursuzluğum bilemeyiz, hastalık olmasa sıhhatin, ölüm olmasa hayatın kıymeti bilemeyiz. Tekdüze devam eden halin insan tarafından kıymeti bilinmez. Hastalık insana, bedenlerinin kendilerine ait olmadığını, Allah’a muhtaç olduklarını öğretir. Ölüm ise, lezzetin fani olduğunu öğretir. Hiçbir şey boş, anlamsız değildir. Dünyada sadece keyif yapmaya gelmişiz gibi bir havaya bürünmek, kendimizi kandırmak olur. Dünya bu maksatla yaratılmış olsaydı hastalık, fakirlik bu dünyada olmazdı.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 105, 131-134,139) 

Ey Adem oğlu! Artık mazeret üretme; eylem zamanı! İyilik için çalış, dünyaya ışık saç, sana düşen zafer değil, seferde, yolda olmaktır; öyle bir yolda iken öl ki, o üzerinde olduğun yol, sana cennet için bir bahane, mazeret, neden olsun!

Allah kötülükleri iyi insanların eliyle temizlemek istemektedir. Allah müminlere zulme uğrayanlara arka çıkma görevi vermiştir. (Tevbe, 14; Bakara, 251; Enfal, 25; Hud, 113) İlahi adalette ceza yapılanın tam karşılığıdır, mükâfat ise hak edilenin çok çok fazlası. Geriye bize kalan, yürüyeceğimiz yolu tercih etmektir!

Din insanlara “İyiliğin sonuç itibarıyla üstün olduğuna kesinlikle inanarak, kendisi ile savaşabileceğimiz ve savaşmamız gereken kötülüğe karşı bize ahlaki bir güvenlik hissi verir.” (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 202) 

Ayrıca, “ kötülük problemi, aslında ateistlerin iddiasının tersine, tanrıyı reddetme, inkar için bir sebep değil tam aksine, onun varlığına bir delildir. Çünkü, insanlar kötülükle karşılaştığında, zor anlarında tanrıya daha çok yaklaşırlar.” ( Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 62-63) 

 “Ateizm, şefkat, merhamet, vefa, sadakat, doğruluk, yardımseverlik gibi iyi özellikleri, Allah’ın varlığına dair kanıtlar olarak görmediğine göre; hırsızlık, cinayet gibi kötü olayların olmasını da, Allah’ın olmadığına dair bir kanıt olarak yorumlamaları mantıksızlık.”  (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 73)  

İyilik Problemi

Materyalizmin canlılığı açıklama yöntemi olan rastlantısal evrim teorisi ve onun en gelişmiş biçimi olan Darwinizm, yaşamın “Yaşam mücadelesi” ile ortaya çıktığını ileri sürüyor. Bu mücadele, her bireyin bencil bir yaşam savaşı sürdüğünü öngörüyor. Dahası, böyle olmayan davranışların da “hayatta kalma değeri” taşımadığı için elenmesi gerekiyor. Çünkü eğer bir canlı fedakarlık yapıp kendini tehlikeye atıyorsa, aldığı risk yüzünden yaşama şansı azalmaktadır. Yani fedakarlık bir “aptallık”tır. Yapan da aptal olduğu için de elenmesi, yaşamının son bulması gereklidir. Eğer bu teori doğru olsaydı, bugün hiç bir fedakar insan davranışı görmememiz gerekirdi; çünkü hepsi çoktan elenmiş olmalıydı. Oysa insanlık tarihi hayranlık verici fedakarlık örnekleriyle doludur. Yaşamını sadece başka insanlara iyilik yapmaya adayan hayırseverler, doktorlar, hemşireler, eğitimciler, din adamları vardır. Ve bunların gösterdiği samimi “iyilik”, darwinizm ile açıklanamayan bir problemdir.

kader-kanser1-2 

Kader ile ilgili diğer kavramlar: Emek- Rızk, Ecel- Ömür

Allah her kulun rızkını yaratmıştır. Fakat fiili dua yapmayan (varlıklar aleminde kendisi için yaratılan rızkı aramayan), Allah’ın toplumsal yasalarını göz ardı eden (Çalışmayan) veya yaratıcının yer altına yerleştirdiği rızklar dahil kendi rızkını elde tutamayıp kendi aralarındaki mücadeleler sonucu bu ilahi hediyeleri zalim emperyalistlere kaptıranlar rızk konusunda başkasını asla suçlayamazlar. Afrika en bol elmas–altın rezervine sahip ama en en fakir kıtadır. “Günlük hayatta kullanılan pek çok eşyanın üretilmesi için gerekli olan değerli madenlerin çıkarıldığı kıta, petrol, doğalgaz, elmas, altın, uranyum, kobalt, platin, altın cevheri, bakır, tantal gibi doğal kaynakları barındırıyor.” (Tufan Aktaş, AA, 26.07.2017) Allah her kulunun rızkını yaratmıştır. Kul onu aramak bulmak, sömürgeci hırsızlara karşı onu korumakla sorumludur.

Ecel: ölüm zamanı, ömür ise doğumla ölüm arasındaki yaşam süresidir. İnsan ömrünü nasıl geçireceğine bizzat kendi karar verir ama ölüm anı bellidir, asla değişmez. Ölüm bir son değil yeni bir başlangıçtır. İnsan kaynaklı hastalık, ölümlerde sorumluluk bun neden olan insandadır. Ülke şartları, eğitim düzeyi, sağlık, temizlik… gibi durumların ihmalinden doğan ölümlerde sorumluluk makamındaki insan asla ortaya çıkacak eksikliklerin vebalinden kaçamaz.

aclikneden-1

           

Hayır ve şer ( İyilik ve kötülük) Allah’tan ise insanların suçu nedir?

İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik iyilik ve kötülük yapabilme özelliğine sahip olmasıdır. İnsan iyilik yaparak meleklerden üstün olabileceği (Bakara, 31; Teftâzânî, Şerḥu’l-ʿAḳāʾid, s. 196-199; DİA, XXIX/41) gibi kötülük yaparak ta hayvandan da aşağı (Tin, 5; Araf, 179) olabilecek özelliğe sahiptir. Kendi isteği ile ister dünyada iyi olur cennete gider, ister kötü olur cehenneme gider. Allah ilahi kitaplar göndermiş, iyiyi kötüden ayıracak akıl vermiş, peygamber göndermiş, ilahi mesajların pratiğe aktarılması bizzat gösterilmiş, vicdan adı verilen manevi savcılar insana yerleştirilmiş, Allah’ın insanın cennete gidebilmesi için dünya düzenlenmiş, gerisi insanlara bırakılmıştır.

Bir yol düşünelim, yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı renkli yol taşları (Ayet ve hadis) olsun. Yola çıkan arabadaki şoföre akıl verilmiştir. Elinde trafik rehberi (Kur’an), önünde kendisine yolu tarif eden trafik polisi (Peygamber) olsun. Yolun sonu ise sonsuz güzellikler (Cennet) ile dolu iken ve yolun dışı ise korkunç kötülük ve eziyetlerle (Cehennem) dolu olsun. Ayrıca yoldan çıkma ihtimaline karşı içimize de bir alarm sistemi (vicdan) verilmiş olsun. Tüm bunlardan sonra şoför aklını kullanmayıp yoldan çıksa, cehennem çukuruna düşse  suç kimde olur?

” Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. ” (Şura, 30); “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Hatalarını anlar ve dönmeleri umulur diye Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattırır.” (Rum, 41

 “Ne gelirse başımıza Hak’tandır, Eğer şer ise gelen Hak’tan ayrılmaktandır.” N. F. Kısakürek 


dunya-insan-cevre-1-2
                              

Doğal afetler Allah’ın cezası, bir musibet midir?

Tevekkülün yanlış anlaşılmasının sonucu bu tür sorulara insanlar muhatap olabilmektedir. Önce tedbir alıp üzerimize düşenleri yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmalı, O’na güvenmeliyiz. Ama deprem ülkesi olan yurdumuzda depreme uygun evler yapılmayıp, ağaçları kesip, doğa  dengesi bozduktan sonra sellere muhatap olunca, tüm bunlarda kendi sorumluluklarımızı göz ardı edip olayı Allah’ın cezası olarak yorumluyorsak sadece dini yanlış anlamak değil aynı zamanda Allah’a da iftira etmiş oluruz. Tedbir, önlem almadan yapılan işlerin sorumluluğu bizzat insanın kendisindedir. Ama tedbiri aldıktan sonra karşılaşabileceğimiz, dini literatürde imtihan denen ve istisnaî durumlar olarak karşımıza çıkan olaylar olabilir ki burada bize düşen, imtihan bilinci içinde hareket edip, sabır ile başımıza gelen olayın hikmetini aramak olmalıdır.

Müslümanlar için her musibet hayr/iyiliğe vesile olacak bir sonuçtur aslında. Dar bakış açısı, geleceği bilememe, insanın aceleci yapısı, bela- musibet olarak görülen olayların hayatımızın devamında iyi-güzellikle sonuçlanacağını öngörememe bunu kabul etmemize engel olabilir.

milliyet-12-04-2012-2

Peki neden fakirlik, sakatlık, kör, topal insanlar var?

İnsanlar ibret alsın görüp düşünsün, şükretsin ve kendilerinin aynı hallerle imtihan edilmedikleri için Allah’a hamt ve dua etsinler diye. Bu durumda olanların ise, imtihan oldukları bilinciyle sabredip isyan etmemelerinden dolayı kıyamet günü cenneti kazanabilsinler diye. İslam musibete uğramayan, zengin insanları şükre (Kibirlenmemeden zekatını tam vermeden musibete uğrayanlara yardım etmeye) davet ederken Fakir, musibete uğrayanları ise bundan kurtulmak için tüm gücü ile gayret ettikten sonra hala gidişatı düzeltememişse imtihan bilinciyle hareket edip sabretmeye davet eder. Şükretmeyen zengin, sabretmeyen fakir imtihanı kaybetmiştir. Örneğin spastik bir çocuğu olan bir aile düşünelim. Vuruyor, kırıyor, hatta etrafı ateşe bile verebiliyor. Genel kanaat “ O aile özürlü çocukla imtihan olunuyor ” şeklindedir. Bakış açımızı genişleterek başka bir örnekle aynı olaya bir daha bakalım. Bir genç düşünelim, üniversiteyi kazanmış, ailesinin gurur kaynağı. Ama o genç aslında – Ailesinin haberi yoktur ama – aşırı bir akımın militanıdır ve bazen etrafı yakan yıkan, arabaları ateşe veren, sağa sola saldıran birisidir aslında. Şimdi ”Akıllı, okuyan, imtihan kazanmış” olan bu çocuk ile spastik engelli çocuğu düşünelim. Spastik çocuğun teşhisi, yapacakları ve yapılması gerekenler bellidir. Militan gencin ise ailesi hala çocuklarını “Okuyor” zannetmektedir. Tedbir de almak akıllarına gelmez. Şimdi can alıcı soruya gelelim: Hangi aile daha çetin imtihandadır? Olaya farklı açıdan bakalım, sadece ailesine sorun çıkaran evlat mı daha çetin bir imtihandır, yoksa topluma zarar veren “akıllı” zannedilen evlat mı?

1 Mayıs 1996’da Kadıköy’deki gösteriler sırasında sol gruptan devrimci bir kız elindeki sopa ile Kadıköy meydandaki çiçeklendirilmiş bir tretuvar ya da döner kavşak göbeğindeki çiçekleri kırmaya parçalamaya çalışır.

Devam edelim, aynı konuda başka bir örnek: Sakıp Sabancı’nın çocukları spastik özürlü olmasalardı, Türkiye’nin ilk spastik engelli okulunu açmak öncelikleri arasında olur muydu?

Ayrıca çöpçü, temizlik işçisi… gibi mesleklere ihtiyaç olduğunu belirtelim. Eğer onlar olmazsa idi ortalık pislikten geçilmezdi. Önemli olan tüm meslekler arasında uyum olması, ahengin bozulmamasıdır.

Tarihi Allah yazar;Biz sadece nerede duracağımıza karar veririz. Aliya İzzetBegoviç

Men Âmene Bi’l-Kaderi, Emine Mine’l-Kederi: Kadere iman eden, kederden emin olur.

“Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.”  Mevlana C. Rûmî

“Üzülme! İstediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur.” Mevlana C. Rûmî

“Kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, Ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresiz!”   Şems-i Tebrîzî  

”Olduğu ‘Kadar’, Olmadığı ‘Kader’.”   Şems-i Tebrîzî

“Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı! ” N. F. Kısakürek

                                                  Vaiz kürsüde

                         “Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:

                          Belânı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu.

                          “Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,

                          Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!

                          Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,

                          Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!

                          Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,

                          Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!

                          Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!

                          Onun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!

                          Çekip kumandası altında ordu ordu melek,

                  (M. A. Ersoy, Safahat – Fatih Kürsüsünde, s. 267)

                       

                         

kader-yanlisanlama-1

Sosyal medyadan

Sosyal medyada dolaşan bir karikatür var. Minik bir adada bir insan ağaçları kesip sal yaparak adadan kurtulmak için çalışırken, arap elbiseli birisi de ellerini açmış dua ediyor. Verilmek istenen mesaj belli; ateist gayret edip adadan kurtulmak için çalışırken dindar kişi işe yaramayacak bir dua eylemi gerçekleştiriyor. Halbuki; Bu yaklaşım tarzı yanlış ve eksik! Her ikisi birbirinin alternatifi değil mütemmimidir, tamamlayıcısıdır. Tek kanatla kuş uçamaz; Beden-ruh, madde mana, fiili-sözlü dua… ikisi de olmalıdır! Her iki adamın da yaptığı da eksik- hatalıdır! İslam’a göre dua ikiye ayrılır; Önce fiili dua yapılır (istenen şey için çalışılır) sonra sözlü dua yapılır ( İstenen şeyin hayırlı sonlanması için rabbe yönelir) Birinci adam sadece sal yapar ama sözlü dua ile yaratıcıdan yardım dilemez, yaptığının hayırlı sonuçlanması için Allah’a yönelmezse belki denizde kaybolacak, fırtınaya tutulacak, güneşin susuz kalacak, bir gemi veya karaya rastlamayacak ve sonuçta yaratanın verdiği ada, ağaç, akıl ve el ile sal yaptığı da bir işe yaramayacak. İkinci adam birinci aşamayı atlayıp sadece sözlü dua ederse, bu da onun dinini tam anlayamadığını gösterir ki bu da ‘eksik’ bir eylemdir. ”İnsan için ancak kendi çalışması vardır.” (Necm, 39); “Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (İsra, 13); “Sizin en iyiniz kimdir biliyor musunuz? Dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyendir. Çünkü böyle bir kimse her ikisini de kazanır, başkasına muhtaç olmaz” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I, 393) ; “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır” (İbn Acîbe, İkazu’l-Himem Şerhu Metni’l-Hikem, s. 127); “Ya Rasulallah, Devemi bağlayıp mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip mi tevekkül edeyim?” diye soran arabiye Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Önce deveni bağla sonra tevekkül et” şeklinde cevap verir. (Tirmizi, Kıyame, 60); “Hz. Ömer, hiç çalışmaksızın Medine sokaklarında oturan, başkasından bir şeyler bekleyerek karnını doyuran ve kendilerini mütevekkil olarak adlandıran Yemenlileri “Siz mütevekkil değil müteekkilsiniz (hazır yiyiciler), mütevekkil, tohumu toprağa atandır” diyerek kovmuştur.” (İbn Ebi’d-Dünya, Kitabu’t-Tevekkül, s.1; Ahmet Naim, İslâm Ahlâkının Esasları, s.70)

Önemli notlar

1- Külli ve cüz’i irade: Allah külli iradesi ile her şeyi kuşatır, bilir, görür, yönetir. Güneşin enerjisini kıyamete kadar ayarlayan; dünyamızı hassas dengeler ile onun etrafında döndüren; bir tohuma; toprakla birleşince, kök salıp çamurdaki mineralleri ve suyu toplatıp sonra güneş enerjisini kullanıp insanların yiyebileceği ürünler ortaya çıkartan; otomatik pompa gibi kalbimize hareket ettiriren; uyurken bile ciğerlerimize nefes aldırtan Allah, bize verdiği cüzi irade, sınırlı yetenekler ( her şeyi bilemeyiz, her şeyi göremeyiz, her istediğimize sahip olamayız) ölçüsünde, bizi bu dünyaya imtihan eder. Bu yetenekler ölçüsünde sorumlu tutulan insan, sınırları içindeki alandan sorumludur. Tüm alanın; dünyanın, evrenin, her şeyin sahibi, her şeyi bilen, işiten,…ise tek olan Allah’tır!

Tedbir, takdirin ne olduğunu bilmeden önceki fiilî duamızdır ve mükellefiyetimizdir. Takdire rıza da, teslimiyet şeklindeki ubudiyetimizdir. 

İnsan istediğini yapar ama son karar verici olan Allah’tır ki bu, imtihan veya külli irade’nin tecellisidir. İyiyi de kötüyü de Allah yaratır, insan yaratılanlar arasından tercihte bulunur. İnsan, istediğini yaptığından dolayı da, sonucundan sorumludur. Bunun dışında, imtihana muhatap olunca; sabır veya şükür ile de mükelleftir!

Evrende iyi veya kötü ne varsa her şeyi Allah’ın yarattığını; ama insanın bakımından kötü olan işlerin insanın iradesiyle kazanıldığını bilmiyorlar. Allah insanı yaratmış ve ona özgür bir alan tanımıştır, ona yol göstermiş, belli ilkeler koymuştur. (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 47)  

2-  Günümüz Mutezile alimleri, kadere, biz ehli sünnetin kabul etti anlamda anlam vermez ve kaderi iman esaslarından kabul etmezler. Kuran’da sayılan iman esasları arasında kaderin olmadığını ( Nisa, 136; Bakara 285),  cibril hadisinde (Buhari, Kitabü’l-İman, 38) kaderin geçmediğine ve Nesefi akaidinde iman esaslarında kadere iman olmadığını iddia ederler. Kaderi kabul ederler ama Kuran’da kaderin, ‘ ölçü, denge, birim, ahenk’ anlamlarında olduğunu söylerler ve görüşlerini temellendirmeye çalışırlar. Ehli sünnet mensubu birisi olarak, kadere yükledikleri bu anlamları kabul etmesem de ( Ve ileri sürdükleri görüşlere cevaplar var ise de, kaderi iman esası sayan cibril hadisini başka versiyonu:Müslim, Îmân, 1, 5; Tirmizi, Îmân, 4; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16; Nesefi’nin aynı eserinde kader başlıklı özel bölüm olduğu; Bakara’daki ayette Ahiret sayılmamışken, Nisa’daki ayette sayıldığı; yani iman esaslarının Kuran’a serpiştirildiği… vb. ) bu görüşlere saygı duyuyor, ama kabul etmiyorum ve Kuran’da birçok ayeti ehli sünnetin anladığı anlamda bir kader anlayışını bizlere haber verdiğini düşünüyorum. Ama; bu mutezili alimlerin, Kuran ve Sünnet çerçevesinde fikirlerin temellendirdiği için, görüşlerine saygı duyuyor,ama Kuran’ın ruhuna daha yakın, kader yorumunun, ehli sünnetin olduğunu düşünüyorum.

Not: Konuyu tamamlayan, ‘Bir Müslüman olaylara, hayata nasıl bakar?’ ve ‘Kötülük Allah’tan mı?’ gibi konuları okumanızı tavsiye ederiz.

 

 

doga-2-1-2-3

 

Kaza Kader Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. Osman Nuri dedi ki:

    Sitemiz Hayırlı olsun Gerçekden Güzel bir site..Kader Konusundakı yazınızda yazılanın olmasına kaza denir.. pekı yazılan seyın olmama durumumu var? Yanı kaderınde belırtılen Kaza olmayabilirdemi..

    1. muhammedehad dedi ki:

      Teşekkürler
      Sorunuzu şu şekildede anlamak mümkün: Kaza değişir mi?
      El-cevap: değişir ama değişince aslında kaderimizde yazanın o değişen olduğunu anlarız.
      Bilmem bu cevapla sorunuz da yanıtlamış olur mu ? Selam ve dua ile

  2. admin dedi ki:

    Soru: Selamun Aleyküm Muhammed Bey , yeni doğmuş bir bebek imtihan olmadan ölüyor halbuki biz biliyoruz ki insanlar imtihan için dünyaya gönderiliyor bu konuya açıklık getirmisiniz ?

    CEVABIMIZ:
    Oğuzhan Bey,
    Ölen bebek kendi için değil anne babası için imtihan vesilesidir. Sabır başta olmak üzere kendi ailesi imtihan olmaya devam etmektedir, çevreside bu olaya verdiği tepki ile ( Aileye destek ve başlarına benzeri gelmediği için şükür ile ) imtihandadırlar.
    dünya imtihan alanıdır ve her an bu imtihan devam etmektedir.
    çocuk akıl baliğ oluncaya dek mükellef değildirler ama çevreleri ( başta anne babaları için ) birer imtihan vesilesidirler.

  3. Hayatın Anlamı Nedir dedi ki:

    Selamun Aleyküm Muhammed Bey
    İki sorum mevcut;

    1 – Peki ozaman daha aklı başına gelmeden ölen bebeklere neoluyor? Reankarnasyon ile tekrar Dünya’ya mı gönderiliyorlar, Cennete / Cehenneme mi giriyorlar yoksa bu hayat sınavının parçası olmayan yaratılmış olmadıkları için ölmleriyle birlikte yokmu oluyorlar?

    2 – Ufak bir araştırma yaparsanız İslam alimlerinin ölen bebekler için Cennete gittiklerinden, hatta farklı din mensuplarının çocuklarının bile cennete girdiğinden bahsedildiğini görebilirsiniz;
    http://www.muminem.com/konudisi-soru-ve-cevaplar/22168-olen-cocuklarin-ahiretteki-durumu.html
    http://www.fikih.info/kategoriler/cennet-ve-cehennem/2432-bebegi-olen-anne-cennete-gider-mi.html

    Peki ozaman, ölen bebekler, İslam üzerine yaşarken sebepsiz yere öldürülen kadın, erkek ve çocuk müslümanlar cennete gidiyorlarsa, ozaman IŞİD’in öldürdükleri Kader / Kaza gereği cennete gidermi? Örneğin ben gördüğüm her samimi müslümanı ve bebeği öldürsem bunlarda cennetlikmidir? Eğer bu insanlar cennete gidiyorlarsa “Allah’ım, bedenimi öyle büyüt, öyle büyüt ki, tüm cehennemi kaplasın! Hiçbir müslüman cehenneme girmesin” cümlesini en samimi biçimde yerine getirmiş olurmuyum ve bu düşünce üzerine yaşayıp ölürsem ben cennete gidebilirmiyim?
    Eğer cehenneme gireceğimi söylersende “10 kişinin kesin olarak Cennete girmesi için kendimi feda etmeye hazırım” diyen birisi hakkındaki düşünceniz ne olurdu?

    CEVABİMİZ:
    Ve aleykum selam ve rahmetullah kardesim
    1- vefat eden küçük bebekler hem bir dünya imtihan vesilesidirler hem – Allah’in izni ile – cennetliktirler.
    2- İmtihan vesileleri , kurallari, metotlari bellidir. Kimse kural kistaslari aklina gore değiştiremez!
    Gelelim isid meselesine. Kural sudur: imtihan dunyasi olan dünyada islama gore yasayan cennete gider , eğer cinayete kurban giden birisinin katiline gore cennet olsa idi emin olun kimse intihar etmek istemez, bir tasta iki kus vurmak için isidin önünde siraya girerlerdi…
    Dolayisi ile burada dikkat edilmesi gereken konu ” İslami yasarken vefat etmek” kavramidir yoksa katilin kimliği arka siralarda yer alir!
    İsid İslami yaşamayani öldürür adam cehenneme gider, yaşayani öldürür cennete gider. Katilin kimliği değil maktulun – öldürülenin – yasam seklidir insanin ahiretini belirleyen!
    Birde baskasi için cehennemi göze almayi bence yanlis yorumluyorsunuz. Öldürdüklerini İslami yasamiyorsa onlar cehenneme siz katil olarak ta yanlarına gidersiniz. Eğer fedai olmak istiyorsanız insanların İslami yasamasina kendinizi adayiniz, basta kendimizin,…
    Dualarinizdan bizleri de eksik unutmamaniz temennisi ve Selam ile.

  4. Havin dedi ki:

    Merhaba, sorum sudur: Allah(c.c) bizim cennete cehenneme gideceğimizi biliyor ise neden imtihandayız? bu sorunun cevabına genellıkle adalet kavramından ornek verırler mesela Allah benım cehenneme gıdeceğimi biliyorsa ben neden imtihandayım yanı eger oyle bir sey varsa benım aklım Allah ya benı cehenneme gonderırse o zaman ıbadetlerım bosa mı gıdecek? bir de levhi mahfuz maddi bir kitap mıdır(bildiğimiz kapagı olan) yoksa ALLAH IN HER SEYI BILMESI MI (MANEVI OLARAK)

    CEVABEN
    Cennete de cehenneme de BİZ gideriz. Kendi amel, işlerimizle!
    Allah önceden bilir ki bu konu ‘kader’ başlıklı yazıda ele alındı, zaman ‘insan için’ söz konusudur ve Big bang ile başlar. Yani zaman sonradan yaratılmıştır ki bu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bu konuda ‘ateizm yanılgısı 2’ adlı yazıda da açıklanmıştır!
    Cehenneme gitme sorusu aslında bilinçaltının verdiği bir rahatsızlıktır, ibadette yapılan eksikliklerin dışa vurumudur. Halbuki cennette vardır ve biz cennet için yaratıldık, orada idik oraya dönüş kılavuzu da Kuran’dır!
    Ama cehenneme giden biziz hem de Allah razı olmadığı halde, o kadar mesaj peygamber, vicdana…rağmen!
    Burada püf noktası zaman kavramı, bilmek veya adalet, bence , ikinci sırada kavramlar; O, bilir ama yapan biziz!
    Bizim yaptıklarımız sonucu gideceğimiz yeri Allah’ın bilmesi ile alaka kurma cabadı, sadece Hedef saptırmaktır; görevden kaçmaktır!
    Bize düşen üstümüze düşen görevi yapmaktır,yoksa Allah bizi yaratıp direk cehenneme atardı veya cennete ama, o zaman itiraz etme durumumuz olurdu. Ama şimdi, yapa yapa Biz cennete veya cehenneme gidiyoruz…
    Hiç bir amel boşa gitmez, yeterli ihlas ile yapılsın!
    Mümin ümit ile korku dengesinde yaşamalıdır!
    Levh-i Mahfuz insanların anlayabilmesi için kullanılan bir kavramdır, günümüzde vahiy inseydi sanal bir server veya hard disk gibi kelimelerle de bu kavram açıklanabilirdi, mahiyetini gerçek anlamıyla sadece Allah bilir!
    Manevi değildir ama nedir, Allah’ı elam.
    Selam ile

  5. Eylul dedi ki:

    Admin bir iddia var çok küçük olmasina rağmen önce takmamaya başladım sonra kafama takıldı. Enfal 66 daki bildi kelimesinin manasi nedir yani haşa Allah önceden bilmiyordu şimdi bildi gibi bir şey ortaya çıkıyor

    CEVABEN
    “Turan dursuna cevaplar” adlı bölümde konu ele alındı.
    Arap dili edebiyatında geçmiş zaman, kullanan için ‘kesinlik’ ifade eder. Bu cümleyi duyan hiç bir müşrik itiraz etmemiştir çünkü o dilin edebi kurallarına uygun bir kullanımdır. Ama çeviriler yerine tefsirleri olursak açıklamalar daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır ayetleri…
    Selam ile

Yorum Yaz


Yukarı Çık