<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...Katagori</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/category/ateizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jul 2025 07:26:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...Katagori</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ateizm Yanılgısı</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/ateizm-yanilgisi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/ateizm-yanilgisi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Dec 2023 06:14:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizm Yanılgısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=15253</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Bu yazımızda sözü geçen tüm konu ve iddiaların cevapları, ‘Allah’ın varlığının ispatı’, ‘Bilim değişmez mi?’, ‘Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Ateist akıl’, ‘Evrim’, ‘Dawkins ve Hawking’e  cevaplar’, ‘Deizm Yanılgısı’, ‘Agnostisizm Yanılgısı’, ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’, ‘Kader (Kötülük Problemi)’, ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazılarımızda mevcuttur! Tanımı Ateizm, &#8216;Theisme&#8217;nin zıttıdır. Teizm, Grekçe Tanrı demek olan, &#8216;theos&#8217; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateizm-yanilgisi.html">Ateizm Yanılgısı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b> </b></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Bu yazımızda sözü geçen tüm konu ve iddiaların cevapları, ‘Allah’ın varlığının ispatı’, ‘Bilim değişmez mi?’, ‘Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Ateist akıl’, ‘Evrim’, ‘Dawkins ve Hawking’e  cevaplar’, ‘Deizm Yanılgısı’, ‘Agnostisizm Yanılgısı’, ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’, ‘Kader (Kötülük Problemi)’, ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazılarımızda mevcuttur!</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Tanımı</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, &#8216;Theisme&#8217;nin zıttıdır. Teizm, Grekçe Tanrı demek olan, &#8216;theos&#8217; kelimesinden türetilmiştir. (Y. Aytu, Hilâl, Ocak 1975, 13. Cilt, Sayı: 146, s. 18; Dr. Hıdır Kartal, Ateistlere Cevaplar, s. 29) Yunanca ‘theos’, Latince ‘deus’ sözcüklerinden türetilen ve ‘tanrıcılık’ anlamındaki teizm önüne olumsuzluk ‘a’ eki getirilerek ‘ateizm’ sözcüğü türetilmiştir. (Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, 153; Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü, s. 396; Serkan Uzun, Felsefe Sözlüğü, s. 126 Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 17; İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 24) Ateizm kavramı; yunanca ‘ilahi dinlerin bahsettiği anlamda bir ilahın varlığına inanmak’ anlamına gelen ‘theizme’ sözcüğünden doğmaktadır. İngilizcede (a) olumsuzluk edatıyla birleştiğinde ise ‘Allah’ın varlığını inkar eden felsefi görüş’ manası taşıyan ateizm düşüncesi meydana gelmiştir. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s.  13-15) Ateizm, Allah&#8217;ın varlığını inkar eden felsefi görüştür. (Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, I/110; Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 52; Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm, s. 15) Yunanca “theos” ya da Latince “deus” kavramına bağlı olarak ortaya çıkan ateist (S. Hayri Bolay, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, s. 433-434; Ahmet Cevizci, Paradigma Sözlüğü, s. 82-83) biri geniş, diğeri de dar anlamda olmak üzere iki ayrı şekilde kullanılmaktadır. Geniş anlamda ateist; “teist olamayan” başka bir deyişle “Tanrı’yı hayatına sokma gereği duymayan kişi”, dar anlamda ise ateist; “düşünerek ve tartışarak Tanrı’nın var olmadığını öne süren kişidir.” (Mehmet Aydın, Din Felsefesi, s. 164-165) Ateizmi anlayabilmek için ateizmin reddettiği din düzenini ve dindarlığı bilmek şarttır. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s.  13-16) Özetle Ateizm, &#8220;theos&#8221;tan türemiştir ve &#8220;tanrıtanımazlık&#8221; anlamına gelmektedir. Ateizm günümüzde belli bir yaşam tarzını ve davranış biçimini de dile getirmektedir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 1-2)  Zaten &#8220;Din, yaşam tarzıdır.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 28) ve dolayısı ile ateizm de tıpkı deizm ve agnostisizm gibi aslında bir dindir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, deizm, agnostisizm ve şirk: &#8220;Nisa 136. ayet,  kendisine, meleklere, kitaplara, elçilere, ahiret gününe inanmayanları Allah, kafir olarak nitelendirmektedir. Yani Kur’an&#8217;a göre deist de aslında ateisttir.  (Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm, s. 22)  “Kur’an&#8217;a göre Ateizm ve deizm birbiri ile aynı anlamdadır.” (Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm, s. 9, 16) &#8220;Ateizm, deizm gibi anlayışların karşılığını cahiliye toplumunda gördüğümüz gibi şimdilerde de görmekteyiz.&#8221; (Ahmet Günhan, Özgün İrade Bilgi, Temmuz 2016, 147. Sayı, s.  86) “İslam nazarından bakıldığında ateistler müşrik olarak tarif edilebilir.” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 40) “Eski müşriklerin yeni versiyonu ateistlerdir.” (Molla Musa Celali, Ateist İtirazlara Cevaplar, s. 72) İnsanoğlu farklı dekorlar da aynı oyunu oynamaktadır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 87) Zaten agnostikler gibi “Deistlerin dinlere karşı ithamlarında da ateistlerinkinden hiçbir fark yoktur.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 28) Bazı araştırmacılara göre deizm, ateizm veya hiç değilse agnostisizme giden duraklardan biriydi. (AnaBritanica, Ana Yay., XII/300) “Türkiye’deki deist veya agnostiklerin çoğu aslında anti-teisttir. Yani din düşmanlığı, özellikle de İslam düşmanlığı yapmaktadırlar.” (Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı iddialar ve izahlar, s. 6) ‘İlhad’ kelimesi kelam ilminde; “Allah’ın varlığını veya birliğini, dinin temel hükümlerini inkar etmek, bunlar hakkında kuşku beslemek veya uyandırmak” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 2) ve Kur’an-ı Kerim’de ise, “Allah’ın isimlerini bozmak veya küçümseyerek O’nu inkara kalkışmak, Kur’an’ın Allah tarafından gönderildiğine inanmamak ve onu başka birine nispet etmek, haktan sapmak, ayetleri yalanlamak, sapıkça yorumlamak veya bozmak” (Hac, 25) anlamlarında kullanılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm bazen diğer ekollerle de karıştırılmıştır. Mesela ateizmin sınırlarının geniş tutulması sonucu panteist düşünürlerin yanında, bazen agnostik (bilinemezci) ve deist (Tanrı&#8217;ya inanan ancak vahyi reddeden) düşünürler de ateist olarak değerlendirilmiştir. Bu kavramları kısaca tanımlamak gerekirse: Agnostisizm (Bilinmezcilik): Agnostiklere göre tanrıyı inkar etmek için tüm mevcudatıyla bilmek, tanımak gerekir. Bilinmeyen bir varlığın reddi mantıksızdır. Deizm (İlahçılık): Varlığı akılla bilinen bir tanrı anlayışını savunanların benimsediği yarı dini yarı felsefi anlayıştır. Tanrıyı kabul eder ama peygamberliği reddederler. Tanrıya inanmakla birlikte onun yaşama karışmaması gerektiğini savunurlar. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 28-30) Panteizm (Tümtanrıcılık): Tanrının ‘zati’ varlığını reddederler. (İbrahim Coşkun,  s.  32) Sekülerizm ise genellikle ateizmin siyasi tezahürü anlamındadır. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s.  48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Tarihi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmi ana hatlarıyla ilkçağ (antik dönem), yeniçağ ve modern dönem olmak üzere üç safhada ele almak mümkündür. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Düşünce tarihinin başlarından itibaren bir inançsızlık düşüncesi olmasının ardından, ateist düşünce Rönesans’tan sonra yeniden ortaya çıkmıştır. Buna göre gelişen ateist düşünce yapısında maddeyi bütün varlığın kaynağı olarak gören maddeci ateizmin ilk temsilcisi Democritos, şüpheci ateizmin ilk temsilcileri sofistler, ampirik ateizmin ise ilk temsilcisi Theodores’tir.” (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 47-50) “İlkçağ&#8217;da Epikuroscular, şüpheciler ve Atinalı sofistler ilk göze çarpanlar olmuştur. Yine bu dönemde Epikuros, Lucretius ve Democritus&#8217;un fikirleriyle oluşan Yunan atomculuğu ya da klasik materyalizm de inançsızlıkta önemli bir rol oynamıştır. Ortaçağ&#8217;da, Vanini ve Bruno gibi kiliseye aykırı konuşan kişiler de bu dönemde yargılanmışlardır. Zaten Aydınlanma dönemiyle birlikte ortaya çıkan ve modern dönemde iyice belirginleşen din düşmanlığının temelinde de Ortaçağ&#8217;da kilisenin Tanrı adına yapmış olduğu insanlık dışı uygulamaların büyük rolü olmuştur. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  24) “Din görevlileri dine katı kurallar koymuş ve bu durum bilimle din arasında ciddi çizgiler belirlemiştir.” (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s.168-169) “Kilisenin tutarsız bir takım esaslarına ateistler bilim yönünde gelişerek ilmi yönden cevaplar aramışlardır.” (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 51) “Modern dönemde ateizmin taraftar bulmasının nedenlerinden en önemlileri, Hristiyan teolojisindeki dengesizlikler, bilgi felsefesindeki köklü değişimler ve kilisenin, fikirlere karşı koyamadığı ilmi kesime kaba kuvvetle baskı uygulaması sayılabilir. Hristiyan teolojisi gerçekten uzaklaştıkça mucizelerle dine taraftar toplama çabasında bulunmuş ve bu uydurmalarda aşırı giderek dini asıl ritüellerinden uzaklaştırmıştır. Bu inançlar imanın şartı olarak sunulmuş ve inanmayanlar aforoz edilerek ateizme yakınlaşmalarına neden olunmuştur. Papazların cennet topraklarını bile insanlara para karşılığında satıyor olmaları insanları şüpheye düşürmüştür.” (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 113- 167) “Avrupa’da 18. yüzyılla birlikte aydınlanma dönemi başlamış, bu çerçevede metafiziğe karşı sistemli bir şüphecilik oluşmuştur. Modern dönemde bazı çevreler geçmişte görülen kilisenin keyfi yorum ve uygulamalarını ateizme ve materyalizme basamak olarak kullanmıştır. Ateizm modern dönemde politikaya alet edilmiş ve başta Lenin, Stalin, Mao, Pol pot olmak üzere materyalist ateistlerin katliamları, evrimci temelde hareket eden Mussolini ve Hitler’in ırkçı yaklaşımları dünya genelinde on milyonlarca insanın öldürülmesine neden olmuştur. Modern dönemde Batı&#8217;da insan özgürlüğü ile Tanrı iradesi (Kilise doktrinleri) arasında derin bir uçurum oluşmuş ve insanlar kendilerini bu ikilem içerisinde bulmuşlardır. Auguste Comte, Marx, Nietzsche, Freud, Sartre gibi filozoflar modern dönemde ateizmin öncüleri olmuştur. Materyalizmin iddiaları özellikle Marxist çevrelerde yenilenmiş ve bilimsel ateizm adı altında savunulmuştur. Bu akımların en etkili silahı da pozitif bilimler sayılan varsayımlar olmuştur. Bu iddialar, birer ideoloji dogması haline getirilmiş, tartışılmasına ve eleştirilmesine dahi fırsat verilmemiştir. Dinin pozitif bilime karşı çıktığını söyleyenler, vahyin savunulmasını, bilim çevrelerinde tartışılmasını dahi yasaklamışlardır. Modern dönemde Auguste Comte tarafından evrimci bir yaklaşımla savunulan ‘üç hal yasasının’ da bugün artık geçerliliği olmadığı ispat edilmiştir. Tanrı inancının bütün gücüyle ayakta olması ve her şeye rağmen dünyanın pek çok yerinde dini inançların yaşamlarını devam ettirmeleri Comte&#8217;un fikirlerinin yanlış olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Baştan beri insanlık, evreni var kılan bir yaratıcıyı arama, ona hayranlık duyma ve şükretme içinde olmuştur. Bu inanç ve hayranlık bütün karşıt düşüncelere rağmen bugün de devam etmektedir. Gelecekte de böyle olacaktır. Aslında önemle üzerinde durulması gereken şey, zamanla değişen (gelişen) şeylerin insanın doğası ve inancı olmayıp, dünya ile ilgili olan tecrübe ve bilgilerin olduğu gerçeğidir. Ancak değişen şeylerin yanında kalıcı olan değerler de vardır. Bunların arasında da ahlak, estetik ve dini değerler bulunmaktadır. Ayrıca bunlar insan doğasının ayrılmaz parçalarıdır. Batılı düşünürler, Hristiyan dünyasının krizleriyle ortaya çıkan ve ‘Batı kültürü için’ çözüm olabilecek iddialarda bulunmuşlardır. Üzücü olan şey ise, Batı için önemli ve anlamlı olan bu düşüncelerin diğer kültürlere de aynen yansıtılması ve kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Halbuki her kültürün kendine has özelliklerinin yanı sıra, kendine özgü hayat anlayışı ve kendini diğer kültürlerden ayıran iç dinamikleri vardır.  Artık günümüzde inkarcı ve yıkıcı ideolojilerin neye mal olduğu yakinen tecrübe edilmiştir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  29-34) Ülkemizde ise “Ateizm, Avrupalılar tarafından içimizdeki batıcılar vasıtası ile yayılmıştır.” (Ahmed Selami, Sebil, 14-01-1977, 2. Cilt, 55. Sayı, s. 5)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Ateizmin çeşitleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateistlerin homojen bir grup olduğunu söyleyemeyiz.” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 49) “Ateizmin pek çok çeşidi olduğu gözlenmektedir.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 9) “Ateisler de pek çok gruba ayrılırlar.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 18) “Ateizm de şekil, yöntem, gerekçe ve amaç itibariyle birbirinden farklılık arz etmektedir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 2) Ateistlerin kendi ifadeleriyle: “Ateizmin ortak bir dünya açıklaması, değerler sistemi ya da ahlak felsefesi yoktur.” (Saliha Vidinlioğlu, Hülya Terzioğlu, Ateizm Savunucusu Sitelerde Din Karşıtı Bazı Argümanların Analizi, Kader 19/1, Haziran 2021,  s. 62) “Ateizmin farklı türleri vardır. Ateizm 5 gruba ayrılabilir: Mutlak, teorik, pratik, ilgisizler ve ideolojik ateizm. (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 25)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mutlak Ateizm: İnsan fıtratında hiçbir şekilde tanrı inancı olmadığını iddia ederler. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 18-21) İnsan doğuştan Tanrı kavramına sahip olmadığı için reddedecek bir şeyi de bulunmadığını ileri süren görüştür. Mutlu ve sağlıklı günlerinde Tanrı&#8217;yı inkar eden ateistlerin sıkıntılı zamanlarında ona sığınması mutlak ateizmin imkansızlığına dair bir örnek olarak ileri sürülmüştür. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  7) Çünkü İslam’a göre “Her insan, Allah&#8217;ın varlığına iman edebilecek bir potansiyel ve temayül içinde dünyaya gelir.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 17) Teorik Ateizm: Tanrıyı düşünerek, tartışarak, ilmi bir çabayla reddetmek ve ilgili iddiaları çürütmek iddiasındadırlar. Panteizm ve Deizmi de reddederler. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 23, 25) Tanrı&#8217;nın varlığını yanında “mucize, vahiy, peygamberlik, kutsal kitap, ölümsüzlük ve ahiret hayatı gibi inançları reddetmektir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  9) Pratik/fiili Ateizm: Tanrı yokmuş gibi yaşamak ve tanrıyı günlük hayata dahil etmemek şeklinde tanımlanır. Pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrılır. Pasif olanlar ateizmi sessiz, sakin kendi içlerinde yaşarken aktif olanlar ise hem ateizmi yaşarken aynı zamanda çevresindeki tanrı figürlerine karşı savaş da açarlar. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 25) Tanrı&#8217;yı hatırlatan her türlü fikir, sembol ve davranışa karşı savaş açan kişilerdir. İnsanları dinsizleştirmeyi kendilerine amaç edinmişlerdir. Pratik olarak inançsız bir toplumun hayalini kurmuşlardır. Bu yüzden bu kişilere bazen militan ya da eylemci ateistler de denmektedir. Temsilcileri arasında L. A. Feuerbach, F. Nietzsche, S. Freud ve K. Marx gelmektedir. İlgisizlerin Ateizmi: Tanrı&#8217;nın varlığını veya yokluğunu tartışma konusu yapmadan bu konulara uzak durmayı yeğlemişlerdir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  11) Tanrıya inanmanın veya inanmamanın eşit derecede anlamsız olduğunu savunurlar. Bu konudaki tartışmalardan uzak durmak prensipleridir. (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 26) İdeolojik (Materyalist) Ateizm: Karl Marx, F. Engels’in temsilciliğini yaptığı bu düşünce tarzında ateizmin bilimsel bir gerçek, dinin ise toplumun uydurduğu bir problem olduğu benimsemişlerdir. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 27) Ateizm, materyalist ve sosyalist politikalarda da kullanılmaktadır.  (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 25) Özellikle Karl Marx, F. Engels ve V. I. Lenin&#8217;in görüşlerinden hareketle kurulan sosyalist yönetimlerde ateizm, komünist partilerin propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Ateizm, Marxist ve Leninist dünya görüşünün ayrılmaz bir parçası olarak görülmüş ve &#8220;ilmi ateizm&#8221; adıyla sunulmuş, ibadetler, törenler, alışkanlıklar, adet ve gelenekler şiddetle reddedilmiş ve yasaklanmıştır. Görüldüğü gibi ateizm kendini temellendirme ve herkesin kabul edebileceği ikna edici açıklamalar getirme konusunda farklılıklar göstermektedir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Ateizmle ilgili bazı kavramlar</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalizm (Maddecilik): “Maddeyi ezeli kabul edip onu varlığın ve düşüncenin merkezine yerleştiren eğilimin genel adıdır.” (Prof. Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 34) Materyalizm, maddenin yaratılmadığını, düşünceden önce geldiğini ve hiçbir şeyin yoktan var olmadığını iddia etmiştir. Bunun yanında doğaüstü bir gücün (Tanrı) varlığını da reddetmiştir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  24) &#8220;Ateizm, materyalist bir ideolojidir.&#8221; (Doğan Uysal, Panel, Nisan 1991, 28. Sayı, s.  59) Var olan her şeyin madde ve boşluktan oluştuğu, hayat ve bilinç dahil olmak üzere evrendeki bütün varlıkların maddeden meydana geldiğini iddia eder. Ayrıca materyalizm, madde ve kainatı konu alan diyalektik materyalizm ve sosyal olayları konu alan tarihi materyalizm olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Materyalizmin maddede var olduğunu iddia ettikleri pek çok niteliğin, teizmin bildirdiği tanrının sıfatlarıyla örtüştüğünü söyleyebiliriz. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 57) “Ezeli bir maddenin varlığı tezi, hiçbir bilimsel araştırma tarafından doğrulanabilmiş değildir. Varoluşun, canlılığın meydana gelebileceği tarzda gelişmesi ‘amaç ve iradeyi’ gösterir.” (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 36) Zaten “Geleceğe doğru ebedi olmayan bir şeyin geçmişe doğru sonsuz ve ezeli olması da mümkün değildir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pozitivizm: “Bilginin kaynağını yalnızca deney ve tecrübe ile sınırlayan felsefi akımdır. Bilgiyi matematiksel ve ampirik olanla sınırlayan felsefedir.” (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 43)  Halbuki “Sevgi, saygı ve içtenlik gibi duygu ve durumları gözlemlemesek bile onlardan sayısal bir değer üretmemiz de imkansızdır.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 95) Auguste Comte&#8217;un başını çektiği, doğru bilginin yalnızca bilimsel bilgi olduğu, doğru bilgiye ise yalnızca ampirizm (deneycilik) ile ulaşılabileceğini savunan düşünce akımıdır. Fakat hangi yönüyle ele alınırsa alınsın kuşatıcı vahiy bilgisinin rehberliği olmadığı müddetçe ister akla ister deneye ister duygulara dayandırılsın, zan olmaktan öteye gidememektedir. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s.  79) “Comte Pozitivizmi sistematik hale getirmiştir.” (Prof. Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 44) Modern insan ürettiği bilimden din çıkartmaya kalkışmıştır. (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 14) ve Auguste Comte, bu pozitivist dinin mimarıdır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 254)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Varoluşçuluk: Tanrı yoktur prensibinden çok tanrı olmamalıdır prensibini baz alır. İnsanı üstün kılma çabaları olan varoluşçular aslında insanı hiçliğe sürüklemişlerdir. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s.  90)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabiatçı Ateizm: İnsanın tanrı inancının kaynağını, kişinin zihinsel, ruhsal, toplumsal tabiatlarında ve eğilimlerinde aranması gerektiği düşüncesidir. Bu yaklaşımın hedefi, inancın bir tür gerekliliğe karşılık gelmeyen zihinsel tasarımın, sosyolojik veya psikolojik bir yanılsamanın ürünü olduğu iddiasıdır. Tabiatçı Ateistler tanrı inancının kaynağını tabiatta aramışlar ve bu sayede kendi psikolojik durumlarını, iç ve dış âlemde yığılı olan ruhi amillerini tanrının emir ve yasakları olarak algılamışlardır. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 98)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">İddiaları</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateizmde temel sorun, kötülük problemidir.” (TDVİA, ‘İlhad’ maddesi, Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 36) “Tanrı&#8217;nın varlığının aleyhinde öne sürülen klasik tartışmaların başında &#8220;kötülük problemi&#8221;, maddenin ezeliliği, teistik kanıtların yetersizliği gibi konular gelmektedir.” (Pr. Mehmet Aydın, Ateizm ve çıkmazları,  Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 24, sy. 1-2, Haziran 1981, s.  192) &#8220;Kader, kötülük problemi gibi konular ateizmin doğmasına zemin teşkil etmiştir.&#8221; (Ahmet Şefik Hatipoğlu, Bisav Bülten, Ocak-Nisan 2011, 75. Sayı, s. 26) “Başta felsefe olmak üzere hem sosyal hem de deneysel bilimlerde, sonucu ateizme varan pek çok ‘teori’ geliştirilmiştir.” (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 56) “Ateizm, insanı evrim ağacının bir üyesi olarak görür.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 10) Dawkins kendini haklı çıkarmak için Darwinciliğe sarılır. Darwincilik de ısrarla ateizmi dayatır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 111) “Evrimi savunurlar. Tanrıya inanmazlar, kötülük problemini ön plana çıkarırlar.” (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 87) “Ateizmin bugün sığındığı tek kale Darwinizmdir.” (Genç Yaklaşım, Mayıs 2009, 57. Sayı, s. 28) “Charles Darwin’in Türlerin Kökeni adlı kitabı ateist çevrelerce başucu kitabı mesabesindedir ve çok önemlidir.” (Saliha Vidinlioğlu, Hülya Terzioğlu, Ateizm Savunucusu Sitelerde Din Karşıtı Bazı Argümanların Analizi, Kader, Cilt: 19, Sayı: 1, 2021, s. 68) “Dünyaca ünlü ateist Antony Flew ise, son bilimsel gelişmelerin bir yaratıcıya işaret ettiğini belirtip artık Tanrı&#8217;ya inandığını ilan etti ve evrim teorisinin kendisini tatmin etmediğini belirtti.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 179; Sur Dergisi, Ağustos 2007, 377. Sayı, s. 45; Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 175, 176) Darwin düşüncesinin inançsızlığa götürmekten ziyade, inanmama durumu evrimcilikle temellendirilmeye çalışılmaktadır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 308) “Dini değerlerin yanı sıra siyaset, iktidar, zenginlik, insan hakları, kadın, demokrasi, bilim gibi pek çok kavramın çeşitli şekillerde ateizm taraftarlarınca istismar edildiği de görülmektedir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 25)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kimi ateistlere göre “Tanrı fikri toplumun güç ve işlevini gösteren bir simgeden başka bir şey değildir.” Halbuki bir bütün olarak insanlığın &#8220;toplum&#8221; olduğu söylenemez; çünkü sosyolojik teori, toplum terimini bu anlamda kullanmamaktadır. Bu iddia dini şuurun evrenselliğini de açıklayamamaktadır. Söz konusu bu şuur, bireyin içinde yaşadığı toplumun çok daha ötesine gitmekte, evrensel nitelikte bağlar ve toplumsal birliktelikler oluşturmaktadır. Freud&#8217;a göre ise Tanrı fikri çocuktaki baba imajının bir yansımasıdır. Tanrı fikrinin kaynağı, insan soyunun çocukluk döneminde karşı  karşıya kaldığı zorluklar karşısında geliştirdiği zihinsel bir savunma mekanizmasıdır. Bundan dolayı din, Freud&#8217;un nazarında &#8220;nürotik bir kalıntı&#8221;dan ibarettir. Freud&#8217;e göre, insanlık büyüyüp olgunlaştıkça hayali varlıkların yardımına ihtiyaç duymayacak, Tanrı fikrinden kurtulacaktır. Freud&#8217;un görüşü teizmin aleyhine kullanılabildiği kadar ateizmin de aleyhine kullanılabilir. Her şeyden önce ateizm, bir olgunluk işareti değildir. Onda da çocukluk döneminde yer alan bir ruh halinin tekrarı söz konusudur. Babasını kıskanan, ondan korkan, onun buyruklarından memnun olmayan ve hatta onun salt varlığından rahatsız olan çocuk, babasından kurtulmak istemekte, onun var olmamasını arzu etmektedir. Buna dayanarak denebilir ki, ateizm, babanın var olmaması arzusunun bir yansıması, bir projeksiyonudur.” (Mehmet Aydın, Ateizm ve çıkmazları,  AÜİFD 24, sayı 1-2, Haziran 1981, s.  194; Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Ateist sol söylemin eleştirileri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sosyalizm kurulup, toplumsal bütünün rahatsızlıkları tedavi edildiğinde din kendiliğinden ortadan kalkacaktır.” (Marxist Düşünce Sözlüğü, “Din” md., s. 138) “Din insanların anlayamadıkları, karşısında güçsüz kaldıkları doğa ve toplum olaylarını, tasarladıkları doğa üstü gizemsel nitelikli güçlerle açıklamaya yönelmeleri ile ortaya çıkan toplumsal ve tarihsel bir olgudur.” (Erdoğan Aydın, Kur’an ve Din, s.10) “İnsanların çaresizlik ve bilgisizliklerinden yararlanılarak üretilmiş olan dinler, insanın ölüm, cehennem ve tanrı korkusunu sömürerek yaşamaktadır.” (Turan Dursun, Kutsal Kitapların Kaynakları 1, s. 15) “Din sayesinde inanmaya elverişli yoksul insanlar, tanrının kendilerini denediği sanısıyla içinde bulundukları duruma katlanmaları sağlanarak zenginler yararına uyutulmaktadır.” (Dursun, Kutsal Kitapların Kaynakları 1, s. 47) “Dinler çok tanrıcılıktan tektanrıcılığa doğru evrilmiş olup insanlık tarihine göre oldukça yeni sayılırlar. Gelecek zorunlu olarak dinsiz olacaktır.” (Server Tanilli, İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi? s. 14) “İncil, Tevrat ve şerhleri Kur’an’ın ve İslam’ın en önemli kaynaklarıdır. Bazı ateistlere göre de Sümerler dinlerin asıl kaynağıdır.” (Turan Dursun, Din Bu 2; Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni) “İslam Şeriattır, Şeriat ise çağdışı bir devlet modelidir. Şeriat kuralları değişmez; dinamik değildir ve evrensel olamazlar. Aydınlanma, aklın inançtan ve bilimin dinden bağımsızlaşmasıdır. Aklın ve bilimin öncülüğüne, insan haklarına ve demokrasiye yöneliştir.” (Turan Dursun, Din Bu 1, s. 259; Tanilli, İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi? s. 9) “Din, bilim ve felsefe ile uzlaşmaz.” (Tanilli, İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi? s. 19) “İslam İnançları adalete, bilime ve akla aykırıdır. Ruh diye bir varlık yoktur, her şey yüksek düzeyde maddi varlık olan beynimizde başlayıp beynimizde biter. Kader inancı da daha çok insanın özgürlüğü ve rızık konuları bağlamındadır. (Erdoğan Aydın, Kur’an ve Din s. 121, 122, 81; Erdoğan Aydın, İslamiyet ve Bilim, s.1-3; E. Aydın, Kur’an ve Din, s. 37, 38) Ateistlere göre evrim de bilimsel anlamda ‘mutlak bir inanç’ haline gelmiştir. (Örneğin; Erdoğan Aydın, Kur’an ve Din, s. 10) Özetle, ateistler İslam’ı pozitivist ‘bilim ve akıl’, ‘çağdaş insanlık değerleri’ ve ‘Marksist teoriler ölçütünde’ değerlendirirler. İslami değerlerin bu ölçülere ters düştüğü, çağın gerisinde kaldığı, modernleşme imkanı olmadığı gibi modernleşmemizi de engellediği, dolayısıyla reddedilmesinin gerektiği sonucuna ulaşırlar. Ayrıca dinin sömürü ilişkilerinin devamını sağladığı, dogmatik bir yapıda olduğu, özgür ve yaratıcı düşünceyi engellediği de sıkça vurgulanır.” (Muhammet Altaytaş, İslamiyat Dergisi, IV, 2001, Sayı: 4, s. 193-206) ‘Tüm bu iddialara cevapların, ilgili başlıklar altında verildiğini’ tekrar hatırlatıp konumuza devam edelim! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Teorik ateizmin tutarsızlığı</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin İddiaları: “Ateistler, dini, içeriden ve dışarıdan olmak üzere genelde iki şekilde eleştirmeye çalışmışlardır. Bunu da ‘din sonradan ortaya çıkmıştır’ diyerek veya birtakım ‘çelişki ya da tutarsızlıklarla karşılaştığını’ iddia ederek kanıtlamaya çalışmışlardır. Aktif olan, elinde tezi, iddiası ve kanıtı bulunan ise teistlerdir (Tanrıya inananlar). Günümüz ateistlerinin büyük bir kısmı günlük ideolojilerin yapay ilkeleriyle dinden kopan kişiler olmuşlardır. Hz. Peygamber&#8217;e inanan ve İslam&#8217;a ilk giren kişilerin arasında ayrımcılığa uğrayarak ezilen ve haksız muamele gören zayıfların, kölelerin, kadınların ve yoksul insanların çoğunlukta olması ilginçtir. Buna karşın peygambere ilk karşı çıkanların ise zenginlerin, kabile reislerinin, putlardan, hurafelerden ve büyücülükten kazanç elde edenlerin bulunması da dikkat çekicidir. Yaşamın sadece bu dünyada olduğunu zanneden ve ileride yaptıkları kötü işlerin hesabını vermek istemeyen insanlar ahirete de inanmamış ve bedenlerin ölmesiyle birlikte her şeyin biteceğine kanaat getirmişlerdir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 45-52) Görüldüğü gibi, ateist iddianın aksine, halkı sömürenler İslam’a karşı, ezilenler ise İslam dairesi içinde olan kişilerdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsellik ve Tanrı İnancı: “Tanrı, mahiyeti itibariyle aşkın olup dünyevi bir varlık değildir. Tanrı, evrende bizzat kendisi değil, kurmuş olduğu düzenle, belirlemiş olduğu yasalarla, gücüyle, yaratıcılığıyla bulunmaktadır. Din &#8220;Tanrı vardır&#8221; derken onun dünyamızın bir köşesindeki, herhangi bir varlık gibi var olduğunu iddia etmemiştir. Bu nedenle bizzat Tanrı&#8217;nın varlığının pozitif bilimlerle çürütülmesi de imkansızdır. Çünkü pozitif bilimin ‘sınırları’ bellidir. Bilim sonuç itibariyle evrenin yasalarını ve işleyiş biçimini ortaya koyacağına göre, yani kaostan ziyade, bir düzeni keşfedeceğine göre dinin bu sonuçtan rahatsız olacağını düşünmek yanlış olacaktır. Dolayısıyla ‘bütün ilmi çalışmalar insanı Tanrı&#8217;ya götürecek’ ve daima O&#8217;nu hatırlatacaktır.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 53-59) Unutmamalıdır ki ateistler kadar teistler de evrendeki kuralların işleyişi hakkında bilgi sahibidir. Dolayısıyla ‘aralarında inanç, duygu ve yorum farkı bulunan kişilerin birbirlerini bilim konusunda yargılamaları hiç de doğru olmayacaktır.’ (John Wisdom, Gods, s.139)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Uzay uçuşu sırasında Dünya bazlı istasyonlar ile yaptığı konuşmaların verbatim (kelime kelimesine) kayıtlarında bir delile rastlanmasa (cosmoworld.ru/spaceencyclopedia/gagarin/index.shtml?doc10.html) ve Gagarin ‘kızını taftiz ettirip evinde ikonlar bulundursa’ da (Zvyozdny Gorodok&#8217;taki (Yıldız Şehri) Başkalaşım Kilisesi&#8217;nin ataerkil metochion rektörü Hegumen Iov (Talats) ‘ne Yury Gagarin&#8217;in ne de Sergey Korolev&#8217;in ateist olmadığına’ dair kanıt verdi. Peder Iov, Foma dergisinin Nisan sayısına verdiği röportajda, &#8220;Yury Gagarin, büyük kızı Yelena&#8217;yı uzay uçuşundan kısa süre önce vaftiz etti; ailesi Noel&#8217;i ve Paskalya&#8217;yı kutlar ve evde ikonalar bulundururdu.&#8221; dedi: https://archive.md/20130521231326/http://www.interfax-religion.com/?act=news&amp;div=8361#selection-473.31-493.2; interfax, 11 Nisan 2011) bazı kaynaklar Gagarin&#8217;in uzay uçuş sırasında &#8220;herhangi bir Tanrı&#8217;yı burada görmüyorum&#8221; şeklinde konuştuğunu iddia eder. (Büyük Türkeli Dergisi, Temmuz, 1962, Yıl:1, Sayı: 6, s. 14) Bu iddiayı gerçek kabul etsek bile, aslında bu bakış açısının kökenlerinin Firavunlara dek uzandığı görülmektedir: “Firavun: Haman! Benim için bir kule inşa et, dedi, Umarım ki böylece yükselebilir, göklere yol bulur da Musa’nın Tanrısına ulaşırım.” (Mümin, 36) Her iki bakış açısı da teknolojik imkanları kullanarak ulaştıkları seviyede bir ‘maddi Tanrı’ aramış ve O’na mekan izafe etmek istemişlerdir! Halbuki O (cc) zaman ve mekandan münezzehtir. (Şura, 11; İhlas, 2; En’am, 102; Fatır, 1; Buhari, Megazi, 67, 74, Bed&#8217;u&#8217;l-Halk 1, Tevhid 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rasyonellik (Akılcılık) ve Tanrı İnancı: “Ateistler sanki makul (rasyonel) ve mantıklı olmanın temel şartı inançsız olmak veya dini reddetmekmiş gibi bu kavramları kendi lehlerine kullanmışlardır. Bilimin ve aklın, insanı inançsızlıktan ziyade Tanrı&#8217;nın varlığına götürdüğü bir gerçektir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 60-63) Felsefi bir ekol olarak akılcılığın önde gelen düşünürleri Descartes, Spinoza ve Leibnitz gibi filozoflar bırakınız reddetmeyi, bir şekilde Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamak için çaba sarf etmişlerdir. (John Cottingham, The Rationalists, s. 175-185)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mantıksallık ve Tanrı İnancı: “Ateistler, Tanrı kavramının temelinde insanın sebebini bilemediği olaylar karşısındaki ümit ve korkularının yattığını belirtmişlerdir. Hristiyanların çoğunluğu teslis, vaftiz, enkarnasyon (Hz. İsa nın insan biçimi almış tanrı olarak kabul edilmesi), asli suç ve çarmıh gibi konularda mantıklı bir açıklama getirmenin zorluğunun farkındadır. Bu nedenle Hristiyan dünyasında mantık ile inanç arasında bir çatışmanın ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Ancak bu çatışmanın İslam&#8217;da da olduğunu söylemek, onu tanımamak ve bilmemekle eşdeğerde olacaktır. Unutmamalıdır ki hurafeler, Pagan, totem, kutsallaştırılmış varlıklar bizzat İslam’ın reddettiği kavramlardır. Şayet insan birtakım ümit ve korkulardan dolayı Tanrı fikrini üretmişse, yine aynı insanın benzeri gerekçelerle inançsızlığı ürettiğini söylemek da mümkündür. Sıradan bir insan, içindeki doğal eğilime karşı çıkmaya zorlamaz ve reddetmek için özel bir gayret sarf etmez ise Tanrı&#8217;ya olan sevgi ve hayranlığını gizleyemeyecektir. Her şey bir tarafa, insan niçin pozitivistlerin iddia ettiği gibi gerçekte var olmayan bir şeyi kanıtlamaya ve ona inanmaya çalışsın? Kaldı ki gerçek olmayan bir şeyin binlerce yıldan beri milyonlarca insan tarafından benimsenmesi, zihin ve kalplerde yer alması, biraz şaşırtıcı olmayacak mıdır?” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 64-72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlaki Özgürlük ve Tanrı İnancı: “Ateistler ahlakın dinden bağımsız olduğunu iddia etmiştir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 73-74) “Dinsizliği önemseyen toplumlarda ya da vicdanında inancı bir kenara bırakan kişilerin yaşamında niçin intihar, sapıklık, cinnet gibi bozuklukların ya da trajik ve dramatik durumların daha çok ortaya çıktığı izah edilememektedir. Gaskin’e göre ‘seküler ahlaka sahip olan ve pek çok ahlaki yükümlülüğü kaldırarak yerine yeni bir şey koymayan modern toplumlar tutarsızlık içinde’ bulunmaktadır. Ona göre ‘ahlak sahasında Tanrı otoritesini reddedenler, Tanrı yerine metafiziksel görünümlü olan yeni otoriteler’ koymuşlardır. Mesela Marxistler proletaryayı emredici ve varlığı kaçınılmaz kutsal bir otorite gibi görmüşlerdir. Yine XX. yüzyıl toplumlarındaki tek partili yönetimlerde parti egemenliği sadece insan davranışlarını etkileyen kaba bir güç olarak kullanılmamış, ayrıca emredilen şeylerin etkili olmasını sağlamak için de bu partinin ilkeleri bir tür metafiziksel güç olarak ileri sürülmüştür.’ (Gaskin, The Quest for Eternity, s. 163) Gaskin&#8217;e göre ateizm adı altında &#8220;iyi ve kötü&#8221; gibi kavramlar kaybolmuş, ahlak adı altında sadece toplumdaki sosyal haklar, proleter istekler, kişisel ilişkiler ve günlük ihtiyaçlar konuşulmaya başlanmıştır. Batı&#8217;daki ahlaki sorumsuzluk ve vurdumduymazlıklar yüzünden dünyanın değişik bölgelerindeki binlerce masum insan, hayvan ve doğal kaynakların göz göre göre yok olup gittiği ortadadır. Ferdiyetçilik, özgürlük, ilericilik ve çağdaşlık adına kişilerin beyni yıkanmış, bu uğurda pek çok insanın zihni bulandırılmış, dini ve ahlaki değerler karalanmış ve kasıtlı olarak kötü gösterilmiştir. Bireyler kendilerini sadece yiyip içen, robot gibi çalışan, fizyolojik ve biyolojik ihtiyaçları için yaşayan sorumsuz birer canlı durumunda görmüştür. Çevresinden ve dininden koptuktan sonra üzerinde ahlaki bir otorite görmeyen pek çok genç insan bir anda kendini kötü alışkanlıkların içerisinde bulmuş, içerisinden çıkamadığı ve bir türlü terk edemediği sapkınlıkların ve tutkuların esiri olmuştur.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.75-79)</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Eleştiri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kendini sonlu bir dünyaya sıkıştıran, fakat dinin -sözüm ona- dar kalıplarına sıkıştırmayan ve ‘neden inanmamalıyız’ın cevabını arayan ateistler inanca karşı çeşitli argümanlar oluşturmuşlar, fakat buldukları cevaplar onlar için farklı soru ve sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.” (Hamide Coşkun, Yedi İklim, Temmuz 2014, 26. Cilt, 292. Sayı, s. 73)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Salt ateizmin çok zor, hatta imkansız olduğu görüşü yüzyılımızda birçok kişi tarafından savunulmaktadır. Tanınmış İngiliz düşünürü John Baillie, solipsistin (tek benci) içinde bulunduğu durumundan söz ederken şöyle demektedir: &#8220;Demeliyiz ki, solipsistler zihinlerinin ucuyla komşularının ve çevrelerindeki dünyanın gerçek varlıklarını inkar ettikleri halde kalplerinin derinliklerinde onların var olduklarından asla şüphe etmemektedirler. O halde ateistler için niçin aynı şeyi düşünmeyelim ?&#8221; (Baille, The Sense of the Presence of God, s. 4) Günümüz düşünürlerinden J.A.T. Robinson, ‘Tam anlamıyla çağdaş olan bir insan ateist olmayabilir mi?’ başlığını taşıyan bir yazısında, düşünülmüş ve tartışılmış bir ateizmin mümkün olmadığını ifade etmektedir. Ona göre, ‘insan ilahi gücün varlığını, içinden gelen bir zorlama ile duymaktadır. Bu duyuş, tabiatın aracılığı ile artistik ve bilimsel bir kanalla, toplumsal ilişkiler yoluyla ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda olan insan kendisini çepeçevre saran bir varlığa ne ad verebileceğini ve onu nasıl tasavvur edebileceğini bilemeyebilir, hatta onun duygu ve düşünce dünyası tam bir karışıklık içine gömülebilir. Buna rağmen o, kendi yolunu açmak ve ilahi sese doğru gitmek gereğini er geç idrak eder.’ (John Arthur Thomas Robinson, The New Reformation, s. 117-8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah yoktur diyen bir ateist bilgiyi değil inancı dile getirmektedir. Zira ateistin elinde Allah&#8217;ın yokluğuna dair bir kanıt da yoktur.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 147) “Ateist yaklaşım, kendi tavrının doğruluğunu ispatlamak yerine teizmin iddiaları üzerinden hareket ederek, bu teistik delillerin eksik veya yanlış olduğunu ileri sürme yolunu tercih etmekte ve kendini haklılaştırmaya çalışmaktadır.”  (Selçuk Kütük, Deizm, s.  97) &#8220;Ateistlerin yaptığı şey, genellikle Tanrı’nın yokluğunu kanıtlamak değil Tanrı’nın varlığı hakkında ileri sürülen delillerin yetersiz olduğunu göstermeye çalışmaktır.&#8221; (islamansiklopedisi.org.tr/ilhad) “Ateizm, delillerini Tanrı üzerinden temellendirmeye çalışmaktadır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 164) “Tanrı yoksa neden tartışma konusu olmaktadır?” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 69) “Allah&#8217;ın olmadığı, ispatlanmış bilimsel bir bilgi değildir.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 27) “Ateistler, ateizmi akıllarını kullanarak ve akli göstergeleri, delilleri izleyerek kabul ettiklerini söylerler ve ateizmin aklı temsil ettiğini, inancın aklın önünde bir engel olduğunu savunurlar. Evreni bir tanrının yaratmış olması fikri her yönüyle onu tesadüflerin ya da bilinmezlerin var ettiği fikrinden veya kendiliğinden olması ihtimalinden çok daha akla yatkın olduğu unutulmamalıdır. Evreni Allah&#8217;ın yaratmadığına dair hiçbir delil yokken, onu var eden zeka sahibi bir tasarımcının var olabileceğine dair sayısız delil, işaret, gösterge vardır. Tıpkı, sanat eseri ya da mimari bir yapının ya da karmaşık bir makinenin, onu yapana işaret etmesi gibi.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 29) Ateistlerin en büyük hatalarından biri de din anlayışı (mezhep/müçtehidin görüşü/fetva) ile dinin kendisini birbirleri ile karıştırmalarıdır. Halbuki, “Din anlayışları ile dini birbirinden karıştırmamak gerekir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 12) Din anlayışı, bir alimin İslami naslardan (ayet ve hadislerden) anladığıdır. Din ise bu anlayış ile sınırlandırılamayacak kadar geniş bir içeriğe sahiptir. “Ateizme kayanlar, anlatılan hurafelerin İslam olduğunu zannederek de dini reddetme yoluna gitmektedir.” (Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm, s. 11)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca ateizm devamlı zemin kayması yaşamaktadır. “Antidogmatik adlı ateist site kendini kapatırken yaptığı açıklamada, “Siteyi islamcıların tehditlerinden kapatmıyoruz. Siyasi otoritenin baskılarından da kapatmıyoruz. Bu güne kadar kimseden hiçbir tehdit veya baskı görmedik. Siteyi kapatmamızın sadece 1 tane sebebi var. Nonteist/Dinsiz kesimin bu siteyi hak etmediğini düşünüyoruz. Tek sebep budur.” diye açıklama yapmaktadır. Ateizm Derneği de kapanma aşamasından ‘son anda’ dönmüştür. (‘Ateist Akıl’ adlı yazımıza bakılabilir.) Eski ateist Antony Flew, “Argümanlar beni, var olan; her yerde hazır olan ve Kadir olan bir varlığın olduğunu kabul etmeye götürdü.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 25; Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 19, 180) ve “Evreni araştıran, evrendeki düzenin ardındaki sırrı merak eden kimse tanrıyı muhakkak bulurdu.” (A. Flew, Yanılmışım Tanrı varmış, Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 97) derken, Antony Flew gibi “Francis Collins ve Alister Megrath gibi ateist düşünürler de tek ilah düşüncesine ulaşmışlardır.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 107) “Ateist olan Patrick Glynn, ruhun varlığını idrak etmeye başlayınca, inanmaya adım attığını söylerken.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 100) Kanal D Londra temsilcisi Ayşegül Ekinci ile yaptığı son röportajında Hawking de, &#8216;Evrenin oluşumu, bilimin gerçekliğine dayanır ama ‘bu hiçbir şekilde bilim kanunlarını koyan ve onları da yaratan bir tanrı’ olmadığı anlamına gelmez.&#8217; (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 51; Star, 23 Ocak 2013) demektedir. Ateist bir varoluşçu olan Jean-Paul Sartre de, Simone de Beauvoir ile olan bir sohbetinde şunları söylemektedir: “Dünyada, yaratıcıdan ortaya çıkabilecek bir varlık gibi olduğumu hissediyorum.” (Simone de Beauvoir, La Ceremonie des Adieux, s. 551) “Dawkins gibi Ateizm misyonerleri ise, önceden ateist iken teist olan Flew&#8217;e kızgınlığını saklamıyor, onu ‘döneklikle’ suçluyor. Flew, kendi ifadesiyle &#8216;kanıtın götürdüğü yere&#8217; gitmiştir. Patrick Glynn da ateizmin bir yanılgı olduğunu itiraf etmektedir. Big Bang, âlemin bir başlangıcının olduğunu, antropik prensip ise, kainatın insan için hazırlanmış olduğunu kanıtlamıştır.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 32) “Ateistler bilimsel verilerin ve delillerin götürdüğü yere gitmek yerine, kendi gitmek istedikleri tarafa yönelmeyi seçmişlerdir. Tanrı inancının göz ardı edilmesini sağlamak için bilimsel önermeler &#8216;öznesiz/bir yapanı olmayan&#8217; yapı şeklinde sunulmakta, muhatapların zihninde &#8216;kendiliğindenlik&#8217; izlenimi uyandırılmaya çalışılmakta, hatta dayatılmaktadır. Tabii ki kişisel bir tercih olarak herhangi bir şahsın ateizmi seçme hakkı vardır. Ancak bu tercihini bilimsellik kılıfı altında sunarak insanları yanıltma hakkı yoktur.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 15) &#8220;Delilerin götürdüğü yere gitmek istemeyenin amacı, ‘kendi istediği yere’ gitmektir.&#8221; (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 67) Kur’an bu kişiler için, ‘nefsini ilah edinen’ tanımını kullanır. (Furkan, 43) “Arkeologlar yaptıkları kazı çalışmaları neticesinde birkaç kırık testi, tabak ve süs eşyası bulduklarında o bölgede bir medeniyetin var olduğu çıkarımını yaparlar. Böyle bir durumda hiç bir ateistin, bulunan eşyaların toprak altında tesadüfen oluştuğunu ileri sürdüğü görülmemiştir. Halbuki aynı ateistler, evrende gördükleri sayısız tasarım deliline rağmen, bunların bilinçli bir varlık (tanrı) tarafından yapılmış olabileceğini kabul etmezler ve bunu bilim dışı olarak değerlendirirler.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 204) “Materyalist algılayış biçimi en büyük darbeyi en çok güvendiği yerden, yani bilimden almıştır. Kuantum teorisi ve evrenin zannedildiğinden çok daha kompleks olduğunun fark edilmesi gibi yeni bilgiler varoluşu açıklamada maddeyi referans almanın yeterli olmayacağını göstermiştir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 19, 53) “Önyargısız ve saf bir bilim anlayışından ve objektif net verilerden hareket ederek insanı her anlamda tatmin edecek şekilde ateizme ulaşmanın imkanı yoktur. Buna rağmen ateizmde karar kılmanın tek sebebi, daha düşünmeye başlamadım evvel &#8216;tanrının yokluğunu&#8217; bir veri olarak kabul etmeleri ve bunu takiben bilime kendi inançlarını doğrultmaya çalışmalarıdır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 20) “Ateistlerin teistlere yönelttiği diğer bir eleştiri, inanç sahibi olmanın bilgiye ve akla dayalı bir mesele olmadığı şeklindedir. ‘Kur’an&#8217;daki akletme, tedebbür, düşünme ve tabiatı incelemeye yönelik ayetlerinden’ bu yaklaşımın yanlışlığı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Ateist argümanların bilimsellikten son derece uzak olduğu açıktır. Evrenin yaklaşık 15 milyar yaşında olduğu yani ‘ezeli olmadığı’ bilinmektedir. Acaba ateizmin iddiaları ne derece akla, mantığa ve bilimsel verilere uygunluk göstermektedir?” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 31) Teist inanca göre tanrı, yasalar sayesinde insanların varlıklarını devam ettirmelerine imkan sağlamaktadır. (H.P. Owen, Theism, The Encyclopedia of Philosophy, I/97) Bilim evrende zaten var olan, var edilmiş, evrene yerleştirilmiş olan yasaları, kanunları, kuralları bulur. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 205) Bilim netice itibari ile evrenin kanunlarını ve işleyiş biçimini ortaya koyma çabası olduğuna göre, yani kaostan ve tesadüflerden ziyade, verili düzeni keşfedeceğine göre teistin bu sonuçtan rahatsız olacağını düşünmek yanlış olacaktır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 79; Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 58) Bilimin, evrenin işleyişi ile ilgili birtakım kurallar bulması asla  Allah inancını zayıflatmağı ve ortadan kaldırmadığı gibi aksine, daha da güçlendirir.  Zira bilim tarafından keşfedilen mükemmel tasarımın, ince hassas ayarların, hayatın bilinçli bir var ediciye işaret ettiği rahatlıkla görülmektedir. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 67) Hassas ayar en azından “Tanrı’nın varlığına olan inancı rasyonel olarak güçlendiren” (Tufan Kıymaz, Hassas Ayar Argümanı: Bilim Tanrı’yı mı İşaret Ediyor?, Beytulhikme, Yıl-Sayı: 2020-10:4, s. 1379) bir delildir. Ateistler, bir yandan evrende bir düzen olmadığını ve kaotik bir evrende yaşadığımız iddia ederken diğer taraftan, evrende hayatı var edebilecek kadar tutarlı ve bilgi dolu yasaların var olduğunu kabul ederler. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 33) Tanrının varlığını kabul etmek, bilimsel metodolojiyi reddetmeyi zorunlu kılan bir şey değildir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 86) Zaten “Tüm belirsizlikleri belirleyen tanrının bizzat kendisidir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 303) Hawking, &#8220;Evren hakkında daha fazla şey keşfettikçe evrenin &#8216;mantıklı kanunlarca&#8217; yönetilmekte olduğuna dair daha fazla şey keşfederiz.&#8221; (Hawking, Zamanın kısa tarihi,  s. 175) derken, Paul Dirac ise &#8220;Tanrı üst düzey bir matematikçidir ve evreni yaratırken ileri düzeyde matematik kullanmıştır.&#8221; (The Evolutian, Scientific American 208, sayı: 5; A. Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış, s. 103) şeklinde ona cevap vermektedir. &#8220;Kur’an&#8217;da tabiata sıklıkla atıfta bulunulur. Bu ayetler, kainatın bir hikmet ve gaye üzere yaratıldığını anlatmak amacıyla kullanılır.&#8221; (Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 40) “Doğayı araştırmayı öğütleyen onlarca ayete rağmen, insanları doğayı araştırmaktan ve bilim yapmaktan alıkoyacak tek bir ayet bile bulunmamaktadır ve tüm bu ayetlerin yarattığı zihinsel devrimin doğal bir sonucu olarak Müslümanlar birkaç yüzyıl içinde trigonometriden analitik-geometriye, optikten astronomiye, biyolojiden ve coğrafyadan antropolojiye kadar bilimin hemen her dalında dünyayı değiştirecek buluşlara imza atmışlardır.” (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s.  97) Teist, hiçbir şekilde bilinen fiziksel kanunlara itiraz etmemektedir. Maddenin, ‘kendi kendini idare edecek kanunları belirlemesi’ iddiası, maddeye &#8216;hakim&#8217; sıfatının yakıştırılmasını gerektirir ki, bu bir tür batıl ve ilkel inanç olur. Kanunların maddeyi belirli bir şekilde davranmaya zorlaması beklenemez. Matematik formülleri, bir matematik sorusunu çözemez, ancak bir uygulayıcı kişi çözebilir. Tanrı, ressam konumundadır, resme dahil değildir. Bir ressamın, kendi tablosunun içinde görülmemesi o resmin kendiliğinden var olduğu anlamına gelmez. Ateistin anlamakta zorluk çektiği diğer bir mesele, bilime konu edilebilecek olan şeyin tanrının bizzat kendisi değil, yarattığı şeyler olduğudur. Bir motorun şans eseri ortaya çıktığını savunmak bilimsel olurken bir mühendisin eseri olduğunu söylemek neden bilim dışı olsun? (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 81-83) Robot, kendi yapılış nedeni ve programına bağlı olacak şekilde hareket etmektedir. Robotun kendisi bilinç sahibi olmasa bile, onu yapan ve programlayan bir bilincin çevresinde hareket etmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 136) Ateistin varlığı/maddeyi yine maddeye dayanarak açıklamaya çalışması bir manzara resminin, ressamdan bağımsız olarak sadece boya ve kağıtla izah edilme girişimine benzer. Kağıt ve boyanın kaynağı nedir? Manzara resmi nasıl ortaya çıkmıştır? Manzara resminin var olma sebebi nedir? Bir ressamın varlığı anlaşıldığı zaman tüm bu sorulara makul, akla uygun cevaplar verilmesi mümkündür. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 232) Ateiste göre varlık ve madde hep var olduğu için nasıl ortaya çıktığı sorusu anlamsızdır. Her şeyden önce maddenin ezeli olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel delil ortada yoktur. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 238) “Maddenin son derece karmaşık bir takım yasalar ürettiğini iddia etmek pek akıllıca görünmüyor. Maddenin bizzat kendisinin de uymak zorunda kalacağı son derece kompleks ve bilmeceler ile dolu bir evren tasarladığını varsaymak aklen ve ilmen makbul görünmüyor. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 240) Maddenin var olma sebebi olarak yine kendisi gösterilirse kısır bir döngüye girilir. Kendisi zaten başka bir şeyin neticesi olan bir şey, başka bir şeyin hakiki sebebi (faili) olamaz. Sebepler dizisi, ancak sebeple sonucun aynı cinsten olmadığı bir noktada sona erdirilebilir. Mesela resmin kendisi resim yapamaz, resmi yapan fırça da değildir, çünkü fırça, boya, kağıt gibi şeyler aynı cinsten (fail olamayan) faktörlerdir. Resmin ortaya çıkabilmesi için şuurlu, sanattan anlayan ve belirli bir maksada yönelik fiilde bulunan bir failin (ressamın) var olması gerekir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 263) Çöle gittiğimizi varsayalım. Çölün ortasında beş yıldızlı bir otel ayarında bir yapı bulduk. Odalar klimalı, su, banyo ihtiyacı, tüm ihtiyaçlarımız önceden düşünülerek hazır edilmiş bir yapı. Ateizm mantığı, bu durumun çöl şartlarının gerektirdiği bir zorunluluk olduğunu, onu buraya birinin yapmadığını öne sürecektir.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 47) Ateist, tanrıya ulaşmamak ve fiziksel dünyanın dışına çıkmamak için nedensellik zincirini sonsuza kadar uzatmak niyetindedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 264) Halbuki “Tanrı, tüm nedenlerin nedenidir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 262) Hep var olan bu yüce varlık madde değil, zorunlu varlıktır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 239) Maddenin bizzat kendisini en son sebep ve en son fail olarak görmek ne pratik ne de teorik anlamda kabul edilemez. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 265) Basit tasarımların bile nedensiz ve failsiz olamayacağını hemen kavrayabiliriz. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 272) Allah&#8217;ın varlığı/zatı, bilimsel metodoloji olan deney ve gözlem alanına girmemektedir. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 11) Tıpkı, sosyal bilimler alanına giren sosyoloji, psikoloji, eğitim bilimlerinin girmediği gibi. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 12) Bu gibi ilimlerde gözlemlenen olgu/varlık üzerindeki etkilerden yola çıkarak, akli, mantıki, rasyonel, kabul edilebilir sonuçlara ulaşılır. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 13) Astrofizikçi Hugh Ross; &#8220;Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang ile ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran ‘sebebin, evrendeki zaman ve mekandan tümüyle bağımsız olması’ gerekir. Bu da bize, yaratıcının evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir.&#8221; demektedir. (Ross, The Creator and the Cosmos, s. 76) “Yaratıcının, evrenin içinde farz edilmesi, onun da aynı dönüşüm ve değişim kanununa tabi olmasını gerektirir. Yaratıcının bu şekilde değişim ve dönüşümü uğraması ise, başka bir yaratıcıya gerek duyulması demektir. Öyleyse Tanrı evrenin dışında olmalı, aynı zamanda oluş ve bozuluş kanuna tabi olmamalıdır. Tanrı oluş ve bozuluş kanununa tabi olmadığına göre, bir başlangıcın ve sonunun da olması gerekmez.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 35) Büyük patlamanın ayarlarını kim belirledi? (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 70) Evren&#8217;i O (cc) yaratmıştır. Zaman ve mekanı da var eden O’dur. O’nun için, zaman kavramı yoktur. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 32) Tanrı, zaman ve mekandan bağımsız olması nedeniyle fiillerini zaman içinde yapmaz. Herhangi bir eserin nasıl ortaya çıktığı bilinmese dahi, buradan &#8216;o eserin failinin olmadığı&#8217; gibi bir netice çıkarılamaz. Mesela, Mısır piramitlerinin o günkü şartlar altında nasıl yapıldığı hala bilinmemektedir. Fakat hiç kimse bu piramitlerin failsiz meydana geldiğini ileri süremez. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 273) Krishna, &#8220;Bir milyon tane madeni paranın aynı anda atıldığında, hepsinin tura gelmesi çok olası olmamakla beraber imkansız da değildir.&#8221; derken aslında ateistik yaklaşımın pratik olarak imkansız bir durumun gerçekleşmesinin olanaksız olmadığı düşüncesinden hareketle, kendi iddiasının doğruluğunu temellendirmeye çalıştığı görülmektedir.  Krishna, ‘şans ve rastlantı’ kabulüne dayalı bir yapıyı belirleyici olarak sunmaktadır. Milyonlarca paranın defalarca atılması ve her defasında hepsinin tura gelmesi durumunun da ateist tarafından ayrıca açıklanması gerekmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 129) Nigel, &#8220;Bir milli piyango bileti aldığınızı düşünün. Muhtemelen milyonlarca bilet satılmıştır ve bütün bu biletler içinden sadece biri büyük ikramiyeyi kazanacaktır. Sizin kazanan biletinizin seçilmiş olması olgusu, bunun rastgele bir seçimden daha fazla bir şeyin eseri olması gerektiği sonucunu doğurmaz.&#8221; (Nigel Warburton, Felsefeye Giriş,  s. 17)  derken acaba kendisi, piyango çekilişinin bir organizasyonu gerektirdiği ve buna göre söz konusu çekilişi kimin düzenlendiğini de açıklaması gerekmez mi idi? “Bu çekiliş sürekli olarak tekrarlamakta mıdır? Her çekilişte büyük ikramiyenin sürekli olarak aynı kişiye çıkması durumu da, herhalde şans faktörü ile açıklanacak bir durum değildir!” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 130) İlginç olanda, bu düşünce tarzının tüm ateistlerde geçerli olmasıdır. Mesela Dawkins de ‘Gen bencildir’ adlı eserinde ‘toto’ ve ‘Şikago gangsterleri’ örneklerini vermektedir ki, Nigel Warburton tarafından verilen örneklerle arasında mantıksal acısından hiçbir fark yoktur! (‘Dawkins’e cevaplar’ adlı yazımıza bakılabilir.) Ateist Poidevin ise, rastgele süreçlerin fazla önemsendiğinin farkındadır: &#8220;Evrende ortaya çıkan değişimler birtakım rastgele süreçlerin sonucu değildir. Şans faktörü ateizm açısından umut verici değildir.&#8221;  (Robin Le Poidevin, Ateizm, s. 97, 101) Niçin sorusu, amaçlılığın olmasına işaret etmesi sebebiyle çok anlamlı ve akla uygundur. Diğer taraftan, teistik açıdan nasıl sorusu evrenin işleyişine ışık tutması itibarıyla tanrının sanatını ifade etme açısından son derece önemlidir. Niçin sorusunun cevaplanmaması, nasılın anlamını ve önemini göz ardı etmeye yönelik bir girişimdir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 46) “Din daha ziyade &#8216;niçin&#8217; sorusu üzerinde dururken, bilimsel düşünce &#8216;nasıl&#8217; sorusuna ağırlık verir.” (Selçuk Kütük, Deizm, s.  101) Agnostik Christian Duve ise, &#8220;Bugün bilebildiğimiz, bir hücrede neler olduğunun tanımlamasıdır. Nasıl olduğunu bilemiyoruz.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 216) derken bile, yine yaratıcıyı devre dışı bırakmaktadır. Halbuki “Yaratılışından bu yana Samanyolu&#8217;nda ne bir kaos ne de karışıklık görülmüş ve yaşanmıştır.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 246) &#8216;Neden&#8217; ve &#8216;niçin&#8217;ler bilimin değil dinin sahasına girer. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 297) Hawking, &#8220;Bilim evrenin nasıl başladığı problemini çözebilirse de, ‘neden var?’ sorusunu cevaplayamaz.&#8221; (Hawking, Kara delikler ve bebek evrenler, s. 99) derken, “bilim bunların cevabını veremez diye; hayatın, evrenin ve insanı varoluşunun nedeni ve gayesi yoktur denilebilir mi? Evrimciler gibi, meseleyi tesadüflere bağlamak ne kadar hatalı ise, pozitivistler gibi, deneylerin dışında başka bir hakikati tanımamak da aynı şekilde hatalıdır.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 298) Barrow, &#8220;fiziksel kanunların ‘niçin’ bizim gözlemlediğimiz değer ve özelliklere sahip oldukları sorusu devam edecektir.&#8221; derken (John D. Barrow, The Anthropic Cosmological Principle, s. 523) ateist Robin Le Poidevin ise, &#8220;Görülen o ki, ateistin evren yasalarının ‘niçin’ hayattan yana olduklarını açıklama sevdasından vazgeçmesi daha iyi olacaktır. Öyle görünüyor ki, teist bu tikel muharebeyi kazanmıştır.&#8221; (Poidevin, Ateizm,  s. 115) itirafında bulunmaktadır. Aslında teist şu soruların cevabını istemektedir: Fizik kanunlarının kaynağı nedir? Neden başka bir kanun kümeleri yoktur da sadece gözlemlediklerimiz vardır? Nasıl oluyor da elimizde hiçbir özelliği olmayan elementlere hayat veren, bilinci ve zekayı yönlendiren bir kanunlar kümesi vardır? Neden hiçbir şeyin var olmaması mümkün iken, böyle bir evren vardır? (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 85) ve ayrıca “zeka nasıl ortaya çıkmıştır?” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 38) Üzerinde düşünülmesi gereken asıl konu, hiçbir eğilimi bulunmayan maddenin nasıl olup da böyle bir evreni ortaya çıkarabilecek şekilde organize olduğu sorusudur. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 133) Bu kadar akılsız bir evren nasıl olur da düzgün amaçları, üreme kabiliyetleri ve &#8220;kodlanmış kimyaları&#8221; olan varlıklar yaratabilir? Hayatın ve bilincin maddeden hareket ile açıklanmaya çalışılması, üzeri örtük bir inancı içermektedir: ‘Canlılık ve bilinç maddede içkin olarak mevcuttur’ inancı aslında soyut bir tanrı anlayışını çok gerilerde bırakmaktadır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 41) “Tabiatı algılarken ve incelerken tüm olup bitenin arkasındaki ilahi gücün farkında olmak esastır. Modern akıl ise, eşyayı kaba bir maddeciliğe yani fiziksel sebeplere indirgemiştir.” (Selçuk Kütük, Deizm, s.  88) “Dinin amacı, varlık âleminin arkasındaki birliği fark ettirmektir. Doğada neden matematiğe ve fiziğe uygunluk var? Neden aklın işleyiş tarzı ile tabiat kuralları anlaşılır? Demek ki, varlık âleminde bir rasyonellik ve akla uygunluk söz konusudur. Fakat rasyonellik doğanın kendinden kaynaklanan bir özellik değildir. Evrenin arkasında söz konusu akla uygunluğu sağlayacak bir etkenin olması gerekir. Başlangıçta tek tanrı esasına göre bina edilmiş olup zaman içindeki bozulma ve sapmalarla çok tanrılı dinler ortaya çıkmıştır. Peygamberler, varlık âleminin bir tasarıma dayandığının altını çizmeye çalışırlar. Tabiat olayları ismi verilen sistematik düzenlilik, tanrının kanunlarından başka bir şey değildir. İnsanlara Tanrı tarafından, evrendeki düzeni kavrayabilecek bir donanım ve üstün özellikler verilmiştir. Tabiat kanunları &#8216;tanrının kudretinin&#8217;, kutsal kitaplar ise &#8216;Tanrı&#8217;nın kelamının&#8217; görünür hale gelmesidir. Her ikisi de aynı kalemin eseridir. Dolayısıyla aralarında herhangi bir çelişki olması mümkün değildir.” (Selçuk Kütük, Deizm,s. 105,109, 114, 116, 123) İmamı Azam da, &#8216;Kainat, tabiatın değil, Allah&#8217;ın eseridir.&#8217; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 98) demektedir. “Deliller ve bilimsel ispatlar teistin tanrıya olan inancının destekçisidir fakat kaynağı ve sebebi değildir, olamazda.” (Selçuk Kütük, Deizm, s.  95)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, Tanrıya inanmama şeklinde yorumlanabileceği gibi, olan biteni tanrının kudretine referans vermeden, onları matematik kuralları çerçevesinde, bu sınırlar içinde açıklayan bir akımın da adıdır. (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 196) Ateist düşüncenin aydınlatamadığı pek çok konu vardır.  Mesela varoluşun nasıl meydana geldiği, tabiatın kendi kendine şekilsiz maddeden nasıl oluştuğu, insan inançları, düşünce gücü ve ahlaki değerlerin nasıl şekillendiği gibi. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 81) Bilimin de birçok sınırı ve cevap veremeyeceği birçok soru vardır. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 277) Bilim, bütün sorulara cevap veremez, çünkü gözlemlerle sınırlıdır, olayların neden meydana geldiğini açıklayamaz, bazı metafizik soruların cevabını veremez, ahlaki olarak belirsizdir, nötrdür, şahsi olan ile alakadar olamaz. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 281) Bilim, bize bir şeyin ne olduğunu söyler, ne olması gerektiğini değil. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 283) Bilimin, ne-nasıl sorularına cevap verebildiğini, fakat neden-niçin sorularına cevap vermekte başarısız olduğunu görmeliyiz. Neden sorusundan kastettiğimiz, olayların gerçekleşme gayesidir. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 287) Bilim sadece hassas ayarların nasıl meydana geldiğini, nasıl devam ettiğini ortaya koyabilir. Kim tarafından konduğunu açıklayamaz. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s.  202) Bilimi mümkün kılan şey bu kanunların varlığı olduğuna göre, sözü edilen düzenin ‘kökeni’ üzerinde düşünmekten kaçınılmamalıdır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 88) Bilimsel gelişmeler hayatı kolaylaştırır. Bilimin verileri, maddenin sırlarını çözmemize yardımcı olur. Peki, bu sırların asıl ‘sahibi’ kimdir? (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s.  226) Bilim her gün farklı yasalar keşfediyorsa, bu yasaların kim tarafından konduğunu neden hiç sorgulanmaz? (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 202) Bilim ‘nasıl’ olduğunu ortaya koyar. Din ‘niçin ve hayatın gayesi nedir’ sorularına cevap verir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 227) Ateizm, nasıllığının ortaya çıkmasıyla dinin de ortadan kalktığını iddia ederek, insanları dinin hakikatinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.  Halbuki ‘din nasıllığın kim tarafından ortaya konulduğunu da’ ortaya koymaktadır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 228) “Ateistler tartışmalarda kendilerine özgü güçlü tezler de ileri sürememişlerdir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  9) Hiçbir ateist yeryüzünde varoluşunun sebebini ve anlamını açıklayabilecek durumda değildir. Ateist anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde ne hayatın ne de ölümün (ve sonrasının) manası üzerine tatmin edici şeyler söyleyemez. Ateistin ileri sürdüğünün tam aksine akıl, bilinç ve anlama yeteneği insana tanrının varlığını kavrayabilmesi için özel olarak verilmiş şeylerdir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 100)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm ve evrim, ırkçılığın ve faşizmin merdiveni veya payandasıdır. Seküler yöneticilerin hakim olduğu bugünün dünyasında neden ölümcül hastalıklarla baş etmek için harcanan para, silah teknoloji geliştirmek için harcanan paradan çok daha azdır? İnsan kaçakçılığı ve organ mafyası organizasyonlarını dindarlar mı yoksa dinden uzak olanlar mı kurup yönetmektedir? Organ mafyasının işgücünü üstlenen doktorları, neden yaptıkları profan yemin ve bilim engelleyemiyor? Ateist yönetimler neden hep baskıcı, dayatmacı ve mağdur edici oldu? Ateist komünist Çin&#8217;de işçi ücretleri ne kadardır? Neden batılı büyük teknoloji firmaları bütün ürünlerini orada üretiyor? Neden bilim insanı rahatlatmıyor, aksine strese sokuyor?  Bilim bizim sömürülmemiz için bir araç olarak mı kullanılıyor? İnsan hakları beyannamesinin yayınlandığı günden bugüne dünyada insan hakları alanında ne kadar iyileşme oldu? (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 129-132)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8216;Niçin yokluk değil de varlık durumunun söz konusu olduğu&#8217; sorusuna ancak tanrının varlığı üzerinden bir cevap geliştirilebileceğinin altını çizmek gerekir. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 153) Ateist, kendisinin bilimsel olarak açıklayamadığı (hayatın nasıl başladığı, evrenin niçin var olduğu, fizik kanunlarının niçin başka şekilde değil de böyle işlediği gibi) meseleler önüne konulduğunda, &#8216;bilimin gelecekte bu soruları cevaplayacağı&#8217; düşüncesini ileri sürer. Ümit ve beklenti kişisel bir olay olup, inanca dayalıdır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 103) Ayrıca böyle bir durumda teist de, &#8216;öldüğün zaman çok net olarak göreceksin.&#8217; diyebilme hakkına sahip olmaz mı? Ateistin bu temelsiz delillere dayanmasının sebebi, henüz düşünmeye başlamadan önce, tanrının var olabileceği ihtimalini devre dışı bırakmasıdır. Bu seçenek göz ardı edilince de geriye sadece elde kalanlar üzerinde ısrar etmekten başka yapılacak bir şey kalmamaktadır. İnsan zihni her tür düzenin arkasında bir neden ve fail aramaz mı? (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 104) Paul Davies, &#8220;Evrende nereye bakarsak bakalım, en uzaktaki galaksilerden atomun derinliklerine kadar, bir düzenle karşılaşırız. Evren, zembereği yavaş yavaş boşalan bir saate benzemektedir. Öyleyse ilk başta nasıl kurulmuştur?&#8221; (Davies, Change or Choice, s. 506) diye haklı olarak sormaktadır. “Evrenin ve dünyanın her yerinde aynı şekilde geçerli olan, uzun zaman diliminde gözüken bu düzenliliğin bir açıklaması olması gerekir. Bir düzenin arkasında bir plan ve tasarımın olması kaçınılmazdır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 114) Evren, akıllı bir tasarımın ürünüdür. Fakat evren çok karmaşık ve insan yapımlarından daha büyüktür. Öyleyse evreni tasarlayan sonsuz güç ve akıl sahibi bir tasarımcı vardır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dawkins, ateizmi bir inanç biçimi olarak yaymayı kendine misyon edinmiştir.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 26) Dawkins, Darwinci düşüncelerini iman alanına kaydırmıştır. Dawkins, kendi ifadesiyle, Darwincilikten beslenen iyi bir &#8216;ateizm savaşçısı&#8217;dır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 39) Dawkins, kendi tezine iman edilmesini ısrarla savunmaktadır. İnançsızlığın ilmihali, ‘Tanrı Yanılgısı’ kitabıdır. Dawkins, Darwinizm bir havari gibi yaymayı tercih etmektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 41, 42, 44) Pozitivizm ve sekülerizm bir tür inanç ve dolayısıyla dogmatizm üretmektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 130) Darwinizm, sekülerlerin &#8216;yaratılış hikayesi’dir ve onlar evrim teorisine ‘koyu bir inançla’ bağlıdırlar. (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 34)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateizm, anlam ve değerden yoksun bir ‘inanç’tır.” (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 27) Ateizm bir inançtır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 188; Evrim Ağacı, 13 Eylül 2020) “Ateizm bir inanç sistemidir.” (Süleyman Akdemir, Gençlik, 15 Şubat-15 Mart 1994, 24. Sayı, s. 9) “Ateizm, bugün bir inanca dönüşmüştür. Bu akım, artık içinde inanç unsurlarını barındırmakta ve tıpkı diğer dinler gibi üyelerine kurtuluş vaat etmektedir. (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, Arka kapak) Bir kişinin ateist olabilmesi için darwinizme ‘iman etmesi’ zorunludur. Ateizm teorik sınanmaya bile uygun değildir ki pratik de masaya yatırılabilsin! (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 46) “Ateizmin, tanrının var olmadığına inanmak şeklindeki yaklaşımının da bir inanç olduğu göz önüne alınmalıdır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 31) Bir şeyin nihai nedeninin, o şeyin kendisi olduğunu ileri sürmek sadece bir inançtır.  Kanunların tatbik edicisinin (uygulayıcısının) var olması gerekir. Düzen, hesap ve sistem bir zekayı işaret etmeyecekse neyi ima edecektir? Düzen bir tasarım neticesi değilse neyin sonucu olarak ortaya çıkar? (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 109-110) İnsan, sadece irade gösteren değil, hisseden bir varlıktır. İnsanın ruhunda bir şeyi tabulaştırma özelliği her zaman var olagelmiştir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 199) Ateist Dennett, &#8220;Herhangi bir şey kutsal mıdır? Bu dünya kutsaldır.&#8221; (Daniel C. Dennett, Darwin&#8217;s  Dangerous Idea, s. 520) demektedir. Sormak lazım, “Neden Tanrı değil de evren kutsaldır?” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s.  60) Ateistler, dinin esaslarının tersini yapmayı özgürlük gibi sunuyorlar. Oysaki yaptıkları yeni bir inanç oluşturmaktan öteye gitmiyor. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 14) “Kainatın kendi kendine oluştuğunu savunmak gerçekten büyük bir iman gerektirir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 98) Ateizm, bilimden ziyade bir inanca dönüşmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 215) Ateist bir iddia olan “Maddenin ezeli olduğu iddiası, bilimden uzak tamamen inanca dayalı bir düşüncedir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 238) Evreni idare eden kanunların bir anda var olduklarını kabul edilse, bu sefer söz konusu kanunların neden hiç değişmeden, bozulmadan ve ısrarla bu şekilde işlemeye devam ettiklerinin açıklanması gerekir. Bu, kanunlara ‘metafizik bir amaçlılık’ yüklemekten başka bir şey değildir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 127) Darwinist ve Marksist Richard Lewontin, “bizim materyalizme bir ‘inancımız’ var, ‘baştan kabul edilmiş bir inanç’ bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, ‘bilimin yöntemleri ve kuralları değildir.’ Materyalizm ‘mutlak’ doğrudur.” (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 185) şeklindeki itirafı herşeyi açıklamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Materyalizm ve Darwinizmin ‘gözlerini kör ettiği fanatik birtakım evrim bilimciler’ dışında, bitki ve hayvanlardan memeli, kuş ve insan ırkının ortaya çıkışına kadar birçok türün ‘geçmiş dönemdeki canlılarla hiçbir bağlantısının olmadığı, benzersizliği ve aniden ortaya çıkışının’ örnekleri tek tek açıklanmıştır. (Fatih Buğra Sarper, Teistik Evrim Düşüncesinin; Bilim, Felsefe ve İslam&#8217;ın Delilleriyle Eleştirisi, s. 81) Profesör Celal Şengör ise, “Yaşam, Darwin&#8217;in sandığından daha karmaşıktır. Ama bu karmaşıklığın tesadüfi evrimle açıklanamayacağı anlamına gelmez.” demektedir. (Radikal, 6 Mart 2006) Peki bu karmaşıklık tesadüfi evrimle açıklanabilmiş midir, hayır!  (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 165) “Cehennemliklerin gözleri vardır ama onlarla göremezler.” (A&#8217;raf, 179)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Pek çok yazar, filozof, sosyolog ve ekonomistin yokluğunu ispatlamaya çalıştığı tek varlık tanrıdır.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 50) “Ateistler aynı zamanda tepki gösterdikleri şeye bağımlıdırlar da. Yani, her ne kadar Allah&#8217;ı inkar ettiklerini iddia etseler de, her konuşmalarında Allah&#8217;tan bahsetmek zorunda kalırlar. Ateizm psikolojiktir.&#8221; (Ömer Baldık, Genç Yorum, Ocak 2014, 113. Sayı, s. 13-14) “Ateistlerin tanrıyı reddetme gerekçeleri çoğunlukla duygusaldır.” (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 13) Ateizm, psikoloji ile derinden irtibatlıdır. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 35) “Ateistler Tanrı hakkındaki görüşlerini teistlerin kullandıkları deliller üzerinden yürütmektedirler. Bir bakıma orijinal bir tez üzerinden düşüncelerini üretmek yerine antitezci bir tutum ortaya koymaktadırlar.” (Saliha Vidinlioğlu, Hülya Terzioğlu, Ateizm Savunucusu Sitelerde Din Karşıtı Bazı Argümanların Analizi, Kader, Cilt: 19, Sayı: 1, 2021, s. 75) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fıtrat, insanların sahip olduğu yaratılış özellikleridir, bu yaratılış din açısından önemli delillerden biridir. “Fıtrat, Allah&#8217;ı tanıma eğilimi, ruh temizliği, hakikati kabule meyilli yaratılma demektir.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 27) “Her insan, ilahi yazılım/fıtrat gereği hakkı ve hakikati idrak edebilecek düzeyde yaratılmıştır.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 63) “O halde sen Hanif olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel!” (Rum, 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı&#8217;ya inanarak mı doğarız? (BBC, 24 Kasım 2008) Suya karşı arzumuz suyun varlığını gösterir, yapılan çalışmalar sağlıklı bütün insanların ahlaki bir sistemi öğrenecek ve uygulayacak zihinsel donanıma doğuştan sahip olduklarını göstermektedir. Paul Bloom, ‘bebeklerin yaşamlarının daha ilk yılında ahlakla ilgili doğuştan özelliklerinin gözlendiğini’ ortaya koyan bir psikologdur. Allah, insanları kendisinin buyruklarına uyacak şekilde yaratmıştır. (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 216-221) “Hiçbir tecrübi-deneysel karşılığı bulunmayan bir kavramın, ruhta/insan benliğinde mevcut bulunması esrarengiz bir şeydir.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 59) Descartes, &#8220;Tanrı’nın mutlak varoluşu benim böyle düşünmeme neden oluyor.&#8221; demekte ve &#8220;Hayatta, bir varlığı sonsuz olarak kavramaya bizi zorlayan hiçbir şey yoktur. O halde, bizdeki tanrı fikrinin doğuştan olması gerekir ve bu fikrin bir sebebi olması gerektiğine göre de, bizatihi sonsuz olan bir öz ile ben&#8217;de ya da benliğimde yerleşmiş olması gerekir.&#8221; (Descartes, Meditations, s. 37; Metafizik Üzerine Düşünceler, 3. ve 5. düşünce) diye devam etmektedir. (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 67) Var olmayan bir şey karşısında bu direnç neden? Çünkü Tanrının gidişi, hiçbir şeyin gelişiyle telafi edilememekte, onun tuttuğu yeri sonsuz bir boşluk doldurmaktadır. (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 74) İnsan, kendi varlığını sürdürme içgüdüsünü de beslediği için Allah&#8217;ı arar. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 19) Çölün ortasında hiç eğitim almamış biri neden kainatın yaratılışını merak eder? (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 222) Tanrının varlığına iman bir kültürün ürünü değildir. Bu inanç evrenseldir. “Sosyologlar ve antropologlar, ateist bir çocuğun bir adaya terk edildiği takdirde, adanın bir yaratıcısı tarafından yaratıldığına inanmaya başladığını iddia etmektedirler.” (news.bbc.co.UK/today/hi/today/newsid_7745000/7745514.stm) İnsanda tanrı anlayışı bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın bir şekilde doyurulması gerekir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 142) “Yaratıcının var olduğu inancı insanın fıtratına yerleştirilmiş bir duygudur.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 16; N. K. Okumuş, Sağlam kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, eşcinsellik ve deizm üzerine, s. 193) “Çünkü dünyada insanların anlaşarak bir şeye inanmaya dair aldıkları bir karar yoktur.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 18) Ayetler insanı fıtratı ile baş başa bırakmaktadır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 33) “İnsanın fıtratında, özünde Allah&#8217;ın varlığını ve birliğini tanıma eğilimi vardır.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 11) ve “Yaratılış fıtratını bozmayan her insan, Allah&#8217;ın eseri olan kainata bakarak O&#8217;nun varlığını anlayabilecek özellikte yaratılmıştır.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 14) Tanrı anlayışı insan fıtratında zaten mevcuttur. Bu fıtrat, hayati durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bir hastalık durumunda dua etme isteği oluşur. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 34) Bir tehlike anında yaşamı bize veren varlığın kim olduğu, fıtrat gereği devreye girer. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 35) &#8220;İnsan, güzel olanı doğal bir şekilde sever. Bütün güzelliklerin kaynağı ve yaratıcısı Tanrı olduğundan, insanın sevgisini tanrıya yöneltmesi kendisinden beklenen doğal bir şeydir. Tanrıya güvenerek yaşayan, emin ve mutlu olur.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 189- 190) Peygamberimiz, bütün insanların tanrının varlığını tasdik eden, ahlaken beyaz bir sayfa gibi bir fıtratla doğduğunu  (Buhari, Cenaiz 92; Ebu Davud, Sünne 17; Tirmizi, Kader 5) söyler. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 39) Bu fıtratta herhangi bir yanlış, kötü bir haslet bulunmamaktadır. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 143) Profesör Paul Bloom 3 Mayıs 2010 tarihinde New York Times gazetesinde ‘bebeklerin ahlaki hayatı’ isimli uzun bir makale yayınlar ve yaptığı araştırmalar sonunda bebeklerin bir ‘adalet duygusuna sahip olduğunu’ açıklar ki, bu da Peygamberimizin hadisi ile uyum içindedir. “İlk insana ruhundan üflendiğinde, Allah bilinci de oluşmuş olmaktadır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 107) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Turgut: Artık ateist değilim. Serdar Turgut Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Ateist biriydi. Beyin kanaması geçirdi. Ölümle pençeleşti. “Dinin, dua etmenin bana çok yararı oldu. Tekrar düşündüm olayları. İçimde güç alacağım yerler aradım. Ve duanın gücünü keşfettim. Allah’tan yardım istedim. Şimdi her şeyi istiyorum O’ndan. Gazete yaparken de, adımımı atarken de. Kurban kestim hayatımda ilk kez.” (Haber 7, 02.01.2005) Ateist olan İtalya’nın ünlü yönetmeni fellini ağır bir kriz geçirir ve hastanede bitkisel hayata girer. Bir süre sonra iyileşir ve şu açıklamayı yapar: “Bitkisel hayata girdiğim o korkunç anda, hayatımda ilk defa Tanrı’nın varlığını duyumsadım. İtiraf edeyim ki artık şimdiye kadar ki düşüncelerimi sorgulayacağım.” (Akev Bülten, Bahar 1994, 6. Sayı, s. 29) İnsanoğlunun asli amacı, dünyevi kaygılardan ziyade bu dünyaya imtihan için geldiğini bilip ona göre yaşamaktır. Allah, herhangi bir sıkıntı veya hastalık vererek insanlara kendini hatırlatır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 116 ) Hastalıklar bize sahip olduğumuz nimetlerin vazgeçilmez olduğunu öğretir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven s. 119) &#8220;İnsanın başına bir sıkıntı gelince yan yatarken de, oturup kalkarken de bize yalvarıp yakarır; ama ne zaman ki sıkıntısını gideririz, nankörce davranmaya devam eder.&#8221; (Yunus, 12) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ontolojik sorgulamanın birinci basamağı: &#8220;Ben  kimim?&#8221; sorusudur. İnsan için öncelikli bilgi, kendini bilme bilgisidir. (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 33) Yunus Emre: &#8220;Okumanın manası kişi kendin bilmektir. Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir. Okudum bildim deme. Çok taat kıldım deme. Eğer Hak bilmez isen. Abes yere gelmektir.&#8221; (Yunus Emre Divanı&#8217;ndan Seçmeler, s. 32) İkinci basamak: &#8220;Nereden geldim?&#8221; sorusudur. Buna ateistlerin cevabı evrim teorisidir. Halbuki Sokrates, &#8220;Evrende tesadüfe tesadüf edilmez.&#8221; demektedir. (Hüseyin Akın, s. 27) Ateistler ise, tesadüf denilen tanrının kullarıdır. Tesadüf tanrısında her hesap hesap dışı, her kural kural dışı ve her uyum bir rastgeleliğin sonucudur. Tesadüf tanrısı kullarından hiç bir yükümlülük istemez, çünkü kendi varlığı da aynı rastlantıların sonucudur. Bilim adamları, mucitler bu tesadüf tanrısının elçileri ve yalvaçlarıdır. (Hüseyin Akın, s. 31) Üçüncü basamak: &#8220;Nereye gidiyorum?&#8221; sorusudur. Doğan güne hükmümüz geçmiyor. Kafile kafile, katar katar kervanlar halinde insanlar bir kapıdan çıkıp başka bir kapıya doğru yürüyorlar. Bir yüzyıla kalmadan dünyanın şu anki sakinleri olan bizlerinde yerinde yeller esecek! (Hüseyin Akın, s. 36) Bu hareketliliğin mantıklı açıklaması ne? Nereye gittiğini, gittiği yolun nerede bittiği bilen insan için, her şey açık ve anlaşılır bir niteliktedir. Ateistler  ontolojik bir tanrı tanımazlıktan çok, inanan insanların inandıklarına inanmamakla kendilerini ifade ederler. Karşısındakini kendi anlamak istediği gibi anlamak ister, hatta durum niyet  okumaya dek gidebilir. Problem; karşı çıkmanın kendisi değil, ön yargısal ve mesnetsiz, tek taraflı okumalara dayanan tutumlarıdır. (Hüseyin Akın, s. 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizme göre, yaşadığımız acılar, duyduğumuz haz kadar anlamsızdır. (Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 54)  Natüralistlere (Doğacılara) göre var olan her şey aslında, maddenin yeniden düzenlenmesinden ibarettir veya kör fiziksel faaliyetler ve sebeplere bağlıdır. (Tzortzis, s. 57) Natüralizmi kabul eden ateistler için duygular dahil her şeyin temelinde, soğuk fiziksel faaliyetler yer alır. Her şey sadece soğuk, rastgele ve bilinçsiz fiziki faaliyetlerin ve sebepleri sonucudur. (Tzortzis, s. 58, 63-64) Dawkins, &#8216;Gen bencildir&#8217; isimli kitabında, bedenlerimizin sadece üremek ve çoğalmak için geliştiğini ileri sürerken (Tzortzis, s. 64) filozof Ludwig wittgenstein ise, &#8220;Neden buradayız bilmiyorum fakat eminim ki gayemiz bu dünyada sefa sürmek değildir.&#8221; demektedir. (Tzortzis, s. 62) Natüralizmde, &#8216;neden buradayız&#8217; sorusunun cevabı yoktur. &#8216;Nereye gidiyoruz&#8217; sorusunun da. Natüralizme göre, fiziki şeylerin hiçbir amacı yoktur. Hiçbir şey, atom, molekülleri bir maksat üzere hareket ettirmemektedir. Eğer durum böyleyse, zihnimizin kavrama kabiliyeti, akıl yürütme nasıl açıklanabilir ve zihin neden vardır? (Tzortzis, s. 81, 94) Her şey insan için yaratıldı. Acaba İnsan niçin yaratıldı? (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 33) “İnsanın ahlak ve kültür varlığı oluşunu ölümü ile fark ederiz. Zira hayvanlar âleminden bir canlının ölmesiyle, leş olurken; insan varlığı için cenaze törenleri ve hatıratlar oluşur. İnsanca oluş, özgürlüğü, sorumluluğu ve hesap vermeyi icap ettirir. Bu yetileri sadece akla bağlamak mümkün değildir. Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 97)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Moğolistanlı ateist iken Müslüman olan Möngönami Gambat.” (Şebnem Dergisi, Mayıs 2010, 63. Sayı, s. 14), “Ateist iken Müslüman olan Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Cuny Nicolas.” (Genç, Mart 2016, 114. Sayı, s. 57) ve Ateist iken Müslüman olduktan sonra Munciye adını alan İsveç&#8217;li bilgisayar mühendisi Monjia niçin Müslüman olduklarını genellikle hep benzer cümlelerle açıklarlar: &#8220;İslam&#8217;ın dışında hiçbir dünya görüşü insanın niçin dünyaya geldiğini cevaplandıramıyor.&#8221; (Kadın ve Aile, Haziran 1986, 15. Sayı, s. 24)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizme göre bir insan, bütün hayatı boyunca ıstırap çekip sonrasında kendini birdenbire, mezarda bulabilir. Çektiği bütün acılar, sıkıntıların ve yapmış olduğu fedakarlıkların hiçbir anlamı kalmaz. Ateizm mantığı insanı umutsuz bir hale sokar.  (Tzortzis, s. 274) George Gaylord Simpson ‘Evrimin Anlamı’ adlı kitabında, “insan, kendisini hiç de hedeflememiş olan &#8216;amaçsız&#8217; ve doğal bir ‘sürecin’ ürünüdür.” demektedir. (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 164)  Eğer Bizler hayli düzensiz ve cansız parçacıklardan başka bir şey değilsek, insan hakları iddialarının temeli nedir? Evrimci ateistlere göre, &#8216;hayatta kalmak ve üremek için&#8217; varız. Böyle bir  insanın mutlu olması mümkün müdür? (Tzortzis, s. 65) Ateistler ayrıca perdelenmiş bir ‘ben merkeziyetçilik’ ile karşı karşıyadırlar. Tanrıyı insan biçimine sokarlar. Ateistlere göre ‘Tanrı da, bizim dünyayı gördüğümüz gibi görmelidir.’ diye düşünürler. (Hamza, s. 37) &#8220;Şaşırtan varsayım şu: &#8220;Siz&#8221; neşeleriniz, üzüntüleriniz, anılarınız, ihtiraslarınız, benlik ve özgür irade duygularınız ile aslında çok sayıda nöron ve bunlarla ilişkili moleküllerin bir arada davranışından ibaretsiniz. Bir nöron destesinden başka bir şey değilsin.&#8221; (F. Crick, Şaşırtan Varsayım, s. 3) Aslında olayın kırılma noktası şurasıdır: &#8220;Bilim benliği keşfedemez; benlik bilimi keşfeder.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 268) Bu nedenle de &#8220;Dawkins&#8217;in bilinci açıklayamaması gibi, şahsiyet konusunda da sessiz kalması ilginçtir.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 269) ama şaşırtıcı değildir! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Natüralizm</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizm “Her şeyin doğal varlıklardan doğal nedenlerle oluştuğunu, doğaüstü varlıklara ve açıklamalara itibar edilmemesi gerektiğini savunan düşüncedir.” (Naturalism, Oxford Dictionary of English) Natüralizmde fiziksel dünyanın dışında bir gerçeklik yoktur, metafizik reddedilir ve materyalizm ile de yakından ilişkilidir. ‘Ateizm, deizm gibi’ Natüralizmin de ‘türleri’ vardır.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 41-57) Natüralistler, evrenin işleyişini bizzat kendisine verirler. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 176)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizm, var olan her şeyin sonuçta fiziksel bileşkelerden oluştuğu görüşüdür. (Kemal Batak, s.  32) &#8220;Doğanın dışında başka hiçbir şey yoktur.&#8221; şeklindeki kapsamlı natüralist iddiaya doğanın içinde kalarak ulaşma imkanı yoktur. Bu iddia bir felsefeyi, ‘metafiziği’ içerir. Dawkins ve Dennett gibi natüralistlerin yaptığı ‘bilim değil bilimciliktir.’ Bu bilimci naturalizm onları, kötü bir felsefeci ve teoloji okumamış kötü bir teolog yapmaktadır. (Kemal Batak, s. 175) Bugün bilimcilerin dilindeki bilim ile, teknoloji ve üretimin yanı sıra bir ahlakı ve metafizik telakiyi içinde barındıran felsefe de kastedilmektedir. (Hasan Yaşar, Ömer Faruk Korkmaz, Yücel Karakoç, Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 95) Natüralizm bugün akademide egemen olan ‘bilimsel kılıklı’ yarı-dinsel dogmadır ve felsefi gücü gittikçe daha fazla sorgulanmaktadır. Teizm ve natüralizm iki rakip ve karşıt &#8216;metafizik&#8217; teoridir. Natüralizm, çözüyor göründüğünden çok daha fazla problemlere neden olmaktadır. Natüralizm, bugün için problem çözen değil tutarsızlıklara düşerek problem üreten bir felsefi anlayıştır. Naturalizm, birbiriyle çelişen, bilimi aşan iddialara sahiptir. (Kemal Batak, s. 178) “Tıpkı teizm gibi ateizmde, bir kanaatler malzemesi üzerine yükselir. Jaspers&#8217;in ifadesi ile insanlık &#8216;tanrının otoritesinden kurtulacağım&#8217; derken, ‘kendi tahakkümüne tutsak’ olmuştur. Otorite baskı değildir. Sadece dağılma ve parçalanma ihtimaline karşı bir önlemdir. ‘İnsan aklı, Tanrı olarak ikame edilmiştir. Akıl eksenindeki yapıp etmeler, birer ritüele dönüşmüştür.’ Modern ve kapitalist değerler ekseninde bir narsisizm kültürü geliştirilmiştir.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 51-53)  Parola şu: İnsanlar kendilerinden uzaklaştıkça modern çark daha kolay dönmektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 130)   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizm açısından evrenin anlaşılabilir bir yapıda olmasını beklenir kılacak hiçbir unsur gözükmemektedir. Mantık açısından evrende yasaların var olması zorunlu bir durum değildir. Natüralistlerin kabul ettiği haliyle, maddenin öz ve öz yapısı rasyonalite ile alakasız olduğu için, bu varlıktan rasyonaliteye uygun bir yapının sonradan ortaya çıkmasını beklemek için makul bir sebep yoktur. (Caner Taslaman, Neden Müslümanım? s. 317) Hangi bilimsel deney, Tanrının evreni yaratmadığı gibi bir sonuca bizi götürebilir? Herhangi (materyalim veya natüralizm gibi) bir teori, bir Tanrının, zihnin, bilincin olmadığını bize söylüyorsa, onu bu iddiayı ampirik bilimlere dayanarak dile getirilmesine imkan olmadığına göre ontolojik, metafizik natüralizme dayanarak dile getirdiğine hükmetmeliyiz. Natüralizm ile din arasında tartışmadan söz edebiliriz ama bilim ile din arasında değil. (Kemal Batak, s. 179) “Birçok ateist, felsefi natüralistlerdir.” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 53) “Dawkins&#8217;e göre de ateistler, felsefi natüralisttirler.” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 38) Katı natüralist Francis Crick, &#8220;Bilinç öyle bir konu ki, yola birkaç önyargıyla çıkılmaksızın bir yere varılamıyor.&#8221; (F. Crick, Şaşırtan varsayım, s. IV) diyerek bilincin gizemini açıkça çözemediğini itiraf eder ve &#8220;Bir dizi sinir hücresinin ayrıntıdaki davranışı olduğumuza inanmak kolay yutulur lokma değildir.&#8221; (Crick, Şaşırtan varsayım, s, 8) diye de devam eder. Bilinç ve düşüncenin ‘niyetliliği’ natüralist felsefe için büyük sorun teşkil etmektedir. Searle, makinenin bilinçli olabileceğini bile ileri sürmüştür: Beyin bir makinedir. O, bilinçli bir makinedir. Makineler düşünebilir ve bilinçli olabilir. (Searle, The Mystery of Consciousness, 202) Richard Rorty, &#8220;Acı içindeyim&#8221; yerine, belli beyin süreçlerine işaret eden, &#8220;C liflerim ateşliyor.&#8221; (Crick, şaşırtan varsayım, s. 287; Dawkins, Bencil Gen, s. 5, 12) demenin daha doğru olacağını savunur. (Kemal Batak, s. 112) Francis Crick, bir neron destesinden başka bir şey olmadığımızı, benlik, özgür irade, bilinçli anılarımız, üzüntülerimiz, neşelerimiz gibi pek çok zihinsel niteliğin aslında var olmadığını iddia eder. Ateist John Searle, &#8220;Fiziksel hadiseler, sadece fiziksel açıklamalara sahiptir. Gelecekteki eşinize aşık olduğunuz için evlendiğinizi düşünüyorsanız, her halükarda yanılıyorsunuz. Her bir durumda sonuç/etki, fiziksel bir hadisedir.&#8221; diye yorum yapar. (John Searle, The Mystery of Consciousness, s. 154) Ateizmde hiç bir duygu ve hatta akıl kaynaklı sonuçlara güvenilmez. Ateist filozof Bernard Russell, “İnsan, kör atış yapan nedenlerin ürünüdür. Kökeni, gelişimi, ümitleri, korkuları, sevgileri, inançları bütün her şeyi ‘atomların ‘tesadüfi suç ortaklığı’ neticesinde meydana gelmektedir. İnsanın başarıları, bir hiç olacaktır.” (Bertrand Russell, Mysticism and Logic s. 45) demektedir ki aslında bu söylemler şunu açığa çıkarmaktadır: Varoluş ancak Tanrı&#8217;nın varlığı ile bir anlam kazanabilir. (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 23) Ateistlerin duygusuz ve ruhsuz bakış açılarını itiraflarına devam edelim: John Messerly, “amaçsızca yaşıyoruz.” (Messerly, The Meaning of Life, s. 335) Francis Crick, “Sen, sevinçlerin, üzüntülerin, aslında büyük bir nöron grubu hareketlerinden başka bir şey değilsin.” (Sami Amiri, s. 84) Peter Atkins; “Biz kaosun çocuklarıyız, kabullenmemiz gereken kasvet budur.” (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 104) Yeni ateizmin Peygamberi Dawkins, “Evren kör, acımasızca bir kayıtsızlıktan başka bir şey değildir.” (Richard Dawkins, River out of Eden, s. 133) Ateistlere göre insan, hayvani bir dünyadadır. Acı nedir ki? Sinir uyarısının, madde âleminde bir değeri olabilir mi? (Sami Amiri, s. 41) Ateist filozof Peter Singer 1983&#8217;te bir makale yayınlar. Zihinsel engel veya Down sendromu gibi farklı gelişim sonuçları bulunan bebeklerden kurtulmanın ahlaki bir sorun teşkil etmediğine vurgu yapar. (Sami Amiri, s. 44) Steve Williams: “Anensefali hastalığına sahip bir çocuğun bilimsel deneylerde kobay olarak kullanılması, zeki bir maymunun kullanılmasından insanlık açısından daha iyidir.” Ateist filozof James Rachels, “Bazı şanssız insanlar akıllı varlıklar değildir. Onlar yalnızca hayvanlardır. Laboratuvarda yahut da besin olarak kullanılabilecekleri sonucuna varmalıyız.” (James Rachels, Created from Animals, s. 183) Ateist felsefeci Peter Singer, “Doğan bebek eğer engelli ise ebeveynlerin, doğumdan sonraki ilk hafta veya 1 ay boyunca çocuklarının yaşamına karar verebilme yetkilerinin olması gerektiğini” (Sami Amiri, s. 46) ileri sürerken, etik yaklaşımcı Peter Singer ise “Bebeklerin öldürülmesini, normal insanların yahut da farklı bir canlı varlığın hayatına son verilmesi gibi değerlendirmek doğru değildir.” (Peter Singer, Practical Ethics s. 182) diyerek bu görüşü reddetmektedir. Evrimci ekolojist Dr. Eric Pianka, “insanlığın %90&#8217;ının yok edilmesi gerektiğini, bunun içinde ebola virüsünün atmosfere yayılmasını önerir. Dawkins attığı bir twitte şöyle demektedir: “Ojenik pratikte elbette işe yarıyor, insanlar için neden işe yaramasın ki?” (Sami Amiri, s. 49, 50) Sosyal darwinizmin en ünlü şahsiyetlerinden filozof Herbert Spencer ise şöyle demektedir: “Bireysel fedakarlık iyiydi ancak organize hayırseverlik tahammül edilemez.” (Spencer, The Study of Sociolog, s. 345) Meşhur ateist John Leslie Mackie: “Estetiğin durumu da tıpkı ‘ahlaki değerler’ gibidir, hepsi ‘bireysel hazlardan’ ibarettir.” (Mackie, Ethics, s. 15) Ateizm dünyasında hakiki estetikten bahsedilemez. Bilakis onlar, sizin hayal gücünüzle oynayan estetik yanılgısıdır. Ateizm dünyasında kelebeklerin manzaraları çöp yığınlarından daha güzel değildir. Zira estetik, bakanın zihniyetindeki bir yanılsamadır. (Sami Amiri, s. 154) Agnostik filozof Anthony O&#8217;Hear; “Darwinci bir bakış açısıyla doğruyu, iyiyi, estetiği ve bunlara olan ilgimizi açıklamak gerçekten çok zordur.” (Sami Amiri, s. 155) demektedir. Dawkins: “Sevgi bir amaç değildir. Beynin çalışmasının bir yan ürünüdür. Belki de genlerin hayatta kalması için çok önemli bir üründür.” İşte ateistimizin dünyasında kalp! (Sami Amiri, s. 162) Ateizm bir trajedidir. Ateizm dünyası dehşetlidir. Onlara göre bu dünya, her şeyin bir yanılgıdan ibaret olduğu bir âlemdir. (Sami Amiri, s. 163) George Gaylord Simpson ile bitirelim: “İnsanın varoluşu, hedefsiz bir sürecin sonucudur.” (Simpson, The Meaning of Evolution, s. 345) “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak.” (Taha, 124)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bağnaz bir ateist olan Francis Crick, “beyinlerimiz, zeki olmamızı sağlamak için evrimleşmiştir.” (Crick, TheAstonishingHypothesis: The Scientific Searchfor the Soul, s. 262; Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 65) ve ateist Sam Harris: “Mantıksal, matematiksel ve bedensel sezgilerimiz, doğal seçilim tarafından hakikati aramak için tasarlanmamıştır.” (Harris, The Moral Landscape, s. 66) derken meşhur ateist filozof Thomas Nagel ise “matematik ve bilimin sonuçlarına güvenmek için hiçbir neden yoktur.” (Nagel, The Last Word, s. 135; Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 66) demektedir. Bu konuda Darwin’de şunları söyler: “insan aklının bir kıymeti olduğuna dair ciddi şüphelerim var. Bizden kim maymun aklının kanaatlerine inanabilir ki? Tabii böylesi bir akılda kanaatten söz edilebilirse.” (Sami Amiri, s. 67) Yine Darwin şöyle demektedir: “İnsan aklına güvenmek mümkün mü ki, bu akıl en aşağı bir akıldan evrimleşmiştir.” (Darwin, The Origin. s. 433) Ama bu akıl nedense Allah&#8217;ın varlığı konusunda şüphe duymak için yeterli gelmektedir ateistlere! “Ateistlere şu soruları sormamızı icap eder: Kendi görüşlerinizin hakikat olduğunu nereden biliyorsunuz? Hasımlarınızın yanlış bir düşünceye inandığını nereden çıkardınız?” (Sami Amiri, s. 69) C. S. Lewis, “Eğer akıl, atomların anlamsız bir şekilde fışkırmasına bağlı ise; bu akılların ürettiği düşüncelerin ağaçlar arasında esen rüzgarın sesinden nasıl daha önemli olduğunu anlayamıyorum.” (Lewis, The Weight of Glory s. 139) derken evrimsel biyoloji uzmanı ateist J.B.S. Haldane, “Zihinsel faaliyetler tamamen beyindeki atomların hareketleri ile belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymak için hiçbir sebebim yok. Bu durumda aklımın atomlardan müteşekkil olduğunu varsaymam için de bir neden kalmıyor.” (Haldane, Possible Worlds, s. 209) diyerek bu konudaki çelişkilere dikkat çekmektedir. “Ateist paradigmada beyin, atomları hikmetsiz bir şekilde bir araya gelmiş makineden ibarettir.” (Sami Amiri, s. 75) O halde “Bir ateistin, herkes gibi kendi beyni de kör fiziğin tutsağı olduğuna göre nasıl oluyorsa onun beyni diğer insanlardan daha rasyonel oluyor? Ateist biri neden teistten daha rasyonel olduğuna inanmak zorundadır?” (Sami Amiri, s. 74)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralist, insanı özgür iradesi olmayan &#8216;bilinçsiz&#8217; bir makine ve ‘robot’ olarak görür. Onlara göre insan, nöron destesinden başka bir şey değildir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 143) O nedenle de ateist filozof Alexander Rosenberg, “Özgür irade var mıdır? Elbette hayır!” (Rosenberg, The Atheist’s Guide to Reality. s. 3) ve Stephan Hawking, “özgür irade yanılsamadır.” (Hawking, The Grand Design, s. 32) demektedir. Ateizm irade ile seçilebilecek bir tercih değilse, niçin bizi ateizme çağırıyorlar?! Sam Harris, “Özgür iradenin esasında basit bir yanılsama olduğunu” söyler. Bağnaz bir ateist olan Jerry Coyne; “davranışlarımız yalnızca genlerimiz tarafından belirlenmektedir.” derken ona şunu sorabilirsiniz: “Tanrı&#8217;ya ve dine olan itirazı akla dayalı bir tavır mıdır?” (Sami Amiri, s. 86, 87) Daniel Wegner, “özgür iradenin yanılgı olduğunu” ifade eder. Ona göre  “Eylemlerimiz mekanik tepkilerdir.” (Sami Amiri, s. 89) Dawkins’i tenkite tabi tutmamız hatta kınamamız gerekir. Çünkü eserleri Dawkins’in en ufak bir iradesinin olmadığı yazılardır. (Sami Amiri, s. 92) Özgür iradeyi inkar, suçluluk duygusundan tamamıyla kurtulmanın ve bencilliğin, eş, aile ve toplum tarafından kınanamayacağı bir düzleme taşınmasından başka bir şey değildir. (Sami Amiri, s. 93) Ateist filozof Alexander Rosenberg: “Ben neden buradayım? Şans eseri! Doğru ile yanlış, iyi ile kötü arasındaki fark nedir? Aralarında ahlaki bir fark yoktur. Kürtaj, intihar her şey serbest.” (Sami Amiri, s. 168) Kötümser filozof olarak ünlenen Alman filozof Arthur Schopenhauer için “Hayat aşağılık ve anlamsızdır.” (Sami Amiri, s. 113) Ateizm hiçbir şeyin değeri bulunmadığını söyler. İster yap ister yapma, eylemlerin anlamsızdır. (Sami Amiri, s. 132) İşte ateist budur! (Sami Amiri, s. 94) “Gerçek, Rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkar etsin.” (Kehf, 29); “Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz ancak kalpler kör olur.” (Hac, 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizm bilimi aşan iddialara sahiptir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 174)  Halbuki “İnsanoğlunu değerli kılan yasaların bilgisine sahip olacak yapıya (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 73) ve kendini diğer tüm canlılardan ayıran akıl ve vicdan gibi üstün özelliklere sahip olmasıdır. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 25) Bizlere verilen bu kadar duygu ve özellikler nedendir? (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 55) Vicdanımız haksızlıklar karşısında acı çekiyor ve adalet talep ediyor. Halbuki İnsanın hayatta kalabilmesi için merhamet, adalet veya vicdan gibi duygulara hiç ihtiyaç yoktur. O halde insanlarda neden bu özellikler vardır? İnsanın anlam arayışı sadece tanrının varlığı ile temellendirilebilir. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 144)  Allah&#8217;ın kudretini anlamak açısından, her şeyin aklımıza hitap edecek şekilde yaratılmış olması bizler için çok önemlidir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 76) “Allah bizi, anlamı isteyecek şekilde yaratmıştır. İslam, anlam arayışına tatmin edici cevap vermektedir. ‘Ne yaparsan hayatım anlamlı olur, neden buradayım?’ Tüm bunların ve benzeri soruların cevapları ancak yaratılış gayemize uygun yaşarsak anlamlı olur. İnsanlığı ‘anlamı arayan canlı’ olarak yaratan Allah&#8217;tır.  Allah&#8217;la ilişkide olmaktan ve kul olmaktan daha önemli bir şey olamaz. Ölüme doğru, hayat aracında çok hızla yol alıyoruz. İslam, ‘nereye gidiyorum?’ sorusuna detaylı bir şekilde cevap vermektedir. Birçok kişi için yıllarca süren eğitimin amacı, karizma ve para elde etmek olmuştur. Kişinin bu planlarını bozan iki tane unsur vardır, birincisi ölüm ve ikincisi anlam arayışıdır. Modern dönemde imamların yerine geçirilmeye çalışılan psikiyatrlar ve psikologlar da ölümün karşısında çaresizlik içindedirler. Modern insan ‘neden buradayım, nereye gidiyorum?’ gibi hayatla ilgili en temel sorularla yüzleşmekten kaçar. Bu kısa hayatımızı nasıl yaşarsak hayatımızı anlamlı kılabiliriz? Tükenip de yok olanların, anlamlı olduğu düşünülemez. ‘İnsanların en önemli isteklerinden birisi beğenilmektir. Bu isteğimizin Allah tarafından beğenilmek için verildiğini idrak edemeyen kişi, içindeki bu hissi insanların gözünde karizmatik olarak beğenilerek gidermeye çalışır.’ Uçsuz bucaksız evrende terk edilmediğimizi bildiren İslam, içimizdeki anlam arayışının karşılığını içinde barındırmaktadır.” (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 251-266) “İnsan neden akıllı, irade sahibi bir varlıktır? Neden hayatta ahlak kurallarının hakim olmasının gerektiğine inanıyoruz? Kötülük yapınca vicdanımız niçin bizi rahatsız eder? İyilikler neden mutlu eder?” (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 95) “İnsan dışındaki tüm varlıklar içgüdü ile hayatlarını yaşarlar. Evrendeki yasaların varlığı, bizi yasa koyucu bir tanrıya götürür. Akılla kavranabilen yasaların olması, bunun arkasında akıllı bir bilincin olduğunu gösterir.” (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 103)  “Doğa niçin akılla anlaşılabilir? Evrenin akıl tarafından anlaşılabilirliğinin doğal açıklaması nedir? Natüralizm için evrenin anlaşılabilirliği sadece (tesadüfen) olan bir şeydir. Bu tür bir cevap, natüralistin evreninin aslında akıl tarafından anlaşılamaz olduğunu göstermez mi? İnsanın evrendeki yeri ile ilgili ‘natüralist öğreti, anti-hümanisttir.’ Natüralizm insanın önemsizliğini, değersizliğini, çabalarının anlamsızlığını ima eder.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 164) &#8220;Natüralizm, açıktır ki felsefi bir duruştur, bilimsel bir teori değildir.&#8221; (Layman Lettres to Doubting Thomas, s. 19)  Ateizm insanları amaçsızlığa, yokluğa ve hiçliğe mahkum etmektedir. Sadece yok olmak üzere hayat bulmuş olmak, cevapsız kalan pek çok soru yumağıyla birlikte yok olup gitmek büyük bir yıkım anlamına gelmektedir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 215) Darwinizmde amaçsız ve gayesiz bir hayat anlayışı kabul edilmiştir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 108) Sonuç itibari ile “ateizm, bir tür nihilizm olarak da adlandırılabilir.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s.  49) Ateizm, taraftarlarına bireyler arasında koca bir &#8216;hiç&#8217;i vadetmektedir. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 42) Halbuki “Yaratılışa anlam katan şey, yaratılışın bir amaç taşımasıdır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 96) Allah&#8217;ın olmadığı evren tasavvuru, ürkütücü, insanı derin bir yalnızlığa iten, hiçlikle her şeyi anlamsızlaştıran, cehennemi bir ortamdır. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 96) Dawkins, &#8216;Gökkuşağını çözmek&#8217; isimli kitabının önsözünde şunları yazmaktadır: &#8216;İlk kitabımın yayıncısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana, &#8216;Sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi’ soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise, kitabı okuyan bir öğrencinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve anlamsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Meslektaşım Peter Atkins, ‘The Second Law’ isimli kitabına şöyle başlar: &#8220;Biz kaosun çocuklarıyız, temelde bozulma ve kaos vardır, amaç yoktur; yön vardır. Evrenin derinliklerine indikçe kabullenmek zorunda olduğumuz kasvet ile karşılaşırız.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 98) Ateist düşünce, evreni hiçliğe ve amaçsızlığa ve insanı da sadece hayatta kalma mücadelesi veren menfaatperest, aciz bir hayvana indirger. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 98) “Ateistler, dünyada zamanını zevk almakla geçirmeyi kurar, ölümü bekleyerek. Ateistler ateizmle politeizm arasında salınır durur.” (Hüseyin Karatay, Bu Meydan, Kültürlerin Kökeni Üzerine Bir Tahlil, Ağustos 1989, 6. Sayı,  s. 26) “Her ne olursanız olun öleceksiniz. Bu dünyada yaptıklarınızın hiç bir anlamı olmayacak. Sadece size yaşattığı kısa zevklerin, hazların dışında hayatın bir anlamı yok. Öldükten sonra yok alacaksınız. En temel yasa, &#8216;güçlü olanın hayatta kalması&#8217; yasasıdır. Dünya bir savaş meydanıdır. Güçlülerin hayatta kaldığı, zayıfların haklı da olsalar yok olmaya mahkum oldukları bir savaştır bu.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 102) Eğer bu kısa hayatta ölüm son duraksa, hayattaki her şey anlamsız gözükmektedir. (Caner Taslaman, Neden Müslümanım? s. 428) “İkinci dünya savaşı da materyalist, tamamen din dışı, hak ve mana dışı hedef ve yollarla gelişme ve mutluluk vaat eden ateist/emperyalist bir savaştır.” (Ö. Vehbi Hatipoğlu, Panel, 15 Ağustos-15 Eylül 1989, 8. Sayı, s. 38) İşte materyalist felsefenin bizlere tasvir ettiği dünya, hayat ve insan. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 103) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaratıcının varlığını inkar ederken, ellerindeki delil nedir? (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 113) Önümüzde iki seçenek vardır: Tanrı mı daimi olarak var, yoksa kainat mı?  (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 138) Ey ateistler, &#8220;Seçiminizi yapın. Tanrı veya evren. Biri en başından beri daima vardı.&#8221; (Anthony Flew, There is a God, sayfa 137) Madde, soğuk, kör ve bilinçten yoksundur. Madde, kendinde olmayan ve potansiyel olarak ortaya koyamayacağı bilince sebep olamaz. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm,  s. 171) Her varlıktaki yasaların farklı olması ama çevreyle uyum içinde oluşu ve her tür canlının kendi içinde aynı yasalara sahip olması, kör bir tesadüfle açıklanamaz. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 106) Evrenin Tanrı olma ihtimali, öncesiz ve sonsuz olma ihtimali Big Bang ile ortadan kalkmıştır. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 104)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Profesör Christof Koch, &#8220;Sinir sistemi ile bilinç arasındaki irtibatın nasıl gerçekleştiği hala tanımlanabilmiş değil.&#8221; (C. Koch, Consciousness, MIT Press, s. 23) demektedir. Profesör Torin Alter, fiziki bir nesne olan beynin nasıl bilinçli bir tecrübe meydana getirebileceğine cevap bulunamadığını belirtir: &#8220;Beynimdeki faaliyetler nasıl oluyor da tecrübeleri üretiyor? Neden her fiziki olay bilinçli bir tecrübe ile beraber meydana geliyor? (Alter, Hard problem of consciousness, s. 5) Bilincin kaynağı nedir?  (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 196) Ateistler Hz. Adem ve Havva&#8217;nın yaratılışını açıklanamaz buluyorlar. Ama canlı varlıkların cansız varlıklardan nasıl oluştuğunu da kendileri açıklayamıyor. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 22) Bir bilgisayar kendisini tasarlayanların aklının uzantısıdır. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 99) Kendinde akıl olmayan bir şey, nasıl olurda aklı olan başka bir şeyin meydana gelmesine sebep olabilir? Ancak akıldan akıl doğar. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 75-76) Zihni bir kavrayışa ulaşmak, varlığımızı devam ettirmek için bir şart değildir. Ayrıca keşfetme gibi özelliklerimiz genellikle, hayatta kalmamızı zorlaştırır. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 84) Zihnimizin, kainatı anlama kabiliyetine sahip olacak şekilde evrilmesi hiç mantıklı değildir. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 86) Halbuki sanatla uğraşmak, maneviyatla ilgilenmek, felsefe yapmak varlığımızı devam ettirmemize, ürememize fayda sağlayan şeyler değildir. Doğal, tabii seleksiyon, bütün bunları ortadan kaldırmış olmalıydı. Çünkü bu davranışların bir faydası yoktur. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 87) Crick gibi natüralist bilimcilere, ruhu olmadığını, ölümden sonra kişisel yaşam olmadığını, Tanrı&#8217;nın var olmadığını söyleten empirik bilimsel bulgu nedir? (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 173) Bilim, en çok bilmeyi istediğimiz dört konuda, kendi kaynaklarına dayalı olarak bize bir şey söyleyememektedir: &#8220;Tabiata nasıl değer verileceği, insan tabiatı ve kültürüne nasıl rehberlik edileceği, tarihin nasıl yorumlanacağı ve nasıl bir tarih yapılacağı, neye inanacağımız ve nasıl davranacağımız.&#8221; (Holmos Rolston, Bilim ve değer, s. 157) Bilim, ideolojiler için araçsallaştırılmıştır. Gelinen durumun dini bağnazlıktan bilimsel bir bağnazlığa geçiş serüveni olduğu açıkça görülmektedir. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 111) Bilim, başarılarını oldukça sınırlı bir alana odaklanmasına borçlu iken, bilimcilik, desteksiz genellemeler yapmaktadır. Bu nedenle, &#8220;bilim&#8221; ve &#8220;bilimcilik&#8221; birbirleri ile bağdaşmaz. ‘Bilimcilik’ ciddi bir şekilde benimsendiğinde ‘sahte din’ haline gelir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 160) ve yaşamın anlamını ve uğrunda savaşılacak idealleri verir. (Karl Giberson, Artigas, Oracles of Science, s. 40) Gündelik hayatımızda her şeyi önceden bilimsel anlamda çözerek hareket etmeyiz. Bilimle birlikte, felsefeye, sanata ve dini tecrübeye göre de hareket ederiz. (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 145) Evreni tesadüfle açıklayan akım günümüzde anlamını yitirmiştir. Evrenin hassas bir ayara bağlı muhteşem bir sistemi vardır. Evrenin kendi kendine var olması mümkün müdür? Hayır! Çünkü bir şeyin yaratıcı olabilmesi için ‘önce kendisinin var olması’ gerekir. (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 163, 165) “Muhteşem bir yapı iki soruyu akla getirir: Bu yapı neden vardır ve var olmasındaki amaç nedir? Hayatın cansız materyalden, kendiliğinden oluşunu savunmak sadece bir ön kabuldür. Burada bir şeyin canlı olmasının ne anlama geldiği önem kazanmaktadır. Bir kum yığını ile bir dahinin beynindeki kimyasal yapısının aynı olduğunu söylemek, sadece maddeye duyulan kör ve temelsiz inancın göstergesidir.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 115-116) “Evreni, Darwin’in türler ve canlılar hakkındaki varsayımlarından hareketle açıklamak, bir ön kabul ve tahminde başka bir şey değildir.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 153) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rus Kozmonot Titov da, göremediğini iddia ettiği varlıklara inanmadığını söylemişti. Halbuki göremediğimiz varlıkların uydurma olduğunu bilim iddia etmez. Bilim sadece doğanın nasıl çalıştığını inceler. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 31) Bilimin çalışma sahası &#8216;bağımlı nesnelerin dünyası&#8217; ile sınırlıdır. Dolayısıyla bilim sadece, bir bağımlı nesnenin başka bir bağımlı nesne ile olan irtibatını açıklayabilir. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 164) Tanrı, tanımı gereği fiziki âlemden bağımsız bir varlıktır. Dolayısıyla onun doğrudan gözlenebilmesi mümkün değildir. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 275) İslam düşüncesinde âlem, Allah&#8217;ın dışındaki varlıklar şeklinde tanımlanır. Âlem yaratılmıştır ve Allah&#8217;ın varlığına alametler teşkil etmektedir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 172) Tanrı, tecrübe ettiğimiz fenomenler dünyasının sınırları ile kısıtlanamaz. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 84) Allah&#8217;ın beş duyu organıyla algılanması demek, maddesel bir varlık olduğu anlamına gelir. Bu da mümkün değildir. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 72) Tanrı evrenin bir &#8216;parçası&#8217; değildir. Ateistler Tanrıyı herhangi bir nesneyi inceler gibi ele almak ve masaya yatırmak konusunda ısrar etmektedirler. Tanrı test edilebilecek bir nesne değildir. Aslında zamanla, mekanla sınırlı, görülen, tutulan ve ölçülebilen bir varlık nasıl tanrı olabilir? (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 99) Halbuki tam tersine  “İnsan zaman, mekan, zeka, hata ile sınırlıdır.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 78) Teist, tanrının mahlukattan yani yaratılandan herhangi bir şeye benzemediğini ve yaratılandan ayrı olduğunun altını çizer. Sanat, edebiyat, müzik, resim, tarih gibi alanlarda bilimsel bilginin onayına başvurulmaz. Benzer şekilde, tanrının da deney veya gözlem gibi bilimsel incelemeye konu olması beklenemez. Madde cinsinden olan ve deneye maruz bırakılabilir bir varlığın tanrı olarak kabul edilebilmesi gerçekten çelişik görünür. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 56) “Teistler tanrının mahiyeti itibariyle âlemden farklı olduğuna inanır. Bu inanç teizmi panteizmden ayırır. Teizm, âlemde sürekli olarak etkin olan tanrı&#8217;ya inancı ifade eder. Bu noktada ise teizm deizmden farklılaşır.” (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler,  s. 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kainattaki varlıkların yaptıklarını bir düzen çerçevesinde yapmaları, yaratılış bilgilerinin kodlanması çerçevesinde hareket ettiklerini göstermektedir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 97) &#8220;Evrende sadece bir düzenin varlığı değil, bu düzenin matematik verilere dayalı olarak kesin ispatları söz konusudur. Doğanın bu şekilde sistematik işleyen bir düzene kendi kendine kavuşması mümkün değildir.  Bir resmin kendini ressam olarak görmesi komik olur. Resim yapıcısından izler taşıyabilir, becerisi hakkında tanımaya yardımcı ipuçları verebilir. Ama bu eserin müessir olduğu anlamına gelmez.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 144, 148) Eser sadece eseri yapan hakkında bilgi verir ve bize düşende, eserden eseri yapana ulaşmak olmalıdır. Yoksa “Sanattan sanatkara varamamak aklın cinneti değil de nedir?” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 19) Tanrı, bilimin konusu değildir. Çünkü bilim görünen ile ilgilenir. Ama eserlerinden eseri yapana ulaşmakta, gayet mantıklı bir metottur. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 43) &#8220;Bir eserle ilgili yapılacak bilimsel incelemeler, eserin yaşını, hangi maddeler kullanılarak yapıldığını, tasarımsal özelliklerini ortaya koyar. Eserin sahibi olan zat, bizim eser üzerinde yaptığımız bilimsel metotlar ve incelemelerin alanına girmez. Eseri inceleyerek onu yapan kişi hakkında pek çok bilgiye ulaşabiliriz. Eserin mükemmelliği, tasarımın harikalığı bize onu yapan eser sahibi hakkında zengin bilgiler verir. Ama eser sahibinin kendisi bizim bilimsel metotlarımızın inceleme alanına girmemektedir. Biz eserinden yola çıkarak onun yapan hakkında bilgiye ulaşırız. Ateizmde, eser sahibi bilimsel inceleme alanına girmediğinden yok kabul edilmektedir.&#8221; (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 58) “Ateist, tablonun gerisindeki ressamı fark etmelidir.  Görülene hapsolunmayıp ötesine geçmelidir. Kainattaki uyum ve ritmi, düzeni, sistemi görmelidir.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 58-60) “Yazılım ile onu üreten kişiler arasında neredeyse hiçbir benzerlik yoktur.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 95) Yazı yazana, kod kodlayana, kitap ise yazarına işaret eder. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 15) “Evrenin bir yaratıcısı yoksa her bir noktada var olan bu yasaların kimin tarafından konulduğu sorusu cevapsız kalmaktadır. Bu yasalardaki en ufak bir sapma evrenin yok olması sonucu doğurabilecek bir süreci başlatır. Dünya üzerinde binlerce yasanın bir arada ve uyum içinde bulunması da, bütün bunların ilim, irade, kudret sahibi bir yaratıcı tarafından konulduğunu ve sürdürdüğünü gösterir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 25) S. Clarke, &#8220;doğa yasaları tanrının ilahi kudretinin işleme tarzlarını gösterir.&#8221; demektedir. (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 73) İslam, evrenin işleyişinde rol oynayan -bizim tabiat kanunları diye isimlendirdiğimiz bilimsel yasaları- Sünnetullah/Allah&#8217;ın sünneti olarak adlandırılır. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 25; Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm, s. 96) Sosyal, psikolojik, fiziki yasaları koyan bizzat Allah&#8217;ın kendisidir. (N. K. Okumuş, Sağlam kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, eşcinsellik ve deizm üzerine, s. 209) “İslam dinine göre evren tanrının yaratması sonucu meydana gelmiştir ve kainatta geçerli kanunlar (sünnetullah/adetullah) vardır. Bilim, düzen ve yasalardan hareketle sonuçlara ulaşmaktadır. Bilimsel sonuçların dine muhalif olması söz konusu olamaz.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 79) Tabiat kuralları adı verilen kanunlar, kendi başlarına bir şey var etmeye muktedir olgular değillerdir. Bu yasalar, herhangi bir şeyi var edebilecek bilgiye, bilince, güce sahip olamayan bilinçsiz birtakım atomların hareketlerinden oluşmuşlardır. Allah evrendeki hemen her şeyi kanunlara, yasalara bağlamıştır. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 71) Bilim, Allah&#8217;ın büyük eseri olan kainat kitabının bir tür açıklayıcısı ve tarif edicisi rolünü üstlenir. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 26) “Bu kainat kitabının hikmet yüklü satırlarını hakkıyla okuyanlara ne mutlu.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 19) Kainat kitabının sayfalarından biri olan uzayı ele alalım. Galaksiler bu uzay sayfasının paragrafları, güneşler ve yıldızlar cümleleri, güneş sistemleri kelimeleri, her bir gezegen bir harfi suretinde okunabilir. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 53) Evrende “Dengeleri devam ettiren yasalar var, yasalar bir düzenin devam etmesinde ancak sebep olabilir, düzeni oluşturamazlar. Bir tasarımcıya ihtiyaç vardır, cümlelerin oluşabilmesi için belli kurallar var. Birisi sorsa cümleleri kim yazdı, dil kuralları diyebilir misiniz?” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 202) “Kainatın bilgi yüklü olması, onun çok bilgili biri tarafından yaratıldığını ortaya koymaktadır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s.  71) “Her nimetin arkasında o nimeti veren vardır, insana verilen ikramlar ve nimetler sayılamayacak kadar çoktur.”  (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 109) Hikmet, bir şeyi ‘yerli yerine koymaktır.’ (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 107) Gerçek felsefe, hikmet arayışı bu gerçeği görmekle başlar. Bilim kitaplarında yer çekimini bulan Newton, suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet&#8217;in isimleri geçer ama bu kanunları koyan, uygulatan Allah&#8217;ın adına hiç rastlanmaz! “Allah yok, tabiat kuralları var” diyen ateistler şunu anlamamakta ısrar etmektedir: Kanun iş yapmazlar. Kanunların şuuru, gücü, iradesi, şefkati yoktur. Kanunları arkada uygulatan biri vardır! Ortada bir resim varsa o resmi kalem değil kalemi kullanan çizmiştir. Ama materyalistler resmi çizenin kalem olduğunda ısrarcıdır ve buna pozitivizm, rasyonalizm, bilim adını verirler! Bir insan parmakları ile klavyede yazı yazınca, natüralistlere göre yazıyı yazan parmaklardır ama teistlere göre irade sahibi bir insandır. Hangi teori daha rasyonaldir? “Bu üründeki meyve suyu, doğal meyve ağaçlarının, o ağaçlara &#8216;kucak açan&#8217; toprağın, &#8216;su veren&#8217; yağmurun ve onlara &#8216;yaşam veren&#8217; güneşin sayesinde üretildi. Doğa, ona &#8216;hak ettiği saygıyı&#8217; göstermenin, &#8217;emek harcamanın&#8217; ve onu &#8216;sabırla beklemenin&#8217; karşılığını bize birbirinden güzel, birbirinden olgun, birbirinden tatlı meyvelerini &#8216;sunarak&#8217; verdi. &#8230;&#8217;nin lezzetinin kaynağı olan &#8216;doğaya sonsuz teşekkür&#8217;lerimizle” (Bir meyve suyunun üzerinde yer alan tanıtım yazısından) Doğa; &#8216;kucak açıp su ve yaşam veriyor, saygıyı hak ediyor, emek ve sabır istiyor, bize meyveler sunuyor. Doğa teşekkürü hak ediyor!&#8217; En basit anlatımı ile tarladaki meyve ağaçlarına teşekkür eden ama çiftçiyi reddeden bir yaklaşım tarzıdır bu! Bu paganizmdir, ilkel çağlardan kalan ‘doğaya tapma’ inancıdır. Ateistler “geçmiş olanın demode olduğunu iddia eder fakat eski putperestlerin adetlerini ve alışkanlıklarını sahiplenirler.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 30) Ruhun varlığına ve ölümden sonraki hayata inanmayan Mina Urgan, &#8216;Bir Dinozorun Gezileri&#8217; isimli kitabında, tabiatı şu kelimelerle ifade etmektedir: &#8216;Kusursuz&#8217;, &#8216;ruhuma şifa verdiği kesin&#8217;, &#8216;doğanın bu mucizesi karşısında içim açılıyor.&#8217; (Hasan Ayık, Ahlak sorunumuz, s. 77) ve devam ediyor: Gökyüzünden yeryüzüne sular düşmesini her zaman ‘bir çeşit mucize’ sayarım. (Hasan Ayık, Ahlak sorunumuz, s. 160) Yine Mina Urgan, gezilerini kaleme aldığı bu kitabında doğa için de, ‘mucizeler üreten, yaratan, isteyen’ gibi kavramlar kullanmakta ve hatta kitabının 85. sayfasında ‘doğaya tapanlardan’ bile bahsetmektedir. (Mina urgan, Bir Dinozorun Gezileri, s. 12-29-35 78 160 207 254) Hıfzı Veldet Velidedeoğlu da yazdığı anılarında, doğa için &#8216;yetenekli, cömert, sanatçı&#8217; ve su için de &#8216;mimar, yaşatan ve sanatçı&#8217; gibi ifadeleri kullanmaktadır. (Velidedeoğlu, Anıların İzinde, 2. Kitap, s. 27-28, 35, 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu da, tüm insanlar gibi ateistlerin de içlerinde var olan inanma ihtiyacını bilimsel kılıflı pagan kültürle tatmin etmeye çalıştıklarını göstermektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Darwincilik, bilgiyi putlaştırmaktadır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 263) Materyalist politeizm tarikatı olan ‘Neo-paganizm, tabiat, bilim, ideoloji veya putlaştırılan bir lider ile varlığını sürdürür. Comte, Darwin, new-ateist yazarlar peygamber ve azizlerini; Das Kapital, Türlerin kökeni, Tanrı yanılgısı gibi kitaplar kutsal metinlerini oluşturur. “Materyalizm evrendeki düzeni reddetmekte ve evreni tesadüflerle açıklamaya çalışmaktadır.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 58-60) Materyalizm ve pozitivizm temel noktalarda örtüşen tezlerdir. (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 67) &#8220;Birçok materyalist kör determinizmi Tanrı yerine koymaktadırlar.&#8221; (Hasan Ayık, Ahlak sorunumuz, s. 85) “Duyularla algılamayan yoktur” mantığı tutarsız bir yaklaşımdır. Bu mantık sahipleri kendi hayatlarında birçok şeyin varlığını kabul ettikleri halde duyularıyla algılamamaktadırlar. Yerçekiminden akla kadar birçok varlığın bizzat kendisi duyularıyla algılanamadıkları halde bunların eserlerine ve sonuçlarına bakarak varlıkları kabul edilmektedir. (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 68-69) “Evrenin anlaşılabilir olduğu gerçeği bir mucizedir.” der Einstein. (Alice Calaprice, The Quotable Einstein, s. 197) Bir olayın arkasında bilginin var olması, bunun şans eseri olmadığını gösterir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 95) Tesadüfen oluşan  bir şeyde aklilik mevcut değildir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 80) Madem her şey tesadüf, neden kainattaki her bir varlığın özelliklerini öğrendiğimizde hayretimiz durmadan artmaktadır? (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 83) Düzen, devamlılığın göstergesidir. Devamlılık varsa yasa, kuralda vardır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 89) Fizik kanunlarının ve birtakım fiziki süreçlerin kainatları oluşturmasına inanmak, Tanrıya inanmaktan çok daha zor ve akıl dışı bir iddiadır. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 216) &#8220;Evrenin harikuladeliğini, karmakarışık doğa olarak insanlara sunan.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 174) ve &#8220;Tanrı mutlaka kainattan daha karmaşık, anlaşılması zor bir varlık olmalı&#8221; diyen Dawkins&#8217;e, eski ateist A. Flew şöyle cevap vermektedir: &#8220;Tanrı fikri o kadar basit ve anlaşılabilir bir fikirdir ki, bütün semavi dinlerin bağlıları tarafından anlaşılmıştır.&#8221; (Flew, There is a God, s. 111) İnsanların, arabalardan daha karmaşık yapıya sahip olması, arabaları tasarlamadıkları anlamına gelmez. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 219) Kainat, bir gayeye yönelik tasarlandığını işaret eden muntazam, hassas, engin bir mimariye sahiptir. Kainat hayatın devam edebilmesi için en doğru kanunlar ile donatılmıştır. Eğer bu kanunlar farklı olsaydı bu kitabı okuyor olamazdınız. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 201) İnce ayar, dünyadaki hayatı mümkün kılar. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 205) Yer çekimi kanunu, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet ‘vasıtası ile’ evrende düzen devam etmektedir. “Bu kanunlar nasıl oluyor da, bilinçsiz, akılsız, kör ve gelişigüzel haldeki fiziki süreçleri insan hayatını sürdürebilecek şekilde yönetebilmektedir?” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 207) “Eğer yer çekimi biraz daha kuvvetli olsaydı veya zayıf olsaydı veya zayıf ve kuvvetli nükleer güç birazcık daha farklı olsaydı, hayat ortaya çıkmazdı.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 161) Big Bang hem patlama, hem madde oranları, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarım ürünüdür. Yıldızların birbirine olan mesafesi, süpernova patlamalarının uzak, yakın ve sıklığı, dünyanın manyetik alanının gücü, oksijen ve karbondioksitin oranı, atmosferin basıncı vb. hep bir denge, düzen ve ayarı işaret eder. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 137)  Kangurular bazen yavrularını emzirirken ikinci bir yavru daha doğurur. İkinci yavrunun doğumu ile bir memeden yeni yavru için berrak, renksiz bir süt gelirken diğer memelerden ise, büyük yavru için koyu ve yağlı süt gelmeye devam eder. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 191) Damarların uzunluğu uç uca eklenince, 100.000 kilometreyi bulur. Yani, dünyanın çevresini 2 defa dolaşır. Bir tek hücrede 4 terabayt karşılığı görüntü bilgisi bulunur. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 205-206) Her bir hücrede DNA açılıp ip gibi uzatılsa, uzunluğu yaklaşık 2 metreyi bulur. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 216) Astronomi uzmanı James Jeans, &#8220;Dikkatle baktığımda bütün kainatın büyük mimarı bana, saf matematikçi olarak görünüyor.&#8221; (J.C.Monsma, Niçin Allah&#8217;a inanıyoruz, I/173) boşuna dememektedirler! Tanrıya inanmak fıtrata/yaratılışı ait bir özellik olduğu için, kasıtlı bir tahribat yapılmadıkça insanın imanlı olması onun doğal halidir. Materyalist bir kişi, tanrının varlığını itiraf etmemekle beraber onun yerine koyduğu &#8216;tabiat&#8217;, &#8216;madde&#8217;, &#8216;zaman&#8217;, &#8216;evrim&#8217;,  &#8216;tesadüf&#8217; gibi tanrı fonksiyonunu icra edecek başka şeylere yer vermek zorunda kalmaktadır. İnançlıların tanrıya affettikleri özelliklerin birçoğunun ateistler tarafından maddeye havale edildiği görülmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 55) Prof. Muhammed Kutup bir natüralist ile olan diyaloğunu şöyle aktarmaktadır: “Hayatı ve bu kainatı yaratan kimdir?’ diye sordum. ‘Tabiat’ dedi. ‘Tabiat nedir?’ dedim. ‘Sınırı olmayan gizli bir kuvvettir’ diye cevap verdi. Kısaca olay, gizli bir kuvvetin (Allah) yine diğer gizli bir kuvvetle (tabiat) değiştirilmesidir.” (Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 256)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Einstein, &#8216;Ben bir ateist değilim. Bizler farklı dillerde kitaplarla dolu büyük bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk konumundayız. Çocuk kitapların yazılmış olduğu dilleri anlamıyor. Kitapların yerleştirilmesinde gizemli bir nizam olduğunu düşünüyor.&#8221; demektedir. (M. Jammer, Einstein and Religion, s. 150) Halbuki “Dawkins, Einstein&#8217;ı ateist olarak lanse etmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 21)  “Kainat bir iman laboratuvarıdır, inanmamak için kör olmak lazımdır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 79) “Rabbimiz zahirdir, bu zuhur sıfatları itibariyle aşikardır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 79) Bu gerçeklerden dolayı Louis Pasteur: “Bilimin azı Tanrı’dan uzaklaştırır, ama çoğu, ona götürür.&#8221; (J. Guitton, Bilim ve Tanrı, s. 5) ve Albert Einstein: “Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür.&#8221; (E. Dorman, Allah’ın Parmak İzi, s. 167) demektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler “Büyük patlamanın öncesine dair hiçbir açıklama yapamıyorlar. Fizik kurallarının nasıl oluştuğunu ve nasıl işlerlik kazandığını açıklayamıyorlar. Big Bang teorisinin ve entropi yasasının evrenin ezeli olduğu düşüncesini çürüttüğünü göremiyorlar. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 20-21) Big Bang, evrenin bundan yaklaşık 14 milyar yıl önce aniden var olmaya başladığını ortaya koymuştur. Termodinamik yasaları, evrenin bir başlangıcı olduğunun yanında, bir sonunun olduğunu da kesin olarak ortaya koymuştur. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 48, 64) Marksizm’in ünlü savunucusu olan G. Politzer, ‘Felsefenin Başlangıç İlkeleri’ adlı kitabında &#8220;Evren, yaratılmış bir şey değildir, yaratılmış olsaydı yoktan var edilmiş olması gerekirdi. Bu ise bilimin kabul edebileceği bir şeyi şey değildir.&#8221; şeklinde bir iddia ortaya atmıştı. Politzer yaratılışa karşı sonsuz evren fikrini savunurken, bilimin kendi tarafında olduğunu sanıyordu. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 140) Politzer, &#8216;durağan evren modeli&#8217;ne dayanıyor ve dolayısı ile bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. (Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm, s. 46) Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan süreçte evrenin/maddenin ezelden beri var olduğu düşüncesi, herhangi bir bilimsel desteğe sahip olmamasına rağmen, ‘sanki ispatlanmış bir gerçek gibi’ kabul gördü. Big Bang teorisi ile artık, maddenin yanı sıra uzay ve zamanın da bir başlangıcı olduğu sonucuna varılmıştır.  (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 146) Evrenin bir başlangıcı olduğunun kabul görmesi, neredeyse temelini evrenin ezeli ve ebedi olma fikrine göre şekillendirmiş olan materyalizmin de geçerliliğini büyük ölçüde yitirmesine neden olmuştur. Evrenin her yanında aynı işleyen bir düzen ve sistem vardır. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 30) Büyük patlama ile üç sonuç ortaya çıkmıştır: Bir- Evren/madde ezeli değildir. İki- Patlamanın öncesinin olmaması, evrenin ve maddenin daha evvel var olan bir şeyden türemediğini göstermektedir. Daha öncesinin olmaması, evrene madde ötesinden bir müdahalenin yapıldığını göstermektedir. Üç- Söz konusu patlama, sıradan ve rastgele bir patlama değildir. Çünkü herhangi bir patlama ve kontrolsüz enerji dağılımı, bir düzenden ziyade kaos ve karmaşaya yol açar. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 148) Ateizm bizleri, enerjinin ezeli olması gerektiğine inandırmaya çalışmaktadır. Bize, &#8216;tanrıyı kim yarattı?&#8217; diye soran ateizme, şu soruyu sorma hakkımız yok mu? &#8216;Peki, enerji kim yarattı?&#8217; (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 298) Madde için geçerli olan tüm problemler enerji için de söz konusudur. Ayrıca, patlama şeklinde tezahür eden enerjinin herhangi bir bilinç ya da plan söz konusu olmadan nasıl böyle bir evreni ortaya çıkardığı sorunu hala cevaplanmamıştır. Çünkü salt ve kontrolsüz enerji, bilinç olmaksızın kendi başına düzenli fiil yapamaz. Enerjinin nasıl ve niçin maddeye dönüştüğünün açıklaması gerekir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 163)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Antropik prensip (İnsancı İlke): Evrenin belirli bir amaca yönelik olarak tasarlandığını, evrende gözlemlediğimiz hassas, dengeli ve inanılmaz kompleks yapının tesadüfe veya şansa dayalı olarak açıklanamayacağını, bir tasarımcının varlığının kabul edilmesi gerektiğini savunur. Evrenin mevcut halini alabilmesi için son derece özel şartların yerine gelmesi gerekmektedir. Bu şartlar, öylesine özeldir ki, sonsuz ihtimal arasından istenilen durumun elde edilmesi pratik olarak sıfırdır. Tüm evren insanın varlığını mümkün kılacak şekilde kurulmuştur. İnsanın hayatı esasen arzu edilir olmalıdır ki, bu evrenin varlığına neden oluştursun. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 169, 170) Evrenin planlı, maksatlı ve son derece kritik bir denge üzerinde var olması, söz konusu yapının tesadüfi veya rastgele oluşu biçimindeki yorumları açıkça bertaraf etmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 188) İlahi tasarım delilini bir soru ile özetleyebiliriz: Evren, bizim geleceğimizi biliyor muydu? Fizikçi F. Dyson şöyle der: Doğanın kanunları, sanki evreni yaşamın ortaya çıkmasına ve devam etmesine hazırlamak üzere tasarlanmıştır.&#8221; Bu, insancıl ilkedir. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 179) Tutucu bir ateist olan fizikçi Steven Weinberg der ki: “İtiraf etmeliyim ki, doğa bazen ‘gereğinden fazla’ güzel görünüyor.” (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 159)  Profesör Michael J. Behe, ‘Darwinin Kara Kutusu’ isimli kitabında, “Bugün yaşamın tasarlanmış olduğu gerçeği ile yüz yüzeyiz ve bu, bilmediklerimizden değil, son 40 yıl içinde öğrendiklerimizden kaynaklanıyor.” derken (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 47) Bilim yazarları Augros ve Stancui, “Kopernik&#8217;in gösterdiği gibi evrenin fiziksel merkezinde değiliz ama galiba evrenin &#8216;amacının&#8217; merkezindeyiz.” demektedir. (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 99) ‘İmtiyazlı gezegen dünya’ isimli kitabında astronomi profesörü G. Gonzalez, “Dünyanın evrende belki de ‘başka hiçbir örneği bulunamayacak’ kadar &#8216;özel tasarlanmış&#8217; bir gezegen olduğunu” yazmaktadır. (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 101) Ünlü fizikçi Paul Davies, “Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.” demektedir. (Davies, God,  The New Physics, s. 189) Ateizmden dönen batılı düşünür Patrick Glynn, ‘God: The Evidence’ isimli eserinde, “Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda, tüm bunlar bizi Tanrı fikrinden uzaklaştıran değil aksine ona yaklaştıran keşiflerdir.” (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 110) ve Bilim adamı Gene Myers, “Beni şaşırtan yaşamın mimarisi, olağanüstü derecede kompleks tasarlanmış gibi” demektedirler. (San Francisco Chronicle, 19 Şubat 2001) Bu nedenlerle de “Ateizm gerçekte beynin mümini, aklın kafiridir. Ateizm, insanı da hayvanlaştırır. (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 170)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrendeki düzenin tesadüfe yer bırakmadığını gösteren örneklerle konumuza devam edelim: Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleri ile birbirlerini dengeler. Eğer bu denge sağlanamasaydı canlılık için gerekli atomlar var olmayacaktı. Süpernova patlamalarının uzaklığı, yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Karbonun var olabilmesi için de evrenin yeteri kadar yaşlı olması gerekmektedir. Hayatın ortaya çıkabilmesi için en temel şartlardan biri de, evrenin şu andaki mevcut yaşında olması gerekliliğidir. Dünyada yüzü aşkın kimyasal madde, dünyadaki kompleks yaşamı oluşturacak şekilde ayarlanmıştır. Evrendeki madde miktarı az olsaydı, maddenin evrende dağılımı da az olur, galaksiler oluşmazdı. Daha fazla olması halinde ise, kara delikleri oluşturur, evren kendi içine çökerdi. Şu andaki kütle yoğunluğu, olması gereken yerdedir. Başlangıçta bir ateist olan Fred Hoyle şöyle demektedir: &#8220;Evren ‘süper hesaplama yapan bir entelektüel güç’ tarafından yaratılmıştır. Aksi takdirde, ‘bu kadar çok ilgisiz ve imkansız tesadüfün muhteşem bir şekilde bir arada işleyip yaşamı mümkün kılan bir evreni meydana getirmesi’ beklenemezdi.&#8221; Dünyanın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer dünyanın çekimi daha az olsaydı, atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı. Kütle çekim kuvveti mevcut değerinden daha küçük olsaydı, her şey sadece gaz ve toz bulutu halinde kalacaktı. Daha büyük olsaydı, güneş daha kısa zamanda söner ve hayat için gerekli maddelerin oluşmasına yetecek zaman kalmazdı. Güneşin dış yüzey sıcaklığının 6000 derece olması, fotosentez olayının gerçekleşmesi açısından zorunludur. Güneş ışığının özellikleri ile bitkisel yaşam arasında tam bir uyum vardır. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, oksijen dengesi bozulurdu. Daha ince olsaydı, her yerden sürekli volkanlar fışkırırdı. Dünyanın çevresindeki manyetik alanın büyüklüğü daha küçük olsaydı, güneşten gelen zararlı ışınlar hayatın oluşmasını engellerdi. Daha büyük olsaydı, canlılık için gerekli ışınlarının dünyaya ulaşması  önlenirdi. Yeryüzüne ulaşan ışık ile yansıyan ışığın oranı daha büyük olsaydı, sera etkisi sebebiyle aşırı ısınma olurdu. Daha küçük olsaydı, yeryüzünü buzullar kaplardı. Atmosferdeki oksijen miktarı kritik bir değere sahiptir, daha yüksek olsaydı, sürekli yangın çıkardı. Daha küçük olsaydı, solunum yapmak mümkün olmazdı. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 188-192)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Termodinamiğin birinci kanunundan çıkarılacak en basit sonuç, canlı veya cansız her şeyin zaman içinde aşınıp bozulacağı ve dağılacağıdır. Evrenin sonlu oluşu, semavi dinlerin kaynaklarından gelen bilgiler ile uyum içindedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 207-208) Evrenin toplam enerjisi muhtevası sabittir ve entropi (düzensizlik) sürekli artmakta ya da başka bir ifade ile kullanılabilir enerji miktarı sürekli azalmaktadır. Evreni, ezeli ve ebedi olarak düşünen maddeci felsefe, her şeyin fiziksel dönüşümler yoluyla sonsuza kadar devam edeceğini ileri sürmektedir. Fakat evrenin ve hayatın belirli bir sona doğru ilerliyor olması,  ateizm açısından varoluşsal bir krize yol açmaktadır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 214) Evren sonsuzdan beri var olsaydı, aradan geçen zamanda evren çoktan termodinamik dengeye gelip, &#8216;ısı ölümünü&#8217; yaşıyor olması gerekirdi. Evren sonsuzdan beri var olamıyorsa, evrenin bir başlangıcı var demektir. Evren düşük entropili bir halden yüksek entropili duruma doğru gitmektedir. Evrenin genişleme hızında şansa yer bırakmayacak derecede bir hassas ayar bulunduğu görülmektedir. Biraz daha yavaş olsaydı, evren ilk patlamadan sonra tekrar geriye çökmüş olurdu. Daha hızlı olsaydı, hiçbir galaksi genel genişleme sürecinde yoğunlaşamayacaktı. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 195) Stephen Hawking, &#8220;Evren, on milyar yıl sonra bile, hala kritik hıza yakın bir hızla genişlemektedir. Büyük patlamadan bir saniye sonraki genişleme hızı, yalnızca yüz bin  milyarda bir oranında az olsaydı bile, evren daha bugünkü büyüklüğüne erişmeden çökmüş olurdu.&#8221; demektedir. (Hawking,  Zamanın Kısa Tarihi, s. 122) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması gerekir. Ufak bir değişiklik, nefes almamızın imkansız olmasına neden olur. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 196)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Antropik Yanılgı: Antropik ilkeye göre zeki canlı üretebilecek koşullara sahip olmayan bir evrende zaten gözlemci oluşamayacak ve bu durumu sorgulayamayacaktır. Bu nedenle gözlemci, kendini sadece zeki hayata izin veren evrenlerde bulacaktır. Ayrıca antropik ilke evrenimizin ince ayar sorununa karşılık vermek iddiasındadır. Her şeyden evvel, şahit olduğumuz düzen ve ince ayar, zihnimizin uydurduğu subjektif bir yargı değildir. Evrendeki düzeni açıklarken teistler kendi kişisel ve sübjektif gözlemlerine değil, bilimsel verilere dayanarak hareket etmektedirler. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 200) Ama ateistler her fikri sübjektifleştirmektedir! Evrende görülen düzen, insan zihni tarafından uydurulan bir yapı değildir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 201) Ateistin evrene bakarak yaptığı çıkarım da, neticede kendi bilincinin bir ürünüdür. O halde, kendisi de düzenin ve tanrının olmadığı konusunda aynı antropik yanılgıya maruz kalmaktadır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 202)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler hayatın sadece bu dünyayla sınırlı olmasını arzu ediyorlar. Ahireti inkarın, dünyadaki kötülükleri teşvik edici olduğunu göremiyorlar. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 48-49)  Semavi dinlere karşı olanların modern tapınma türleri icat etmeleri, bazılarının meditasyon ve benzeri yollarla ruhlarındaki açlığı giderme çalışmaları, metafiziğin insan hayatından soyutlanamayacağını göstermektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 25) Modern ruhçuların kuvvet bulması, biraz da ateistlerin insanların manevi ve ruhi taraflarını hırpalamaları yüzündendir. İnsandaki ebediyet duygusunu görmezden gelirler. Ateistler hep kötülükten şikayet ederler ama kötülüğün nasıl ortadan kaldırılacağına dair uygulanabilir bir çözüm sunamazlar. Din ile dindar arasındaki farkı kavrayamıyorlar. Halbuki bir dine girmekle bütün hata ve kusurlardan sıyrılmış olunsa, dinlerin haram ve yasaklarının olmaması gerekirdi. Haramlar ve yasaklar işte bu hataları ve günahları önlemeye ve düzeltmeye yöneliktir. Kişiler akıllarıyla ve iradeleriyle dinin emir ve yasaklarına uydukları takdirde, dürüst ve iyi kişiler olabilirler. Din yol gösterir, yolda gitmek kişilerin kendi ellerindedir. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 53-56) Allah&#8217;ın yol göstermesi, rahmetinin sonucudur. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 119) İslam’ı savaşçı bir din gibi göstermeye çalışanlar, terör eylemlerini özgürlük savaşı gibi lanse ediyorlar. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 46) Ateistler tabiata hükmedeceklerini zannediyorlar. Basit bir virüslerle baş etmekten aciz kaldıkları gerçeğini görmeye bir türlü yanaşmıyorlar. Hak ile görev ve özgürlük ile sorumluluk dengesini bir türlü tutturamıyorlar. Her aykırılığı özgünlük ve özgürlük sanıyorlar. Bütün hakların kendilerine, sorumluluklarınsa başkalarına ait olduğunu zannediyorlar. Çıplaklığı ilericilik, giyinmeyi gericilik sayıyorlar ve kendi kıyafetlerine saygı beklerken başkalarının kıyafetlerine saygısızlık ediyorlar. Dindeki ibadetleri anlamsız görüyorlar ama çağdaşlık adı altında ruhçuluk türü ritüel uyduruyorlar. Evrendeki kanunların işleyişlerini keşfetmek ile o kanunları ve işleyişleri yaratıp ortaya koymanın farkını bir türlü kavrayamıyorlar. Saplantılı dogmatikliğe doğru evirildiklerini bir türlü fark edemiyorlar.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 61-64)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Din ve Bilim</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler din ile bilimin birbirine alternatif olduklarını ve bir arada olamayacaklarını iddia eder. “Yeni ateistlere göre de bilim dinin zıttı olduğu için bu ikisi bir arada olamaz.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 49) “Eğer toplumların bilimden uzaklaşma nedenleri din-İslam olsa idi, İslam ile 7. yüzyılda tanışana dek, bilim sahnesinde yer almayan Arap toplumlarının, ondan sonraki 7 asır boyunca bilime ve felsefeye yaptıkları büyük katkı nasıl açıklanabilecektir?” (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 103) &#8220;Medeniyetin ürünlerinin ortaya çıkışı, hep dinlerin insanı hayrette bırakan tesirleri sonucudur.&#8221; (Ferit Kam, Dini ve felsefi sohbetler, s. 33) John Henry&#8217;nin tespiti ile &#8216;Din modern bilimin gelişiminde önemli rol oynamıştır.&#8217; (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 17) G. Mendel, G. Lemaitre, W. Buckland, J. S. Henslow, N. Steno, G. Mercalli vb. bilim adamları aynı zamanda bir din adamıdır. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 12) Sosyolog Rodney Stark&#8217;ın, üniversitelerin dinlerin ürünü olduğu görüşü de bu iddiayı yalanlamaktadır. Bugün ise bilim insanından beklenen, tanrı yokmuş gibi davranmasıdır. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s.  100-101) Ateistler, “Kur&#8217;an&#8217;ın evrendeki her şeyi ayet saydığını, insanları evreni araştırmaya çağırdığını görmezden geliyorlar.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 33) Cebirin öncülerinden olan matematik alimi Harezmi, bilimle uğraşma nedenlerini sayarken en başa, &#8216;Tanrının bilenlere gösterdiği iltifat ve lütufu.&#8217; koymuştur. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 126) Bilim, tanrının yarattığı doğa ve dolayısıyla Tanrı hakkında bilgi sunma potansiyeline sahiptir. (John Hedley Brooke, Science and Religion, s. 767) Tanrı tarafından yaratılan fiziksel evren, tanrı nedeniyle, doğa yasaları yoluyla formüle edildiği biçimde işlemektedir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 72) Bilim var olan bir gerçeği açıklar, din ise var olan şeylerin yaratıcısını haber verir. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 25) “Kainatı yaratan da İslam&#8217;ı gönderen de Allah olduğu için bunlara dair bilgilerin çelişmesi düşünülemez.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 73) Kısaca, “Din ile bilimi birbirlerini tamamlamaktadır.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 18) Din, bilimin yoldaşıdır, eksik bıraktığı alanları tamamlar ve ona derinlik katar. (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 47) Bilim insanın dünyevi refahına hizmet eder, din ise insanın toplumsal düzeni, ahlakı ve manevi yönüne hizmet eder. (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 15) Ateistler dini dogma ilan ederler ama bilimsel olarak artık ispat edilmediği halde evrenin başlangıcı olmadığını ve evrimi hala dogmatik olarak savunurlar. “Newton’un da vurguladığı gibi, doğa Tanrı’nın ikinci kitabıdır ve detaylı bir biçimde “okunup” anlaşılmalıdır.” (Enis Doko, Dahi ve Dindar Isaac Newton, s. 103) Bu nedenlerle de, “Dawkins&#8217;in kuantum fiziği ile başı hoş değildir.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 123) Prof. Celal Şengör de, Big Bang gibi genel kabul gören bilimsel bir teoriyi, ateizmle uyumlu olmadığı gerekçesi ile reddedebilmektedir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 13) Tanrı fikri ile uyumlu olduğu için Big Bang teorisine mesafeli yaklaşan Şengör&#8217;den hareketle, ateizmin bilimle çatıştığı da pekala iddia edilebilir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 185) Şengör, birçok zaman olduğu gibi natüralizm ile bilimi karıştırmaktadır. Natüralizm, doğa dışında gerçeklik olmadığını iddia eden felsefi bir akımdır. Halbuki bilimle uğraşan Newton, Boyle, Faraday, Kopernik, Kepler, Galileo, Bacon, Descartes vb. bilim adamları inançlı kişilerdir. Şengör, bilimsel devrimin mimarlarının dindar bilim insanları olduğunu ve daha önemlisi de, bu kişilerin dini motivasyonlarla bilimsel araştırmalar yaptıklarını unutmaktadır. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 122; Selçuk Kütük, Deizm, s. 30) Ateistlerin iddiasının aksine “natüralizmde, şans eseri oluşan bir madde yığını olan insan beynine güvenmek için en ufak bir neden bile yoktur.” (Enis Doko, Ateistlerin Din ile Bilim çatışır iddialarının değerlendirilmesi, Uluslararası İslam geleneğinde din-bilim ilişkisi sempozyumu- Kilis 7 Aralık Üniversitesi 20-21 Eylül 2019) Tüm bunların doğal sonucu olarak da artık, &#8216;Bilim ateizmin değil, inancın en büyük müttefiki ve savunucusu haline gelmiş durumdadır.&#8217; (Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 389)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Ateizm ve Bilim</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski ateist Anthony Flew, &#8220;Hayatın kökeni konusunda son dönemde ortaya konulan çalışmalar, DNA incelemeleri, yaratıcı bir aklın fiiline işaret eder.&#8221; (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s.  58) derken, Amerikalı hekim-genetikçi Francis S. Collins de, bilimin ilerlemesinin Tanrı’yı yok etmeyeceğini aksine aklen mümkün kılabileceğini (Francis S. Collins, Tanrı’nın Dili, 192, 204)  ifade etmektedir. Kuzey İrlandalı bir matematikçi John Lennox da, &#8221;Bilim Tanrı&#8217;yı yok edemez ama ateizmi yok edebilir.&#8221; (youtube.com/watch?v=qZ2pTXF2RZw, 16.08.2019) tespitinde bulunmaktadır. İnsanın tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfası miktarda bilgi bulunur. Her insanın DNA sayılarını ve her birinin DNA&#8217;sının birbirinden farklı olduğunu düşünün! Bunun yanında, tüm hayvanların, ağaçların, tohumların içerdiği bilgi miktarını buna ekleyin. Eğer bu muazzam bilgi yığınındaki müthiş işareti göremiyorsanız, zaten size söylenecek bir şey kalmamıştır. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 38)  Yeni Ateistler, İslam algısına zarar veren söylemlerini bilimsel renge boyayarak sunarlar. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 7) Hugh Gauch, &#8220;Bilimin ateizmi desteklediğini iddia etmek, yüksek miktarda heyecan, hissiyat ve düşük miktarda mantık ile hareket etmek demektir.&#8221; (Gauch, Scientific method in brief, s. 98) demektedir. Materyalizm, maddenin yaratılmadığını, hep var olduğunu iddia etmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 53) Big Bang, kainatın sonsuz olduğu anlayışını ortadan kaldırmıştır. Ayrıca &#8216;hassas ayar&#8217;, hücrelerin DNA&#8217;sının keşfedilmesi gibi gelişmeler ateizme cevapların bilimsel temellerinden bazılarını oluşturur. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 47) Teizme karşı sürekli olarak bilimsel düşünme metodunu ortaya koyan ateistler, yirminci yüzyılın bilimsel verilerinin kendi aleyhine yönelik bir gelişim içinde olduğunu görerek ciddi bir problemle karşı karşıya olduklarını fark ettiler. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 275) Yeni-ateist yazarlar sadece bilim tarihinin çarpıtmakla kalmaz, dünya görüşlerini doğrulamak adına, felsefi açıdan tutarsız ve hatalı birçok iddiada bulunurlar. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 43) Yeni-ateist yazarlar gibi Şengör de, bilimi tartışılmaz teorilerden oluşan, tüm bilim insanlarının uzlaşı içinde olduğu bir uğraşı olarak resmetmektedir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 59) Tabii, ‘rastgele oluşan atom ve nöronların nasıl bilim üretebildiği’ sorusunun muhatabı da, yine materyalist evrimci bu kesim olacaktır! “Freud, insanların evrenin merkezinde olmadığını ileri sürer. Halbuki bu görüş, bilimsel son gelişmeler ile çelişmektedir; Evrenin insanın yaşamına izin verecek biçimde şekillendiği artık bilinmektedir.” (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 86) Darwin, insanların bir tür hayvan olduğunu iddiası ile ilk, Freud ise, insanın zihinsel olarak hasta olduğunu ileri sürerek insanlığa son darbeyi vurmuştur. (See D. Brett King, William Douglas Woody ve Wayne Viney, A History of Psychology, s. 402) Darwin biyolojide, A. Comte sosyolojide, Freud psikolojide ve  Marx ekonomide her şeyin evrimsel sürece bağlı olarak cereyan ettiğini ileri sürmüştür. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 128) Şengör, &#8216;kainatın ve zamanın ne başı ne de sonu vardır; sınırsızdır.&#8217; (T24com.tr, ‘Ateizm, tanrı fikrinden tutarlıdır’ adlı video, 6.1.2016) demektedir. Bilimsel veriler, evrenin sonsuzdan beri var olmadığını gösterirken Şengör, hem de bir bilim insanı olarak, metafizik ve ideolojik nedenlerle bu bilimsel verileri reddetmektedir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 106) Evrimsel Bilim Profesörü Alex Wilenkin ise, &#8216;kanıtlar ortadayken, kozmologlar sonsuz bir evren olasılığının arkasına daha fazla sığınamazlar.&#8217; (Vilenkin, Many World in One, s. 176) diyerek bu gerçeğin altını çizmektedir. Almanya&#8217;da biyolog olan Ernst Haeckel, “Darwinistlere göre, evrime inanmak ilerici olmanın sadece bir göstergesi değil, aynı zamanda bir gereğidir.” (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 118) derken aslında ateistlerin şu bağnazlığına da dikkatleri çekmektedir: “Darwin’in evrim teorisi, bilimin amentüsü kabul edilmektedir.” (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 12) Evrim teorisi, canlılıkta basitten komplekse doğru bir değişimin olduğunu söyler. Oysa termodinamiğin ikinci kanunu, böyle bir sürecin olamayacağını, evrende var olan tüm sistemlerin bozulmaya doğru gittiğini ortaya koymaktadır. Evrimci bilim adamlarından Roger Lewin, “Biyologların karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu’yla olan açık çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara doğru bozulmalıdırlar.” (Lewin, Science, 24.9.1982, 217/1239) ve J. H. Rush: “Evrimin kompleks süreci içinde yaşam, Termodinamiğin İkinci Kanunu’nda belirtilen eğilime belirgin bir çelişki oluşturur.” (J. H. Rush, The Dawn of Life, New York: Signet, 1962, s. 35.) diyerek bu çelişkinin altını çizmektedir. Ateist yazar Thomas Nagel, &#8216;Ateizmin doğru olmasını umuyorum. Tanıdığım en zeki, en bilgili insanların bazılarının dindar kişiler olması beni huzursuz ediyor. Tanrının var olmamasını ümit ediyorum, tanrının var olmasını istemiyorum.&#8217; (Nagel, The Last Word, s. 130) derken, bu zihniyetteki insanların ne kadar objektif olabileceklerini ve bilhassa argümanları ne denli sağlıklı şekilde değerlendirebileceklerini sorgulamaya açmaktadır. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 130) Aslında “Natüralizmin ampirik bilimsel değil, felsefi bir görüş olduğu görülmektedir.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s.  55) Herhangi bir teolojik ‘görüşün’ din ile özdeşleştirilmesi ne kadar yanlışsa, felsefi natüralizmin de bilim ile özdeşleştirilmesi o kadar yanlıştır. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 169) Zaten, Fransız bir filozof ve felsefe tarihçisi olan Etienne Gilson konuyu net bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “Bilimsel ateizm yoktur. Şahsi bir tutum söz konusudur.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 9) Bilimsel bilgi, varlığın fotoğrafını çeker fakat yorumu yapan insan veya bilim adamıdır. Aynı bilgilere dayanarak çok farklı anlamlar üretmek mümkündür. O halde bilimsel bilgi ile yorumları birbirine karıştırmamak gerekir. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 142) “Akla sınırsız kredi verenler sanırsınız ki tartışmasız zorunlu ilkelerden bahsediyorlar. Oysaki bahsettikleri kendi gözlemleri, çıkarımlarıdır.” (Hasan Yaşar, Ömer Faruk Korkmaz, Yücel Karakoç, Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 67) Sorun, bilimsel açıklama perdesi altında ateistik yorumlara ve sonuçlara ulaşılmaya çalışması ve bunun bir dayatmaya dönüşmesidir. Evrenin işleyişini sağlayan kuralları koyan tanrıdır. İlahi dinleri gönderen de tanrının kendisidir. Her ikisi de aynı elden çıktığına göre, aralarında bir çatışma ve çelişki olması mümkün değildir. Aynı kaynaktan gelen bilgilerin birbiriyle zıt konumda olması beklenemez. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 57) Tanrı tarafından belirlenmiş kuralların (bilimin) tanrının varoluşunu yanlışlayacak bir sonuç vermesi (suistimal edilmedikçe) elbette mümkün değildir. “Batı, materyalist bilimselliği 19. yüzyılda bıraktı. Ateistler ise hala ikinci el bilim anlayışından kurtulamadılar.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 179) “19. yüzyılda, ilmin bütün problemlerinizi çözebileceği iddia ediliyordu. Bu düşünceler materyalist, pozitivist bir dünya görüşünün yansımalarına yol açtı. Comte, pozitif ilme dayanan bir insanlık dini bile kurmuştu. Oysa 20. yüzyılda bütün bu teoriler ve felsefeler iflas etmiştir.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 61) Dinlerin ortadan kalkacağını iddia eden Comte ilginçtir ki, daha sonra bir din kurma gayreti içine girişmiştir: İnsanlık dini! Evet bu yeni dinin tanrısı insanlık, mucizeleri ise ilmi buluşlardı. Comte ise, bir nevi peygamberlik iddiasında bulunmuştu. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 296) “En pozitif denilen fizikte bile, maddenin en ufak parçacıklarının doğrudan doğruya bilinemediği ortaya çıkmıştır. Max Planck gibi büyük bir fizik alimi bile, &#8216;fiziğin ilimden daha çok bir sanat’ olduğunu söylüyordu.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 62) Einstein, &#8216;pozitivistler, kainatı her türlü Tanrı anlayışından ve mucizeden kurtardıklarını sanıyorlar. Onların en zayıf yanları esasında budur.&#8217; demektedir. (Mehmet Aydın, Din Felsefesi, s. 38) Ateistler felsefi olan bir iddiayı öne sürmüş, bilim kisvesi altında kendi ideolojik fikirlerini savunmuşlardır. Bilim tarihini de çarpıtmışlardır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 23) Bu yazarlardan hiçbirisi hayatı destekleyen bir dünya görüşü sunamamıştır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 24) Yeni ateizm bir ideoloji olarak değerlendirilmeye daha müsaittir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 223) Ateist, herhangi bir manevi değere sahip olmadığından her şeyini maddeye ve dünyaya bağlamak zorundadır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 34) Ateistler, teistlerin tanrı için geçerli gördükleri bazı şeyleri madde için geçerli görmektedirler. Ateist, bir yandan her şeyi maddenin dışına çıkmadan açıklamak girişiminde bulunurken diğer taraftan da maddeye ‘ezeli/ebedi olmak, varlığı kendinden olmak’ gibi metafizik özellikler yüklemektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 106) Natüralizm kavramına hem yaratıcı hem de yaratılmışlık atfedilmektedir. Fiille fail karıştırılmasının sonucunda böyle bir çelişkili durum ortaya çıkmaktadır. Bütün varlıkların mikro ve makro planda her hallerinden haberdar bir tabiat profili çizilmektedirler. Tabiata ‘ilim, kudret, irade’ sıfatları verilmektedir. (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 58-60) Maddenin bilinçli bir tasarımcı gibi davranmış olduğunu ileri sürmenin bilimle ve akılla bir alakası olamayacağı açıktır. Böyle bir evrenin ortaya çıkması bilgi, irade ve amaçlılık ister. Bu özellikler ise maddede mevcut değildir. Maddenin kanunları ürettiğini söylemek hiç mantıklı değildir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 87) Madde insanı yaratıp, kendisinde bile bulunmayan canlılık, akıl, görme, duyma, çeşitli duygular ve bilinç gibi özellikleri insana vermiştir. Madde, insanı üreterek kendi davranışlarından ibaret olan tabiat kanunlarının sırlarının çözülmesini sağlamıştır! Bu anlayışla, ‘ezeli ve ebedi olan mutlak ilim ve hikmet sahibi bir tanrı yerine maddeyi koymaktan’ başka bir şey yapılmamaktadır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 83)  “Cansız bir varlığın bütün kainatı yarattığını söylemek insan için kabul edilebilir bir şey değildir ki, bu cansız varlığın yasaların bilincinde olması da gerekmektedir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 69) Halbuki “Parçalar, bütünden habersizdirler.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 15) Süreklilik gerektiren bir bütünü bilinçsiz parçalar bir araya gelerek sağlayamaz! “Bu dünyada ise ‘sadece’ insana bir bilinç verilmiştir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 18) İnananın Allah&#8217;a yüklediği sıfatları, inkarcılar tabiata yüklemiştir. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 71) Maddenin yaratılmışlık ve sonluluk  özelliği taşıması, belirli yasalara tabi olması, kainatın yaratıcı değil de yaratılmış olduğunu gösterir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 147, 207) “Kendi kendine kurallar olmadığına göre bu kuralları ortaya koyan bir varlığın olması bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 33) Tanrı, yasaların üstünde, yasaları var edendir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 148)  “Maddenin işleyişinde herhangi bir düzensizliğin ortaya çıkmaması, Tanrı tarafından delil gösterilerek, asıl  yönetme yetkisinin kendisine ait olması gerektiği sık sık vurgulanır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 177) Madde, sadece bir varlığın otoritesine itaat etmektedir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 229) Her şeyin bilgi ile hareket ettiği bir yerde, sıradanlık hakim olamaz. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 26) Bizim insan vücudunu öğrenmemiz için ilim öğrenmemiz, zaten bu işin ilimle meydana geldiğini ortaya koymaktadır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s.  231) Evrenin yaratılış sırlarına vakıf olmak da bizleri Allah&#8217;a yaklaştırır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 238) “Gücün olmadığı yerde düzenden söz edilemez.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 17) O güç sahibi olan da, yaratılan değil yaratan sıfatına sahip olan Allah’tır! “Allah’u Teâlâ iradesiz varlıklara yol ve yöntem tayin etmiştir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 29)   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam felsefesinde çağdaş natüralizmin izlerini ise sadece er-Razi (Ebu Bekir bin Zekeriyya er-Razi) ve İbni Ravendi&#8217;de görmekteyiz. Razi, Tanrı, nefs, ruh gibi doğaüstü varlıkları kabul etmektedir. İbn-i Nedim&#8217;in beyanına göre er-Razi, peygamberliği inkar edenlere reddiye bile yazmıştır. Onun ‘et-tıbbu&#8217;r-Ruhani’ adlı eseri de, Razi&#8217;ye yapılan ithamlarla çelişmektedir. Ravendi&#8217;nin ise aslında, mümin bir kelamcı olduğu görülmektedir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s.  36) Ravendi’nin ateist olmadığı da ifade edilmektedir. (Abdurrahman Bedevi, Min tarihi ilhad fil İslam, s. 27-28, Necip Taylan, İslam düşüncesinde din felsefeleri, s. 57-63) Ebubekir er-Razi’nin tanrıya yer verdiği için ateist olarak nitelendirilmesi uygun değildir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 48) Ateist olarak meşhur olan ibn Zekeriyya Razi ise felsefi sisteminde Tanrı&#8217;ya yer verdiği ve onu beş ezeli ilkeden biri olarak gördüğü bilinmektedir. Razi, Tanrı, nefs, ruh gibi doğaüstü varlıkları kabul etmektedir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 26) Razi, ahiret inancını aklın ve adalet duygusunun bir gereği saymıştır. (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler,  s. 43) “Bazı araştırmacılar, Razi’yi mülhit olarak değerlendirenlerin genelde Şia mezhebine mensup olduklarını, Razi’nin onlara karşı reddiyeler yazdığını, ayrıca konu ile ilgili verdikleri bilgilerden bazı tutarsızlıklarının olduğunu belirterek, verilen bu tür bilgilerin objektif olmadığını söylemişlerdir.” (T. Akyüz, Ebu Bekir Zekeriyya er-Razi’nin felsefi görüşleri, s. 21-22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Ateizm, din ve bilim</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Akla gereğinden fazla anlam yükleyenler için bilimsel ve teknolojik gelişmeler tartışılmaz kaynak konumuna gelmiştir.” (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 10) Yeni-ateistlere göre de bilim, dinin yerini alması gereken bir rehberdir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 15) Yeni Ateistler, bilimin insanlık için tek rehber olduğunu iddia etmekte ve bilimden ahlaki konular da dahil olmak üzere pek çok konuda yol göstermesini beklemektedirler. Onlara göre din, felsefe ve sosyal bilimler gibi diğer bilgi kaynakları gayri meşrudur. Onlar hem dini hem de bilimi, hatalı bir şekilde tasvir ve tarif ederler. Dinle bilim arasındaki ilişkiyi kendi ideolojileri uygun olacak şekilde çarpıtırlar. Yeni ateistler, bilime bilimin alanının dışında rol biçmeye çalışırlar. Onlara göre, dinleri insanlar yaratmıştır. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 93; C. Şengör, Newton niçin Türk değildi, s. 125) ve Tanrı inancı ile dini inançlarla mücadele etmek gerekir. ‘Boşlukların Tanrısı’ fikrinin özeti de, “tanrı fikri bizlerin bilgi eksikliğimizin bir sonucudur ve bilim geliştikçe dini yerinden edecektir” şeklinde özetlenebilir. (Marx, Din üzerine, s. 189) Yeni ateistler, bilimin keşfedemediği alanları dindarların ‘Tanrı yaptı&#8217; diyerek geçiştirdiğini iddia eder ve buna &#8216;boşluklar tanrısı&#8217; adını verirler. Halbuki, bilim ilerleyip o boşlukları doldurduğu zaman ateizme değil bilinçli bir yaratılmaya işaretler bulunmakta, dolayısıyla dindarların görüşünü destekler sonuçlara ulaşılmaktadır. Kısaca, ‘boşluklar tanrısı’nı Müslümanların teizme değil ateistlerin, iddialarının aksine, ateizme delil olarak kullandıkları görülmektedir. “Boşlukların tanrısı iddiası bilimsel değil bilimden bağımsız dogma bir iddiadır. Çünkü, canlılar hakkındaki bilgimiz arttıkça, onun daha önceden hayal bile edilemeyeceği kadar kompleks olduğunu ve bunun ‘doğal süreçler ve rastlantılar ile üretilmiş olamayacağını’ görmekteyiz.” (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 22) Ayrıca, “Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, atom-elektronu ancak belli bir durumda tespit edebilmekteyiz. Halbuki o zaman da, onun hareketini takip imkansızlaşmaktadır. Hareketi gözlemleyene kalkarsak, o zaman da maddeyi tespit mümkün olmamaktadır.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 167)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Yuval Noah Harari, “Eski avcı toplayıcılarının inançları üzerine son derece belirsiz bir kavrayışımız olduğunu itiraf etmek gerekir.” (Harari, Sapiens, s. 67)  demektedir. Burada sorulması gereken şudur. “Eğer Dinlerin ortaya çıktığı dönem ile ilgili bilgimiz çok kısıtlı ise,  dinlerin insanlar tarafından yaratıldığından nasıl bu kadar emin olunabilmektedir. Bu iddialar, yazarların önyargıları ile şekillenmektedir.” (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 95) “Comte, insanın olgunlaşmasını dinden uzaklaşmasına bağlamıştı. Son yüzyılda dinden uzaklaşan, onunla savaşan toplulukların ne duruma geldikleri ve neler yapabildikleri, dünyamızı ne hale getirdikleri ortadadır. Pozitif (Nietzsche, Freud, Marx gibi) ateistler tanrı inancını çürütmeye çalışmakla kalmamış, inançsız bir toplumun hayalini de kurmuşlardır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 52-54) Bugünkü dünyanın çektiği sıkıntıların temelinde, çok tapınılan bilimin her şeyi tüketen insanoğlunu bir türlü doyuramaması yatmaktadır. Madem çok matah biliminiz vardı, o zaman hadi şu tüketim çılgınlığına bir çare bulun! (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 179) Bilimsel noktada hayli mesafe kat eden  ülkeler, fakir ülkeleri sömürmek ve fiilen işgal etmek teşebbüsünden neden geri durmamışlardır? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 42) “Bilimsel çalışmalar son derece ilerlemiş olmasına rağmen türlerin tükenişinin ve dünyadaki ekolojik dengelerin bozulmasının önüne geçilebilmiş de değildir.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 36) “Dünya seyahat edenler için oldukça küçülmüş ama komşularımızla tanışıp konuşmamıza imkan vermemiştir. Uçaklar, bombalar yağdırmaktadır. Altın ve madenler, Güney Afrika topraklarından Avrupa bankalarına akmaktadır. Bilim ve sanatla ahlak arasında tezat olduğundan, insanlık ıstırap içinde yaşamaktadır.” (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 287) Alexis Carrel’in dediği gibi: ‘Uygarlığın gayesi ilmin ve makinelerin ilerlemesi değil, insanın ilerlemesi olmalıdır.’ (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 70) Artık &#8220;Dikkatimizi makinelerden ve fizik âleminden, insanın fizyolojik ve manevi cephesine çevirmemiz gerekmektedir.&#8221; (Alexis Carrel, İnsan Denen Meçhul, s. 11)  Ama sonuçta gelinen noktada “Sekülerist ve pozitivist dünyada ‘değerin yerini fayda’ almaktadır.” (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 106)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalist ve seküler eğitim sürecinden geçirilen zihinler, bilimsel bilginin artmasıyla tanrıya olan inancın ve ihtiyacın ortadan kalkacağını düşünmüşler ama görünen o ki, bu beklentileri pek de gerçekleşeceği benzememektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 10) Ateistin temel argümanı, bilimsel gelişmenin dini inanışları zayıflatarak ortadan kaldıracağı yönündedir. Halbuki tarih ve bilimin sunduğu imkanlar tanrı inancını kuvvetlendirici bir etki yapmaktadır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Comte başta olmak üzere, maddeci düşüncenin din algılamasını kısaca şöyle ifade edebiliriz: Din insan zihninin ürünüdür. İnsan, tabiat karşısındaki acizliği ve korkaklığı sebebiyle doğaüstü bir varlığa dayanma mecburiyetinde kalmıştır. Teknolojinin ilerlemesiyle insan tabiat üzerinde hakimiyet kurdukça tanrı algısı ortadan kalkacaktır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 24) Pozitivizm kurucusu Comte’a göre deneyle sağlanamayan her türlü bilgi, metafiziktir, hayal ürünüdür. Pozitivizm ise, empirizm/deneycilik ile sosyalizmin birleşmesi ile ortaya çıkan bir akımdır. Freud da, ‘bilginin artmasıyla dini inançlardan kopuş da artacaktır’ görüşünü ileri sürmüştür. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 31) “21. yüzyıl&#8217;da bile dinin hem kişisel hem de toplumsal bağlamda son derece etkin bir rol oynadığı görülmektedir. Comte&#8217;un hayatının son zamanlarında kendi pozitivist anlayışı ile çelişen bir insanlık dini peşinde koşması bu düşüncenin gerçekle örtüşmediği de ortaya koymaktadır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 24) “Ateist zihne sahip kimselerin, toptan dini yok etme çabalarının sonuçsuz kalması, dinin de en az bilim kadar insan ruhunun temel fenomenlerinden biri olduğunu göstermektedir.” (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 55) &#8220;Marksizm öldü, geriye kaldı ateizm. Ama Türkiye&#8217;de aydınlar arasında ve eğitim kurumlarında ittihat ve terakki pozitivizmi hala geçerliliğini sürdürmektedir.&#8221; (Ömer Balkan, İslam Dergisi, Temmuz 1988, 59. Sayı, s. 23) Türk siyasetçi ve akademisyen Ufuk Uras dinden uzaklaşma sürecini şöyle anlatmaktadır: 1968 yılında “laboratuvar ortamında” amino asitlerden proteinler yapıldığını öğrenince bende bazı ampuller yandı. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 30) Halbuki, “Laboratuvar şartlarında dahi basit bir hücrenin elde edilmesi halen başarılamamıştır. Ayrıca bir ateistin, çamurlu sudaki hayatın nasıl ortaya çıktığını da açıklaması gerekmektedir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 203)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Klonlanan ilk hayvan olan koyun Dolly. &#8220;Dolly üç annenin kullanılması sonucu 5 Temmuz 1996&#8217;da, Edinburgh Roslin Enstitüsü&#8217;nde dünyaya geldi. Bu annelerin ‘üçünün de farklı görevleri’ vardı. Birinden ‘yumurta hücresi’, ikincisinden ‘hücre çekirdeği’ elde edildi. Diğeri ise klonu doğuma kadar ‘rahminde’ taşıdı. ‘Diğer klonlama girişimleri canlı embriyo vermedi.’ Canlı olan bazılarının gelişiminde ise ‘anormallik’ gözlendi. Dolly’i klonlayan ekibin lideri olan Ian Wilmut, 2007 yılında nükleer transfer tekniğinin ‘insanlarda kullanılmasının iyi sonuç vermeyeceğini’ söyledi.&#8221; (herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/3-annesi-olan-ilk-hayvan-dolly, 22 Şubat 2018) “Dolly&#8217;nin klonlanması: Bir koyunun vücudundaki bir meme ‘hücresinden alınan’ DNA, annenin yumurtalığındaki ‘döllenmeye hazır bir yumurtanın içine’ konmuştur. Yani, annenin yumurtası, yine var olan başka bir hazır hücreden alınan DNA ile döllenmiş ve bu yumurta başka bir ‘annenin rahmine’ yerleştirilmiş, böylece gebelik süreci başlamış ve sonunda da, Dolly dünyaya gelmiştir.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 117) Özetle, hazır sahnede sadece dekorasyonların yeri değiştirilmiş ve buna klonlama denmiştir! “25 yıl önce bazı bilim insanları bir sonraki adımda insanın klonlanmasından endişe etmişlerdi. Fakat bu yöntem günümüzde sadece belli alanlarda kabul gördü. Nitekim ‘klonlanmış hayvanlar sorun yaşıyorlar.’ Birçok klon hayvan doğumdan itibaren ‘sağlık sorunları yaşıyor ve yoğun bakım tedavisine ihtiyaç’ duyuyorlar.” (herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/dolly-25-yil-once-buyuk-heyecan-yaratan-ilk-klon-koyun, 2 Ağustos 2021) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rodney Stark&#8217;a göre, sadece Robin Hood hikayeleri okuyan bir kişi ortaçağ hakkında ne kadar bilgi edinebilirse, yeni ateist literatürden beslenen bir kişi de teoloji hakkında o kadar bilgi edinebilir. (Stark, What Americans Really Believe, s. 120) Şengör, &#8216;akraba evliliklerinin&#8217; zararlarından bahsettiği (Newton neden Türk değildi, s.158) kitabında mantık hatasına düşmektedir: Yahudilikte olan ve sadece belli bir ırk içinde evliliği ifade eden bu görüş ile İslam ümmetinin, ırklar arası kardeşliği savunduğu dünya görüşü asla birbirine karıştırılmamalıdır. “Şengör, bilimsel bilgiyi inancın tam karşısına yerleştirir. Sadece dini bilgiye değil, sosyal bilimlere de antipati ile yaklaşır. Ona göre doğa bilimleri, bilginin tek meşru kaynağıdır.” (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 73) Yine Şengör, Osmanlı&#8217;da mühendislerin üçgenin iç açılarını hesaplayamadıklarını söyleyip bunu aldıkları dini eğitime bağlamıştır. Bu durumda, Harezmi ve et-Tusi gibi matematikçilerin aynı dini eğitimi almalarına rağmen, üçgenin iç açılarını doğru hesaplamakla kalmayıp, matematikte çığır açmalarını nasıl açıklayacaktır? (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 139) Bu konularda da ‘İslam’da bilim ve medeniyet, Müslüman bilim öncüleri’ ve ‘Akraba evliliği’ adlı yazılarımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Engels &#8216;Doğanın diyalektiği&#8217; adlı çalışmasında, &#8216;bilimin ilerlemesi ile doğanın tüm sonsuz alanı fethedilir ve onda yaratıcı için artık bir tek yer kalmaz.&#8217; (Marx ve Engels, Din üzerine, s. 189; Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 64) derken eski ateist felsefeci Antony Flew ise astronomi ile fiziksel ve biyolojik verilerin etkisiyle tanrının varlığına inandığını belirtmiştir. (Flew, There is a God, s. 1, 83-158) Lütz&#8217;e göre de, &#8220;Ateistler, öte dünyada hataları ile ilgili hesap verme hissinin verdiği rahatsızlık ve bu dünyada diledikleri gibi yaşayabilme arzusu nedeniyle tanrının varlığını reddetmektedirler.&#8221; (J. C. Lennox, Gunning for God, s. 47) Hüseyin Akın&#8217;da haklı tespitinde, &#8220;Ateizmin hazırlık aşaması hedonizmdir. Yani hazcılık. Ateizm; terbiye ve öğrenim noksanlığı ile etkileşimli olarak yayılıyor.&#8221; (Gerçek Hayat, 30 Eylül 2005, 258. Sayı, s. 24) demektedir. Aslında ateistler, “dinlerin bir gün sonu gelecek türü, asla göremeyecekleri ütopyaya inanıyor” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 60) ve “Dinlerin son bulacağı kehanetinin hiç gerçekleşemeyeceğinden korkuyorlar.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 62)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din afyon mudur?  İslam, mazlumun hep ezildiği bir ortamda, zalimin elinden gücü teslim almayı hedeflemiş ve bunu başarmıştır. Müslümanların o günün burjuvazisine boyun eğmemişlerdir. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 67) Adına &#8216;gönüllü kölelik&#8217; dediğimiz günümüz sisteminde, her biri birer afyon olan futbol, alışveriş, eğlence ve kadının modernlik, özgürlük, meşhurluk, cinsel objeye indirgendiği ortamda gidişata dur diyebilecek tek unsur olan dine &#8216;afyon yakıştırması&#8217; yapılması ancak, &#8216;akıl tutulması&#8217; ile ifade edilebilir. Din, komünizm ve kapitalizm ile mücadeleyi esas edinmiş, kendine özgü ekonomik sistemi olan bir müessesedir. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 69-70) İslam astronomiye, paleontolojiye, jeomorfolojiye, zoolojiye, arkeolojiye teşvik eden bir dindir. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 78) Müslümanlar tarihte nice icatlara imza atmışlardır: Kaf Suresi 6. ayet; Ankebut Suresi 20. ayet; Ğaşiye Suresi 20. ayet; Nahl suresi 66. ayet; Rum Suresi 9. ayet. Hiç bir inanç sistemi, mensuplarının zaafları üzerinden sorgulanamaz. Bilim adına yalan söyleyen bilim adamlarının sahtekarlığını bilime mal edebilir miyiz? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 80)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni ateizmin öncülerinden olan Sam Harris, Yahudi ve Hristiyanlığı İslam&#8217;dan ‘daha mantıklı’ bir din olarak görür. O, “Biz İslam ile savaş halindeyiz. İslam&#8217;ın temelleri bizim için bir tehdittir. İslam’ın barışçıl bir din olduğu fikri tehlikeli bir fantezidir.” görüşündedir. Irak Savaşı’nı, “Medeni Batı toplum tarafından İslam barbarlığını yenmek için başlayan asil bir haçlı seferi” olarak değerlendirir ve ‘işkencenin ahlaki olduğunu da’ öne sürer. Yeni ateistlerden C. Hitchens ise, ‘dinlerin insanları ırkçılığa teşvik ettiğini’ savunur. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 28) Gerçekte ise  İslamofobinin yayılmasında ateistler öncü rol oynamaktadır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 29) Bunun karşılığında da, “Ateist öğreti sahipleri ödüllerle desteklenmektedir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 34) Harris, Amerikalıların Afganistan&#8217;da yaptıklarının da meşru olduğunu ifade etmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 36) Halbuki Amerika&#8217;nın Irak, Afganistan müdahaleleri sonunda 1.24 milyon insan ölmüş ve 10.1 milyon insan evsiz yurtsuz kalmıştır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 113) Ateistler, komünist ülkelerin neredeyse tamamının neden baskıcı birer diktatörlüğe dönüştüğünü izah edemezler. Bir ateist tecrübe olan Sovyetler Birliği geride büyük bir insanlık sefaleti bırakarak çöküp gitmiştir. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 57-58) Dawkins’in ateist olan Stalin ve Hitler’in bu kötülükleri ateist oldukları için gerçekleştirmediklerini de ileri sürmüştür. Ancak ateistler, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde gerçekleşen her türlü eylemden İslam&#8217;ı sorumlu tutmaktadırlar. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 96) Görüldüğü gibi “Başka konularda aranan tarafsızlık, her nedense özellikle İslam ve Müslümanlar olduğunda rahatlıkla göz ardı edilebilmektedir.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 295) Yeni ateistlerin öncülerinden Dawkins, dinlerin insanların ölümüne neden olduğunu ileri sürmekte ve &#8216;hiçbir ateist, onlar kadar acımasız olabilir mi?&#8217; demektedir. O, Mao ve Lenin&#8217;in ateist olduğunu unutuyor tabii ki. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 44) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Russell, Freud, Hume, Demea, din duygusunun kaynağında insanlardaki çaresizlik ve sıkıntı hisleri görüşünü savunurlar. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 149) Aslında bu iddianın tam aksine, korkunun imdadına yetişen şey Allah&#8217;a inancıdır. “Allah&#8217;tan ancak alim olanlar korkar.” (Fatır, 28) ayeti bize korkunun Allah&#8217;a inanmanın ‘sebebi değil sonucu’ olduğunu göstermektedir. İnsan neden gerçekte mevcut olmayan bir üstün güce yönelme duygusuyla mevcudiyet kazanmıştır? İnsanın korkularının onu inkara götürmediğinden nasıl emin olunacaktır? (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 151) Allah&#8217;ın Esmaü’l-Hüsna’sının içerisinde çok azının gazap yahut azap ifade ettiğini de görmemiz gerekir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 152) Teistler, yeryüzüne kötülük getiren bir tanrıya mı inanırlar? Böyle olsaydı herkesin ondan uzaklaşması beklenirdi. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 154) “Ateistler kendi psikolojilerini yansıtma metodu ile muhataplarına hamlederler. Allah&#8217;a inananların, bu inançlarının temelinde korku ve tedirginlik olduğunu söyleyip dururlar. “Takva&#8217;nın Allah&#8217;tan korkmak ama O&#8217;nun ‘sevgisini  ve rızasını kaybetmekten duyulan korku’ olduğunu bilmezler, bilmek istemezler!” (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 18) Bizim ilahımız olan Allah (cc) Rahman&#8217;dır, Rahim&#8217;dir, Tevvab&#8217;tır, Gafur&#8217;dur, Rezzak&#8217;tır, Halik&#8217;tır. Rauf’tur, Vahhab olandır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yeni Ateistler, dinin insanları uyuşturup sürü haline getirdiğini söyler.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 61) Unutulmamalıdır ki, “Din gibi, bilim ve sanat da kötüye kullanılabilmektedir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 155) Ve bizler ateist rejimlerde ateizmin nasıl bir sömürü ve katliam aracına dönüştüğünü defalarca gördük! Ayrıca bu iddianın aksine “İslam, düşünme yetilerini kaybettiren içki ve uyuşturucuyu kökten yasaklamıştır.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 63) Sürü psikolojisi de dinimiz tarafından eleştirilmiştir. Kur’an, “Ataların fikirlerinin eleştirilmeden kabul edilmesi reddetmiştir. (Bakara, 170) Gustave le Bon, ‘İslam medeniyetinin şanlı ve şerefli bir birikime sahip olduğunu’ ifade etmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 37) Franz Rosenthal,  “Şimdiki Batı uygarlığı da dahil, bilgi kavramının, toplum hayatında klasik dönem İslam’daki kadar büyük bir önem taşıdığı başka bir uygarlık mevcut olmamıştır.” demektedir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 87) Henry Stubbe, ‘İslam dininin insan aklı ve tabiatına uygun olduğunu’ dile getirmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 54) “İslam daveti, tevhid inancı, ahiret merkezli yaşam anlayışı, insan tasavvurundaki ıslah, ferdi sorumluluk, adalet, hakperest şahsiyetler yetiştirmesi ile toplumda insanlığın önünü açmıştır.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 222 242) Din varoluşsal sorulara ve kimlik inşasına katkı sağlamıştır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 198) “Din yaratılış gayesini idrak etmemizi sağlamış, kundak ile kefen arasını tanzim etmiştir.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 157) &#8220;İlim aklın, din ise gönlün ışığıdır.&#8221; (A.F. Başgil, Din ve laiklik, s. 37) Kur’an’da “Allah insanları farklı şekillerde ikna eder. Zeki insanlara mantıklarını kullandırır. Bazı insanlar uyarılmak ister, bazıları ceza ister, bazıları da mükafat ister.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 19) Din, bilim, felsefe birbirlerini tamamlayan alanlardır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 223) Bilim hayatı kolaylaştırır; din düzene koyar! Bilim nasıl, din kim olduğu sorusuna cevap verir.  Din, bu dünyanın mükafat yeri değil imtihan yeri olduğunu vurgular. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 109) Hayata müdahale eden tanrının önüne insan devamlı aracı Tanrılar koymuştur. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 116) Bütün toplumlarda dinin mevcut olması, mantık açısından dinin bir olgu olarak var olduğunu göstermektedir. Sadece bir toplumda dini değerler var olsaydı o zaman belki dinin insan eseri olduğunu söyleyebilirdik. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 123) Halbuki “Dinsiz toplum yoktur.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 38) ve “Bütün insan topluluklarında tanrı inancı vardır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 26) Filozof Henri-louis Bergson, “ilimsiz, sanatsız, felsefesiz toplumlar bulmak mümkün olacaktır ancak dinsiz bir toplum asla” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 189; <sub>Bergson, Ahlak İle Dinin İki Kaynağı, 137)</sub> ve Mestrius Plutarchus, “dünyayı dolaşınız. Edebiyatsız, kanunsuz, servetsiz şehirler bulacaksınız fakat mabetsiz ve mabutsuz (İbadet yeri ve ibadet edilen olmayan) bir şehir bulamayacaksınız.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 190) demektedir. İşte o nedenle de yeryüzünde “İçinde bir tapınak bulunmayan hiçbir antik şehir de bulunmamaktadır.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 29) Zaten ateist olan devletlerde de ya kurucu lider ya ideologlar tanrı seviyesine çıkarılmış, ideoloji kitapları da kutsal metinler yerine ikame edilmiş ve ateist ideoloji öncüleri de birer aziz gibi topluma lanse edilmişlerdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Çoklu Evren Teorisi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Çoklu evren tezi, bilimsel verilerden hareket etmekten ziyade, evrenin bir başlangıcı olamayacağı düşüncesine imkan sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 279) Hawking, &#8220;evrendeki her bir parçacığın bütün muhtemel yolları alacağını ileri sürerek ve çok uzun bir zamanın geçmesine müsaade edilirse şu andaki evrene ulaşılabileceğini” söyler. (The Universe in a Nutshell, s. 83-87) Çoklu evrenler tezi ile biyolojik evrim teorisi arasında ilk göze çarpan benzerlik, her ikisinin de temelinde tesadüf ve şans faktörünün yer almasıdır. Diğer bir benzerlikse, her iki yaklaşımın da başlangıç sorununu çözememiş olmasıdır. Ayrıca her iki teoride ortaya koydukları argümanlar açısından deney ve gözleme açık olmaması itibarıyla kabul edilebilir olmaktan uzaktır. &#8216;Sonsuz evrenler&#8217; projesindeki temel yaklaşım, son derece düşük olasılığa sahip durumları gerçekleşebilir ve makul kılabilmek için evren sayısını sonsuza çıkarma yoluna gitmektir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 280) Ateistler, sonsuz evrenlerin nasıl ortaya çıktığı ve niçin bu evrenlerin var olduğu sorularına makul bir açıklama getirememektedir. Ateist açısından sunulan çözüm, ancak bir evrenden diğerine kaçış şeklindedir. Sonsuz büyüklükteki bu evrenin zaman açısından bir başlangıcının da olması gerekecektir. İçinde bulunduğumuz evrenin ötesinde ve hiçbir zaman ulaşılamayacak bölgelerinde sonsuz sayıda başka evrenlerin var olduğunu iddiası gözlem ya da diğer bilimsel veri toplama yöntemlerine uygun düşmemektedir. Ateistler ‘metafizik yorumlara yönelmek’ zorunda kalmaktadır. Metafizik senaryolara sığınılması ateist açısından ironik bir tablo oluşturmaktadır. Bilimsel metot, bilinen şeylerden hareket ederek bilinmeyene ulaşmak prensibine uygun olacak şekilde işler. Burada bilinen şey, içinde bulunduğumuz evrenin kendisidir. Halbuki ateistler, varlığı ve mahiyeti bilinmeyen evrenlere dayanarak içinde bulunduğumuz evreni açıklamaya kalkışmaktadır. Ateist meseleyi daima sonsuzluğa havale etme girişiminde bulunmaktadır. ‘İçinde bulunduğumuz tek bir evrene bile bir açıklama getiremezken, çözüm olarak sonsuz sayıda evrenin varlığının ileri sürülmesi hiçte mantıklı görünmemekte ve sorunu kendileri açısından daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.’ Hawking&#8217;in çalışma arkadaşlarından birisi olan Martin Rees şöyle söylemektedir: &#8220;Gözlemlenemeyen ve muhtemelen de asla gözlemlenemeyecek olan bölgelere başvurmak pek de &#8216;bilimsel&#8217; olmasa gerek.&#8221; (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 282-285) Ayrıca, birden fazla evren olması durumu, ilahi kaynak sorununu ortadan kaldırmaz. Evrenlerin yine tanrı tarafından yaratılmış olduğu görüşü geçerliliğini korumaya devam eder.  Diğer evrenlerin düzensizliği iddiası bilimsel açıdan ne doğrulanabilir ne de yanlışlanabilir bir yapı taşımaz. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 288) Evrimci sitelerde bile bu görüş tutarlı görülmemektedir: &#8220;Çoklu Evrenler Teorisi bilimsel bir teori olarak görülmemelidir.&#8221; (Evrim Ağacı, 3.1.2021) Teori gerçek olsa idi bile içeriği yeni birçok sorunları gündeme taşıyacak olurdu: “Çoklu Evrenlerin herhangi birinin “bizim” kabarcığımızı işgal etme şansı yok denilecek kadar azdır. Çoklu Evrenlerin bir değil birçok versiyonu var. Bazı kuramlara göre Çoklu Evrenler çok çok uzaktalar, bazı kuramlara göreyse başka boyuttalar. Ama sonuçta bunların birbirleriyle etkileşme şansı hemen hemen sıfırdır.” (Kerem Cankoçak, Çoklu Evrenler veya Paralel Evrenler) Kısaca, evreni bir Yaradan ile açıklamamak için ateistler birçok varlığı ilah seviyesine çıkarmakta ve bunun sonucu olarak da, tek tanrıyı inkar için birden çok tanrıyı kabul etmek zorunda kalmaktadırlar! Prof. Herbert Dingle: “Hawking matematiğin soyut özelliğini kullanmakta ve hiçbir gerçekliğe karşılık gelmeyen varsayımlar üretmektedir. Peki, acaba bu çabasının nedeni ne olabilir? Cevabı kendi sözlerinde bulmak mümkündür. Hawking, Big Bang’e alternatif olarak öne sürülen evren modellerinin çoğunlukla Big Bang’in ‘İlahi yaratılışı çağrıştırması nedeniyle”’ ortaya atıldığını kabul etmektedir.ˮ (Herbert Dingle, Science at the Crossroads, s. 32) Gazeteci yazar Clifford Longley bu konuda şunları söylemektedir: Evrenin yaşam için gerekli tüm koşullarla birlikte yaratıldığı gerçeğine direnmek, “Shakespeare’in eserlerinin, Shakespeare tarafından değil de bir milyar daktilonun başına oturmuş, bir milyar maymunun, bir milyar yıl boyunca süren yazma işleminin sonucunda yazıldığında ısrar etmeye benzer.ˮ (Clifford Longley, “Focusing on Theism”, London Times, Ocak 21, 1989, s.10) Reenkarnasyonu hatırlatan ve yüzümüzde bir tebessüm oluşturacak bir yorumla bitirelim: “Kim bilir eğer teori doğruysa belki farklı bir evrende çok zengin ve başarılı bir bilim adamısınız veya belki başka bir ülke veya hatta dünyada yaşıyorsunuz.” (Uğur Güven, Aydınlık, 29 Şubat 2024)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Salınımlı Evren Teorisi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Wheeler, tarafından ortaya atılan, &#8216;Salınımlı evrenler&#8217; kuramına göre, bizim evrenimizin başlangıç noktasından önce başka bir evren vardı. Bu evren çöküş sürecine girerek bizim evrenimizin başlangıç noktasındaki tekilliğe gelmiştir. Bu görüşe göre, söz konusu süreç sonsuz bir şekilde devam etmektedir. Bu varsayım ‘test edilebilmekten uzak ve spekülatif’ bir yapı sunmaktadır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 293) Her açılıp kapanma döngüsünde gittikçe artan miktarda zamana ihtiyaç duyulacak olması ve dolayısıyla da entropinin artması, bu modeli yine ısıl denge sorunu ile karşı karşıya getirmektedir. Acaba içinde bulunduğumuz bu evren, baştan kaçıncı döngü sonucunda ortaya çıkmıştır? Ayrıca bu iddiaya göre, döngünün sayısı ne kadar olursa olsun döngülerin bir başlangıcı olduğu anlamı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ateistler ise bunu asla kabul etmeyecektir. Çünkü ateistin bu modelleri ileri sürmesinin gerçek nedeni, zaten bu başlangıç sorunundan kaçabilmektir! Bilimsel olarak başlangıç anından daha önce evrenin var olduğunu bilimsel olarak göstermenin de imkanı yoktur. Ateist bu düşüncesini, saf ‘bir inanç’ bağlamında ifade ediyor olabilir ve buna inanmak kendi tercihidir ama bunu bilimsel ve ispatlanmış bir bilgi gibi sunmaya kimsenin hakkı yoktur! Vheeler&#8217;e göre kozmosu harekete geçiren &#8216;rastlantısal&#8217; olarak işleyen patlama ve çatırtılardır. Bu, başa dönüş ve ‘rastlantıya ilahi bir anlam’ yüklemektir! Büyük bir çöküşün ardından tekrar bir patlama neticesinde yeni evrenin nasıl oluştuğu bilimsel olarak açıklanmalıdır! Evrenin patlamasına ve açılmasına sebep olan şey nedir? Bilimsel olarak şu an böyle bir kuvvetin varlığı bilinmemektedir. Ayrıca bu iddiaya göre evrenin entropi değerinin sonsuz olması gerekir. Ama bunun böyle olmadığı da açıktır! (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 295-300) İşin özeti; Çoklu Evren teorisi, salınımlı evren teorisi gibi ateistlerce ileri sürülen  birçok teori, &#8216;bu evrende ispatlayamadıkları&#8217; Evrim teorilerini, &#8220;ne deneysel ne bilimsel olarak ispatlanması mümkün olmayan&#8221; ve sadece teoride kalacak ve topu taca atmak anlamına gelecek olan bilim dışı iddialar ile savunma gayretlerinden ibarettir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 302)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Yeni ateizm</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni ateizm bir misyon hareketidir ve dinlerin yok edilmesini savunur. Yeni ateistler klasik ateistten daha kavgacıdır. (Doç. Dr. Alper Bilgili, Güncel kelam tartışmaları II, Yeni ateizm ve eleştirisi, s. 197) Yeni Ateizm öncüleri olarak, S. Harris, D. Dennett, R. Dawkings, L. Krauss, L. Moran tanrıyı inkar ederler, bilime iman derecesinde güvenir, dini sert ve amansız biçimde eleştiriler. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 85) “Richard Dawkins, Daniel Dennett, Sam Harris, Christopher Hitchens bilim adına dinlere büyük bir saldırı başlatmışlardır.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 17)  “Marx da, tanrının varlığını inkar etmekte yetinmemiş, insanların ruhlarındaki mevcut olan, tanrının varlığına inancı fiilen silip atmak istemiştir.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 43)  Aslında “Batı burjuvasının ve onun ahlakının meşrulaştırılması ve batının kültürel hegemonyasının yeniden üretim araçlarından biri olan” (Evrensel, 06 Nisan 2022) Yeni Ateizm, “Richard Dawkins, Sam Harris, Daniel Dennett ve Christopher Hitchens gibi yazarlarca öne çıkarılmış, geleneksel ateizmden farklı olarak iddialarını bilim üzerinden temellendirme ve bilimi kutsal görerek onu iddia etmediği, alanına girmediği konularda da konuşturmaya çalışmıştır. Bu ateistlerin güttükleri bu tavra da ‘bilimcilik’ adı verilmektedir.” (Saliha Vidinlioğlu, Bilimci Natüralist Dünya Görüşünün Eleştirisi, UİF Dergisi, Cilt 32, Sayı 1, Yıl , 2023 Haziran, s. 208)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nietzsche &#8216;Tanrı öldü&#8217; (Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zertüşt, s. 11; Die fröhliche Wissenschaft, s. 108, 125, 343; ; Şen bilim, s. 130; Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 10; Yalçın Çetinkaya, İzlenim Dergisi, 1993) derken, kilisenin &#8216;insan-tanrı&#8217; olarak takdim ettiği şeyi (Celal Büyük, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2013 17 (3): s. 10; William Barrett, İrrasyonel İnsan, s. 206) kast ettiği unutulmamalıdır. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 21; Mehmet Türkan, Sevgi dolu bir tanrı arayışı, İnönü Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 2, (2022), s. 531) Yoksa hayatta, “Ölüler çok çabuk unutulur.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s.  21) Zaten “Var olmayan bir şeye karşı isyan da edilemez.” (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 17) “Tanrı kavramına inanmayan bir kişinin reddedecek bir şeyinin de olmaması gerekir, olmayan şey reddedilemez.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 156)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ama Yeni ateistler dini reddederken aslında yerine kendi anlayışlarına uygun yeni bir din eklemeyi de ihmal etmemektedirler: “Kendisini genelde din düşmanlığına, özelde ise İslam aleyhtarlığına adayan ateist Harris, ateizme 19. yüzyıl burjuva pozitivizminin ve sosyalist mirastan kalan katı materyalizmin yanında, maneviyatı önemseyen, yani spiritüel bir boyut eklemiş, bilimsel argümanlarla destekleyerek Budizmin dini ritüellerinden arındırdığı bir meditasyon geliştirip, onu manevi bir rehber olarak sunmaya çalışmıştır.” (Nazmiye Yağcı, Çağdaş din felsefesi problemi olarak yeni ateizm, Sam Harris örneği, Yüksek Lisans Tezi, s. 90-91) Özünde materyalist ve sosyalist olan politik yapılanmalarda ateizm de, insanlara kabul edilmesi gereken bir ‘yaşam biçimi’ olarak sunulmuştur. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 4)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fern Elsdon-Baker, yeni ateizme eleştiri getirdiği için, kendisi de bir ateist olmasına rağmen yeni ateistler tarafından ‘yobazlıkla’ suçlanmıştır. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 22) Yeni ateistler, teistlere kaba ve saldırgan davranış göstermekte, dine alternatif yaşam biçimi inşa etmede bilimi bir başvuru rehberi olarak takdim etmektedir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 18) Armstrong, ateistlerin teist olan muhataplarını aşağılayarak sohbete başladığını söyler. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 19) Her olaya negatif ve ön yargılı yaklaşır, doğruyu aramak yerine sürekli yanlış bulma peşinde koşar, bir takıntı içinde görünürler. (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 14) Sam Harris ‘ister ılımlı ister fanatik olsun bütün dindarlara karşı hoşgörüsüz olmalıyız’ demektedir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, dogmatik bir ateisttir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 172) Dawkins, dinin saldırgan bir düşmanı olmuştur. Kendisine güvenebileceğimiz tek doğru bilgiyi bilimsel bilgi olarak görür. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 16) Dawkins, Darwincilikle ateizmi temellendirmeye çalışır ve dahası, dinlerin inanç sistemlere savaş açar. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 149) Halbuki bu daha önce de denenmiş ve başarısız olmuş bir yoldur. Marxist devletler resmi kurumları ile dine savaş açmışlardı. “Kırım&#8217;da Mimar Sinan&#8217;ın ünlü eserlerinden olan Gözleve Han Camii ateizm müzesi olarak kullanılmış.” (Yörünge Dergisi, 17-24 Şubat 1991, 16. Sayı, s. 8), “İnsanların dini dogmaları ve Allah&#8217;ı yok edecekleri” (Pravda Vostoka, 1 Ekim 1970, s. 3) ileri sürülmüş, ateist devlet kurucuları, “Tanrı düşüncesi sosyal duyguları uyutmuştur” (Lenin&#8217;in 1913&#8217;te Gorki&#8217;ye yazdığı mektuptan, alıntı:  Y. Aytu Hilâl, Temmuz 1975, 13. Cilt, 151 Sayı, s. 11) diye ilan etmişlerdi. Ülkemizde de birçok akademisyen benzer görüşlere sahiptir. Mesela “fizyoloji profesörü olan Mehmet Akçay, &#8216;Din ve Tanrı&#8217; konusunda bir anket yapmış ve anket sonunda şöyle bir yorumda bulunmuştu: ‘Din cahiller için lüzumludur.’ Yani din alimler için lüzumsuzdur!&#8221; (Yasin Hatipoğlu, Serdengeçti, Şubat 1962, 15. Cilt, 33. Sayı, s. 13) Ateistler “Toplumun kutsallarını, değerlerini aşağılamayı marifet saymış, halka tepeden bakmışlardır.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 34)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni ateist natüralistler, teizme eleştiriden çok saldırılar gerçekleştirmektedir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett&#8217;ten Dawkins&#8217;e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi, s.  9)  Yeni ateistleri ateist ve seküler olan Michael Ruse ve Ronald Numbers gibi isimler de eleştirir. “Tabi bu eleştirilerin neticesinde yeni ateistler onları ‘yüzeysel olmakla, aptal olmakla, hatta satılmış olmakla’ suçlamışlardır. (Doç. Dr. Alper Bilgili, Güncel kelam tartışmaları II, Yeni ateizm ve eleştirisi, s. 199) Lawrence Krauss’un kendini tarif ederken kullandığı kelime &#8216;militan ateist&#8217;tir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 36) Oxford üniversitesinde matematik profesörü olan John Lennox&#8217;un da dikkat çektiği gibi, yeni-ateistler &#8216;gürültücü ve kavgacı&#8217;dır. Dennett&#8217;e göre, evrim teorisine şüpheyle yaklaşanlar &#8220;cahil ve kötüdür.&#8221; Dawkins ise evrimi reddedenlere birkaç seçenek sunmuştur. Dawkins&#8217;e göre onlar; &#8216;cahil, aptal, deli ya da kötüdür.&#8217; Bilimin verilerine atıfta bulunarak tanrının varlığına ikna olduğunu belirten 20. yüzyılın en önemli ateist felsefecisi Anthony Flaw da, &#8216;satılmış veya delirmiş&#8217; olmakla (Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 73, 85) suçlanmıştır. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 46)  Dennett, ateistleri ‘parlak zekalı’ olarak tanımlarken dindarları ‘kalın kafalılar’ olarak etiketlemiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 50) Dawkins, İslam karşıtı aşırı sağcı Hollandalı siyasetçi Geert Wilders’i coşkuyla destekler ve &#8220;Bu cesur adamı selamlıyorum&#8221; derken Harris ise, ‘Hristiyan Milletine Mektup’ta, aşırı sağcılar için şunları söylemektedir: “Birkaç istisna olmakla birlikte, bugün İslam’ın Avrupalı toplumların yüzleştikleri bir tehdit olduğunu dürüstçe söyleme cesaretini bir tek faşistler göstermektedir.” (Luke Savage, jacobin.com, 2 Aralık 2014) Görüldüğü gibi, Darwinizm, materyalizm ve pozitivizm dine oldukça tahammülsüzdür. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 33) Richard Dawkins başta olmak üzere ateistlerin kitaplarının hemen her yerlerinde yayılmış olan hakaret edici ve kural dışı vuruşlar içeren üslupları da dikkat çekmektedir. (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 9) “Ateizmin eleştirilerinin temelinde teorik kaygılardan ziyade ‘ideolojik’ ön yargılar ve saplantılar dikkat çekmektedir. Öyle ki, bu çerçevede fikirler dile getirilirken, özellikle üslup açısından inanan insanları incitici ve onlara hakaret edici öğelere sıkça rastlanmaktadır.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 175-176) &#8220;1400 yıl öncesinin kanunları&#8221; diye akılları sıra İslam&#8217;ı küçümserler. Ama kendileri Sodom ve Gomora fuhuşunu, &#8216;cinsel &#8216;özgürlük&#8217; adı altında savunurlar.  (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 35) Ateistler alternatif görüşlere hakaret edip, kendi ideolojilerini hakikat diye insanlara zorla kabul ettirmeye çalışırlar. Ateist düşünce sadece inançlara değil aynı zamanda akla ve ahlaka da zarar vermektedir. Dolayısıyla ateizmi ahlaki ve insani bir problem olarak da değerlendirmek gerekir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 223) “Dinin dogmatik olduğu söyleyen yeni ateistlerin öfkeli, hoşgörüsüz, fanatik, radikal söylemlere sahip oldukları ve bu nedenle dogmatik olma vasfının aslında en çok kendilerine yakıştığı ifade edilebilir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 106) “Yeni Ateizm, sıradan gerçeklere derin görüş elbisesi giydirip, emperyalist projeleri teşvik eden ve aynı zamanda eldeki önyargılar için gerekli kanalları açan ama öte yandan da mevcut gücünü put kırıcı, muhalif ve objektifmiş gibi görünmesinden alan, dar kafalı bir evrenselciliktir.” (Luke Savage, jacobin.com, 2 Aralık 2014) Özetle yeni ateizmi ateistlerin haçlı seferi olarak nitelendirmek hiç de yanıltıcı olmayacaktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fikre, düşünceye, eleştiriye evet, hakarete, küfre, saygısızlığa hayır! (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 21) Ateistler, en az diğer dinler kadar saygıyı ve en az kendilerinin diğer dinlere gösterdiği kadar tahammülsüzlük ve saygısızlığı hak ediyorlar.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, Arka kapak)</span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-15254" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/5473584953836865.jpg" alt="" width="923" height="439" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni ateizmin Türkiye’deki en önemli temsilcisi olan (Doç. Dr. Alper Bilgili, Güncel kelam tartışmaları II, Yeni ateizm ve eleştirisi, s. 192) Celal Şengör, kendi dünya görüşünü bilimin görüşü olarak sunmaktadır. Şengör&#8217;ün kavgacı üslubu, diğer görüşlere karşı tahammülsüzlüğü, tarihsel verileri çarpıtması, bazı tarihsel verileri görmezden gelmesi, işlediği mantık hataları ve argümanlarındaki tutarsızlıklar, ‘yeni ateist literatüre aşina olanlara’ tanıdık gelmektedir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s.  47, 148) Şengör, tesettürün yasaklanmasının demokrasiye aykırı olmadığını da ileri sürmüştür: “Nasıl kolunuza gamalı haç pazubendi takarak dolaşmanız pek çok uygar ülkede haklı olarak yasaklanmışsa, tesettür de aynı nedenlerde yine bazı uygar ülkelerin belirli yer ve kurumlarında verdiği muhtelif zararlardan ötürü yasaktır.” (Şengör, Bir toplum nasıl intihar eder? s. 131) Ayrıca Şengör, dinlere ve dindarlara saygı duyulmaması gerektiğini görüşündedir. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 145) Ve ona göre “En cahil Türkler, Müslüman Türklerdir. Osmanlı Devleti, Türk tarihinin en alt noktasıdır.” (Independent, 9 Aralık 2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dindarlardan, mesela ramazanda açıktan yemek yerken bile saygı görmeyi veya İslam’ı ‘cihadist’ ilan ederken kendilerini ‘aydınlık savaşçısı’ ilan eden ateistler, aslında dindarları eleştirdikleri tüm özellikleri kendi üzerlerinde taşıdıklarının farkında bile değildirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör’e göre İnsanlara dışkı yedirmek de işkence değildir: “Bir kere dışkısını yedirmek işkence değil. Ben bal gibi yerim. Kendi dışkımı yedim. Hatta onun dışında İsviçre&#8217;de benim doktora alanımda otlayan ineklerinkini de tattım. Dağ keçilerinin de tattım. Özellikle insan dışkısı acıydı. Ötekiler de tatlıydı ama insanınki kadar acı değildi. Bu bir ‘merak’ meselesidir, merak eden ‘her şeyi’ dener. Ben pornoyu cinsel eğitimin bir parçası olarak gördüm her zaman. Artık çok sık seyredemiyorum. Neden? Geçti de ondan! E vallahi, bir oligarşi yönetmeli bu toplumu. Türkiye gibi toplumlar oligarşi ile yönetilmeli. Okuma yazma bilmiyorsanız oy vermeyeceksiniz. 35 yıldır, Amerika’dan geldiğimden beri halkın arasına karışmıyorum. 1981’den beri ben ne otobüse bindim, ne alışveriş yaptım. Hiç ekmek bile almadım hayatımda. Halkla ilgi bir şeyler yapmayı ya da içine karışmayı da sevmiyorum. ‘İnsan sevmiyor’ lafı doğru bir laf değil. Nötrüm. Ne seviyorum, ne sevmiyorum. Müzik dinlemek istediğim zaman Viyana’ya gidiyorum. (30.000 kişinin öldüğü) 1999 depremi hakikaten ‘çok yakışıklı’ bir depremdi. Kenan Evren demokrasi düşmanı değildi. Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptığı demokrasiyi kurtarmak için yapılan bir müdahaleydi.  Evren&#8217;in cenazesine çelengi büyük bir mutlulukla gönderdim. Hatta üzüldüm ‘gidemediğim için.’ Darbeyi Amerika fişekledi diyecekler, o da doğru değil. Bu konuda iki şahit göstereyim; bir tanesi (28 Şubat darbe liderlerinden) Çevik Bir general. Orgeneral. Diğeri (12 Eylül darbe liderlerinden) Orgeneral T. Şahinkaya.” (Birgün, 22 Kasım 2015; Gazete Duvar, 10 Ekim 2018; Ekşi sözlük (eksisozluk.com/entry/82134818); Armağan Çağlayan’la Radikal’de (22/11/2015) ve Neşe Tüzel’le Radikal  gazetesinde (20.10.1999) yapılan röportajlar) Dışkı yemesi ile ilgili Ekşi Sözlük’ten sadece iki yorumu da burada aktaralım: “Celal bey&#8217;in ‘dalga geçtiğini’ anlamayanları görünce şaşırdım.”; “Şengör ‘belki’ bilimsel bir bulgu, bir panzehir, bir fayda aramak için yapmış (.ok yemiş) olabilir.” Her eylem veya söylemde keramet arama mantığı demek ateistlerde de varmış!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Celal Şengör, organ bağışına da karşı olduğunu söylemiştir! Halbuki, ‘dindar kesim organ nakline karşı’ diye iddia edilmekte idi! Celal Şengör: “Elin dangalağına organ bağışlayıp onu yaşatmanın anlamı yok.” (Independent, 21 Ocak 2019) demektedir. Organ nakli merkezi başkanı Prof. Dr. Alper Demirbaş konu hakkında şunları söyler: “Kimin yaşayıp yaşamayacağına ne zamandan beri Celal Şengör karar veriyor. Organ bağışlamak ya da bağışlamamak kişinin kendi kararıdır ve buna söyleyecek sözümüz olamaz. Bununla birlikte toplumu ve en çok da organ bekleyen hasta ve hasta yakınlarını bir bilim insanına yakışmayacak söylemlerle üzmek kabul edilemez. Ne demek “Elin dangalağını yaşatmanın bir anlamı yok!” Organ bekleyen 30 bin kişi yaşamasın mı? Biz bir hayat kurtarmak için çabalarken bu dönemde böylesi yersiz açıklamalar yapmayı ‘bilim ve mantık dışı’ olarak görüyorum. Pozitif bilimle uğraşan bir bilim insanına yakışmaz böyle şeyler!” (Habertürk, 22.01.2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Mühendisten ameliyat yapması beklenemez. Yorum yapılmaya başlandığı zaman, artık bilimin sahasından çıkıldığının ve felsefe alanına girildiğinin unutulmaması gerekir. Bilim adamı ‘sadece kendi uzmanlık alanında bilgi sahibidir’ ve kendisi farkında olsun ya da olmasın bütün bir ‘hakikatin küçük bir parçasını yakalamış’ durumdadır. Bilimsel bilgi dışında tarih, edebiyat, sanat ve tecrübeye dayalı pek çok bilgi türü de mevcuttur. Bir şiir, bir sanat eseri bilimsel kriterlere göre eleştirilemez, çünkü alanlar farklıdır. Söz konusu eserler bilimsel bilginin ilgi alanı dışında kaldığı için önemsiz ve değersiz de sayılmazlar.  Pozitivistler, ‘bilimcilik’ olarak nitelendirilen bir ideoloji-dünya görüşü üretmişlerdir. Esas mesele, bilimin &#8216;nasıl&#8217; sorusuna bir şekilde cevap verdikten sonra durup ‘hepsi bu kadar’ dediğinde, din &#8216;niçin&#8217; diye sormaya ve kendi cevabını vermeye devam etmesindedir. Bilim adamının din  hususlarda söyleyeceği olumlu ya da olumsuz her şey onun bilimsel kimliğinden bağımsız olup vicdani kanaatidir.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 101, 104, 117-119) Modern bilim tabiatın işleyişini, ardında yatan ilahi sırrı, hikmet ve hakikatleri görmezlikten gelir. Modern bilim bir ideolojiye dönüşmüştür. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 169) Materyalist ideolojide bilim bir kılıfa yani bilimciliğe yem edilmiştir. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 286) “İnsanı sadece maddi boyutuyla ele alırsak, onun insan özelliğini iptal ederek sıradan bir canlı hüviyetine mahkum ederiz. Notalar maddi olsa da, ses ve perdeler manadır. Dawkins şunu itiraf etmektedir ki, bilinç, ahlak ve ölümlülük konularını Darwincilik ile izah etmek oldukça zordur.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 98) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din denilince, hep mistiklik, miskinlik, uyuşukluk, meditasyon ve cezbe gibi haller anlaşılmış, anlatılmıştır. Unutulan şu ki bu eylemler, haller dine değil ‘dinin batini yorumcularına’ aittir. (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 21) Nasipsiz kısmı görmezden gelirsek, benimle İslam&#8217;ı tartışanların tamamı ateizm bahanesiyle İslam&#8217;ı aramakta idi. (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 12) “Türk ateisti tevhidi ters yüz etmiştir: Allah’tan başka tanrılara evet!” (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 17) Halbuki “Sahte ilahları reddetmek, Allah&#8217;ı kabul etmenin ön şartıdır.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 11) &#8216;La ilahe illallah&#8217; bir yaşantı modeli sunmaktadır. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, 153) “Allah&#8217;ın dinine girmek için önce bütün ilahları reddeden irade, ateizmde vücut buluyor. Bu manada ‘ateizm, İslam&#8217;a girişin ilk aşamasıdır’ diyebiliriz. Allah&#8217;ı diğer tanrılardan istisna tutmak ise, ‘biraz daha yüksek bir düşünce ve akıl’ gerektirir. Ateistler, İslam ve Müslümanlarla dalga geçerek kendilerini çok zeki olduklarını ispatlayabileceklerini de düşünürler.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 198) “İlahi olmayan herhangi bir inancı (putperestliği, totemizmi, paganizmi vb.) ya da dini (Budizmi, Şintoizmi, Afrika’daki kabile inançlarını vb.) reddetmek ateizm anlamına gelmemektedir. Aksine bu durum kelime-i tevhit inancının temelini oluşturur. Ayrıca Yahudilere ait milli bir tanrı inancı veya Hristiyanlardaki üçlü tanrı inancı gibi inançların büyük bir kısmı Müslümanlar tarafından da zaten reddedilmektedir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 6)<strong> “</strong>İlk Müslümanlar mevcut toplumun kutsal varlıklarını (put) reddetmelerinden dolayı ateist olarak suçlanmışlardır. Bu kişiler atalarının dininden (Bakara, 170; Maide, 104; A’raf,  70, 173; Yunus, 78; Hud, 87; Enbiya, 53; Şuara, 74) ayrılmakla ve inançsız olmakla itham edilmişler ve şiddetli bir şekilde toplumun sahip olduğu eski alışkanlıkları kabullenmeye zorlanmışlardır.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 16- 17) “Dünya&#8217;daki kahır, çile, ıstırap bu dünyanın sahici mutluluk mekanı olmayıp, belli koşullarla sınanma yeri olduğunun en  büyük göstergesidir ve ateistlerin de anlamak istemedikleri de budur. Ateist ‘firari’dir ve hiç bir zaman yakalanmayacağına inanır. Ateist Allah&#8217;tan başka tanrılara evet der ama Allah&#8217;a ise hayır! Para, makam, ün veya ideoloji birer dine dönüşür. İdeolog ve idoller de peygamber ve evliyalar; kişiler mit olur, dini hikayelerin yerine geçerler. İnanmadıklarından kendilerine bir inanç manzumesi oluştururlar. Aslında &#8216;İnanmayan kişi, inanmadıklarının derin bir müminidir!’ Auguste Comte&#8217;un 1852 yılında kaleme aldığı pozitivizme dair eserinin adı da ilgi çekicidir: Pozitivizmin İlmihali/Le Catechisme Positiviste.” (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 19, 21) İşte &#8220;Hz. Muhammed tek başına milyarları bu sahte ilahlardan kurtarmıştır.&#8221; (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 141) Ateistim diyene şu soruyu sormak gerekir: &#8220;Hangi tanrının ateistisin?&#8221; Birçok ateist inkar edilmesi gereken sahte tanrıları inkar ederek önemli bir mesafeyi kat ettikleri halde gerçek tanrıya bir türlü ulaşamazlar. (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 29) Yaşayan ölü tanrılar: Mülkiyet tanrısı: Para; Aydınlanma tanrısı: Bilim, arzular, makam, hırs, şehvet. Bu tanrılara bağlanıp secde edenlerin gerçek tanrıyı (Allah&#8217;ı)  araması, arasa bile bulması, bulsa bile bağlanması mümkün değildir. Halbuki bilgi, mutlak sevginin kıvılcımıdır, O&#8217;ndan bahşedilendir. Gerçek bilgi O&#8217;ndandır ve O&#8217;na götürür. Eksik ve yanlış bilgi ise uzaklaştırır. Tanrı: Ra. Her firavun ile yeniden vücutlaşan ilahi hükümdardır. Kısaca, yöneticilerin yönettikleri  halkı sömürmede araç olarak kullandıkları bir vasıtadır. Zeus; Kutsal ateşi insanlardan gizlemiştir. Acımasız, cimri, insan düşmanı, devamlı kendisi ile savaşılması gereken bir varlıktır. Yehova: Taraf tutan milli tanrıdır. Tevrat’taki tanrı gezer, dolaşır, güreşir, yorulur, dinlenir. Ateist doğal olarak, &#8220;kendim gibi birine tapacaksam neden bunu kutsal kitaplarda arayayım, sokaklarda bir sürü var&#8221; der. Gökyüzündeki baba tanrı: Hristiyanlık inancına göre günahlar  ve suçlar genetiktir. Sapsarı ve çivilerle delinmiş oğlu kolları arasında, bir tanrıdır o. (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 41-50) Plastik- metalik tanrılar: Dev alışveriş merkezleri, plazalar ekonomi dininin mabetleridir. Kur’an’ın yerini insan ürünü kanunlar, peygamber yerini patron almış ve şehevi arzular Put; para, tanrı olmuştur. (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 55) “Kimi zaman bir ‘Hizmetçi Tanrı’ düşlemiş insanlar. Alaaddin’in sihirli lambasına elini sürer sürmez ortaya çıkan ve “baş  üstüne” deyip istenen her şeyi hemen yerine getiren cin örneği, zor zamanlarda insanı rahatlatan, yardıma koşan, “gel” deyince  gelen, “git” deyince giden bir ‘hizmetçi tanrı.’ Düşledikleri bu ‘hizmetçi tanrı, istediklerini yapmayınca küsmüşler ya da  kafaları kızıp ateist olmuşlar. Türkiye’de aydınlar da, “göklerde oturan büyükbaba” şeklinde hayal ettikleri Tanrıyı çok fazla bir inanç krizi yaşamadan inkar edebilmiştir. Kimi ateistler de ortam ve materyalist eğitim süreci sonucu ateist olmuştur. Oruç Aruoba: “Bir tanrıya inanmıyorum. Ailem Kemalist, ama dindar bir aileydi. Bir cumhuriyet ailesi çocuğu olarak, gerekli ölçüde ‘dinsel terbiye de’ gördüm. ‘Kulhuvallahu ehad”i ezbere bilirdim. Belli bir yaşa kadar ‘bayram namazlarına’ gittim. Daha sonra koleje devam ettim. Ortalarda bir yerde din bitti ve tanrıya inanmamaya başladım. Gördüğüm eğitim ‘Batı eğitimiydi.’ Ankara Kolejini bitirdim. Müspet ilim denileni öteberiden okuduk. Bir noktada belki tanrının varlığının gereği kalmadı.” (Yalçın Çetinkaya, İzlenim Dergisi, 1993) Bir dönem de, Türk aydınları özel olarak materyalist bir bakış açısı ile yetiştirilmişlerdir: “Can Yücel: ‘Ben baştan beri ateistim. Nedeni de ‘yetiştiğim dönemin’ özelliğinden kaynaklanıyor. Bir bakıma da ‘ateist genel politikanın en ateşli olduğu zamanlarda’ geçti çocukluğum ve gençliğim.’ derken, Çetin Altan’da: ‘Benim kuşağımdaki insanlar inançsız olarak yetiştirildi. Yani kendi tercihleri ile inançsız olmadılar.’ demektedirler.” (İzlenim Dergisi, Aralık 1992) D. Mehmet Doğan, bir dönem Türkiye&#8217;de ‘totaliter komünist yönetimlere benzer din aleyhtarı bir  ‘ateizm propagandası’ yapıldığını.&#8221; (Yörünge, 13-20 Ocak 1991, 11. Sayı, s. 5) ve Prof. İhsan Süreyye Sırma, “1940’lı yıllarda okullarda din, İslam düşmanı ve dinsiz yetiştirildiğini” (A. Demircan, İ. S. Sırma Kitabı, s. 55, 74, 106, 243)  söylerken, Süleyman Arif Emre de ülkemizde “laiklik adı altında ateistliğin zorla uygulanmaya koyulmak istendiğini&#8221; ifade etmektedir.” (Yörünge, 19-26 Haziran 1994, 181. Sayı, s. 7; Benzer yorum için: Süleyman Arif Emre, Yörünge, 10-17 Temmuz 1994, 184. Sayı, s. 15) Sonradan Müslüman olan ressam Jean-Pierre Quenson, &#8220;Fransa&#8217;da laisizm, ateizmle pratikte eşitlenmiş bir yaşam biçimi öngörmekte.&#8221; (Gerçek Hayat, 5 Kasım 2004, 211. Sayı, s. 31) derken Abdullah Altay’da “Türkiye&#8217;de laiklik anlayışı, inananları hançerleyen Stalinist bir renge bürünerek ateizm oluyor.” (Abdullah Altay, Cuma, 16-22 Kasım 1990, 1. Cilt, 21. Sayı, s. 31) demektedir. Öğretmen Mehmet Mustuk’un Adana Düziçi Köy enstitüsünde okurken şahit olduğu ahlaksızlık, dinsizlik ile ilgili anıları da (Yeniden Milli Mücadele, Röportaj, 4 Mayıs 1971, 2. Cilt, 66. Sayı, s. 12) bu görüşü doğrulamaktadır. “Hürriyet şairi olarak tanıtılan Tevfik Fikret de bugünün dinsiz neslinin o günkü şartlarda babalığını yapan bir ateist ruha sahip kişi idi. Tesirleri uzun süre ülkemizde hissedilmiştir.” (Abdülhalim Polatoğlu, Sebil, 29.10.1979, 4. Cilt, sayı: 199, s 11) “Kıblesi olmayan bir toplumun evlatlarının kıblesi artık Batı olmuştur. Ama sorun şuradaki, Batının da kıblesi yoktur.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 43) Nokta dergisi 22 Mart 1987 tarihli sayısında ‘Tanrısızlar artık özgürlük istiyorlar’ derken, bir zamanların ünlü sosyalistlerinden Çetin Altan da şu gerçeğin altını çizmektedir: &#8220;Türkiye’de ateizm yoktur, paganlar (doğaya tapan) vardır.&#8221; Sosyolog ilahiyatçı Ali Bulaç, ‘Ateistler, ateizm denen bir dine inanıyorlar. Bizde ateizm, daha çok &#8216;dehri&#8217;liğe (doğa ve zamanı kutsayanlara) karşılık gelir. Bence ateistler ciddiye alınmaz.&#8221; şeklinde görüşlerini ifade eder. (İktibas Dergisi, 1 Haziran 1984, 4. Cilt, 83. Sayı, s. 38-39) Ateistlerin İslam&#8217;a karşı olan düşmanca yaklaşımını ise strateji uzmanı Ferruh Sezgin, ‘Türkiye&#8217;de ateist irtica var.’ (Anadolu Gençlik, Haziran 2005, 65. Sayı, s. 15-18) şeklinde özetler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist kilisesi açıldı: Ayin var, tanrı yok. Hristiyan kiliselerine çok benzer yapıda olan ateist kiliselerde şarkılar söyleniyor, alkış tutuluyor ve topluma faydalı işlere methiyeler düzülüyor. Bu oluşumun geleneksel kiliselerden tek eksiği ise ‘tanrı.’ Ancak ‘ateizmin bir din olmadığı’ görüşünde olan ateistlerin bu oluşuma onay vermedikleri de ifade ediliyor. Toplantıya katılanların ise şarkılar söyledikleri, bağış toplandığı, kahve ve kekleri paylaştıkları anlatılıyor.&#8221; (Sözcü, 12 Kasım 2013) Ayrıca “Bu ateist çevre, &#8216;ateistliği yozlaştırmakla&#8217; ateist kilise taraftarlarını suçlamaktadırlar.” (Genç Dergisi, Nisan 2013, 79. Sayı, s. 7) Aslında bozulma (!) tahmin edilenin de ötesindedir: “BBC&#8217;de yayınlanan &#8220;Dünya Allah hakkında ne düşünüyor?&#8221; adlı programda, 10 ayrı ülkede 10 bin kişi ile görüşülerek gerçekleştirilen araştırmada ateistlerin % 30&#8217;unun dua ettiğini ortaya çıkarmıştır.” (Genç Yaklaşım, Eylül 2004, 1. Sayı, s. 5) Ülkemizde de durum farklı değildir: “Dini bütün ateistler!” (Milliyet, 30.11.2013) “Ateist&#8217; gençlerin yüzde 61&#8217;i Allah&#8217;a inandığını belirtti. Kendini &#8216;ateist&#8217; olarak tanımlayanların yüzde 59&#8217;u düzenli oruç tutuyor, yüzde 13&#8217;ü düzenli beş vakit namaz kılıyor, yüzde 43&#8217;ü cuma namazına gidiyor.” (SEKAM, Türkiye Gençlik Raporu, 29 Kasım 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi “Din, insanlar için bir ihtiyaçtır.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 51) Eğer Tanrıya ibadet etmezsek, başka tanrılara ibadet etmemiz kaçınılmaz olur. Arzularımızın kölesi oluruz. (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 68) “İnanmak ise sorumluluğu kabullenmektir.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 26) Bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler ateist olduklarını ilan etseler de aslında gerçekte “Allah&#8217;a ibadet etmiyorsak, başka bir şeye tapıyoruzdur. Kendi nefsimize, arzularımıza veya gelip geçici maddi varlıklara.” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 409, 415) Ayrıca “Dinin etkinliğinin olmadığı durumda insani olmak yerine ırki, milli, sınıfsal, siyasi yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 92) “Allah&#8217;a ait sevgi boşluğumuz doğru şekilde doldurulmaz ise, bu sevgi zamanla insanı sevdiği aciz varlığa karşı kul köle yapacaktır.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 65) Ayrıca tüm “İzm’ler de birer tanrıdır.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 34) İnsanlar siyasi otoriteleri ilahlaştırmaktadır. İnsana baktığımızda 3 türlü otorite kabul ettiğini görürüz: Kendi nefsini ilah edinir, siyasi otoriteyi ilah edinir veya kabul ettikleri ‘dini otoriteleri’ ilahlaştırırlar. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 160) Nietzsche “kendine göre bir ‘insanüstü’den bahseder.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 30) Comte da “Hayatının sonlarına doğru bir çeşit insanlık dini kurmuştur.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 40) Ve en son gelinen noktada insan “önce tapmak için kendine tanrılar icat eder ve ondan sonra da kendi bedensel dürtülerini Tanrı ilan eder.” (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 21) Halbuki “Dinin gönderiliş amacı,  iradeler savaşına son vermek” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 179) ve insanı fıtratına döndürmektir. Bu nedenle de Kur’an’da geçen (Bakara, 138) ‘sıbgatullah’ terkibini Taberi, “Allah’ın insan fıtratına yerleştirdiği hak din” şeklinde yorumlamaktadır. (Camiʿu’l-Beyan, I/570-572. Ayrıca; Zemahşeri, I/97; Razi, IV/86-87; Reşid Rıza, Tefsirü’l-Menar, I/486; Elmalılı, Hak Dini, I/515-516)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Mutlak ateizmin imkansızlığı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bütün insanların zihninde Tanrı kavramı vardır. Değişik kültür ve dinlerde böyle bir fikrin bulunması daha işin başında mutlak ateizm iddialarını boşa çıkartmaktadır. Tanrı’ya inanmadığını söyleyen insanlar zihinlerindeki bu kavrama Tanrı ismini vermek istememektedirler. Onlar da evrende hakim olan (ya da görünen düzenin arkasında yer alan) gizli bir gücün, sebebin, enerjinin, kozmik bilincin bulunduğunu ifade etmekte ve Tanrılık işlevi gören bir ilkenin, gücün veya açıklamanın arayışı içerisinde bulunmaktadırlar. Özellikle materyalistler, doğanın kendini Tanrı olarak (natüralizm) görmüşlerdir. Doğaya sonsuzluk, sınırsızlık, yaratıcılık, öncesizlik ve sonrasızlık gibi nitelikler atfetmekle ve bir şekilde onu kutsallaştırmakta, aşkın olmayan (maddi olan) varlıklara Tanrı gözüyle bakmaktadırlar. Hasta insanların ölümüyle Tanrı’yı suçlayan ateist bir ideolojinin üyesi, kendi ilkeleri uğruna, çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden milyonlarca insanın acımasızca öldürülmesi ve sıkıntı çekmesine karşı sessiz kalmaktadır. David Hume: &#8220;Evrendeki gaye ve düzen bizi farkına varmadan ilk yaratıcının varlığını kabule götürmektedir.&#8221; (D. Hume, Dialogues Concerning Natural Religion, s. 77) derken, Voltaire de ‘insan zihninde yaratıcı bir üstün varlık fikrinin daima yer aldığını’ ifade etmektedir. (Voltaire, Philosophical Dictionary, s. 49- 58. Ayrıca, Voltaire, Öyküler, s. 19; Mario Livio, Tanrı Matematikçi mi? s. 133; Paul Kleinman, Felsefe 101, s. 220) Cemil Sena: “Tanrı&#8217;sız bir ruh tüm yaşam dayanaklarını ve tinsel varlığının bilincini yitirmiş bir robottur.” (Cemil Sena, Tanrı anlayışı, s. 586-609) demektedir. Issız bir adada yalnız başına kalmış bir insanın dahi, şayet sağlıklı bir yapıya sahipse, en azından zihninde yüce bir yaratıcıyı düşüneceği kesindir. Binlerce yıldır milyarlarca insanın birbirinden farklı zaman ve mekanlarda dahi olsa Tanrı’ya inanmaları bizlere bir mesaj vermektedir. Bütün insanlar gerek içgüdüsel ve gerekse zihinsel açıdan Tanrı inancına doğuştan yatkındırlar. (Paul Edwards, Common consent arguments for the existence of God, I/154) Hz. Muhammed bu düşünürlerden çok önce bu gerçeği ifade etmiştir: “Her doğan fıtrat üzere doğar.” (Buhari, Cenaiz, 80, 93; Müslim, Kader, 22-25)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Biz bu dünyada hiçbir şeyi karşılık vererek almadık, her şey Rabbimizin bizlere olan merhametinden, cömertliğinden kaynaklanmaktadır.”<strong> </strong>(Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 255)<strong> </strong>Allah bizlere, O’nun rehberliğinden uzaklaştıkça kalbi sıkıntılar vermektedir. Allah bizim cehenneme gitmemizi istememektedir.<strong> </strong>(Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 257) &#8220;Ateistlerin sıkıntılı ve acılı günlerinde Tanrı’nın gücünü itiraf ettikleri bilinmektedir. İnsanın zihni bir şartlanmışlık içine girmeden tabii olarak Tanrı&#8217;yı inkar etmesi mümkün değildir.&#8221; (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 35-44) “Tanrı inancı fıtridir. Mutlu ve sağlıklı günlerinde tanrıyı inkar eden bir ateistin, sıkıntılı zamanlarında tanrıya sığınması da bunun bir delilidir.” (Prof. Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 30) “Tanrı yokmuş gibi yaşamakla ateist, kendini özgürleştirdiğini düşünmektedir. Ateizmin bu türünde insanın kendine karşı dürüst olmaması ve kendi kendini kandırması söz konusudur. Çünkü inanma, insanın özünde mevcut yaradılıştan gelen bir duygudur. Ateistlerin tanrının var olmadığına ilişkin delil getirmeye duydukları ihtiyaç bile, tanrının var olduğunun güçlü bir delilidir.” (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 31, 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizmin çürütülmesi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kanıt Problemi: Ateistler kötülüklerin varlığı gibi bir iki konu hariç kendi iddiaları lehinde orijinal bir fikir ileri sürmemişlerdir. Lehlerinde birçok kanıt olmasına rağmen inananlar eleştirilebiliyorsa, ellerinde somut hiçbir kanıt bulunmayan ateistleri tenkit etmek daha kolay ve sıradan bir iş olacaktır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 81-85) Ayrıca Müminler de Tanrı inancını rasyonel yönü bulunan bir inanç olarak ortaya koymaktadırlar. (Mehmet Aydın, Allah’ın varlığına inanmanın akliliği, İslami araştırmalar dergisi, sayı, 2, s. 12-21; Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Tanrı&#8217;nın Varlığının Delilleri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir insanın bu kanıtları öğrendikten sonra ateist olması mümkün değildir. Her şeye rağmen o kişi hâlâ ateizmine devam ediyorsa onda fikirden ziyade ideolojinin ağır bastığı görülecektir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kozmolojik delili: Bu delil hem Kindi ve Gazali, hem de entropi yasası ve Bing Bang teorisi verilerinden hareketle savunulmaktadır. Evren ve evrendeki olguların açıklanması üzerine bina edilen delildir. Yasaların varlığı delili: Farklı alanlarda aynı yasaların geçerli oluşunu ifade eder. Evrenin keşfedildiği delili: Evrenin insan tarafından keşfedilmesinin ancak Allah tarafından evrenin böylesine keşfedilebilir bir yapıda oluşturulması ile açıklanabileceğini ifade eden delildir. Evrenin potansiyeli delili: Evrende var olan her şey, evrene konan potansiyelin bir neticesidir. Yasaların ve sabitlerin hassas ayarı delili: Yasalar çok hassas ölçülerle canlılığı ortaya çıkaracak şekilde yaratılmıştır. Bu delil, evrenin her yerinde aynı iradenin geçerli olduğunu gösterir. Fiziki olguların hassas ayarı delili: Evrenin, başlangıçtan milyonlarca yıl sonra ortaya çıkacak canlılığa göre hassas ayarlarla düzenlenmesi kastedilir. Canlıların tasarımı delili: Bu delille milyonlarca canlı türü, Allah&#8217;ın varlığını gösteren bir delilin parçası olarak sunulur. Allah, canlıların korunmasından beslenmesine kadar, ihtiyaçlarını tüm ayrıntılarıyla karşılamıştır. Doğal Arzular delili: Arzularımızın bir yaratıcıya yöneltecek şekilde oluşturulduğunu ortaya koyan bir delildir. Doğuştan ahlak delili: Ahlakiliğin doğuştan bir özelliğimiz olmasını, bu özelliğimizin Allah tarafından bize yerleştirilmiş olduğunu ortaya koyan bir delildir. Akıl Delili: İnsanlardaki akıl yürütme özelliğinin var olmasının Allah&#8217;ın bu özelliği vermesi sonucu olduğunu ifade eden delildir. İrade Delili: İradenin, irade sahibi olan Allah tarafından verilmiş olduğunu dile getiren delildir. Bilinç ve Benlik delili: Bilinçsiz maddeden bilinç sahibi insanın çıkarıldığını görmekteyiz. Bunu gerçekleştiren bir güç vardır. (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 24-31)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Âlem Delili (Kozmolojik Kanıt): Evrenden hareketle, onun bir yaratıcısı olduğu fikrine ulaşmaya en genel ifade ile doğal teoloji diyebiliriz. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 135) Doğadan hareketle var olan bir yaratıcı fikrine ulaşmaya teizm (doğal teoloji) denir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 189) Kozmolojik kanıt evrenin varlığından yola çıkarak yaratıcının varlığına gitmekte ve bizlere olup biten her şeyin arkasında bir Tanrı&#8217;nın bulunması gerektiğini söylemektedir. Evren kendi başına var olamaz bir nesneler yığınıdır. Sonradan var olmuştur. Evreni var kılan ve ona hayat veren bir üstün yaratıcı olmalıdır ki, O da Tanrı&#8217;dır. Evren dahil bütün sonlu varlıklar var olmalarını kendileri dışındaki bir varlığa (Tanrı&#8217;ya) borçludur. Evrenin var olması da, zorunlu varlığın yani Tanrı&#8217;nın varlığının kanıtıdır. Kozmolojik kanıt ikinci olarak evrendeki hareket ve değişmenin nedenini araştırarak Tanrı&#8217;ya varmaktadır. Nesnelerin hareketliliği ve değişik biçimler almaları kendiliğinden oluşamaz. Dolayısıyla evrendeki hareketin ve değişmenin arkasında, onlara bu gücü veren bir Tanrı&#8217;dır. Yaşamı var kılan Tanrı bizlere en uygun şartlarda ve ortamda hayat imkanını sunmuş, gerek kendi vücudumuzu ve gerekse çevremizi bu yaşama hizmet için mükemmel bir şekilde düzenlemiştir. Kozmolojik kanıt üçüncü olarak evrenin sonlu olmasından hareketle sonsuz olan bir varlığa işaret eder. Herhangi bir zaman dilimi içerisinde var olan ve bir süre sonra yokluğa mahkum olan nesneler gerçek varlıklarını kendileri dışındaki bir varlığa borçludurlar. Dolayısıyla nesneler dünyası içerisinde bulunmayan, onlar gibi belli bir zaman diliminde var olup yok olmayacak aşkın ve sonsuz bir varlığa gereksinim vardır. Bu varlık da Tanrı&#8217;dır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 93-97) Ateistlere göre ilk çağlarda çok tanrıcı olan ve putlara tapan insan daha sonra tek Tanrı inancına yönelmiştir. Halbuki İbrahim Peygamber&#8217;in de gösterdiği gibi, aşkın bir Tanrı inancı insanlığın ilk gününden beri var olmuştur. Tanrı, evreni yaratmakla kalmamış işleyiş ve kanunlarını da belirlemiştir. Yaratılan o kadar mükemmeldir ki, bazı ateistler yaratılana tanrı özelliği atfetmiş, tabiatı yaratıcı ilan etmiştir. “Tabiat ana verdi, tabiat bahşetti” gibi kavramları gündelik hayatta normalmiş gibi kullanabilmektedirler! İnsan böyle muazzam bir manzara karşısında &#8220;şans&#8221; ve &#8220;rastlantı&#8221; gibi kavramları tekrar gözden geçirme ihtiyacını hissetmelidir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 98-101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Varlık Delili (Ontolojik Kanıt): İnsanlık tarihi boyunca genel bir tanrı kavramı evrensel olarak daima vardır. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 28, 34)   Çiçero şöyle söylemektedir: &#8220;Allah fikrini doğuştan insan ruhuna yerleştiren, yine Allah&#8217;tır.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 47) Descartes, &#8216;Ben tanrıyı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için, ben onu düşünüyorum.&#8217; diyerek ontolojik delili özetlemiştir.  (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 50) Ona göre zihnimizdeki en mükemmel varlık fikrinin bulunması Tanrı&#8217;nın varlığının bir ispatıdır. Var olmayan bir şeyin içimizde doğması ve bizlerin de onu düşünmesi imkansızdır. İnsanın iç dünyasının sesine kulak vermeden ve doğadan da ders almadan Tanrı&#8217;nın var olmadığını iddia etmesi mantıksız ve sağlıksız bir karar olacaktır. Böyle bir kavram gerçekten temelsiz ve asılsız olsaydı insanlık tarafından asırlar öncesinden itibaren terkedilmesi, unutulması gerekirdi. Ontolojik kanıt bir anlamda mutlak ateizmin de olamayacağını kanıtlamaktadır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  89-93) Descartes&#8217;a göre de Tanrı&#8217;nın yokluğunu düşünmek mümkün değildir. (Descartes, A Discourse on Method, s. 120-126) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nizam ve Gaye Delili (Teleolojik Kanıt): Nizam delili, gök cisimlerinin düzenli hareketlerinden onu düzenleyene ulaşma şeklinde özetlenebilir. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 45) Aristo şöyle der, “her ne ki sanat ve zeka eseridir, bilinmelidir ki o bir yaratıcının ürünüdür.” (Ali Fuat Başgil, Din ve laiklik, s. 30) Âlemde bir düzen vardır ve herkes bu düzenin farkındadır. Bu düzen bizlere her şeyin arkasındaki bir düzenleyicinin varlığını haber vermektedir. Bir şairin şiiriyle, ressamın resmiyle ya da mimarın eseriyle duygulanan İnsan, Tanrı&#8217;nın sanatı karşısında da heyecanını gizlememiş ve daima hayranlığını ifade etmiştir. Bütün varlıkların insan için uygun tarzda düzenlenmesi de evrenin kendi başına ve tesadüfen oluşamayacağına işaret etmektedir. Düşünebilen, konuşabilen, akledebilen, hayal gücü olan, sevebilen, hisseden ve duygulanabilen yapısıyla insan yaratıcının en büyük eseridir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 102-109)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülük problemi ve ateizm: Karşılaşılan kötülüklerin çoğunluğu insan unsurundan kaynaklanmaktadır. En büyük kötülükleri yapan yine insanın kendisi olmuştur. Hemcinsini öldüren, ona zulmeden, malını çalan, çocuklarını aç bırakan, bir diğerinin kalbini yaralayan insandan başkası değildir. Sonuç itibariyle kötülükler karşısında sorgulanması gereken öncelikle insanın kendisidir. Bazı ateistlerin yaptığı gibi olup bitenden Tanrı’yı sorumlu tutmak insanın kendi sorumsuzluğunun bir örneğidir. “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar.” (Buhari, Cenaiz, 79, 92; Müslim, Ḳader, 22-25) Bir çocuğun çevresinden etkilenmeden önce yalan söylememesi, hırsızlık yapmaması, doğruyu konuşması, kötü söz söylememesi gibi hususlar, bunun en güzel kanıtıdır. Başlangıçta tertemiz olan denizleri ve atmosferi kirleten insanın kendisi olmuştur. İnsana ‘özgür irade’ verilirken, ona iyiliği ve güzelliği araması buna karşın kötülükten iradesiyle kaçınması tavsiye edilmiştir. Tanrı, daima iyiliği istemektedir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 110-116)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hudus delili: Hudus delili, &#8220;Her sonradan yaratılan şeyin mutlaka bir yaratıcısının bulunduğu&#8221; şeklinde özetlenebilir. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 94) Âlem sürekli değişikliğe maruz kalır, çocukluk, gençlik ve yaşlılık gibi evren sürekli değişiklik gösteriyor, her değişiklik gösteren şey de sonradan var edilmiştir. O halde, âlemde sonradan var edilmiştir. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 21) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik delil (Dini Tecrübe Kanıtı): Aşk ve sevgi, sadakat ve vefa duygusu gibi özellikleri Tanrı insanın karakterine işlemiştir. İnsanın bunları başka yerden (doğadan) alması mümkün değildir. İçimizdeki ulvi ve ahlaki duyguların da bir kaynağı olmalıdır. Bu kaynak da Tanrı’nın bizzat kendisidir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 117-120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlak Delili: İçimizdeki vicdan, merhamet, sadakat, şefkat, vefa ve acıma duygusu da diğerleriyle birlikte Tanrı’nın kalbimize yerleştirdiği ve doğamıza nakşettiği işaretler olmuştur. Yeri ve zamanı geldiğinde bu değerler uğruna insanların varlığını, canını ve malını dahi tehlikeye atması, pek çok şeyden vazgeçmesi ondaki Tanrı inancının göstergesidir. İnsan sadece biyolojik ihtiyaçları için yaşamaz. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 122-123) Dawkins&#8217;in dindarların arasında yaşamak istemesi gibi, İslam düşmanlığı ile ünlü Ernest Renan’ın şu sözleri de vicdanında kalan kırıntıların ifadesidir: &#8220;İslamiyet&#8217;in, din olmak itibariyle güzel yönleri vardır. Her ne vakit bir camiye girsem, şiddetli bir vicdan heyecanından, onu da söyleyeyim mi, Müslüman olmadığım için bir tür üzüntü duyuyorum.&#8221; (Renan, L&#8217;ıslamisme et la Science, s. 19; Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 53; Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 112) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Çağımızdaki ateist görüşlerin çıkmazları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern Ön Yargılar: XX. yüzyılın başında rüzgar gibi esen ve ortalığı kasıp kavuran pozitivist hareket asrımızın ikinci yarısında hızını kaybetmiştir. Çağımızda etkili olan ateist düşünürler Comte, Feuerbach, Marx, Freud, Nietzche ve Sartre&#8217;dır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 125-129)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Comte&#8217;un Pozitivizmi: Pozivitizm, Bilimi tek geçerli bir bilgi türü olarak gören bir anlayıştır. Sonuçta pozitivizmin dinle ilgili iddialarının yanlışlığı görülmüş, inançsızlıkla ilgili beklentileri de boşa çıkmıştır. Fransız filozofu Auguste Comte, Tanrı inancının ortadan kalkacağı bir dönem olacağını iddia etmişti. (Şafak Ural, Pozitivist Felsefe, s. 19-20) Dinlerin tarih sahnesinden silineceği şeklinde ki kehaneti de tutmamıştır. (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 45) Günümüzde din olgusu ve Tanrı inancı devam etmektedir. Dolayısıyla günümüze kadar yaşamış olsaydı gördüğü manzara karşısında Comte&#8217;un dahi hayal kırıklığına uğrayacağı muhakkak idi. Nitekim yüzyılımızda dinden uzaklaşan ya da bir şekilde onunla savaşan (komünist) toplulukların ne duruma geldikleri ve neler yapabildikleri, dünyamızı ne şekilde cehenneme çevirdikleri gayet iyi bilinmektedir. Comte’un, ‘teolojik/mitolojik, metafizik ve pozitivist evreler’ dediği (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 44) şeylerin insanlığın ortak tecrübesi olduğunu görememiştir. Çok eski yıllarda dahi yüksek medeniyetler kurulmuş, bilimsel çalışmalar, felsefi eserler ortaya konmuştur. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 130-134) Alain de Botton: &#8220;Modern ateizmin başlıca yanılgısı, dinlerin pek çok yönünün geçerliliğini korumasını görmezden gelmektir.&#8221; (H. Kübra Ergin, Yüzakı, Aralık 2013, 106. Sayı, s. 16) derken Müslüman olan Fransız Komünist Partisi yöneticisi düşünür ve yazar R. Garaudy ise “Pozitivizmin en büyük sorununun bilimcilik ile bilimin karıştırılması meselesi olduğunu” (Mehmet Sulhan, Roger Garaudy’nin din felsefesi, s. 177) ifade etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Feuerbach&#8217;ın Antropolojik Ateizmi: Feuerbach<strong>,</strong><strong> </strong>Hristiyanlığın Tanrı imajının etkisinde kalarak Tanrı kavramıyla insan doğası arasında bir ilişki kurmuştur. Feuerbach&#8217;a göre Tanrı kavramı insanın kendi doğasını dışarıya yansıtması sonucu oluşmuştur. Ona göre esas olan insanın kendisi ve kendi varlığıdır. (Ludwig Feuerbach, The Esence of Chritianity, s. 5-30) Feuerbach&#8217;ın aksine pek çok filozof Tanrı inancının insanın doğasında bulunduğunu ve bunu doğuştan getirdiğini iddia etmiştir. İslam dininde zaten Tanrı&#8217;nın nitelikleriyle, insanın özellikleri arasında bir uçurum bulunmaktadır. Başka dinlerde olduğu gibi yarı ilahi bir kişiden söz edilmez. İslam dininde ne Tanrılaştırılmış varlıklar, ne günahsız azizler, ne ruhban sınıfı ve ne de kilise gibi tanrısal kurumlar mevcuttur. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi<strong>, </strong>s. 135-138)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Karl Marx&#8217;ın Sosyopolitik Ateizmi: Marx&#8217;ın din eleştirisi, onun dünya görüşünün bir parçası olarak önem kazanmaktadır. Bir anlamda ateist olmak Marxist olmanın getirdiği ve gerektirdiği bir durum haline gelmiştir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 139) Marxizm, Batı&#8217;nın kendi bünyesinde oluşturduğu kapitalist sisteme karşı bir reaksiyondur. O, gördüğü problemler karşısında siyasi ve ekonomik yapıyı yeniden düzenlemek istemiştir. Marx, insanlık tecrübesini bir tek teoriyle izah etmeye kalkışmış ve insanın bütün ideallerini, karakterini onun maddi yapısına indirgemiştir. Marxizme göre Tanrı&#8217;nın yok olduğunu söylemek, Proletarya (emekçi) tarafında yer almak ve onların lehinde çalışmak olacaktır. Marx sonuçta pek çok unutulmaz acıların yaşanmasına neden olmuştur. İdeal bir İslam toplumunun kapitalist bir toplum olmayacağı herkesin malumudur. Marxizm yok iken ezilen, mağdur olan ve bir şekilde ıstırap çeken insanların yardımına en başta din koşmuş ve burjuvaya, zalimlere karşı onların haklarını savunmuş ve acılarını dindirmiştir. Günümüzün olağanüstü zor şartlarında dahi pek çok insan için din, bir moral ve motivasyon kaynağı olmaya devam etmektedir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 143) Batı ve Batı kültürü insanlık için genel geçer bir örnek değildir. Marxist tarih anlayışıyla hareket edenler İslamiyet&#8217;in evrenselliğini, aşkınlığını (vahiy boyutunu) ve ahlak anlayışını gölgelemiş, putperestliğe ve zulme karşıtlığını ve adaletin yanında yer alışını görmezlikten gelmiştir. ayrıca evrim teorisi ile ırkçılık ve faşizm de ilerlemiş, Marx&#8217;ın görüşleri arkasında yılgınlık, hayal kırıklığı, üzüntü, hatta gözyaşı bırakarak kendi kabuğuna çekilmiş (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  144-146) ve insanlığa kurtuluş reçetesi gibi sunulan Marksist felsefe çoktan iflas etmiştir. (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 166) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Freud&#8217;ün Psikanalitik Ateizmi: Freud sahasının dışına çıkarak dini konularda birtakım yanlış hükümlere varmıştır. Freud’a göre Tanrı fikri insanın, çocukluk döneminde karşı karşıya kalmış olduğu zorluk ve felaketler karşısında geliştirdiği zihinsel bir savunma sisteminden kaynaklanmıştır. (S. Freud, Totem and Taboo, s. 147-151) Bir insan olarak Freud&#8217;un kokain bağımlısı olmasının yanında, duygusal ve bunalımlı bir kişiliğe sahip olması (Pierre Debray, Freud Skolastiği, s. IX-XI) fikirlerinin doğruluğu hakkında da çevresindekileri ciddi tereddütlere sevk etmiştir. Freud&#8217;ün Tanrı&#8217;ya inanma ile çocukluk devresi arasında kurmuş olduğu ilişkinin tersine çevrilmesi ve ateizmin aleyhinde kullanılması da mümkündür. Ayrıca milyarlarca zeki ve sağlıklı insanın hâlâ Tanrı&#8217;nın varlığına inanması ve inanmaya da devam etmesi konunun o kadar basit olmadığını da göstermektedir. Freud dinle ilgili değerlendirmelerinde totem, tabu ve fetiş gibi kavramları gündeme getirmiştir. Halbuki İslamiyet daha ilk günlerinde kendine en büyük hedef olarak putperestliği, ilkel inançları, hurafeciliği ve büyücülüğü seçmiş ve olanca gücüyle bunların hakim olduğu Arap geleneğini yıkmaya çalışmıştır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 147-150) Tanrı inancı, yaşamının sevinçli ve kederli bütün dönemlerinde insanı ayakta tutmakta ve insanın dengesini kaybetmesine engel olmaktadır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 151) Yine &#8220;Freud’çu psikanalizme göre anne, baba, vatan ve Allah sevgisi gibi yüksek değerlere kaynaklık eden de cinsellik ve korku duygusudur.&#8221; (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 55) “Freud&#8217;e göre çocuklar, birçok cinsi sapıklık modellerini peş peşe sıralayan komple bir sapıktırlar. Elbette bu hastalıklı isteklerini toplum baskısı altında doyuramazlar. Onları şuur altına iterler ve böylece bir takım iç çatışmalar başlar. İşte Freud&#8217;a göre ruh hastalıklarının tek sebebi budur. &#8220;Psikanaliz&#8221; ile şuur altının derinliklerine inilmeli, doyurulmamış sapık arzular bulunmalı ve &#8220;kabul edilebilir hale&#8221; getirilip tekrar sunulmalıdır.” (İrfan Özfatura, Türkiye, 18 Kasım 2003) “Psikanaliz yöntemine göre, insanın davranışlarına yön veren onun bilinçaltındaki cinsellik ve korku duygusudur. Tanrı inancı, hakikatte var olmayan, hastalıklı bir durumdur.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 29) “Yüce değerleri cinselliğe indirgemek, hastalıklı bir zihnin ürünüdür. Ona göre bilim geliştikçe dini ihtiyaç da kalmayacaktır. Freud, hastalıklı bireyleri incelemiş ve ulaştığı sonuçları yanlış biçimde sağlıklı insanlara tatbik etmiştir.” (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 56, 57) “Freud’un ruh teorisi, Newton mekaniğinin ilkelerini rehber almıştı. Öğrencisi Jung’un yaşadığı pek çok kişisel dini tecrübe ise, onu hayattaki manevi boyutun gerekliliğine inandırmıştır. O, gerçek maneviyatı insan ruhunun bütünleyici bir parçası olarak gördü. Sonunda da, Freud&#8217;un gözde öğrencilerden biri ve psikanalizin veliahtı olarak düşünülen Carl Gustav Jung, hocasını terk edip gitti.” (Fritjof Capra, Batı düşüncesinde dönüm noktası s.208,  410, 412) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nietzche ve Sartre&#8217;ın Varoluşçu Ateizmi: &#8220;Tanrı öldü. O‘nu biz öldürdük” diyen Nietzsche, bunun sonunda insanın özgürlüğünü ve onurunu yeniden kazanacağını ve kendi özünü yine kendisinin belirleyeceğini ifade etmiştir. Nietzche&#8217;den büyük çapta etkilenen Sartre da insanın özgürlüğü için Tanrı&#8217;nın yok olması gerektiğini öne sürmüştür. Her iki düşünürün iddiaları Tanrı&#8217;nın varlığını çürütmekten ziyade, onun ahlaki açıdan var olmaması gerektiği gibi bir ön kabulle yola çıktıklarını göstermektedir. Her iki düşünürün de reddettiği Tanrı İslamiyet&#8217;in Tanrı&#8217;sı değildir. Görünen o ki, bu düşünürler daha çok Hristiyanlıkla hesaplaşmaktadırlar. Bu kişiler Tanrı&#8217;nın (İsa) trajik bir biçimde çarmıha gerildiği, insanların günahkar doğduğu ve kiliseye gidip vaftiz olmadıkça aklanamadığı, insanların günah işlediğinde (Ortaçağ&#8217;da görüldüğü gibi) acımasızca ateşe atıldığı bir kültürde yetişmişlerdir. Projelerini ve ideallerini de evrensel bir norm olarak düşünmemek gerekir. Ateistlerin iddiasının aksine dinin (İslamiyet) ahlak konusunda olumsuz bir rolü bulunmamaktadır. Ateistlerin ileri sürdüğü özgürlük ideali de sorumsuzluk, kuralsızlık, dağınıklık ve kaos istemiyle eş anlamlıdır. İslam peygamberi görevinin birinci derecede ahlakı kemale erdirmek olduğunu belirtmiştir. (Muvatta, I-II, Hüsnul Hulk, 8) Dolayısı ile insanların kişisel zaaflarından kaynaklanan olumsuzlukların Tanrı&#8217;dan kaynaklandığını düşünmek ve dini eleştirmek büyük bir haksızlıktır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 152-156)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İdeolojik ateizm</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel (Materyalist) Ateizm Dayatması: Sovyetler Birliği döneminde Marxist ve Leninist dünya görüşü &#8220;bilimsel ateizm” adıyla eğitim ve öğretimde zorunlu bir ders olarak okutulmuş ve dinin ortadan kalkması için yoğun mücadele verilmiştir. Dini inançlar, kurumlar, ibadetler, törenler yasaklanmıştır. Diyalektik materyalizm, evrenin kendi başına var olduğunu, şuurun da maddeden sonra geldiğini ileri sürmüştür. Materyalizm şekilsiz bir maddeden bugünkü evrenin nasıl meydana geldiğini izah edememiş, insanın yaşamıyla, psikolojisiyle, inançlarıyla, etik değerleriyle, düşünce gücü ve arzularıyla ilgili olarak sistemli bir felsefe üretememiştir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 157-160)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel Ateizm Çarpıtması ve İslam’ın Evrenselliği: Bilimsel (materyalist) ateizm, İslamiyet&#8217;in yıkmaya çalıştığı eski putperest toplumun sömürü, kölelik, mal hırsı, kabilecilik, büyücülük, kan davası, fetişizm gibi alışkanlıklarını İslam&#8217;a mal etmeye çalışmıştır. Ateistler tarihte cereyan eden ve hiçbir zaman Hz. Peygamberin onaylamayacağı siyasi, coğrafi ve ticari kavgaları İslam’ın kendisi olarak takdim etmeye çalışmaktadır. Marxist ateistler ayrıca Hz. Muhammed&#8217;in çevresinden ve eski dinlerden etkilendiğini de iddia etmişlerdir. Bununla da kalmamış, İslamiyet&#8217;in gelişmeye, düşünceye ve tartışmaya karşı olduğu yalanını yaymışlardır. İslamiyet&#8217;in ilahi kaynaklı olamayacağını ve Mekke toplumunun bu dini ortaya çıkardığını iddia etmişlerdir. Halbuki Hz. Peygamber&#8217;e baktığımızda, O&#8217;nun gerek şahsiyetinin gerekse getirdiği mesajın, Mekke toplumunun ve o toplumda yaşayan sıradan bir insanın önceliklerinden olmayan, aksine onların mevcut değerlerini alt üst eden ve kökünden kazıyan inançlar olduğu rahatlıkla gözükecektir. Hz. Peygamber&#8217;in tebliğ ettiği düşüncelere baktığımızda o dönemde hakim olan inançlardan bir eser görmemekteyiz. O, putperestliğe, teslis (üçleme) anlayışıyla, ruhbanlıkla, İsa&#8217;yı Tanrı&#8217;nın oğlu olarak görmeleriyle ve enkarnasyonla ciddi bir şekilde zıtlaşmış ve onları kabul etmemiştir. Halbuki ateistlere göre Peygamber&#8217;in onlardan etkilenmesi gerekirdi. Hz. Musa, Hz. İsa veya Hz. Muhammed başta olma üzere tarihteki hiçbir peygamber kendi başına yeni bir din getirmemiş, hepsi de, tek Tanrı&#8217;nın varlığını insanlara haber veren ve ondan başka tapılacak, kutsanacak ya da ilahlaştırılacak herhangi bir varlığın bulunmadığını öğreten dinin elçileri olmuşlardır. Yine bu peygamberlerin hiçbirisi insanlardan kendilerini kutsamalarını veya kendilerine tapınmalarını istememiş, aksine hepsi gerçek Tanrı&#8217;nın sadece yaratıcı Allah olduğunu öğretmiştir. Özünde bir olan fakat günümüzde bozulduğu için inanç esasları farklı yorumlanan bütün ilahi dinler kaynak itibariyle bir olup aynı Tanrı&#8217;nın göndermiş olduğu dinlerdir. Peygamberler kendilerini aynı halkanın devamı olarak görmüş ve birbirlerini destekleyici şeyler söylemişlerdir. Mevcut sosyal yapının peygamberleri ortaya çıkarması ve onları etkilemesi bir tarafa, peygamberler o toplumu yeniden yapılandırmak ve değiştirmek için gelmişlerdir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 161-166) Materyalist ya da Marxist bir ateizm anlayışında insanlar sadece materyalist bir ateist olma özgürlüğüne (ya da zorunluluğuna) sahiptir. Materyalist bir ateizmin hakim olduğu yerlerde insanların bırakınız dinsizliği reddetmeyi, ateizmi eleştirme özgürlükleri dahi bulunmamaktadır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.167-170)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm ve İslam gerçeği</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam dininde inanç özgürlüğü çok geniş bir biçimde uygulanmıştır. Ancak bununla birlikte İslamiyet&#8217;in taviz vermediği ve kesinlikle rıza göstermediği konular da bulunmaktadır. Bunlardan biri putperestliktir. Bir diğeri de insanlar arasında görülen zulüm, katliam, soykırım, tecavüz, işkence, haksızlık, ayrımcılık ve sömürü gibi insanlık dışı fiillerdir. Kur’an, adaletin, eşitliğin, erdemin ve sevginin yaygınlaşmasını talep etmiştir. Zaten onu anlamlı kılan, farklı dilde, dinde, renkte ve coğrafyadaki binlerce insanın, özellikle ezilmiş, sömürülmüş, yurtlarından sürülmüş, hor görülmüş ve haksızlığa uğramış kişilerin gönlünde yer almasını sağlayan şey de, İslam&#8217;ın bu evrensel değerleri olmuştur. İslam bizzat anlamı ve içeriği ile de bir barış dinidir. Ateizmin eleştirilerinin temelinde teorik kaygılardan ziyade ideolojik ön yargılar ve saplantılar görülmektedir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 173-176)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanlığa hitap eden din (İslamiyet) ateistlerin düşündüğünün aksine ne bir ideoloji, ne sadece ekonomik ve politik bir yapı, ne de felsefi bir dünya görüşüdür. O evreni ve canlıları kucaklayan, bütün insanları insan olmak bakımından hoşgörüyle karşılayan, onları dili, rengi, kültürü, sosyal statüsü, ekonomik durumu, cinsiyeti, nesebi ya da geçmişiyle yargılamayan, tek Tanrı inancını savunan, putperestliği yıkan ve yeryüzünde adaleti amaçlayan engin bir inanç sistemi ve hayat düzenidir. Bu anlamda İslamiyet herhangi bir teorisyenin zihnine sığacak kadar dar olmadığı gibi, bütün varlığa, tarihe, toplumsal yapıya ve insanlığa ideolojilerin yaptığı gibi tek bir ilkeyle yaklaşacak kadar da sığ bir bakış değildir. Sosyal alanda toplum ve fert dengesini gözeten İslamiyet, adaleti, çalışmayı, ticareti, dürüst yollarla para kazanmayı teşvik etmiş, aldatmayı, yalanı, sömürüyü ve borçluyu ezmeyi ise şiddetle yasaklamıştır. İslamiyet her türlü egoizmi ve ırkçılığı ve bu amaçlarla öldürmeyi ve zulmetmeyi reddetmiş, bir başkasının canına, malına, ailesine, inancına ve özel yaşamına müdahale edilmesini de yasaklamıştır. Hristiyanlıkta görüldüğü gibi ruhban sınıfına da (Klerikal yapılanma) imkan tanımamıştır. İslamiyet gerek bireysel, gerek toplumsal ve gerekse evrensel açılardan mutluluğun temini yönünde ilkeler ortaya koymuş, niçin var olunduğu ve nereye gidileceğine dair getirmiş olduğu açıklamalarla insanlara bir vizyon sunmuştur. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s.  177-178) Ateizmin ise insanlara bir vizyon sunması ve varlık âlemiyle ilgili tatmin edici açıklamalar getirmesi bugüne kadar mümkün olmamıştır. Sistemli ve ahenkli bir dünya görüşü ortaya koymak yerine dine ve Tanrı inancına karşı eleştirel bir tutum takınmakla yetinmiştir. Ortaya yeni bir şey koyamadığı gibi insanların ufkunu açacak, onlara ümit verecek ve geleceği aydınlatacak bir sistem de sunmamıştır. Her şeye rağmen İslamiyet bütün sadeliği ve çekiciliği ile insanlığın önünde durmaktadır. Geleneğin bizlere sunduğu İslam’la, kaynakların bizlere anlattığı İslam arasındaki farkı hissedip kaynaklardaki İslam’a ulaşınca birçok sorun zaten kendiliğinden hallolacaktır. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 179-180) İnsanı inançsızlığa götüren yolların temelinde bizatihi ateizmin kendi gücü değil, din adına sergilenen bilgisizlik, tutarsızlık, ikiyüzlülük ve gayri insani tavırlar yatmaktadır. XX. yüzyılda ateizm adına ortaya pek çok şey konmuş ama içeriğinin daha çok ideolojik bilim, ideolojik felsefe ve ideolojik ateizm olduğu görülmüştür. Bu söylemlerin temelinde de pozitivist ya da materyalist esintiler bulunmaktadır. Mutlak bir ateizmden söz etmek de imkansızdır. Bilimsel, rasyonel ya da mantıksal gibi kavramların ateizm adına kullanılması tamamıyla yanıltıcı ve çarpıtıcı bir durumdur. Ateistlerin, teizmin kanıtlarını eleştirmekten başka bir seçenekleri olmamıştır. Bunun yanında kendi bakış açılarını destekler ikna edici görüşler de ortaya koyamamışlardır. Henüz kanıtlanamayan ve kanıtlanması da mümkün olmayan teorilerinin etkisi ve gücü ise günümüzde oldukça zayıflamış, yaygınlığı da sona ermiştir. İddialarını yanlışlayan sayısız örnekler bulunduğu halde fikirlerinden vazgeçmemişler ve ideolojik kaygılardan ötürü bunları kutsallaştırmışlardır. Ateizmi ilke edinen ideolojiler kiliseyi aratmayacak derecede dogmatik, statik ve dayatmacı tavır sergilemişlerdir. Kendilerini ilmi, felsefi ve özgür düşünceli diye tanımlayan ideolojiler, insanlık tarihinin en dogma, en katı ve en yasakçı ekolleri haline gelmişlerdir. Bireylerin yaşamlarına, düşüncelerine, inançlarına, kısacası özgürlüklerine dahi ipotek koymuşlar, ideolojilerini XX. yüzyılın çağdaş dinleri haline getirilmişlerdir. Ancak kesin olan bir şey varsa o da artık ateizmin bilimsellik, rasyonellik ya da özgürlük kılıfına bürünemeyeceğidir. (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi, s. 184-189)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ülkemizde kanıtsız ve kaynaksız konuşulan tek alan ‘din’ ve ‘din’in kutsalları’dır. Kırılan potlar ve devrilen çamların verdiği zayiattan kimse kendini sorumlu hissetmemektedir. “Ah, şimdiki aklım olsaydı!” diye iç geçirip dövündüğümüz, dünkü aklımızla bugünkü aklımızın birbirini tutmadığı bir hayatta ‘aklı kullanma kılavuzuna’ şiddetle ihtiyaç vardır. Dinsel konuların artan bir hızla magazinleştirildiği bir ortamda bilgi kirlenmesinin olması da kaçınılmazdır. Dünyada her şey zıddıyla kaimdir. Hiç kimse başkası gibi düşünmek, inanmak ya da yaşamak zorunda  değildir. Herkes hayatını kendi özgür iradesiyle yaşar ve sonucuna da katlanır. Din bir kültür, ahlak ise bilgi değildir. Din; yaşamın bizzat kendisidir. Din, ait olduğu kültürün yardımcı unsuru, ayrıntı öğesi değil özü ve omurgasıdır.” (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 7-12)   Aklı başında insanlar, ihtiyaç duydukları konu ne ise o konuda bir uzmana başvurur ve onun tavsiyelerine kulak verir. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 165) &#8220;Resulullah’ı gören ve tanıyan yüz binlerce insan onun söylediklerinin doğruluğuna ikna olmuş, onun Allah’ın Resulü olduğuna inanmış ve alışageldikleri hayatı değiştirerek artık onun söylediği gibi yaşamaya başlamışlardır. Onları izleyenler de aynı yolda yürümüşlerdir. Biz salt aklımızla dünyayı da tam anlamıyor, varlıklar arasında bütüncül bir ilişki kuramıyor ve hep birbirimizden farklı şeyler söylüyoruz. İnsanların en zekilerinden olduğu iddia edilen filozoflar, bilinen tarihleri boyunca hep birbirlerini yanlışlayarak gelmiş, hakikat adına taş üstüne taş koyarak ilerlememişlerdir. Onların bu birbirlerini yalanlamaları dünyanın sonuna kadar da devam edecektir. Buna karşılık getirdikleri bilgilerle peygamberler, birbirlerini hep tamamlayarak gelmişlerdir. Hepsi öncekini, kendisinin selefi ve kardeşi olarak tanıtmıştır. Allah, insan gibi karmaşık bir makine, dünya gibi akıl almaz bir sistem yaratmış olsun ve bunların nasıl en verimli şekilde çalıştırılacağını öğretecek bir kitapçık ve bir teknisyen göndermesin, bu olacak şey değildir. (Faruk Beşer, Yeni Şafak, 17.1.2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din özellikle belli sanat dallarının inkişafında ve gelişmesinde başat bir role sahiptir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 206) Din, toplumun aynı düşünce ve davranışları benimseyerek ortak değerler etrafında birleşmesini sağlar. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 207) İslam dini insanları kabile, ırk, cinsiyet şeklinde bir takım ayrımlara tabi tutmaksızın üst bir ilke etrafında birleştirerek Hz. Peygamberin önderliğinde bir araya getirmeyi amaç edinmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 209) “Dindeki ahiret inancı ölüm korkusunu önler, sorumluluk bilinci ile hareket eden insanın ahlaki gelişimine katkıda bulunur. Ahiret inancı insandaki adalet duygusunu tatmin eden en güçlü inançtır.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 213-214) Ahiret inancı acı ve zorluklarla başa çıkmada önemli bir teselli kaynağı olarak iş görür. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 216) İslam çevrenin bir emanet olduğu, gelecek nesillere en güzel şekilde aktarılması gerektiği düşüncesini hakim kılar, aşırı tüketim, israf, sömürü anlayışlarına karşı durur. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 219) İnsan ve kainat yaratıcıya işaret eden ayetlerle doludur. Kur&#8217;an&#8217;da dikkat çekilen özellikler aslında günümüz insanlarının en fazla ihtiyaç duyduğu niteliklerdir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 225) Bütün insanlar ölüyorsa, hayatın ‘gayesinin’ zevk olmadığı ortaya çıkmaktadır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 200) Zaten ölmüşten korkanlar da aslında kendi günahlarından korkmaktadır. (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 120)  “Dindar biriysen hayatın tadını çıkarabilirsin. Ama yaratıcının izin verdiği sınırlar dahilinde. Halbuki insanlar, “hayatın tadını çıkarmak istiyorsan içki, kadın ve paraya sahip olmalısın” diye düşünürler.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 130) Dinin toplumsal yapıyı ayakta tuttuğu vurgulansa, dinin değeri daha iyi anlaşılır. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 186) İslam komünizmin toplum anlayışındaki eşitlikten daha onurlu bir davranış modeli sunar. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 192) İslam insanları sosyal sınıflardan ziyade kardeş olarak görür, bütün insanlığın tek bir atadan var olduğu üzerinde durur. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 193) Komünizm de kapitalizm de insan fıtratına aykırı olan bir durumdur. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 197) “Komünizm ve sosyalizm, partili bir azınlığa hizmet eder; kapitalizm ve liberalizm ise tröstler ve kartellere.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 25) Önce deizm ile başlayan Tanrı tasavvuru, daha sonraları ateizmle başka bir boyuta taşınmıştır. Ateist dünya görüşü hazcı, hedonist bir dünya görüşünün güç kazanmasına neden olmuştur. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 114) Kapitalizm ve komünizm insanı bir makine haline getirmiştir. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 198) Ateistin tabusu, Das Kapital,  Türlerin kökeni, Materyalizmdir. Kapitalist ruhun mihrabı ise, paradır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 200) Günümüz modernizminin Tanrıyı iptal edişinin sonucu olarak çağımız insanı için para, tüketim ve haz neredeyse çok tanrıcılığın değişik versiyonları olarak görülmektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 206) Tanrıya inanç ortadan kaldırıldığında, insandaki kontrolsüz hırs ve haz duygusu ortaya çıkar ve her istediğini helal haram demeden gerçekleştirmeye çalışır. (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 87) Modernizm, emperyal bir anlayıştır. (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 73) “Dinin en önemli fonksiyonlarından biri, deruni boyut sayesinde şahsiyet gelişimidir. Modernizm, insanlara bireyciliği verdi ancak şahsiyet kazandırma yollarını da birer birer ellerinden aldı. Çünkü şahsiyet gelişiminde ahlaki boyut, dahası insanlarla ilişki ve bu ilişkilerdeki fedakarlık oldukça önemli yer tutmaktadır.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 185) İslam’ın mücadele ettiği “Mekkeliler, 600 yılında tarihin şahit olduğu ilk vahşi kapitalist sistemi kurmuşlar ve sistematik hale getirmişlerdi. Sistemin özü; borçlandır, faizlendir, borçluyu çaresiz bırak sonra da haczet idi. İslam, insanlar başka şeylere inanıp kendilerini kullandırmasınlar diye inen bir dindir. Allah&#8217;ın dininin kaynağı vahiy, muhatabı akıldır.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 22) İslam, birikimi üretime dönüştürür ya da zekat vermek ve infakla, servetin toplumsal hayatta ihtiyaç sahiplerinin ekonomik anlamda güçlendirilmelerinde kullanımına yönelik teşvikte bulunur. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 47) “Kur’an, iyiyi tavsiye edip kötülükten sakındıran, canlı bir Allah bilincine sahip fertlerden oluşmuş, iyi ve adil bir toplum oluşturmayı hedefleyen dini ve ahlaki bir metindir.” (Adil Çiftçi, <em>Fazlur Rahman ile İslam’ı Yeniden Düşünmek</em>, s. 231) Yaratılış gayemizi, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi söyler din. Varlığı ve hayatı anlamlandırır. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 38) İnsanın varoluş gayesi, kendini ve âlemdeki yerini bilmesidir. Eşyanın hikmetini ve hakikatini kavramasıdır. İnsandan beklenen şey, insanın niteliklerini geliştirmesi, sevgi ile yaratıcıya muhabbet ile ibadet etmesidir. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 34) Allah, peygamberler vesilesi ile insanlara tercih yolu göstermiş, bu şekilde iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme imkanı vermiştir. (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 7) Dinden daha iyi bir psikoloğumuz yoktur. Hayat ancak ölümle barışık olanlar için anlam kazanır. XX. yüzyılın o büyük icatlarından, nimetlerinden hangisi, bir yakınını kaybetmiş insanı teselli edebilir ki? Din nereye gittiğimizi söyler. Yüce Allah&#8217;ın, &#8216;ruhuna üfledim&#8217; dediği kullarının, yaratıcı tarafından sevildiğini hissetmesinden daha güzel bir psikoterapi olur mu? (Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet, s. 39-43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrendeki maddeler; cansız, somut, akılsız, şuursuz, bilgi sahibi olmayan birtakım madenlerden ve taş, ateş, zehirli gazlardan oluşur. Neden ve nasıl olup da akıllı, zeki, düşünen, ete kemiğe bürünmüş hayat sahibi canlıları oluşturdukları asla izah edilememektedir. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 31) Hayatta tüm patlamalar yıkımlara, kaoslara sebep olurken bu nasıl bir patlamaymış ki, muhteşem evrenin oluşumuna sebep olmuş, binlerce yıldır hassas dengeleri kurgulayabilmiş? Patlama denen şey, belli bir zekaya sahip midir? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 18) Bilimin yaptığı şey, aşamaların nasıl oluştuğunu izah etmektir. Peki, bu düzenekleri kim ayarlamış ve böyle işlemesini sağlamıştır? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 143) Bilim, insanın bu dünyada konforlu yaşamasını hedeflerken din ise insanın huzurlu olmasını merkeze koyar. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 127) Evrenin oluşum aşaması yanında, mevcut düzen yüzyıllardır nasıl sağlanıyor? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 15) Evrendeki maddelerin doğası entropiye (bozulmaya) meyilli iken, bu düzeni takip eden bir varlık olmalıdır ki evren mükemmel işlesin! O da Allah&#8217;tır. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 24) Halbuki “İnsanoğlu her gün çevresindeki varlıkların ‘düzen içinde’ hareket etmelerinden habersizce yaşamayı sürdürmektedir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 118) “İnsanoğlu çerçevesinde gördüğü muhteşemliği alışkanlık perdesinden dolayı sıradan görür.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 40) “İnsan, hiçbir hayvandan olmayan düşünce gücü sayesinde kainattaki sırların ifşa edilmesine vesile olmaktadır. İnsana şeref kazandıran, insanın ruhsal boyutudur. İnsanın hayvandan farklılığı, bedensel özelliğinden değildir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 48) Bilim, evrenin &#8216;neden bu şekilde&#8217; olduğunu ve varsa bir &#8216;amacını&#8217; ortaya koyma hususunda sessizdir. Oysa ki “Uygun suretler verip program yüklemek, bunları aynı sistemin birer parçası haline getirmek hatta hepsini birbirine muhtaç haline getirmek gerçekten büyük bir sanatçıyı gerekli kılmaktadır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 99) “Senin diğer canlılardan farklılığını hissedebiliyor musun, her şey öylesine rastgele mi, sayısız varlığın birbirinden farklı katrilyonlarca rızkını kim tedarik ediyor? Bir sahnede iki farklı piyes oynasa birbirine karışıyor; Bak bu âlem sahnesine milyarlarca piyes aynı yerde oynanıyor. Yazın sulu karpuz, kışın C vitaminli portakalı kim yaratıyor? Kar kalktığında cesetler manzarasıyla karşılaşmıyoruz, bunu ayarlayan kimdir? (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 182-183) Ateist ve deistler sanatı sanatkar kabul etmelerindeki çelişkiyi neden fark edememektedir? Niçin yaratıldık, nereden geldik, nereye gidiyoruz, niçin? (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 201) “Hak din olmadan ahlak olur mu? Akla dayalı ahlakta insanlığın ittifak etmesi mümkün müdür? Hani kapitalistlerin vadettiği bolluk, huzur? Kapitalizm ve komünizmden insanların en ufak bir umudu kaldı mı? Kürtaj kimilerine göre hak ve hürriyettir. Cinayeti haklı olarak gören bir ahlak kabul edilebilir mi? Cinsi sapkınlıklara hürriyet namına yol veren hatta teşvik eden akıl savunulabilir mi? Birleşmiş Milletler&#8217;de 5 vetocu ülke, kayırmak istediği ülkelerin zulmüne koruyucu olmaktadır. Bu idarecilerin hepsi materyalist, hümanist, kapitalist veya sosyalist zihniyet sahibidir. Çevre tahribatı, nesli tükenen canlılar, kitle imha silahları, sömürgeler; Bütün bunlar akıl ve bilim temelli dünyanın eseri değil midir? İnsanın taklidinden de aciz olduğu nice ilahi sanatlar (biyomimetri)  var değil midir? Üç günlük dünya keyfi, ebedi bir ahireti yakmaya değer midir? Karalayıcı ifadeler gerçek bir bilgi sağlar mı? Allah&#8217;ın bizden istediği ibadet ve kuralların tamamının bizim lehimize, bizim faydamıza olduğunu biliyor musun? Ebedi hayat ile alakalı karar ve tercihlerinde yeterince düşündüğüne emin misin? Yoksa kalabalığa mı uyuyorsun? Hiçbir varlığın başıboş olmadığı bu âlemde insanın başıboş bırakılacağına aklın ihtimal veriyor mu? Fizik kanunlarını kim koydu? Bir gün Rabbinin huzuruna getirildiğinde, onu inkar etmiş olmanın bir mazeretini bulabilecek misin? (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 186-191) Freud hayatın bütününden sadece bir yanına alıp, tamamı ondan ibaretmiş gibi yorum yapmıştır. İslam düşüncesi asla meseleleri tek taraftan ele almamıştır. İslam, hayatın her safhasını kuşatmıştır. (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 197)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur’an’a genel bir bakış açısıyla baktığımızda akla hitap ettiğini görürüz. Onun akla ve aklın kullanılmasına verdiği önem asla göz ardı edilemez. Kur’an’ın akla olan bu yönelişi katiyen başka kutsal kitaplarda yoktur. Aklın ileri seviyesi ilim ve irfanı ortaya çıkarır ki, ilim ve irfana Kur’an-ı Kerim dokuz yüzden fazla ayetle verdiği önemi ortaya koymaktadır. Dinin en temel şartı akıl sahibi olmaya bağlandığına göre akılla hareketin ehemmiyeti şüphe götürmez. Akıl, muhtelif fikirleri belirli kategorilere ayırma yetisine sahip olan, analiz edince bütünleyici ve birleştirici bir özellik taşır. İşte Kur’an&#8217;a göre aklın en önemli yanı burasıdır. Bu sebeple Kur’an’da aklını doğru şekilde kullanamayanlar kınanmıştır. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 173-203) Bilgi edinmede kadın erkek ayırmayan, ilmin hangi bölgede kimin elinde bulunursa bulunsun tahsil edilmesi gerektiğini savunan, bilgi kaynaklarını kesin delillerle sağlamlaştırmayı prensip edinen İslam dini, bu kurallarda da öncüdür. Peygambere inen ilk vahiy olan ‘Oku!’ bile, İslam’ın ilme verdiği önemi belirtmeye kâfidir. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 205) Ümmi sayılabilecek bir cemaate bildirilen ve o dönemin şartlarıyla ilmi en ileri dereceye yükseltmiş olan İslam, o yıllarda koyduğu kuralların evrenselliğini günümüzde de canlılığını koruyarak ispatlamaktadır. İslamiyet aynı zamanda âlem ve Allah arasındaki ilişkiye de açıklık getirmiş, insanları inanmaya yönelebilecekleri bir yaratıcıyla tanıştırmıştır. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 206-210) “İslam dininde, imanın bilinçli olarak inanılmışsa bir değeri ve anlamı olacağı için iman; sorgulama, eleştirme, akletme ve karar verme sürecinden geçmek zorundadır. Bilimde akıl hakim olup, sanatta duygu ön plandayken din; İnsanın hem akıl, hem duygu, hem de sezgi yönüne hitap eder. Onu, bütün boyutlarıyla bir bütün içinde kavrar ve şahsiyetine şekil verir.” (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler, s. 97-98) İslam’ın yolu, aşırılıklardan uzak, denge ve itidal üzerine kurulan bir yoldur. (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler,s. 100) Kainat insanlığın devamını sağlayacak materyalleri insana susmakla görevlidir. Bilgi seviyesi konusunda dahi insan kainatının merkezindedir. Böylelikle yeryüzünü şekillendirme, imar etme yetkisi de kendisine verilmiştir (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 211-214) ve insan, yaşadığı çevresini imar etmekle sorumludur. (N. K. Okumuş, Sağlam kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, eşcinsellik ve deizm üzerine, s. 232)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah’u Teâlâ, yaratmış olduğu insanların değerlerinin ortaya çıkması amacıyla onları<strong> </strong>sınamak için kainatı yaratmıştır. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 215-216) Dünya hayatı Kur’an&#8217;da genelde ahiret hayatıyla birlikte ele alınmış, bazen ikisi arasında karşılaştırma yapılırken ahiret hayatı üstün kılınmıştır. Dünya üzerinde yaşanmış olan hayat, ahiretteki saygınlığı ve muameledeki üstünlüğü belirleyecektir. Yani kısa dünya hayatını İslam’ın maneviyat şemsiyesi altında geçiren insan ahirette ebedi mutlu olacaktır. Dünya ahiretin bir nevi ön hazırlığıdır ve geçici olan kalıcı olandan değersizdir. (İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam, s. 217-219)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sınırlı aklı ve devamlı değişen bilimi kendisine ilah edinen (Furkan, 43) ateistlerin ruh halini Kur’an bize şöyle tarif eder: &#8220;İnsan, kendisini müstağni (Allah’a ihtiyacı olmayan bir varlık olarak) gördüğü anda azgınlaşmaya başlar” (Alak, 6-7) “Ateizmin büyük belirtileri, nankörlük ve gösteriştir.” (Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm, s. 11) &#8220;Bizim huzurumuza çıkarılacaklarını hiç beklemeyenler, “Bize melekler gönderilmesi veya rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?” diyorlar. Gerçek şu ki onlar içlerinde derin bir kibir duygusu besliyor, azgınlıkta sınır tanımıyorlar.&#8221; (Furkan, 21) “Şüphesiz biz insana doğru yolu gösterdik. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.” (İnsan, 3)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">De ki: “Hak geldi batıl yıkılıp gitti! Zaten batıl yıkılmaya mahkumdur.” (İsra, 81) “İsterler ki, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkarcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacaktır!” (Saf, 8; Tevbe, 32) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-15258" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm-yanilgisi-2023.jpg" alt="" width="254" height="180" /></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateizm-yanilgisi.html">Ateizm Yanılgısı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/ateizm-yanilgisi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateistlere Kur&#8217;an dersi</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/ateistlere-kuran-dersi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/ateistlere-kuran-dersi.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 19:11:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere Kur'an dersi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=11301</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Ateistlere Kur’an dersi Kur’an&#8217;ın temel özellikleri Hz. Muhammed hariç diğer tüm peygamberler bir &#8216;bölge ve topluma&#8217; gönderilmiştir. Kur&#8217;an ise evrenseldir ve tüm insanlığa hitap eder. Kur’an, İslam&#8217;ın Hz. Adem&#8217;den itibaren gelen din olduğunu beyan eder. ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir. “Her peygamber hayatı boyunca yaşadıkları dönemlerdeki itikadi sapmalar ile mücadele eder.” (Temel [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateistlere-kuran-dersi.html">Ateistlere Kur’an dersi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ateistlere Kur’an dersi</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;ın temel özellikleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed hariç diğer tüm peygamberler bir &#8216;bölge ve topluma&#8217; gönderilmiştir. Kur&#8217;an ise evrenseldir ve tüm insanlığa hitap eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an, İslam&#8217;ın Hz. Adem&#8217;den itibaren gelen din olduğunu beyan eder. ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir. “Her peygamber hayatı boyunca yaşadıkları dönemlerdeki itikadi sapmalar ile mücadele eder.” (Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s.  18)  Her peygamber geldiği toplumda, önceki peygamberin anlattıklarından unutulanları, eksik olanları, başta ‘tevhid, adalet, ahlak, ibadet, kul hakkı’ gibi konuları insanlara tebliğ eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur’an, bir insanın oturup yazdığı ya da içini doldurdu bir metin değildir.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 16) Kur’an’da konular giriş, gelişme, sonuç şeklinde sıralanmaz! Konular Kur’an&#8217;ın değişik yerlerine serpiştirilmiştir. Bu nedenle de Kur’an’daki bir konu hakkında bilgi sahibi olmak veya “Kur&#8217;an&#8217;dan açık bir fikir edinmek istiyorsak birçok suresine dağıtılmış haldeki ilgili ayetlerini bir araya toplamak gerekmektedir.” (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 217) Kur’an’daki herhangi bir konu araştırılırken tüm Kur&#8217;an gözden geçirilmelidir ki, araştırılan konunun ‘Kur&#8217;an bütünlüğü içindeki yeri’ net olarak anlaşılabilsin. Bunu, tabiatta dağınık gibi gözüken ama bir bütün halinde hayatın devamını sağlayan unsurlara benzetebiliriz. Her biri farklı, ayrı, özeldir ama tümü ahenkli bir bütünü oluşturur. Kur’an’ın da kendine has bir üslubu vardır. Önceden ateist iken İslam’a dönüş yapan Altay Cem Meriç, Kur’an incelemeleri sonucu vardığı sonucu şöyle özetlemektedir: “Kur’an üslubundan anladığım o ki, Kur’an&#8217;da bir sure içerisinde bir konuyu anlatırken özellikle farklı tekil örnekler verilir ve ardından bir kritik cümle ile çok geniş bir şekilde bütün olguları toplayıp eline alır. Eğer tekil örnekler arasındaki bağlantılara dikkat etmezseniz burayı ıskalamanız muhtemeldir.” (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 80) Ateistler gibi oryantalistler de bu konuda hem önyargılıdırlar. Mesela “Oryantalist Dozy, Kur&#8217;an&#8217;ın tıpkı insanların yazdığı kitaplar gibi bir önsözünün ve çeşitli bölümlerinin olmasını istemektedir.” (Prof İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, s. 205)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;daki tüm konular, birbirleri ile irtibatlıdır. İman, amel ile ayrılmaz bir bütünlük oluşturur. Önce iman, sonra ibadet ve ahlak, sonra muamelat ve ukubat gelir. &#8220;İman alanı temel alan olup ibadet ve ahlak bunun üzerine kurulur.&#8221; (Prof. Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 8) Tümü, bir bütünün parçalarını oluşturur. &#8220;İslam, kendi başına organik bir bütündür&#8221; (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 28) ve “Kur’an&#8217;ın bir kısmının anlaşılması için, diğer bir kısmına müracaat edilmelidir. Ayetlerin hepsine, birbirini tamamlayan bir bütün olarak bakılmalıdır. Bu şekilde hareket edince görülecektir ki, onda herhangi bir çelişki söz konusu değildir.” (İzzet Derveze, Kur’an  cevap veriyor, s. 353)  Unutmayalım ki, &#8220;Bir olguyu bütünden koparıp değerlendirirseniz, piyon haline gelirsiniz.&#8221; (Soner Yalçın, Samizdat, s. 430) Dolayısı ile &#8220;Kur’an&#8217;ın konularını, hedeflerini anlamak isteyenin; Kur’an&#8217;ın bölüm ve ayet toplulukları arasındaki öncelik ve sonralığı, uygunluğu, irtibat ve dokuyu mutlak göz önünde bulundurmaları gerekir.&#8221; (İzzet Derveze, Kur’an  cevap veriyor, s. 456)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an’ın yazılışı nesir/düz yazı gibi olsa da, Kur’an mesajını şiirsel bir üslup ile verir. Bu konuda, ‘Kur’an, icaz, belagat’ başlıklı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayetlerin öncelikli hedefleri olduğu gibi, ikinci hatta üçüncü amaçları da bulunabilir. Kur’an bunu bazen bir kelime, bazen bir ara cümle ile verir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayetler bazen bir kelime, bazen 100 kelimeden oluşabilir. Bir ayet bir konudan bahsedebilirken, bazen de bir kaç konuyu da içerebilir. “Kur’an’ın iki temel içeriği vardır: Esaslar ve vasıtalar. Esaslar, Kur’an &#8216;ın indiriliş hedeflerini, Allah&#8217;ın sıfatlarını, ahiret gününü, ilahi kitapları ve peygamberleri, hukuk, ahlak, sosyal, siyasi, ferdi ve ekonomik kuralları içeren bölümlerdir. Bunların dışında kalan kıssalar, uyarılar, teşvikler, deliller, ahiret olayların içeren hususlar, ilke ve hedeflere; esaslara destek sağlayan Kur’an’ın bölümleridir. Bunlara vesileler denir.” (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 181) Yani Kur&#8217;an&#8217;daki ayetlerin bir kısmı amaç, bir kısmı araçları ifade eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;ın üslubunu bilmeyen, metodunu kavrayamayan, dilini çözemeyen, ruhunu yakalayamayanlar onu anlayamazlar! Sonradan Müslüman olan Fransız Profesör Meyerovitch’in dediği gibi, “Kur’an&#8217;ı okumada asıl kural, Kur’an&#8217;ı o anda size doğrudan doğruya vahyediliyormuş gibi okumaktır. Bazen ikinci bir okuyuşta, zihninize bambaşka bir mana gelebilir.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 49)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tekrar gibi gözüken ayetlerin mutlaka başka hedefleri vardır ve bağlantı kurduğu konular ile farklı mesajlar verirler. “Kur’an’da aynı konuya birçok yerlerde temas edilmiş, fakat her defasında meselenin bir başka yönü ele alınmıştır.” (Emin Işık, Kur’an’ın Dil Üstünlüğü, Zafer Dergisi, Mayıs 1986 113. Sayı)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Temel kavramları, &#8216;tevhid, ahiret, peygamberlik, ibadet, salih amel, ahlak, muamelat, adalet, hak, emanet, istişare ve takva&#8217;dır! Tüm Müslümanlardan, bu kavramların hayatlarına yansıtılması istenir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da; &#8216;Allah, vahiy, insan, hayat, tabiat, evren ve birbirleri ile irtibatlarının nasıl olacağı anlatılır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da bol miktarda sanatsal/edebi anlatımlar bulunur. “Arapça, üslup yönüyle zengin bir dil olduğu kadar edebi sanatlar açısından da oldukça zengin bir dildir ve bu, verilecek mesajın değişik boyutlarda sunulması için büyük avantaj sağlamaktadır.” (Muhammet Vehbi Dereli, Arap dili ve edebiyatının İslam medeniyeti için önemi, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 49, Bahar 2020. s. 71) İslam’ı biraz araştıran bir Yahudi bile Arap dilinin zenginliğini hemen fark edebilmektedir. Üzeyir Garih: “Arapça çok zengin bir lisandır.” (Can Kıraç, Anılar olaylar, s. 303) demektedir. “Arapça zengin bir etimolojiye ve morfolojiye (sarf) sahiptir. Oryantalist Louis Massignon’un ifadesi ile ‘Arapçada var olan her bir sesin, bir niteliği, bir çıkışı, bir işareti, bir ifadesi, bir iç anlamı, bir parıltısı, bir yankısı ve bir vurgusu’ vardır.&#8221; (M. Halil Çiçek, Kur’an’da Anlam Zenginliği, s. 25)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an, her yüzyılda insanların dikkatini kendine çekecek içerikleri barındırır. Bunlar bilimsel ayetler olabileceği gibi, muamelat veya ibadete dönük ayetler de olabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’daki tüm emir ve yasaklar, insanın hem dünya hem ahiret mutluluğunu amaçlar. Emirler insanların yararına; yasaklar insanın zararına olanların bütününü ifade eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an, âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a hamd ile başlar ve insan ile cinlere dikkat çeken ayet ile son bulur. Cennete gireceklerin son duaları da, Kur’an’ın ilk ayeti olacaktır: “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” (Yunus, 10)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an anayasadır; kuralları koyar. Sünnet ise bu kuralların nasıl uygulanacağını gösterir. En önemlisi de “Kur’an, okundukça değil yaşandıkça değerlenir, anlaşılır.” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 17) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;ın ruhunu tam anlayabilmek için, herhangi bir konuyu İslam&#8217;ın geneli içindeki konumuna göre değerlendirmek, diğer kavramlarla olan bağlantısını netleştirmek ve sonra alternatifleri ile karşılaştırmak gerekir. Şimdiye kadar yapmış olduğum tüm karşılaştırmalar da ki, Hristiyanlık, liberalizm, sosyalizm, ateizm, deizm, nihilizm dahil, İslam dünya görüşünün hepsine galip geldiğine defalarca şahit oldum!</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateistlere-kuran-dersi.html">Ateistlere Kur’an dersi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/ateistlere-kuran-dersi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlhan Arsel&#8217;e cevaplar I</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/seriat-ve-kadin.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/seriat-ve-kadin.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2020 17:56:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Ekrem Keleş]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan Arsel]]></category>
		<category><![CDATA[Rapor]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat ve kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=11006</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ateist yazarlar ve eserlerindeki iddialara cevaplar III İlhan Arsel&#8217;e cevaplar ‘Şeriat ve Kadın’ adlı kitabın eleştirisi I Genel anlamda Arsel&#8217;in iddialarını cevaplayan, ‘İlhan Arsel&#8217;e cevaplar’, ‘Turan Dursun’a cevaplar’, ‘İslam&#8217;da kadın hakları’, ‘Peygamber Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir?’, ‘İslam âlimlerinin objektifliği’, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’, ‘İslam felsefesi’, ‘Kur’an ve bilim’, ‘İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri’, ‘İslam kadınların okumasına karşı mıdır?’, ‘Natüralizm’ [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/seriat-ve-kadin.html">İlhan Arsel’e cevaplar I</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ateist yazarlar ve eserlerindeki iddialara cevaplar III</strong></p>
<p><strong>İlhan Arsel&#8217;e cevaplar</strong></p>
<p><strong>‘Şeriat ve Kadın’ adlı kitabın eleştirisi I</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">Genel anlamda Arsel&#8217;in iddialarını cevaplayan, ‘İlhan Arsel&#8217;e cevaplar’, ‘Turan Dursun’a cevaplar’, ‘İslam&#8217;da kadın hakları’, ‘Peygamber Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir?’, ‘İslam âlimlerinin objektifliği’, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’, ‘İslam felsefesi’, ‘Kur’an ve bilim’, ‘İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri’, ‘İslam kadınların okumasına karşı mıdır?’, ‘Natüralizm’ başlıklı yazılarımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>-Selanik göçmeni bir ailenin iki oğlundan biri olan ve 1996 yılında Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir yazısı ile, Genelkurmay Başkanı’nı, Cumhurbaşkanı’nı, Meclis Başkanı’nı ve Mesut Yılmaz’ı etkileyerek ANAP ile RP arasında bir koalisyon kurulmasını önlemiş, ANAYOL koalisyonun kurulmasını sağlamış olan, ABD destekli 1960 askeri müdahalesinden sonra yeni Anayasa tasarısını hazırlamakla görevlendirilen 10 kişilik “İstanbul Komisyonu”nda ve daha sonra kurucu meclis ön tasarısını oluşturan 5 kişilik komisyonda yer alan ve 2010 tarihinde ABD’de vefat etmiş olan </em><em>İlhan Arsel&#8217;in, &#8220;Şeriat ve Kadın&#8221; isimli kitabı hakkında yazılan raporunun özetidir-</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İtalik yazılar, raporun genel amacını bozmadan ‘tarafımızca’ eklenen cümlelerdir. Arsel&#8217;in görüşleri, (Arsel, ) şeklinde; rapordaki cümleler ise, (s. ) şeklinde gösterilmiştir. Az da olsa rapora ek belgeler tarafımızdan eklenmiştir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu rapor sayesinde, isminin başında Prof. etiketi olmasına rağmen önyargı, nefret, iftira ve çelişkilerle dolu, metotsuz ve  saygısız bir üslupla, bilgi ve belgeleri önceden belirlenen amaçlar doğrultusunda çarpıtan bir kitabın nasıl yazılabileceğini, Arsel’in kendi yazılarından alıntılarla ispat edeceğiz. </em><em>Raporda İlhan Arsel&#8217;in çarpıtma yöntemleri şu başlıklar altında sıralanır:</em> “Uydurma hadisleri gerçek kabul etmek, zayıf rivayetleri delil olarak kullanmak, teşbih-benzetme gibi edebi sanat içerikli rivayetleri göz ardı etmek, yalan-iftira ve asılsız iddialarda bulunmak, kelime oyunları yapmak, ayet veya hadislerdeki anlatılanların ilgi alanlarını değiştirmek, eksik veya fazla aktarımlarda bulunmak, İslami hükümleri kendi sistemi içinde ele almamak, Müslümanların hatalarını İslam&#8217;a mal etmek, âlimlerin içtihatları/yorumlarını İslam&#8217;la özdeşleştirerek bunları okuyucuya İslam&#8217;ın vazgeçilmez görüşleri şeklinde sunmak, tavsiye niteliğindeki hükümleri kesin/bağlayıcı emir gibi göstermek, ayet ve hadislerin ilgili diğer naslarla bağlantısını koparmak.” <em>Aslında bu çarpıtma yöntemlerini başta oryantalistler olmak üzere tüm İslam karşıtları aynen kullanmaktadırlar!</em></p>
<p style="text-align: justify;">İslam dinini, onun kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim&#8217;i ve yüce peygamberini yalan yanlış bilgilerle, uydurma isnat ve iftiralarla kötüleme gayreti yeni değildir. İslam&#8217;ın doğuşundan itibaren her dönemde bu tür davranışlar eksik olmamıştır. (s. 5)Bu çeşit yazarlar, içerik olarak “hep birbirinin tekrarından ibaret olan kitaplar” yazmışlardır. <em>Bu konuda örnekler için ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazımızı tavsiye ederiz!</em> İlhan Arsel&#8217;in çarpıtmalar ile dolu eserine karşı halkımızın bu konuda bir açıklama beklentisi içine girmesi üzerine bu rapor hazırlanmıştır. (s. 6)Rapor, İlhan Arsel&#8217;in &#8216;Şeriat ve Kadın&#8217; isimli yapıtının ilmi eleştirisidir. Arsel’in bu &#8216;yapıtı&#8217; çarpıtma yöntemler ve uydurma-zayıf rivayet malzemeler kullanılmak suretiyle ortaya çıkarılmıştır. (s. 9) Bu raporda Arsel&#8217;in çarpıtmaları tespit edilerek, önemli görülen iddialar değerlendirilecektir. (s. 10)</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük İslam âlimleri, işittikleri bütün sözleri bir araya toplamaktan çekilmemişlerdir. Topladıkları rivayetlerin kimisinin sahih, kimisinin hasen, kimisinin zayıf olduğunu bilerek bunları kitaplarında aktarmışlardır. <em>Bu konuda özellikle ‘İslam </em><em>âlimlerinin objektifliği’ ve ‘Hadis müdafaası’ adlı yazılarımızı tavsiye ederiz.</em> Onların bildikleri bu bilgileri biz de göz önünde bulundurarak, rivayetleri kullanırken sözleri nakleden ve rivayetlerin değerlendirmelerini yapan âlimlere kulak vermek zorundayız.  (s. 11) Taberi tarihinde, Muhammed Bin Saib el-Kelbi, Mukatil bin Süleyman, Muhammed Bin Ömer el-Vakidi gibi &#8216;itham edilmiş&#8217; şahsiyetlerden rivayetler almıştır. (Prof. Doktor İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, II/148) Arsel, sahih, hasen, zayıf, uydurma ne bulduysa &#8216;yapıtına&#8217; toplamış, sahih olan hadisleri ve ayetleri çarpıtmış, Hz. Muhammed&#8217;e bir yığın saldırı ve iftirada bulunmuştur. Yapıtını, bilimsel ve ciddi niteliği olmayan bir uydurmalar, iftiralar ve çarpıtmalar galerisi haline getirmiştir. (s. 13) İlhan Arsel&#8217;in sahip olduğu tek avantaj, toplumumuzun bir kesiminin İslami konulara yabancı hale gelmiş olmasıdır. (s. 16) Başlıca iddiaları ise, &#8220;İslam&#8217;ın birden fazla evliliğe izin vermesi, örtünmenin hürriyeti sınırlandırdığı iddiası, miras konusu, kadınlarla erkeklerin beraber çalışıp çalışamaması meselesi, boşanma ve kadının şahitliği meselesi, ailenin idaresinin erkeğe verilmesi, kız çocuğunun küçük yaşta evlendirilebileceği iddiası, evlenirken ailenin izninin alınıp alınmayacağı konusu, kadının dövülmesi iddiası, İslamiyet&#8217;in cinsel ihtiyacı gidermeyi sadece nikaha bağlaması&#8221; gibi konulardır ve iddialar defalarca kitabında tekrar tekrar dile getirilmiştir. (s. 18) &#8220;Muhammed bütün evliliklerini sırf şehveti için yapmıştır. Evliliklerinden pek çoğunu, eşlerinin rızası dışında gerçekleşmiştir.&#8221; (Arsel, 298, 328) iddiasında bulunan Arsel ayrıca Hz. Muhammed&#8217;in,  Hz. Zeynep (Arsel, s. 307) ve Hz. Safiye ile (Arsel, 334) evliliğini de diline dolanmıştır.  &#8220;Muhammed, evlendiği kadınlarda güzelliğin yanında servet ve asalet de aramıştır.&#8221; diyen Arsel, &#8220;Cahiliye döneminde kadın iyi durumdaydı, İslam gelince hakları elinden alındı.&#8221; (Arsel, 14, 15, 17 vd.) iddiasını da ileri sürmüştür. <em>Tüm bu iddiaların cevapları, ‘Hz Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’ ve ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazılarımızda mevcuttur. Cahiliye dönemi gibi modern çağda da kadın bedeninin sadece bir cinsel meta olarak görülmesinin güncel örnekleri için ise ‘Modernizm ve kadın’ adlı yazımızı tavsiye ederiz.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Cahiliye döneminde &#8220;kadın ancak doğum yapınca evlendiği eşinin ailesine dâhil olabiliyor, çocuksuz kadın diyet ödemek zorunda kalırsa eşi değil kadının ailesi ödemek zorunda kalıyor, insani haklara layık görülmüyor ve miras alamıyordu.&#8221; (Prof. İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve evrensel mesajı, s. 40; Nur Yıldırım, Cahiliye Toplumunda Kureyş Kadını, s. 150) “Cahiliye Çağı’nda evlilik akdi olan nikah, dini bir mahiyet taşımazdı. Bu sebeple kadın ancak çocuk doğurduktan sonra aileye katılabilirdi. Kadın özellikle erkek çocuk doğurmadan ölürse, koca taziye edilmezdi. Çocuksuz kadın birini öldürüp diyet vermek zorunda kalırsa kocası tarafından değil mensup olduğu ailesi tarafından ödenirdi. Fakat bu durum çocuğun doğumundan sonra değişirdi. Başta mirastan pay verilmemek üzere evlenme ve boşanma gibi kadının hayatını ilgilendiren alanlarda kadının tercih hakkı asla olmazdı. Erkek istediği kadar kadınla evlenebilir, dilediği zaman da boşayabilirdi. Romalılar ve Konfüçyüzm’de olduğu gibi Cahiliye Dönemi Araplarda da kız çocuğu uğursuzluk sayılır, aile için yüz kızartıcı âr vesilesi kabul edilirdi. Kadınların fuhuş aracı görülmesi, kız çocuklarının ileride fahişe olacağı fikrini doğurmuş ve kız çocukların daha küçükken öldürülmesi bu yüzden meşru görülmüştü. İster seçkin olsun ister ister bedevi olsun fuhuş erkekler için çirkin görülmezdi.” (Ramazan Aksoy, İslam Öncesi Toplumlarda ve İslam’da Kadının Statüsü, Uluslararası Sosyal ve Eğitim Bilimleri Dergisi, 15 (2021): 27-31) Philip Hitti, Cafer Bin Ebu Talib&#8217;in ağzından şöyle dediğini aktarmaktadır: “Biz cahiliye devri insanları ahlaksızlığa dalar, ailelerimizi terk eder, verdiğimiz sözlerden cayardık. Allah aramızdan Hz. Muhammed’i seçip Resul olarak gönderene kadar halimiz buydu. Sonra O (sav) doğruyu söylememizi, borçlu olduğumuz şeyleri sahiplerine iade etmemizi, ailelerimizin yanından ayrılmamamızı, yanlış hareket etmekten kaçınmamızı ve kavga etmememizi emretmiştir.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 357)</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Arsel, &#8220;Tanrı, erkek kulları kötülükten korur ama kadın kulları korumaz, Muhammed ölmeden önce Ebu Bekir&#8217;i halife ilan etmişti. Tanrı kadına hitap etmeyi aşağı görür.&#8221; (Arsel, 70, 80, 109) diye devam eder ve &#8220;Kur’an&#8217;ın, erkeklere gönderildiği bildirilmektedir.&#8221; (Arsel,113)  diye son noktayı koyar. <strong>&#8220;</strong>Muhammed&#8217;in anası Yahudi&#8217;ydi, şeriata göre kadın her şeyi ile pisliktir.&#8221; (Arsel, 414, 84) diyen Arsel, şartlanmış olarak ve birtakım peşin hükümlerle hareket ederek, İslam&#8217;ı kadın aleyhinde göstermeye çabalamıştır. (s. 24) O, ne olursa olsun bu sonuca ulaşmaya çalışmaktadır. (s. 27) Ona göre sahabe bir &#8216;çekirdek&#8217; karşılığında kadın almıştır ve bunun birçok örneği de bulunmaktadır.  (Arsel,177) Olayın aslı ise şudur: Peygamberimiz,  sahabeden bazılarını mehir olarak -beş dirhem değerinde olduğu söylenen- bir ‘hurma çekirdeği ağırlığında altın’ vererek evlendirmiştir. Arsel, &#8220;Beş dirhem değerinde&#8221;,  &#8220;altın&#8221; ve &#8220;mehir&#8221; ifadelerini rivayetten çıkarmış, insanları kandırmak istemiştir. (s. 28) Zaten İbnü&#8217;l-Esir de, ‘en-Nihaye’ adlı eserinde (V/131) &#8220;Bu rivayette kastedilen, 5 dirhem ağırlığındaki altındır&#8221; demektedir. (s. 28) <em>Hiçbir kadının bu fikirleri fark edememesi dışında, Batıda bile erkeklerden çok kadınların İslam’a girmesi acaba yazarın hiç mi dikkatini çekmemiştir? Yukarıdaki diğer iddialarını da sırası geldikçe cevaplayacağız.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Araplarda kabilelerini üstün görme fikri hâkimdi. Özellikle zenciler, çok hakir görülürdü. <em>Aynı bakış açısı, yazarın savunduğu evrim teorisinden hareketle Batıda da uzun süre savunulmuş ve zenciler insan kabul edilmemişlerdir!  </em>İslamiyet, ırkçılık fikrini kökünden yıkmış, ırkın bir imtiyaz sebebi olamayacağını ortaya koymuştur. (s. 29) Peygamberimiz, &#8220;Allah&#8217;ın kitabı ile hükmettiği sürece, başkanınız zenci bir köle de olsa onu dinleyip itaat edin&#8221; (İbni Mace, Cihad, 39) ve &#8220;Reisiniz, başı kuru üzüm gibi simsiyah saçlı Habeşistanlı bir köle de olsa, dinleyip ona itaat ediniz.&#8221; buyurmuştur. (Buhari, Ahkam, 4; İbni Mace, Cihad, 39) Görüldüğü gibi hadiste bir benzetme-teşbih sanatı vardır. Ama Arsel, kendine görev kabul ettiği şeriat düşmanlığını yerine getirmek için (s. 30) hadisi şu şekilde aktarır: &#8220;Yöneticileri, üzüm tanesi büyüklüğü &#8216;beyinli&#8217; bir Habeş olsun, onların emirlerine körü körüne boyun eğme gereğini, dinsel bir görev sayılmıştır.&#8221; (Arsel, 45) &#8220;Muhammed, Süleyman peygamberin Amine adındaki cariye yüzünden başına gelen olayları Kur’an&#8217;da, Sad suresinde anlatır.&#8221; diyen (Arsel, s. 45) Arsel&#8217;i dinleyip sakın Sad suresinde böyle bir Amine hikayesi aramaya kalkmayın, bulamazsınız! Çünkü Kur’an&#8217;da böyle bir kıssa yoktur! Hatta âlimler benzeri ‘rivayetleri bile’ reddetmişlerdir. (Ahmet Mustafa Merağı, Tefsiru&#8217;l- Meraği, 22/121; İbni Kesir, Tefsiru&#8217;l-Kur’ani&#8217;l-Azim, IV/ 36; Mevdudi, Tefhimu&#8217;l-Kur’an, V/71) Kur’an, İslam&#8217;dan önce Arapların kız çocuklarını diri diri toprağa gömmelerini şiddetle eleştirmiş ve buna son vermiştir. Arsel ise, &#8220;Savaşlar yüzünden erkek nüfusunun azalması nedeniyle, kız çocuklarının öldürülmesi gerekmekteydi.&#8221; (Arsel, 18) diyerek, kız çocuklarını diri diri toprağa gömme gibi bir feci uygulamaya adeta mazeret aramaya kalkmıştır. (s. 34) Arsel, İslamiyet&#8217;in bu geleneğe son vermekle kadınları zulümden kurtardığını da kabul etmez. Çünkü onun hareket noktası, İslam düşmanlığıdır. Kendisini, &#8220;Şeriat sisteminin kararlı düşmanı&#8221; (Arsel, 18) ilan etmiştir.  &#8220;Muhammed kız çocuklarının öldürülmesi geleneğine son verirken, bunu kadına değer verdiği düşüncesi ile değil, Müslüman sayısının azalmaması düşüncesiyle yapmıştır.&#8221; (Arsel, 134) değerlendirmesinde bulunan Arsel&#8217;in iddialarının pek çoğu, uydurma veya zayıf rivayetlere dayanmakta, bir kısmını da, olayları kasıtlı olarak çarpıtmasından oluşturmaktadır. (s. 35) <em>Bilindiği gibi ateist Turan Dursun ise kız çocuklarının gömülmesi olayını kabul etmemekte idi! Görüldüğü üzere ateistler ‘nerden tutturabilirsek vuralım’ mantığı ile birbirleri ile de çelişen ithamlarda bulunmakta ve birbirlerini -tıpkı oryantalistler gibi- yalanlamaktadırlar! </em>Arsel, &#8220;Şeriat dini, evlenme olanağına kavuşana kadar kızları cinsel ihtiyacı gidermesi olanağından yoksun bırakmakta, cinsel ihtiyacı sadece evlenme şartına bağlamakta ve bağlarken de bakire ile evlenme koşuluna sarılmıştır.&#8221; (Arsel, 170) demektedir. (s. 37) Halbuki İslam&#8217;da dul kadınla da evliliğe izin vardır ve peygamberimizin Hz. Aişe hariç tüm eşleri dul idi! (s. 38) Arsel şöyle (s. 170) demektedir: &#8220;Benim kadınlar adına dilediğim özgürlük, ‘her şeyden önce’ cinsel özgürlüktür.&#8221; Bu tür zihniyete sahip olan insanların İslam&#8217;a saldırmalarının tek sebebi, İslam&#8217;ın fuhuşa ve  kötülüğe giden yolları yasaklamış olmasıdır. Yoksa İslam&#8217;da temel hak ve hürriyetler açısından kadınla erkek arasında bir ayrım yapılmamıştır. İslam&#8217;da sadece ödev ve yükümlülükler de farklılıklar vardır. Arsel&#8217;in fikrini geçerli olduğunu düşünelim. Aile kurumunun ne hale gelebileceğini düşünebiliyor musunuz? Aslında, Arsel gibiler ‘bir kesime hizmet’ etmektedirler. Neticede, ‘toplumun yıkılması’ amaçlanmaktadır. Arsel’e göre, &#8220;Kız kardeşin dilediği ile sevişmesi hoş karşılanabilir.&#8221; (Arsel, VII) ama bir Müslümanla evlilik yolu ile olursa asla! (s. 39) <em>Ateist olan Celal Şengör’de 29 Nisan 2024 tarihinde, ‘Benim bir kızım olsaydı, istediğiyle yatardı. Benim namus diye bir kavramım yok.’ demişti!</em> Arsel, Kur’an&#8217;da geçen pek çok ayeti, &#8220;Her ne kadar Kur’an&#8217;da geçse de&#8221; şeklinde başlayan cümlelerle (Arsel, 109, 407, 397, 191, 192, 141, 234, 273, 355, 215, 375, 4&#8230; vd.) amacından saptırarak kötü göstermeye çalışır. Örneğin, &#8220;Siz ve eşleriniz ağırlanmış olarak cennete girin.&#8221; (Zuhruf, 69-70) ayetini, &#8220;Her ne kadar Kur’an&#8217;da böyle yazılmış ise de, onunla karı ve kocanın cennete buluşacakları ve beraberce yaşayacakları anlatılmak istenmemektedir.&#8221; diye yorumlar. Ayrıca, İbni Mace&#8217;de geçen, &#8220;Küçük çocuk, anne ve babamla cennete girmek isterim.&#8221; cümlesindeki çocuk kelimesini, oğlan şeklinde aktarmakta (Arsel, 407) ve kız ve erkek çocuk arasında ayrım yaparak (Arsel, 141) sadece erkek çocukların anne babalarını cennete sokmaya sebep olacağı izlenimi vermeye çalışmaktadır. (s. 41) İslam&#8217;da, kadın hakları ile ilgili birçok ayet ve hadisi ise şöyle yorumlamaktadır: &#8220;Her ne kadar kadın sınıfını ‘yatıştırmak ve uyutmak’ maksadıyla, &#8220;Erkeklerin kadınlarda olan hakkı kadar kadınların da erkekler üzerinde hakkı vardır; Kadınlarla iyi geçinmek ve onlara iyi davranmak erkekler için görevdir.&#8221; şeklinde hükümleri öne sürmekle beraber&#8230;&#8221; (Arsel, 4) Arsel,  ‘yapıtının’ daha ilk satırlarında, dua eden Müslümanları kastederek, &#8216;insanlarımızın bu uzay çağında hâlâ doğaüstü güçlerden medet uman hali.&#8221; (Arsel, I) demek suretiyle, duanın gücünü küçümsediği de görülmektedir. (s.  44) <em>Dua ve İslam&#8217;ın diğer emirlerinin faydaları konusunda, &#8216;İslami emirler, yasaklar ve hümanizm&#8217; adlı yazımıza bakılabilir! Ayrıca Arsel’in ‘tüm ithamlarına’ ilgili başlıklar altında bu çalışmamızda cevaplar verilmiştir!</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel kendini, &#8216;şeriata karşı başkaldırmak ve savaşmak&#8217; gibi &#8216;asil&#8217; bir davranışla görevlendirmiştir. (Arsel, 2) <em>Bilindiği gibi ateist Dursun’da kendisini ‘Aydınlanma Savaşçısı’ olarak lanse etmekte idi! Ateistlere göre İslam savaş dinidir ama savaşçılık söz konusu olunca bu sıfatı da kendilerinden başka kimseye kaptırmamaktadırlar! Batılı oryantalistler bile, Profesör olan Arsel kadar tarafgirli, önyargılı ve taassup ehli olmamıştır</em>: &#8220;Türk, şeriat bataklığına saplandıktan sonra&#8230; şeriata kandıkça ve Muhammet örneğine sarıldıkça ilkelleşmiştir.&#8221; (Arsel, 30)<em> Bu konuya cevap olarak, &#8220;İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri” ve “Oryantalizm yanılgısı” adlı yazılarımızı tavsiye ederiz.</em> Arsel, tabiata inanmaktadır, yani natüralizmi kendine din olarak kabul etmiştir. Yapıtının 414. sayfasında şöyle demektedir: &#8220;İnsan denilen varlığı akıl ve vicdan ile donatan tabiattır. Tabiatın, insan gönlüne cömertçe yerleştirmiş olduğu duygular&#8230;&#8221; <em>Bu bakış açısına sahip olanlara cevap için ‘Natüralizm’ adlı yazımıza bakılmasını tavsiye ederiz</em>. Arsel batının yaşam tarzını benimsemiş ve onu savunan bir insandır. <em>Bu konuda da, </em><em>&#8216;Batı Medeniyeti! adlı yazıyı tavsiye ederiz</em>. Arsel, hayalindeki kadını şöyle tarif eder: &#8220;Erkekten kaçırmak nedir bilmeyen ve herkesin önünde sigara tüttüren ve bacak bacak üstüne atıp kahve köpürten uygar davranışlı kadınlar.&#8221; (Arsel, 270) Görüldüğü gibi bu kesimin uygarlıktan anladığı şey ile bizim ‘uygarlık/umran’dan kastettiğimiz arasında çok büyük farklar bulunmaktadır.<em> Arsel’in, İbni Haldun’dan Akif İnan’a ve Cemil Meriç’e, hiçbirinin ‘Umran’ konusundaki görüşlerinden haberdar olmadığı bu yazdıklarından da anlaşılmaktadır! Batının sömürgeci ruhunu gizlemek için kullandığı ‘civilisation/uygarlık’ türü göstermelik kavramların gerçek yüzünü görmek için ‘Batı medeniyeti’ ve ‘Modernizm ve kadın’ adlı yazımızı tavsiye ederiz.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel&#8217;in İslam düşmanlığına bazı örnekler: &#8220;Şeriat bataklığı&#8221; (Arsel, s.30); &#8220;kümes hayatı (İslami aile yaşantısını kastediyor)&#8221; (Arsel, s. 279); &#8220;1400 yıl öncesinin çöl felsefesi&#8221; (Arsel, s. 457); &#8220;Arap peygamberinin amacı&#8221; (Arsel, s. 331); &#8220;Şeriat yılanın zehiri&#8221; (Arsel, s. 272) Bu ve daha pek çok örnek, Arsel&#8217;in İslam dinine ne denli kin beslediğini göstermektedir. (s. 51)</p>
<p style="text-align: justify;">Arsel, iddialarına dayanak yapmaya çalıştığı uydurma ve zayıf rivayetleri kullanmak dışında onun maharetle uyguladığı diğer yöntem, ayet ve hadislerin ilgi alanını değiştirmek, başıyla ve sonuyla irtibatını kopararak veya eksik ve ilaveli vererek nasları (ayet ve hadisleri) çarpıtmak olmuştur. (s. 55) Arsin&#8217;in başvurduğu yollardan biri de, uydurma hadisleri gerçekmiş gibi aktarmaktır. (s. 58) Mesela Arsel’in, &#8220;Erkeğin karısına söz vermek maksadıyla yalan söylemesi mübahtır.&#8221; (Arsel, 252) şeklinde, gerçekmiş gibi aktardığı rivayet uydurmadır. (s. 59) Muhammed, kadınların okuma yazma öğrenmelerine engel olmuştur.&#8221; (Arsel, 382) <em>diyen Arsel zihniyetinde olanlara,</em> <em>&#8216;İslam kadınların okumasına karşı mıdır?&#8221; başlıklı yazımızı tavsiye ederiz</em>. &#8220;Kadınlara danışın, söylediklerinin aksini yapın.&#8221; şeklinde Arsel&#8217;in aktardığı söz de (Arsel, 32 48) uydurmadır. (Aliyu&#8217;l-Kari, el-Mesnu&#8217; fi Marifet&#8217;il-hadisil mevdu, s. 113. Detay için, ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımıza bakılabilir.) Arsel&#8217;in, &#8220;Kadınların hayırlısı yüzü güzel olandır.&#8221; şeklinde verdiği (Arsel, 156)  hadisin aslı şu ise şekildedir: &#8220;Bereket açısından kadınların en üstünü, ‘güler yüzlü’ ve mehri az olandır.&#8221; (Iraki, İhyanın zeylin de, IV/130) Adamın biri dışarı giderken hanımına, evinin üst katından aşağı inmemesini tembih etti. Alt katta olan babası hastalandı. Kadın aşağı inmedi, peygamberimiz de &#8220;kocana itaat et&#8221; buyurdu. Babası öldü. Peygamberimiz, &#8220;Efendine olan itaatinin mükafatı olarak Tanrı babana affetmiştir.&#8221; şeklinde Arsel bir rivayetten bahseder. (s. 66) Bir kere bu hadis zayıftır. (Iraki, IV/160; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, IV/313) ve İslam’da Sıla-i rahim/akraba ziyareti farz bir ibadettir. (DİA; sila-i-rahim maddesi) Ayrıca ‘Hukuki islamiyye ve ıstılahatı fıkhiyye kamusu’nda (Ömer Nasuhi Bilmen, II/165) belirtildiği gibi; &#8220;Bir kadın, babası hasta ise ve bakacak kimsesi bulunmazsa, kocasının iznini almadan ona gidip bakabilir. Babası ‘Müslüman olmasa’ bile!&#8221; Arsel&#8217;in, &#8216;Tanrıdan gelme haberler&#8217; diye kaynak gösterdiği haberler uydurma iken, uydurma hadis uzmanı Sağani ise, Arsel&#8217;in gerçekmiş gibi aktardığı hadisi uyduran kişiye kadar her şeyi tespit etmiştir. (Sağani, Mevduat, s. 28) Yine Arsel&#8217;in hadis olarak aktardığı ve kaynak olarak gösterdiği ‘Feyzü&#8217;l Kadir&#8217;de, hadisin zayıf olduğu açıkça belirtilmektedir. (s. 71) Ama Arsel, bunu bile görmemiş veya gizlemiştir! <em>Dikkat edilirse bu durum tüm ateist ve oryantalistlerde ortak bir özellik olarak göze çarpmaktadır!</em> Arsel&#8217;in diğer bir iddiası da, &#8220;Muhammed, Fatıma&#8217;nın iki erkek çocuk doğurmasından sonra saçların kesilmesini ve fakirlere dağıtılmasını emretmiştir.&#8221; (Müsnet, VI/457) şeklindedir. Rivayetin gerçek tercümesi ise aynen şöyledir: &#8220;Hz. Muhammed, Fatma&#8217;ya, &#8220;Çocukların başını tıraş et, &#8216;saçlarının ağırlığınca gümüşü’ fakirlere dağıt.&#8221; (Ahmet bin Hanbel, Müsned, VI/390; Fethu&#8217;l-Rabbani, XIII/126) Ayrıca Arsel, Belazüri&#8217;ye ait kitabı, Beyzavi&#8217;ninmiş gibi okuyucuya da tanıtmıştır. (s. 74) <em>Titli profesör olan bir akademisyenin hezeyanları ne yazık ki burada da bitmemektedir!</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arapça’da mecaz, teşbih, kinaye bol miktarda kullanılır. (s. 75) Arsel&#8217;in çarpıtma metotlarından biri de, mecazları hakiki/gerçek anlama çekmektir. (s. 76) &#8220;Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz, kişi aile fertlerine karşı çobandır, o da onlardan sorumludur. Kadın, çocuklarına çobandır.&#8221; (Buhari, Cuma, 11; Müslim, İmare, 20) hadisini işiten herkes, burada bir benzetme yapıldığını ve aslında kişinin hak, görev ve sorumluluklarının ifade edildiğini hemen anlar ama Arsel bakın hadisten nasıl bir çıkarım yapmaktadır: &#8220;Muhammed, kadını koyun ya da at ve davar gibi hayvanlara eşdeğer görmektedir.&#8221; (Arsel, 204) &#8220;100 tane siyah karga içinde alaca bir karga nasıl kendini gösterirse, saliha olmayan kadınlar arasında saliha bir kadın da öylece belli olur&#8221; mealindeki hadisi de Arsel şöyle yorumlamıştır: &#8220;İslam&#8217;a göre kadın, hayvan seviyesinde kabul edilir. Muhammed, kadınların en faziletli ve hayırlı olanını, alaca kargadan  farklı bulmaz.&#8221; (Arsel 82) Halbuki kargaları benzetme yapılmasının sebebi, bu sözün söylendiği esnada orada bulunan bir karga grubuna işaret edilerek bu sözün söylenmiş ve o kargaların içinde de alaca bir karganın bulunmuş olmasıdır! (Ahmet bin Hanbel, IV/179) Arsel, yalan ve çarptırmalarını &#8216;yapıt&#8217;ında devamlı tekrarlamıştır: &#8220;Kadının faziletli olanı bile kargadan farksızdır.&#8221; (Arsel, 304) Peygamberimiz, erkeklere yaptığı bir sohbette, &#8220;Kadın, erkekleri &#8216;cezbetmesi yönüyle&#8217; şeytan suretinde gelir. Biriniz bir kadın gördüğünde hoşuna gitti mi, ailesinin yanına dönsün.&#8221; (Müslim, Nikah, 9; Ebu Davud, Nikah, 43; Hanbel, III/330) buyurmuştur. Hadiste, &#8220;Bütün kadınlardan değil, yabancı erkeklerin cinsel duygularını tahrik edip şuur altına itilmiş şehvetini uyandıran, cinselliğini kullanarak onları zinaya teşvik eden ‘bazı kadınların’ kastedildiği&#8221; (Ali Osman Ateş, Hadis Temelli Kalıp Yargılarda Kadın,  s. 72-83) ve bu durumlarda erkeklerin o ortamdan uzaklaşıp ailesini düşünmesi gerektiği tavsiye edildiği halde Arsel hadisin amacını saptırarak şöyle yazmaktadır: &#8220;Şeytan, Muhammed&#8217;e göre, kadının ta kendisidir. Kadın demek şeytan demektir.&#8221; (Arsel, 53) Ne de olsa Arsel zihniyetine sahip olan insanlar bir kadınla zina yapıp sonra onu terketmeyi kadın değer vermek olarak algılanmaktadır! Arsel&#8217;in asıl hedefi ise, Peygamber Efendimizin yüce şahsiyetine çamur atmaya çalışarak Müslümanların imanını zedelemektir. (s. 87) Arsel&#8217;in diğer bir uydurduğu yalan da şudur: &#8220;Zeyd&#8217;in Zeynep ile evlendirilmesinin nedeni, kendisinin o tarihlerde Hatice ile evli olmasıdır.&#8221; (Arsel, 187) Halbuki, Hz. Hatice vefat ettikten 3 sene sonra, Hicret olayı meydana gelmiş, ‘Zeyd ile Zeynep de hicretten sonra evlenmiştir. (s. 88) <em> Bu konu detaylı olarak &#8216;Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir?&#8217; başlığı altında ele alınmıştır.</em> Arsel&#8217;in diğer bir çarpıtması da şudur: &#8220;Hasan, dedesi Muhammed gibi şehvetinin çokluğu ile ün salmıştır. 200&#8217;den fazla kadınla evlendiği rivayet edilir. Bu nedenle Muhammed her vesile ile Hasan&#8217;ı karşısına alıp, &#8220;Sünnet ve siret bakımından bana sen benziyorsun.&#8221; demekten zevk alır ve sırf bu yüzden Hasan&#8217;ı Hüseyin&#8217;e tercih ederdi.&#8221; (Arsel, 297) Halbuki Hasan, Hicretin 3. senesi doğmuştur. Peygamberimizin vefatı ise, Hicri 11. yılda gerçekleşmiştir. Yani Efendimiz vefat ettiği zaman Hz. Hasan henüz 9 yaşına girmemiş, 8 sene 6 aylık bir çocuktu. Nasıl bu 8 (Kimi rivayetlerde 6) yaşındaki  çocuk 200&#8217;den fazla kadınla evlenmiş de bir de peygamberimiz sırf bu yüzden onunla övünmüştür? (s.  90)</p>
<p style="text-align: justify;">Arsel&#8217; göre, İslam&#8217;dan önce Arap kadının durumu gayet iyiydi ve hürriyete sahipti. Kadını hor gören gelenekler o dönemde topluma hâkim değildi. (Arsel, 14)  Halbuki Arap kadını, İslam&#8217;dan önce miras hakkına sahip değildi, eşi üzerinde herhangi bir hakkı bulunmuyordu, kocasını seçme hakkı yoktu, kocasının kendisini öldürmesi halinde bile koca bir cezaya uğramıyordu, kocası öldüğünde bir miras gibi diğer oğlanlara kalıyordu, uğursuz kabul ediyor ve diri diri toprağa gömülüyordu. (s. 92-94) <em>ki, o dönemin fuhuş ve ahlaksızlıklarla ilgili rivayetleri buraya aktaramıyoruz…! “İslam, kadını</em><em> küçükken diri diri gömülen, alınıp satılan, köle muamelesi gören, zorla varis olunan, sapkınlıklarda aracı olarak kullanılan </em><em>(İbni el Hatim, Tefsiru&#8217;l Kur&#8217;an&#8217;ül Azim, III/902; İbni Kesir, Tefsir, II/239) bir ortamdan çekip almış ve ona yaratılış amacına uygun bir misyon yüklemiştir.” </em><em>(Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 263) </em>Bakın bir sahabe bu konuda ne demektedir: &#8220;Cahiliye döneminde biz kadınları insan yerine saymazdık. İslam gelip Allah onlardan bahsedince, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu gördük.&#8221; (Dr. Mustafa Sıbai, el-Meretu, Beyne&#8217;l-fıkhı ve&#8217;l-Kanun, s. 22, Müslim, Talak, 31 ve Buhari, Libas, 31) Arsel&#8217;in yapıtından diğer bir alıntı ile devam edelim: &#8220;Lokman Aleyhisselam, ‘Muhammed&#8217;in hadisini’ kendisine yaşam kuralları bilmiş ve kadınların iyisinin dahi kötü olduğuna inanmıştır.&#8221; (Arsel, 83) Arsel, Lokman Aleyhisselam&#8217;ın, Peygamber Efendimizden asırlar önce yaşamış olduğundan haberi bile yoktur! Arsel, İslami konularla sırf İslam&#8217;la düşmanlık yapabilmek için ilgilenmektedir. (s. 97) Arsel, olmayan eserler türeterek onlardan alıntılar da yapmaktadır. (s. 98) Peygamberimiz, &#8220;Allah, hulle yapana da yaptırana da lanet etsin.&#8221; (Ebu Davud, Nikah, 16; Tirmizi, Nikah, 27; İbni Mace, Nikah, 33) buyururken ve Ömer Bin Hattab, Osman b. Affan, Abdullah b. Amr, Sufyanı Sevri, İbn-i Mübarek, İmamı Şafii, Ahmet ve İshak gibi birçok âlim sahabeler ve tabiin fakihleri bu görüşte iken (s. 101) Arsel, &#8220;Hullenin İslam&#8217;da olduğunu&#8221; iddia edebilmiştir. Arsel, bu meseleyi &#8216;Şeriat kuruluşu&#8217;; &#8216;böyle olmasını bizzat Muhammed istedi&#8217;  gibi ifadelerle de ile okuyucuya aktarmaktadır. (Arsel, 363-364) Arsel&#8217;in <em>ilmi ve ahlaki</em> seviyesini gösteren başka bir örnek de şudur: Arsel, &#8220;Muhammed, o kendine özgün ve Arap ahlak anlayışına yatkın zihniyeti ile ölü ile yapılan cinsi münasebeti, diri insanla yapılandan daha uygun, daha isabetli ve daha ahlaki saymıştır. Hayvanlarla cinsi münasebeti yasaklamamıştır.&#8221; (Arsel, 224, 227) demektedir. (s. 103) Halbuki bunların hepsi İslam’da yasaklanmıştır ve haramdır. Sadece, &#8216;İslam âlimleri&#8217; böyle bir ahlaksızlık yapılırsa, bunun cezasını ne olacağı hakkında &#8216;fetva&#8217; vermişlerdir. Yani bunlar peygamber sözü değildir, sonraki İslam âlimlerinin fetvalarıdır. ‘Yasaktır, haramdır ama haram işleyen olursa onun da cezası şudur’ denmiştir sadece! Yoksa bunların İslam&#8217;da kabul edilebilir bir tarafı olduğunu savunan hiç kimse de yoktur! ‘Eğer böyle günahlar işleyen olursa cezası şudur’ diye fetva vermişlerdir ve Arsel’de bu fetvalardan hareketle İslam’da bu suçların kabul edildiğini ileri sürmüştür<em>!</em> <em>Birçok ülkenin ceza kanunları bu tür suç ve ceza örnekleri ile doludur ama hiç kimsenin aklına, bu yasakların o devletçe serbest bırakıldığı veya onaylandığı gibi bir düşünce gelmemektedir!</em> <em>T</em><em>üm ceza kanunlarında hırsızlığın, tecavüzün, adam öldürmenin cezasının belirtilmesine rağmen, bunların hiç bir sistem tarafından kabul edilmediği gerçeği ortadadır. İşin ironik tarafı Arsel hukukçudur…! </em>Arsel şöyle devam eder: &#8220;Muhammed, Kur’an&#8217;da meleklerin dahi dişilerden değil, erkek cinsinden seçildiğini bildirmektedir.&#8221; (Arsel, 46) Halbuki meleklerin cinsiyetinin bulunmadığını ilkokul çağındaki bir çocuk bile bilmektedir ama bu profesör bilmemektedir! (s. 104) Peki Kur’an&#8217;da neden meleklerin dişilerden yaratılmadığı aktarılmaktadır? Çünkü o dönemdeki Mekkeli müşrikler meleklerin &#8216;Allah&#8217;ın kızları&#8217; olduğu yönünde iddiada bulunmakta idiler. Kur’an, bunun böyle olmadığını ifade etmek için bu konuya değinmiş ve cinsiyetsiz oldukları nas ile ifade edilmiştir. (s. 105)<em> Günümüzde de hâlâ Hristiyan âleminde melekler &#8220;kanatlı kadın&#8221; şeklinde resmedilmektedirler. Ama Arsel Hristiyanlık yerine bunu reddeden İslam’ı suçlamaktadır!</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel, &#8220;Şeriata göre kadının, ruhen ve bedenen pis yaratıldığını&#8221; da iddia eder. (Arsel, 84) Arsel bu iddiasına delil olarak da, &#8220;Kadının hayızlı iken yani adet görürken namaz kılmamasını, oruç tutmamasını, Kâbe&#8217;yi tavaf etmemesini gösterir.&#8221; Halbuki bunlar ibadet ile ilgili konulardır. Ayrıca, mesela cünüp olan bir erkekte namaz kılamaz, Kâbe&#8217;yi tavaf edemez, Kur’an-ı Kerim&#8217;e el süremez! Şimdi Arsel&#8217;in mantığına göre buradan hareketle, &#8216;İslam&#8217;a göre erkek de pis yaratılmıştır.&#8217; sonucuna mı ulaşmamız gerekir?! Görüldüğü gibi Arsel, konuları sürekli saptırmaktan, çarpıtmaktan başka bir şey yapmamaktadır. (s. 107) Arsel, çelişkiler içindedir. Yine Arsel, &#8220;Cinsi münasebette bulunan erkeklere yıkanma zorunluluğunu yüklerken dahi, Muhammed, kadınların pis oldukları gerekçesinden hareket etmiştir.&#8221; (Arsel, 88) demektedir,  hem de kadınların da yıkanmak zorunda olduğunu gizleyerek, okuyucuyu da yanıltmakta ve aynı mantıkla doğal sonuç olarak, &#8216;erkeklerin de pis olduğunu mu dememiz gerektiği&#8217; şeklindeki sonuca ulaşılabileceğini düşünemeyip, nasıl bir çelişkiye düştüğünü fark edememektedir! (s. 109) <em>Müslüman bir ülkede yaşayan birisi hiç mi gusül abdestinden haberi olmaz, gerçekten ilginç?!</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel&#8217;in diğer iddiası ise, &#8220;Peygamberimizin hastalığa çare aramamak gerektiğini söylemiş olduğu&#8221; iddiasıdır. (Arsel, 77) Halbuki Peygamber Efendimiz, “Allah’u Teâlâ verdiği herhangi bir derdin şifasını da verir.”, “Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç var etmiştir”, “Ey insanlar tedavi olun! Allah nerede (veya ne zaman) hastalık yaratmışsa, tedavisini de yaratmıştır. Öyleyse tedaviyi arayın” buyurmuşlardır. (Buhari, Tıp, 1; Müslim, Selam, 69; Ebu Davud, Tıbb 11) Arsel, &#8216;Allah&#8217;ın erkekleri muhatap kabul ettiği halde, kadınları muhatap kabul etmediğini&#8217;de iddia etmiştir. (Arsel, 109-116) Halbuki Kur’an-ı Kerim&#8217;de, &#8220;Ya eyyuhe&#8217;n-Nas&#8221;(ey  insanlar) şekline başlayan, her iki cinse yönelik hitapların yanında, &#8216;el-Müminat&#8217; (Mümin Hanımlar), el-Müslimat (Müslüman Hanımlar), &#8216;Salihat&#8217; (Saliha kadınlar) tarzında, kadınların özel olarak zikredildiği yerlerde vardır. (s. 113) Kur’an&#8217;da, &#8216;Nisa&#8217; (kadınlar) adında özel bir süre bile vardır. Arsel mantığı ile hareket edersek, &#8216;Kur’an&#8217;ın erkekleri muhatap kabul etmediği&#8217; sonucuna mı ulaşmamız gerekecekti, çünkü Kur’an’da Rical/erkekler adlı bir sure yoktur! Arapçada, hem kadın hem erkeklere birden hitap edilmesi gerektiğinde erkeklere ait sıga/kip olan &#8216;müzekker&#8217; sıgası kullanılır. Bu bir dil özelliği ve belagat sanatıdır. (s. 114) Fransızcada da aynı durum söz konusudur. Her iki cinse birden hitap etmek gerektiğinde, erkeklere ait &#8216;masculin&#8217; sigası ile hitap edilir. ( s. 115) Kadınlar, erkeklerin sahip oldukları her çeşit medeni haklara sahiptirler: Nikah, kira, ödünç verme, vekalet, şirket, bölüşme, dava, ikrar, vasiyet, emanet, kiralama vd. Şu da bir gerçektir ki, İslam&#8217;a göre kadının en önemli görevi anneliktir. (s. 116) <em>Atatürkçü geçinen bu yazar, &#8216;Kadının en büyük vazifesi analıktır.&#8221; </em><em>(Atatürk&#8217;ün söylev ve demeçleri, II/86) ve &#8220;Kadının en önemli vazifesi ev işidir.&#8221; </em><em>(Hakimiyeti Milliye Gazetesi, 5.2.1923) gibi Atatürk&#8217;ün sözlerinden de habersiz gözükmektedir!</em> Ayrıca İslam, kadının seçmen olabileceğini de tüm dünyaya ilan etmiştir. (Bekir Topaloğlu, İslam&#8217;da Kadın, s. 278; Mustafa Sıbai, el-Meratü Beyne&#8217;l-Fıkhi ve&#8217;l-kanun, s. 151-161; Mümtehine, 12; Buhari, Ahkam, 49) Arsel, &#8220;Muhammed&#8217;e göre tanrı, kadın ve erkeği birbirine düşman olarak yeryüzüne indirmiştir.&#8221; (Arsel, 194) şeklinde bir iddiada  da bulunur. Arsel buna delil olarak, &#8220;Birbirinize düşman olarak inin.&#8221; (Bakara, 36) ayetini delil gösterir. Halbuki bu ayette söz konusu edilen düşmanlık, &#8216;şeytanla insan arasındaki&#8217; düşmanlıktır. (Fahreddin Razi, Mefatihu&#8217;l Gayb, III/16; Mevdudi, Tefhimu&#8217;l-Kur’an, I/58; Seyyid Kutup, Fizilali&#8217;l Kur’an, I/118) Arsel&#8217;in bir diğer iddiası da, Peygamberimizin &#8216;bir kadınla asaleti için evlenebileceğini&#8217; söylediği iddiasıdır. (Arsel, 184) Halbuki hadisin metni şöyledir: &#8220;Kadın, dört şey için nikah edilir. Malı, asaleti, güzelliği ve dini için. Sen dindar olanını seç.&#8221; (Buhari, Nikah, 15; Müslim, Rada, 53; Ebu Davud, Nikah, 2; Nesai, Nikah, 13; İbni Mace Nikah, 6) Arsel, çarpıtarak verdiği hadisi şerif etrafında, 35 sayfa laf üretecektir. (Arsel, 155-190) Arsel, &#8220;Sen dindar olanını almaya bak&#8221; kısmını da gizlemiştir. (s. 124) Arsel hızını alamaz ve hadisin amacının zıttına olacak şekilde şöyle devam eder: &#8220;Muhammed&#8217;in amaçladığı şey, güzellik ve maldır.&#8221; (Arsel, 185, 174, 348, 184, 156, 173, 155, 156, 188 vd.) Arsel daha sonra, İslam&#8217;da evlilik müessesesini diline dolamıştır. (Arsel, 273) <em>Bu konu ‘İslam’da kadın hakları’ başlığı altında detaylı olarak ele alınmıştır.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel, &#8220;Muhammed, &#8216;Ey Nas&#8217; (Ey insanlar) diyerek her şeyden önce erkekler sınıfına hitap etmektedir, kadınları kendisine muhatap kabul edinmemiştir.&#8221; (Arsel, 191) iddiasında bulunur. Halbuki &#8216;İnsanlar&#8217; kelimesi, erkekleri de kadınları da kapsayan bir kelimedir. Bu, Fransızcada da aynen geçerlidir. Kur’an-ı Kerim&#8217;in Fransızcaya yapılan çevirisinde &#8216;Nas&#8217; kelimesi, &#8216;gens&#8217; (insanlar) kelimesi ile ifade edilmiştir. (s. 129) Arsel, İslam&#8217;ın kadını uğursuz saydığını iddia eder. Halbuki Peygamber Efendimiz, &#8216;İslam&#8217;da uğursuzluk inancının olmadığını&#8217; beyan etmiş, &#8216;kadının uğursuzluğu görüşünün cahiliye döneminde Arapların bir inanışı olduğunu&#8217; bildirmiştir. (Tecrid-i Sarih, VIII/3120) <em>Bu konu ayrıca, ‘Hadis, Sünnet Müdafaası’ adlı yazımızda da ele alınmıştır.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yine Arsel&#8217;e göre Hz. Muhammed, &#8220;Erkeğin cinsel organını kutsarken, kadınınkini pis saymıştır.&#8221; (Arsel, 88) Halbuki hadisi şerif şöyledir: &#8220;Her kim dilini ve cinsel organını kötülükten korumayı bana garanti ederse, ben de o kişiye cenneti garanti ederim.&#8221; (Buhari, Rikak, 23) Buradaki kötülük kelimesinden kastedilen, zinadır. Üstelik burada, cins ayrımı yapılmadan her iki cinse hitap edilerek bu söz söylenmiştir! (s. 132) Hadis usulünde çok önemli bir metot vardır. Hadislerin bütün rivayet yolları göz önüne alınarak hüküm verilir. (s. 140) Yine Arsel&#8217;e göre kadın, kocasından izinsiz namaz bile kılamaz, oruç tutamaz. (Arsel, 200) Halbuki koca ibadete engel olmak istese, onun dinlenmemesi İslami bir hükümdür. (s. 142) Arselin diğer bir çarpıtmasına örnek, (Arsel, 113) Bakara suresinin 231. ayeti ile ilgili yaptığı yorumdur: &#8220;Siz erkeklere indirdiğimiz Kur’an&#8217;ı anın.&#8221; Arsel ayete, &#8216;erkeklere&#8217; kelimesini ekleyerek çarpıtma yapmıştır. Yoksa Bakara Suresi 183: “Ey inananlar!” diye başlayan ayet, orucun farz olduğundan bahseder. Arsel&#8217;in dediği gibi hitaplar hep erkeklere olsaydı, kadınlara orucun farzı olmaması gerekirdi! (s. 144) Arsel ayetleri eksik veya eklemeler yaparak da aktarmaktan çekinmez. &#8220;Onu (kocayı) temiz bir hayat ile ihya eder ve yaşatırız.&#8221; (Arsel, 214) şeklinde verdiği ayetin tamamı şudur: &#8220;Kadın veya erkek, inanmış olarak kim iyi iş yaparsa, ona hoş bir hayat yaşatacağız.&#8221; (Nahl, 97) Arsel çarpıtmalara aynı mantıkla devam eder. (Arsel, 140) “Ademoğlu öldüğü an ameli kesilir, üç şey hariç&#8230; Kendisi için salih oğlundan&#8230;&#8221; diye çevirdiği hadisin Arapçasında geçen &#8220;el-veled&#8221; kelimesi, Fransızcadaki &#8220;I&#8217;enfant&#8221; yani hem kız hem oğlan çocuğunu kapsayan bir kelimedir. Oğlan kelimesinin aslı Arapçada, &#8216;İbn&#8217; dir. Arsel böyle bir çarpıtmayı eserinin 141. sayfasında da yapmıştır. (s. 147) Hangi ilim dalında olursa olsun, genel sistemini bilmeden bir ilim dalı ile ilgili birkaç cümle aktararak bir fikir sahibi olmak mümkün müdür? (s. 149) Arsel kitabı boyunca aynen bu yaklaşım tarzı ile yazılarına devam etmiştir. (Arsel, 106) Arsel &#8220;Şeriat dini, hayvana tanıdığı hakkı kadınlara tanımaktan kaçınmıştır.&#8221; demektedir. Halbuki olayın aslı şudur: İslam&#8217;a göre savaşı erkeklerin yapması esastır. Kadınların savaşa katılma sorumluluğu yoktur. Peygamber Efendimiz döneminde at ise, en önemli savaş aracı idi. Atın elde edilmesi kadar kaybı da önemli bir mali külfeti gerektiriyordu. İşte Arsel, tüm bunları çarpıtarak okuyucu yanıltmakta, yönlendirmektedir. (s. 151) İslam nizamında kadına ekonomik bir külfet yüklenmemiştir. Ekonomik yük, erkeğin sırtındadır. Bu nedenle kardeşler arası miras paylaşımında, erkek kardeşe kız kardeşe verilenin iki katı miras verilir. Eğer İslamiyet, kadından da evin geçimini, çocukların masrafları, mihr gibi mali yükümlülükleri ve sorumlulukları isteseydi, o zaman kız kardeş erkek kardeş kadar eşit pay alırdı. Ama bu yükümlülük, erkeğe verilmiştir. (s. 151)  Kısaca bu mesele, İslam&#8217;ın kendi sistemi içinde ele alındığında, gayet mantıklı ve uygundur. Bu tamamen, mali yükümlülük ve görevlere bağlı, kendi sistemi içinde son derece adil bir düzenlemedir. (s. 154) <em>Bu konu detaylı olarak ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımızda ele alınmıştır.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel&#8217;in İslam&#8217;a saldırmak için kullandığı araçlardan birisi de, İslam âlimleri arasındaki bazı içtihat farklılıklarından işine geleni alarak, amacına uygun olanı seçerek kullanmaktır. Halbuki kullandığı görüşün zıttına olan görüşler de İslam&#8217;a daha uygun olabilir. Zaten Mecelle&#8217;nin 39. maddesinde, &#8220;Zamanın değişmesiyle hükümlerinde değişmesinin inkar edilemeyeceği&#8221; İslam hukukunun ana kurallarından birisi olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle, İslam hukuku ile ilgili çalışmalar içinden herhangi bir içtihadı alıp, onu İslam&#8217;a saldırı aracı olarak kullanmaya çalışmak iyi niyetle bağdaşmaz. (s. 156) Osmanlı aile hukuku kararnamesinde, erkek için 18, kadınlar için 15 yaş evlenme alt sınırı olarak benimsenmiştir. (s. 157) <em>1938 tarihli Aile hukuku kararnamesi 4. madde ile de ülkemizde evlilik yaşı, kızlarda 15 idi ve hatta hakim onayı ile 14&#8217;e kadar düşürülebiliyordu. Ne şart altında olursa olsun, İslam&#8217;ın çocukların evlendirilmesine izin verilmemiştir ve bu konu ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımızda ele alınmıştır.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel, &#8220;Kadın, evlenme çağına geldiğinde kime verilirse, ona gitmek çaresizliğindedir.&#8221; (Arsel, 132) iddiasında iken, Evzai, Sevri, Ebu Ubeyd, Ebu Sevr, İbnü&#8217;l-Munzir gibi birçok İslam âlimleri, bir kızın birisi ile evlenmeye zorlamayacağını ilan etmişlerdi. (s. 160) Mevsili, ünlü eseri ‘el-İhtiyar&#8217;da (III/90) &#8220;Nikahta kadınların sözü geçerlidir. Hür, akıllı ve erginlik çağına gelmiş bir kadın kendisine bir erkeği nikahlarsa, caizdir.&#8221; demektedir. Peygamberimiz de hadisinde, &#8220;Kız, kendisinden izin alınmadan nikah edilemez.&#8221; (Buhari, Nikah, 41; Müslim, Nikah, 64; Ebu Davud, Nikah,24; Tirmizi, Nikah, 18; Nesai, Nikah, 31; İbni Mace, Nikah, 2; Darimi, nikah, 13; Muvatta, Nikah, 4; Hanbel, I/219) ve &#8220;Bakire bir kız, izni alınmadan nikah edilemez.&#8221; (Buhari, Hiyel, nikah, 41; Müslim, nikah, 64; Ebu Davud, nikah, 24) buyurmuşlardır. Peygamberimize bir kız gelerek, babasının kendisini istemediği halde bir adama zorla verdiğini söyleyerek şikayette bulunur. Peygamberimiz kızı muhayyer/özgür bırakır. (Davud, nikah, 25; İbni mace, nikah, 12; Ahmet Bin Hanbel, I/364) Bazı ayet ve hadisler, emir değil tavsiye niteliğinde ifadeler taşır. Bu tavsiye niteliğindeki hükümler bir emir gibi sunulamaz. Bunun içindir ki İslam âlimleri hükümlerinde, ‘Farz, vacip, sünnet, müstehap, mendup, mübah, tenzihen mekruh, tahrimen mekruh, haram’ gibi gruplandırmalar yapmışlardır. (s. 162) Mesela Peygamber Efendimiz nikahlanmak üzeri olan birisine, &#8220;bakire mi, dul ile mi evlendiğini&#8221; sorup, &#8220;bakire ile evlenmesini&#8221; tavsiye etmiştir, fakat kendisinin, Hz. Ayşe dışındaki tüm eşleri duldur. Yani, tavsiye ile emir farklı hükümlerdir. (s. 163)</p>
<p style="text-align: justify;">Arsel, devam eder: Bekaret sorunu, dinsel bir zorlama nedeniyle Müslüman kişiyi öylesine &#8216;çağdışı bir kafa&#8217; yapısında kılmıştır ki, bekaretini evlilik dışı yollarla kaybeden bir kadını hor görülmeye layık bilir.&#8221; Arsel&#8217;in ‘çağdaşlık olarak nitelendirdiği şey, evlilik dışı ilişkiyi normal’ karşılamaktır. (s. 165) Arsel, uydurma olan (Iraki, 4/105) &#8220;evin köşesindeki bir hasır, döl getirmeyen kısır kadından daha hayırlıdır.&#8221; sözünü, sahih/gerçek bir hadis gibi kitabında aktarır. Arsel bununla da yetinmez ve hızını alamayarak, &#8220;Kısırlığı bilinen kadına yanaşmayın&#8221; gibi hadis uydurmaktan da geri kalmaz! (s. 166) Peygamberimiz, kadınları döven kimseler hakkında, &#8220;Bu kişiler hayırlılarınız değildir.&#8221; (Ebu Davud, nikah, 43; İbni mace, nikah, 51) ve &#8220;Sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır. Kadınlara ancak iyi insanlar iyi davranır, onlara karşı ancak kötü kişiler ihanet eder.&#8221; (Camiu&#8217;s-sağir, II/11) buyururken, Arsel, Nisa suresi 34. ayeti diline dolar ve okuyucuyu yanlış yönlendirir. <em>Bu konu detaylı olarak ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımızda ele alınmıştır. </em>Arsel, &#8216;yapıtının&#8217; 80 sayfalık bir bölümünde, kasıtlı olarak yanlış verdiği Hz. Zeynep&#8217;in peygamberimizle evliliğini tam 14 kez anlatmıştır. (s. 173) Arsel ayrıca, kadının şahitliği konusunu da çarpıtarak aktarmıştır. <em>Bu konulara cevaplar için de ‘İslam’da kadın hakları’ ve ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel&#8217;in Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na gönderdiği &#8216;açık mektup&#8217;ta, sinek hadisi diye bilinen hadisi reddettiği görülür. <em>Bu konudaki cevaba ‘Ateistlere cevap’ adlı yazımızdan ulaşılabilir</em>. Aynı mektupta, &#8220;Müşrikleri nerede görürseniz öldürün&#8221; ayeti, ‘kadının şahitliği, evliliği’ gibi konuları tek taraflı ve çarpıtılarak aktarır. <em>Bu konuların cevaplara, ‘Tevbe suresi 5. ayet’ ve ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımızdan ulaşılabilir.</em> Arsel mektubunda ayrıca, &#8220;Batı dünyasında, Tanrı ve peygamber emirleri ile savaşıldığını, dogmatizmden kurtulduklarını, üniversite öğretim üyelerinin de bu çağdışı gidişe karşı şahlanması gerektiğini&#8221; yazmaktadır. <em>Bu konulara cevap için de ‘Kur’an ve Bilim’</em>, ‘<em>İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri</em><em>’ adlı yazıları öneririz.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Diyanet İşleri Başkanlığı, Arsel&#8217;in çarpıtmaların sıralayarak, &#8220;Bunların bahane edilerek başta Kur’an ve Peygamber Efendimiz olmak üzere, İslam dininin eleştirildiğini, Aysel&#8217;in kitaplarında dini hükümlerin maksatlı olarak yorumlanıp alay konusu yapıldığını, İslam&#8217;ın önder şahsiyetlerinin hepsini &#8220;bilgisiz, ilkel şeriatçı&#8221; diyerek küçümsendiğini delilleri ile anlatır. Ayrıca Arsel, &#8220;Şeriatın, insanı insan olmaktan çıkaran ve hayvana yaklaşık yapan bir felaket kaynağı olduğunu (Biz profesörler, s. 120) ileri sürmektedir. <em>Halbuki İslam insanı, sahip olduğu yetenekleri kullanarak meleklerden de üstün bir makama yükseltmeyi amaçlarken, insanlara materyalist bir açıdan yaklaşan evrim teorisi, bizatihi insanın kökeninin hayvan olduğunu iddia etmektedir. Bu konuda ‘Evrim teorisi’, ‘Dawkins’e cevaplar’ adlı yazılarımıza bakılabilir. Arsel, aklı ilahlaştırmış, bilime din olarak tapan klasik pozitivist bir materyalist konumuna düşmüştür. Bu konuda, ‘Bilim değişmez mi?’ ve ‘Ateizm Yanılgısı’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel, ‘toplumsal geriliklerimizin sorumluları’ adlı kitabının 210. sayfasında, &#8220;Bütün sorun, şeriatın (İslam dininin) kendisindedir. Cehalet, şeriatın (dinin) kendisinde yatmaktadır. Akla ve müspet ilme ve ahlaka aykırı ne varsa, hepsi oradadır. Bunları, Arap Peygamberi, Tanrı adına ve tanrının sözleridir diyerek yerleştirmiştir.&#8221; demektedir. <em>Bu konulara cevap için, &#8220;Müslüman bilim öncüleri, Kur’an ve bilim, İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri, Dinsiz ahlak olur mu? Batı medeniyeti, Modernizm ve kadın&#8221; adlı yazılarımızı tavsiye ederiz. Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın cevabi yazısında belirttiği gibi, din sonradan uydurulmamış, insanla beraber var olmuştur. Artık, &#8216;Dinlerin kökeninin Sümerlere dayalı olduğunu&#8217; iddia eden tez çürütülmüştür. Bu konuda, ‘</em><em>Dinler, Sümerler ve Gılgamış destanı?&#8217; ve ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Arsel&#8217;in bağlı olduğu materyalist ve pozitivist dünya görüşü onu önyargıya, o da tarafsız bir inceleme ve araştırma imkanından uzak ve İslam&#8217;a ve Müslümanlara hınç duymaya ve savaşmaya sevk etmiştir. Zaten bunu kendisi de açıkça söylemektedir: &#8220;Ebu Hanife&#8217;ye, &#8216;Hanife Efendi&#8217; derken, bu kişinin adlarının yanına &#8216;Efendi&#8217; sözcüğünü koymak, her nedense bana hınç çıkarma duygusu verir.&#8221; (Biz profesörler, s. 186) Arsel gibi, yeterli bilgi ve yetkisi olmayan insanlardan isabetli hüküm ve sonuçlara ulaşabilmelerini beklemek mümkün değildir. &#8216;Pir&#8217; yani yaşlı kelimesini,  &#8216;pire&#8217; zanneden ve bu konu üzerine bir makale yazan Arsel, bir de hızını alamayarak muhataplarını, &#8216;insan zekasını küçülten kimseler&#8217; (Varlık dergisi, Ağustos 1976, sayı: 827, s. 3) olarak nitelendirmiştir! Arsel&#8217;in tek özelliği, hiç bilmediği konuları bile bildiğini iddia ederek, milletimizin saygı duyduğu her değere hakaret edecek kadar ‘cesur’ olmasıdır. Arsel&#8217;in objektif değerlendirmeler yapması mümkün olmadığı gibi, ilmi durumu ve ihtisası bakımından da, böyle bir değerlendirme yapacak ehliyette biri değildir. (Diyanet&#8217;in Arsel&#8217;e cevabi yazısından)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/seriat-ve-kadin.html">İlhan Arsel’e cevaplar I</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/seriat-ve-kadin.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek Kabe Petra&#8217;da İddiası ve Cevabı</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/gercek-kabe-petrada-iddiasi-ve-cevap.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/gercek-kabe-petrada-iddiasi-ve-cevap.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jan 2019 17:19:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[çöl fili]]></category>
		<category><![CDATA[Dan Gibson]]></category>
		<category><![CDATA[fil]]></category>
		<category><![CDATA[fil vakası]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek Kabe Petra'da İddiası ve Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Gibson]]></category>
		<category><![CDATA[İlk kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe Petra Yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[Petra]]></category>
		<category><![CDATA[petra gerçek kabe]]></category>
		<category><![CDATA[petra kabe]]></category>
		<category><![CDATA[petra kabe belgeseli]]></category>
		<category><![CDATA[petra kabe ekşi]]></category>
		<category><![CDATA[Petra ve Mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=9359</guid>

					<description><![CDATA[<p>VI. yüzyıl Bizans felsefecisi İskenderiyeli Stephen tarafından yazılan, ‘Horoscope’ adlı eserde, 620 yılında Arap tüccardan işittiği alıntıyı şu şekilde nakleder: “Yesrib&#8217;te (Medine&#8217;nin eski adı) İsmailoğullarından Kureyş kabilesine bağlı, 620&#8217;li yıllarda adı Muhammed olan ve peygamber olduğunu iddia eden bir adam ortaya çıkmıştır.” (Robert Hoyland, Seeing Islam as others saw it, s. 304) Ayrıca, “Yunanlı Jacobi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/gercek-kabe-petrada-iddiasi-ve-cevap.html">Gerçek Kabe Petra’da İddiası ve Cevabı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>VI. yüzyıl Bizans felsefecisi İskenderiyeli Stephen tarafından yazılan, ‘Horoscope’ adlı eserde, 620 yılında Arap tüccardan işittiği alıntıyı şu şekilde nakleder: “Yesrib&#8217;te (Medine&#8217;nin eski adı) İsmailoğullarından Kureyş kabilesine bağlı, 620&#8217;li yıllarda adı Muhammed olan ve peygamber olduğunu iddia eden bir adam ortaya çıkmıştır.” (Robert Hoyland, Seeing Islam as others saw it, s. 304) Ayrıca, “Yunanlı Jacobi, Yahudilerle ilgili yazdığı bir eserinde, Hz. Peygambere de bir bölüm ayırmıştır.” (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 257) Bu konudaki detaylar için, ‘Kur’an’ın Kaynağı Nedir, Kur’an’ı Muhammed mi yazmıştır?’ adlı yazımızdaki ‘Peygamberimizin Muhammed ismi ve soyu üzerine’ başlıklı yazıya bakılabilir.</p>



<p>İslam&#8217;ın ilk merkezi, o zamanlar Roma kontrolünde olan Petra olsa idi, bunun hem İslam kaynaklarında hem de Müslümanlarla ilişkiye geçen diğer kaynaklar ve özellikle de Roma&nbsp; kaynaklarında yer alması gerekmez mi idi? Halbuki bu iddiaya delil teşkil edecek yazılı &#8216;tek bir kaynak’ bile yoktur!</p>



<p>Yuhanna ed-Dımeşki/John of Damascus ki, nerede ise peygamberimizden yaklaşık 50 sene sonra doğmuştur ve İslam&#8217;a aslı astarı olmayan birçok iftiralar atmıştır! Bu ilk ve en meşhur İslam düşmanının bile bu büyük keşfi fark edememiş olması düşünülebilir mi, gerçekten olsa idi?! Gelelim iddia ve cevaplara.</p>



<p>1- Kanadalı bir fotoğrafçı ve belgeselci olan Dan Gibson’ın iddiası özetle şu şekildedir: “İslam’ın ilk yüzyılındaki camilerin kıblesi Petra’ya doğru olup Mekke veya Kudüs&#8217;e doğru değildir.” Gibson bu iddiasını da, Emeviler döneminde yapılan bazı camilerin Petra’ya doğru yöneldiğini iddia ederek delillendirmeye çalışmıştır.</p>



<p>Aslında Bakara, 150. ayet tek başına tüm bu iddiaları ortadan kaldırmaya yeterlidir. &#8220;Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede bulunursanız yüzünüzü yine o tarafa döndürün ki, -haksızlığa saplanmış olanları dışında- insanların aleyhinize kullanacakları bir delil bulunmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ve bir de size nimetimi tamamlayayım, siz de hidayete eresiniz.&#8221; Bu ayet Kur’an’da var iken, namazlarda okunurken neden Müslüman veya müşrik hiç kimse Petra konusunu gündeme getirmemiştir, neden hiçbir kaynakta bu konuda bir tartışma, itiraz olduğu nakledilmemiştir?!</p>



<p>Medine şehri, Petra ve Mekke şehirleri arasında bulunur. İlk mescid Medine’ye 6 mil uzaklıktaki Kuba’dadır. Bu ilk mescidin kıblesi de Mekke’ye doğrudur! Medine şehrindeki hiçbir eski mescitin kıblesi Petra şehrine doğru değildir ve tamamı Mekke&#8217;ye doğrudur. İlk yıllarda yapılan ‘bazı camilerin’ kıblesi ‘tam olarak’ Mekke’ye dönük değildir. Bu da çok doğaldır. Çünkü&nbsp; İslam’ın “o dönemlerinde trigonometri ve coğrafya bilimi yeteri kadar gelişmemişti.”&nbsp;Dolayısı ile kıblenin tam olarak Kâbe’ye doğru olması mümkün olamamaktadır. Ama Gibson tarafından kıblesi Petra olarak ilan edilen Anjar şehrindeki Emevi sarayının kıblesi bile Petra’ya doğru değil, Sina yarımadasına doğrudur. Ürdün&#8217;ün başkenti Umman&#8217;a yakın bir yerde olan diğer bir Emevi sarayının (Qasr al Mushatta) kıblesi Petra şehrine doğru gözükse de, aslında bu saraydan düz bir hat çizildiğinde, yaklaşık olarak önce Petra’nın uzağından ama sonra Mekke&#8217;ye doğru bir had elde edilir ki, bu da o dönem için gayet ideal bir sonuçtur.</p>



<p>Başka camilerin de yönü Petra&#8217;ya yönelik değildir.Evet, mesela Endülüs/İspanya veya Kuzey Afrika&#8217;daki bazı camilerde kıble yönü Mescidi Harama doğru tam tutturulamamıştır ama kıble de asla Petra değildir! Bu tür yanlış hesaplamalar ‘günümüzde bile’ hâlâ devam edebilmektedir. Şimdi yanlış hesaplanan herhangi bir yöndeki herhangi bir şehir Müslümanların asıl kıblesi mi ilan edilecektir?! </p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter is-resized"><img decoding="async" width="542" height="376" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/petra-mekke-kabe-yalani-1.jpg" alt="" class="wp-image-9360" style="width:774px;height:auto"/></figure></div>


<p></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="729" height="390" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/petra-mekke-kabe_yalani_2.jpg" alt="" class="wp-image-9362"/></figure>



<p><span style="color: #000000;"></span><span style="color: #000000;"></span></p>



<p>Yalova&#8217;da, 37 yıl önce inşa edilen Sugören Köyü Merkez Camisi&#8217;nin kıblesinin yanlış olduğu belirlendi. (NTV, 16.10.2018) Aydın&#8217;ın Kuşadası ilçesinde Yaylaköy Camisi&#8217;nin yanlış olan kıblesi 49 yıl sonra düzeltildi. (AA, 17.11.2017) Kütahya&#8217;daki Kakaç Camisi&#8217;nin hatalı olduğu cemaatin uyarısıyla 60 yıl sonra fark edilen kıblesi, düzeltildi. (AA, 21.1.2016) 112 yıl yanlış yere secde edilmiş. Denizli&#8217;nin Sarayköy İlçesi&#8217;nde 112 yıl önce yapılan, ancak sonradan kıblesinin yanlış olduğu ortaya çıkan Ağalar Camisi&#8217;nin yıkımına başlandı. (Akis Haber, 10 Kas 2016) Muğla Milas&#8217;a bağlı Gürçamlar Mahallesi&#8217;nde bulunan 40 yıllık camiinin kıblesinin yanlış olduğu bir sene önce ortaya çıktı. (Yeni Asır, 06 Ağustos 2023) Diyanet’te 2015’dan itibaren, yurtiçinde yeni yapılacak camilerin kıblelerinin doğru bir şekilde belirlenmesi amacıyla her ilden bir kişiye eğitim vermeye başlamıştır. Ayrıca bilinmelidir ki, “İslam alimlerinin çoğunluğuna göre Kâbe’den uzakta bulunanların Kâbe ‘istikametine’ yönelmeleri yeterlidir. Kâbe doğrultusu, kişinin yüz açısı içerisinde kaldığı sürece namaz kılan kişi, kıbleden sapmış sayılmaz.” (İbn Receb el-Hanbeli, Fethu’l-bari, III/66-68; Merdavi, el-İnsaf, II/9; İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I/430; Din İşleri Yüksek Kurulu fetvası, Bakara 149. ayet)</p>



<p>Harizmi gibi Müslüman bilim adamlarının matematiği ve coğrafya bilimini geliştirmesinden sonra yapılan camilerin kıblesi, tam olarak Mekke’dir. Zaten bunu Dan Gibson bile kabul etmektedir.</p>



<p>Camilerin dış yapıları şehrin ana düzenine göre yapılmasına karşılık içerideki kıble, matematiksel hesaba göre düzenlenmiştir. Peki, bu durumda camilerin yukarıdan uydu fotoğrafları ile kıbleleri hakkında hüküm veren Gibson&#8217;ın metodu ne derece sağlıklı ve güvenilir olabilmektedir?!</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="352" height="329" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/petra-samemevicamii-1-2023.png" alt="" class="wp-image-14940"/></figure></div>


<p><span style="color: #000000;"></span></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>Londra Üniversitesinden Crone ve Cook, İslam&#8217;ın Mekke&#8217;de değil Arabistan&#8217;ın kuzeyinde bir yerlerde başladığını ileri sürmüşlerdi. 1991&#8217;de ise Crone ve Cook kitaplarını geri çekerler. Crone bunu şöyle (diyerek) itiraf eder: &#8220;Gençtik, bir şey bilmiyorduk. Kitap sadece bir hipotezdi, ikna edici bulgu değildi. Şu an bu tezin geçerli olduğunu düşünmüyorum.&#8221; (Dr. Liaquat Ali Khan’ın www.thedailystar.net adresinden alıntılayan; Öznur Özdemir, Saim Yılmaz, Revizyonist Tarihçi Patricia Crone’un Mevali Anlayışı, Tekirdağ ilahiyat dergisi, Tasavvur, Haziran 2021, c. 7, s. 1, s. 364) Ama Gibson bu iddiayı aynen kabul eder, alır ve gerçekmiş gibi savunmaya devam eder!</p>



<p>İsrailli akademisyen Gideon Avni, hicri 2. asırda yapılan ve Petra’ya yakın olan 12 camiyi incelemiş ve bu camilerin kıblelerinin Petra değil Mekke olduğu görülmüştür. (G. Avni, &#8220;Early Mosques In The Negev Highlands: New Archaeological Evidence On Islamic Penetration Of Southern Palestine&#8221;, 1994, Bulletin Of The American Schools Of Oriental Research, Volume 294, pp. 83-100)</p>



<p>2- İngiliz Prof. David A. King, ay takvimini düzenlemek, namaz vakitlerini ve kıble yönünü belirlemek gibi konularda yüzyıllar öncesinin Müslümanlarının uyguladıkları teknikler hakkındaki bilgi birikimini, önceden bilinmeyen el yazması kaynakları kullanarak genişletmiş ve belgelemiştir. Prof. King, Gibson&#8217;ın &#8220;Petra tezini tümüyle yıkmak&#8221; amacı ile uzunca bir makale (https://web.archive.org/web/20171008094238/http://muslimheritage.com/article/from-petra-back-to-makka) kaleme almıştır. Bu makale ile Prof. King, Gibson&#8217;ın, &#8216;modern akademik çalışmalardan habersiz olduğunu, kullandığı çoğu veriyi yanlış anladığını ve yorumlarının tamamen kusurlu olduğunu&#8217; ispat etmiştir. King, eleştirilerini sıralamaya şöyle devam eder: &#8220;Onun argümantasyonu zayıftı. Sadece camilerin yönelimlerini (baktığı yönü) sunmadığı için değil, aynı zamanda kaynakçası, kıble konusunda yapılmış tek bir çalışma (bile) içermiyordu. Açıklığa kavuşturulması gereken ilk şey, ‘erken camilerin Mekke&#8217;nin (veya Petra&#8217;nın) modern yönüne doğru yönlendirilmiş olmasının beklenemeyeceği’&nbsp;ve bu yöne bakmazlarsa “yanlış” olarak nitelendirilmemeleri gerektiğidir. Gibson&#8217;ın erken dönem bazı camilerin Petra&#8217;ya doğru bir açıyla karşı karşıya kaldıkları yönündeki ‘keşfi’ tesadüfidir; çünkü&nbsp;‘Müslümanların ilk kuşakları, Petra&#8217;nın yönünü bir-iki dereceye varan hassasiyette bulabilecek herhangi bir metoda sahip değillerdi.’&nbsp;Değillerdi çünkü en azından herhangi bir coğrafi koordinata erişimleri yoktu ve (gereken düzeyde) bir matematik bilgileri bulunmuyordu. Gibson&#8217;un Petra&#8217;ya bakacak şekilde inşa edildiğini düşündüğü camilerden hiçbirisinin Petra ile bir ilgisi de yoktur.&#8221; Ve bu akademisyen, yerli ateistlere ders olabilecek bir objektiflikte makalesini şöyle&nbsp; bitiriyordu: &#8220;İlk Müslümanların Mekke&#8217;nin yönünü doğru şekilde bulmalarının hiçbir yolu yoktu, ancak ellerinden gelenin en iyisini yapabildiler.&#8221;</p>



<p>3- Gibson&#8217;ın iddiasının temel referans noktası, ‘Google Earth’ ile yaptığı tespitlerdir. Ama daha sonra yazdığı kitabında, Google Earth ile binaların kıblelerinin doğru şekilde tespit edilemeyeceğini bizzat kendisi itiraf etmiştir. Son kitabında, &#8220;Ben zaten Google Earth ile kıbleleri tespit etmemiştim zaten, &#8216;Aster&#8217; isimli başka bir sistemle çalışmamı yapmıştım.&#8221; (Early Islamic Qiblas, s. 120) dese de, ne yayınladığı ilk kitabında (Quranic Geography, 2011) ne de yayınladığı belgesel videoda (2016) kaynak olarak asla bu sistemden bahsetmez ve hatta sistemin adı bir kere bile bu çalışmalarında geçmez! İlk kitabının ve belgeselinin kaynağı Google Earth programıdır ve son kitabında bu kaynağı da yine bizzat kendisi çürütmüştür! Gibson kullandığı sistemi gelen itirazlar üzerine değiştirmiş ama bunu da eline yüzüne bulaştırmıştır. Sitesindeki videosundan dakika, saniye ile alıntılayarak yalanını gözler önüne serelim:</p>



<p></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="398" height="620" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4575687658.jpg" alt="" class="wp-image-11684"/></figure></div>


<p><span style="color: #000000;"></span></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="414" height="460" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gercek-kabe-petra-iddiasina-cevap-1.jpg" alt="" class="wp-image-10163"/></figure></div>


<p><span style="color: #000000;"></span></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>Son kitabındaki verileri de kendi içinde tutarsız olduğu gibi, tamamen seçmece bir yaklaşımla hazırlanmış ve pek çok önemli cami de bu listeye eklenmemiştir. Olanların ise verileri ya çarpıtılmış ya da ciddi maddi hatalar içermektedir. Ama bu son çalışmasında da hataları ortaya çıkıp akademik çevrelerce alay konusu olmaya başlayınca, &#8216;Ben burada hata yapmışım&#8217; demeye başlamıştır. Mesela, Çin&#8217;deki caminin kıblesi konusundaki&nbsp; iddiasından vazgeçmiştir.</p>



<p>4- Gibson’in diğer iddiaları ve cevapları: Mekke&#8217;nin Bedir savaşında çıkardığı asker sayısının azlığından hareketle, o dönemde önemli bir ticaret merkezi olamayacağını ileri sürmektedir. Halbuki Bedir savaşında iki tarafında acele ile hazırlık yaptığı bilinmektedir. Özellikle müşriklerin, başkalarından yardım almadan, Müslümanların yolunu kesmeye çalıştığı kervanı korumak amacı ile yola çıktığı tarihi bir gerçektir. Halbuki Uhud, Hendek gibi savaşlarda binlerce kişi toplamışlardır. Mesela, Hendek savaşında müşrik ordusu 12.000 kişiden oluşuyordu ki, gizlice destek verenler (Mesela Yahudi ve diğer kabileler) bu sayıya dahil değildir. Ayrıca Mekke&#8217;de bulunan zemzem su ihtiyacını karşılarken yakınlardaki tarıma elverişli Taif bölgesi de, Mekke&#8217;nin meyve sebze ihtiyacını karşılamaktaydı. Hayvansal gıda ihtiyacını da, başta develer olmak üzere diğer hayvanlardan karşılanmakta idiler. Yine ticaretin sürekliliği ve Kâbe&#8217;nin orada bulunması da hayatın devamlılığını sağlayan önemli etkenlerdi. O dönemde ticaret merkezlerinin Şam ve Yemen (Sana) olması ve Şam ve Yemen&#8217;den Mekke&#8217;ye giden kervanlardan daha çok, bu iki merkeze çevre ülkelerden devamlı kervanlar gidip gelmesi nedeni ile ‘ticaret yollarında’ daha çok Şam ve Yemen merkez olarak gözükmekte idi.</p>



<p>Mekke neden &#8216;şehirlerin anası&#8217; olarak adlandırılmıştır? Çünkü ilk insan Hz. Adem ve Havva burada buluşmuş ve İslam tarihi inancında önemli bir yer tutan Kâbe&#8217;de burada inşa edilmiştir. Hz. Aişe&#8217;den nakledilen, Buhari&#8217;de geçen bir hadis: &#8220;Hz. Bilal (Mekke&#8217;ye hasretini ifade eden şu beyitleri) terennüm ederdi: &#8220;Bilmem ki! Mekke vadisinde etrafımı izhir ve celil otları sarmış olarak bir gece daha geçirebilecek miyim?&#8221; (Buhari, Fezailu&#8217;l-Medine 11, Menakıbu&#8217;l-Ensar 46, Marda 8, 22, 43; Müslim, Hacc 480, 1376; Muvatta, Cami&#8217; 14, 2, 890, 891) Peki Gibson ne yapmıştır? Hadisi tahrif ederek, &#8220;Çeşitli otlarla dolu bu vadide bir gece daha kalabilsem&#8221; şeklinde çeviri yapmıştır ve o esnada da videosunda yemyeşil otları göstermektedir. Yani Gibson, hadisi çarpıtıp, iki ottan bahseden hadisi tahrif ederek görüntü ile izleyiciyi yanıltmakta ve yönlendirmekte ve sonra da, &#8216;Mekke yeşil idi, İslam alimleri bizi kandırıyor&#8217; imajı çizmektedir. İbni Hişam&#8217;dan rivayet edildiğini iddia ettiği, &#8216;sulak ve ağaçlarla kutsanmış şehir.&#8217; cümlesini de yine Gibson iddiasına delil olarak kullanmaktadır. Halbuki sudan kasıt zemzem ve kutsanmış ağaçlardan kasıt ise ‘ağaçların kesiminin bizzat peygamberimizce yasaklanmış olduğu’ Mekke’deki ağaçlardır ve onlar hâlâ kesilmez! Gibson&#8217;ın diğer bir çarpıtması ile devam edelim: &#8220;Maviye şöyle anlatmıştır: Hubeyb, benim bulunduğum evde bir hücreye hapsedilmişti. Ben ondan daha hayırlı bir esir görmedim. Bir gün baktım elinde insan başı gibi kocaman bir üzüm salkımı vardı. Ondan yiyordu. Her gün böyle üzüm salkımı elinde görülürdü. O zaman hem de Mekke&#8217;de üzüm bulmak asla mümkün değildi. Allah’u Teâlâ ona rızık veriyordu.&#8221; Evet, ‘Allah&#8217;ın lütfu olan’ ve ‘zaman ve mekan’ olarak da imkansız olduğunun altı çizilen bu rivayetten hareketle Gibson, &#8216;orada üzüm yetişir&#8217; sonucunu çıkarmaktadır. Yazar önce Mekke&#8217;yi sulak bir arazi gibi göstermeye çalışır sonra da İslam alimlerinin bu bilgiyi (Yani aslında sulak olan arazinin Petra olduğunu) gizlediğini ileri sürer. Halbuki, &#8220;Mekke şehrinde meyve yetişmezdi.&#8221; (Buhari, Megazi 28) ve Mekkeliler; Medine, Şam, Yemen ve Taif gibi çevre kentlerden gelen meyveleri ancak bilirlerdi. Aşağıda da videoda gösterilen bitkilerin ekran görüntüsü ve sağda ise izhir ve celil otlarının gerçek fotoğrafları görülmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="766" height="335" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gibsona-cevap-petra-1.jpg" alt="" class="wp-image-10167"/></figure>



<p>Mekke diye bir yer yok mu? Oryantalistler tarafından kaleme alınmış olan ‘Encyclopaedia of Islam’ isimli eserin 154. sayfasındaki Makka maddesinde şunlar yazmaktadır: “İslam Öncesi Mekke- Mekke ‘çok eski zamanlardan beri kutsal bir şehir’ idi. Görünüşe göre Ptolemy (Batlamyus, doğumu MS. 100) tarafından Macoraba olarak biliniyordu. &#8220;Sebe ve Habeş dilinde “mukaddes ibadet mahalli, tapınak” gibi anlamlara gelen Macoraba, aynı manada olmak üzere seslilerin belirtilmediği Güney Arabistan yazısıyla “mkrb” şeklinde yazılan mekverab kelimesinden türemiştir ve Arapça kurb kökünden makreb (kurban yeri, mihrap, mukaddes yer) kelimesine dayanmaktadır.” (Mustafa Sabri Küçükaşcı, Cahiliye’den Emevîler’in Sonuna Kadar Haremeyn, s. 16)</p>



<p>5- Gibson Fil vakasında hareketle, fillerin çölde yaşayamayacağını, dolayısı ile fil olayının Petra&#8217;da gerçekleştiğini de iddia etmektedir. Halbuki ‘çöl filleri’ vardır ve bir gecede 70 km yol alıp, 3 gün susuz yaşayabilmektedirler.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="353" height="256" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/colfilleri-arabistan-6yuzyil_1.png" alt="" class="wp-image-9363"/></figure></div>


<p><span style="color: #000000;"></span></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p>Arabistan Necran bölgesinde bulunan 6. yüzyıla ait kaya çizimlerinde fil resimleri</p>



<p>Peki, Safa ve Merve tepeleri gerçekten var mıdır? Günümüzde Safa ve Merve tepeleri ‘arası yükseltilmiş’ (DİA, XXXV/441-44) ve bu nedenle de bu iki tepe küçük kayalık gibi kalmışlardır. Zaten hâlâ onlara Safa ve Merve tepeleri denmektedir.</p>



<p>Diğer bir iddiası da, ‘Put tapınakları Petra&#8217;dadır, Mekke&#8217;de yoktur’ şeklindedir. Tevhit dini İslam, tüm Arabistan&#8217;daki putları devirmiş ve yok etmiştir. Günümüzde de Peygamber ve sahabi ile alakalı hatıraları ortadan kaldırmayı mezheplerinin bir gereği kabul eden wehhabiler, ancak son zamanlarda toprak altında kalan ve İslam öncesine ait olan bazı putları arkeolojik kazılarla çıkarmışlar ve ‘son açılımlardan sonra’ müzede teşhir etmeye başlamışlardır. (29 Aralık 2012)</p>



<p>6-&nbsp;Abbasiler Kâbe&#8217;yi Petra&#8217;dan Mekke&#8217;ye taşıdılar&nbsp;iddiasını da, gerek Abbasi öncesi, gerek Abbasiler ve gerekse Abbasi sonrası yazılan mushafların &#8216;hepsinin&#8217; içeriğinin aynı olduğunun ispat edilmiş olması ile yalanlanmış olmaktadır. Öyle ya! Abbasi öncesi Kur’an’larda Petra’dan bahsedilmez, Abbasi dönemi olanlarda da, Abbasi sonrası dönemde de. Namaz gibi önemli bir ibadetin farzı olan bu konudan neden ana kaynak kitapta hiç bahsedilmez?! Bu konu sitemizde, &#8216;Kur’an&#8217;ın aslı yakıldı mı, Kur’an&#8217;ın yazılması&#8217; adlı yazımızda ele alınmıştır. Ayrıca, &#8216;İslam barış dinidir, İslam savaş kuralları, İslam ve hümanizm&#8217; adlı yazılarımız da iddialara cevap vermektedir.</p>



<p>Konu hakkında daha detaylı bilgi için: ‘komplopetra.blogspot.com’ ve ‘bilimveyaratilisagaci.com/2021/10/gibson-cami-kibleleri-petra’ adreslerine bakılabilir. </p>



<p> </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="712" height="283" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sonkalanputlar-2023.png" alt="" class="wp-image-14942"/></figure>



<p><span style="color: #000000;"></span></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" width="230" height="150" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/petra-1.jpg" alt="" class="wp-image-9365"/></figure></div>


<h2 class="wp-block-heading"><span style="color: #000000;"></span></h2>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p> Gelen sorular ve cevaplarımız:</p>



<p>Soru: Zübeyir in Kâbeyi yok etmesi olayı ve sonrasında tekrar inşası ? ya da Abbsiler dönemi kufî yazıyla yazılan Kur’anlarda ( gibson nun iddia ettiği ) Mekke bin geçmemesi durumuna ne diyorsunuz ??</p>



<p>Cevaben: Emeviler ile Hz. Zübeyr arasındaki halifelik mücadelesi sırasında, ‘Mekke’de’ halifeliğini ilan eden Hz. Zübeyr, “Mekke’yi kuşatan Emevi ordusunun mancınıklarla attığı taşlar ve bu sırada çıkan yangın yüzünden Kâbe’nin tamamen tahrip edilmesi üzerine duvarların kalan kısımlarını yıktırıp binayı Hz. İbrahim’in temellerini esas alarak yeniden yaptırmıştır.” (https://islamansiklopedisi.org.tr/Kâbe) Yani ‘yok etmek’ veya ‘taşımak’ gibi bir durum söz konusu değildir! Gibson, önceden kurguladığı senaryoya uyacak malzemeleri tarihten toplamaya çalışmış ama yine hepsini birbirine karıştırmıştır! Hz. Zübeyr’in, hayatını anlatan ve gerek Müslüman ve gerekse gayri Müslim tarihçilerden derlenen detay bilgi için de şu adresi tavsiye ederiz: https://islamansiklopedisi.org.tr/abdullah-b-zubeyr-b-avvam</p>



<p>Yine, 7. yüzyılda yaşayan John bar Penkaye isimli Süryani bir yazarın, Abdullah İbni Zübeyr’in isyanı devam ederken yazdığı kroniklerinde Kâbe’nin taşınmasından veya Petra’dan bahsetmemesi, (S. Brock, A brief outline of Syriac Literature, Moran Etho 9, Kottayam, Kerala: SEERI (1997), pp.56-57, 135; Hoyland, Robert G. Seeing Islam as Others Saw It: A Survey and Evaluation of Christian, Jewish and Zoroastrian Writings on Early Islam;s. 197. The Darwin Press, Inc. January 1, 1998), 741 yılında yazılmış olan Bizans-Arap kroniğinde Yezid’in Petra’ya değil de Mekke’ye saldırdığından bahsetmesi ve 8. yüzyılda yaşamış Theofanis isimli Bizanslı yazarın da bu olayın bir zamanlar Bizans toprağı olan Petra’da değil de Mekke’de yaşandığından bahsetmesi de (Robert G. Hoyland, (31 Aralık 2019). Seeing Islam as Others Saw It. Piscataway, NJ, USA: Gorgias Press. ISBN 978-1-4632-3960-2) Gibson’i yalanlayan diğer kaynaklardır!</p>



<p>Soru: (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (Saffat 37:137, Diyanet İşleri) peygamberimiz eğer bugünkü müekkede olmuşsa lut kavminin yaşadığı yerle arasında yaklaşık 1500 km mesafe var allah bu ayette neden sabah akşam yanından geçip ibret almıyorsunuz desin ki burda bir çelişki yokmu ayrıca bu ayete bakarsak Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah´ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler. (En’âm 6:116, Diyanet Vakfı) ve bu ayet Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfâl 8:22, Diyanet Vakfı) bu ayetler var</p>



<p>Cevaben: Mehmet arkadaşım, Lut kavminin yaşadığı yerler, Arapların kuzeye doğru ticaret yolculuğu yaptıkları güzergahta olduğu için (Hicr, 79) tüccarlar bu topluluktan geri kalan harabeleri her yolculuklarında görüyorlardı. Ayet, bu kalıntılardan ibret alınmasını gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca peygamberimiz Mekke’de yaşamasa idi, ona düşman olanların bu ayeti kullanması gerekmez mi idi?! Efendimize olmayan o kadar iftirayı atan müşriklerden Hristiyanlara, böyle bir fırsatı kaçırmaları mümkün mü idi?! En’am, 116. ayet gayet açıktır: Günümüze bakarak da ayetin bir gerçeği ifade ettiğini rahatlıkla görebiliriz. Kiliseleri putlarla dolduran Hristiyanlar (“Hristiyanlık, Papa ve İncil” adlı yazımıza bakılabilir); Buda heykeline tapan Budistler; ineği kutsal kabul eden Hindular… Hepsi ya yaratıcıya eş/ortaklar koşuyorlar ve/veya direk putperestler. Enfal, 22. ayet teşbihten bahsetmektedir. Bu konuda “İslam’a göre engelliler” ve “Kur’an’da teşbih, mecaz, kinaye” adlı yazılarımıza bakılabilir.</p>



<p>Soru: Ali imran suresi 96 ayette ” bekke ” kelimesi kullaniliyor. Onu nasil açıklıycaz ?</p>



<p>Cevaben: Allah (cc) Kur’an’da Mekke kelimesini de kullanıyor! Allah tüm toplumlara hep İslam’ı tebliğ eden peygamberler göndermiştir. Yahudiler de namaz kılar, hac ederdi. (Detay, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımızda.) Babil sürgününe kadar Yahudiler de Mekke’deki Kâbe’de hac yaparlardı.</p>



<p>Yahudi ansiklopedisinde (The Jewish Encylopedia) Baka vadisi: “Baka vadisi: Mezmurlar LXXXIV’de bahsedilen bir vadi: Hacıların vadiyi kuyular diyarına dönüştürdüğü söylendiği için, eski bir tercüman Baka’ya “ağlama vadisi” anlamını verdi; ancak daha ziyade suyu olmayan herhangi bir vadiyi ifade eder. Bu ikinci görüşe destek, II Samuel V: 23 vd .; I Chronicles XIV: 14 ve devamı, burada aynı kelimenin çoğul hali var, balsam ağacına benzer bir ağacı belirtir; ve kuru bir vadinin bu ağacın adını alabileceği düşünülüyordu. Konig, Baka vadisini Arap Baka’a kelimesinden alır ve bunu “akarsu eksikliği” olarak tercüme eder.” (The Jewish Encylopedia, Volume II, Funk &amp; Wagnalls Company, MDCCCCII, s. 415) Yani Yahudi kaynaklarında bile Baka’nın Arap ismi olduğu Arapça kelimeden geldiği belirtilir. Akarsu eksikliği tabiri Mekke’nin Zemzem bulunmadan önceki halini anlatmaktadır. (bilimveyaratilisagaci.com/2021/05/tevratta-kabe-geciyor-mu-hac-hz-ismail/#Tevratin_Kabeden_acikca_bahsetmemesinin_sebebi_ne_olabilir)</p>



<p>Bekke ile, Tevrat’taki (Mezmurlar, 84 bap 6. ayet) Bakka vadisi yani Kâbe’nin bulunduğu vadi kast edilmektedir. Mekke kelimesi ile de, Kâbe’nin de içinde bulunduğu, Bekke vadisi ve diğer vadileri de içeren şehir kast edilir. Bu nedenle de Fetih suresinde (24. ayet) Mekke diye bahsedilmiştir. Çünkü feth edilen şehir Mekke’dir. Oysa Kâbe’den bahsedilen Ali İmran suresinde Bekke diye bahsedilir çünkü Kâbe; Bekke vadisindedir ve Mekke şehri Kâbe’den sonra yapılmıştır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de Mekke şehrinden, Bekke’den başka isimlerle de söz edilmiştir: el-beledü’l-emin (Tin, 3) harem amin (Kasas, 57; Ankebut, 67) ümmü’l-kura. (Şura, 7. Detay: İbni Kesir, II/64)</p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/gercek-kabe-petrada-iddiasi-ve-cevap.html">Gerçek Kabe Petra’da İddiası ve Cevabı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/gercek-kabe-petrada-iddiasi-ve-cevap.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden ateist olmadım?</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/nicin-ateist-olmadim.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/nicin-ateist-olmadim.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Sep 2018 16:43:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Niçin ateist olmadım?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=9007</guid>

					<description><![CDATA[<p>.  ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ  (Maide, 54)  Konuyu tamamlayan, ‘Kur’an Ahkâmının Değişmesi’’, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’, ‘Teşbih, Mecaz’ adlı yazıların da okumanızı tavsiye ederiz. Ateistlerin yanılgıları “İşte bu Allah’ın verdiği bir lütfudur.” (Maide, 54) “Bu Rabbimin bir lütfudur.” (Neml, 40) Gelen mesajlardan bazılarının genel içeriği şu şekildedir: “Bu kadar yıldır ateist vb eserler okursunuz, nasıl ateizme kaymadınız, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/nicin-ateist-olmadim.html">Neden ateist olmadım?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><b><strong> ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ </strong></b></span></h2>
<h6 style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">(Maide, 54) </span></h6>
<p><span style="color: #999999;">Konuyu tamamlayan, ‘Kur’an Ahkâmının Değişmesi’’, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’, ‘Teşbih, Mecaz’ adlı yazıların da okumanızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateistlerin yanılgıları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İşte bu Allah’ın verdiği bir lütfudur.” (Maide, 54) “Bu Rabbimin bir lütfudur.” (Neml, 40)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gelen mesajlardan bazılarının genel içeriği şu şekildedir: “Bu kadar yıldır ateist vb eserler okursunuz, nasıl ateizme kaymadınız, kendinizi korudunuz?”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk ateist kitapları okuduğum 1990 yılında İlahiyat hazırlık sınıfında idim ve bir süre epey sarsıntı geçirdim. Çünkü o zamanlar ateist görüşlere cevap verebilecek bir alt yapım yoktu. Klasik muhafazakâr bir ailenin çocuğu olarak bende namaz, oruç, azıcık Kur’an’da bilimsel ayetlerle ilgili bilgiye sahiptim ki, zaten ateizme kaymama ramak kalmasına rağmen engel olan da bu bilgi kırıntıları idi ve Rabbimin izni ile ilahiyatı bitirene dek özellikle bu konular üzerine okumalar yaptım, materyalist ideoloji taraftarlarını ve kiliseleri ziyaret ettim. Daha sonra bunlara misyoner ve oryantalist ziyaret/okumalar eklendi. Ve her defasında elde ettiğim bilgileri, yeni iddialar ve cevaplar dâhil bir kenara not ettim ve sonunda bu elinizdeki çalışma ortaya çıktı. 2000 Eylül ayından beri de sanal âlemde kurduğum sitelerle günümüze dek soru cevap şeklinde çalışmalara da devam ettim. Sonunda da, elhamdülillah, ateizme kayma ile başlayan süreç, ateizme kayanlara cevap serüvenine dönüştü ve bu çalışma gün yüzüne çıktı!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bunca yıldan sonra, ateist ve oryantalist/misyonerlerle reelde tartışmalar, sanalda araştırmalar ve kitaplarından okumaların sonucunda onlarda gördüğüm hataları burada kısaca sıralamak istiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist iddiaların birçoğu, ithamda bulundukları ayetin öncesi veya sonrası ile okunduğunda veya o konudaki tüm ayet veya hadisler bir araya toplanıp konu değerlendirildiğinde kendiliğinden çözüme ulaşmaktadır. Buna en klasik örnek olarak içkinin yasaklanması hakkındaki ayetleri verebiliriz. Bilindiği gibi toplum kademeli olarak bu yasağa hazırlanmış ve bu aşamalı eğitim dört ayetle (Nahl, 67; Bakara, 219; Nisa, 43; Maide, 90-91) gerçekleştirilmiştir. Aradan bir ayeti alan ateistler, ‘İslam’da içki yasak değil mi?’ diye sorabilmektedir. Yine aynı şekilde Kur’an&#8217;ın kullandığı bir diğer yöntem de ayetlerin diğer ayetlerle açıklanması, tefsir etmesi, istisnaların açıklanması, detayların belirtilmesidir. Mesela Kur’an&#8217;da, meleklerin Hz. Adem&#8217;e secde etmesinden bahsedilirken, şeytanın ise secde etmediği (İsra, 50; 61; Hicr, 31; Sad, 74; Bakara, 34) ifade edilir. Buradan hareketle şeytan melek mi sorusu gündeme gelebilmektedir. Halbuki başka bir ayet (Kehf, 50) şeytanın cin taifesinden olduğunu belirterek konuya açıklık getirmektedir. Yine mesela, ‘Allah’ın kalpleri mühürlendiği’ şeklinde yorumlanan bazı ayetleri, aynı ayetleri açıklayan ve bu mühürlenmenin ‘kötü amel işleyip, inat ile bu fiillerine devam etmek sonucu oluştuğunu’ hatta daha da ileri gidip bazı kafirlerin, ‘bizim kalplerimiz kilitlidir&#8217; şeklinde konuştukları için mühürlendiğini anlatan diğer ayetlerle okuyunca konu hakkındaki gerçek ortaya çıkmaktadır. Ama önyargılı okuyucu cımbızla Kur’an’ın bütünlüğünden herhangi bir ayeti çekip onu yorumlamaya kalkışınca doğal olarak ilahi vahyin amacı anlaşılamamakta ve hatta tam zıttı sonuçlara ulaşılabilmektedir.</span></p>
<p>Yani en önemli kural, “Kur’an’a parçacı yaklaşılmamalı, ayet ve sure bütünlüğü mutlaka gözetilmelidir.” (M. Hayri Kırbaşoğlu, Ahir zaman ilmihali, s. 141) İbni Teymiyye de, “Tefsir metotlarının en güzeli nedir?” şeklindeki bir soruya şu şekilde cevap vermiştir: “Kur’an’ın Kur’an’la tefsiridir. Bir ayette kısa ve özlü biçimde zikredilen bir konu başka bir ayette açıklanır ve tefsir edilir. Yine bir ayette özet şekilde belirtilen bir husus başka bir ayette etraflıca izah edilir.” (Teymiyye, Mukaddimetü’t-Tefsir, XIII/363) İbni Kesir de yukarıda verdiğimizi iki metodu birleştirip şu şekilde formüle etmiştir: &#8220;Kur’an’ı Kur’an’la tefsir etmekte zorlandığın takdirde sünnete başvurman gerekir.&#8221; (Tefsiru’l-Kur’ani’l-‘Azim, I/3)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arap dilinin zenginliğinden ve edebi derinliğinden habersiz olan bazı ateistler de çevirilerden kaynaklanan eksiklikleri Kur&#8217;an&#8217;a izafe edebilmektedirler. Ayetlerde var olan incelikler detay konular olduğu için çeviri-meallerde bunlar bazen aktarılmazlar. Ateistlere cevap için bu detaylar delilleri ile gündeme getirilince de bu defa ateistler “çevirilerde bu yok” diye itiraz edebilmektedirler. ‘Çeviri hataları ateist iddialarına zemin teşkil edebilmektedir’ ama bu konuda, &#8216;hiçbir çeviri, aslın yerini tutamaz&#8217; (Abdülcelil Bilgin, Kur’an’da geçen bazı kalıplasmış ifadelerın meallerdeki karşılıkları ile ilgili eleştirel bir inceleme, NEÜİFD, Yıl 2010 Cilt: 29 Sayı: 29, s. 143; kurul.diyanet.gov.tr/Karar-Mutalaa-Cevap/2610/turkce-ibadet-meselesi; Mesut Cevher, Kalemname, Cilt: 8, Sayı: 15, s. 237) evrensel prensibini göz ardı etmemeli ve sadece çeviri yapan âlimler de suçlanmamalıdır. Aslında ateistler &#8220;Her tercümenin Kur&#8217;an&#8217;ın ‘yorumu’ olduğunu bilmiyorlar. Tercüme eserler, akademik çalışmalarda bile ikinci el kaynak olarak görülmektedirler.&#8221; (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 24) Cenevre üniversitesi profesörü Edouard Montet, yaptığı Fransızca Kur&#8217;an tercümesinin mukaddimesinde/önsözünde, &#8220;Arapça olarak Kur&#8217;an&#8217;ı bilenlerin hepsi, bu dini kitabın güzelliğini, üslubunun son derece mükemmelliğini görecektir ki, Avrupa dillerindeki ‘bütün tercümeler’ bu mükemmeliyeti hissettirip ifade etmek imkanından mahrumdur.&#8221; (Montet, Le Coran, s. 53) demektedir. Oryantalist Marmaduke Pickthall, &#8220;Kur&#8217;an tercüme edilemez, ben bu kanaatteyim. Onun için Kur&#8217;an&#8217;ı tercümeye muvaffak olduğumu iddia etmiyorum, yalnız Kur’an&#8217;ın manalarını nakletmeye çalıştım. Bunda başarılı olduysam kendimi mutlu sayarım. Fakat bu eser, bu tercüme hiçbir vakit ‘asıl Kur&#8217;an&#8217;ın yerini tutamaz’ ve hiçbir vakit bu maksadı amaçlamamıştır.&#8221; (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 218; Marmaduke Pickthall, Meaning of the Glorious Koran, I/3) derken, A. J. Arberry, “Asıl sorun Kur’an’ın nasıl okunacağının bilinmemesidir. Kur’an’ın eski Ahit’e benzediği zannından okuyucu kurtulmalıdır. Kur’an’ı anlamanın en iyi yolu, birçok yönlerden benzediği şiir şekli gibi, her zaman bir parçasını incelemektir.<strong> </strong>Kur’an Allah’ın Arapça indirdiği vahyidir. Orijinal metnin heyecan verici ve çekici özellikleri ‘en mükemmel şekilde yapılmış tercümelerde bile’ kaybolur.” (The Holly Koran, s. 17) demekte ve Gai Eaton, “Hiçbir meal Kur’an olamaz.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 142) tespiti ile son noktayı koymaktadır. Özetle, “Meal asla Kur’an yerine konulamaz ve Kur&#8217;an&#8217;ın anlamını tam olarak yansıtamaz.” (C. Karadaş, kafama Takılanlar 3, s. 24) Samimi olan bu gibi gayri müslimlerin itiraflarını yerli ateistlerin de birgün anlayacağını umut ediyoruz&#8230; Kur’an-ı Kerim’in tamı tamına, harfiyen tercüme edilmesi, ne kadar çaba harcansa da imkansızdır. Çünkü mukaddes kitapta açıklanmaya ihtiyaç duyan ayetler de bulunmaktadır ve bunları bizzat önce Hz. Muhammed (sav)  açıklamıştır. Bu imkansızlık hususunda Georges Sale’in itirafı da önemlidir: “Kur’an’ı her ne kadar tarafsız olarak tercüme etmeye çalıştıysam da, okuyucularım Kur’an metnine bağlı kalınmış bir ifadeye muvaffak olamadığımı göreceklerdir.’’ (Sebilu&#8217;r-Reşat, 1954,VII/310) Ateist arkadaşlara da, &#8216;Tercümeler aslın yerine tutamaz; asıl metni karşılamıyor&#8217; deyince, &#8216;Müslümanlar bizi ikna için çevirilerde olmayan yorumlar ekliyor’ türü iddialarda bulunmaktadırlar. Mesela, Türkçeye ‘yaratmak’ şeklinde çevrilen kavram, Kur’an’da iki farklı kelime ile ifade edilir. Bedi’ kelimesi &#8216;yoktan var etmek&#8217; anlamına gelirken, ‘haleka’ kelimesi &#8216;yaratılana sonradan şekil vermek&#8217; anlamındadır. Ama bu iki kelime de aynı kelime yani ‘yaratmak’ ile Türkçeye çevrilince ateistler, ‘Demek ki sadece Allah yaratan değildir’ diye kendilerince bir sonuca ulaştıklarını zannetmektedirler. Dolayısı ile Türkçeye parantez içi meal ile çeviri zorunluluğu ortaya çıkmakta, bu defa da ateistler, &#8216;Kur’an’a ekleme yapıldı&#8217; ithamını ortaya atmaktadırlar! Halbuki her dilin kendine özel kuralları, edebiyatı ve sanatı vardır. En basitinden, mesela İngilizce’deki ‘the’ veya Fransızca&#8217;daki ‘le, la, les’ eklerinin karşılığı Türkçede yoktur ve çeviri yapanlar da bu incelikleri ayrıca belirtmezler. Ama çevirisi yapılan eserlerin içeriğinde, kelimelerinde, ruhunda bunlar vardır. Dillerdeki bu tür incelikleri bilip de hâlâ Kur&#8217;an çevirilerine itiraz eden ateistler varsa, bu sadece onların taassup ehli ve önyargılı olduklarını gösterir! Eğer başka dillerin bu tür özelliklerini bilmiyorlarsa, kendilerince ortaya atılan iddialara cevap verirken bu konuları gündeme getirenlere bilmediklerini bilip itiraz etmemeleri gerekmektedir! Tabii ki tüm bu hatırlatmalar gerçeği arayanlara yönelik olan hatırlatmalardır. Yoksa &#8216;ön yargıyı parçalamanın atomu parçalamaktan daha zor olduğuna&#8217; yaklaşık 35 senedir ateistlerle yaptığım münazaralarda defalarca şahit olmuşumdur…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine tam anlamı ile “Kur’an-ı Kerim&#8217;i anlamak için Kur’an’daki ‘muhkem müteşabih, mutlak mukayyet, mücmel mufassal, siyak sibak, aksam’ gibi ilimleri de bilmek gerekir.” (Molla Musa Celali, Ateist İtirazlara Cevaplar, s. 154) Unutulmamalıdır ki, Arap dili çok edebi/sanatsal bir dildir. Bu nedenle de Arapça’daki edebi sanatlar (teşbih, mecaz, tefennün, iltifat) hakkında bilgi eksikliği olursa, ateistler hatalı sonuçlara ulaşabilmektedirler! Bu konulardaki örneklere ‘Kur’an, icaz, belagat’ ve ‘Teşbih, mecaz’ adlı yazılarımızdan ulaşılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her insanın müfessir yani Kur’an yorumcusu olamayacağı bir gerçektir. İstisna da olsa, ayetlerin arka planı, iniş nedeni (sebebi nüzul), kelimelerin Arapça kökenlerinin birden çok anlamı barındırması gibi konuları bilen ‘uzman’ kişilerin yorumlarına da müracaat etmek gerekebilmektedir. Ayetlerin sebebi nüzulünü bilmek kadar bir konudaki hadislerin tüm rivayet/senetlerini ele alarak ve genel emir/yasaklar içindeki konumu/amacını/hikmetini bilinerek yorum yapmak da gerçeğe ulaşılmasında yardımcı olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önemli bir husus da ateist ve oryantalistlerin iddialarında çelişki içinde bulundukları gerçeğidir. Metotsuzlukları, ön yargılı yaklaşımları ateist ve oryantalistlerin en büyük handikaplarını oluşturmaktadır. Birinin savunduğunu diğeri kabul etmemekte, Kur’an ve Efendimiz Hz. Muhammed’e bakış açılarında ve ithamlarında bir birlik içinde hareket edememektedirler. Bu konuda, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Oryantalizm yanılgısı’ ve ‘Oryantalistlerin Hz. Muhammed hakkındaki ithamları ve gerçekler’ adlı yazılarımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bunun dışında, ‘bazı’ iddia sahiplerinin samimiyetsizliği, kendilerine verilen bilimsel cevaplar karşısında hemen konuyu değiştirmeleri, bilimsel alt yapıları olmadan ve daha da kötüsü bilmediklerini bilmeden ve savundukları görüşlerle ilgili alt yapıları olmadan, kulaktan dolma, kopyala yapıştır tarzı, ‘önceden verdikleri karara’ ulaşmalarını sağlayacak çelişkili her türlü iddiayı rahatlıkla ve umursamazca savunmaları da, amaçlarının hikmete, gerçeğe ulaşmak olmadığını göstermektedir. Aslında bazı ate/deistlerin bilinçaltında da, ‘hayatıma karışan bir kurallar silsilesini istemiyorum’ mantığı yatmaktadır. Bu konuda detaylar için, ‘dinsiz ahlak olur mu?’ ve ‘Bilim değişmez mi?’, ‘Deizm yanılgısı’ adlı yazılara da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’a alternatif hayat görüşü sunanların içinde bulundukları yaşam tarzı ve tarihte uygulanamaz olduğu ispatlanmış fikirleri de, ateizmin başka bir paradoksunu oluşturmaktadır. Ateist veya oryantalist görüşleri savunanların savundukları görüşlerin dünyayı ne hale getirdiği ortadadır. Bu konuda, ‘İslam barış dinidir’, ‘Batı medeniyeti’, ‘Oryantalizm yanılgısı’, ‘Ateist akıl’ adlı yazılarımıza da bakılabilir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam bir bütündür. (Bakara, 85) Bu nedenle de İslam’ın iman, ahlak, ibadet, muamelat konularındaki emir ve yasakları bir arada değerlendirilmelidir. Muamelat hakkındaki herhangi bir konu ele alınırken onun ahlak, ibadet, iman gibi konularla bağlantıları da göz ardı edilmemelidir. Basketboldaki bir kural ile futboldaki bir hareketin değerlendirilmesi ne kadar mantık dışı ise, İslam&#8217;ın bütünlüğü içinde gayet mantıki, tutarlı ve insani olan bir kuralın oradan çıkarılıp, başka bir sistem içinde değerlendirilmesi de aynı derecede mantık dışı olmaktadır. Özellikle İslam’ın had cezaları veya kadın hakları gibi konularda bu nedenle yanlış sonuçlara ulaşılmaktadır. “Tarafsız ve önyargısız inceleyenler, İslam&#8217;ın getirdiği hukuk düzeninin kendi içinde adil ve hakkaniyetli olduğunu görürler. Bir hukuk sistemi kendi bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde ancak doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım sergilenmiş olunur. Kur’an&#8217;da hükümlerin sistem bütünlüğü içinde tutarlı ve adaleti sağlayıcı olduğunu kavrayamayanlar sistem içinde tek tek parçaları alıp, oradan eşitsizlik ve adaletsizlik çıkartmaya çalışmaktadırlar.&#8221; (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 38, 44)  &#8216;Modernite doğrudur, İslam ona uymuyorsa yanlıştır.&#8217; dogması da diğer bir yanlış mantığın sonucudur. Bilim son noktasına varmış, akıl her sırrı çözmüş gibi ön kabullerle hareket edilmesi bazı ateist arkadaşları yanlış sonuçlara götürmektedir. İdeolojik yaklaşımlar ve ezberlettirilen ön kabuller de bu kategoride ele alınabilir. &#8216;İslam&#8217;da kadın hakları’, ‘cihad’, ‘İslam’da had cezaları’, ‘İslam ve bilim&#8217;, ‘Bilim değişmez mi?’, ‘Modernizm ve kadın’ adlı yazılarımız da bu konuları ele almaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonuç itibari ile İslam, ‘tevhit, adalet, emanet’ merkezli bir dindir ve pratiğe de, ‘ilim, amel ve ihlas’ ile yansır. Kim hangi teoriyi savunursa savunsun, tarih, İslam’ın tüm görüşlerden daha üstün olduğunun örnekleri ile doludur. Bu konuda da, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslam’da kadın hakları’, ‘Modernizm ve kadın’, ‘Batı medeniyeti’ ve ‘İdealler ve tarihten pratik realiteler’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9008" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/nicin-ateist-olmadim-1.jpg" alt="" width="85" height="158" /></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/nicin-ateist-olmadim.html">Neden ateist olmadım?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/nicin-ateist-olmadim.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Richard Dawkins ve Stephen Hawking&#8217;e cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/richard-dawkins-ve-stephen-hawkinge-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/richard-dawkins-ve-stephen-hawkinge-cevaplar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2016 16:34:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[büyük tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Kör saatçi]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Dawkins]]></category>
		<category><![CDATA[stephen hawking]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı yanılgısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=6677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu konuya ek olarak, &#8220;Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Deizm Yanılgısı’, ‘Ateizm Yanılgısı’, ‘Ateist akıl’ adlı yazılarımızı da öneririz. Muhataplarımızın bakış açılarını gösteren iki örnek ile konumuza başlayalım: &#8220;Eğer bir Meryem Ana heykelinin sizlere el salladığını görseniz dahi, bir mucize ile karşı karşıya olduğunuzu sanmayın. Belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi bir anda aynı yönde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/richard-dawkins-ve-stephen-hawkinge-cevaplar.html">Richard Dawkins ve Stephen Hawking’e cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Bu konuya ek olarak, &#8220;Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Deizm Yanılgısı’, ‘Ateizm Yanılgısı’, ‘Ateist akıl’ adlı yazılarımızı da öneririz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Muhataplarımızın bakış açılarını gösteren iki örnek ile konumuza başlayalım: &#8220;Eğer bir Meryem Ana heykelinin sizlere el salladığını görseniz dahi, bir mucize ile karşı karşıya olduğunuzu sanmayın. Belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi bir anda aynı yönde hareket etme eğilimi içine girmiş olabilirler.&#8221; (R. Dawkins, The Blind Watchmaker, s. 159) Bu önyargılı bakış açısını ateist Celal Şengör’de de görmekteyiz. Şengör de ‘Derdik (mucizeye kabul ederdik) der ama sonra mucize görse de inanmayacağını’ itiraf eder. (youtube.com/watch?v=kMPfhAa0hZE) Ve Kur’an mucizesini bir kez daha gösteriyor ve ‘natüralist yani doğayı ilah edinen’ bu kesim için bakın 1400 sene önce ne tespitte bulunuyor: “Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair Allah adına kuvvetle yemin ettiler. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?” (En’am, 109) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15038" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dawkins-gen-bencildir-2023.jpeg" alt="" width="77" height="120" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6705 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kor-saatci-1.jpg" alt="kor-saatci-1" width="251" height="121" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dawkins Yanılgısı. ‘Tanrı Yanılgısı’na cevap</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle ifade edelim ki, tanrı kavramını çok karmaşık bulan Dawkins’in iddiasının aksine, Tanrı inancı evrim teorisinden çok daha basit bir şekilde hayatı açıklar. Yine bu eseri ve diğer tüm eserlerinde dindar kesimi daima küçümseyen, “rezil, enayi” gibi kavramlarla alay eden Dawkins ayrıca teistlere karşı daima düşmanca ve ayrılıkçı bir tavır takınmıştır. Yani aslında o, karşı olup muhataplarını itham ettiği tüm davranışların hepsini kendisi tek tek sergilemektedir! Bırakın dindar olmayı, ateizmden dönmek bile ona göre hakarete uğramak için yeterlidir.</span> <br /><span style="color: #000000;">-“Ateizm Yanılgısı” adlı yazımızda örnekleri görülecektir- Evet, Dawkins pek çok açıklamasında ve eserlerinde ateizmi savunurken dini değerlere her türlü hakareti yapar. Ama sıra dini rencide edici saldırıları dindarların eleştirmesine ve buna karşı çıkmalarına gelince de bunu &#8216;haksız itibar&#8217; ve ‘ayrıcalık’ olarak görür ve eleştirir. (Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 26- 33) Yine o, kendisine sadece bilimi rehber edindiğini söylese de aslında o bilimadamı değil sadece bir ‘bilimci’dir! Halbuki bilim dışında da birçok saygın alanlar bulunmaktadır: Felsefe, edebiyat, sanat, estetik, ahlak gibi. Ayrıca bunların hepsi de vardır ve yanılgı değildirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins ayrıca Tanrı’nın bilimsel olarak ispat edilmesini de talep etmektedir. Halbuki bilim daima değişim içindedir. Detay için “Bilim değişmez mi?” adlı yazımıza bakılabilir. Ayrıca Dawkins, sanki bilimsel olarak ispat edilmiş gibi evrim ‘teorisini’ de iddialarına temel dayanak teşkil ettirmektedir. Halbuki o hâlâ ispat edilememiş bir teoridir! Yani teistlerden bilimsellik talep ettiği halde hâlâ teori ile görüşlerini temellendirmeye çalışan da bizzat kendisidir! Bilime bu kadar atıf yapanların, teist görüşleri destekleyen kuantum fiziği ve Big Bang teorilerine mesafeli durmaları da ayrı bir ironidir! En önemlisi de, laboratuvarda deney ile ispat edilebilecek bir varlığın fiziksel özelliklerinin olması ve atomlardan oluşması gerekir ki, böyle bir Tanrı tanımını da hiçbir teist zaten kabul etmemektedir! Dolayısı ile iddia edilmeyen bir şeyi önce öyle imiş gibi sunup sonra da ispatlanamaz ilan etmek de ancak ateistlere nasip olmaktadır! Geçelim kitabına. -Ateizm, deizm, oryantalizm, misyonerlik konusunda birçok kitap özetine sitelerimizden ulaşabilirsiniz!-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, çocukları aileleri dindar yapar der (s. 11) ama aynı durumun ateistler için de geçerli olduğunu ve bu konuda yapılan araştırmaların bunu doğruladığını görmezden gelir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, kitabının 35. sayfasında Ralph Waldo Emerson tarafından söylenen bir sözü aktarır: “Bir çağın dini, bir sonrakinin edebi eğlencesidir.” Biz de aynı şeyi ateizm için tekrarlıyoruz ve diyoruz ki, “maddenin ebedi ve ezeli olduğu iddiası, evrenin başlangıcının olmadığı” vb. teorilerin artık bilimsel olarak savunulamadığını ve bunun bir komik iddiaya dönüştüğünü görüyor ve eğleniyoruz!”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, “Tutucu dindar zihinler kanıtlara karşı bağışıklıdır.” der (s. 13)  ama aynı şey ateistler için de geçerlidir. Karşı görüşü okumadan, tek taraflı bakış açısı ile konuları değerlendirirler ve buna son 30 yıldır tartıştığım her ortamda da defalarca şahit olmuşumdur! Yani a<em>teistler aslında ‘korkuluk</em> mantık hatasına’ düşmektedirler ama bunun bile farkında değildirler! Ayrıca Dawkins’in kuantum fiziğine ve ateist Şengör’ün de hem Big Bang teorisine (youtube.com/watch?v=yT0X1SnrFvg) hem de kuantum fiziğine (Doç. A. Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 123)  “kendi dünya görüşlerine aykırı olduğu için uzak durmaları da” bu tutuculuk tanımının içine girmekte midir, iyi sorgulanması gerekir…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, Einstein&#8217;ı ateist olarak lanse eder. (s. 20) Halbuki Einstein, Hristiyanlığın teslisçi Tanrı inancına karşıdır. Dawkins, Einstein&#8217;ı ateist göstermek için de sözlerini tevil eder ve kendi dünya görüşüne göre ‘yorumlamaya’ çalışır. (s. 20-25) Aslında ona düşen, sözlerini sadece aktarmak olmalı idi! Ama o zaman da okuyucuyu ikna edemeyecek ve yönlendiremeyecektir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, temel iddiasını şu şekilde temellendirir: Evren mükemmelliğe doğru giden bir süreç ise (yani evrim teorisini kasteder ki, aslında durum tam tersidir: Entropi ve Termodinamiğin İkinci Yasası tam tersini ispatlar!) en mükemmel (Yani Tanrı) en sonda olmalıdır ve en sonda olan ise daha önceden var olanı (evreni) tasarlayamaz. Dolayısıyla Tanrı yanılgıdır! Yani Dawkins fikirlerinin temeline önce evrimi oturtur ve sonra tüm görüşleri bu temel üzerinden yorumlar ve bizden de bu yorumlarını ve tabii ki vardığı sonuçları kabul etmemizi ister! İşte kendi cümleleri: “Herhangi bir şey tasarlamaya yeter karmaşıklıktaki bir yaratıcı zeka (yani Tanrı), yalnızca kademeli evrimin uzun bir sürecinin son ürünü olarak ortaya çıkabilir. Evrim geçirmiş yaratıcı zekalar muhakkak kâinata en geç katılanlardır ve bu sebepten ötürü evrenin tasarımından sorumlu olamazlar. Tanrı bu tanıma göre bir yanılgıdır ve sonraki bölümlerin göstereceği gibi, zararlı bir yanılgıdır.” (s. 36) İşte o çok ses getiren ve teizmi yerle bir ettiği iddia edilen müthiş eserin özeti, mantığı, bilimsellik ve objektiflik seviyesi bu kadardır! Ayrıca aşağıda Tanrı mı yoksa ateizm mi yanılgı özel başlık altında açıklanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, 42. sayfada erotik film yazarı ateist Gora Vıdal&#8217;in &#8220;Üç dinde de Tanrı her şeye gücü yeten Baba&#8217;dır.&#8221; şeklindeki sözünü aktarır. Yani teslisi reddeden İslam dinine ‘Tanrı baba’ yakıştırması yapan birinden alıntı yapan Dawkins,  x.com&#8217;da Kur&#8217;an hakkında bilgisi olmadığına itiraf ettiği (x.com/RichardDawkins/status/307369895031603200) gibi, aynı 42. sayfada, ‘En çok Hristiyanlığa aşina olduğunu&#8217; da itiraf eder ki, yaptığı bu alıntı da zaten onun İslam hakkında yüzeysel bilgi sahibi olduğunu açıkça göstermekte ve bundan sonraki İslam hakkındaki iddialarının kalitesini de ortaya koymaktadır. Kadın haklarına da saygılı olduğu izlenimi vermek isteyen Dawkins zihniyetindekilerin kadına bakışını öğrenmek için “Evrim teorisi”, “Modernizm ve Kadın” adlı yazılara ve alternatif hayat tarzı için de “İslam’da Kadın Hakları” adlı yazılarımıza bakılmasını tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Dawkins, 44-50. sayfalar arasında laiklik vurgusu yapar ve sonra agnostisizme değinir. Agnostisizmin İslam ile ilgili boyutu için “Agnostisizm Yanılgısı” adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins 56. sayfada bir kitaptan söz eder ve o kitabı okumadığını belirtir, sonra da şunu söyler: &#8220;Kim doğru olduğunu bildiği bir hakikati okumaya ihtiyaç duyar?&#8221; Ey Dawkins! Empirizm, pozitivizm, septisizm bu mudur?! Bu mantığa göre, ateizmin yanlış olduğunu doğru olarak kabul eden bir teistin, ateist bir kitabı okumaması doğru mu olmaktadır yoksa yanlış mı…?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins 54. sayfada Tanrının varlığı konusunda 7 sınıf insan sıralar ama kendisini en son 7. sınıf yani “Koyu ateist. Tanrının olmadığını bilirim.” diyen sınıfa dahil etmez ve bir önceki 6. sınıf yani “Son derece düşük olasılık ama sıfırdan yüksek. Fiilen ateist. Kesin olarak bilemem ancak Tanrı&#8217;nın epey olanak dışı olduğunu düşünüyorum ve burada olmadığını varsayarak hayatımı sürdürüyorum.” kategorisine dâhil eder. Halbuki eserlerini okuyanlar onun kendisini 7. Kategoriye eklemesini beklerdi!! İşin ilginci Dawkins her tanrıya da karşı değildir. Mesela, “Yunan, Roma, Mısır ve Viking tanrıları” ile bir sorunu yoktur. (s. 57) Yine Dawkins, “Müdahale etmeyen bir NOMA Tanrısı, insaflı ve doğru incelendiğinde aynı zamanda bilimsel bir varsayım olmayı sürdürür.” (s. 63) der. Dolayısı ile onun asıl karşı olduğu Tanrı değil, ‘hayata müdahale eden bir Tanrı’dır! Bu bakış açısını birçok ateist/deistte görürüz! Bu konuda detay için “Deizm yanılgısı” adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins klasik üslubu ile, “İlahiyatçıların herhangi bir konuda dinlemeye değer fikirleri yoktur; gelin önlerine bir kemik atalım.” der. (s. 60) Ama aynı üslubu bir teist kendine karşı kullansa, içinde hangi kelimelerin geçtiği cümleleri kuracağını tahmin etmek zor değildir: Savaş, tutuculuk, laiklik, cahil vs.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">NOMA (Non Overlapping Magisteria) ile de arası hoş değildir aslında Dawkins’in. Teorisyeni bir evrimci olan Stephen Jay Gould özetle, “Bilimin öğretisi ile dinin öğretisi birbirine karşı saygılı ve iletişim içinde olmalıdır.” der. Ona göre problem ‘ideolojiler arasındadır.’ Yoksa din ile bilimin alanları ayrıdır! Tabii bu görüş Dawkins’in pek hoşuna gitmez, bu onu kızdırır ve içinde, ‘safsata, yaranmak’ gibi kelimeler geçen cümlelerle sertçe Gould’u eleştirir. Buna rağmen Gould’u “fiili ateist” ilan etmekten de geri kalmaz! (s. 60-61)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins 61. sayfada önce “İsa&#8217;nın babası bir insan mıydı ya da doğumu esnasında annesi bakire miydi?” diye sorar ama sonra “Meryem ananın bir heykeli bize el sallayabilirdi. Kristal yapıyı oluşturan atomların hepsi ileri geri titrerler. Çok fazla atom olduğundan ve hareket yönleri ortak olmadığından, Orta Dünya&#8217;da gördüğümüz haliyle heykelin eli kaya gibi sert ve hareketsizdir. Fakat eli oluşturan, salınan atomların hepsi, aynı anda aynı yöne hareket edebilirdi. Tekrar ve tekrar&#8230; Bu durumda el oynardı ve biz heykeli bize el sallarken görebilirdik.” (s. 339-340) diye devam da eder. Yani heykelin el sallaması olağandır ona göre ama erkek eli değmeden hamile kalınması mucizesi ise bir safsata, hurafedir! İyi de ‘Dolly’ isimli koyun bile erkek spermi olmadan doğmamış mı idi? Bilim yapabiliyor da o bilimin kurallarını ve kaşiflerini yaratana mı sıra gelince konu bir anda bilim dışı ilan edilebilmektedir?! Bu tutarsızlık ve tutuculuk değil de nedir?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, 64. sayfada ise dua etmenin hastalıklar üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığına dair bir deneyden bahseder. Hele Darwin’in ateist olan akrabasının deneyini kitabına alması tam anlamı ile ironi kabul edilmelidir! Ateist birisinin duasının işe yaramamasını delil olarak kullanabilmiştir Dawkins! Halbuki tam zıttı sonuçlar da vardır. Detay için “İslami emir, yasaklar ve hümanizma” adlı sayfamıza bakılabilir. Yine Dawkins ‘duayı bir avutma, avuntu’ olarak da görür. (s. 320) Aslında olan, Dawkins’in, maddi birçok hastalığın kaynağının manevi çöküntü olduğunu bilmezden veya görmezden gelmesinden başka bir şey değildir. &#8220;Pek çok rahatsızlığın duygusal kökenli olduğu araştırmalarla da sabitlenmiştir.&#8221; (avicennaint.com/hastaliklarin-psikolojik-sebepleri)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar 75. sayfa ile 105. sayfa arasında Tanrı’nın varlığına dönük kanıtları ve kendi karşıt görüşlerini sıralar. “Doğadaki güzellikler, kişisel deneyimler veya kutsal kitaplardan” sunulan kanıtların ikna edicilik seviyeleri gerçekten tartışmaya açıktır. Ama Paley’in saat örneğinde olduğu gibi tasarım kanıtı, insancıl ilke ve (içindeki parçaların herhangi birinin kaldırılması durumunda işlevini yitiren sistemleri kasteden) indirgenemez karmaşıklık kanıtı ateizm karşısında sağlam delillerdir. Dawkins bu konularda bir zihin karışıklığı da yaşamaktadır: “Öyle ya da böyle, indirgenemez karmaşıklığın gerçek örneklerinin keşfedilip Darwin&#8217;in teorisinin yıkılmış olduğunu düşünsek bile, bu keşiflerin beraberinde akıllı tasarım teorisini de yıkmayacağını kim söyleyebilir?” der. (s. 119) Halbuki Evrim yıkıldıktan sonra başka kanıtlarla da Tanrı’nın varlığını ispat edebilir! Bu konudaki bizim delillerimiz için, “Allah’ın varlığının ispatı” ve “Ateizm yanılgısı” adlı yazılarımıza bakılabilir. Yukarıda da görüldüğü gibi ateist Dawkins Tanrı kavramı karşısında durmadan çelişkili ifadeler ileri sürmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bertrand Russell&#8217;ın “Üstün zekalı erkeklerin çok büyük çoğunluğu Hıristiyanlık dinine inanmaz ancak bu gerçeği toplum içinde ört bas ederler. Çünkü kazançlarını kaybetmekten korkarlar.” sözünü aktaran (s. 95) Dawkins aslında ‘üstün zekaya sahip olmayan veya erkek olmayanları’ yani kadınlar dahil geri kalan tüm insanları küçümsediğinin farkında mıdır acaba?! Bu konuda, cevabi yazımız için “Bilim adamlarının çoğu ateist mi?” adlı yazımıza da bakılabilir. Ayrıca, bilim dünyasında evrime itiraz edenlerin, sanat camiasında eşcinselliği eleştirenlerin veya seküler ticaret alanında dindar olanların nasıl dışlandığını bilmeyen yoktur ve dolayısı ile aslında kimin kazançlarını kaybetmekle karşı karşıya kaldığı çok daha net görülmektedir! Aynı hataya Dawkins 257. sayfada da düşer ve sanki Tanrı’nın erkek cinsiyetine sahip olduğunu savunan varmış gibi George Carlin&#8217;in şu sözünü aktarır: “Din, insanları günün her anı, yaptığımız her hareketi gökyüzünden izleyen görünmez ‘bir adamın’ varlığına inandırmıştır.” Evet, yukarıda da belirtiğimiz gibi Dawkins İslam hakkında hemen hemen hiçbir doğru bilgiye sahip değildir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, 107. sayfada Thomas Jefferson&#8217;dan alıntı yapar ve bilimin sanki ateizmin yanında olduğu izlenimini okuyucuda uyandırmaya çalışır. Zaten ateizmin oluşturmaya çalıştığı en büyük hayali senaryoların başında da bu iddia gelir: Güya bilim ateizmi doğrulamaktadır! Halbuki son bilimsel kanıtlar bu iddianın tam tersini ispat etmektedir. Bu konuda “Ateizm Yanılgısı” ve “Ateist akıl” adlı yazılarımızdan detaylara ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Klasik &#8216;Boşlukların Tanrısı&#8217; iddiasını tekrarlayan (s. 120) -ki biz de tam zıttını ileri sürüyor ve “Boşlukların Evrimi” antitezini savunuyoruz- Dawkins’in istisnai itiraflar zincirine bir göz atalım: ‘Yaşamın başlangıcı’, şüphe duyanlar için söylemek isterim ki araştırma konusu olarak ‘gelişmekte olan’ bir konudur. Bu araştırmanın ilgili uzmanlık alanı kimyadır ve bu ‘benim alanım değildir.’ Gelişmeleri çok büyük merakla ‘kenardan’ izlerim ve ‘önümüzdeki birkaç yıl içinde eğer kimyacılar laboratuvarlarında yeni bir yaşam başlangıcını başarılı bir şekilde yeniden gerçekleştirdiklerini bildirirlerse hiç şaşırmam.’ Ancak yine de bu henüz ‘gerçekleşmedi’ ve bu gelişmenin ‘olasılığının oldukça düşük olduğunu’ söylemek mümkündür ve ‘bu her zaman böyleydi; gerçi bu bir kez gerçekleşti!’ (s. 131. Kitap yazıldığından beri 20 yıl geçti! Benzer örneklere ‘Evrim’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz!) Boşlukları ‘evrim tanrısı’ ile doldurup, gaibe iman edip (gelecekte oluşacağından emin olduğu şeyler ileri sürüp) sonra &#8220;kimyacıların laboratuvarlarında&#8221; bu teknolojide bile gerçekleşemeyenin &#8220;bir kez&#8221; (-mi yoksa her an defalarca mı?) gerçekleştiğini (Evrim) ileri sürmek ancak evrime kayıtsız şartsız bir iman ile açıklanabilir! Ayrıca bilinmelidir ki, bilimin her açıklaması teistlerin Tanrıya olan inancını da artırmaktadır aksine eksiltmekte değildir! Boşluklar tanrısı iddiasına cevap için de “Ateizm Yanılgısı” adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaşamı, &#8220;kehanette bulunarak&#8221; ve; &#8220;hükmeden süreç&#8221;, &#8220;ancak ve ancak milyonda bir kez meydana gelen bir durum&#8221;, &#8220;şanslı rastlantısallık&#8221;, &#8220;bir kere gerçekleşen&#8221;, &#8220;eşsiz bir olay&#8221; olan &#8220;yaşamsal evrim&#8221; ile açıklayan (s. 133) Dawkins, “Doğal seçilim, ilerleme yönünde tek yönlü, birikimli bir cadde olduğundan işlemekte başarılıdır. Başlamak için biraz şansa gereksinim duyar.” der. Ama aslında ‘tek yönlü ve birikim ile ilerleme ve başarma’ bir tercih meselesidir ve bunu da ‘şans ile’ açıklamak ne kadar empirizme, rasyonaliteye uygun ve pozitivist bir yaklaşımdır, o da tesadüfü reddettiğini iddia eden Dawkins’e ve kesin inançlılarına kalmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Termodinamiğin 2. yasası aykırı bir biçimde “Evrenimiz ‘sonsuza kadar’ genişleyecektir” diyen (s. 139) Dawkins buna da bir ‘bilimsel’ açıklama getiremez!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Klasik materyalist görüş olan dinlerin çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa evrildiği iddiasını tekrar ettikten (s. 37, 161) sonra da dinin kökenini (s. 151) ‘başka bir şeyin yan ürünü’ olarak ifade eder ve aileden gelen eğitimin sonucu dinlerin kabul edildiğini söyler. (s. 161) Bu konulara cevap için, “İslam tüm dinlerin özüdür”, “İslam’ın Dünyada Yayılışı” ve “Ateizm yanılgısı”  adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins bilim adamlarınca da eleştirilen MEM iddiasını da ileri sürer. (s. 178)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinsiz ahlak olabileceği üzerinde durur. (s. 193) Halbuki Dawkins’in kendisi de itiraf etmektedir ki, “Evrimci görüş iyilik, merhamet gibi kavramları açıklamakta yetersizdir ve hatta evrimci dünya görüşü insanların bencil olmasını zorunlu kılar.” (s. 197) Bu konudaki detaylar ve cevaplar için “Dinsiz ahlak olur mu?” ve “Evrim Teorisi” adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins dinleri savaş nedeni olarak görür. (s. 217) Bu konuda da, “Savaşların nedeni din midir?”, “Fetih ile işgal arasındaki fark”, “İslam kılıç zoru ile yayılmadı”, “İslam barış dinidir” ve “Şiddet karşısında İslam” adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hitler, Stalin ve ateizm konularını ele alır. (s. 250) “Bazı ateistler kötü eylemler sergileyebilir ancak bu kötülükleri ateizm adına yapmazlar. Stalin ve Hitler sırasıyla dogmatik ve doktriner Marksizm adına amansız kötülükler yapmışlardır ve bununla birlikte, aklıselimden uzak, bilimle bağdaşmayan bir öjenik teori, Wagnerci zırvalarıyla yayıla gelmiştir. Din savaşları gerçekten de din adına yapılmıştır ve bu tür savaşlar tarihte korkutucu derecede sıktır. Ben ateizm adına yapılmış herhangi bir savaşı aklıma getiremiyorum ki neden böyle bir savaş olsun? Savaşlar ekonomik hırslar, siyasi tutkular, etnik ya da ırksal önyargılar, keskin kindarlık, intikam ya da bir ulusun yapısındaki bir tür vatansever inançla başlar.” der. (s. 256) Halbuki ‘Sosyal Darwinizmin sebep olduğu’ iki dünya savaşı bile tek başlarına bu iddiayı çürütmektedir. Komünist ülkelerin kökenini evrime dayandırdıkları ve tarihin çöplüğüne atılmadan önce de dünyaya kan, katliam, çatışma ve sömürü dışında bir şey bırakmamaları da bu iddiayı yalanlamaktadır! Bu konuda “Ateist akıl”, “Evrim Teorisi”, “Ateizm yanılgısı” ve “İslam barış dinidir” adlı yazılara da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dinin sakıncası nedir? Neden düşman olmak gerekir?” diye sorar. (s. 258) Ama dinleri çatışma nedeni ilan ettikten sonra kendisini ‘savaşçı’ ilan eden de yine bizzat kendisidir! -Yukarıda bu sıfatı ateistlerin ne kadar çok sevdiklerinin ve sık kullandıklarının örneklerini vermiştik!- Yani dini düşman ilan edip savaş açan bizzat ateist Dawkins’in kendisidir! Ayrıca “çıktığı bir TV programında “Hristiyanlığın gücünün İslam’ı yeneceğini” de savunan (Risale Haber, 03 Şubat 2016) ve “kendisini kültürel bir Hristiyan olarak tanımlayan” (31 Mart 2024&#8217;de LBC&#8217;de yayınlanan Rachel Johnson röportajından) da yine aynı ‘ateist’ Dawkins’tir. Ama işin daha da ilginci, aslında Dawkins “ılımlı inanca da karşıdır!” (s. 277) “Gerçekte ‘ılımlı ateizmin’ tarihine baktığımızda terör, şiddet, baskı, ahlaki zafiyetten başka bir şey de görmeyiz.” diye bir cümle ile karşılaşsa Dawkins ne hissederdi acaba…?! Gerçekte ılımlı olmayan kimlerdir, kitabından bir örnek ile cevap arayalım: İngiltere Avam kamerasında milletvekili olan Jenny Tonge, İngiltere&#8217;nin kuzeydoğusunda İncil’in yaratılış öğretisini öğrencilerine aktaran bir okula ödenek verilmesine karşı çıkar. (s. 303) Dikkat edin ortada ne şiddet ne aşırılık vardır sadece bir fikrin ifadesi vardır. Peki bu mudur fikir özgürlüğü, hoşgörü, aşırısızlık?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Tutuculuk ve bilim karşıtlığı” (s. 259) arasında bağlantı kuran Dawkins aslında evrime olan tutucu inancını ve bilimi tek taraflı yorumlayan bir bilimci olduğunu kendisi hiç aklına da getirmez nedense! Ayrıca dinin (İslam’ın) tutuculuğu değil ‘orta yol’ üzere olmayı emrettiğinin de farkında değildir tabii!: “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak orta yolu izleyen bir ümmet yaptık.&#8221; (Bakara, 143) “Onlar infak ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik. Bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan, 67) “Din kolaylıktır. Orta yolu tutunuz.” (Buhari, İman 29) “Orta yolu tutunuz.” (Buhari, Rikak 18) ) “İşlerinizde orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz.” (Müslim, Münafikin 76, 78)  &#8220;Aşırı gidenler helak olmuştur.&#8221; (Müslim, 2670) “Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri, dinde aşırılıkları helak etmiştir!” (Ahmed b. Hambel, I/215, Nesai, Hacc 217, 5, 268) &#8220;Kim haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş, her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” (Maide, 32) Bu konularda örnekler için “İslam barış dinidir”, “Kur’an ve bilim”, “İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri” adlı yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din değiştirme (s. 264); eşcinsellik (s. 265); kürtaj (s. 268); savaş ve barış konularını da ele alır (s. 282) Dawkins. Bu konularda, “İslam barış, hoşgörü dinidir”, “Turan Dursun&#8217;a cevaplar”, “Eşcinsellik, gen/hormon ve İslam”, “Teori, pratik; iddialar, gerçekler, İdealler ve tarihten pratik realiteler”, “İslam sevgi toplumu” adlı yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins bazı kurumlarda görülen cinsel taciz olaylarından hareketle dine saldırır. (s. 290) Halbuki din zaten bunları yasaklamaktadır! Ama kendi savunduğu ideoloji ve dünya görüşü olan evrim teorisini savunanların, eşcinsellikten çocuk tacizine birçok olayı “genetiktir” diyerek savunduğunu görmezden gelir! Detay için “Dinsiz ahlak olur mu?” adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, genç ateistler için mükemmel bir örnek olarak Julia Sweeney’den örnek getirir (s. 296) ve bunu “Julia Sweeney&#8217;nin sempatik ateizmi” olarak adlandırır! (richarddawkins.net/2016/11/the-sympathetic-atheism-of-julia-sweeney) Dawkins onu yönetim kurulu üyesi olarak tanıtır (richarddawkins.net/2021/11/julia-said-ha) hatta sitelerinde 13 Eylül 2019 tarihinde ‘Soruşturma Merkezi Yönetim Kurulu&#8217;na Seçildiği’ haberi geçer (centerforinquiry.org/news/actress-julia-sweeney-elected-to-center-for-inquiry-board-of-directors) ama (en son ziyaretimde, tarih: 10.7.2025) kadroda adına rastlanmaz! (centerforinquiry.org/about/staff) Neyse! Peki, nasıl ateist olmuştur bu kızımız? “Düşündüm: &#8216;Dünya nasıl duruyor bir boşlukta? Nasıl firıl fırıl dönüyoruz uzayda? Nasıl oluyor bu? Dışarı fırlayıp düşen dünyayı tutmak geçti içimden. Sonra, birden anımsadım, &#8216;tamam, buldum!&#8217; dedim, güneşin çevresinde daha uzun zaman bizi döndürüp durduracak yerçekimi ve açısal hız değil mi?” İyi de be akıllı kızım (şimdi 65 yaşında!) o kuralları kim koydu ve cansız/akılsızlara bile uygulatmaya kim devam ediyor?! Kural var ve uygulanıyorsa bir koyan ve uygulatan yok mudur?! Trafik kurallarını düşünmek bile ufuk açmak için  yeterlidir! “<em>Siz düşünmez misiniz</em>?” (Nahl, 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, Michael Shermer’ın “Bilim çok gizemli ve bir o kadar da kutsaldır.” (s. 315) sözünü aktarır ve dini ve kutsalı reddederken kendi kutsal tabusunu evrim ve bilim olarak ilan eder. Yine o, “Biz ‘hayvanların’, atom ve elektronların oluşturduğu mikro dünyada da hayatta kalmamızı söyleyen bir hissimiz vardır” der (s. 336) ve dolayısı ile gelişmiş bir hayvan olduğunu ilan eder. Bu konularda detay için “Bilim Değişmez mi?”, “Ateizm Yanılgısı” ve “Evrim teorisi” adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Din, geçmişten bugüne insanoğlunun varlığını ve içinde bulunduğumuz evrenin yapısını açıklamaya soyunmuştur. Fakat dinin bu rolü artık tamamen bitmiş ve yerini bilime bırakmıştır” diyen (s. 316) Dawkins aslında ‘nasıl’ ve ‘kim’ sorularını birbiri ile karıştırmakta ve sadece birine yoğunlaşmaktadır! Bilimin işlediği evreni, onu keşfedecek aklı ‘kimin’ yaratmış ve o kuralları akılsız/cansızlara kimin uygulatmakta olduğu sorusunu Dawkins -işine gelmediği için- atlamakta, göz ardı etmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ama sonunda Dawkins, insanların dinlerden özgür olabileceğinden de pek emin olmadığını ifade ederek kitabını sonlandırmaktadır: “Kendimizi (dinin hâkim olduğu) Orta Dünya&#8217;dan azat edebilecek miyiz? Cevabı gerçekten bilmiyorum!” (s. 340)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitabın sonu geldiğimiz halde görüldüğü gibi, Dawkins kitabının hiçbir yerinde ‘Tanrı’nın var olmadığını’ kanıtlayamamıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yaşamın kökeninin olasılıksızlığını ve imkansıza yakın bir kimyasal olayın bile yeterli gezegen yılı verildiğinde gerçekleşmesi gerektiğini” (s. 128, 133, 134, 340) ileri süren Dawkins aslında, ‘evrim, zaman ve (kendisi kabul etmek istemese de) tesadüf’den oluşan bir teslis inancı savunurken tevhid dini olan İslam’a karşı savaş ilan etmektedir. Evet, ateizm bir inanç sistemidir. Temelinde ise bilim değil psikoloji yani sübjektivizm, öznellik yatar! “Doğanın ihtişamı karşısında saygı ile eğilen ama bu ihtişamı Tanrı’ya değil evrime bağlayan” Dawkins aslında felsefi bir natüralisttir. “Darwinizm, doğadaki her şeyin bir anlamı olduğunu emreder” diyen (s. 151) Dawkins, doğal seçilim için de Tanrı’ya ait özellikleri sıralar ve “Doğal seçilim hesap yapar, cezalandırır, her an her şeyi gözetler ve korur.” der. (s. 152) Görüldüğü gibi Dawkins tam anlamı ile tutucu bir evrim fanatiğidir ve hatta evrim ‘inancına’ karşı sağlam bilimsel görüşlere kaynaklık teşkil eden mikro âlemin fiziği kuantum teorisine de bu nedenle karşıdır. Bu konulardaki detaylar için de “Ateist akıl” ve “Ateizm yanılgısı” adlı yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins’in bilgi seviyesi ve görüşleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist felsefeci Michael Ruse, Dawkins&#8217;in ‘Tanrı Yanılgısı’ adlı eserinin &#8216;felsefeye ve dine giriş&#8217; derslerinden bile geçemeyecek kadar yüzeysel ve hatalı olduğunu belirtir. (M. Ruse, Why I am an Accommodationist and Proud of it, Zygon, 50, 2, 2015, s. 362-363) &#8220;Gerek Michael Ruse, gerekse T. Eagleton gibi ateist yazarlar, ‘Tanrı Yanılgısı’ kitabını yüzeysel olarak nitelendirir ve eleştirirler.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Dr Alper Bilgili, s. 92) 20. yüzyılın Darwin&#8217;i olarak nitelenen evrimci biyologlardan Ernst Mayr, &#8220;Dawkins&#8217;in seçilimin hedefi olarak geni düşünmesi açıkça hatadır. Bireyin bütün genotipinin genlerden oluşmadığını biliyoruz&#8221; demekte ve Dawkins&#8217;in, seçilimin hedefi olan temel gen teorisinin bütünüyle gayri-Darwinci olduğunu söylemektedir. (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett&#8217;ten Dawkins&#8217;e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi, s. 142) &#8220;Davkins&#8217;i, Prospect Dergisi ‘dogmatik’; akademisyen Terry Eagleton ise ‘donanımsız, yanlışlarla dolu kitapların sahibi, çarpıtmacı’ olarak nitelendirir.&#8221;  (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 26) Eğitimci yazar Sonnur Günaydın Asan da, ‘Tanrı Yanılgısı’ adlı kitaptaki mantık hatalarını, “Sahte ikilem, çifte standart, aşırı genelleştirme veya aşırı basitleştirme, nedensel ilişki, tertip ve taksim, kanıtı varsayma, isim seçme, etiketleme, korkuluk adam, gerçeğin yeniden tanımlanması” şeklinde sıralar. (Sonnur Günaydın Asan, Richard Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” Kitabındaki Mantık Yanlışları, İlahiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı-No. 13, Haziran, 2020, s. 153-181) Biyolog ve sinirbilim uzmanı Prof Dr. Sinan Canan da, 20.10.2013 tarihli Habertürk’teki ‘Öteki Gündem’ adlı programda şunları söylemektedir: “Dawkins’in ‘Tanrı Yanılgısı’ adlı kitabını çok seviyorum, kütüphanemin başköşesinde duruyor. Ne zaman okusam, ‘Walla, ne doğru din seçmişiz’ diyorum.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Richard Dawkins&#8217;in temel argümanlarından birisi de ‘Tanrıyı kim yarattı?’ sorusudur. Halbuki böyle bir iddia kendi içinde mantıksızdır. Eğer bir varlık yaratılmış ise o zaten Tanrı olamaz. “Allah, tanımı itibarıyla yaratılmamış olandır. Allah&#8217;ın tanımı yaratılmamış olmasıdır. Çünkü her yaratılanın bir yaratıcısı vardır.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 14) Yaratan ama yaratılmayana Tanrı denilmektedir. Dolayısı ile Dawkins kitabının adını ‘Tanrı Yanılgısı’ olarak koymakla doğru bir tercih yapmış olmaktadır. Çünkü böyle bir tanrıyı hiç kimse kabul etmemektedir. Dawkins tarafından reddedilen tanrı anlayışı, zaten bir yanılgıdan ibarettir! Ayrıca, ‘Tanrı kavramını kabul etmek bilimin çökmesi demektir’ diye bir ön kabulden hareketle tanrı fikrine karşı çıkan Dawkins, ön kabul ile bilimsel bir açıklama yapılabileceğini nasıl düşünebilmektedir? Aslında, işleyiş tarzı bulunan kanunları ancak bilim adamlarınca bulunabilen kurallar zincirini koyan birisinin olması akla ve bilime neden aykırı olsun ki?! Bu konuda ‘Allah’ın varlığının ispatı’ ve ‘Ateist akıl’ adlı yazılarımıza da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Tanrı Yanılgısı’ adlı kitap, içerik olarak bilimsel olmaktan çok demagojik, felsefik ve ideolojiktir. Yazar evrimsel bir ‘psikolojiye’ sahiptir. Yani önceden verilmiş bir karara göre bu kitabı yazmıştır. Kitap mantık dışı ve duygusal hükümlerle de doludur! Evrimci materyalizm, ön kabuller üzerine kurulu bir ideolojidir. Buyurun bir evrimcinin itirafı: &#8220;Evrim bir gerçek değil, bir felsefedir. Öncelikli olarak materyalizm gelir (a priori) ve delil, bu ‘değişmez felsefi bağlılığın ışığında’ tercüme edilir.&#8221; (Phillip E. Johnson, Defeating Darwinism By Opening Minds, s. 81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dawkins, Tanrı Yanılgısı&#8217;nda, &#8216;yaşamın kaynağını hayati önem taşıyan koşulların ortaya çıkmasını sağlayan kimyasal olay veya olaylar dizisine bağlar.&#8217; Bu kimyasal olayların ‘nasıl ve niçin’ başladığına dair açıklama yapmaz ve  okuyucusunu zeka özürlü yerine koyar. Eğer bu tarz bir metotla düşünmeye başlarsak, tek boynuzlu atlar veya gençlik iksiri gibi şeylerin şaşırtıcı ölçüde imkansız olsa da meydana gelebileceğini kabul etmemiz gerekir.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizme gerekçe olarak Dawkins’in ‘Tanrı Yanılgısı’nda öne sürdüğü bir diğer neden, ‘Tanrı’nın muazzam biçimde karmaşık ve dolayısıyla muazzam biçimde ihtimal dışı olacağı’ iddiasıdır. Halbuki O’nun varlığı o kadar açıktır ki, okuma yazma bilmeyen biri bile O’nun var olduğunu rahatlıkla bulabilir. Ama o kadar karışık ve kanıtlanamaz olan evrimi kendisi hâlâ savunmaktadır! Bu iddialara cevaplar, &#8216;Evrim teorisi’, ‘Allah&#8217;ın varlığının delilleri’, ‘Ateist akıl’ adlı yazılarımızda bulunmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins&#8217;e, inanmadığı için mi Darwincilik çok akılcı gelmektedir yoksa Darwinizmin bir sonucu olarak mı o inançsız biri olmuştur? Dawkins&#8217;in hararetli tartışmaları, onun 19. yüzyıl başlarında yaşıyor olduğu izlenimini vermektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 42, 43) İnsanın dünyaya nasıl geldiğini Dawkins tek cinsiyete kadar dayama temayülündedir. Cinsiyetin kadın olma olasılığı üstünde duran Dawkins kendi tezini, İsa&#8217;nın mucizevi doğumunda inkâr etmiştir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 117) Öte yandan biyolojik açıdan erkek üstünlüğünü açıkça savunan Dawkins şöyle söylemektedir: &#8220;Kadın, doğada üreme açısından silik varlıktır.&#8221; (Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 296)  Yine ona göre “Sevgi bir amaç değildir. Beynin çalışmasının bir yan ürünüdür. Belki de genlerin hayatta kalması için çok önemli bir üründür.” (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 162)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins&#8217;e göre, ‘İnsan hakları, insanın asaleti ve insan yaşamının kutsallığı’ gibi varsayımların gerçekte karşılığı yoktur. (Dawkins, Kör Saatçi, s. 335) &#8220;Dawkins&#8217;e göre hayatın tek amacı ‘üremektir.’ Ona göre ‘insan’lar, gen aktarımında bir ‘araç’tan ibarettir. Bu bakış açısına göre ‘hayatın amacı, fayda ve zevk’ unsurlarına indirgenmiş olmaktadır.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 142) Bu nedenle de Dawkins, “Kısır bir kadına ‘aşık olmamız’ evrim için ‘anlamsız’ hatta ‘saçmadır.’ Çünkü sevgi ve aşk evrimsel sürece hizmet ettikleri sürece anlamlıdır, gereklidir. Oysa kısır bir kadın üreyemediği için evrimsel açıdan bir kayıp demektir. Bize verimli nesiller verme işlevi olan aşk, eğer bize nesil veremeyecek bir kadına duyuluyorsa anlamsızdır.”  (R. Dawkins, The God Delusion) der. (Alper Bilgili, Yeni Asya, 1.6.2012) Richard Dawkins (The Selfish Gene) &#8220;Başarılı bir genden beklenen baskın özellik, acımasız bir bencilliktir&#8221; derken, Mary Clark ise (In Search of Human Natürel) tam tersine, &#8220;Başka insanlara yardım etmeye genetik olarak yatkın ve programlıyız.&#8221; demektedir. (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB, s. 125) Richard Dawkins, “İnsanların içinde bulunduğu toplumun dinine iman ettiğini” iddia eder. (Hacı Ali Şentürk, Ateizm sonuçsuz serüven, s. 111) Halbuki İslam ise tam zıttını savunur. &#8220;Allah&#8217;ın indirdiğine uyun dense, hayır biz, atalarımızı hangi yolda bulmuşsak, ona uyarız, derler.&#8221; (Bakara, 170) &#8220;Atalarımız da gördüğümüz bize yeter, derler.&#8221; (Maide, 104) Dawkins&#8217;in iddiasının tersine “Kur’an’a göre insan, inancını sorgulayıcı bir anlayışa sahip olmalıdır.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm sonuçsuz serüven, s. 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu itiraflar da evrimci Dawkins’e aittir: &#8220;Darwinist prensipler üzerine kurulmuş bir toplum tam olarak benim içinde olmak ‘istemeyeceğim’  türden bir toplum. Bu ‘berbat bir toplum’ olurdu. Ben Darwinist prensiplerle kurulmuş bir toplumda ‘yaşamak istemem.’ Bu berbat bir toplum olurdu. ‘Darwinist bir dünyada yaşamak istemem.’ O halde gelin yaşamak isteyeceğimiz bir toplum inşa edelim. Ki bu kesinlikle Darwinist-evrimci ‘olmayan’ bir toplum olacaktır.&#8221; (R. Dawkins. Richard Dawkins Interviews Creationist Wendy Wright; youtube.com/watch?v=ZWB6Yhxqy5k) Görüldüğü gibi evrimi hayatının merkezine alan Dawkins bile, Darwinizmin hakim olduğu bir toplumda yaşanamayacağını açıkça itiraf etmektedir. Buradan hareketle de, içinde yaşamak istemeyeceği toplumu savunanlara Darwinist denir tanımını rahatlıkla yapabilmekteyiz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrimi savunan Dawkins’in kitabını okuyan “Bir tıp doktoru, Dawkins’e yazdığı mektupta şunları söylemektedir: Neden hepimiz intihar etmiyoruz?” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 103)  Soru aslında çok önemli bir konuyu da gündeme getirmektedir: “Yaşamı tesadüf olarak görürsek, bu durum insanı bunalımların içinde bırakmak anlamına gelmektedir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm sonuçsuz serüven, s. 84)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Richard Dawkins&#8217;in &#8216;Gen Bencildir&#8217; adlı kitabındaki çelişkiler: Richard Dawkins&#8217;in &#8216;Gen Bencildir&#8217; adlı kitabından alıntıları okuyanlar, akılsız varlıklara nasıl ‘düşünme, irade, planlama, programlama, bilgi sahibi olma’ gibi özellikler yüklenmeye çalışıldığını göreceklerdir. Hele &#8216;akılsız&#8217; atom yığınlarının ‘rastgele’ olarak bir araya gelip akıllı ve iradeli canlılara dönüştüğünü anlatmaya çalışırken Dawkins&#8217;in misal verdiği ‘toto’ ve ‘Şikago gangsterleri’ örneklerin aslında amacının tam zıttını ispatladığını, biraz kıyas ve zekaya sahip herkes hemen fark edecek ve Turan Dursun’un bir kova, su ve süpürge ile yaptığı ‘deney’ sonucu ateist olması ile aradaki mantık-sızlık-sal benzerliği hemen fark edecektir! ‘Hem Ganster, hem toto ve o ortamları kim sağlamıştır?’ şeklindeki sorular zinciri her aklı başında insanı aynı sonuca ulaştıracaktır: Verilen tüm örnekler tam aksini ispat etmekte ve akıl ve irade sahibi bir gücü işaret etmektedir! Aşağıdaki alıntıdaki tırnak (‘ ’) işareti ile vurgulanan kelimelere özellikle dikkatinizi çekmek istiyoruz: “Bizi doğal seçilim ‘inşa etmiştir.’ Eski gen-seçmeli evrim, beyinleri ‘yaparak’ ilk memlerin doğacağı çorbayı ‘sağladı.’ Bir yerlerde, ‘rastlantısal’ olarak, ‘dikkate değer özellikleri’ olan bir molekül oluştu. Bunun ortalıktaki moleküllerin en büyüğü ya da en karmaşığı olması ‘gerekmiyordu’, ama kendi kopyalarını ‘yaratabilmek’ gibi ‘olağandışı’ bir özelliği vardı. Bu ‘rastlantının’ oluşma olasılığı ‘pek fazla gibi görünmeyebilir’; ‘öyleydi de!’ Eğer yüzlerce milyon sene boyunca her hafta ‘Toto kuponu’ doldurursanız, birçok kez büyük ödül kazanabilirsiniz. Evrim, bir anlamda, iyi bir şey gibi görünüyorsa da gerçekte hiçbir şey evrimleşmek ‘istemez’. Evrim ‘ister istemez’ oluşan ‘bir şeydir’, genlerin bunu ‘engellemek için harcadıkları tüm çabaya’ karşın. Başarılı Şikago gangsterleri ‘gibi’, bizim genlerimiz de, epey ‘rekabetçi’ bir dünyada milyonlarca sene boyunca, hayatta kalmayı başarabilmişlerdir. Buna dayanarak, genlerimizde ‘belirli nitelikler’ olduğunu ‘ileri sürebiliriz.’ Ben başarılı bir gende, baskın özelliğin ‘acımasız bir bencillik’ olduğunu savunacağım. Genlerde ‘uzak görüşlülük yok’ ve geleceği ‘planlamıyorlar.’ Genler ‘yalnızca varlar’, bazı genler diğerlerinden daha ‘becerikli’ ya da değil ve ‘işte hepsi bu.’ Gen düzeyinde, ‘özverili olma kötü, bencillik ise iyi olmalıdır.’ Hücre, genlerin kimya ‘endüstrileri’ için ‘uygun bir çalışma birimidir.’ Gen ‘makineleri’ olarak ‘yapılmış’ mem ‘makineleri’ ile ‘yetiştirildik.’ Genler de yaşam kalım ‘makinelerinin’ davranışlarını ‘denetlerler’; doğrudan kuklaları oynatan ipleri kullanarak değil, ‘bilgisayar programcısı gibi’ dolaylı yollarla. Genler ‘usta programcılar’ ve kendi canlarını kurtarmak için ‘programlıyorlar.’ İnsanoğlunun bir başka özelliği de -‘büyük olasılıkla’- has, çıkarsız, gerçek özverisi. Böyle olduğunu ‘umuyorum’ ama ‘bunu tartışmayacağım’ ve ‘olası’ memsel evrim üzerine ‘spekülasyonlar yapmayacağım.’ Her ne kadar aksine inanmak istesek de, ‘sevgi’ ve türün -bir bütün olarak- ‘iyiliği’ hiç de ‘evrimsel anlamı olmayan’ kavramlardır.&#8221; Görüldüğü gibi “Dawkins, yaratıcılık özelliğini zamana vermiştir. &#8216;Zaman ile her şey tesadüfen oluşabilir&#8217; görüşündedir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 90) Koca evreni boşverin, sadece bir hücrenin oluşumu bile toto çekilişi ile kıyaslanamazken -ki ayarlayanı mutlaka olması gereken- bu toto ile hayatı anlamlandırmaya çalışan akla ‘evrimci akıl’ denir diyelim ve konumuza devam edelim!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins önyargı ve sübjektif bir yaklaşıma sahiptir. Kitaplarının içinde hakaret,  alay, hınç ve acımasız eleştirilerinin sınırı yoktur. Ama bakın yazar kendini nasıl da farklı tanıtmaktadır. Sonradan Müslüman olan bir Yahudi ile youtube’da yaptığı bir konuşmada Dawkins kendisini şöyle tanıtır: </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6701 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dawk-1.jpg" alt="dawk-1" width="333" height="180" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kibar kişilikten bir hümanist paylaşım:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6793 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateistdawkinsobjektifligi-1.jpg" alt="ateistdawkinsobjektifligi-1" width="479" height="309" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ben bir ateistim ve ben kibar birisiyim, insanlardan nefret etmiyorum.” (youtube.com/watch?v=zD1SXVAXxls) Bu ‘kibar ve anti-nefret’ şahsiyetin sosyal medya paylaşımına bakalım: “Kur&#8217;an&#8217;ı okumadım, bu yüzden İncil için yaptığım gibi bölüm ve ayetlerden alıntı yapamadım. Ancak günümüzde ‘kötülük için en büyük gücün İslam olduğunu’ sıklıkla söyleriz.” (x.com/RichardDawkins/status/307369895031603200)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Richard Dawkins militan ateist tavrını Darwinizm ile meşrulaştırır. Tasarımcının ya da ruhun olduğu hissini, Darwin&#8217;i okuduğunda tamamen kaybettiğini söyler.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 173) Dawkins her materyalist gibi evrimi savunmaktadır. ‘Kör Saatçi’ adlı kitabında, canlıların evrimini, Stuart Kaufmann’ın yazmış olduğu bir bilgisayar programı aracılığıyla ‘kanıtladığını’ iddia eder. Bu program, çubuk, dikdörtgen ve üçgen gibi şekillerin rastgele değişimlerle daha karmaşık hale gelmelerini sağlayan bir programdır. Program tarafından rastgele düzenlenen bu çubuklar, birçok ara formdan sonra zamanla hayvan, bitki ve insan figürlerini andırır hale gelmeye başlamaktadır. Dawkins, bu basit şekillerin bilgisayar programıyla zaman içinde insan veya hayvan figürlerine benzer hale gelmesinin, canlıların sözde evrimleşme sürecine benzediğini iddia eder. Bu örnekten yola çıkan Dawkins, canlıların da uzun bir süre boyunca meydana gelen mutasyonlarla bugünkü karmaşık hallerine dönüştüğünü savunur. Aslında Dawkins’in bu iddiası komiktir! Çünkü Stuart Kaufmann’ın kullandığı programın bizzat kodlayıcısı vardır. Bir bilgisayar ve daha da önemlisi bunları yapan bir zeka vardır! Kodlardan oluşan bir bilgisayar oyunu sadece çizgilerden mi meydana gelir? Kodlamayı azıcık bilen ‘tek bir eksik veya fazla harf-rakamın’ programı nasıl da çalışamaz hale getirdiğini bilir. Dawkins hâlâ Darwin&#8217;in eski mikroskoplarla yaptığı araştırmalar seviyesinde kalmıştır. Artık ‘DNA, şifre, kodlama’ çağındayız ve hayat da basit çizgilerle ifade edilemeyecek kadar mükemmel ve uyumlu bir sistemler bütünüdür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1880&#8217;lerde bilim adamları hayatın kökeni için bir açıklama bulmanın oldukça kolay olduğunu düşünüyorlardı. “Hayatın karbondioksit, oksijen ve nitrojen gibi basit kimyasalların bileşimiyle kolaylıkla oluşan protoplazma denilen bir maddeden meydana geldiğini zannediyorlardı.”  (William A. Dembski, James M. Kushner, Signs of Intelligence, s. 103-104; Bölüm 8: Stephen C. Meyer, Word Games: DNA, Design and Intelligence) Bilim yazarı Howard Peth: &#8220;Eskiden hücrenin bir çekirdek ve sitoplazma ‘denizi’ içindeki diğer parçalardan meydana geldiği düşünülmekteydi. Fakat hücre içinde büyük alanlar boştu. Şimdi ise, bir hücrenin gerçekten &#8216;kovan gibi olduğu&#8217; yani hücrenin ve onu barındıran bedenin hayatı için gerekli olan önemli işlevsel birimlerle dolu olduğu bilinmektedir. Evrim teorisi hayatın &#8216;basit&#8217; bir hücreden geliştiğini varsayar, fakat günümüzde bilim basit hücre diye bir şey olmadığını göstermektedir.&#8221; (Howard Peth, Blind Faith: Evolution Exposed, s. 77)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanın tek bir hücresinin DNA&#8217;sında tam 1 milyon ansiklopedi sayfasını doldurabilecek miktarda bilgi bulunur. “İnsan kendi bilgisini okumaya kalkışsa buna ömrü yetmez!” Bu dev ansiklopedi yaklaşık 3 milyar farklı şifreye sahiptir. Eğer DNA&#8217;daki bilgileri kağıt üzerine yazılı hale getirebilseydik, kağıtların uzunluğu Kuzey Kutbu&#8217;ndan Ekvator&#8217;a kadar uzanacaktır! Ve bu sadece tek bir hücrenin şifresidir! 100 trilyon hücreden oluşan bir insanda ise bu, 100 trilyon kat kitap anlamına gelmektedir. Bu, günümüz bilgisayar teknolojisi ile bile mümkün olmayan bir gelişmiş sistemi ifade eder. İnsan Genomu Projesini yürüten Celera Genomics şirketinin uzmanlarından Gene Myers, &#8220;Beni asıl şaşırtan şey hayatın mimarisidir. Sistem olağanüstü derecede komplekstir. ‘Sanki tasarlanmış’ gibidir. DNA&#8217;da ‘büyük bir akıl’ yer almaktadır.&#8221; (Article by Tom Abate, San Francisco Chronicle, Şubat 19, 2001) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eğer materyalistlerin iddia ettikleri gibi maddenin doğada kendi kendine canlılığı oluşturma gibi bir özelliği olsaydı, bunun, laboratuvarların kontrollü ortamında çok daha kolay gerçekleştirilebilmesi gerekirdi. Oysa bugün değil canlı hücresi, onun herhangi bir organeli bile laboratuvarlarda suni olarak üretilmemektedir. Yapılabilen ise sadece, ‘var olan’ hücreye dışarıdan yapılan müdahalelerden ibarettir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlkel çorba denilen bir ortamda canlı bir organizmanın oluşumunun mümkün olmadığı bilim literatürüne girmiştir: “ABD&#8217;li önde gelen bir araştırmacıya göre, Dünya&#8217;daki yaşamın volkanik kaynaklardan veya hidrotermal bacalardan ortaya çıkması pek olası değil.” (BBC, 13 Şubat 2006; news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/4702336.stm)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız doğa bilimci Jean Baptiste Lamarck, evrimin mekanizmasını &#8220;kazanılan özelliklerin nesilden nesile aktarılması&#8221; şeklinde açıklamıştır. Canlıların yaşamları sırasında uğradıkları değişiklikler kalıcıydı ve yeni nesillere kalıtsal olarak aktarılabiliyordu. Ona göre zürafalar bir zamanlar ceylan benzeri birer hayvandılar; ama yüksek dallara erişmek için harcadıkları çaba yavaş yavaş boyunlarını uzatmıştı. Lamarck, oldukça iddialı konuşmaktan da çekinmiyordu: “Bir sülalenin sağ kollarının nesiller boyunca kesilmesi sonucunda yeni doğan bireyler tek kollu doğacaktır.” Öncelikle, günümüz keçilerinin hâlâ yüksek dallara uzanmaya çalıştıklarını ama boyunlarının uzamadığını ve ayrıca bilinenin tersine zürafaların da küçük boylu ağaçları tercih ettiklerini belirtelim:  Uppsala Üniversitesi zoologlarından Robert Simmon, American Natüralist dergisinde 1996 yılında yayınladığı bir makalesinde “Besin için rekâbetin en fazla olması gereken kurak mevsimde, zürafalar genellikle yüksek dallarda değil, fazla büyümeyen çalılarda otlanır.” diye yazmaktadır. (BBC, 30 Haziran 2016) Çin&#8217;de tahmini olarak onuncu yüzyıldaki Beş Hanedan On Krallık döneminde başlayan,  yirminci yüzyıla kadar süre gelen bir gelenek vardır. Ayak bağlama ya da ‘lotus ayak geleneği.’ Gelenek, küçük yaşta kız çocuklarının ayak kemiklerini kırarak çok ufak boyutta ayakkabılara sokmak ve ayak büyümesini engellemek amacıyla yapılan bir uygulamaya dayanmaktadır. Yüzlerce yıl sonunda bu geleneği devam ettiren insanların çocuklarının ayakları ise hâlâ &#8216;normal&#8217; doğmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Benzer bakış açısını Dawkins de ileri sürmüştür. &#8220;Başlangıçta günümüz sincabına benzer, ağaçlarda yaşayan ve herhangi bir şekilde uçmak için özel bir perdeli organı olmayan bir canlı, kısa mesafeleri sıçramaya başladı. (Eğer düşmesini yavaşlatacak birşey olsaydı daha uzağa sıçrayabilirdi.) Doğal seleksiyon, kollar veya bacak eklemlerine yakın bir bölgede daha keseli bir yapıya sahip olan bireyleri ‘seçti.’ Şimdi gittikçe daha geniş deri alanına sahip bireyler daha uzağa sıçrayabiliyorlar. Sonraki nesillerde derinin genişlemesi ‘bir kural oldu’ ve bu durum böylece devam etti&#8230; Gerçek kanat çırparak yapılan kuş uçuşunun bu basit süzülüş hareketinden evrimleşmesini hayal etmek artık çok daha kolay; böylece bu canlılar uçmaya başladılar.&#8221;  (Phillip E. Johnson Climbing Mount Improbable &amp; Darwin&#8217;s Black Box; origins.org/articles/johnson_climbingmount.html) Dawkins, uçuş, kanatların simetriği, bu olayın biyokimyasını veya genetik gelişimini anlatan bilimsel kanıt sunmak yerine aslında sadece bir masal anlatmaktadır. Çünkü olaya bilimsel değil evrimsel/ideolojik/psikolojik yaklaşmaktadır! Dawkins, kuş akciğerleri ve sürüngen akciğerleri arasındaki derin anatomik farklara da hiç değinmemektedir. Sürüngenlerin akciğerleri memelilerinki gibi, havanın içeri girip aynı yolu izleyerek geri çıktığı bir yapıya sahiptir. Kuşlarınki ise ‘jet motorlarına hava sağlayan mekanizmaya benzer şekilde dizayn edilmiştir.’ Yani hava hareketi tek yönde gerçekleşmektedir. Hava akciğere bir kanaldan girer, bir başka kanaldan çıkar. Başka hiçbir canlı grubunda rastlanmayan bu mükemmel mekanizma sayesinde, kuşun uçması için gerekli olan yüksek oksijen ihtiyacı karşılanır. Kanatlar ise özel yapıları sayesinde su ve havayı geçirmeyecek şekilde, göğüs kemikleri de uzun mesafe uçuşlarında oldukça büyük miktarda enerji ve kas gücü gerektirdiği için geniş şekilde yaratılmıştır. Zaten bu nedenle, &#8220;Aeorodinamik bir harika olan kuşla kıyaslandığı zaman en gelişmiş hava aracı bile sadece kabataslak bir kopyadan öteye geçememektedir.&#8221; (Kusursuz Uçuş Makineleri, Reader&#8217;s Digeest, çev: Ruhsar Kansu, Bilim ve Teknik, Sayı: 136, Mart 1979, s. 21) Kuşlardaki bu kusursuz tasarımların havacılığın gelişmesinde de büyük katkısı olmuştur. Nitekim uçağın mucidi olarak ‘kabul edilen’ Wright kardeşler, Kittyhawk adındaki uçaklarının kanatlarını yaparken akbaba kanatlarının tasarımını örnek almışlardır. (web.archive.org/web/20060928173807/yourplanetearth.org/terms/details.php3?term=Biomimicry) “Askeri tasarımcılar baykuş kanatlarını ‘taklit ederek’ hayalet uçakları olduklarından daha da gizli hale getirebilmeyi umuyorlar. Baykuşlardaki ‘tasarım sayesinde’ radarlar tarafından görülmeyen uçakların hiç duyulamayacak kadar sessiz olması hedefleniyor.” (fonz.org/zoogoer/zg1999/28(4)biomimetics.htm : &#8220;Designs from Life&#8221;, Robin Meadows, Zooger, July/August 1999) Airbus, uçağın kanatlarına tıpkı kuşlarınki gibi uçuş koşullarına göre şekil alabilme özelliği kazandıracak uyarlanabilen kanatlar (adaptive wings) yapmaya çalışmaktadır. Amaçları ise yakıt sarfiyatını en aza indirmek. (biltek.tubitak.gov.tr/dergi/98/ocak/yakitsiz.html) İlk çalışmalar da Amerikan avcı uçağı olan F-111 ile başlamıştır. (Biyonik, Doğayı Kopya Etmektir, Bilim ve Teknik Temmuz 1985, s. 1) Ayrıca kuş kemiklerinin içleri boştur, bu nedenle de son derece hafiftir. Modern uçakların kanatları da kuş kemiklerinden ilham alınarak içleri boş olarak tasarlanmaktadır. Kuşun karnındaki tüylerle kanatlarındaki tüyler birbirinden farklı özelliklere sahiptirler. Büyük tüylerden oluşan kuyruk tüyleri dümen ve fren görevi görürler. Kanat tüyleri ise, kanat çırpma esnasında açılarak yüzeyi genişletip kaldırma kuvvetini arttırma özelliğine sahiptir. Konuyu daha fazla uzatmadan Dawkins&#8217;in iddiasına dönelim ve şu soruları soralım: Ön ayağını kaybedip, onun yerine yarım kanata sahibi olan bir canlı, nasıl bir avantaja sahip olacaktır? Dört ayağa sahip bir sürüngen hızlı hareketi sayesinde hem düşmanlarından kaçabilecek, hem de avlanabilecektir. Yarım kanata sahip bir sürüngen ağaçtan düşüp, zarar görmesi engellenirken bir fayda sağlasa da, ön ayaklarını kaybettiği için hızlı hareket edemeyecektir. Böylece ne düşmanlarından kaçabilecek ne de avlarını eskisi gibi yakalayabilecektir. Bu onun için yarım kanatın getirdiği avantaja göre çok büyük bir dezavantajdır. Zaman içinde büyüyen kanatlar düşerken onu yavaşlatacak fakat düşmanlarından kaçarken ya da avını kovalarken engel olacaktır. Çünkü henüz uçamamaktadır! İşlevsiz olunca da körelmesi gerekirken evrimciler bunun devam ettiğini ileri sürmüşlerdir&#8230; “Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır.” (Mü’minun, 21) Ayrıca ilginçtir, örnek alınarak teknolojiler geliştirilen bu canlıların ‘tesadüfen yani akıllı bir müdahale olmadan’ ortaya çıktığı da evrimciler savunulabilmektedir! Evrimci mantığın sorun listesi bu şekilde uzayıp gitmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6700 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dawin-gunumuz-mikroskop-1.jpg" alt="dawin-gunumuz-mikroskop-1" width="600" height="270" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6702 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dna-sifre-1.jpg" alt="dna-sifre-1" width="500" height="94" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, &#8220;Hindistan’da bölünme zamanında, bir milyondan fazla kişi Hindu ve Müslümanlar arasındaki dinsel çatışmalar sırasında katledildi. Öldürülecek toplulukların etiketlenmesinde yalnızca dinsel göstergeler etkendir. Bir bakıma Hindistan halkını dinden başka bir şey bölemezdi.&#8221; demektedir. Bu da Dawkins’in son derece yanlış bir yorumudur. İlk önce kendisine şunu sorması gerekirdi:  Nasıl oldu da bu insanlar yüzlerce yıl, farklı dinden olmalarına rağmen bir arada yaşayabilmişlerdir? Neden 20. yüzyıla gelindiğinde böyle bir bölünme yaşanmıştır? Bu konuda acaba asıl neden, o bölgeyi işgal etmiş olan sömürgeci güçler olabilir mi? Acaba Dawkins, pasaportunu taşıdığı İngiliz devletinin bu bölünmedeki katkılarını hiç düşünmüş müdür?! Ve yine asıl sorulması gereken soru, dinler kadar emperyalizme hiç karşı çıkmış mıdır Dawkins? Yoksa ona verilen görev, zaten emperyalizmin önündeki tek engel olan İslam’ı karalamak mıdır? Tanrı Yanılgısı (The God Delusion)  adlı kitabın girişinde Dawkins, “Hümanist” düşüncenin “milli marşı” olarak kabul edilen İmagine (Hayal edin) isimli şarkıdan esinlenerek, bir hayal de kurmaktadır. Bu hayalini Dawkins şöyle ifade etmektedir: &#8220;Dinin olmadığı bir dünya hayal edin.&#8221; Dawkins ayrıca ateistlerin (Mesela Stalin’in) yapmış olduğu yanlışların bütün ateistlere mal edilemeyeceğini ileri sürerken (Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 256) konu inançlı insanlara gelince tamamen farklı bir tavır sergilemekte ve dindar olduğu iddia edilen kişilerce yapılan yanlışları genelleştirip tüm inanç sahiplerini ağır bir itham altında bırakmaktadır. Ateist olan Stalin&#8217;in 30 yıl süren iktidarı boyunca 20 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiştir. O, evrimci ideolojiyi savunan Nazi lideri Hitler ile de Avrupa&#8217;yı paylaşmıştır. (Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı.) Hitler daha sonra anlaşmayı bozunca ancak yollarını ayırmıştır! Ateist Mao döneminde de Çin&#8217;de milyonlarca insan ölmüştür ve günümüzde de komünist partinin yönetimindeki Çin&#8217;de tüm ‘işçiler’ az bir ücret ile sendikasız olarak  Batılı sermaye grupları için acımasızca çalıştırılmaktadır. Kızıl Kmerlerin lideri Pol Pot&#8217;un (Saloth Sar) Kamboçya&#8217;da sadece 3 yıl 8 ay içinde, 7 milyonluk ülke nüfusunun nerde ise yarısını -3 milyon kişiyi- katletmesi de hep materyalist ve ateist ideolojinin bir sonuçudur. Terörün sistemli olarak kullanılmasının gerekliliği konusunda ateist Lenin&#8217;in ifadeleri (V. İ. Lenin, Collected Works, Moscow, IX/346;  V. İ. Lenin, Collected Works, Moscow, xxxv/238;  Pravda Gazetesi, 26 Ekim 1918; V.İ. Lenin, Polnoye sobraniye soçineniy, Moskova, 1958-1966, XXXV/311; Stephane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panne, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, s. 82) ile dizayn edilen ateist/komünist sistemlerin kanlı bilançosu özetle şu şekildedir: SSCB 20 milyon, Çin 65 milyon, Kuzey Kore 2 milyon, Kamboçya 3 milyon, Doğu Avrupa 1 milyon, Latin Amerika 150 bin, Afrika 1,7 milyon, Afganistan 1,5 milyon ve uluslararası komünist hareket ve iktidarda olmayan komünist partilerin eylemleri sonucu da 10.000 civarında ölüm olayı meydana gelmiştir. (Komünizmin Kara Kitabı, s. 17) Ateist PKK’nın eylemleri sonucu katledilen 40.000 insanı da bu  listeye ekleyebiliriz! Tüm bu katliamların merkezinde materyalizm ve evrim teorisi bulunmaktadır. Evrimci P. J. Darlington, vahşetin, evrim teorisine inanmanın doğal bir sonucu olduğunu şöyle itiraf etmektedir: “Birinci nokta, bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir, en uzak atamızdan bize miras kalmıştır. O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir ürünüdür.” (P.J. Darlington, Evolution for Naturalists, s. 243-244) 1970 Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Rus yazar Alexander I. Solzhenitsyn, 1983&#8217;de Londra&#8217;da yaptığı bir konuşmada Rus halkının başına gelenleri şöyle özetlemektedir: &#8220;Yarım yüzyıl önce henüz bir çocukken, yaşlıların Rusya&#8217;nın başına gelen felaketlerin nedeni için şöyle dediklerini hatırlıyorum: &#8220;İnsanlar Allah&#8217;ı unuttular, tüm bu felaketlerin nedeni bu.&#8221; O zamandan beri, 50 yıldır devrimimizin tarihi üzerinde çalıştım, yüzlerce kitap okudum, yüzlerce şahit dinledim, sekiz cilt kitap yazdım. Ama 60 miyon insanı yok eden devrimin ana sebebini formüle etmemi isterseniz şunu tekrarlamaktan başka bir şey yapamam: İnsanlar Allah&#8217;ı unuttular; tüm bu felaketlerin nedeni bu.&#8221; (Edward E. Ericson, Jr., &#8220;Solzhenitsyn &#8211; Voice from the Gulag&#8221;, Eternity, October 1985, s. 23, 24) Amerikan Ateizmi Geliştirme Birliği başkanı Charles Smith, &#8220;Evrim, ateizmdir.&#8221; (H.Epoch, Evolution or Creation, (1988), s. 148-149) derken zaten bilinen bir gerçeği ilan etmektedir. Materyalizm, ateizm ve evrim bir bütünün farklı yüzleridir! Cansız ve şuursuz atomların kendi kararlarıyla biraraya gelip, canlı ve  şuurlu insanı oluşturduğunu iddia eden ve pagan (putperest) kabilelerde olduğu gibi &#8220;doğa&#8221;yı ilahlaştıran (Natüralizm), DNA üzerindeki bozulma ve oynamaların -mutasyonların- yeni türler oluşturabileceğini iddia eden, hayatın yapıtaşı olan proteinlerin kör tesadüfler sonucunda oluştuklarına inanan, birbiri ardına gelen başıboş tesadüflerin DNA gibi kompleks bir bilgi bankasını oluşturabileceğinikabul eden, hücre gibi kompleks bir organizmanın tesadüfen oluşabildiğini ileri süren, fosiller evrim sürecini  devamlı olarak yalanlarken hâlâ evrimi savunanların görüşü olan Darwinizm&#8217;in &#8220;doğanın bir mücadele ve çatışma yeri olduğu&#8221;  iddiası toplumlara uygulandığında;  Hitler&#8217;in ‘üstün ırk’ı oluşturma saplantısı,  Marx&#8217;ın ’İnsanlık tarihi sınıf çatışmalarının tarihidir’ yanılgısı,  Mao&#8217;nun milyonlarca insana sözde bir tür hayvan gibi görüp akıl almaz vahşetler uygulaması, Mussolini&#8217;nin &#8220;Savaşın tüm insan enerjisini en yüksek noktaya taşıdığı&#8221; iddiası, Kapitalizmin &#8220;güçlülerin zayıfların üzerine basarak daha da güçlenmeleri&#8221;  fikri, Stalin&#8217;in zalim çalışma kampları, üçüncü dünya ülkelerinin emperyalist ülkeler tarafından acımasızca sömürülmeleri, PKK gibi evrimci ateist örgütlerin katliamları… Hepsi ama hepsi sözde bilimsel bir kılıf kazanmaktadır. Unutmayalım ki birinci ve ikinci dünya savaşını da dindarlar çıkarmamışlardır! Savaşların nedenini dine bağlayan ve dinler olmaz ise savaş ve yıkımların olmayacağını ileri süren Dawkins&#8217;e cevap için,  ‘Savaşların nedeni din midir?’, ‘Ateizm yanılgıs<strong>ı’,</strong> ‘İslam savaş hukuku’, ‘İslam barış dinidir’ adlı yazılarımızı tekrar hatırlatırız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins’in itiraf tadındaki şu cümlelerini hatırlayalım: &#8220;Önümüzdeki birkaç yıl içinde eğer kimyacılar laboratuvarlarında yeni bir yaşam başlangıcını başarılı bir şekilde yeniden gerçekleştirdiklerini bildirirlerse ‘hiç şaşırmam.&#8221; (Tanrı Yanılgısı, s. 132) Bilim ve Ütopya dergisinin Kasım 1998 tarihli nüshasında, &#8220;Uçtu Uçtu Dinozor Uçtu&#8221; adlı makalesinde  Ümit Sayın da, “Diyelim ki tüm fosiller fos çıktı! Bu bile evrim kuramını çökertmez. Değişimin nedenlerinin ve mekanizmalarının belirlenmesi ‘bugünkü bilgilerle’ mümkün değildir, ama ‘100 yıla kadar’ bu konuda dev adımlar ‘atılacağına kesin gözüyle’ bakılmaktadır!” diyerek, Dawkins gibi ‘gayba’ inandığını ve gözle görülemeyene iman ettiğini ilan etmektedir. Halbuki, “Doğabilimciler unutmamalıdırlar ki, evrim süreci sadece fosil kayıtları aracılığıyla açığa çıkabilir. Sadece paleontoloji (fosil bilimi) evrim konusunda delil oluşturabilir ve evrimin gelişimini ve mekanizmalarını gösterebilir.” (Pierre Grasse. Evolution of Living Organisms. New York, Academic Press, 1977, s. 82) Ve tüm bunlara rağmen ünlü İngiliz paleontolog Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın bir gerçeği şöyle itiraf etmektedir: &#8220;Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun sürekli olarak aynı gerçekle karşılaşırız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz.&#8221;  (Derek A. Ager, The Nature of the Fossil Record, Proceedings of the British Geological Association, cilt 87, s. 133) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6704 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ilkelcorba-1.jpg" alt="ilkelcorba-1" width="565" height="434" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6699" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/agacdali-keci-1.jpg" alt="agacdali-keci-1" width="250" height="298" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an ve İslam üzerine Dawkins’in çok sınırlı ve yüzeyler bilgilere sahip olduğu yorumlarından anlaşmaktadır. O, Kur’an hakkında şöyle bir yorum yapmıştır: &#8220;Ne yazık ki Kur’an’daki barış yanlısı pasajlar, genelde sadece ilk bölümdedir, yani Muhammed’in Mekke’de olduğu zamanlar. Daha kavgacı satırlar kitabın sonraki bölümlerindedir. Medine’ye kaçması ile başlar.&#8221; Klasik oryantalist görüşün çok kötü bir tekrarı olan (Çünkü Kur’an normal kitaplar gibi Mekke’de başlanıp Medine’de sonlandırılmış ve giriş gelişme sonuç bölümlerinden oluşan bir kitap değildir. Ayetlerin iniş sırası ile surelerdeki yerleri aynı sırayı takip etmez!) bu iddianın cevapları için, ‘İslam barış dinidir’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve ‘İslam savaş hukuku’, ‘Oryantalistlerin Hz. Muhammed hakkındaki ithamları ve gerçekler’ adlı yazılarımıza bakılabilir!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, &#8221;Doğal eleme sayesinde, üstün türlerin devamı ilkesi evrenin başlangıcında tasarlanmıştır.&#8221; demektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 164) Tabii burada, ‘tasarlayan kim?’ sorusunun asıl cevabını Dawkins’ten beklemek çok gerçekçi gözükmemektedir! Dawkins&#8217;e göre doğal eleme, doğanın kör saatçisidir. Görünen bir amaç yoktur. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 136) Richard Dawkins, Kör Saatçi (Blind  Watcmaker) adlı kitabında, doğal seleksiyonla işleyen evrimsel düzeni, kusursuz işleyen bir saatin dişlerine benzetir. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 191) Halbuki bir saatçi ile saat neyse, doğa ile de tanrı odur. (Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 116) Ama materyalist bilimde insanlık, nesnelerin kör dünyasına boyun eğdirilmektedir. (Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 172) Darwin, evrenin bir tasarımcı tarafından tasarlanması fikrine şiddetle karşı çıkar. Ona göre en büyük tasarım, doğal seleksiyondur. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 236) Yani Dawkins, Tanrı’yı reddedip doğal seleksiyonu tanrı olarak görmektedir ama anlaşılan bundan haberi bile yoktur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Dawkins, insanın bir tür ruhsal boyut kazanma hamlesi olan aşk olayını da patolojik (hastalıklı) bir bağımlılık olarak görür. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 170) Dawkins, Aşk duygusunu patolojik yani hastalıklı bir bulgu olarak değerlendirken bencilce almayı normallik olarak görür. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 299, 300) Halbuki teizmde, “Tanrının bir üst değer oluşu, bencillik prangalarından özgürleşmenin de garantisidir.” (Aliye Çınar, s. 111) Dawkins, iyilik yapma dürtüsünün kaynağını, bencil gen teorisiyle açıklamaya çalışır. Ona göre gen bencildir. Halbuki gen Bir DNA zinciridir. Ancak bilinçli değildir! Bencil gen teorisi açısından bakınca insanı, kemiğini asla vermeyen ve bunun için mücadele eden bir köpekten ayırt etmek zor olacaktır. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 297) Dawkins, iyilik yapmanın altındaki sebepleri 4 başlıkta açıklar: Birincisi ‘karşılıklı çıkar’, ikincisi akrabalık bağları, üçüncüsü ‘şöhret kazanma’, dördüncüsü ‘toplum içinde onaylanmak.’ (Dawkins, Tanrı Yanılgısı,  s. 202-206) Aslında bunların tümü ahlak değil, ahlaksızlıktır! Dawkins, menfaatçiliği iyi işlerin nedeni olarak düşünmektedir. (Aliye Çınar, s. 305) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, Darwinizmin hipotezlerini ‘kanıtlanmışçasına’ savunmaktadır. (Aliye Çınar, s. 281) Yazdıkları ve söylemleri ile &#8220;Dawkins öyle bir algı oluşturmaktadır ki, evrim teorisinin etkisiyle ateistlerin konumunun net çizgilerle belirlendiği, teistlerin sustuğu ve ateist evrim görüşü karşısında çaresiz kaldıkları hissini vermeye çalışmaktadır. Ancak bu algının önündeki en temel engel, kendisiyle benzer görüşleri savunan Antony Flew’in ateizmden Tanrı inancına yolculuğudur. Flew, ateist iken doğanın mükemmel işleyişinden ve tasarımdan hareketle bir Tanrı’nın var olduğuna inandığını söylemiştir. Dawkins, evrenin nasıl meydana geldiğini açıklayamadığı gibi canlıların ilk var olma süreci hakkında da mantıksal ve doyurucu bir izahı yoktur. Onun düşünce dünyasında canlılar ‘bir şekilde’ var olur, sonra evrilirler, daha sonra mükemmel canlılar ortaya çıkar. Bu, tamamen kendiliğinden, doğal ve kısa vadeli neticelerin tekrarlanan ‘seçilimiyle’ meydana gelir ve söz konusu seçilim uzun vadede karmaşık canlıları oluşturur. ‘O, izaha ihtiyaç duyan ilk ve orta aşamaları atlatır ve değişimin ileri neticeleri ile evrimi anlatmaya çalışır.’ Doğrusu, Tanrı’nın yokluğu varsayılarak canlıların ilk başlangıcının mükemmel sürece varması hususunda boşluklar bırakılarak ortaya konulmaya çalışılan kurgu, felsefi ve ikna edici bir dayanak olmaktan öte basit bir fıkra olarak nitelendirilebilir.&#8221; (Saim Gündoğan, Richard Dawkins’in tanrı’nın varlığına yönelik eleştirisinin çıkmazları, İhya Uluslararası İslam Araştırmaları Dergisi Cilt: 8 Sayı: 2 Güz 2022, s. 843-844)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins&#8217;in iddiaları genel anlamda &#8220;Allah yok, evrim var, dinsiz ahlak olur ve dinler savaş nedenidir&#8221; şeklinde özetlenebilir ki, tüm bu iddialar benzer başlıklar altında (‘Allah’ın varlığının ispatı’, ‘Evrim teorisi’, ‘Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘İslam barış dinidir’) cevaplar verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dawkins’e göre canlılar tesadüfi bir şekilde var olmamış bir tasarlayıcıları vardır ancak bu tasarımcı tamamen kör, sağır, duygusuz, amaçsız ve iradesiz bir mekanizma olan doğal seçilimdir.” (Dawkins, Kör Saatçi, 25) Ona göre, doğal seçilim tamamen kendi içerisindeki matematiğe uygun olarak ‘birikimli seçilim’ adını verdiği bir yöntemi kullanır. (Kör Saatçi, 61) Yani tesadüf kavramını reddeder gözükse de aslında tasarımı irade sahibi tek tanrı yerine Natüralist bir eksende iradesiz tanrılara havale eder ve monoteizmden pagan bir politeizme kayar! Ayrıca birikimi yapan ve seçeni de görmezden gelir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Not: Dawkins&#8217;in, zürafalarda bulunan  (Vagus) Recurrent Laryngeal siniri hakkındaki iddiasının cevabı da, &#8216; Körelmiş organlar&#8217; adlı yazımızda bulunmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Büyük tasarım&#8217; adlı eserinde ise Hawking, &#8216;Felsefe öldü&#8217; (s. 11) derken, eserinin tamamı ise aslında bilim yerine felsefi içeriklerle doludur! Hawking, bilim adına felsefe yapar ve yaptığının ölü olduğunu da kendisi dolaylı yönden itiraf etmiş olur. Kitabındaki şu cümle de çok ilginçtir: “Yerçekimi kanunu olduğu için kainat ‘kendisini yoktan var’ edebilir.” Önce &#8216;yoktan&#8217; kelimesi ile neyi kastettiğini ele almak gerekir. Eğer yerçekimi varsa, ortada yok diye bir kavram kullanmamızın imkanı yoktur. Demek ki yoktan değil, var olandan kainat oluşmuştur! Yani Hawking’in aslında ‘yok’ dediği ‘var’dır ve kendisi var&#8217;ı yok etmektedir. Hawking bunu tanrı kavramında da aynen yapmaktadır! Evet Hawking yok olan bir şey hakkında bir kitap dolusu yazı yazmıştır! Ayrıca o, kendinden yaratıldığı iddia edilen ve aslında sadece yaratılma süreçlerden biri olan bir kanun -yerçekimi- ile neden bu yaratılma sürecini başlatmıştır? Hawking acaba daha öncesini neden görmek istememektedir?! O yerçekiminin yaratılmasını neden ele almamakta ve neden var olmayı yani aslında yaratılışı ara süreçten başlatmaktadır?! “Isaac Newton, &#8220;Yerçekimi gezegenlerin nasıl hareket ettiklerini açıklıyor, gezegenleri neyin yörüngeye soktuğunu değil&#8230; Her şeyi Tanrı yönetir&#8221; derken, İngiliz fizikçi Hawking<strong> </strong>ise &#8220;Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, evren kendi kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir.&#8221; diyerek, evrenin varlığının hiç yerine bir şey olmasının sebebinin ‘kendiliğinden yaratılış’ olduğunu savunur.” (BBC, 2 Eylül 2010) Hawking, Kasım 2016&#8217;da da, “Kütle çekimi ve kuantum teorilerinin, evreni ilahi bir güce ihtiyaç olmadan yarattığını” (DW, 08.01.2017) ileri sürerek hatalar zincirini devam ettirir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuantum fizikçisi Hans Peter Dürr ise gerçeği görüp itiraf etmekten çekinmemiştir: &#8220;Kuantumla öğrendik ki, ekonomik gerekliliklere ve doğa kanunlarına değişmez tek boyutlu baktığımızdan -ipek böceği gibi- kendi ördüğümüz mecburiyetler kozası içinde hapsolup kalıyoruz. Maddeci anlayışın doğurduğu inançsızlık ve bencillik, bereket ve bolluğu fark etmemizi önlüyor. Tevekkülle istemeyi bilmediğimizden -hırsla hayata saldırdığımızdan- sadece istediklerimizden mahrum kalmıyoruz;  özlediğimiz mutluluk ve huzuru da elde edemiyoruz.&#8221; (Hans Peter Dürr, P.M. Magazin 05, 2007)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yunus Emre’nin dediği gibi: “İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır. Okumaktan mana ne, Kişi Hakk’ı bilmektir. Çün okudun bilmezsin Ha ‘bir kuru emek’tir.” (Yunus Emre Divanı, s. 184)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hawking, bilim adına felsefe yaparak, yaratılan kanunu yaratıcı ilan etmekte ve buna bilim adını vermektedir. Halbuki kanun adını alan şeyin, deney ve tecrübe ile kendini kanıtlatabilecek kadar kesin olan bir düzeye gelen şeyler olduğunu herkes bilir ki, bu da belli bir kurallar zinciri ve uyumu gerektirir. Hiçbir kanun gibi bu kanunlar da ‘kendini’ veya başkalarını yaratamaz! Yaratan, uygulatan ve düzenleyen (Bedi&#8217;, Halık, Melik ve  Rab) Vahid&#8217;l-Ehad olan Allah&#8217;ı inkar etmek için birden çok yaratılanı ‘yaratıcı’ ilan edenlere Kur’an şöyle seslenmektedir: “Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, ortak koştukları şeylerden Yücedir.” (Nahl, 3) “Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.” (Duhan, 39)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Stephen Hawking ve Dawkins, ikisi de okuyucuyu yönlendirme hatasına düşmekte ve onları Yaratıcı ile bilim arasında bir tercih yapmak zorunda bırakmaktadır. Hawking ve Dawkins, tabiat kurallarının yaratıcı bir güce sahip olduğunu ileri sürerler. Yani gözümüz önünde işlevsel görevi olan, kendilerine kodlanan görevleri yapan aracıları yaratıcı ilan edip, asıl yaratıcıyı reddetmemizi isterler. Bu, tıpkı otomatik pilota bağlı uçağa bakarak, &#8216;Kendi kendine gidiyor; uçak mühendisi ve pilotu zaten görünmüyor&#8217; demek kadar bilimseldir! Belki uçaktan bahsederken, o uçağı yapandan bahsetmeye gerek yoktur ama sonuçta konuşulan konu teknik/bilimsel bir konudur ve o uçağı yapan mutlaka vardır ve yaptığı uçağın kalitesi de, onu yapanın ilmi ve gücü (Alim, Kadir) hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Yaradan da bu nedenle evrene yönelmemizi, evren kitabını okumamızı ve onu inceleyip kendisine ulaşmamızı (Mülk, 4-5; Yunus, 5; Enbiya, 30; Ankebut, 44; Zümer, 5 vd.) istemektedir. Bu konuda, Prof. Dr. Adem Tatlı&#8217;nın ‘Bilimlerin Işığında Yaratılış’ adlı eserini de özellikle tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaten günümüzde “Kâinatta elde edilen bilginin; Ateist ve Materyalist, Determinist ve Natüralist gibi felsefi inanç ve aksiyomlarla filtrelenip/işlenerek bize aktarılması” (Komisyon, Bilimin ışığında evrim görüşünün sorgulanması ve yaratılış, s. 264, 267) bize bilim diye yutturulmaktadır! Halbuki ortada tamamen ideolojik bir yaklaşım yani bilimcilik sözkonusudur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca, Tanrı inancı ve bilim birbiri ile çelişmez, aksine bunlar birbirini tamamlayan kavramlardır. Bir yaratan vardır, yaratır sonra düzenler; görevleri yükler/kodlar. Bu birinci aşamadır. Sonra da işini/görevini yerine getiren ve yüklendiği kodlamaya göre hareket eden (Tabiat kuralları, gen, DNA başta) yaratılanlar vardır. Bunlar birbirine zıt ve çelişkili kavramlar değillerdir! Hawking, yaratıcı fikrinin eski bir fikir olduğunu ileri sürer. Ama şunu unutur ki, her eski fikir illâ yanlış olmak zorunda değildir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bir balığı balık yapan maddelerin neler olduğunu bilim tespit edebilir. Ancak bilim, bu maddelerin tamamını toplayıp bir kaba koysa onlar kendiliğinden balığa dönüşmemektedir. Özellikle cansız maddelere canlılık kazandırılması mümkün görülmemektedir. (Murat Akın, ‘Bilimsel İlerlemeler Tanrı’yı Yok mu Ediyor?’ Sorusu ve Kelami Açıdan Değerlendirilmesi, Tekirdağ ilahiyat dergisi, Tasavvur, Aralık/December 2020, VI/716) Balığın ve tüm varlıkların kendi içlerinde ve diğer canlı ve cansızlarla olan uyumlu birlikteliği bizleri bir düzenleyene götürmektedir. Materyalistler bunu maddeye/evrime/zamana izafe ederken teistler ise Yaradan’a izafe etmektedirler. Hiç bir Müslüman da bilim ile din arasında bir seçim yapmak zorunda değildir. (Hasan Özalp, Bilim-Din İlişkisinde Uzlaşmacı Yaklaşımlar, s. 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesela Newton yerçekimi kanununun işlevini bulunca &#8216;Kainatı, her şeye gücü yeten bir Yaratıcının vücut verdiği bir kriptogram (şifreli yazı) olarak görmüştür.&#8217; (John Maynard Keynes, Newton, the Man, London, 1946)  &#8216;Güneş ve gezegenler, aralarında hiç bir şey yokken birbirlerini nasıl ve neye göre çekiyorlar? Nasıl oluyor da tabiatta hiçbir şey abes olmuyor ve dünyada şahit olduğumuz düzen ve güzellik vücut buluyor? Bütün bu olan bitenden, bilinen manada harici bir vücudu bulunmayan, canlı, akıl sahibi, muktedir bir Zat&#8217;ın var olduğu, sonsuzluk içinde kendine has nitelikte her şeyi çok yakinen bildiği ve idrak ettiği açık bir şekilde ortaya çıkmaz mı?&#8217; (Newton, Opticks, 2nd edition (1718), Book 3, Query 28, 343-5) diyen Newton ayrıca, &#8216;Kainattaki her şeyin son derece kolay bir şekilde, akarcasına olup bitiyor olmasını Yaratıcı&#8217;nın mükemmelliğiyle&#8217; irtibatlandırmakta ve &#8216;Yaratıcı&#8217;nın hikmetle iş yaptığını ve asla hiçbir şeyi başka bir şeye karıştırmadan işleri yürüttüğünü&#8217; söylemektedir. (Newton, Yahuda MS 1.1a, fo. 14r)  Ayrıca onun, &#8220;God is known from his works: Tanrı yaptıkları/eserleri ile bilinir.&#8221; (Isaac Newton, Cambridge University Library, MS Add. 3965, section 13, cited in J .E. McGuire, &#8216;Newton on Place, Time, and God: An Unpublished Source&#8217;, The British Journal for the History of Science, 11 (1978), 118-9; Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 27) tespitini ve teslisi reddedip, İsa&#8217;nın tanrı olmadığı fikrine sahip olduğunu da (Snobelen, D. Stephen, “The true frame of Nature”: Isaac Newton, Heresy, and the Reformation of Natural Philosophy, in Heterodoxy in Early Modern Science and Religion, Brooke and Maclean, s. 232-233) özellikle belirtelim. Kuasarları keşfeden, modern astronominin babası olarak anılan ve astronomide Nobel ödülüne eşdeğer olan Crafoord Ödülü’nü kazanan Allan Sandage ise bu konuda şunları söylemektedir: ‘Böylesine bir düzenin kaostan meydana gelmesi olanaksızdır. Bunu düzenleyen bir unsur var olmalıdır. Yaratıcı benim için bir gizemdir, ancak var oluş mucizesinin açıklaması O’dur.’ (Ediz Sözüer, Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu, s. 514)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Hawking, evrim teorisinin yeterli olmadığını görünce yeni bir teori ortaya atmıştır: &#8216;M teorisi.&#8217; Bu teoriye göre, ‘kainatı tabiat kuralları yaratmıştır!’ Yerçekimi &#8216;kanununu&#8217; bile bir ‘teoriye’ bağlar ve buna bilim adını verir. Halbuki kanunlar, belli şartlar altında gerçekleşen şeylerin bilimsel/matematiksel açıklamalarıdır. Mesela güneşin doğudan doğması bilimsel bir kanundur ama ne güneşi ne dünyayı ne de yönleri yaratan bu kanun değildir. Kanun sadece &#8216;var olanı, yaratılanı tanımlar, açıklar!&#8217; Aslında kainatı ne bilim adamları, ne teoriler ve ne de tabiat kuralları yaratmıştır. Hawking’in kitabında, tabiat kanunları, aynen ilahi kitaplardaki mucizeler gibi anlatılır. M teorisi ‘farklı bir şeyden’, hem her yerde olan, hem görünmeyen bir ana kuvvetten, vücuda getirenden, yaratıcı bir kuvvetten bahseder. Bu kuvvet cihazlar ile algılanamaz ve anlaşılabilir matematiksel tahminlerle incelenemez, ancak tüm olasılıkları içerir. Her yerde bulunma, her şeyi yapabilme özelliğine sahiptir ve aynı zamanda da çok gizemlidir. Bu özellikler okuyucuya birini çağrıştırıyordur eminiz! Unutulmamalıdır ki yaratıcı, bilimin önündeki engel değil, bilimin var oluşunun sebebidir. O (cc) yaratmasa, kodlayıp uygulama alanına sokmasa, bilim adamları neyi keşfedebilecekti ki?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler insanların sadece doğanın temel parçacıklarının bir araya toplanmasından oluştuğuna inanmamızı isterler. Bu bir indirgemeciliktir. Bu ateist görüş biyolojiyi, fizik ve kimyaya indirger ve şöyle der: ‘Eğer davranışlarımız bilim kanunları tarafından belirleniyorsa, o zaman özgür iradenin nasıl kullanıldığını anlamak zordur. Demek ki bizler biyolojik makinelerden başka bir şey değiliz ve özgür irade ise sadece bir hayaldir.’ Halbuki böyle bir şey gerçek olsaydı, konuştuklarımız ve yazdıklarımız bir robotun otomatik eylemlerinden ibaret olmaz mıydı? Robotta his, duygu, tercih hakkı bulunabilir mi? Görüldüğü gibi ateist bakış açısı insanı, aslında Ehl-i Sünnetin reddettiği  ve ateistlerin de Ehl-i Sünneti suçladığı &#8216;kaderci&#8217; anlayışa götürmektedir! Bu konuda, ‘Kader’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu bilim (!) adamlarının yaratıcıyı inkar etmeleri bilimsel çalışmaları sonucu vardıkları sonuçlar değil, başta kabul ettikleri ateist dünya görüşü ve ideolojilerinin bir tezahürüdür. Buna birçok örnek verilebilir ama Paul Davis adlı ateistin şu sözü pek çok şeyi açıklar mahiyettedir: &#8221; Kâinatın ve yaşamın kökenini açıklamak için doğaüstü bir varlığa ihtiyaç yoktur. Bunlara ilahi bir varlığın müdahale ettiği fikri hiç bir zaman hoşuma gitmemiştir. Bana göre bir takım matematiksel kanunların tüm bunları var edebilecek kadar zeki olduğuna inanmak çok daha ilham vericidir.&#8221;  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evet, ortada bilim değil, &#8216;inanmak&#8217; vardır ve ayrıca yaratıcı fikri yerine yaratılana zeka ve yaratma özellikleri yüklemenin ve bunu çok daha fazla &#8216;ilham verici&#8217; bulmanın da ateistlere özgü bir özellik olduğu görülmektedir! Ve bir de bunun bilimsel bir görüş olduğuna bizim inanmamız beklenmektedirler! Peki, bu matematiksel gerçek hiç birimizin cebindeki bir parayı iki para yapmış mıdır? Evet, kanunların bir şey yaratabileceğini düşünmek, sabahtan akşama toplama işlemi yaparak para kazanabileceğini düşünmek kadar mantıklı ve bilimseldir! Dr. John Lennox, “Büyük Tasarım” kitabında şöyle demektedir: “Yaşadığımız dünyada basit bir aritmetik kuralı olan 1+1=2, hiç bir zaman hiçbir şeyi var etmemiştir. Bu kural, şimdiye kadar ne benim ne de başkasının banka hesabına para koymamıştır. Matematik kanunlarının kendi başlarına kainatı ve yaşamı yarattığı bir katı tabiatçı dünya, tamamen bilim kurgudan ibarettir. Hawking apaçık bir şekilde ‘neden hiçbir şey değil de bir şey var’ temel sorusunu cevaplamakta başarısız olmuştur.” (Ediz Sözüer, Risale Haber, 25.8.2014; Video: youtube.com/watch?v=ZtopJldSqtU&amp;t=114s)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Dawkins de, evrenin kendiliğinden oluştuğunu ispatlamak için bir bilgisayar programı kullanılmasını tavsiye eder ve der ki: &#8220;Eğer doğanın kör güçleri tarafından kurulmuş olabilecek kümülatif bir seçilim için gerekli koşullar oluşturulmuş olsaydı, tuhaf ve mükemmel sonuçlar alınabilirdi.&#8221; (Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, Norton, 1987, s.49) İyi de, &#8220;cümledeki karakterlerin varlığını, karakterlerin sayısını, geçiş orantılarını, bilgisayar programcısını, karakterleri seçen programı, işi gerçekleştiren enerjiyi, enerjinin üretimi ve dağıtımını, zaman ve mekanı, varoluşun ve yasaların sürekliliğini ve devamını ‘kim’ ayarlayacaktır? Devamı da ilginçtir: “Evrimin uzun dönemli amacı yoktur. Her ne kadar insanlar, amaçlı olan bir evrimin ürünü olduğumuz biçimindeki saçma sanı ile avunuyorlarsa da, uzun vadeli bir hedef, bir seçilim için kriter olarak hizmet edecek mükemmel bir model yoktur.” Yani, amaçsız, hedefsiz, şans eseri var olan insan dünyada bir süre yaşayacak ve sonra yok olup gidecektir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ey ateist arkadaş! Sen iradesiz bir varlıksın ve şans eseri varsın. (Ateistler, &#8220;bizi tanrı neden sormadan yarattı?&#8221; diye bi daha sormasınlar, biz cevabımızı ‘Allah’ın varlığının ispatı’ adlı yazımızda verdik de, evrimci materyalist görüşün buna cevabı hiç yoktur!) Yaşayacağın acı-sevinç türü her şey sadece atomların tesadüfen bir araya gelmesi ile meydana gelmiştir. Zaten ölüm sonrası da yoktur! Doğal olarak “Ne yapacağım, neye göre yaşayacağım, iyilik neden yapayım, kötülük denen şey gerçekte var mıdır?” türü kafanızda bin türlü sorular cevapsız kalmaktadır! Evet, ateist olmak demek ‘karamsarlık, bunalım, idealsizlik ve intihar’ demektir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Uzaylılar mesaj gönderirse cevap vermeyin. &#8220;Stephen Hawking&#8217;in Favori Yerleri&#8221; (Stephen Hawking&#8217;s Favorite Places) isimli yeni bir belgeselden alınan açıklamalarında dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking, uzaydaki Dünya dışı yaşamla ilgili korkutan ifadeler kullanır. Hawking, uzaylıların dünyaya mesaj göndermesi durumunda buna cevap verilmemesi gerektiğini söyler. Hawking, uzayda seyahat edecek kadar gelişmiş bir uygarlığın Dünya&#8217;ya geliş amacının &#8216;barışçıl&#8217; olmayacağının da altını çizer.” (Hürriyet, 26.7.2017) Uzaylıları kabul, Yaradan’ı inkâr eden bu bilim adamına sormak gerekir: Peki o uzaylıları kim yaratmıştır?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabii, Hawking’in Tanrı inancına sahip olduğu da ileri sürülür (Saul Pasternak, Jerusalem, 22.12.2006, s. 28; Antony Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış, s. 17) ve o, “Evrenin oluşumu, bilimin gerçekliğine dayanır ama ‘bu hiçbir şekilde bilim kanunlarını koyan ve onları da yaratan bir tanrı’ olmadığı anlamına gelmez.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 51; Star, 23 Ocak 2013) der.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;ABD mahkemeleri tarafından 3 Ocak&#8217;ta basına ifşa edilen 949 sayfalık bir rapor, eski finansçı ve pedofil seks suçlusu Jeffrey Epstein&#8217;ın, &#8220;Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking&#8217;in, reşit olmayan kızlarla yaşanan bir toplu seks etkinliğine katıldığına&#8221; dair iddiaları yalanlamaları için kurbanlara para teklif ettiğini ortaya çıkardı. Resmi kayıtlara göre, dünyaca ünlü fizikçi de, Epstein&#8217;ın kötü şöhretli fuhuş adasını ziyaret eden kişiler arasında yer aldı.&#8221; (Cumhuriyet, 05.01.2024)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hem ateist ve Pedofili! Devamını ‘Dinsiz ahlak olur mu?’ adlı yazımızda okuyacaksınız! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6847 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sinancanan-dawkins-1.jpg" alt="sinancanan-dawkins-1" width="381" height="295" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9228 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hawking-uzayli-1.png" alt="" width="421" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gelen bir s</span><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">oru<br /></span> <span style="font-size: medium;">Hocam Richard dawkins ile ilgili yazınızın sonlarına doğru söyle bir ifade geçiyor.</span><span style="font-size: medium;"> &#8220;&#8221;Eğer davranışlarımız bilim kanunları tarafından belirleniyorsa, o zaman özgür iradenin nasıl kullanıldığını anlamak zordur.Demek ki bizler biyolojik makinelerden başka bir şey değiliz ve özgür irade ise sadece bir hayaldir.’ Hâlbuki böyle bir şey gerçek olsaydı, konuştuklarımız ve yazdıklarımız bir robotun otomatik eylemlerindenibaret olmaz mıydı? Görüldüğü gibi ateist bakış açısı insanı sonuçta ehli sünnetin reddettiği  ve ateistlerin de biz ehli sünneti suçladığı ‘ kaderci’ anlayışa götürmektedir. &#8220;<br />Ehli sünnetin red ettiği kaderci anlayış ifadesinden ne anlamaliyiz. Biz muslumanlar kadere iman ediyoruz imanin şartı diyoruz hatta peki sizin bahsettiğiniz kaderci zihniyet nedir?</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cevaben</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Atilla kardeşim, </span><br /><span style="color: #000000;"> Ehli sünnetin kader anlayışında insan iradesi odaklı bir bakış açısı vardır, insan yaptıklarından sorumludur, bu anlayışta. Bu konu Kader ( islamicevaplar.com/kaza-kader.html ) adlı yazımızda ele alındı.</span><br /><span style="color: #000000;"> Ehli sünnetin reddettiği kader anlayışı İslam tarihinde kadercilik/ kaderiye hatta cebriye mezhebi adları ile tanınır ve insanın iradesini, istek ve seçimlerini göz ardı eden bir kader anlayışını savunurlar. İnsan rüzgarın önündeki yaprak gibidir, anlayışı etrafında, tedbiri reddeden veya önemsemeyen bir anlayıştır bu!</span><br /><span style="color: #000000;"> İnsan melek veya doğa kanunları gibi &#8216;kodlanmış, programlanmış&#8217; kabul edilir ki bu anlayışı asla kabul edemeyiz!</span><br /><span style="color: #000000;"> Tabii ki &#8216;külli irade&#8217; yani Allah&#8217;ın iradesi vardır ve bu her şeyi kapsar, O&#8217;nun istek ve onayı olmadan hiç bir şey olmaz ( Allah kötülüğü ister mi; islamicevaplar.com/kotuluk-allah-tan-midir.htm ) adlı yazımıza da bakılabilir.</span><br /><span style="color: #000000;"> Not: Ehli sünnet akaidini savunurum ve önemine inanırım ama detay bir alt başlık olarak bir eklemeyi de burada belirtmek isterim:</span><br /><span style="color: #000000;"> &#8216;Kader&#8217;i her ne kadar ehli sünnet gibi anlasam da, &#8221;Kadere iman iman esaslarından değildir!&#8217; diyen insanları ehli sünnet dışı ama Müslüman kabul ederim:</span><br /><span style="color: #000000;"> Bakara, 177 ve 285. ayetlerde; Nisa, 136. ayetlerde iman esasları sayılır ama Kader bunlar arasında yoktur. Ehli sünnet akaidinin baş yapıtlarından olan Nesefi&#8217;nin Tabsıratü&#8217;l edille adlı eserde de imanın şartları 5 olarak belirtilir kader bunların arasında değildir! </span><br /><span style="color: #000000;"> Kuran&#8217;da kader kelimesi; &#8216;Denge, uyum, ahenk, düzen&#8217; anlamlarında kullanılır, yani Kader kelimesinin kelime anlamı bunlardır. Terim anlamı yani İslam akaidinde ise bildiğimiz özel anlamı ile &#8216;Allah&#8217;ın olacak olan şeyleri önceden bilip yazması&#8217; anlamına gelir! </span><br /><span style="color: #000000;"> Ben ehli sünnet&#8217;im ve kaderi bu anlayış çerçevesinde kabul ederim ama iman şartları içinde saymayanları asla tekfir etmem ve Müslüman görürüm! </span><br /><span style="color: #000000;"> TEKFİRCİ OLMAYAN VE YORUMLARA AÇIK EHLİ SÜNNET&#8217;İN ÖNEMİ DE BURADAN İLERİ GELİR.</span><br /><span style="color: #000000;"> Selam ile. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6678" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/stephen-hawkingRichard_dawkins-1.jpg" alt="stephen-hawkingRichard_dawkins-1" width="223" height="109" /></span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/richard-dawkins-ve-stephen-hawkinge-cevaplar.html">Richard Dawkins ve Stephen Hawking’e cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/richard-dawkins-ve-stephen-hawkinge-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateizm ve Deizmle İlgili 34 Kitap Özeti</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/ateizm-ve-elestirisi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/ateizm-ve-elestirisi.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Aug 2014 11:38:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[ateist]]></category>
		<category><![CDATA[ateizm ve eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[dinsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=5558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başka sorulara verilen cevaplara kaynaklık edecek alıntılar o konu başlıklarının altına eklenmiş olup, tekrara düşmemek için çoğunlukla kitap özetlerine bu alıntılar eklenmemiştir. Ateizm ve eleştirisi Ateizm, &#8220;Theos&#8221;tan türemiştir ve &#8220;Tanrıtanımazlık&#8221; anlamına gelmektedir. Ateizm günümüzde belli bir yaşam tarzını ve davranış biçimini dile getirmektedir. (s. 1-2) İlâhi olmayan herhangi bir inancı (putperestliği, totemizmi, paganizmi vb.) ya da [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateizm-ve-elestirisi.html">Ateizm ve Deizmle İlgili 34 Kitap Özeti</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">Başka sorulara verilen cevaplara kaynaklık edecek alıntılar o konu başlıklarının altına eklenmiş olup, tekrara düşmemek için çoğunlukla kitap özetlerine bu alıntılar eklenmemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm ve eleştirisi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, &#8220;Theos&#8221;tan türemiştir ve &#8220;Tanrıtanımazlık&#8221; anlamına gelmektedir. Ateizm günümüzde belli bir yaşam tarzını ve davranış biçimini dile getirmektedir. (s. 1-2)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlâhi olmayan herhangi bir inancı (putperestliği, totemizmi, paganizmi vb.) ya da dinî (Budizmi, Şintoizmi, Afrika’daki kabile inançlarını vb.) reddetmek ateizm anlamına gelmemektedir. Aksine bu durum kelime-i tevhid inancının temelini oluşturur. Ayrıca Yahudilere ait milli bir tanrı inancı veya Hıristiyanlardaki üçlü tanrı inancı gibi inançların büyük bir kısmı Müslümanlar tarafından da zaten reddedilmiştir. (s. 6)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm günümüzde belli bir yaşam tarzını ve davranış biçimini dile getirmektedir. (s. 2) Özünde materyalist ve sosyalist olan politik yapılanmalarda ateizmi insanlara kabul edilmesi gereken bir yaşam biçimi olarak sunmaktadır. (s. 4)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teist inanca göre tanrı yasalar sayesinde insanların varlıklarını devam ettirmelerine imkân sağlamaktadır. (H.P. Owen, Theism, The Encyclopedia of Philosophy, I/97)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmde şekil, yöntem, gerekçe ve amaç itibariyle birbirinden farklılık arz etmektedir. (s. 2) Ateizmin Çeşitleri: Mutlak Ateizm: İnsan doğuştan Tanrı kavramına sahip olmadığı için reddedecek bir şeyi de bulunmadığını ileri süren görüştür. Mutlu ve sağlıklı günlerinde Tanrı&#8217;yı inkâr eden ateistlerin sıkıntılı zamanlarında ona sığınması mutlak ateizmin imkânsızlığına dair bir örnek olarak ileri sürülmüştür. (s.  7) Teorik Ateizm: Zihni bir çabayla Tanrı&#8217;nın varlığını ve gelen mucize, vahiy, peygamberlik, kutsal kitap, ölümsüzlük ve âhiret hayatı gibi inançlar reddetmektir. Ateistler tartışmalarda kendilerine özgü güçlü tezler ileri sürememişlerdir. (s.  9) Pratik Ateizm: Tanrı&#8217;yı hatırlatan her türlü fikir, sembol ve davranışa karşı savaş açan kişilerdir. İnsanları dinsizleştirmeyi kendilerine amaç edinmişlerdir. Pratik olarak inançsız bir toplumun hayalini de kurmuşlardır. Bu yüzden bu kişilere bazen militan ya da eylemci ateistler de denmektedir. Temsilcileri arasında L. A. Feuerbach, F. Nietzsche, S. Freud ve K. Marx gelmektedir. İlgisizlerin Ateizmi: Tanrı&#8217;nın varlığını veya yokluğunu tartışma konusu yapmadan bu konulara uzak durmayı yeğlemişlerdir. (s.  11) İdeolojik (Materyalist) Ateizm: Özellikle Karl Marx, F. Engels ve V. I. Lenin&#8217;in görüşlerinden hareketle kurulan sosyalist yönetimlerde ateizm komünist partilerin propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Ateizm, Marxist ve Leninist dünya görüşünün ayrılmaz bir parçası olarak görülmüş ve &#8220;ilmi ateizm&#8221; adıyla takdim edilmiş ve ibadetler, törenler, alışkanlıklar, âdet ve gelenekler şiddetle reddedilmiş ve yasaklanmıştır. Görüldüğü gibi ateizm kendini temellendirme ve herkesin kabul edebileceği ikna edici açıklamalar getirme konusunda farklılıklar göstermektedir. (s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk Müslümanlar mevcut toplumun kutsal varlıklarını (put) reddetmelerinden dolayı ateist olarak suçlanmışlardır. Bu kişiler atalarının dininden (Bakara, 170; Maide, 104; Araf, 70, 173; Yunus, 78; Hud, 87; Enbiya, 53; Şuara, 74) ayrılmakla ve inançsız olmakla itham edilmişler ve şiddetli bir şekilde toplumun sahip olduğu eski alışkanlıkları kabullenmeye zorlanmışlardır. (s. 16- 17)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm bazen de diğer ekollerle de karıştırılmıştır. Meselâ ateizmin sınırlarının geniş tutulması sonucu panteist düşünürlerin yanında, bazen agnostik (bilinemezci) ve deist (Tanrı&#8217;ya inanan ancak vahyi reddeden) düşünürler de ateist olarak değerlendirilmiştir. Meselâ ateist olarak bilinen ünlü düşünürlerden Bertrand Russell felsefî açıdan kendini agnostik olarak tanımlamıştır. (s. 19-21) Çünkü ona göre ‘her şeye rağmen elimizde Tanrı&#8217;nın yokluğunu kanıtlayacak yeterli bir delil mevcut değildir.’ (Bertrand Russell, Am I Atheist or an Agnostic, Bertrand Russell On God and Religion, ed. Seckel Al, s. 85) Agnostikler Tanrı inancını reddetmenin yanında ateizmi de eşit derecede reddetmiştir. Zaten kendileri de ‘ateistlerden farklı olduklarını’ söylemişlerdir. (Lightman Bernard, The Origins of Agnosticism, The Johns, s.17) Bir insan inandığı halde tanrıyı bilemeyebilir veya O’nun bilinemeyeceğine inanabilir. Ancak O’nun varlığına inanır. Bu durumda inancında da bir eksiklik görmez. (Thomas McPherson, Religion as The Inexpressible, New Essays in P. Theology, ed. Antony Flew- Alasdair Macintyre, s. 131-143) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin Tarihçesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmi ana hatlarıyla İlkçağ (Antik dönem), Yeniçağ ve modern dönem olmak üzere üç safhada ele almak mümkündür. (s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlkçağ&#8217;da Epikuroscular, şüpheciler ve Atinalı sofistler ilk göze çarpanlar olmuştur. Yine bu dönemde Epikuros, Lucretius ve Democritus&#8217;un fikirleriyle oluşan Yunan atomculuğu ya da klasik materyalizm de inançsızlıkta önemli bir rol oynamıştır. Materyalizm, maddenin yaratılmadığını, düşünceden önce geldiğini ve hiçbir şeyin yoktan var olmadığını iddia etmiştir. Bunun yanında doğaüstü bir gücün (Tanrı) varlığını da reddetmiştir. Materyalizm günümüze kadar çeşitli biçimlerde de olsa devam etmiş ve etkisini sürdürmüştür. Ortaçağ&#8217;da, Vanini ve Bruno gibi kiliseye aykırı konuşan kişiler de bu dönemde yargılanmışlardır. Zaten Aydınlanma dönemiyle birlikte ortaya çıkan ve modern dönemde iyice belirginleşen din düşmanlığının temelinde de Ortaçağ&#8217;da kilisenin Tanrı adına yapmış olduğu insanlık dışı uygulamaların büyük rolü olmuştur. (s.  24)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa’da ise XVIII. yüzyılla birlikte Aydınlanma dönemi başlamış bu çerçevede metafiziğe karşı sistemli bir şüphecilik oluşmuştur. Modern dönemde bazı çevreler geçmişte görülen kilisenin keyfî yorum ve uygulamalarını ateizme ve materyalizme basamak olarak kullanmıştır. Ateizmin modern dönemde politikaya âlet edilmiş, başta Lenin, Stalin, Mao, Pol pot olmak üzere materyalist ateistlerin katliamları, evrimci temelde hareket eden Mussolini ve Hitler’in ırkçı yaklaşımları dünya genelinde on milyonlarca insanın öldürülmesine neden olmuştur. Modern dönemde ise Batı&#8217;da insan özgürlüğü ile Tanrı iradesi (Kilise doktrinleri) arasında derin bir uçurum oluşmuş ve insanlar kendilerini bu ikilem içerisinde bulmuşlardır. Auguste Comte, Marx, Nietzsche, Freud, Sartre gibi filozoflar modern dönemde ateizmin öncüleri olmuştur. Materyalizmin iddiaları özellikle Marxist çevrelerde yenilenmiş ve bilimsel ateizm adı altında savunulmuştur. Bu akımların en etkili silahı da pozitif bilimler sayılan varsayımlar olmuştur. Bu iddialar, birer ideoloji dogması haline getirilmiş, tartışılmasına ve eleştirilmesine dahi fırsat verilmemiştir. Dinin pozitif bilime karşı çıktığını söyleyenler, vahyin savunulmasını, bilim çevrelerinde tartışılmasını dahi yasaklamışlardır. Modern dönemde Auguste Comte evrimci bir yaklaşımla &#8220;üç hal yasası&#8221; denilen bir yönteminin de bugün artık geçerliliği olmadığı tesbit edilmiştir. Tanrı inancının bütün gücüyle ayakta olması ve her şeye rağmen dünyanın pek çok yerinde dinî inançların yaşamlarını devam ettirmeleri Comte&#8217;un fikirlerinin yanlış olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Baştan beri düşünme, evreni var kılan bir yaratıcıyı arama, ona hayranlık duyma ve şükretme içinde olmuştur. Bu inanç ve hayranlık bütün karşıt düşüncelere rağmen bugün de devam etmektedir. Gelecekte de böyle olacaktır. Aslında asıl üzerinde durulması gereken şeyin zamanla değişen (gelişen) şeylerin insanın doğası ve inancı olmayıp, dünya ile ilgili olan tecrübe ve bilgilerin olduğu gerçeğidir. Ancak değişen şeylerin yanında kalıcı olan değerler de vardır. Bunların arasında da ahlak, estetik ve dinî değerler bulunmaktadır. Ayrıca bunlar insan doğasının ayrılmaz vasıflarıdır da.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batılı düşünürler Hıristiyan dünyasının krizleriyle ortaya çıkan ve ‘Batı kültürü için’ çözüm olabilecek iddialarda bulunmuşlardır. Üzücü olan şey Batı için önemli ve anlamlı olan bu düşüncelerin diğer kültürlere de aynen yansıtılması ve kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Halbuki her kültürün kendine has özelliklerinin yanı sıra, kendine özgü hayat anlayışı ve kendini diğer kültürlerden ayıran iç dinamikleri vardır. Artık günümüzde inkârcı ve yıkıcı ideolojilerin de neye mal olduğunu yakinen tecrübe etmiştir. (s.  29-34)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mutlak ateizmin imkânsızlığı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bütün insanların zihninde Tanrı kavramı vardır. Değişik kültür ve dinlerde böyle bir fikrin bulunması daha işin başında mutlak ateizm iddialarını boşa çıkartmaktadır. Tanrı’ya inanmadığını söyleyen insanlar zihinlerindeki bu kavrama Tanrı ismini vermek istememektedirler. Onlar da evrende hâkim olan (ya da görünen düzenin arkasında yer alan) gizli bir gücün, sebebin, enerjinin, kozmik bilincin bulunduğunu belirtmişler, Tanrılık işlevi gören bir ilkenin, gücün veya açıklamanın arayışı içerisinde bulunmuşlardır. Özellikle materyalistler, doğanın (kâinatın) kendini Tanrı olarak görmüşlerdir. Doğaya sonsuzluk, sınırsızlık, yaratıcılık, ezelîlik ve ebedîlik gibi nitelikler atfetmekle bir şekilde onu kutsallaştırmakta, aşkın olmayan (maddi olan) bir varlığa Tanrı gözüyle bakmaktadırlar. Hasta insanların ölümüyle Tanrı’yı suçlayan ateist bir ideolojinin üyesi, kendi ilkeleri uğruna, çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden milyonlarca insanın acımasızca öldürülmesi ve sıkıntı çekmesine karşı sessiz kalmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">David Hume: &#8220;Evrendeki gaye ve düzen bizi farkına varmadan ilk yaratıcının varlığını kabule götürmektedir.&#8221; (D. Hume, Dialogues Concerning Natural Religion, s. 77) Voltaire insan zihninde yaratıcı bir üstün varlık fikrinin daima yer aldığını belirtmiştir. Cemil Sena’da ateizmi kabul etmemiş, Tanrı&#8217;sız bir ruh tüm yaşam dayanaklarını ve tinsel varlığının bilincini yitirmiş bir robottur. (Tanrı anlayışı, s. 586-609) demiştir. Issız bir adada yalnız başına kalmış bir insanın dahi, şayet sağlıklı bir yapıya sahipse, en azından zihninde yüce bir yaratıcıyı düşüneceği kesindir. Binlerce yıldır milyarlarca insanın birbirinden farklı zaman ve mekânlarda dahi olsa Tanrı’ya inanmaları bizlere bir mesaj vermektedir. Bütün insanlar gerek içgüdüsel ve gerekse zihinsel açıdan Tanrı inancına doğuştan yatkındırlar. (Paul Edwards, Common consent arguments for the existence of God, I/154) Hz Muhammed bu düşünürlerden çok önce bu gerçeğiifade etmiştir: “Her doğan fıtrat üzere doğar.” (Buhârî, “Cenâiz”, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25) Ayrıca ateistlerin sıkıntılı ve acılı günlerinde Tanrı’nın gücünü itiraf ettikleri bilinmektedir. İnsanın zihnî bir şartlanmışlık içine girmeden tabii olarak Tanrı&#8217;yı inkâr etmesi mümkün değildir. (s. 35-44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teorik ateizmin tutarsızlığı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin İddiaları: Ateistler, dini içeriden ve dışarıdan olmak üzere genelde iki şekilde eleştirmeye çalışmışlardır. Bunu da din sonradan ortaya çıkmıştır veya birtakım çelişki ya da tutarsızlıklarla karşılaştığını iddia ederek kanıtlamaya çalışmışlardır. Aktif olan, elinde tezi, iddiası ve kanıtı bulunan teisttir. Günümüz ateistlerinin büyük bir kısmı günlük ideolojilerin yapay ilkeleriyle dinden kopan kişiler olmuştur. Hz. Peygamber&#8217;e inanan ve İslam&#8217;a ilk giren kişilerin arasında ayrımcılığa uğrayarak ezilen ve haksız muamele gören zayıfların, kölelerin, kadınların ve yoksul insanların çoğunlukta olması ilginçtir. Buna karşın peygambere ilk karşı çıkanların ise zenginlerin, kabile reislerinin, putlardan, hurafelerden ve büyücülükten kazanç elde edenlerin bulunması da dikkat çekicidir. Yaşamın sadece bu dünyada olduğunu zanneden ve ileride yaptıkları kötü işlerin hesabını vermek istemeyen insanlar ahirete de inanmamış ve bedenlerin ölmesiyle birlikte her şeyin biteceğine kanaat getirmişlerdir. (s. 45-52)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsellik ve Tanrı İnancı: Tanrı, mahiyeti itibariyle aşkın olup dünyevi bir varlık değildir. Tanrı, evrende mahiyetiyle değil, kurmuş olduğu düzenle, belirlemiş olduğu yasalarla, gücüyle, yaratıcılığıyla bulunmaktadır. Din &#8220;Tanrı vardır&#8221; derken onun dünyamızın bir köşesindeki, herhangi bir varlık gibi var olduğunu iddia etmemiştir. Bu nedenle bizzat Tanrı&#8217;nın varlığının pozitif bilimlerle çürütülmesi hayal olmaktadır. Çünkü pozitif bilimin sınırları bellidir. Bilim sonuç itibariyle evrenin yasalarını ve işleyiş biçimini ortaya koyacağına göre, yani kaostan ziyade, bir düzeni keşfedeceğine göre dinin bu sonuçtan rahatsız olacağını düşünmek yanlış olacaktır. Dolayısıyla bütün ilmî çalışmalar insanı Tanrı&#8217;ya götürecek ve daima O&#8217;nu hatırlatacaktır. (s. 53-59) Unutmamalıdır ki ateistler kadar teistler de evrendeki kuralların işleyişi hakkında bilgi sahibidir. Dolayısıyla ‘aralarında inanç, duygu ve yorum farkı bulunan kişilerin birbirlerini bilim konusunda yargılamaları hiç de doğru olmayacaktır.’ ( John Wisdom, Gods, s.139)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Uzay uçuşu sırasında Dünya bazlı istasyonlar ile yaptığı konuşmaların verbatim kayıtlarında (http://www.cosmoworld.ru/spaceencyclopedia/gagarin/index.shtml?doc10.html) bir delile rastlanmasa ve Gagarin kızını taftiz ettirip evinde ikonlar bulundursa da (Zvyozdny Gorodok&#8217;taki (Yıldız Şehri) Başkalaşım Kilisesi&#8217;nin ataerkil metochion rektörü Hegumen Iov (Talats) ne Yury Gagarin&#8217;in ne de Sergey Korolev&#8217;in ateist olmadığına dair kanıt verdi. Peder Iov, Foma dergisinin Nisan sayısına verdiği röportajda, &#8220;Yury Gagarin, büyük kızı Yelena&#8217;yı uzay uçuşundan kısa süre önce vaftiz etti; ailesi Noel&#8217;i ve Paskalya&#8217;yı kutlar ve evde ikonalar bulundururdu.&#8221; dedi: https://archive.md/20130521231326/http://www.interfax-religion.com/?act=news&amp;div=8361#selection-473.31-493.2; interfax, 11 Nisan 2011) bazı kaynaklar Gagarin&#8217;in uçuş sırasında &#8220;herhangi bir Tanrı&#8217;yı burada görmüyorum&#8221; şeklinde konuştuğunu iddia eder. Bu iddiayı gerçek kabul etsek bile aslında kökenlerini Faravunlara dek uzandığı görülür. “Firavun: Haman! Benim için bir kule inşa et, dedi, Umarım ki böylece yükselebilir, göklere yol bulur da Musa’nın Tanrısına ulaşırım.” (Mümin, 36) Her iki bakış açısı da teknolojik imkanları kullanarak ulaştıkları seviyede bir ‘maddi Tanrı’ aramış ve O’na mekan izafe etmek istemişlerdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rasyonellik ve Tanrı İnancı: Ateistler sanki makul (rasyonel) ve mantıklı olmanın temel şartı inançsız olmak veya dini reddetmekmiş gibi bu kavramları kendi lehlerine kullanmışlardır. Bilimin ve aklın, insanı inançsızlıktan ziyade Tanrı&#8217;nın varlığına götürdüğü gerçeğini bir gerçektir. (s. 60-63) Felsefî bir ekol olarak akılcılığın önde gelen düşünürleri Descartes, Spinoza ve Leibnitz gibi filozoflar bırakınız reddetmeyi, bir şekilde Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamak için çaba sarfetmişlerdir. (John Cottingham, The Rationalists, s. 175-185)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mantıksallık ve Tanrı İnancı: Ateistler Tanrı kavramının temelinde insanın sebebini bilemediği olaylar karşısındaki ümit ve korkularının yattığını belirtmişlerdir. Hıristiyanların çoğunluğu teslîs, vaftiz, enkarnasyon (Hz. İsa nın insan biçimi almış tanrı olarak kabul edilmesi), aslî suç ve çarmıh gibi konularda mantıklı bir açıklama getirmenin zorluğunun farkındadırlar. Bu nedenle Hıristiyan dünyasında mantık ile inanç arasında bir çatışmanın ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Ancak bu çatışmanın İslam&#8217;da da olduğunu söylemek onu tanımamak ve bilmemekle eşdeğerde olacaktır. Unutmamalıdır ki hurafeler, Pagan, totem, kutsallaştırılmış varlıklar bizzat İslam’ın reddettiği kavramlardır. Şayet insan birtakım ümit ve korkulardan dolayı Tanrı fikrini üretmişse, yine aynı insanın benzeri gerekçelerle inançsızlığı ürettiğini söylemek da mümkündür. Sıradan bir insan içindeki doğal eğilime karşı çıkmaya zorlamaz ve reddetmek için özel bir gayret sarfetmez ise o kişi Tanrı&#8217;ya olan sevgi ve hayranlığını da gizleyemeyecektir. Her şey bir tarafa, insan niçin pozitivistlerin iddia ettiği gibi gerçekte var olmayan bir şeyi kanıtlamaya ve ona inanmaya çalışsın? Kaldı ki gerçek olmayan bir şeyin binlerce yıldan beri milyonlarca insan tarafından benimsenmesi, zihin ve kalplerde yer alması, biraz şaşırtıcı olmayacak mıdır? (s. 64-72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlaki Özgürlük ve Tanrı İnancı: Ateistler ahlakın dinden bağımsız olduğunu iddia etmiştir. (s. 73-74) Dinsizliği önemseyen toplumlarda ya da vicdanında inancı bir kenara bırakan kişilerin yaşamında niçin intihar, sapıklık, cinnet gibi bozuklukların, ya da trajik ve dramatik durumların daha çok ortaya çıktığı izah edilememiştir. Gaskin’e göre seküler ahlaka sahip olan ve pek çok ahlakî yükümlülüğü kaldırarak yerine yeni bir şey koymayan modern toplumlar tutarsızlık içinde bulunmuşlardır. Ona göre ahlak sahasında Tanrı otoritesini reddedenler, Tanrı yerine metafiziksel görünümlü olan yeni otoriteler koymuşlardır. Mesela Marxistler proletaryayı emredici ve varlığı kaçınılmaz kutsal bir otorite gibi görmüşlerdir. Yine XX. yüzyıl toplumlarındaki tek partili yönetimlerde parti egemenliği sadece insan davranışlarını etkileyen kaba bir güç olarak kullanılmamış, ayrıca emredilen şeylerin etkili olmasını sağlamak için de bu partinin ilkeleri bir tür metafiziksel güç olarak ileri sürülmüştür. (Gaskin, The Quest for Eternity, s. 163) Gaskin&#8217;e göre ateizm adı altında &#8220;iyi ve kötü&#8221; gibi kavramlar kaybolmuş, ahlak adı altında sadece toplumdaki sosyal haklar, proleter istekler, kişisel ilişkiler ve günlük ihtiyaçlar konuşulmaya başlanmıştır. Batı&#8217;daki ahlaki sorumsuzluk ve vurdumduymazlıkları yüzünden dünyanın değişik bölgelerindeki binlerce masum insan, hayvan ve doğal kaynakların göz göre göre yok olup gittiği ortadadır. Ferdiyetçilik, özgürlük, ilericilik ve çağdaşlık adına kişilerin beyni yıkanmış, bu uğurda pek çok insanın zihni bulandırılmış, dini ve ahlaki değerler karalanmış ve kasıtlı olarak kötü gösterilmiştir. Bireyler kendilerini sadece yiyip içen, robot gibi çalışan, fizyolojik ve biyolojik ihtiyaçları için yaşayan sorumsuz birer canlı durumunda görmüştür. Çevresinden ve dininden koptuktan sonra üzerinde ahlaki bir otorite görmeyen pek çok genç insan bir anda kendini kötü alışkanlıkların içerisinde bulmuş, içerisinden çıkamadığı ve bir türlü terkedemediği sapkınlıkların ve tutkuların esiri olmuştur. (s.75-79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin çürütülmesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kanıt Problemi: Ateistler kötülüklerin varlığı gibi bir iki konu hariç kendi iddiaları lehinde orijinal bir fikir ileri sürmemişlerdir. Lehlerinde birçok kanıt olmasına rağmen inananlar eleştirilebiliyorsa, ellerinde somut hiçbir kanıt bulunmayan ateistleri tenkit etmek daha kolay ve sıradan bir iş olacaktır. (s. 81-85 )Müminler Tanrı inancını rasyonel yönü bulunan bir inanç olarak ortaya koymaktadırlar. (Mehmet Aydın, Allah’ın varlığına inanmanın akliliği, İslami araştırmalar dergisi, sayı, 2, s. 12-21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı&#8217;nın Varlığının Delilleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir insanın bu kanıtları öğrendikten sonra ateist olması mümkün değildir. Her şeye rağmen o kişi hâlâ ateizmine devam ediyorsa onda fikirden ziyade ideolojinin ağır bastığı görülecektir. (s. 88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Varlık Delili (Ontolojik Kanıt): Descartes&#8217;a göre Tanrı&#8217;nın yokluğunu düşünmek mümkün değildir. (Descartes, A Discourse on Method, s. 120-126) Descartes&#8217;e göre zihnimizdeki en mükemmel varlık fikrinin bulunması Tanrı&#8217;nın varlığının bir ispatıdır. Var olmayan bir şeyin içimizde doğması ve bizlerin de onu düşünmesi imkânsızdır. İnsanın iç dünyasının sesine kulak vermeden ve doğadan da ders almadan Tanrı&#8217;nın var olmadığını iddia etmesi mantıksız ve sağlıksız bir karar olacaktır. Böyle bir kavram gerçekten temelsiz ve asılsız olsaydı insanlık tarafından asırlar öncesinden itibaren terkedilmesi, unutulması gerekecekti. Ontolojik kanıt bir anlamda mutlak ateizmin de olamayacağını kanıtlamaktadır. (s.  89-93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Alem Delili (Kozmolojik Kanıt): Kozmolojik kanıt evrenin varlığından yola çıkarak yaratıcının varlığına gitmekte ve bizlere olup biten her şeyin arkasında bir Tanrı&#8217;nın bulunması gerektiğini söylemektedir. Evren kendi başına var olamaz bir nesneler yığınıdır. Sonradan var olmuştur. Evreni var kılan ve ona hayat veren bir üstün yaratıcı olmalıdır ki O da Tanrı&#8217;dır. Evren dahil bütün sonlu varlıklar varolmalarını kendileri dışındaki bir varlığa (Tanrı&#8217;ya) borçludurlar. Evrenin var olması da, zorunlu varlığın yani Tanrı&#8217;nın varlığının kanıtıdır. Kozmolojik kanıt ikinci olarak evrendeki hareket ve değişmenin nedenini araştırarak Tanrı&#8217;ya varmaktadır. Nesnelerin hareketliliği ve değişik biçimler almaları kendiliğinden oluşamaz. Dolayısıyla evrendeki hareketin ve değişmenin arkasında, onlara bu gücü veren bir Tanrı&#8217;dır. Yaşamı var kılan Tanrı bizlere en uygun şartlarda ve ortamda hayat imkânını sunmuş, gerek kendi vücudumuzu ve gerekse çevremizi bu yaşama hizmet için mükemmel bir şekilde düzenlemiştir. Kozmolojik kanıt üçüncü olarak evrenin sonlu olmasından hareketle sonsuz olan bir varlığa işaret etmektedir. Herhangi bir zaman dilimi içerisinde var olan ve bir süre sonra yokluğa mahkum olan nesneler gerçek varlıklarını kendileri dışındaki bir varlığa borçludurlar. Dolayısıyla nesneler dünyası içerisinde bulunmayan, onlar gibi belli bir zaman diliminde var olup-yok olmayacak aşkın ve sonsuz bir varlığa gereksinim vardır. Bu varlık ta Tanrı&#8217;dır. (s. 93-97) Ateistlere göre ilk çağlarda çok tanrıcı olan ve putlara tapan insan daha sonra tek Tanrı inancına yönelmiştir. Halbuki İbrâhim Peygamber&#8217;in de gösterdiği gibi aşkın bir Tanrı inancı insanlığın ilk gününden beri vardır. Tanrı, evreni yaratmakla kalmamış işleyiş ve kanunlarını da belirlemiştir. Yaratılan o kadar mükemmeldir ki bazı ateistler yaratılana tanrı özelliği atfetmişler, tabiatı yaratıcı ilan etmişlerdir. “Tabiat ana verdi, tabiat bahşetti” gibi kavramları gündelik hayatta normalmiş gibi kullanabilmektedirler! İnsan böyle muazzam bir manzara karşısında &#8220;şans&#8221; ve &#8220;raslantı&#8221; gibi kavramları tekrar gözden geçirme ihtiyacını hissetmiştir. (s. 98-101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nizam ve Gaye Delili (Teleolojik Kanıt): Alemde bir düzen vardır ve herkes bu düzenin farkındadır. Bu düzen bizlere her şeyin arkasındaki bir düzenleyicinin varlığını haber vermektedir. Bir şairin şiiriyle, ressamın resmiyle ya da mimarın eseriyle duygulanan İnsan, Tanrı&#8217;nın sanatı karşısında da heyecanını gizlememiş ve daima hayranlığını ifade etmiştir. Bütün varlıkların insan için uygun tarzda düzenlenmesi de evrenin kendi başına ve tesadüfen oluşamayacağına işaret etmektedir. Düşünebilen, konuşabilen, akledebilen, hayal gücü olan, sevebilen, hisseden ve duygulanabilen yapısıyla insan yaratıcının en büyük eseridir. (s. 102-109)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülük problemi ve ateizm: Karşılaşılan kötülüklerin çoğunluğunun insan unsurundan kaynaklandığı görülmektedir. En büyük kötülüğü yapan yine insanın kendisi olmuştur. Hemcinsini öldüren, ona zulmeden, malını çalan, çocuklarını aç bırakan, bir diğerinin kalbini yaralayan insandan başkası değildir. Sonuç itibariyle kötülükler karşısında sorgulanması gereken öncelikle insanın kendisidir. Bazı ateistlerin yaptığı gibi olup bitenden Tanrı’yı sorumlu tutmak insanın kendi sorumsuzluğunun bir örneğidir. “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar.” (Buhârî, “Cenâʾiz”, 79, 92; Müslim, “Ḳader”, 22-25) Bir çocuğun çevresinden etkilenmeden önce yalan söylememesi, hırsızlık yapmaması, doğruyu konuşması, kötü söz söylememesi gibi hususlar, bunun en güzel kanıtıdır. Başlangıçta tertemiz olan denizleri ve atmosferi kirleten insanın kendisi olmuştur. İnsana özgür irade verilirken ona iyiliği ve güzelliği araması tavsiye edilmiş buna karşın kötülükten iradesiyle kaçınması tavsiye edilmiştir. Tanrı, daima iyiliği istemektedir. (s. 110-116)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Psikolojik delil (Dini Tecrübe Kanıtı): Aşk ve sevgin, sadakat ve vefa duygusu gibi özellikleri Tanrı insanın karakterine işlemiştir. İnsanın bunları başka yerden (doğadan) alması mümkün değildir. İçimizdeki ulvî ve ahlakî duyguların da bir kaynağı olmalıdır. Bu kaynak da Tanrı’nın bizzat kendisidir. (s. 117-120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlak Delili: İçimizdeki vicdan, merhamet, sadakat, şefkat, vefa ve acıma duygusu da diğerleriyle birlikte Tanrı’nın kalbimize yerleştirdiği ve doğamıza nakşettiği işaretler olmuştur. Yeri ve zamanı geldiğinde bu değerler uğruna insanların varlığını, canını ve malını dahi tehlikeye atması, pek çok şeyden vazgeçmesi ondaki Tanrı inancının göstergesidir. İnsan sadece biyolojik ihtiyaçları için yaşamaz. (s. 122-123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çağımızdaki ateist görüşlerin çıkmazları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern Ön Yargılar: XX. yüzyılın başında rüzgâr gibi esen ve ortalığı kasıp kavuran pozitivist hareket asrımızın ikinci yarısında hızını kaybetmiştir. Çağımızda oldukça etkili olan ateist düşünürler Comte, Feuerbach, Marx, Freud, Nietzche ve Sartre&#8217;dır. (s. 125-129)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Comte&#8217;un Pozitivizmi: Pozivitizm, Bilimi tek geçerli bir bilgi türü olarak gören bir anlayışın ismidir. Sonuçta pozitivizmin dinle ilgili iddialarının yanlışlığı görülmüş, inançsızlıkla ilgili beklentileri de boşa çıkmıştır. Fransız filozofu Auguste Comte, Tanrı inancının ortadan kalkacağı bir dönem olacağını iddia etmişti. (Şafak Ural, Pozitivist Felsefe, s.19-20) Günümüzde din olgusu ve Tanrı inancı devam etmektedir. Dolayısıyla günümüze kadar yaşamış olsaydı gördüğü manzara karşısında Comte&#8217;un dahi hayal kırıklığına uğrayacağı muhakkak idi. Nitekim yüzyılımızda dinden uzaklaşan ya da bir şekilde onunla savaşan toplulukların ne duruma geldikleri ve neler yapabildikleri, dünyamızı ne şekilde cehenneme çevirdikleri gayet iyi bilinmektedir. Comte teolojik, metafizik ve pozitivist evreler dediği şeylerin insanlığın ortak tecrübesi olduğunu görememiştir. Çok eski yıllarda dahi yüksek medeniyetler kurulmuş, bilimsel çalışmalar, felsefî eserler ortaya konmuştur. (s. 130-134)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Feuerbach&#8217;ın Antropolojik Ateizmi: Feuerbach, Hıristiyanlığın Tanrı imajının etkisinde kalarak Tanrı kavramıyla insan doğası arasında bir ilişki kurmuştur. Feuerbach&#8217;a göre Tanrı kavramı insanın kendi doğasını dışarıya yansıtması sonucu oluşmuştur. Feuerbach&#8217;a göre esas olan insanın kendisi ve kendi varlığıdır. (Ludwig Feuerbach, The Esence of Chritianity, s. 5-30) Feuerbach&#8217;ın aksine pek çok filozof Tanrı inancının insanın doğasında bulunduğunu ve bunu doğuştan getirdiğini iddia etmiştir. İslam dinine baktığımızda zaten Tanrı&#8217;nın nitelikleriyle, insanın özellikleri arasında bir uçurum bulunmaktadır. Başka dinlerde olduğu gibi yarı ilâhî bir kişiden söz edilmez. İslam dininde ne Tanrılaştırılmış varlıklar, ne günahsız azizler, ne ruhban sınıfı ve ne de kilise gibi tanrısal kurumlar mevcuttur. (s. 135-138)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Karl Marx&#8217;ın Sosyopolitik Ateizmi: Marx&#8217;ın din eleştirisi O&#8217;nun dünya görüşünün bir parçası olarak önem kazanmaktadır. Bir anlamda ateist olmak Marxist olmanın getirdiği ve gerektirdiği bir durum haline gelmiştir. (s. 139) Marxizm Batı&#8217;nın kendi bünyesinde oluşturduğu kapitalist sisteme karşı bir reaksiyondur. O, gördüğü problemler karşısında siyasî ve ekonomik yapıyı yeniden düzenlemek istemiştir. Marx, insanlık tecrübesini bir tek teoriyle izah etmeye kalkışmış insanın bütün ideallerini, karakterini onun maddî yapısına indirgemiştir. Marxizme göre Tanrı&#8217;nın yok olduğunu söylemek ise Proletarya tarafında yer almak ve onların lehinde çalışmak olacaktır. Marx sonuçta pek çok unutulmaz acıların yaşanmasına neden olmuştur. İdeal bir İslam toplumunun kapitalist bir toplum olmayacağı herkesin mâlumudur. Marxizm yok iken ezilen, mağdur olan ve bir şekilde ıstırap çeken insanların yardımına en başta din koşmuş burjuvaya, zalimlere karşı onların haklarını savunmuş acılarını dindirmiştir. Günümüzün olağan üstü zor şartlarında dahi pek çok insan için din bir moral ve motivasyon kaynağı olmaya devam etmektedir. (s. 143) Batı ve Batı kültürü insanlık için genel geçer bir örnek değildir. Marxist tarih anlayışıyla hareket edenler İslamiyet&#8217;in evrenselliği, aşkınlığı (vahiy boyutu) ve ahlak anlayışı gölgelemiş, putperestliğe ve zulme karşıtlığını ve adaletin yanında yer alışını görmezlikten gelmişlerdir. Evrim teorisi ile ırkçılık ve faşizm ilerlemiş, Marx&#8217;ın görüşleri arkasında yılgınlık, hayal kırıklığı, üzüntü, hatta gözyaşı bırakarak kendi kabuğuna çekilmiştir.  (s.  144-146)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Freud&#8217;ün Psikanalitik Ateizmi: Freud sahasının dışına çıkarak dinî konularda birtakım yanlış hükümlere varmıştır. Freud’a göre Tanrı fikri insanın, çocukluk döneminde karşı karşıya kalmış olduğu zorluk ve felâketler karşısında geliştirdiği zihinsel bir savunma sisteminden kaynaklanmıştır. (S. Freud, Totem and Taboo, s. 147-151) Bir insan olarak Freud&#8217;ün kokain bağımlısı olmanın yanında, duygusal ve bunalımlı bir kişiliğe sahip olması (Pierre Debray, Freud Skolastiği, s. IX-XI) fikirlerinin doğruluğu hakkında da çevresindekileri ciddi tereddütlere sevketmiştir. Freud&#8217;ün Tanrı&#8217;ya inanma ile çocukluk devresi arasında kurmuş olduğu ilişkinin tersine çevrilmesi ve ateizmin aleyhinde kullanılması da mümkündür. Ayrıca milyarlarca zeki ve sağlıklı insanın hâlâ Tanrı&#8217;nın varlığına inanması ve inanmaya da devam etmesi konunun o kadar basit olmadığını göstermektedir. Freud dinle ilgili değerlendirmelerinde totem, tabu ve fetiş gibi kavramları gündeme getirmiştir. Halbuki İslamiyet daha ilk günlerinde kendine en büyük hedef olarak putperestliği, ilkel inançları, hurafeciliği ve büyücülüğü seçmiş ve olanca gücüyle bunların hakim olduğu Arap geleneğini yıkmaya çalışmıştır. (s. 147-150) Tanrı inancı, yaşamının sevinçli ve kederli bütün dönemlerinde insanı ayakta tutmakta ve insanın dengesini kaybetmesine engel olmaktadır. (s. 151)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nietzche ve Sartre&#8217;ın Varoluşçu Ateizmi: &#8220;Tanrı öldü O‘nu biz öldürdük” diyen Nietzsche, bunun sonunda insanın özgürlüğünü ve onurunu yeniden kazanacağını ve kendi özünü yine kendisinin belirleyeceğini ifade etmiştir. Nietzche&#8217;den büyük çapta etkilenen Sartre da insanın özgürlüğü için Tanrı&#8217;nın yok olması gerektiğini öne sürmüştür. Her iki düşünürün iddiaları Tanrı&#8217;nın varlığını çürütmekten ziyade onun ahlaki açıdan var olmaması gerektiği gibi bir ön kabulle yola çıktıkları görülmektedir. Her iki düşünürün de reddettiği Tanrı İslamiyet&#8217;in Tanrı&#8217;sı değildir. Görünen o ki bu düşünürler daha ziyade Hıristiyanlık’la hesaplaşmaktadırlar. Bu kişiler Tanrı&#8217;nın (İsa) trajik bir biçimde çarmıha gerildiği, insanların günahkâr doğduğu ve kiliseye gidip vaftiz olmadıkça aklanamadığı, insanların günah işlediğinde (Ortaçağ&#8217;da görüldüğü gibi) acımasızca ateşe atıldığı bir kültürde yetişmişlerdir. Projelerini ve ideallerini de evrensel bir norm olarak düşünmemek gerekmektedir. Ateistlerin iddiasının aksine dinin (İslamiyet) ahlak konusunda olumsuz bir rolü bulunmamaktadır. Ateistlerin ileri sürdüğü özgürlük ideali de sorumsuzluk, kuralsızlık, dağınıklık ve kaos istemiyle eş anlamlıdır. İslam peygamberi görevinin birinci derecede ahlakı kemale erdirmek olduğunu belirtmiştir. (Muvatta, I-II, Hüsnul Hulk, 8) Elbetteki insanların kişisel zaaflarından kaynaklanan olumsuzlukların Tanrı&#8217;dan kaynaklandığını düşünmek ve dini eleştirmek büyük bir haksızlıktır. (s. 152-156)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İdeolojik ateizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel (Materyalist) Ateizm Dayatması: Sovyetler Birliği döneminde Marxist ve Leninist dünya görüşünü &#8220;bilimsel ateizm” adıyla eğitim ve öğretimde zorunlu bir ders olarak okutulmuş ve dinin ortadan kalkması için yoğun mücadele verilmiştir. Dini inançlar, kurumlar, ibadetler, törenler yasaklanmıştır. Diyalektik materyalizm, evrenin kendi başına var olduğunu, şuurun da maddeden sonra geldiğini ileri sürmüştür. Materyalizm şekilsiz bir maddeden bugünkü evrenin nasıl meydana geldiğini izah edememiş, insanın yaşamıyla, psikolojisiyle, inançlarıyla, etik değerleriyle, düşünce gücü ve arzularıyla ilgili olarak sistemli bir felsefe üretememiştir. (s. 157-160) Bilimsel Ateizm Çarpıtması ve İslam’ın Evrenselliği: Bilimsel (materyalist) ateizm İslamiyet&#8217;in yıkmaya çalıştığı eski putperest toplumun sömürü, kölelik, mal hırsı, kabilecilik, büyücülük, kan davası, fetişizm gibi alışkanlıkları İslam&#8217;a mal etmeye çalışmıştır. Ateistler tarihte cereyan eden ve hiçbir zaman Peygamber&#8217;in onaylamayacağı siyasi, coğrafi ve ticari kavgaları İslam’ın kendisi olarak takdim etmeye çalışmaktadırlar. Marxist ateistler ayrıca Hz. Muhammed&#8217;in çevresinden ve eski dinlerden etkilendiğini iddia etmişlerdir. Bununla da kalmamışlar İslamiyet&#8217;in gelişmeye, düşünceye ve tartışmaya karşı olduğu yalanını yaymışlardır. İslamiyet&#8217;in ilâhî kaynaklı olamayacağını ve Mekke toplumunun bu dini ortaya çıkardığını dile getirmişlerdir. Halbuki Hz. Peygamber&#8217;e baktığımızda O&#8217;nun gerek şahsiyetinin gerekse getirdiği mesajın, Mekke toplumunun ve o toplumda yaşayan sıradan bir insanın önceliklerinin belirleyici olmayan aksine onların mevcut değerlerini alt üst eden ve kökünden kazıyan inançlar olduğu rahatlıkla gözükebilecektir. Hz. Peygamber&#8217;in tebliğ ettiği düşüncelere baktığımızda o dönemde hâkim olan inançlardan bir eser görmemekteyiz. O, putperestliğe, teslis (üçleme) anlayışıyla, ruhbanlıkla, İsa&#8217;yı Tanrı&#8217;nın oğlu olarak görmeleriyle ve enkarnasyonla ciddi bir şekilde ihtilâfa düşmüş ve onları kabul etmemiştir. Halbuki ateistlere göre Peygamber&#8217;in onlardan etkilenmesi gerekirdi. Hz. Mûsâ, Hz. İsa veya Hz. Muhammed başta olma üzere tarihteki hiçbir peygamber kendi başına yeni bir din getirmemiş, hepsi de tek Tanrı&#8217;nın varlığını insanlara haber veren ve ondan başka tapılacak, kutsanacak ya da ilâhlaştırılacak herhangi bir varlığın bulunmadığını öğreten dinin elçileri olmuşlardır. Yine bu peygamberlerin hiçbirisi de insanlardan kendilerini kutsamalarını veya kendilerine tapınmalarını istememiş gerçek Tanrı&#8217;nın sadece yaratıcı Allah olduğunu öğretmişlerdir. Özünde bir olan fakat günümüzde bozulduğu için inanç esasları farklı yorumlanan bütün ilâhî dinler kaynak itibariyle bir olup aynı Tanrı&#8217;nın göndermiş olduğu dinlerdir. Peygamberler kendilerini aynı halkanın devamı olarak görmüş ve birbirlerini destekleyici şeyler söylemişlerdir. Mevcut sosyal yapının peygamberleri ortaya çıkarması ve onları etkilemesi bir tarafa, peygamberler o toplumu yeniden yapılandırmak ve değiştirmek için gelmişlerdir. (s. 161-166) Materyalist ya da Marxist bir ateizm anlayışında insanlar sadece materyalist bir ateist olma özgürlüğüne (ya da zorunluluğuna) sahiptir. Materyalist bir ateizmin hâkim olduğu yerlerde insanların bırakınız dinsizliği reddetmeyi, ateizmi eleştirme özgürlükleri dahi bulunmamaktadır. (s.167-170)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm ve İslam gerçeği</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslamiyet&#8217;in Ateizme Bakışı: İslam dininde inanç özgürlüğünün çok geniş bir biçimde görüleceği kesindir. Ancak bununla birlikte İslamiyet&#8217;in tâviz vermediği ve kesinlikle rızâ göstermediği konular da bulunmaktadır. Bunlardan biri putperestliktir. Bir diğeri de insanlar arasında görülen zulüm, katliam, soykırım, tecavüz, işkence, haksızlık, ayrımcılık ve sömürü gibi insanlık dışı fiillerdir. Kur’an, adaletin, eşitliğin, erdemin ve sevginin yaygınlaşmasını talep etmiştir. Zaten onu anlamlı kılan, farklı dilde, dinde, renkte ve coğrafyadaki binlerce insanın, özellikle ezilmiş, sömürülmüş, yurtlarından sürülmüş, hor görülmüş ve haksızlığa uğramış kişilerin gönlünde yer almasını sağlayan şey de İslam&#8217;ın bu evrensel değerleri olmuştur. İslam bizzat anlamı ve içeriği ile de bir barış dinidir. (s.173-174)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin İslam&#8217;a Yaklaşımı: Ateizmin eleştirilerinin temelinde teorik kaygılardan ziyade ideolojik ön yargılar ve saplantılar görülmektedir. (s. 175-176)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm Karşısında İslam: İnsanlığa hitap eden din (İslamiyet) ateistlerin düşündüğünün aksine ne bir ideoloji, ne sadece ekonomik ve politik bir yapı, ne de felsefî bir dünya görüşüdür. O evreni ve canlıları kucaklayan, bütün insanları insan olmak bakımından hoşgörüyle karşılayan, onları dili, rengi, kültürü, sosyal statüsü, ekonomik durumu, cinsiyeti, nesebi ya da geçmişiyle yargılamayan tek Tanrı inancını savunan, putperestliği yıkan ve yeryüzünde adaleti amaçlayan engin bir inanç sistemi ve hayat düzenidir. Bu anlamda İslamiyet herhangi bir teorisyenin zihnine sığacak kadar dar olmadığı gibi, bütün varlığa, tarihe, toplumsal yapıya ve insanlığa idelojilerin yaptığı gibi tek bir ilkeyle yaklaşacak kadar da sığ bir bakış değildir. Sosyal alanda toplum ve fert dengesini gözeten İslamiyet, adaleti, çalışmayı, ticareti, dürüst yollarla para kazanmayı teşvik etmiş, aldatmayı, yalanı, sömürüyü ve borçluyu ezmeyi ise şiddetle yasaklamıştır. İslamiyet her türlü egoizmi ve ırkçılığı reddetmiş, bu amaçla öldürmeyi ve zulmetmeyi reddetmiş, bir başkasının canına, malına, ailesine, inancına ve özel yaşamına müdahale edilmesini de yasaklamıştır. Hıristiyanlıkta görüldüğü gibi ruhban sınıfına da (Klerikal yapılanma) imkân tanımamıştır. İslamiyet gerek bireysel, gerek toplumsal ve gerekse evrensel açılardan mutluluğun temini yönünde ilkeler ortaya koymuş, niçin var olunduğu ve nereye gidileceğine dair getirmiş olduğu açıklamalarla insanlara bir vizyon sunmuştur. (s.  177-178)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin ise insanlara bir vizyon sunması ve varlık alemiyle ilgili tatmin edici açıklamalar getirmesi bugüne kadar mümkün olmamıştır. Sistemli ve ahenkli bir dünya görüşü ortaya koymak yerine dine ve Tanrı inancına karşı eleştirel bir tutum takınmakla yetinmiştir. Ortaya yeni bir şey koyamadığı gibi insanların ufkunu açacak, onlara ümit verecek ve geleceği aydınlatacak bir sistem de sunmamıştır. Her şeye rağmen İslamiyet bütün sadeliği ve çekiciliği ile insanlığın önünde durmaktadır. Geleneğin bizlere sunduğu İslam’la kaynakların bizlere anlattığı İslam arasındaki farkı hissedip kaynaklardaki İslam’a ulaşınca birçok sorun zaten kendiliğinden hallolacaktır. (s. 179-180)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonsöz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanı inançsızlığa götüren yolların temelinde bizâtihî ateizmin kendi gücü değil, din adına sergilenen bilgisizlik, tutarsızlık, iki yüzlülük ve gayri insani tavırlar yatmaktadır. XX. yüzyılda ateizm adına ortaya pek çok şey konmuş ama içeriğinin daha çok ideolojik bilim, ideolojik felsefe ve ideolojik ateizm olduğu görülmüştür. Bu söylemlerin temelinde de pozitivist ya da materyalist esintiler bulunmaktadır. Mutlak bir ateizmden söz etmek imkânsızdır. Bilimsel, rasyonel ya da mantıksal gibi kavramların ateizm adına kullanılması tamamıyla yanıltıcı ve çarpıtıcı bir durumdur. Ateistler, teizmin kanıtlarını eleştirmekten başka bir seçenekleri olmamıştır. Bunun yanında kendi bakış açılarını destekler ikna edici görüşler de ortaya koyamamışlardır. Henüz kanıtlanamayan ve kanıtlanması da mümkün olmayan teorilerinin etkisi ve gücü ise günümüzde oldukça zayıflamış, yaygınlığı da sona ermiştir. Bunların arasında Comte&#8217;un pozitivist; Feuerbach&#8217;ın antropolojik; Marx&#8217;ın sosyopolitik; Freud&#8217;ün psikanalitik ve Nietzche ile Sartre&#8217;ın varoluşçu ateizmi bulunmaktadır. İddialarını yanlışlayan sayısız örnekler bulunduğu halde fikirlerinden vazgeçmemişler ve ideolojik kaygılardan ötürü bunları kutsallaştırmışlardır. Ateizmi ilke edinen ideolojiler kiliseyi aratmayacak derecede doğmatik, statik ve dayatmacı tavır sergilemişlerdir. Kendilerini ilmî, felsefî ve özgür düşünceli diye tanımlayan ideolojiler insanlık tarihinin en doğma, en katı ve en yasakçı ekolleri haline gelmişlerdir. Bireylerin yaşamlarına, düşüncelerine, inançlarına, kısacası özgürlüklerine dahi ipotek koymuşlar, ideolojilerini XX. yüzyılın çağdaş dinleri haline getirilmişlerdir. Ancak kesin olan bir şey varsa o da artık ateizmin bilimsellik, rasyonellik ya da özgürlük kılıfına bürünemeyeceğidir. (s. 184-189)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm_ve_elestirisi-1-3.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-5559" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm_ve_elestirisi-1-3.jpg" alt="ateizm_ve_elestirisi-1-3" width="72" height="120" /></a>   Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm ve İslam</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam dinine göre evren tanrının yaratması sonucu meydana gelmiştir ve kâinatta geçerli kanunlar (Sünnetullah, Âdetullah) vardır. Bilim, düzen ve yasalardan hareketle sonuçlara ulaşmaktadır. Bilimsel sonuçlarının dine muhalif olması söz konusu olamaz.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin Kelime ve Terim Anlamları Ateizm kavramı; yunanca, ilahi dinlerin söylediği bahsettiği anlamda bir ilahın varlığına inanmak anlamına gelen ‘Theizme’ sözcüğünden doğmaktadır. İngilizcede (A) olumsuzluk edatıyla birleştiğinde ise ‘Allah’ın varlığını inkar eden felsefi görüş’ manası taşıyan Ateizm düşüncesi meydana gelmiştir. Ateizmi anlayabilmek için ateizmin reddettiği din düzenini ve dindarlığı bilmek şarttır. (s.  13-16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çeşitleri: Mutlak Ateizm: İnsan fıtratında hiçbir şekilde tanrı inancı olmadığını iddia ederler. (s. 18-21) Teorik Ateizm: Ateizmin genel tanımı olarak da kullanılan bu tanım; tanrıyı düşünerek, tartışarak, ilmi bir çabayla reddetmek ve ilgili iddiaları çürütmek fiillerine dayanır. Panteizm ve Deizm de reddedilir. (s. 23) Fiili Ateizm: Pratik Ateizm olarak ta adlandırılan bu ekol tanrı yokmuş gibi yaşamak ve tanrıyı günlük hayata dahil etmemek şeklinde tanımlanır. Pasif ve Aktif olmak üzere ikiye ayrılır. Pasif olanlar ateizmi sessiz, sakin kendi içlerinde yaşarken aktif olanlar ise hem ateizmi yaşarken aynı zamanda çevresindeki tanrı figürlerine savaş açarlar. (s. 25) İlgisizlerin Ateizmi: Tanrıya inanmanın veya inanmamanın eşit derecede anlamsız olduğunu savunurlar. Bu konudaki tartışmadan uzak durmak prensipleridir. (s. 26) İdeolojik/Bilimsel Ateizm: Karl Max, F.Engels gibi düşünceler ateizmin bilimsel bir gerçek, dinin ise toplumun uydurduğu bir problem olduğunu benimsemişlerdir. (s. 27)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm kavramı, içerik ve şekil bakımından bazen başka birçok terimle karıştırılmıştır. (s. 28) Agnostisizm (Bilinmezcilik): Agnostiklere göre tanrıyı inkar etmek için tüm mevcudatıyla bilmek, tanımak gerekir. Bilinmeyen bir varlığın reddi mantıksızdır. (s. 29) Deizm (İlahçılık): Varlığı akılla bilinen bir tanrı anlayışını savunanların benimsediği yarı dini yarı felsefi anlayış. Tanrıyı kabul eder peygamberliği reddederler. Tanrıya inanmakla birlikte onun yaşama karışmaması gerektiğini savunurlar. (s. 30) Panteizm (Tümtanrıcılık): Tanrının ‘zati’ varlığını reddederler. (s.  32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Düşünce tarihinin başlarından itibaren bir inançsızlık düşüncesi olmasının ardından ateist düşünce rönesanstan sonra ortaya çıkmıştır. Buna göre gelişen ateist düşünce yapısında maddeyi bütün varlığın kaynağı olarak gören maddeci ateizmin ilk temsilcisi Democritos, şüpheci ateizmin ilk temsilcileri Sofistler, ampirik ateizmin ise ilk temsilcisi Theodores’tir. (s. 47-50) Kilisenin tutarsız bir takım esaslarına ateistler bilim yönünde gelişerek ilmi yönden cevaplar aramışlardır. Ateist zihne sahip kimselerin, toptan dini yok etme çabalarının sonuçsuz kalması, dininde en az bilim kadar insan ruhunun temel fenomenlerinden biri olduğunu göstermektedir. (s. 51-55) Başta felsefe olmak üzere hem sosyal hemde deneysel bilimlerde, sonucu ateizme varan pek çok ‘teori’ geliştirilmiştir. (s. 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalizm (Maddecilik): Varolan her şeyin madde ve boşluktan oluştuğu, hayat ve bilinç dahil olmak üzere evrendeki bütün varlıkların maddeden meydana geldiğini iddia eder. Ayrıca materyalizm, madde ve kainatı konu alan diyalektik materyalizm ve sosyal olayları konu alan tarihi materyalizm olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Dünyanın, büyük patlama sonucunda materyalistlerde inanmaktadır. Materyalizmin maddede varolduğunu iddia ettikleri pek çok niteliğin, teizmin bildirdiği tanrının sıfatlarıyla örtüştüğünü söyleyebiliriz. (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pozitivizm: Auguste Comte&#8217;un başını çektiği, doğru bilginin yalnızca bilimsel bilgi olduğu, doğru bilgiye ise yalnızca ampirizm (deneycilik) ile ulaşılabileceğini savunan düşünce akımıdır. Fakat hangi yönüyle ele alınırsa alınsın kuşatıcı vahiy bilgisinin rehberliği olmadığı müddetçe ister akla ister deneye ister duygulara dayandırılsın zan olmaktan öteye gidememektedir. (s.  79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Varoluşçuluk: Tanrı insanı bir obje gibi görür. O gözü her yerde olan bir takipçi gibidir. İnsan ise zamanla kazandığı tecrübeden ibarettir. Ateist varoluşçular ‘tanrı yoktur’ prensibinden çok tanrı olmamalıdır prensibini baz alırlar. İnsanı üstün kılma çabaları olan varoluşçular insanı hiçliğe sürükler. (s.  90)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabiatçı Ateizm: İnsanın tanrı inancının kaynağı olarak kişinin zihinsel, ruhsal, toplumsal tabiatlarında ve eğilimlerinde aranması gerektiği düşüncesidir. Bu yaklaşımın hedefi, dinin inancın bir tür gerekliliğe karşılık gelmeyen bu tür zihinsel tasarımın sosyolojik veya psikolojik bir yanılsamanın ürünü olduğu iddiasıdır. Tabiatçı Ateistler tanrı inancının kaynağını tabiatta aramışlar ve bu sayede kendi psikolojik durumlarını, iç ve dış alemde yığılı olan ruhi amillerini tanrının emir ve yasakları olarak algılamışlardır. (s. 98)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern dönemde ateizmin taraftar bulmasının nedenlerinden en önemlileri, Hıristiyan teolojisindeki dengesizlikler, bilgi felsefesindeki köklü değişimler ve kilisenin fikirlere karşı koyamadığı ilmi kesime kaba kuvvetle baskı uygulaması sayılabilir. Hıristiyan teolojisi gerçekten uzaklaştıkça mucizelerle dine taraftar toplama çabasında bulunmuş ve bu uydurmalarda aşırı giderek dini asıl ritüellerinden uzaklaştırmıştır. Bu inançlar iradi imanın şartı olarak sunuldu ve inanmayanlar aforoz edilerek ateizme yakınlaşmalarına neden olundu. Papazların cennet topraklarını bile insanlara para karşılığında satıyor olmaları insanları şüpheye düşürdü. (s. 113- 167) Din görevlileri dine katı kurallar koymuş ve bilimle din arasında ciddi çizgiler belirlemiştir. (s.168-169)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, akıl ve iman: Kur’ana genel bir bakış açısıyla baktığımızda akla hitap ettiğini görürüz. Onun akla ve aklın kullanılmasına verdiği önem asla göz ardı edilemez. Kur’anın akla olan bu yönelişi katiyen başka kutsal kitaplarda yoktur. Aklın ileri seviyesi ilim ve irfanı ortaya çıkarır ki, ilim ve irfana Kur’an-ı Kerim dokuz yüzden fazla ayetle verdiği önemi ortaya koyar. Dinin en temel şartları akıl sahibi olmaya bağlandığına göre akılla hareketin ehemmiyeti şüphe götürmez. Akıl, muhtelif fikirleri belirli kategorilere ayırma yetisine sahip olan, analiz edince bütünleyici ve birleştirici bir özellik taşır. İşte Kur’an&#8217;a göre aklın en önemli yanı burasıdır. Bu sebeple Kur’an’da aklını doğru şekilde kullanamayanlar kınanmıştır. (s. 173-203)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ve bilim: İslam’ın bilgiye verdiği değer, bilgi edinmede kadın erkek ayırmayan, ilmin hangi bölgede kimin elinde bulunursa bulunsun tahsil edilmesi gerektiğini savunan, bilgi kaynaklarını kati delillerle sağlamlaştırmayı prensip edinen İslam dini, bu kurallarda da öncüdür. Peygambere inen ilk vahiy olan ‘Oku!’ bile, İslamın ilime verdiği önemi belirtmeye kafidir. (s. 205)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşünce tarihinde din bilim ilişkisi:  Ümmi sayılabilecek bir cemaate bildirilen İslamiyet, o dönemin şartlarıyla ilmi en ileri dereceye yükseltmiş olan İslam, o yıllarda koyduğu kuralların evrenselliğini günümüzde de canlılığını koruyarak ispatlamaktadır. İslamiyet aynı zamanda alem ve Allah arasındaki ilişkiye de açıklık getirmiş, insanlar inanmaya yönelebilecekleri bir yaratıcıyla tanıştırmıştır. (s. 206-210)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;da Dünya Ahiret Dengesi: İnsan-Kainat İlişkisi: Kainat insanlığın devamını sağlayacak materyalleri insana susmakla görevlidir. Bilgi seviyesi konusunda dahi insan kainatının merkezindedir. Böylelikle yeryüzünü şekillendirme, imar etme yetkisi de kendisine verilmiştir. (s. 211-214) Allah Teala yaratılmış olduğu insanların değerlerinin ortaya çıkması amacıyla onları sınamak için kainatı yaratmıştır. (s. 215-216) Dünya hayatı Kur’an&#8217;da genelde ahiret hayatıyla birlikte alınmış, bazen ikisi arasında karşılaştırma yapılırken ahiret hayatı üstün kılınmıştır. Dünya üzerinde yaşanmış olan hayat, ahiretteki saygınlığı ve muameledeki üstünlüğü belirleyecektir. Yani kısa dünya hayatını İslamın maneviyat şemsiyesi altında geçiren insan ahirette ebedi mutlu olacaktır. Dünya ahiretin bir nevi ön hazırlığıdır. Geçici olan kalıcı olandan değersizdir. (s. 217-219)</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>  <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizmveislam1-2-3-4.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5866" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizmveislam1-2-3-4-191x300.jpg" alt="ateizmveislam1-2-3-4" width="70" height="110" /></a> </strong>İbrahim Coşkun, Ateizm ve İslam</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ateistlere din dersi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hayatı anlamlı kılan çeşitlilikler ve farklılıklardır. Önemli olan zıtların buluşma noktalarını araştırmak; saldırıya geçmek değil, anlamaya çalışmaktır. Tanımak, kendini tanımlayanın tanımına saygı duyup, onu kendini tanımladığı şekliyle, o halde kabul etmektir. Tanımak ve tanımlamak doğru bir hat üzerinde ilerlerse bundan “tanışmak” denilen şey doğar. Hiç kimse benim gibi inanmak, düşünmek ya da yaşamak zorunda değildir. Bu serbesti, hakikatin kendisinden neşet ettiği yaratıcının insanoğluna bir armağanıdır. Elbette isteseydi o sınırsız kudret herkesi bir millet, bir ümmet, tek bir cinsiyet kılabileceği gibi tek renk ve tek düşünce de kılabilirdi. Hayatın anlam ve esprisi, işte bu hiçbir cebri müdahale olmaksızın herkesin kendi özgür iradesiyle kendi kendisini gerçekleştirebilmesinde saklıdır. İçinde yaşadığımız iklimin ve dünyanın belki de en büyük meselesi birbirini deforme etmeden tanıyabilme sorunudur.İşte bu kitap, uzun süredir ayaküstü konuşulsa da, bir türlü yazı diline geçmemiş böyle bir sıkıntı ve sancıdan doğdu.Maksadım gerçekliğin abartılmış katı somurtkan yüzünü okuyucunun görüntü duvarına kara bir talih gibi asmak değil, aynaya bakma cesareti olanları hakikatin gülümsetip serinleten yüzüyle tanıştırmaktır.Ne kadar ayrı bir heyecan ve çabayla kurulmuş olsa da, ilk satırdan son satıra kadar her cümlenin belleklerde bırakmak istediği iz şudur: Aynı dilden aynı şarkıyı söylüyor olmasak da çamaşırlarımız aynı rüzgârlarla kurumaktadır! Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması için bunun ayırtına varmak şarttır. Ateist, agnostik, teist, deist, pantesit, nihilist, hedonist… Hangi içsel coğrafyada yaşarsa yaşasın herkes ait olduğu kültürün insanıdır. Müslüman bir coğrafyada doğup büyüyen bir zat, inanç bağlamında her şeyi reddetse bile kültürel anlamda o Müslüman coğrafyanın bir parçasıdır. İnanmak; ihtiyari, zorlamaya dayanmayan bir bağlanıştır. Dileyen inanır dileyen de inkâr eder. Fakat bilmek ve tanımak, konuşup söz söylemek için mutlak bir zorunluluk ve olmazsa olmaz bir şarttır. Bilmeden inanmak bağnazlık ve taassubu doğururken, inanmadan bilmek başkalarına karşı insaflı ve izanlı davranmayı sağlar. Aynı şekilde, hiç kimse dinin hakikatlerine inanmak zorunda değildir, ama böyle bir gerçekliği yok sayma gibi bir lüksü olamaz; bilmeli ve öğrenmelidir. Yaptığım araştırmalar, edindiğim izlenimler sonucu, ülkemizde kanıtsız ve kaynaksız konuşulan tek alan “din” ve “din’in kutsalları” konusudur. Kutsallar alanı anlamadan, bilmeden ve dinlemeden vurma alanı olmuştur adeta. Konu din olunca “bilmeden muhalefet etmek” garip bir şekilde normal karşılanırken, kırılan potlar ve devrilen çamların verdiği zayiattan kimse kendini sorumlu hissetmemektedir. Tanrının varlığına inananla, buna ihtimal vermeyen kişiler arasındaki tek ortak enstrüman akıldır. Fakat akıl dediğimiz şeyin de onu nasıl kullandığımıza bağlı olarak şekil alan bir cevher olduğunu unutmamak gerekir. Bir şeyi kabul etmek gibi reddetmek de aklı başka türlü kullanma biçimidir. “Ah, şimdiki aklım olsaydı!” diye iç geçirip dövündüğümüz, dünkü aklımızla bugünkü aklımızın birbirini tutmadığı bir hayatta ‘aklı kullanma kılavuzuna’ şiddetle ihtiyaç vardır. Bu kılavuzu kullanmadığımız zaman her şey bir anda izafileşip, mutlaklığını yitirmekte ve hızlı bir şekilde tartışma alanına doğru sürüklenmektedir. Dinsel konuların artan bir hızla magazinleştirildiği bir ortamda bilgi kirlenmesinin olması da vazgeçilmezdir. Manzaranın bir tarafı ne kadar trajikse diğer tarafı o denli komiktir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyada her şey zıddıyla kaimdir. Hiç kimse başkası gibi düşünmek, inanmak ya da yaşamak zorunda  değildir. Herkes hayatını kendi özgür iradesiyle yaşar ve sonucuna da katlanır. İnanmak seçme ile zorlamaya dayanmayan bir bağlanıştır. Din bir kültür değildir, ahlak ise bilgi. Din; yaşamın bizzat kendisidir. Din, ait olduğu kültürünün yardımcı unsuru, ayrıntı öğesi değil özü ve omurgasıdır. Bir Müslüman için &#8220;Müslüman olmak&#8221; bilgi olmaktan çıkıp bir bilinç durumunu yansıtırken, İslam&#8217;ın dışındaki bütün dinler sadece &#8220;bilgi&#8221; olmak durumundadır. Din, ateist biri için gerçek anlamda bir kültür, ahlakta sadece bir bilgidir. (s. 7-12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ontolojık sorgulama</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ontolojik sorgulamanın birinci basamağı: &#8221; Ben  kimim?&#8221; sorusudur. İnsan için öncelikli bilgi, kendini bilme bilgisidir. &#8220;Okumanın manası kişi kendin bilmektir. Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir. Okudum bildim deme. (s. 33) Çok taat kıldım deme. Eğer Hak bilmez isen. Abes yere gelmektir.&#8221; Yunus Emre. İkinci basamak: &#8220;Nereden geldim?&#8221; sorusudur. Buna ateistlerin cevabı evrim teorisidir. Sokrates: &#8220;Evrende tesadüfe tesadüf edilmez.&#8221; der. (s. 27) Ateistler de, tesadüf denilen tanrının kullarıdır. Tesadüf tanrısında her hesap, hesap dışı, her kural, kural dışı ve her uyum, bir rast geleliğin sonucudur. Tesadüf tanrısı kullarından hiç bir yükümlülük istemez, çünkü kendi varlığı da aynı rastlantıların sonucudur. Bilim adamları, mucitler bu tesadüf tanrısının elçileri ve yalvaçlarıdır. (s. 31) Üçüncü basamak: &#8220;Nereye gidiyorum?&#8221; sorusudur. Doğan güne hükmümüz geçmiyor. Kafile kafile, katar katar kervanlar halinde insanlar bir kapıdan çıkıp başka bir kapıya doğru yürüyorlar. Bir yüzyıla kalmadan dünyanın şu anki sakinleri olan bizlerinde yerinde yeller esecek! (s. 36) Bu hareketliliğin mantıklı açıklaması ne? Nereye gittiğini, gittiği yolun nerede bittiği bilen insan için, her şey açık ve anlaşılır bir niteliktedir. Ateistler  ontolojik bir tanrı tanımazlıktan çok, inanan insanların inandıklarına inanmamakla kendilerini ifade ederler. Karşısındakini kendi anlamak istediği gibi anlamak ister, hatta durum niyet  okumaya dek gidebilir. Problem; karşı çıkmanın kendisi değil, önyargısal ve mesnetsiz, tek taraflı okumalara dayanan tutumlarıdır. Ateistler okumaktan da kaçınır. Çünkü okuduklarının etkisi ile kendileri ile yüzleşmekten kaçınırlar. Karşı çıktıkları fikrin ağırlığı, değerini hiç tartmadan  üstünkörü onu ıskartaya çıkartmaya çalışırlar. Ateistlerin tanrıyı reddetme gerekçeleri çoğunlukla duygusaldır.  (s. 13) Kendi psikolojilerini yansıtma metodu ile muhataplarına hamlederler. Allah&#8217;a inananların, bu inançlarının temelinde korku ve tedirginlik olduğunu söyleyip dururlar. (Takva&#8217;nın Allah&#8217;tan korkmak ama O&#8217;nun sevgisini  ve rızasını kaybetmekten duyulan korku olduğunu bilmezler, bilmek, istemezler!) Oysa Allah&#8217;u Teala Rahman&#8217;dır, Rahim&#8217;dir, Tevvâb&#8217;tır, Gafur&#8217;dur, Rezzak&#8217;tır, Halik&#8217;tır. Raûf’tur. Vahhâb olandır. (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya&#8217;daki kahır, çile, ıstırap bu dünyanın sahici mutluluk mekanı olmayıp, belli koşullarla sınanma yeri olduğunun en  büyük göstergesidir ve ateistlerinde anlamak istemedikleri budur. Ateist firaridir ve hiç bir zaman yakalanmayacağına inanır. Ateist Allah&#8217;tan başka tanrılara evet der ama Allah&#8217;a ise hayır! Para, makam, ün veya ideoloji, birer dine dönüşür, ideolog ve idollerde peygamber ve evliyalar; kişiler mit olur, dini hikayelerin yerine geçerler. İnanmadıklarından kendilerine bir inanç manzumesi yapmışlardır. İnanmayan kişi inanmadıklarının derin bir müminidir. Auguste Comte&#8217;un 1852 yılında kaleme aldığı pozitivizme dair eserinin adı da ilgi çekicidir: Pozitivizmin İlmihali/Le Catechisme Positiviste. (s. 19, 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrılar, tanrılar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türk ateisti tevhidi ters yüz etmiştir: Allah’tan başka tanrılara evet! (s. 17)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistim diyene şu soruyu sormak gerekir: &#8220;Hangi tanrının ateistisin?&#8221; Birçok ateist inkar edilmesi gereken sahte tanrıları inkar ederek önemli bir mesafeyi kat ettikleri halde gerçek tanrıya bir türlü ulaşamazlar. (s. 29) Kısaca &#8220;La ilahe &#8220;: Hiç bir tanrı yoktur, bölümünü geçenler, &#8220;İllallah&#8221;: sadece Allah vardır, bölümüne geçememektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaşayan ölü tanrılar: Mülkiyet tanrısı: Para; Aydınlanma tanrısı: Bilim, arzular, makam, hırs, şehvet. Bu tanrılara bağlanıp secde edenlerin gerçek tanrıyı (Allah&#8217;ı)  araması, arasa bile bulması, bulsa bile bağlanması mümkün değildir. Halbuki bilgi, mutlak sevginin kıvılcımıdır, O&#8217;ndan bahşedilendir. Gerçek bilgi O&#8217;ndandır ve O&#8217;na götürür. Eksik ve yanlış bilgi ise uzaklaştırır. Tanrı: Ra. Her firavun ile yeniden vücutlaşan &#8220;ilahi hükümdar&#8221;. Kısaca, yöneticilerin yönettikleri  halkı sömürmede araç olarak kullandıkları vasıta. Çapkın, cimri tanrı: Zeus. Olympos&#8217;ta -olimpiyat kelimesinin kaynağı- oturan ve Fenike&#8217;li güzel kız Avrupa&#8217;yı boğa kılığına girerek Girit&#8217;e kaçırıp  onunla sevişen  tanrı Zeus aynı zaman cimri bir tanrıdır. Kutsal ateşi insanlardan gizler. İnsanlar karanlıkta gecelerken, o olympos&#8217;ta ateşin başındadır. Prometheus dayanamaz ateşi insanlara verir ve ceza olarak Zeus tarafından kayalara bağlanır ve ciğerlerini kargalar yer. İşte inkar edilmesi gereken diğer tanrı bu tanrıdır. Acımasız, cimri, insan düşmanı, devamlı kendisi ile savaşılması gereken bir varlık. Taraf tutan milli tanrı: Yehova. Tevrat&#8217;tan: &#8220;Rab Yehova sadece İsrail Oğullarının tanrısıdır.&#8221; Aynı tanrı Yahudileri özel ve seçkin bir ırk olarak yaratmıştır. Tevrattaki tanrı gezer, dolaşır, güreşir, yorulur, dinlenir. Ateist doğal olarak, &#8220;kendim gibi birine tapacaksam neden bunu kutsal kitaplarda arayayım, sokaklarda bir sürü var&#8221; der. Gökyüzündeki ‘baba tanrı.’ Hıristiyanlık inancına göre günahlar  ve suçlar genetiktir. Dededen babaya, babadan oğula geçer. &#8220;Eğer tanrı bir nevi   papa ve imparator, bulutlar içinde başının üstünde bir kuş, sağında bir melek, solunda bir peygamber, sapsarı ve çivilerle delinmiş oğlu kolları arasında, ilahiler dinleyen kıskanç bir varlık, haydutları inlerinde kutsayan, babalarının hatasında çocuklarını sorumlu tutan, elinde büyük bir kılıç tutan tanrı ise, evet, ey papaz, ben o tanrıya karşı münkirim.&#8221; Victor Hugo (s. 41-50)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Köşesine çekilen tanrı. Aristo&#8217;ya göre tanrı evreni yaratmış ve köşesine çekilmiştir. Tanrının işini kulları tayin eder bu dünya görüşünde. İnsanlar kafalarına göre yaşar. Tanrı yukarıda varlığından emin ve hoşnut olacağımız şekilde durur. (s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Plastik- metalik tanrı. Dev alışveriş merkezleri, plazalar ekonomi dininin mabetleridir. Kur’an yerini beşeri kanunlar, peygamber yerini patron almış ve şehevi arzular Put; para tanrı olmuştur. (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlak</span><br />
<span style="color: #000000;"> &#8220;Şayet Allah yoksa ahlakta yoktur.&#8221; (Dostoyevski, Karamozof kardeşler) Allah&#8217;ı hayattan çekince nasıl ve ne şekilde yaşayacağımıza sadece kendimiz karar vereceğimiz  bir dünya ile karşı karşıya kalırız. Allah&#8217;a inanmıyorsanız dürüst ve adil olmanın gereklerini anlatmakta zorlanırsınız. Din kökenli ahlakı devre dışı bırakınca geriye dünyevi ahlak kalır. Yani görev ahlakı ve pragmatik ahlak. Karşılıklı çıkar ilişkisine dayanan, erdem temelinden yoksun ve yaygın popüler bir ahlaktır  bu ahlak. Bu tür ahlakta vicdanın yerini rasyonel gerekçeler, akli çıkarımlar alır. Kısaca menfaatine kadar ahlaktan bahsedilebilir. Menfaat başlayınca ahlak sona erer. Kutsal olanı çekince, evren bir anda çok bilinmezli bir denkleme dönüşür. Kim belirsizliğe doğru tam gazla giden bir otobüsün içinde olmak ister ki? Huzur, ahlak, erdem, mutluluk Tanrı inancı ile başlar. Devamı da tevhit  akidesine sıkı sıkı bağlılıkta aramak gerekir! (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Seçkin basınımızdan!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazen kitleler bilgisizlikle cahilleştirilirken, bazen de bilgi ve enformasyonla cahilleştirilir. İşte ateist gazetecilerden inciler:Riya olmasın diye cuma namazını evinde kılanlar. Bu sene Hac ile kurban birleşti, diyenler. Orada kulelere çıkıp şarkı söyleyen adamlar gördüm, diye ezan okuyanları anlatan  yabancı bir yazarın eserini tercüme ederken, kendi değerlerinden habersiz çevirmenlik yapanlar. &#8220;Pir-i fani izdivaç eyleyince&#8221; cümlesindeki Pir kelimesinin yaşlı anlamına geldiğini bilmeden, İslam hukukçuları pirenin evliliğinden bahsediyor diyebilen profesörler. ‘Ayetlerin surelerini hatırlatmaktan’ bahseden yazarlar.’Namazı tutan, orucu kılanlar’ diye yazan yazarlar! Toplu namaz kılmaktan bahsedip, cemaatle namazdan haberdar olmayanlar. İftar yemeği için davetiyede ikindi vaktini iftar saati olarak duyuranlar. İşte ülkemin aydınlarından (!) seçmeler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Son söz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah nasıl ki güneşi, yağmuru, gölgeyi, inançlı inançsız herkese dağıtıp bahşetmişse, bizlerde insan olarak insanlığımızı teist veya ateist herkese dağıtmalıyız. Önemli olan öfkeye dönüşmeyen anlayış sergileyebilmektir. Kimse kimsenin aklının dümenini eline geçirme gayreti içinde olmamalıdır. Başkasının aklına kumanda etme gerekliliği gibi bir şey olsa idi, Allah bu işi, birçok akıl zafiyeti olan bizlere vermez, kendisi her yarattığı kulu hizaya girmiş bir akılla var ederdi. Birçok ateistin anlamadığı da budur: &#8220;Madem Tanrı varsa o  zaman niye&#8230;&#8221; diye başlayan cümlelerin özünde yatan şey, işte bu &#8220;özgürlük &#8221; durumunu hesaba katamama olayıdır. (s. 172)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Biraz da tebessüm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist berbere gider. Berber durmadan ölüm ve ahiretten bahseder. Ateist konuyu kapatmak istedikçe berber yeniden konuyu açar. Ateist dayanamaz, kızar. Berber açıklama yapar: &#8220;Ben ne zaman ölüm ve ahiretten bahsetsem senin tüylerin diken diken oluyor, bende zorlanmadan saçlarını daha rahat kesiyorum.&#8221; der.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaşlı kadın oldukça dindar biri imiş: Her sabah kapısının önüne çıkar ve: &#8220;Allah&#8217;ım bana verdiklerin için sana şükürler olsun&#8221; dermiş. Ateist komşusu da: Tanrı yok kadın, yook! diye bağırırmış. Bir akşam komşusu kadına oyun oynamaya karar vermiş. Marketten bir sürü meyve sebze alıp kapısının önüne koymuş. Kadın sabah kalkıp yiyecekleri görünce:&#8221; Sana şükürler olsun ey Allah’ım, gönderdiğin yiyecekler için&#8221; demiş. Adam ortaya çıkıp, tanrı yok, onları ben aldım deyince, kadın devam etmiş: &#8220;Yüce Allah&#8217;ım, sana ne kadar şükretsem azdır. Hem bu yiyecekleri göndermişsin hem de parasını bu şeytan adama ödettirmişsin&#8221; demiş.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"> Cenaze namazında imam efendi, &#8220;Er kişi niyetine!&#8221; diye seslenince, arkadan mevtanın oğlu dayanamaz bağırır:&#8221; Na&#8217;pıyorsun hocam, babam er değil, rütbeli bir askerdi.&#8221; (s. 71-92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11385" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateistler-icin-din-1.jpg" alt="" width="86" height="132" /> Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ateizmus 1</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arka kapak: Ateizm, bugün bir inanca dönüşmüştür. Bu akım, artık içinde inanç unsurlarını barındırmakta ve tıpkı diğer dinler gibi üyelerine kurtuluş vaat etmektedir. Ateistler, en az diğer dinler kadar saygıyı ve en az kendilerinin diğer dinlere gösterdiği kadar tahammülsüzlük ve saygı saygısızlığı hak ediyorlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önsöz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmus, ateizmi kesin doğru kabul eden ve ona kendini adayan kişiyi tarifeden ironik bir isimdir. Ateistler, sosyal medyayı kendilerini ifadeden çok başkasına saldırı için kullanmaktadırlar. Tek amaçları saldırmaktır. Bu eserin ikincisi, ateistlere sorulardan oluşacak ve düştükleri çelişkiler göz önüne serilecektir. (s. 10) Müslümanlar, hayatının bir dönemini ateist olarak geçirebilse, inanmanın güzelliklerini çok daha fazla derinden yaşayabileceklerini düşünüyorum. Sahte ilahları reddetmek, Allah&#8217;ı kabul etmenin ön şartıdır. (s. 11)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmus</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye ateizminin bir kısmı, zannedildiğinden çok daha fazla İslam&#8217;a yakın bir olgudur. Nasipsiz kısmı görmezden gelirsek, benimle İslam&#8217;ı tartışanların tamamı ateizm bahanesiyle İslam&#8217;ı aramakta idi. (s. 12)  Türkiye&#8217;deki ateistlerin önemli bir kısmı &#8216;Hanif&#8217;tir yani, din adına sunulan çelişkileri görüp, onlarla yaşamaktansa kendi ilkeleri ile yaşamayı çaba edilen hakikat arayıcısıdırlar. Onlar Allah&#8217;ı, piyasada hoca namıyla dolaşan insanların anlattığı gibi zannediyorlar. Bu kitapta anlatılan başlıklar, ateistlerle savaşma amaçlı değil, izah ve sohbet amaçlıdır. İslam adına piyasayı baskılayan zevat olduğu gibi, ateizm namına piyasada dolaşan, her şeyi eleştiren piyasa ateistleri de ortalıkta fink atmaktadır. Her ikisi de bizim dostumuz ya da düşmanımız olamaz. Aklını, kalbini çalıştırmayanlarla yolumuz hiçbir yerde kesişmez. Bazıları da, &#8220;aman ateistler sinirlenmesin&#8221; mantığıyla hareket etmektedir. (s. 13) Bu satırların yazarı, ben, hayatımın önemli bir kısmını arayışla geçirdim. Bu soruları, başkası sorduğu için değil, bir zamanlar daha ağırlarını ben sorduğum ve kendime cevapladığım için burada paylaşıyorum. Dipnot olmaması ise, tamamen dikkati dağıtmama ve hitap edilen kitlenin bunu talep etmemesi ile alakalıdır. (s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu kitabın yazarı kendi ulaştığı şeyin güzel olduğunu düşünmekte ve size güzel olanı iletmeye çalışmaktadır. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 17)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmus kardeşler, ilmin özü diyebileceğimiz irfandan habersizler. Kur’an içerisinde bilimsel diyebileceğimiz hakikatler barındırır. Kur’an, bir insanın oturup yazdığı ya da içini doldurdu bir metin değildir. (s. 16) Bunu anlayamayan birisi, &#8220;Ya bu ne biçim kitap, tekrar var bunda, ben okuyup anlamıyorum, hani apaçıktı?&#8221; türünden hezeyanlarla kendini rezil etmekten başka bir marifet işlemez. Kur’an, peygamberin hayatı bilinmeden, ayetlerin sebebi nüzulü anlaşılmadan, Arapça sözlükle anlaşılabilecek bir kitap değildir. Öyle olsaydı, bütün Araplar alim olurdu. Şöyle de diyebiliriz, Türkçe bilen herkes edebiyat üstadı olamıyor. Kur’an, okundukça değil yaşandıkça değerlenir, anlaşılır. Kur’an, oku üfle, kapat bir kitap değildir. (s. 17) Türkiye ateizmi, diğerlerinden farklı olarak akıl ve bilimden çok, kin ve düşmanlık üzerine kuruludur. Bunun sebebi de, diğer ülkelerdeki ateizmin Hıristiyan karşıtlığını merkeze almasından dolayı, orada üretilen bilginin aynısının İslam&#8217;a uyarlanmaya çalışılmasıdır. İlk günah, teslis, tanrının bedenleşmesi gibi gibi efsane ön kabuller, Galilei&#8217;nin güneş merkezli evren teorisinin İncil&#8217;e uyumuyor diye reddi gibi nedenler, Kiliseyi yaşanan dünyamızın dışına itmiştir. (s. 18) Hadislerin senet ve metin olarak eleştiriye ihtiyaç olduğu, Hz Ayşe başta olmak üzere çoğu sahabe ve Tabiin&#8217;in anlaştığı bir noktadır. Buhari&#8217;nin sahibi bile, yüz binlerce hadisi eleyerek kitabını yazılmıştır. (s. 19) Hz Aişe, Hz Ömer gibi seçkin sahabelerin metodu olan, duyulan sözü akıl, sünnet ve tecrübe ile tartıp durumun gereğince değerlendirme refleksi, tarih içinde unutulmaya yüz tutmuş, her senetli sözü dinleyen, savunan aşırıcılar karşısına bu seferde, senetli hiçbir sözü kabul etmeyenler çıkmıştır. Din alimleri arasında hiç bitmeyen bu tartışma ve sürtüşmeler, ateizmusların beslendiği damarlardan biri olmuştur. Çocuklar, büyüklerinden dini neden benimsediklerine dair hiçbir şey duymadıklarından, kendi davalarını sosyal medyada yiğitler gibi savunan ateistlere karşı muhabbet besleyip, &#8216;ben de onlardan alacağım&#8217; diyerek homo ateizmus olabilmektedir. (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din nedir</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birileri din deyince namaz, cami anlıyor. Bazısı, sakal, cüppe. Kimi, cemaat, tarikat. Hangisi doğru ya da yanlış, neye göre? Şöyle mi desek? Ateizm, hangi dine karşı? Vahiyler, toplumların dinlerini değiştirmeye ikna için inmiştir. Putperestler dinsiz değil, yanlış dinli insanlardır. Müşrikler, aşırı dindar bir toplumdu. Din denilince, hep mistiklik, miskinlik, uyuşukluk, meditasyon ve cezbe gibi haller anlaşılmış, anlatılmıştır. Unutulan şu ki bu eylemler, haller dine değil sufiliğe aittir. (s. 21) Mekkeliler, 600 yılında tarihin şahit olduğu ilk vahşi kapitalizm sistemini kurmuşlar ve sistematik hale getirmişlerdi. Sistemin özü; borçlandır, faizlendir, borçluyu çaresiz bırak sonra da haczet idi. İslam, insanlar başka şeylere inanıp kendilerini kullandırmasınlar diye inen bir dindir. Allah&#8217;ın dinin kaynağı vahiy, muhatabı akıldır. (s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kutuplarda oruç nasıl tutulacak?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an ne desin, 1300 sene sonra bir yer keşfedeceksiniz, orada şöyle oruç tutun mu diyecekti? &#8216;Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez&#8217; ayeti ile amel edip, normal en yakın şehir veya Kabe&#8217;ye göre oruç tutar kişi, yeter ki amaç, Allah&#8217;a kulluk olsun, çözüm her daim var.  (s. 35)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mirasta adaletsizlik</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her fırsatta adaleti emreden bir kitabın mirasta adaletsiz olduğunu iddia etmek mantıksızlıktır. (s. 45) Kur’an, eşit değil ama adil bir paylaşım sunar. Zaten eşitliğin de amacı adalettir. Aslında bu iddiayı duyanda, cahiliye dönemi Araplarında kadınlar mirastan pay alıyordu da, Kur’an geldi paylarını azalttı zanneder. Elbette hayır. İslam erkeğe çalışma, evin ekonomik yükünü üstlenme görevi vermiştir. Ama günümüzde bazı evlerde kadın da erkekte çalışmaktadır. Yeni bir içtihatla kadın-erkek mirasın eşit paylaşımına karar verilebilir mi, buna müçtehitler karar verebilir. (s. 47)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk Müslüman Muhammed, Musa ve İbrahim olduğunu ileri süren ayetler var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her peygamber, kendi çağının ilk iman edeni olmak zorundadır elbette. Kendisi, inanmadığı bir dine mi insanları çağıracak? (s. 57) İslam, Hz Adem ile başlamıştır. Dolayısı ile ilk Müslüman da Hz. Adem&#8217;dir. Her peygamber çağının ilk iman edeni, aynı zamanda Hz Adem&#8217;in mirasçısıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberin amcasına beddua var</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimizin amcasının adı Abdu&#8217;l-uzza&#8217;dır. Ebu Leheb bir kişi ismi değil, bir kişilik sıfatıdır. Allah onu ismen kötülememiştir. Tebbet suresinde eleştirilen sadece o kişi, şahıs, beden değil; hakikate karşı mutlak düşmanlık tavrı yapan ve ona yardımcı olan herkestir. (s. 75)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da galaksiler yok</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Onlar, göklerle yeryüzünün yaratılışını düşünürler de Rabbimiz derler, bunları boş yere yaratmadın. Sen eksikliklerden uzaksın.&#8221; (Ali İmran, 191)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da kadınlara hiç hitap yok</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkçemizde kadın hastalıkları tabiri bulunur. Bu hastalık, kadınlara özeldir anlamına mı gelir? Diğer hastalıklar erkek hastalığıdır, kadınlar yakalanmaz demek değildir bu. Kur’an, bireyin irade, akıl gibi cinsiyetten bağımsız özellikleri söz konusu olduğunda, karışık hitap formu olan erkek formunu kullanır. (s. 121)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ay&#8217;a nur kaynağı diyor</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah, ayetlerde (Yunus, 5. Ayrıca; Nahl, 16) &#8216;nur kaynağı&#8217; demiyor, &#8216;nur&#8217; diyor sadece. Işıldayan, parıldayan şey anlamında. (s. 137)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah bazı ayetlerde pazarlık yapıyor</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah bazı ayetlerde değil, bütün ayetlerinde bir pazarlık gözetir. O da, insanların mal ve canlarına karşılık cennettir. Bir tarihi gerçek olarak, 600&#8217;lü yıllarda putperest Arap toplumları bütün Dünya&#8217;yı peşinden koşturacak dev bir hamle yapıyor mu? Yapıyor. Bedevi Araplar, 700 senesini geçmeden üç kıtaya siyas, dini, askeri bir genişlemeye imza atıyor mu? Evet. Haydi, hodri meydan, sizde insanlarla bir pazarlık yapmaya kalkışın. Arap bedeviler kadar da mı olamıyorsunuz?  ( s. 183)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hırsızlık haram ama ganimet helal</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hırsızlık, kişinin helal yolla kazandığı ve sakladığı bir malı sahibinin izni olmaksızın almasıdır. Ganimet, savaş halindeki gruplardan yenenin, yenilenin mallarına el koymasıdır. Mesela, teröristlerle savaşmışız, onların hakkından gelmişiz. Ama onların bizi öldürmek için kullandıkları aletleri, ceplerindeki paraları, sakladıkları silahları almayacakmışız ki, biz oradan gittikten sonra arkadaşları onlara alsın, bizi öldürmeye, öldürmek için finansman arayışlarına devam etsin.  Mantık bu yani. (s.184)  &#8220;Che, kamyona, ölülerin yanına mümkün olduğunca çok ganimet yüklüyor.&#8221; (Jean Cormier, Che Guevara, s. 158)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nisan 23&#8217;te yasak, Ahzap 50&#8217;de serbest</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nisan 23&#8217;te, evlenilmesi Helal olan kadınlar sayılır. Ahzap 50&#8217;de, Peygamber Efendimizin evlenebileceği hanımlar sayılar. Burada her iki ayette yasaklanan kişilerle Peygamberimizin evlendiği durumu olmuş mudur? Metin ister tarihi açısından baktığımız zaman bunun cevabı, ‘hayır’dır. O halde? (s. 185)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah egoist mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia şu, ‘Allah egoist, bana tapın’ diyor. 93,5 milyar ışık yılı çapında olduğu tahmin edilen evrenin aratıcısının, içerisinde nokta kadar dahi hükmü olmayan bir canlı ırkının neye tapıp tapmadığı, neye inanıp inanıp inanmadığı ile alakalı hırs yapacağını düşünmenin, akla mantığa sığar bir yanı var mıdır? Yoktur. Allah, insanlar azgınlaşıp, birbirlerinin haklarını, mutluluklarını, geleceklerini gasp etmeye başladığında tarihe müdahale etmiştir. Allah&#8217;tan başka edinilen ya da sunulan tanrılar toplumun dengesini bozmuş, birilerini zenginleştirirken, diğerlerini fakirleştirmiş, bir grubu semirtirken diğerlerini sömürmüştür. İşte Allah burada devreye girmiş, doğru, insanları mutlu edecek, dünya ve ahiret saadetini sağlayacak hükümleri toplumlara peygamberleri aracılığıyla bildirmiştir. (s. 192)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah, ahlaksız ve zalim bir toplumun normalleşmesi için peygamber göndermiştir. Peygamber, insanların dikkatini paradan, kadından, savaştan çekip biraz da etraflarında olup biten gece-gündüz, yıldızlar, bulutlar, dağlar, develer gibi Allah&#8217;ın varlığını hatırlatan olaylara, nesnelere çekmeye çalışmıştır. (s. 158) Hollywood yapımlarında karşımıza çıkan kanatlı varlıkların bilinçaltımızda melek olarak tanımlanması, bizim kaybettiğimiz bir kültür savaşından kalan enkaz emaresidir. (s. 168) Batı, materyalist bilimselliği 19. yüzyılda bıraktı. Ateistler hala ikinci el bilim anlayışından kurtulamadılar. Bugünkü dünyanın çektiği sıkıntıların temelinde çok tapınılan bilimin, her şeyi tüketen insanoğlunu bir türlü doyuramaması yatmaktadır. Madem çok matah biliminiz vardı, o zaman hadi şu tüketim çılgınlığına bir çare bulun. Birileri bilime tapıyor olabilir, ben takmıyorum. Bilim ile din birbirleriyle çatışmaz. Beyin ile kalp, kalp ile böbrek farklıdır fakat birbirleri ile çatışmazlar; beraber çalışırlar. (s. 179) Herhangi bir durumu, meseleyi o zamanki hali ile kavramadan, ayetin o zamana ne dediğini de bu zamana ne dediğini de anlamamız mümkün değildir. (s. 195)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, Tanrıya inanmama şeklinde yorumlanabileceği gibi, olan biteni tanrının kudretine referans vermeden, onları matematik kuralları çerçevesinde açıklayan bir akımında adıdır. Bazı bilim  adamları, Allah&#8217;ın varlığından bağımsız teoriler üretmektedirler. (s. 196) Allah&#8217;ın dinine girmek için önce bütün ilahları reddeden irade, ateizmde vücut buluyor. Bu manada ateizm, İslam&#8217;a girişin ilk aşamasıdır, diyebiliriz. Allah&#8217;ı diğer tanrılardan istisna tutmak ise, biraz daha yüksek bir düşünce ve akıl gerektiriyor. Ateistler müthiş zeki insanlar değillerdir, tıpkı Müslümanlar gibi. Fikirler, ideolojiler ve dinler içlerinde en zekisinden en aptalına her türlü insanı barındırır. Ateistler, İslam ve Müslümanlarla dalga geçerek kendilerini çok zeki olduklarını ispatlayabileceklerini düşünüyorlar. (s. 198) Bilimsellik diye bir tarafını yırtan bu güruhun düşman oldukları dine karşı tamamen kör, sağır, dilsiz, delilsiz, zombi gibi saldırdıkları ispat edilmiştir. Müşrik dediğimiz insanlar Allah&#8217;a, kadere inanıyor, namaz, hacc, zekat ifa ediyorlardı. Ama onlar, iman etmeleri durumunda bütün bir ekonominin, zenginliğin, idarenin değişeceğini bildiklerinden buna yanaşmamışlardır. Medine&#8217;ye göç ile beraber uygulama sahasına kavuşan İslam, inananlarını adalet, ahlak, iyilik gibi evrensel değerlere çağırarak, inancın düşmanlık değil dostluk üreten bir değer olduğunu herkese ilan göstermiştir. (s. 199) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10130" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizmus-1.jpg" alt="" width="74" height="118" /> Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizmin Çıkmazı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Bir eserle ilgili yapılacak bilimsel incelemeler, eserin yaşını, hangi maddeler kullanılarak yapıldığını, tasarımsal özelliklerini, kullanılış alanlarını ortaya koyar. Eserin sahibi olan zat, bizim eser üzerinde yaptığımız bilimsel metotlar ve incelemelerin alanına girmez. Eseri inceleyerek onu yapan kişi hakkında pek çok bilgiye ulaşabiliriz. Eserin mükemmelliği, tasarımın harikalığı bize onu yapan eser sahibi hakkında zengin bilgiler verir. Ama eser sahibinin kendisi bizim bilimsel metotlarımızın inceleme alanına girmemektedir. Biz eserinden yola çıkarak onun yapan hakkında bilgiye ulaşırız. Ateizmde, eser sahibi bilimsel inceleme alanına girmediğinden yok kabul edilmektedir.&#8221; (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 58)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar, tanrı tanımazlık ile ilgili görüşlerin, ileri sürülen delillerin, iddia edilenin aksine yetersiz, hatta kendi içerisinde tutarsız olduğunu felsefi açıdan eleştirmektedir. Yazar, L&#8217;esprit de la Philosophie Medievale (Ortaçağ felsefesinin ruhu) isimli eserinde, &#8220;Yahudi ve İslam felsefelerinden soyutlanmış bir Hıristiyan felsefesi düşünülemeyeceği.&#8221; (s. 20) belirtir. Avicenne et le Point de Depart de Duns Scot (İbni Sina ve Duns Scot&#8217;un hareket noktası) adlı makalesinde, &#8220;Bizim için Arap felsefesi tarihi ile Hıristiyan felsefesi tarihinin birbirinden ayrılmaz olduğunu düşünmemiz gerekecektir.&#8221; (s. 20) diye yazmakta, Archive d&#8217;Histoire Doctrinale (Doktrinel Tarih Arşivi)  ismini makalesinde de, &#8220;Arap felsefesi çok yüksek bir kültür birleşiminin örneğini veriyordu. İbni Sina ve İbni Rüşd&#8217;ü hesaba katmadan, bir Hıristiyan ilahiyatı tarihinin mümkün olabileceği kabul edilemez.&#8221; (XLIV/120) demektedir. Yazar Gilson, asıl problemin tanrının varoluşu olmayıp, tanrının var olmayışının ispatı olduğunu söylemektedir. Bilimin tanrı kavramını değerlendirme yetkisinin bulunmadığını belirtmekte, samimi bir Katolik olarak Hıristiyanî tanrı inancını savunmaya çalışmaktadır. ( s. XVIII)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin Çıkmazı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başkalarının, tanrının var olmadığını söyleyebilmelerine sebep olan delileri merak ediyorum. (s. 7) Ateizmin pek çok çeşidi olduğu gözlenmektedir. Bilimsel ateizm yoktur. Çünkü ilim tanrı kavramını değerlendirme yetkisine haiz değildir. Ancak salt bazı ilmi metotlarla ele alınan, birtakım problemlerle dopdolu bazı zihinlere has bir ateizm vardır. (s. 9) Nietzsche&#8217;nin, &#8220;Tanrı öldü, size üstün insanı ilan ediyorum.&#8221; sözü ile ifade edilen şey; üstün insanın doğuşu, tanrı&#8217;nın ölmesinin nedeni olduğu savıdır. (s. 10) Bu söz, bir ölümsüzün ölmüş (!) olmasından başka bir anlama gelmez. (s. 13) Gerçekte ölmüş olan şey, geleneksel ve Hıristiyan ahlakının tanrısıdır. (s.  14, 18) Var olmayan bir şeye karşı isyan edilemez. (s. 17)  Bundan böyle tanrı yoksa kendilerini tanrılaştırma görevi yine kendilerine düşmektedir. (s.  18) Ölüler çok çabuk unutulur. (s.  21) Napolyon&#8217;un öldüğü biliniyor. Tanrının ölümü ise pek kesin değil. İnsan inançsızlıklarını delillerle -sözgelimi kötülüğün varlığı gibi- haklı çıkarmaya çalışıyorsa, bu biricik gerçeklik bile problemin (Tanrının olmadığı iddiasının)  hala oldukça canlı olduğunu gösterir. Tanrının varlığını inkar etmeyi düşünen bir tek kişi bile bulunduğu sürece, tanrı asla zihinlerde ölmüş olmayacaktır. (s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Marx, tanrının varlığını inkar etmekte yetinmemiş, insanların ruhlarındaki mevcut olan, tanrının varlığına inancı fiilen silip atmak istemiştir. Kim olursa olsun, öldürmek bir felsefi eylem değildir. Dolayısı ile Marximde bir felsefe değildir. Zira felsefe tanımak-bilmek çizgisinde kuruludur. (s. 43)  Devrimci teori ile donanmış işçi sınıfı, ideallerin gerçekleşmesi için gözü pek bir savaşçı olmaktadır. (s. 45) Alemin başlangıcının olmadığını kabul eden Marksizm ve materyalizme göre, &#8220;maddenin ve tabiatın daima var olduğunu&#8221; kabul edilmektedir. Şayet maddeyi kimse yaratmadıysa: dünyanın oluşumu, ilahi yüce bir güce hiçbir yer bırakmamaktadır. Materyalist bir kimse, aynı zamanda bir Tanrı tanımazdır. (s. 47) Marksizm bizi basit bir ateizm ile karşı karşıya bırakıyor: Bir tanrının var olduğunu söylemek, burjuvazi için çalışmak, tanrının yok olduğunu söylemek ise, proletarya için çalışmak demektir. (s. 49) Ruhlardan tanrı kavramını çıkarıp atmak için Marksist tutumun çabaları ve uğradığı başarısızlık iki kat daha manidardır. Nitekim pek çok yazar, filozof, sosyolog ve ekonomistin yokluğunu ispatlamaya çalıştığı tek varlık tanrıdır. İlke olarak, eğer tanrı olmadığından emin olunsaydı bunu ispatlamak için bunca zaman ve para harcanmazdı. (s. 50) İnsanın, bir tanrının var olduğu şeklindeki kendiliğinden inancına aklî bir ispat araması meşrudur. Fakat bu inanç önceden orada bulunduğuna göre, o, bu doğrulamalardan bağımsızdır. Bu inanç, bu ispatların sonucu olmaktan daha çok, onların sebebi gibi görünüyor. (s. 56) Hiçbir tecrübî- deneysel karşılığı bulunmayan bir kavramın, ruhta-insan benliğinde mevcut bulunması esrarengiz bir şeydir. ( s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şayet, tanrının varlığına dair birtakım felsefi itirazlar varsa, bunlar onun varlığının onaylanmasından sonra gelir. Dünya ilahi bir yaratıcının eseri olamayacak kadar kötüymüş gibi geliyor insana. Oysa insanlar, sadece kötülüğün varlığına rağmen tanrıyı düşünmezler; aynı zamanda kötülüğün varlığı sebebiyle de düşünürler. İnsanlar acı çektikleri, korktukları ve özellikle de ölüm korkusu onları tedirgin ettiği zaman tanrıyı düşünürler. Korkunun Tanrıya inancın ilk sebebi olduğu şeklindeki, Lucretus&#8217;tan beri süregelen düşünce vardır. Kötülük korkusunun tanrıya inancın temel kaynağını teşkil ettiğini ve onun varlığına karşı en kuvvetli delil olduğunu iddia etmek çelişkili gibi görünmektedir. (s.  63) Tanrı fikrinin esası: Felsefe tarihi boyunca kendisinin mevcut olmadığını düşünmenin bile imkansız oluşu onun değişmez karakteri kaldıkça, bu kavram dikkatleri üzerine çekecektir. ( s. 64) Descartes, &#8220;Tanrı var oluşu, onu böyle düşünmemi tayin eder.&#8221; (Metafizik Düşünceler, 5. düşünce) demekte ve ; &#8220;Hayatta, bir varlığı zorun sonsuz olarak kavramaya bizi zorlayan hiçbir şey yoktur. O halde, bizdeki tanrı fikrinin doğuştan olması gerekir ve bu fikrin bir sebebi olması gerektiğine göre de, bizatihi sonsuz olan bir öz ile ben&#8217;de ya da benliğimde yerleşmiş olması gerekir.&#8221; (Descartes, aynı eser, 3 düşünce) diye devam etmektedir. (s. 67) Tanrının varlığı hakkında ilmî gerçeklikten daha kesin bir aklî gerçeklik vardır. Tanrı varsa, bu durum, onun kavramının daha önceden ruhta var olduğunu da zorunlu kılar. (s. 72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanların, &#8220;imanını kaybetmek&#8221; diye isimlendirdikleri şey, onlara asla mutlu bir olay olarak görünmemektedir. Niçinini bilmeksizin, bu durum onlar için büyük bir kayıptır. Bunun böyle olması için hiçbir sebep yoktur. Bunun bir hata veya en azından bir peşin hüküm olduğunu sanacak noktaya varmak durumundan kurtulunca, bu durum daha çok bir sevinç sebebi olmalıydı. ( s. 73) Tanrının var olmadığını ispatlamak için, onun yerine dengi bir şey koymak gerekirdi. Bu öyle bir şey olmalı ki, hem onun açıkladığı bütün her şeyi açıklayabilsin, hem de varlığı ispatlanmış olsun. Var olmayan bir şey karşısında bu direnç neden? Çünkü Tanrının gidişi, hiçbir şeyin gelişiyle telafi edilememekte, onun tuttuğu yeri sonsuz bir boşluk doldurmaktadır. (s. 74) Gerçek bir ateizm, yani bir ruhta tanrı kavramının tam ve sonsuz bir yok oluşu, aslında sadece var olmayan bir gerçek değil, aynı zamanda da imkansızdır. (s. 80) Tanrı kavramının bize toplumdan geldiği kabul edilse bile, bu kavram toplumun kendisine nereden gelmektedir? (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9690" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm-cikmazi-1.jpg" alt="" width="62" height="89" /> Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm Yanılgısı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Astrofizikçi Hugh Ross; &#8220;Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang ile ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran ‘sebebin, evrendeki zaman ve mekandan tümüyle bağımsız olması’ gerekir. Bu da bize, yaratıcının evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu göstermektedir.&#8221; demektedir. (Ross, The Creator and the Cosmos, s. 76) Evren&#8217;i O yaratmıştır. Zaman ve mekanı da var eden O’dur. O’nun için, zaman kavramı yoktur. (s. 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın varlığı/zatı bilimsel metodoloji olan deney ve gözlem alanına girmemektedir. (s. 11) Tıpkı, sosyal bilimler alanına giren sosyoloji, psikoloji, eğitim bilimlerinin girmediği gibi. (s. 12) Bu gibi ilimlerde gözlemlenen olgu/varlık üzerindeki etkilerden yola çıkarak, akli, mantıki, rasyonel, kabul edilebilir sonuçlara ulaşılır. Bilgi üretebilecek potansiyelleri olmayan ve hepsi uyumlu bir şekilde tek bir amaca hizmet eden (tabiat kanunları gibi) tüm etkenleri, bilinçlice var eden bir güçten söz edebilirsiniz ki, o güç Allah&#8217;tır. (s. 13) Yazı yazana, kod kodlayana, kitap ise yazarına işaret eder. (s. 15) İman, akıl ve kalbin ittifakla kabul ettiği inanıştır. Allah, insanları inanç konusunda serbest bırakmış, kararı onların vermesi gerektiğini vurgulamıştır. (s. 17) &#8220;Hak rabbinizdendir artık dileyen inansın dileyen inkar etsin.&#8221; (Kehf, 29) Fikre, düşünceye, eleştiriye evet, hakarete, küfre, saygısızlığa hayır! (s. 21) İslam, evrenin işleyişinde rol oynayan -bizim tabiat kanunları diye isimlendirdiğimiz bilimsel yasaları- Sünnetullah/Allah&#8217;ın sünneti olarak adlandırılır. (s. 25) Bilim, Allah&#8217;ın büyük eseri olan Kainat kitabının bir tür açıklayıcısı ve tarif edicisi rolünü üstlenir. (s. 26) Allah&#8217;ın olmadığı, ispatlanmış bilimsel bir bilgi değildir. (s. 27) Ateistler, ateizmi akıllarını kullanarak ve akli göstergeleri, delilleri izleyerek kabul ettiklerini söylerler ve ateizmin aklı temsil ettiğini, inancın aklın önünde bir engel olduğunu savunurlar. Evreni bir tanrının yaratmış olması fikri her yönüyle, onu tesadüflerin ya da bilmezlerin var ettiği fikrinden veya kendiliğinden olması ihtimalinden çok daha akla yatkın olduğu unutulmamalıdır. Evreni Allah&#8217;ın yaratmadığına dair hiçbir delil yokken, onu var eden zeka sahibi bir tasarımcının var olabileceğine dair sayısız delil, işaret, gösterge vardır. Tıpkı, sanat eseri ya da mimari bir yapının ya da karmaşık bir makinenin, onu yapana işaret etmesi gibi. (s. 29) Evrenin bir başlangıcı olduğunun kabul görmesi, neredeyse temelini evrenin ezeli ve ebedi olma fikrine göre şekillendirmiş olan materyalizmin de geçerliliğini büyük ölçüde yitirmesine neden olmuştur. Evrenin her yanında aynı işleyen bir düzen ve sistem vardır. (s. 30) Evrendeki maddeler; cansız, somut, akılsız, şuursuz, bilgi sahibi olmayan birtakım madenler, taş, ateş, zehirli gazlar gibi maddelerdir. Neden ve nasıl olup da akıllı zeki düşünen ete kemiğe bürünmüş hayat sahibi canlıları oluşturdukları asla izah edilememektedir. (s. 31) Evren genişlediğini göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktada başladığı ortaya çıkmaktadır. Bu da bizi, tek noktanın, &#8216;sıfır hacme ve sonsuz yoğunluğa sahip&#8217; olması zorunluluğuna getirir. Bilim, yokluk kavramını ancak sıfır hacimdeki nokta ifadesi ile tarif eder. Bu İslami literatürde, &#8216;yaratma&#8217; demektir. Ateistler, bir yandan evrende bir düzen olmadığını ve kaotik bir evrende yaşadığımız iddia ederken diğer taraftan, evrende hayatı var edebilecek kadar tutarlı ve bilgi dolu yasaların var olduğunu kabul ederler. (s. 33) Evrende yaşamın kendiliğinden oluşmasının olasılık ihtimali 1010123&#8217;de bir ihtimaldir. Bu, evrendeki tüm atomların sayısının toplamından yani, 1078&#8217;den bile büyük astronomik bir sayıdır. (s. 37) İnsanın tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfası miktarda bilgi bulunur. Her insanın DNA sayılarını ve her birinin DNA&#8217;sının birbirinden farklı olduğunu düşünün. Bunun yanında, tüm hayvanların, ağaçların, tohumların içerdiği bilgi miktarını buna ekleyin. Eğer bu muazzam bilgi yığınındaki müthiş işareti göremiyorsanız, zaten size söylenecek bir şey kalmamıştır. (s. 38) Çöle gittiğimizi varsayalım. Çölün ortasında beş yıldızlı bir otel ayarında bir yapı bulduk. Odalar klimalı, su, banyo ihtiyacı, tüm ihtiyaçlarımız önceden düşünülerek hazır edilmiş bir yapı. Ateizm mantığı, bu durumun çöl şartlarının gerektirdiği bir zorunluluk olduğunu, onu buraya birinin yapmadığını öne sürecektir. (s. 47) Termodinamiğin ikinci kanununa yani, antropi Kanunu&#8217;na göre, evrenin bir başlangıcı ve sonu olduğu, dolayısıyla materyalistleri iddia ettikleri gibi sonsuz bir evrende yaşamadığımız görülmektedir. Tüm sistem zamanla bozulmaya doğru gitmektedir. (s. 48) Evrim teorisi, canlılıkta basitten komplekse doğru bir değişim geçirdiğini söyler. Oysa termodinamiğin ikinci kanunu, böyle bir sürecin olamayacağını, evrende var olan tüm sistemlerin bozulmaya doğru gittiğini ortaya koymaktadır. Evrimci bilim adamı Roger Lewin, &#8216;Problem, termodinamiğin ikinci kanunu ile olan çelişkidir.&#8217; diyerek bunu İtiraf etmiştir. ( Lewin, Science, 24.9.1982, 217/1239) Kanal D Londra temsilcisi Ayşegül Ekinci ile yaptığı son röportajda Hawking, &#8216;Evrenin oluşumu, bilimin gerçekliğine dayanır ama bu hiçbir şekilde bilim kanunlarını koyan ve onları da yaratan bir tanrı olmadığı anlamına gelmez.&#8217; demektedir. (s. 51) Ateist düşünce, hiç bir bilim alanı ile ya da bilimsel gerçeklikle desteklenmemektedir. (s. 52) Kâinat kitabının sayfalarından biri olan uzayı ele alalım. Galaksiler bu uzay sayfasının paragrafları, güneşler yıldızlar cümleleri, güneş sistemleri kelimeleri, her bir gezegen bir harfi suretinde okunabilir. (s. 53) Bilim, görünenlerin dışında olağanüstü süreçlerin olmadığını baştan kabul ederek, dogmatik bir yapıya bürünür. O zaman, bu yasaların ardında yatan gerçekleri hiçbir zaman göremeyecektir. (s. 56) Big Bang, evrenin bundan yaklaşık 14 milyar yıl önce aniden var olmaya başladığını ortaya koymuştur. Termodinamik yasaları, evrenin bir başlangıcı olduğunun yanında, bir sonunun olduğunu da kesin olarak ortaya koymuştur. (s. 48, 64) Ateistler, &#8216;God of the Gaps&#8217; (Boşlukların tanrısı) argümanını çok sık kullanırlar.  Yani insanlar bilim yolu ile açıklayamadıkları boşlukta kalan doğa olayları için, &#8216;Allah&#8217;ın işi&#8217; demektedirler. Ancak ‘bilim ilerledikçe boşluklar dolmaktadır, birçok olayın hangi sebep ve sonuç ilişkileri içinde gerçekleştiği artık bilinebilmektedir. Bu da sonuçta, tanrı inancına ortadan kaldıracaktır.’ İddiasındadırlar.  (s. 65) Bilimin, evrenin işleyişi ile ilgili birtakım kurallar bulması asla  Allah inancını zayıflatmağı ve ortadan kaldırmadığı gibi aksine, daha da güçlendirir.  Zira, bilim tarafından keşfedilen mükemmel tasarımın, ince hassas ayarların, hayatın bilinçli bir var ediciye işaret ettiği rahatlıkla görülebilecektir. (s. 67) Tabiat kuralları adı verilen kanunlar, kendi başlarına bir şey var etmeye muktedir olgular değillerdir. Bu yasalar, herhangi bir şeyi var edebilecek bilgiye, bilince, güce sahip olamayan bilinçsiz birtakım atomların hareketlerinden oluşmuşlardır. Buna göre Allah evrendeki hemen her şeyi kanunlara, yasalara bağlamıştır. (s. 71) Her yönüyle sınırlı olan insanın, her yönüyle sınırsız olan Allah&#8217;ın sınırsız amaca yönelik var ettiği evrenin ve hayatın bütün amaçlarını ve evrendeki gizemin tamamını eksiksiz olarak, aklıyla kavrayamayacağını asla unutmamalıyız. Çünkü insan zaman, mekan, zeka, hata ile sınırlıdır. (s. 78) İnsan, sınırlandırıldığı şartlarla akıl yürütebilir. (s. 81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrendeki görülen kötülüklerin Allah&#8217;ın mutlak iyiliği ile nasıl bağdaşlaştığını konusuna gelince: Örneğin, tüm evrendeki sıcaklığın 37 derece olduğunu düşünelim, ne eksik, ne fazla. Böyle bir durumda, sıcaklık diye bir şey hissedilir ve bilinebilir mi? Soğuk ve sıcak kavramları ortaya çıkar mı? Isının anlaşılması için derecelerinin olması gerekir. (s. 83) Evrende karanlık yaratılmamış olsaydı, ışığı ne olduğu ve önemi anlaşılabilir miydi? Dünyada hastalık olmadığı zaman insanlar, sağlıklı olmanın ne demek olduğunu idrak edebilir miydi? Sağlıklı olmak bir değer ifade eder miydi? Evrende kötülüğün bulunmasının temelinde, iyiliğin anlaşılması, var olması, değer ve anlam kazanması olduğunu unutmamalıyız. Kötülüğe ise, iyiliğe hizmet etmek amaçlı izin verildiğini anlamamız gerekir. (s. 84) Evrende zıtlar iç içe geçmiş ve bu sayede neredeyse sınırsız mertebede göreceli hakikatler ortaya çıkmıştır. Evrende kötülük bizzat kötülüğü hedefleyerek değil, aksine iyiliğin anlaşılmasına, değer kazanmasına, bilinmesini hizmet etmeleri için müsaade edilmiştir. (s. 85) Kötülük olmasaydı, güzelliğin, iyiliğin, sevginin, sağlığın ne olduğunu bilmeyen birer mekanik bir robottan farkımız kalmazdı. (s. 87) Allah kötülükleri arzulayarak izin vermemiştir. İzin vermesi, iyiliğin değerinin anlaşılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. (s. 88) Unutmamalıyız ki, tarihte en çok sıkıntıları peygamberler çekmişlerdir. Bazı acılar nedeniyle inanç temellerimizi sarsmamızın sebepleri şöyle sıralayabiliriz: İnancımızın güçlü olmayışı, insanın sırf bu dünya için yaratılmış olduğunu zannetmesi, hayatı gerektiğinden fazla sahiplenmesi. (s. 93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın olmadığı evren tasavvuru, ürkütücü, insanı derin bir yalnızlığa iten, hiçlikle her şeyi anlamsızlaştıran, cehennemî bir ortamdır. (s. 96) Dawkins, &#8216;Gökkuşağını çözmek&#8217; isimli kitabının önsözünde şunları yazar: &#8216;İlk kitabımın yayıncısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana, &#8216;Sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise, kitabı okuyan bir öğrencinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve anlamsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Meslektaşım Peter Atkins, ‘The Second Law’ isimli kitabına şöyle başlar: &#8220;Biz kaosun çocuklarıyız, temelde bozulma ve kaos vardır, amaç yoktur; yön vardır. Evrenin derinliklerine indikçe kabullenmek zorunda olduğumuz kasvet ile karşılaşırız.” (s. 98) Ateist düşünce, evreni hiçliğe ve amaçsızlığa ve insanı da sadece hayatta kalma mücadelesi veren menfaatperest, aciz bir hayvana indirger. (s. 98) Materyalist felsefe anlayışına göre evren yaratılmamış, kendiliğinden ezeli olarak var olagelmiştir. Yaşamın herhangi bir amacı yoktur. (s. 101) Her ne olursanız olun öleceksiniz. Bu dünyada yaptıklarımızın hiç bir anlamı olmayacak. Sadece size yaşattığı kısa zevklerin, hazların dışında hayatın bir anlamı yok. Öldükten sonra yok alacaksınız. En temel yasa, &#8216;güçlü olanın hayatta kalması&#8217; yasasıdır. Dünya bir savaş meydanıdır. Güçlülerin hayatta kaldığı, zayıfların haklı da olsalar yok olmaya mahkum oldukları bir savaştır bu. (s. 102) İşte materyalist felsefenin bizlere tasvir ettiği dünya, hayat ve insan. (s. 103) Bilim evrene bakar, evreni bilimsel metotlarla inceler. Hassas ayarlara ve işleyiş süreçlerine bakarak evrendeki işleyişin yasalarını keşfeder. Yani olmayan bir şey, değil, evrende zaten var olan, var edilmiş, evrene yerleştirilmiş olan yasaları, kanunları, kuralları bulur.  (s. 205)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Düşünmeye Kur’an kadar vurgu yapan başkan hiçbir dini kitap yoktur.  (s. 185) Ateizmin önemli bir yanılgısı, insanlığın çağımızdaki sosyal, siyasal, hukuksal, teknolojik ve bilimsel gelişimin salt akıl yoluyla ya da dini red ederek elde ettiğini düşünmesidir.  (s. 185) Kur’an, kötülüklerin aklın kullanılmaması sonucu olduğunu söyler. İnsanları, aklı kullanmayı teşvik eder. (s. 199)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm bizleri, enerjinin ezeli olması gerektiğine inandırmaya çalışmaktadır. Bize, &#8216;tanrıyı kim yarattı?&#8217; diye soran ateizme, şu soruyu sorma hakkımız yok mu? &#8216;Peki, enerji kim yarattı?&#8217; (s. 298)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9708" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm-yanilgisi-1.jpg" alt="" width="66" height="94" /> Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm Yanılgısı 2</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Delilerin götürdüğü yere gitmek istemeyen maksadı, kendi istediği yere gitmektir.&#8221; ( s. 67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Richard Dawkins başta olmak üzere, ateistlerin bilimsel içeriğe sahip olmadığı gibi kitaplarının hemen her yerlerinde yayılmış olan hakaret edici ve kural dışı vuruşlar içeren üslup dikkat çekmektedir. (s. 9) Materyalist ve seküler eğitim sürecinden geçirilen zihinler, bilimsel bilginin artmasıyla tanrıya olan inancın ve ihtiyacın ortadan kalkacağını düşünmüşler ama görünen o ki, bu beklentileri pek de gerçekleşeceği benzememektedir. (s. 10) İnsanlık tarihinde asıl problemin şirk ve tevhitten sapma noktasında düğümlendiği görülecektir.  Ateiste hitap edebilmek için problemi salt bilim ve felsefe düzlemi içinde ele alma zorunluluğu doğmaktadır. (s. 11) Bilimsel gelişmeler ateizmin değil teizmin lehine işlenmeye başlamıştır. Ateistler bilimsel verilerin ve delillerin götürdüğü yere gitmek yerine, kendi gitmek istedikleri tarafa yönelmeyi seçmişlerdir. Tanrı inancının göz ardı edilmesini sağlamak için bilimsel önermelerin &#8216;öznesiz/bir yapanı olmayan&#8217; yapı içinde sunulmakta, muhatapların zihninde &#8216;kendiliğindenlik&#8217; izlenimi uyandırılmakta ve hatta dayatılmaktadır. Tabii ki kişisel bir tercih olarak herhangi bir şahsın ateizmi seçme hakkı vardır. Ancak bu tercihini bilimsellik kılıfı altında sunarak insanları yanıltma hakkı yoktur. (s. 15)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın var olup olmamasından insanın dünya görüşü kökünden etkilenmekte, hukuk, iktisat, bilim ve günlük faaliyetler gibi hayatın tüm alanlarında kendisini göstermektedir. İnsanın bu evrendeki yeri ve değeri nedir? Rastlantı sonucu mu insan ortaya çıkmış anlamsız bir varlık mıdır? (s. 19) Ateislerde pek çok gruba ayrılırlar. (s. 18) Yalnız teistler değil ateistlerin çoğu (Marx-Engels başlamak üzere) agnostizmi tutarlı ve geçerli bulmamaktadırlar. Pozitivist felsefe sürecinde ateizmin atak yaparak ön plana çıktığı görülür. Materyalist algılayış biçimi en büyük darbeyi en çok güvendiği yerden, yani bilimden almıştır. Kuantum teorisi ve evrenin zannedildiğinden çok daha kompleks olduğunun fark edilmesi gibi yeni bilgiler varoluşu açıklamada maddeyi referans almanın yeterli olmayacağını göstermiştir. (s. 19, 53) Önyargısız ve saf bir bilim anlayışından ve objektif net verilerden hareket ederek insanı her anlamda tatmin edecek şekilde ateizme ulaşmanın imkanı yoktur. Buna rağmen ateizmde karar kılmanın tek sebebi, daha düşünmeye başlamadım evvel &#8216;tanrının yokluğunu&#8217; bir veri olarak kabul etmeleri ve bunu takiben bilime kendi inançlarını doğrultmaya çalışmalarıdır. (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nietzsche&#8217;nin &#8216;Tanrı öldü&#8217; derken, kilisenin &#8216;insan-tanrı&#8217; olarak takdim ettiği şeyi kast ettiği unutulmamalıdır. Tevhid inancına göre ‘insan tanrı’ zaten hiçbir zaman var olmamıştır. Bu tanrı kilisenin ürettiği tanrıdır ve böyle bir tanrı anlayışının ölmesi zaten gerekmektedir. (s. 21)  Comte başta, maddeci düşüncenin din algılamasını şöyle ifade edebiliriz: Din insan zihninin ürünüdür. İnsan, tabiat karşısındaki acizliği ve korkaklığı sebebiyle doğaüstü bir varlığa dayanma mecburiyetinde kalmıştır. Teknolojinin ilerlemesiyle insan tabiat üzerinde hakimiyet kurdukça tanrı algısı ortadan kalkacaktır. Dinin toplum hayatında görünür hale gelmesi, dinin halkı istismar etmesi anlamına gelir. Bu zihniyetin, dini psikolojik bir sorun, yanılgı olarak tanımlamaya çalışması tarihsel olarak yanlışlanmış bir düşünce tarzıdır. A. Comte bunu üç hal kanunu ile açıklamaya çalışmıştır. Ona göre insanlık son dönemiyle birlikte dini değerlerden tamamen ayrışarak yetkinliğine ulaşacaktır. Ancak 21. Yüzyıl&#8217;da bile dinin hem kişisel hem de toplumsal bağlamda son derece etkin bir rol oynadığı görülmektedir. Comte&#8217;un hayatının son zamanlarında kendi pozitivist anlayışı ile çelişen bir insanlık dini peşinde koşması bu düşüncenin gerçekle örtüşmediği ortaya koymaktadır. (s. 24) Semavi dinlere karşı olanların modern tapınma türleri icat etmeleri, bazılarının meditasyon ve benzeri yollarla ruhlarındaki açlığı giderme çalışmaları metafiziğin insan hayatından soyutlanamayacağını göstermektedir. Dini değerlerin yanı sıra siyaset, iktidar, zenginlik, insan hakları, kadın, demokrasi, bilim gibi pek çok kavramın çeşitli şekillerde istismar ettiği edildiği görülmektedir. Peki, bu değerlerin toplum hayatından tecrit edilmesi ve sadece vicdanlarda yaşatılması neden teklif edilmemektedir. (s. 25) Hawking, &#8220;Evren hakkında daha fazla şey keşfettikçe evrenin &#8216;mantıklı kanunlarca&#8217; yönetilmekte olduğuna dair daha fazla şey keşfederiz.&#8221; (Hawking, Zamanın kısa tarihi,  s. 175) derken, Paul Dirac, &#8220;Tanrı üst düzey bir matematikçidir ve evreni yaratırken ileri düzeyde matematik kullanmıştır.&#8221; (The Evolutian, Scientific American 208, sayı: 5) görüşünü dile getirmektedir. Gazali, bugünkü anlamda filozofları değil eski Yunan&#8217;ı ve onun taklitçilerini eleştirmektedir. Gazali&#8217;nin bunun için felsefe yöntemini kullanılması da ayrı bir dikkat çekici husustur. Karşı çıkılan felsefe diye sunulan Aristo metafiziğinin, dinin ontoloji ve kozmolojisinin yerine ikame edilme çabasıdır. (s. 30) Ateistlerin teistlere yönelttiği diğer bir eleştiri, inanç sahibi olmak bilgiye ve akla dayalı bir mesele olmayıp, sadece bir tercih sorunudur, yaklaşımıdır. Kelam ilmi mahiyeti ve dini anlayışın araştırmaya teşvik eden Kur’an&#8217;daki akletme, tedebbür, düşünme ve tabiatı incelemeye yönelik ayetlerinden bu yaklaşımın yanlışlığı kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Ateistlik argümanların bilimsellikten son derece uzak olduğu açıktır. Evrenin Yaklaşık 15 milyar yaşında olduğu yani ezeli olmadığı bilinmektedir. Ateizmin, tanrının var olmadığına inanmak şeklindeki yaklaşımının da bir inanç olduğu göz önünde alınmalıdır. Acaba ateizmin iddiaları ne derece akla, mantığa ve bilimsel verilere uygunluk göstermektedir? ( s. 31) İslam&#8217;da esas maksat araştırarak imana ulaşmaktır. Tahkiki iman; akıl ve ilim kullanarak bilme halidir. Ateistler insanlara neye inanıp nelere inanmamaları gerektiğini söylemek konusunda kendilerini yetkili görmektedirler. (s. 33) Ateist, herhangi bir manevi değere sahip olmadığından her şeyini maddeye ve dünyaya bağlamak zorundadır. (s. 34) Dawkins, Tanrı Yanılgısı&#8217;nda, &#8216;yaşamın kaynağını hayati önem taşıyan koşulların ortaya çıkmasını sağlayan kimyasal olay veya olaylar dizisine bağlar.&#8217; Bu kimyasal olayların nasıl ve niçin başladığına dair açıklama yapmaz ve  okuyucusunu zeka özürlü yerine koyar. Eğer bu tarz bir metotla düşünmeye başlarsak, tek boynuzlu atlar veya gençlik iksiri gibi şeylerin şaşırtıcı ölçüde imkansız olsa da meydana gelebileceğini kabul etmemiz gerekir. ( s. 37) David Ruelle, ‘Rastlantı ve Kaos’ isimli kitabında şöyle der: &#8220;Evrende oldukça büyük bir rastlantısallık vardır. Günün birinde evrende yaşam ortaya çıkmıştır. Nasıl olduğunu tam olarak bilmiyoruz. &#8216;Küçük genetik iletiler&#8217; kendilerini gelişigüzelliğe uydurmayı başardılar. Daha sonra bir araya gelip yeniden düzenlenmiş iletiler oluşturmayı &#8216;öğrendiler.&#8217; Bunun sonucu olarak da genetik iletiler evrendeki düzenin bir bölümünü &#8216;kendi amaçları&#8217; için kullanma olanağına kavuştular. Bir süre sonra yaşamın zeki adını verdiğimiz yeni bir öğesi ortaya çıktı.&#8221; (Ruelle, Rastlantı ve Kaos, s.151-158) Yaşamın özünü oluşturan genetik ileti ne demektir? Bu iletiler hangi bilgi bilinç ile hangi amaç için deneyip durmaktadırlar? Zeka nasıl ortaya çıkmıştır? (s. 38) Bu kadar akılsız bir evren nasıl olur da düzgün amaçları, üreme kabiliyetleri ve &#8220;kodlanmış kimyaları&#8221; olan varlıklar yaratabilir? Hayatın ve bilincin maddeden hareket ile açıklanmaya çalışılması üzeri örtük bir inancı içermektedir: Canlılık ve bilinç maddede içkin olarak mevcuttur! Aslında bu inanış soyut bir tanrı anlayışını çok gerilerde bırakmaktadır. Ben varım. Bu &#8220;Ben kimdir?&#8221; , &#8220;Nerededir?&#8221; Varlığınız (siz) belirli bir beyin hücresinde veya vücudumuzun herhangi bir bölgesinde yer almaz. Vücudunuzdaki hücreler sürekli değişir ve &#8220;siz&#8221; yine de aynı kalırsınız. (s. 41) &#8220;Var olduğumu nasıl bile bilebiliyorum?&#8221; sorusuna bir profesörün verdiği ünlü cevap, &#8221; Peki bu soruyu kim soruyor?&#8221; olmuştu. Benlik, bizim olduğumuz şeydir, sahip olduğumuz değil. (s. 42) &#8220;Bilgisayarın yaptığı şeyi &#8216;anladığını&#8217; söylemek, bir akım kablosunun hür irade sahibi olduğunu ya da bir DVD çalarım çaldığı müziği anladığını ve ondan keyif aldığını söylemek gibi bir şeydir.&#8221; (Anthony Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış, s. 168) Düşüncenin belirli bir sinirsel etkileşim olduğunu söylemek, adalet fikrinin kağıt üzerine yazılmış birkaç şeyden başka bir şey olmadığını iddia etmek kadar anlamsızdır. (s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Varlık hakkında cevaplanması gereken belki de en önemli ve en derin sorunun &#8220;Hiçbir şeyin var olmaması mümkün iken, için bir şeyler var?&#8221; olduğunu söyleyebiliriz. Ateist bilim adamları,  &#8220;bilim niçin değil nasıl sorusu ile ilgilenir&#8221; derler. Teist açısından bakıldığında niçin sorusu, amaçlılığın olmasına işaret etmesi sebebiyle çok anlamlı ve akla uygundur. Diğer taraftan, teistik açıdan nasıl sorusu evrenin işleyişi ne ışık tutması itibarıyla tanrının sanatını ifade etme açısından son derece önemlidir. Niçin sorusunun cevaplanmaması, nasılın anlamını ve önemini göz ardı etmeye yönelik bir girişimdir. (s. 46) Barrow, &#8220;fiziksel kanunların niçin bizim gözlemlediğimiz değer ve özelliklere sahip oldukları sorusu devam edecektir.&#8221; demektedir. (John D. Barrow, The Anthropic Cosmological Principle, s. 523)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Comte&#8217;a göre üç döneme ayırdığı insanlık tarihinin birinci evresi olan teolojik evrede, insanlık doğada cereyan eden olayları tanrı ve ruh gibi doğaüstü nedenlerle açıklamıştır. İkinci dönem olan metafizik evrede ise olaylarının nedenlerini soyut bir biçimde de olsa yine doğada aramıştır. Hayal yerine aklını kullanmaya başlamıştır.  Üçüncü dönem olan pozitif evrede ise insanlık deneyle doğayı anlamaya çalışmıştır. Comte, insanın olgunlaşmasını dinden uzaklaşmasına bağlamıştır. Son yüzyılda dinden uzaklaşan, onunla savaşan toplulukların ne duruma geldikleri ve neler yapabildikleri, dünyamızı ne hale getirdikleri ortadadır. (s. 52) Materyalizme göre evrendeki tüm denge ve düzen bir tesadüfün ürünüdür. Astronomi ve biyolojideki yaşanan gelişmeler, ateist dünya görüşünü temelinden çökertmiş durumdadır. Bilim evrende son derece açık bir tasarımın ve hassas bir düzenin var olduğunu keşfetmiştir. Materyalizm, maddenin yaratılmadığını, hep var olduğunu iddia etmektedir. (s. 53) Pozitif (Nietzsche, Freud, Marx gibi) ateistler tanrı inancını çürütmeye çalışmakla kalmamış, inançsız bir toplumun hayalini de kurmuşlardır. (s. 54) Tanrıya inanmak fıtrata/yaratılışı ait bir özellik olduğu için, kasıtlı bir tahribat yapılmadıkça insanın imanlı olması onun doğal halidir. Materyalist bir kişi bir tanrının varlığının itiraf etmemekle beraber onun yerine koyduğu &#8216;tabiat&#8217;, &#8216;madde&#8217;, &#8216;zaman&#8217;, &#8216;evrim&#8217;,  &#8216;tesadüf&#8217; gibi tanrı fonksiyonunu icra edecek başka şeylere yer vermek zorunda kalmaktadır. İnançlıların tanrıya affettikleri özelliklerin birçoğunun ateistler tarafından maddeye havale edildiği görülmektedir. (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistlerin bazı yanılgıları şunlardır: Teistin, tanrının bilimsel anlamda incelenebilir ve gösterilebilir olduğuna dair bir iddiası yoktur, tam tersine teist, tanrının mahlukattan yani yaratılandan herhangi bir şeye benzemediğini ve yaratılandan ayrı olduğunun altını çizer. Sanat, edebiyat, müzik, resim, tarih gibi alanlarda bilimsel bilginin onayına başvurulmaz. Benzer şekilde, tanrının da deney veya gözlem gibi bilimsel incelemeye konu olması beklenemez. Madde cinsinden olan ve deneye maruz bırakılabilir bir varlığın tanrı olarak kabul edilebilmesi gerçekten çelişik görünür. Tanrının varlığına dair pek çok bilimsel destek söz konusudur ancak, tanrının özellikleri, nitelikleri, maksadı, insan ve evrenle olan ilişkileri gibi meseleler bilimin faaliyet alanının dışında kalır. (s. 56) Sorun, bilimsel açıklama perdesi altında ateistik yorumlara ve sonuçlara ulaşılmaya çalışması ve bunun bir dayatmaya dönüşmesidir. Evrenin işleyişini sağlayan kuralları koyan tanrıdır. İlahi dinleri gönderen de tanrının kendisidir. Her ikisi de aynı elden çıktığına göre, aralarında bir çatışma ve çelişki olması mümkün değildir. Aynı kaynaktan gelen bilgilerin birbiriyle zıt konumda olması beklenemez. (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Agnostikler, &#8220;Metafizik argümanların doğruluğunu ya da yanlışlığını tespit etmek mümkün değildir. Bilgimiz başlangıç problemini çözmeye yetmez.&#8221; demektedirler. (s. 59) Ateistten beklenen şey, tanrının yokluğunu göstermesi değil var olduğunu bildiğimiz şeyin (evren ve içindekiler) var olma sebebini ve nasıl ortaya çıktığını akla uygun bir şekilde açıklamasıdır. (s. 62) Ateiste düşen görev, tanrı inancına sahip olanların ileri sürdükleri delilerin yetersizliğinden veya başarısızlığından fayda beklemek değil, kendi ateistlik delillerini ortaya koymak olmalıdır. Ateistlerin, evrenin ezeli olduğu şeklindeki iddiaları, Russell&#8217;in kutsal demlik örneğine daha uygun düşmektedir. (s. 63)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din ve bilim ilişkileri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Bilgi ve bilimin yanı sıra, din, modern çağda da, önemli bir güç olmaya devam etmektedir.&#8221; (P. Davies, Tanrı ve Fizik, s. 1-8) Evrim teorisi, ‘yaşam zamanla bilinçsiz maddeden türemiştir.’ iddiasındadır. Newton, evrenin işleyişini mekanik bir yapı ile açıklamaktadır. Bu tür, maddenin kendisine dayalı açıklamalar, dinlerin sunduğu tanrının varlığı ve evrene müdahale ettiği düşüncesine alternatif olarak kullanılmıştır. (s. 70) Pozitivist ve materyalistlere göre bilim; aklı, özgür düşünceyi, aydınlığı, bilgiyi, deney ve gözlemi olgusal olaylara dayanmayı kısaca, &#8216;gerçeği&#8217; araştırır. Halbuki metafizik; dogmaları, batıl inançları temsil eder ve benimser. Dolayısıyla insanlığın ilerlemesi ve kurtuluşu için bilimden başka sarılacak bir şey yoktur. (s. 72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Descartes, din ile ilmin birbirinden bağımsız olduklarını ileri sürer. İlmin kendine mahsus bir alanı vardır: Tabiat. Kendine ait aletleri vardır: Matematik ve deney. Din ise, birtakım inanç esaslarına dayanır, iddiasındadır. (s. 75) Bilimi tek yol gösterici kabul edenler, kendi bakış açılarının oldukça mantıklı ve tutarlı olduğundan emindirler. (s. 76) Einstein&#8217;ın görecelik teorileri mekanik nedenselliğin yetersiz kalmasına yol açmıştır. (s. 77) Ateistin temel argümanı, bilimsel gelişmenin dini inanışları zayıflatarak ortadan kaldıracağı yönündedir. Halbuki tarih ve bilimin sunduğu imkanların tanrı inancını kuvvetlendirici bir etki yaptığını ortaya koymuştur. Bunun en bariz örneği August Comte&#8217;un üç hal kanunudur. Bilim netice itibari ile evrenin kanunlarını ve işleyiş biçimini ortaya koyma çabası olduğuna göre, yani kaostan ve tesadüflerden ziyade, verili düzeni keşfedeceğine göre teistin bu sonuçtan rahatsız olacağını düşünmek yanlış olacaktır. Tanrının özelliklerinin bilimsel incelemeye konu olmadığı ortadadır. Çünkü tanrı evrenin bir &#8216;parçası&#8217; değildir. Ateistler Tanrıyı herhangi bir nesneyi inceler gibi ele almak ve masaya yatırmak konusunda ısrar etmektedirler. Tanrı test edilebilecek bir nesne değildir. Aslında zamanla, mekanla sınırlı, görülen, tutulan ve ölçülebilen bir varlık nasıl tanrı olabilir? (s. 79, 99)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel bilginin elde edilmesi başka bir şey, bu bilginin ortaya çıkmasını sağlayan düzenin niçin ve nasıl var olduğunu sorgulamak başka bir şeydir. Teist, hiçbir şekilde bilinen fiziksel kanunlara itiraz etmemektedir. Burada tartışma konusu olan şey tabiatın işleyişi değil, kökeninin ne olduğudur.  Maddenin, kendi kendini idare edecek kanunları belirlemesi iddiası, maddeye &#8216;hâkim&#8217; sıfatının yakıştırılmasını gerektirir ki bu bir tür bâtıl ve ilkel inanç olur. Kanunların maddeyi belirli bir şekilde davranmaya zorlaması beklenemez. Matematik formülleri, bir matematik sorusunu çözemez, ancak bir uygulayıcı kişi çözebilir. (s. 81)  Mahkemede davalar kanunlara uyularak çözülür, hakim bunu neresindedir denilemez. Tanrı, ressam konumundadır, resme dahil değildir. Bir ressamın, kendi tablosunun içinde görülmemesi o resmin kendiliğinden var olduğu anlamına gelmez. (s. 82) Ateistin anlamakta zorluk çektiği diğer bir mesele, bilime konu edilebilecek olan şeyin tanrının bizzat kendisi değil, yarattığı şeyler olmasıdır. Bir motorun şans eseri ortaya çıktığını savunmak bilimsel olurken bir mühendisin eseri olduğunu söylemek neden bilim dışı olsun? (s. 83) Teistin dikkat çekmek istediği husus tabiat kanunları adı verilen düzenin kaynağına yöneliktir. Mekanik, dinamik, termodinamik vs. gibi fizik kanunlarını teist elbette bilmekte ve bunlara herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. Teist şu dört sorunun cevabını istemektedir: Fizik kanunlarının kaynağı nedir? Neden başka bir kanun kümeleri yoktur da sadece gözlemlediklerimiz vardır? Nasıl oluyor da elimizde hiçbir özelliği olmayan elementlere hayat veren, bilinci ve zekayı yönlendiren bir kanunlar kümesi vardır? Neden hiçbir şeyin var olmaması mümkün iken, böyle bir evren vardır? (s. 85)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrının varlığını kabul etmek, bilimsel metodolojiyi reddetmeyi zorunlu kılan bir şey değildir. (s. 86) Maddenin bilinci olmadığına göre, tabiat kanunlarını kendisinin tesis etmiş olamayacağı çok açıktır. En azından maddenin bilinçli bir tasarımcı gibi davranmış olduğunu ileri sürmenin bilimle ve akılla bir alakası olamayacağı bellidir. Böyle bir evrenin ortaya çıkması bilgi, irade ve amaçlılık ister. Bu özellikleri ise maddede mevcut değildir. Maddenin kanunları ürettiğini söylemek hiç mantıklı görünmüyor. Madde ve kanunların ikisi arasında görülen uyumun kaynağı nedir? Fizik kanunlarının kökeninin ne olduğu sorusuna ateistin verdiğini nihai cevap &#8216;maddenin davranışı böyledir&#8217; demekten ibarettir. (s. 87) Garip olan iddialar silsilesi şöyledir: Tüm canlıları olduğu gibi insanı da yaratan maddedir. Madde insanı yaratıp, kendisinde bile bulunmayan canlılık, akıl, görme, duyma, çeşitli duygular ve bilinç gibi özellikleri insana vermiştir. Madde, insanı üreterek kendi davranışlarından ibaret olan tabiat kanunlarının sırlarının çözülmesini sağlamaktadır. Bu anlayışla, ezeli ve ebedi olan mutlak ilim ve hikmet sahibi bir tanrı yerine maddeyi koymaktan başka bir şey yapılmamaktadır. Neden kaos ve karmaşa yerine düzen ve bilimsel kanunlar var? Bilimsel kanunların var olması ve evrenin bilinen her yerinde aynı şekilde işlemesi bir açıklama yapılmasını zorunlu kılar. Bilimi mümkün kılan şey bu kanunların varlığı olduğuna göre, sözü edilen düzenin kökeni üzerinde düşünmekten kaçınılmamalıdır. (s. 88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrının hangi özelliklere sahip olduğu ancak kendisinin insanlara verdiği bilgiler bilinebilir. (s. 98) İnsan bilgisinin tanrıya bir nesne gibi masaya yatırmaya çalışması anlamsız bir çabadır. Tanrının anlaşılması doğrudan değil ancak dolaylı yollardan mümkün olabilir.  (s. 99) Hiçbir ateist yeryüzünde varoluşunun sebebini ve anlamını açıklayabilecek durumda değildir. Ateist anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde ne hayatın ne de ölümün (ve sonrasının) manası üzerine tatmin edici şeyler söyleyemez. Ateistin ileri sürdüğünün tam aksine akıl, bilinç ve anlama yeteneği insana tanrının varlığını kavrayabilmesi için özel olarak verilmiş şeylerdir. (s. 100)  Ateist kendisinin bilimsel olarak açıklayamadığı (hayatın nasıl başladığı, evrenin niçin var olduğu, fizik kanunlarının niçin başka şekilde değil de böyle işlediği gibi) meseleler önüne konulduğunda, &#8216;bilimin gelecekte bu soruları cevaplayacağı&#8217; düşüncesini ileri sürer. Ümit ve beklenti kişisel bir olay olup, inanca dayalıdır. (s. 103) Ayrıca böyle bir durumda teistte, &#8216;öldüğün zaman çok net olarak göreceksin.&#8217; diyebilme hakkına sahip olmaz mı? Ateistin bu temelsiz delillere da yanmasının sebebi, henüz düşünmeye başlamadan önce, tanrının var olabileceği ihtimalini devre dışı bırakmasıdır. Bu seçenek göz ardı edilince de geriye sadece elde kalanlar üzerinde ısrar etmekten başka yapılacak bir şey kalmamaktadır. İnsan zihni her tür düzenin arkasında bir neden ve fail aramaz mı? (s. 104) Ateistlerin cevabı şöyledir: &#8220;Belki de evren kendisinin nedensiz var olmasını sağlayacak ve bizim henüz bilmediğimiz bazı çok özel niteliklere sahiptir.&#8221; (s. 105) Ateistler, teistlerin tanrı için geçerli gördükleri bazı şeyleri madde için geçerli görmektedirler. Ateist, bir yandan her şeyi maddenin dışına çıkmadan açıklamak girişiminde bulunurken diğer taraftan da maddeye ezeli/ebedi olmak, varlığı kendinden olmak gibi metafizik özellikler yüklemektedir. (s. 106) Sorun, ilk nedenin varlığından ziyade ne olduğu noktasına taşınmaktadır. Bu konuda nedensellik halkası tatmin edici bir noktada sona erdirilmelidir. Mesela son derece dağınık halde bıraktığınız evinize akşam geldiğinizde her yerin düzenlendiğini, temizlendiğini, bulaşıkları yıkandığını gördüğünüz zaman ilk olarak akla, yerlerin elektrik süpürgesi tarafından temizlendiği, bulaşıkların mutfaktaki makine ile yıkandığı gelebilir mi? Nedensellik zincirinin daha geri götürülmesi gerekmez mi? (s. 107) Nedensellik zinciri bilinçli bir faile ulaştığı zaman sona erdirilebilir. (s. 108) Bir şeyin nihai nedeninin, o şeyin kendisi olduğunu ileri sürmek sadece bir inançtır.  (s. 109) Kanunların tatbik edicisinin (uygulayıcısının) var olması gerekir. Düzen, hesap ve sistem bir zekayı işaret etmeyecekse neyi ima edecektir? Düzen bir tasarım neticesi değilse neyin sonucu olarak ortaya çıkar? (s. 110)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrenin ve dünyanın her yerinde aynı şekilde geçerli olan, uzun zaman diliminde gözüken bu düzenliliğin bir açıklaması olması gerekir. Bir düzenin arkasında bir plan ve tasarımın olması kaçınılmazdır. (s. 114)   Evren, akıllı bir tasarımın ürünüdür. Fakat evren çok karmaşık ve insan yapımlarından daha büyüktür. Öyleyse evreni tasarlayan sonsuz güç ve akıl sahibi bir tasarımcı vardır. (s. 120) Nükleer zayıf kuvvet, yerçekimi gücünün 10<sup>28</sup> katı bir değere sahiptir. Daha zayıf olsaydı suyun oluşması mümkün olmayacaktı, daha güçlü olsaydı protonların şekillenmesine izin vermeyecektir ve atomlar oluşmayacaktı. (s. 122)  Evreni idare eden (!) kanunların bir anda var olduklarını kabul edilse, bu sefer söz konusu kanunların neden hiç değişmeden, bozulmadan ve ısrarla bu şekilde işlemeye devam ettiklerinin açıklanması gerekir. Bu, kanunlara metafizik bir amaçlılık yüklemekten başka bir şey değildir. Olasılık argümanına göre evrenin şu andaki halini var olması tesadüfi açıdan ele alınacak olursa imkansız mertebesindedir. (s. 127) Krishna, &#8220;Bir milyon tane madeni paranın aynı anda atıldığında, hepsinin tura gelmesi çok olası olmamakla beraber imkansızda değildir.&#8221; der. Görüleceği üzere ateistik yaklaşım pratik olarak imkansız bir durumun gerçekleşmesinin olanaksız olmadığı düşüncesinden hareketle, kendi iddiasının doğruluğunu temellendirmeye çalışmaktadır.  Krishna, şans ve rastlantı kabulüne dayalı bir yapıyı belirleyici olarak sunmaktadır. Bir milyon tane madeni paranın tura gelme olasılığı ile böyle bir evrenin şans eseri meydana gelme olasılığı kıyaslanabilir şeyler değildir. Milyonlarca paranın defalarca atılması ve her defasında hepsinin tura gelmesi durumunun da ateist tarafından açıklanması gerekir. (s. 129) &#8220;Bir milli piyango bileti aldığınızı düşünün. Muhtemelen milyonlarca bilet satılmıştır ve bütün bu biletler içinden sadece biri büyük ikramiyeyi kazanacaktır. Sizin kazanan biletinizin seçilmiş olması olgusundan, bunun rastgele bir seçimden daha fazla bir şeyin eseri olması gerektiği sonucunu doğurmaz.&#8221; (Nigel Warburton, Felsefeye Giriş,  s. 17) Piyango çekilişi bir organizasyon gerektirdiğine göre söz konusu çekiliş kim ya da ne tarafından düzenlenmiştir? Bu çekiliş sürekli olarak tekrarlamakta mıdır? Her çekilişte büyük ikramiyenin sürekli olarak aynı kişiye çıkması durumu ise, herhalde şans faktörü ile açıklanamaz! (s. 130) İlginç olanda, bu düşünce tarzının tüm ateistlerde geçerli olmasıdır. Mesela Dawkins’te ‘Gen bencildir’ adlı eserinde ‘toto’ ve ‘Şikago gangsterleri’ örnekleri ile Nigel Warburton tarafından verilen örneklerde mantık olarak hiçbir fark yoktur! ’Ateist Poidevin, evrendeki ortaya çıkan değişimler birtakım rastgele süreçlerin sonucu değildir itirafında bulunmaktadır: &#8220;Evrende ortaya çıkan değişimler birtakım rastgele süreçlerin sonucu değildir. Şans faktörü ateizm açısından umut verici değildir.&#8221;  (Poidevin, Ateizm, s. 97, 101) Roger Penrose&#8217;a göre evrenin şimdiki durumunda olabilmesi olasılığı, 10<sup>123&#8217;tür.</sup> (Kralın Yeni Usu,  s. 344) Üzerinde düşünülmesi gereken asıl konu, hiçbir eğilimi bulunmayan maddenin nasıl olup da böyle bir evreni ortaya çıkarabilecek şekilde organize olduğu sorusudur. Olasılık argümanına göre, olguların gerçekleşme ihtimalleri hesaplanıp elde edilen neticelere baktığımızda en iyi açıklamanın tanrı varlığı olduğu çıkarımına ulaşılmaktadır. (s. 133) Tanrı tarafından belirlenmiş kuralların (bilimin) tanrının varoluşunu yanlışlayacak bir sonuç vermesi (suistimal edilmedikçe) elbette beklenemez. &#8220;Bilim, evrenin &#8216;neden bu şekilde&#8217; olduğunu ve varsa bir &#8216;amacını&#8217; ortaya koyma hususunda sessizdir.&#8221; (Hawking, Kara Delikler ve Bebek Evrenler,  s. 99) Robot, kendi yapılış nedeni ve programına bağlı olacak şekilde hareket etmektedir. Robotun kendisi bilinç sahibi olmasa bile, onu yapan ve programlayan bir bilincin çevresinde hareket etmektedir. (s. 136) Ateist Poidevin, &#8220;Görülen o ki, ateistin evren yasalarının niçin hayattan yana olduklarını açıklama sevdasından vazgeçmesi daha iyi olacaktır. Öyle görünüyor ki, teist bu tikel muharebeyi kazanmıştır.&#8221; (Poidevin, Ateizm,  s. 115)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Marksizmin ünlü savunucusu olan G. Politzer, &#8220;Evren, yaratılmış bir şey değildir, yaratılmış olsaydı yoktan var edilmiş olması gerekirdi. Bu ise bilimin kabul edebileceği bir şeyi şey değildir.&#8221; görüşünü,  ‘Felsefenin Başlangıç İlkeleri’ adlı kitabında iddia etmektedir. Politzer yaratılışa karşı sonsuz evren fikrini savunurken, bilimin kendi tarafında olduğunu sanıyordu. (s. 140) Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan süreçte evrenin/maddenin ezelden beri var olduğu düşüncesi, herhangi bir bilimsel desteğe sahip olmamasına rağmen, sanki ispatlanmış bir gerçek gibi kabul gördü. Bilim dünyasının, sözü edilen dönemde materyalist ve pozitivist zihniyetin tesiri altında olduğu görülmektedir. (s. 143) Big Bang teorisi, evrenin zaman açısından bir başlangıcı olduğunu, başlangıç durumunda maddenin çok yoğun ve sıcaklığın son derece yüksek seviyede bulunduğunu, evrenin genişlemesi ile sıcaklığın ve yoğunluğun düşmesi ile atom-altı parçacıkların ve galaksilerin meydana geldiğini ileri sürer. İlerleyen süreçte, gözleme dair veriler elde edilir. Uzay ve zamanın birbiriyle bağlantılı olması, klasik fizikteki mutlak zaman ve mekan anlayışı ortadan kaldırarak izafiliği ortaya çıkarır. Genişleyen evren, geriye doğru kapandığında her şeyin birleştiği ve uzayın yok olduğu an, zamanında olmadığı sonucuna ulaşılır. Big Bang teorisiden, maddenin yanı sıra uzay ve zamanında bir başlangıcı olduğu sonucuna varılmaktadır.  (s. 146) Büyük patlama ile; Bir- Evren/madde ezeli değildir. İki- Patlamanın öncesinin olmaması, evrenin ve maddenin daha evvel var olan bir şeyden türemediğini göstermektedir. Daha öncesinin olmaması, evrene madde ötesinden bir müdahalenin yapıldığını göstermektedir. Üç- Söz konusu patlama, sıradan ve rastgele bir patlama değildir. Çünkü herhangi bir patlama ve kontrolsüz enerji dağılımı, bir düzenden ziyade kaos ve karmaşaya yol açar. (s. 148) Ateist, hep var olan şeyin madde değil enerji olduğunu ileri sürebilir. Yukarıda, madde için geçerli olan tüm problemler enerji için de söz konusudur. Ayrıca, patlama şeklinde tezahür eden enerjinin herhangi bir bilinç ya da plan söz konusu olmadan nasıl böyle bir evreni ortaya çıkardığı sorunu hala cevaplanmamıştır. Çünkü Salt ve kontrolsüz enerji, bilinç olmaksızın kendi başına düzenli fiil yapamaz. Ezeli olan şeyin maddi değil enerji olduğu kabul edilirse bile, enerjinin nasıl ve niçin maddeye dönüştüğünün açıklaması da gerekir. ( s. 163)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Antropik prensip (İnsancı İlke): Evrenin belirli bir amaca yönelik olarak tasarlandığını, evrende gözlemlediğimiz hassas, dengeli ve inanılmaz kompleks yapının tesadüfe veya şansa dayalı olarak açıklanamayacağını, bir tasarımcının varlığının kabul edilmesi gerektiğini savunur. Evrenin mevcut halini alabilmesi için son derece özel şartların yerine gelmesi gerekmektedir. Bu şartlar, öylesine özeldir ki, sonsuz ihtimal arasından istenilen durumunu elde edilmesi pratik olarak sıfırdır. (s. 169) Tüm evren insanın varlığını mümkün kılacak şekilde kurulmuştur. İnsanın hayatı esasen arzu edilir olmalıdır ki, bu evrenin varlığına neden oluştursun. ( s. 170) Evrendeki düzen ve amaçlılığın her türlü tesadüfi açıklamayı aşacak mahiyette olduğunu gösteren pek çok fiziksel özelliklerden bahsedilir. (s. 187) Evrenin planlı, maksatlı ve son derece kritik bir denge üzerinde var olması, söz konusu yapının tesadüfi veya rastgele oluşu biçimindeki yorumları açıkça bertaraf etmektedir. (s. 188)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrendeki düzenin tesadüfe yer bırakmadığını gösteren örnekler: Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleri ile birbirlerini dengeler. Eğer bu denge sağlanamasaydı canlılık için gerekli atomlar var olmayacaktı. Süpernova patlamalarının uzaklığı, yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Karbonun var olabilmesi için evrenin yeteri kadar yaşlı olması gerekir. Hayatın ortaya çıkabilmesi için en temel şartlardan biri de, evrenin şu andaki mevcut yaşında olması gerekliliğidir. Dünyada yüzü aşkın kimyasal madde, dünyadaki kompleks yaşamı oluşturacak şekilde ayarlanmıştır. Evrendeki madde miktarı az olsaydı, maddenin evrende dağılımı da az olur, galaksiler oluşmazdı. Daha fazla olması halinde ise, kara delikleri oluşturur, evren kendi içine çökerdi. Şu andaki kütle yoğunluğu, olması gereken yerdedir. Başlangıçta bir ateist olan Fred Hoyle şöyle der: &#8220;Evren süper hesaplama yapan bir entelektüel güç tarafından yaratılmıştır. Aksi takdirde, bu kadar çok ilgisiz ve imkansız tesadüfün muhteşem bir şekilde bir arada işleyip yaşamı mümkün kılan bir evreni meydana getirmesi beklenemezdi.&#8221; Dünyanın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer dünyanın çekimi daha az olsaydı, atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı. Kütle çekim kuvveti mevcut değerinden daha küçük olsaydı, her şey sadece gaz ve toz bulutu halinde kalacaktı. Daha büyük olsaydı, güneş daha kısa zamanda söner ve hayat için gerekli maddelerin oluşmasına yetecek zaman kalmazdı. Güneşin dış yüzey sıcaklığının 6000 derece olması, fotosentez olayının gerçekleşmesi açısından zorunludur. Güneş ışığının özellikleri ile bitkisel yaşam arasında tam bir uyum vardır. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, oksijen dengesi bozulurdu. Daha ince olsaydı, her yerden sürekli volkanlar fışkırırdı. Dünyanın çevresindeki manyetik alanın büyüklüğü daha küçük olsaydı, güneşten gelen zararlı ışınlar hayatın oluşmasını engellerdi. Daha büyük olsaydı, canlılık için gerekli ışınlarının dünyaya ulaşması  önlenirdi. Yeryüzüne ulaşan ışık ile yansıyan ışığın oranı daha büyük olsaydı, sera etkisi sebebiyle aşırı ısınma olurdu. Daha küçük olsaydı, yeryüzünü buzullar kaplardı. Atmosferdeki oksijen miktarı kritik bir değere sahiptir, daha yüksek olsaydı, sürekli yangın çıkardı. Daha küçük olsaydı, solunum yapmak mümkün olmazdı&#8230; (s. 188-192)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Big Bang, ‘evren çok küçük bir entropi düzeyinde oluşmuştur’ görüşünü savunur. Buna göre evren ebedi değildir ve evrenin bir sonu vardır. Evren sonsuzdan beri var olsaydı, aradan geçen zamanda evren çoktan termodinamik dengeye gelip, &#8216;ısı ölümünü&#8217; yaşıyor olması gerekirdi. Evren sonsuzdan beri var olamıyorsa, evrenin bir başlangıcı var demektir. Evren düşük entropili bir halden yüksek entropili duruma doğru gitmektedir. Evrenin genişleme hızında şansa yer bırakmayacak derecede bir hassas ayar bulunduğu görülmektedir. Biraz daha yavaş olsaydı, evren ilk patlamada sonra tekrar geriye çökmüş olurdu. Daha hızlı olsaydı, hiçbir galaksi genel genişleme sürecinde yoğunlaşamayacaktı. (s. 195) Stephen Hawking, &#8220;Evren, on milyar yıl sonra bile, hala kritik hıza yakın bir hızla genişlemektedir. Büyük patlamadan bir saniye sonraki genişleme hızı, yalnızca yüz bin  milyarda bir oranında az olsaydı bile, evren daha bugünkü büyüklüğüne erişmeden çökmüş olurdu.&#8221; demektedir. (Hawking,  Zamanın Kısa Tarihi, s. 122) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması gerekir. Ufak bir değişiklik, nefes almamızın imkansız olmasına neden olurdu. ( s. 196)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Antropik Yanılgı: Antropik ilkeye göre zeki canlı üretebilecek koşullara sahip olmayan bir evrende zaten gözlemci oluşamayacak ve bu durumu sorgulayamayacaktır. Bu nedenle gözlemci, kendini sadece zeki hayata izin veren evrenlerde bulacaktır. Antropik ilke geçerli olabilmek için çoklu evrenler sistemine veya fizik kuralları bölgeden bölgeye değişebilen sonsuz bir evrene ihtiyaç duyar. Ayrıca antropik ilke evrenimizin ince ayar sorununa karşılık verme iddiasındadır.  Bizlerin evrende gördüğü düzen ve hassas denge, insan olmamızın ve bilincimizin bir ürünüdür. Ortada Tanrı&#8217;nın varlığına işaret edecek ve şaşıracak bir şey yoktur, iddiasında bulunulur. Her şeyden evvel, şahit olduğumuz düzen ve ince ayar, zihnimizin uydurduğu subjektif bir yargı değildir. Evrendeki düzeni açıklarken teistler kendi kişisel ve sübjektif gözlemlerine değil, bilimsel verilere dayanarak hareket etmektedirler. (s. 200) Ama ateistler her fikri sübjektifleştirmektedirler! Ateizm, antropik yanılgı argümanı ile tanrının varlığına çok kuvvetli işaret eden kozmolojik ve mantıksal delilerin tümünden sıyrılmayı denemektedir. Ancak bu yaklaşım birçok açıdan tutarsızlık içermektedir. Hepimiz evreni bilincimiz sayesinde algılamakta ve çözümlemeye çalışmaktayız. Diğer taraftan evrende görülen düzen, insan zihni tarafından uydurulan bir yapı değildir. Dış dünyada düzensizlik ve anlamsızlık söz konusu olsaydı, tüm insanlık birleşse bile bunu anlamlı hale getirecek bilgi bütününü (bilimsel bilgiyi) kuramazdı. (s. 201) Ateistin, tanrının varlığı hususunda bilinçten bağımsız bir delil istemesi gerçekten de iyi niyet ve tutarlı bir beklenti değildir. Ateistin evrene bakarak yaptığı çıkarım da, neticede kendi bilincinin bir ürünüdür. O halde, kendisi de düzenin ve tanrının olmadığı konusunda aynı antropik yanılgıya maruz kalmaktadır. (s. 202) Laboratuar şartlarında dahi basit bir hücrenin elde edilmesi halen başarılamamıştır. Bu nedenle ateistin, çamurlu sudaki hayatın nasıl ortaya çıktığını açıklaması gerekir. (s. 203) Arkeologlar yaptıkları kazı çalışmaları neticesinde birkaç kırık testi, tabak ve süs eşyası bulduklarında o belgede bir medeniyetin var olduğu çıkarımını yaparlar. Böyle bir durumda hiç bir ateistin, bulunan eşyaların toprak altında tesadüfen oluştuğunu ileri sürdüğü görülmemiştir. Halbuki aynı ateistler, evrende gördükleri sayısız tasarım deliline rağmen, bunların bilinçli bir varlık (tanrı) tarafından yapılmış olabileceğini kabul etmezler ve bunu bilim dışı olarak değerlendirirler. (s. 204)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Termodinamiğin birinci kanunu, kapalı bir sistemdeki toplam enerjinin sabit olduğunu ifade etmektedir. Evrendeki her tür hareket, bir enerji dönüşümü sonucunda meydana gelir. Her dönüşüm, kullanabilir enerjide bir kaybın ortaya çıkmasına yol açar. Buradan çıkarılacak en basit sonuç, canlı veya cansız her şeyin zaman içinde aşınıp bozulacağı ve dağılacağıdır. (s. 207) Entropi (termodinamiğin ikinci kanunu) enerjinin daha az kullanılabilir bir yapıya doğru değişim gösterdiğini ifade eder. Evrenin sonlu oluşu, semavi dinlerin kaynaklarından gelen bilgiler ile uyum içindedir. (s. 208) Semavi kaynakların itibar görmediği ve bilimi kendisine destek alan maddeci anlayışa en büyük darbe yine bilimden gelmiştir. (s. 209) Termodinamiğin ikinci kanunu, enerji sabit kalmakla beraber kullanılabilir enerjinin gittikçe azalmakta olduğunu ortaya koymuştur. (s. 210) Evrenin toplam enerjisi muhtevası sabittir ve entropi (düzensizlik) sürekli artmakta ya da başka bir ifade ile kullanılabilir enerji miktarı sürekli azalmaktadır. Evrenin başlangıç şartlarında çok düşük bir entropi seviyesine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Evrenin, tıpkı insanlarda olduğu gibi, asla geri dönüşü olmayan bir yaşlanma sürecine sahip olduğu görülmektedir. Güneş ve diğer yıldızlar soğuk uzaya ısı yayarak entropiyi sürekli arttırmaktadır. Fakat yayılan bu enerji miktarı değişmemesine rağmen, kullanılabilir enerji kapasitesi sürekli azalmaktadır. Evreni, ezeli ve ebedi olarak düşünen maddeci felsefe her şeyin fiziksel dönüşümler yoluyla sonsuza kadar devam edeceğini ileri sürmektedir. Fakat evrenin ve hayatının belirli bir sona doğru ilerliyor olması,  ateizm açısından varoluşsal bir krize yol açmaktadır. (s. 214) Ateizm, tanrının varlığını reddedebilmek için, evrenin ezeli olduğunu kabul etmek ve maddeye tanrısal vasıflar yüklemek zorundadır. Evrenin yaklaşık 15 milyar yaşında olduğu bilindiğine göre, ateistlerin bu evrenin ezelden beri var olduğunu söylemelerinin bir anlamı yoktur. Kısaca ateizm, bilimden ziyade bir inanca dönüşmektedir. (s. 215) Evrenin, hiçbir doğaüstü etki ve kontrol olmaksızın kendiliğinden şekillendiği iddiası da geçersizdir. Çünkü büyük patlama sonucunda ortaya çıkan evrende düzensizliğin hakim beklenirken, neticede son derece ince ayara sahip bir yapı var olmuştur. Bir otomobilin en küçük parçalarına kadar sökülüp bir yığın  haline getirildiğini ve bu onun içine bir bomba yerleştirildiğini düşünün. Bomba patladığında, otomobilin yeniden ortaya çıkması beklenebilir mi? (s. 217) Paul Davies, &#8220;Evrende nereye bakarsak bakalım, en uzaktaki galaksilerden atomun derinliklerine kadar, bir düzenle karşılaşırız. Evren, zembereği yavaş yavaş boşalan bir saate benzemektedir. Öyleyse ilk başta nasıl kurulmuştur?&#8221; (Davies, Change or Choice, s. 506) diye sormaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Big Bang teorisi ile yüksek entropi miktarının uyumlu olması önemli bir göstergedir. Canlılar dünyasında görülen düzenlilik artışının, dünyanın başka yerlerinde daha fazla düzensizlik üretmesine yol açtığını fark edilmemektedir. Canlılar, düşük entropiyi (düzeni) alarak, artan entropiye rağmen hayatta kalmayı sürdürürler. (s. 221) Kant, Newton fiziğine dayanarak ancak bilimsel bilginin mümkün olabileceğini ileri sürmüş ve varlığın genel ilkeleri, tanrının varlığı, ruhun ölümsüzlüğü gibi konuları ele alan geleneksel metafiziği bilgi dışına itmiştir. (s. 227) Ateistin varlığı/maddeyi yine maddeye dayanarak açıklamaya çalışması bir manzara resminin, ressamdan bağımsız olarak sadece boya ve kağıtla izah edilme girişimine benzer. Kağıt ve boyanın kaynağı nedir? Manzara resmi nasıl ortaya çıkmıştır? Manzara resminin var olma sebebi nedir? Bir ressamın varlığı anlaşıldığı zaman tüm bu sorulara makul, akla uygun cevaplar verilmesi mümkündür. (s. 232) Ateiste göre varlık ve madde hep var olduğu için nasıl ortaya çıktığı sorusu anlamsızdır. Her şeyden önce maddenin ezeli olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel delil ortada yoktur. Maddenin ezeli olduğu iddiası, bilimden uzak tamamen inanca dayalı bir düşüncedir.  (s. 238) Haklı olduğunu varsaysak bile, ateistin dağınık halde bulunan maddenin böyle bir netice verecek şekilde nasıl ve niçin organize olduğu sorusuna cevap vermesi gerekecektir. Ateist, varlığın nasıl ve neden var olduğu sorusunu gereksiz bulmaktadır. Başlangıç mutlak yokluk değil, varlık hali olmalıdır. Ancak hep var olan bu varlık madde değil, zorunlu varlık olmalıdır. (s. 239) Tabiat kanunlarının vücudu olmadığına göre, maddi varlığı olmayan şeylere hangi anlamda var denilebilir? Tabiat kanunları madde var olmadan evvel mi vardı yoksa maddenin ortaya çıkışından sonra mı kendini gösterdi? Maddenin son derece karmaşık bir takım yasalar ürettiğini iddia etmek pek akıllıca görünmüyor. Maddenin bizzat kendisinin de uymak zorunda kalacağı son derece kompleks ve bilmeceler ile dolu bir evren tasarladığını varsaymak aklen ve ilmen makbul görünmüyor. (s. 240)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist ya evrenin ezeli olduğunu ispatlamalı ya da maddenin sebebi bilinmeyen bir şekilde (nedenselliğe bağlı olmayarak) ortaya çıktığını kabul etmelidir. Evrenin eğer bir nedeni varsa bunun madde cinsinden olmaması beklenen bir şeydir. Yokluktan varlığa geçişte ne fiziksel bir nedensellik ne de tanrıyı yaratmaya zorlayacak başka harici bir neden yoktur. Ateistin, nedenselliğin fiziksel evrende sona ermesi yüzünden vereceği cevapta yoktur. Tanrı zaten tüm nedenleri nedenidir. (s. 262) Tabiatta gözlenen kanunlar zaten tanrı tarafından belirlenen şeylerdir ve olaylar bu şekilde cereyan eder. Maddenin var olma nedeni ya kendisi ya da kendisi dışında bir şey olmalıdır. Maddenin var olma sebebi olarak yine kendisi gösterilirse kısır bir döngüye girilir. Sebepler dizisinin fiziksel dünya yerine tanrıda nihayet bulunmasının nedeni açıktır: Kendisi zaten başka bir şeyin neticesi olan bir şey, başka bir şeyin hakiki sebebi (faili) olamaz. Sebepler dizisi, ancak sebeple sonucun aynı cinsten olmadığı bir noktada sona erdirilebilir. Mesela resmin kendisi resim yapamaz, resmi yapan fırça da değildir, çünkü fırça, boya, kâğıt gibi şeyler aynı cinsten (fail olamayan) faktörlerdir. Resmin ortaya çıkabilmesi için şuurlu, sanattan anlayan ve belirli bir maksada yönelik fiilde bulunan bir failin (ressamın) var olması gerekir. (s. 263)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist tanrıya ulaşmamak ve fiziksel dünyanın dışına çıkmamak için nedensellik zincirini sonsuza kadar uzatmak niyetindedir. (s. 264) Zinciri ne kadar uzatırsa uzatır neticede bir yere bağlamadıkça sadece problemin cevabının ötelenmesini sağlanır. Evrenin belirli bir yaşı vardır ve sonsuz değildir. O halde nedensellik ilkesine dayanarak fiziksel süreçlerin sonsuz miktarda olması beklenemeyeceğinden son noktada kesilmesi gerekmektedir. Maddenin bizzat kendisini nihai sebep ve nihai fail olarak görmek ne pratik ne de teorik anlamda kabul edilemez. (s. 265) Evrende gözlemlediğimiz ve belirli bir anlam taşıyan tüm olguların arkasında ilim, irade ve kuvvet gerektiren bir özneye bağlı olduğu çıkarımı yapmakta zorluk çekmeyiz. Basit tasarımların bile nedensiz ve failsiz olamayacağını hemen kavrayabiliriz. İnsan fiilleri ile tanrı tarafından yapılan işlerin zaman, mekan ve ölçek açısından birebir aynılığını söylemek tanrıyı fiziksel faktörler ile sınırlamak ve eksiklik atfetmek anlamına gelecektir. (s. 272) Tanrı, zaman ve mekandan bağımsız olması nedeniyle fiillerini zaman içinde yapmaz ve herhangi bir araç kullanmaz. Herhangi bir eserin nasıl ortaya çıktığı bilinmese dahi, buradan &#8216;o eserin failinin olmadığı&#8217; gibi bir netice çıkarılamaz. Mesela, Mısır piramitlerinin o günkü şartlar altında nasıl yapıldığı hala bilinmemektedir. Fakat hiç kimse bu piramitlerin failsiz meydana geldiğini ileri süremez. (s. 273)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teizme karşı sürekli olarak bilimsel düşünme metodunu ortaya koyan ateistler, yirminci yüzyılın bilimsel verilerinin kendi aleyhine yönelik bir gelişim içinde olduğunu görerek ciddi bir problemle karşı karşıya olduklarını fark ettiler. Bilimsel alandaki gelişmeler zannedildiğinin aksine teistik argümanları destekler nitelikte idi. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çoklu evren tezi, bilimsel verilerden hareket etmekten ziyade, evrenin bir başlangıcı olamayacağı düşüncesine bir imkan sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. (s. 279) Çoklu evrenler tezi ile biyolojik evrim teorisi arasında ilk göze çarpan benzerlik, her ikisinin de temelinde tesadüf ve şans faktörlerin yer almasıdır. Diğer bir benzerlikse, her iki yaklaşımında başlangıç sorununu çözememiş olmasıdır. Ayrıca her iki teoride ortaya koydukları argümanlar açısından deney ve gözleme açık olmaması itibarıyla kabul edilebilir olmaktan uzaktırlar. &#8216;Sonsuz evrenler&#8217; projesindeki temel yaklaşım, son derece düşük olasılığa sahip durumları gerçekleşebilir ve makul kılmak için evren sayısını sonsuza çıkarma yoluna gitmektir. “Eğer sonsuz sayıda evren varsa, bu evrenlerden biri olan bu evrendeki hassas ayarların varlığına şaşırmamak gerekir. Çünkü sonsuz sayıda evrenlerden birinde bu olasılığın gerçekleşmesi muhtemeldir.” Bu iddiaya göre, evren sonlu olmadığı için entropi artışı sonsuza kadar devam edebilir. Çünkü açık sistemlerde dışarıdan enerji akışı sürekli olarak devam edecek ve sistemdeki kullanılabilir enerjinin sona ermesine imkan vermeyecektir. (s. 280) Ateistler, sonsuz evrenlerin nasıl ortaya çıktığı ve niçin bu evrenlerin var olduğu sorularına makul bir açıklama getiremiyorlar. Ateist açısından sunulan çözüm, ancak bir evrenden diğerine kaçış şeklindedir. Sonsuz, çok büyük bir sayıyı demek değildir. Sonsuz, fiziksel bir büyüklüğe karşılık gelmediğine göre, fiziksel bir büyüklük olarak evrenin ve maddenin sonsuz olması mümkün değildir. Herhangi bir modelin metafizik bir inancın ötesine geçebilmesi için, bilimsel verilerle teyit edilmesi gerekir. Şu anda eldeki bilimsel veriler, parçacık sayısının 10<sup>79</sup>  mertebesinde olduğunu göstermektedir. (s. 282) Sonsuz büyüklükteki bu evrenin zaman açısından bir başlangıcının olması gerekecektir. İçinde bulunduğumuz evrenin ötesinde ve hiçbir zaman ulaşılamayacak bölgelerinde sonsuz sayıda başka evrenlerin var olduğunu iddiası gözlem ya da diğer bilimsel veri toplama yöntemlerine uygun düşmez. (s. 283) Ateistler metafizik yorumlara yönelmek zorunda kalmaktadır. Metafizik senaryolara sığınılması ateist açısından ironik bir tablo oluşturmaktadır. Bilimsel metot, bilinen şeylerden hareket ederek bilinmeyene ulaşmak prensibine uygun olacak şekilde işler. Burada bilinen şey, içinde bulunduğumuz evrenin kendisidir. Halbuki ateistler, varlığı ve mahiyeti bilinmeyen evrenlere dayanarak içinde bulunduğumuz evreni açıklamaya kalkışmaktadırlar. Ateist meseleyi daima sonsuzluğa havale etme girişiminde bulunmaktadır. İçinde bulunduğumuz tek bir evrene bile bir açıklama getiremezken, çözüm olarak sonsuz sayıda evrenin varlığının ileri sürülmesi hiçte mantıklı görünmemekte ve sorunu kendileri açısından daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. (s. 284) Ateist, tanrıyı devre dışı bırakabilmek için bilimsel bilginin tam tersine, yani bilinemeyen ve daha ötesi bilimsel olarak bilinmesi mümkün olmayan şeylerden hareket ederek açıklama üretmeye çalışmaktadır. Evrenimizin düzenlediğini açıklamak için, bir tanrı yerine trilyonlarca evren varsaymak, mantıksızlığı en üst yüzeyi gibi görünüyor. Hawking&#8217;in çalışma arkadaşlarından birisi olan Martin Rees şöyle söylemektedir: &#8220;Gözlemlenemeyen ve muhtemelen de asla gözlemlenemeyecek olan bölgelere başvurmak pek de &#8216;bilimsel&#8217; olmasa gerek.&#8221; (s. 285) Hawking, &#8220;evrendeki her bir parçacığın bütün muhtemel yolları alacağını ileri sürerek ve çok uzun bir zamanın geçmesine müsaade edilirse şu andaki evrene ulaşılabileceğini” söyler. (The Universe in A Nutshell, s. 83-87) Ayrıca, birden fazla evren olması durumu, ilahi kaynak sorununu ortadan kaldırmaz. Evrenlerin yine tanrı tarafından yaratılmış olduğu görüşü geçerliliğini korumaya devam edecektir.  Diğer evrenlerin düzensizliği iddiası bilimsel açıdan ne doğrulanabilir ne de yanlışlanabilir bir yapı taşımaz. (s. 288) Eğer diğer evrenler düzenli ise, ateist bir yaratıcının var olduğu gerçeğinden nasıl kaçmayı planlamaktadır? (s. 289) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Wheeler, tarafından ortaya atılan, &#8216;Salınımlı evrenler&#8217; kuramına göre, bizim evrenimizin başlangıç noktasından önce başka bir evren vardı. Bu evren çöküş sürecine girerek bizim evrenimizin başlamış noktasındaki tekilliğe gelmiştir. Bu görüşe göre, söz konusu süreç sonsuz bir şekilde devam etmektedir. Bu varsayım test edilebilmekten uzak ve spekülatif bir yapı sunulmaktadır. (s. 293)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu teoriye göre, maddenin aşamalı olarak ışınıma dönüşmesi suretiyle kütle çekimine karşı gelen basınç artacak ve sonuçta genişleme işlemi birbirini takip eden her çevrimde daha uzun sürecektir. Dolayısı ile her evrenin genişleme ve kapanma süresi bir öncekinden daha fazla bir zaman alacaktır. Her açılıp kapanma döngüsünde gittikçe artan miktarda zamana ihtiyaç duyulacak olması ve dolayısıyla da entropinin artması, bu bu modeli yine ısıl denge sorunu ile karşı karşıya getirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Acaba içinde bulunduğumuz bu evren, baştan kaçıncı döngü sonucunda ortaya çıkmıştır? Ayrıca bu iddiaya göre, döngünün sayısı ne kadar olursa olsun döngülerin bir başlangıcı olduğu anlamı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ateist ise buna asla kabul etmeyecektir. Çünkü ateistin bu modelleri ileri sürmesinin gerçek nedeni, zaten bu başlangıç sorunundan kaçabilmektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Döngüden evvel sonsuz uzunlukta bir zaman olmalıdır. Bu da entropinin maksimum değere yükselmiş olmasını zorunlu kılar. Ama hayatın var olması ise, böyle bir durumda mümkün değildir. Ayrıca, bizim burada olmamız, yaşamamız, bunun doğru olmadığını açıkça göstermektedir. Bilimsel olarak başlangıç anından daha önce evrenin var olduğunu bilimsel olarak göstermenin de imkanı yoktur. Ateist bu düşüncesini, saf bir inanç bağlamında ifade ediyor olabilir ve buna inanmak kendi tercihidir ama bunu bilimsel ve ispatlanmış bir bilgi olarak sunmaya kimsenin hakkı yoktur! Vheeler&#8217;e göre kozmosu harekete geçiren &#8216;rastlantısal&#8217; olarak işleyen patlama ve çatırtılardır. Bu, başa dönüş ve rastlantıya ilahi bir anlam yüklemektir! Büyük bir çöküşün ardından tekrar bir patlama neticesinde yeni evrenin nasıl oluştuğu bilimsel olarak açıklanmalıdır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrenin çöküşü sırasında son derece büyük bir çekim kuvvetinin hakim olacağı bellidir, tam tersi yönde evrenin patlamasına ve açılmasına sebep olan şey nedir? Bilimsel olarak şu an böyle bir kuvvetin varlığı bilinmemektedir. Ayrıca bu iddiaya göre evrenin entropi değerinin sonsuz olması gerekir. Ama bunun böyle olmadığı da açıktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Entropinin artması kozmik radyosyonun döngü ile birlikte artması anlamına gelir ki, şu anda kozmik radyasyon oldukça zayıf olduğu bilinmektedir! Dolayısıyla geçmişte sonsuz sayıda çevrimin meydana gelmiş olması mümkün değildir! (s. 295-300)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İşin özeti: Çoklu Evren teorisi,  salınan Evren teorisi gibi ateistlerce ileri sürülen  birçok teori, &#8216;bu evrende ispatlayamadıkları&#8217; Evrim teorilerini, &#8220;ne deneysel ne bilimsel olarak ispatlanması mümkün olmayan&#8221;, sadece teoride kalan ve topu taca atmak anlamına gelecek olan bilim dışı iddialar ile savunma gayretlerinden ibarettir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist, nedensellik sorunundan kaçabilmek için kuantum mekaniğinin bilinen bazı yorumlarına başvurur. Fiziksel herhangi iki olay arasında nedensellik ilişkisi yoktur. Belirsizlik maddenin ya da enerjini kendi tabiatında var olan bir şeydir. Buna göre, evrenin bir nedeninin olmasına gerek yoktur. Tüm belirsizlikleri belirleyen tanrının bizzat kendisidir. Ateistin belirsizliğe dayalı nedensizlik çıkarımına daha yakından bakarsak şu cevabı ulaşırız: A olayının ardından herhangi bir olayın gerçekleşeceği kesin olarak bilinemez. Fakat bu, A olayının bir &#8216;neden&#8217; olmaz statüsünü kaybettiği anlamına gelmez. Kaybolan şey kesinliktir, nedensellik değildir. Her şeyin bir nedeni vardı, ama bu nedensellik bir olasılık dağılımı şeklinde kendini gösterir. Nedensellik fiziksel dünyada hep işler, zorunlu olmayan şey determinizmdir. (s. 303)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9798" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Ateizm-yanilgisi-2.jpg" alt="" width="80" height="112" /> Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İnanç Sorunları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah, peygamberler vesilesi ile insanlara tercih yolu göstermiş, bu şekilde iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme imkanı vermiştir. İlahi kuralları öncelikle ve tüm içtenlikleriyle peygamberler uygulamış ve örnek oluşturmuşlardır. (s. 7) Kelam, İslam dininin ilkelerini naslardan hareketle belirleyen ve akılcı yöntemlerle temellendirip destekleyen bir ilimdir. Kelam ilminin en özgün yanı, onun nasları merkeze alan bir disiplin olmasıdır. (s. 9) Günümüzde dini-İslami değerlere yönelik eleştiriler, dönemine göre daha güçlü olarak şekillenmektedir. Zira akla gereğinden fazla anlam yükleyen yeni nesil için bilimsel ve teknolojik gelişmeler tartışılmaz kaynak konumuna gelmiştir. (s. 10) Yeni olarak çıktığı düşünülen akımların geçmişte izlerini araştırmak gerekmektedir. (s. 11) Darwin bilimin amentüsü kabul edilmektedir. (s. 12) Dr. Fatih Kurt</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sahabenin soru sormaktan amacı tartışmak değil, bilgilenmekti. Onlar dini yaşamayı gaye edinen bir anlayışa sahiptiler. (s. 15) İslam&#8217;ın ilk yıllarında sorular; başta Müslümanlar olmak üzere müşrik ve gayrimüslimlerden gelmiştir. Sorular daha çok uluhiyet, peygamberlik, kaza ve kader, Kıyamet, ruhun mahiyeti gibi inanç konularında olmuştur. (s. 16) Sahabe Peygamberimize gelip: &#8220;İçimizden öyle şeyler hissediyoruz ki, herhangi birimiz onları söylemeyi bile büyük günah sayar.&#8221; dediğinde, Peygamberimiz: &#8220;Bu imanın ta kendisidir.&#8221;(Müslim, İman, 209) Vesvese içinde, &#8220;Bu, imanın halis olanıdır. (Müslim, İman, 211) buyurmuşlardır. (s. 17) Tarihte kalmış (Şiilik, sunilik gibi) sorunlar şayet günümüze taşınırsa, Müslümanların birliği ve kardeşliği bundan büyük zarar görecektir. Bizi birleştirecek sadece asgari müştereklerimiz değil, aksine azami müştereklerimiz vardır. (s. 21) Profesör Ramazan Altıntaş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnançsızlık, insanın kendisini her şeyin ölçüsü olarak görmesi ile başlayan bir tutumdur. Sonuçta da, hayatındaki yegane hakim unsurun kendi aklı ve iradesi olduğuna inanmaya başlar. Hayatına hükmeden tek harici unsur zamandır. Bu tür insanların ilahları ve rableri artık kendi ölçüsüz ve sapkın arzuları olmuştur. (s. 23) İnsan iradesini, aklın yanında, nefis, ölçüsüz arzu ve istekler gibi daha pek çok unsur yönlendirmektedir. (s. 24)  İnsan için bir değerler manzumesine ihtiyaç vardır. Bu değerleri, ilahi öğretiler ve peygamber yöntemleri oluşturur. (s. 22)  İnsan, kendisini diğer tüm canlılardan ayıran akıl ve vicdan gibi üstün özelliklere sahiptir. (s. 25) Profesör Metin Özdemir</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bireyselleşme sürecinde insan, dini değerlerden uzaklaşmakta ve egosunun kucağına düşmektedir. Günümüz insanının içinde bulunduğu bunalımların temelinde, pozitivist eğitim, maddeci hayat anlayışı, alemin mekanist açıdan izahı bulunmaktadır. Bu zihniyet yerleşince, diğer problemler kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. (s. 29) Bunalımlara neden olan felsefe akımları; Materyalizm, pozitivizm, varoluşçuluk, satanizm, evrimcilik, freudizm, sekülerizm, nihilizm, varoluşçuluk gibi, genellikle batı kaynaklı ideoloji ve felsefi akımlardır. Materyalizm kökeninde maddecilik vardır, manevi cevherlerin,  bu maddenin bir tezahürü olduğunu ileri sürer. Pozitivizm kurucusu Comte, gerçekliği beş duyu organının verilerine indirgemiştir. Ona göre deneyle sağlanamayan her türlü bilgi, metafiziktir, hayal ürünüdür. Ampirizm ile sosyalizmin birleşmesi ile ortaya çıkan bir akımdır. Freudizm, ruhsal sorunların kaynağını bastırılmış ve bilinçaltına itilmiş sorunlarda arar. Bilginin artmasıyla, dini inançlardan kopuşta artacaktır görüşünü ileri sürer. Deizm, vahiy inkar ederek, İnsanın aklı ile gerçeğin bulunabileceğini ileri süren felsefedir. Sekülerizm, hayatın vahiy ile ilişkisini koparmayı hedefleyen öğretidir. Nihilizm, her şeyi inkar eden felsefi öğretidir. (s. 31) Gayesizlik, kötümserlik ve olumsuzluk ifade eder. Varoluşçuluk, insanın kendi kendisini var ettiğini ileri süren bilim dışı burjuva öğretisidir. Hippiler tarafından yaygınlaştırılmıştır. Kullandıkları uyuşturucu maddeler de, onların bu anlayışlarının başyardımcısı olmuştur. (s. 32) Yalnızca dünyaya yönelik zevk türleri, soyuttan uzaklaşarak sırf somutlara bel bağlamak insanların sorunları için çözüm olamaz. İnsanın İslam dininde kendine özgü üstün bir yeri ve mevkisi vardır. (s. 33)  Ölüm dahil hiçbir şey, tevhit inancına sahip bireyi yıldırmayacak, karışıklık ve yalnızlığa sevk etmeyecektir. Çünkü o birey bilmektedir ki, varlığı imanla birlikte güven ve emniyet içerisine alınmıştır. İnsanın varoluş gayesi, kendini ve âlemdeki yerini bilmesidir. Eşyanın hikmetini ve hakikatini kavramasıdır. İnsandan beklenen şey, insanın niteliklerini geliştirmesi, sevgi ile yaratıcıya muhabbet ve ibadet etmesidir.(s. 34) Tevhid inancı, insanın akıl ve  his, ruh ve ceset, ibadet ve muamelat bakımından Allah&#8217;a tam teslim oluşunu ifade eder. (s. 37) Profesör selim Özarslan</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Neden ve niçin sorusuna karşılık verecek bir başka anlam sistemi yoktur yeryüzünde. Yaratılış gayemizi, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi söyler din. Varlığı ve hayatı anlamlandırır, materyalist düşüncenin kaybettiği nokta, işte tam da burasıdır. Çünkü varoluşu yokluk üzerinden açıklamaktadır. (s. 38)  Bir felaketle karşılaştığımızda, dine yöneliriz. İsyanlarımızı dindirecek, hayatın cilvelerini kabullendirecek dinden daha iyi bir psikologumuz yoktur. (s. 39) Ölüme çare bulunmadıkça, din yok olmaz. Hayat ancak ölümle barışık olanlar için anlam kazanır. (s. 40) Ölümü hatırlamak değil midir insanı insan yapan, onu kötülüklerden alıkoyan, yanlış davranışlardan pişmanlık duymaya sevk eden. Son nefese kadar, kesin olarak kazanılmış ya da kaybedilmiş hiçbir şey yoktur bu alemde. XX. yüzyılın o büyük icatlarından, nimetlerinden hangisi, bir yakınını kaybetmiş insanı teselli edebilir ki? Bu soruya ancak din cevap verebilir. Nereye gittiğimizi söyler din. (s. 41) Önemli olan yolun nasıl bittiğidir; yoldan çıkmalarımızdan pişmanlık duyabilmektir yolun kalan kısmında. (s. 42) Yüce Allah&#8217;ın, &#8216;ruhuna üfledim&#8217; dediği kullarının, yaratıcı tarafından sevildiğini hissetmesinden daha güzel bir psikoterapi olur mu? (s. 43) Profesör Doktor Ali Köse</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyevileşme, sonsuzluğu şimdide aramaktır. (s. 45) Kur&#8217;an&#8217;da uyarı, sadece dünya hayatının, ahiret hayatı göz ardı edildiği takdirde Allah&#8217;la olan ilişkiyi saptırıcı mahiyetine yöneliktir. (s. 44) Güçlü ahiret inancıyla donanmayan insanlarda servet, seküler bir zihniyet oluşumuna yol açabilir. &#8220;O kimsenin vay haline, malının kendisini ölümsüz kılacağını zanneder.&#8221; (Hümeze, 3) Ahiret yurdundaki beklentilerin kaynağı ve meşru zemini dünyadır. İslami literatürde, dünya insanın ilgi yönünü temsil eder. Kur&#8217;an&#8217;da hayat kelimesi ile birlikte kullanılır ve ahiret kavramının mukabil olarak zikredilir.(s. 46) Dünya, Allah&#8217;a giden yolda yol gösterici olmak bakımından bir araç olarak çok değerlidir. İslam&#8217;da çalışmayı emreder, ama  İslam servetin belirli ellerde tekelleşmesine karşıdır. (Haşr, 7) İslam, birikimi üretime dönüştürür ya da zekat vermek ve infakla, servetin toplumsal hayatta ihtiyaç sahiplerinin ekonomik anlamda güçlendirilmelerinde kullanımına yönelik teşvikte bulunur. (s. 47)  Dinle ilişkisi sınırlandırılan bir dünya anlayışında hırs ve açgözlülük ön plana çıkar, insanda doyumsuzluk derinleşir. Dünyevileşme, açgözlülük, anlık doyumlara dayalı yaşam biçimini beraberinde getirir. Maddi hazlarını yaşama uğruna her şeyi mübah olarak görür. (s. 48) Öyle bir kimse, dünya hayatını ahirete tercih eder. İnsanın dinle ilgisi zayıfladığı için: insafsızlık, hırs, israf, fuhuş, hıyanet, gıybet gibi rezaletler ortaya çıkar. Kur&#8217;an&#8217;da sürekli ahiret bilincini diri tutma vurgulanır. Çünkü bu kötülüklere engel olur. (s. 49) Profesör Doktor Ramazan Altıntaş </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, deizm ve nihilizm, Rönesans sonrasında hızla bir yaşam biçimi haline gelmiştir. (s. 50) Teizm, bir ilahın varlığına inanmaktır. Ateizm ise, Allah&#8217;ın varlığını inkar eden felsefi görüştür. Âlemin tesadüfen meydana geldiğini kabul eder. Deizm/ilahçılık Latince&#8217;de deus kelimesinin türetilmiş ateizm karşıtı bir dünya görüşüdür. Allah&#8217;ın alemi harekete geçirdiğini fakat artık aleme karışmadığını  tasavvur eden bir anlayıştır. (s. 52) Nihilizm, hiçbir şeyin hakikatini kabul etmeyen görüştür. Bu bakımdan insan eylemlerini belirleyen ahlaki değerlerden bahsedilemez. Ateizm, deizm, nihilizm hepsi tepkisel hareketlerdir. Rönesans sonrası geniş kitlelerin yaşam biçimi haline gelmiştir. Kiliselerin, tanrının bedeni olduğuna inanılması gibi inançlar, ekonomik anlamda halkın sömürülmesine alet edilmiştir. (s. 53) Peygamberlik makamı, ruhban sınıfına terk edilmiştir. Sonuçta batı, helal haram diye bir sınır koymayan Allah inancına yönelmiştir. (s. 54) Ülkemizde din karşıtı akımlara yönelimlerin başlıca nedenleri:  İslam&#8217;ın bilim ile çatıştığını, insana özgürlük tanınmadığı iddiası vardır ki, sanattan eğlenceye genel olarak popüler kültürün de bu yapıyı beslediği bilinen bir gerçektir. İslam dünyasının bilim ve teknolojideki geriliği, Müslümanların bir eksikliğidir. Bu durum telafi edilmez bir durum değildir. Günümüzde deizmi bir dünya dini haline getirmek isteyen küresel güçler vardır. (s. 55) Marjinal grupların aşırı yorumlarını hariç tutarsak, İslam mezhepleri arasında temel konularda derin görüş ayrılıkları yoktur. Din istismarı da, inkarcılığa yol açabilmektedir. (s. 57) Mistik çevreleri hariç tutarsak, İslam&#8217;da dünya ahiret dengesi kurulabilmiştir. (s. 58)  Profesör Doktor İbrahim Coşkun</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İbadetin terkinin, zaman içinde ibadetsiz bir din anlayışına götürmesi kaçınılmazdır. (s. 60) İbadet, kulun Allah&#8217;a karşı samimiyetinin testten geçirilmesidir. Bir kısım insan, hayatlarına inançlarını yansıtmazlar. (s. 62)  İnancı yeterince kalbinde yer etmemiş olan insan, erteleme yoluna gider. Bu hal insanda yerleşince, umursamazlığa dönüşür. Sonunda inancı hatırlatacak kişilerden uzak durma psikolojisi insanı kaplar. Samimiyet eksikliği zaman içinde inançlarda aşınmaya yol açar.  Kur&#8217;an&#8217;da, inancı ifade eden iman kelimesi ile dinin pratik tarafını ifade eden amel kavramının ayrı ayrı zikredildiği bir gerçektir. Ancak vahyin bütünlüğü çerçevesinde bakıldığında, iman ile amelin ayrılmaz bir bütünü ifade ettiği de bir gerçektir. Çünkü amel imanın tezahürü, imanda amelini dayanağıdır. İbadetten uzak duran insan, Allah ile irtibatını zayıflatmış demektir. (s. 63) Bazı insanların inandığı halde, inanmamış gibi yaşamayı arzuladıkları bir gerçektir. Bu arzu bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bugünün insanına göre ibadetler hayatı kısıtlamakta, gündüz çalışmayı ve gece eğlenceyi bölmektedir. Onlara göre ibadet, özgürlük için bir tehlike ve bir tehdit unsuru olmaktadır. (s. 64) Abdullah Cevdet gibileri, içtihadı bir reform aracı gibi kullanmaya kalmışlardır. Namaz kılmayı iş kaybı veya iş akışını aksatıcı bulurken oruç tutmanın, verimliliği azalttığını düşünürler. (s. 65) Profesör Dr. Cağfer Karadaş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin birçok çeşidi bulunmaktadır. (s. 69) Metafiziksel kötülüklere depremler, salgın hastalıklar gibi örnekler verilebilir. Ahlaki kötülük, her türlü zararlı ve çirkin fiillerdir. (s. 70) İnsan adaleti herkese ait olanı vermekten, Tanrı adaleti ise herkese vermiş olduğunun hesabını sormaktan ibarettir. (J. J. Rousseau, Terbiyeye dair, s. 313) İnananın Allah&#8217;a yüklediği sıfatları, inkârcılar tabiata yükler. Ateistler, maddi öze tanrısal nitelikler yükler. (s. 71)  Elektriğin varlığını eserlerinden ve fiillerinden hareketle bilebiliriz. Allah&#8217;ın beş duyu organıyla algılanması demek, maddesel bir varlık olduğu anlamına gelir. Bu da mümkün değildir. (s. 72)  Özgürlük gerçek anlamda iyilikler ve kötülükler gibi zıtlar arasında tercihte bulunmak suretiyle gerçekleşebilir. Özgürlüğün dünyada ödenen bedelleri ahirette fazlası ile telafi edilecektir. Özgürlüğün istismarından kaynaklanan suçlar ve kötülüklerin ahirette hesabı sorulacaktır. (s. 75) Kötülüklerin varlığı sadece özgür irade ve manevi yükseliş açısından bakıldığında anlamlı görülebilir. Bu arada ödenen bedeller ahiret yurdunda telafi edilecek, iyilikler karşılık bulacak, kötülüklerin ise hesabı sorulacaktır. (s. 76) Deneme, özgürlüğün kaçınılmaz bir sonucudur. (Kehf, 29; Müzzemmil, 19; Müddessir, 55)  Allah, azap  etmekte acele etmez. İnsana aklını başına alabileceği bir süre ve fırsat  (Fatır, 37) verir. (s.78) “Eğer kulak vermiş ve aklımızı kullanmış olsaydık bugün çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık.” (Mülk, 10) (s. 79)  Profesör Doktor Metin Özdemir</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnternetin yerli seyyar ateistlerine el uzatmalıyız. Bunu, kalpleri taşlaşmadan, mühürlemeden yapalım. (s. 80)  İngiliz ateist yazar Christopher Hitchen, seyyar ateist kavramını internette gezinen bilinçli ve aktif Ateistler için kullanır. Bu kişiler, sürekli sorular sorarak ve cevapları dinlemeyerek, dinlerin korkulardan türediğini, hurafelerden oluştuğunu ileri sürer. Cımbızlayarak, alay ederek, hakaretlerle insanlarla konuşurlar. (s. 83) İnternet ateistler için, inançsızlık halini açıkça ilan etme hususunda bulunmaz bir fırsat sunmuştur. Birbirlerine destek vermeleri, moral motivasyon aşılamalarını temin eder. (s. 84) Yeni Ateizm öncüleri olarak, S. Harris, D. Dennett, R. Dawkings, L. Krauss, L. Moran gibi isimleri sayabiliriz. Dini ve dini inançları eleştirirken sıklıkla müracaat ettikleri alan tabii bilimlerdir. Onlar için deneysel bilimler, gerçek bilgisine ulaşmada yegane kaynaktır. Özetle, tanrıyı inkar ederler, bilime iman derecesinde güvenirler, dinin sert ve amansız biçimde eleştiriler. (s. 85) Evrimi savunurlar. Tanrıya inanmazlar, kötülük problemini ön plana çıkarırlar. (s. 87) Profesör Dr. Adnan Bülent Baloğlu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni Ateistler, bilimin insanlık için tek rehber olduğunu iddia etmekte ve bilimden ahlaki konular da dahil olmak üzere pek çok konuda yol göstermesini beklemektedirler. Onlara göre din, felsefe ve sosyal bilimler gibi diğer bilgi kaynakları gayri meşrudur. Onlar hem dini hem de bilimi, hatalı bir şekilde tasvir ve tarif ederler. Dinle bilim arasındaki ilişkiyi kendi ideolojileri uygun olacak şekilde çarpıtırlar.  Yeni ateistler, bilime bilimin alanının dışında rol biçmeye çalışırlar. Onlara göre, dinleri insanlar yaratmıştır. (s. 93) Doğa olaylarından korkan ilkel insanı hayal etmek yeterlidir. Bu insan, sözgelimi, bir yıldırım&#8217;ın düştüğünü görür ve bunu doğaüstü bir gücün öfkesine bağlar, böylece Tanrı fikri ortaya çıkar. (C. Şengör, Newton niçin Türk değildi, s. 125) Boşlukların Tanrısı fikrine göre; tanrı fikri bizlerin bilgi eksikliğimizin bir sonucudur ve bilimin, dini yerinden edeceğinden bahseder. (Marx, Din üzerine, s. 189)  Harari, dinlerin insanlar tarafından uydurulduğunu iddia eder. Avcı toplayıcıların nasıl hissettiklerini bildiğini iddia eden akademisyenlerin teorileri, Taş Devri dinlerinden ziyade bu kişilerin kendi önyargılarına ışık tutar. Küçük bir tepe sayılabilecek mezar kalıntılarının, mağara resimlerinin ve kemik heykelciklerinin üzerine koca teoriler inşa etmek yerine, samimi olup eski avcı toplayıcılarının inançları üzerine son derece belirsiz bir kavrayışımız olduğunu itiraf etmek gerekir. (Harari, Sapiens, s. 67)  Burada sorulması gereken şudur. Eğer Dinlerin ortaya çıktığı dönem ile ilgili bilgimiz çok kısıtlı ise,  dinlerin insanlar tarafından yaratıldığından nasıl bu kadar emin olunabilmektedir. Bu iddialar, yazarların önyargıları ile şekillenmektedir. (s. 95)  Doğayı araştırmayı öğütleyen onlarca ayete rağmen, insanları doğayı araştırmaktan ve bilim yapmaktan alıkoyacak tek bir ayet bulunmamaktadır ve tüm bu ayetlerin yarattığı zihinsel devrimin doğal bir sonucu olarak Müslümanlar birkaç yüzyıl içinde trigonometriden analitik-geometrye, optik&#8217;ten astronomiye, biyolojiden ve coğrafyadan antropolojiye kadar bilimin hemen her dalında dünyayı değiştirecek buluşlara imza atmışlardır. (s.  97) Yeni Ateistler sadece bilimsel bilgiyi geçerli gördüklerini öne sürerler. Ahlaki öğretilerimizi bilimsel bir yöntemle elde etmeyi savunurlar. Şu an rüyada olmadığımızın bilimsel bir kanıtını sunamaz veya algılarımızı bizi yanıltmadığını doğa bilimleri ile ispatlamak mümkün değildir. (s. 100)  Dr. Alper Bilgili</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sekülerizm ve pozitivist dünyada, değerin yerini fayda almaya başlamıştır. Cafeler, restaurantlar ve AVM&#8217;ler insanlara var olma hissiyatı aşılayan imaj ticarethaneler olup çıkmıştır. (s. 106) Profesör Dr. Kasım Küçükalp</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pozitivizm, bilimsel keşiflerin kendisine verdiği imkanla kainatı en küçük parçasından en büyük sistemlerine kadar tanıyabileceğini iddia ediyordu. Böylece maddede cereyan eden sebep-sonuç ilişkisi tespit edilebilir ve ilkel insanlarda olduğu gibi, meydana gelen hadiseleri olağanüstü bir irade ve kudrete nispet etme acziyetine düşülmezdi. Bilim, ideolojiler için araçsallaştırılmıştır. Gelinen durumun dini bağnazlıktan bilimsel bir bağnazlığa geçiş serüveni olduğu açıkça görülmektedir. (s. 111)  Nihilizm, hiçbir değer tanımamayı ifade eden bir kavramdır. Ahlaki nihilizm, aslında pratik alanda nihilizmin insanlığa ne vaat ettiğinin görülmesi bakımından önemli veriler sunmaktadır. (s. 112) İnsan, başta tanrı ve ahlak olmak üzere tutsağı olduğu değerleri kendisini dizginlemek için bizzat kendisi yaratmıştır, iddiasındadırlar. Nihilizm, batı medeniyetinin geldiği noktanın bir tezahüründen ibarettir. (s. 113) Nihilizm, bir bakıma boş vermişlik şeklinde kendisini ifşa eden edilgen bir tutumdur. Bütün değer yargılarını yok eden, bunun karşılığında yeni bir şey ortaya koymayı başaramayan batı medeniyetinin nihilizme savrulması kaçınılmaz bir son olarak görülebilir. Önce deizm ile başlayan Tanrı tasavvuru, daha sonraları ateizmle başka bir boyuta taşınmıştır. Her türlü ahlaki ilkenin kendisine dayandığı güçlü dayanak, ateist dünya görüşünün de revaç bulması ile birlikte otoritesini tamamen yitirmiştir. Böylelikle doymak bilmeyen arzu ve hırslarını tatmin etmeyi yegane hedef haline getiren hazcı ve hedonist bir dünya görüşü daha da güç kazanmasına imkanı bulmuştur. (s. 114) Batı medeniyeti, bilimsel manada elde ettiği her birikimi Tanrıya rağmen elde edilmiş bir kazanç olarak görmüştür. Bu durum bir noktadan sonra kendilerini Tanrıdan bağımsız görmek gibi bir sonucu doğurmuştur. Sorunların halledilemediği anda, ateist zihniyetin nihilizme savrulması gayet tabiidir. Batı medeniyetinin dünyada cari olan zulüm, işgal, zorbalıklara karşı gösterdiği duyarsızlığı anlamak için söz konusu tutumun ardında, böyle bir zihinsel arka planın bulunduğunu unutmamak gerekmektedir. (s. 115) Nietzsche gibi nihilizmin en önemli temsilcileri bile batı uygarlığının son dört asırlık serüveninin mantıksal sonucunun, nihilizm olduğunu söyler. (s. 116)  Doçent Doktor Faruk Sancar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din savaşları, Avrupa toplumlarının zihin yapısında ve toplumsal hayatında derin yaralar açmıştı. Toplumsal huzuru tehdit ettiğine inanılan din, toplumun kıyısına konuşlandırılmıştı. Aydınlanma sürecinde, dini olan ile dini olmayan arasına kalın bir ayrım çizgisi çekilirken; gerekçe din ve devlet ittifakının toplumsal huzuru bozabilecek potansiyel bir tehlike olduğu endişesiydi.(s. 119)  Şiddeti ideolojik hedefleri için bir vasıta kabul eden gruplar, yaptıkları eylemlerle, İslam&#8217;ı ve Müslümanları karalamayı bir kazanç sektörüne dönüştüren uluslararası güç odaklarının değirmenine su taşımaktadırlar. (s. 120) Neoselefilere göre, bozulma ve dini gevşemenin sebebi, tasavvuf yoluyla giren hurafe ve bidatler, bir diğer sebep ise, Batı eliyle sokulan modern devlet kurumları ve seküler normlardır. İslam Devleti kuruluncaya kadar mücadele devam edecektir. Cihat, dinsel bir vecibedir. Dinsel metinlerin yalnızca lafzi manaları, ilk anlamları geçerlidir.  Her türlü tevil, yorum yasaktır. Reddeden, kâfirdir. Şiilik ile mücadelede esastır. Selefi gruplar yekpare değildirler. Müslümanlara şiddet, demokrasi gibi konularda aralarında ihtilaf vardır. (s. 121) Ülkelerin fakirlik, yolsuzluk, kaynakların israfı ve yabancılara peşkeş çekilmesi, adaletsizlik, ülkelerinin işgal altında olması gibi sebepler isyan etmelerine neden olmaktadır. Din, onlar için bir kutsal şemsiyedir. Rusların Afganistan&#8217;daki yenilgileri, binlerce Müslüman gencin ülkelerine dönmelerine sebep olmuş, mücadele kıvılcımlarını kendi ülkelerinde çakmaya başlamışlardır. (s. 122)  Ahmet Bin Hanbel’i, selefiyyenin temellerine harcı ilk koyan kişi olarak kabul ederler. İbn-i Teymiye ile İbni Kayyım el-Cevziyye, İbni Kesir, Hacer el-Askalani onların üstatlarıdır. Yirminci asırda, Hasan el-Benna, Seyyid Kutup&#8217;un fikirlerinden ilham almışlardır. Tabii, Muhammed bin Abdülvehhab, önemli bir yere sahiptir. Onunla beraber selefilik, aşırı ve tavizsiz bir karaktere bürünmüş, onun bu çizgiyi devam ettiren Elbani, ibni Bâz, İbn&#8217;ul-Useymin gibi takipçileri de vardır. (s. 123)  Neoselefi grupları salt dini oluşumlar olarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Bunların hepsi tepkisel hareketlerdir. Mevcut radikal selefilik, tarihteki selefiliğin genleriyle oynanmış, başkalaşıma uğramış halidir. Ufku dardır, gelecek vizyonu yoktur, derinlikten yoksundur. (s. 124) Selefilik, dini hayatta bir daralmayı, katılığı ve statikliği ifade eder. Neoselefilik şiddet ve hiddetiyle nefret ve düşmanlık tohumları ekmektedir. (s. 125)  Profesör Dr Adnan Bülent Baloğlu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11363" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kucuk-modern-cagin-inanc-sorunlari2.jpg" alt="" width="60" height="94" /> Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm Sonuçsuz Serüven</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, insanı evrim ağacının bir üyesi olarak görür. (s. 10) Allah problemleri var eden değil, o var olan problemlerin çözümü için yol ve yöntem belirleyendir. (s. 14) Düzen belli gayelere hizmet etmekte hayatın devamını sağlamaktadır. Parçalar, bütünden habersizdirler. (s. 15) Gücün olmadığı yerde düzenden söz edilemez. (s. 17) Kainatın her yeri insanoğlunun yaşaması için uygun olsaydı, o zaman bir tesadüften bahsedebilirdik. Bu dünyada sadece insana bir bilinç verilmiştir. (s. 18) Her şeyin bilgi ile hareket ettiği bir yerde, sıradanlık hakim olamaz. Bütün insan topluluklarında tanrı inancı vardır. (s. 26) Allah&#8217;u Teala iradesiz varlıklara yol ve yöntem tayin etmiştir. Yıldızlardan bitkilere kadar, Allah dünyayı yönetme yetkisini insana vermiştir. (s. 29) Ayetler insanı fıtratı ile baş başa bırakmaktadır. Kendi kendine kurallar olmadığına göre bu kuralları ortaya koyan bir varlığın olması bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. (s. 33) Tanrı anlayışı insan fıtratında zaten mevcuttur. Bu fıtrat, hayatî durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bir hastalık durumunda dua etme isteği oluşur. (s. 34) Bir tehlike anında yaşamı bize veren varlığın kim olduğu, fıtrat gereği devreye girer. (s. 35) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11872" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/357546864377085986e8.png" alt="" width="273" height="222" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrim Kendinden daha güçsüz olan varlıklara gösterilen merhamet duygusunu asla açıklayamaz. (s. 38)  İnsanoğlu çerçevesinde gördüğüm muhteşemliği alışkanlık perdesinden dolayı sıradan görür. Tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını dolduracak miktarda bilgi bulunur. (s. 40) Türler arası geçiş günümüz biyolojisinde imkansız olarak görülmektedir. (s. 44) İnsan, hiçbir hayvandan olmayan düşünce gücü sayesinde kâinattaki sırların ifşa edilmesine vesile olmaktadır. İnsana şeref kazandıran, insanın ruhsal boyutudur. İnsanın hayvandan farklılığı, bedensel özelliğinden değildir. (s. 48) İnsanın manevi anlamda ilerlemesi gereklidir. Bedensel anlamda ilerlemesi gibi bir özelliğe sahip değildir. (s. 57) Dünya alanında insanın sahip olduğu yetenekleri geliştirmek için eksik olan hiçbir şey yoktur. (s. 58) Madde, potansiyelini ortaya koyarak geliştirmektedir. İnsanın cehenneme atılmasını nedeni, potansiyelini geliştirmemesinden kaynaklanmaktadır. (s. 63)  Varlık sahasında olan her şey bir yaratıcıya muhtaçtır. (s. 67)  Cansız bir varlığın bütün kainatı yarattığını söylemek insan için kabul edilebilir bir şey değildir. Bu cansız varlık yasaların bilincinde olması gerekir. …Tanrı yoksa neden tartışma konusu olmuştur. (s. 69) Maddenin yaratıcılığını kabul etmek doğru bir düşünce olmamaktadır. (s. 70)  Kainatın bilgi yüklü olması, onun çok bilgili biri tarafından yaratıldığını ortaya koymaktadır. (s.  71) Allah, Hz Adem&#8217;e tüm isimleri öğretmiştir. (Bakara, 30)  İnsanoğlunu değerli kılan yasaların bilgisine sahip olacak yapıya sahip olmasıdır. (s. 73) Allah&#8217;ın kudretini anlamak açısından, her şeyin aklımıza hitap edecek şekilde yaratılmış olması bizler için çok önemlidir. (s. 76)  Tesadüfen oluşan  bir şeyde aklîlik mevcut değildir. (s. 80)  Madem her şey tesadüf, neden kâinattaki her bir varlığın özelliklerini öğrendiğimizde hayretimiz durmadan artmaktadır? (s. 83)   Yağmurun bir kere yağması, bir tohumun bir ağacın bir defalığına çıkması tesadüf olarak değerlendirilebilir. (s. 86)  Düzen, devamlılığın göstergesidir. Devamlılık varsa yasa, kuralda vardır. (s. 89)  Dawkins, yaratıcılık özelliğini zamana vermiştir. &#8216;Zaman ile her şey tesadüfen oluşabilir&#8217; görüşündedir. (s. 90) Bir olayın arkasında bilginin var olması, bunun şans eseri olmadığını gösterir. Karmaşıklık arttıkça ihtimal azalır, amaç da artar. (s. 95)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaratılışa anlam katan şey, yaratılışın bir amaç taşımasıdır. (s. 96) Kainattaki varlıkların yaptıklarını bir düzen çerçevesinde yapmaları, yaratılış bilgilerinin kodlanması çerçevesinde hareket ettiklerini göstermektedir. (s. 97 ) Kainatın kendi kendine oluştuğunu savunmak gerçekten büyük bir iman gerektirir. (s. 98)  Uygun suretler verip program yüklemek, bunlara aynı sistemin birer parçası haline getirmek hatta hepsini birbirine muhtaç haline getirmek gerçekten büyük bir sanatçıyı gerekli kılmaktadır. (s. 99) Her varlık müthiş yeteneklerle donatılmıştır ve bu yetenekler sayesinde varlığını devam ettirmektedir. Hayvanların bu yetenekleri kendilerinin ortaya çıkarmadığı gün gibi ortadadır. (s. 101) Yaratılış birbirine o kadar iç içe girmiştir ki, varlıklar için yaşam alanı ortaya koymak, bilinçli bir irade tarafından oluşturulduğunu ispat etmektedir. (s.102 ) Tanrı korkusu, sevgi temelli bir korkudur. (s. 103) Allah korkusunda, sevgisini kaybetme korkusu vardır. (s. 105) İlk insana ruhundan üflendiğinde, Allah bilinci de oluşmuş olmaktadır. (s. 107 ) İnsanoğlunun aslî amacı dünyevî kaygılardan ziyade bu dünyaya imtihan için geldiğini bilip ona göre yaşamaktır. Allah, herhangi bir sıkıntı veya hastalık vererek insanlara kendini hatırlatır. (s. 116 ) &#8220;İnsanın başına bir sıkıntı gelince yan yatarken de, oturup kalkarken de bize yalvarıp yakarır; ama ne zaman ki sıkıntısını gideririz, nankörce davranmaya devam eder.&#8221; (Yunus, 12)  İnsanoğlu her gün çevresindeki varlıkların ‘düzen içinde’ hareket etmelerinden habersizce yaşamayı sürdürmektedir. (s. 118) Hastalıklar bize sahip olduğumuz nimetlerin vazgeçilmez olduğunu öğretiyor. Allah&#8217;ın yol göstermesi, rahmetinin sonucudur. (s. 119)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah kainatta bulunan bütün varlıklarla iletişim (Nahl, 68-69) kurmaktadır. (s. 122) Dua ile insan Allah&#8217;a olan bağlılığını daha çok hisseder. (s. 127)  &#8220;Zekeriyya, eşi ve Yahya bize bollukta da darlıkta da yalvarıp yakarırlardı.&#8221; (Enbiya, 89-90) Atalarından gelme değerlere sarılmak insanda mevcut olan en büyük hastalıklardan biridir. Kainatta var olan bu düzene  sıradan bir bakış var olduğu sürece, yerini alışkanlığa götürür. Vahiy, akıl melekesinin harekete geçmesi için Allah&#8217;ın bir uyarısı olmaktadır. (s. 130) İnsanda tanrı anlayışı bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın bir şekilde doyurulması gerekir. (s. 142) &#8220;O, karada ve denizde olan biten her şeyi bilir; hiçbir yaprak düşmez ki o bunu bilmesin.&#8221; (Enam, 59) Öncelikten yoksun varlık acizdir. Zamanın esiri olmuştur. Maddenin belirli yasalar çerçevesinde hareket etmesi, maddenin yaratıcı ‘olmadığının’ göstergesidir. (s. 147 ) Tanrı yasaların üstünde, yasaları var edendir. (s. 148)  Entropi yasasının 2. maddesi, &#8220;evrende ısı ölümü&#8221; yaşanacak demektedir. (s. 152 ) İnsan sevdiği şeyi ilah edinecek kadar kendine yakın hissetmektedir. Sevginin ilerlemiş boyutudur ilahlık. (s. 157)  İnsanlar siyasi otoriteleri ilahlaştırmaktadır. İnsana baktığımızda 3 türlü otorite kabul eder: Kendi nefsini ilah edinir, siyasi otoriteyi ilah edinir veya kabul ettikleri ‘dini otoriteleri’ ilahlaştırırlar. (s. 160) Ateizm, delillerini Tanrı üzerinden temellendirmeye çalışmaktadır. (s. 164) Yüce yaratıcı yeryüzünü insan için hazırlamıştır. (s. 166)  Ahiret olmasaydı, insanlara Allah istedikleri gibi yaşamalarına izin verirdi. Bunca güzel nimeti ve imkanı bana veren varlık, övülmeyi hak ediyor. (s. 172)  Kainat, kurallar bütünüdür. (s. 174)  Maddenin işleyişinde herhangi bir düzensizliğin ortaya çıkmaması, Tanrı tarafından delil gösterilerek, asıl  yönetme yetkisinin kendisine ait olması gerektiği sık sık vurgulanır. (s. 177) Allah insanın onurunu korumak için de, vahiy gönderip insanları yönetmek istiyor. (s.  178)  Dinin gönderiliş amacı,  iradeler savaşına son vermektir. (s. 179)  Yaratıcılık sıfatı ile bizlere sevgisini gösteren Allah (cc) bize yaşantı modeli sunmaktadır. (s.  180) Allah, gelecek hayat aşaması için bizlere uyarılarda bulunuyor.(s. 181)  Din, yaşam şekli anlamına gelmektedir. (s. 185)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin toplumsal yapıyı ayakta tuttuğu vurgulansa, dinin değeri daha iyi anlaşılır. (s. 186) İslam komünizmin toplum anlayışındaki eşitlikten daha onurlu bir davranış modeli sunmaktadır. (s. 192)  İslam insanları sosyal sınıflardan ziyade kardeş olarak görerek, bütün insanlığın tek bir atadan var olduğu üzerinde durur. (s. 193) Komünizm de kapitalizmde insan fıtratına aykırı olan bir durumdur. (s. 197) Kapitalizm ve komünizm insanı bir makine haline getirmektedir. (s. 198) İnsan maddenin esiri haline getirilmiştir. (s. 199) Bütün insanlar ölüyorsa, hayatın gayesinin zevk olmadığı ortaya çıkmaktadır. (s. 200) Bilim sadece hassas ayarların nasıl meydana geldiğini, nasıl devam ettiğini ortaya koyabilir. Kim tarafından konduğunu açıklayamaz. (s.  202) Bilim her gün farklı yasalar keşfediyorsa, bu yasaların kim tarafından konduğunu neden hiç sorgulanmaz? (s. 202) İnsanoğlu, maddeye bir şekilde kendi kendini yaratma yetkisi vermiştir. (s. 205) Sonradan yaratılan kainat bir iradenin hâkimiyetinde olduğunu göstermektedir. (s. 206) Maddenin yaratılmışlık ve sonluluk  özelliği taşıması, berili yasalara tabi olması, kainatın yaratıcı değil de yaratılmış olduğunu gösterir. (s. 207) Tanrıyı görmenin bir ihtiyaç olmadığı ortadadır. (s.  207)  Dünyada güzelliklerin var olduğu ortadadır. Dünya o kadar güzel ki dünyevi nimetlere ulaşmak için habire çalışıyoruz. Güneş, yağmur, yeşillikler, kuş cıvıltısı, meyveler güzellik değil de nedir? İnsan bedeni dünyaya uyumlu bir şekilde yaratılmıştır. Kötülük olan yerde, her şeyin emrine verilmesi tesadüf öyle mi?! (s. 211)  Kötülük olmadan iyiliğin tanımını yapamayız. (s.  212) Bir Hayvan olarak da yaratılabilirdik. (s. 216)  Nasıl ki, bir kasap tarafından kesilen bir hayvana karşı &#8220;neden onu kesiyorsun?&#8221; demiyorsak, hayvanlarda da bunu normal görmeliyiz. (s. 217) Unutmayalım ki antiloplar, geyikler aslanlar sayesinde yaşar.  Aslanlar yaşlı ve hasta olanları yakalar, genç ve sağlıklı olanlara daha çok yiyecek kalır! Din ve bilimin verileri birbirini destekleyecek mahiyette olma ihtimali yok mu? Görülen bir şeye iman edilmez. (s.  219)  Çölün ortasında hiç eğitim almamış biri neden kainatın yaratılışını merak etsin? (s. 222) Bilimin doğrularının, sabitlerinin olması gerekir. Bunu, ancak din yapabilir. (s. 223) Din ve bilimin alanları farklıdır. Bilimsel gelişmeler hayatı kolaylaştırır. Bilimin verileri, maddenin sırlarını çözmemize yardımcı olmaktadır. Peki bu sırların asıl sahibi kimdir? (s.  226) Bilim ‘nasıl’ olduğunu ortaya koyar. Din niçin ve hayatın gayesi nedir’ sorularına cevap verir. (s. 227)  Ateizm, nasıllığının ortaya çıkmasıyla dinin de ortadan kalktığını iddia ederek, insanları dinin hakikatinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.  Halbuki ‘din nasıllığın kim tarafından ortaya konulduğunu da’ ortaya koymaktadır. (s. 228) &#8220;O&#8217;dur gökten yağmuru indiren.&#8221; (Enam, 99) Madde sadece bir varlığın otoritesine itaat etmektedir. (s. 229) Bizim insan vücudunu öğrenmemiz için ilim öğrenmemiz, zaten bu işin ilimle meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Müdahale edilmeden devamlılık olmaz. (s.  231) Allah yaratıyor ve yönetmeye devam ediyor. (s. 232) Big Bang öncesi yer, uzay ve zaman diye bir şeyin olmadığı ortadadır. Evren, 10-43 saniyede bitişiktir. Bu, bir Saniye&#8217;nin milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, onda biri demektir! Kâinat bu zaman aralığında yaratılmaya başlanmıştır. (s.  233) Muhammed peygamberin kainatı gözleyecek hiçbir teleskopu yokken, nasıl olur da bu gerçekleri bilebilir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel yasalar evrenin varoluş şartlarını açıklamaktadır. Evrenin yaratılış sırlarına vakıf olmak bizleri Allah&#8217;a yaklaştırır. (s. 238) Kuantum teorisi ile, ışığın olduğu gibi diğer mikro parçacıkların da, hem parçacık hem de dalga gibi davrandıkları ortaya konulmuştur. (s. 241) &#8216;Üçüncü halin imkansızlığı&#8217; ilkesinin değiştirilmesi gerektiği ortadadır. (s. 242) Ölümün bir son olmadığını, aslında ölümün atomların dağılma sürecine girmesi anlamına gelmektedir. Yeniden diriliş ise, dağılan atomların tekrardan birleşmesi anlamına gelmektedir. (s.  245) &#8220;Gökleri ve yeri yoktan, eşsiz ve benzersiz yaratan O&#8217;dur.&#8221; (Bakara, 117) Atomlar birbirleri ile sayılamayacak kadar türde birleşip ayrılma gerçekleştirir, sonra tekrar birbirleriyle kenetlenerek çevremizde gördüğümüz sonsuz sayıdaki maddeyi oluştururlar. Ama asla  ve asla yaşlanıp ölmezler. (s. 248) Evren, dinamik bir yapıya sahip olduğuna göre tanrının müdahalesi de devamlılık arz etmektedir. Newton fiziğinde kainat mekanik bir şekilde algılanmıştı. (s. 250) Kuantum teorisi, kainatta mevcut şartlar dışında, farklı alternatiflerin de olabileceğini ortaya koymuştur. (s. 251) Evrende neden sonuç ilişkisi hep geçerli değilse, bu bir şekilde bilinçli müdahaleyi de gerekli kılmaktadır. Kuantum teorisi şu anlama gelmektedir ki, Tanrı var olan olasılıklar içinde istediğini seçerek evrene müdahale etmektedir. (s.  252)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11850" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm-sonucsuz-seruven-2.jpg" alt="" width="77" height="103" /> Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Gençlerin inanç sorunları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da 1000&#8217;den fazla ayet bilimden bahseder (s. 12) Allah, tanıma itibarıyla yaratılmamıştır. Allah&#8217;ın tanımı yaratılmamış olmasıdır. Her yaratılanın yaratıcısı vardır. (s. 14)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O’na ibadet etmesem dahi bir problem olmamalı, beni cehenneme koymamalı. (s. 15) Allah&#8217;ın bizden kendisini övmemizi isteme sebebi, onun faydasına değil, bizim faydamızadır. Allah insanları farklı şekillerde ikna eder. Zeki insanlara mantıklarını kullanırlar. Bazı insanlar uyarılmak ister, bazıları ceza ister, bazıları da mükafat ister. (s. 19) Öğretmen her halükarda seni geçirseydi çalışacak mıydın dersine?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın bizden kendisini övmemizi isteme sebebi, onun faydasına değil, bizim faydamızadır. (s. 19) Allah biliyor ki; eğer başka bir şeye ibadet edersen ve onu takip edersen, sana zarar verecektir. Allah yarattıklarının zarar görmesini istemiyor. (s. 22) Eğer Allah&#8217;a teslim olmazsanız, asla huzuru yakalayamayacaksınız. (s. 167) Ego – Haşa- Allah&#8217;ta değildir, ego insandadır, inancındadır. (s. 24) Emirleri yaratıcının ihtiyacı olduğu için yapmıyoruz. Müslümanlar olarak biz kendi ihtiyacımız için ibadet ederiz. (s. 26) Sınavlardaki amaç, seni sınıfta bırakmak değil, yeterli donanıma sahip olup olmadığını ortaya konulmasıdır. (s. 31) Allah bizim yaratıcımız olarak insan psikolojisini en iyi bilendir. Bazen mantık, bazen uyarı, bazen ödül, bazen de ceza metotlarını kullanır. (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim, insan vücudundaki tüm elementlerin aynı zamanda toprakta da olduğunu belirtir. Kur&#8217;an’da insanoğlunun spermden, topraktan, sudan yaratıldığı ifade edilir. (s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O’na ibadet etmekle, ona uymuş oluruz. (s. 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birisini soyup bin rupisini alırsam onun emeğini çalmış olurum. Onun için kötü bir durum, benim için değil. Benim için neden kötü olduğunu mantık çerçevesinde açıklayın. (s. 34) Başkalarının haksızlığa uğramaları umurlarında değildir. Herkes kendisine adil davranmasını ister. (s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah niçin yarattı? Çünkü meleklerden üstün bir yaratılış olduğundan dolayı. (s. 47) Allah çok farklı ve mükemmel olan bir durumda yaratabilirdi. Böylece hata yapmazdık. Allah bunu melekleri yaratarak yaptı zaten. İnsanlar meleklerden daha üstün bir yaratılışa sahipler. (s. 43) Allah Özgür iradeleri olan varlıklar olarak insanları yarattı. Hatalar insanlara aittir. Allah&#8217;a değil. (s. 44) Allah bize ne olmak istersin diye seçenek sundu, biz insan olmayı tercih ettik; Bu yüzden biz sorumluyuz, Allah değil. (s. 50) Yüce Allah Kur&#8217;an&#8217;da insanlara sorulduğunu bize haber verir ve bizler imtihanı seçtik, insan olmak için. (s. 47) Sınav devam ediyor öğretmene, ‘Hocam ben kitaba bakmak istiyorum, çünkü hatırlamıyorum’ diyebilir misin, Hayır! (s. 48)  irade  Sınavdan kalan öğrenci, kalması sebebiyle öğretmeni suçlayabilir mi? (s. 82)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kıyamet gününde Hiç kimse Allah&#8217;ın adaletini sorgulamayacaktır. Onlar sadece Allah&#8217;tan bir fırsat, şans daha talep edecekler. Allahu Teala bize bu dünyada bir fırsat vermiştir; tövbe fırsatı veriyor. (s. 47)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Franciz Bacon&#8217;un bir sözü vardır: “Derinlemesine bilim yapmak Allah&#8217;a inanmanı sağlar.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ölen insanların sınav süresinin bitmiş olması herkesin sınavda başarısız olduğu anlamına gelmez. (s. 58)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Neden bir dine ihtiyacımız var? İnsan makinesinin açıklamalı kullanma kılavuzuna ihtiyacı yok mu? (s. 65)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah elçilerini tek bir dini tebliğ etmeleri için göndermiştir. O’na İslam diyoruz. (s. 70)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doktor sana, “kesinlikle şeker yok” diyor. Eğer doktora inanıyorsan onu dinlersin, yoksa dinlemezsin. (s. 78) İslam, iyi şeylere ulaşmak için izlenilmesi gereken yolu da gösterir. Zekat, tesettür gibi (s. 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kader  Mesela, önümüzde dörtyol olduğunu düşünün. Allah önceden biliyor ki, siz o 4 yola geldiğinizde C yolunu seçeceksiniz. Allah,  o yolu seçmen için değil, sen o yolu seçeceğin için yazıyor.  (s. 82, 83)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bugün bazı bilim adamları eşcinselliğin genetik olduğunu söylüyor. Bu iddiayı ortaya atan kişinin kendisi homoseksüeldi. (s. 86) Pornografik filmler, anne babaların çocuklarını yetiştirme şekli sonunda çocuklar filmlere ve yetişme tarzlarına göre kişilik kazanıyor. Kopma noktası burada. (s. 87)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dini anlamak istiyorsan onu takip edenlere bakma, metinlere bak. (s. 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bakara suresinin 106; Nahl suresinin 101.ayetler Tevrat ve İncil gibi, Kur&#8217;an&#8217;dan önce indirilen kitaplardan bahsetmektedir. (s. 95) Nasih ve mensuhta olan şudur: Allah bazı yasakları aşamalar halinde indirmiştir. (s. 96)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fars Kitabeleri, Hindu kutsal metinleri. Bu dinlerin kitapların hepsi insanlara tek tanrı inancını; Tevhid inancını vaaz eder. (s. 99)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da örtünmeyi önce erkeklere, sonra kadınlara emretmiştir. (s. 102) Kur&#8217;an hicabı ilk önce erkekler için belirtir. Daha sonra da kadınlar için. (s. 134) Kur&#8217;an&#8217;da bir kadına baktığımda ki o kadın benim eşim, annem veya kızım olmadığı sürece bakışlarımı indirmemi söylüyor. (s. 126)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;daki hükme, şeriate göre, bir kadına kıza tecavüz eden erkeğe ölüm cezası verilir. (s. 104)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevbe suresinin 5. ayetinde, ilk satırda Müslümanlar ile Mekke müşriklerin arasındaki barıştan söz eder. Bu barış Mekkeli müşrikler tarafından bozulmuştur. 5. ayetle müşriklere barışı sağlamalar için 4 ay müddet verilir. Aksi takdirde bir savaş olacağı bildirilir. (s. 106) Yani Tevbe 5. ayet, savaş ortamında inmiş bir ayettir. 6. ayet diyor ki; “Barış isterse öldürmeyin. Onları güvenli bir yere götürün.” Rabbimizin bırakın gitsinler demiyor, güvenli bir yere kadar eşlik edilmesini istiyor. (s. 107)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir Hristiyan’a İncil’den, bir Hindu’ya da kendi kaynaklarından örneklerle cevap verilmelidir. İslam şeriatının mükemmel olduğunun farkına varmalıyız. (s. 108)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamber Efendimiz, karınca yuvası yakınında ateş yakmaya çalışan bir sahabeyi uyararak bir başka yerde yakmasını istemiştir. (s. 108)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vejetaryen olmayan otçul hayvanların dişleri düz olur. Etçil olan hayvanların dişleri sivri olur. İnsanların dişleri incelerseniz, hem düz hem de kesici dişleri vardır. İnek eti sindiremez Aslan sebzeleri sindiremez. İnsanoğlunun sindirim sistemi ikisinin de sindirebiliyor. (s. 111) Bugün biliyoruz ki bitkiler de can sahibidirler. (s. 113)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kıble, Arapçada ‘yön’ anlamına gelir. (s. 115)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dindar biriysen hayatın tadını çıkarabilirsin. Ama yaratıcının izin verdiği sınırlar dahilinde. İnsanlar, “hayatın tadını çıkarmak istiyorsan içki, kadın ve paraya sahip olmalısın” diye düşünüyorlar. Başkalarına gülmek ve onlarla alay etmek haramdır, yasaklanmıştır. (s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hindistan&#8217;da doğan her 10 dişi bebeğin 4&#8217;ü ölüme terk edilmektedir. (s. 141)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">ABD&#8217;de erkeklere oranla 7.8 milyon kadın nüfusu fazladır. Bu sayı İngiltere&#8217;de 4 milyondur. Almanya&#8217;da ise fark 5 milyondur. Rusya&#8217;da erkeklere oranla 9 milyon kadın vardır. (s. 141)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evlenmeden önce 8 cinsel partnere sorun yok diyenler, birden fazla eşe gelince ‘sorunlu’ diyebiliyorlar. Metres hayatı yaşayan bir kadın aşağılanır, hiçbir hakkı yoktur. (s. 142)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Peygamberin bütün evlilikleri ya bir sosyal düzenleme ya da siyasi bir sebepten dolayı olmuştur. (s. 147)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tövbe ettikçe Allah bütün günahlarını bağışlamaya hazırdır. (s. 163) Tövbe ederse bir gün inşallah Allah onun bu günahını affedecektir. (s. 164) Kur&#8217;an, aşırı dürüst, aşırı adil olmanı ister. Doğru yönde aşırı olmalıyız, yanlış yönde değil. Medya İslam&#8217;a saldırıyor; Biz ise kendimizi savunuyoruz? En mükemmel dine sahibiz; Peki neden çekiniyoruz, neden korkuyoruz? Durumu tersine çevirmemizin zamanıdır. (s. 172)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arapça ezan İslam dünyasının milletlerarası simgesidir. (s. 175) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14589" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/wi_800.jpeg" alt="" width="80" height="125" /> Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Muhtelif-1</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Burada okuyacaklarınız beni tatmin eden ve bana yeterli gelen cevaplardır. (s. 13) Yazı yazan şahsın bazen anlam dünyasına saldırıldığını hissettiğinde bilmen gereken, seni tahrik etmek değil anlam dünyasının saygınlığını korumaktır. (s. 14) Bu kitabın yazarı kendi ulaştığı şeyin güzel olduğunu düşünmekte ve size güzel olanı iletmeye çalışmaktadır. (s. 17)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ülkeleri neden geri? Mağlup bir medeniyet ekonomisi ve sosyal koşulları ile kınanamaz. Mağlubun halinin çok kötü olması galibin ahlaksızlığını gösterir. Bunun için Endülüs’ün Müslümanlar fethedildikten sonraki haliyle Hıristiyanlardan sonraki haline bakmak yeterlidir. Yahut Kudüs&#8217;ün Müslümanlar fethettikten sonraki haliyle Hıristiyanlardan sonraki haline bakabiliriz. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da gramer hataları iddiası: Arapların Kur&#8217;an&#8217;dan önce herhangi bir gramer kitabı yoktu. Arapçada kullanılan gramer zaten Kur&#8217;an&#8217;dan sonra bizatihi Kur&#8217;an metinlerinden çıkarılmıştır. Yani Kur&#8217;an, gramerin kendisinden türetilen kitaptır. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 45) Gramerin kaynağı Kur&#8217;an, o gramer kurallarını yazanlar Müslüman ama o yazılan gramerden Kur&#8217;an&#8217;da hata bulan 21. yüzyıl insanı! Ne denilebilir ki? (Meriç, s. 48) Cahiliye şiirleri Kur&#8217;an kadar eskiye nispet edilmiş değildir. Şiirler Kur&#8217;an gibi kelime kelime korunmuş, tamamı derlenebilmiş değildir. (Meriç s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evlatlıkla evlenme: Ahzab, 37. ayetin anlattığı şey farklıdır ateist ve misyonerlerin iddia edip ortaya attığı şey farklıdır. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 54) “Muhammed bir gün Zeynep&#8217;i görmüş, ondan etkilenmiş” Bu tümüyle uydurma bir rivayettir. (Meriç, s. 57) Biz bazı mucize iddialarına, Kur’an&#8217;ı öven bazı rivayetlere de uydurma diyoruz. (s. 59) Evlatlığın  öz oğul olması algısını kıran şey bu evliliktir. (Meriç, s. 65) Katade, İbni Abbas ve Mücahit&#8217;ten nakledildiğine göre, Zeynep&#8217;in ailesi ilk başta Hz Muhammed&#8217;in Zeynep&#8217;e talip olduğunu zannetmişlerdir. Hz Muhammed isteseydi o zaman Zeynep&#8217;le kendisi rahatça evlenebilirdi. Hz Muhammed&#8217;in böyle bir isteği yoktu. O’nun istediği şey, soy üstünlüğü kavramını yok etmekti. (Meriç, s. 70)  William Montgomery Watt, “Bu suçlama haksız bir çıkarımdır” der. (Watt, Muhammed Medine&#8217;de, s. 336) Hz Muhammed böyle bir evliliği istememiştir. Bu durumdan dolayı kendisi ayetlerle ikaz edilmiştir. (Meriç, s. 81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Ömer halifeliği döneminde Zeyd&#8217;in oğlu Usame&#8217;ye kendi oğlundan daha fazla maaş bağlar. Oğlu “neden böyle yaptığını” sorunca, Hz Ömer oğluna: “Üsame Resulullah&#8217;a senden ve babası Zeyd’de senin babandan daha sevgilidir.” Diye cevap verir. Hamd, böyle insanlar yaratan yüce Allah&#8217;a, salat ve selam bu insanlara hidayet öğreten Hz. Muhammed&#8217;dedir. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’ın kendine has üslubu vardır. Eskiden ateist iken İslam’a dönen Altay Cem Meriç Kur’an incelemeleri sonucu vardığı sonucu şöyle özetler: “Kur&#8217;an üslubundan anladığım o ki, Kur&#8217;an&#8217;da bir sure içerisinde bir konuyu anlatırken özellikle farklı tekil örnekler verilir ve ardından bir kritik cümle ile çok geniş bir şekilde bütün olguları toplayıp eline alır. Eğer tekil örnekler arasındaki bağlantılara dikkat etmezseniz burayı ıskalamanız muhtemeldir.” (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 80)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam deyince coğrafyasının başlangıcından bugüne “en zayıf olduğu dönemde” ama yine de en hızlı yayılan din İslam’dır. Bu da “İslam&#8217;ın kılıç zoruyla yayıldığı” söylemini çürütmeye yetecek bir delildir. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 86) Doğum oranı denklemden çıksa dahi İslam hızla büyümeye devam ediyor. (Meriç, s. 98) 2010-2050 arasında yüzde olarak en hızlı Müslüman nüfus artışının Kuzey Amerika&#8217;da gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Bu, bölgenin genel nüfusunda beklenen artışın 7 katından fazladır! (Meriç, s. 103)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evren kaotik midir, düzenli midir? Ateistler evrenin düzensiz, kaotik olduğunu iddia etmektedir. Ortaya koydukları deliller; hastalıklar, açlıkların neden olduğu ölümler, hayvanların birbirini yemesi gibi olgulardır. Aç kalan insanlar anlayamadığımız bir şekilde kaotik olarak ölmüyorlar. Pek çok faktörü mantıklı bilebiliyor ve mantıklı tahminler yürütebiliyoruz. Kaotik bir evrende bilim yapılamaz. Kaos, sistemlerin kendisinde değil biz insanların algısındaki sınırlılıklardan dolayı vardır. İnsanoğlu çok sayıdaki değişkenleri kapsayacak kadar bir analiz metoduna sahip olmadığı için sistemler hakkında öngörüde bulunamaz ve hatalı sonuca ulaşarak kaos iddiasını bu noktada ortaya atar. İnsan vücudundaki ayrı ayrı pek çok sistemin çok kompleks yapı içerisindeki harikuladeliği, baş döndürücü bir mahiyet arz eder. Sistemlerin hepsi ayrı ayrı, çok büyük ve inanılmaz düzen örüntüleridir. Hastalıklar bir düzen içerisinde olmaktadır. Bilgisizlik, düzensiz zannetme sebebidir. Zira konunun cahili olan için örüntüler bilinmemektedir. Tümüne vakıf olamayan cahil, her şeyi rastgele zannetmeye meyillidir. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 110-120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberler Ortadoğu mı? Nisa 164. ve Mümin 78. ayetlerde “Bir kısım peygamberleri sana anlatmadık; Sana kıssalarını, durumlarını bildirmediğimiz peygamberler de vardır”  buyrulur. Ayetlerde görüldüğü gibi, Kur&#8217;an adı geçen dışında peygamberler olduğunu anlatılmaktadır. Nahl 36. ve Fatır 24. ayetlerde &#8220;Allah her topluluğa mutlaka bir peygamber gönderdiğini&#8221; bildirmektedir. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 125, 126) Kıssaların amacı peygamber listesi vermek değildir. Ana hedef, eğitimin unsuru olan mesajlardır. Amaç eğitimse muhatapların tanıdığı ve bildiği coğrafyalardan örnekler getirmek daha doğal değil midir? (Meriç, s. 129) Nuh tufanı benzeri anlatılar ABD&#8217;de, Norveç ve Türk efsanelerinde bulunmaktadır. Bu da Hz Adem&#8217;den itibaren İslam&#8217;ın gönderildiğinin delilidir. (Meriç, s. 133-135)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Garanik olayı: İbn-i ishak&#8217;ın israiliyattan rivayetleri naklettiği olmuştur. (s. 140) İbni Atiyy tefsirinde bu rivayet için, “lafızları karışıktır” demiş, sahih dememiştir. Taberi ise, “denildi ki” diyerek olayı aktarmıştır ki onun bu üslubunun rivayeti sahih görmesi anlamına gelmediği ortadadır. (s. 141) Garanik hadisesini oryantalistlerden Karen Armstrong, Leone Caetani, Maurice Gaudefroy-Demombynes, Louis Massignon “asılsız” olarak nitelendirirler. Bu rivayet Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İbni Mace, Darimi, Ahmet Bin Hanbel gibi hadis alimlerinin eserlerinin hiçbirisine girmemiştir. (s. 145) Olayın naklinin kendisine nispet edildiği Tek Sahibi olayın yaşandığı zamanda henüz doğmamıştır. (s. 146) Razi, Ebu Bekir İbni Arabi, Kadi İyaz, Kurtubi, Kırmani, Ayni, Şevkanî, Alûsî, İbni Kesir, Ebu Suud, Hatib Şirbini, Zeccac, Tahir bin Aşûr gibi alimler de bu rivayete uydurma demişlerdir. (s. 153)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İrtidat cezası: İslam’da dinden dönen değil, dinden döndükten sonra İslam devletine karşı ‘Siyasi, sosyal ve ekonomik’ faaliyetler içinde bulunup terör eylemleri gerçekleştirenlere ceza uygulanır. Bunun birçok delili vardır: Bernard Lewis, “Din alimlerinden kafirlik suçlaması yüzünden yargılanıp suçlanan ve hüküm giymiş yok gibi görünmektedir.” (s. 154) demektedir. Riddet; toplumsal, siyasal başkaldırı ve terör anlamına haiz bir kavramdır. (s. 157) Bernard Lewis, “Mürtetler, siyasal bir anlamlılık kazanmış olmaktadır.” (s. 164); Montogomery Watt, “Ridde hareketlerinde dini ve siyasi faktörler birbirinden ayrılmayacak şekilde iç içe girmişlerdi. İslam&#8217;ın dini, siyasi ve sosyal, ekonomik sisteminden uzaklaşma hareketiydi ve bu yüzden de İslam karşıtı bir hareketti.” (s. 166) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ureyne kabilesine yönelik uygulanan cezanın kısas olduğu ve onların çobanlara yaptıkları eziyetin aynı ile cezalandırıldıkları görülmektedir. Bu kişiler hasta idiler, efendimize gelirler, efendimiz onların yanlarına bir deve çobanı vererek iyileşene dek onları Zü&#8217;l-Hader denen bölgede misafir eder. Bu kişiler iyileşince çobana işkence ederek öldürür ve kaçarlar. Bu kişilerin bir terör faaliyeti, eşkıyalık uygulamasında bulundukları açıktır. (s. 167) O nedenle dinden döndükleri için değil, kısas gereği işledikleri suça ceza uygulanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Buhari&#8217;de geçen “dinini değiştireni öldürün” (Buhârî, Cihâd, 149) hadisine gelince. Rivayet haberi vahittir ve ravi İkrime rivayetlerinde cehr edilmiş; reddedilmiştir. (s. 172) Biz, “Böyle bir hadis yoktur, hadis delil değildir” diyerek kolayca işin içinden çıkabiliriz. Ama biz ehli sünnet olarak hadisleri delil kabul etmekteyiz. O halde bu hadisi nasıl anlamalıyız? Bir kere “Hz Muhammed&#8217;in siyasi terör faaliyetine bulaşmamış bir mürtedi öldürdüğüne dair örnek yoktur. Bu rivayetin en çok gündeme geldiği konu, Hz Ebubekir döneminde yaşanan kitlesel irtibat savaşları dönemidir. Burada durumun silahlı bir isyan, siyasi bir başkaldırı olduğu açıktır. Hz Ebubekir ortaya çıkan isyanı bastırma çabasıyla kılıç çekmiştir. Terör faaliyetini bırakıp tekrar eski haline döndüklerinde ise onlar affedilmiştir.” (s. 168- 169) Efendimiz diğer bir hadisinde, “Müslümanı öldürmek, şu üç sebep hariç helal değildir… İslam&#8217;dan çıkarak ‘Allah ve Resulü ile harbe tutuşan’ kişi ya öldürülür ya asılır ya da sürgün edilir.” (Ebu Davud, Hudut, 1; Nesai, Kasame, 14) Hadisin mesajı açıktır: Dinden dönen savaş açarsa öldürülür! Ayrıca kadınlara mürted cezasının uygulanmaması meselesi de önemlidir! Kadınların “savaş gücü oluşturmadıkları için” onların dinden dönmesinde ceza uygulanmayacağı söylenmiştir İbn Abbas&#8217;ın irtidat eden kadının öldürülmeyeceği yönündeki ifadesini, Ömer Bin Abdülaziz&#8217;in irtidat eden bir kadına ölüm cezası vermediği rivayeti destekler. Piri fani (hayli yaşlı) irtidat etse de öldürülmez. (Haskefi, ed-Dürrü&#8217;l-Muhtar, III, 224) fetvası da bu görüşü destekler! . (s. 172)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, mürtetle ilgili ceza bireysel bir inanç değişikliğinden ziyade kılıçla bir başkaldırı anlamı taşıyan ve modern hukukta terör suçlarına denk gelen suçlar için öngörülmüş bir cezadır. Bu yüzden irtidat konusu, Serahsi&#8217;nin Mebsut&#8217;u gibi önemli bir eserde “devlet hukukuna dair” Kitabüs- Siyer bölümü içinde ele alınır. (s. 174) Yani riddet kelimesi ile “siyasi içerikli silahlı bir terör faaliyeti” kastedildiği açıktır.  (s.176)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14383" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meric-muhtelif-1.jpg" alt="" width="76" height="118" /> Altay Cem Meriç, Muhtelif-1 </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm ve Deizm Eleştirisi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm ve deizm eleştirisi birçok disiplini birlikte ele almayı gerektirmektedir. (s. 12) İnsanlar farklı delillerden farklı derecede etkilenebilir. (s. 13) Ateizm, teizm önüne, ‘olmayan veya değil’ anlamındaki ‘a’ ekiyle ile oluşturulur. (s. 24) Ateizm, panteizm ve deizmi reddetmektedir. Farklı türleri vardır. Materyalist ve sosyalist politikada kullanılmaktadır. Ateizm 5 gruba ayrılabilir: Mutlak, teorik, pratik, ilgisizler ve ideolojik ateizm. (s. 25) Deizm Latince’deki ‘deus’ kelimesinden türetilmektedir. Evrene müdahale eden tanrıyı kabul etmezler. Dünya kendi yasalarıyla işlemek üzere bırakılmıştır. Deizm; mono, poli, pan, ruhsal, Hristiyan, bilimsel, hümanistik gibi kategorilere ayrılabilir. (s. 27) Deizmin ana vatanı İngiltere’dir. Amerika&#8217;da yayılmıştır. ‘Klasik deistler’ kilise karşıtıdır ama kendisini Hristiyanlığın bir parçası olarak görürler. Modern deizmde inanılan Tanrı, ‘doğanın tanrı’sıdır. Modern deistler tek bir yapı halinde bulunmamaktadır. (s. 28) Vahyi, mucizeyi, dini inkâr ederler. (s. 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülük problemi: Allah&#8217;ın bilmesi insanın iradesini ortadan kaldırmaz. İnsana kötü yol ve iyi yol seçme iradesi verilmiştir. (s. 47) Allah insanları akıl, vicdan, irade gibi kabiliyetlerle donatmıştır. Kitaplar, peygamberler göndermiştir. (s. 48) Evren insanın imtihanına uygun şekilde takdir edilmiştir. (s. 49) Kötülük probleminin çözümünde temel ilke ahirete imandır. (s. 50) İnsanın özgür bırakılması, iyiyi de kötüyü de seçmesine imkân tanınması söz konusudur. (s. 51) Allah&#8217;ın insanların iman etmesine ihtiyacı yoktur, mahlûkat Allah&#8217;a muhtaçtır. İnsanlar iman etmekle yahut salih ameller işlemekle kendileri fayda görmektedir. Fayda da zarar gören kullardır. (s. 56) Bu konular ‘Kader’ ve ‘İslami emirler ve hümanizm’adlı yazılarımızda detaylı olarak ele alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizm: Bu kavrama hem yaratıcı hem de yaratılmışlık atfedilmektedir. Fiille fail karıştırılmasının sonucunda böyle bir çelişkili durum ortaya çıkmaktadır. Bütün varlıkların mikro ve makro planda her hallerinden haberdar bir tabiat profili çizilmektedir. Tabiata ilim, kudret, irade verilmektedir. (s. 58) Materyalizm evrendeki düzeni reddetmekte ve evreni tesadüflerle açıklamaya çalışmaktadır. (s. 59) Ateist, tablonun gerisindeki ressamı fark etmelidir.  Görülene hapsolunmayıp ötesine geçmelidir. Kehanetteki uyum ve ritmi, düzeni, sistemi görmelidir. (s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalizm ve pozitivizm temel noktalarda örtüşen tezlerdir. (s. 67) Günümüz dünyasında zanni bilgilerin bile bilimsellik adı altında kesin bilgiler olarak kabul edilmesi dayatmasıyla karşı karşıyayız. “Duyularla algılamayan yoktur” mantığı tutarsız bir yaklaşımdır. Bu mantık sahipleri kendi hayatlarında birçok şeyin varlığını kabul ettikleri halde duyularıyla algılamamaktadırlar. (s. 68) Yerçekiminden akla kadar birçok varlığın bizzat kendisi duyularıyla algılanamadıkları halde bunların eserlerine ve sonuçlarına bakarak varlıkların kabul etmektedirler. (s. 69) Kur&#8217;an üzerinde biraz düşünen kimse, akla, ilme ve fikre ne derece önem verdiğini hemen fark eder. İslam Müslüman’a tefekkürü ve eğitimi farz kılmaktadır. Kainatı yaratan da İslam&#8217;ı gönderen de Allah olduğu için bunlara dair bilgilerin çelişmesi düşünülemez. (s. 73) Batıdaki bilimsel gelişmelerde İslam medeniyetindeki çalışmaların etkisi bulunmaktadır. (s. 74)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zulüm kavramı, alimlerin çoğuna göre ‘bir şeyi kendi yerine koymamaktır.’ (s. 82) Sait Havva evrim teorisini reddeder; ara canlıların bulunamaması, türler arası değişimin hiç gözlenememesini delil olarak getirir. Hayatın başka gezegenlerde oluştuğu iddiası da oldukça kaçamak bir cevaptır. İnsan farkında olmasa da vücudunda birçok fizyolojik organizasyonlar anbean devam etmektedir. (s. 97) “O her an yaratma halindedir.” (Rahman, 29) Hikmet, bir şeyi ‘yerli yerine koymaktır.’ (s. 107) Her nimetin arkasında o nimeti veren vardır, insana verilen ikramlar ve nimetler sayılamayacak kadar çoktur.  (s. 109)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmde yaratıcı evreni kendisinin müdahale etmeyeceği tarzda, yani saat saatçi ilişkisi şeklinde kurgulanmıştır. (s. 115) Hz peygamberin Allah&#8217;ın elçisi olduğunu ispatta O’nun mucizeleri ile insani özellikleri birlikte kullanılmalıdır. Hz peygamber de bulunan güvenilirlik, akli yetkinlik, davetinin sonuçları ve inen Kur’an-ı Kerim’deki insanı aşan bilgilerin bulunması gibi konular üzerinde tefekkür edilmesi gerekmektedir. (s. 123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın elçisi olduğunun delilleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz peygamberin özellikleri ve örnekliği üzerinden delillendirme: Hz Muhammed insanların güvenini kazanması, onu inkar edenlerin sonradan ona iman etmesi, büyük bir samimiyetle İslam&#8217;a girmeleri peygamberin doğruluğuna delildir. Müşrikler iman etmedikleri halde kendi kıymetli mallarını, eşyalarını peygambere emanet etmekteydiler. (s. 128) Peygamber sahabelerle iç içe bir yaşam yaşamaktaydı, yemesinden içmesine, yolculuklarına kadar sahabe ile birlikteydi. Hayatı gizlilikler üzerine değil, açıklık üzerine kuruluydu.  Peygamber olmadan önce de toplum içinde açık bir yaşantı sahibiydi. Müslümanlar İslam&#8217;ı, mal, evlat, eş ve vatandan öte görüp çok fazla sevmişlerdir. Bütün bunlar, imandaki kuvvet ve yüksek güvenilen ileri gelmektedir. (s. 129) Peygamberimiz mizahlarında dahi yalan söylememiş, doğruluğa sadık kalmıştır. (s. 131)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerek teori ile gerek pratiği ile kamil manada uyum sergileyenler peygamberlerdir. (s. 138) Hz peygamber dünyalıklara ulaşabilecek imkana sahip olduğu halde zühtü ve infakı tercih etmiştir. (s. 141) Mekke fethinde yaptığı birçok insanı affetme politikası ve Bedir’deki esirlere yapılan muamelesi de onun şefkat ve merhametini yansıtan olaylardır. (s. 143) Hayatındaki bütün yoğunluğa rağmen, amel ve ahlakıyla tebliğ ettiği din arasında uyum gerçekten çok etkileyicidir. Bu derece ibadete, duaya vakit ayırması ise ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. (s. 144) Peygamberler için tebliğleri öncelikli davalarıdır. (s. 145)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Resulullah&#8217;ın davet yolunda uğradığı eziyet ve işkenceler çok fazladır. Yüzüne tükürenler, toprak atanlar, küfür edenler, üstüne pislik savuranlar, onunla alay edenler, taşa tutanlar, öldürmek isteyenler. Bütün bunların yanında eziyetlerin sadece kendisine değil sevdiklerine, dostlarına da yapılması ayrıca zor bir durumdur. Bütün bu eziyetlere davasına inanmayan ve samimi olmayan birisinin katlanamayacağı açıktır. (s. 147) Toplumda yerleşmiş adet ve örflerin değiştirilmesi ve bunlara karşı gelinmesi gerçekten davanın yayılmasını zorlaştıran unsurlardandır. (s. 148) İslam davetine karşı uygulanan çeşitli baskı metotları bulunmaktadır. Alay etmek, yalan propagandalar yaymak, pazarlık teklifinde bulunmak gibi. (s. 149) Müşrikler boykot uygulamış ve boykota 3 sene devam etmişlerdir. Tüm bunlara rağmen Resulullah dininden taviz vermemiş, tebliğ vazifesini açıkça yapmaya devam etmiştir. (s. 150) Resulullah ne savaşta ne de barışta tebliğ görevini gerçekleştirmekten vazgeçmemiştir. (s. 152) Batıda peygamberin imajı negatif yansıtılmaktadır. (s. 157) Peygamberimiz Uhud Savaşı&#8217;nda mağlubiyet esnasında sebat etmiş, Hendek Savaşı’ndaki ablukaya karşı ümitsizliğe kapılmamıştır. (s. 158) Ganimetlerden mal biriktirmeye kalksa Hz peygamber çok zengin olurdu. (s. 162) Hz. safiye deveye binerken hazreti peygamberin dizlerine basarak binmekteydi. (s. 168) Nimetler içinde yaşayabileceği halde eşleri ve kendisi kanaatkar bir şekilde yaşamıştır. (s. 171) Hz peygamber okuma yazma bilmemektedir. (s. 177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mucizeler üzerinden delillendirme: Fussilat 53. ayette göğe çıkılmasının kalbi daraltacağı ifade edilmektedir: Feza yolculuğu yapan kimsede nefes almakta sıkıntı darlık hissedilmektedir. (s. 201) Müminun suresi 14. ayette ceninin aşamaları anlatılmakta, hicr 22. ayette rüzgarın aşılayıcı özelliği dikkat çekilmekte, Nebe 6-7. ayetlerde dağların yer altında bulunan köklerine işaret edilmekte, Yasin 38. ayette güneşin yörüngesinin haber verilmektedir. (s. 203) Devamına ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Me&#8217;rib seti üzerinde Ebrehe&#8217;nin ismi ve sıfatları yazılı olarak bulunmuştur. (s. 205) Maide 67. ayeti kerimede Allah&#8217;ın peygamberi koruyacağı ifade edilmektedir ve bu hayatının sonuna kadar bu koruma devam etmiştir. Rum suresinin ilk 6 ayeti Bizans İranlılar savaşı hakkında gelecekle ilgili bilgi vermekte, Müddessir suresi ve Tebbet surelerinde bildirilen 3 kişinin inkarcı olarak ölecekleri ifade edilmektedir. Bu üç kişi de (Velid b. Muğire, Ebu Leheb ve eşi) İslam&#8217;a girmeden dünya yaşamlarını sonlandırmışlardır. (s. 207) Hristiyanlar peygamber olmayan bazı kimselere İsmet sıfatını vermişlerdir. (s. 209) Nisa 39-40. ayetler denizaltı dalgaları hakkında bilgiler vermektedir. (s. 212) Karl Marx komünist ihtilali&#8217;nin sanayi gelişiminden dolayı İngiltere veya Almanya&#8217;da olacağını düşünmüştü. Lakin bu ihtilal Rusya&#8217;da meydana gelmiştir. (s. 221) İslam daveti, tevhid inancı, ahiret merkezli yaşam anlayışı, insan tasavvurundaki ıslah, ferdi sorumluluk, adalet, hakperest şahsiyetler yetiştirmesi ile toplumda insanlığın önünü açmıştır. (s. 222 242) Günümüzde Ehl-i sünnetin temel sabitelerini tartışmaya açanlar doğrudan yahut dolaylı şekilde ateizm ve deizmin önünü açmaktadırlar. Modernistler sistemli bütüncül din anlayışından uzak algılarıyla, denetimsiz birçok mezhepler kurmaktadırlar. Dindeki en temel konuları bile ilmi düzlemden çıkararak tartışmak, kişilere ilim ve kapasitelerinin üzerinde bir yol göstererek dini amelî düzlemden çıkarmaya sebep olmakta değil midir? (s. 258) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14049" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/AteizmveDeizmElestirisi-icoban-1.jpg" alt="" width="71" height="112" /> İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sorun kalmasın</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitabımız teknik bir kitap değil, gençler uzun uzun izahları, teknik dili sevmedikleri için cevapları tutabildiğimiz kadar kısa tutmaya ve sade bir dille ele almaya çalıştık. (s. 13) Evrenin oluşum aşaması yanında, mevcut düzen yüzyıllardır nasıl sağlanıyor?  (s. 15) Bir kitap yazarları, tasarımcıları, matbaacıları olmaksızın kendiliğinden var olabiliyor mu? Yaratıcının var olduğu inancı insanın fıtratına yerleştirilmiş bir duygudur. (s. 16)  Çünkü burada insanların anlaşarak bir şeye inanmaya dair aldıkları bir karar yok. Uzay boşluğunda bulunup, devasa bir kütleye ve enerji çekirdeğine dönüşen şey nereden geldi? Bilim, yokluktan varlık elde edemeyeceğini kabul etmektedir.  (s. 17)  Hayatta tüm patlamalar yıkımlara, kaoslara sebep olurken bu nasıl bir patlamaymış ki, muhteşem evrenin oluşumuna sebep olmuş, bin yıllardır hassas dengeleri kurgulayabilmiş? Patlama denen şey, belli bir zekaya sahip midir ki? (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kelami deliller</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hudûs delili: Evren sürekli değişiklik gösteriyor, her değişiklik gösteren şey de sonradan var edilmiştir. O halde, alemde sonradan var edilmiştir. Alemin sürekli değişikliğe maruz kalır, çocukluk, gençlik ve yaşlılık gibi. (s. 21) İmkan delili: Yaşadığımız alemin var olması zorunlu olan bir şey değildir. Bu alemin varlığını yokluğuna tercih edecek bir zat gereklidir. Gaye ve nizam delili: Bunca muhteşem dengelerle ve düzenlerle donatılmış evrenin bir gayesi yok mudur? Niçin bu hayattayız, evrendeki maddelerin doğası entropiye meyilli iken, bu nizamı takip eden bir varlık olmalıdır ki evren mükemmel işlesin, O da Allah&#8217;tır. (s. 24) İlk muharrik delili: Bir nesne durağan ise bir etki olmadığı sürece harekete geçmez. (s. 25) Hareketi ilk olarak kim vermiştir. Antropolojik deliller: insanların çeşitli yönlerini inceleyen bilim dalıdır. Atomik ve çeşitli hücrelerin sayısı sayılamayacağı kadar çok ve hareketleri kavramayacak kadar fazladır.  (s. 26) Kozmolojik deliller: Evren bilimini ifade eder. Galaksiler müthiş bir ahenk içinde, hassas dengede devam ediyor. (s. 29) Zoolojik deliller: Hayvanları inceleyen bilim dalıdır. (s. 30) Bal arıları, yarasalar, kangurular, yaratmadaki kudret ve nizam&#8217;ı gösterirler. İnsanın hayatını zor anlarında ortaya çıkıveren sığınma içgüdüsü de bir ispattır. (s. 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinsiz toplum yoktur, dinin düsturları insanın vicdani hislerini de olgunlaştıran düsturlardır. (s. 38) İntihar vakalarının en fazla olduğu ülkeler, bilim ve teknik açısından en gelişmiş ülkeler olabilmektedir. (s. 41) Ateizm, taraftarlarına, bireyler arasında koca bir &#8216;hiç&#8217;i vaat etmektedir. İslam Müslümanlara bu hayatta bulunmasının amacını öğretir. Bilimsel noktada hayli mesafe kat eden  ülkeler, fakir ülkeleri sömürmek ve fiilen işgal etmek teşebbüsünden geri durmuşlar mıdır? (s. 42)  ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcut düzen sömürü sistemi ile ayakta durmaktadır. (s. 44) Akıl dediğimiz şey de Göreceli bir kavramdır. Herkesin aklı, kendine göre doğruyu göstermektedir. (s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Akıl sağlam bir zemine oturtulduktan sonra insanı selamete çıkarabilir.  Dinsizlik, bedenin ihtiyaçlarının normal çizgide neler olduğunu bilmediği için  sağlığına da zarar verir ve de ruhu inkar ettiği için insanı yaşarken ölü hale getirir. (s. 45) Seküler kesimin ruh açlığına örnek olarak yoga yönelimi misal verebiliriz. (s. 46) A. Comte, insanlığın tarihini üç devire ayırır: Fetişizm, çok tanrıcılık ve tek tanrıcılık. Kendisi de  bir din kurgular ve formüle ettiği din, ilahsız, seküler hümanist bilim dini, kısaca, &#8216;insanlık dini&#8217;dir ama o da başarısız olmuştur. (s. 52) Dinin insanlar tarafından icat edilmiş bir şey olduğu iddiası tamamen bir varsayımdır. Öncesinde hocası Tylor&#8217;un monoteizm görüşünü benimseyen Andrew Lang, daha sonra ilkel halklarda atalar kültürüne de doğa kültürüne de rastlamadığını söylemiştir. (s. 53) Dinin kaynağının korku, tabiatta karşılaştıkları bazı olayları anlamlandırabilmek için dini icat ettikleri iddiasına cevaplar: Bu tezin belgelendirilmesi kesinlikle mümkün değildir, ümit ve korku dinin kaynağı değil, fıtratta var olan din duygusunun gelişme sebebidir, din olmasaydı insanoğlu ibadet etme yolunu aramazdı, toplumu ayakta tutan dinin ta kendisidir.  (s. 54) Dinin kaynağı korku olsa idi, ilerleyen zamanla olayların mahiyeti anlaşıldıkça insanların dinsiz kalmaları gerekirdi. (s. 55) &#8220;Kendilerine kitap verilenler aralarındaki kıskançlıktan ötürü anlaşmazlığa düştüler.&#8221; (Bakara Suresi, 213)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din afyon mudur? Marks&#8217;ın düşüncesinde din bir sebep değil sonuçtur. (s. 64) Kastımız, Marks&#8217;ın bu sözünü dinin tüm kötülüklerin kaynağı olduğu şeklinde anlayan yeni ateist kesimin anlayış sığlığını ortaya koymaktır. (s. 65) İslam, mazlumun hep ezildiği bir ortamda, zalimin elinden gücü teslim almayı hedeflemiş ve bunu başarmıştır. Müslümanların o günün burjuvazisine boyun eğmemişlerdir. (s. 67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, insanların malını haksız yolla ele geçirmeyi yasaklar. (Bakara suresi, 188); &#8216;Adaletli olun&#8217; der. (Maide Suresi 8); Tabiata karşı bizleri duyarlı olmaya çağırır. (Ahmet bin Hanbel,  Müsned, XX/251, no:12902); &#8216;Hayvanlara güzel davranmayı şiddetle emreder.&#8217; (Buhari, Kitab-ül Musakat, No: 22 36, Müslim kitabı Selam No 22 42)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adına &#8216;gönüllü kölelik&#8217; dediğimiz bu sistemde, her biri birer afyon olan futbol, alışveriş, eğlence ve kadının modernlik, özgürlük, meşhurluk, cinsel objeye indirgendiği bu ortamda gidişata dur diyebilecek tek unsur olan dine &#8216;afyon yakıştırması&#8217; yapılması ancak, &#8216;akıl tutulması&#8217; ile ifade edilebilir. (s. 69) Din komünizm ve Kapitalizm ile mücadeleyi esas edinmiş kendine özgü ekonomik sistemi olan bir müessesedir. (s. 70) Günümüz dünyasında bir afyondan bahsedilecekse o da bu sömürü düzenini süsleyen insanları modern köleler haline getiren medya kuruluşlarıdır. (s. 71)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Savaşların sebebi faşizm, sömürü, petrol gibi nedenlerdir. Dinin demode olduğunu savunan ülkelerin birbirlerine savaş açtıklarını görmüyor muyuz? (s. 74) İslam astronomiye, paleontolojiye, jeomorfolojiye, zoolojiye, arkeolojiye teşvik eden bir dindir. (s. 78) Müslümanlar tarihte nice icatlara imza atmışlardır: Kaf Suresi 6. ayet; Ankebut Suresi 20. ayet; Ğaşiye Suresi 20. ayet; Nahl suresi 66. ayet; Rum Suresi 9. ayet.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hiç bir inanç sistemi, mensuplarının zaafları üzerinden sorgulanamaz. Bilim adına yalan söylenen bilim adamlarının sahtekarlığını bilime mal edebilir miyiz? (s. 80) Mekke müşriklerinin ileri gelenleri İslam&#8217;a karşı takındıkları olumsuz tavrın benzerini bugün hayli fazlasıyla görmekteyiz. Zira o günde İslam menfaatleri için ciddi anlamda bir tehdit idi bugün de. (s. 84) İslamofobinin önündeki en büyük engel dün de bugün de &#8216;güzel temsil&#8217; olmuştur ve olacaktır. (s. 85) Avrupa, Osmanlı&#8217;nın Avrupa&#8217;da Hıristiyanlara yapmadığı zulüm ve asimilasyonları Müslümanlara reva görmeyi vazife saymaktadır. (s. 86) Batı, Hıristiyanlığı benimsediğimden dolayı İslam&#8217;a sonsuz bir kin beslemektedir. (s. 88) Korkular önyargılarla doğrudan ilişkilidir. (s. 89) İslamofobi, Müslümanların siyasi alanda düşmüş oldukları zayıflıktan kaynaklanmaktadır. Dağılmışlık kendimizi ifade edememe, başkalarının karalamalarının önünü açmıştır. (s. 90) Islamofobi, Batı&#8217;nın İslam&#8217;ı kendi istediği şekilde insanlığa tanımlama çabasıdır. (s. 91)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ı kim yarattı? Güneş ışığını kimden, nereden almaktadır? Peki su ıslaklığını neyden/kimden almaktadır? (s. 94) Yazılım ile onu üreten kişiler arasında neredeyse hiçbir benzerlik yoktur. (s. 95) İhlas Suresi, 1-4: &#8220;O Allah doğurmamış ve doğurulmamıştır, O&#8217;nun hiçbir dengi yoktur.&#8221; </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah varsa neden onu göremiyoruz? İnsan gözü, ışınların sadece % 2.5 kadarını görebildiği belirtilmektedir. Allah&#8217;ın görülmemesi, var oluş amacımıza da uygundur. İmtihan edilmek için gönderilmişiz, görülen bir şeye imtihanda olmaz. (s. 99)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi?  Kaldıramayacağı bir taş olan zatın Allah olması mümkün olabilir mi ? (s. 101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bizle alakalı işler iki kısma ayrılıyor. Kendi elimizle olmayarak gerçekleşen işler. Tırnaklarımızın büyümesi gibi. İkincisi ise, bizzat kendi tercihimizde yaptığımız işler. (s. 104) Bize bir irade vermiş olduğuna göre Allah&#8217;ın bizi bu irade üzerinden imtihan etmesinde şaşılacak ne var? İmtihana tabi tutmak için gerekli olan şey bu irade değil midir?  (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah bana sormadan beni niçin yarattı, bu zülüm değil midir?” Her türlü güzelliğinden istifade ettiğiniz, asla ölmek istemediğiniz bu hayatta sıra bazı sorumluluklara gelince mi &#8216;Ben dünyaya kendi tercihimde gönderilmedim&#8217; diyorsunuz? Neydik? Bir hiç! Varlığımız bir nimettir, asıl bu hayata ne için gönderildiğimizi, burada bulunma gayemizin ne olduğunu araştırmalıyız. (s. 110) “Ben isteğimle gelmedim!” Bir şeyin sorulabilmesi için önce var edilmesi gerekir. Ben var olmak istemiyor olsaydım bile &#8216;var&#8217; olmam gerekirdi. Var olmadan tercih etmem söz konusu olamaz ki? Soru tutarsızdır. (s. 111) Şunu sormalı insan kendine, “ben bu varlığı hak edecek ne yaptım ki, Allah bana bu nimeti verdi?” İnsanoğlu &#8216;Ben&#8217; diyebilmesini borçlu olduğu varlığını sorgulamaktadır. Varlığını sorgulamak yerine varlığını anlamlandıracak şeylerin peşinde koşmalıdır insan. (s. 112) İnsan neden hayatını zayi ettirecek taraflara yönelir, niçin sadece bu hayatta cehenneme atılmak için göndermişiz ve iradelerimiz elimizden alınmış gibi bir tablo çizmeye gayret eder? İnsan hayatını ebedi mutluluğa çevirmeye çalışmalıdır. Zulüm, başkasına ait olan bir şey de tasarruf yapmaktır. (s. 113) Cenabı Hak, insanın varlığını yokluğuna tercih ederek onu yaratmıştır. Allah için başkasına ait bir şey olmayacağı için, insanı var etmesi asla zulüm olmayacaktır. Ateist var olmadığına inandığı bir yaratıcının onu var etmeden önce kendisine sormasını beklemesi mantıksızdır. (s. 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah neden günah işlememize engel olmuyor? Cenab-ı Hak iyiyi de kötüyü de yaratmıştır ve bizleri her ikisini de tercih edebilme iradesi vermiştir. İmtihan edilen insanın kaybetmiş olmasının sebebi kötünün varlığı değil, kötüyü &#8216;tercih etmiş&#8217; olmasıdır. (s. 118)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın ibadet etmemize ihtiyacı var mı? Bir hoca talebesinden iyi ders çalışmasını isterken, kendisi ihtiyaç duyduğu için değil talebesi muhtaç olduğu için bunu ondan ister. (s. 121) İbadet etmemiz, menfaati yine bize dönen bir iyiliktir. Bugün insanların dünyevi imkanlara sahip olsalar bile, ruhi bunalım yaşadıkları bizzat gördüğümüz bir durum değil midir? Esasen bunun sebebi bedenin ve ruhun kullanım kılavuzuna göre kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. (s. 123) &#8220;Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Sizi tertemiz kılmak, size nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.&#8221; (Maide Suresi, 6. ayet) Unutmayalım ki, “Bir şeyi üreten kişi, onun nasıl kullanılması gerektiğini en iyi bilen kişidir.” (s. 124)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaratıcı kötülüklere neden müsaade ediyor? Bu problem yeni bir problem değildir. (s. 126) &#8220;&#8230;Tanrı hem güçlü hem iyi ise neden kötülük var?&#8221; der. (David Hume, Din Üstüne,(Trc. Mete Tuncay) İmge Yayınları, Ankara, s. 209) Naturalist ve modernistler, kötü olan bir olaya sadece atomların yer değiştirmesi açısından bakabilirler. (s. 127) Hani siz fizikten öte bir gerçek tanımıyordunuz? Size göre bir depremin, fay hatlarının kırılmasından başka ne gibi bir izahı olabilir? Kötülük göreceli bir şeydir. Zira size göre kötü olan bir şey başkasına göre pekala iyi, hatta bir fırsat bile olabilir. Hasta olan bir kişi için bu durum kötü, doktor için bir iş fırsatıdır. Hastalık ahirette inanan bir kişi için günahların affedilmesi için bir fırsattır. (s. 128) Bir şeyin kusurlu olması amacına uygun kullanılmasıyla anlaşılabilecek bir şeydir. (s. 129) Ateistler, bugün kusurlu olarak niteledikleri şeylerin ne kadar var oluş amaçlarına vakıf olduklarını test ettiler mi? Ateistlerin kusur olarak gördüğü şey, tam da onun var edilmiş amacı olabilir. Aynanın arkasının karanlık olması misali. Karanlık, aynanın varlık amacıdır. Siyahlık kusur değil, lüzumludur. (s. 131) Bakara, 155: &#8220;Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma, fakirlik ile deneriz. Ey peygamber sabredenleri müjdele.&#8221; Bu dünyada imtihan olunmak için varız, imtihanlardaki yanlış şıklar doğruyu bulabilmemiz için bir fırsattır. (s. 132) Bir şey eğer amacına hizmet etmiyorsa, kusurlu ve kötü sayılabilir. Nimetlere ulaşabilmek için belli bedellerin ödenmesi gerekiyor. (s. 133) &#8216;Eşya zıttı ile bilinir&#8217; diye bir kural vardır, kusur olmasa kusursuzluğum bilemeyiz, hastalık olmasa sıhhatin, ölüm olmasa hayatın kıymeti bilemeyiz. Tekdüze devam eden halin insan tarafından kıymeti bilinmez. Hastalık insana, bedenlerinin kendilerine ait olmadığını, Allah&#8217;a muhtaç olduklarını öğretir. Ölüm ise, lezzetin fani olduğunu öğretir. Hiçbir şey boş, anlamsız değildir. (s. 134) Sıkıntı olmasa, cennetin rahatlığını cehennemin çetinliğini anlayabilmemiz mümkün olmaz. (s. 135) Allah, imtihan gereği verdiği nimete göre de insana külfet yüklemiştir. (s. 138) Dünyada her kulun farklı imkanları vardır. Dünyada sadece keyif yapmaya gelmişiz gibi bir havaya bürünmek, kendimizi kandırmak olur. Dünya bu maksatla yaratılmış olsaydı hastalık, fakirlik bu dünyada olmazdı. (s. 139) Allah vermediği mal üzerinden fakiri zekatla mükellef kılsaydı, adaletsizlikten bahsetmek mümkün olabilirdi. (s. 140)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiretin sonsuz olmasını aklım almıyor. İnsanın hiç alışkın olmadığı &#8216;sonsuzluk&#8217; kavramını yüzde yüz anlayabilmesi mümkün olmayabilir. (s. 141) İnsan bu alemdeki her şeyi anlamış mıdır? Bilimin yaptığı şey, merhalelerin nasıl oluştuğunu izah etmektir. Peki, bu düzenekleri kim ayarlamış ve böyle işlemesini sağlamıştır? (s. 143) Anne karnındaki bir bebeği düşünelim. Onunla konuşup şöyle diyebilsek, &#8216;Burası senin asıl hayatın değil, öyle bir aleme gideceksin ki o alemin ömrü burası gibi kısa değil, gideceğin alemde görkemli bir gök kubbe, çeşitli yiyecekler içecekler var. Bebeğin yaşadığı alemin şartlarına göre, bu dünya hayatının anlayabilmesi mümkün olur mu? Elbette ki olmaz ve bu doğal bir şeydir. Şu an içerisinde bulunduğumuz hayata nispetle, Ahiret hayatı ile ilgili anlatılan şeyler de bizim için böyledir.  (s. 144)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kafirlere sonsuz cehennem cezası adalet mi? Ceza&#8217;nın büyüklüğü, nimetin büyüklüğüne göredir. Bakara suresi, 29. ayet: &#8220;O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.&#8221;; Nahl suresi, 12. ayet: &#8220;Güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.&#8221; (s. 148) Güneş nimetine karşılık gelebilecek bir para henüz hayal hazinemizde bile yoktur. (s. 150) Bugün toplu katliam yapılması belki birkaç saniye olacak kadar kısa süreli bir eylemdir. Bugün bir insanı öldürmenin cezası birçok hukuk sisteminde ömür boyu hapistir. Müebbedin manası, &#8216;ebedi kılınmış&#8217; demektir. Yani varsayalım ki bu cinayet işleyen kişinin ebedi yaşam durumu olsa, bir daha hapisten çıkması mümkün değildir. Birkaç saniyelik bir fiile ebedi ceza vermek neden? Nedeni açık: Suçun büyüklüğünden. Allah ebedi yaşayacak olsalar bile kafirlerin iradelerini imandan yana kullanmayacaklarını bildiği için onlara ebedi cezayı müstahak görmüştür.  (s. 151)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Diriliş olacaksa neden ölüyoruz? Haramlara, kötülüklere karşı elimizde mühim bir siperdir ölüm. Burada yaptıklarımızın karşılığını göreceğimiz, uhrevi hayatta geçiş için önemli bir merhaledir. Yaptıklarımızın hesabını vereceğimiz ölüm dışında başka bir sebep olsaydı, bu durumda da insanın aynı soruyu o sebebe dair de sormayacak mıydı? (s. 154) Mesela, 60 yaşına geldiğinde kesin öleceğini bilen 10 yaşındaki bir çocuk bile rahat olamaz, 50 yıllık bir ömrünün olması bile onu teskin edemezdi. En güzel düzen Allah&#8217;ın kurduğu düzendir, ölüm bitiş değildir. Bir siper, bir vaizdir. Hakiki diri olmak, bu hayatı imanla yaşamaktır. Bu yüzden Kur&#8217;an-ı Kerim (Enam Suresi, 122. ayet) kafirleri diri olarak saymaz. (s. 155)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah Kur&#8217;an&#8217;da niçin &#8216;Biz&#8217; diyor? Türkçede &#8216;siz&#8217; ifadesi bir saygı manası içeriyorsa, Allah&#8217;ın &#8216;Biz&#8217; ifadesinde de azametine vurgu vardır. Bu iki ifade arasında çelişki bulunduğunu iddia etmek, edebi zevkten mahrum kalmaktır. (s. 158) Cenabı Hak, melek gibi vazifelileri de dahil ederek &#8216;Biz&#8217; buyurmaktadır. Bunun dışında, zatından bahsettiği ayetlerde ise &#8216;ben&#8217; buyurmaktadır. (s. 159)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah niçin mahlukatı 6 günde yaratmıştır? &#8216;Gün&#8217; diye tercüme ettiğimiz kelimenin aslı &#8216;yevm&#8217; Arapça&#8217;da &#8216;güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman dilimi&#8217; manasına geldiği gibi, &#8216;ne kadar zaman olursa olsun herhangi bir vakit dilimi&#8217; anlamında da kullanılmaktadır. (Rağib el- Isfehani, el-Mufredat fi Garibil Kur’an, Darul Kalem, Dımeşk, Beyrut, 1412, Baskı: I, s. 894) Allah&#8217;ü Teala insan neslinin çoğalmasını da doğal olarak bir sebebe bağlamıştır. Adem ve İsa Aleyhisselam dışında. (s. 166)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Adem&#8217;in çocukları konusu Adem, bir batındaki kızla diğer batındaki erkeği evlendirirdi. Kabil kız kardeşiyle evlenmek istedi. (s. 174) Allah insanlığın çoğalmasını -onları yoktan var ettiği gibi- topraktan yaratmakla da devam ettirebilirdi. Sadece akıl zaviyesinden olaya bakacak olursak, nikah yoluyla meydana gelen ilişki ile zina yolu ile yapılan cinsel ilişkinin farkını ne ile ortaya koyabiliriz? (s. 177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah önceki kitapların tahrif edilmesine niçin müsaade etti? Önceki kitaplar sadece belli kavimlere özel olarak indirilmiştir. Evrensel tarafları yoktu. Çünkü bir peygamberden sonra başka bir peygamber gönderilerek insanlar ardı sıra uyarılıyorlardı. Kur&#8217;an ise tüm insanlara gönderilmiştir. (s. 183) Dünya dışında hayatın imkanından bahseden ayetler (Şura suresi, 29. ayet İsra suresi, 44. ayet) mevcuttur. (s. 186)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;a göre dünya düz müdür? &#8220;O Rab ki, yeri sizin için bir döşek yaptım.&#8221; (Bakara suresi, 22. ayet)  Bizzat bu ayetin kendisi Fahruddin Razi (Razi, Mefatihul Gayb III, IV/164) ve Beyzavi (Beyzayi, Envarul Tenzil, I/55) gibi müfessirler tarafından dünyanın yuvarlak olduğuna delil getirilmiştir. &#8220;Ve ardından yeryüzünü düzenleyip yaymıştır.&#8221; (Naziat, 30) ayeti kelimesindeki &#8216;dehâhâ&#8217; kelimesi Fahruddin Razı tarafından şöyle izah edilmiştir: Bu kelime köken olarak dünyanın yuvarlak olduğunu göstermektedir. (Razi, Mefatihul Gayb, XXXI/46) Zümer, 5.ayette, &#8220;Gökleri ve yeri hak ile (yerli yerinde) yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine sarar; gündüzü de gecenin üzerine sarar.&#8221; ayetinde geçen &#8216;yükevviru&#8217; kelimesi ile türkçede kullanılan küre kelimesi aynı kökten gelmektedir. Bu kelime Arap dilinde, &#8220;yuvarlak bir şeyin etrafına bir şey sarmak&#8221; anlamına gelmektedir. (s. 192)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyanın ömrü 7000 sene midir? Kaynaklarda yer alan her rivayet, sıhhat durumu incelemeksizin İslam&#8217;a mal edilemez. (s. 196) İbni Kesir, Hz Peygamberin kıyametin vaktini belirttiği hiçbir rivayetin sabit olmadığını, sadece alametlerinden bahsettiğini söylemektedir. (İbni Kesir, en-Nihayet,1/26) Sehavi&#8217;de, ahiretin vaktinin beyan edildiği her rivayetin ya aslının olmadığı ya da sabit olmadığını (kesin olmadığını) beyan etmektedir. (Sehavi, el Makasidül Hasene, I/693) Şevkânî, &#8220;Nebi&#8217;nin vefatından sonra kıyamet gününe kadar bin sene geçmeyeceği&#8221; hadisi hakkında İmam Nevevî’nin, &#8220;Bâtıldır, aslı yoktur.&#8221; dediğini zikreder. (Şevkânî, Fevâidu’l-Mecmû‘a, s. 509) Reşid Rıza da &#8220;Bu ummetin ömrü de 1500 senedir&#8221; haberlerinin İsrailiyat olduğunu söyler. (Rızâ, Muslih ve Mukallid, s. 58) Cibril Hadisi&#8217;nde de Hz. Peygamber, kıyametten bahisle: &#8220;bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha fazla bir bilgiye sahib değildir&#8221; (Buhârî, İman 1; Muslim, İman 1) buyurur. Hadisçiler, dünyanın ömrünün 7000 sene olup Hz. Peygamber döneminin son bin seneyi içine aldığı şeklindeki rivayetleri asılsız kabul etmişlerdir. (Ali el-Kārî, el-Esrârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa, s. 452-454) Bu hadis doğru olsa idi, kıyametin saati de bilinmiş olacaktı. Ama bu Kur&#8217;an&#8217;a aykırıdır! Kur&#8217;an-ı Kerim, birçok ayeti size Kıyamet saatinin Allah&#8217;tan başka kimse tarafından bilinmeyeceğini beyan etmektedir. Araf 187: &#8220;Sana kıyameti, ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evren tesadüfen mi oluştu? Proton&#8217;un kütlesinin elektronik kütlesine oranı 1836/1 oranında olmamış olsaydı, bu evrende canlılığı mümkün kılan uzun moleküllerin oluşması mümkün olmazdı. Karbon oksijen hayatın devamı için en önemli atomlardır. Karbonun oksijen atomunun rezonansına oranı yüksek olsaydı oksijen olamayacaktı, düşük olsaydı karbon yetersiz olacaktı. Böyle hassas bir ayar tesadüfen oluşacak öyle mi? (s. 200) Jüpiter&#8217;in dünya&#8217;ya olan uzaklığı, atmosferdeki ozon düzeyi, yer kabuğunun kalınlığı, toprak kükürtünün miktarı, galaksiler arasındaki uzaklık vesaire hepsine baktığınızda, en hassas şekilde tam kıvamında olan bir denge göreceksiniz. (s. 201) &#8220;Allah&#8217;ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsiniz.&#8221; (Mülk suresi, 3-4) Madde entropiye meyillidir. Yani sonu kaosa, düzensizliğe gider. Her şey bir yöneticinin kendisini düzene sokmasına muhtaç bu alemde. Bu dengeler tesadüfen devam etmiyor. Bilakis bu dengeleri devam ettiren yasalar var, yasalar bir düzenin devam etmesinde ancak sebep olabilir, düzeni oluşturamazlar. Bir tasarımcıya ihtiyaç vardır, cümlelerin oluşabilmesi için belli kurallar var. Birisi sorsa cümleleri kim yazdı, dil kuralları diyebilir misiniz? (s. 202) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrende Kaos mu var düzen mi? Ateistler evrenin belli bir düzeninin olmadığını, olayların karmakarışık olduğunu, böyle bir evrenin yaratılmış olamayacağını ispatlamak istemektedirler. Yırtıcı hayvanların avlanmasının, güçlünün zayıfı ezmesinin var olmasını, yıldızların patlamasını örnek göstermektedirler. (s. 205) Biz farkında olmasak bile, hemen her şeyi evrendeki düzen sayesinde yapabiliyoruz. (s. 206) Kaos düzenin tersidir, kaosta bir adım ötesini tahmin edebilmeniz mümkün değildir. Yıkım, yeni yapımlar için bir ilk adımdır. Yıkım düzenin bir parçasıdır. Her şeyi defalarca denememiz neticesinde aynı sonucu alıyorsak, burada bir kaosta nasıl bahsedebiliriz. (s. 207) Matematiksel formüllerin var olduğu, bilim yapabildiğimiz bu evrende nasıl kaostan söz edebiliriz? Şunu unutmayalım kaosta kanun olmaz, kaosta olaylar formüle edilemez. (s. 208) Astronomların güneşin yıllar sonra ayın hangi günde tutulacağını hesaplayabilmeleri, evrendeki düzen sayesinde mümkün olmaktadır. Biyoloji baştan sona bir düzendir. Üç milyar baz içeren DNA&#8217;nın kendini kopyalayabilmesi ve düzenli şekilde protein üretmesi, kaosla yan yana getirilebilir mi? (s. 209) Dünyanın dönme yörüngesinden endişe duyuyor muyuz? Bilim, maddenin belli bir düzen içinde hareket ettiği ön kabulüne dayanmaktadır. Bir yandan bilime sürekli atıfta bulunup diğer yandan evrende düzenin olmadığını iddia etmek komiktir, teknolojiye hakarettir. (s. 210) Psikoloji, matematik, tıpta&#8230; tüm ilimlerde bir düzen mevcuttur. En büyük çelişkilerden biri de evrimi savunanların evrende düzenin olmadığını savunanlarla aynı kişiler olmalarıdır. (s. 211) Kaos teorisi, bilimsel bir verinin ölçülmesinin önünde engel olan ‘farklı faktörlerin bulunması’ ve ‘bizim bunları tespit etmeye gücümüzün olmamasıdır.’ Bir misal, depremi oluşturan fay hatlarındaki harekettir. Bu hareketi sağlayan farklı faktörler olduğu için bugünkü bilim bunları birleştirip çözümleyebilecek bir mekanizma oluşturamamıştır. Burada ölçümü engelleyen farklı faktörleri bizim ölçebilme imkanına sahip olmamamızdan kaynaklanan bir kaos vardır. Deprem, evrende mevcut olan düzen sayesinde olmaktadır. Ortada bize nispetle bir kaos vardır. (s. 212)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Muhammed&#8217;in peygamberliğine niçin inanmalıyım? On beş asır öncesine gidelim, putlara tapılıyor, içki su gibi içiliyor, kadınlar satılıyor, zina son derece yaygın, güçlü zayıfı eziyor ve insanlar ölçüsüz, azgınca bir hayat yaşıyorlar. Böyle bir toplum içinde bir kişi çıkıyor ve insanları tek olan Allah&#8217;a ibadet etmeye çağırarak, yukarıda saydığımız tüm kötü alışkanlıkları bırakmaya davet ediyor. Bunu yaparken nasıl karşılık göreceğini de gayet iyi biliyor.(s. 215) Öldürülme tehlikesi ile karşı karşıya geleceğinin de farkında. Fakat o, Rabb&#8217;inden aldığı emir ile tüm bunlara bakmaksızın vazifesini yapıyor. İşin dikkat çeken yanı, bu zatın davet etmiş olduğu şeyler insan nefsinin arzuladığı şeyler de değil. Aksine nefsin zorlanacağı şeylere davet ediyor çevresini. Oruç var, zina yasak vd. İnsanların hem nefislerinin hoşuna gitmeyen hem de canlarını kaybetmesiyle sonuçlanabilecek olan bu olumlu tepkiye onları iten şey neydi? (s. 216) Öyle bir cazibe gücüydü ki, mali imkânları ile askeri gücüyle elde edilemezdi. Bu bambaşka bir şeydi, o kadar başka bir şeydi ki, savaşlarda onun ashabı ona bir zarar gelmesin diye başlarını ona yönelen okların önüne atıyorlardı. Bu o kadar başka bir cazibeydi ki, asırlardır ve bugün milyarlarca Müslüman, hep aynı aşkla bağlanmıştı ona. Müslümanlar sırf o yapmış diye, binlerce sünneti bir askeri disiplin edasıyla yerine getiriyorlar. (s. 217) On beş asırdır Müslümanlar ağızlarını içkiyi sürmüyorlar. İçki bulunan sofraya oturmuyorlar bile. Milyarlarca insan üzerinde oluşturulmuş olan bu etkinin Nübüvvet gücünden başka bir izahı olabilir mi? Bugün sigara kutularının üzerinde bile sigara içmek sizi öldürür yazıyorken pek de etkili olmuyor. (s. 218) Dünyada hiç kimse onun kadar sevilmediği ve sevilmeyecek. Hiç kimse onun kadar takip ve taklit edilmedi, edilmiyor. Bir insan eğer bu durumu kendi gayreti, kabiliyeti, imkanı ile elde edebiliyorsa neden bunlara sahip ve talip olan birçok insan için böyle bir şey söz konusu olmadı. (s. 219) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Niçin tüm peygamberler Ortadoğu&#8217;dan gönderilmiş? 124.000 peygamber gönderildiğini biliyoruz. (Hakim, el Müstedrek, No: 2/288, No: 3039) &#8220;Her millet için mutlaka bir uyarıcı peygamber bulunmuştur.&#8221; (Fatır suresi, 24. ayet) &#8220;Senden önce de peygamberler gönderdik, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var.&#8221;( Mümin, 78) Araplar yazın Şam&#8217;a ve kışın da Yemen tarafına yolculuk yapmaktaydılar, Yahudi ve Hıristiyanlardan bu peygamberlerin haberlerini dinlemekteydiler. Kur&#8217;an onlarla ilgili doğru haberleri iletmiştir. (s. 223)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Niçin kadın peygamber yok? Eşitlikte her zaman adalet yoktur. Bilakis adalette eşitlik vardır. İslam kadın ve erkeği fıtratlarına, yaratılış biçimlerine uygun vazifeler yüklemiştir. (s. 225) Peygamberlik vazifesi belli tehlikeleri de peşi sıra getiren bir vazifedir. Peygamberler taşlanmakla, sürgüne gönderilmekle, öldürülmekle tehdit edilmişlerdir. Tarihte birçok peygamber dövülmüş bazen de öldürülerek şehit edilmiştir. Kadınların duygusal tarafı daha ağırdır. Bugün bizler taş ocaklarında, ağır işlerde çalıştırılmakta olan erkeklere nispet yaparak &#8216;kadınlar niçin bu işlerde çalıştırılmıyor, bu erkeklere haksızlıktır&#8217; diyebilir miyiz. (s. 226) Ağır bir yük olan ve zahiri açıdan tehditler barındıran peygamberliğin kadınlara verilmesini nasıl talep edebiliriz? (s. 227)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;da çok eşlilik. &#8220;Kimin iki hanımı olursa aralarında adaleti sağlamazsa kıyamet gününde bir tarafı felçli olarak huzura getirilecektir.&#8221;( Tirmizi, Kitab-ı Nikah, No: 1141; Hakim, El Müstedrek, No: 27 59) Bir yerde kadınla evlenme söz konusu ise, orada o kadının hakkı vardır. Mihri verilecek. Allah&#8217;ın bir emaneti olarak bilinecek, nafakası temin edilecektir. Ömürlerinde onlarca, yüzlerce kadınla gayrimeşru beraber olabilmeyi normal sayıp savunanlar, aile hayatının bir modeli olan çok eşli nikahlılığı eleştirmektedirler. Onlar birlikte oldukları kadını bir şehvet objesi gibi kullanmakta ve bunun karşılığında kadın için hiçbir hak söz konusu olmamaktadır. Bu normal, her şeyi ile sorumluluklarını üstlendiği birden fazla nikahlı eşinin olması anormal öyle mi? (s. 231) Öteden beri Müslüman toplumunda tek eşlilik hep yaygın olan nikah türü olarak gelmiştir. (s. 232) Savaşta nedeniyle erkek nüfusu kimi zaman azalmakta ve kadınlar fazla olabilmektedirler. (s. 233)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Peygamber niçin çok kadınla evlilik yapmıştır? Toplum nezdindeki itibarını hepimiz biliyoruz, bu konumdaki biri şayet zevkini düşünecek olsa en genç kızlarla bile evlenme imkanına zaten sahiptir. Allah resulünü yaptığı evliliklere baktığımızda, Hz Aişe Radıyallahu dışında evlendiği hanımların tamamının dul olduklarını görüyoruz. (Muhammed Ali es-Sabuni, Şubuhât, s. 10) Tek evde olarak geçirip 50 yaşına geldikten sonra bir insan zevk için çok evlilik yapar mı? (s. 239) Hz Cüveyriye, Efendimiz onu serbest bırakınca o Efendimiz ile evlendi. Bunu duyan herkes &#8220;bunlar artık Resulullah&#8217;ın hısımlarıdır&#8221; diyerek esir alınmış herkesi serbest bıraktılar. (Taberi, es-Simtu&#8217;s-Semîn, s.198) Hz. Sevde yaşlı birisidir. Zevk için evlenen biri, ilk hanımından sonra yaptığı evlilikte bu denli yaşlı birini tercih eder mi. (s. 240)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Aişe ile evliliği on sekiz yaş yaş altı evliliğe kıyameti koparanlar, bunu pedofili suçlu sayanlar hangi hak ve hadle ninelerimizi ve dedelerimizi böyle çirkefçe karalayabilmektedirler. Toplumda sağlıklı aile yapısını tehdit eden tüm unsurları oluşturup desteklemelerine rağmen, 18 yaş altı evliliğin psikolojik sonuçlarından bahsetmektedirler. Bugün 18 yaş üstü evlenip de 2-3 ayda boşuna binlerce çifte de mi yaş problemine takılmaktadır. (s. 246) Nikahlanmak ayrı bir şey, evlenmek ayrı bir şeydir. (s. 247) Hz Ayşe, Hz peygamberden önce Cübeyr b.Mut&#8217;im ile nişanlıydı. (İbni Hacer, el İsabe, VIII/232) Sıcak bölgelerinde insanların fiziksel açıdan daha çabuk geliştikleri de unutulmamalıdır. (s. 248) En büyük hikmetlerinden biri, Hz Aişe&#8217;nin Allah resulü ile geçirdiği birebir hayatı çok daha iyi nakletmiş olmasıdır. (s. 250) Amerika&#8217;daki Rutgers Üniversitesi Sosyoloji profesörlerinden David Popenoe; Bizim çocuklarımızın bugünkü kuşağı şiddet, intihar, uyuşturucu madde kullanımı, evlilik dışı doğumlar, psikolojik baskılar depresyon ve anksiyete alarm düzeyine ulaşmıştır.&#8221; (s. 251) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zeynep bintü Cahş ile evlilik meselesi Zeyd, Allah&#8217;ın resulünün evlatlığı idi. Sonraları gelen bir ayet, evlatlık uygulamasını kaldırarak herkesin nesep bakımından babası kimse ona nispet edilmesini emretti. Böylece Zeyd&#8217;in peygambere nispet edilmesine son verildi. (s. 254) Zeyd, Zeynep&#8217;ten boşanmak istediğinde Hz Muhammed, &#8220;eşini yanında tut Allah&#8217;tan kork&#8221; demiştir. Cenabı Hak Hazreti Peygambere kendisinin onunla evleneceğini vahiy yoluyla haber vermiştir. (s. 255) &#8220;Allah&#8217;ım açığa vuracağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun&#8221; (Ahzap suresi, 37) Bazı İslam düşmanları Hz Peygamberin içinde gizlediği şeyin Zeynep&#8217;e aşık olması olduğunu iddia etmektedirler. Bunu aktaran Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem yalancılıkla nitelenen bir kişidir. (Ebu Şehbe, el- israiliyat, IV/323) Ayet bize şunu bildirir: Allah&#8217;ın açığa vuracağı şeyi, Allah açığa vurmuştur. Allah&#8217;ın bu aşkı açığa vuran bir beyanı var mı? Yok. Zeynep, efendimizin halasının kızıdır. Azatlı köle ile hür ve Kureyşli olan bir hanımın evliliğini ile efendimiz sınıf ayırımını ortadan kaldırmıştır. Evlenme niyeti olsaydı onu niçin ısrarla Zeyd ile evlendirmeye çalışsın ki? Evlenme niyeti olsaydı, &#8216;eşini yanında tut&#8217; der miydi?  (s. 258) Hz Aişe, &#8220;Eğer peygamber kendisine vahyedilen şeylerden birisini gizleseydi, bu ayeti gizlerdi&#8221; demiştir. (İbni Kesir, II, 3/ 150)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı, kadını getirdiği konuma hiç bakmaksızın, İslam&#8217;ın kadını aşağıladığı ezberini bugün dahi dillendirmektedir. (s. 261) &#8220;Kadını modernleştirmek rahat ettirecek&#8221; diye vaat etmiştiniz, feminist zihniyetin kadına verdiği zararı ve kapitalist sistemin kadını nasıl objeleştirdiğine bakalım. (s. 262) Modern dünya toplumlara bütün kötülükleri algı yöntemi ile kabul ettirmektedir. İslam, kadını, küçükken diri diri gömülen, alınıp satılan, köle muamelesi gören, zorla varis olunan, sapkınlıklarda aracı olarak kullanılan (İbni el Hatim, Tefsiru&#8217;l Kur&#8217;an&#8217;ül Azim, III/902; İbni Kesir, Tefsir, II/239 ) bir ortamdan çekip almış ve ona yaratılış amacına uygun bir misyon yüklemiştir. (s. 263) Kadın serkeşlerin sataşmalarına maruz kalmaması için cilbap giymeliydi. Medyanın özgürlükten anladığı şey kendi havuzuna para akıtma projesine hizmet edecek her şeydi. İslam&#8217;ın getirdiği kadına ulaşılmazlık hükümlerini kaldırmak istediler. (s. 264) Anneliği kölelik olarak niteleyenler, kendi çocuklarını ihmal ederek, kreşte başkalarının çocuklarına ders vermesini yere göğe sığdıramadılar. Kocasına hizmet esirlik, patronunun bin türlü nazına katlanmak hürriyet idi.  (s. 265) Kadınlara özgürlük dendikçe aileler tarumar oldu. Mahkemeler boşanma davalarına yetişemez oldu. Zina yaygınlık kazandı. Medya organları toplum fertlerine yatak sahnelerini izletip buna teşvik ettiler. (s. 268) İslamî hükümlerin tamamı insanın dünya ve ahiretini düzenlemeye yöneliktir. Günümüz modern kadını, giysisinden yaşam tarzına, bütünüyle İslam dışı mihrakların yönlendirmesi altındadır. Fakat o, bu yönlendirmeyi medyanın süslü göstermesiyle çağa ayak uydurmak olarak benimsemiştir. (s. 269) Kapitalist anlayışın hedeflerinin temelinde para kazanmak vardır. Bu zihniyet, bütün kainatı paraya ulaşabilme aracı olarak görür. Basın kadını tüketime teşvik etmek ve erkekleri de onlara meylettirmek amaçlarını güder. (s. 272) Kapitalist zihniyet, kadını sürekli olarak kendini beğendirme hissiyatına yönlendirmektedir. Moda aracılığı ile gönüllü ve zorunlu bir köle haline getirilen kadını, kendine rol model olarak gösterilen güzellik seviyesini yakalayabilmek için ihtiyacı olmayan şeyleri tüketmeye de adeta zorlanmaktadır. Kapitalist anlayışın dişilikle ilgili söylemi, moda, kozmetik, giyim ve beden endüstrisinin üzerine yoğunlaştı görülmektedir. (s. 273) İlgili ilgisiz her şeyin reklamında kadın figürünü görmek mümkündür, buna erkek ürünleri de dahildir. Cinsellik üzerine kurulmuş reklamların sonucu taciz vakaları artmaktadır. Reklamlarda aşırı kadın sömürüsüne dönüşen cinsellik katkılı gösteriler, kadını bir cinsel objeye indirgemektedir. (s. 274) Günümüz dünyasında kadın teşhir aracı olarak görülmektedir, bunu gizleyebilmek adına içinde &#8216;özgürlüğüne&#8217; sıkça vurgu yapılmaktadır. Kadını İslam&#8217;ın istediği çizgiye getirdiğimizde, ortada ne kadın ticareti, ne reklam sektörü, ne bar-kafe kazancı, ne de medya kanallarının reyting çıkarcılığı kalmaktadır. (s. 275)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kadın erkek eşit midir? Fiziksel yapısından ses tonuna, Duygu dünyasından düşünce alemine, sahip olduğu fiziksel gücünden suret ve şekline kadar birçok noktada erkeklerden farklı olan kadının, sosyal hayatta kendisine yüklenen misyon açısından erkeklerle eşit olması hangi mantığa sığar? Allah&#8217;ın her birine ayrı meziyet ve sorumluluk vermiştir. Allah onlar için fıtratlarına uygun olan şeylerle onları mesul tutmuştur. (s. 276) Kadın ve erkeğin birbirlerinin tamamlayıcılarıdır. Eşitlikte adalet yoktur fakat adalet de eşitlik vardır. (s. 277)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an kadınlar için tarla diyerek onlara hakaret mi ediyor? Ayette kadınların tarla olması değil, kocalara hitaben &#8216;kadınlarınızın tarla olması&#8217; mevzusu bahsedilmektedir. Bu iki durum arasında fark vardır. Ayet, Yahudilerin kadınlar hakkındaki (sapıkça cinsel ilişki ile alakalı) yanlış bir inancını düzeltmek maksadıyla inmiştir. Kocaların hanımlarının ön yoldan olmak şartı ile yapılan cinsi münasebetin her türlü serbest olduğunu ortaya koymuştur. Kur&#8217;an bu noktada bir teşbih benzetme yapmıştır. Kur&#8217;an, hangi nedenle amaçla teşbihi kullanmıştır, Kur&#8217;an hangi maksatla kocaların eşleri olan hanımları tarlaya benzetmektedir? (s. 280) Cinsi münasebet gibi mahrem bir hükmü açık ifadelerle değil de, teşbih içeren üstü kapalı anlatımlarla açıklamaktadır. Burada kadının tarlaya değil &#8220;kadının çocuğu dünyaya getirmeye vesile olma durumu tarlaya benzetilmektedir.&#8221; Başka bir teşbihte de Kur&#8217;an, karı kocanın birbirlerine elbise olduğunu (Bakara, 187) ifade etmektedir. (s. 281) Kur&#8217;an-ı Kerim eşlerin cinsel anlamdaki birlikteliklerini &#8216;dokunmak&#8217; olarak ifade etmesi de bu üslubun bir diğer misalidir. (s. 282)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an hak kitap mıdır? Müşrikler, Kur&#8217;an&#8217;ın bir şair sözü olduğunu, Hz Peygamber uydurduğunu, onu bir beşerden öğrendiği iddia etmişlerdir. (s. 284) Sahabe, Kur&#8217;an ın cem edilme sürecinde sadece hafızalarına ve kendi Mushaflarına İtimat etmemiş, bilakis toplu bir çalışma ile bunu gerçekleştirmişlerdir. (s. 286) Ayetler Peygamber Efendimiz tarafından namazlarda okunuyordu. Kur’an&#8217;ın gelecekten haber vermesi Bizans&#8217;ın galip geleceğini, Bedir&#8217;de müşriklerinin yenileceğini, Mekke&#8217;nin fethedileceğini haber vermesi, Allah&#8217;ın katından geldiğini göstermektedir. (s. 288) Yasin suresi, 38. ayet: &#8220;Güneş kendi içini belirlenen yerde akar döner. İşte bu aziz ve Alim ona Allah&#8217;ın takdiridir.&#8221; Güneşin sabit durmadığı, bilakis hareket halinde olduğu açıkça söylenmektedir. (s. 290) Hicr suresi, 22. ayet: &#8220;Biz Rüzgarı aşılayıcı olarak gönderdik.&#8221; Rüzgarlar bitki tozlarını taşımaktadır, bulutların oluşması rüzgarların aşılamasına bağlıdır. (s. 292) Kur&#8217;an-ı Kerim 49 yerde akıldan bahsetmekte ve bunların sadece biri müstesna tamamında muzari sıgasıyla kullanılmaktadır; aklı işlevleştirmeye çağırmaktadır. (s. 296)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesela Bir ordu ile birlikte kafirlerle Cihad ediyorsunuz, namaz diye de bir ibadet var, beşerin aklına soracak olsak namaz sorumluluğunun düşeceğini, zaten ibadet yapıldığını, İslam&#8217;da canı tehlikeye atmanın yasak olduğunu söyleyecektir. Ancak vahye baktığımızda, ordu ikiye bölünecek ve namaz hem de cemaatle ifa edilecektir. Deizm adı altında çalışmalar, faaliyetleri yürütenler, bizi herkesin kendi aklına göre hareket ettiği bir din anlayışına davet ediyorlar. Bugün kim tuttuğu yolun ve yaptığı işlerin yanlış olduğu kanaatini taşıyor ki? (s. 301) Hatta insanlar yaptıkları çirkin işleri kendi akıllarınca makul bir zemine de oturtmuş olabilmektedirler. Makuliyetin ölçüsünü kim belirleyecek? Aklın sahih ve salim bir akıl olabilmesi vahyin çizdiği çerçeve içinde kalması ve ona gösterdiği istikamet çizgisini aşmamasına bağlıdır. Vahiy destekli olmayan akıl Şeytan, nefis ve hevanın kontrolüne girip bütün ölçüleri birbirine karıştıracaktır. (s. 302) Salt akıl, hakikati bulmada yetersizdir ve asla tek merci olamaz. (s. 297) Akıl ile kalp beraber hareket ettiğinde hakikate ulaşmak mümkün olacaktır. Kur&#8217;an&#8217;ın kastettiği şey akıl nakil dengesinin gerektiği şekilde kurulmasıdır. (s. 298) Kur&#8217;an &#8216;lüb&#8217; akıldan bahseder, ‘tertemiz akıl.’ Akıl, hak ile batılın arasını ayırma aracıdır. (s. 299)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da bilim var mı? Kur&#8217;an bir bilim kitabı değildir. Kur&#8217;an-ı Kerim insanlara, dünya ve ahiretini kurtaracak hakikatleri, yaşama gayelerini öğretmek için nazil olmuş bir kitaptır.(s. 303) Batı bugün teknoloji noktasında ilerlemesini, ateizm propagandasına çevirmiştir. Bilimsel tefsir, vahyi bilimin kriterlerine uyarlama çabası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilim sürekli kendini yalanlayıp yenileyen bir alandır. (s. 306)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güneş balçıkta mı batmaktadır? İslam alimleri, ayette geçen ifadenin gerçek anlamda kullanılmadığını zaten ifade etmişlerdir. Ayette, &#8216;Güneşin yanında bir kavim buldu&#8217; denilmektedir. Güneşin yanında bir topluluk olmadığı zaten bilinen bir husustur. Bu durum tıpkı, denizde yolculuk eden kişinin güneşi, sanki denize batıyormuş gibi görmesine benzer. (Fahrettin Razi, Mefatih&#8217;ül-Gayb, XXI/495) Alimler Kur&#8217;an&#8217;da yer alan bazı ifadelerin mecazi mana taşıdığını, gerçek anlamanın kastedilmediğini beyan etmişlerdir. Ayette de, &#8220;Güneş Kara balçıkta batıyordu denmemiş,  bilakis &#8220;Zülkarneyn güneşi kara balçık&#8217;ta batarken gördü&#8221; denmiştir. (Ebu Said Abdullah Kadı el- Beyzavi, Envaru&#8217;t-Tenzil, III/291)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;daki tekrarların sebebi nedir? Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bazı kıssaların cümle veya kelimelerin tekrar edildiği hepimizin bildiği bir husustur. İnsanın bilmediği şeye düşman olduğu inkar edilemez bir gerçektir. (s. 311) Tekrar, edebi açıdan pekiştirme amacıyla getirilen bir sanattır. (s. 312)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün ayeti ne anlama gelmektedir? Ayetin niçin indiğini, kimlerden bahsettiğini anlam çerçevesinin ne olduğunu bilmeyen bir kişinin bu ayetten müşrik avına çıkılması gerektiğini anlamaması için hiçbir sebep yoktur. Ayet Resulullah ile anlaşma yapıp da bu anlaşmaya uymayan Müşrikler hakkında inmiştir. (İbnül Cevzi, Zâdü&#8217;l-Mesir, II/230)  Ayette kastedilen Müşrikler, sözlerini bozan ve anlaşmaya rivayet etmemiş olan müşriklerdir. (Ebu Suud, İrşadü&#8217;l-Akli&#8217;s-Selim, IV/43) İslam tarihi boyunca hiçbir halifenin böyle bir uygulamasının olmaması bir yana şayet ayet böyle anlaşılsaydı tarihte İslam ile yönetilmiş devletlerde sokaklarda müşrik aranmış olması lazım gelirdi. (s. 317)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gayrimüslim ülkelerde doğanların suçu ne, haksızlık değil mi? Soran kişi, insanı Allah katında mesul tutan şeyin &#8220;kafir beldesinin doğmak&#8221; olduğunu düşünmektedirler. (s. 319) &#8220;Ümmette uyanıncaya kadar uyuyan, akıllanıncaya kadar deli ve buluğa erinceye kadar çocuk mesul tutulmamaktadır.&#8221; (Hakim, el Müstedrek, No: 8170) &#8220;Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz&#8221; (İsra Suresi, 15. ayet) İnsan hidayetini de sapkınlığını da kendisi tercih etmiş oluyor. (s. 322) Allah her iki kulunu da hakkı kabul edebilecek fıtratta yaratmış, her iki kuluna akıl vermiş ve her iki kuluna da peygamber göndermiştir. Her iki coğrafyada doğmuş olan kul da bu hususlarda eşittirler. (s. 323) &#8220;Allah her şahsi, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.&#8221; (Bakara suresi, 286.ayet)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ya Ateistler doğruysa? Ne kaybetmiş olacağız? İnancı sayesinde sağlığını elinden alacak azgın istekleri ile mücadele ediyor, mazluma el uzatıp zalimin karşısında yer alıyor. Kader itikadı sayesinde manevi dünyası daha sağlam oluyor. Daha sağlam bir psikoloji ile bu hayatın zorlukları ile mücadele edebiliyor. Yani bu esaslara inanmayan bir insana nispetle çok daha iç huzuru olan bir şekilde hayat sürüyor. Ateist teori açısından bakınca, yok olup gideceğimiz bir hayat niçin alabildiğince pervasızca yaşamayacaksınız ki? (s. 328) Dirileceğine inanarak hayatını nezih şekilde yaşamayan hiçbir Müslüman öldükten sonra diriltilmemiş olsa ne kaybedecek? Ancak, ya Müslümanların dillendirdikleri gerçek doğruysa? Dehşet bir azap? Hem de ebedi&#8230; Yani sonu yok. Tek başınasınız ve yapayal mısınız? (s. 329).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12726" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sorun-kalmasin-omerfarukkorkmaz.png" alt="" width="71" height="108" /> Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Aklın cinneti Deizm</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arif gönüller her saniye değişen muazzam tablolara hayranlığını hiç kaybetmeden nazar ederler. Bir hak dostu der ki, “Cenabı Allah, zuhurunun şiddetinden gaibdir.” (s. 9)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm nedir? İnsanın tefekkür dünyasını nefsin heva ve heveslerine ipotek etmesidir, dümeni bozuk bir gemi gibi yaşamaktır, nefsinin uzaktan kumandalı bir robotu olmaktır, ömrünü markaların ve gelgeç sevdaların peşinde tüketmektir. (s. 14) Hayvanlar bile bir gaye ile yaratıldığına göre, insan başıboş gayesiz ve gayretsiz bir yaşayış için mi halk edilmiştir? (s. 17, 58, 190) Sanattan sanatkâra varamamak aklın cinneti değil de nedir? İnsanlar sömürmediği takdirde yeryüzünde açlık diye bir şey söz konusu olmaz, hele israf ve lüks kalksa yeter de artar bile. (s. 18) Bu kâinat kitabının hikmet yüklü satırlarını hakkıyla okuyanlara ne mutlu. (s. 19) Papa Francisco: “Bizim Mukaddes metinlere yaptığımız gibi Müslümanların da Kur&#8217;an üzerinde eleştirili bir şekilde çalışmaları onlar hakkında iyi olur, tarihi ve tenkiti yorum yöntemi onların gelişmelerine yardımcı olacaktır.” diyerek kendi düştükleri duruma bizim de düşmemizi istemektedir. (s. 22) Komünizm ve sosyalizm, partili bir azınlığa hizmet etti; kapitalizm ve liberalizm ise tröstler ve kartellere. (s. 25) Deistlerin dinlere karşı ithamlarında ateistlerinkinden hiçbir fark yoktur. (s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam akıl dışı değil, akıl üstüdür. (s. 35) İmansızlık hayat sermayesini fani arzular karşılığında tüketen ebedi bir iflastadır. (s. 36) “Hayat felsefem bu”, “istediğim şekilde inanırım” gibi kelimeler, “Bu da bizim dinimiz” anlamına gelmektedir. (s. 37) Batıda birçok ilim adamı Hristiyanlığın akıl dışlılığı karşısında dinden soğudu ve bu da deizme neden oldu. (s. 38) Hz. Adem&#8217;in de, Musa&#8217;nın da, İsa&#8217;nın da tebliğ ettiği din İslam’dır. (s. 39) Trilyonlarca varlığın rızkını kim tedarik ediyor? (s. 40) Tarih incelendiğinde bilim ve icatlar sahasında Müslümanların büyük hizmetleri görülecektir. Maalesef batıya karşı aşağılık kompleksiyle kaleme alınan ilme dair eserlerde bunlardan hiçbir şekilde bahsedilmez. Bu inkar batının nankörlüğünün tezahürüdür. Doğu için ise aşağılık kompleksinin neticesidir. (s. 44) Batı ulaştığı ilerlemeyi Müslümanlara borçludur. (Fuat Sezgin, İslam&#8217;da bilim ve teknik I/163-166)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizm gibi deizmin de izlerini cahiliye Müşrik Araplarında görmek mümkündür. Cahiliye Arapları, “Allah var fakat o peygamber göndermemiştir.” diyorlardı. (s. 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm yaratıcıyı kabul ediyormuş gibi yapıyor fakat hiç mevcut değilmiş gibi yaşamaktır. Bu adeta ölü bir put ve hayali bir tanrı tasavvurudur. (s. 48) Hak ve hukuk anlayışı olmayan bir put. (s. 49) Ateizm, deizm ve sekülerizm de acımasızlık, vahşet vardır. Endülüs’te, kafkasya&#8217;da, Bosna&#8217;da, Irak&#8217;ta, Suriye&#8217;de, Yemen&#8217;de, Myanmar’da bunları gördük ve hala görüyoruz. (s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Siz, “Yarın ya oksijen azalırsa, oksijensiz kalırsam!” diye yanında oksijen tüpü ile gezen birini gördünüz mü? Bu güven ilahi kudrete itimat değil midir?  (s. 52)  Deizm çeşitleri olmakla birlikte hepsinin özeti, ‘benim hiçbir arzuma din karışmasın’ şeklinde özetlenebilir. Ahiret olmasaydı, dünyaya gelişinde bir mantığı olmazdı. (s. 54) Kapitalist dünyada merhamet kazınmış, hodgam bir vahşet devreye girmiştir.  (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din akla göre olsaydı, her akla göre bir din zuhur ederdi. Bütün filozofların birbirini tekzip etmesi bunun göstergesidir. (s. 57) Bugün bir kültür istilası vardır, nefisler şehevi arzuların kölesi haline geliyor, ruhlardaki tatminsizlik insanlığı buhranlara sürüklüyor, insanlara ahiretsiz bir dünya anlayışı telkin ediliyor. Hayvanların bile bir yaratılış gayesi vardır. (s. 58) “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyamet, 36) Roger Garaudy, “Maalesef İslam dünyasına Ebu Hanife’nin hukuk mantalitesini ben öğretiyorum, hâlbuki ben yeni Müslümanım, siz hasta olan batıyı taklit ediyorsunuz. Hiç sağlam insan hastayı taklit eder mi?” demektedir.  (s. 60) Pavlos, “siz teslise inanın gerisini bırakın. Ahkam/kanun çıkarma işi Sezar’a aittir.” dedi. (s. 61) 431&#8217;de yapılan Efes konsilinde hazreti Meryem’e, ‘Tanrı doğuran’ sıfatı verildi. 787&#8217;de yapılan ikinci İznik konsilinde ikonlara tapmanın günah olmadığı kararı verildi.  (s. 62) Ortodoks Hristiyanlar ilk 7 konsili, Katolik Hristiyanlar toplam 21 konsili kabul ederler. (s. 63) Hadisi şeriflere güvenmeyeceksek, Kur&#8217;an&#8217;ın bugünü bağladığını kabul edeceksek geriye ne kalır? Tabii ki deizm! (s. 65) İnandığı gibi yaşamayanlar yaşadığı gibi inanmaya başlarlar. (s. 66) İmam-ı Gazali, “Fasıklarla beraberlik zamanla zihni beraberliğe, bir müddet sonra kalbi beraberliğe götürür.” der. (s. 67) “Rabbimiz zahirdir, bu zuhur sıfatları itibariyle aşikârdır.” (s. 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kainat bir iman laboratuvarıdır, inanmamak için kör olmak lazımdır. (s. 579) Descartes, “İnsanın zihnindeki en mükemmel varlık fikrinin yokluğu düşünülemez. Bu da başka bir delil olmasa dahi Allah&#8217;ın varlığını ispat eder.” der. (s. 81) Cenabı Hak, nice isyanlarına rağmen inkarcıların bile rızkını kesmez. (s. 106) “Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 44; Ali İmran, 117; Nahl, 33) “İnsan olmak benim tercihim değil” diyen bir kişiye sormalı, “varlığını, o aklını, haysiyetini” bir solucanla, bir fareyle değişir misin? Tercihin miymiş değil miymiş? (s. 111) İnsan ‘sıfır sermaye’ ile yoktan var edilip dünyaya gönderiliyor, sahip olduğu her şeyi tamamen bir lütf-i ilahi. (s. 112) Cenabı Hak, “sen bir hiçtin, seni ben yarattım” buyuruyor. Bir hiç, sonsuz kudret karşısında ne ifade eder? (s. 114) Unutma, Allah&#8217;ın sana ihtiyacı yok, seni faziletli bir kul haline getirerek cennetlerinde ağırlamak istiyor. (s. 116) Ey insan! Yokluğu mu cenneti mi tercih edersin? (s. 117) Kul mühürlemedikçe yüce Allah kulunun kalbini mühürler mi? Nankörlük, zulüm, günah, yalancılık gibi kötü özelliklere ısrarla devam edenlerin kalpleri mühürlenmektedir. (s. 118) Ey ölümden korkup kaçan. İşin aslı sen kendi günahlarından korkuyorsun. (s. 120) Ölüm aynasında görüp ürktüğün kendi çirkin yüzündür. Yaşlanmak, kuvvetin azalmaya başlaması, ölmek. Esas hayatın ahiret olduğunu anlatan birer ipucudur. (s. 121) Eşitlik her zaman adalet değildir. Cenab-ı Hakk&#8217;ın muhakemesi ve hesabı her bir ferde özeldir. “Allah her şahsı ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.” (Bakara, 286) Herkes kendi bulunduğu şartlara göre imtihan olmaktadır. (s. 123) Kabe bir istikamet noktasıdır. (s. 131) Hz Adem’e secde, Allah&#8217;a ifa edilecek secdenin bir işareti, bir merkezî noktası olması durumudur. Kâbe içinde vaziyet aynıdır, Allah&#8217;a gerçekleştirilen secdenin istikamet noktasıdır. Kâbe birliği sembolize eder. (s. 132) Zekât, infak, sadaka, filtre, vakıf, kefaret ve benzeri ibadetlerle zenginden fakire doğru maddi akış sağlayan ve bunu ibadet niyeti ile gerçekleştiren İslam&#8217;dan başka bir nizam var mıdır? (s. 134) Bazı âlimler mucizelerin insan için ilim ve teknik bahsinde bir ufuk çizdiğini söylemişlerdir. (s. 136) İslamiyet’te erkek ve kadın eşit değil,  adalet dengesi içindedir. (s. 139) Kadın ve erkek yaratılışta ve fıtratta eşit değildir. Birbirlerini tamamlar vaziyettedir. (s. 140) İslam yaratılışta var olan farklılığı kadın ve erkeğin hak ve vazifelerine yansıtmıştır. (s. 141) Hz Ayşe validemizin 300 kadar talebesi olmuştur. Osmanlı&#8217;da kadınlar tarafından kurulan binlerce vakıf vardır. (s. 142) Endülüs Müslümanlarına ağır zulüm ve işkenceleriyle bilinen Kastilya kraliçesi İsabella, tarihe ‘Kirli İzabella’ diye geçmiştir. Çünkü yıkanmak ve temizlenmek dünyaya değer vermektir onun nazarında. Ömrü boyunca sadece iki kez yıkanmıştır. (s. 149) Hollanda gibi bazı ülkelerde kilise iki erkeğin nikahını kıyıyor. (s. 150) Kaparot ayininde Yahudi kişi bir tavuğu başının üzerinde üç kere döndürür, böylece günahları o hayvana geçer, sonra o hayvanı keserek günahlarını yok etmiş olur. (s. 151) Hristiyanlıkta da, ruhban sınıfı günahları çıkartmaktadır. (s. 152) İslam&#8217;da günahları affeden sadece Allah’u Teâlâ’dır. Son nefese kadar Allah&#8217;a istiğfar ve ilticaya devam edilir. (s. 153) Din yaratılış gayesini idrak etmemizi sağlar, kundak ile kefen arasını tanzim eder. (s. 157) İslam, barışı esası almıştır. Ancak fitne ve zulümlere mani olmak için savaşı da onaylamıştır. Fakat ona da hak ve hukuk kuralları getirmiştir. (s. 164) İnsaf ile tarihi gözden geçirenler, Müslümanların savaş hukukuna uyduğunu, fethedilen bölgelerdeki halkın sevincini, din ve vicdan hürriyetini, yaşanan huzur ve saadeti inkar edemez. (s. 165) Kapitalist, sosyalist, faşist ve Siyonistler dünyayı kan gölüne dönüştürmüşlerdir. Dünya Savaşının en ufak bir dini sebebi var mıdır? Hitler’in, Missolini’nin herhangi bir dini gayesi var mıydı? Stalin&#8217;in bir dini var mıydı? Atom bombasını dindarlar değil, demokrasi, insan hakları gibi mefhumları dava eden ülkeler kullanmışlardır. (s. 168)  Kişilerin şahsiyetlerini aşağılamak doğru değildir, nefisleri tahrik ile hakikatin nuru gönle doğmaz.  (s. 179) Peygamberimiz panayırlarda, Hac zamanlarında, Taif’in çileli yollarında daima müşriklerle muhatap oldu ve onlara İslam&#8217;a anlattı. Haliyle, söylemleri ve her şeyiyle daima tebliğde bulundu. (s. 181)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cevap bekleyen sorular: Senin diğer canlılardan farklılığını hissedebiliyor musun, her şey öylesine de rastgele mi, sayısız varlığın birbirinden farklı katrilyonlarca rızkını kim tedarik ediyor? Bir sahnede iki farklı piyes oynasa birbirine karışıyor; Bak bu alem sahnesine milyarlarca piyes aynı yerde oynanıyor. Yazın sulu karpuz, kışın C vitaminli portakalı kim yaratıyor? Kar kalktığında cesetler manzarasıyla karşılaşmıyoruz, bunu ayarlayan kimdir? ‘Antropik prensip’ kimin eseridir? (s. 182-183) Varlığın mana ve gayesini bildirmeyen bir eğitimden tatmin olabiliyor musun? (s. 184) Deizm ölüm için, ölümden sonrası için ne söyleyebilir? Adaletin yerini bulmadığı haksızlıklar öylece kalmalı mı, yoksa bir gün hak yerini bulmalı mı? (s. 185) Hak din olmadan ahlak olur mu? Akla dayalı ahlakta insanlığın ittifak etmesi mümkün müdür? Hani kapitalistlerin vaad ettiği bolluk, huzur? Kapitalizm ve komünizmden insanların en ufak bir umudu kaldı mı? (s. 186) Kürtaj kimilerine göre hak ve hürriyettir. Cinayeti haklı olarak gören bir ahlak kabul edilebilir mi? Cinsi sapkınlıklara hürriyet namına yol veren hatta teşvik eden akıl savunulabilir mi? Birleşmiş Milletler&#8217;de 5 vetocu ülke, kayırmak istediği ülkelerin zulmüne koruyucu oluyor. Bu idarecilerin hepsi materyalist, hümanist, kapitalist veya sosyalist zihniyet sahibidir. Çevre tahribatı, nesli tükenen canlılar, kitle imha silahları, sömürgeler; Bütün bunlar akıl ve bilim temelli dünyanın eseri değil midir? (s. 187) İnsanın taklidinden de aciz olduğu (Biyomimetri)  nice ilahi sanatlar var değil midir? Üç günlük dünya keyfi, ebedi bir ahireti yakmaya değer mi? (s. 188) Karalayıcı ifadeler gerçek bir bilgi sağlar mı? Allah&#8217;ın bizden istediği ibadet ve kaidelerin tamamının bizim lehimize, bizim faydamıza olduğunu biliyor musun? Ebedi hayat ile alakalı karar ve tercihlerinde yeterince düşündüğüne emin misin? Yoksa kalabalığa mı uyuyorsun? (s. 189) Hiçbir varlığın başıboş olmadığı bu alemde insanın başı boş bırakılacağını aklın ihtimal veriyor mu? Fizik kanunlarını kim koydu? (s. 190) Bir gün Rabbinin huzuruna getirildiğinde, onu inkar etmiş olmanın bir mazeretini bulabilecek misin? (s. 191)  Freud hayatın bütününden sadece bir yanına alıp, tamamı ondan ibaretmiş gibi yorum yapmıştır. İslam düşüncesi asla meseleleri tek taraftan ele almamıştır. İslam, hayatın her safhasını kuşatmıştır. (s. 197)  Ateist ve deistler sanatı sanatkâr kabul etmelerindeki çelişkiyi fark edememektedirler? Niçin yaratıldık, nereden geldik, nereye gidiyoruz, niçin? (s. 201)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14069" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aklincinneti-deizm-ontopbas.jpeg" alt="" width="75" height="127" /> Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Yeni ateistlerin yanılgıları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni Ateistler, İslam algısına zarar veren söylemlerini bilimsel renge boyayarak sunarlar. (s. 7) Günümüzde İslami gerçek yüzü ile tanıtmaya her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç vardır. (s. 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam farklı kültürlerde çeşitli renklerde hayat bulmuştur. Geleneksel din anlayışını esas kabul eden, mezhebî taassubu öne çıkarılan, batini yorumların esas alındığı din anlayışları ile dini birbirinden karıştırmamak gerekir. (s. 12) Batı kaynaklarında İslam aleyhinde gerçekte bağdaşmayan tahfif edici ifadelerin varlığı dikkat çekmektedir. (s. 14) Yunanca ‘theos’, Latince ‘deus’ sözcüklerinden türetilen ve ‘tanrıcılık’ anlamındaki teizm önüne olumsuzluk ‘a’ eki getirilerek ‘ateizm’ sözcüğü türetilmiştir. Ateizm Tanrı inancına karşı açık bir savaş olarak kendini gösterir. (s. 15) Richard Dawkins, Daniel Dennett, Sam Harris, Christopher Hitchens bilim adına dinlere büyük bir saldırı başlatmışlardır. (s. 17) Yeni ateistler teistlere kaba ve saldırgan davranış göstermekte, dine alternatif yaşam biçimi inşa etmede bilimi bir başvuru rehberi olarak takdim etmektedirler. (s. 18) Armstrong, ateistlerin teist olan muhataplarını aşağılayarak sohbete başladığını söyler. (s. 19) Dawkins, Einstein&#8217;ı ateist olarak lanse eder. Sam Harris ‘ister ılımlı ister fanatik olsun bütün dindarlara karşı hoşgörüsüz olmalıyız’ der. (s. 21) Fern Elsdon-Baker, yeni ateizme eleştiri getirdiği için, kendisi de bir ateist olmasına rağmen yeni ateistler tarafından ‘yobazlıkla’ suçlanır. (s. 22) Ateistler felsefi olan bir iddiayı öne sürmüş, bilim kisvesi altında kendi ideolojik fikirlerini savunmuşlardır. Bilim tarihini çarpıtırlar. (s. 23) Onların dünyasında şüpheye yer yoktur, her şey siyah beyazdır. Bu yazarlardan hiçbirisi hayatı destekleyen bir dünya görüşü sunmamıştır. (s. 24) Eski ateist Antony Flew, “Argümanlar beni, var olan; her yerde hazır olan ve Kadir olan bir varlığın olduğunu kabul etmeye götürdü.” der. (s. 25) Davkins&#8217;i, Prospect Dergisi ‘dogmatik’; akademisyen Terry Eagleton ‘donanımsız, yanlışlarla dolu kitapların sahibi, çarpıtmacı’ olarak nitelemiştir.  (s. 26)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Harris, Yahudi ve Hristiyanlığı İslam&#8217;dan daha mantıklı bir din olarak görür. O, “Biz İslam ile savaş halindeyiz. İslam&#8217;ın temelleri bizim için bir tehdittir. İslam’ın barışçıl bir din olduğu fikri tehlikeli bir fantazidir.” görüşündedir. Irak Savaşı’nı, “Medeni Batı toplumu tarafından İslam barbarlığını yenmek için başlayan asil bir haçlı seferi” olarak değerlendirir; “işkencenin ahlaki olduğunu” öne sürer. Yeni ateistlerden C. Hitchens ise, ‘dinlerin insanları ırkçılığa teşvik ettiğini’ savunur. (s. 28) İslamofobinin yayılmasında Ateistler öncü rol oynamışlardır. (s. 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cihad, ‘Can, mal, namus, akıl ve dinin korunması için’ yapılan mücadeleye verilen isimdir. (s. 30) Din kaynaklı bilinen savaşlar dine değil başka çıkar ve menfaatlere dayalı olarak ortaya çıkmıştır. (s. 31) Savaşlar daha ziyade çıkar güç devşirme gibi niyetlere niyetlerle ortaya çıkar.  (s. 116) Yuhanna ed-Dımeşki ve Bizans kaynaklı söylenti ve hikâyeler Avrupa&#8217;nın İslam algısını belirlemiştir. Batıda Müslümanlar toplumlar dışlanmakta ve hor görülmektedir. Ateist öğretiler sahipleri ödüllerle desteklenmektedir. (s. 34) Harris Amerikalıların Afganistan&#8217;da yaptıklarının meşru olduğunu ifade eder. (s. 36) Halbuki Amerika&#8217;nın Irak, Afganistan müdahaleleri sonunda 1.24 milyon insan ölmüş ve 10.1 milyon insan evsiz yurtsuz kalmıştır. (s. 113)   İslamfobi batının tek düze ve homojenize bir İslam algısının sonucudur. (s. 38) Darwin agnostisizmi benimsemeyi tercih etmiştir. (s. 41) Hristiyan mezhepleri birer din haline gelmiştir. (s. 44) Hristiyanlar Hz peygamberi şiddet yanlısı olarak nitelerken, İslam hazreti İsa’yı bir peygamber olarak kabul eder. (s. 45) Ebubekir er-Razi tanrıya verdiği yer verdiği için ateist olarak nitelendirilmesi uygun değildir. (s. 48) Yeni ateistlere göre bilim dinin zıttı olduğu için bu ikisi bir arada olamaz. (s. 49) Dennett, ateistleri ‘parlak zekalı’ olarak tanımlarken dindarları ‘kalın kafalılar’ olarak etiketlemiştir. (s. 50) Tanrı inancına sahip olmak tabiattaki oluş ve durumların nasıllığını açıklamaya engel bir durum değildir. (s. 53) Henry Stubbe, ‘İslam dininin insan aklı ve tabiatına uygun olduğunu’ söylemiştir. (s. 54) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni Ateistler, dinin insanları uyuşturup sürü haline getirdiğini söyler. (s. 61) Halbuki Kur’an-ı Kerim ‘düşünsünler diye bu kitabı sana indirdik’ buyurmaktadır. (Sad, 29) Yine Kur&#8217;an isra 36. ayette ‘bilmediğin şeyin ardına düşme’ der. Bakara 44. ayette ‘aklınızı kullanmıyor musunuz?’ diye sorar. Devamı için, ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, düşünme yetilerini kaybettiren içki ve uyuşturucuyu kökten yasaklamıştır. (s. 63) Sürü psikolojisi de dinimiz tarafından eleştirilmiştir. Kur’an, “Ataların fikirlerinin eleştirilmeden kabul edilmesi reddetmiştir. (Bakara, 170) Gustave le Bone, ‘İslam medeniyetinin şanlı ve şerefli bir birikime sahip olduğunu’ ifade etmiştir. (s. 37) Franz Rosenthal,  “Şimdiki Batı uygarlığı da dâhil, bilgi kavramının toplum hayatında klasik dönem İslam’daki kadar büyük bir önem taşıdığı başka bir uygarlık mevcut olmamıştır.” demektedir. (s. 87)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Engels, ‘Doğanın diyalektiği’ adlı çalışmasında dinin bilim karşısında güç kaybedeceğini söyler. (s. 64) “Tanrının yok olduğunu konusunda mutlak bir bilgiye sahip olunamayacağını” kabul eden ve “fizik kanunlarının olduğundan çok az bile farklı olması halinde yeryüzünde yaşamını imkansız hale geleceğini” itiraf eden Dawkins, genlerin yüzlerce başka genlerle işbirliğini ‘rastgele bir sürüklenme’ ve ‘doğal seçilim sonucu’ olarak açıklamaktadır. (Dawkins, Tanrı yanılgısı, 81, 189, 254) İslam dinine göre evren tanrının yaratması sonucu meydana gelmiştir ve kâinatta geçerli kanunlar (Sünnetullah, Âdetullah) vardır. Bilim, düzen ve yasalardan hareketle sonuçlara ulaşmaktadır. Bilimsel sonuçlarının dine muhalif olması söz konusu olamaz. (s. 79) Ateist düşüncenin aydınlatamadığı pek çok konu vardır.  Mesela varoluşun nasıl meydana geldiği, tabiatın kendi kendine şekilsiz maddeden nasıl oluştuğu, insan inançları, düşünce gücü ve ahlaki değerlerin nasıl şekillendiği gibi. Ateist Harris bile bilimsel kuramların hatalı olabileceğini itiraf etmek zorunda kalmıştır. (s. 81) Tanrı, tecrübe ettiğimiz fenomenler dünyasının sınırları ile kısıtlanamaz. (s. 84) Kur&#8217;an “Onlar Allah&#8217;ın yarattığı şeyler üzerine düşünmediler mi?” (Araf, 185) buyurur. Müslümanlar kendilerine özgü farklı yöntem ve sistemler geliştirmişlerdir. (s. 88) Kopernik ve Galileo gibi fizikçilerden daha önce Müslümanların güneş merkezli sistemi keşfettiklerini ve dünyanın yuvarlak olduğunu ortaya koyan çeşitli çalışmalar yaptıklarını bilmekteyiz. (s. 90) Dinin etkinliğinin olmadığı durumda insani olmak yerine ırkî, milli, sınıfsal, siyasi yaklaşımlar ön plana çıkar. (s. 92) Amerikalı felsefeci William Lane Craig, Harris’in “insanın mutluluğuna sebep olan fiillerin neden ahlaki olması gerektiği” görüşünü temellendiremediğini söylemektedir. Ateist olduğunu iddia eden topluluklarda daha güzel bir ahlaki hayat mevcut değildir. Zencilere yönelik ayrımcılığın nedeni bir din olabilir mi? Güçlü devletler tarafından sömürülen ülkelerde yaşayan insanların açlığa mahkûm edilmelerini hangi dini öğreti emretmiştir? (s. 95) Dawkins’in ateist olan Stalin ve Hitler’in bu kötülükleri ateist oldukları için gerçekleştirmediklerini söyler. Ancak ateistler, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde gerçekleşen her türlü eylemden İslam&#8217;ı sorumlu tutmaktadırlar. Ahlak kuralları tamamen insanların inisiyatifine bırakıldığında ahlaki öğretilerde birlik sağlamak zorlaşacak, hatta imkânsız hale gelecektir. (s. 96) Mesela Dawkins kürtaj, eşcinsellik ve hayvanlarla ilişkide bulunmak gibi ahlak açısından sakıncalı görülen bazı uygulamaların meşruiyetinden bahsetmektedir. (Dawkins, Tanrı yanılgısı, 262-265)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tolstoy ve Dostoyevski gibi birçok düşünür tanrısız ahlakın mümkün olmadığını dile getirmek ihtiyacı hissetmiştir. (s. 97)  Din açık olarak kötülükleri reddeder. İyilikte bulunma, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma tutumları hakkında yapılan araştırmalar dindar insanların ateistlere kıyasla önde olduğunu göstermektedir. (s. 99)  Dinin dogmatik olduğu söyleyen yeni ateistlerin öfkeli, hoşgörüsüz, fanatik, radikal söylemlere sahip oldukları ve bu nedenle dogmatik olma vasfının aslında en çok onlara yakıştığı ifade edilmiştir. (s. 106)  Antony Flew, ömrünü ateizme adamış ve onu müdafaa etmek için pek çok kitap yazmış olmasına rağmen sonradan fikrini değiştirmiş ve ‘Yanılmışım Tanrı varmış’ adıyla yeni bir kitap yazmıştır. Kanada’nın matematikçiye Gary Miller Müslüman olmuştur. Francis Collins ve Alister Megrath gibi ateist düşünürler de tek ilah düşüncesine ulaşmışlardır. (s. 107) Yeni ateistler şiddetin en büyük kaynağının din olduğunu söyleyebilmişlerdir. (s. 111) Sosyal adaletin yok sayıldığı dünyada şiddetin öfkenin olması değil olmaması sürpriz olur. (s. 117) İçinde bulunduğumuz düzen, İslam öncesi Arap coğrafyasında cahiliye olarak tanımlanan toplum yapısı ile bazı yönlerden paralellik arz etmektedir. (s. 118) Dünyanın süper güçleri, Orta Doğu petrolünü ele geçirmek için bu ülkeler üzerinde türlü oyunlara başvurmaları, sebep oldukları yıkım ve sömürülerden kaynaklanan çatışmaların sorumluluğunu, sömürdükleri ülke insanlarının omuzlarına yüklemektedir. Terörist nitelemesi, gücü elinde bulunduran devletlerin kendi ideolojik amaçlarına karşı çıkan muhaliflerine yaptıkları bir yakıştırma olarak kabul edilmiştir. (s. 119)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an öfkenin kontrol altında tutulmasını ve affetmeyi tavsiye etmekte, şefkat ve merhameti insanlara tavsiye etmektedir. (s. 124) “Sizin en hayırlınız ahlaken en üstün olanınızdır.” (Buhari, Menakıb, 23) buyrulur. İslam’a göre insanlar arasında tek üstünlük vesilesi takva sahibi olmaktır. (Hucurat,13; İbn Hanbel, V/236) Takva sahiplerinin özellikleri; iman eden, namazlarını kılan, zekat veren, yoksullara ve yetimlere yardım eden, öfkelerine sahip çıkan, bağışlayan, hanımlarına karşı hoşgörülü davranan, günahlardan af dileyen, sözlerini tutan, sabreden kimseler olarak Kur&#8217;an&#8217;da vasıflandırılmıştır. (s. 129) Dawkins, inançların insanlara zarar verdiğini iddia eder. (s. 135) Eğer din ateistlerin iddia ettiği gibi bir virüs ise, insanların bunu fark edip ondan kurtulmaya çalışması gerekir. Oysa tarih boyunca insanların çoğunun bir ilah ve din fikrine sahip olduğu görülmektedir. İslam dini tutuculuğu emretmez. (s. 136) Duyguları, enerjiyi görmek mümkün değildir. (s. 137) Evrende sadece bir düzenin varlığı değil, bu düzenin matematik verilere dayalı olarak kesin ispatları söz konusudur. Doğanın bu şekilde sistematik işleyen bir düzene kendi kendine kavuşması mümkün değildir. (s. 144)  Bir resmin kendinizi ressam olarak görmesi komik olur. Resim yapıcısından izler taşıyabilir, becerisi hakkında tanımaya yardımcı ipuçları verebilir. Ama bu eserin müessir olduğu anlamına gelmez. (s. 148) Russell, Freud, Hume, Demea, din duygusunun kaynağında insanlardaki çaresizlik ve sıkıntı işleri vardır görüşünderler. (s. 149) Aslında tam aksine korkunun imdadına yetişen şey Allah&#8217;a inancıdır. “Allah&#8217;tan ancak alim olanlar korkar.” (Fâtır, 28) ayeti bize korkunun Allah&#8217;a inanmanın sebebi değil sonucu olduğunu gösterir. İnsan neden gerçekte mevcut olmayan bir üstün güce yönelme duygusuyla mevcudiyet kazanmıştır? İnsanın korkularının onu inkâra götürmediğinden nasıl emin olunacaktır? (s. 151) Allah&#8217;ın Esmaü’l-Hüsna’sının içerisinde çok azının gazap yahut azap ifade ettiğini görürüz. (s. 152) Teistler, yeryüzüne kötülük getiren bir tanrıya mı inanırlar? Böyle olsaydı o zaman herkesin ondan uzaklaşması beklenirdi. (s. 154) Allah&#8217;a inanç insanın huzurlu ve erdemli bir hayat sürmesine vesile olur. (s. 153) Dinin emir, yasak ve tavsiyelerini, kendi şahsi menfaatleri ile çatıştığı durumda göz ardı edip geri plana itenler olabilmektedir. (s. 122) Din gibi, bilim sanat gibi unsurlar da kötüye kullanılabilmektedir. (s. 155) Tanrı kavramına inanmayan bir kişinin reddedecek bir şeyinin de olmaması gerekir, olmayan şey reddedilemez. (s. 156)  Kötü olarak nitelenen bir şey başka kimseler için iyi olarak ifade edilebilmektedir. (s. 164) Zararlı, çirkin ve kötü olarak değerlendirilen bazı varlıklar tabiatta çok önemli işlevleri yerine getirebilmektedir. (s. 165) Zararlı şeylerin ibret vesilesi olma, iyiliğe vesile olma gibi önemli faydaları da bulunmaktadır. (s. 171)  İslam düşüncesinde alem, Allah&#8217;ın dışındaki varlıklar şeklinde tanımlanır alem yaratılmıştır ve Allah&#8217;ın varlığına alametler teşkil etmektedir. (s. 172) Allah, insanı iyi ve kötü arasında ayrım yapabilecek donanıma sahip kılmıştır. Kötülük olmadan iyinin, çirkinlik olmadan da güzelin kıymetini bilmek mümkün değildir. (s. 180) Filozof Henri-louis Bergson, “ilimsiz, sanatsız, felsefesiz toplumlar bulmak mümkün olacaktır ancak dinsiz bir toplum asla” (s. 189); Mestrius Plutarchus, “dünyayı dolaşınız. Edebiyatsız, kanunsuz, servetsiz şehirler bulacaksınız fakat mabetsiz ve mabutsuz bir şehir bulamayacaksınız.” demektedir. (s. 190)  İnsanı inanan bir varlık yapan yaratılış kodlarıdır. (s. 191) İnsanın korkularına, endişe ve kendini güvende hissetme ihtiyacına en güzel karşılığı din vermektedir. (s. 194) Din varoluşsal sorulara ve kimlik inşasına katkı sağlar. (s. 198) Dinin önerdiği ahla,k akla ve vicdanı hapsedilen ve bu nedenle de herkeste farklı olan teorik ahlak değil tutarlı ve ihlaslı olmayı gerektiren pratik ahlaktır. (s. 202)  İnanç, ahlaki yaşayış için bir motivasyon sebebidir. (s. 203) Mesela hırsızlık yapmak ahlaki açıdan kötü bir davranıştır. Ancak bu dini açıdan kötü olmanın da ötesinde günah bir fiildir ve bu ayrı bir motivasyon kaynağıdır. (s. 204) Din özellikle belli sanat dallarının inkişafına başat bir role sahiptir. (s. 206) Din toplumu aynı düşünce ve davranışları benimseyerek ortak değerler etrafında toplanmasını sağlar. (s. 207) İslam dini insanları kabile, ırk, cinsiyet şeklinde bir takım ayrımlara tabi tutmaksızın üst bir ilke etrafında birleştirerek Hz peygamberin önderliğinde bir araya getirmeyi amaç edinmiştir. (s. 209) Dindeki ahiret inancı ölüm korkusunu önler, sorumluluk bilinci ile hareket eden insanın ahlaki gelişimine katkıda bulunur. (s. 213)  Ahiret inancı insandaki adalet duygusunu tatmin eden en güçlü inançtır. (s. 214) Ahiret inancı acı ve zorluklarla başa çıkmada önemli bir teselli kaynağı olarak işler görmektedir. (s. 216) İslam çevrenin bir emanet olduğu, gelecek nesillere en güzel şekilde aktarılması gerektiği düşüncesini hakim kılmakta, aşırı tüketim, israf, sömürü anlayışlarına karşı durmaktadır. (s. 219) Ateizm insanları amaçsızlığa, yokluğa ve hiçliğe mahkum etmektedir. Sadece yok olmak üzere hayat bulmuş olmak, cevapsız kalan pek çok soru yumağıyla birlikte yok olup gitmek büyük bir yıkım anlamına gelmektedir. (s. 215)  Yeni ateistler tarafından ileri sürülen iddiaların muhatabı büyük oranda Hristiyan dininin öğretileridir. (s. 222) Yeni ateizm bir ideoloji olarak değerlendirilmeye daha müsaittir. Ateistler alternatif görüşlere hakaret edip, kendi ideolojilerini hakikat diye insanlara zorla kabul ettirmeye çalışırlar. Ateist düşünce sadece inançlara değil aynı zamanda akla ve ahlaka da zarar vermektedir. Dolayısıyla ateizmi ahlaki ve insanı bir problem olarak da değerlendirmek gerekir. Din, bilim, felsefe birbirlerini tamamlayan alanlardır. (s. 223) İnsan ve kâinat yaratıcıya işaret eden ayetlerle doludur. Kur&#8217;an&#8217;da dikkat çekilen özellikler aslında günümüz insanlarının en fazla ihtiyaç duyduğu niteliklerdir. (s. 225)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14072" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yeni-ateistlerin-yanilgilari.jpg" alt="" width="87" height="115" /> Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateist ve deistlere cevap, Ateist ve deistlere güvenmemenin 100 nedeni </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çalışmaya küçük çaplı bir ateizm, deizm eleştirisi demek bile mümkün. Çalışma bizden, Hidayet yüce Allah&#8217;tan. (s. 11) Ateistler, dinin esaslarının tersini yapmayı özgürlük gibi sunuyorlar. Oysa ki, yaptıkları yeni bir inanç oluşturmaktan öteye gitmiyor. Her olaya negatif ve ön yargılı yaklaşıyorlar, doğruyu aramak yerine sürekli yanlış bulma peşinde koşuyorlar, bir takıntı içinde görünüyorlar. (s. 14) Ateistlerin Müslümanlara sordukları sorularla, Hıristiyan misyonerlerinin soruları arasındaki çarpıcı benzerlik, bu kimselerin nereden beslendikleri konusunda ciddi kuşkulara neden oluyor. (s. 15) Dogma haline getirdikleri birtakım bilimsel sonuçların her şeyi açıklayabileceğine inanıyorlar. (s. 16) Müminler güneş ve ay tutulmasında İki rekat namaz kılarlar, bu namaz, tutulmanın giderilmesi için değil sadece Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için kılınır. (s. 17) Din ile bilimi birbirlerini tamamlar. ( s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Büyük patlamanın öncesine dair hiçbir açıklama yapamıyorlar. Bilim adına her şeyi sebep sonuç ilişkisi içerisinde açıklamaya çalışırken, diğer taraftan evrenin yoktan sebepsiz yere var olduğuna inanmamızı istiyorlar, fizik kurallarının nasıl oluştuğunu ve nasıl işlerlik kazandığını açıklayamıyorlar.  (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Big Bang teorisinin ve entropi yasasının evrenin ezeli olduğu düşüncesini çürüttüğünü göremiyorlar. (s. 21) Hz Adem ve Havva&#8217;nın yaratılışını açıklanamaz buluyorlar. Canlı varlıkların cansız varlıklardan nasıl oluştuğunu açıklayamıyorlar, henüz DNA molekülünün nasıl oluştuğunu da bilmiyorlar. (s. 22) Evrim teorisini dogmalaştırıyorlar. (s. 23) Her tercümenin Kur&#8217;an&#8217;ın yorumu olduğunu bilmiyorlar, Tercüme eserler, akademik çalışmalarda bile ikinci el kaynak olarak görülür. (s. 24) Bilim var olan bir gerçeği açıklar, din ise var olan şeylerin yaratıcısını haber verir. (s. 25) Bilim rutin gerçekleşen yani süreklilik arz eden olaylarla ilgilenir. (s. 29) Evrendeki hakikatleri kavraması için Yüce Allah insanlara akıl ve düşünme melekesi vermiştir. Onlar geçmiş olanın demode olduğunu iddia ediyorlar fakat eski putperestlerin adetlerini ve alışkanlıklarını sahipleniyorlar. (s. 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kur&#8217;an kutuplarda namazdan bahsetmiyor&#8221; diyorlar, farklı kıtalardaki ve bölgelerdeki namazlardan da bahsetmez Kur&#8217;an, bahsetmesi de gerekmez. Yüce Allah insanı akıl vermiş kutuplarda yemek öğünlerini ve uyku saatlerini ayarlayan insan, namaz vakitlerini de en yakın bölgeye göre ayarlayabilirler.  (s. 31) Kur&#8217;an&#8217;ın evrendeki her şeyi ayet saydığını, insanları evreni araştırmaya çağırdığını görmezden geliyorlar. (s. 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyada kurallara uymayanlar nasıl karşılık buluyorsa öte dünyada da, ilahi kurallara uymayanlar bunun karşılığını göreceklerdir. Toplumun kutsallarını, değerlerini aşağılamayı marifet sayıyorlar, halka tepeden bakıyorlar. (s. 34)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;1400 yıl öncesinin kanunları&#8221; diye akılları sıra İslam&#8217;ı küçümsüyorlar. Ama kendileri Sodom ve Gomora fuhuşunu, &#8216;cinsel &#8216;özgürlük&#8217; adı altında savunuyorlar.  (s. 35) Ahlakı sadece taciz ve tecavüze indirgiyorlar. Halbuki, zina ve homoseksüellik en uç ahlaksızlık olması dolayısıyla İslam&#8217;da yasaklanmıştır.  Onlar, ahlaksızlığa götüren diğer fiilleri sakıncalı görmedikleri için taciz ve tecavüzün arttığını göremiyorlar. Nisa, 23. ayetinde yasaklanan evlilikler çerçevesinde sadece halalar ve teyzelerden bahsedildiğini, Ahzap, 50&#8217;de ise, evlenilmesi helal olan hala, ‘kızı’ ve teyze ‘kızından’ bahsedildiği ve arada bir çelişki olmadığını göremiyorlar. (s. 36) Bu tür evliliklerin ‘çağdaş hukukta da meşru olduğunu’ bilmiyorlar. Kur&#8217;an&#8217;ın kadına tarlaya benzetmesini anlayamıyorlar, benzetmede, kadının doğurganlık ve annelik yönüne dikkat çekilmektedir, kadın insanlığın devamının, toprak ise hayatın sürmesini sağlar. &#8216;Toprak ana&#8217; deyiminin birçok kültürde olduğunu bilmiyorlar.  (s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarafsız ve önyargısız inceleyenler, İslam&#8217;ın getirdiği hukuk düzeninin kendi içinde adil ve hakkaniyetli olduğunu görürler. Bir hukuk sistemi kendi bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde ancak doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım sergilenmiş olunur. (s. 38) Kur&#8217;an&#8217;da hükümlerin sistem bütünlüğü içinde tutarlı ve adaleti sağlayıcı olduğunu kavrayamadıklarından, sistem içinde tek tek parçaları alıp, oradan eşitsizlik ve adaletsizlik çıkartmaya çalışıyorlar. (s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Örtüyü özgürlük karşıtı bir giyim tarzı olarak lanse ediyorlar. Halbuki belki de asıl örtünmek özgürlüktür. Nitekim pencerelere perde takılması, evde özgürce hareket etmek içindir. Modernite tek tipçi dayatmayla kültürü yozlaştırdı. (s. 39)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da hitap genel itibarıyla Eril (maskulin) kalıpla kullanılır. Onların mantığıyla, inkarcı zalim kadınların cehenneme girmeyeceği bile söylenebilir. (s. 40)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ahzab, 56. ayette, Allah Muhammed&#8217;e salat ediyor.&#8221; diyorlar. Salat kelimesinin her yerde namaz olduğunu zannediyorlar. Kur&#8217;an&#8217;da salat kavramının Allah&#8217;a nispetle kullanıldığında &#8216;rahmet ve bağışlama&#8217;; meleklerin nispetle kullanıldığında &#8216;dua&#8217;; Hz Peygamberin nispetle kullanıldığında da &#8216;dua ve bağışlama talebi&#8217;; müminlerin nispetle kullanıldığında da &#8216;dua ve namaz kılmak&#8217; anlamında olduğunu bilmiyorlar. Alak suresinde, Ebu Cehil kafirliğinden vazgeçmezse cehennemde nasıl bir cezaya çarptırılacağının anlatıldığını kavrayamıyorlar. (s. 42) &#8220;Salat, yardım, destek anlamındadır. Allah sadece peygambere değil, kullarına da salat eder. Ahzab, 43. ayet: &#8221; Allah ve melekleri karanlıklardan aydınlığa çıkmanız için size salat eder.&#8221; Yani, Allah bizimle mesajlaşır, varlığını hissettirir. Salat tek taraflı bir eylem olmadığı gibi, peygambere özel bir durum da değildir.&#8221; (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 147)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an bütün peygamberlerin peygamberlikte eşit olduğunu ama kendilerine verilen bazı özellikler bakımından aralarında farklılıkların bulunduğunu bildirir. (s. 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberin görevi Kur&#8217;an&#8217;da yer almayan ayrıntıları bildirmek ve uygulamaktır. Yani yüce Allah kitabı bir öğretmenle birlikte gönderir. Lat, Menat ve Uzza putlarının gerçek tanrı olmadığını ifade eden ayetleri, Necm 19-20, &#8216;Kur&#8217;an putları övüyor&#8217; şeklinde çarpıtmaya uğraşıyorlar. (s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kur&#8217;an savaşa teşvik ediyor.&#8221; diyorlar. Hz Peygamberin &#8220;Savaş istemeyin ama, şayet kaçınılmaz olduysa sakın savaştan kaçmayın.&#8221; sözünü bilmiyorlar. İslam&#8217;da barış asıldır. Savaş geçici bir çözümdür. Bu bir insanın hastalığında tedavi olması veya ameliyat olması gibidir. (s. 45) Dünya vatandaşlığı adı altında, emperyalizmin, kapitalizmin iktidarına teslimiyeti özendiriyorlar. İslami savaşçı bir din gibi göstermeye çalışanlar, terör eylemlerini özgürlük savaşı gibi lanse ediyorlar. (s. 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrende iyi veya kötü ne varsa her şeyi Allah&#8217;ın yarattığını; ama insan bakımından kötü olan işlerin ‘insanın iradesiyle’ kazanıldığını bilmiyorlar. Allah insanı yaratmış ve ona özgür bir alan tanımıştır, ona yol göstermiş, belli ilkeler koymuştur. (s. 47) &#8216;Allah&#8217;ın hidayeti&#8217; kulun istemesine bağlıdır. &#8216;Biz gidilecek yolu gösterdik, artık dileyen inanır dileyen inkar eder.&#8221; (İnsan, 3)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler hayatın sadece bu dünyayla sınırlı olmasını arzu ediyorlar. (s. 48) Ahiret, mağdur ve mazlumların uğradıkları haksızlıkların gidereceği yerdir. Ahireti inkarın, dünyadaki kötülükleri teşvik edici olduğunu göremiyorlar. (s. 49) Cinsel özgürlük ve feminizm adı altında toplumun bozulduğunu ve  fuhşun, cinsel sapıklıkların ve bulaşıcı hastalıkların artığını göremiyorlar. (s. 50)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Erkek olsun kadın olsun, kim bir mümin olarak güzel, faydalı ve dürüstçe işler yaparsa kesinlikle ona çok hoş bir hayat yaşatacağız.&#8221; (Nahl suresi, 97) Firavun&#8217;un eşine cennette köşk verilecektir. Hz Nuh&#8217;un, Hz Lut&#8217;un eşleri gibi olanların cehenneme atılacakları belirtilmektedir. Kur&#8217;an&#8217;da kişinin değeri, cinsiyetine göre değil, inancına ve yaptığı güzel işlere göredir.(s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çağdaş dünyadaki kadınları ve hatta çocukları bir ticaret ve eğlence malzemesi olarak kullanan kölelik düzeni konusunda çözüm getirici bir fikir üretemiyorlar. Çağdaş dünyada hala renge ve etnik kökene göre ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı son hızıyla devam etmektedir. (s. 52)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern ruhçuların kuvvet bulması biraz da ateistlerin, insanların manevi ve ruhi taraflarını hırpalamaları yüzündendir. (s. 53) İnsandaki ebediyet duygusunu görmezden geliyorlar. (s. 54)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Hep kötülükten şikayet ediyorlar ama kötülüğün nasıl ortadan kaldırılacağına dair uygulanabilir bir çözüm sunamıyorlar. (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din ile dindar arasındaki farkı kavrayamıyorlar, kötülük yapanlara yönelik sesleri cılız ama dindarların en küçük hatalarında vaveyla&#8217;ya başlıyorlar. Dine girmekle bütün hata ve kusurlardan sıyrılmış olunsa, dinlerin haram ve yasaklarının olmaması gerekirdi. Haramlar ve yasaklar işte bu hataları ve günahları önlemeye ve düzeltmeye yöneliktir, kişiler akıllarıyla ve iradeleriyle dinin emir ve yasaklarına uydukları takdirde, dürüst ve iyi kişiler olabilirler. Din yol gösterir, yolda gitmek kişilerin kendi ellerindedir. (s. 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Stalin ve Mussolin, Hitler gibi din düşmanı kişiler yüzünden 70 milyondan fazla insanın katledilmesini ve doğanın tahrip edilmesini hiç konuşmuyorlar. Ateistler, komünist ülkelerin neredeyse tamamının neden baskıcı birer diktatörlüğe dönüştüğünü izah edemiyorlar. (s. 57)  İlk 4 halife, seçimle iş başına gelmişlerdir. Bir ateist tecrübe olan Sovyetler Birliği&#8217;nin geride büyük bir insanlık sefaleti bırakarak çöküp gitmiştir. Bir köpek öldüğünde dünyayı ayağa kaldırıyorlar, öte yandan &#8216;bir köpeğe su vererek yaşatan kişinin cennete gireceğini&#8217; müjdeleyen İslam peygamberine dil uzatmaktan da çekinmiyorlar. (s. 58)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyanın en kanlı savaşı olan II. Dünya Savaşı&#8217;nın aktörleri ya ateist ya da dindar olmayan kişilerdi. Demek ki dinler devre dışı bırakıldığında insanlık daha iyiye gitmiyor, kurdukları bütün ideolojiler başarısız oldukça hırçınlaşıyorlar. (s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğadaki dengenin bozulmasının en büyük sebebinin, tanrıyı hayatından çıkaran insanın haz tutkusunun ve doyumsuzluğunun olduğunu göremiyorlar. Göremedikleri için Tanrı&#8217;ya inanmıyorlar ama dinlerin bir gün sonu gelecek türü asla göremeyecekleri ütopyaya inanıyorlar. (s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabiata hükmedeceklerini zannediyorlar. Basit virüslerle baş etmekten aciz kaldıklarını gerçeğini görmeye bir türlü yanaşmıyorlar. (s. 61) Dinlerin son bulacağı kehane nin hiç gerçekleşemeyeceğinden korkuyorlar. Hak ile görev ve özgürlük ile sorumluluk dengesini bir türlü tutturamıyorlar, her aykırılığı özgünlük ve özgürlük sanıyorlar. Bütün hakların kendilerine, sorumluluklarınsa başkalarına ait olduğunu zannediyorlar. (s. 62) Çıplaklığı ilericilik, giyinmeyi gericilik sayıyorlar, kendi kıyafetlerine saygı beklerken başkalarının kıyafetlerine saygısızlık ediyorlar. Dindeki ibadetleri anlamsız görüyorlar ama çağdaşlık adı altında bir sürü ritüel (ruhçuluk vb.) uyduruyorlar. (s. 63) Evrendeki kanunları işleyişlerini keşfetmek ile o kanunları ve işleyişleri yaratıp ortaya koymanın farkını bir türlü kavrayamıyorlar. Saplantılı dogmatikliğe doğru evirildiklerini bir türlü fark edemiyorlar. (s. 64) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12724" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateist-ve-deistlere-cevap-100-neden.png" alt="" width="71" height="105" /> Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateistlerin dini: Naturalizm</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Evrende sadece bir düzenin varlığı değil, bu düzenin matematik verilere dayalı olarak kesin ispatları söz konusudur. Doğanın bu şekilde sistematik işleyen bir düzene kendi kendine kavuşması mümkün değildir.  Bir resmin kendinizi ressam olarak görmesi komik olur. Resim yapıcısından izler taşıyabilir, becerisi hakkında tanımaya yardımcı ipuçları verebilir. Ama bu eserin müessir olduğu anlamına gelmez.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 144, 148)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Birçok materyalist kör determinizmi, Tanrı yerine koymaktadırlar.&#8221; (Hasan Ayık, Ahlak sorunumuz, s. 85 ); Ruhun varlığına ve ölümden sonraya hayata inanmayan Mina Urgan, &#8216;Bir Dinozorun Gezileri&#8217; isimli kitabında, tabiata bakışını ifade eden şu kelimeleri kullanır: &#8216;Kusursuz&#8217;, &#8216;ruhuma şifa verdiği kesin&#8217;, &#8216;doğanın bu mucizesi karşısında içim açılıyor.&#8217; (s. 77) &#8220;Gökyüzünden yeryüzüne sular düşmesini her zaman bir çeşit mucize sayarım.&#8221; (s. 160) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dengeleri devam ettiren yasalar var, yasalar bir düzenin devam etmesinde ancak sebep olabilir, düzeni oluşturamazlar. Bir tasarımcıya ihtiyaç vardır, cümlelerin oluşabilmesi için belli kurallar var. Birisi sorsa cümleleri kim yazdı, dil kuralları diyebilir misiniz? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 202) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim kitaplarında yer çekimi kanunları bulan Newton, suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet&#8217;in isimleri geçer ama, bu kanunları koyan, uygulatan Allah&#8217;ın adına hiç rastlanmaz! “Allah yok, tabiat kuralları var” diyen ateistler şunu anlamamakta ısrar etmektedirler: Kanun iş yapmaz. Kanunların şuuru, gücü, iradesi, şefkati yoktur. Kanunları arkada uygulatan biri vardır! Ortada bir resim varsa o resmi kalem değil kalemi kullanan çizmiştir. Ama materyalistler resmi çizenin kalem olduğunda ısrarcıdırlar ve buna pozitivizm, rasyonalizm, bilim adını verirler! Bir insan parmakları ile klavyede yazı yazınca, naturelistlere göre yazıyı yazan parmaklardır ama teistlere göre, irade sahibi bir insan. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Bu üründeki meyve suyu, doğal meyve ağaçlarının, o ağaçlara &#8216;kucak açan&#8217; toprağın, &#8216;su veren&#8217; yağmurun ve onlara &#8216;yaşam veren&#8217; güneşin sayesinde üretildi. Doğa, ona &#8216;hak ettiği saygıyı&#8217; göstermenin, &#8217;emek harcamanın&#8217; ve onu &#8216;sabırla beklemenin&#8217; karşılığını bize birbirinden güzel, birbirinden olgun, birbirinden tatlı meyvelerini &#8216;sunarak&#8217; verdi. &#8230;&#8217;nin lezzetinin kaynağı olan &#8216;doğaya sonsuz teşekkür&#8217;lerimizle&#8221; (Bir meyve suyunun üzerinde yer alan tanıtım yazısından) Doğa; &#8216;kucak açıp su ve yaşam veriyor, saygıyı hak ediyor, emek ve sabır istiyor, bize meyveler sunuyor. Doğa teşekkürü hak ediyor!&#8217; En basit anlatımı ile tarladaki meyve ağaçlarına teşekkür eden ama çiftçiyi reddeden anlayış!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Evrenin anlaşılabilir olduğu gerçeği bir mucizedir.” der Einstein. (Alice Calaprice, The Quotable Einstein, s. 197) Naturalizm açısından evrenin anlaşılabilir bir yapıda olmasını beklenir kılacak hiçbir unsur gözükmemektedir. Mantık açıdan evrende yasaların var olması zorunlu bir durum değildir. Natüralistlerin kabul ettiği haliyle, maddenin öz ve öz yapısı rasyonalite ile alakasız olduğu için, bu varlıktan rasyonaliteye uygun bir yapının sonradan ortaya çıkmasını beklemek için makul bir sebep yoktur. (Caner Taslaman, Neden Müslümanım? s. 317)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gündelik hayatımızda her şeyi önceden bilimsel anlamda çözerek hareket etmeyiz. Bilimle birlikte, felsefeye, sanata ve dini tecrübeye göre de hareket ederiz. (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 145) Evreni tesadüfle açıklayan bu akım günümüzde anlamını yitirmiştir. Evrenin hassas bir ayara bağlı muhteşem bir sisteme sahiptir. Evrenin kendi kendine var olması mümkün müdür? Hayır! Çünkü bir şeyin yaratıcı olabilmesi için önce kendisinin var olması gerekir.(Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 163, 165)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalist politeizm tarikatı:  Neo-paganizm, tabiat, bilim, bir ideoloji veya putlaştırılan bir lider tarikatın adı; Comte, Darwin, new-ateist yazarlar vb. peygamber ve azizleri; Das kapital, Türlerin kökeni, Tanrı yanılgısı vb. kitaplarda kutsal metinleridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Naturalizm Çıkmazı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Naturalizm, özellikle 1969&#8217;dan itibaren daha fazla tartışılmaya başlanmıştır. Yeni ateist natüralistler, teizme eleştiriden çok saldırılar gerçekleştirmektedirler. (s.  9) Bu çalışmada biz felsefi natüralizmin, kendisini çürüten bir hipotez olduğunu savunuyoruz. Çünkü bugün çağdaş felsefe ve bilim yapma biçimi, ağırlıklı olarak, naturalizm aracı ile yapılır. (s.  10) Dawkins defalarca cevabı verilen şu soruyu sormaktadır, &#8216;tasarımcıyı kim tasarladı?&#8217; (s.  14) Dawkins&#8217;e göre, zeka ve eğitim seviyesi yüksek olanların dindar olması mümkün değildir. Dawkins, ateistlere budala dediğini iddia ettiği Anselm&#8217;in küstah olduğunu savunurken, ateizmden deizme yönelen A. Flew&#8217;e ise &#8216;dönek&#8217; (Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 81) demektedir. (s.  15)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, dinin saldırgan bir düşmanı olmuştur. Tanrı inancını doğrudan doğruya tehlikeli bulan yeni ateist zümre, kendisine güvenebileceğimiz tek doğru bilgiyi bilimsel bilgi olarak görür. (s.  16) Pek çok filozof, tam gelişmiş bilimci natüralizmin teorik bir alternatifinin olmadığına inanmaktadır. (s. 21) Anglo-Amerikan felsefesinde teizm yükselişte, ateizm iniştedir. (s.  22) Auguste Comte&#8217;un, &#8220;Yıldızların hangi maddeden yapıldığını asla bilemeyeceğiz.&#8221; sözü, bilimin sınırlarını devamlı değiştiğini göstergesidir. (s. 25) Doğa (nature) Latince Natura (doğmak)&#8217;tan türetilmiştir. (s.  30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Naturalizm, doğal olayları açıklamak için, doğaüstü nedenlere referansta bulunmadan, empirik bilimlerin metotlarına başvurmaktır. Naturalizm, var olan her şeyin sonuçta fiziksel bileşkelerden oluştuğu görüşüdür. (s.  32) Naturalizm, doğanın dışında hiçbir olgu ve olay kabul etmediği için varlığı açıklamada aşkın bir ilkeye başvurmaz. (s.  33) Çağdaş naturistler arasında ağır basan eğilme göre teizm yanlış veya tutarsızdır. Naturalist felsefeci Roy Woods Sellars, &#8216;Biz, doğaüstücülüğün natüralizmin antitezi olduğunu öne sürüyoruz.&#8221; der. Armstrong&#8217;a göre naturalizmi kabul etmek demek, tanrıyı reddetmektir. (s.  34) İslam felsefesinde çağdaş natüralizmin izlerini, Zekeriya er-Râzi ve İbni Ravendi&#8217;de görmekteyiz. Râzi, Tanrı, nefs, ruh gibi doğaüstü varlıkları kabul etmektedir. İbn Nedim&#8217;in beyanına göre er-Razi, peygamberliği inkar edenlere reddiye yazmıştır. Onun ‘et-tıbbu&#8217;r-Ruhani’ adlı eseri de, Razi&#8217;ye yapılan ithamlarla çelişmektedir. Ravendi&#8217;nin ise aslında, mümin bir kelamcı olduğu görülmektedir. (s.  36)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizmin de türleri vardır. (s. 41-57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Metodolojik (epistemolojik) naturalizm: Bilimin, ateizm varsayılarak yürütülmesi gerektiğini ileri süren görüştür. Bilimi &#8216;koruyan&#8217;, ‘denetleyen’ bir üst yapı yapıdır yani, felsefedir. (s.  41) Pek çok bilim insanı metodolojik ve felsefi natüralizmi varsaymadan bilim yapmışlardır. (s.  42)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Felsefî (metafizik, ontolojik) naturalizm: &#8216;Her şey doğal varlıklardan oluşmuştur&#8217;, görüşüdür.  (s.  43) ‘Doğa bilimleri bize sadece doğru resmin doğru resmini vermez; aynı zamanda &#8216;tek doğru&#8217; resmini verir’ görüşündedirler.. (s.  44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fizikalizm: “Her şeyi fizikseldir.” görüşüdür. (s. 45) Armstrong, fizikalizm ve materyalizmi natüralizmin bir türü olarak görür. (s.  47) Fizikalizm, materyalizmin popüler çağdaş bir versiyonudur. (s.  48) Ateizm, bir tür nihilizm olarak da adlandırılır. (s.  49) Naturalizm ateizmi gerektirir (s. 53, 56) fakat Ateizm natüralizmi gerektirmez. (s.  53) Natüralizmin ampirik bilimsel değil, felsefi bir görüş olduğu görülmektedir. (s.  55) Dawkins, ‘doğaüstü bütün ilahlara saldırdığını’ söyler. (s.  56) Natüralizmin en temel prensibi, teizmin yanlış olduğu iddiasıdır. (s.  57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anthony Flew, artık tanrıya inandığını deist olduğunu 2004 yılında ilan etmişti. &#8220;Hayatın kökeni konusunda son dönemde ortaya konulan çalışmalar, DNA incelemeleri, yaratıcı bir aklın fiiline işaret eder.&#8221; (s.  58) &#8220;Çok sayıda elementin muazzam karmaşıklığı ve bu elementlerin birlikte çalışma tarzlarının muazzam inceliği&#8221; bu sonuca ulaşmasına neden olur. DNA hakkında sonradan yapılan araştırmalar, Flew&#8217;u tanrının var olması gerektiği, DNA karmaşıklığının ancak bu tarz yüksek bir düzey bir akıl tarafından açıklanabilir hale geldiği sonucunu kabul etmeyen zorladığı görürür. Naturalizm, bize, evrenin varlığı için, tatmin edici bir neden sunmaz. (s.  59) &#8220;Herhangi bir şey kutsal mıdır? Bu dünya kutsaldır.&#8221; Daniel C. Dennett, Darwin&#8217;s  Dangerous Idea, s. 520) Neden Tanrı değilde evren kutsaldır? (s.  60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrenin karmaşık yapısının bir açıklamaya ihtiyaç duyduğunu söylemek akla uygun bir iddiadır. Evrenin nasıl ortaya çıktığı, hayatın ve tarihin anlamı gibi pek çok konu, teiste göre ancak tanrının varlığı ile tam olarak aydınlatılabilir. (s. 62) Thomas Nagel, &#8220;ateizmin doğru olmasını arzu ediyorum ve tanıdığım bazı çok zeki ve bilgili insanların dindar inananlar olduğu gerçeği nedeniyle tedirgin oluyorum. Mesele şu ki tanrının olmamasını umut ediyorum.&#8221; (Nagel, The Last Word, s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı tarafından yaratılan fiziksel evren, tanrı nedeniyle, doğa yasaları yoluyla formüle edildiği biçimde işlemektedir. (s. 72) Bazı katı ateistler, örneğin parmaklarımın klavye üzerinde gerçekleşen hareketlerinin, katı bir biçimde, teleolojik (amaçlı, maksatlı) olmayan nedensel terimlerle tamamen açıklanabileceğini düşünürler. Oysa parmaklarımın hareketi bu çalışmanın ortaya çıkmasını sağlasa da, &#8220;amaç&#8221; çerçevesi içinde, parmaklarımın hareketinin indirgenemez teleolojik açıklamalara sahip &#8220;zihinsel nedenlere&#8221;, sonuç olarak dayandığını söylemek doğrudur. Öyle ise &#8220;seçim&#8221;in teleolojik bir savunması, bizi, naturalist iddianın dışına götürmektedir. (s. 74) Görme &#8220;amacını&#8221; yerine getirmek için bir mum yaptığınızı düşünün. Görme amacınız, elinizin hareketini üretmek için bir etkiye neden olmuştur ki, amaç gibi zihinsel, gayrimaddi, doğaüstü bir olay gerçek maddi dünyada bazı etkileri de bulunuyorsa, tanrı gibi gayrimaddi, doğaüstü bir varlığın amaç ya da niyeti doğada bazı etkilerin ortaya çıkmasını sağladığını ileri sürmek gayet akla uygun görüşlerdir. (s. 78) Naturalizme göre, kişinin beden yanında gayrimaddî bir zihne sahip olduğu görüşü olan dualizm yanlıştır. (s. 78) Descartes, maddi dünyayı bilim adamlarına, zihinsel dünyayı teologlara vermiştir. (s. 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Naturalist oldukça zorlu bir görev ile karşı karşıyadır. Tam olarak anlaşılmayan, gizemli bir &#8220;sözde varlığı&#8221; insanlardan arındırmak. (s. 83) John R. Searle, &#8220;Şaşırtan varsayım şu: &#8220;Siz&#8221; neşeleriniz, üzüntüleriniz, anılarınız, ihtiraslarınız, benlik ve özgür irade duygularınız ile aslında çok sayıda nöron ve bunlarla ilişkili moleküllerin bir arada davranışından ibaretsiniz. Alice bunu şöyle ifade edebilirdi: &#8220;Bir nöron destesinden başka bir şey değilsin.&#8221; (F. Crick, Şaşırtan varsayım, s. 3) Naturalizm, insanı &#8216;doğanın&#8217; en üstün ürünü olarak gören, insanı yalnızca maddeci ve biyolojik bir çerçevede doğanın parçası olarak değerlendiren antropolojizmle de ilgilidir. (s. 87) Doğal bilimler, pek çok şeyin maddi terimlerle anlaşılabileceğini göstermiştir. Ancak zihin, bu çerçevede bize en azından iki problem verir: İlki bilinç, ikincisi düşüncenin &#8220;niyetliliği&#8221; (s. 88) Bilim naturalist felsefe için zihin durumları ile beyin durumları özdeştir. Oysa katı naturalist felsefecilerden Papineau&#8217;nun söylediği gibi,&#8221; fiziğin eksiksizliği olmaksızın zihin ile beyni özdeşleştirmek için zorlayıcı bir neden yoktur.&#8221;  (David Papineau, The Rise of Physicalism, s. 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katı naturalist Crick, &#8220;Bilinç öyle bir konu ki, yola birkaç önyargıyla çıkılmaksızın bir yere varılamıyor.&#8221; (F. Crick, Şaşırtan varsayım, s. IV) diyerek bilincin gizemini açıkça çözemediğini itiraf eder. Naturalist strateji insanı bir nöron demeti olarak görür ve zihni bu fizik temele dayandırarak açıklamaya çalışır. &#8220;Bir dizi sinir hücresinin ayrıntıdaki davranışı olduğumuza inanmak kolay yutulur lokma değildir.&#8221; (Crick, Şaşırtan varsayım, s, 8) Bilinç ve düşüncenin &#8220;niyetliliği&#8221;,  naturalist felsefe için büyük sorun teşkil etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Crick, kırmızıyı görmenin sinirsel karşılığının &#8216;ileride&#8217; bulunacağından umutludur. Ona göre kırmızının kırmızılığının açıklanamayacağı ortaya çıksa bile, bundan sizin kırmızıyı benim gördüğüm gibi gördüğünüzden emin olamayacağımız sonucu çıkmaz. (s. 95)  &#8220;En basit soruları yanıtlayabilecek ne yeterince ayrıntılı bilgimiz ne de düşüncemiz var. Renkleri nasıl görüyoruz, tanıdık bir yüzü anımsayınca neler oluyor beynimizde?&#8221; (Crick, Şaşırtan varsayım, s. 28) Crick, naturalistlerin sıklıkla yaptığı hatayı tekrar eder: Bir varsayımın, kendisine itiraz edilemez kesin bir &#8216;bilimsel&#8217; gerçekmiş gibi savunulması. Searle, &#8220;Fiziksel hadiseler, sadece fiziksel açıklamalara sahiptir. Gelecekteki eşinize âşık olduğunuz için evlendiğinizi düşünüyorsanız, her halükarda yanılıyorsunuz. Her bir durumda sonuç/etki, fiziksel bir hadisedir.&#8221; diye yorum yapar. (John Searle, The Mystery of Consciousness, s. 154)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ben dediğim şey, benimle aynı şey olarak görünmüyor. Basit bir varlık olarak ben, çok daha karmaşık bir varlık olan beynimi kontrol ederim ve pek çok uzumun hareketine neden olurum. (s. 100) Materyalizm ve fizikalizm naturalist doktrinin bir parçasıdır. (s. 101) Searle, makinenin bilinçli olabileceğini ileri sürer: Beyin bir makinedir. O, bilinçli bir makinedir. Makineler düşünebilir ve bilinçli olabilir. (Searle, The Mystery of Consciousness, 202)  Ilımlı naturalizm, &#8216;ruh&#8217;suz ve &#8216;tanrı&#8217;sız bir bilinçten söz eder. (s. 109) Richard Rorty, &#8220;Acı içindeyim&#8221; yerine, belli beyin süreçlerine işaret eden, &#8220;C liflerim ateşliyor.&#8221; (Crick, şaşırtan varsayım, s. 287; Veya Dawkins&#8217;te: Bencil Gen, s. 5, 12) demenin daha doğru olacağını savunur. (s. 112) Francis Crick, bir neron destesinden başka bir şey olmadığımızı, benlik, özgür irade, bilinçli anılarımız, üzüntülerimiz, neşelerimiz gibi pek çok zihinsel niteliğin aslında var olmadığını iddia eder ve ‘Şaşırtan varsayım’ isimli eserinde Crick şöyle der: ‘Eninde sonunda’ beyni nasıl çalıştığını gerçek anlamda öğrendiğimizde, algılarımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımızın üst düzeyde yaklaşık bir açıklamasını ‘yapabileceğiz’ (Francis Crick, Şaşırtan varsayım, s. 284) Ilımlı natüralistler, özgür iradenin dualizmi içerdiğini düşünürler. (s. 125) İnsanın fiilleri, tek başına nöronların ateşlenmesine ya da Crick&#8217;te görüldüğü (Crick, şaşırtan varsayım, s. 287; Veya Dawkins&#8217;te: Bencil Gen, s. 5, 12) gibi, beynimizin bir parçasında bulunan ve gelecek için hesaplamalar yapan, bilincinde olmadığımız yere dayandırılan naturalist tez yerine, fiillerimizin neredeyse bütününün bilinçli karar ya da seçimlere ve ardından ortaya çıkan niyetli nedene dayandığını söyleyen teist tez daha akla uygun görünmektedir. (s. 126) Dawkins&#8217;in ‘Bencil Gen’ adlı eseri, gen merkezli bir evrim görüşüne dayanır. ( s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim, en çok bilmeyi istediğimiz dört konuda, kendi kaynaklarına dayalı olarak bize bir şey söyleyememektedir: &#8220;Tabiata nasıl değer verileceği, insan tabiatı ve kültürüne nasıl rehberlik edileceği, tarihin nasıl yorumlanacağını ve nasıl bir tarih yapılacağı, neye inanacağımızı ve nasıl davranacağımız.&#8221; (Holmos Rolston, Bilim ve değer, s. 157)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Naturalist ateistin değerleri olabilir mi? Modern bilimin gelişimi ile değer yüklü doğa anlayışı yerini mekanik doğa anlayışına bırakmıştı. (s. 142) Naturalist, insanı özgür iradesi olmayan &#8216;bilinçsiz&#8217; bir makine ve ‘robot’ olarak görür. Onlara göre insan, nöron destesinden başka bir şey değildir. (s. 143) Dawkins gibi natüralistler, insanın seçilmenin sonuç olarak deterministik bir şekilde ya da kör evrimsel süreçle açıklanabileceğini iddia eder. (s. 150)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimin ulaştığı alanı dışında herhangi bir gerçeklik olduğunu reddeden ontolojik naturalizm, bilimsel metot yoluyla incelenebilecek olanın dışında hiçbir varlık olmadığını savunarak -bilimsel değil- felsefik bir iddia ileri sürer. Eğer bilimin ne olduğunu ve onun ulaşabileceği sınırları belirliyorsanız, kendinizi &#8220;bilimin dışında&#8221; konumlandırarak felsefi bir perspektife dayandırıyorsunuz demektir. (s. 159) Bilim başarılarını oldukça sınırlı bir alana odaklanmasına borçlu iken, bilimcilik, desteksiz genelleştirmeler yapmaktadır. Bu nedenle, &#8220;bilim&#8221; ve &#8220;bilimcilik&#8221; birbirleri ile bağdaşmaz. Bilimcilik ciddi bir şekilde benimsendiğinde &#8220;sahte din&#8221; haline gelir. (s. 160) ve yaşamın anlamını ve uğrunda savaşılacak idealleri verir. (Karl Giberson, Artigas, Oracles of Science, s. 40)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğa niçin akıllı anlaşılabilir? Evrenin akıl tarafından anlaşılabilirliğinin doğal açıklaması nedir? Naturalizm için evrenin anlaşılabilirliği sadece (tesadüfen) olan bir şeydir. Bu tür bir cevap, naturalistin evreninin, aslında, akıl tarafından anlaşılamaz olduğunu göstermez mi? Naturalizm, bütünüyle hümanist ve insan merkezinde bir görüştür ancak, insanın evrendeki yeri ile ilgili naturalist öğreti, anti-hümanisttir. Naturalizm insanın önemsizliğini, değersizliğini, çabalarının anlamsızlığını ima eder. (s. 164) &#8220;Naturalizm, açıktır ki felsefî bir duruştur, bilimsel bir teori değildir.&#8221; (Layman Lettres to Doubting Thomas, s. 19) &#8220;İki fiziksel nesnenin etkileşimini incelerken bilim ve uğraşırız. Ancak, bu atom altı parçacıkları nasıl ve neden var olabileceğini sorduğumuz zaman, felsefe ile uğraşıyoruz, demektir.&#8221; (A. Flew, Yanılmışım Tanrı varmış, s. 90) Herhangi bir teolojik ‘görüşün’ din ile özdeşleştirilmesi ne kadar yanlışsa, felsefî natüralizmin de bilim ile özdeşleştirilmesi o kadar yanlıştır. (s. 169)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Crick gibi bilimci naturalist bilim insanlarına, ruhunu olmadığını, ölümden sonra kişisel yaşam olmadığını, Tanrı&#8217;nın var olmadığını söyleten empirik bilimsel bulgu nedir? (s. 173) Naturalizm bilim aşan iddialara sahiptir. ( s. 174)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Doğanın dışında başka hiçbir şey yoktur.&#8221; şeklindeki kapsamlı naturalist iddiaya doğanın içinde kalarak ulaşma imkânı yoktur. Bu iddia fiziksel gerçeklerin terkibinden daha fazlasını, bir felsefeyi, metafiziği içerir. Dawkins ve Dennett gibi natüralistlerin yaptığı bilim değil bilimciliktir. Bu bilimci naturalizm onları, kötü bir felsefeci ve teoloji okumamış kötü bir teolog yapmaktadır. (s. 175)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonuç</span><br />
<span style="color: #000000;"> Naturalizm bugün akademide egemen olan &#8220;bilimsel kılıklı&#8221; yarı-dinsel dogmadır ve felsefi gücü gittikçe daha fazla sorgulanmaktadır. Teizm ve naturalizm iki rakip ve karşıt &#8216;metafizik&#8217; teoridir. Naturalizm, çözüyor göründüğünden çok daha fazla problemlere neden olmaktadır. Naturalizmi benimsemek için zorlayıcı bir neden yoktur. Naturalizm, insanın nasıl ve neden bilinçli bir varlık olduğunu açıklayamamakta, insana bir robot veya makine bir varlık olarak bakmaktadır. Naturalizm, bir robotun, neden ahlaki olan ya da olmayan değerlere sahip olması gerektiğini açıklayamamaktadır. Naturalizm bugün için, problem çözen değil tutarsızlıklara düşerek problem üreten bir felsefi anlayıştır. Naturalizm, birbiriyle çelişen, bilimi aşan iddialara sahiptir. ( s. 178) Teizm, daha rasyonel ve kabul edilebilir bir felsefedir. Hangi bilimsel deney, Tanrının evreni yaratmadığı gibi bir sonuca bizi götürebilir? Teizm, evreni, naturalizme göre daha büyük bir güçle açıklamaktadır. Herhangi bir bilim, bir Tanrının, zihnin, bilincin olmadığını bize söylüyorsa, onu bu iddiayı ampirik bilimlere dayanarak dile getirilmesine imkan olmadığına göre ontolojik, metafizik naturalizme dayanarak dile getirdiğine hükmetmeliyiz. Bilim ve bilimcilik arasında bir tartışma vardır. Naturalizm ile din arasında da tartışmadan söz edebiliriz ama bilim ile din arasında değil. (s. 179)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10680" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/naturalizm-cikmazi.png" alt="" width="62" height="98" /> Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett&#8217;ten Dawkins&#8217;e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Din bilim Ateizm </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Bilim tarafsızdır’ iddiası hatalıdır. Çoğu araştırmanın neye yöneleceği ona para yatıranlarca belirlenmektedir. Ayrıca bilim adamları da yaşadıkları zamanın dünya görüşleri ve ideolojilerinin etkisi altında kalırlar. (Anthony Standen, Bilim Kutsal Bir İnektir, s. 198)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar geçmişte bazı üslup hataları yaptığını belirtir: &#8220;Birçok şeyi zor yoldan öğrendim.  Birçok kusur ve hata işledim ve bu kitabın büyük kısmı, bunlardan çıkardığım derslerden oluşur.&#8221; (s. 19, 28, 421) Müslümanlar tevazu ile kendilerini Allah&#8217;ın yanında bir hiç olarak bilirler. (s. 18) 5 Kasım 2000 tarihinde Londra&#8217;da Müslüman oldum. (s. 19) Hz Muhammed&#8217;in prensipleri üzerinden anladım ki, merhamet her şeyi güzelleştiriyor. (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ölüm üzerine düşünmenin ciddi faydaları vardır. Ölüm bize hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatır. Ölüm üzerine düşünmek, düşünceyi tetikler. Bir gün, son nefesimi vereceğimi fark ettiğim anda, her şey anlam kazanmaya başlamıştı. (s. 27) Teist, ateist olmayan anlamına gelen ve Yunanca asıllı olan bir kelimedir. (s. 33)  Ateistlerin ateist olmasının asıl sebebi, tanrının varlığına dair ortaya atılan delillerden ikna olmamalarıdır. Bu da aslında, birçok ateistin aslında ateist olmadığı fakat gizli birer agnostik olduğu anlamına gelir. Yapılması gereken, onlara sağlam argümanlar sunmaktır. Ateizm, psikoloji ile derinden irtibatlıdır. (s. 35) Ateizmde temel sorun, kötülük problemidir. (s. 36) Ateistlerin azımsanamayacak kadar çoğunluğu, gizli mizoteisttir. Ateistler, perdelenmiş bir ben merkeziyetçilik ile karşı karşıyalar. Bu,  dünyayı kendi bakış açıları dışında görmemek için özel gayret gösterdikleri anlamına gelir. Tanrıyı insan biçimine sokarlar. Ateistlere göre Tanrı da, bizim dünyayı gördüğümüz gibi görmelidir diye düşünürler. (s. 37) Tanrı kötülükten memnun olduğu için değil, bizim görmediklerimizi gördüğü için bütün bu olayların gerçekleşmesine izin vermektedir. Tanrı, fotoğrafın tamamını görmektedir. Dünyada gerçekleşen her şey, üstün ilahi bir hikmetin dahilinde cereyan etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Natüralizm, tanrıyı ve tabiatüstü gerçekliği reddeder. Ateistlerin felsefi natüralizmi kabul etmeleri şaşırtıcı değildir. Dawkins&#8217;e göre ateistler, felsefi natüralisttirler. (s. 38) Peygamberimiz, bütün insanların tanrının varlığını tasdik eden bir fıtrat üzere doğduğunu söyler. (s. 39) İslam nazarından bakıldığında ateistler müşrik olarak tarif edilir. (s. 40) İslam tarihinde dehriyyun denen akım sekizinci asırda ortaya çıkar. Onları kainatın ebedi olduğuna inanırlar ve her şeyin ezelden beri var olduğunu ileri sürerlerdi. (s. 41)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1689&#8217;da Polonyalı düşünür Kazimierz Lyszczynski, insanların Tanrı kavramını, başkalarına tahakküm aracı olarak üretildiğini ileri sürer. (s. 44) Pozitivistler, fiziki alemden başka bir varlığın olmadığını ileri sürerler. (s. 46) Big Bang, kainatın sonsuz olduğu anlayışını ortadan kaldırmıştır. Ayrıca &#8216;hassas ayar&#8217;, hücrelerin DNA&#8217;sının keşfedilmesi gibi gelişmeler ateizme cevapların bilimsel temellerinden bazılarını oluştururlar. (s. 47) Sekülerizm, genellikle ateizmin siyasi tezahürü anlamındadır. (s.  48) Ateistlerin homojen bir grup olduğunu söyleyemeyiz. (s. 49) Avrupa&#8217;da insanların %46&#8217;sı, Çinlilerin yarısı kendisini ateist olarak tanımlar. ( s. 50)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizmin bakış açısına göre hayat, saçma ve gülünç bir şeydir. Birçok ateist, kâinattaki bütün olayların fiziki faaliyetler üzerinden açıklanabileceğine inanan felsefi natüralistlerdir. &#8216;Tanrı yoktur&#8217; fikri, bir ümit, değer ve gayeden yoksullukla sonuçlanır. (s. 53) Ateizme göre, yaşadığımız acılar, duyduğumuz haz kadar anlamsızdır. Erdemler, fedakârlıklar, sıkıntılar yüksek bir gaye için meydana gelmemektedir. (s. 54) Natüralistlere göre var olan her şey aslında, maddenin yeniden düzenlenmesinden ibarettir veya kör fiziksel faaliyetler ve sebeplere bağlıdır. (s. 57) Natüralizmi kabul eden ateistler için duygular dahil her şeyin temelinde, soğuk fiziksel faaliyetler yer alır. Ateizme göre hiç bir şey bir gaye üzerine yaratılmamış ve tasarlanmamıştır. Her şey sadece, soğuk rastgele ve bilinçsiz fiziki faaliyetlerin ve sebepleri sonucudur. (s. 58, 63-64) Natüralizme göre bir katil ile masum bir kişi aynı son ile ödüllendirilir: ölüm. (s. 59)Tanrının bakış açısı, sonsuz ilim ve hikmet üzeredir. (s. 60) Eğer Bizler hayli düzensiz cansız parçacıklardan başka bir şey değilsek, insan hakları iddialarının temeli nedir? İslami açıdan baktığımızda dünya Tanrıya yakınlaşmamıza aracı olduğu için değerlidir. Yani batan bir gemi üzerinde değiliz. Eğer doğru şeyleri yaparsak, tanrının merhametini ve rızasını kazanabiliriz. (s. 61) &#8220;Neden buradayız bilmiyorum fakat eminim ki gayemiz bu dünyada sefa sürmek değildir.&#8221; Bu söz filozof Ludwig wittgenstein&#8217;a aittir. (s. 62) Natüralizmin bakış açısı şöyledir: Bizler evvelden gelen birtakım fiziki hadiselerden meydana gelmişsizdir. Bunlar kör, tesadüfi ve mantıklı bir süreci takip etmeyen bir hadiseler bütünüdür. (s. 63) Bizler, anlam arayışından kaçamayız. Dawkins, &#8216;Gen bencildir&#8217; isimli kitabında, bedenlerimizin sadece üremek ve çoğalmak için geliştiğini ileri sürer. (s. 64) Bu görüşün temel problemi, bizim varlığımızı uzun süreli bir biyolojik sürecin tesadüfi bir sonucuna indirgemesidir. Ateizmde insan, parçacıkların rastgele çarpışmaları ve moleküllerin rastgele düzenlenmesine meydana gelen bir yan ürün, bir tesadüf varlık olarak görülür. (s. 64) Ateizm, sonsuz ve anlamlı bir mutluluktan yoksulluktur. Zaman hızla tükenmekte ve ölüm vardır. Bir insan böyle bir bakış açısı ile mutlu olabilir mi?  Evrime göre, &#8216;hayatta kalmak ve üremek için&#8217; varız. Evrimin bakış açısına sahip bir insan yaşamı sadece, &#8216;hayatta kalma ve üreme&#8217; içgüdülerine indirgenmiş bir hayat olarak görür. Böyle bir  insanın mutlu olması mümkün müdür? (s. 65) Anlamlı bir mutluluğa gerçekten kim olduğumuzu anlamadan ve hayatın ciddi sorunları ile yüzleşmeden ulaşamayız. Natüralizmde, &#8216;neden buradayız&#8217; sorusunun cevabı yoktur. &#8216;Nereye gidiyoruz&#8217; sorusunun da&#8230;.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;a göre, her yaptığımız iş bir ibadet olabilir. (s. 67) Eğer Tanrıya ibadet etmezsek, başka tanrılara ibadet etmemiz kaçınılmaz olur. Arzularımızın kölesi oluruz. Bizim birçok efendimiz olur ve her biri bizden bir şey ister.  (s. 68) Eğer ibadet etmezsek, bizi insan yapan şeyleri de unuturuz. (s. 70) Kendinde akıl olmayan bir şey, nasıl olurda aklı olan başka bir şeyin meydana gelmesine sebep olabilir? (s. 75) Ancak akıldan akıl doğar. (s. 76) Natüralizme göre, fiziki şeylerin hiçbir amacı yoktur. Hiçbir şey, atom, molekülleri bir maksat üzere hareket ettirmemektedir. Eğer durum böyleyse, zihnimizin kavrama kabiliyeti, akıl yürütme nasıl açıklanabilir ve zihin neden vardır? (s. 81, 94) Fiziki süreçler akıldan mahrum ise, nasıl olurda akla sebep olabiliyor, onu nasıl ortaya çıkarabiliyor? Fiziki süreçler tanımları gereği akıl sahibi değildirler. (s. 82) Natüralizm, akıl yürütme kabiliyetimizi açıklayamaz. (s. 83) Natüralizme göre hayatta kalabilmemiz için bir muhakeme kabiliyetine sahip olmamız gerekir. Bu nedenle evrim, bu özelliği bizlere vermiştir. Zihni bir kavrayışa ulaşmak, varlığımızı devam ettirmek için bir şart değildir. Ayrıca keşfetme gibi özelliklerimiz genellikle, hayatta kalmamızı zorlaştırır. (s. 84) Zihnimizin, kainatı anlama kabiliyetine sahip olacak şekilde evrilmesi hiç mantıklı değildir. (s. 86) Sanatla uğraşmak, maneviyat ile ilgilenmek, felsefe yapmak varlığımızı devam ettirmemize, ürememize fayda sağlayan şeyler değildir. Doğal, tabii seleksiyon, bütün bunları ortadan kaldırmış olmalıydı. Çünkü bu davranışların bir faydası yoktur. (s. 87)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sözde kör, rastgele, fiziki süreçlerden meydana gelen zihnimizle nasıl oluyor da, akıl yürütme kabiliyetimizi kullanarak bir sonuca ulaşabiliyoruz? (s. 94) İnsanlar sadece kavrayış kabiliyetine değil aynı zamanda bu kavrayışlara anlam verme kabiliyetine de sahiptir. (s. 96) Bir bilgisayar kendisini tasarlayanların aklının uzantısıdır. (s. 99) Tanrının varlığı bir kültürün ürünü değildir. Bu inanç evrenseldir. Sosyologlar ve antropologlar, ateist bir çocuğun bir adaya terk edildiği takdirde, adanın bir yaratıcısı tarafından yaratıldığına inanmaya başladığını iddia etmektedirler. (news.bbc.co.UK/today/hi/today/newsid_7745000/7745514.stm)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10493 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/issiz_ada_1.jpg" alt="" width="232" height="123" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler, kainatın bir sebebi veya yaratıcısı olduğunu inkar etmelerini doğrulamak, delillendirmek zorundadır. (s. 112) Bir yaratıcının varlığını inkar ederken, ellerindeki delil nedir?  (s. 113) Tanrının var olduğunun delilleri fıtratı uyandırır, Allah&#8217;ın varlığını kabul etmekle insan aslına döner. (s. 115) Akli deliller, fıtratı uyandırmak veya aydınlığa çıkarma aracı olarak hizmet eder. (s. 116) Ateistler, tanrının var olmaması üzerine bir pozitif bir delil getirmek zorundadırlar. (s. 117)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Acaba onlar bir yaratıcı bulunmadan mı yaratıldılar, yoksa yaratıcı kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yaratmışlar? Hayır hayır! Onlar bir türlü idrak edip inanmıyorlar.&#8221; (Tur, 35-36) Kur’an, bir şeyi yaratılışını veya varoluşunu açıklamak için 4 ihtimal olduğundan bahseder: Yokluktan gelme, kendi kendini yaratma, yaratılmış bir mahluk tarafından yaratılma, yaratılmamış mahluk olmayan bir şey tarafından yaratılma. (s. 121) Kainat kendi kendine yaratılmış olabilir mi? Annemizin kendi kendini doğurması mümkün müdür?  (s. 134) Önümüzde iki seçenek vardır: Tanrı mı daimi olarak var, yoksa kainat mı?  (s. 138) Ey ateistler, &#8220;Seçiminizi yapın. Tanrı veya Evren. Biri en başından beri daima vardı.&#8221; (Anthony Flew, There is a God, sayfa 137) Mutlaka yaratılmamış bir yaratıcı olması gerekir. Kainatı Tanrı yaratmıştır ve yarattığı kainatın kanunlarından bağımsızdır. Başlangıcı olmayan bir şey, yaratılmış olamaz. Kâinatı, kanunları ile birlikte var eden Allah&#8217;tır! (s. 141) Yaratılmamış olan yaratıcı ilim sahibi olmalıdır çünkü yaratmış olduğu kainata kanunlar koymuştur. Yerçekimi, zayıf ve kuvvetli nükleer enerji, elektromanyetik güç gibi. Yaratıcı, kudret sahibi olmalıdır. Çünkü kainatta muazzam bir enerji vardır.  (s. 142) Boşluklar Tanrısı safsatadan ibarettir. Bilimin bazı meseleleri henüz açıklayamamış olmasının tanrının varlığına delil oluşturmadığını, çünkü bilimin ileride her şeye bir açıklama sağlayacağını savunur. (s. 163)  Halbuki, bilimin çalışma sahası &#8216;bağımlı nesnelerin dünyası&#8217; ile sınırlıdır. Dolayısıyla bilim sadece, bir bağımlı nesnenin başka bir bağımlı nesne ile olan irtibatını açıklayabilir. (s. 164)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Daniel Bor: &#8220;Nasıl oluyor da 1300 gram kadar sinir hücreleri, her uyanık halimizi kuşatan kusursuz bir hisler, düşünceler, hatıralar ve algılar kaleydoskopunu meydana getiriyor.&#8221; Zor problem hala çözülmüş değil. Madde, soğuk, kör ve bilinçten yoksundur. Madde, kendinde olmayan ve potansiyel olarak ortaya koyamayacağı bilince sebep olamaz. (s. 171) Profesör Christof Koch, &#8220;Sinir sistemi ile bilinç arasındaki irtibatın nasıl gerçekleştiği hala tanımlanabilmiş değil.&#8221; (C. Koch, Consciousness, MIT Press, s. 23) demektedir. Profesör Torin Alter, fiziki bir nesne olan beynin nasıl bilinçli bir tecrübe meydana getirebileceğine cevap bulunamadığına değinir: &#8220;Beynimdeki faaliyetler nasıl oluyorda tecrübeleri üretiyor? Neden her fiziki olay bilinçli bir tecrübe ile beraber meydana geliyor? (T. Alter, Hard problem of consciousness, s. 5)  Bütün gerçeklik, fiziksel gerçeklerden ibaret değildir. (s. 179) Öznel bilinçli haller, işlevsel açıdan anlaşılamaz. (s. 188) Ben, başka bir kişinin saldırgan bir hayvan tarafından tehdit edilmesinin, o kişi için nasıl bir his olduğunu bilemem. (s. 189) Bilincin kaynağı nedir?  (s. 196)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kainat, bir gayeye yönelik tasarlandığını işaret eden muntazam, hassas, engin bir mimariye sahiptir. Kainat hayatın devam edebilmesi için en doğru kanunlar ile donatılmıştır. Eğer bu kanunlar farklı olsaydı bu kitabı okuyor olmazdınız. (s. 201) Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder. Göğü Allah yükseltti ve dengeyi o koydu.&#8221; (Rahman, 5-7) &#8220;Göklerin ve yerin yaratılışında, akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.&#8221; (Ali İmran, 190) İnce ayar, dünyadaki hayatı mümkün kılar. (s. 205) Yer çekimi kanunu:  İki kütle arasındaki çekim kuvvetidir. Yerçekimi olmasaydı yıldızlar ve gezegenler olmazdı. Elektromanyetik kuvvet: Elektronları yörüngelerinde tutar. Güçlü nükleer kuvvet: Çekirdek artı yüklü protonlardan meydana gelir. Normalde dağılması gerekir fakat güçlü nükleer kuvvet sayesinde çekirdek tek parça halinde kalır. Zayıf nükleer kuvvet: Yıldızlara yakıt sağlamaktan radyoaktif bozunmalara dek sorumludur. Neden farklı kanunlar yerine bu kanunlar gözlemleniyor? Bu kanunlar nasıl oluyor da, bilinçsiz, akılsız, kör ve gelişigüzel haldeki fiziki süreçleri insan hayatını sürdürebilecek şekilde yönetebilmektedir?  (s. 207) Einstein, &#8216;Ben bir ateist değilim. Bizler farklı dillerde kitaplarla dolu büyük bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk konumundayız. Çocuk kitapların yazılmış olduğu dilleri anlamıyor. Kitapların yerleştirilmesinde gizemli bir nizam olduğunu düşünüyor.&#8221; der (M. Jammer, Einstein and Religion, s. 150) Yine o, &#8220;Bilimle ciddi biçimde uğraşan herkes, doğanın kanunlarının insanoğlundan üstün ve karşısında tüm alçak gönüllüğümüzle saygı duymamız gereken bir yaratıcının varlığının tezahürü olduğuna inanır.&#8221; (Max Jammer, Einstein ve Din, 93) demektedir. Jüpiter dünyamız için kozmik bir kalkan görevini üstlenmektedir. (s. 209)  Fizik kanunlarının ve birtakım fiziki süreçlerin kainatları oluşturmasına inanmak, Tanrıya inanmaktan çok daha zor ve akıl dışı bir iddiadır. (s. 216) &#8220;Tanrı mutlaka kainattan daha karmaşık, anlaşılması zor bir varlık olmalı&#8221; diyen Dawkins&#8217;e, eski ateist A. Flew şöyle cevap verir: &#8220;Tanrı fikri o kadar basit ve anlaşılabilir bir fikirdir ki, bütün semavi dinlerin bağlıları tarafından anlaşılmıştır.&#8221; (Flew, There is a God, s. 111) İnsanların, arabalardan daha karmaşık yapıya sahip olması, arabaları tasarlamadıkları anlamına gelmez. (s. 219)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyada kötülükler neden var? &#8211; Bu konu, &#8216;Kader&#8217; adlı yazımızda da ele alınmıştır-</span><br />
<span style="color: #000000;"> Biz, birer insan olarak empati kurmalı ve diğer insanların yaşadıkları zorlukları azaltmak için yollar aramalıyız. (s. 257) İlahi hikmete erişilememesi, onun var olmadığı anlamına gelmez. (s. 259) Tanrının hikmetini tam anlamıyla kavrayabileceğimizi iddia etmek, aslında Tanrı gibi olduğumuzu söylemektir.  (s. 260) Tanrı insanlara aşkındır ve hikmet ve ilmin tamamına sahiptir. O,  el-Hakim olduğuna göre ve isimleri ve sıfatları mükemmel olduğuna göre, her fiilinin arkasında bir hikmet vardır.  (s. 261) Tanrının hikmeti sınırsız ve eksiksizdir, fakat biz sınırlı bir ilme sahibiz. Aksi iddia, elinde tek parça varken, bütün bulmacayı çözdüğünü inanmaya benzer.  (s. 264) İnsanın başlıca gayesi, geçici bir mutluluk yaşamak değildir. Bilakis asıl gaye, tanrıyı tanıyıp ona ibadet etmektir. (s. 266) Ahlaki ve manevi gelişmemizi sağlamak için zorluklarla karşı karşıya olmamız zorunludur. Eğer karşımıza hiçbir tehlike çıkmıyorsa, nasıl cesaret gösterebiliriz? Hayat, aramızdan kimlerin sonsuz saadeti, mutluluğu hak ettiğini göstermeye yarayan bir mekanizmadır. (s. 267) İmtihan, kullar için sonsuz mutluluk yurdu olan cennet için bir kapıdır. Bizden daha iyi bilen Tanrı, bizleri cesaretlendirerek, bu imtihanları aşmamız için ihtiyacımız olan kuvvete sahip olduğumuzu bize bildirir. (Bakara, 286) Çektiğimiz zorluklar ve çileler, Allah&#8217;ın el Hafiz , el-Şafi gibi isim ve sıfatlarını tanımamıza vesile olur. Hayat imtihanında insanlar dilediklerini yapmak için yeterli özgürlüğe sahip olmalıdır.  (s. 269) Çektiğimiz acılar, dünyanın ne kadar düşük bir yer olduğunu gösteriyor ve bizi onun geçici tabiatından koparıyor. Böylelikle Tanrıya yaklaşma imkanı buluyoruz. (s. 270) Ateizme göre bir insan, bütün hayatı boyunca ıstırap çekip sonrasında kendini birdenbire, mezarda bulabilir. Çektiği bütün acılar, sıkıntıların ve yapmış olduğu fedakarlıkların hiçbir anlamı kalmaz. İslam geleneğinde ise, müminin hayat yolculuğuna yardım eden çokça kavram, ilke ve fikir bulunur. (s. 272) Hz Muhammed, &#8220;Aç olanları doyururuz, hastaları ziyaret ediniz.&#8221;  buyurmaktadır. (Buhari, Tecrid, VII/404) Ateizm mantığı insanı umutsuz bir hale sokar.  (s. 274)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim sadece gözlemler üzerinden çözülebilecek meselelere odaklanır. Tanrı tanımı gereği fiziki alemden bağımsız bir varlıktır. Dolayısıyla onun doğrudan gözlenebilmesi mümkün değildir. (s. 275) Hugh Gauch, &#8220;Bilimin ateizmi desteklediğini iddia etmek, yüksek miktarda heyecan, hissiyat ve düşük miktarda mantık ile hareket etmek demektir.&#8221; (Gauch, Scientific method in brief, s. 98) demektedir. Gözlem üzerine geliştirilmiş bir düşünce metodu, gözlemlenemeyen bir şeyin varlığını reddedemez.  Bilimin burada yapabileceği şey, tanrının varlığına delalet edecek deliller ortaya koymaktır. (s. 276) Bilimin birçok sınırı ve cevap veremeyeceği birçok soru vardır. (s. 277) Bilim, bütün sorulara cevap veremez, çünkü gözlemlerle sınırlıdır, olayların neden meydana geldiği açıklayamaz, bazı metafizik soruların cevabını veremez, ahlaki olarak belirsizdir, nötrdür, şahsi olan ile alakadar olamaz. (s. 281) Bilim, bize bir şeyin ne olduğunu söyler, ne olması gerektiğini değil. (s. 283) Bilimin, ne-nasıl sorularına cevap verebildiğini, fakat neden-niçin sorularına cevap vermekte başarısız olduğunu görmeliyiz. Neden sorusundan kastettiğimiz, olayların gerçekleşme gayesidir. (s. 287) Newton mekaniği uzay ve zamanın sabit unsurlar olduklarını var sayıyordu, fakat Einstein bu iki unsurun izafi ve dinamik olduklarını gösterdi. Einstein modeli Newton modelini yerini aldı. (s. 298)  Bilim hiçbir zaman sonsuz gerçeklerin bir derlemesi olmamıştır. Kainatın bir başlangıcının olduğu Kur’an&#8217;da açıkça ifade edilir. Kur’an&#8217;da güneşin bir yörünge üzerinde olduğu da belirtilir. (s. 299) Bilimsel sonuçlar, değişken ve mutlak olmayan işler olarak kabul edilmelidir. Bilim değişebilir. (s. 300) “Gerçi bilim vardığı sonucu değiştirip yerine yenisini koyuyarsa da, uzun vadede tabiatın hakikatine biraz daha yaklaşarak ilerlemektedir.” (Anthony Standen, Bilim Kutsal Bir İnektir, s. 161) Bilimsel bilgi ve ilahi vahyin iki farklı bilgi kaynağı olduğunu belirtmemiz gerekir. Bir tanesi sınırlı niteliklere sahip olan insan zihninden, diğeri ise tanrıdandır. Bizler hakikatin ancak küçük bir parçasını idrak edebiliriz. Bizim bilgimiz sınırlıdır, tanrının bilgisi ise sınırsızdır. (s. 301) Bilimin vardığı sonuçlar değişmez sonuçlar değildir, bütün sorulara cevap veremez. (s. 304) Kur’an, hiç kimse tarafından taklit edilememesi, İslam ilim geleneğinde &#8216;i&#8217;cazu&#8217;l-Kur’an&#8217; olarak ifade edilmiştir. Acizlik, insanı aciz bırakan anlamına gelir. (s. 321)  Profesör Neal Robinson, Discovery the Quran (s. 254) isimli kitabında, &#8216;Kur’an&#8217;da bulunan sanatların, oldukça tesirli belagat ve hitabet araçları olduklarını&#8217; belirtir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Muhammed peygamberliği boyunca çokça sıkıntılar ve imtihanlar geçirmiştir. Çocukları, hanımı vefat etmiş, boykota uğramış, en yakınları işkencelere uğramış, ve öldürülmüş, çocuklar tarafından taşa tutulmuş, savaşlara katılmış, sürülmüş, çileler çekmiş aç kalmış vb bir çok zulme uğramış ve kendisine teklif edilen zenginlik ve gücü reddetmiştir, tebliğinde hiç bir tavizi vermemiştir. (s. 342, 355) Bir yalancı, genellikle dünyevi menfaatler için yalan söyler. (s. 355) Oğlu vefat ettiği gün vuku bulan güneş tutulmasını Hz Muhammed kendi lehine kullanmamıştır. (s. 356) Hz Muhammed uzaktan bakınca insanların en heybetlisi, yanına gelince tatlı ve çekici idi. Kimseyi kınamaz, ayıplamazdı. (İbni Kayyım, Zadul Mead, s. 50)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İbadet, bizi biz yapan şeydir. Allah&#8217;a kulluk etmeyen, başka şeye kulluk eder. İslami açıdan sizin en çok sevip hürmet ettiğiniz şey, sizin tapındığınız şeydir. Bu bir ideoloji, lider, aileden bir fert hatta kendiniz olabilir. Allah&#8217;a ibadet etmiyorsak, başka bir şeye tapıyoruzdur. Kendi nefsimize, arzularımıza veya gelip geçici maddi varlıklara. (s. 409, 415) Bizim ibadetlerimiz O&#8217;na bir şey kazandırmaz, etmememiz O&#8217;na bir şey kaybettirmez. (s. 412) Kur’an, Allah&#8217;ı Rab kabul etmezsek, birçok efendilere köle olacağımızı bizlere gösterir. (s. 416)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle.&#8221; (Fussilat, 34) Gelin, fazilet ve güzellik ehli insanlar olalım. (s. 424)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10494" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-bilim-1-2020.jpg" alt="" width="64" height="93" /> Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Din, Bilim, Ateizm: Bilim ne değildir? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önsöz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim, Jön Türkler ve sonrasında Cumhuriyet elitiyle birlikte doğayı tanımamızı sağlayan bir araç olmanın ötesine geçmiş, toplumsal meselelerde dahil olmak üzere her türlü sorunun çözümü olarak görülmeye başlanmıştır. (s. 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu kitapta, bilimin doğasını, amaçlarını ve meşru sınırlarını tartışmayı hedefliyorum. Bilimin ideolojiler tarafından nasıl araçsallaştırıldığını, hatta zaman zaman çarpıtıldığını, (s. 9) Celal Şengör ve yeni-ateistler üzerinden tartışılacaktır. (s. 13) Bu kitabı yazmaya ikna olmamın önemli bir nedeni, Şengör’ün toplumdaki saygın bilim insanı kimliğini kullanarak, metafizik ve ideolojik görüşlerini bilimsellik kılıfı altında sunmasıdır. (s. 24)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör, Hıristiyan din adamı olan bir jeoloğa, bilim ile dinin çatıştığını &#8216;öğrettikten&#8217; sonra, iki meslekten birisini seçmesini öğütlemiştir. Tabii Şengör, örneğin, G. Mendel, G. Lemaitre, W. Buckland, J. S. Henslow, N. Steno, G. Mercalli vb. bilim adamlarının aynı zamanda bir din adamı olduklarından haberdar olmalıydı. (s. 12) Şengör, bilime hayalindeki seküler toplumu yaratmada başrolü uygun gören bir yazara dönüşmüştür. Şengör, Big Bang gibi genel kabul gören bilimsel bir teoriyi, ateizmle uyumlu olmadığı gerekçesi ile reddetebilmektedir. (s. 13) Yeni-ateistlere göre bilim, dinin yerini alması gereken bir rehberdir. (s. 15) Che Guevara’yı eşkıya olarak nitelendiren TBMM Başkanı İsmail Kahraman yoğun eleştiriye uğrarken, Guevara’yı Amerikan çete lideri Al Capone’a benzeten Şengör hiç tepki toplamamıştır. (s. 17) Toplumdaki birçok kişi, Şengör gibi doğa bilimcilerin disiplinlerindeki çalışmaları ile elde ettikleri prestijin, onlara hayatın her alanında dilediğince konuşma hakkı tanıdığına inanmaktadır. ( s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sosyolojinin kurucularından Saint-Simon, bilimin ona yüklenen öncülük vazifesini yerine getiremeyip, ordunun ihtiyaçlarına uygun bilgi üreterek yıkıcı bir araca dönüştüğünden yakınır. Bilim, tarif eder, açıklar, öngörür; onun hayatlara yön verme gibi normatif bir yönü yoktur. Şengör, sosyoloji, felsefe ve özellikle de bilim sosyolojisi ve bilim felsefesi ile bilim tarihi alanlarında ya bilgisiz ya da manipülatiftir/yönlendirmecidir.  ( s. 22) Hiçbir insanın otoritesi, gerçeğin üstünde değildir. ( s. 23)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sosyolog Stephan Fuchs, bilimsel sürecin icrasında &#8220;inanç ve güven&#8221; e ihtiyaç duyulduğunu, yani bu anlamda bilimin de dine benzer öğeler içerdiğini belirtir. ( s. 26)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör ve yeni-ateist düşünürler, modern ve rasyonel toplumlarda dinin yerinin olmaması gerektiğini, gerekirse bunun sosyal politikalarla sağlanması gerektiğini savunmaktadırlar. ( s. 28) Ufuk Uras dinden uzaklaşma sürecini şöyle anlatır: 1968 yılında &#8216;laboratuar ortamında&#8217; amino asitlerden proteinler yapıldığını öğrenince bende bazı ampuller yandı. (s. 30) Halbuki, onu ateizme götüren bu ilk adımın, &#8216;özel laboratuar ortamında&#8217; ancak sağlanabildiğinin  farkında olması ve ateizme değil taizme yönelmesi gerekirdi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gherman Titov, 1962 yılında düzenlenen bir toplantıda şöyle der: &#8220;Uzaya gittim ve tanrı&#8217;yı görmedim.&#8221; </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10185" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Gherman-Titov-1.jpg" alt="" width="102" height="138" /> Gherman Titov</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör&#8217;de, &#8220;Küçücük çocukluğumdan beri ateistim. Cehennemdi, melekti falan, bunlar nerede? diyordum, cevap yok.&#8221; diyerek, ateist olma serüvenini anlatır. (s. 120) Rus Kozmonot Titov&#8217;da, göremediğini iddia ettiği varlıklara inanmadığını söylemişti. Halbuki göremediğimiz varlıkların uydurma olduğunu bilim iddia etmez. Bilim sadece doğanın nasıl çalıştığını inceler. (s. 31) Din, bu görüşe göre, akılsız insanların sığındığı, akılcı insanlara hitap edemeyen bir öğretiler bütünüdür. (s. 32) Titov, bunu yaparken dinlerin tanrı tasavvuru reddederek kendisinin tanrı anlayışına dinlere dayatmaktadır. (s. 35) Yeni-ateistler, tanrının var olmadığından emindirler ve dini, kendisine karşı mücadele edilmesi gereken bir şey olarak görürler. Lawrence Krauss, kendisini &#8216;militan ateist&#8217; olarak tanımlar. (s. 36) Yeni-ateistlere göre dinler, bilimi baltalayan kurumlardır. (s. 37) Avrupa ve Amerika&#8217;da İslam&#8217;ın ve İslami hayat tarzının daha fazla görünür olması, islamofobik çevrelerle yeni-ateistleri birbirine yaklaştırmıştır. Örneğin Dawkins, Hollandalı ırkçı politikacı G. Wilders&#8217;ı, İslam karşıtı &#8216;fitne&#8217; adlı filmi nedeniyle kutlanmıştır. Amerikalı siyasetçiler Ben Carson ve Ted Cruz&#8217;un işkencenin gerekli olduğunu iddia etmesi de bu minvalde değerlendirilmelidir. Yeni-ateistlere göre bilim, dinin Panzehiridir. (s. 41) Yeni-ateist yazarlar sadece bilim tarihinin çarpıtmakla kalmaz, dünya görüşlerini doğrulamak adına, felsefi açıdan tutarsız ve hatalı birçok iddiada bulunurlar. (s. 43) Rodney Stark&#8217;a göre, sadece Robin Hood hikayeleri okuyan bir kişi ortaçağ hakkında ne kadar bilgi edinebilirse, yeni ateist literatürden beslenen bir kişide teoloji hakkında o kadar bilgi edinebilir. (Stark, What Americans Really Believe, s. 120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oxford üniversitesinde matematik profesörü olan John Lennox&#8217;un da dikkat çektiği gibi, yeni-ateistler &#8216;gürültücü ve kavgacı&#8217;dırlar. Dennett&#8217;e göre, evrim teorisine şüpheyle yaklaşanlar &#8220;cahil ve kötüdür.&#8221; Dawkins ise evrimi reddedenlere birkaç seçenek sunar. Onlar, Dawkins&#8217;e göre; &#8216;cahil, aptal, deli ya da kötüdür.&#8217; Bilimin verilerine atıfta bulunarak tanrının varlığına ikna olduğunu belirten 20. yüzyılın en önemli ateist felsefecisi Anthony Flaw da, &#8216;satılmış veya delirmiş&#8217; olmakla suçlanmaktadır. (s. 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanoğlu, Şengör&#8217;e göre, bilimden sapıp dine yaklaştıkça başını belaya sokmuştur. -Bu ithama cevap için sitemizdeki, &#8216;İslamî emirler ve hümanizm&#8217; adlı yazıya bakılabilir- Şengör, kendi dünya görüşünü bilimin görüşü olarak sunmaktadır. Şengör&#8217;ün kavgacı üslubu, diğer görüşlere karşı tahammülsüzlüğü, tarihsel verileri çarpıtması, bazı tarihsel verileri görmezden gelmesi, işlediği mantık hataları ve argümanlarındaki tutarsızlıklar, yeni-ateist literatüre aşina olanlara tanıdık gelecektir. (s.  47, 148) Şengör de, şiddetli bir demokrasi eleştirisine rastlanmaktadır. Şengör, seküler elitlerin yönetiminde olduğu, oligarşik bir sistemi savunmaktadır. (s.  48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör, dine karşı öfkesi nedeni ile mi bilime yaklaşmaktadır yoksa bilime olan sevgisi nedeniyle mi dine karşıdır? Bu kitapta, şengör&#8217;ün dine karşı hissettiklerinin onun yazılarındaki temel motive edici unsur olduğunu iddia edeceğim. (s. 49) Bilimin, ahlaki ve siyasi problemleri nasıl çözeceği konusunda Şengör&#8217;den, derin ve detaylı bir analiz bekleyen okurlar sadece hayal kırıklığına uğrayacaktır. (s.  51) Şengör, &#8216;sürekli akraba evliliklerinin&#8217; zararlarından bahsettiği (Newton neden Türk değildi, s.158) kitabında mantık hatasına düşmektedir: Yahudilikte olan ve sadece belli bir ırk içinde evliliği ifade eden bu görüş ile İslam ümmetinin, ırklar arası kardeşliği savunduğu dünya görüşü asla birbirine karıştırılamaz. -Bu konuda akraba evliliği başlıklı yazımıza bakılabilir.-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Üstünlüğü belirleyen temel kriter eğer zeka ise, zihinsel engelli kişileri ontolojik merdivende nereye yerleştireceğiz? İnsanların diğer canlılardan farklı ve üstün olduğu yönündeki görüşün bilimsel bir desteği yoktur. Bu ontolojik statü farkını bilimle değil insanı eşrefi mahlukat olarak gören dinle temellendirmek ancak mümkündür. ( s.  54)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör, tesettürün yasaklanmasının demokrasiye aykırı olmadığını ileri sürer. (Bir toplum nasıl intihar eder, s. 131) O, Demokrasiler sağlığa zararlı her eylemi yasaklanmalıdır. (s. 57) görüşündedir. -Bu konuda, &#8216;tesettür kemik erimesine neden olur mu?&#8217; adlı yazıya bakılabilir.- Şengör, bilimin ne dediği ile ilgilenmekten ziyade, kendi ideolojisine bilimsel destek aramaktadır. Şengör&#8217;ün İslam karşıtlığının temeli, geleneğe duyduğu tepki oluşturmaktadır. (s.  58) Yeni-ateist yazarlar gibi Şengör de, bilimi tartışılmaz teorilerden oluşan, tüm bilim insanlarının uzlaşı içinde olduğu bir uğraşı olarak resmetmektedir. (s. 59) ki bu tamamen gerçek dışı bir görüştür. -Bu konuda, &#8216;Bilim değişmez mi?&#8217; adlı yazımıza da bakılabilir- Halbuki Şengör, doğa bilimlerinde bilim insanlarının arasında ciddi görüş farklılıkları olduğunu bilmektedir. Evrim teorisini savunanların arasında, üzerinde ulaşılmayan önemli noktaların bulunduğunu da duymuş olmalıdır. (s.  63) Bilim ne kadar bağımsızdır? Paul Feyerabend, &#8216;bilim insanı araştırmasını destekleyen kurumun dünya görüşüne uygun davranmak, onu desteklemek zorundadır.&#8217; demektedir. (Feyerabend, Akla veda, s. 292)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nobel ödüllü fizikçi Max Born, 20. yılın başında dahi, fizikçilerin Newton fiziğinin doğruluğundan şüphe etmeyecek şekilde eğitim aldıklarını hatırlatır.  (s.  66)  M. Planck: Yeni bir bilimsel gerçeklik, ona karşı çıkanları ikna ederek ve onların ışığı görmelerini sağlayarak değil, ona karşı çıkanlar en sonunda öldükleri ve ona aşina yeni bir nesil büyüdüğü zaman galip gelir.&#8221; der. (s. 66) Richard Lewontin, &#8220;bilimin sosyal etkilere açık olduğunu, hakim ideolojilerden az ya da çok etkilendiğini söyler.&#8221; (Richard C. Lewontin, Biology as Ideology, s. 9) Doğa bilimleri de sosyal etkenlerden tamamen korunmuş değildir. ( s. 67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör, Kark Popper&#8217;ın bilim anlayışının çok daha isabetli olduğunu belirtmiştir. Halbuki Popper&#8217;a göre, bir iddianın bilimsel olması için onun yanlışlanma potansiyelini içinde barındırması gerekmektedir. (s.  70) Popper, ‘bilimsellik ile doğruluk eş anlamlı değildir’ derken, bilimsellik kavramını bir övgü sözcüğü, bir doğruluk ifadesi olarak kullanmaz. Şengör ise onun bilimsellik ile kastettiğini yanlış anlamış, ‘bilimsel olmayanın ciddiye alınmaz olduğunu’ iddia etmiştir. (s. 71) Popper, militan ve dogmatik ateistlerin aksine bir iddianın bilimsel olmamasının, o iddiayı anlamsız kılmaya yetmeyeceğini düşünür. (M. H. Hacohen, Karl Popper, s. 69) Kısaca Şengör, Popper&#8217;i yanlış anlamıştır. (s. 70) Şengör, bilimsel bilgiyi inancın tam karşısına yerleştirir. Sadece dini bilgiye değil, sosyal bilimlere de antipati ile yaklaşır. Ona göre doğa bilimleri, bilginin tek meşru kaynağıdır. (s. 73)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Freud, insanların evrenin merkezinde olmadığını ileri sürer. Hâlbuki bu görüş, bilimsel son gelişmeler ile çelişmektedir; Evrenin insanın yaşamına izin verecek biçimde şekillendiği artık bilinmektedir. (s. 86) Darwin, insanların bir tür hayvan olduğunu iddiası ile ilk, Freud ise, insanın zihinsel olarak hasta olduğunu ileri sürerek insanlığa son darbeyi vurmuştur. (See D. Brett King, William Douglas Woody ve Wayne Viney, A History of Psychology, s. 402)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör, Comte&#8217;un çok tanrılı dinlerden tek tanrılı semavi dinlere doğru evrilen ve dolayısıyla &#8216;insanlar tarafından yaratılan din&#8217; görüşünü benimsemiştir. Bu görüşe göre tanrı fikri, bilgi eksikliğinin bir sonucudur. Bilimsel bilginin artması ile tanrıya olan ihtiyaçta yok olacaktır. (s. 90)  Engels &#8216;Doğanın diyalektiği&#8217; adlı çalışmasında, &#8216;bilimin ilerlemesi ile doğanın tüm sonsuz alanı fethedilir ve onda yaratıcı için artık bir tek yer kalmaz.&#8217; (Marx ve Engels, Din üzerine, s. 189) demektedir. (s. 91) Bilim adamlarının arkeolojik ve bilimsel yoldan elde ettikleri bilgilerle vardıkları sonuç hakkında evrimci yazar Harari, &#8220;Elimizde neredeyse hiçbir kanıt yok ve olanlarda binlerce değişik şekilde yorumlanabilir. Yapılan her tasvir spekülatif-kurgusal olacaktır. Akademisyenlerin teorileri aslında kendi ön yargılarına ışık tutar.&#8221; (Harari, Sapiens, s. 67) derken, aslında ateist ve evrimcilerin, önyargı ve sübjektif bir bakış açısı ile dinlerin insanlar tarafından yaratıkları iddia ettiklerini de itiraf etmiş olmaktadır. (s. 93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör ve yeni-ateistlerin dinlerin, bilimin gelişimini engellediği terzide yüzeysel ve tarihsel açıdan problemli bir iddiadır. (s. 99) ve sosyolog Rodney Stark&#8217;ın, üniversitelerin dinlerin ürünü olduğu görüşü de bu iddiayı yalanlamaktadır. (s. 100) Bugün bilim insanından beklenen, tanrı yokmuş gibi davranmasıdır. (s.  101) Şengör, İslam ülkelerinin 14. yüzyıldan itibaren bilime sırtları döndüğünü ifade etmektedir. Eğer toplumların bilimden uzaklaşma nedenleri din-İslam olsa idi, İslam ile 7. yüzyılda tanışana dek, bilim sahnesinde yer almayan Arap toplumlarının, ondan sonraki 7 asır boyunca bilime ve felsefeye yaptıkları büyük katkı nasıl açıklanabilecektir? -Bu konuda, &#8216;Müslüman bilim öncüleri ve İslam biliminin Rönesansa etkileri&#8217; adlı yazıları tavsiye ederiz.- Şengör, Bir toplum nasıl intihar eder? adlı eserinin 103. sayfasında, bilim adamlarının ölümleri için &#8216;hayatlarını vermiştir&#8217; derken, din adamları için seçtiği kelime ise, &#8216;telef olmak&#8217; olmuştur. (s. 103) İnsanın çoğu zaman doğrunun değil, kendisini mutlu edecek sonuçların peşinde olduğunu iddia eden Nietzsche&#8217;nin iddiasına, Şengör ve yeni-ateistler iyi birer örnek teşkil etmektedirler. (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şengör, öncelikle ateizmin doğru, dinlerin yanlış olmasını temenni etmekte, sonra bu temennisini tarihi, bilimsel ve felsefi &#8216;kanıtlar&#8217; ile desteklemeye çalışmaktadır. (s. 105) Şengör, &#8216;kainatın ve zamanın ne başı ne de sonu vardır; sınırsızdır.&#8217; ( T24com.tr, ‘Ateizm, tanrı fikrinden tutarlıdır’ adlı video, 6.1.2016) demektedir. Bilimsel veriler, evrenin sonsuzdan beri var olmadığını gösterirken Şengör, hem de bir bilim insanı olarak, metafizik ve ideolojik nedenlerle bu bilimsel verileri reddetmektedir. (s. 106) Alex Wilenkin de, &#8216;kanıtlar ortadayken, kozmologlar sonsuz bir evren olasılığının arkasına daha fazla sığınamazlar.&#8217; (Vilenkin, Many World in One, s. 176) demektedir. Akla, bilime, tarihe aykırı da olsa her argüman Şengör&#8217;ün kabulüdür. Yeter ki o argümanın dine karşı kullanılabileceğini düşünsün. Eğer Şengör gerçekten de açık görüşlü bir bilim adamı olup, kanıtın sürüklediği yere gitmeyi göze alsaydı, metafizik inançlarını bu kanıtlara göre yeniden değerlendirirdi. Ama o, bağnaz bir şekilde pozisyonunu korumak için bilimi verilerini görmezden gelmeyi tercih etmiştir. (s. 106)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Almanya ve İtalya gibi ülkelerde eğitimin sekülerleşmesi, yeni nesillere seküler dünya görüşü kazandırmanın en kolay yolu olarak görülmektedir. Almanya&#8217;da biyolog olan Ernst Haeckel, &#8220;Darwinistlere göre, evrime inanmak ilerici olmanın sadece bir göstergesi değil, aynı zamanda bir gereğidir.&#8221; demektedir. (s. 118) Max Weber&#8217;in, &#8216;Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu&#8217; adlı eserinde şöyle der: Kapitalist ruhun kökeninde çok çalışma, israf etmeme, parayı biriktirme gibi Protestan öğretilerin var olduğu tarihsel olarak gerçektir. Zamanla bu eğilimlerin dini kökenleri unutulmuş olmakla beraber, Protestan inancın seküler kapitalist toplumların oluşmasındaki rolü yadsınamaz.&#8221; (s. 119) Şengör, birçok zaman olduğu gibi natüralizm ile bilimi karıştırmaktadır. Natüralizm, doğa dışında gerçeklik olmadığını iddia eden felsefi bir akımdır. Halbuki bilimle uğraşan, Newton, Boyle, Faraday, Kopernik, Kepler, Galileo, Bacon, Descartes vb. bilim adamları inançlı kişilerdir. Şengör, bilimsel devrimin mimarlarının dindar bilim insanları olduğunu ve daha önemlisi de, bu kişilerin dini motivasyonlarla bilimsel araştırmalar yaptıklarını unutmaktadır. (s. 122) Din, bilimin insanlık zararına kullanılmasına da engel olur: Silah Sanayi, GDO gibi konular buna örnek verilebilir. Bilim, tanrının yarattığı doğa ve dolayısıyla Tanrı hakkında bilgi sunma potansiyeline sahiptir. (John Hedley Brooke, Science and Religion, s. 767)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cebirin öncülerinden olan matematik alimi Harezmi, bilimle uğraşma nedenlerini sayarken en başa, &#8216;Tanrının bilenlere gösterdiği iltifat ve lütufu.&#8217; koyar. (s. 126) Şengör, dinin dogmatik bir inancı telkin ettiğini ve inancın olduğu yerde aklın olamayacağını iddia eder. Halbuki, örneğin bir Müslüman, cennet hakkında Kur’an&#8217;da yazılanları kabul eder. Bununla beraber dinin tamamının dogmatik olduğunu düşünmek hatalıdır. Bir kişi, tanrının varlığının yokluğundan daha mantıklı olduğuna, tanrının insanları yaratıp onlarla iletişime girmemesinin makul olmadığına ve Kur’an&#8217;ın Tanrı sözü olma ihtimalinin, diğer kutsal kitaplardan daha ikna edici olduğuna rasyonel süreçlerle ulaşmış olabilir.  (s. 127) Ateist felsefeci Antony Flew, astronomik, fiziksel ve biyolojik verilerin etkisiyle tanrının varlığına inandığını belirtmiştir. (Flew, There is a God, s. 1, 83-158) Ateizmin rasyonel sorgulama neticesinde ulaşılan bir pozisyon olduğu iddiası da çok tartışma götürür. (s. 128) Şengör&#8217;de, bilimsel verilerle ateist olmamıştır. ( s. 121)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">The Atlantic dergisinde yayınlanan bir değerlendirme yazısında, insanların ateizme yönelme yaşı 14 ile 16 olarak verilmektedir. Bu yaştaki çocukların, ne kadar sağlıklı ve rasyonel bir sorgulamada bulunacakları tartışmaya açıktır. (s. 129) Ateist yazar Thomas Nagel, &#8216;Ateizmin doğru olmasını umuyorum. Tanıdığım en zeki, en bilgili insanların bazılarının dindar kişiler olması beni huzursuz ediyor. Tanrının var olmamasını ümit ediyorum, tanrının var olmasını istemiyorum.&#8217; (Nagel, The Last Word, s. 130) derken, bu zihniyetteki insanların ne kadar objektif olabilecekleri, bilhassa argümanları ne denli sağlıklı şekilde değerlendirebilecekleri sorgulamaya açıktır. (s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10184" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Thomas-Nagel-1.jpg" alt="" width="97" height="116" />  Thomas Nagel</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Freud, var olmanın beraberinde getirdiği zorluklarla mücadele etmekte zorlanan insanların, dinleri yarattığını iddia ederken Lütz&#8217;e göre ise, &#8220;Ateistler, öte dünyada hataları ile ilgili hesap verme hissinin verdiği rahatsızlık ve bu dünyada diledikleri gibi yaşayabilme arzusu nedeniyle tanrının varlığını reddetmektedirler.&#8221; (J. C. Lennox, Gunning for God, s. 47) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hollanda&#8217;da ve İngiltere&#8217;de tanıdığım birçok kişi, sorguladığı için değil tam tersine ailesinden gördükleri için sorgulamadan ateist olmuştur. Şengör&#8217;ün ve yeni-ateistlerin iddiaları aksine, rasyonel nedenlerle dine yönelmek veya duygusal nedenlerle dinden uzaklaşmak mümkündür. Akılcı metotların önünü kapatmakla suçlanan Gazali, dini metinlerin yeniden sorgulanması gerektiği görüşündedir. (s. 132) Dini, sorgulamaya ve yeniden yorumlamaya kapalı bir olgu olarak görmek ve yüzeysel bir yaklaşımın sonucudur. (s. 133) Şengör, Osmanlı ile Cumhuriyet arasında süreklilik taşıyan kurumları görmezden gelir. (s. 137) İsrailli bilim tarihçisi Miri Shefer-Mossensohn, İslam&#8217;ın altın çağından sonra, Müslümanların bilime ve yeni şeyler öğrenmeye duydukları ilginin yitirildiği tezini tarihsel örnekler vererek reddetmektedir. (s. 138) Şengör, Osmanlı&#8217;da mühendislerin üçgenin iç açılarını hesaplayamadıklarını söyleyip bunu aldıkları dini eğitime bağlamıştır. Bu durumda, Harezmi ve et-Tusi gibi matematikçilerin aynı dini eğitimi almalarına rağmen, üçgenin iç açılarını doğru hesaplamakla kalmayıp, matematikte çığır açmalarını nasıl açıklayacaktır? (s. 139) Şengör, dinlere ve dindarlara saygı duyulmaması gerektiğini görüşündedir. (s. 145)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Galileo, dindar bir Katolik olmasına rağmen kiliseden ağır bir tepki görmüştür. Çünkü &#8216;kutsal metinleri okurken hatalardan kaçınmak isteniyorsa, tanrının eseri olan doğayı, tanrının bahşettiği akıl ve duyu organları ile incelemek ve metinleri bu incelemeden elde edilenlerle yorumlamak gerektiğini&#8217; söylemiştir. (M. A. Finocchiaro, Defending Copernicus and Galileo, s. 83) Katolik kilisesi ise, sadece dini otorite değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal bir güç odağı olduğu için, onun bu bakış açısı ile kilisenin dini metinleri yorumlama otoritesini sorgulaması, sonucunda diğer alanlardaki etkilerini de sorgulamayı getireceğinden, bu söylemi kilise tarafından büyük bir tepki ile karşılaşmıştır. (s. 162) Yoksa ondan önce benzer görüşleri (Mesela, Nicola d&#8217;Oresme, dünyanın döndüğünü ileri sürmüştür) ileri sürenlere karşı kilise bu kadar tepki göstermemiştir. (s. 162)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı fikri ile uyumlu olduğu için Big Bang teorisine mesafeli yaklaşan Şengör&#8217;den hareketle, ateizmin bilimle çatıştığı da iddia edilebilir. (s. 185) Şengör, seküler dünya görüşünü desteklediği sürece bilimi savunmakta, dünya görüşü ile çelişen bilimsel verileri, örneğin tanrının varlığı ile uyumlu gördüğü Big Bang teorisini ise kolayca reddetmektedir. Oysa her fırsatta akıldan, eleştirel düşünceden, açık fikirli olmaktan övgüyle bahseden bir bilim insanından beklenen, bu tür bir bağnaz tutum takınması değil, A. Flew&#8217;nun yaptığı gibi, kanıtların götürdüğü yere gitmesidir. (s. 189) Bilimi otoritesini aşan alanlarda rehber ilan etmek, bu alanlardaki başarısızlıkları da bilime fatura etmeyi beraberinde getirecektir. Hayatın anlamını sorgulayan bir kişi, “Dawkins’in, hayatın anlamını sorgulayan kişiye, &#8216;bilime göre tek amacımız, DNA&#8217;ları sonraki nesillere taşımaktır&#8217; diye cevapladığını görünce” bilimin rehberliğinden de şüphe duyacaktır.  (s. 191)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10183 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/celal_sengor-bilim-ideoloji-1.jpg" alt="" width="727" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şu sözler Şengöre’e aittir: “Bir kere dışkısını yedirmek işkence değil. Ben bal gibi yerim. Kendi dışkımı yedim. Hatta onun dışında İsviçre&#8217;de benim doktora alanımda otlayan ineklerinkini de tattım. Dağ keçilerinin de tattım. Özellikle insan dışkısı acıydı. Ötekiler de tatlıydı ama insanınki kadar acı değildi. Bu bir merak meselesidir, merak eden ‘her şeyi’ dener. Ben pornoyu cinsel eğitimin bir parçası olarak gördüm her zaman. Artık çok sık seyredemiyorum. Neden? Geçti de ondan! E vallahi, bir oligarşi yönetmeli bu toplumu. Türkiye gibi toplumlar oligarşi ile yönetilmeli. Okuma yazma bilmiyorsanız oy vermeyeceksiniz. 35 yıldır, Amerika’dan geldiğimden beri halkın arasına karışmıyorum. 1981’den beri ben ne otobüse bindim, ne alışveriş yaptım. Hiç ekmek bile almadım hayatımda. Halkla ilgi bir şeyler yapmayı ya da içine karışmayı da sevmiyorum. &#8220;İnsan sevmiyor&#8221; lafı doğru bir laf değil. Nötrüm. Ne seviyorum, ne sevmiyorum. Müzik dinlemek istediğim zaman Viyana’ya gidiyorum. (30.000 kişinin öldüğü) 1999 depremi hakikaten çok yakışıklı bir depremdi. Kenan Evren demokrasi düşmanı değildi. Kenan Evren ve arkadaşlarının yaptığı demokrasiyi kurtarmak için yapılan bir müdahaleydi.  Evren&#8217;in cenazesine çelengi büyük bir mutlulukla gönderdim. Hatta üzüldüm gidemediğim için. Darbeyi Amerika fişekledi diyecekler, o da doğru değil. Bu konuda iki şahit göstereyim; bir tanesi (28 Şubat darbe liderlerinden) Çevik Bir general. Orgeneral. Diğeri (12 Eylül darbe liderlerinden) Orgeneral T. Şahinkaya.” (Ekşi sözlük (https://eksisozluk.com/entry/82134818), Armağan Çağlayan’la Radikal’de (22/11/2015) ve Neşe Tüzel ile Radikal  gazetesinde (20.10.1999 ) yapılan röportajlar) Ekşi sözlükten iki yorum aktaralım: “Celal bey&#8217;in ‘dalga geçtiğini’ anlamayanları görünce şaşırdım.”; “Şengör ‘belki’ bilimsel bir bulgu, bir panzehir, bir fayda aramak için yapmış (.ok yemiş) olabilir.”</span><br />
<span style="color: #000000;"> Her yapılanda keramet arama mantığı ateistlerde de var yani!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10182" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-ne-degildir-Alper-bilgili-1-1-190x300.jpg" alt="" width="80" height="126" /> Alper Bilgili, Bilim ne değildir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Deizm</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaten dindar olmayan bir kişinin deizme yöneldiğinden bahsetmek son derece yanıltıcıdır. Tanrının varlığına inandığı halde, günlük hayatı sırasında dinin gereklerine uygun hareket etmeyen kişiler aslında üzeri örtük bir deizm içinde sayılırlar. Bu durumda olan kişilerin bir kısmı, deizm gibi bir tanımla karşılaşınca durumun kendilerine uyduğunu görmüş ve deist oldukları sonucuna varmış olabilirler. (s. 8) Deizmin arkasında tepki kaynaklı bir dinden kaçış hareketi ve tanrı ile bağlantının kesilmesi sebebiyle bir dünyevileşme eğilimi olduğu açıktır. (s. 9) İnsanların aklına, kalbine ve sağduyusuna hitap etmeyen hiçbir düşüncenin kalıcı anlamda kabul görmesi beklenemez. Yaygınlık kazanan şey deizm ya da ateizm değil, dünyevileşme eğilimi ve ayak uydurmakta güçlük çekilen hızlı kültürel değişimlerdir. Allah-din-kitap söylemlerini hep ön planda tutanların uygulamadaki çirkinlikleri ile baskı ve dini yükleme operasyonları dinden uzaklaşma eğilimini hızlandırmaktadır. (s. 10) Her sistemli düşüncenin arkasında mutlaka inançlar yerleşik olarak bulunmaktadır Marksizm, deizm içinde bu geçerlidir. Belirli varsayımlar ve kabuller yapmadan ileri gitmenin imkanı yoktur. (s. 14) Hayat ile inançlar arasındaki gerek pratik gerekse zihinsel çelişkiler artık taşınamaz hale geldiğinde insanlar ya deizme ya da ateizme yönelmektedir. (s. 15) Dinin &#8220;kötü temsil edilmesi&#8221; insanlarda deizm görüntüsü altında bir tür nihilizme yol açmaktadır. Sorun vahyin algılanış şeklindedir. (s. 16) Dinin asıl maksadı insanlığa adaleti, merhameti, vicdanı, paylaşımı, kardeşliği getirmek ve hayatı anlamlı kılmaktır. (s. 17) Deizm, aklı temel alan, bilgiyi vahye dayalı bilginin yerine koyarak felsefi görüşü dinileştirmiştir. (s. 19) 16. Yüzyılda tanrıtanımazlığın karşıtı olarak ortaya çıkan deizm, tanrının belirli kurallara göre işleyecek şekilde evreni yarattığını ileri süren ve sonra her şeyden elini çektiğini kabul eden, akla ve bilime ileri derecede güven duyan felsefi bir harekettir. (s. 20) İnançlarını, özellikle Newton tarafından ortaya konulan mekanik evren modelini temel alarak savunmaya çalışır. En temel iddiası, aklın gerçeği ve hakikati keşfetme yeteneğine sahip olduğudur. Onlara göre kuralları Tanrı değil, insan koyar. (s. 21)  17. Yüzyılda İngiltere&#8217;de deizm yaymaya başladı. İlk başlarda Tanrıya ve ahiret hayatına inanmakta idiler. (s. 23) Aklın ahlak kurallarını koyabileceği iddia ederler. İlk kez, İngiliz düşünür Edward Herbert, sonra Voltaire, Rousseau, T. Paine gibi isimler ile temsil edilir. Doğal din anlayışını savunurlar. (s. 24)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kant, tanrının varlığının teorik akıl ile ispatlanamayacağını savunur. (s. 25) Protestanlığın temel argümanı, &#8216;herkes İncili kendisi okuyup anlayabilir&#8217; şeklinde özetlenebilir. Liberal düşünce ile deizm arasında bir bağlantı söz konusudur. (s. 27) Kilisenin, Aristoteles kozmolojisini, Batlamyus astronomisini Kitab-ı Mukaddes&#8217;in yorumları olarak takdim etmesi sonucunda, dönemin bilimsel verileri ile kilisenin arasında gerginlik meydana gelir. Fideizm, inanca dair hakikatlerin aklın ötesinde olduğu ve hatta bazı durumlarda akılla imanın çatışabileceğini iddia eder. &#8216;İnanca yol açmak için bilgiyi inkar etmek zorunda kaldım&#8217; diyen Kant, &#8216;Saf aklın eleştirisi&#8217; (s. 31) adlı eserinde, inançla aklın çatışabileceğini ileri sürer. (s. 29) Galileo&#8217;nin, dünyanın döndüğünü ileri sürmesi Vatikan&#8217;ın son derece rahatsız etmiştir. Bir makine veya eser ne kadar mükemmel ise, onun yaratıcısı da o kadar mükemmel olduğu sonucuna varmak gerekir. &#8216;Tanrı akıl ile bulunabileceğinden dolayı, bilime engel olan kilise kurumuna gerek yoktur&#8217; düşüncesi yaygınlaşır. Newton, Galileo, Kepler, Leibniz dindar insanlardı. (s. 30) Kant, aklın sınırları içindeki bir tabii din anlayışına savunur, doğal ya da rasyonel bir dine inanır. Evrenin açıklanabileceği düşüncesi ve kendi kendine yeterli tabiat anlayışının yerleşmesi aydınlanma düşünürlerinin çoğunlukla deist olmasına yol açmıştır. (s. 31) Descartes, din ile bilimin birbirinden bağımsız iki ayrı alan olduğu prensibini ortaya koymuştur. Pozitivist bilim anlayışı, metafiziğin tamamen devre dışı bırakılmasına yol açmıştır. Pozitivizmin kurucusu olan Comte, dini, insan düşüncesinin evrimi sürecinde ilkel, olgunlaşmamış bir aşama olarak tanımlar. (s. 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazı kişilerin günlük hayatlarında zaten tanrıyı göz ardı etmelerinden kaynaklanan bir tür adı konulmamış deizm söz konusudur. Gerçekte ise söz konusu olan şey, doğrudan sekülerizmdir. İnsanların kendi bildikleri şekilde hayatlarını devam ettirmeleri, zaten deizmin işaretidir. Dolayısıyla burada sorun, geleneksel bir toplumda sekülerleşme sonucunda ortaya çıkan şaşkınlık halidir. (s. 35) Dine eğilimin tüm dünyada pozitif bir ivme halinde olduğu bilinmektedir. Bireyselleşme neticesinde yalnız kalan ve gittikçe kendisine yabancılaştığını hisseden insan bir şekilde Tanrıya sığınma zorunda kalmaktadır. Deizmin asıl nedenleri, bireyselciliğin yükselmesi, tüketim hastalığının hayatı sarması, hızlı zihinsel savrulmalar ve bilimciliğin sahte bir dine dönüşmesi sayılabilir. (s. 36) İşler yolunda giderken kapı dışında bekletilen fakat sıkıntılı hallerde panik butonuna basılarak çağrılan bir tanrı algısı, bireyselleşmiş ve bencil insan tipolojisi için idealdir. (s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm konusunu sosyolojik ve teolojik olmak üzere iki açıdan ele almak en uygun yaklaşım olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sosyolojik etkenler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medya etkisi: Aklı başında hiç kimse, bir yakınını ameliyat etmek için internet bilgilerine başvurarak operasyona kalkışmaz. Ekonomi, siyaset, spor gibi alanlarda medyada görülen bilgi kirliliği özel olarak inanç sahasına kaydığında, tam bir körleşmeye yol açmaktadır. (s. 38) Hızla yayılan bilgi, bir şekilde doğruluğun ölçüsü olarak algılanmaktadır. Emek ürünü değerli bilgiler kolayca harcanabilmektedir. (s. 39)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ailenin fonksiyon kaybına uğraması: Teknolojinin hayat tarzlarını belirleyen bir faktör haline geldiği ortadadır. Gençler doğru veya yanlış son derece farklı fikirlerin bombardımana uğramaktadır. (s. 40) Günümüzde çocuğa, gerçek bir temele dayanmayan özgüven telkini yapılmaktadır. Danışmaya değer herhangi bir otorite tanımadıkları için, uçlara kaymalar söz konusu olmaktadır. (s. 41)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Açıklama kolaylığı: Deist bir kişi, ateist düşüncenin felsefi ve bilimsel açmazlarından, kutsal kitabı kabul etmeyerek ise dini tartışmalardan kolayca sıyırmış olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gençlik sendromu:  Deizme kaymanın diğer bir sebebi de gençlik döneminin, reaksiyon gösterme eğiliminin fazla olduğu bir dönem olmasıdır. Deizm, düşünce üretmekten ziyade var olana karşı koyma özelliği taşır ve içerikten mahrumdur. Sosyal ve manevi baskıdan kurtulup özgürleşmenin bir aracı olarak algılanır. Kayıtsızlık ve ilgisizliğin diğer adıdır deizm. (s. 42)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şehirleşme: Çocuklar bir saat içinde, son derece farklı hayat anlayışına sahip bir semte ulaşabilmektedir. Artık kapalı toplumdan kozmopolit bir ortama çocuklar geçiş yapmaktadır. (s. 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kapitalizm: Gençler, reklam, sinema, müzik ve sanat yolu ile gençler belirli tüketim modlarına şartlandırmaktadır. Modern hayatında dayattığı zorunluluklar zaman içinde dini hassasiyetleri eritmektedir. (s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dini etkenler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin gerçek amacından uzaklaştırılması, teslis inancı, aslı günah kavramı, gerçek dışı İsa peygamber algısına yönelik gerçek dışı yaklaşımlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçek bir örnek göstermeme: Kendini dindar olarak tanımlayan bazı kesimin, söylemleri ile pratik arasındaki uyumsuzluk dine uzak durmanın en önemli sebeplerinden birisi olarak görülmektedir.  (s. 45)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kızgın Tanrı algısı: Tehdit içeren ifadeler ile bazı kişi ve gruplar cezalandırıcı bir tanrı tanımı yaparak insanları korkutmaya hedeflemektedir. Halbuki tehdit ifadeleri küçük hata yapan inananlara değil, adaletsizlik yapan ve Tanrı’yı dışlayan kişilere yöneliktir. Doğruluktan ayrılmayan insanların tanrının şiddetini değil merhametine muhatap olacağı beklenmelidir.  (s. 46) Tanrının zararlı kişilere karşı herhangi bir yaptırımda bulunmaması, tanrılık özelliğine aykırı bir durum olurdu.  (s. 47)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din bilim karşıtlığı sorunu: Din alanında Martin Luther ile başlayan Reform hareketi, bilim alanında Newton ile özdeşleşen Doğanın kanunlarının keşfedilmesi ve felsefede de Descartes&#8217;in yarattığı aklın nihai kaynak olma iddiası bu kırılmaların en belirleyici olanlarıdır.  (s. 48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yabancılaşma: Kişinin  gerçek beniyle olan içsel temasını kaybetmesi, kendinden kopma halini ifade eder. Freud&#8217;a göre insan sadece dürtüleri ile hareket eden bir varlık (hayvan) iken birtakım sosyal değerler ile sınırlandırılmakta ve böylelikle kendi özünden  (serbest hayvan olmaktan) uzaklaşmakta yani yabancılaşmaktadır.   (s. 52) İnsan &#8220;özü itibariyle anlam arayışında olan bir varlık&#8221; olarak değerlendirilirse yabancılaşma &#8220;insanın kendini bulma çabasında vazgeçmesi&#8221; şeklinde tarif edilebilir.  (s. 53) Kuşaklar arası çatışma, bir anlamda gençliğin toplumla bütünleşememesi, yabancılaşması ve uzaklaşmasıdır.  (s. 54) Yabancılaşma sürecinde kişi artık kendini hiçbir kuruma ve değer sistemine ait hissetmez, topluma karşı sorumluluk düşüncesi kalmaz.  (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Diğer genel sebepler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Küresel ölçekte emperyalist güçlerin kontrol altına girmiş bazı militan örgütlerin güya İslam adına bir takım terör faaliyetlerine girişmesi insanları dinden uzaklaştıran ciddi bir faktördür.  (s. 56) Para, aşk, arkadaşlık, dostluk, özgürlük, demokrasi gibi şeyler her zaman suiistimal edilme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı ancak, buradan hareketle kimse bunların terk edilmesi gerektiği sonucuna varmamaktadır. Dini anlatma konusunda kendini görevli sayan bazı kesimler, kullandıkları ifadelerle sanki bu çağda değil de asırlar öncesinde yaşıyormuş izlenimi doğurmakta ve bu durum son derece itici olmaktadır. Pek çok kişinin algı alanına girmeyen konular üzerinde durulması, dinin artık zamanı geçmiş bir şey olarak algılanması gibi bir bazı sorunlar doğurmaktadır.  (s. 57) Özgürlük alanını kısıtlayacak otoriter bir dil kullanımı sorunların sağlıklı bir şekilde aşılmasına engel olmakta, insanların dinden uzaklaşmasına neden olmaktadır.  (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistlerin eleştirileri daha ziyade kişisel ve geleneksel anlayışlara dayanan ve evrensel içerik taşımayan konulara yönelik olduğu görülür.  (s. 50) Deistlerin genel itirazlar ve eleştirileri: Dinler savaşa neden olmaktadır, dinler hakim olduğu yerlerde sorgulama ve gelişme olmamakta, salt inanca dayalı insan tipleri üretilmektedir. Tevrat&#8217;a göre Peygamberler büyük günah işleyen, zina, cinayet işleyen kimselerdir.  (s. 61) Deistlere göre insanlara yol gösterecek şey bilimsel bilgidir. Peygamberlerin getirdiği dinler tanrı kökenli değildir.  (s. 62)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizme yönelik eleştiriler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">A. Comte tarafından üç hal kanunu ileri sürülmüştür. İnsanlık tarihini üçe ayırır: Teolojik, metafizik ve pozitivist dönem. Son dönemde dinler ortadan kalkacaktır. Lakin aradan geçen 200 yıla rağmen kehanet gerçekleşmemiştir. (s. 63) Durumun böyle olması tanrı inancının insanda doğal bir özellik olduğunu göstermektedir. Din gibi akıl da, tanrının insana verdiği büyük bir nimettir ve her ikisinin de kaynağı aynıdır.Deizm, dinlerin yerine aklı koyarak sadece akıl ve doğadan hareketle her şeyin kavranabileceğini  iddiasındadırlar. Lakin akıl bir referans noktasına sahip olmadığı zaman, kişi sayısı kadar farklı düşüncenin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Öyle olduğunda ise, herkes doğruyu belirleme hakkını kendinde bulur. (s. 64) Akıl, insanları herkesin kabul edeceği ortak fikirler etrafında toplama özelliğine sahip değildir. Felsefe tarihine bakıldığında, filozoflar sürekli olarak birbirlerinin yanlışlamaya çalışmışlardır. Herkes kendi aklını beğenir. Mahkemelerde hem davalı hem de davacı kendisini kesin olarak haklı görür. Sorunu ise kişilerin adlı değil, kanun ve hakim çözer. Akıl, bir tanrı varsa peygamber ve kitapların var olmasını makul hatta zorunlu görür. (s. 65) İnsan, salt rasyonel bir varlık değildir. (s. 66) Deistler açısından en büyük sorun, temel sorulara varlığını kabul ettikleri tanrıya referansta bulunarak cevap üretme imkânlarının olmayışıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sadece yaratıp bırakan ve zihni zorlu sorunlarla boğuşan insanlara bir açıklamada bulunmayan bir tanrı anlayışının sorunlu olduğu açıktır. Varlığıyla yokluğu arasında bir fark olmayan bir tanrının fonksiyonel olması beklenemez. Ölüm sonrası hayat var mıdır, yaratılış amacımız nedir, yeryüzünde inanılmaz kötülüklere imza atanların yaptıkları yanlarına kar mı kalacaktır? (s.  67) Deistin tanrı inancının temeli ve anlamı yoktur. Deistin inandığı tanrının var ya da yok olmasının kendi hayatında ne gibi fark oluşturduğunu izah etmesi gerekir. Tanrı, neden insanlarla ilişki kurma özelliğinden mahrum görünüyor? Dürüstlük, fedakarlık yapan insanlara ödüllendirmesi gerekmez mi? (s. 68) Haklıya hakkını teslim etmeyen bir tanrı kendi tanımı ile çelişiktir. Eğer Tanrı insanları hiçbir sebep gözetmeksizin yarattığı ise, böyle bir tanrı anlamsız işler yapıyor demektir. Böyle bir tanrı algısının arkasında, hayatı dilediği gibi yaşama arzusundan kaynaklanan bir ego olduğu açıktır. Deizm, üzerinde tüm deistlerin ortak bir düşüncede birleştikleri bir tutarlılığa ve iç bütünlüğe sahip değildir. (s. 69)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Akıl yoluyla tanrının tek olması gerektiği neticesine ulaşılması mümkündür fakat bu tek tanrının ne olduğu konusunda bir adım bile yol almak mümkün değildir. (s. 72) Peygambersiz bir tanrı inancı içerik açısından tamamen boştur. Hiçbir Baba, &#8220;aklı başına geldiğinde doğru ve yanlışı kendisi ayırt edebilir, aklını kullansın!&#8221; diyerek çocuğunu kendi haline bırakmaz.  Tanrının insanları yeryüzünden yalnız bırakması ve bir şekilde yol göstermemesi düşünülemez.  (s. 73) Kant, ahiret inancını ahlakın gerçekleşmesi adına postulat olarak koymuştur. Deistlerin, bu dünya bir imtihan alanı değilse, tanrının neden insanların kötülük yapmasına müsaade ettiği ile ilgili tatmin edici açıklamalar yapmaları mümkün olmayacaktır. Deizm dinlerin insanlar üzerine yüklediği bazı sorumluluklardan kurtulmak bağlamında bir kolaylık sağlamakta, hayatlarını diledikleri şekilde yaşamak konforuna ulaşmış olmaktadırlar. (s. 75)  Deistin, belirli bir süre sonra ya belirli bir dine dönüş yapmaya da ateizme geçme ihtimali yüksektir. (s. 76) İslam dininde kişinin sorumlu tutulma ve muhatap alınma şartı akıldır. İslam&#8217;da aklın kullanımında temel vurgu, aklın arzuları gerçekleştirme aracına dönüştürülmesinin yanlışlığına işaret etmektir. İslam alimlerinin tamamına yakını aklı, dini hakikatleri tespiti ve anlaşılması hususunda birincil prensip olarak kullanmışlardır. Diğer taraftan akıl ile kutsal metinler arasında herhangi bir çatışma söz konusu olduğunda, yorumlama yoluna gidilmiş yani, akıl ön plana alınmıştır. (s. 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da övülen ve üstün bir vasıf olarak gösterilen akletme fiili ile akılcılık birbirine zıt iki yaklaşımdır. Rasyonalizm ciddi problemler taşımaktadır. (s. 83) Akla, akıl üstü bir pozisyon tayin etmek akıldan faydalanmaktan ziyade onu kötüye kullanmaya dönüştürmektir. Kişisel akıl, genel bir akla bağlanmadıkça sosyal düzenin sağlanmasından bahsetmek anlamsız olacaktır. Herkesin kendi aklını hayatın merkezine koyduğu bir yerde, nihilizmden anarşizme kadar uzanan sayısız düşünce boy gösterecektir. Freud, Marx ve Nietzsche, sosyal düzenin arkasındaki temel motive edici gücü açıklarken, Libido, iktisat ve iktidar iradesi kavramlarına dayanmaktadırlar.  (s. 85) Akılcılığa yönelen en küçük eleştiri bile, bilim ve felsefe dünyasında dışlanma riskini doğurmaktadır. Her şeyi akla indirgeme çabası, gerçek inancın altını yavaş yavaş oyarak gizli bir pozitivizme yol açmaktadır. Burada sorun, tekelleşen güçlerin kendi anlayışlarını evrensel değerler olarak tanıtmalarıdır. Böyle bir aklın yapacağı şey, hakikati belirlemek değil, amaca götüren araçlara meşruiyet sağlamak ve yanlış-batıl düşünceleri aklamaktır. (s. 87) Semavi dinler aklın, vahyin ışığı altında işletilmesi gerektiğini söyler. Tabiatı algılarken ve incelerken tüm olup bitenin arkasındaki ilahi gücün farkında olmak esastır. Modern akıl ise, eşyayı kaba bir maddeciliğe yani fiziksel sebeplere indirgenmiştir. Modern akıl, kendini son sözü söyleme makamına oturtmuştur.  Akla tahsis edilen bu yüce konum, tüm insanî çabaları yalnızca maddi ihtiyaçların tatmin edilmesine doğru yönlendirmektedir. Modern akıl, kendisine tabi olanları bilgi alanında derinleştirmeyi, mutluluğu ve özgürlüğü vaat etmektedir. (s.  88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aklı yanılabilir mi? Bir ya da 200 yıl sonra, şu anda elde bulunan bilgi ve algılama tarzımızın geçersizliğinin ortaya çıkmayacağının hiçbir teminatı yoktur ve bu durum &#8216;ilerleme&#8217; inancının bir paradoksudur. İlerleme, &#8216;geçici hakikatler ile&#8217; günü kurtarmaktan başka bir şey değildir. (s.  90) Matematik ve mantık, aklı; tabiat bilimleri, gözlem ve deneyi (tecrübeyi); tarih, haberi (nakli) kullanır. Din ise, akıl, nakil ve tecrübeyi, her birinin sınırlarını belirlemek şartıyla, hepsinden faydalanır. (s.  92) İnsan aklı belirli bir kaynaktan yanılmaz birtakım bilgilerle beslenmediği müddetçe hakikati bulamayacaktır. Akıl ancak mevcut bilgiler çerçevesinde değerlendirmek yapabilir. (s.  93) Bilimsel bilginin aklı kısmen tatmin edecek bir yapısından söz edilebilir, fakat insanın varoluşla ilgili sorunlarına, ölüm ve anlam arayışı gibi sorularına aydınlatıcı ve tatmin edici cevaplar sunma imkanı yoktur. David Hume, &#8216;evrendeki gaye ve düzen bizi ilk yaratıcının varlığını kabule götürmektedir&#8217; demektedir. “Deliler ve bilimsel ispatlar teistin tanrıya olan inancının destekçisidir fakat kaynağı ve sebebi değildir, olamaz. (s.  95) Ateist yaklaşım, kendi tavrının doğruluğunu ispatlamak yerine teizmin iddiaları üzerinden hareket ederek, bu teistik delillerin eksik veya yanlış olduğunu ileri sürme yolunu tercih etmekte ve kendini haklılaştırmaya çalışmaktadır.  (s.  97) &#8216;Gözüm var, o halde her şeyi görebilirim&#8217; demek yanlıştır. Görebilmek için yeterli ışığa ihtiyaç olduğu gibi, neye bakmamız gerektiği konusunda bir ön bilgiye ihtiyaç vardır. (s.  98) Bilim adamlarının bilimin bir kısmında derinleşmeleri, onları resmin tümünü görmekten alıp koymaktadır. (s.  99) Varlığın, salt fiziğe indirgenemeyeceği gerçeği fark edilmeye başlanmıştır. (s.  100)  Din daha ziyade &#8216;niçin&#8217; sorusu üzerinde dururken, bilimsel düşünce &#8216;nasıl&#8217; sorusunu ağırlık verir. (s.  101) Mühendisten ameliyat yapması beklenemez. Yorum yapılmaya başlandığı zaman, artık bilimin sahasından çıkıldığının ve felsefe alanına girildiğinin unutulmaması gerekir. (s.  101) Bilim adamı sadece kendi uzmanlık alanında bilgi sahibidir ve kendisi farkında olsun ya da olmasın bütün bir hakikatin küçük bir parçasını yakalamış durumdadır. Dolayısıyla, noktasal bir bilgiye dayanarak bilimin anlamı veya amacı hakkında genelleyici neticeler çıkarması bağlayıcı değildir, özneldir. (s.  104) Dinin amacı, varlık aleminin arkasındaki birliği fark ettirmektir. Bilimin varlık dünyasına anlam kazandırmayı sağlayacak bir yönteme sahip değildir. (s.  105) Bilim, hiçbir şekilde ahlaki bir öğreti ortaya koyamaz ve doğada &#8216;ahlaki değerler&#8217; diye bir nesne yoktur. Saf maddeden zorunlu bir ahlaki değerler bütününün çıkarılması söz konusu değildir. Bilgi tabiatta olması gerekeni değil olmakta olan anlatır. (s.  106) Doğada neden matematiğe ve fiziğe uygunluk var? Neden aklın işleyiş tarzı ile tabiat kuralları anlaşılır ve makul hale getirilebiliyor? Demek ki varlık aleminde bir rasyonellik ve akla uygunluk söz konusudur. Fakat rasyonellik doğanın kendinden kaynaklanan bir özellik değildir. Evrenin arkasında söz konusu akla uygunluğu sağlayacak bir etkenin olması gerekir. (s. 109) İnsan-tabiat bütünlüğünün arkasında, bu tutarlılığı sağlayan bir tanrının bulunması akla en uygun açıklamadır.   (s. 110)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kutsal kitaplarda modern fizik teorilerine açıkça yer verilseydi, insanlar bu tür ayetleri akıllarına sığdıramayacakları için haklı sebeplerle inkar yoluna gidebilirlerdi. (s. 111) Nasıl ki bilim adamlarının tarih boyunca ileri sürdükleri bazı teorilerin yanlışlığından hareketle bilimsel düşünceyi terk etmek gibi bir sonuca varılmıyorsa, aynı şekilde din alanında benzer sebeplerle yapılan hatalar bahane edilerek dinin gereksizliği gibi bir sonuca ulaşılamaz. Sağlıklı bir görme olayının gerçekleşebilmesi, iki gözün birlikte var olmasına bağlıdır. İki tane gözün var olması, ortada bir ikiliğin olduğunu göstermez,  Bunlar aynı hakikatin farklı açılar altında görülmesinden başka bir şey değildir. (s. 112)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başlangıçta tek tanrı esasına göre bina edilmiş olup zaman içindeki bozulma ve sapmalarla çok tanrılı dinler ortaya çıkmıştır. Peygamberler, varlık aleminin bir tasarıma dayandığının altını çizmeye çalışırlar. (s. 114) Tabiat olayları ismi verilen sistematik düzenlilik, tanrının kanunlarından başka bir şey değildir. İnsanlara Tanrı tarafından evrendeki düzenlediği kavrayabilecek bir donanım ve üstün özellikler verilmiştir. (s. 116) İnsan bilgisinin tamamı, bilimsel bilgiden ibaret değildir. Bilimsel bilgi dışında tarih, edebiyat, sanat ve tecrübeye dayalı pek çok bilgi türü de mevcuttur. Bir şiir, bir sanat eseri bilimsel kriterlere göre eleştirilemez, çünkü alanlar farklıdır. Söz konusu eserler bilimsel bilginin ilgi alanı dışında kaldığı için önemsiz ve değersiz de sayılmazlar.  Pozitivistler, bilimcilik olarak nitelendirilen bir ideoloji-dünya görüşü üretmişlerdir. (s. 117) &#8216;Bilimci&#8217;, elinde tuttuğu küçük bir parça boyalı kağıda dayanarak büyük bir tablonun tamamını ümitsizce anlatma çabası içindedir. Esas mesele, bilimin &#8216;nasıl&#8217; sorusuna bir şekilde cevap verdikten sonra durup &#8220;hepsi bu kadar&#8221; dediğinde, din &#8216;niçin&#8217; diye sormaya ve kendi cevabını vermeye devam etmesindedir. (s. 118) Bilim adamının din  hususlarda söyleyeceği olumlu ya da olumsuz her şey onun bilimsel kimliğinden bağımsız olup vicdanı kanaatidir. (s. 119)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim ve din, her ikisi de tanrının kanunlarını temsil eder. Tabiat kanunları, &#8216;tanrının kudretinin&#8217;, kutsal kitaplar ise, &#8216;Tanrı&#8217;nın kelamının&#8217; görünür hale gelmesidir. Her ikisi de aynı kalemin eseridir. Dolayısıyla aralarında herhangi bir çelişki olması mümkün değildir. Bu alemin kanunları, bizim isteklerimizden bağımsız olarak işlemektedir. (s. 123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Darwin biyolojide, A. Comte sosyolojide, Freud psikolojide ve  Marx ekonomide her şeyin evrimsel sürece bağlı olarak cereyan ettiğini ileri sürer. (s. 128) Burada en önemli husus, inancın aslında sadece bir gelişim süreci olduğu varsayımının kabul edilmiş olmasıdır. Çok tanrı inancı aslında her şeye gücü yeten bir tanrı anlayışını kavrayamayan zihinlerin tanrının gücünü bazı alt tanrılara dağıtmasından ibarettir.  (s. 129)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarihsel bulgular, dinlerin evrimi denilebilecek bir sürecin değil, dinlerin dejenerasyonu denilecek bir sürecin gerçekte var olduğunu ortaya koymuşlardır. &#8216;Gerçek din&#8217;, zamanla dejenere edilmiş, bozulmuş ve çok ilahlı putperest dinlere dönüşmüştür. (s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din, insanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi ve ona uygun şekilde davranmasıdır. Dolayısıyla din, insan için vardır. Aristo felsefesinde, madde veya evren tanrı gibi hep vardır. Tanrı maddeye şekil vermiştir ve varlığı harekete geçirmiştir. (s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşüncesinde deizme en iyi karşılık olarak müşriklik ifadesi gösterilebilir. Müşriklerin temelde kabul etmek istemedikleri şey, tanrının kendi hayatlarına müdahale etmesi idi. (s. 134)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hayatına dini değerlerin ve tanrının karışmasına müsaade etmemek, dünyevileşmek teizm içinde gizli bir deizmdir. (s. 135)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Protestanlık, zaman içinde bireysellik, sekülerleşme ve nihayet deizme uzanan tarihi bir süreç izlemiştir. (s. 136)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel bilgi, varlığın fotoğrafını çeker fakat yorumu yapan insan veya bilim adamıdır. Aynı bilgilere dayanarak çok farklı anlamlar üretmek mümkündür. O halde bilimsel bilgi ile yorumları birbirine karıştırmamak gerekir. (s. 142)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deist açısından bakılırsa, Tanrı insanı ebedi bir yokluğa mahkum etmek için yaratmış olamaz. Böyle anlamsız şeyler yapmak tanrıya yakışmayacağına göre, var oluşun mutlaka bir gayesi olmalıdır. İnsanları cansızlardan, hayvanlardan ayıran en önemli özellik düşünebilmesidir. Bu sebeple, varoluş sebebini merak etmesi, araştırması gayet doğaldır. (s. 143)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kalp, &#8216;neden sevgi ve merhamet hissi duyuyorum.&#8217; diye soracaktır. Tabiatta ihtiyaç olan her şey, insan için hazırlanmış gibi! Vicdanımız haksızlıklar karşısında acı çekiyor ve adalet talep ediyor. Halbuki İnsanın hayatta kalabilmesi için merhamet, adalet veya vicdan gibi duygulara hiç ihtiyaç yoktur. O halde insanlarda neden bu özellikler vardır? İnsanın anlam arayışı sadece tanrının varlığı ile temellendirilebilir. (s. 144)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlakın temeli Allah inancıdır. Her varlık, kendi özünde var olanı açığa çıkarmak için yaratılmıştır. (s. 146) İnsan tercihini dilediği yönde kullanabilir. Yapacağı tercihler ona hayvandan aşağı veya hakiki insan arasındaki bir konuma yerleştirecektir. İnsan, iman ve ahlak gibi değerleri kasıtlı reddederse, insan olmak fırsatını ebedi olarak elinden kaçırmış olacaktır. İnsan, tercihleri ile kendisini inşa eder. (s. 147) İnsanın yaratılış amacı, kendisine sunulan insan olma imkanı doğru kullanma serüvenidir. (s. 148) Kendini tamamlayamama ya da gerçekleştirememe durumu kişiye şu da bu derecede &#8216;bunalım, stres, kaygı, psikolojik bozukluk&#8217; olarak döner. (s. 149)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8216;Niçin yokluk değil de varlık durumunun söz konusu olduğu&#8217; sorusuna ancak tanrının varlığı üzerinden bir cevap geliştirilebileceğinin altını çizmek gerekir. (s. 153)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sahip olunan güzel bir özelliği ortaya çıkarmayı dinlemek ve &#8216;güzellikten anlayanların algısına sunmak&#8217; bir eksiklik olarak değerlendirilemez. (s. 155) Güneşin aydınlatması, müzisyenin beste yapması nasıl beklenen bir şey ise, tanrının yaratması da yaratıcı olmasının bir neticesidir. (s. 156) Isı ve ışığa ihtiyaç duyan güneş değil, etrafındaki karanlık ve soğuk cisimlerdir. Yaratıcı olduğu halde yaratmasaydı, o zaman neden yaratmadığı sorulabilirdi. İnsan inanılmaz bir öğrenme ve bilgi üretme kapasitesine sahiptir. Mademki insana bu kapasite verilmiştir, o halde gelişme ve öğrenme sürekli olmalıdır. (s. 157) Sınava tabi tutulmak başarılı olmanın ve ilerleme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dünya, bir imtihan salonudur. Sınav süresi bize verilen ömür kadardır. (s. 158) Her İnsan kendisine verilenlere göre sınav edilecektir. Yani zengin kişi, servetini nasıl kullandığı konusunda zorlu bir sorgulamaya tabi tutulacaktır. (s. 159) İnsana ne verilmişse, onun hesabı sorulacaktır. Sınav, ilerlemenin zorunlu bir şartıdır. Örneğin, dürüst olduğunu söyleyen birinin gerçekten dürüst olup olmadığının anlaşılabilmesi için test edilmesi gerekir. Sınav olmazsa, okul olmasa demek gibidir. (s. 160) Okul olmazsa sınıfta kalma ya da ders çalışma sorunu olmazdı fakat o zaman da herkes cahil kalırdı. Toplumun ihtiyacı olan doktor, mühendis, mimar nasıl yetişecek? ‘Her insan var olmanın sevincini iç dünyasında yaşar.’ İnsan yokluğun ne olduğunu idrak edemediği için varlığın değerini de kavrayamıyor. Hayat, bir ikramdır. Nankörlük etmemek gerekir. Tanrı insanı &#8216;var olma güzelliğinin&#8217; açığa çıkması için yaratmıştır. (s. 161)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrının insanların ibadet etmesini istemesinin sebebi nedir? Bir beklentinin içinde olmaksızın yapılan her güzel şey, ibadet olarak görülebilir. İbadetin faydası birinci derecede kendisine, ikinci derecede ise diğer insanlara ve tüm varlıklara yöneliktir. Doktor reçeteyi kendi faydası için değil, hastanın yararı için yazmıştır. (s. 164)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  Aklı başında insanlar, ihtiyaç duydukları konu ne ise o konuda bir uzmana başvurur ve onun tavsiyelerine kulak verir. (s. 165)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı bize yokluktan çıkarıp insan olma fırsatını ikram etmiştir. O halde tanrıya şükran hislerimizi ifade etmemiz gerekir. İbadetlerin tanrıya değil, insana faydası vardır. İç tatmin salt akıl vasıtasıyla başarılamaz. Öyle olsaydı, bilgili ve akıllı kişilerin tam bir huzur ve mutluluk içinde yaşamaları gerekirdi. (s. 166) İbadetler kişiyi zinde tutmaya yarar. Bir tür formda kalmak için sürekli antrenman yapmak gibidir ibadet. İbadet amaç değil, araçtır. Hedefe taşımayan ibadetler hareket etmeyen araç gibidir. (s. 167) Tanrının, insanlardan ibadet etmelerini istemesi onları kötü bir gelecekten ve düşük seviyeli bir varlık anlayışından uzaklaştırmak içindir. (s. 169) İbadet, aslında insanın kendisine ulaşma çabasıdır. İbadet hayatın karmaşası, stres ve zorluklarından uzaklaşma ve nefes alma imkanı sağlar. (s. 170) Her ferdin kendisine sunulan imkanlar ölçüsünde sorgulamaya tabi tutulacağı gözden kaçırılmamalıdır. (s. 172) İnsanın sınavı kaybetmesi ancak fıtratını yani insan olma özelliğini kaybetmesi ile mümkündür. (s. 173) Evrensel ahlaki değerlerden herkes sorumludur. (s. 174) Sınırsız merhamet sahibi ve affedici bir tanrının gazabına uğramanın yolu, tanrının mesajını ‘kasıtlı olarak’ inkar etmektir. (s. 177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Tanrı beni yaratırken bana sormadı ki, kendi isteğimle gelmedim ki?’ sorusunun sahibi ezelden beri var olmadığına göre, &#8216;ben&#8217; diyebilmesi için, kendisine bu soru sorulmadan önce yaratılmış olması gerekir. Var edilmeden önce kişiye var olmak isteyip istemediği sorulamaz. Kişinin var oluşuna itiraz edebilmesi için bile öncelikle var olması gerekir. Hiç kimse var olmayı hak edecek bir marifette bulunmamıştır.  Var olmak, karşılıksız verilmiş sonsuz bir hazine gibidir. Eğer kişiyi ebedi bir hayatın beklediği gerçeği kavranırsa, insana sonsuz bir ikramda bulunulduğu kolayca anlaşılır. (s. 180) Soru sahibi, kendini her şeyin merkezine koymaktadır. Esas meselenin, kişinin kendisine Allah&#8217;tan bağımsız bir varlık biçme çabası ve iddiası olduğu görülecektir. Diğer taraftan, insanın uygun hareket ederse ebedi bir mükafat ve ikrama mazhar olacağı seçeneği neden göz ardı edilmektedir? Kazanma ihtimali yüzde bir olan kumar oyunlarında bile bir beklenti olurken, gerekenler yapıldığında yüzde yüz kazanılacağı binilen ve sonsuz mutluluk getirecek bir seçenek niçin göz ardı edilmektedir? (s. 181) Problemi yokuşa sürmenin sebebi aslında yeteri kadar açıktır: Tanrıyı kendi hayatından çıkarmayı azmetmiş olmak. (s. 182) Söz konusu argüman, varoluşun sorumluluklarından kaçırmak için yapılmaktadır. Aslında kişi, imkan olsa yüzlerce yıl yaşamak ister. Asıl problem, hesap verilmesi gereken bir tanrının var olması ve bu Tanrının kişinin hayatına bazı müdahaleler de bulunmasıdır. (s. 183) Seni sana verene, sana verdiği şeyle (kendinle) itirazda bulunulmasının nankörlüğün en ileri aşaması olacağına dikkat edilmelidir. Kişi eğer inanmıyorsa var olmadığını kabul ettiği bir tanrının kendisine &#8220;yaratılmak istiyor musun?&#8221; diye sormasını beklemesi anlamsız olacaktır. (s. 184)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İyilikler cenneti kazanmak için mi yoksa cehennemden korkudan mı? Cennet için yapılan ibadette, devreye menfaat girmiş olacaktır. Cezalandırmadan korkma nedeni ile ibadet yapılırsa dürüstlük söz konusu olmayacaktır. (s. 185) Menfaat temeline dayalı bir yaklaşımı tanrının onaylaması zaten düşünülemez. İkiyüzlü bir davranışın tanrıdan gizlenmesi mümkün olamayacağı da açıktır. Davranışın arka planında yatan niyetinde, geçerli ve güzel olması gerekir. Dolayısıyla tanrıyı göz ardı ederek yapılacak fiiller zaten, onun tarafından kabul görmeyecektir. İbadet tanrı ile doğru bir ilişki kurmaktır. (s. 186) Tanrıya inanan bir kişinin bütün davranışlarının temelinde, Tanrı’nın rızasını kazanmak olmalıdır. Hepimiz anne, baba, arkadaş ve sevdiklerinin isteklerini, elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışır. (s. 187) Kutsal kitaplarda yer alan cezalandırmaya yönelik ifadeler, tanrıyı sevenler için değil, ona meydan okuyan ve savaş açanlara yöneliktir. İnsan, güzel olanı doğal bir şekilde sever. Bütün güzelliklerin kaynağı ve yaratıcısı Tanrı olduğundan, insanın sevgisini tanrıya yöneltmesi kendisinden beklenen doğal bir şeydir. (s. 189) Tanrıya güvenerek yaşayan, emin ve mutlu olur. (s. 190)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı ne yapacağımızı zaten biliyor, yaptıklarımızdan niçin sorumlu tutuyoruz? Çelişki, insan aklı ile kendi tanımladığı tanrı arasında gündeme gelmektedir. Eğer tanrıyı tanımlama işlemi, tanrının kendisine bırakılırsa herhangi bir sorun çıkmayacaktır. (s. 227) Bilmemek, yani cehalet ciddi bir eksikliktir ve Tanrıya böyle bir isnatta bulunmak O&#8217;nu yanlış tanımak anlamına gelecektir. Tanrı, bir insanın hırsız olmasını dileseydi işte o zaman o kişinin tanrıya &#8216;bütün bu sınavlar neden?&#8217; türünden sorular ve itirazlar yönetmesi haklı olurdu. (s. 228) Tanrı insanların özgür iradelerine hiç müdahale etmeksizin onların ne yapacağını bilir. Tanrı açısından zaman bağlayıcı bir faktör olmadığından kendisi için &#8216;önce ve sonra&#8217; kavramları geçerli değildir. (s. 229) Tanrı&#8217;nın mekanla sınırlı olamayacağı az veya çok anlaşılmaktadır. Mekanı yaratanın Tanrı olduğu düşünüldüğünde, tanrının kendisini bu mekanla sınırlamasının anlamsız olacağını fark etmek mümkündür. (s. 230) Tanrının yarattığı bir şey ile kendini bağlaması veya sınırlandırması düşünülemez. (s. 231) &#8216;İmtihana ne gerek var?&#8217; sorusunda önemli olan, tanrının her şeyi bilmesi değil, insanın kendi sonunu bilmiyor olmasıdır. Önemli olan insanın kendisine tanınan &#8216;var olma&#8217; imkanı ve şansını bu tür itirazlarla heba etmesi, pek akla uygun bir yaklaşım değildir. (s. 233) Hiç kimse bilerek yaptıkları yanlışlıkları, &#8216;ne yapalım tanrı kaderime böyle yazmış!&#8217; diyerek kendini aklayamaz. Çünkü bu tür insanlar, elde ettikleri başarıları kendi üzerlerine almasını gayet iyi bilmektedirler. Tanrı insanları anlamsız bir şekilde cezalandırmak istemiş olsaydı, yeryüzüne sayısız elçi ve kitap göndermez, onlara doğru yolu göstermezdi. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 236)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı inancı olmadığı halde insanlığa önemli katkıları olmuş insanların durumu ne olacaktır? Eğer kişinin maksadı para kazanmak, makam mevki sahibi olmak, şöhret veya siyasi bir menfaat elde etmek ise, tanrı açısından bu iyilikleri hiçbir anlamı yoktur. Kişiler, menfaati elde edecekleri için yaptıkları şeylerin karşılığını zaten peşinden almış olacaklardır. Bu durum, ahlaka uygun bir davranış olmadığından bir ödülü de hak etmiş olmazlar. Tanrıya inanmadığını ısrarla belirten bir kişinin, faydalı davranışlardan dolayı Tanrıdan beklenti içine girmesi son derece çelişkili bir tavırdır. Yapılan faydalı fiiller hangi amaca ve kaynağı yönelik ise, beklentinin de o kaynağı yönelik olması gerekir. Kısaca tanrıyı devre dışı bırakarak yapılan hiçbir fiilin karşılığı Tanrıdan talep edilemez. (s. 239)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı şeytanı neden yaratmıştır? Şeytanın insanları kötülüğe zorlama gibi bir gücü yoktur. Şeytan kötülüğü teklif eder fakat o yanlış fiili gerçekleştirme ya da karşı koyma kararı insanın iradesine bağlıdır. Yani, karar veren dolayısıyla sorumluluk altına giren insanın kendisidir. (s. 245) Şeytan, &#8216;iyi ve kötü insanı ayırt edici&#8217; özelliği olan fakat zorlama yetkisi bulunmayan bir görevli gibi düşünülebilir. Hiç kimse test edilmediği bir konuda kendisinin başarılı olduğunu iddia edemez. (s. 246) &#8220;Tanrı bizi sevmiyor. Eğer sevseydi bizi sınava sokmadı&#8221; şeklindeki ifadeler insan gelişimini engelleyen ve yaratılışın anlamını kavramış olmamaktan kaynaklanan itirazlardır. İnsanı üstün kılan şey, bilinçli ve iradeli olarak &#8216;yanlıştan kaçınmayı&#8217; seçmeyi isteyebilmesidir.  Bir insan şeytana karşı gösterdiği direnç ve mücadele sayesinde yükselir, kendisini keşfeder. Bu durum aslında çocuklar zorlanmasın diye okulları kapatmayı teklif etmek gibi bir şeydir ve sonucu cehalettir. (s. 247) Tanrı insanlardan yaptıkları kötü fiillerin yanlış olduğunu kabul etmelerini ve bu yanlışlıktan dolayı pişman olduklarını ifade etmelerinin ister. Yanlışlara düşmemek için gayret gösteren bir kişi artık eskisine göre daha ileri bir seviyeye yükselmiş demektir. Hayvanlar ve melekler için makamlarında herhangi bir ilerleme veya gerileme söz konusu değildir. Test yapılmadığı zaman kömür ile elmas arasındaki fark anlaşılmayacaktır. (s. 248) Kişinin cezaya maruz kalmasının tek sebebi, yine kendisidir. Kişi kendini sorgulamalıdır. Tanrı insanları cezalandırmak için değil, kendisine verilen potansiyeli özgürce kullanıp ilerlemesi için yaratmıştır. (s. 249)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrıyı inkâr edenler niçin sonsuz süreli bir ceza ile cezalandırılmaktadır? Bu adalete uygun mudur? Müebbet hapis, ‘sonu olmayan’ hapis cezası demektir. Müebbet zaten ‘ebedi’ yani ‘sonsuz’ kelimesinden türemiştir. Müebbet hapis, cezası kasten öldürme, terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak ve bazı anayasal düzene karşı suçlara verilen hapis cezası türüdür. Tüm Batı ve ABD gibi ülkelerinde uygulanır. Bu cezayı alan bir kişi eğer yaşayabilse idi sonsuza dek hapiste kalacaktı! Görüldüğü gibi insanlar bu dünyada bile imkan olsa ebedi ceza ile suçları cezalandırmaktadır. Allah’ı inkar suçunda da “önemli olan suçun ne kadar zamanda işlendiği değil, yapılan fiilin ne derece korkunç olduğudur. Tanrıya karşı savaşmanın faturası elbette ağır olacaktır. Müdür olmak için rakibini devirmeye çalışmak ile devlet başkanını devirmeye teşebbüs etmenin cezası aynı değildir. Aslında böylesine büyük bir cezayı almanın sebebi, gerçeği bilerek inkar etmektir. Bu inkarın arkasında ise, kendini beğenmişlik vardır. Ateist, aklını kasıtlı olarak ifsat ve iptal etmiştir. Ayrıca bir ateistin, var olmadığını iddia ettiği bir Tanrıdan kendisini affetmesini beklemesi tamamen tutarsız ve çelişik bir davranıştır.”  (s. 252-254)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberlere ve kutsal kitaplarda ne ihtiyaç var? Hiçbir peygamberde fakirleri ezme, lüks hayat sürme, zenginlik sevdası, yalancılık gibi olumsuz davranışlara rastlanmamıştır. (s. 260) Büyük başarılar kazanmış kral, komutan gibi kişilerin bugün itibarıyla herhangi bir etkisinin olmadığını görüyoruz. (s. 261) Hz Muhammed&#8217;in en büyük düşmanları bile onu hırsızlık, ahlaksızlık veya yalancılık gibi yüz kızartıcı şeylerle suçlamamışlardır. Böyle bir kişinin, tüm insanları kandıran büyük bir yalancı olduğunu iddia etmenin mantıksal açıdan hiçbir dayanağı yoktur. (s. 262) Hiçbir anne ve baba çocuğuna, &#8216;Aklım var, doğruyu yanlışı kendin bul&#8217; diyerek başıboş bırakmaz. Defalarca uyarır, tavsiye eder, yol gösterir. (s. 264) Referans noktası olmayan salt akıl yolu ile, son derece çirkin ve yanlış davranışlar bile rasyonalize edilip deist inancın içine dahil edilebilir. Evreni neden yarattığını ve insanlardan ne istediğini bildirmeyen amaçsız bir tanrının varlığıyla yokluğu arasında hiçbir fark yoktur. (s. 265) Deist açısından var olduğunu ileri sürdüğü Tanrıyı &#8216;inkar etmenin&#8217; ne gibi bir mahsuru vardır acaba?  Doğal dinin insanlığın orijinal dini olduğunu kabul edilse bile, insanların doğal dinden uzaklaştıklarında Tanrı tarafından uyarılarak gerçeğe çağrılmamaları için ne gibi makul bir neden olabileceğinin açıklanması gerekir.  (s. 266)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm dinlerin inanışları birbirinden kopya ediliyor mu? Bütün peygamberler tüm toplumlara aynı mesajı ilettikleri için, dünyanın çok farklı yerlerinde bile benzer mesajlara ve anlatılara rastlanması son derece normaldir. (s. 271) Çok tanrılı dinlerdeki Tanrıların her biri aslında, birer meleğe karşılık gelmektedir. (s. 272)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Değerlendirme</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dini değerlerin doğru bir şekilde temsil edilmemesi, güzel örneklerin yerine sadece söylemlerin alması dinin inandırıcılığını aşındırmaktadır. (s. 276)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin temelinde aklı merkeze koyma ve her şeyin bilimsel bilginin açıklayabileceği şeklinde inanca dönüşmüş bazı varsayımlar yatmaktadır. Deizm ruhsuz post modern kültürden beslendiği ortadadır. Film ve müzik endüstrileri ile medya sektörü, dünyaya nihilist ve deist bir kültürü aşılamak için gereken her şeyi yapmaktadır. Özgürlük adı altında sorumluluğu yok eden bir bireyselciliğe yönlendirme, medya yoluyla haz kültürünün yayılması, toplumda yerleşmiş değerleri tanımamayı entellektüellik gibi gösterme türünden faaliyetler, doğru ile yanlışın karıştığı bir ortamın doğmasına yol açmaktadır. (s. 277) Tanrının tabiat kanunlarının yaratıp uygulamaya koyması fakat ölüm, hayat, sosyal ve ahlaki değerler hakkında herhangi bir şey söylememesi akla uygun değildir. (s. 278) Deistler insanları tek tanrının var olduğuna nasıl ikna edeceklerdir? Tanrının insanları yarattığını ve sonra hiçbir şey söylemeden onları yokluğa gönderdiğini ileri sürmek, tanrının absürt işler yaptığına işaret eder ve bu kabul edilebilir bir argüman değildir. Ölümden sonra bir hayat yoksa iyiliklerin bir anlam olmadığı gibi bütün kötülükler ve haksızlıklar da yapanın yanına kar kalacak demektir. (s. 281) Deizmde, aklın sınırları dışına taşayamayan ve doğa kanunları ile uyumlu hareket etmek zorunda olan bir tanrıdan söz edilmektedir. (s. 284)</span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10525" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/deizmecevap-1-2020-1.jpg" alt="" width="75" height="111" /> Selçuk Kütük, Deizm</span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ateizmin ve deizmin sorularına karşı iddialar ve izahlar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist: Tanrıya varlığına inanmayan; agnostik: tanrının varlığı veya yokluğu bilinemez; deist: Tanrıya inanan ama insanlarla iletişim yolu olan dine inanmayan demektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önsöz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da Allah&#8217;ın varlığının ispatı değil, var olanın tekliği üzerinden bir anlatım söz konusudur. (s. 5) Türkiye’deki deist veya agnostiklerin çoğu aslında anti-teisttir. Yani din düşmanlığı, özellikle de İslam düşmanlığı yapmaktadırlar. (s. 6) İddialardaki edebe aykırı yerler çıkarılmıştır. İddialardaki tutarsızlıklar Kur’an’dan değil onun yorumlanma metodundan kaynaklandığını anlatmaya çalıştık. (s. 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir.” (Nisa, 12)” Rabbin çabuk cezalandıran ve şüphesiz, O tek bağışlayandır.” (Enam, 165)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Cezalandırma da mühlet vermesi dünyada geçerlidir. Allah, imtihan süresince cezalandırmada aceleci davranmaz. Nur, 39. Ayette belirttiği gibi, ahrette ise hesabı seri, (çabuk) görendir. İlahi ceza; ancak telafi imkanının kalmadığı zaman seri bir biçimde verilir. Kısaca Enam, 165. Ayet, Nisa, 39 ile beraber anlaşılmalıdır. (s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik.” (Nisa, 157) İsa’ya inanmayan Yahudiler O’na Allah peygamberi der mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Efendimiz döneminde yaşayan Yahudiler, peygamberimiz ile konuşurken, Hz Muhammed onlara, İsa peygamberin hayatını anlatır. Onlarda bu ifade (Allah’ın peygamberi) ile ima yollu olarak peygamberimize, ‘senin peygamber dediğin kişiyi biz öldürdük, senin de sonun aynı olabilir.’ anlamında tehditte bulunmuşlardır. Ayet bunun üzerine inmiştir. (s. 18)</span><br />
<span style="color: #000000;"> Ayrıca ayet, tek cümle ile 3 din mensubuna mesajda verir: ‘Allah’ın resulü’: İslam inancının tebliği, ‘Meryem’in oğlu’ (İnsan oğlu insan) İsa: Hıristiyanlara mesaj, ‘İsa Mesih’ (Mesih: El ile sıvazlayan, iyileştiren): Lakabı ve Yahudilere mesaj</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: “(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız.” (En’am, 151) Haramlar listesine anne babaya iyilik edin, neden yazılıyor?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Haram kelimesinin iki anlamı vardır: ‘Yasak kılınan’ ile ‘dokunulmaz, hürmete layık olan.’ Hac esnasında giyilen ihram’da haram kökünden türemiştir. Mahrem, yani anne baba gibi yakın akraba kelimesi de haramdan türemiştir. Aslında her yasak içinde bir dokunulmazlığı barındırır. Ayetteki maddeler birbiri ile bağlantılıdır. Çocuklarınızı öldürmeyin emrinin gerekçesi aynı ayettedir, çünkü anne ve babanız zamanında sizi yetiştirirmiş, size iyilikte bulunmuştur. Ayet kendi içinde sebep-sonuç ilişkisine sahiptir. (s. 19)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Kur’an’da domuz eti, içki yasaktır (Maide, 90) ama uyuşturucu gibi maddelerden Kur’an’da hiç bahsedilmez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Bizzat Maide 90. Ayette, ‘Hamr’ kelimesi geçer. Hamr: Aklı örten şey anlamındadır. Başı örten başörtüsü de (Arapçası ‘hımar’) Kur’an’da aynı kökten olan Nur, 31. Ayette, ‘Bi-Humurihinne’ şeklinde geçer. Başı da aklıda örten şeye hamr, denir. Ateist kişi, bilgi eksikliğinden ötürü meali, Allah’ın kelamı ile aynı zannetmiştir. Kısaca Kur’an, aklı örten her şeyi ateistin delil diye verdiği ayet ile zaten yasaklamış, cevap sorunun içinde bulunmaktadır. (s. 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Cehennemliklerin yiyeceği Hud, 16. Ayette, ateş, Gaşiye, 6. Ayette darı dikeni, Duhan, 43. Ayette zakkum olarak geçer. Hangisi cehennem yiyeceğidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Her kapı için cehennemliklerden bir grup taksim edilmiştir. (Hicr, 44) İlahi adalet gereği her suçlunun cezası aynı değildir. (s. 36)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi (Ali İmran, 133); genişliği gökle yer kadar olan cennet mi? (Hadid, 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Ali İmran 133. Ayet, mealinden de anlaşılacağı gibi ‘muttaki’ kullar için olan cennettir. Onlar, infak eder, öfkelerini kontrol eder ve affedicidirler. (Ali İmran, 134) Buradaki kullar iman edip bunu pratiğe döken insanlardır. Hadid 21. Ayetteki kullar ise, sadece iman eden kimselerden bahseder. Bunlar amel yönünden muttaki kullar seviyesine ulaşamamış kişilerdir. Kur’an’da cennet değil, ‘Cennât’ yani cennetler kelimesi geçer. Rivayetlerde cennet 8 tabaka olarak bizlere haber verilir. (Fatır, 35; Secde, 19; Şuara, 85; Kehf,107; Yunus, 25-26; Beyyine, 7-8; Buhari, 2790; İ. Hacer, 6/12, 7/28; Ebu Davud, Vitr, 20; Müsned, II/449) Ceza gibi mükafatta amellere göre değişir. (s. 41)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: “Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık.” Enam, 146. Ayette, Yahudi kelimesi geçerek tüm Museviler kastedilir. Musevilik bir din, Yahudilik ırk adı değil midir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Kur’an, bir zihniyet ve tutumdan bahsettiğinde İsrailoğullarını Yahudi diye isimlendirir. Zira Musevi ve İsevilerin Kur’an’daki adı Müslümanlardır. Kur’an’da azgınlaşmış İsrailoğullarına Yahudi denir. (s. 43) Kur’an’da Yahudi bir ırk adı değildir. İslam’da zaten ırkçılık yoktur. (Müslümanların iç meseleleri adlı yazımıza bakılabilir.)  Yahudilik ile bir ırk değil, kötü fiiller kastedilir. Ayrıca bu konuda, T. Dursun&#8217;a cevap verdiğimiz yazımızdaki, &#8216;Yahudiler üstün ırk mı?&#8217;  adlı bölüme bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Allah’ın velisi var mı yok mu? İsra, 111. ayette velisi yoktur. Yunus, 62. ayette ise, Allah’ın velilerine korku yoktur, denmektedir. (s. 49)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: İsra, 111. ayette Allah’ın çocuk edinmeyeceği vurgulanır. O, ne doğan ne doğurtandır. (İhlas, 3-4) O’nun anne babası yoktur. Allah herkese veli olur ama kimse Allah’a veli olamaz. Aksine herkes Allah’ın velayetine muhtaçtır. (Yunus, 62)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Allah, samed (Kimseye muhtaç olmayan, herkesin muhtaç olduğu) midir? (İhlas, 2), yoksa Muhammed, 7. ayette yazıldığı gibi, ‘Siz Allah’a yardım ederseniz’ mealindeki gibi, Samed değil midir? (s. 50)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Muhammed 4: “Ayetlerin mealine bakalım: “Allah dileseydi onları bizzat cezalandırırdı, fakat sizleri birbirinizle denemek istiyor. Allah, yolunda öldürülenlerin amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.” Allah kendi davası olan hakikat, adalet ve özgürlüğün kullarının eliyle yükselmesini murat etmektedir. Eğer her zorluğu Allah giderseydi, mücadele ve mükafatın bir değeri olmazdı. Emeğin olmadığı yerde imtihandan söz edilemez. Allah’a yardım edin denilen ayetin öncesinde, Allah’a yardımın; onun yoluna, davasına yardım olarak anlatıldığı açıktır. Bakara 245. ayetteki, ‘Kim Allah’a güzel borç verirse’ şeklindeki ayette bu şekilde anlaşılmalıdır. “Onlarla savaşın, Allah onlara sizin ellerinizle azap edip onları rezil eder ve onlara karşı size yardım edip inananların gönlüne ferahlık verir.” (Tevbe, 14) Benzer mealde hadis: Allah Teâlâ kıyamet günü buyurur: “Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim ama beni doyurmadın.&#8217; buyuracak. Âdemoğlu ise &#8216;Ya rabbi! Seni nasıl doyurabilirdim ki? Sen âlemlerin rabbisin?&#8217; diyecek. Allah şöyle buyuracak: &#8216;Bilmiyor musun, falan kulum senden yiyecek istedi de onu doyurmadın. Bilmiyor muydun ki, onu doyurmuş olsaydın, onu benim nezdimde bulacaktın&#8230;&#8221; (Muslim, Birr, 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Bakara 253. Ayette, “peygamberlerin bir kısmının diğerine üstün kılındığından “bahsedilir ama Bakara, 285. Ayette ise, “peygamberler arasında ayırım yapılmadığı” bildirilir. Hangisi doğru? (s. 52)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Allah’u Teala her peygambere farklı yetenek ve mucizeler vermiştir. Bu açıdan peygamberler arasında farklılıklar vardır. Bakara 285. Ayette ise, ayırım yapmadan tüm peygamberlerin hak olduğuna imandan bahsedilir ki bu zaten İslam’ın temel inanç esaslarındandır. (Tüm dinlerin özü İslam’dır adlı yazıya bakılabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Tanrı bu kadar küçük bir dünya için bu kadar büyük bir evren neden yaratmış?</span><br />
<span style="color: #000000;"> Hac, 65: “Görmüyor musun ki, Allah yeryüzündekileri ve O’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! Kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da O’dur. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.”  Ay’ı ve Güneş’i Allah tutmasa yere düşecek.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Ayette her şeyin insana hizmet için yaratıldığını anlatır ve iki örnek verir. (s. 127)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Evren neden bu kadar büyük? Tanrı bu kadar küçük bir dünya için neden bu kadar büyük bir evren yarattı? Hac, 65. Ayette, “Görmüyor musun ki, Allah yeryüzündekileri ve O’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! Kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da O’dur.” deniyor, Allah tutmasa yere mi düşecek? Milyarlarca galaksi, bir nokta kadar küçük dünyaya düşebilir mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Öncelikle bu soru bilimden uzak bir zihniyetin sorusudur, çünkü Big Bang teorisine göre dünyamızın yaşamsan özelliklerini koruması ve hayatın devamı için, genişleyen evrenin bu aşaması ve devamı zorunludur. Evrensel dengede bu büyüklük ve devamı şarttır. Hac, 65. Ayette ise altı çizilen tabiat kuralları denen evrensel yasalardır. Kur’an’da Allah’ın emri ifadesi, evrensel, biyolojik ve fiziksel yasalara işaret eder. Öyle ya, yasaları bulan insanlar büyük ilim adamı ilan ediliyorsa o yasaları koyup akılsız canlılara uygulatan, bu bilinme ve tazime daha çok layık değil midir? Su kendinden daha az yoğunluğa sahip cisimleri yüzeye iter. Atmosfer ise tam tersi bir durumla, yerçekimi kuvveti, dünya dışındaki kütle çekim ve merkez kaç kuvvetlerinin etkisi ile atmosfer yere düşmez. Etkisi ile gökyüzü yeryüzüne yakın, dengede tutulur. (s. 127)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Araf, 80-84. Ayetler eşcinselliği aşağılamaktadır ki, eşcinsellik psikolojik bir rahatsızlıktır ve günümüzde bu yaklaşım bilimle hareket eden ülkelerde ağır bir suçtur. Araf, 80: “Lût´u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?” Eşcinsellik daha önce başka alemde işlenmemiş mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Ali İmran, 33:” Allah birbirinden gelme bir nesil olarak Âdem´i, Nuh´u, İbrahim ailesi ile İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir.” Ayetin de gösterdiği gibi alem demek, bu kişilerin yaşadığı insanlar ve toplumlardır. Ayette geçen peygamberler de içinde bulundukları zaman dilimi içinde ve bölgede üstün tutulmuşlardır. Sodom ve Gomora denen şehirlerindekiler bu suçu saldırgan bir şekilde geçen kervanlara gruplar halinde saldırarak (Ankebut, 29) yapıyorlardı. Kur’an bunu toplu olarak yapan bu insanların yapmayanları evlerinden uzaklaştırma ile tehdidini (Neml, 56) de bizlere bildirir. Hayvani güdüleri kontrol ettiğimiz oranda insanızdır. Bu tarz sapık ilişkilerle neslin devamı da mümkün değildir. (s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Alak 14. Ayette, Ebu Cehil hakkında, “O, Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?” yazmaktadır. Allah’ın Ebu Cehil’in yaptıklarını gördüğünü bu kişi nereden bilebilir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Mekkeliler her şeye gücü yeten bir Allah’a zaten inanıyorlardı. Bu gerçeğin üzeri menfaat e çıkarları ile örtülmüştü. Zaten kâfirin kelime anlamı, gerçeği inkar eden değil, gerçeğin üstünü örten demektir. Bu nedenle Kur’an bir hatırlatmadır: “ Onlara, gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan mutlaka, Allah derler. (Ankebut, 61; Zümer, 38) Kısaca müşrikler Allah’ın varlığının farkında idiler ama bu bilgi işlerine gelmiyor, çıkarlarına ters düşüyordu. (s. 175)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Şakk-ı sadr yani göğsün açılması olayı nasıl anlaşılmalıdır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: İnşirah, 1-4. ayet: “Senin kalbini açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Ve senin şanını yüceltmedik mi?” Ayetteki göğsün açılması, ferahlama, genişleme ve sükûna ermedir. Sırttaki yük manevi sorumluluktur. İsmin yücelmesi, namın duyulmasıdır. (s. 180) Zaten ‘göğsün açılması veya yarılması’ iki ayette de mecazen kullanılmaktadır: Zümer, 22: “Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o, rabbinden gelen bir aydınlık içinde olmaz mı?” Enam, 125: “Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbine darlık ve sıkıntı verir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Kamer suresi, 1. ayet: “ Kıyamet saati yaklaştı, ay yarıldı.” Şakk-ı kamer, ayın yarılması konusu. Bu mucize sadece Araplarca mı görüldü? Çin’de neden görülmedi? Neden dünya üzerindeki hiçbir medeniyet bunu kaydetmemiştir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Öncelikle şunun altını çizelim. Ateistler mutlaka itiraz edeceklerdir, bunu yaparlarken de metot, kural dinlemezler! Dünyanın her tarafında, tufan hakkında rivayetler mevcuttur. Buna da itiraz ederler ve çalıntı, efsaneden alıntı diye iddiada bulunurlar. Dünyada yaygın olmasa, bu defa neden rivayetler yok; olmalı! demektedirler. Bu bir paradokstur. Ayetteki ayın yarılması kıyamet anından bahsetmektedir. İkinci ayetteki sihirden kasıtta, ayetlerdir. (s. 182)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Kamer suresi, 17, 22,  32 ve 40. Ayette, “Biz düşünüp öğüt alınsın diye Kur’an’ı kolaylaştırdık.” denmektedir. O halde Kur’an’ın bir alim tarafından açıklanmasına gerek yoktur mudur?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Kamer suresinde Hz Nuh’un davetinden bahsedilir. Dolayısı ile bu ayetlerden ilk anlamamız gereken, Nuh kıssası gibi olayların ibret için anlaşılır bir tarzda basitçe anlatıldığıdır. Bu ayeti genelleştirirsek varacağımız sonuç şudur: Kur’an’a verilen emek oranında bu kitap kendini muhataplarına açar. Kur’an’dan köylü cahil de kendine yeterli olacak alacağını alacaktır, bir astronomi profesörü de alacağını alacaktır. İnsanlar Kur’an okurken, bahsedilen konu hakkında ne kadar fazla ön bilgi ve alt yapıya sahipse, Kur’an’dan o kadar fazla şey alacaktır. Arapça bilmek farz değildir, Kur’an’ı anlamak farzdır. Herkes kendi emeği ölçüsünde anladığından sorumludur. Meal manaya en yakın anlatım demektir. Mealler karşılaştırılmalı olarak okunmalı ve hatalar en aza indirilmelidir. (s. 193)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Nahl, 67: “Hurma ağaçlarının ve üzüm asmalarının ürünlerinden hem içki hem de güzel besinler elde edersiniz. Bunda da aklını kullanan bir topluluk için açık ­delil vardır.” Nahl, 115: “Allah size sadece leş,  kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olanı haram kıldı.” Eşek, köpek eti haram değil mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Kur’an’da olumsuz, günah, yapılmaması gereken fiiller sadece haram sözcüğü ile ifade edilmez. Ayrıca, “ İsm, seyyie, münker, fahşa, isyan, fısk, cürm, vizr, şekavet, zulm, cünah, lemen gibi fiillerle de Allah’ın razı olmadığı işler Kur’an’da anlatılır. Bunun gibi birçok kelimeyle Allah, yapmamızı istemediği davranış ve sözleri ifade etmiştir. Kur’an’a göre en büyük günah şirk’tir ve bu günah Kur’an’da rics olarak isimlendirilir. Kur’an haramlarda, günahlardan örnekler vererek kişide bir bakış açısı oluşturmaya çalışır. Yoksa Kur’an, temiz ve iyi olanı helal (Maide, 4; Bakara, 168) kılmıştır. (s. 220)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Araf, 136:” … Kendilerinden intikam aldık.” denmektedir. Allah intikam alır mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: Bu ayet, zalim firavunun sonunu anlatan bir cümledir. Bu intikam Allah’ın kendine yapılan saygısızlığın intikamı değildir, çünkü Allah mühlet verir. (Rad, 32; Yusuf, 110) Yoksa hiçbir günahkar Allah’a kötülük yapıp ona zarar veremez. Bu ayetteki intikam, masum ve zulme uğrayanların haklarının zalim suçlulardan alınmasıdır. Allah’ın el-Muntakim sıfatı aynı zaman da bir uyarıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Bakara, 191-193. ayetler: “Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm civarında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla savaşmayın. Şayet sizinle savaşmaya kalkışırlarsa o zaman onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir! Eğer onlar vazgeçerlerse, artık Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur.” Günümüzde, nerede kafir görülürse öldürülmeli midir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İzah: İslam’ barış dinidir ve savaş bile kurallara bağlanmıştır. “İslam barış dinidir” ve “ İslam savaş esnasında uyulması gereken kurallar” adlı yazılara bakılabilir. Ayette fitne çıkararak kaos ortamı oluşturmak isteyen ve daha fazla kişinin ölmesine sebep olan elebaşları kastedilerek öldürülmeleri emredilir. Mekke’nin fethi günü bu ayetten haberdar olan elebaşları korkup Mekke’yi terk ettikleri için öldürülmemiş, düşman üzerindeki istenen etki böylece gerçekleşmiştir. Kaçmayanlar da, ayet gereği düşmanlıklarından vazgeçerlerse, Allah’ın merhameti gereği, pişmanlık hakkı her an saklı kalmaktadır. (s. 225)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9063" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Oryantalist-Schachta-reddiye-_mazami-1.jpg" alt="" width="76" height="122" />H. Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı iddialar ve izahlar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Modern Bir Akıl Sapması, Deizm </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetini verdiğimiz bu kitap, deizme cevap vermekten çok, evrime,  &#8216;insanın tekamülü&#8217; anlamı veren ve &#8216;yaratıcının gözetiminde&#8217; evrim sürecinin gerçekleştiğini savunan Müslümanlara (Caner Taslaman, Mustafa İslamoğlu gibi) ve deizmi, &#8216;dinciler yüzünden dinden soğuyanların sığınağı&#8217; ilan edenlere (Yaşar Nuri Öztürk gibilere) cevap vermek amacıyla yazılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm Latince bir kelime olan ve &#8216;deus&#8217;tan türemiştir ve &#8216;Tanrıya inananlar&#8217; anlamına gelmektedir. (s. 9) Deizm sözcüğünü ilk kullanan Pierre Viret&#8217;tir ve bu sözü &#8216;Türkler ve Yahudiler&#8217; için kullanılmıştır. Deistler salt akıllı inşa edilen bir ahlak sistemine inanırlar. Vahyi, peygamberi, ruhu inkar ederler. (s. 10, 12, 107) Tanrı ile kainatı bir gören panteizmin aksine deizm, tanrıyı kainattan tamamen ayrı ve farklı bir varlık kabul eder. (s.11) Deizm İngiltere&#8217;de doğmuş, Fransa Almanya&#8217;da gelişmiştir. (s. 12, 18) Brahmanizm, peygamberi gereksiz gören Hint kökenli bir akımdır. (s. 13) İngiliz deizminin kurucusu Lord Herbert of Cherbury&#8217;dir. Deizmin içgüdüsel olarak var olduğunu savunur. John Locke ise, içgüdüsel deizm yerine gözleme dayalı rasyonalist bir çizgiyi savunur. David Hume ise, bilim ve mantığı deizmin belirleyici unsuru haline getirmiştir. (s. 18) Deizm, Fransa&#8217;da İngiltere&#8217;nin aksine dinsel bütün öğelerden soyutlanarak sadece materyalist ve devrimci bir ruh halini alır. Voltaire, Montaigne, Rousseau bu akımın öncülerindendir. (s. 18) Almanya&#8217;da Kant, deizme farklı bir ivme kazandırmıştır. Amerika&#8217;da Thomas Jefferson, Benjamin Franklin deizm felsefesinden etkilenmişlerdir. Günümüzde deizmin birçok alt akımları doğmuştur: Monodeizm, Polideizm, pandeizm, ruhsal deizm, Hıristiyan deizm, bilimsel deizm, hümanist deizm gibi&#8230; Hepsi de kendilerine özgü bir din yapısı inşa etmişlerdir. (s. 19-20) Ne bundan önce ne de bundan sonra, deizme belli sınırlar çizilebilmiş değildir. İnsan kaynaklı akımlar sürekli değişime maruz kalacaklardır. Yaratıcının insanlara yönelik emirlerini yerine getirmekten kaçındıkları için, yaratıcının böyle emirlerinin olmadığını her ne olursa olsun ispatlamak için uğraşmaktadırlar. Halbuki Yüce olarak gördükleri o yaratıcının kendilerini başıboş yarattığını iddia etmenin onun yüceliğini yakışıp yakışmayacağını yönünde birazcık akıl yürütmüş olsalardı, bu kadar zahmete gerek kalmadığını anlamış olacaklardı. (s. 21) Sözde Evrensel ahlaki esaslar çerçevesinde bir inanç oluşturma iddiasında olanlar, dini hedeflerine almışlardır. (s. 24)  Dünyada kötülük varsa, tanrının insan yaşamı ile hiçbir şekilde ilgisi olmadığındandır, iddiasını ileri sürerler. (s. 26)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kilise, bilim adamlarına ciddi yatırımlar uygulamıştır. Hatta bazılarını yakmıştır. Kilisenin baskıcı otoritesi, teslis akidesi, evren&#8217;i ve insana müdahale etmeyen bir tanrı fikrinin doğmasına sebep olmuştur. (s. 27) Deistlerin bir kısmı, aklın testinden geçerek onaylanan dine evet demektedirler.  (s. 28) Mekkeli müşrikler, Allah&#8217;u Teala&#8217;nın varlığı konusunda herhangi bir şüphe içerisinde değillerdi. Fakat onu, dünyaya karıştırmayıp hayatın dışına itmekteydiler. Menfaatlerine uygun yaşam biçimlerini ile çelişmeyen, hayata müdahale etmeyen, sosyal hayatı ve hukuki sahayı düzenlemeyen bir tanrı inancına sahip idiler. Evreni yaratan, sonra aşkınlığından dolayı evrenle ve insanla ilişkileri daha alt düzeydeki aracı varlıklara devreden bir güce inanıyorlardı. (s. 33) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin asıl ortaya çıkış noktasını, insanın üzerinde bir otorite olamayacağı şeklindeki düşünce oluşturur.  (s. 47) Vahyin bulunduğu yere aklı yerleştirip görüşlerini açıkça ifade eden John Toland ve aklı esas almak suretiyle ortak bir din inşa etmek gerektiğini savunan Rousseau, deizmin önemli sözcüleri olarak dikkat çekerler. (s. 48) Cahiliye Araplarının, peygamber efendimize karşı çıkma sebeplerinin başında tevhid vurgusu geliyordu. Putlar yıkıldığında, idari ve siyasi düzenleri de bozulacaktı. Tebliğe karşı çıkmalarının bir başka sebebi de, ticaret yollarının ellerinden çıkacağı yönündeki endişeleriydi. Günümüzde bazı kesimin, İslam ile olan problemleri de hemen hemen aynı noktalara, tesis etmiş oldukları statükonun devamına mani olacağına yönelik düşüncelere dayanmaktadır. (s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ülkemizde mealcilik ve tarihselcilik gibi akımlar, İslam&#8217;ın ibadet alanı dışında kalan bölümünü rafa kaldırıp, kendi liberal anlayışlarının hakim olacağı bir alan açmayı amaçlamaktadırlar. Tarihçi zihniyetlerin varacağı nokta deizmdir:  Ver kurtulculuğun, yani batılı zihinle çatışma halindeki inanç esaslarından, ahkama kadar her hükümden vazgeçilebileceği yönündeki kanaatlerin neticesi; yönetim, sosyal hayat ve pratik dini hayat açısından deizmden farklı olmayacaktır. (s. 54) Deist düşünceye göre, bir yaratıcıya inanmak vardır fakat dini sistemler ortadan kalkmalıdır. Yahudilik, Hıristiyanlık içerisinde gerçekleştirdikleri reform&#8217;u İslam&#8217;a da tatbik etmek için, doğuya saldıkları oryantalistler gibi, içeriden bazı şahısların çalışmaları da ön plana çıkarılmaktadır. (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarihselcilik gibi, mealci düşünme biçiminin de belli bir usulü bulunmadığından, kendi içerisinde bir tutarsızlık yumağından ibarettir. Deizmle mücadele dini öğrenmekle olur: Mescitlere ve mabetlere sıkıştırılan dinin, yaşayan hayat içerisindeki etkisi yeniden sağlanmadıkça köklü bir çözüm beklentisi içerisinde olmak nafile bir beklenti olacaktır. (s. 57) Kur’an&#8217;ı Kerim veya sünnet kaynaklı gelişen tartışmaların tamamı, esasında aklın konumu ve bilgi edinme aracı olarak ne ifade ettiği ile ilgilidir. Dini, yaşayan hayatın dışına iten ateizm olsun, deizm olsun aklı yegane otorite kabul eden sistemlerdir.  (s. 58) Bu gibi akımlarla mücadele etmek, temel ihtiyaçlarımız kadar gerekli bir konudur. Dolayısıyla Müslümanlar bu mücadeleyi yürütebilecek kurumlarını hiç vakit kaybetmeden kurup yola koyulmalıdırlar. (s. 60) Kelamcıların bahsettiği akıl, vahiy ile sınırlandırılmış bir akıldır. (s. 65) Akla sınırsız kredi verenler sanırsınız ki tartışmasız zorunlu ilkelerden bahsediyorlar. Oysaki bahsettikleri kendi gözlemleri, çıkarımlarıdır. (s. 67) Tarih içinde çeşitli yüzleri ile karşımıza çıkan akılcılık, bugün bilimsel etiketi ile, en çirkin yüzü ile karşımıza çıkmıştır. (s. 70)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim, deneyler ve deneylerden ulaşılan kanunlar ya da matematik ve geometri ile formüle edilen şeylerin ‘gerçek kabul edilmesi&#8217; neticesinde, doğru bilginin ‘kıstaslarını değişmesi’ ile oluşur. (Bertrand Russel, Bilimden beklediğimiz, s.14; Alekandre Koyre, Bilim tarihi yazıları I/66; John Henry, Bilim devrimi, s.15; Kostas Gavroğlu, Bilimlerin geçmişinden tarih üretmek, s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel akla karşı batıda yükselen sesler: &#8220;Bilimin zihniyeti olan &#8216;Faust kültürü&#8217;, kainatın sırlarını keşfetmek değil onları belirli gayeler yoluna faydalı hale getirmektir. Bilim adamları sözde, Tanrı&#8217;ya kavuşmak istediklerini belirtseler de aslında elde etmeye çalıştıkları şey, tabiatta gizli olan kuvvet ve enerjidir.&#8221; (Oswald Spengler, İnsan ve teknik, s. 84) &#8220;Fizikçiler, yaptıkları keşif ya da ürettikleri aletlerin kendi deha ve güçlerinden kaynaklandığına inanarak -Tıpkı Tanrı gibi- güçlü olduklarına inanmaktadırlar. Bu tarz çabalarla aslında, inanmadıkları tanrının yerini almaya çalışırlar.&#8221;  (John Horgan, Bilimin sonu, s. 255) &#8220;Bilimsel emperyalizmden&#8221; (E. F. Schumacher, Aklı karışıklar için kılavuz, s. 19, 68) bahsedenler kadar,  &#8220;Bilimsel teknolojik zaferin, insanı çöküşe sevk ettiğini.&#8221; (Alexis Carrel, İnsan Denen Meçhul, s. 333) ileri sürenler de vardır. &#8220;Akılcılık, artık bilimci uzmanların dediğine&#8217; teslim olmak&#8217; manasına gelmektedir. Akılcılık artık bir iktidar odağı haline getirilmiştir.&#8221; (Paul Feyerabend, Akla veda, s. 21-22) &#8220;Bilim/akıl en militan din kadar dar kafalı olabilir, var olan bütün güçler gibi en şeytani güçlerin hizmetine koşabilir.&#8221; (Max Horkheimer, Akıl tutulması, s. 110) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm akılcılar, &#8216;bildikleri yöntem&#8217; ile ispatlanamayanı reddeder, iman edilmeye layık görmezler.  (s. 86) Akılcıların kesin olarak takdim ettikleri pek çok şey, kesin olmayıp iman edilen birer ilkedir. (s. 87)  &#8220;Aklın sınırlı olduğunu itiraf ettikleri halde ona her türlü şeyin üstüne koyma çelişkisine imza atarlar.&#8221; (Rene Guenon, Doğu ve batı, s. 44) Batıda asıl tartışmanın nihai hakikati, doğruyu belirleyecek ve ortaya koyacak vahiy mi yoksa akıl mı olduğu noktasında kilitleniyor.  (s. 92) &#8220;Dinin yerine en yüksek zihinsel otorite olarak akıl geçirilmiştir.&#8221; (Max Horkheimer, Akıl tutulması, s. 66) &#8220;Batı aklı, yalnız dünya işlerinden faydalanmaya dönük ve hayırlı insanlardan çok kötü insanların yararlandığı din dışı bir akıldır.&#8221; (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu&#8217;l Akl, I/12) Bugün bilimcilerin dilindeki bilim ile, teknolojiyi üretiminin yanı sıra bir ahlakı ve metafizik telakiyi içinde barındıran felsefesi de kastedilmektedir. Bilim dediğimiz şeyin, hayatı kolaylaştırıcı bir takım aletler üretmekten ibaret olmadığı, kendini varlığa ve hakikate dair belirleyici olarak gören hatta içinde ilahi bir kimlik peşinde olan bir faaliyet barındırdığını iddia edenler vardır. (s. 95) İslam&#8217;ın, ilahlaşma ve tabiata hükümran olma hayalleriyle, bilimi bir paradigma olarak görenlerin karşısında olduğu açıktır. (s. 96) &#8220;Modern bilim ile üstün hakikatlere ulaşılabileceğini zanneden insanlar vardır. (s.  98) Bilim pek çokları için, dinin üstünde bir hakikat terazisi olarak konumlandırılmıştır. (s. 99) &#8220;Bir yaratıcıya inanıyorum. Ölüm sonrası, mutluluk olmasını umuyorum, benim dinim aklımdır.&#8221; (Thomas Paine, Akıl çağı, s. 3) &#8220;Hıristiyanlıktaki deizm, Hıristiyanlığı bilmekten; İslam&#8217;daki deizm ise, İslam&#8217;ı bilmemekten kaynaklanır. Batıda akıllı bir adamın yapacağı deist olmaktır.&#8221; (Meryem Güneri, Bir İnanç Problemi/Krizi Olarak Deizm ve Temelleri Üzerine Psiko-Kelam Analizleri, İTOBİAD Kongre/19, II. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Kongresi, s. 843 ; Deizm Sempozyumu, Ensar, 2017, s. 12, 235) Dine lakaytlaşan ya da yeni çevresine dinini uyumlu hale getirmeye çalışan deizmin çeşitli yorumlarına savrulan her kimi gördüysek ya gözlerini kör eden bir bencillik-ego ya da dünyaya olan dinginlenemez hırslarından ötürü böyle olduklarını gördük. (s.114) Yeni yorumu ile evrim teorisi, bitmemiş bir evrimi, &#8216;sürekli evrimleşen insan&#8217; modelini var sayar. Artık Ateistler hala tesadüfen başlangıca, deistler ise mekanik bir yaratma ile başladığına inanmakta; ancak her iki grup da ileriye doğru ucu açık bir evrimi savunmaktadırlar. İşte bugün Müslümanlara kabul ettirilmek istenen bu yeni evrim teorisi modelidir. &#8220;Evrim teorisi artık &#8216;sürekli gelişme&#8217;yi ifade eden anlamında anlaşılmaya başlandığını&#8221; iddia eden kadar, &#8220;Akıllı tasarımcı evrim yoluyla insanları yaratmış ve insanların ruhsal evrimini hedeflemiştir.&#8221; diyen Müslümanlara da rastlayabilmekteyiz günümüzde. (s. 116)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meşhur bir ateist bilimci (Celal Şengör), &#8220;Günün birinde insanların beynini bilgisayar programlarına download ederek ölümsüz olacağını ve bütün evrene yayılıp nüfuz edeceğini.&#8221; iddia etmiştir ekranlarda. Tabiatı kontrol etme ve ilahi güce ulaşma hedefleri (s. 117) hep bilim adı altında gizlenmektedir.  Dün metafiziği reddederek ilahlık davası güdenler, bugün elde ettiklerine metafizik bir hüviyet yükleyerek aynı davaya gitmektedirler. Yalnızca dil biraz değişmiştir. (s. 119) &#8220;Dikkatimizi makinelerden ve fizik âleminden, insanın fizyolojik ve manevi cephesine çevirmemiz gerekmektedir.&#8221; (Alexis Carrel, İnsan Denen Meçhul, s. 11)  Peygamber Efendimizi ilahlaştırdığımızdan dem vuranlar, bilimin ve bilim adamlarının ilahlık iddialarını görmemezlikten gelmektedirler. (s. 121)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da, kırk dokuz yerde akıldan bahsedilir ve biri hariç hepsi muzari sıgasıyla kullanılmıştır, yani aklın &#8216;kullanılmasına dönük&#8217; çağrı vardır. Aklın bilgi alanı varlık dünyasıyla sınırlı olduğundan (İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlmi Kelam, s. 47) mutlak gerçeği bütün boyut ve sınırlarıyla kuşatabilecek bir özellik ve mükemmelliğe sahip değildir. (Maturidi, Kitabu&#8217;t-Tevhid, s. 183) Ayrıca Maturidi, çevre, zaman ve zeminin aklın doğruyu bulabilmesinin önünde birer engel olabileceğini de söylemektedir. (Maturidi, s. 182) Akıl vahyin düzgün anlaşılabilmesi ve uygulama sahasına dökülebilmesi için Allah&#8217;ın bir nimetidir. (s. 143) Hasan-ı Basrî, &#8216;Bir adamın aklı tam olmadıkça dini tam olmaz.&#8217; (İbn-i Ebi&#8217;d-Dünyâ, Kitabü&#8217;l-Akl, I/17) demektedir. İslam&#8217;a göre yapılan işlerin iyi ve güzel olması Allah&#8217;ın tayin ettiği ölçüye uygun olmasıyla belirlenebilecek bir şeydir. (s. 149) Babanın vakarını sıfıra indiren, çocuğu sürekli şımartmayı &#8221;sevdirerek öğretmek&#8221; olarak takdim eden yeni terbiye usulü, sokaklarda dolaşan gençlerin içler acısı halini hazırlayan sebeplerin başında gelmektedir. Bu nesil istediği her şeyi yapmaya daha çocukluktan alışmış ve artık şehvetinin önündeki hiçbir maniyi tanımaz hale gelmiştir. Bu saatten sonra, dinsiz fikirlere kayması, yaptıklarına karışan bir iradeyi reddetme, şehevi ve her türlü arzularını tatmin etme yolundaki engelleri ortadan kaldırma çabası doğaldır. Okuyarak öğrenecek kadar gayretleri yoktur. Meseleyi şımarıklığa veya inada vurmuş olanların biraz hayat tecrübesi edinmesi ve ahlaken olgunlaşmasını beklemek icap etmektedir. Tabi, nasihate devam ederek. (s. 168) &#8221; Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır! O inkarcılarla, en güzel şekilde mücadele et.&#8221; (Nahl, 125) Bize düşen şu anda bu şefkat ve sabırla, güzellikle nasihat etmeye devam etmektir. Bir kişi hem Müslüman hem de deist olamaz. (s. 172) Ehl-i Sünnet, hep Katolik mezhebi ile aynı ruhmuş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. (s. 173) Dini ve dünyevi maslahatların çoğunun akılla bilinebileceğini bir çok İslam alimi ifade etmiştir. (s. 176) &#8221;Dünyevi menfaatlerin ve kötülüklerin çoğu akıl ile bilinir.&#8221; (İzzuddin b. Abdisselam, Kavaidü&#8217;l-Ahkam) Ragıp el-İsfehahani, &#8216;Dini anlamak için akla ihtiyaç duyulduğundan, aklî ilimlerin ve mukaddimelerin zayıflığı durumunda dinin yanlış anlaşılacağından&#8217; bahseder. (s. 179) Yaşar Nuri Öztürk kitabında, akla önem veren her fikrin deizme &#8216;kapı araladığını&#8217; düşünmektedir.  (s. 180) Kitabın özellikle 123-189 sayfaları, Yaşar Nuri Öztürk&#8217;ün &#8216;Deizm&#8217; adlı kitabına cevaplardan oluşur.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9654 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/deizm-sapmasi-1.jpg" alt="" width="81" height="116" /> H.Yaşar, Ö. Faruk Korkmaz, Y. Karakoç, Modern Bir Akıl Sapması, Deizm</span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm ve ateizm üzerine</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye&#8217;de kendisine inananları tatmin etmeyen, dine mesafeli olanları iyice uzaklaştıran sahte dindar kimlikler çoğaldı. İslamcılık, muhafazakârlık söylemine dönüştü. (s. 9) Sekülerizmle geleneksel yapının melez bir kültürü oluşturulmaya çalışılmaktadır.  (s. 10) Üst sınıfın resmi dini, alt sınıfa da yayılmıştır.  (s. 17) Yeni nesil, modern dünyanın meydan okumasına alternatif üretememenin ezikliğini yaşamaktadır. Asım&#8217;ın neslinin hayaleti Doğu, atmosferi Batıdır. (s. 11) Gerçek din bağı zayıfladıkça, geleneğin bütün anlatıları çoğu zaman kutsanmış, din zannedilmiştir.  (s. 12) Toplumsal dokudan kopuk düşünceler idealleştirilmiştir. (s. 13) Genç nesil ve metropol nüfusu için modernleşme silindirinin etkin olduğunu söyleyebiliriz. (s. 14) Din bugün Batıda Hümanizm değilse de, deizmdir. (s. 18) Modernleşmenin kalesi askeriyeden başlayacaktır. Gösterimi de kadın bedeni üzerinden daha kolay olacaktır.  (s. 19) Dawkins, ateizmi bir inanç biçimi olarak yaymayı kendine misyon edinmiştir. (s. 26)  Korkusu tanrının bir gün hiç habersiz çıka gelmesidir. (s. 27) Bir ateistin, bütün enerjisini ateizme adamasını neye yoracağız? (s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hakiki iman, dogmatizme yegane alternatiftir. (s. 30) Dawkins gibi Ateizm misyonerleri, önceden ateist iken teist olan Flew&#8217;e kızgınlığını saklamıyor, onu ‘döneklikle’ suçluyor. Flew, kendi ifadesiyle &#8216;kanıtın götürdüğü yere&#8217; gitmiştir. Patrick Glynn&#8217;da ateizmin bir yanılgı olduğunu itiraf etmektedir. Big Bang, alemin bir başlangıcının olduğunu, antropik prensip ise, kainatın insan için hazırlanmış olduğunu kanıtlamıştır. (s. 32) Her şey insan için yaratıldı. Acaba İnsan niçin yaratıldı? Darwinizm, materyalizm ve pozitivizm dine tahammülsüzdür. (s. 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10377 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/flew-tanri-var-1.jpeg" alt="" width="321" height="169" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm, tanrının insan yaşamına müdahale eden bir tasavvurunu kabul etmez. (s. 38) Dawkins, Darwinci düşüncelerini iman alanına kaydırmıştır. Dawkins, kendi ifadesiyle, Darwincilikten beslenen iyi bir &#8216;ateizm savaşçısı&#8217;dır. (s. 39) Dawkins, kendi tezine iman edilmesini ısrarla savunmaktadır. (s. 41) İnançsızlığın ilmihali, ‘Tanrı Yanılgısı’ kitabıdır. Dawkins&#8217;e, inanmadığı için mi Darvincilik çok akıllıca geliyor yoksa Darwinizmin bir sonucu olarak mı inançsız biri olmuştur? (s. 42) Dawkins&#8217;in hararetli tartışmaları, onun 19. Yüzyıl başlarında yaşıyor olduğu izlenimini vermektedir. (s. 43) Dawkins, aydınlanma çağının tipik bir takipçisi olduğunu teyit etmektedir. Ne var ki deyim yerindeyse, bu köprünün altından çok sular akmıştır. (s. 287) Darwin düşüncesinin inançsızlığa götürmekten ziyade, inanmama durumuna evrimcilikle temellendirmeye çalışılmaktadır. (s. 308) Aynı mantığı Celal Şengör&#8217;de de görürüz! Dawkins, Darwinizm bir havari gibi yaymayı tercih etmektedir. Dawkins, dinlerin insanların ölümüne neden olduğunu ileri sürmektedir ve &#8216;hiçbir ateist, onlar kadar acımasız olabilir mi?&#8217; demektedir. Hitler ve Lenin&#8217;in ateist olduğunu unutuyor tabiî ki. (s. 44) Tıpkı teizm gibi ateizmde, bir kanaatler malzemesi üzerine yükselir. İman var olanın açığa çıkarılması, küfürde gizlenmesi demektir. Jaspers&#8217;in ifadesi ile insanlık &#8216;tanrının otoritesinden kurtulacağım&#8217; derken, kendi tahakkümüne tutsak olmuştur. Otorite baskı değildir. Sadece dağılma ve parçalanma ihtimaline karşı bir önlemdir.  (s. 51) İnsan aklı, Tanrı olarak ikame edilmiştir. Akıl eksenindeki yapıp etmeler, birer ritüele dönüşmüştür. Modern ve kapitalist değerler ekseninde bir narsisizm kültürü geliştirilmiştir. (s. 53) Yunan düşüncesinin vardığı ya da çıktığı nokta deizmdir. Doğal din kavramı, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavrayabilecek yalın bir tanrı inancını belirtir. Bu inancı benimseyen kişiye deist denir. (s. 71) İnsanoğlu farklı dekorlar da aynı oyunu oynamaktadır. (s. 87) İnsanın ahlak ve kültür varlığı oluşunu ölümü ile fark ederiz. Zira hayvanlar aleminden bir canlının ölmesiyle, leş olurken; insan varlığı için cenaze törenleri ve hatıratlar oluşur. İnsanca oluş, özgürlüğü, sorumluluğu ve hesap vermeyi icap ettirir. Bu yetileri sadece akla bağlamak mümkün değildir. Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır. (s. 97)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins gibi ateistin dünyasında kalp, olsa olsa kanı pompalayan bir kastır. Oysa gönül bir deryadır. İnsan sadece maddi boyutuyla ele alırsak, onun insan özelliğini iptal ederek sıradan bir canlı hürriyetine mahkum ederiz. Notalar maddi olsa da, ses ve perdeler mânâdır. Dawkins şunu itiraf etmektedir ki, bilinç, ahlak ve ölümlülük konularını Darwincilik ile izah etmek, oldukça zordur. (s. 98) Ahlaklı olmayı Darwincilik de izah etmeye çalışanlar bunu, faydacılık/pragmatizm ile açıklamaya çalışmaktadırlar. Halbuki ahlak bambaşka bir şeydir. Tanrı inancı iptal edilince bencillik kaçınılmaz olur. Ancak karşılıklı menfaat beklentisinden âzad olan iyilik, tam anlamıyla iyilik olabilir. (s.  99) Bilinç, ruhun varlığını kabul etmeyi gerektirir. Önceden ateist olan Patrick Glynn, ruhun varlığını idrak etmeye başlayınca, inanmaya adım attığını söyler. (s. 100) Ölümün kıyısına gelen insanların tecrübeleri hakkındaki raporları incelemiş, ‘hemen hepsi ruhlarının vücutlarından ayrıldığını, kendilerini dışarıdan gördüklerini belirtiyorlar.’ demektedir Glynn. (s. 101)  Bir tıp doktoru, Dawkins&#8217;e yazdığı bir mektupta şöyle demektedir: &#8220;Neden hepimiz intihar etmiyoruz? Dünya görüşünüz öğrencilere ve pek çok insana sahiden bu izlenimi veriyor. Size göre hepimiz bir hiç sayesinde, tesadüfen birleştik ve yine bir hiçe döneceğiz. Bir efsaneye inanmak, size inanmaktan iyidir, çok daha iyidir. Ayrıca, sizin dünya görüşünüz insanları endişeye, uyuşturucu bağımlılığına, şiddete, nihilizme, hedonizme, Frankenstein bilimine ve 3. Dünya Savaşı&#8217;na sürükler, dünyada cehennemi yaşatır.&#8221; (s. 103) Çıkar eksenli ahlak görüşü, ahlak olayını izah edememektedir. (s. 104) Sınırsız cinsellik, alkol tüketimi, uyuşturucu ve diğer alışkanlıklarla birlikte insanlar bazen varoluşta bir tiksinti ve bulantı yaşayarak anlam arayışına girebilir. Nitekim batının pek çok metropolünde insanların ruhsal arınmalara yöneldiği bilinmektedir. İslam dininin ümmet algısı dikkate alındığında, dindarlık için sınırların toprakla değil, iman ve inkar çizgisi ile ayrıştığı dikkat çeker.  (s. 106) Ümmet düşüncesi bir tür ufuktur. (s. 108) Dawkins kendini haklı çıkarmak için Darwinciliğe sarılır. Darwincilik te ısrarla ateizmi dayanır. Tanrı sadece soyut düşüncenin değil, iyi eylemin de o arka planında bulunur. Her daim en büyük iyiliğin kaynağı tanrıdır. Tanrının bir üst değer oluşu, bencillik prangalarından özgürleşmenin de garantisidir. (s. 111) Tarih, inançsızların inananlara direnci olarak karşımıza çıkmaktadır. (s. 112)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyadaki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiştir. Henüz tanımlanmamış 10 veya 30 milyon canlı türü vardır. Bakterilerden, yüksekliği 100 metreyi ulaşan ağaçlara, sıcak su kaynaklarında ki canlılardan, Antarktika’daki mantarlara, okyanus tabanlarında ki kurtçuklardan, Everest Dağı&#8217;nın yamaçlarındaki çiçeklere, örümceklere kadar. (s. 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Muhteşem bir yapı iki soruyu akla getirir: Bu yapı neden vardır ve var olmasındaki amaç nedir? Hayatın cansız materyalden, kendiliğinden oluşunu savunmak sadece bir ön kabuldür. Burada bir şeyin canlı olmasının ne anlama geldiği önem kazanmaktadır. (s. 115) Bir kum yığını ile bir dahinin beynindeki kimyasal yapısının aynı olduğunu söylemek, sadece maddeye duyulan kör ve temelsiz inancın göstergesidir. (s. 1176)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanın dünyaya nasıl geldiğini Dawkins tek cinsiyete kadar dayamaya temayülündedir. Cinsiyetin kadın olma olasılığı üstünde duran Dawkins kendi tezini, İsa&#8217;nın mucizevi doğumunda inkar etmiş olur. (s. 117)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dolly üzerinde klonlama mı yoksa sadece transfer, yer değiştirme mi? Dolly&#8217;nin klonlanması: Bir koyunun vücudundaki bir meme hücresinden alınan DNA, annenin yumurtalığındaki döllenmeye hazır bir yumurtanın içine konmuştur. Yani, annenin kendi yumurtası, yine var olan başka bir hazır hücreden alınan DNA ile döllenmiş ve bu yumurta anneni rahmine yerleştirilmiş, böylece gebelik süreci başlamış ve sonunda da, Dolly dünyaya gelmiştir. (s. 117) Yani sahne hazırdır, dekorasyonların sadece yeri değiştirilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10376 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Dolly-oldu-1.jpg" alt="" width="341" height="539" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pornografi, magazin ve reklamcılık alanlarında, kadınların ne kadar istismar edildiğini kanıtlamak için çok çaba sarf etmeye gerek yoktur. Biyolojik açıdan erkek üstünlüğünü açıkça savunan Dawkins şöyle söylemektedir: &#8220;Kadın, doğada üreme açısından silik varlıktır.&#8221; (Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 296)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Newtoncu  fiziğin kesinlik ve nedenselci, dolayısıyla determinist tavrının aksine, Einstein teorisi ile, belirsizlik düşüncesini öne çıkarır. (s. 122) Dakwins&#8217;in kuantum fiziği ile başı hoş değildir. (s. 123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim, insanın bu dünyada konforlu yaşamasını hedeflerken din ise insanın huzurlu olmasını merkeze koyar. (s. 127) Pozitivizm ve sekülerizm bir tür inanç ve dolayısıyla dogmatizm üretir. Parola şu: İnsanlar kendilerinden uzaklaştıkça modern çark daha kolay dönmektedir. (s. 130) Doğal teoloji veya naturel ilahiyat, deizmin temel dayanağı iken, ateizm, onu da reddeder. (s. 133) Dawkins, &#8216;eğer Tanrı diye bir şahıs olsaydı, o muazzam biçimde karmaşık olurdu&#8217; der ve bu mantıkla tanrı inancına karşı çıkar. (s. 134) Öncelikle, tanrının karmaşık olduğu aşikar değildir. İkincisi, Tanrı bir şeyi bildiği için oldukça karmaşık olacaktır. Belki de öyledir ancak yine de Dawkins, bunun neden tanrının ihtimal dışı olacağı sonucunu doğurduğunu açıklayamamaktadır. (s. 159) Dawkins, tanrının varoluşunun ihtimal dışı olduğunu ileri sürmektedir. Bunu destekleyen bir delili sunmak onun borcudur. Ne o ne de başkası geçerli bir delil ortaya koydular. (s. 160) Evrenden hareketle, onun bir yaratıcısı olduğu fikrine ulaşmaya en genel ifade ile doğal teoloji diyebiliriz. (s. 135) Dawkins&#8217;e göre doğal eleme, doğanın kör saatçisidir. Görünen bir amaçta yoktur. (s. 136) Yine ona göre, doğal seçilimin aklı ve düş gücünün olmadığını söyler. (s. 147) Kör Saatçi iddiasına rağmen evrendeki düzen şaşmadan işlemektedir. (s.164) Yani saatçi kördür ama, &#8216;düzlen&#8217; koyabilecek özelliğe de sahiptir! Onun paradoks listesi hayli uzundur. Panteizmi ateizme en yakın düşünce olarak görüp ona prim veren Dawkins esasında bir ikilem içerisindedir. (s. 195) Dawkins, &#8221;doğal eleme sayesinde, üstün türlerin devamı ilkesi evrenin başlangıcında tasarlanmıştır.&#8221; demektedir. (s. 164) Darwin, evrenin bir tasarımcı tarafından tasarlanması fikrine şiddetle karşı çıkar. Ona göre en büyük tasarım, doğal seleksiyondur. (s. 236)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Eğer yer çekimi biraz daha kuvvetli olsaydı veya zayıf olsaydı veya, zayıf ve kuvvetli nükleer güç birazcık daha farklı olsaydı, hayat ortaya çıkmazdı. (s. 161) Dawkins, Darwincilikle ateizmi temellendirmeye çalışır ve dahası, dinlerin inanç sistemlere savaş açar. (s. 149) Evreni, Darwinin türler ve canlılar hakkındaki varsayımlarından hareketle açıklamak, bir ön kabul ve tahminde başka bir şey değildir. (s. 153) Yunan düşüncesinde maddesellik ön plandadır. (s. 167)  Ruh, düşünür, sezer, hisseder, iradeye vb. sahiptir. (s. 168) Dawkins, insanın bir tür ruhsal boyut kazanma hamlesi olan aşk olayını, patolojik (hastalıklı) bir bağımlılık olarak görür. (s. 170) Dawkins, dogmatik bir ateisttir. (s. 172) Dawkins, evrenin harikuladeliğini, karmakarışık doğa olarak insanlara sunar. (s. 174) Darwin, evrenin bir tasarımdan ziyade, yüksek türlerin bir çeşit evrim geçirme sahnesi olduğunu ileri sürer. Dolayısıyla Darwin&#8217;in naturalist olduğunu pekala söyleyebiliriz. Natüralistler, evrenin işleyişini bizzat kendisine verirler. (s. 176) Teizmin deizmden farkı, Tanrının evreni yarattıktan sonra etkinliğinin devam ettiğini iddia etmesidir. Ateizm bir inançtır. (s. 188) İnsan, sadece irade gösteren değil, hisseden bir varlıktır. Doğadan hareketle var olan bir yaratıcı fikrine ulaşmaya teizm (doğal teoloji) denir. İnsan aklının doğaya müracaat etmeksizin bizzat düşünerek Tanrı tasavvurları ulaşmasını ise deizm diye ifade etmek mümkündür. (s. 189) İnsanın ruhunda bir şeyi tabulaştırma özelliği her zaman var olagelmiştir. (s. 199) Antropolog Mary Douglas, ‘Saflık ve tehlike’ isimli kitabında, her kültürde tabunun vazgeçilmez olduğunu ileri sürer. Ona göre her kültürde bir şeyler dokunulmaz ve yasaktır. (s. 198) Ateistin tabusu, Das Kapital,  Türlerin kökeni, Materyalizmdir. Kapitalist ruhun mihrabı ise, paradır. (s. 200) Mesela Japonlar pek çok bakımdan teknolojide söz sahibi olsalar da, tabularını sürdürme konusunda oldukça isteklidirler. Zira kültürlerinin iflas etmesini kesinlikle göze alamazlar. (s. 198) Evrim düşüncesine göre, en yüksek zekaya sahip ve en yüksek tür, evrene en son katılan insanlardır. Halbuki, dünyamızın sorunları, problemler yumağı şeklinde devamlı büyümektedir. (s. 205) Günümüz modernizminin, Tanrı iptal edişinin sonucu olarak, çağımız insanın için para, tüketim ve haz neredeyse çok tanrıcılığın değişik versiyonları olarak görülmektedir. (s. 206) Kişinin, tanrıyı kabul etmemesi durumunda tek ölçüt kendi benliği olacaktır. (s. 223) Geçmişte de günümüzde de din bir boyut olarak gerçekliğini muhafaza etmektedir. Bu da gösteriyor ki, insan dini  (Homo Religious) bir varlıktır. (s. 225) Agnostikliği en iyi ve sistematik olarak ifade eden düşünürler Hume ve Kant dır. Onlara göre evrendeki küçük kesitlerden, evrenin tamam hakkında bir sonuç çıkarmak mantıklı değildir. (s. 226) Kant, evrenin bir mimarı olduğu fikrine ulaşırsa bile, bunun ‘nasıl bir varlık olduğu evrenden hareketle bulunamaz’ görüşündedir. Ancak onlar, tanrının yokluğu hakkında da bir beyanda bulunmamışlardır. (s. 228)  Descartes, Tanrı fikrinin de zihnimizde doğuştan  mevcut olduğunu (Ontolojik delil) söyler. (s. 239) İnsanın içindeki ahlak duygusu ve yıldızlı semaların uyandırdığı his, Tanrıyı inkar etmesine izin vermez. (s. 251) Din, Dede Efendi veya Itri&#8217;nin sanatında insanın ulviliğini çok iyi bir düzeyde ortaya çıkarmıştır. (s. 251) Dawkins&#8217;in imana açtığı saldırganca savaşı anlamak mümkün değildir. Kitapları ve fikirleri üzerinden kazandığı para ayrı tutulacak olursa, bu kadar ajitasyonu anlamak kolay değildir. (s. 253) A. Comte, pozitivist dinin mimarıdır. (s. 254) İnsanlar daha önce, ruhsal sorunlarla baş edemezken, gelişmiş ve zamanımız içindeki insan ruhsal sorunların üstesinden gelebilmekte midir? Gelişen teknoloji, beraberinde pek çok vebayı da getirmiştir. Eskiden AIDS ve kanserden bu kadar bahsedilmiyordu. Bu, gelişmişliğin aksine bir tür gerilemedir. (s. 262) İman, bilgiyi aşan bir durumdur. Darwincilik, bilgiyi putlaştırmaktadır. (s. 263) Bilim benliği keşfedemez; benlik bilimi keşfeder. (s. 268) Dawkins&#8217;in bilinci açıklayamaması gibi, şahsiyet konusunda da sessiz kalması ilginçtir. İnsanın şahsiyetinin gelişmesinde deruni yön, vazgeçilmez bir öneme sahiptir. (s. 269) Kişilik, insanın kendisinin hayatından daha fazla bir şey olduğunun bilincine varması ile başlar. (s.  270) Dawkins, dinin kadını aşağıladığını söylemektedir. Ancak günümüzde, en medeni toplumlarda bile kadın sömürüsü bilinen bir gerçektir. (s. 274) Dawkins, darwinizm&#8217;in hipotezlerini kanıtlanmışçasına savunmaktadır. (s. 281)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin en önemli fonksiyonlarından biri, deruni boyut sayesinde şahsiyet gelişimidir. Modernizm, insanlara bireyciliği verdi ancak şahsiyet kazandırma yollarını da birer birer ellerinden aldı. Çünkü şahsiyet gelişiminde ahlaki boyut, dahası insanlarla ilişki ve bu ilişkilerdeki fedakarlık oldukça önemli yer tutmaktadır. (s. 185)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">E. Durkheim, ‘Dini hayatın iptidai şekilleri’ isimli eserinde, din, ahlak ve hukukun başlangıçta bir bütün olduğunu söyler. Ama İslam&#8217;da şeriat kelimesi, din, ahlak ve hukuku aynı anda ima eden bir terimdir. (s. 291) Dawkins, iyilik yapma dürtüsünün kaynağını, bencil gen teorisiyle açıklamaya çalışır. Ona göre gen bencildir. Aslında gen Bir DNA zinciridir. Ancak bilinçli değildir! Bencil gen teorisi açısından bakınca insanı, kemiğini asla vermeyen ve bunun için mücadele eden köpekten ayırt etmek zor olacaktır. (s. 297) İnsan şahsiyetinin gelişebilmesi bir ölçüde bencil ve egoizmden vazgeçmesi ile mümkündür. (s. 298) Salt bencillik, daima çocuk kalmaktır!Dawkins, Aşk duygusunu patolojik yani hastalıklı bir bulgu olarak değerlendirir. (s. 299) Dawkins, bencilce almayı, normallik olarak görür. (s. 300)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins, iyilik yapmanın altındaki sebepleri 4 başlıkta açıklar: Birincisi karşılıklı çıkar, ikincisi akrabalık bağları, üçüncüsü şöhret kazanma, dördüncüsü toplum içinde onaylanmak,  kabul görmek. (Dawkins, Tanrı Yanılgısı,  s. 202-206) Aslında bunların tümü ahlak değil, ahlaksızlıktır! Dawkins, menfaatçiliği iyi işlerin nedeni olarak düşünmektedir. (s. 305) </span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10363" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/deizm-ve-ateizm-uzerine-1.jpg" alt="" width="65" height="106" /> Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine</span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Deizm ve ateizm çıkmazı 2</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her insan, Allah&#8217;ın varlığına iman edebilecek bir potansiyel ve temayül içinde dünyaya gelir. (s. 17) Ünlü İngiliz felsefeci Anthony Flew, bilimsel gelişmelerin ışığı altında 2004 yılında görüşlerini değiştirerek, &#8216;DNA üzerinde yürütülen çalışmalar bize, yaratıcı büyük bir gücün, tanrının varlığını göstermektedir.&#8217; diyerek ateizmden dönmüştür. (s. 19) Deizm, Hıristiyanlığa karşı bir protesto hareketi olarak ilk kez 17. yüzyılda İngiltere&#8217;de ortaya çıkan bir akımdır. Dini kötü temsil eden insanların eylemlerinden dolayı bazı kişilerin de deizme yöneldikleri bilinmektedir. Farabi, &#8216;önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse, doğruya ulaşılamaz.&#8217; der.  (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanlar, &#8216; ben niçin yaratıldım, varoluşumun sebebi nedir, içimde duyduğum iyi ve kötü içerikli seslerin anlamı ve amacı nedir, yaşamdaki amacın ne olmalıdır?&#8217; gibi soruları tarih boyunca sormuş ve cevabını aramıştır. (s. 26) İnsanda her zaman, daha mükemmele yönelme arzusu vardır. Newton, &#8216;Tanrı, eserleri aracılığı ile bilinir.&#8217; der. (s. 27) Din, tarihsel süreç içerisinde insanoğlu ile birlikte varlığını sürdürmüştür. Din yaşam tarzıdır. (s. 28) Gazali, David Hume ve Kant&#8217;tan daha geri değildir. İslam filozoflarının, &#8216; Hudus, İmkan, Gaye ve nizam, İnayet&#8217; gibi Allah&#8217;ın varlığını ispat eden delileri, Kur’an ayetlerine dayalı dini delilerdir. (s. 31) İnsanlık tarihi boyunca genel bir tanrı kavramı evrensel olarak daima vardır. (s. 28, 34) Sokrat&#8217;ın en meşhur öğrencisi Eflatun&#8217;dur. Eflatun, Aristo&#8217;ya da hocalık yapmıştır. (s. 43) Aristo şöyle der, &#8216;her ne ki sanat ve zeka eseridir, bilinmelidir ki o bir yaratıcının ürünüdür.&#8217; (Ali Fuat Başgil, Din ve laiklik, s. 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nizam delili gök cisimlerinin düzenli hareketlerinden, onu düzenleyene ulaşma şeklinde özetlenebilir. (s. 45) Hudus delili, &#8220;Her sonradan yaratılan şeyin mutlaka bir yaratıcısının bulunduğu&#8221; şeklinde özetlenebilir. (s. 94) Çiçero şöyle söylemektedir: &#8220;Allah fikrini doğuştan insan ruhuna yerleştiren, yine Allah&#8217;tır.&#8221; (s. 47) Descartes, &#8216;Ben tanrıyı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için, ben onu düşünüyorum.&#8217; diyerek ontolojik delili özetlerler.  (s. 50) Goethe, &#8216;Allah&#8217;ın varlığının ve birliğinin delillerini tabiattaki tecellilerden  müşahede edilebileceğine&#8217; vurgu yapar. (s. 56) &#8216;Kur’an, kitaplarının kitabıdır. Buna bir Müslüman gibi inanıyorum.&#8217; der.  (s. 57) 19. yüzyılda ilmin bütün problemlerinizi çözebileceği iddia ediliyordu. Bu düşünceler materyalist, pozitivist bir dünya görüşünün yansımalarına yol açtı. Comte, pozitif ilme dayanan bir insanlık dini bile kurmuştu. Avrupa&#8217;nın sosyal Darwinci materyalist düşüncesi içeride büyük sınıf çatışmalarının, dışarıda ise sömürgecilik politikalarının başlıca itici gücünü oluşturuyordu. Oysa 20. yüzyılda bütün bu teoriler ve felsefeler iflas etmiştir. (s. 61) En pozitif denilen fizikte bile, maddenin en ufak parçacıklarının doğrudan doğruya bilinemediği ortaya çıkmıştır. Max Planck gibi büyük bir fizik alimi bile, &#8216;fiziğin ilimden daha çok sanat’ olduğunu söylüyordu. İnsan dinin önemini son yüzyılda daha derinden anlamış, dinin en temel dayanağı olan Allah inancına yönelmiştir. (s. 62) Einstein, kütle ile enerjinin eş değerli olduğunu kanıtlamıştır. Maurice Solovin&#8217;e yazdığı mektupta, &#8216;pozitivistler, kainatı her türlü Tanrı anlayışından ve mucizeden kurtardıklarını sanıyorlar. Onların en zayıf yanları esasında budur.&#8217; demektedir. (Mehmet Aydın, Din Felsefesi, s. 38) Uygarlığın gayesi ilmin ve makinelerin ilerlemesi değil, insanın ilerlemesi olmalıdır.&#8217; der Alexis Carrel. (s. 70) &#8220;Hayatın mümkün olan tek izahı, Allah&#8217;ın olduğunu kabul eden görüştür.&#8221; (Carell, Yarınlara doğru, s. 24) Fransız filozof Henri Bergson, &#8216;varlığa dair mutlak bilginin akılla değil sezgi ile elde edilebileceğini&#8217; söyler. (s. 72) Mühendis Profesör Claude Hatavai, &#8216;her proje mutlaka projeyi yapan bir mühendisin bulunmasını gerektirir.&#8217; der. (s. 77)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ehli sünnet, aklı nakle tabi kılar. Dinde ana prensip, vahye uymaktır. Naklin akla tabi olması halinde, vahye ihtiyaç kalmaz. Ehli sünnet, Selefiyye, Maturidiyye ve Eşariyye olmak üzere üçe ayrılır. (s. 86) Eşarilik ve Maturidilik ortaya çıkıncaya kadar Sünni Müslüman çevrede hakim olan inanç ‘selef’ inancıdır. &#8216;Hanefiyye&#8217; ise, aklı yegane dayanak değil, naklin anlaşılması için bir hakem olarak görür. Eş&#8217;ari Maturidi bu yolun iki büyük ismidir. (s. 87) Eş&#8217;ari, 40 yaşına kadar Mutezile mezhebini benimsemişti. Şafii, Maliki, Hanbelilerin çoğunluğu, Eş&#8217;ari mezhebine mensuptur. (s. 88) Maturidilerin metodunda aklın, herhangi bir aşırılığa sapmaksızın ve sınırlarını aşmaksızın büyük bir yeri ve değeri vardır. Maturidiler şöyle der: &#8220;Akıl, Allah&#8217;a imanın kaynağı değil, fakat aleti, vasıtasıdır.&#8221; (s 92)  İmamı Azam, &#8216;Kainat, tabiatın değil, Allah&#8217;ın eseridir.&#8217; derken (s. 98) Gazali, &#8216;Allah&#8217;ı tanımak başka, varlığını bilmek başkadır.&#8217; der. (s. 102)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kindi: Avrupa &#8216;da Alkindus adı ile tanınır. Meşşailik (Aristo felsefesinin hakim olduğu) ekolünü başlatan Kindi&#8217;ye göre felsefenin amacı, Allah&#8217;a ulaşmaktır. (s. 108) Farabi: &#8216;Toplum sevgi ile kaynaşır, adaletle yaşar.&#8217; der. Batı felsefesini etkilemiştir. Aristo&#8217;dan sonra, &#8216; ikinci muallim&#8217; olarak kabul edilir. İllet/ilk sebep ve hareket delilleri ile Allah&#8217;ın varlığını ispat eder. (s. 112) İbn-i Sina: Batıda Avicenna adı ile tanınır. İslam felsefesi onunla zirveye ulaşmıştır. Garrison ona, &#8216;jeolojinin babası.&#8217; der. İmkan delili ile Allah&#8217;ın varlığını ispat eder. (s. 117) İbni Rüşt, inayet ve ihtira delilleri ile Allah&#8217;ın varlığını ispat eder. (s. 120) &#8220;Hikmet, ilim ve sanatın birleşmesidir.&#8221; diyen Elmalılı Hamdi Yazır, nizam delili ile Allah&#8217;ın varlığını ispat eder. (s. 128) Caner Taslaman, Tasarım ve ahlak delillerini kullanır. Big Bang hem patlama, hem madde oranları, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarım ürünüdür. Yıldızların birbirine olan mesafesi, süpernova patlamalarının uzak, yakın ve sıklığı, dünyanın manyetik alanının gücü, oksijen ve karbondioksitin oranı, atmosferin basıncı vb. hep bir denge, düzen ve ayarı işaret eder. (s. 137)  &#8220;İlim aklın, din ise gönlün ışığıdır.&#8221; (A.F. Başgil, Din ve laiklik, s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm, İngiltere ve Fransa&#8217;da 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Voltaire ve Rousseau en tanınmış isimleridir. (s. 160)  &#8220;Medeniyetin ürünlerinin ortaya çıkışı, hep dinlerin insanı hayrete bırakan tesirleri sonucudur.&#8221; (Ferit Kam, Dini ve felsefi sohbetler, s. 33) 19. yüzyılda endüstri devrimi, 20. yüzyılda ise teknoloji devrimi gerçekleşmiş, insanlığa kurtuluş reçetesi gibi sunulan Marksist felsefe iflas etmiştir. Bunca gelişmeye rağmen kainat hala insan için bir muammadır ve sırlarla doludur. (s. 166) Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, atom-elektronu ancak belli bir durumda tespit edebilmekteyiz. Halbuki o zaman da, onun hareketini takip imkânsızlaşacaktır. Hareketi gözlemleyene kalkarsak, o zaman da maddeyi tespit mümkün olmayacaktır. (s. 167) Dünya kendi etrafında saatte bin mil yapar. (s. 170) DNA&#8217;nın şifresi, Big bang ve ince ayar gibi konular Flew&#8217;in ateist düşüncelerden vazgeçmesine neden olmuştur. Flew, &#8216;kanıtın götürdüğü yere gitmelisin.&#8217; prensibini uygular ve yaratıcıya inanmaya başlar. İlahi tasarım delilini bir soru ile özetleyebiliriz: Evren, bizim geleceğimizi biliyor muydu? Fizikçi F. Dyson şöyle der: &#8220;Evreni ne kadar incelersem, bizim geleceğimize dair daha fazla kanıt buluyorum. Doğanın kanunları sanki evreni, yaşamın ortaya çıkmasına ve devam etmesine hazırlamak üzere tasarlanmıştır.&#8221; Bu, insancıl ilkedir. (s. 179) A. Flew şöyle der: &#8216;Tanrıyı keşfedişim araştırmanın bir sonucudur.&#8217; (s. 180) &#8220;Tanrı Evren&#8217;i yaratırken ileri düzeyde matematik kullanmıştır.&#8221; Paul Dirac (Flew, Yanılmışım Tanrı varmış, s. 103) Astronomi uzmanı James Jeans, &#8220;Dikkatle baktığımda bütün kainatın büyük mimarı bana, saf matematikçi olarak görünüyor.&#8221; (J.C.Monsma, Niçin Allah&#8217;a inanıyoruz, I/173) Elinize 10 tane marka alın, markaları 1&#8217;den 10&#8217;a kadar ardarda çekebilme şansının, 10 milyarda bir olacağını göreceksiniz. (s. 184) Kangurular bazen yavrularını emzirirken ikinci bir yavru daha doğurur. İkinci yavrunun doğumu ile bir memeden yeni yavru için berrak, renksiz bir süt gelirken diğer memelilerden ise, büyük yavru için koyu ve yağlı süt gelmeye devam eder. (s. 191) Kalp yumruk büyüklüğündedir. 300 gram ağırlığındadır ve bir yılda 30.000.000 kereden fazla çarpar. Dakikada, 6 litre kan pompalar. Damarların uzunluğu uçucu eklenince, 100.000 kilometreyi bulur. Yani, dünyanın çevresini 2 defa dolaşır. (s. 205) Bir tek hücrede 4 terabayt karşılığı görüntü bilgisi bulunur. (s. 206) İnsanın sahip olduğu maddi elementlerden ve taşıdığı proteinden çok, manevi ve ruhi diğerleri önemlidir. Onun bu yönleri inkar ve ihmal edilirse, geriye sadece insanın posası kalır. Özellikle batılı toplumlar bugün, insanı yeterince tanıyamamanın ve eksik algılamanın sıkıntısını yaşıyor. (s. 208) Nobel ödüllü Christian Duve, &#8220;Bugün bilebildiğimiz, bir hücrede neler olduğunun tanımlamasıdır. Nasıl olduğunu bilemiyoruz.&#8221; der. Her bir hücrede DNA açılıp ip gibi uzatırsa, uzunluğu yaklaşık 2 metreyi bulur. (s. 216) Galaksiler, birbirine kütle çekimi ile bağlı yüz milyarlarca yıldız, gaz ve tozun karanlık madde denizi içerisinde yüzen sistemlerdir. (s. 245) Bir ışık yılı, 10 trilyon kilometredir. Işık, dünyanın bir ucundan diğer ucuna saniyenin 20&#8217;de birinden az zamanda ulaşır. Yaratılışından bu yana Samanyolu&#8217;nda ne bir kaos ne de karışıklık görülmüş ve yaşanmıştır. Galaksimizin merkezinde, yaklaşık 4 milyon güneş kütleli dev bir karadelik vardır. (s. 246) Evrende her cisim, hareket halindedir. Samanyolu, saatte tam 2.2 milyon kilometre hızla uzayda hareket etmektedir. (s. 247)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Big Bang: Evrenin yaşı, 13.7 milyar yıldır. (s. 248) İlk patlamadaki zerreler, bir top sarmalı gibi giderek hızla ama muazzam bir ahenk içinde büyüyüp genişlemiştir. Güneş sistemimizin oluşumunun bundan 4.5 milyar yıl önce başladığı düşünülmektedir. (s. 249) Başlangıçta Newton fiziğini benimseyen Einstein, ilerleyen zamanlarda evrenin durağan değil dinamik olduğunu kabul edecektir. (s. 251) İzafiyet teorisi,  zamanın mutlak olmadığını, hıza ve çekim gücüne bağlı olarak değiştiğini göstererek büyük bir zihinsel devrime sebep olmuştur. Newton fiziğindeki mutlak zaman kavramı, Einstein devrimi ile değerini yitirmiştir. Maddenin, uzayın ve zamanın başlangıcı aynı andı. (s. 252) Evrenin sabit, durağan ve sonsuz olduğu anlayışı yerle bir olmuştur. (s. 253) Evrenin başlangıcında, evren sıcak elektron ve protonlar ile yüksek enerjili fotonlarla doluydu. Evren genişledikçe bu ışınım/radyasyon soğudu. (s. 256) Big Bang, evrenin bilinçli bir şekilde tasarlandığını ortaya koymuştur. (s. 260) Sioux Kızılderilisi Cesur Bufalo, &#8220;çiçeklere, sizi kim yarattı diye sormak istiyordum.&#8221; (s. 267) İnsan, beş duyu ile bildiği şeye &#8216;iman&#8217; demez. İnsan ancak &#8216;gaybi bilgilere&#8217; iman eder. (s. 280) &#8220;O, her an yaratma halindedir. (Rahman, 29) Kainat var kılındığından bu yana oluşum ve değişim içindedir. (s. 285)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalist felsefenin en temel tezine göre madde ezelidir, yalnız madde gerçektir ve onun dışında hiçbir şey yoktur. (s. 289) Quantum teorisi, izafiyet Tteorisi, kesinsizlik teorisi, ışığın dalgaları teorisi, entropi teorisi madde evreni ile ilgili görüşlerimizi tamamen değiştirmiştir. (s. 291) Pozitivizmin ilkelerine göre zihin ancak, tecrübe ve deneye dayalı hakikatleri elde edebilir. Pozitivizme göre insanların bilimden başka kurtuluşu yoktur. Comte, ‘bütün cemiyetler metafizik safhadan geçtikten sonra pozitivist bir zihniyete ulaşacaktır.’ der. ‘İnsanlara müspet ilim aşılanmalı, onların kafalarından din ve metafizik düşünce çıkarılmalıdır.’ Ona göre bu, tarihi bir kaderdir. Durkheim, toplumun rasyonalist/akılcı düşünce safhasına gelmiş olduğunu söylüyordu. (s. 294)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sanıldı ki, bir toplum, bir hafıza kaybına uğratılarak topyekun başka bir uygarlığın içine sokulabilir. Bu yöndeki çabalar, bugün çekilen pek çok sıkıntının nedenidir. Dinlerin ortadan kalkacağını iddia eden Comte ilginçtir ki, daha sonra bir din kurma gayreti içine girmiştir. İnsanlık dini! Evet bu yeni dinin tanrısı insanlık, mucizeleri ise ilmi buluşlardı. Comte ise, bir nevi peygamberlik iddiasında bulunmuştur. Onun bu görüşleri ilmi teori olmaktan ziyade, birer tarihi kehanet doktrininden başka bir şey değildir. Filozof da olsa sosyolog da olsa hiçbir insan bir din ortaya koymak konumunda olamaz. Bunu deneyenler olmuş ama başarılı olamamıştır. (s. 296) Hem dinin hem ilmin sahaları ayrıdır, farklıdır. &#8216;Neden&#8217; ve &#8216;niçin&#8217;ler bilimin değil dinin sahasına girer. (s. 297) Hawking, &#8220;Bilim evrenin nasıl başladığı problemini çözebilirse de, neden var sorusunu cevaplayamaz.&#8221; (Hawking, Kara delikler ve bebek evrenler, s. 99) demektedir. Bilim bunların cevabını veremez diye; hayatın, evrenin ve insanı varoluşunun nedeni ve gayesi yoktur denilebilir mi? Evrimciler gibi, meseleyi tesadüflere bağlamak ne kadar hatalı ise, pozitivistler gibi, deneylerin dışında başka bir hakikati tanımamakta aynı şekilde hatalıdır. (s. 298) Bilimsel ateizm yoktur. Çünkü ilim, Tanrı kavramını değerlendirme yetkisine sahip değildir. Söz konusu olan pozitivistler ve bilimci ateizm değil, bunalımlardan kaynaklanan özel bir ateizmdir. Zaten ateizmin insanlara bir vizyon sunması bugüne kadar mümkün olmamıştır. Sistemli bir dünya görüşü ortaya koymak yerine, dine ve Tanrı inancına karşı eleştirel bir tutum takınmakla yetinmişlerdir. Ateist sistem, tamamen bir bunalım felsefesidir. (s. 300)  Tanrı yoktur demekten çok, &#8216;Tanrı var olmamalıdır.&#8217; demektedirler. Bunun için gösterdiği gerekçeler ve bahaneler aşırılıklar ile doludur. (Mehmet Aydın, Din Felsefesi, s. 218) Sovyetler birliği, 26 Aralık 1991&#8217;de dağıldı. Bu tarih aynı zamanda, Marksizm, materyalizm ve ateizmin çöküşü olarak hatırlanacaktır. (s.304)  Modern bilimin verileri ateizmi değil, ilahi dinleri haklı çıkarmıştır. (s. 307)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm: &#8216;Tanrı insanların yaptıkları ile ilgilenmez, insanlara emir vermez, yasak koymaz:&#8217; derler. (s. 308) Deizme yönelişin bazı sebepleri:  Din diye toplumda hurafelerin yaygınlaşması. Dini emirlerin, hikmetlerinin açıklanmadan dikte edilmesi. Dinin sadece şekil ve ibadetler ibaretmiş gibi anlatımı, ahlak ve sosyal yönünün ihmal edilmesi. Yanlış dini bilgilerin gerçek sanılması. Kur’an&#8217;ın söyledikleri ile Müslümanların yapıp ettiklerinin arasındaki farklılık, tutarsızlık, ikiyüzlülükler. Bilgi kirliliği.  (s. 311) İslam&#8217;da din ve ilim çatışmasının olmadığı, gençlerimize iyi bir şekilde anlatılmalıdır. Akıllar kiraya verilmemeli, gençlere değer verilmeli, her biri adam yerine konulmalıdır. (s. 313) İnsanı inançsızlığa götüren ateizmin kendi gücü değil, din adına sergilenen yanlışlar, bilgisizlikler, tutarsızlıklar ikiyüzlülüklerdir. (s. 315) Reuters Ajansı, &#8216;eğitim kalitesindeki artışın insanların inanma ihtiyacını ortadan kaldırmadığını&#8217; haber olarak bütün dünyaya geçmiştir. (Radikal Gazetesi,  05. 04.1997) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10411" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/deizm-ve-ateizm-cikmazi-1.jpg" alt="" width="60" height="92" /> Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateizm ve deizm 3</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;a göre deizm ile ateizm arasında hiçbir fark yoktur. (s. 9) Ateizmin büyük belirtileri, nankörlük ve gösteriştir. (Furkan, 21) Ateizme kayanlar, anlatılan hurafelerin İslam olduğunu zannederek dini reddetme yoluna gitmektedirler. (s. 11) Deizme göre Allah, insanları ve evreni yaratmış ancak, ondan sonra evrenin işleyişine ve insanlara karışmamıştır. Rahman 29. ayet, Allah&#8217;ın her gün bir iş içinde olduğunu beyan etmektedir. Nisa 136. ayet,  kendisine, meleklere, kitaplara, elçilere, ahiret gününe inanmayanları Allah, kafir olarak nitelendirmektedir. Yani Kur’an&#8217;a göre deist aslında ateisttir.  (s. 22) Yasin 60 ve Meryem 44. ayetler, ateizm ile deizmi satanizm ile eşdeğer görmektedir. (s. 14) &#8220;Kur’an&#8217;dan kalpleri katılaştı, onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.&#8221; (Zümer, 22) Kur’an&#8217;a göre Ateizm ve deizm birbiri ile aynı anlamdadır. Yunus, 100: &#8220;Allah, pisliği aklını işletmeyenlerin üzerine salar.&#8221; ayeti, din ile akıl çelişir iddiasına çok edebi bir üslupla cevap vermektedir. (s. 16) Ateistleri hidayeti erdirme konusunda iman edenlerin üzerine düşen sadece, apaçık bir tebliğdir. (s. 18) Tebliğ ve öğüdün fayda sağlamadığı durumlarda inkarcılara söylenmesi gereken tek cümle, &#8216; Sizin dininiz size, benim dinim banadır.&#8217; ifadesidir.  (s. 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler iman edenleri aptal yerine koymaktadırlar. Bakara 13. ayette, &#8216;Beyinsizlerin iman ettiği gibi iman mı edelim? derler. Halbuki asıl beyinsizler ta kendileridir ama bilmezler.&#8217; denmektedir. Mümin, 35 ayette ise, Allah&#8217;ın ayetleri hakkında mücadele edenler kibirli olarak nitelendirilir. (s. 33) &#8216;İnkâr edenler, bu Kur’an&#8217;a da, ondan öncekine de inanmayacağınız, derler. Bir görsen o zalimlerin Rabbi huzurunda durduklarını.&#8217; (Sebe, 31) Zariyat 56. ayette, Allah &#8216;cinleri ve insanları kendisine ibadet etsinler diye yarattım&#8217; buyrulur. İbadet etmek fiilinin anlamlarından biri de, &#8216;değer üretmek&#8217;tir.  (s. 54)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cennet ve cehennemde, dünyada var olan sistemden farklı değildir. Bilim ve buluş yapan insanların Nobel gibi ödüllerle mükafatlandırırken, suç işleyen insanlar da cezaevi ile cezalandırılmaktadırlar. (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Semavi dinler tabiri yanlıştır. Dinler değil, tek din vardır. Özellikle deistler, &#8216;Allah tek ise, neden bir kaç din var&#8217; şeklinde bir soru sorabilmektedirler. Allah tek din göndermiştir. Ali İmran 67. ayette Allah, Hz İbrahim&#8217;in Yahudi de Hıristiyan da olmadığını beyan etmektedir. Hz İbrahim bir Müslüman&#8217;dır. Hz Nuh da Müslüman&#8217;dır. (Yunus, 72) Hz Musa&#8217;da bir  Müslüman&#8217;dır. (Yunus, 84) Hazreti İsa&#8217;da Müslüman&#8217;dır. (Ali İmran, 52) Tüm ilahi kitaplar, Allah katından indirilmiştir yani, Müslümanlığın kitaplarıdır. (s. 65) (Bu konu, &#8216;İslam tüm dinlerin özüdür&#8217; adlı yazıda ele alınmıştır.) İnkârcıların sürekli eleştirdiği konulardan birisi, de &#8216;Allah varsa, fakirlik neden vardır&#8217; sorusudur. Rum, 41. ayette, &#8216;insanların ellerinin kazandıklarından ötürü karada ve denizde fesat ortaya çıktığı&#8217; buyrulmaktadır. Ayetten de anlaşılacağı üzere, yeryüzünde kötülüklerin sorumlusu Allah değil, insanlardır. (Bu konuda, &#8220;Kader&#8221; ve &#8220;İslam ülkeleri neden geri?&#8221; adlı yazımıza bakılabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;De ki, göklerde ve yerde neler var, bir bakın. Ama ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir kavme yarar sağlamıyor.&#8221; (Yunus, 101) Gökler tabiri ile astronomi; yer kelimesi ile de, jeoloji ilmine yönlendirme vardır. Aynı durum, Bakara 164 ayette de görülür. Rum, 22. ayette ise, &#8216;diller ve renklerin farklılığına işaret vardır ki o da, dil bilimi ve antropolojiye işaret eder. (s. 87) Sünnetullah, hem insanların hem de doğanın kanunlarını ifade eder. Kur’an, Müslümanların dürüst olmasını da sünnetullah ile izah eder. Sünnetullah fizik kurallarını da kapsar. (s. 96)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yunus 5. ayette, güneş için &#8216;ziya&#8217;, ay için &#8216;nur&#8217; kelimesi kullanılır. Ayrıca Güneş&#8217;in ışığından bahsederken, &#8216;Işıklar&#8217; şeklinde çoğul, ayın ışığından bahsederken &#8216;Işık&#8217; şeklinde tekil kelime kullanılmıştır. Bu da farklılıklarına işaret eder. Yunus, 5: &#8220;O Allah ki, güneşi ışıklar, ayı da bir ışık yapmıştır.&#8221; (s. 99)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yüce Allah (cc) Şura 49&#8217;da, &#8216;dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine erkekler bahşeder.&#8217; buyurur. Bugün bebeğin cinsiyeti belirlendiği iddia edilmektedir. Bebeğin cinsiyetinin belirlendiği hücre bölünmesi, tamamen Allah tarafından gerçekleştirilmektedir. (s. 103)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah iyiliği herkese vermekte, kötülüğü ise kul azınca ona isabet ettirmektedir. (s. 108) Nahl, 35: &#8220;Müşrikler dediler ki: &#8220;Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız O’ndan başkasına tapardık. Hiçbir şeyi O’na rağmen, haram da saymazdık.&#8221; Müşrikler, kendilerinin sapıklığa düşmelerini Allah&#8217;ın öyle dilemiş olmasından kaynaklandığını söylemektedirler. Allah ise bu yaklaşım tarzını eleştirmek de ve reddetmektedir. (s. 111) Enam. 148: &#8220;Putperestler diyecekler ki: &#8220;Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram saymazdık. Onlardan öncekiler de aynı şekilde yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: &#8220;Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi mi var? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece temelsiz bir tahminde bulunuyorsunuz.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler, namazın çok daha önce ateşperestler ve güneş ve aya tapanlar tarafından da yapılan bir ibadet olduğunu ileri sürmektedirler. (s. 115) Halbuki Allah, Fussilat, 37. ayette, Güneşe, aya secde etmeyi yasaklarken, Enam, 162. ayette ise, &#8220;namazım sadece Allah içindir.&#8221; buyurarak, sadece O&#8217;na ibadet etmemizi emretmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an, sadece Araplara gönderilmemiştir. (Bu konu, &#8216;Kur’an&#8217;da çelişki yoktur&#8217; başlıklı yazıda ele alınmıştır.) Kur’an, aynı zamanda tüm insanlığa gönderilmiş bir kitaptır. (Tekvir, 27; Ali İmran, 138; Yusuf, 2) Kur’an&#8217;ın sadece Araplara indirildiği zannedilir. Halbuki İbrahim 4&#8217;te: &#8220;Bir elçiyi, ancak kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın.&#8221; buyrulmaktadır. (s. 120) İyiliği de kötülüğü de yaratan Allah&#8217;tır. Ancak Allah, insanlara iyiliği sürekli isabet ettirmekte, kötülüğü ise, onların yaptıkları hatalardan ötürü isabet ettirmektedir. (s. 128)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın bir Peygamberin kıssası ile ilgili, her bir surede bir başka detay verdiği gerçektir. Belirli bir kıssa ile ilgili çeşitli surelerde farklı bilgiler verilerek kıssa tamamlanır. Bu Kur’an&#8217;ın edebi üsluplarından birisidir. (s. 130) Meryem 10. ayette Hz. Zekeriya, 3 gece insanlarla konuşmama, Ali İmran 41&#8217;de ise 3 gün konuşmama ifadesi kullanılır. Meryem 10&#8217;da 3 gece konuşmama yasağı belirtilirken, Ali İmran 41. ayette 3 gün işaret hariç konuşma yasak denmektedir. Yani konuşmayacağı süreye, gece de gündüz de dahildir. (s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nisa 17. ayette, cehaletle bir kötülük yapıp yakın zamanda tövbe edenlerin tövbesinin kabul edileceği belirtilirken,  18. ayette ise inkârcılar olarak ölenlerin tövbesinin kabul edilmeyeceği bildirilmektedir. Nisa 168. ayette Allah, inkar edenleri asla bağışlamayacağını ifade etmektedir. Zümer suresinin 53. ayetinde ise, imanlı olan ama günah işlemiş insanların Allah&#8217;tan ümit kesmemeleri gerektiği ifade edilmektedir. Kafir veya müşrik, tövbe etmeden öldüğü takdirde af edilmeyecektir. Araf 153. ayette, son nefesten önce tövbeyi tövbeyle iman edildiği takdirde Allah&#8217;ın mağfiret edeceğini belirtiyor. (s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zümer 10: Kur’an&#8217;ın tümü Allah kelamıdır. Hitap şekillerinde değişiklik olması, Kur’an&#8217;ın üslubundan kaynaklanır. (s. 137) Allah peygamberlerle bile doğrudan asla konuşmamaktadır. (s. 144) Nisa 15. ayetteki fenalık sözcüğünün, lezbiyenliği de kapsadığı söylenebilir. (s. 155) Nisa, 34. ayetteki &#8216;darabe&#8217; fiili, &#8216;uzaklaştırma&#8217; biçimde çevrilmelidir. Zira fiilin sözlük anlamlarında bu manada mevcuttur. (s. 157)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bakara 227. ayette boşanmada kararlı olmak anlamında kullanılan fiil çoğuldur. İkiden fazla kişiyi ifade eder. Bu Bilgiden de anlaşılmaktadır ki, tarafların aileleri de çiftin boşanmaları konusunda fikir beyan edebilecektir. Sadece kadın veya sadece erkek değil. (s. 166)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyadaki en hızlı savaş uçağı ile bize en yakın olan Sirius yıldızına varmak, yaklaşık 2,5 milyon yıl sürecektir. (s. 185) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">* Kitap farklı evrime, reenkarnasyona, hadise bir yaklaşım içermektedir. Bu nedenle sadece ateist/deistlere cevap bölümleri özetlenmiştir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10431" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm-ve-deizm-1hskb.jpg" alt="" width="72" height="112" /> Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm eleştirisi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin aleme müdahale etmeyen ilah anlayışı, insanları, hayata yansıması olmayan kuru bir inanca mahkum etmekte ve insanlar bu mahkumiyeti ironik bir şekilde özgürlük olarak değerlendirmektedir. (s. 7, 17) Modern dönemde sekülerleşme, bilimcilik, insan merkezcilik, dünyevileşme, naturalizm gibi anlayışların artması ile birlikte din hakkında felsefe yapma ihtiyacı daha yaygın hale gelmiştir. Dini düşüncede eleştiriye kapıyı kapatarak dokunulmazlığı çoğaltmak, dine zarar vermektedir. Dini alan yanlış anlamaya ve istismara en açık alandır. İnsan hangi şekil altında olursa olsun, kendi varoluşunu açıklamak zorundadır. İnsanın amaçsız ve anlamsız bir yaşam sürmesi pek mümkün görünmemektedir. (s. 11) Deizm, öne sürdüğü şekli ile tamamen aşkın olan ve aleme hiçbir şekilde müdahale etmeyen bir tanrı anlayışından hareketle, inananların dini duygu ve düşüncelerini tatmin edebilmeleri neredeyse imkansız hale gelmektedir. Deizmin, ateizm olduğunu iddia edenler dahi olmuştur. (s. 12) İnsanın, pişman olmasına, hüznüne, ve neşesine tamamen duyarsız bir kalan bir tanrıya inanması ya da inanmaması arasında herhangi bir fark olup olmadığı ciddi bir tartışma konusu olduğunu söylemek mümkündür. Bazı insanların dilediği gibi hareket etme, akıl ve bilime aşırı derecede güvenme gibi nedenlerden dolayı, hayatlarında ilahi bir gücün etkin olmamasını isteyen bir tutum sergilediklerini söylemek mümkündür. (s. 13) Tanrının ilk fiili, genellikle yaratması olarak anlaşılır. (s. 15) Evrenin tüm aşamalarının bilinçli bir şekilde yaratıldığı görülmektedir. Evrenin her aşaması özel olarak tasarlanmıştır ve bu da, tanrının evrenin her aşamasında aktif olduğunu açıkça göstermektedir. (s. 16) Deizm ile teizm arasındaki en temel farklılık, tanrının alemi yarattıktan sonra müdahale edip etmediği ve buna bağlı olarak da vahyin kabul edilip edilmemesi hususunda ortaya çıkmaktadır. (s. 17)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her Tanrı inancının, tanrının evrene bir şekilde müdahale ettiğini veya en azından edebileceğini kabul etmesi gerekir. Aksi takdirde Tanrı’ya karşı hissedilen sevginin ve korkunun bir anlamı olmaz. (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teizm: Tanrı anlamına gelen Yunanca &#8220;theos&#8221; kelimesinden türetilmiştir. Monoteizm ile eş anlamlı olarak kullanılır. Tanrı alemden tamamen farklı ve ondan yüce olan aşkın bir varlıktır. Bu inanışa göre tanrı doğrudan doğruya karşılaşılabilir empirik bir nesne olarak düşünülemez. O, gayri maddi, eşşiz ve biriciktir. (s. 19) Teistler tanrının mahiyeti itibariyle alemden farklı olduğuna inanır. Bu inanç teizmi panteizmden ayırır. Teizm, alemde sürekli olarak etkin olan tanrı&#8217;ya inancı içerir. Bu noktada ise teizm deizmden farklılaşır. (s. 21) Panteizm: Yunanca&#8221;pan&#8221; (bütün, her şey) ve &#8220;theos&#8221; (tanrı) kelimelerinin birleşiminden meydana gelir. Panteizm, ilahi içkinliği benimserken ilahi aşkınlığı reddeder. Tüm varlık, tanrının çeşitli biçimlerdeki tezahürleri olarak anlaşılır. Tanrı evrenin bizatihi kendisidir, tanrı her şeydedir. Panteizmi, &#8220;her şey O&#8217;dur.&#8221; ilkesi ile özetlemek mümkündür. (s. 23) Panteizm de tanrıya ibadet etme ve dua etmenin anlamı kalmamaktadır. Tanrının aşkınlığı reddedildiği için ateizme zemin hazırlar. İyi-kötü, günah-sevap gibi kavramların yanı sıra ahlaki ve dini değer yargıları da ortadan kalkar. İnsanın özgürlüğü de tartışmalı hale gelir. İnsanları materyalist bir anlayışa götürür. Tanrı maddi ve somut bir varlık olarak sunulur. (s. 24)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm: Deizm kelimesi Latince &#8220;Tanrı&#8221; anlamına gelen &#8220;deus&#8221;tan gelir. Hem deizm hem de tezim kelimeleri, bir tanrının varlığına olan inanca işaret eder. Deizm, tanrının akılla bilinebileceğini, tanrının aleme müdahalesinin olmadığını, dolayısıyla da peygamberliğe ve vahye ihtiyaç olmadığını ileri süren felsefi düşüncedir. Vahye dayalı bir din yerine doğal ya da rasyonel bir dine inanırlar. Onlara göre, insan aklı, dini ve ahlaki doğruya dair bilmemiz gereken her şeyin cevabını bize verebilir. (s. 31) Newton&#8217;a göre tanrı o kadar mükemmel bir şekilde evreni yaratmıştır ki, yarattıklarına bir daha müdahale etme gereği duymaz. O, alemi kıyamete kadar işleyecek bir sistem olarak planlamıştır. Deizm, mutlak determinist bir sistem öngörmektedir. Tanrı ilk hareket ettiricidir. (s. 32)  Deizm, otorite üzerine dayanmayan ve akıllı temellendiren bir dindir. Kapalı, belirsiz, uzak bir tanrı artık kimseyi sıkmıyor, günah duygusu, kurtuluştan emin olmamak gibi yüzyıllardır birçok insanın kalbine ağırlık vermiş olan şeyler artık insanoğluna dert olmaktan çıkmıştır. (s. 34) Halbuki, yüce Allah&#8217;ın, dünya üzerinde sorumluluk, akıl, yönetim vermiş olduğu insana bazı önerilerde bulunup onu kontrol edip hesaba çekmesi, ödül ya da ceza vermesi yaratıcının adalet ilkesi gereğidir. Deizm, vahyin bildirdiği Allah&#8217;ı dini inkar eder. (s. 35) Deistlere göre nedensel olarak işleyen alemde yasaların ihlal edilmesi mümkün değildir. Tanrı, saati yaratan bir saatçidir. (s. 36)  Deist algının, her an bir işte olan İslam&#8217;ın Tanrısı için uygun bir tespit olmadığı aşikardır. Deistlere göre dinin temellendirilmesi vahiy ile değil ancak akıllı olmalıdır. Deistlere göre aklın gerçek anlamı ile yüceltilmesi ancak deizm içerisinde mümkün olabilir. Bu mantığa göre tanrı bir bakıma ebedi istirahate çekilmiştir. (s. 38)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aristo&#8217;nun tanrısı, alemin yaratıcısı olmayıp sadece ilk hareket verendir. Deizmin kökenlerinin Grek metafiziğinin &#8220;varlık&#8221;ına dayandığını söylemek mümkündür. (s. 39) Aristo&#8217;nun tanrısı evet vardı ancak, o sadece yaratılışın kendisine isnat edilmesi gerekli bir ilk varlığa ihtiyaç olduğundan dolayı vardı. Bu manada modern insan içinde Tanrı hala var fakat sadece kendi istediği isim ve sıfatlara haiz olarak. Yunanlılar her ne kadar Aristo sayesinde açıkça rasyonel olan bir teolojiye kavuşmuşlarsa da, bu süreçte dinlerini yitirmişlerdir. Aristo&#8217;nun Tanrısı kendisi ile birlikte ezeli olan aleme ilk hareketi vermiştir. (s. 40) O&#8217;nu fiziksel hareket ettiricilerden farklı kılan şey, kendisinin hareket etmemesidir. Zekeriya er-Râzi öne sürdüğü görüşlerin deizmin temel iddiaları ile ciddi anlamda benzerlik gösterdiği göz ardı edilmemelidir. O, her şeyde akla güvenilmesi gerektiğini ifade eder. İslam dünyasında hiç kimse Zekeriya er-Râzi kadar aklı yüceltmemiştir. O, nübüvvet, vahiy gibi ölçülere tamamen karşıdır. (s. 41) Razi, felsefi ve metafizik meselelere empirik ve tümevarım metotları ile yaklaşmıştır. Razi&#8217;ye göre iyi ve kötüyü ayırt etmek için dinlere ihtiyaç yoktur, akıl yeterlidir. (s. 42) Razi&#8217;ye göre yüce Allah&#8217;a en yakın olan kul, en bilgili olandır. Razi, ahiret inancını aklın ve adalet duygusunun bir gereği saymıştır. (s. 43) Thomas Paine, deizmi savunduğu &#8216;akıl çağı&#8217; adlı eserinde, öncelikle Hıristiyanlığı eleştirir. (s. 44) O, sade, saf, bozulmamış tanrı inancı olarak tanımladığı deizmin, Hıristiyanlıktan daha güvenli olduğunu vurgular. İnsanın inanacağı son dinin, deizm olduğunu iddia eder. Deizmin temelinde, 17. Yüzyılda doğa bilimlerinin gösterdiği muazzam gelişme olgusunun yattığı görülür. Descartes, Tanrı merkezli din ve dünya görüşü yerine insan merkezli bir dünya görüşünün geçmesine neden olmuştur. Descartes&#8217;a göre, Tanrı yaratır, ruh düşünür, cisim ise uzamsaldır, der. (s. 45) Descartes felsefesi deizm ile sonuçlanmıştır. (s. 46) Dönemindeki kilise öğretilerini eleştirerek, akıl dinini savunmuştur. (s. 47) Descartes, Leibniz, Newton gibi düşünürlerle birlikte, evrenin doğaüstü ve mistik inançlara ihtiyaç duymadan tamamen akıl ile izah edilebileceği düşünülmüştür. Deistik düşüncelerin gelişiminde, akla ve bilime duyulan güvene ek olarak, dini çatışmalar, akılla imanı uzlaştırma çabalarında karşılaşılan ve aşılması çok zor görülen güçlükler de etkili olmuştur. (s. 48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Deistlerin, tanrının müdahale etmediği bir evren tasavvuru geliştirmelerinin tarihsel olarak açıklanabilecek nedenleri vardır. Tanrının müdahalesi felsefi olarak kabul edildiği zaman, bu müdahale pratik olarak ancak kilise aracılığıyla mümkün olabiliyordu. Deistlerin böyle bir durumu kabul etmeleri mümkün değildi. Deist düşünürlerin ahlaki ve faziletli bir yaşamın, vahiy ve peygamber olmadan akıl ile elde edilebileceğini kabul ettikleri görülür. Onlara göre ahlaki doğrular aklen keşfedilebilir. (s. 50) Deizmde genellikle vahyin imkanından ziyade gerekliliği reddedilmiştir. (s. 51) Hıristiyanlık insan merkezli bir doktrine sahip olup, Hıristiyanlıkta insanın merkezi bir rolü vardır. Dünya&#8217;nın Güneş&#8217;in etrafında dönmesinin keşfedilmesi, insanın kozmik düzendeki yerinin farklı bir biçimde değerlendirilmesine neden olmuştur. (s. 53) Farklı dini yaklaşımlar, geleneksel dine bakış açısını zayıflatmış, böylelikle bireysel dindarlık ortaya çıkmıştır. Bu da akıl vasıtasıyla hakikate ulaşılabileceği anlayışına zemin hazırlamıştır. (s. 54) Deizmi besleyen en temel sorunun, dindarların ortaya koyduğu tutarsız itikatlar ve fasit ameller olduğu rahatlıkla söylenebilir. (s. 56) Deist gençlerin tamamına yakını, geleneksel din anlayışına ve bu anlayışın İnsan aklı ve yaratılışına uyumlu olmayan iddialarına tepki olarak deist olmuşlardır. (s. 57) Bu eğilimin önü alınmadığı takdirde, belli bir zaman sonra batıda olduğu gibi dinlerinin cevaplarını umursamayan bir neslin ortaya çıkacağı söylenebilir. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda umursamaz, hodbin ve zevperest bir neslin varlığı ile karşı karşıya kalma riskimiz artacaktır. (s. 58)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin etkin hale gelmesine neden olan faktörler: Dünyevileşme: Modern insanın giderek yalnızlaştığı, modern şartlar altında insanın değersizleştiği bir ortamda teknoloji, şehirleşme, değerlerin dejenerasyonu, tüketim, aşırı bireyselcilik, adaletsiz yönetim, bütün ilişkilerin pragmatist anlayışla belirleniyor olması gibi olumsuz durumlar insanların yaşam tarzlarını derinden etkilemiş ve değiştirmiştir. (s. 59) &#8220;Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlenceden ibarettir. Elbetteki ahiret yurdu Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız.&#8221; (Enam, 32) Doğaüstü vahye karşı olma: Doğal din anlayışı belli seviyede ki zihinlere hitap edebilmekte, belki de bir filozofları grubunun sadece metafizik yorumu olarak kalabilmektedir. Kur’an&#8217;da tanrının insana şah damarından daha yakın olduğu bildirilmektedir. (s. 60) Kendisine iman edilen varlık, yalnız var olan değil, aynı zamanda sonsuzca güce sahip, her şeyi görüp gözeten, aldanmayan ve aldatmayan, sonsuzca adaletli bir varlıktır. (s. 61) Din bilim ilişkisindeki problemler: Hıristiyanlığın teslis, enkarnasyon, aslı günah gibi temel mefhum ve doktrinlerinin çoğu zaman birimin hücumuna uğradı görülmektedir. Ortaçağ dünyasında engizisyonlar, papalık, masumluk gibi konular çok ciddi biçimde akıl ve inanç çatışmasını ortaya çıkarmıştır. (s. 62) Hıristiyanlık büyük oranda mucizeler dinidir. Batı düşünce tarihindeki din bilim ilişkisi deizmle bir çözüme kavuşmuş gibi görünse de bu geçici bir çözümdür. (s. 63) Bilimin kaynağını sadece akıl, deney ve duyu organlarından ibaret sayanlar, insanın ruh dünyasını tanıyamamışlardır. İnsan için aklın sahası dışında kalan konularda ilahi mesajlar yönelmekten başka çıkar yol görünmemektedir. Aklın sınırları bulunduğu unutulmamalıdır. Bir konunun aklı aşması ile akıldışı olmasının aynı şey olmadığını unutmamak gerekir. (s. 64) Hakikati bilimle sınırlandırmanın, bilimin emrettiği bir netice olmadığını, böyle bir yaklaşımın bir ideoloji olduğunu unutmamak gerekir. Bilim adamı, kendi metotları ile yakalayamadığı hakikatleri yok saymaktadır. (s. 65) Kur’an ayetlerinin evreni incelemeye yoğun bir şekilde yöneltmesi, Müslümanların bilimle sıcak bir ilişki kurması için yeterli sebeptir. Evreni tanıma faaliyeti, yaratıcıyı tanımaya vesile olduğu için de, teist inanca sahip olanlar için bir motivasyon kaynağı olabilmektedir. Din ile bilim konusunda çatışma olarak görülen şeylerin kaynağında din ve bilim insanlarının kendi doğrularını dayatmaları ve karşı tarafın tezlerini dinlememeleri vardır. (s. 66) Din dilinin ikna edici olma noktasında etkisiz kalması: Modern çağın insanına dini hususları izah eden kişilerin verdikleri örnekler ve anlatım biçimleri, bu çağın insanlarından ziyade yüzyıllar öncesinin itaatkar insanlara hitap eder niteliktedir. (s. 67) Akıl faktörünün dikkate alınmaması: Akletme, tefekkür, tedebbür, tezekkür, teemmül, Kur’an&#8217;da en sık kullanılan kavramlardır. İnanılmaya layık din, akla aşanları ihtiva ederken akılla çelişmemelidir. (s. 68) Fideizm, akıl ya da kanıttan ziyade imana dayandığını iddia eden görüştür. Asıl soru, aklın dinde nasıl bir yerinin olduğu veya olması gerektiği sorusudur. (s. 69) Kur’an, aklı ilahlaştırmaz ama aklı kullanmanın dine hizmet edeceğinin dersini, birçok ayet ile verir. Özgürlükten yoksun olma endişesi: İslam dininde, insanın özgürlüğüne ve hür iradesine verilen değer göz ardı edilmemelidir. (s. 70)</span><br />
<span style="color: #000000;"> İletişim araçlarının etkisi: İnanç dünyasındaki tahribatın ve tahrifatın etkileri, özellikle kimlik bunalımı yaşayan bazı gençler üzerinde çok daha ağır olmaktadır. (s. 71) Hurafelerin insanların din algısına olumsuz etkisi: Din, yaşam içi bir konu olup toplumsal gerçekliklerin düzenlemesi ve hayatın daha kolay ve huzurlu bir şekilde yaşaması için ortaya konmuştur. (s. 72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizme yönetilen başlıca eleştiriler: Deizmin en belirgin özelliği, akla ve bilime duyulan aşırı güven ile birlikte tanrıyı aleme müdahale ettirmeyen bir ilah anlayışına sahip olmalarıdır. Halbuki akli yaklaşımın dini konulardaki yetersizliği ortaya çıktıkça, deizm daha çok problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Deizmde akıldan kastın tam olarak ne olduğu da yeterince açık değildir. Aklın en temel ilkeleri hususunda bile tam bir olarak fikir birliği oluşturulmamışlardır. Rönesans ile din, önce öneri sunan öğreti boyutuna indirgenmiş, sonra ise öğretinin rasyonal olana indirgenmesi yoluna gidilmiştir. Dinin doğaüstü, mistik boyutları, duygu, his, kalp, tutku gibi rasyonel boyutun dışında kalan yanları yok sayılmış önemsiz kabul edilmiştir. (s. 73) Akıl, insanın önemli olmakla birlikte sadece bir yönüdür. Akıl melekesi bireyden bireye farklılaşmaktadır. (s. 74) Pozitivist, materyalist akım ve 18. ve 19. Yüzyıl felsefesinin etkisi ile deneysel olarak doğrulanamayan metafiziksel, estetik ve teolojik önermeler anlamsız sayılmıştır. İnsanın akıldan başka, duygu, irade ve dış şuur gibi güçleri vardır. Hayranlık, takdir vb. akla ait değildir. (s. 76) İlim, hiç bir hadiseyi ebedi ve mutlak olarak açıklayamıyor. İnsanın aklı sınırlıdır. Evreni ve bizzat insanı ele alıp işlerken o, sınırlı ilişkiler içerisinde hareket eder. (s. 78) Rasyonalizm, pozitivizm ve modernite, dünyayı kutsallıktan arındırırken, hem insanın hayatına anlam veren dayanakları eritmiş, hem de onu geleceğe yönelik kaygı ve umutsuzluğun girdabına çeki vermiştir. Deizmin, insanın bütünlüğünü parçalayarak onu sadece akleden bir varlık olarak değerlendirmesi de, sağlıklı bir tutum değildir. Dini inançta, sığınma, yaşama anlam verme, bağlanma, teslimiyet, huzur gibi yaşantılar tek tek veya birlikte bulunabilir. Deizmde, insanların his, irade, duygu boyutu göz ardı edilmiştir. İnsan hem düşünen hem inanan ve hisseden bir varlıktır. Hissetmede kişinin iç dünyası esastır. İç dünyada özlemler, arzular, sevgiler ve diğer duygular ön plandadır. (s. 83)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilgilerin temelinde, doğrulanamayan inançlar vardır. (s. 77) Günümüzde insanların bilime olan inançlarının ardında, bilimsel bilginin doğru ve güvenilir olduğu düşüncesi yatmaktadır. (s. 83) Her bilimsel teorinin doğru olamayabileceği ya da belli bir süre sonra yanlışlanabileceği unutulmamalıdır. Bilim, henüz tamamlanmamış ve belki de insanlık var oldukça tamamlanamayacak bir araştırma sürecidir. (s. 84) Her bilimsel yöntemin ve bulgunun temelinde bir dünya görüşü yatar. Dünya görüşleri ise bir takım ön kabullere dayanır. Dolayısı ile bilimsel önermelerin mutlak ve evrensel olduğu iddiası akla uygun değildir. (s. 86) Bilimsel bilgi, tabiatı gereği yanlışlanabilir olmayı içerisinde barındırır. (s. 84)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrının insana akıl melekesini vermiş olmasını yeterli gören deistler, insanın aynı zamanda nefsi duygularla hareket edebilen bir varlık olduğu gerçeğini dikkate almayıp, insan aklını, ilahi akla tercih etme hatasına düşmüşlerdir. Deistin, tanrının ilmi, kudreti, iradesi, merhameti, adaleti hakkında bir şey söyleme imkanı yoktur. (s. 87) İslam vahyi gerçek anlamda iman etmenin en önemli gereklerinden birinin akletme olduğunu vurgulamaktadır. Kur’an&#8217;da gözlem yapmaya, araştırmaya teşvik eden yüzlerce ayet bulunmaktadır. Tüm bunlar İslam&#8217;da dinin temel akideleri ile aklın birbirini tamamladığının ve desteklediğinin en önemli göstergeleridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin, zaman içinde Tanrı insan ilişkisini zayıflatan bir yapıya dönüştüğü görülmektedir. Deizmin bu noktada insana ve topluma verdiği zarar tahmin edilenden çok daha fazla olmuştur. Tanrı ile olan bağı zayıflayan bir kişi, öngörülmesi mümkün olmayan kötülükler yapabilmektedir. &#8220;Din, kişi ile Tanrısı arasında olan bir meseledir.&#8221; sözü, bugün artık dini bireysel alana indirgemekle sonuçlanmıştır ve hatta orayı bile çok görerek, dini kalbe hapsetmek için kullanılan bir ifade şeklini almıştır. (s. 88) Tanrıyı aleme müdahale ettirmeyen bir din anlayışının ateizme giden yolun yarıdan fazlasını kat ettiği rahatlıkla söylenebilir. Sanki tanrı yokmuş gibi yaşamanın pratik ateizmden pek farkı olmadığı ortadadır. Deistler, Tanrı ile yaratmış olduğu canlılar ve insanlar arasında ne şekilde bir ilişki bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyma konusunda başarılı olamamışlardır. (s. 89)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çeşitli açılardan aciz olarak yaratılmış insanın, her türlü acizlikten münezzeh olan yaratıcısı ile ilişki içinde olmadığını düşünmek ve insan aklının mutlak bir değer için yegane merci olması imkânsızdır. Her insan aklınca bir ölçü ya da değer takdir edebilir. Ancak bunun bir kesinliği veya evrenselliği olmaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistler, dini bireyselleştirmek suretiyle onu, sosyal yönü zayıf bir forma dönüştürmüşlerdir. İnsan aklı ile insanların ideal bir şekilde olgunlaştırılması imkânsızdır. (s. 90) Hangi ahlaki normların evrensel olduğu konusunda dahi bir fikir birliği yoktur. Din ve vahiy olmadan, İnsanın neden ahlaklı olması gerektiğinin, ahlaklı davranmamasının sonucunda ne gibi yaptırımların olacağının salt rasyonel çıkarımlar ile izah edilmesi pek mümkün görünmemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din, ahlaki boyutunun yanında metafizik boyutu da sahiptir. Emekliye ayrılmış bir tanrı anlayışının dini duyguyu ve düşünceyi tatmin etmesi mümkün değildir. Deizmin, tam ve doyurucu bir tanrı tasavvuruna sahip olmadığı söylenebilir. Deizmin Tanrısı&#8217;nın insanların gönüllerine hitap etme şansı yoktur. (s. 91) Deizmde, tanrısının öncelikle otoritesi, bir sonraki adımda varlığı sorgulanır hale gelmektedir. Böyle bir algının, her an bir iş üzerinde olan, bilen, gören, takdir ve müdahale eden bir anlayışı kavrayamayacağı ortadadır. Deizmin, aklı ve tabiat kanunlarını kutsama hatasına düştüğü görülmektedir. Deistlere göre insanın doğal sebeplere sarılması yeterli görülmektedir. (s. 92) Deizmin, doğa yasalarının ihlal edilemeyeceği anlayışı, bilimsel bir iddia değildir. Çünkü bugün Newton fiziğinin aksine kuantum fiziği, tabiat kanunlarının zorunlu yapıda olmaktan ziyade ‘belirsiz yapıda’ olduklarını ortaya koymuştur. Deizmde, dayanma, bağlanma, teslim olma, dua, tövbe gibi dini hayatın merkezinde yer alan olgulara yer bulmak imkansızdır. Tanrı insan ilişkisi, insana yalnız olmadığını hissini vermekte, insana güven duygusu aşılamaktadır. (s. 93) Deizmde, dini ve ahlaki kuralları koymaktan aciz tamamen pasif bir tanrı algısı mevcuttur. Tanrı insan münasebetinin zayıflaması günümüz dünyasında insanları bunalıma sokmaktadır. Deizm, insanların hem inanç noktasında hem de ruhi açıdan ciddi savrulmalar yaşamasına neden olmaktadır. Bazı deistler fiillerimizin bir karşılığı ve yaptırımı olması gerektiğini savunurken, bazıları ise ahiret inancını reddetmektedirler. (s. 94) Tanrının mutlak gücünü, tanrının temel özellikleri ile uyumlu olan bir güç olarak anlamak gerekir. (s. 95)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam dininde aklın ve Tanrı-Alem-insan ilişkisinin önemi: İslam dini, eleştirel bakışı talep eder. İmanın bilinçli olarak inanılmışsa bir değeri ve anlamı olacağı için iman; sorgulama, eleştirme, akletme ve tahkik sürecinden geçmek zorundadır. İman yapısı itibariyle böyle bir sorgulama sonrası gerçekleşen zihinsel bir faaliyettir. (s. 97) İlmi, hikmeti ve lütfü ile Allah, aleme her an müdahale eden yüce bir varlıktır. Bilimde; akıl hakim olup, sanatta; duygu ön plandayken din; İnsanın hem akıl, hem duygu, hem de sezgi yönüne hitap eder. Onu, bütün boyutlarıyla bir bütün içinde kavrar ve şahsiyetine şekil verir. (s. 98)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rasyonel bir temele dayanmayan din ve dindarlık, duygusal açıdan yanıltıcı olabilir. (s. 99) İslamiyet&#8217;in rasyonellik anlayışında nakil, akıl ve keşfin birlikte hareket ettiği görülür. İslam, insanların meta haline getirilmesini, ölçüsüz davranışlar sergileyerek zevklerin kölesi haline gelmesini önlemek istemiştir. Kur’an, insanları fıtri olan asli yapılarına ve yaratılış gayelerine uygun bir hayat tarzına davet etmektedir. İslam’ın yolu, aşırılıklardan uzak, denge ve itidal üzerine kurulan bir yoldur. (s. 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan, Allah&#8217;a biyolojik, fiziksel, sosyal, psikolojik her açıdan muhtaçtır. O&#8217;na dua etmek, çeşitli söz ve fiiller ile kulluğunu göstermek ister. Kul açısından dua etmek çok önemli bir ibadettir. (s. 101) &#8220;Andolsun biz, insana şah damarından daha yakınız.&#8221; (Kaf, 16); &#8220;Hastalandığımda, O bana şifa verir.&#8221; (Şuara, 80); &#8220;Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüsü O Allah olmasın. Allah her şeyi hakkıyla bilir.&#8221; (Mücadele, 7); &#8220;O, en gizli şeyleri bilendir.&#8221; (Enam, 103); &#8220;Gerçekten ben kullarıma çok yakınım.&#8221; (Bakara, 186); &#8220;Ey Muhammed! De ki; Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?&#8221;(Furkan, 77) Dua, insanı özüne götürür. (s. 104) Kur’an-ı Kerim&#8217;de birçok ayette iman etme ve salih amel işleme ayrılmaz bir bütün olarak sunulmuştur. (s. 104)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern hayat insanı, insani değerleri ciddi anlamda tahrip etmiştir. &#8220;Biliniz ki kalpler ancak Allah&#8217;ı anmakla huzur bulur.&#8221; (Rad, 28); &#8220;O, geceyi gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.&#8221; (Nahl,12) İslam dininde Tanrı -alem-insan ilişkisi dinamik ve canlıdır. (s. 107) İslam&#8217;da, kilise gibi bir kurum yoktur, papalık, ruhbanlık sınıfı İslam&#8217;da yoktur. İslam, inceleme ve araştırmaya teşvik eder. İslam, düşünce ve inanç özgürlüğü ile barış içinde yaşamaya dayalı bir dindir. (s. 108)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gençlerimizi deizmden uzak tutmak için yapılması gerekenler: İnsanlar arası ilişkilerde çıkarcılık egemen olmuştur. Dinlerin en önemli iddialarının ve işlerinin başında insanlara ahlaki açıdan rehberlik etmelerinin geldiği söylenebilir. (s. 112) Gençlerimizin sağlam bir inanca ve dine yönelik sağlıklı bir bakış açısına sahip olmaları çok önemlidir. Bu yüzden gençlere aklen, kalben ve ruhen tatmin olabilecekleri bir din eğitiminin sunulması gereklidir. (s. 113)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gençlerimizin ilgi ve dikkatini çekebilecek bir dil ve üslup kullanılmalıdır. Din eğitimi ile uğraşan herkesin, çok güçlü bir empati kurma yeteneğine sahip olması gerekir. Din adamı, herkesten ziyade merhametli olmalıdır. Öğretmen, ruhlar sanatkarı, dünyanın en büyük mesuliyetine sahip insan olduğunu asla unutmadan gençlerin karakter inşaatından etkin bir rol üstlenmelidir. Öğretmen, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade, sanatkârdır. Öğretmen en doğru, en güzel hayat örnekliği yapar, hazırlar, bize sunar; biz yaşarız. (s. 115) Gençlerin bilime ve felsefeye olan ilgilerin görmezden gelinmeyerek onlara dini inancın bunları teşvik ettiği gerçeği güçlü şekilde ifade edilmelidir. Aklın önemine Kur’an kadar vurgu yapan başka bir dini metin yoktur. İslam inancını en güzel şekilde hayatımıza yansıtarak etrafımıza güzel örnek olmamız, hayati öneme sahiptir. Peygamberimizin örnekliğinde doğru bir din anlayışına sahip olmamız şarttır. Dini inancın sağlam bir temel üzerine inşa edilmesiyle birlikte gençlerimizin dine bakış açıları da çok sağlıklı olacaktır. Gençlerimizin Nurettin Topçu, Sezai Karakoç&#8230; gibi düşünürlerden haberdar olmaları sağlanmalıdır. (s. 117) Din adamları, gençlerimize inancın insan hayatına anlam kattığını öğretmek gibi bir sorumluluğa sahip olduklarını asla unutmamalıdır. (s. 118) Dinin en belirgin özelliklerinden birisi, insanın hayatı ve varoluşsal sorularına cevap verme amacında olmasıdır. İnsan hem kökenine ve varlık içindeki yerine dair bir açıklama arar, hem de geleceği ve ölümden sonrası hakkında kendini güvende hissetmek ister. Evrende görülen düzen sıradan/bayağı bir yaratılış olmadığının en açık göstergesidir. Akıl, şuur ve idrak sahibi insanın yaşamının ölümle sonuçlanacak bir dünya hayatına indirgenmesi, amaçsız ve gayesiz olması, hikmetle bağdaşmayacağı gibi, bu iddianın akıl ve mantıkla izah edilmesi de mümkün değildir. (s. 119) Yüksek değerler, insanın varoluş sebebi, amacı, anlamı ve gayesine bir cevap verir. Sonsuz yaşam inancı sayesinde ölümün yol açtığı yokluk şoku gibi sorunlar bertaraf edilir. Dine göre hayatın her anı anlamlıdır. Hayat anlamlıdır çünkü Yaradanın hediyesidir. Ahlaki ve manevi gelişimine imkan sağlamaktadır. Yaşadığımız çağda ahlak merkezli Müslümanlığa ciddi anlamda ihtiyaç duyulduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. (s. 120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonuç</span><br />
<span style="color: #000000;"> İçinde yaşadığımız çağda küçük şeylerden mutlu olmak, kanaatkar olmak, sabırlı olmak, empati yapmak, vicdan sahibi olmak, merhametli olmak gibi insani erdemler göz ardı edilmenin ötesinde, neredeyse yok sayılmaktadır. İnsanların bu kadar çok alternatife sahip olmakla birlikte, daha önce hiç olmadığı kadar yaşamaktan bu denli sıkılmış olmaları gerçekten de izahı zor bir durumdur. Modern İnsan, dinin ve tanrının sunduğu dünya yerine kendi kurduğu dünyada yaşamak istemektedir. Batıda sorun bizzat dindeyken (Teslis, kilise, papa, afaroz vb), bizde din anlayışındadır. (s. 121) Genç nesli deist bir tutum benimsemeye götüren süreç, dinden değil dini ve dini değerleri temsil iddiasında olan kişilerin şahsi yanlışlarına verilen tepkiden kaynaklıdır. İnsanın aklının yanı sıra, inanç dünyasının, gönlünün, duygularının, hislerinin, kaygı ve endişelerinin de tatmin olması gerekir. İnsanın sadece akılla, maddi ve manevi dünyasında ideal bir mutluluğu yakalaması imkânsızdır. Herkes için geçerli olabilecek bir değer, insan aklı tarafından inşa edilememektedir. Bunun için aklın üstünde, her kişinin saygı göstereceği bir makamın olması gerekir. Bu merci ise, ilahi vahiy ve peygamberdir. Tanrı inancı ile beraber vahiy ve peygamber olmaksızın bütün insanların kabulleneceği bir değer oluşturmak mümkün değildir. (s. 122)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendi içimizde olan bozulmaları düzeltip iyileştirmeye gayret etmediğimiz sürece, özellikle gençlerin dinden uzaklaşması kaçınılmaz bir son olacaktır. Deist anlayış, insanı dünyanın katı gerçekleri ile baş başa bırakır. Böyle bir durum çoğu zaman çaresizlik ve ümitsizlik doğuracağından, insanın yaşaması için yeterli gelmez. İnsan geleceğe dönük cephesiyle, bir şeyler umma ve bekleme arzuları ile doludur ki, ancak bu sayede realitenin yıkıcılığına karşı koyabilir. Ancak bu arzu ve ümit kendi başına var olarak devam edebilen bir durum olmayıp, onun sağlam bir temele yani geleceği çerçeveleyen kuvvetli bir inanca dayanması gerekir. Deizmin mahiyeti gereği böyle bir inancı sağlayamayacağı ortadadır. Sonuç olarak deizm, insanı Tanrıya, Tanrıyı evrene yabancılaştıran bir doktrin olarak görülmelidir. (s. 123) Metafizik bunalım içindeki insanlığın kurtuluşu, deizmde değil İslam dininin esaslarını uygulanmasındadır. Müslüman toplumların fert ve aile ekseninde şekilciliği reddederek, İslam&#8217;ın özü ve evrensel ilkesi olan güzel ahlak prensibini, hayatın tüm alanlarına şamil kılması ve etrafına sevgi ve saygı yansıtan bir dindarlık modelini geliştirmesi gerekmektedir. Son derece zengin ve çeşitli dini fikirlerin doğup geliştiği İslam aleminde, deizm diye adlandırabileceğimiz bir tasavvur pek olmamıştır. İlim, kudret, irade sahibi olan, evreni yaratmış olan ve yürürlükte tutan, insanın ibadet ve itaatine layık olan, ezeli, ebedi, zorunlu ve hür bir zat olan tanrının varlığına inanç, rasyonel ve tutarlı bir inançtır. İslam dini, inanç boyutunda sağlam bir zemine sahip olduğu gibi, bu inancın Hz Muhammed&#8217;in örnekliğinde de net bir şekilde görüldüğü üzere hayata yansıması noktasında da çok güçlü bir yapıya sahiptir. (s. 124)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10682" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/0001844581001-1.jpg" alt="" width="78" height="120" />  Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm üzerine</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevhid üç adımdan oluşur. Bir: Tasarlama, yaratma, kodlama. İki: Kollama, gözetleme, denetleme. Üç: Hesaba çekme, ödül ve ceza verme. Öteden beri küçük bir azınlık istisna edilecek olursa, tanrı fikri insanlara oldukça sıcak gelmiştir. Bu durum, tanrı fikrinin fıtratla ilişkisi olduğunu göstermektedir. (s. 193) Başlangıçtan itibaren, &#8216;insanlar arasında var olan&#8217; Tanrı fikrine Kur&#8217;an&#8217;ın doğrudan onay vermediğini söyleyebiliriz. Bizden istenen, herhangi bir tanrı fikrinin olması değil, Tanrı olgusunun vahiy ile çerçevelenmiş bir yapıda olmasıdır. Tanrı düşüncesinin tarihi seyri incelendiğinde, mücessimeden müşebbiheye, şirkten küfüre, deizmden tevhide geniş bir yelpaze ile karşılaşırız. (s. 194) Sıradan insani bir kurumda bile, işe karışmayan patron imajı oldukça sakat bir algı iken, koca evreni yaratıp sonra denetim ve gözetim görevlerini tanrının yapmadığını iddia etmek, mantıklı bir teori değildir. (s. 195)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm, gerçekliğin küçük bir fotoğrafı gibi durmaktadır. Diyebiliriz ki asıl gerçeklik, insan yaşamının hem bu dünya hem de öbür dünya için kurgulanmış sistematiğini kabul etmektir. Deizm, tanrıyı öncelemez aksine, onu hayatın dışına taşır, uzak bir ülkeye sürgüne gönderir. (s. 201) Deizmin, bire karşı onlarca eğrisi bulunmaktadır. (s. 202) Deizmin sunduğu şekli ile, hesap bilinci gelişmemiş her kişi için, aleme müdahalesi olmayan bir tanrı fikri, gününü gün edenlerin işini daha bir kolaylaştırmaktadır. Deizmin temelinde Tanrı algısı değil, insanın gelişmiş ve haddinden fazla şişkinleşmiş egosu yatmaktadır. Eskinin söylemleri ile bu çağın insanına ulaşabilmenin imkanı bulunmamaktadır. (s. 203) Deizm, dinlerin gereksiz oluşundan tutunda ateist eğilimlerin kamufle edildiği zihniyetlere dek oldukça geniş bir yelpazede yol almaktadır. (s. 205) Deizm bir dinsizlik hareketi olarak doğmamıştır. Yanlış ve akıl dışı din sunumuna karşı akli, bilimsel hatta belli oranda da vicdani bir reddiye olarak görülmelidir. Ortaya çıktığı pagan, putperest ve engizisyon ortamlarında, belli bir haklılık payı da bulunmaktadır. Deizmin önü alınmazsa, dinlerin cevaplarını umursamayan, zevkperest bir neslin varlığı ile karşı karşıya kalabiliriz. (s. 206) Deizmi, tanrının sıfatlarının yok sayılması şeklinde algılamak mümkündür. (s. 207) Deizmde evren mekaniği hakimdir. (s. 208) İslam&#8217;da tanrının kainatı yarattığını kabul edilir ve sünnetullah adı verilen kurallarla da kainatın işleyişini ayarladığını kabul edilir. Fakat deizmden farkı, tanrının sürekli müdahalesini kabul etmesi ve tabiat yasalarının yaratıcısının da, tabiatın kendisi veya mekaniğinin değil, doğrudan Yüce Allah olduğu inancıdır. İslam&#8217;a göre Allah kainatı yaratıp emekliye ayrılmamıştır ve kurduğu düzenin işleyişini de takip etmektedir. ‘O (cc) her an bir iş ve oluştadır. O, hesap gününün sahibidir.’ İslam&#8217;da, tevhit dininden sonra, en önemli esaslardan birisi de ahirete inancıdır. İnsanların yaptıklarından hesap vereceği inancı, insanların bilinçaltında suçluluk psikolojisi oluşturmakta, bu da onlara deizme yakınlık duymasına neden olmaktadır. Allah&#8217;ın kainata müdahalesi, insanların iradelerini, eylemlerini devre dışı bırakmaz. Sosyal, psikolojik, fiziki yasaları koyan bizzat Allah&#8217;ın kendisidir. (s. 209) Allah, adalet sıfatı gereği ahireti yaratmıştır. Allah&#8217;ın Peygamber göndermesi, kurulu ve mükemmel olan düzenin işleyişinde bir sakınca doğurmaz aksine, o düzenle uyum içinde İnsanların yürümesine, yaşamasına neden olur. (s. 210) Allah dualara karşılık verendir, bu konuda, &#8216;İslam&#8217;ın emirleri ve Hümanizm&#8217; adlı yazıya bakılabilir. Daha işin başındayken insanın, neleri yapıp ödül, neleri yapınca ceza geldiğini bile bilmesi, insanı rabbine karşı daha duyarlı ve müteşekkir kılar. İmtihan dünyasında yaşadığımızı bilmek, bizlerin son derece lehine olan bir durumdur. Bu sayede belirsizlikten kurtulan insanoğlu, hem insan-Allah, hem insan-insan hem de insan-tabiat ilişkisinde karakterli ve kişilikli bir ilişki ağına sahip olabilmektedir. (s. 212) İslam ile deizm arasındaki en belirgin fark, kuralları Allah&#8217;ın koyduğunu kabul etmenin yanında insanın her an belli kuralların işleyişinden sorumlu olduğu gerçeğidir. Deizmin çeşitli ekolleri bulunmaktadır. (s. 214) Deizmi besleyen; yanlış din algısı ile birlikte bunu kurumsallaştıran din adamlarının tutumu olmaktadır. (s. 215) &#8220;Deizm, laikliğin bir tür felsefesidir.&#8221; (Yaşar Nuri Öztürk, Deizm, s. 15) Kur&#8217;an, aklın olgu olarak faziletinden bahsetse de, daha ziyade aklın &#8216;işletilen versiyonu&#8217; üzerinde durmaktadır. Bu yüzdendir ki İslam&#8217;a, &#8216;işletilen aklın kurumsal şekli&#8217; ya da &#8216;akletme dini&#8217; olarak bakabiliriz. (s. 217) Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an&#8217;dan deizme kapı aralayan ayetler olarak fussilat 30-32. ayetleri verse de, yazar 218-219. sayfalarda bu yaklaşıma eleştirmektedir. Deistik gruptaki kişiler, dinin ibadet mecburiyeti, emir-yasak ve yaptırım boyutundan hoşlanmamaktadırlar. (s. 220)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistik eğilimlerin ortaya çıkış nedenleri: Din ile bilim ilişkisindeki sakatlıktan doğan nedenler: Her daim mucizelerin öncelenip Allah&#8217;ın, insan ve tabiata yerleştirmiş olduğu yasaların yani sünnetullahın, gözardı edilmesi. Mevcut din dilinin arkaik değerler taşıması: İletişim araçlarını kullanan ve şu an insanına din sunumunu yapan bazı kişiler, değindikleri konular, verdikleri örnekler ve anlatım biçimleri ile bu çağın insanlığına değil, yüzyıllar öncesinin insanına hitap eder gibidir. Dine karşı her daim reaksiyoner tavır ve reaksiyonist karakterlerin bulunması: Emir almaktan hoşlanmayan tiplerdir. (s. 221) Din karşıtı düşüncelerin beslendiği ortamlar: Tanrı tasavvuru: Akıl değerinin kabul etmeyeceği her tanrı fikri, insanoğlu tarafından kabul edilemez bulunmaktadır. Kültürel altyapı: Geleneğin din diye algılandığı her ortamda, geleneği eleştirenler aynı zamanda dinleri de eleştirmiş olmaktadırlar. Bunun yanında, &#8216;din dilinin otoriter sunumu, özgürlük yoksunluğu, insanın tabiatı, propagandanın gücü&#8217;de etkindir. (s. 222-224) Deizm, haz neslinin direksiyonuna geçmiş olan hız çağında, özellikle gençliğin açık iletişime maruz kalmış olduğu okullarda ve sokakta kabul görmektedir. Hala yüzyıllar öncesinin geçersiz argümanları kullanarak arkeolojik bir din dili kullanılıyor. Neredeyse yaşayan insanlara ölmüş bir din dili tercih edilmektedir. (s. 225) Yapılması gereken şey, akıl ile vahiy arasındaki engellerin kaldırılmasıdır. (s. 22) Birbiriyle çelişik fikir ve tavırların, dinin içerisine sokularak anlatıldığı bir tebliğ sürecindeyiz. (s. 227) Bu dinin elçisine, mürşid değil, örnek şahsiyet ve tebliğci konumu verilmiştir. Bu nedenle, onu takip edenlere de sorgulayan ve akleden irade ve kalp gerekir. Dinsel sorgulamayı yasaklayan temel bir iman, deizmin ortaya çıkış nedenlerindendir. İslam&#8217;da, taklidi iman değil tahkiki iman önemlidir. (s. 228) Her varlık bağlı olduğu kurallar çerçevesinde sorumlu tutulacaktır, insanın sorumlu tutulacağı alanda, kendi iradesiyle fiilleri işlemiş olduğu ortamlardır. (s. 230) Sonuç olarak denilebilir ki, insan yaptıklarından sorumludur. İnsanlara iyi ve kötü olan şeyler ve sonuçları bildirilmiştir. İnsanın içine fıtrat yerleştirilmiş, vicdan konulmuş, ahiret inancı ile hesap bilinci vahiyle inşa edilmiştir. İnsan, yaşadığı çevresini imar etmekle sorumludur. (s. 232) Tanrıyı gökleri hapsedip, insan için bütün kapıları ardına kadar açmak şeklinde anlaşılabilecek olan deizme mukabil, tanrıyı göklerden yere indirmek projesinin tam adı olan tevhid dini İslam, deizmin büsbütün karşısında durmakta gibidir. Mevcut din ve Tanrı anlayışındaki sakatlıklar, insanların deist olmasına neden olmaktadır. Bunun yanında, ibadetler konusunda üşengeçlik gösteren ve modern çağda görülen yeni sorunlarda (ferdiyetçilik, menfaatçilik, haz-hız çağı) insanların deizme kaymasına neden olmaktadır. (s. 236) Deistler tanrıyı inkar etmeseler de, onun getirmiş olduğu düzeni inkar ettiğini rahatlıkta görmekteyiz. Sonuç olarak, deistlerin eleştirmeleri gereken şeyin, insanların din anlayışı olacağına yüce Allah&#8217;ın dini olduğunun farkına varmaları gerekmektedir. (s. 237) Deizmin kaybettiği nokta, aklın konumu, işlevidir. (Bu konuda, &#8216; bilim değişmez mi, Kur&#8217;an ve bilim, İslam ve Rönesans&#8217; başlıklı yazılarımıza bakılabilir.) Bize düşen, sahih dindarlığın önceleyip, aklın konumunu sınırlarını doğru olarak çizmektir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10772" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/deizm-uzerine.jpg" alt="" width="89" height="122" /> N. K. Okumuş, Sağlam kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, eşcinsellik ve deizm üzerine</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm 3</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu çalışmamızda, dinsizliği din edinen, alternatif bir din oluşturan deizme yönelik araştırmalarımız yer alacaktır. Akılcı olduklarını ileri sürseler de, baştan aşağı tezat dolu olan bu inanç sistemi, günümüzde popülerleşmiştir. (s. 9) Bazı insanlar din adamı izlenimi veren kişilerin cahilliklerinden kaynaklanan bir travma yaşaması neticesinde bu düşüncelere kapılıyorlar. (s. 11) İslam&#8217;ın hükümlerine aykırı davranan aile büyükleri olduğunu da es geçmemek gerekiyor. Çocuklarımızın sorgulamalarına müsaade edebilmesi ve zihinlerini meşgul eden sorularının cevaplandırılması da son derece önemlidir. (s. 12) Ateizm Tanrıyı ve ruhsal varlıkları reddeden akımıdır. Agnostisizm, tanrının varlığının ya da yokluğunun bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır. (s. 15) Teizm; İslam, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi ilahi dinlerin tanrı anlayışı olarak kabul edilmektedir. Deizm tanrının varlığını kabul etmesine rağmen evrene müdahalesini reddeden akımdır. Başlarda deizmde genel olarak ahiret inancı varsa da, şu anda ahiretin olmadığını öne sürmektedirler. (s. 16) 17-18. yüzyıllarda ortaya çıkan bu inanç sisteminde kişi; kitap peygamber ve din olmaksızın, işlerin iyi veya kötü olmasını akla ve doğaya göre belirlenebileceğini ileri sürer. İlaha has vasıfları, akla ve doğaya verirler. (s. 19) Kurucusu John Roland olan deizmin, kendi içerisinde de birtakım farklılıklar vardır. Her Müslüman İslam&#8217;ın bir temsilcisidir. Yapılacak yanlış bir hareketin faturası İslam&#8217;a kesilebilir ve karşımızdaki kişi İslam&#8217;dan soğuyabilir. (s. 20) Deizm mensupları, kendi içerisinde çelişen birçok inanç şekillerine girmişlerdir. (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kainatı yaratıp kenara çekilmek mantıklı bir iş midir? İyilik kötülük veya doğru yanlış kavramları kime veya neye göre belirlenir? Deizmin manası teoride &#8216;yaradancılık&#8217; olsa da pratikte bunun böyle olmadığını görüyoruz. (s. 21) İlah, boş işlerle uğraşan bir zat mıdır? Deizme göre Tanrı; dünyayı varlığını devam ettirebilecek bir şekilde yaratmıştır. Doğa yasaları ise, Tanrı tarafından ortaya konulmuştur (s. 23) Bir zatın bizden bir şey istemediğini bildirmesi için bile bizde konuşması (Kelam; vahiy) gerekir. (s. 24) Bu zat konuşmuyorsa, yaratıcının bir şey istemediği bilgisini size kim nasıl ulaştırmıştır? Bir kimse bir villa yapsa ama yıllarca bir kere bile oraya gitmezse, &#8220;madem bir kere bile gitmeyecektin burayı boşu boşuna neden yaptın?&#8221; denilmez mi? (s. 25) Bu iş, ne kadar akıllıca bir iş olur (s. 26) 1958 yılında Çin&#8217;de başa geçen Komünist lider bütün serçeleri katlettiriyor. 2 yıl sonra, 1960 ülkede haşere istilası baş gösteriyor. 3 yıl süren, 20 milyon insanın telef olmasını sağlayan bir kıtlık yaşanıyor.  (s. 27) Deizmin anlayışına göre ilah sadist midir? Allah insanları yarattı. Doğun, büyüyün, eğitim görün, yiyin, için, eğlenin, aşk acısı yaşayın, sevdiklerinizin ölüsünü izleyin, sonra kendi ölümünüzü bekleyin ve yok olun gidin. (s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah seni neden insan olarak yarattı? Neden sayısız, bedensel ve zihinsel nimetleri sana verdi? Hakiki yaratıcı seni boşu boşuna yaratmadı. Şayet öyle olsaydı, bu muntazam kainatı ve içindekileri sana hizmet etsinler diye yaratır mıydı? (s. 30) Akıl, IQ seviyesine göre aldığı eğitimlerine göre ve yaşadığı coğrafyaya göre değişiklik arz eder. Böyle bir akıl nasıl kanun koyucu ve yegane kaynak olabilir? Ayrıca akıl eğitimi ihtiyaç duyar (s. 32) Bilimler akademisi başkanı ve The Earth (yeryüzü) yazarı Frank Press, dağları, kökünün çoğu toprağın derinliklerinde olan çiviye benzetir. Alaska körfezi&#8217;nde tatlı ve tuzlu su birbirine karışmıyor. (s. 34) Madde değişkendir. Değişken olan bir maddeden kanun beklemek, yegane kaynak kabul etmek doğru değildir. Deizme göre, insanın iyi bir fert olması için gereken şey nedir? (s. 36) Bir kişinin iyi olduğuna nasıl karar veririz? (s. 38) İlah, sizinle konuşmuyor; peki siz onun böyle bir sistem istediğini nereden çıkardınız? Size vahyetti, vahyi meleklerle bildirdi desek, metafiziği de reddediyorsunuz! Yaratıcının sizden dinsizlik istediğini nereden biliyorsunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ı tanıyabilmenin doğru yolu, onun kendini tanıtmasıdır. Bizler de Allah&#8217;ın akılla bulunabileceğini savunuyor ancak, neleri yasaklayıp neleri beğendiğini, bizi neden yarattığını akıl ile bulmamız mümkün değildir. (s. 41) George Politzer, &#8216;Felsefenin Başlangıç İlkeleri&#8217; kitabında; &#8220;Evren eğer yaratılmış olsaydı, Allah tarafından yoktan var edilmiş olması gerekirdi.&#8221; demektedir. Politzer, &#8216;durağan evren modeli&#8217;ne dayanıyor ve dolayısı ile bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. Artık evrenin sabit olmadığı, sürekli ve değişim içinde olduğu, genişlediği saptanmıştır. (s. 46) 1929 yılında Edwin Hubble yıldızların bizden sürekli olarak uzaklaştığını keşfetti. Sadece bizden değil birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Varılabilecek tek sonuç, evrenin her an genişlemekte olduğuydu. Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. (s. 47) Yapılan araştırmalar bu &#8216;tek nokta&#8217;nın, &#8216;sıfır hacme&#8217; ve &#8216;sonsuz yoğunluğa&#8217; sahip olması gerektiğini gösterdi. &#8216;Yokluk&#8217; kavramını ancak &#8216;sıfır hacimdeki nokta&#8217; ifadesi ile tarif edebilmektedir. Evrende yokluktan var olmuştur. Diğer bir değişle yaratılmıştır. (s. 48) Problemlerin temel kaynağı, gerçek yaratıcıyı tanımadığımızdan dolayı ortaya çıkıyor. (s. 65) Kur&#8217;an&#8217;da, 99 isminden daha fazlası zikredilmektedir. (s. 67) İslam&#8217;ın bütün emirleri insanların yararına olduğu gibi bütün yasakları da insanların zararınadır. (s. 80) Allah&#8217;ın cezalandırması kendisi için değildir; zulme uğrayanlar içindir. (s. 88) Medine&#8217;ye göç ederken ona zulmeden insanlardan bazılarının emanetleri hala kendisindeydi. (s. 106)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Profesör doktor Bosworth Smith, Mohammed and Mohammadanism (London, 1874) adlı kitabında, &#8220;Muhammed, rütbe bakımından insanların en yücesi olarak kabul ediyorum. Hatta insanlık onun bir benzerini görmemiş ve görmeyecektir.&#8221; demektedir.  (s. 107)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11738" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/10739531022386.jpg" alt="" width="71" height="116" /> Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm 4</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah, insan dışındaki bütün varlıkların yaşamını düzene koymuştur. (s. 11) Bu dünyada bazen güçlüler, güçsüzlerin ellerinden haklarını almaktadır. Bu durumda adaletin sağlanamaması en büyük haksızlık olur. Allah, adaleti bu dünyada emrettiği gibi, gücü yetmeyenlerin hakkını ahirette teslim edecektir. (s. 12) Deizm, kilisenin bilime baskısına bir tepki hareketidir. Aklın geçerli olduğunu kabul eder. (s. 14) &#8216;Din yerine bilim önder olmalıdır&#8217; görüşünü savunurlar. (s. 15) &#8220;Dinler insanlara durmadan yasaklar koyuyor, insan özgür olmalıdır.&#8221; görüşünü savunurlar. (s. 16) Halbuki İslam, Kur&#8217;an ile insanlara iyi ve kötü olanların listesini bildirmiştir. (s. 18) Kurallara uygun bir yaşam bu dünyada olacaksa, bu kuralı kim koyacaktır? (s. 21) Allah&#8217;ın merhameti öncelemesi, kötülüklere hemen karşılık vermesini engellemektedir. (s. 29) Vahiy, Allah&#8217;ın hayata müdahil olması anlamına gelir. (s. 30) İnsanların sıkıntılarına Allah&#8217;ın çözümler göndermesi daha mantıklı olmaz mı? (s. 34) Allah&#8217;ın vahiy ile içkiyi yasaklaması akıllı çelişmez. Allah zararlı şeyleri yasaklar. (s. 39) Kıyamet günü insanların yaptıklarından dolayı hesaba çekilmesi haksızlık mıdır? (s. 40) Vahiy, Allah&#8217;ın insanların yaptıkları yanlış davranışlara müdahale yöntemidir. (s. 41) Deizmin &#8216;Allah&#8217;ın müdahale etmesine gerek yoktur&#8217; iddiasını savunmak için, insanların her yönden mükemmel bir yapıya sahip olması gerekir. (s. 42) Tanrı, bilimin konusu değildir. Çünkü bilim görünen ile ilgilenir. Ama eserlerinden eseri yapana ulaşmakta, gayet mantıklı bir metottur. (s. 43) İnsanlarla iletişimi olmayan bir tanrının varlığına deistler neden iman eder? İnsan neden yaratılmıştır? Yaratılış amacı nedir? (s. 45) Deizmin yeni tanrısı insandır. (s. 48) Birinin size her şeyi serbest bırakması, sizi sevdiği anlamına gelmez. Sevgi, zarar görmeyecek şekilde yaşamın devamını sağlamaktır. Yasaklar, bizim gelişimimiz için gereklidir. (s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuantum dünyasında olasılıkların geçerli olması ve bu olasılıklardan birinin seçilmesi, bunu seçen bir varlığı zorunlu kılmaktadır. Çünkü olasılıkların tüm karmaşıklığına rağmen düzen devam etmektedir. (s. 68, 81) Büyük patlamanın ayarlarını kim belirledi? (s. 70)  Peygamberlerin hepsi, Hz Muhammed hariç, sadece kendi toplumları ile sorumlu tutulmuştur. (s. 73)  Allah&#8217;ın mülkünde yaşayıp O&#8217;nun verdiği nimetler ve yetenekler sayesinde bu aşamaya geldiğinin şuurunda olup, insanın kul olduğunu bilincinde yaşaması gerekir. Kumar oynayan birinin, kazandıklarının hakkı olduğunu iddia etmesi, akli bir çıkarımdır. (s. 75)  Dünyadaki bütün insanların istedikleri gayet aklî isteklerdir. (s. 76)  Herkes, Allah&#8217;ın kulları hakkında istediğini söylesin fakat Allah sussun öyle mi? (s. 79) Dua, fıtri bir ihtiyaçtır. (s. 83)  Peygamberler, görülmeyen bir tanrıdan bahseder. Bu da onların başarı şansını azaltmaktadır. (s. 90)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vahyin yaşanmadığı evler deizm yuvasına dönüştü. (s. 93)  İnsan neden akıllı, irade sahibi bir varlıktır? Neden hayatta ahlak kurallarının hakim olmasının gerektiğine inanıyoruz? Kötülük yapınca vicdanımız ne için bizi rahatsız eder? İyilikler neden mutlu eder? (s. 95)  İnsan dışındaki tüm varlıklar içgüdü ile hayatlarını yaşarlar. Evrendeki yasaların varlığı, bizi yasa koyucu bir tanrıya götürür. Akılla kavranabilen yasaların olması, bunun arkasında akıllı bir bilincin olduğunu gösterir. (s. 103)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrenin Tanrı olma ihtimali, öncesiz ve sonsuz olma ihtimali Big Bang ile ortadan kalkmıştır. (s. 104) Her varlıktaki yasaların farklı olması ama çevreyle uyum içinde oluşu da buna önemli bir kanıttır. Her tür canlının aynı yasalara sahip olması, kör bir tesadüf ile açıklanamaz. (s. 106) Bilim hayatı kolaylaştırır; din düzene koyar! Bilim nasıl, din kim olduğu sorusuna cevap verir.  Din bu dünyanın mükafat yeri değil imtihan yeri olduğunu vurgular. (s. 109) Allah insanlara akıl melekesini vermiş, Kur&#8217;an ile de evreni araştırmasını (Ankebut 20; Ali İmran 191) istemiştir (s. 113)  Hayata müdahale eden tanrının önüne insan devamlı aracı Tanrılar koymuştur. (s. 116) Madde kendi kendine yetecek yol ve yöntem çizecek bir özelliğe sahip midir? (s. 117)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önemli olan insanların yaratılması olsaydı, insanlara akıl ve irade özgürlüğü verilmezdi. Dine karşı farklı akımların var olmasın nasıl doğal ise, farklı dinlerin varlığı da insanı dinin varlığına inkarı götürmemelidir. (s. 121) Bütün toplumlarda dinin mevcut olması, mantık açısından dinin bir olgu olarak var olduğunu göstermektedir. Sadece bir toplumda dini değerler var olsaydı o zaman belki dinin insan eseri olduğunu söyleyebilirdik. (s. 123) Evrensel dinin en büyük özelliği, bütün insanlığın sorunları ile ilgili çözümler sunmasıdır. Kur&#8217;an&#8217;ın ana merkezinde devamlı Allah vardır. (s. 126) Hayvani boyutta kalmış bir hayat, yani içme, yeme ve üreme Kur’an&#8217;ı göre bir şey ifade etmeyecektir. Deizm, hayvani boyuttaki bir hayatı elzem kabul etmektedir. (s. 128)  Muhammed hiçbir zaman kendisini diğer insanlardan ayrı tutmayıp, inen vahiy önce kendisi hayata geçirmiştir. Kendisini Allah&#8217;ın kulu olarak tanıtmıştır. Bir insan menfaat elde ettiğinde bunu kimseyle paylaşmak istemez. (s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müşriklerin ilahları gözünün önünde iken Muhammed peygamberin ilah olarak kabul ettiği Allah gözlerden gizlenmiştir. Muhammed peygamberin iddiası gerçekten zordur. (s. 134) Kur&#8217;an diğer dinlerden kalan doğru olan kısımları tasdik etmektedir. (s. 135) İnsanın ilahlık özelliklerini bir kenara bırakması gerekir. Kulluk ancak kibirden sıyrılmakla olur. (s. 137) Tanrı ile ilgisini alakasını kesen birçok zalim dünyaya gelmiştir. İnsanın kulluk etmeye de ihtiyacı vardır. İnsan için bu bir zarurettir. (s. 138) Sorumluluk insanı değerli kılmaktadır. (s. 139)  Deist ile inandığı Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirmeyen bir teist arasında bir fark yoktur. (s. 141) Allah insanı fıtrat üzere yaratmıştır. (Rum, 30) Bu fıtratta herhangi bir yanlış, kötü bir haslet bulunmamaktadır. (s. 143)  İnsanın asaletini koruyamayan din, insan fıtratına uygun olamaz. (s. 149) Kur&#8217;an&#8217;ın iman edip salih ameller işleyenler olarak dile getirdiği insanlar, hep imanı yaşamlarına dökenlerdir. (s. 152) İlah hayatı yönetmelidir. (s. 153) Yoksa insan nefsini ilah edinir ve nefsinin isteklerini doğru yanlış demeden yerine getirmeye başlar. (s. 154) &#8216;La ilahe illallah&#8217; bir yaşantı modeli sunmaktadır. (s. 155) Dünyadaki işleyişe herhangi bir katkısı olmayan tek varlık insandır. O halde benim varlığımın bir gayesi olmalı. (s. 157) İbadet, kişilik oluşumunu sağlar. İnsanın kişilik zafiyeti göstermesinin yegane sebebi, insanın temel ihtiyaçlarını giderirken yasakları çiğnemesidir. (s. 160) Hayvanlar ile ortak özelliğimiz yeme, içme ve üremedir. Oruç, bu sayılan ihtiyaçları kontrol altına alıp, &#8216;kontrol bendedir&#8217; diyebilmektir. (s. 161) Günah işlemek, Allah&#8217;ı yeteri kadar önemsememek anlamına geliyor. (s. 162) Allah her varlığı içinde bulunduğu ortam içinde imtihan etmektedir. (s. 167) İrade sahibi olmak, sorumluluk gerektirir. Bal arısına nasıl bal yapacağını öğreten Allah insana da nasıl yaşayacağını duyurması gerekir. (s. 174) Değer verilmediği zaman bir kenara bırakıp ne yaptığına aldırış edilmez. (s. 183) Allah insana değer verdiği için kendisine muhatap kabul etmiştir. (s. 186) Onun dünya hayatında mutlu olması için emirler göndermiştir. (s. 187) İnsanın bu dünyada Allah&#8217;a ihtiyacı vardır. (s. 188) Allah vicdan ile hayatlarımıza müdahale etmeye devam etmektedir. (s. 190)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dawkins&#8217;in dindarların arasında yaşamak istemesi gibi, İslam düşmanlığı ile ünlü Ernest Renan’ın şu sözleri de vicdanında kalan kırıntıların ifadesidir: &#8220;İslamiyet&#8217;in, din olmak itibariyle güzel yönleri vardır. Her ne vakit bir camiye girsem, şiddetli bir vicdan heyecanından, onu da söyleyeyim mi, Müslüman olmadığım için bir tür üzüntü duyuyorum.&#8221; (Renan, L&#8217;ıslamisme et la Science, s. 19; Namık Kemal, Renan Müdâfaanâmesi, s. 53; Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 112) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kaitan çekim gücünden ancak genişleyerek kurtulmaktadır. (s. 196) Kainatta yıldızların ölmesi, doğması, evrenin genişlemesi yaratılışın devam ettiğini göstermektedir. (s. 197) Tanrıya ilgisiz bir toplum ortaya çıkmamıştır. (s. 204) Sendeki merhamet duygusunu var eden, senden daha mı merhametsizdir? (s. 147) Biz bu dünyada hiçbir şeyi karşılık vererek almadık, her şey Rabbimizin bizlere olan merhametinden, cömertliğinden kaynaklanmaktadır. (s. 255) Allah bizlere Onun rehberliğinden uzaklaştıkça, kalbi sıkıntılar vermektedir. Allah bizim cehenneme gitmemizi istememektedir. (s. 257)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11810" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/deizm-psikolojik-sanci-2021-k.jpg" alt="" width="49" height="93" /> Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm 5 </strong>       </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm, ateizmin karşıtı olarak kullanılırken daha sonra Hıristiyanlığa bir tepki olarak kendini göstermiştir. Deizmde Tanrı kabul edilir, akıl/bilim ve doğal ahlak savunulur. (s. 8, 60) &#8220;Allah, her an yaratma halindedir.&#8221; (Rahman, 29) &#8220;Yağmur dolu bulutları meydana getiren Allah&#8217;tır.&#8221;  (Rad, 12) &#8220;Allah her şeyi bilir, hiçbir yaprak düşmez ki, O bunu bilmesin.&#8221; (Enam, 59)  Din, insanları bilimde geri bırakmaz, biz eskiden de Müslüman&#8217;dık ve bilimde ileriydik. Din geri bırakmıyor, insanların çalışmaması geri bırakıyor. (s. 23) Allah bu dünya hayatının yolunun kurallarını kitap sünnetle belirlemiştir. (s. 28) Bazen özgürlük dediğimiz şey, aslında bizi koruyan çemberden dışarı çıkmaktır. (s. 29) Allah, bizleri ve kainatı niçin yaratmıştır? (s. 34) İnsan niçin başıboş bırakılsın? (s. 35) Günah işlerken vicdanını huzursuz olmasın diye kendi kendine diyorsun ki, bir yaratıcı olsun ama emir ve yasakları olmasın, her şey serbest ve helal olsun, bir hesap ve azap olmasın. (s. 37) Günahları rahatça işleyeyim diye sakın deist olma! (s. 38) Deist kişiye bazı sorular: İnsan nereye gidiyor, bu alem niçin yaratıldı, bizlere verilen bu kadar duygu ve özellikler nedendir, ölümden sonra ne var? (s. 41) Hak yolu bir tanedir, bunun dışındaki tüm yollar delalete gider. (Bakara, 38; Yunus, 32; Darimi, 202; Ahmet, 4437) &#8220;Sizi geceleyin ölü gibi uyutan gündüzün Ne yaptığınızı bilen sonra ölüm anı gelinceye kadar gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran Allah&#8217;tır.&#8221; (Enam, 60)  Deistler Allah&#8217;a sıfatlarında sınır getirmektedir. Allah&#8217;a eksik ve aciz özellikler vermekte, insanı ve bilimi tanrı seviyesinde yüceltmektedir. (s. 49) İnsanın aklı bir yaratıcıyı bulsa da O&#8217;nun isim ve sıfatlarını hakkı ile keşfedemez. Bu alemi yaratan kendisini bizlere hakkıyla tanıtacak peygamberler göndermiştir. (s. 50) Putlara tapmayı sadece taşlara tapmak sanıyoruz. Oysa Allah&#8217;tan çok önemsediğimiz, öncelik verdiğimiz ve hayatımızın merkezine koyduğumuz her şey bizim putumuzdur. (s. 52) Artık taştan tahtadan putlar yok, fikirden et ve kemikten dünya mallarından putlar var. (s. 52) Şeytan, egosunu ve ilmini tanrılaştırmıştır. (s. 55)  İblis çok bilgili birisi olduğu için, bu bilgi onu şımartmış, kendisini büyük gördüğü için şirke düşmüştür. (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistlerin bir kısmı aklın testinden geçerek onaylanan dini evet demektedir.  Böyle bir iddiaya getirilecek en açık itiraz &#8220;hangi akıl&#8221; yahut &#8220;kimin aklı&#8221; yönündeki sorudur. (s. 69) Deist, ahlaksal ve dinsel açıdan doğru bir yaşamı yalnızca insan aklının sunabileceğine inanan kimsedir. (s. 60) Modern bilimsel anlayış, tanrıyı evrenden dışlanarak oluşmuştur. (s. 61) Modernizm, emperyal bir anlayıştır. Hem doğayı hem de insanı sömürür, gelinen noktada dinin boşluğunda insan evrende mutsuz olmuştur. (s. 64) S. Clarke, &#8220;doğa yasaları tanrının ilahi kudretinin işleme tarzlarını gösterir.&#8221; der. (s. 73)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm, Hıristiyanlığın yarattığı Tanrı tasavvurunu düzeltmeye çalışırken bir anlamda amacından saparak tanrının insan ve alem ile ilişkisinde belirleyici olan sıfatlarının terkine varan bir noktaya kaymıştır. (s. 74) Deizm düşünce insana sınırsız bir yetki ve özgürlük vererek insanın kulluk vazifelerini dizayn etme yetkisini akla vermiş olmaktadır. Oysaki insanoğlunun dini ve ahlaki açıdan eğitilmesi ve kendisine istikamet kazandırılması ancak insan üstü ilahi bir vahiy ile mümkündür. Bir insanın başka bir insanı hakimiyeti tanrının insana hakimiyeti ile mukayese edilemez. (s. 75, 96) Liberalizmin öncüleri aynı zamanda deizminde önde gelen fikir adamları olmuştur. Sorumluluk hissetmek için insanüstü bir makama saygı duymak, ondan çekinmek gerekir ki, O da tanrıdır. (s. 76) Deist düşünce insana kontrolsüz, sınırsız, sorumsuz bir özgürlük tanımıştır. Yeryüzünde insanları sömürenler işkencelere maruz bırakanlar hep akıllarını esas almışlardır. (s. 77)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kendi istek ve tutkularını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?&#8221; (Furkan, 43) Tanrıya inanç ortadan kaldırıldığında, insandaki kontrolsüz hırs ve haz duygusu ortaya çıkar ve her istediğini helal haram demeden gerçekleştirmeye çalışır. (s. 87) Deizmde iyi, A şahsı için geçerli olan bir diğer B şahsı için değer teşkil etmeyebilir. A şahsı için etik olan bir şey B şahsı için etik sayılmayabilir. İnsanın maddi ve manevi dünyasında ideal bir mutluluğu yakalaması için her kişinin saygı göstereceği bir merceğinin olması gerekir. (s. 88)  Vahiy insanın iradesini eğitmekte, onu güdülemekte ve böylece ahlaki bir dönüşüm yaşamayı hedeflemektedir. Vahiy sadece akla değil duygulara ve vicdana da hitap eder. (s. 95) Deistlerin amaçları kendi akıllarına göre dini şekillendirmek istemeleridir. (s. 96) &#8220;Kur&#8217;an, edebiyat değil hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakmaya başlanır başlanmaz güçlük ortadan kalkar. Kur&#8217;an&#8217;ın yegane hakiki tefsiri hayat olabilir ve Hz Muhammed&#8217;in hayatı da tam olarak buydu.&#8221; Aliye İzzet Begoviç  (s. 97) &#8220;Önce mabet vardı.&#8221; Klaus Schmidt. (s. 124)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11808" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allaha-meydan-okuma-deizm.jpg" alt="" width="64" height="96" /> Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm 6</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm bir modern hurafedir. (s. 7) Deizm Batı kaynaklıdır, Batı patentlidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin üzerinde ittifak edilmiş kesin bir tanımının olmayışını onun kaygan tabiatına yorabiliriz. (s. 8, 23, 85, 91) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizm sahte bir din kisvesidir. Deistler inkar etseler de deizm, kapitalist küreselleşmenin yeni dünya düzeni için uyarladığı din suretli bir dekordur. Deizm, kapitalist dünyaya biçilen manevi bir dekordur. Kof bir inanç paketidir. Gençlere, kendi köşesinden olup bitenleri seyretmek ile yetinen, yeni ama şirin bir tanrı sunulmuştur. Bu Tanrı bireyci, müsrif, &#8216;ben nesli&#8217; için tasarlanmıştır. Bu tanrının dünyasında insanlar için helal ve harama riayet etme yükümlülüğü yoktur. Gençliğe güya sınırsız bir özgürlük vaat edilir, ancak bu özgürlük kapitalizmin envai çeşit markasından istediğini seçip tüketme özgürlüğüdür. Tanrının umursamadığı bir dünya, gencin niye umurunda olsun ki. Yapılmak istenen şey, dindarlık adına işlenen tekil gayri ahlaki davranışları genelleştirmek ve böylece dinin kötü olduğu algısını yaymaktır. (s. 9-11)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistlerin neşrettikleri din karşıtı eserler kendini deist olarak tanıtan zümrelerin de besin kaynağıdır. Aralarındaki fark, tanrılı ve tanrısız olmadır. (s. 12) Deizmin tehlikelerine karşı halkımızı uyaracak çalışmanın aciliyetine inanan ve bu konuda teşviklerini esirgemeyen diyanet işleri başkanı Profesör Dr Ali Erbaş’a şükranlarımı arz ediyorum. (s. 13) Göbeklitepe&#8217;deki kalıntıları bizlere bir hakikati hatırlatıyor. İnsan daima bir yüce yaratıcı arama çabası içinde olmuştur. İnsan yaratıcıya daima ibadet etme ihtiyacı duydu, buna en taze kanıt olarak yaklaşık 12.000 yıl önce kurulan Göbeklitepe&#8217;yi verebiliriz. Din, bilinen en eski çağlardan beri hayatın hep merkezinde oldu ve olmaya devam edecektir. (s. 15)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrıya ve ilahiyata dair konuları tartışmak, Yunan filozoflarını tahminlerin ötesinde meşgul eden işlerin başında geliyordu. (s. 16) John Henry&#8217;nin tespiti ile &#8216;Din modern bilimin gelişiminde önemli rol oynamıştır.&#8217; (s. 17) Din, toplumu kültürel hafızası ile buluşturmak gibi hayatı fonksiyonu icra eder. (s. 18) Bir kısım ateistler nezdinde de, özünü dinden alan kültürel değerler pekala önemlidir. Allah&#8217;a iman salt bir inanma eylemi değildir. İrfan, bir arayıştır. İnsan, kendi varlığını sürdürme içgüdüsünü de beslediği için Allah&#8217;ı arar. Allah&#8217;a iman insanın kendi varlığına cevaptır. (s. 19) Allah, her an yeni bir yaratma faaliyeti içindedir (Rahmân, 29) İman, dengeli ve tevazu sahibi olmak, sınırını ve haddini bilmektir. Küfür, küstahlaşmaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Putların illaki taştan olması gerekmiyor. Bugün insana zarar veren, tabiatı tahrip edenlerin parayı, mevkii, gücü, silahı vb. şeyleri putlaştırdıkları malumdur. Seküler çağda putun anlam ve kapsamı genişlemiş, çeşidi olağanüstü artmıştır. İnsan haddini aşmış &#8216;Tanrı öldü&#8217; çığlıklarıyla yeryüzünde ilahlığa soyunmuştur. Deist telakkide olduğu gibi, artık yaratmayan bir ilahın yaratma sıfatını sahiplenme ve O&#8217;nu köşesine gönderme arzusu sekülerist ruhları sürekli kamçılamaktadır. İnsana ait ideolojilerin tamamı bencildir, güçlüden yanadır, eşitlik, adalet, özgürlük nakaratları keyfidir, kaypaktır. (s 21) Ahlaksız imanın kıymeti harbiyesi yoktur. Dini devreden çıkaran ahlak anlayışında menfaat hakimdir; menfaatin bittiği yerde sorumluluktan bahsetmek imkânsızdır. (s 22) Deizm Batılıdır, kiliseye bir tepki hareketidir. Kur&#8217;an mesajı evrenseldir. Kur&#8217;an iyi ile kötüyü doğru ile yanlışı, ayıran bir hayat kılavuzudur. (s 23) Kur&#8217;an başka kitapların insanlarca tahrif edildiklerini ifade eder. (s 24) Tabiatta Müslümandır. Ahiretin gerçekleşecek olması, Allah&#8217;ın adalet ve rahmet sıfatları sebebiyledir. (s 25) Dini kurumların güçlü cazibe merkezleri haline gelmeleri ancak seküler dünyanın her türlü meydan okumasına karşı hazır ve donanımlı olmaları ile mümkündür. (s 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bugün din dendiğinde halkın kültürel değerleri ile özdeşleşen bir yapı anlaşılmaktadır. (s. 29) Gençleri şüphe sevk eden amiller dindarların yaşam tarzlarının sebep oldukları hayal kırıklıkları, hikmetleri anlatmadan dini emirleri yapmaya zorlama, sözde din bilim çatışması. (s. 30) gibi konulardır. Ergenlik dönemi, gençlerin arayış ve sorgulama dönemleri şüphe ataklarının yoğun olduğu dönemlerdir. Vahşi kapitalizm, deizmi sevimli, şirin bir imaj olarak sunar. (s. 32) Kimi genç için moda veya trend olan neyse, hayatta odur. Çağdaş ilkel insan, kendi ihtiyaç nesneleri dışında her şeye karşı kayıtsızdır. (s. 33) Deizm, pozitivisttir. (s. 34) İnsan hayatı piyasanın istekleri ve borsanın düşmesi için hiçe sayılıp harcanmaktadır. Savaşların mağdurları hiçbir zaman seçkinci kapitalist zenginler olmamıştır. Savaş, güçlünün bekası için zorunlu görülen topraklar üzerinde gerçekleşir. (s. 35) Deizmin tanrısı, ilk yaratma ile sınırlıdır. (s. 36) Tabiatın kendisi tanrının varlığını ortaya koymaktadır. Deistler yayımladıkları (deizmdernegi.org/deizm-dernegi-deklarasyonu) bildirgede, laik devlet, seküler toplum idealine de vurgu yaparlar: Kamusal alanda, fundamentalist üniforma giyim tarzları yasaklanmalıdır. Devlet otoritesi insanların cinsel yönelim, istek ve arzularını dinsel dogmalarıyla baskılamamalıdır. (s. 37) Özgürlük talebinde bulunan bildiri sahiplerinin farklı yaşam tarzlarına hoşgörülü olmamak şeklindeki tavırları, dogmalaştırdığı motto ve savları etrafında bağnaz bir yapıya dönüşme ihtimalinde barındırır. ‘Kutsalımız yoktur’ derken, laik, seküler, deizm, deist ve benzeri kavramların gerçekte yerli deistlerin kutsal ve dokunulmazları olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. (s. 38) Siyaset, ekonomi ve din, bu üçlü arazide birbirlerine muhtaçtır. (s. 39) Piyasanın ütopyacı vizyonu, büyüleyici bir din-inanç sistemi sunuyor. Pek çok zeki insan bu piyasa ilkelerine tapmaktadır. (s. 43) Piyasa fikrine, tanrıya iman eder gibi dindarca bir tutumla inanmaktadır. (s. 44) İngiliz filozof Simon Critchley; &#8216;liberalizm, zayıf bir deistik tanrıdır. Liberallerin istediği, dünyaya müdahale etmeyen bir tanrıdır.&#8217; der. (s. 48) Küresel zengin elitler, dev bütçeli teknoloji yatırımları ile insanı kontrol altında tutmanın formüllerini arıyorlar. Psikiyatr N. Mustafa Merter; Eğer acil tedbirler alınmazsa gittikçe yalnızlaşan, aşırı bencil, zevkperest, kaygılı, öfke ve nefret dolu bir  insanlığa doğru doludizgin gidiyoruz. (s. 49) Hazzın peşinden koşmayı özgürlük sayan bir gençlik var. (s. 50) Anlam haritası tarumar edilen, algısı uyuşturulan genç, kendi kültüründen utanç duymaya, başka kültürlere özenmeye başlar. Dijital üretimin ilk hedef kitlesi, gençliktir. Aynı kalemden çıktığı çok belli olan sorular, genç dimağları şüphe ve inkârcılığa sevk etmek amacıyla her yerlere serpiştirilir. (s. 53) Gençlere, egosunu şişirecek, sade, yalın ama çerçevesi belirsiz idealler aşılanır, ‘başarıya koş, rekabet prangalarından kurtul, özgür ol, çağdaş ol, içindeki sesi dinle, hayatını yaşa, hazzı tat, zevklerine dil uzattırma, anı yaşa.’ Genç, ait olduğu kültür ile içinde eğitildiği ama ne olduğu belirsiz popüler kültür arasında sürekli gider gelir. Ailesiyle ve ait olduğu çevre ile iletişim zorluğu sonucu genç, sıkıntılıdır. Cinselliğin pazara dökülmesi ile birlikte ar, edep ve utanmanın sıradanlaşması, haram helal kavramlarının buharlaşması apayrı bir sorundur. İnternetin beyinde yarattığı anlık hazlarla tutku ve bağımlılığın kapısını aralar. (s. 56) Hazzın gecikmesi ile sabrı tükenen genç, risk almaya hazırdır. Düşünce, anlam ve idrakin yerini anlık haz tavrı alır. Gencin gündelik fikir alışverişi kısacık soru ve cevapların etrafında döner. Genç biri için, bir kitap yazabilecek soruların, kısa bir iki cümlelik cevabını arar. (s. 57) Sade bir dil kullanmak, müjdeyi esas alan bir eğitim vermek, gençleri yetiştirmenin temel ilkeleri olmalıdır. (s. 58) Din karşıtlığının ivme kazanmasının altında yatan sebeplerden biri de, 11 Eylül olayları ile din kisveli köktenci şiddetin tırmanmasıdır. Dine muhalefet bakımından ateist duruşla deist duruş arasında bir fark yoktur. (s. 60) Ahundov,‘insanlar doğanın sırlarını kavrayabilselerdi, dinlere ihtiyaç duymazlardı. Evren, kendi kendine var olan bir bütündür. (s. 61) Yaratan da evrenin kendisidir.’ Din, kişinin toplum, tabiat ve Allah ile olan ilişkilerinin sınırını ve seviyesini tayin eder. (s. 62-63) Deizmin babası olarak anılan Lord Herbert, ölüm döşeğinde iken İrlanda başpiskoposunu çağırır. Deist olanların sayısının giderek arttığı söylemi, kasıtlı bir algı operasyonun parçasıdır ve dolayısıyla bir mittir. (s. 65) Yerli kültürlerin, modern kültürün genişlemiş bilincine cevap verememesi göz ardı  edilmemelidir. (s. 67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kapitalizmin pompalandığı deizmi bir ölçü ilan etmek, gençliği de günah keçisi ilan etmek insaflı bir yaklaşım olmayacaktır. Deizmin görevi, genç hayatların alanına sızıp onları çekip çevirmeye elverişli konuma getirecek sarsıntılar meydana getirmektir. Kapitalizm, sürekli üreterek kendini ayakta tutar. Kişinin neyi ne kadar sıklıkla tüketeceğini belirleyen kapitalizm aynı zamanda, gence neye, nasıl ve ne kadar inanacağını da empoze eder. (s. 68) Modern birey, sürekli hareket halindedir. (s. 69)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin görevi, genç hayatların alanına sızıp onları çekip çevirmeye elverişli konuma getirecek sarsıntılar meydana getirmektir. Kapitalizm gence neye, nasıl ve ne kadar inanacağını da empoze eder. (s. 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin vahye değil, doğaya ve akla dayandığını ileri sürülür ve savrulmalarının sabit limanları yoktur. (s. 70, 252) Yaşar Nuri Öztürk: “Zavallı deistler, keşke Kur&#8217;an&#8217;ı tanımış olsalardı.” (Öztürk, Deizm, s. 49) Kendimizi merkezi alarak Kur&#8217;an&#8217;a görüş ve davranışlarımızı destekler anlamlar yüklemeye çalışıyoruz. (s. 77) Radikal anlayış, insani tecrübe ve birikimi elinin tersiyle itmekle kalmamış, Müslüman toplumun birlik ve ahengini de tarihsiz bir biçimde tarumar etmiştir. (s. 78) Günümüz gençliği sorgulamadan kabullenmemektedir. Sahip olduğu birikim ve kabiliyeti toplumsal hayatın gerçek bildikleri ile örtüştürebilen, gerçek hayattan örneklerle buluşturabilen kişilere ihtiyaç vardır. (s. 79) David Silverman, &#8220;İnananlar dinlerin kurbanıdır.&#8221; der. Ateizmin ruhsal çöküşe yuvarlaması, muhtemel akıbetlerden yalnızca biridir. Bu konuda, ‘ateist akıl’ ve ‘Dinsiz ahlak olur mu?’ adlı yazılarımıza bakılabilir. Kapitalizm, doğrudan nefse hitap ederek insanlığı zevk-haz alma gibi şeylerle kendisine bağımlı kılar. (s. 81) Neo-liberalizmin özgürlük vurgusunu gerçekte, bireyin kapitalizmin sunduğu ürün seçenekleri içinden herhangi birini seçme özgürlüğü olduğunu bilmede yarar vardır. (s. 82) Tek tip deizm yoktur, üzerinde ittifak edilen bir deizm tanımı da yoktur. (s. 85) Deizm, tanrının evreni yaratıp daha sonra kendi haline terk ettiğini savunan öğretidir. İlk deistler dini tamamen reddetmemiştir. (s. 86) Deizm etiketi yiyenler genellikle kendilerini hür düşünce taraftarı bir Hıristiyan olarak tanıtmayı yeğlemişlerdir. (s. 89) Bazı deistler de tanrının evrene müdahalesini kabul eder. (s. 90) Her dönemde farklı bir deizm tanımı vardı. (s. 91) Deistler zamanla neo-liberalizmin evrensel hedefleriyle buluşarak kendini ölümsüz kılma hedefine soyunmuştur. Aydınlanma ideolojileri ile aynı kulvarda yürüyen deizmin bir din mi, felsefi ekol mu, mezhep mi, ideolojik yapı mı olduğuna dair tartışmalar hala sürmektedir. (s. 92) Tarih boyunca insan zihnini kurcalayan en temel sorulardan biri de, Allah, kainat, evren ve insan arasındaki ilişkinin mahiyeti olmuştur. (s. 99) Seküler iklim, modern bireyin zihni ile kalbi arasındaki iletişim hattını da koparmış ve onu aklın insafına terk etmiştir. Bu akıl bireyi maddi, fiziksel olanın daha doğrusu görünür ve hissedilir olanın dar ve kısır dünyasına hapsetmektedir. (s. 100) Ortaçağ Avrupa’sında bilim yoktu. (s. 103) Fransa&#8217;da kızlarının resmi evlenme 12, nişanlanma yaşı 7 idi. (s. 104) Luther, 1510&#8217;lu yıllarda Roma’ya geldiğinde Papa&#8217;nın pislik kokan şehri onda büyük hayal kırıklığı yaratır. (s. 105) 1000&#8217;li yıllardan itibaren pagan inançları Hıristiyanlaştırılmıştır. (s. 106) Kendilerini özgür ruhlar olarak tanıtan şahsiyetlerin kendi masumiyetleri tartışılmalıydı. Kumar, gayri meşru ilişkiler, hizmetçilere kötü muamele ve dedikodu gibi gayri ahlaki tutum gibi. (s. 108) Voltaire, Fransız akademisinde boş olan bir koltuğa talip olduğunda, kiliseye olan muhalefetini örtbas etmek amacıyla kilise yönetiminden sorumlu Boyer’e mektup yazacaktır: ‘Ben iyi bir yurttaş ve iyi bir Katolik’im.’ Ancak bu, akademideki boş koltuğa oturmasına yetmez. (s. 110) Mason localarının liberalleştirilmiş bir din yaratma çabaları deistlerinde işine gelmiştir. (s. 111) Bir saatçi için saat neyse, doğa için de tanrı odur. Deizmin doğal din vurgusunun temelinde, yukarıda da söylediğimiz gibi, Yunan filozoflarının tanrıyı doğada arama çabalarının yattığını görmek gerekir. (s. 116)</span><br />
<span style="color: #000000;"> Aristo&#8217;ya göre, tabii cisimleri harekete geçiren güç, &#8216;ilk muharrik&#8217;tir. Bu ilk muharrik ile deistik anlayışta evreni yaratarak varlığın yaratılma sürecini başlatan ve sonrasında köşesine çekilen Tanrı arasında benzerlik dikkat çekicidir. (s. 117) Epikürcülerin tanrısı, deistlerin tanrısı, her iki anlayışta da bir tanrı vardır ama insanlarla aralarındaki iletişim hattı kopuktur. (s. 118) Hümanizm, yeni bir insanı oluşturma çabasıydı. (s. 124) Aydınlanma hümanizmi insanı, her şeyin ölçüsü kılar. (s. 126) İtalyan hümanist ressam, şair ve filozofu Albert: ‘Herkes biliyor ki, bütün papazlar en üst derecede para hırslısıdır.’ (s. 129) der. Roger Bacon&#8217;ın “felsefe Müslümanlardan alınmıştır.” sözünü nakleden tarihçi Niall Ferguson, Avrupa&#8217;nın üretimini ortaçağ İslam dünyasına borçlu olduğunu ifade eder. (Niall Ferguson, Uygarlık; Batı ve ötekiler, s. 76) İslam medeniyeti batılı akla büyük ilham kaynağı olmuştur. Endülüs medeniyeti, Batı medeniyetinin gelişimine katkı sağlamıştır. (M. Aydın, siyasetin aynasında kültür ve medeniyet, s. 309)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avustralyalı yazar Jonathan Lyons, ‘Hikmet evi’ isimli eserinde Arapların batı medeniyetini nasıl dönüştürdüğünü örneklerle anlatır. Kopernik’in Nasiruddin et-Tusi ve İbnu’ş-Şâtır gibi (ö. 1375) Müslüman alimlerden ilham aldığını söyleyen Lyons, eserini Bath&#8217;lı Adelard&#8217;ın şu tarihi sözleri ile noktalar: Şüphesiz Tanrı evrene hükmediyor, fakat biz doğayı araştırabiliriz ve bunu yapmalıyız. Bunu bize öğreten Araplardır. (Jonathan Lyons, The House of Wisdom,  s. 201)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Luther’in Katolik kilisesinin temsilcilerini doğrudan hedef alan sözlerinden: Tek çarem krallarla prenslerin güç kullanması, silahlanması, bütün dünyayı zehirleyen bu kötü insanlara saldırması ve bu oyuna, sözde değil silahla, bir son vermesidir. Papalar, kardinaller ve piskoposlar… Niçin elinizi onların kanı ile yıkamıyoruz? (s. 133) Reform tepeden tırnağa ruhban sınıfının ıslahını da kapsıyordu. (s. 134) Kilise mevkilerini rüşvetle dağıtıyor, oturduğu makamı kirli siyaset ve entrikalara alet ediyordu. (s. 135) İngiliz deistlerin asıl derdi Hıristiyanlık değil, ruhban sınıfıydı. (s. 138) Kilise eleştirisi zamanla sert, koyu bir din inkarına dönüşecektir. Kilisenin engizisyon geçmişi bu tablodan sorumludur. (s. 139) Kitap yasaklama ve yakma olayları, bilhassa Katolik Roma Kilisesi’nin tarihinin de bir parçasıdır. (s. 140) Kilise, Kopernik’in kitabını piyasaya çıktıktan 72 yıl sonra 1616 yılında yasaklar.  Bruno, 1600 yılında yakılarak idam edilir. (s. 141) Bruno’ya göre İsa: tanrının cisimleşmiş hali değildi. Luther’e göre İsrailoğullarının başına geçen Yeşu, olduğu yerde sabit durmayı güneşe değil dünyaya emretmiştir. (s. 142) Newton için Teslis, İncil’in tek tanrıcılığından kopuş demekti. Deist anlayış ihtimalini ortadan kaldırmak için Newton, evrende &#8216;ilahi eylem&#8217; anlayışını tesis etmiştir. (s. 143) Kitab-ı Mukaddes’te tanrının tek bir adı (Yahveh/ Yehova) vardır ama farklı sıfatlarla da anılır. Baba, çoban, Kaya, eğitmen sıfatları vardır. (s. 145) İsa, kilisenin başıydı; kilise onun bedeniydi. (s. 146) Papalık ve papazlar haklarında akıl almaz aşağılayıcı hikayeler anlatılıyordu. Para karşılığında dini görevlerini satın alan piskoposlar, akraba ve yakın arkadaş ayrıcalığı yapan papalar, herkesle yatan rahipler, aylak keşişler vb. (s. 147) Bugün yeni gibi görünen fikir ve akımların kökleri tarihin derinliklerindedir. (s. 149) Trevor-Roper, Rönesans&#8217;ın Katolik, aydınlanmanın Protestan olduğunu söyler. (s. 150) İlerleme ve gelişme gibi görülen süreçlerin hem aydınlık hem karanlık tarafları vardır. Rönesans, gerçekte, sadece pagan dininin yeniden canlandırılmasıdır. İspanyol kültür tarihçisi Teofilo F. Ruiz “bilimin en çok gelişmesini sağlayan insanlar ile cadıların yok edilmelerinde suç ortağı olan insanlar aynı kişilerdi.”(s. 152-153) der. Cadılık, itikadî sapma ile aynı sınıfta değerlendiriliyordu. Endüstrileşme yolunda atılan her adımın, sekülerliğin hanesine bir kazanç olarak yazıldığını söyleyebiliriz. (s. 154) İlk deistler, Hristiyan kimliklerini her vesile ile vurgulama ihtiyacı duymuşlardı. (s. 158) Reform hareketi ile bilim, dinden ve ahlaktan bağımsız hale gelir. (s. 159) Liberalistlerin istediği dünyaya müdahale etmeyen bir tanrıdır. (s. 160) Dinin gerçek manada bir tartışma, bir çatışma konusu olmasının Luther&#8217;in reform hareketi ile başladığını söylemek gerekir. (s. 161) Tek başına tanrının öfkesini dindirmek gücü bulunmayan insan, günah ve hatalarını İsa’nın kılavuzluğu ile telafi etme şansına kavuşur. Dünya şehrini denetlemede kilise gibi kral da yetkilidir, çünkü tacını ona Tanrı vermiştir. (s. 163) Lutheryanlığı seçen prens, Katolik kiliselerine ve mallarına el koyuyordu. Katolikler ve Protestanlar arasındaki savaşlarda Avrupa nüfusu 1/3 oranında erir. Dinsizler genel manada din kavramına itiraz etmiyor ama Kilisenin elinde Hristiyanlığın hakiki özünü yitirdiğini savunuyorlardı. (s. 165) Modern bilim, hümanizme, rasyonalizme, materyalizme, pozitivizme yaslanır. Modern bilim tabiatın işleyişini, ardında yatan ilahi sırrı, hikmet ve hakikatleri görmezlikten gelir. Modern bilim bir ideolojiye dönüşür. Mantıkçı pozitivizm anlayışta duyularla ölçülemeyen Tanrı, metafizik, ahlak ve tarih hakkındaki sorular bir anlamda yoksundur. (s. 169) Bilimsel ateizme göre kusursuz bir işleyişe sahip bu fiziksel dünyanın bir tanrıya ihtiyacı yoktur. (s. 170) Bilimin verileri ile ispatlanamayan yoktur. Marx’a göre, Hristiyanlık ezen ve ezilen sınıfların varlığını meşrulaştırmıştır. Ezenlere ezmeyi bir hak olarak tanımış. (s. 171) Materyalist bilimde insanlık, nesnelerin kör dünyasına tabii kılınır. (s. 172)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Richard Dawkins militan ateist tavrını Darwinizm ile meşrulaşır. Tasarımcının ya da ruhun olduğu hissini, Darwin&#8217;i okuduğunda tamamen kaybettiğini söyler Dawkins. (s. 173)</span><br />
<span style="color: #000000;"> Flew, tanrıyı yeniden keşfetmesini inanca değil, aklın muhakeme yolculuğuna bağlar. (s. 175) “Evreni araştıran, evrendeki düzenin ardındaki sırrı merak eden kimse tanrıyı muhakkak bulurdu.” (A. Flew, Yanılmışım Tanrı varmış, s. 97) Flew, evrim teorisinin tabiatta olan biteni açıklamadığına kanaat getirir. Ateist ve deistlerin aynı ideallerde buluşmuş olmaları sürpriz değildir. (s. 176) Deizm ile teizm arasında tek ortak nokta Tanrıdır. Ateizm ile deizm, dinin inkarında ve rasyonel bir toplumun inşasında buluşur. (s. 177) Bacon’ın (ö.1626) ifade ettiği üzere, Doğa tanrının kendisini açığa çıkardığı iki kitaptan biriydi; diğeri ise vahiy kitabıydı. (s. 189) Richard Dawkins, Kör Saatçi (Blind  Watcmaker) adlı kitabını yazar. Doğal seleksiyonla işleyen bu evrimsel düzeni, kusursuz işleyen bir saatin dişlerine benzetir. (s. 191) Kilise, Tanrı ile Hristiyan topluluk arasında aracılık yapan bir kurumdu. Luther&#8217;in öncülüğünde İncil&#8217;in otoritesi ön plana çıkaracaktır. Aydınlanma dönemi ile birlikte de İncil ağır eleştirilere maruz kalacaktır. İncil’in yerine akıl talip olacak. Deistlerin rehberleri ise akıldır, vahiy dininin yerinde olması gereken doğal dindir. İsviçre&#8217;li reformist Pierre Viret, deist kavramını ilk telaffuz eden kişidir. (s. 194) ve İncil&#8217;i ‘eleştiren kişileri’ kastetmektedir. (s. 195)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İrlandalı felsefeci John Toland&#8217;ın neye inandığı, bir ateist mi deist mi olduğunu tam olarak bilinmiyordu. (s. 196) Deizm Temel ilkelerini Herbert, Deizmin sistematiğini kurgulayan ise Matthew Tindal olmuştur. (s. 201) Herbert, bu hayattan sonra bir ceza ve mükafat olacaktır. (s. 202) der. Herbert’in dini vahiy ve asli günahı reddeden bir rasyonel dindir. (s. 203) Deist eğilimli isimler aralarında bir fikir birliği yoktur. Günümüzde Deistlerinden Chuck  Clendenen; “iki deist aynı düşünmez, çoğu modern deist de ilk deistlerin inandıklarına inanmaz.” der. (s. 206-207) Thomas Paine, “Hristiyanlık kılıçla kurulmuştur. Kutsal kitap insanlara sadece zalimlik ve cinayet öğretmiştir.” (T. Paine, Akıl Çağı, s. 216-217) Teslis, tek tanrı inancını zayıflatmıştır . Hristiyanlık denilen bu şey kadar tanrıyı aşağılayan bir başkası daha yoktur. Tevrat ve İncil&#8217;in masalları insanda ancak aşağılık duygusu uyandırır. (T. Paine, Akıl Çağı, s. 219-224) Tanrının egemenliğinin varlığı, kilisenin de gerçek ve var olması ile yakından alakalıdır. Yetkisini doğrudan İsa’dan aldığını iddia eden kilise, siyasi entrikalara da bulaşınca toplumdaki hizipleşme ve bölünmenin baş sorumlularından biri olup çıkmıştı. (s. 214) Akıl yalnızca tek bir tanrının varlığını kabul eder. (s. 218) İngiliz deistleri Newtoncu felsefeyi savunuyorlardı. (s. 220) İngiltere&#8217;nin deizmin anavatanı olduğunu ve buradan kıta Avrupa’sına yayıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. (s. 221, 236) Kendilerine philosophe diyen bir grup Fransız toplumu yeniden rasyonel temeller üzerine inşa etmek isterler. Rasyonalist ve deist idiler, doğanın ve aklın otoritesine inanmışlardı. (s. 222) “Aydınlanma, temelini İngiltere&#8217;ye, derinleşmesine Almanya&#8217;ya, söylemini ve itici gücünü Fransa&#8217;ya borçludur.” (Ewald, Fransız aydınlanma felsefesi, s. 17, 20) Voltaire, güneşin batışını seyrettiği bir gün kendini tutamayıp “Sana inanıyorum, sana inanıyorum ey güçlü Tanrı, sana inanıyorum” diye haykırır. “Mösyö oğula (İsa) ve anası Madam&#8217;a (Meryem) gelince, bu farklı bir hikaye.” (P. Blom, A Wicked Company, s. 89) diye devam eder. Voltaire, ateizmi toplum için bir tehlike, ateisti bir canavar kabul eder. Dünyayı ateistlerden kurtarmayı kendine bir görev olarak belirler. (s. 226) Whitehead, “Newton’un fiziği, Solomonun özdeyişlerinin ve İncil&#8217;in baplarının yerini almıştı.” der. (Whitehead, Düşüncenin Serüvenleri, s.  97) Deizm, ateizme değilse bile, agnostizme kapı aralayan bir duraktır. (s. 229)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Matbaaların yayılması ile birlikte, Avrupa&#8217;nın hemen her yerinde geniş bir yazma, okuma ve tartışma kültürü oluşur. (s. 230) Kilisenin dokunulmaz ve tartışılmaz kategorisine dahil edip kutsal kitaplarda onayladığı bilim teorileri, birer birer çürümeye yüz tutar. (s. 231) Ünlü Alman edebiyatçı Heinrich Heine; Deist bilinen Goethe&#8217;nin panteist özelliğinin ağır bastığını iddia eder. (s. 232) Tarihsel İsa, İncil&#8217;in İsa&#8217;sı kesinlikle değildir. (s. 233) Amerikalı tarihçi ve yazar Herbert M. Morais, Deizmin üç temel önermesinin olduğunu söyler. Yüce varlık tasavvur eder, insanlar erdemli bir hayat sürmelidir ve ruhun ölümsüzlüğü. Amerika&#8217;nın kurucularının bir kısmının deist fikirlere sahip olduğu iddia edilir. (s. 234) Deizmin asıl vatanın Avrupa, özelde ise İngiltere olduğunu söylemeliyiz. (s. 236) Elihu Palmer deizmi toplumun üst sınıfları arasında da yaymak için iki deist gazete çıkarır, bu gazeteler aboneler ücretlerini zamanında ve gerektiği gibi ödememesi nedeni ile uzun ömürlü olmaz. (s. 237) Thomas Paine, tanrının fiziksel olarak doğada, manevi olarak da insanın ruhunda yaşadığını söyler. (s. 239) Jose Rizal, &#8220;Adam/ insan İsa, Tanrı İsa&#8217;dan daha büyüktür.&#8221; der. (s. 243) Günümüz deizmi 17. ve 18. asır deizminden farklıdır. Deizm, rasyonel, bilimsel ve deneysel araştırma metotlarının tamamını sahiplenme ve kullanma ile övünür. Deistler Hıristiyan toplumunda Müslümanlar, Yahudiler ve ateistlerle aynı kategoride değerlendirilmişlerdir. Tek tip deizm ve tek tip deist yoktur. Tek bir deizm tanımı hiçbir zaman olmadı. İlk deistler Hristiyanlığı aslı, saf, özgün, bozulmamış haline yeniden döndürme iddiası içinde olmuşlardı. (s. 244) Klasik deistler ile modern deistler arasındaki en belirgin farklılıklardan biri, ilk deistlerin deizmi bir doğal din kabul etmeleri, modern deistlerin ise deizmin bir din olduğunu reddetmeleridir. Onlara göre deizm, aynı zamanda din karşılıklıdır. Modern deizm, kapitalizmin neo-liberal ikliminde din hasımlığının sembol akımlarından biridir. (s. 245) Lord Herbert, Tanrının dualara cevap verdiğine inanırdı. Modernizmin tanrısı ise, dualara cevap vermez. Modern deizmin dünyasında insanlar sessiz hapishanenin mahkumlarıdır. Çığlıklarını duyan bir Tanrı yoktur. (s. 246) Deizm, Ateizm ile dini reddetmede buluşmuştur. (s. 251) Deistlere göre akıl, doğrunun ve yanlışın yeğeni yargıcıdır. Dinlerin hepsi insan üretimidir. (s. 252) &#8220;Hıristiyanlığa karşı öfke ile doldum çünkü aralarındaki en saygısız en zorba din o.&#8221; (Yazar yok, Memoirs of a Deist, London 1824, s. 40) İnsan kendi kaderini öğrenmek için kutsal kitabı değil, tabiat kitabını okumalıdır. Tabiatı dikkatlice okuduğunda insan kendisinin tabiatın hiyerarşik düzen basamağının en tepesinde yer alan bir hayvan olduğunu anlayacaktır. Yapması gereken tek şey akletme özgürlüğünü kullanmaktır. (Yazar yok, Bible-Scraps with Notes bu a Deist, London 1834, s. 23) Deist sadece tabiatta ve onun tanrısına inandığımı söyler. Vahiy dinlerinden birine inanan kimse tanrıya değil, onları üreten insanların iddialarına inanmıştır. (Deizm.com/images/leaflet, erişim 02.11.2019) Yaratma gücüne hala sahip bir tanrının niçin yaratmayı durdurduğu konusu deizmde çok net değildir. Tanrının evreni kendi haline, tabiatı da akla ziyan insan eylemlerine terketmesi mükemmellik fikrini sarsmaktadır. Deizmde Tanrıyı temsil eden doğadır. Bu bakımdan doğa tabir caizse tanrının kendisidir. (s. 254)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistin &#8216;var yok&#8217; tanrısı ile ateizmin &#8216;mutlak yok&#8217; tanrısı arasında fark neredeyse yok mesabesindedir. Günümüz insanına yol gösterecek temel referans çerçevesi hümanizmin ve liberalizmin ideal ve değerleri ile doldurulurken din bu çerçevenin dışında tutulmuştur. Bu tabloda deizmin tanrısı, olabilecek en ideal tanrıdır. (s. 255)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deizmin tanrısı sembolik bir tanrıdır. Dinin özü yüzeysellik ve şekilcilik ile örtüldüğünde, ahlak ile dinin birbirinin terk etmesi kaçınılmazdır. İnsanın sığınma dayanma ve dua etme ihtiyacı görmezlikten gelinmektedir. (s. 256) Zina konusunda deistin cevabı:&#8221;iki taraf anlaşmışsa bunda bir beis yok.&#8221; (Francis Gastrell, The Principles of Deism, s. 45) şeklindedir. Deist zihniyetin ahlak anlayışında insanlar arasında yeryüzü kuralları geçerlidir, semavi kurallar değil. (s. 263) Ahlak kurallarını belirleyen otorite ise ortak akıldır. Deistler akla sonsuz güven duyarlar ama sınırlı ve dar oluşundan haberleri yoktur. (s. 264) Deizmin papazları deizmin bir din olmadığını söyleyeceklerdir, peki o zaman, niye onu &#8216;tabii din&#8217; diye öve öve dünya ile dalga geçiyorlar? Deizm gerçekte, cezai yaptırımları olmayan bir dindir. (s. 267) Bu anlayış sahipleri hayatlarını ahireti akla getirmeksizin yaşarlar, yanlış bir tanrı algısına dayanan deizme uyan en iyi karşılık müşrikliktir. Deizmin günlük pratikler bakımından ateizmden farklı olmadığı özellikle vurgulanır. (s. 271) Deizmin merkezine tanrıyı yerleştirilmiş gibi gözükse de gerçekte merkezde insanın kendisi ve arzuları vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistik anlayışta özgürlük ve kendine özgüven sürekli olarak teşvik edilir. (s. 273)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modernizm, parasız olanın hayallerine ulaşmasını imkansız görür. Deistin iki seçeneği vardır, ya ateist olacaksın ya da tek tanrılı tek din olan İslam ile karşılaşman gerekiyor. (s. 274) Modernizm, Tanrısız ve dinsiz bir yeryüzü toplumunu oluşturma çabası içindedir. (s. 275) Ateist Botton, seküler toplum ahlak sözcüğünden bile korkar hale gelmiştir.(Alain de Botton, ateistler için din, s. 15) demektedir. Sekülerlerin mükemmele ulaşma arzusu o kadar arttı ki finansal büyümeler ve tıbbi araştırmalar birkaç yıl daha sürdürürse cennetin bu dünyada var edilebileceğini hayal etmeye başladılar. (s. 277) Botton, seküler dünyanın yoksun olduğu dua ve dini merasimlerin aynı zamanda bir ruhsal terapi olduğu kanaatindedir. (de Button, Ateistler İçin Din, s. 192-193) Müzeler, üniversiteler inancın azalmasının neden olduğu boşlukları doldurmayı vaat eder. (de Button, Ateistler İçin Din, s. 200-202)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Botton, kendi din ve kiliselerini kurma teşebbüslerine bir örnek olarak, akıl sağlığını zaman zaman yitiren, hayalci ve eksantrik olarak tanımladığı Fransız sosyolog Auguste Comte&#8217;ı verir. (s. 279) Kendisine büyük rahip diyen Comte, adını kendisinin verdiği ‘felsefe ayı’nda ölür. Deizm, Ahlak kurallarının vahiyle belirlenmesine karşı çıkar. (s. 280) Gençlerin Deizme yönelmelerinin üç sebebi vardır. Birinci sebep İslam dininin bilimle çatıştığı, ikinci sebep şiddeti ve yasakları öne çıkaran yasa dışı örgütler, son sebep de dünyevileşme arzusunun giderek yaygınlaşmasıdır. Gençler ibadetlerin, emir ve yasakların zorunlu olması mecburiyetinden hoşnut değildir. (s. 281) “De ki, ilkten yaratan da yaratmayı tekrar eden de Allah&#8217;tır.” (Yunus, 34) Allah nankörü, bozguncuyu, hak yiyeni, zalimlik yapanı cezalandırır. Allah ilahi adalet gereği, suçluya hak ettiği cezayı kesecektir. Bu cezalandırma bir intikam veya öç alma değil, kişiyi ıslah, toplum düzenini tesis ve adaleti yerine getirme anlamı taşır. Eğer suçlu pişman olur ve samimi biçimde tevbe ederse, Allah azizdir, affedicidir. (Fatır, 28) Akıl insan zihninin ürettiği bir bilgidir. Tek bir akıl yoktur, tasavvurlarını bilgi kültür ve tecrübe tabanından beslenerek kurgular. (s. 285) Vahyin bir rolü de, Allah hakkındaki eksik, kusurlu, yanlış tasavvurları düzeltmek, imkansızsa iptal etmektir. Materyalist ideolojide bilim bir kılıfa yani bilimciliğe yem edilmiştir. Genç Müslüman beyinlerin sınırsız kapitalist üretim ile oluşturulmasında deizmin teskin edici rolü göz ardı edilmemelidir. (s. 286- 287) “O, her an yaratma halindedir.” (Rahman, 29) Modern deizmin liberal değerler üzerinden bir çıkış yolu bulma çabası dikkatlerden kaçmamalıdır. (s. 289) Liberalizm, vahşi kapitalizmin sevimli Truva atıdır. Liberalizm yerli kültürleri, kendi popüler kültürü lehine gevşetip aşındırırken, liberalizmin tüm yıkıcı güç ve potansiyelini aile ve onu ayakta tutan değerler üzerine odaklanması, cinsel dürtülerinin gölgesinde sınırları aşan, biyolojik sorumlulukları kulak ardı eden, sorumsuz bir hayatı vaad etmesi asla bir tesadüf değildir. Liberalizm, kişinin kulağına sıklıkla özgürlük şarkıları mırıldanır. Akılcı olmakla övünen ama aklını başkalarının tasarrufuna teslim edenlerin ruhsuz, tepkisiz, gamsız, lakayt bireylere dönüşmeleri kaçınılmazdır. (s. 290)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özgürleşme projesi gencin kulağına önyargılı önermeler fısıldar. Mesela, dinin bir yanılsama ve hezeyan olduğunu gibi. Modernlik adına illa bir ilah aranıyorsa, deizmin sessiz tanrısını işaret eder. Bu Tanrı insana sınırlar çizmez, onun zevklerine karışmaz. (s. 291) Ateizmin sert, sevimsiz bir itici karakteri 19. ve 20. yüzyılların dinsiz, ateist ideolojilerinin yol açtığı yıkım hafızalarda tazeliğini korumaktadır. Bu çerçevede deizmin dinin etki ve gücünü aşındırmada, aktif rol üstlenmiş olması bir tesadüf değildir. Küresel medya kâr ve çıkar amaçlı bir güç olmanın ötesinde, güçlü bir tahakküm ve algı aracı olarak da işlev görmektedir. En bariz örnek, asılsız İslamofobi mitini yayanlar, İslam ve Müslümanları karalamalarıdır. (s. 293) Başka konularda aranan tarafsızlık, her nedense özellikle İslam ve Müslümanlar olduğunda rahatlıkla göz ardı edilebilmektedir. Kimlik olarak Hıristiyan olan ama İsa’yı bir tanrı olarak görmeyen duruşun batıda, özellikle genç nüfus arasında giderek yaygınlık kazandığı bilinmektedir. (s. 294) Bugün internet ve sosyal medyada din merkezli tartışmalarının sayısında büyük bir artış var. ‘Tanrı öldü’ diyenler teker teker ölmekte, bu dünyadan göçmektedir; dinin tezahür etmediği bir sosyal hayat hiç var olmadı. (s. 295)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hedef kapitalizmin tüketim mantığını özümsemiş bir gençlik inşası ise, deizm epeyce yarayışlıdır. Kulaktan dolma bilgilerle inşa edilen inanç, ustalıkla sorulan sorular karşısında ciddi biçimde tökezlemektedir. (s. 296) Geneli yansıtmayan bazı olumsuz tekil örneklerin gençler için kaçışa bir mazeret teşkil ettiği görülmektedir. Deizm bir Tanrı inancının gölgesinde, dinden arınmış yeni bir yaşam kültürüdür. (s. 297) Bir gencimiz; medyadaki din tartışmalarının benim dine ısınmama değil, ondan uzaklaşmama sebep oldu. En’am suresinin 116. ayetinin yolunu aydınlattığını vurgular. Ben bir gencin inanç ıstırabını bir yaşlıdan daha fazla tadıp yaşadığına inanıyorum. Deist olduğunu söylemekte bir sakınca görmeyen gençlerin deizmle ilgili bir şey bilmediklerini itiraf etmeleri de ilginçtir. Deizmle bir farklılık kazandıkları inancındadırlar. Bir genç şunu söyler; deizmin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum, merak da etmiyorum. Kendimi deist olarak tanıtmaya başladığım günden beri nedense, ailemin ve çevremin odak noktası oluverdim. Bir genç olarak yaptıklarımdan dolayı beni yargılanmayacak bir tanrının varlığı düşüncesine, en azından sıcak bakıyorum. Bu yeni kimlikle, modern dünyanın talepleri ile daha çok uyumlu olduğumu düşünüyorum. Allah inancım var ve bu şimdilik yetiyor. Ona bu tercihin isabetli bir tercih olduğunu hissettirecek pek çok dayanağı (medya, moda, internet, sosyal medya vb.) vardır. (s. 299) Deizmi, ait olunan dinden tamamen kopmadan özgürlükler vadisinde gezinme tercihi olarak görmek de mümkündür. (s. 300) Gençler, çevrelerinde şahit oldukları ahlaki zaaf ve tutarsızlıkları kendi durumlarını meşru kılan bir gerekçe olarak kullanırken, din istismarına ise öfke ve nefret duymaktadırlar. Deizm gençler için; içerdeki boşluğu beyaz yalanlarla dolduran, hazcılığı ve bireysel çıkarları onaylayan şirin bir yaşam tarzıdır. Deizm, neo-liberalizm elinde dini etkisiz ve işlevsiz kılacak bir yeni ideolojisidir. İçi tamtakır olsa da dışı gençler için cilalanmıştır. Deizm, inanmadan, ait olmadan yaşama tercihinin sembol kavramıdır. (s. 301)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12331" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346347585468.jpg" alt="" width="275" height="464" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hakkında klasik oryantalist ithamlar aynen tekrar edilmiş o kadar, dünya deistler birliği’nde! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12333" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/son-hurafe-deizm-deizm-k.jpg" alt="" width="82" height="118" /> Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Deizm 7</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bizde sevdiklerimizde ölümün karanlık kapısından içeri gireceğiz. Buraya bizi kim getirdi? Ölümle beraber nereye gideceğiz? Her şey bu kadar mı? Dahası yok mu? Biz tüm nimetlere, sevdiklerimize Allah sayesinde sahip olduk, bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Bu evrendeki tüm varlığı yoktan yaratan Allah için bunları bir kez daha yaratmak çok kolaydır. (s. 11) İslam&#8217;ın en önemli mesajı Allah&#8217;ı tanıtmaktır. (s. 18) Kur&#8217;an, tarih boyunca aynı hakikatin aynı yöntemle yani, insan elçilere vahiy yoluyla bildirildiğini söyler. Kur&#8217;an&#8217;da ortak öze de göndermeler mevcuttur. Kur&#8217;an&#8217;a göre dinler arasındaki ihtilaflı hususlar, insanların vahyedilen dinlerde yaptıkları dejenerasyonları sonucudur. (s. 19)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah’ın varlığının delilleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kelamın Kozmolojik delili: Bu delil hem Kindi ve Gazali, hem de entropi yasası ve Bing Bang teorisi verilerinden hareketle savunulmaktadır. (s. 24)Yasaların varlığı delili: Farklı alanlarda aynı yasaların geçerli oluşunu ifade eder. Evrenin keşfedildiği delili: Evrenin insan tarafından keşfedilmesinin ancak Allah tarafından evrenin böylesine keşfedilebilir bir yapıda oluşturulması ile açıklanabileceğini ifade eden delildir. (s. 25) Evrenin potansiyeli delili: Evrende var olan her şey, evrene konan potansiyelin bir neticesidir. Yasaların ve sabitlerin hassas ayarı delili: Yasalar çok hassas ölçülerle canlılığı ortaya çıkaracak şekilde yaratılmıştır. Bu delil, evrenin her yerinde aynı iradenin geçerli olduğunu gösterir. (s. 26) Fiziki olguların hassas ayarı delili: Evrenin, başlangıçtan milyonlarca yıl sonra ortaya çıkacak canlılığa göre hassas ayarlarla düzenlenmesi kastedilir. (s. 27) Canlıların tasarımı delili: Bu delille milyonlarca canlı türü, Allah&#8217;ın varlığını gösteren bir delilin parçası olarak sunulur. Allah, canlıların korunmasından beslenmesine kadar, ihtiyaçlarını tüm ayrıntılarıyla karşılamıştır. (s. 28) Doğal Arzular delili: Arzularımızın bir yaratıcıya yöneltecek şekilde oluşturulduğunu ortaya koyan bir delildir. (s. 29) Doğuştan ahlak delili: Ahlakiliğin doğuştan bir özelliğimiz olmasını, bu özelliğimizin Allah tarafından bize yerleştirilmiş olduğunu ortaya koyan bir delildir. Akıl Delili: İnsanlardaki akıl yürütme özelliğinin var olmasının Allah&#8217;ın bu özelliği vermesi olduğunu ifade eden bir delildir. (s. 30) İrade Delili: İradenin, irade sahibi olan Allah tarafından verilmiş olduğunu dile getiren bir delildir. Bilinç ve Benlik delili: Bilinçsiz maddeden bilinç sahibi insanın çıkarıldığını görmekteyiz. (s. 31) Biz evrenin bir parçasıyız. Kur&#8217;an Müslümanları evreni incelemeye ve evrendeki olgulardan sonuçlar çıkarmaya davet eder. Kur&#8217;an, evren hakkında önemli iddialar ortaya koymaktadır. Evrenin başlangıcı olduğu, tasarlanmış olduğu ve bir gün sonunun geleceği bildirir. (s. 35) Bakara, 117: “Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah&#8217;tır. O, bir işin olmasını dilerse ona ancak ‘Ol’ der ve o olur.” Allah mı Evren mi öncedir? Entropi yasası, termodinamiğin ikinci yasası olarak bilinir. Evrende düzensizlik sürekli artmaktadır. Tek yönlü süreçler, sonun habercisidir. (s. 37) Evrendeki entropi sürekli artmaktadır. Bir gün, ısı ölümü yaşanacaktır. Geçmiş zaman sonsuz olsaydı, termodinamik hareketin durması gerekirdi. Demek ki evrenin bir başlangıcı vardır. Bing Bang teorisine göre evrenin başlangıcı 13.8 milyar yıl önce olmuştur. Başlangıçta tüm hammadde çok küçük noktanın içindeydi. (s. 38-39) Enbiya suresi 30 ayet: “İnkar edenler, göklerle yer bitişikken onları ayırdığımızı görmüyorlar mı? Yine de inanmayacaklar mı?” Genişleme sürekli devam etmektedir, evrenin sınırları var mıdır? Newton, evrenin sınırsız ve sonsuz olduğunu ifade etmiştir. (s. 41) Evren sürekli genişleyen dinamik sınırlara sahiptir. Zariyat, 47: “Biz evreni genişletmekteyiz. (s. 42) Evrenin genişlediğini ifade eden (s. 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk hidrojen ve helyum atomları meydana gelmiştir. Bu atomların çekim yasalarının etkisi ve sıkışması ile yıldızlar oluştu ve daha sonra diğer atomlar (oksijen, kalsiyum, demir) oluştu. Kısacası Evren ilk dönemlerinde gaz halindeydi. (s. 45) Fussilet, 11:” Allah gaz halinde olan evrene yöneldi.” Gaz aşamasına sanat eserini oluşturacak potansiyeli bilinçli şekilde koymuş olan Allah, bu süreçle kudret ve sanatını  (Sebe Suresi 3; Fussilet 53) göstermektedir. (s. 46) Kur&#8217;an&#8217;da saat, evrenin sonu için geçen bir kelimedir, Kıyamet ise ölümden sonraki diriliş ve ayağa kalkış için kullanılmaktadır. (s. 47) Kur&#8217;an ile insanların buluştukları 7. yüzyılda insanlar, evrenin yok olacağının söylenmesine inanamadılar, itiraz ettiler. (s. 48) Vakıa, 4: “Yeryüzü salınıp sarsıldığında”; Tekvir, 6: “Denizler kaynatıldığı zaman.” Dünyamızın içi sıcak magma tabakası ile doludur ve bu sahne çok büyük bir depremde beklenecek sonuçtur. (s. 49) Zayıf nükleer kuvvetin şiddetindeki 10 binde birlik değişiklik bile canlılığın ortaya çıkması için gerekli moleküllerin oluşumunu imkânsız kılar. 10 binde bir sayısının evrendeki bütün Proton, nötron ve fotonların toplamından çok daha büyük bir sayıdaki parçacığın içinden belirli tek bir parçacığın rastgele bir çekilişte bulunacağı bir oranın ifade eder. Üstelik 10 binde bir olasılık, mevcut bir hassas ayardan sadece birisini göstermektedir. (s. 53) Newton, “Uzay ve zaman birbirinden ayrı ve mutlaktılar.” der. (s. 55) İzafiyet Teorisi ile madde ve enerji birleştirildiği gibi, uzay ve zamanda birleştirildi. (s.56) Yevm kelimesi, dönem anlamına gelir. (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yasin, 38: “Güneşte, bir karar yerine doğru akıp gitmektedir.” Güneş, Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında ilerlemektedir. (s. 63) Kur&#8217;an&#8217;ın vahyedildiği dönemdeki dünya ile ilgili yanlış kabullerin hiçbiri Kur&#8217;an&#8217;da yer almaz. (s. 67) Talak,12: “Allah, yedi göğü ve dünyadan da bir o kadarını yaratandır.” (s. 69) Alt tabakaları bağımsız birer tabaka olarak alındığında, yerin altındaki ve yerin üstündeki tabakaları yedişer olarak ayırmak mümkündür. (s. 70) Van Allen kuşakları, meteorlardan ve zararlı ışınlardan sürekli olarak bizleri korumaktadır. (s. 74) “Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık.” (Enbiya suresi, 32. Ayet) Atmosferimiz, yararlı Güneş ışınlarını dünyaya alırken zararlılarını geri çevirir. (Tarık suresi, 11. Ayet: “ ve geri çeviren gökyüzü.”; (Rahman, 7: ” Göğü yükseltti ve dengeyi koydu.” Zümer Suresi, 5. Ayet: ‘Yukevviru’ kelime ile aynı kökten gelen küre kelimesi, top anlamında kullanılmaktadır. ‘Kurretü’l-Kadem’ futbol topu için kullanılmaktadır. Türkçedeki küre kelimesi de aynı kökten gelmektedir. (s. 75) Rad Suresi 2. Ayet: “Allah gökleri direksiz yükseltendir. (s. 76) İncil&#8217;nin en eski baskılarında, göklerin direklerle ayakta durduğu ifade edilmektedir. (The New American Bible, St Josephs Medium Size edition, s. 4-5) En’am suresi 125. Ayet: “Allah saptırmayı dilediğinde de göğsünü öylesine daraltır ki, sanki o göğe yükseliyormuş gibi olur.” Benzetmenin asıl anlattığı manevi daralmadır. Kur&#8217;an&#8217;daki benzetmeler rastgele değildir. Yeryüzünden yukarıya doğru yükseldikçe atmosfer basıncı azalır, oksijen azalır, akciğerlerde daralma hissi oluşur. Hicr suresi 22. Ayet: “Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik.” Rüzgarın bitkilerin üremesinde rol oynamasına Kur&#8217;an&#8217;da dikkat çekilir. (s. 78) Dağlar kazıklara benzetilir, dağların gözüken yüksekliklerinden çok daha derine inen kökleri vardır. (s. 79) Nur Suresi 40. Ayet: “Derin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onu bir dalga kapıyor, onun üstünde de dalga var.”  Dünyanın en geniş karanlık alanı derin denizlerin dibidir. (s. 83) Denizin alt kısımlarında iç dalgaları oluşmaktadır. (s. 84) Tekvir, 18: “Nefes almaya başladığı zaman Sabah vaktine” Güneş ışıklarının dünyaya ulaşmasıyla fotosentez başlar, fotosentez karbondioksidin alınıp oksijenin verildiği bir solunum sürecidir ve bizim solunum yapabilmemiz için varlığı şarttır. Sabah vakti ve nefes alma arasında ilişkinin kurulması olağanüstüdür. (s. 90-91) Nahl, 68: “Rabbin dişi bal arısına vahyetti. Evler edin ve bal çıkar.” Hangi hayvan dünyadan eksilirse canlılar dünyasına en çok zarar göreceğini düşünelim. (s. 93) Kovan inşa etme, Doğada bal özünü toplama, Bal Yapmak hepsini dişi olan işçi bal arıları yapmaktadırlar. (s. 94) Ankebut, 41: “Dişi örümcek bir ev edinir.” Erkekler genç yaşlarda ağ örseler de ilerleyen yaşlarda örme işi tamamen dişilere kalır. (s. 96) Yanlış inançların hiçbiri Kur&#8217;an&#8217;da yer almaz. Kur&#8217;an&#8217;ın vahiy edildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan birçok bilgi ayetlerde mevcuttur. (s. 98) Sadece ara cümle olarak geçen kelimeler bile bilimsel mucizelere işaret etmektedir: Dişi örümceğin ev, dişi arının bal yapması gibi.<br />
Secde, 8: “Soyunu bir suyun özünden meydana getirdi.” Çocuğun cinsiyetini spermden gelen materyalin belirlediği, yakın tarihlerde keşfedildiği bir bilgidir. (s. 100) Müminun, 13-14: O damlacığı asılıp tutan (Alak) bir şeye dönüştürdük.” Hac, 5: “Sonra asılıp tutunandan (Alak) sonra şekli belli belirsiz bir çiğnemlik et parçasından (Mudğa) yarattık.” Embriyo, gözle görülemeyecek bir et parçası olmadan önce, rahme sülük gibi yapışma yani Alak aşaması başlar.(s.103) Gebelik sürecinde rahimde kasılmayı sağlayan Alfa 1 reseptörleri azalır ve yerine gevşemeyi sağlayan Beta 2 reseptörlerinde büyük bir artış gözlenir. Eğer gebelik süresince bu eksilme ve artma olmasaydı bebek ölecekti. (s. 104) Rad, 8: “Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir.” (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da, insanın kötülük yapma kapasitesi ile ilgili soru işaretlerine, insanın dil konuşma özelliğine (Bakara, 33) dikkat çekilerek cevap verilmiştir.  (s. 112) Fetih, 27: “Mescid-i Haram&#8217;a gireceksiniz.” Yaklaşık 2 sene sonra Mekke fethedilmiş. (s. 118)</span><br />
<span style="color: #000000;"> Tebbet suresinde Ebu Leheb&#8217;in ve eşinin cehennemlik olacağının ifade edilmesi. Leheb ve eşinden biri sonradan Müslüman olsalardı, hatta Müslüman taklidi yapsalardı, onların bu davranışı birçok kişinin aklını bulandırırdı. (s.120) Sasanilerin Romalıları yenmesi, Müslümanları üzmüştü. Kur&#8217;an, Romalıların yakında galip geleceğini müjdelemiştir. Rum Suresi 2. Ayet: “Yeryüzünün en alçak yerinde yeneceklerdir.” (s. 122) Kur&#8217;an Eğer vahyedilmiş bir kitap olarak görülmezse, bu gereksiz ve büyük bir risk olarak değerlendirilecektir. (s. 123) Dünya zemindeki kıtalar içerisinde en alçak tek bir nokta vardır. (s. 124) Kur&#8217;an&#8217;ın çok temel mesajlarından biri, tarih boyunca gelen peygamberlerin Hz. Muhammed ile aynı mesajı getirdikleridir. Ahkaf, 9: “De ki ben elçilerin ilki değilim.” (s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an nasıl sonda Hz Musa&#8217;yı ve Hz İsa&#8217;yı onayladı ise, Tevrat&#8217;ta başta Hz İsa ve Hz Muhammed&#8217;i onaylamıştır. Hz Muhammed milyarları sahte ilahlardan kurtarmıştır. (s. 141)</span><br />
<span style="color: #000000;"> Kur&#8217;an, Hz Muhammed&#8217;in son peygamber olduğunu söylemektedir. Eski ahitte ve incillerde gelecek olan müjdelenmektedir. (s. 142) Hristiyanlar eski ahit ile beraber yeni ahiti kutsal kitaplar olarak kabul ederler. (s. 143) Hz Yahya, Hz İsa ile aynı dönemde yaşayan bir elçidir. (s. 149) Yeni ahitte ‘Baba’ ifadesinin tüm kulların Tanrısı, ‘Oğullar’ ifadesinin ise sevgili kullar anlamında defalarca kullanıldığı görülmektedir. (s. 153) Günümüzdeki Üniteryan bazı kiliseler ilahi kimliği olmayan İsa anlayışına sahiptir. İslam Yahudilik ve Hristiyanlığı kucaklar ve birbirine bağlar. (s. 154) Kur&#8217;an&#8217;da 4 İncil de olmayan bilgiler de mevcuttur. (s. 161)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Farz-ı muhal, Hazreti Muhammed apokrif İncillerden (4 İncil dışında kalan İncillerden) alıntılar alıp Kur&#8217;an&#8217;da kullandıysa, bunların Hristiyanları kazanmayı yönelik bir avantaj değil tam aksine kaybetmesine yol açabilecek dezavantaj oluştururlardı. (s. 164) Dört İncilin seçimi, içinde siyasetinde olduğu bir tercihtir, bu tercih ilahi bir tercih değildir. (s. 165) İslam, tarih boyunca Allah&#8217;ın gönderdiği tüm peygamberlerin insanlara ulaştırdığı mesajların adıdır. (s. 169) Hz Muhammed, Allah&#8217;ın elçiliği vazifesine sıfırdan başlamıştır. İlmi, siyasi güç, insan kaynağı ve  ekonomik güç açısından, hepsinden sıfırdan görevine başlamıştır. Hz Muhammed&#8217;in yaşadığı bölgede ve dönemde bir felsefe okulu yoktu. Bir gözlemevi evreni anlama çabası da yoktu. (s. 171)  Hz Muhammed&#8217;in yaşadığı bölgede devlet tanımına uygun bir siyasi yapı da yoktu. Hazreti Muhammed&#8217;in düşmanları bu ‘Kur&#8217;an şehrin ileri gelenlerinden birisine indirilseydi ya’ (Zuhruf, 31) demişlerdir. Hz Muhammed, sıfır noktasındaki bir yetim olarak vazifesine başlamıştır. O dönemki Araplar dinlerine bağlı cahil bir toplum idiler. Hz Muhammed radikal bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. (s. 172) İlk 3 yılda ona uyanlar, 40-50 civarında insan idi. Mekke&#8217;deki boykotta ekonomik açıdan oldukça zor bir dönem geçirmiştir. (s. 173) Lamartine, ‘Eldeki araçların kıtlığı, ulaşılan sonucun muazzamlığı bir kişinin dehasının ölçüleri ise, tarihteki hangi insan Muhammed&#8217;e bu hususta kafa tutabilir?’ demektedir. (Histoire de la Turquie, I/112)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Muhammed&#8217;in menfaat için yalan söylediği iddia etmişlerdir. (s. 175)  Kur&#8217;an tüm evrenin sonunun geleceğini iddia eder, bu iddianın bilimsel açıdan doğruluğu Hz Muhammed&#8217;in döneminde anlaşılamamıştır. Birçok kimse, Hz Muhammed ile alay etmiştir, menfaat için yalan söyleyen bir kimsenin böyle bir iddiada bulunması değil, bulunmaması gerekir! Bu bilgileri başkasından aldığı iddiası da geçersizdir. (s. 177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Muhammed&#8217;in akıl hastası olduğu iddiası ileri sürülür, onun davası için fedakârlıklarını değerlendiren bir kısım insanlar, böylesi bir tutkunun bir yalan uğruna tercih edilmesinin mümkün olmadığını görmüşler ve bu yola sapmışlardır. (s. 1815) Evrenin genişlemesi, rahim duvarına asılan alak, vb. mikroskopların icadıyla gözlemlenebilen süreçlerdir ve bir akıl hastasının ifadesi olarak bunları söylemek mantıklı bir açıklama değildir. Şizofreni hastaları sosyal ilişkilerinde zayıftır, hâlbuki hazreti Muhammed her alanda sıfır noktasından başlamış olmasına rağmen daha yaşarken büyük bir başarıya imza atmıştır. (s. 184) Şizofrenlerin en yakınlarından başlayarak çevresindekilerin büyük bir kısmı, akli rahatsızlıkları fark ederler. Şizofrenlerin hijyen kurallarını da gözetmediği bilinmektedir. (s. 185) Onun vahiy almasını mümkün olmadığını kabul ettikleri için halüsinasyonla gerçeğin karıştırdığını, akıl hastalıklarından birisine sahip olduğu düşünmüşlerdir. (s. 186) Epilepsi hastalarında hafıza sorunu gözükür, konuşma ve kelime bulma konusunda sorunlar yaşarlar. (s. 187)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Muhammed kendi sahip olduğu maddi imkanları da davası için harcamıştır. O dik durmuş tüm zorlukları aşmıştır, dünyevi teklifleri reddetmiştir. (s. 189) Birçok zaferine rağmen sade yaşantısından vazgeçmemiş, yaşamını değiştirmemiştir. (s. 190) Hindistanlı psikolog ve felsefeci Koneru R. Rao, ‘Şartlar değişti ama Allah&#8217;ın elçisi değişmedi, zenginlikte ve yoksullukta aynı kişiydi, aynı karakteri sergiledi.” demektedir. (Rao, Muhammed the Prophet of Islam, s. 24) O hasırda uyumuş, elbiselerini yamamış ve ‘ben kral değilim, sadece sizden birisiyim’ diyerek (Beyhaki,Delailü’l-Nübüvve, I/274) sıradan bir yaşamı tercih etmiştir. O, en güçlü zamanında üstün cesaret ve fedakarlık, en güçlü zamanında örnek tevazu ve sadelik göstermiştir. Tüm bunlar menfaat elde etmek için, insanları aldatan veya akıl sağlığı normal olmayan birisinin benimseyeceği davranışlar değildir. Hz Muhammed aynı zamanda ilettiği mesajın titiz bir uygulayıcısı idi. (s. 192) Geceleyin kalkmak ve ibadet etmek ona farz idi. (İsra, 79) Ölüm tehditleri ve tehlikesi onu yolundan saptırmadı, Kadı Abdulcabbar, Peygamberimizin bütün topluma canı pahasına karşı çıkmasını şöyle anlatır: ‘Araplar develerini ve atlarını ayıplayan kimseye bile sessiz kalamazlarken, ilahlarını, babaların ve akıllarını ayıplayan ve dinlerini sapık olduğunu söyleyen kimseye nasıl sessiz kalsınlar?’ (Tesbitü Delâilü’n-Nübüvve, s. 48) Kur&#8217;an&#8217;da ne peygamberleri yarıştırma vardır ne de peygamberlerin dini mesajın önüne geçirilmesi mevcuttur. (s. 194) Kur&#8217;an&#8217;da Hazreti Muhammed&#8217;in ismi 4 kere geçer, buna karşılık Hz Musa 136, İsa 25 kere geçer. Hz Muhammed&#8217;in babasından ve annesinden Kur&#8217;an&#8217;da hiç bahsedilmez. Hz İsa&#8217;nın annesi hazreti Meryem&#8217;in ismi Kur&#8217;an&#8217;da 34 kez geçerken çok sevdiği eşi Hz Hatice&#8217;nin ve oğlu İbrahim&#8217;in küçük yaşta ölümü onu çok üzer ama bunlar Kur&#8217;an&#8217;da yer almaz. Çünkü Kur&#8217;an şahıs değil Allah merkezidir. Peygamberler sadece mesajın aracıları olarak kitapta yer alır. (s. 195) Eğer Muhammed kendisinin insanüstü bir varlık olduğunu ifade etseydi, buna inanacak birçok kimsenin çıkacağını tahmin etmek zor değildir. Fakat Kur’an O’na ‘ben de sizin gibi bir insanım.’ (Keyf, 110) diye duyurmasını istemiştir. Sahte dini liderler kıyametin saatini bildiğini ileri sürerler, hâlbuki Araf, 187. ayette ‘kıyametin saatinin sadece Allah katında olduğu’ ifade edilir. (s. 196) Kur&#8217;an&#8217;da Hz Muhammed&#8217;in bazı hataları da düzeltilir. Kitabı uydursaydı, kendisi ile ilgili inanılmaz insan algısı oluşturmak için Kur&#8217;an&#8217;ı kullanması beklenirdi. 197 Abese:3, 7, 10: Tevbe, 43; İsra, 73-74; Enfal, 63 gibi Kur&#8217;an&#8217;daki ayetler Hz Muhammed&#8217;in hataları söyler ve Kur’an ile ikaz edilen bir beşer olduğu ortaya çıkarılır. (s. 198)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendilerini ‘tarihselci’ olarak niteleyen kesim, Kur’an&#8217;ı Hz Muhammed&#8217;in sözleri olarak nitelemişlerdir. (s. 199) Kur&#8217;an ve hadislerde tekrarlanan kelimeler karşılaştırıldığında Kur&#8217;an&#8217;da kafiyenin oldukça yüksek olmasına rağmen Buhari’de kafiyenin yok denecek kadar az olduğu, Bir harften oluşan kelimelerin Kur&#8217;an&#8217;da daha fazla geçerken Buhari’de 2-3 ve 4 harften oluşan kelimelerin daha çok geçtiği, Kur&#8217;an&#8217;da geçen kelimelerin %83&#8217;ü gibi çok yüksek bir oranda kelimenin Buhari’de geçmemesi, Kur&#8217;an&#8217;da en sık geçen sayının ‘bir’ olmasına karşın Buhari’de en sık geçen sayının ‘üç’ olması, Hz Muhammed&#8217;in Kur&#8217;an&#8217;da geçen konular hakkında konuştuğu, ayrı bir gündemi olmadığını hatırlarsak aradaki bu farklar, ayet ve hadislerin kaynaklarının farklı olduğunu bize gösterir. Muhammed arzusuna göre konuşmaz. (s. 199-204)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fıtrat, insanların sahip olduğu yaratılış özellikleridir, bu yaratılış din açısından önemli delillerden biridir: “O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel!” (Rum, 30) Yaşam, mutluluk, adalet gibi kavramlar insanların daima ortak arzularını ifade eder, bunlar doğuştan gelen fıtriyi arzulardır. Yine gelecekle ilgili sonsuz yaşam arzusu, ahiret yaşamını işaret etmektedir. Ölüm korkusundan kurtulma arzusunu tatmin edecek tek obje ahiret hayatının varlığıdır. (s. 210)  C. S. Lewis,’Eğer kendimde bu dünyadaki hiçbir deneyimin tatmin edemediği bir arzu tespit edersem, onun en muhtemel açıklaması başka bir dünya için yaratılmış olduğumdur.’ o vatan ki ölmeden ona kavuşamam demektedir. (s. 211) Tüm bu arzuların ahirete ve dine inanacak şekilde bizde var olması tesadüfi değildir. (s. 213) Allah acıkanlar için yemeyi, susayanlar için suyu, uykusu gelenler için uykuyu bu dünyada yaratarak doğal arzuların karşılığını da yarattığını göstermektedir. (s. 214) Suya karşı arzumuz suyun varlığını gösterir, yapılan çalışmalar sağlıklı bütün insanların ahlaki bir sistemi öğrenecek ve uygulayacak zihinsel donanıma doğuştan sahip olduklarını göstermektedir. (s. 216) Paul Bloom, ‘bebeklerin yaşamlarını daha ilk yılında ahlakla ilgili doğuştan özelliklerinin gözlendiğini’ ortaya koyan bir psikologdur. (s. 219) Allah, insanları kendisinin buyruklarına uyacak şekilde yaratmıştır. (s. 221) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahlaki sistemlerin Allah&#8217;ın buyrukları olmadan rasyonel temeli olamaz. (s. 222) Gerektiğinde şahsi çıkartan vazgeçmenin akılcı bir temeli olmalıdır. Nietzche, ‘iyi ve kötü ancak Allah&#8217;ın varlığı doğruysa bir doğruluk değeri olabilir. O, Allah ile ayakta kalır Allah’sız çöker.’ (Walter Kauffmann, Portable Nietzche, s. 515)  &#8220;Ateistler insandaki ebediyet duygusunu görmezden geliyorlar.&#8221; (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 54)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ünlü ateist Richard Dawkins, merhamet duymamızı, ‘Darwinci hatalar: mutluluk veren, değerli hatalar’ şeklinde tarif eder. (Dawkins, The God Delusion, s. 253) Materyalist ateist Michael Ruse ve Edward Wilson: “Ahlak bize ortak hareket etmemiz için genlerimiz tarafından yutturulan bir illüzyondur, ahlakın objektif bir temeli yoktur, fakat biyolojik yapımız bizi öyleymiş gibi düşünmeye sevk etmektedir.” Demektedir. (The Evolution of Ethics, Philisophy of Biology, s. 314)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İyi olan nedir, iyi olana ahlaki yasalara göre eylemde bulunmak neden gereklidir? (s. 225)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist ontolojide insanın hayvanlardan farklı ahlaki bir varlık olmasını temellendirecek rasyonel bir temel gözükmemektedir. Deistler ise, Allah&#8217;ın insanlarla bir iletişim kurmadığını düşündükleri için iyi olanı temellendirememektedirler. (s. 226) İyi, insanların çıkar hesaplarının üzerinde olan bir standarttır. Doğuştan ahlaki özelliklerimizi tesadüfen oluşmuş doğal süreçler sonucu görenlerin, rasyonalitemizi tesadüfi süreçlerin sonucu olarak görenlerin, gereklilik bağlayıcılık hislerini rasyonel bir zeminde temellendirememektedirler. (s. 227) İyi ile ilgili algımız adeta mide guruldaması statüsünde bir olguya dönüşmüştür. Allah&#8217;ın buyruklarını bildirmesiyle bağlantısı kurulunca, iyi kavramı ihtiyacı olan yüceliğe kavuşur ve illüzyon olmaktan kurtulur. (s. 228) Yerde bulunan bir para ile hayatın sonuna kadar rahat yaşamayı seçmek daha rasyonel değil midir? (s. 230) Ahlakın uygulanmasında kuralları empoze edenin kim olduğu önemlidir. (s. 231) Allah mukayese edildiğinde, geri kalan varlıkların statüsünün Allah&#8217;a göre düşük olduğu gözükmektedir, Ahlaki özelliklerimiz ancak Allah&#8217;ın buyrukları mevcutsa illüzyon olmaktan kurtulur. (s. 232)  Akıl seviyesi, salt bu dünyada yaşamayı sağlamaya yetecek bir akıl seviyesinin çok üzerindedir. Bu müthiş potansiyel, aklımızın bize salt bu dünyada yaşamamızı sürdürebilmek için verilmediğini göstermektedir. İnanılmaya layık din, aklı aşan cevapları ihtiva etmelidir. (s. 238)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu iddiası, İslam&#8217;ın en temel görüşlerinden birisidir. (s. 240) Neden insanların iradeleriyle hem doğru olanı hem de yanlış olanı seçebilecekleri bir yapının içerisindeyiz? Bu soruya, İslam&#8217;ın verdiği imtihan için (Mülk, 2) cevabının dışında hiçbir alternatif cevap yoktur. (s. 241) Neden bilinç ve  benlik sahibi olduğumuz bir dünyadayız? Madem irade ancak bilinç ve benlik ile anlamlıdır tüm bunlar imtihan dünyasında olduğumuzun göstergesi değil de nedir? (s. 245) Varlığımızı ve yaptıklarımızın anlamlı olmasını yaratılışımız gereği isteriz, anlamlı olan değerlidir. Allah bizi, anlamı isteyecek şekilde yaratmıştır. İslam, Hz Muhammed aracılığıyla insanlara ulaştırılan mesajı tanımladığı gibi aynı zamanda, tarih boyunca Allah&#8217;ın yolladığı tüm mesajları da tanımlar. (s. 250) İslam, anlam arayışına tatmin edici cevap vermektedir. Ne yaparsan hayatım anlamlı olur, neden buradayım? Tüm bunların ve benzeri soruların cevapları ancak yaratılış gayemize uygun yaşarsak anlamlı olur. (s. 251) İnsanlığı ‘anlamı arayan canlı’ olarak yaratan Allah&#8217;tır.  Allah&#8217;la ilişkide olmaktan kul olmaktan daha önemli bir şey olamaz. (s. 253) Ölüme doğru, hayat aracında çok hızla yol alıyoruz. (s. 254) İslam, nereye gidiyorum sorusuna detaylı bir şekilde cevap vermektedir. (s. 255) “Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Furkan, 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinsellik, dünyada çok büyük bir endüstri ve hizmet sektörü ile desteklenmektedir. Birçok kişi için yıllarca süren eğitimin amacı, karizma ve para elde etmek olmuştur, kişinin bu planlarını bozan iki tane unsur vardır, birincisi ölüm ve ikincisi anlam arayışıdır. Modern dönemde imamların yerine geçirilmeye çalışılan psikiyatlar ve psikologlar da ölümün karşısında çaresizlik içindedirler. (s. 258) Modern insan neden buradayım, nereye gidiyorum gibi hayatla ilgili en temel sorularla yüzleşmekten kaçar. (s. 259) Evren, 13.8 milyar yıl önce leblebiden küçük noktanın içindeydi, bu noktada kütle çekimi kuvveti diğerlerinden ayrıldı sonra güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet birbirinden ayrılır. Evren sürekli genişlemektedir. Yıldızlarla ilgili süreçlerde bedenimizin Yapı taşları olan karbon oksijen gibi atomlardan oluşmuştur. (s. 260) Sonunda perde iniyor tüm sevdiklerimiz ve güzellikleriyle dünya arkamızda kalıyor, Hayatımızın üçte biri kadarı uykuda, önemli bir bölümü tuvalette ve yolda geçiyor. Bu kısa hayatımızı nasıl yaşarsak hayatımızı anlamlı kılabiliriz? (s. 261) Sıkılma, en istenen şekilde hayatın yaşandığı anlarda da insanı yakalar. Tükenip de yok olanların, anlamlı olduğu düşünülemez. İnsanların en önemli isteklerinden birisi beğenilmektir, bu isteğimizin Allah tarafından beğenilmek için verildiğini idrak edemeyen kişi, içindeki bu hissi insanların gözünde karizmatik olarak beğenilerek gidermeye çalışır. (s. 265) İnsan, Allah&#8217;tan insana bir bildiri olmaksızın kendi kendini Allah’la nasıl ilişki kurması gerektiğini bulamaz. Uçsuz bucaksız evrende terk edilmediğimizi bildiren İslam, içimizdeki anlam arayışının karşılığını içinde barındırmaktadır. (s. 266) Anlam da, iyi de, doğru da, güzel de bizi çeker. Nereye, niye? Hiç şüphesiz yaratılışımız-fıtratımız gereği bunların dördünü de arzularız. (s. 271) Akıl yürütme faaliyetinin planlanmamış ve tesadüfi bir doğal seleksiyon süreci ile oluşturduğunu savunan bir materyalist ateist akıl, yürütme faaliyetinin güvenilirliğini savunamaz duruma gelecektir. (s. 278)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an ve  inşa ettiği zihin</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an insanların hayatının merkezine Allah&#8217;ı koyar. (s. 287) Allah adaleti emreder: Nisa, 58; Maide, 8; Hucurat, 13; Rum, 22; Nisan, 135; Maide, 42. Kur&#8217;an renk farklılıklarını Allah&#8217;ın yaratmasındaki bir çeşitlilik olarak tanıtmış ve bunun üzerinden üstünlük iddialarını reddetmiştir. (s. 289)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam fikir özgürlüğünü savunur: Yunus, 99; Nahl, 106; Bakara, 217; Nisa, 140; Maide, 58; Ali İmran, 186; Bakara, 256; İsra, 15; Ğaşiye, 22. İslam Allah&#8217;ın sistemidir. İslam&#8217;da tam bir fikir özgürlüğü vardır. İslam&#8217;ı reddetmenin, putperestliğin dünyevi cezası yoktur. İslam, her bireyin dünya iradesiyle inanmasını ve inkar etmesini ister, inanmayı değerli kılan da budur. Baskılar, ikiyüzlü münafık insanlar üretmekten başka bir işe yaramaz. (s. 291)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yönetim ilkeleri: Kur&#8217;an, detaylı bir şekilde siyasi bir sistem tarifi yapmamıştır. (s. 295) Kur&#8217;an&#8217;da her çağ için geçerli yönetim ilkeleri bulunmaktadır. Bunlar: Adalet, merhamet, danışma, emanetin ehline verilmesi, dil ve ırk ayırımı yapmamak. Uzlaştırıcı olmak: Haşr, 14. Rüşvet vermemek: Mümtehine, 8; Ali İmran, 159; Araf, 199; Şura, 38; Nisa, 58; Rum, 22; Haşr,14; Bakara, 188; Rum, 22. Allah&#8217;ın delilerinden biri de, insanların renklerinin farklı olmasıdır.  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Savaş etiği: Müslümanları öldürmeye kalkanlara karşı koymak değil karşı koymamak etik açısından soruludur. Uluslararası hukukta da meşru müdafaa, insanların en doğal hakkı olarak kabul edilir. Kur&#8217;an karşı tarafın saldırganlığı durumunda, savaşmayı onay vermektedir: Hac, 39; Tevbe, 5 Ayrıca bu ayet Müslümanlarla savaşan ve aralarındaki anlaşmanın şartlarına uymayanlara yöneliktir, Tevbe, 1 ve 12. ayetler bunun göstergeleridir. Bakara, 190. ayette aynı anlama gelir. (Bakara, 193 ve Enfal, 61; Tevbe, 4; İsra, 34; Nisa, 90; Enfal, 72) detayları verir, Müslümanların güçlü olduğu Medine döneminde de, bu prensiplere aykırı hiçbir ayet vahiy edilmemiştir. (s. 304)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zayıfı koruma: İslam, zayıfların aleyhine olan statükoyu bozan devrimci bir dindir. İslam, zayıf olmayı kutsamamıştır ama zayıfların durumunun düzeltilmesi yönünde hükümler getirmiştir. Hinduizm, kast sistemini meşrulaştırmada önemli rol oynamıştır. Muhammet din uydursaydı, kendi ait olduğu cinsi ve sınıfı kayıran, ayrıca İslam&#8217;ın ilk muhataplarının ileri gelenlerinin rahatça kabul edeceği bir din uydurması gerekirdi. (s. 305) İslam kadınlara hak ve özgürlükleri vermiş, mirasta pay, istedikleri gibi mülk edilebilme, mehir haklarını kendisine vermiştir. (s. 307) “Peygamber devrinde hakkımızda ayet iner korkusuyla kadınlarımıza elimizi ve dilimizi uzatmaktan sakınırdık.” (Buhari, nikah, 80) İslam&#8217;a karşı tavrımızı, Müslümanların uygulamaları değil fakat İslam&#8217;ın ne olduğu belirlemelidir. (s. 308) Kur&#8217;an uygulandığı takdirde köleliği yok edecek eylemleri ibadet olarak sunmuştur. Günümüzde birçok kimse ekonomik yoksulluklar ve cinsel istismarlar yaşamakta, iradelerini özgürce kullanamamakta, zorla seks kölesi yapılmaktadır. Uluslararası İş Örgütü’ne göre şu anda, kimisi seks işçisi, kimisi zorla çalıştırılan 40 milyon civarında modern köle mevcuttur. Bazılarına göre, dünya tarihinde sayı olarak en çok kölenin olduğu dönem içinde bulunduğumuz dönemdir. (s. 311) Kur&#8217;an köleler için yapılacak harcamaların ibadet olduğunu ifade etmiştir. Kur&#8217;an hiçbir şekilde özgür bir bileyi köleleştirmeye cevaz vermemiştir. (Muhammed, 4) Görüldüğü gibi köleleştirme diye bir alternatif mevcut değildir. (s. 312)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel zihin ve motivasyon: İslam&#8217;ın ilk dönemleri birçok kimse için bilimsel çaba, karın doyurmayacak boş bir uğraştı. Böylesi bir ortamda Kur’an birçok ayeti ile bilim yapmaya gereken motivasyonu sağlamıştır. Kur’an yazılı kültüre geçmeyi, yazılı kültürün çok zayıf olduğu bir bölgede sağlamıştır. (s. 314) Evren, bizim anlayış kapasitemizi aşsaydı bilimsel faaliyet mümkün olmazdı. “Evrenin anlaşılabilir olduğu gerçeği bir mucizedir.” der Einstein. (Alice Calaprice, The Quotable Einstein, s. 197) Naturalizm açısından evrenin anlaşılabilir bir yapıda olmasını beklenir kılacak hiçbir unsur gözükmemektedir. Mantık açıdan evrende yasaların var olması zorunlu bir durum değildir. Natüralistlerin kabul ettiği haliyle, maddenin öz ve öz yapısı rasyonalite ile alakasız olduğu için, bu varlıktan rasyonaliteye uygun bir yapının sonradan ortaya çıkmasını beklemek için makul bir sebep yoktur. (s. 317) “Yeryüzünü gezip dolaşın da yaratılışın nasıl başladığını görün” (Ankebut, 20); “Evrende ve yeryüzünde nice deliller vardır.” (Yusuf, 105) Biruni, “Benim bilimle uğraşma nedenim, Ali İmran suresi 191. ayettir (Onlar ki, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda derinlemesine düşünürler) ” der. (s. 325)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çevre bilinci: Sanayi devriminin sonrası hava, suların kirliliği, canlı türlerinin yok olması, küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi, çölleşme, ormanların yok olması gibi konular ortaya çıktı. Günümüzde önemi anlaşılmış olan çeviri birinci konusunda Kur&#8217;an 7. yüzyılda çevre duyarlılığı olan bir zihin inşa etmiştir: Rum, 41: “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı.” Kur&#8217;an&#8217;ın vahyolunduğu bölgede, deniz bile yoktu, (s. 327) Rahman, 7: “Sakın dengeyi bozmayın.”; Araf, 31:”Allah israf edenleri sevmez.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilinçli suskunluklar: Kur&#8217;an, insan ürünü bir kitap olsaydı indiği dönem ve bölgenin yanlış inançlarını içermesi beklenirdi. (s. 328) Kur&#8217;an&#8217;ın birçok farklı konudaki bilinçli suskunlukları İslam&#8217;ın birçok farklı koşula uyumunu sağlayan esnekliğe izin vermiştir. (s.  329) Maide, 101: “Ey iman sahipler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın.” Bu ayet, hakkında açıklama yapılmayan konuların insanların inisiyatifine bırakıldığını göstermektedir. (s. 332)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;ın korunmuşluğu ve matematiksel ölçü</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah&#8217;ın evreni yaratırken kullandığı matematiksel ölçüyü kitaplar yollarken kullanmış olabileceğini düşünmek makul bir beklentidir. (s. 335) Kur&#8217;an’da çağını aşan birçok ifade varken o çağın ve bölgenin yanlış inanışlarına da yer vermemiştir. Kur’an’ın 23 yıllık savaşlı, göçlü, çileli, mücadeleli bir dönemde vahyedildiğini, bunun yanında hiçbir editöryal süreçten, düzeltme süreciden geçmediğini hatırlayalım. Kur&#8217;an&#8217;a insani ilaveler olsaydı, Kur&#8217;an&#8217;ın iç tutarlılığını bozacaktı. (s. 336) Kur&#8217;an&#8217;da borçların bile yazılması söylenmiştir. (Bakara, 282) Kur&#8217;an&#8217;ın vahyedildiği dönemde sayfalara yazıldığı şu ayetlerden de anlaşılmaktadır: Abese, 13,15;           Beyyine, 2; Furkan, 5; Hud, 13; Bakara, 23.  Birçok Müslüman vahyedildiği dönemden başlayarak Kur&#8217;an&#8217;ı ezberlemiştir, okuryazarlığın yaygın olmadığı ilk dönemde ezberleme günümüzden daha da çok değer verilen bir beceriydi. (s. 339) Hem ellerinde mevcut olan hem gözlerinin üzerinde olduğu, Allah&#8217;tan olduğuna inandıkları için bu metinde oynanmasına, eklemeye çıkarmaya elbette müsaade edemezlerdi. Müslümanların her gün namazlarda Kur&#8217;an okuduklarını da hatırlayalım. Kesintisiz olarak bugüne kadar gelen namazlardaki tekrarlarda, Kur&#8217;an&#8217;ın çok iyi korunduğunu göstermektedir. Kur&#8217;an okuma, namazın dışında da bir ibadettir. (s. 340) Kur&#8217;an&#8217;daki matematiksel ölçü ile ilgili verileri hurufilik ile karıştırmak, iki tarafta gök cisimlerinden bahsediyor diye astronomi ile astrolojiyi karıştırmak kadar büyük bir hatadır. Kur&#8217;an&#8217;daki birbiriyle ilişkili kelimelerin bir ölçüyle kullanıldıklarını görmekteyiz. (s. 343)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12503" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Fadaad-070114-1.jpg" alt="" width="315" height="176" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Raymond Farrin, Kaliforniya&#8217;da Berkeley  üniversitesinde bir akademisyendir. Kur&#8217;an&#8217;ın yapısındaki halka sistemi üzerine bulgularından sonra, ‘Hz Muhammed&#8217;in böyle bir yapıyı oluşturmasına mümkün olmadığına’ kanaat getirerek Müslüman olmuştur. Kur&#8217;an&#8217;daki simetriler,  paralelizm denilen simetridir. A1 B1 A2 B2 diğeri A1 B1 B2 A2  Kur&#8217;an&#8217;da en çok gözüken simetri ise, bir merkez etrafında olan merkezli biçimdedir; bu yapı A1 B1 M B2 A2 şeklindedir. Burada aynı harfler birbiriyle ilişkili içeriği göstermektedir. (s. 346)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Farrin, hem surelerin sıralanmasında, hem surelerin içinde hem de kimi ayetlerin içinde halka sistemi olduğunu ifade eder. Hz Muhammed&#8217;in peygamberlik öncesi dönemde şiirle uğraştığını gösteren tarihsel hiçbir kayıt olmadığını bir kenara yazalım. (s. 347) Kur&#8217;an editöryal bir süreçten geçmiş bir kitap değildir. Kur&#8217;an&#8217;daki vahiyler, yazıya geçerken ileride hangi olayların olacağı belli değildi. Hz Muhammed sure ve ayetlerdeki simetrik düzenlemeleri kendisi yapsaydı bunlara dikkat çeker ve yaşadığı dönemde kabiliyetini semeresini almaya çalışırdı. (s. 348) Kur&#8217;an&#8217;ın içindeki simetrik yapılara Fatiha suresinden bir örnek verelim: ‘Yalnız sana kulluk ederiz, yalnız senden yardım dileriz’ merkez ayettir. (s. 349) Fatiha suresinde merkezli simetriler yer almaktadır. (s. 350)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-12504" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20220420_144357.jpg" alt="" width="305" height="576" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;da gün kelimesi 365 defa geçer, (s. 356) Ay (Şehr) Kur&#8217;an&#8217;da 12 defa geçer, Ay (Kamer) Kur&#8217;an&#8217;da 27 defa geçer, ayın dünya etrafındaki turunu tamamladığı gün sayısı da, 27&#8217;dir. (s. 364) 7 gök ifadesi, 7 kez geçer. (s. 366) Kur&#8217;an&#8217;da deniz kelimesi 32 defa, Kara kelimesi 12 defa geçer. Kur&#8217;an&#8217;daki kara ve deniz kelimelerinin birbirlerine oranı 12/32 iken, dünyadaki karaların ve denizlerin oranları da aynı sonucu vermektedir: 0.375 (s. 368) Matematiksel ölçü örneklerini hazreti Muhammed&#8217;in oluşturduğunu düşünelim, kendisi yaşarken hiç faydasını görmeyeceği bir ölçüyü oluşturmak için neden uğraşmış olsun ve neden buna dikkat çekmeden vefat etmiş olsun? (s. 373) Kur&#8217;an&#8217;da dünya ve ahiret kelimeleri 115&#8217;er kez geçer. Melek ve şeytan 88&#8217;er kez, sıkıntı ve huzur 13&#8217;er kez, boşanma ve evlenme 23&#8217;er kez, kadın ve erkek 24&#8217;er kez, Adem ve İsa 25&#8217;er defa geçer. (Ali İmran, 59) O gün ve kıyamet günü 70&#8217;er kez, hastalık ve eziyet 24’er kez, kirlilik ve pislik 10’ar kez, kınanma ve yerilme 14&#8217;er kez…Matematiksel ölçüyü Kur’anın çok iyi korunduğunu göstermektedir. (s. 399) Her Sure, Kur’an&#8217;ın sistemlerini tamamlayan bir parçadır.  Bakara, 32: ‘Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun bir benzeri sure getirin’ (s. 406); İsra, 88: “De ki, eğer bütün insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini oluşturmak için toplansalar ve bu konuda birbirlerine destek olsalar bile, onun bir benzerini meydana getiremezler.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret inancının temelleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam inancının üç temel öğesi vardır. Allah’ın varlığı, Hz Muhammed’in peygamberliği, ahiret. Doğuştan sahip olduğumuz yaşam, korkuların giderilmesi ve mutluluk gibi arzularımızın her birinin ahiretin varlığını da gerektirdikleri anlaşılmaktadır. ‘Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.’ (s. 423) Eğer ahiret olmazsa dünyada ortaya konulmuş iyilikler ve kötülükler arasında bir fark olmamış olur. Sonuçta Allah&#8217;ın zatının iyi olduğunu anlayan ve dünyada ortaya çıkan olguları inceleyen birisi için ahiretin birçok delili gözükmektedir. Allah dileseydi elbette bize irade vermeyebilirdi, böylece iyi ve kötü kavramlarının bir önemi kalmazdı. O zaman insan eylemi ve kayanın yuvarlanması arasında bir fark kalmazdı. İradesi olan bir varlık olarak olmamızın en iyi açıklaması buranın bir imtihan dünyası olmasıdır. Bu dünyada iradeyle gerçekleştirilen eylemlerin karşılığını bulmadığı çok açıktır. Karşılıklarını bulacakları ahiretin olması gerektiği sonucuna buradan ulaşabiliriz. (s. 426) İnsanın dua edebilecek varlık olarak yaratanın da Allah olduğunu unutmayın. (s. 427) Muazzam bir kadroya ve dekora tanıklık etmekteyiz, bu manzara üzerine düşünenler Allah&#8217;ın bu evrende muazzam yapılarla gösterdiği kudret, bilgi ve sanatının, sadece bu kadar kısacık bir ömür için gösterilmediğini idrak edeceklerdir. Eğer bu kısa hayatta ölüm son duraksa, hayattaki her şeyi anlamsız gözükmektedir. (s. 428) Allah Kur&#8217;an boyunca inanç ve eylemi hep beraber anmıştır ve inancımızın eylemlerimizde yansıması olması gerektiğini ifade etmiştir. (s. 430) İslam&#8217;ın delili, 7. yüzyıldaki bir insanın yazmasını mümkün olmadığı Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;dir. (s. 431)  Kur&#8217;an&#8217;ın kökeni ilahidir ama mezheplerin yorumları insanidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zümer, 18: “Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyanlardır.”; İbrahim, 1: “Bu Kur&#8217;an, insanları karanlıktan aydınlığa, üstün ve övgüye layık olanın (Allah&#8217;ın) yoluna çıkarman için sana indirilmiştir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12423" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/neden-muslumanim-k.jpg" alt="" width="67" height="106" /> Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ateist İtirazlara Cevaplar</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">“Her iddia hakkında akademik ve bilimsel araştırmalar yapılabilir, ancak çağımızda uzun yazılar ve araştırma makalelerini okuyanlar azdır. Bu nedenle kısa ve özlü cevaplar vermeye çalıştık.” s.  17, 89</span></p>
<p><span style="color: #000000;">yukevviru kelimesi sarık sarmak manasındadır. s.  22 Yükevviru küreleştirmek demektir. s.  23</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İbni Teymiye “İslam alimleri dünyanın yuvarlak olduğunda icma etmişlerdir.” demektedir. (İbni Teymiye, Mecmu’ül-fetava, XXV/195) Ayrıca ibni Hazm, ibni Cevzi “dünyanın yuvarlak olduğunu delilleriyle açıklamışlardır.” (İbni Teymiye, Mecmu’ül-fetava, VI/586; İbni Hazm, elFasl fi’l-milel, II/78)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“İmam Razi, Taftazani, Seyyid Şerif Cürcani, Gazali, İbrahim Hakkı ve Hüseyin Cisri gibi alimler dünyanın küre şeklinde olduğunu söylerken batı dünyası dünyanın yuvarlak yuvarlak olduğunu beyan eden bilginleri engizisyona gönderiyor, kitaplarını yaktırıyordu. s.  24</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İslam köleliğin kaldırılmasını aşamalı olarak hedeflemiştir ve bu yeni din İslam&#8217;ın birçok üyesi köle idi. s.  25  Kur&#8217;an kölelerin hürleştirilmesi için ilk ve en büyük çalışmayı başlatmıştır  s.  26 İslam birçok cezadan kurtulma kefareti olarak öncelikle köle Azat etmeyi şart koşmuştur. s.  84</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ateist hareket emperyalist bir projedir. s.  29  Ateistler misyonerlere dayanmaktadır. s.  41 Eski müşriklerin yeni versiyonu ateistlerdir. s.  72  </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ateistlerin birçoğu beraber oldukları kadınlara yani metreselerine sıklıkla şiddet uygularlar. s.  32</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Erkek serkeşlik yapan, “yüz kızartıcı suçlar işleyen” eşine üç aşamalı şekilde bir eğitim süreci uygular s.  33</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kara deniz, gece gündüz birer çift hükmündedir. (Zemahşeri, Keşşaf, s. 1054)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tabatabaî birbirlerine mukabil çiftlerden her birisi diğerini tamamlamaktadır. (Tabatabaî, Mizan, XVIII/386)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“İslam hukuku canlı ve kendini güncelleyen bir dinamiğe sahiptir.” s.  49</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Her şey kendi zıttı ile tanınır.”  s.  55</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Bugün bir avuç Yahudi nasıl oluyor da dünyaya hükmediyor ve Müslümanlara zulmediyor? Bu süreç ne Müslümanlar için ne de Yahudiler ve diğerleri için sonsuza dek sürecek bir durum değildir. s.  62</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kadına cihad, evin geçimi, diyet gibi sorumluluklar yoktur, bunlar erkeklere yüklenmiştir. s.  65 Bu nedenle de kadına bir pay, erkeği iki pay verilmiştir. (Tabatabaî, Mizan, IV/244, 358)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Zemahşeri Kur&#8217;an&#8217;ın Arapça olarak indirilmesini şöyle yorumlar: “İnatçılıklarından dolayı “niye Kur&#8217;an Arap olmayanların dili ile indirilmedi?” diyenler vardır, böyle olsaydı, bu sefer de “yabancı dildeki bir Kur&#8217;an Arap bir peygambere hiç uygun olur mu?” diye itiraz ederlerdi.” Yabancı bir dilde gönderilmiş bir kitabın Arap bir peygamberi mi olur? s.  71   </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İbrahim bir Müslümandı. Ali İmran, 67 “Yeni gelen bir dinin esaslarına inanan ilk kişi, o ümmetin peygamberi olduğuna göre burada garipsenecek bir durum yoktur.” s.  74  </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bedir savaşı “Müslümanların Mekke&#8217;de kalan mallarını el koyan Kureyş kervanı, Medine civarından geçince Resulullah da misilleme yapmak istemiştir.” s.  79   </span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Resulullah&#8217;ın çok evliliği şehvet dürtüsü ile olmamıştır, bu evliliklerle arkadaşları ve halkının büyükleri arasında güçlü bir akrabalık bağı kurmuştur.” (Muhammed Rıza Muhammedun Resulullah, s. 402)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ahzap 53. ayet misafirlere misafirlik adabını öğretmektedir. s.  95  </span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Eski Arap geleneğine göre asil bir kadın bir köle ile evlenemezdi. Hz peygamber bizzat kendisi evlendirerek bu geleneği müdahale etmiştir. Hz Zeyd, Hz Zeyneb&#8217;i boşandıktan sonra, cahiliye düşüncesine göre Hz Zeynep ancak bir köle ile evlenebilirdi.” s.  98-99 Efendimiz bu iki geleneği de ortadan kaldırmıştır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Cennet içeceklerinin sarhoşlaştırma etkisi yoktur. s.  100  </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Enfal suresinin 65. ve 66. Ayetler: Rivayete göre önceleri nicelik açısından Müslümanların sayısı azdı ve daha sonra sayıları çoğalınca yükü hafifleten bu ayet inmiştir. (Zemahşeri, Keşşaf, 419)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Peygamber övüp salavat ve selam getirmek nasıl oluyor da peygamberi tanrılaştırma olarak algılanabiliyor? Bazı yalancıları  tapu ve totemleştiren ateistler aslında hazreti Resul aleyhisselam&#8217;ı kıskanıyorlar.” s.  128</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Enfal suresinin ilk ayeti bölüştürme hakeminin Hz peygamber olduğunu bildiriyor. 41. ayet ise Hz peygamberin payının beşte bir ve bu payın nerelere sarf edileceğini açıklıyor. s.  131</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i anlamak için Kur’an’daki müteşabih, mutlak mukayyet, mücmel mufassal, siyak sibak, aksam gibi ilimleri bilmek gerekir.” s.  154</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Allah&#8217;ın hikmetini sorgulayan iblisle ateist olduklarını sanan deistlerin aynı yolu takip ettikleri görülmektedir.” s.  164</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15957" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/6557648475847.jpeg" alt="" width="66" height="108" /> Molla Musa Celali, Ateist İtirazlara Cevaplar</span></p>
<p>*</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, filozoflarının dilinden ateizm gerçekliği</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazarın başlıca çalışma alanları: Kur&#8217;an&#8217;ın toplanışı, sünnetin tedvin tarihi konularının yanı sıra İncil&#8217;in metin eleştirisi, yeni ateizm, oryantalizm, apokrif metinler, bilimcilik, feminizmi ve postmodernizmdir. (s.4)</span><br />
<span style="color: #000000;">Ateizmde hiç bir duygu ve hatta akıl kaynaklı sonuçlara güvenilmez: Ateist filozof Bernard Russell, “insan, kör atış yapan nedenlerin ürünüdür. Kökeni, gelişimi, ümitleri, korkuları, sevgileri, inançları vs. bütün her şeyi ‘atomların tesadüfi suç ortaklığı neticesinde meydana gelmektedir. İnsanın başarıları, bir hiç olacaktır.” Kısaca varoluş ancak Tanrı&#8217;nın varlığı ile bir anlam kazanabilir. (s. 23) “İnsan, kör atış yapan sebeplerin ürünüdür. Ümitleri, korkuları, sevgisi, her şeyi atomların tesadüfi suç ortaklığı neticesinde meydana gelmektedir.” (Bertnard Russell, Mysticism and Logic s. 45) John Messerley. “amaçsızca yaşıyoruz.” (Messerley, The Meaning of Life, s. 335) Francis Crick, “Sen, sevinçlerin, üzüntülerin, Aslında büyük bir nöron grubu hareketlerinden başka bir şey değildir.” (s. 84) Ateist Kimyager Peter Atkins; “Biz kaosun çocuklarıyız, kabullenmemiz gereken kasvet budur.” (s. 104) Yeni ateizmin Peygamberi Dawkins, “Evren kör, acımasızca bir kayıtsızlıktan başka bir şey değildir.” (Richard Dawkins, River out of Eden, s.133) Onlara göre insan, hayvani bir dünyadadır. Acı nedir ki sinir uyarısının, madde aleminde bir değeri olabilir mi. (s. 41) Avustralya ile ateist filozof Peter Singer 1983&#8217;te bir makale yayınladı. Zihinsel engel veya Down sendromu gibi farklı gelişim sonuçları bulunan bebeklerden kurtulmanın ahlaki bir sorun teşkil etmediğine vurgu yaptı. (s. 44) Steve Williams: “Anensefali hastalığına sahip bir çocuğun bilimsel deneylerde kolay olarak kullanılması, zeki bir maymunun kullanılmasından insanlık açısından daha iyidir.” derken, Ateist filozof James Richels ise: “Bazı şanssız insanlar akıllı varlıklar değildir. Onlar yalnızca hayvanlardır. Laboratuvarda yahut da besin olarak kullanılabilecekleri sonucuna varmalıyız.” (James Rachels, Crated from Animals, s. 183) demektedir. Ateist felsefeci Peter Singer, “doğan bebek eğer engelli ise ebeveynlerin, doğumdan sonraki ilk hafta veya 1 ay boyunca çocuklarının yaşamına karar verebilme yetkilerinin olması gerektiğini” savunmaktadır. (s. 46) Peter Singer, “bebeklerin öldürülmesini, normal insanların yahut da farklı bir canlı varlığın hayatına son verilmesi gibi değerlendirmek doğru değildir.” (Peter Singer, Practical Ethics s. 182) görüşündedir. Evrimci ekolojist Dr. Eric Pianka, “insanlığın %90&#8217;ının yok edilmesi gerektiğini, bunun içinde Ebola virüsünün atmosfere yayılmasını önerir. (s. 49) Dawkins attığı bir twitte şöyle der: “ojeniyi pratikte elbette işe yarıyor insanlar için neden işe yaramasın ki?” (s. 50) Sosyal darwinizmin en ünlü şahsiyetlerinden filozof Herbert Spencer: “Bireysel fedakarlık iyiydi ancak organize hayırseverlik tahammül edilemez.” (Spencer, The Study of Sociolog, s. 345) Meşhur ateist John Leslie Mackie: “Estetiğin durumu da tıpkı ahlaki değerler gibidir, hepsi bireysel hazlardan ibarettir.” ( Mackie, Ethics, s. 15) Ateizm dünyasında hakiki estetikten bahsedilemez. Bilakis onlar, sizin hayal gücünüzle oynayan estetik yanılgısıdır. Ateizm dünyasında kelebeklerin manzaraları çöp yığınlarından daha güzel değildir. Zira estetik, bakanın zihniyetindeki bir yanılsamadır. (s. 154) Agnostik filozof Anthony O&#8217;Hear; “Darvinci bir bakış açısıyla doğruyu, iyi, estetiği ve bunlara olan ilgimizi açıklamak gerçekten çok zordur.” (s. 155) demektedir. Dawkins: “Sevgi bir amaç değildir. Beynin çalışmasının bir yan ürünüdür. Belki de genlerin hayatta kalması için çok önemli bir üründür.” işte ateistimizin dünyasında kalp. (s. 162) Ateizm bir trajedidir. Ateizm dünyası dehşetlidir. Her şeyin bir yanılgıdan ibaret olduğu bir alemdir. (s. 163) “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak.” (Taha, 124)</span><br />
<span style="color: #000000;">Dawkins’e bir gazeteci, “bir ateiste göre, tecavüzün yanlış bir eylem olduğu gerekçesiyle kınanmasının bir dayanağının bulunmadığını, çünkü bu işin kötü olduğunu düşünmenin biraz keyfi tavır sayılacağını” söylediği zaman, ‘onaylamaktan’ başka bir şey yapmamıştır: Tecavüzün yanlış olduğuna olan inancımız keyfi bir sonuçtur bunu söyleyebilirsin, Evet! (s. 141)</span><br />
<span style="color: #000000;">George Gaylord Simpson: “İnsanın varoluşu, hedefsiz bir sürecin sonucudur.” (Simpson, The Meaning of Evolution, s. 345) Müteassıp ateist Francis Crick, “beyinlerimiz, zeki olmamızı sağlamak için evrimleşmiştir.” (s. 65) derken meşhur ateist filozof Thomas Nagel ise “matematik ve bilimin sonuçlarına güvenmek için hiçbir neden yoktur.” (s. 66) demektedir. Bu konuda Darwin’de şunları söyler: “insan aklının bir kıymeti olduğuna dair ciddi şüphelerim var. Bizden kim maymun aklının kanaatlerine inanabilir ki? Tabii Böylesi bir akılda kanaatten söz edilebilirse.” (s. 67) Yine Darwin şöyle demektedir: “İnsan aklına güvenmek mümkün mü ki, bu akıl en aşağı bir akıldan evrimleşmiştir.” (Darwin, The Origin. s.433) Ama bu akıl nedense Allah&#8217;ın varlığı konusunda şüphe etmek için yeterli geliyor! “Ateistlere şu soruları sormamızı icap eder: kendi görüşlerinin hakikat olduğunu nereden biliyorsun? Hasımlarının yanlış bir düşünceye inandığını nereden çıkardın?” (s. 69) Öyle ya, C. S. Lewis, “Eğer akıl, atomların anlamsız bir şekilde fışkırmasına bağlı ise; bu akılların ürettiği düşüncelerin ağaçlar arasında esen rüzgarın sesinden nasıl daha önemli olduğunu anlayamıyorum.” (Lewis,The Weight of Glory s. 139) diye bu konudaki çelişkiye dikkat çekmektedir. Evrimsel biyoloji uzmanı ateist J.B.S. Haldane, “zihinsel faaliyetlerin tamamen beyindeki atomların hareketleri ile belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymak için hiçbir sebebim yok. Bu durumda aklımın atomlardan müteşekkil olduğunu varsaymam için de bir neden kalmıyor.” (Haldane, Poss Worlds, s. 209) “Ateist paradigmada beyin, atomları hikmetsiz bir şekilde bir araya gelmiş makineden ibarettir.” (s. 75) O halde “Bir ateist, herkes gibi kendi beyni de kör fiziğin tutsağı olduğuna göre nasıl diğer insanlardan daha rasyonel oluyor? Ateist biri neden teistten daha rasyonel olduğuna inanmak zorundadır?” (s. 74) </span><br />
<span style="color: #000000;">Ateist filozof Alexander Rosenberg: “Özgür irade var mıdır? Elbette hayır!” (Rosenberg, The Atheists Guide to Reality. s. 3) Stephan Hawking, “özgür irade yanılsamadır.” (Hawking, The Grand Desing, s. 32) Ateizm irade ile seçilebilecek bir tercih değilse, niçin bizi ateizme çağırıyorlar? Sam Harris, “Özgür iradenin esasında basit bir yanılsama olduğunu” söyler. (s. 86) Müteahhasip bir ateist olan Jerry Coyne; “davranışlarımız yalnızca genlerimiz tarafından belirlenmektedir.” Burada ona şunu sorabilirsiniz: “Tanrı&#8217;ya ve dine olan itirazı akla dayalı bir tavır mıdır?” (s. 87) Daniel Wegner, “özgür iradenin yanılgı olduğunu” ifade eder. Ona göre “Eylemlerimiz mekanik tepkilerdir.” (s. 89) Dawkins’i tenkite tabi tutmamız hatta kınamamız gerekir. Çünkü eserleri Darwin’sin en ufak bir iradesinin olmadığı yazılardır. (s. 92) Özgür iradeyi inkar, suçluluk duygusundan tamamıyla kurtulmak ve bencilliğin, eş, aile ve toplum tarafından kınanamayacağı bir düzleme taşınmasından başka bir şey değildir. (s. 93) Ateist filozof Alexander Rosenberg: “Ben neden buradayım? Şans eseri. Özgür irade var mı? Hayır, elbette yok! Doğru ile yanlış, iyi ile kötü arasındaki fark nedir? Aralarında ahlaki bir fark yoktur. Kürtaj, intihar her şey serbest.” (s. 168) Kötümser filozof olarak ünlenen Alman filozof Arthur Schopenhauer için “Hayat aşağılık ve anlamsızdır.” (s. 113) Ateizm hiçbir şeyin değeri bulunmadığını söyler. İster yap ister yapma, eylemlerin anlamsızdır. (s. 132) İşte ateist budur! (s. 94)</span><br />
<span style="color: #000000;">“Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 29) “Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz ancak kalpler kör olur.” (Hac, 46)</span><br />
<span style="color: #000000;">“Ateizm , anlam ve değerden yoksun bir inançtır.” (s. 27) Bir kişinin ateist olabilmesi için darwinizme ‘iman etmesi’ zorunludur. (s. 46)</span><br />
<span style="color: #000000;">Ateizm teorik sınanmaya bile uygun değil ki pratik de masaya yatırılabilsin.</span><br />
<span style="color: #000000;">Ateistler, içlerinde bulunan herhangi bir iyilik eğiliminin kaynağı olarak ateizmi gösteremezler. Çünkü Ateizm iyi veya kötüyü kabul etmiyor ki! (Detay, ‘Ateizm yanılgısı’ adlı yazıdaki ‘Natüralizm’ adlı başlığa bakılabilir.) Onlar, çevrelerindeki yaygın dini kültür birikiminden bu davranışları yaparlar. (s. 28) Ateist filozof Michael Ruse: “Darwinist etikçiler, içsel ahlakın, içimize yerleştirilmiş bir tür yanılgı olduğunu açıkça söyler.” (s. 131) Darwin: “Tanrıya inanmayan bir kişinin, yalnızca en güçlü olan veya dürtü ve içgüdülerini takip etmek dışında bu hayatta hiçbir kuralı olamaz.” (Darwin, Autobiographies, s. 54) Ateizmin sorunu, nesnel ahlakının imkansız oluşudur. Ateizm dünyasında iyi olmaya hakkın yoktur. Bunun da sebebi ‘erdem’ diye bir şeyin olmamasıdır. (s. 138) Ateizm, insan içerisinde bulunan yırtıcı kurdu, hiçbir yaptırım olmadan serbest bırakır. (s. 140)</span><br />
<span style="color: #000000;">Bilim, canlı organizmaların tesadüfen vücuda gelemeyeceğini ispatlamıştır. Darwinizm insanı, aşağılık bir havyan seviyesine indirmiştir. (s. 38) </span><br />
<span style="color: #000000;">Darwin, Kafkas Türklerinin yok olacağına vurgu yapar. (s. 49) </span><br />
<span style="color: #000000;">Darwin, Evlenmeden bir yıl önce 1838 yılında, “kadının, sevilen, oyun oynanan ve her halükarda köpeklerden daha iyi bir şey olduğunu” yazmıştı. (s. 51) John R. Durant, “Darwine göre özellikle de yaşam mücadelesi hususunda kadınların, erkeklerden kat kat daha düşük mertebede olduğunu” ve “Zeka geriliği olan çocuklar ile kadınları, muhakeme yeteneklerinin yetersiz olmasından dolayı aynı kategoride değerlendirdiğini.” belirtir. (Durant, Darwinci Miras, s. 295) </span><br />
<span style="color: #000000;">Naziler, materyalizme Sadık kalarak darwinizmin ahlak felsefesine tutundular. (s. 54)</span><br />
<span style="color: #000000;">Dawkins “şanssızlığım beni insan ırkının bir üyesi yaptı.” (Dawkins The God Delusion Tanrı Yanılgısı s. 400) derken, Agnostik paleontolog Stephen Jay Gould ise; “Biz buradayız. Çünkü tuhaf bir balık grubu, ayrı bir yüzgeç yapısına sahipti.” (s. 101) demektedir.</span><br />
<span style="color: #000000;">İslami anlayışta akıl, mücerret beyin hareketlerinden daha fazlasını ifade eder. (s. 65)</span><br />
<span style="color: #000000;">Ateizmin başat isimlerinden bolca nakiller sunacağım. Zira o isimleri kimse ateizme karşı önyargılı olmakla itham edemez. </span><br />
<span style="color: #000000;">Evrim, anlamsız yaşayabilen bir insan üretemedi. (s. 106)</span><br />
<span style="color: #000000;">Jean-Paul Sartre, Simon de Beauvoir ile olan konuşmalarında şöyle der: “Dünyada yaratıcıdan ortaya çıkabilecek bir varlık gibi olduğumu hissediyorum.” (Simon de Beauvoir, La Ceremonie des Adieux, s. 551)</span><br />
<span style="color: #000000;">Tutucu bir ateist olan fizikçi Stephen Weinberg der ki: “itiraf etmeliyim ki, doğa bazen gereğinden fazla güzel görünüyor.” (s. 159)</span><br />
<span style="color: #000000;">Ateizm gerçekte beynin mümini, aklın kafirdir. İnsanı da hayvanlaştırır. (s. 170) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16066" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizm-yuzles-2024.jpeg" alt="" width="68" height="106" /> Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, filozoflarının dilinden ateizm gerçekliği</span></p>
<p>*</p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16274" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45367568-1.jpg" alt="" width="232" height="113" /></p>
<p><span style="color: #000000;">Soner Duman&#8217;ın &#8216;Allah&#8217;ım Sorularım Bitmedi&#8217;, Hamid Cengiz&#8217;in &#8216;Ateist ve Deistlerin Modern Sorularına Cevaplar&#8217;, Mustafa Akyol&#8217;un &#8216;Modern Ezberlerin Sonu&#8217; adlı eserlerin özetleri de ilgili konu başlıklarına eklenmiştir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateizm-ve-elestirisi.html">Ateizm ve Deizmle İlgili 34 Kitap Özeti</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/ateizm-ve-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim adamlarının çoğu ateist mi?</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Jul 2014 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ateist mi]]></category>
		<category><![CDATA[dinsiz mi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=5544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuya ek olarak, &#8221; Bilim yanılmaz mı?, Ateist akıl, İslam bilimi ve Rönesans, İslam bilim öncüleri, Richard Dawkins ve Stephen Hawking&#8217;e cevaplar&#8221; adlı yazıları da öneririz. Bir alanda uzman olmak, farklı bir alan da da uzman olunduğunu anlamına gelmez! İyi bir fizikçi Hristiyanlık’taki teslis inancını reddedebilir ama mesela İslam&#8217;daki ilah inancını araştırmazsa, ateist olarak kendini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html">Bilim adamlarının çoğu ateist mi?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;"> Konuya ek olarak, &#8221; Bilim yanılmaz mı?, Ateist akıl, İslam bilimi ve Rönesans, İslam bilim öncüleri, Richard Dawkins ve Stephen Hawking&#8217;e cevaplar&#8221; adlı yazıları da öneririz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-adamlarinin-cogu-atestmi-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5545" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-adamlarinin-cogu-atestmi-1.jpg" alt="bilim-adamlarinin-cogu-atestmi-1" width="390" height="288" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bir alanda uzman olmak, farklı bir alan da da uzman olunduğunu anlamına gelmez! İyi bir fizikçi Hristiyanlık’taki teslis inancını reddedebilir ama mesela İslam&#8217;daki ilah inancını araştırmazsa, ateist olarak kendini adlandırabilir. Ayrıca deist ve agnostiklerin ateist kategorisine eklenmeleri de, en azından kategorik olarak yanlış bir yaklaşım tarzıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bilim adamlarının çoğu ateist mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında tüm &#8220;İnkarcılar, sözlerini bilim, mantık ve akılla tatlandırıp ambalajlarlar.&#8221; (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 21) Okuyucuyu yönlendirmeye yönelik bu tutum da bazılarının aklını karıştırmıştır!</p>
<p style="text-align: justify;">Yaratıcıya veya bir dine inanmayan ve 1900-2000 arası nobel ödülü almış bilim adamı oranı yalnızca % 10.5’tir: &#8220;Atheists, agnostics and freethinkers comprise %10.5 of total nobel prize winners&#8221;  (100 Years of Nobel Prizes , s. 57) Nobel fizik ödülü sahibi arasından yalnızca 7 tanesi bir yaratıcıya inanmıyordu. Oran olarak: % 4,7. Nobel kimya ödülü sahibi arasından yalnızca 9 tanesi bir yaratıcıya inanmıyordu. Oran olarak: %7,0.  Nobel tıp/fizyoloji ödülü sahibi arasından yalnızca 15 tanesi bir yaratıcıya inanmıyordu. Oran olarak: % 9,0. (100 Years of Nobel Prizes , s. 59)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanlardan örnek verirsek objektif olmamakla itham edilebiliriz, o nedenle batılılardan örnek verelim: &#8220;Galileo, Kopernik, Kepler, Pascal, Boyle, Newton, Faraday, Mendel, Pasteur, Kelvin, Maxwell gibi tarih boyunca bilime en büyük katkıları yapan bilim insanlarının tamamı Tanrı’ya inanmakta idiler.&#8221;  (John C. Lennox, God’s Undertaker: Has Science Buried God? s. 21) Konu ile bağlantılı, &#8220;İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri&#8221; yazımızı da tavsiye ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Alman bilim adamı Dr Dennert, son 400 yılda bilime ışık tutan büyük alimlerin felsefi görüşlerini inceleyerek 290 bilim adamının inançları üzerinde araştırma yapmıştır. 28&#8217;i hiç bir inanç tanımazken, 242&#8217;si Allah inancına sahip olduklarını ilan etmişlerdi. 20&#8217;si ise bu konularla ilgilenmediği anlaşılmıştı. İlgilenmeyenler de dinsiz kabul edilse bile, büyük alimlerin yüzde 92&#8217;si bir yaratıcıya inanmaktadırlar. (Mehmet Aydın, Müsbet ilim ve Allah, s. 32)</p>
<p style="text-align: justify;">Reuters Ajansı da, &#8216;eğitim kalitesindeki artışın insanların inanma ihtiyacını ortadan kaldırmadığını&#8217; haber olarak bütün dünyaya geçmiştir. (Radikal Gazetesi,  05. 04.1997)</p>
<p style="text-align: justify;">‘Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist mi?’ başlıklı yazı ile konuyu ele alan evrimci Çağrı Mert Bakırcı da bu iddiayı ‘bilimsel’ bulmamaktadır. “Bilim insanlarının çoğu, inançsızlardan veya ateistlerden oluşmamaktadır. Bilim insanlarının genelinin ateist olduğu iddiasını doğru değildir. Böyle bir şey, bilimsel araştırmalardan gelen verilerle desteklenmemektedir.” (evrimağacı, 26 Şubat 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Genel olarak bakıldığında 1900’lerden bu yana verilen Nobel ödüllerinin %90’ını kendilerini dindar (teist) olarak tanımlayanlar oluşturuyor. (Onur Kenan Aydoğdu, Bilim Adamları Ateist mi? Reddit, 16 Temmuz 2022) Belirsizlik İlkesi’ni keşfeden Nobel Ödüllü Fizikçi Werner Heisenberg’in söylediği şu sonuca varabiliriz; ‘Doğa bardağından içilen ilk yudum insanı ateist yapar ancak bardağın dibinde Tanrı sizi beklemektedir.’ (Mehmet Miroğlu, Tanrı’nın Alfabesi, I/111)</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/100yearsofnobel-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5546" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/100yearsofnobel-1.jpg" alt="100yearsofnobel-1" width="133" height="205" /></a></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html">Bilim adamlarının çoğu ateist mi?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an, akıl, kalp</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/kuran-akil-kalp-beyin.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/kuran-akil-kalp-beyin.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2014 20:57:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[akıl kalp]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp düşünürmü?]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kurnda akıl kalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=5162</guid>

					<description><![CDATA[<p>İddia: Kur’an aklı, düşünmeyi beyine değil, kalbe izafe eder. Kur’an&#8217;a göre düşünen kalptir! Delil olarak şu ayetler ileri sürülür: Hac, 46: &#8220;Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun?&#8221; Muhammed,  24: &#8220;Onlar Kur’an&#8217;ı düşünmüyorlar mı? yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?&#8221; A’raf, 179: &#8221;Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar.&#8221; Öncelikle ateistler bu iddialarını ispatlamak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kuran-akil-kalp-beyin.html">Kur’an, akıl, kalp</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddia: Kur’an aklı, düşünmeyi beyine değil, kalbe izafe eder. Kur’an&#8217;a göre düşünen kalptir! Delil olarak şu ayetler ileri sürülür: Hac, 46: &#8220;Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun?&#8221; Muhammed,  24: &#8220;Onlar Kur’an&#8217;ı düşünmüyorlar mı? yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?&#8221; A’raf, 179: &#8221;Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle ateistler bu iddialarını ispatlamak için Kur’an’da geçen “kalp” kelimesinin salt anlamda sadece vücuda kan pompalayan organ olarak geçtiğini ispatlamalıdırlar. Ateistler işlerine gelince Hz Muhammed&#8217;in Kur’an&#8217;daki bilimsel ayetleri Hindistan ve eski Yunan&#8217;dan; namaz, oruç, kurban&#8217;ı orta Amerika&#8217;dan ve Sümerlerden; edebiyatı eski Arap ve İran kültüründen; sosyolojik ayetleri Sümerlerden ve eski ahitten aldığını iddia ederler. Ama işlerinde gelince de, Kur’an&#8217;ın kendi iç düzeninde ‘vicdani düşünme’ye çağıran &#8220;Akleden kalp&#8221; kavramını Kur’an&#8217;ın düzleminden çıkarıp, bütünlüğünden koparıp, “Muhammed o zaman kalbin düşündüğünü zannediyordu, o nedenle Kur’an&#8217;a bunu yazdı!” iddiasını ileri sürerler. Ateistlere göre, o kadar bilgiye ulaşıp Kur’an&#8217;ı yazan (!) Hz Muhammed, MÖ. 460&#8217;da doğmuş olan Hipokrat&#8217;ın beyin ile düşünce arasında kurduğu irtibat (Dr. Bilginer Onan, TÜBAR-XXVII-/2010-Bahar, Beynin bilişsel işlevleri üzerine yapılan araştırmalar ve ana dili eğitimine yansımaları, s. 533; Michael O&#8217;Shea, Newscientist, 3 Nisan 2013) bilgisine ulaşamamıştır! Kur’an&#8217;ı kendi bütünlüğü içinde anlamak gayesinde olmak yerine çelişki aramak amaçlı bu bakış açısı, eminiz ki &#8220;Kalplerin taşlaşması&#8221; (Bakara, 74) ayetindeki mecaz sanatını da anlamayacak ve zamanla bu ayeti de dillerine dolayacaklardır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;da akla, düşünmeye büyük önem verilmiştir. Kur’an&#8217;da akıl bizzat fiil (‘a&#8217;kalu,ta&#8217;kılfu, na&#8217;kılü, ya&#8217;kılun, ya&#8217;kıluha’ kelimeleri) olarak, kullanılmakta olan akıl şeklinde 49 kere geçer. (İbrahim Emiroglu, DEÜİF Dergisi, Sayı XI, 1998, Kur&#8217;an&#8217;da akıl ve insan, s. 71) “Kur’an’da akıl kökünden gelen kelimelerin, isim değil de fiil olarak geçmesi onun sürekli dinamizm, etkinlik, eylem ve hareket halinde bulunması gerektiğini çağrıştırır.” (Aysun Kelleci, Kur’an’da akıl ve tezahürleri, Yüksek Lisans Tezi, s. 8) Bunun dışında düşünme ile ilgili de bir çok ayet vardır. &#8220;De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?&#8221; (Zümer, 10); &#8220;Aklınızı kullanasınız diye” ( Hadid, 17);  “Aklınız ersin ve düşünesiniz diye” (Bakara 242), “Akıl sahipleri düşünürler” (Rad, 19); “Çokları akıllarını kullanmazlar.” (Ankebut, 63); “Aklınızı kullanmaz mısınız?”  (Saffat, 138);  “Aklınızı hiç işletmiyor muydunuz?” (Yasin, 62 ); &#8220;Örnekleri ancak bilgin olanlar aklederler.&#8221; (Ankebut, 43); &#8220;Allah akıllarını kullanmayanları pislik içinde bırakır.&#8221;  (Yunus, 100); &#8220;İyi bilin ki Allah katında canlıların en şerlisi aklını kullanmayan (gerçek) sağır ve dilsizlerdir.&#8221; (Enfal, 22) vd. Detay için ‘Kur’an ve Bilim’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an-ı Kerim’de geçen ve akıl anlamında kullanılan terimler şunlardır: “Akıl, Kalp, Fuad, Efideh, Sadr, Lübb, Nüha, Elham” (Hayrani Altındaş, Kur’an’da İdrak Vasıtaları, İslami Araştırmalar, 2019, cild 30, Sayı: 2) Görüldüğü gibi Kur’an’da akıl tek kelime ile ifade edilmez! Peki, akıl, düşünme gibi kavramlar Kur’an&#8217;da yerli yerinde ve önem verilerek aktarılırken acaba neden bazı ayetlerde ‘kalp ile düşünme’ kelimeleri yan yana kullanılmıştır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kalp kelimesi Arapça&#8217;da: &#8220;Yürek, öz, değiştirme, akıl, merkez&#8221; gibi anlamlara da gelir. (Mevarid, Mevlüt Sarı, s. 1251; Edward William Lane, Arabic English Lexicon, 1863, s. 2554) Eski Arapça’da kalp kelimesi genellikle, “insanın kavrama, bilme ve algılama, sağlıklı hüküm verme yeteneği” kısaca “akıl” anlamına gelir. (Ragıb el-İsfahânî, ez-Zeria ila Mekarimi’ş-Şeria, s. 176) Kur’an, aklı hem doğal anlamı ile; tefekkürle (Rad, 3; Bakara, 164; Yunus, 67; Yâsin, 37-40 vb. gibi bir çok ayetle) çevremizdeki doğa olaylarını incelemeye, tezekkür (Duhan, 58) ile geçmişi düşünmeye, tedebbür (Sad, 29; Müminun 68; Nisa, 82: Muhammed, 24) ayetleri ile de geçmişten geleceğe derinlemesine düşünmeye, teakkul (aklı kullanma) ayetleri yanında, Tefakkuh (Tevbe, 122) ile de görünenden görünmeyene ulaşmaya çağırır. Ulü&#8217;l-el-Bab kavramı (Bakara, 179; Sâd,9, 29, 38) ile de ‘öz-cevhere, hakikate ulaşan akla’ dikkat çeker, yani ilimde ‘madde ve mananın birleşimini’ ifade eden bu kavram, &#8220;tam akıl manasında Kur’an-ı Kerim’de yer almaktadır.&#8221; (Mu’cem, II/560; Müfredat, s. 646)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaten İslam da bizden salt bilgiyi değil, ‘hayata aktarılan kalıcı bilgileri’ elde etmemizi istemektedir. Bunun için de Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın dediği gibi, “Bilginin kalıcı olması için, ‘bilgiye duyguların eklenmesi’.” Gerekmektedir. “Kişinin duygularını katmadan öğrendiği bilgi, kuma yazılan yazı gibi hemen silinir. Bilginin taşa yazılmış gibi kalıcı olması için bilgilere duygu katılması gerekir. Duygu katınca beyin bilgiyi unutmaz.” (https://npistanbul.com/duygular-ve-sosyal-becerilerle-ogrenme-kalici-oluyor?)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslami anlayışta akıl, mücerret beyin hareketlerindençok  daha fazlasını ifade eder.” (Sami Amiri, Ateizm kendi paradigmasıyla yüzleşiyor, s. 65) Akıl ve düşünme kavramları derinlemesine ve geniş bir açıdan Kur’an&#8217;da ele alınmakta ve düşünme sadece matematiksel, pozitif, materyalist sınırlar içinde bırakılmamakta, &#8220;Vicdan, duygu, merhamet, sevgi&#8221; gibi anlamlarda belli bir sistem içinde akla giydirilmektedir. İşte burada devreye aklın kalbe izafesi konusu girmekte, ‘içinde merhamet, aşk, sevgi, ruh olan akıl’ ön plana çıkarılmaktadır. Kur’an&#8217;ın sistematiğini biraz da olsa anlamaya başladı isek, artık yukarıdaki ayetlere daha detaylı yaklaşabiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hac suresi 45. Ayette, zalim toplulukların helakından bahsedilmektedir. 46. ayette ise yeryüzünü dolaşıp; sadece fotoğraf çekme, turistik ziyaretler, arkeolojik kazılar yapma veya define avcılığı gibi salt akıl, menfaat, materyalist bakış açıları ile değil, bunları aşan, olaylara ‘tedebbür’ fiilinden hareketle ‘ulu’l-elbab’ olmaya giden yolda, aklı duygu-ruh-mana ile kullanarak çevremizden ibret almamız istenmektedir. O helak olanların antik şehirleri sadece göz veya akıl ile değil, kalbin gerek soyut anlamı olan manevi açıdan ve gerekse kelime anlamını da içeren birleşimi ile; insan vicdanını harekete geçiren ibret nazarı ile gözlem yapmamız istenir. Tüm bu kavramlar yani, ‘vicdan, ibret, maneviyat dolu bakış açısını’ anlatan en iyi kavram ise, yan anlamı akıl da olan kalp kelimesidir! Bu nedenle de İslam’da imanın kabulünün ikinci önemli şartı, ‘kalbin tasdiki’ (Fahreddin er-Razi, el-Muhassal, s. 174; Teftazani, Şerhu’l-Makasıd, II/249) olarak kabul edilmiştir! Yine bu nedenle de hadislerde, “Vücutta bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi, kötü olursa bütün beden kötü olur, bu et parçası kalbdir.” (Buhari, İman”, 39; Müslim, “Müsakat, 107); “Allah sizin şeklinize ve malınıza değil kalbinize bakar.” (Müsned, II/285; Müslim, Birr, 32; İbn Mace, Zühd, 9) denilmekte ve Kur’an’da da selim kalp ve Allah’a gönül vermeye (Şuara, 89; Kaf, 33) vurgu yapılmaktadır! Yani İslam’da akıl yetmemekte, ona ruh/duygunun da katılması istenmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konuya 1058 doğumlu Gazali&#8217;den bir yorumla devam edelim: “Bilmiş ol ki: ilmin yeri kalptir. Kalp derken bütün organlarımızı sevku idare eden nurani ve manevi ‘benliğimizi kastediyoruz’ ki, bütün organlarımızın hizmet ve itaat ettikleri bu kalptir. ‘Yoksa yürek dediğimiz kalbi kastetmiyoruz.’ Bizim maksadımız olan ve bazen gönül dediğimiz bu ‘manevi’ kalp.” (İhyau ulumiddin, III/29) M. İslamoğlu’da A’raf, 179. ayet için, &#8220;Kur’an sistematiğinde aklı kullanmanın kalbe nispeti, düşünme faaliyetinin entelektüel faaliyetle sınırlanmayıp ‘sezgiyi de içine alacak şekilde geniş tutulduğunu’ ifade eder.&#8221; (M. İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, A’raf, 179, not 2) demektedir. Amaç, ‘ruhsuz düşünmeyi aşıp içine manevi tefekkürü yerleştiren kalbin anlamasını’ gündemde tutabilmektir. Zaten ayette, “Kalpleri vardır fakat kavrayamazlar.” denmektedir. Yani salt düşünme, akletme değil değerlendirme sorununa da ayet dikkat çekmektedir. Hac 46. ayette ise ‘teakkul edememe’ sorununa (Ye’kılune) dikkat çekilmiştir: “Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki, ibret almış kalplere yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Muhammed 24. ayet (Efela yetedebberune’l-Kur’an) ile, Kur’an üzerinde ‘tedebbür’ etmemiz; ‘geleceğe yönelik düşünce’ üretmemiz, olayların ve eşyanın arka planını görmemiz, hikmete ulaşmamız istenmektedir. Tüm bunlar Kur’an&#8217;da salt teakkul ile açıklanmamakta, içine ruh/mananın da katıldığı kalp&#8217;te sürece ilave edilmekte, ‘Ruhsuz’ bakış açısından insan kurtarılmaya davet edilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’da da insanların kötülüğünden, helakından, zalimlerin sonlarından bahsetmekte, bu ayetlerin sonunda ise ‘kalbin düşünmesine’ atıfta bulunulup, bu sondan insanlığı kurtarmak için ruhun insandaki tezahürü olan ‘vicdanın sesini dinlemeye’ insanlar çağrılmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi Kur’an salt sadece aklı ele almamakta, aklı bir sistematik içinde ‘belli bir aşamalar zinciri ile bir amaca yönlendirmekte’ ve işin sadece yüzeysel ve dar açılı değerlendirilmesi değil de ‘derinlemesine ve geniş açıdan akledilmesine çağrı yapılmaktadır. Kur’an&#8217;a göre akıl sırf pozitif, materyalist, menfaat ve egoist amaçlar için kullanılmamalı, olması gerektiği gibi, insan ve toplumun huzuruna dönük amaçlar için kullanılmalıdır. Yani &#8220;Kur’an&#8217;da kalp, akıl ve vicdanı da içeren bir kullanım alanına sahiptir.&#8221; (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 190)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evet, Allah vicdansız, sevgiden uzak akıl istememektedir. Aklında bir serüveni, yolculuğu vardır. Eğitilmemiş, salt pozitif akıl atomu parçalar ama sonra ondan atom bombası yapar ve kullanırken, sevgi ile yoğrulmuş akıl -kalbi akıl- ise, atom enerjisini insanlığa hizmet için kullanır. Zaten tüm mesele de, iyi ve kötülerin mücadelesinde kilitlenmektedir? Aslında insanlık tarihinin hikayesi de salt materyalist/ruhsuz akıl ile sevgi/vicdan ile örülü aklın mücadelesi ile dolu değil midir? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kalbe salt biyolojik açıdan bakınca da, materyalist aklı rahatsız edici epey sonuçlara ulaşılabilmektedir. &#8220;Son yıllarda yapılan çalışmalar, kalbin düşündüğümüzden daha ‘akıllı’ olduğunu gösteriyor. Kalp beyinden sinyal alıyor evet ama kendisi de vagus siniri yoluyla beyne ‘bilgi’ gönderiyor. Beyne gönderdiği sinyallerle beynin ‘entelektüel işlevleri’ yerine getiren bölümünü uyarabiliyor veya ‘tamamen devre dışı’ bırakabiliyor. Kalp kendi hormonlarını üretip vücuda bırakıyor, ‘beyinden binlerce kat daha güçlü’ bir manyetik alan yayıyor. Kalbin üzerinde yer alan sinir hücreleri, ‘tıpkı beyin gibi’ yapılanıyor. ‘Kalbin beyni, kendi dopaminini salgılayabiliyor.’ Bu sinirsel iletici, ‘davranışlarımız üzerinde’ kuvvetli etkileri olan bir bileşik.&#8221; (Nörolog Dr Ömer Hakan Yavaşoğlu, Kur’ani Hayat dergisi, 25 Ağustos 2011) &#8220;Modern tıbbın yeni bir alanı olan nörokardiyoloji (kalp-sinir bilimi) alanında çalışmalar yürüten Dr. Armour ve Dr. Ardell, “Kalpte merkezi sinir sisteminden bağımsız, ‘öğrenme, bilgi işleme, hatırlama ve idrak’ gibi fonksiyonlarla donatılmış, ‘küçük bir beyin olarak vasıflandırılan’ bir nöron ağı keşfetmiştir. ‘Beyinden bağımsız’ en az 40.000 sinir hücresinden meydana gelen, ‘kendine has’ karmaşık bu sinir sistemi, ‘kalpteki muhteşem beyin’ olarak tarif edilmektedir.&#8221; (Dr. Selim Aydın, Mayıs 2004, Ayrıca; Yrd. Doç. Dr. Hasan Doğan, Temmuz, 2013) &#8220;Kalp sinir sistemi kalbe (kalp-beyni) serebral korteksden bağımsız ‘öğrenme, hatırlama ve karar almayı’ mümkün kılar. Bunun dışında bir çok deneylerde kalbin sürekli olarak beyine gönderdiği sinyallerin ‘algılama, kavrama ve duyguların işlenmesi’ gibi yüksek beyin fonksiyonlarını büyük ölçüde ‘etkilediği’ gözlemlendi. Kalbimizdeki beyin: Tıpta uzun bir süre boyunca kalp, kabaca bahçedeki havuz pompasının organik eşdeğeriydi: Kanı vücuda iter ve eğer kırılırsa yenisi ile değiştirilir. Ancak bazı araştırmacılar artık şunu iddia ediyor: Kalp aynı zamanda hassas bir duyu organıdır; zengin miktarda ‘bilgiyi alıp işleyen oldukça gelişmiş’ bir duyu merkezidir.&#8221; (Rollin McCraty, Ph.D., Institute of Heart Math, Ayrıca; https://www.sein.de/das-herz-unser-zweites-gehirn)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başka araştırmalar, kalp sinyallerinin ‘insanın düşüncelerini’, içinde bulunduğu stresi, depresyonu yansıttığını ve depresyon seviyesini ölçmek için kullanılabileceğini göstermiştir. (Thayer, J.F., et al., A meta-analysis of heart rate variability and neuroimaging studies: implications for heart rate variability as a marker of stress and health. Neuroscience &amp; Biobehavioral Reviews, 2012. 36(2): p. 747-756; Smith, T.W., et al., Matters of the variable heart: Respiratory sinus arrhythmia response to marital interaction and associations with marital quality. Journal of Personality and Social Psychology, 2011. 100(1): p. 103) Diğer bir araştırma, kalbin sinir sisteminin, ‘bilişi ve hafızayı  etkilediğini’ ispatlamıştır. (Hassert, D., T. Miyashita, and C. Williams, The effects of peripheral vagal nerve stimulation at a memory-modulating intensity on norepinephrine output in the basolateral amygdala. Behavioral neuroscience, 2004. 118(1): p. 79; McCraty, R. and F. Shaffer, Heart rate variability: new perspectives on physiological mechanisms, assessment of self-regulatory capacity, and health risk. Global Advances in Health and Medicine, 2015. 4(1): p. 46-61) Alexandra Whitney, kendi tez çalışmasında ‘kalbin, duyguları, düşünceleri ve aklı düzenleyen bir organ’ olduğunu bildirmiştir. (Whitney, A., Map of the Heart: An East-West Understanding of Heart Intelligence and its Application in Counseling Psychology. 2017, California Institute of Integral Studies) Bir başka araştırma, ‘kalbin beyinden önce bilgiyi işlediğini ve bu sezgisel bilgiyi merkezi sinir sistemi aracılığıyla beyne gönderdiğini’ göstermektedir. Kalplerimizin çok zeki olduğunu gösteren, &#8220;kalplerin kendi beyni&#8221; veya &#8220;kalp-beyni (heart-brain)&#8221; olarak da adlandırılan &#8220;nöral hücreler&#8221; olarak adlandırılan beyin hücrelerini içerdiklerini bildiren çok sayıda araştırma da mevcuttur. (Shaffer, F., R. McCraty, and C.L. Zerr, A healthy heart is not a metronome: an integrative review of the heart&#8217;s anatomy and heart rate variability. Frontiers in psychology, 2014. 5: p. 1040; Goldstein, D.S., Neuroscience and heart-brain medicine: the year in review. Cleveland Clinic journal of medicine, 2010. 77(0 3): p. S34; Armour, J.A., Potential clinical relevance of the ‘little brain’on the mammalian heart. Experimental Physiology, 2008. 93(2): p. 165-176, Alıntı: ateizmdenkurtul.wordpress.com)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Aslında tüm bunların yani düşünme, akletmeden; görme ve duygulanmaya dek tüm kavramların merkezinde &#8220;Ruh&#8221; kavramı vardır: &#8220;Ruh bedenin herhangi bir yerine izafe edildiği zaman özel bir hüküm ve isim alır. Göze izafe edildiği zaman ‘basar’, kalbe izafe edildiği zaman ‘akıl’, bedenin tamamına izafe edildiği zaman ‘ruh’ adını alır. Her merkezde asıl fonksiyonu gören ruhtur. Görme, akletme, işitme ve konuşma yetenekleri, gören, akleden, işiten ve konuşan birer ruhtur. Gerçekte ruh bedeni harekete geçiren, onu akleden, idrak eden, seven, bilen ve yapan herkesin “ben”(ene) ile tabir ettiği şeyin ta kendisidir.” (Musa Carullah, “Kitabus Sünne” s.89)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Daniel Goleman&#8217;ın, &#8216;Duygusal zeka&#8217; adlı kitabında, beynin ana işlevinin davranışları kontrol olduğunu belirtirken, ‘davranışların da duygularla şekillendiğini’ ifade eder. İslam&#8217;da, imandan sonra en önemli olan şey, pratik hayata yansıyan olumlu, ahlaklı davranışlardır. Bunun için de İslam’da, kalbin şekillendirdiği iyi, yararlı işler öncelikli öneme sahiptir. İslam’a göre sadece bilmek (Akıl) yetmez, pratik uygulamanın da iyi bir şekilde gerçekleşmesi önemlidir. İşte bu iyilik, kalp ile bağlantılı düşünce ile gerçekleşir. Ebu Leheb diyordu ki, &#8220;Ey Muhammed! Senin davanın doğru olduğunu biliyorum fakat putları atarsak, Kureyş aç kalır.&#8221; Ebu Talib ise şöyle diyordu: &#8220;Senin dininin hak olduğunu biliyorum ama seni tasdik edersem Kureyş&#8217;in kadınlarının, &#8216;korktu da inandı.&#8217; demelerinden korkuyorum.&#8221; Bütün bu bahaneler, kişilerin kendi kendilerine karar verebilme yeteneklerinin baskılandığını, dış duygusal etkenlere karşı zayıf kaldığını göstermektedir.  Akıl bilmekte ama kalbin şekillendiremediği eylem, doğru olarak hayata yansıyamamaktadır. Duygusal zekası kuvvetli kişi, eleştirilere karşı dik durur, duygularını yönetir.&#8221; (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 41,42) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vicdan, kalp/yürek gibi soyut kavramları sol aydın (!) hiç mi kullanmaz? İşine gelince tabii ki kullanır! Yargılayan akıl değil, yürektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6387 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kalpdusunurmu-2.png" alt="kalpdusunurmu-2" width="590" height="405" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kalp-dusunme-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5163" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kalp-dusunme-1.jpg" alt="kalp-dusunme-1" width="210" height="320" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kuran-akil-kalp-beyin.html">Kur’an, akıl, kalp</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/kuran-akil-kalp-beyin.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateistlere cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/ateistlere-cevaplar-2.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/ateistlere-cevaplar-2.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Feb 2014 07:57:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[ateizme cevaplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=5131</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Ateistlerin sorduğu birçok soru, ait oldukları kategori başlıkları altında tek tek ele alınıp cevaplanmıştır. ‘Kur&#8217;an&#8217;da çelişki yoktur’, ‘Hz. Muhammed neden çok kadınlar evlenmiştir?’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Oryantalistler ve Hz. Muhammed’ adlı yazılarımızı özellikle tavsiye ederiz. Peygamber Mekke&#8217; de içlerinde putlar olduğu halde Allah&#8217; ın evi Kâbe’yi tavaf edip ona dönüp namaz kıldıktan sonra ne [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateistlere-cevaplar-2.html">Ateistlere cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Ateistlerin sorduğu birçok soru, ait oldukları kategori başlıkları altında tek tek ele alınıp cevaplanmıştır. ‘Kur&#8217;an&#8217;da çelişki yoktur’, ‘Hz. Muhammed neden çok kadınlar evlenmiştir?’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Oryantalistler ve Hz. Muhammed’ adlı yazılarımızı özellikle tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Peygamber Mekke&#8217; de içlerinde putlar olduğu halde Allah&#8217; ın evi Kâbe’yi tavaf edip ona dönüp namaz kıldıktan sonra ne oldu da Medine&#8217;de Kudüs&#8217; e dönmeye karar verdi? Sonra ne oldu da 18 ay geçince tekrar Kâbe’ye döndü?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz önce Kudüs’e sonra Kabe’ye dönerek namaz kılmıştır. Bunun daha önce veya sonrası yoktur! Konu ile alakalı olarak şunun da altını çizelim ki,  İslam&#8217;da (Mekke, Medine ve Kudüs’teki) üç mescid kutsaldır. (Bakara 142; Müslim, Hac, 511) Kıblenin yönünün değişmesi veya başka etkenler de bu durumu asla değiştirmemiştir. Ayrıca bu soru, Kur’an&#8217;ı Hz. Muhammed&#8217;in yazmadığının da delili değil midir? Kıble&#8217;nin Kâbe olmasını Efendimiz istediği halde, kendi istediği zaman değil, Allah&#8217;ın dilediği zamanda  kıble değişimi (Bakara, 144) gerçekleşmiştir. Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle efendimiz Kâbe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz kılardı. (İbni Kesir, I/226; İbn Sa’d, I/243; Kurtubi, II/150; Fahreddin er-Razi, IV/110) Hicretten sonra da on altı veya on yedi ay bu uygulama devam etmiştir.  (Buhari, Ṣalat, 31, Tefsir, 18; Müslim, Mesacid, 11-12) Ta ki, yukarıda belirttiğimiz ayet inene dek! Peki, neden kıblenin Kâbe olması bir sürece yayılmıştır? Aslında, tıpkı içkinin haram olması gibi bu konuda da toplumsal zihniyetin olgunlaşması beklenmiştir! Kâbe zaten, putlara savaş açan bir dinin kıblesi olarak inşa edilmişti. (Ali İmran, 96) Putlar oraya ait değildi ve Efendimiz Mekke&#8217;den ayrılıp Medine&#8217;ye hicret ettikten sonra Müslümanların Kâbe’ye doğru namaz kılmalarını ayet ile farz kılınmıştı. Mekke&#8217;de farz olmamıştır çünkü Kâbe putlarla doluydu. Eğer o dönemde farz kılınsa Müslümanların da putlara secde ettiği iddia edilebilirdi. Zaten garanik hadisesi -ki cevabı aşağıda verilmiştir- bile, bize bu konunun ne kadar hassas olduğunu göstermektedir! İslam’a yeni girenlerin putlardan uzak tutulması gerekmekte idi. Dolayısıyla mevcut şekliyle Mekke’de bulunan Kâbe’nin kıble olması uygun olmazdı. Hicret’ten sonra, Medine’deki Müslümanların putlara secde etmediğini anlayacakları bir zaman ve mekanda kıblenin yönü Kâbe’ye çevrilmiştir. Kısaca Mekke’de kıble Kâbe olsa direk putlara secde olarak yorumlanabilirdi! Ama uzakta Medine’de iken ‘yön olarak’ kabeye dönülmüştür ki zaten Kâbe’nin görevi de ‘kıble yönünü’ göstermesidir! (Benzer soru ve detay için ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ adlı yazımızdaki, ‘Müslümanlar Haceru’l-Esved’e taparlar, Kâbe’ye secde edip şirke mi düşerler?’ başlıklı soruya verilen cevaba bakılabilir.) Kur’an, Müslümanları &#8220;Orta Ümmet&#8221; (Bakara 143) olarak ile nitelendirmiştir. Orta ümmet, asla aşırı gitmeyen, dengeli ve hayırlı topluluk demektir. Kıble tayininde de aynısı olmuş, Kıblenin yönü ümmet için hayatlarında bir denge unsuru ve aynı zamanda bir imtihan vesilesi olmuştur. Kudüs’e secde de aynı zamanda Müslümanlar için bir imtihan vesilesi olmuştu. Zaten Mekke’de yaşayan Efendimiz ve ilk Müslümanlar Kâbe’nin öneminden haberdar idiler. Ama bu süre boyunca Müslümanlar sınanmış ve sonunda da sınavı kazanmışlardır. Yahudi iken Müslüman olanlar da Kudüs&#8217;e secde edilirken memnun idiler ama kıble olarak Kâbe’ye dönülünce, yeni Müslüman olanlar da bu sınanmadan geçirilmişlerdir. Atalarının kıblesinden başka bir kıble kabul etmek (Kudüs) ilk Müslümanlar için de ilk Yahudiler (Kâbe) için de çok zordu. Bu imtihanla Allah’ın gerçek kulları ortaya çıkmış (Mevdudi, I/107) ve ilk Müslümanlar sabır, sonradan Müslüman olanlar ise sebat ile imtihandan geçirilmiş ve kazanmışlardır! Peygamberimiz Yahudilerden ümidini kestiği için kıbleyi değiştirmiş olabilir mi? İngiliz subay ve gazeteci Bodley bile bu iddiayı reddetmekte ve: &#8220;Kıblenin Kudüs&#8217;e doğru olması Yahudilerin teveccüh ve sempatisini kazanmak için değildi.&#8221; (Ronald Victor Courtenay Bodley, Hz. Muhammed, s. 185) demektedir. Kıblenin Kâbe’ye çevrildiğine ilişkin ayet indiği zaman Yahudiler, kıblelerine yeniden dönmesini, bunun karşılığında onun dinine gireceklerini Peygamberimize teklif etmişlerdi. Peygamberimiz ise bu öneriyi reddetmişti. (İbni Hişam, Siyer, II/550) Dolayısı ile ‘Yahudilerin Müslümanlığı kabul etmesinden ümidi kestiği için kıbleyi değiştirdi’ şeklindeki iddia tamamen geçersizdir. Üstelik Kıble değişimi esnasında Müslümanlar Kâbe’ye doğru namaz kılmaya başladığında Mekke müşriklerinin yakında iman edeceklerini gösterecek bir belirti de bulunmuyordu. (Prof. Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber Aleyhindeki İddialara Cevaplar, s. 182) Yani bu iddia müşrikler için bile geçersizdir! Ayrıca unutulmamalıdır ki Peygamberimiz daima müşriklere, Yahudilere ve Hristiyanlara muhalif olmuştur! Onlara şirin görünmek amaçlı namaza Yahudiler gibi boru ile çağrı teklifini bile reddetmiştir. (Hatip, s. 183) Yine amaç kalpleri çelmek olsa idi, içinde yaşadığı Arapların birleştirici gücü olan Kâbe’yi Efendimiz önce kullanılırdı. Hem Mekke&#8217;de kaç Yahudi vardı ki? Evet! “Mekke&#8217;de hiç Yahudi cemaati yoktu!” (TDV İslam Ansiklopedisi, XLIII/221) “Yahudilerle olan kötü ilişkilerin kıble meselesini etkilemesi iddiası da mantık dışıdır. Çünkü Yahudiler reddedilse bile Kudüs yine de kıble olarak kalabilirdi. Nasıl Tevrat’ta adı geçen peygamberler zinciri ile olan bağlantı kesilmediği halde, bu zincirin hakiki temsilcilerinin Yahudiler olduğu reddedilmişse, aynı bakış açısı, kıble konusunda da sürdürülebilirdi.” (Fazlurrahman, Kur’an, s. 270, 271) Bu sorudan da anlaşılacağı gibi, bu imtihan hâlâ daha da devam etmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Evrende kaos mu var düzen mi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler önceleri Newton’un mekanik evren modelinden hareketle ‘tanrı/ya ihtiyaç yok’ fikrini savunurken şimdi de evrende kaos olduğu iddiasından hareketle yine tanrıyı reddeden fikirler ileri sürmektedirler. Evrenin işleyişi, elektronik, biyolojik, fiziksel, kimyasal hatta toplumsal kurallarla bir bütün halinde devam etmektedir. Bilim, kuralların genel olarak tüm evrende işlediğini kabul ederek yapılır. Kaos evrene hâkim olsa idi olaylar formüle edilemez ve teknolojik ürünler de elde edilemezdi. &#8216;Her yerde&#8217; ve her zaman &#8216;işleyen&#8217; kurallar var mıdır, vardır! Yani hem kurallar vardır hem bu kurallara uyulmaktadır hem de bu kuralları uygulama gücü/enerjisi de o varlıklarda mevcuttur! O halde, mikro ve makro âlemde işleyen kurallar bütünü bize düzeni işaret etmekte değil midir? En basiti, trafik kuralları varken bile akıllı insanlarca uygulamadaki eksiklikler nedeni ile her gün birçok kaza meydana gelmektedir! Peki, evrende kuralları var eden, bunu &#8216;akılsız, irade sahibi olmayan cansız&#8217; varlıklara bile uygulatabilen güç olmayacak mıdır? Akıl ve mantık bunu zorunlu kılmayacak mıdır? Ayrıca unutmayalım ki her insan, yaptığı ürünün &#8216;dışındadır!&#8217; Evde yapılan yemekten program/kodlamacılığa, sanattan robot teknolojisine dek! Mesela, bir sanatçı düşünelim. Kendisi ürettiği eserin dışındadır ama sanatı ile kendisindeki kalite, bilgi, irade ve gücü görünür/hissedilir hale getirir! Ve en önemlisi de “Tabiat kanunları doğayı yaşatmaz aksine bu kanunlarla doğa yaşamını devam ettirir. Yazım kuralları yazı yazamaz, yazım kuralları ile yazı yazılır!” Kurallar eser ortaya çıkaramaz, kurallarla eserler ortaya çıkarılır! Yani Natüralizm içi boş bir iddiadır. Devamı için, &#8216;Allah&#8217;ın varlığının ispatı&#8217; ve aşağıdaki ‘Natüralizm’ adlı yazılara bakılabilir. Dolayısı ile kainat kendi başına var olamaz ve kendi başına devam edemez! Kısaca kanun da vardır kanunu koyan da!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fizikteki kaos teorisi nedir? Bu kavramın, ‘mutlak düzenin zıttı’ anlamındaki kaosla bir alakası yoktur! Örnekle açıklayalım. Kaotik olarak hareket eden bir sarkaç düşünelim. Periyodik yani peşi sıra gelen hareketler yapmaktadır bu sarkaç. Veya odada içilen bir sigaranın dumanının hareketini düşünelim. Bu duman düzensiz olarak hareket eder. Ama sonuç itibari ile birçok etken harekete neden olsa da yasalara, kurallara göre hareket etmediği anlamına gelmez. Peki, buna neden kaotik adı verilmiştir? Çünkü belli bir süre sonra bu cisimlerin nasıl hareket edeceği hesaplanamamaktadır, yoksa kurallara aykırı bir hareket/kaos söz konusu değildir. Hava tahmin raporları neden sınırlı günler için kestirilebilmektedir, çünkü hava durumunu etkileyen girdiler fazla sayıdadır ve karmaşıktır. Ne sarkaç, ne duman kuralsız hareket etmez. Moleküller yine belli fizik kurallarına göre hareket eder, sarkacı etkileyen momentum, kütle çekimi, eylemsizlik kuralları bellidir, ihtimaller oranı fazlada olsa bu hareketler belli kurallar çerçevesinde işler! Tahmin edememek, kuralsızlığa işaret etmez, sadece insanın acziyeti, zayıflığı ve sınırlarına işaret eder. İşte insanın tahmin edemeyeceği tüm ihtimaller içinde en uygun olanı seçip hayatı devam ettirene ‘Yaradan, Hâkim, Mâlik, Kadîr olan Allah’ denir! Bu konu, Kur’an&#8217;da geçen &#8216;mucizeler&#8217; konusu ile de alakalıdır. Ateist bilim adamları, ihtimallerin sonucunu kavrayamadıkları bu tür olayları, bilim dışı ilan edip reddedebilmektedir. Aslında ateistler, tahmin sınırlarını aşan olayları reddederek kendi bilgi dağarcıklarını ilahlaştırmaktadırlar. Benzeri mantık, ‘Ateist akıl’ ve ‘Deizm Yanılgısı’ başlıklı yazılarda da ele alınıp değerlendirilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateistler evrenin düzensiz, kaotik olduğunu iddia eder. Ortaya koydukları deliller; hastalıklar, açlıkların neden olduğu ölümler, hayvanların birbirini yemesi gibi olgulardır. Aç kalan insanlar anlayamadığımız bir şekilde kaotik olarak ölmüyorlar. Pek çok faktörü mantıklı bilebiliyor ve mantıklı tahminler yürütebiliyoruz. Kaotik bir evrende bilim yapılamaz. Kaos, sistemlerin kendisinde değil biz insanların algısındaki sınırlılıklardan dolayı vardır. İnsanoğlu çok sayıdaki değişkenleri kapsayacak kadar bir analiz metoduna sahip olmadığı için sistemler hakkında öngörüde bulunamaz ve hatalı sonuca ulaşarak kaos iddiasını bu noktada ortaya atar. İnsan vücudundaki ayrı ayrı pek çok sistemin çok kompleks yapı içerisindeki harikuladeliği, baş döndürücü bir mahiyet arz eder. Sistemlerin hepsi ayrı ayrı, çok büyük ve inanılmaz düzen örüntüleridir. Hastalıklar bir düzen içerisinde olmaktadır. Bilgisizlik, düzensiz zannetme sebebidir. Zira konunun cahili olan için örüntüler bilinmemektedir. Tümüne vakıf olamayan cahil, her şeyi rastgele zannetmeye meyillidir. (Dr. Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 110-120) Hastalıklar da neden sonuç ilkesine göre ortaya çıkmaktadır. Hayvanların da birbirini yemesi de kaos olsa idi, binlerce sene sonra bile türlerin nesillerini devam ettirebilmesi mümkün olamazdı!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, “Kaos düzenin tersidir, kaosta bir adım ötesini tahmin edebilmeniz mümkün değildir<strong>. </strong>Bizim yıkım olarak gördüğümüz şeyler yeni yapımlar için bir ilk adımdır. Görüntüde yıkım gibi gözükse de aslında o düzenin bir parçasıdır. Her şeyi defalarca denememiz neticesinde aynı sonucu alıyorsak, burada bir kaosta nasıl bahsedebiliriz?Matematiksel formüllerin var olduğu, bilim yapabildiğimiz bu evrende nasıl kaostan söz edebiliriz? Şunu unutmayalım kaosta kanun olmaz, kaosta olaylar formüle edilemez. Psikoloji, matematik, tıpta kısaca tüm ilimlerde bir düzen mevcuttur. En büyük çelişkilerden biri de ‘evrimi savunanların evrende düzenin olmadığını savunanlarla aynı kişiler’ olmasıdır. Kaos teorisi, bilimsel bir verinin ölçülmesinin önünde engel olan ‘farklı faktörlerin bulunması’ ve ‘bizim bunları tespit etmeye gücümüzün olmamasıdır.’ Bir misal: Depremi oluşturan fay hatlarındaki harekettir. Bu hareketi sağlayan farklı faktörler olduğu için bugünkü bilim bunları birleştirip çözümleyebilecek bir mekanizma oluşturamamıştır. Burada ölçümü engelleyen farklı faktörleri bizim ölçebilme imkanına sahip olmamamızdan kaynaklanan bir kaos vardır. Ama deprem, evrende mevcut olan düzen sayesinde olmaktadır. (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 207-212) “Kuantum dünyasında olasılıkların geçerli olması ve bu olasılıklardan birinin seçilmesi, bunu seçen bir varlığı zorunlu kılmaktadır. Çünkü olasılıkların tüm karmaşıklığına rağmen ‘düzen devam’ etmektedir.” (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 68, 81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Evren tesadüfen mi oluştu? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Proton kütlesinin elektronun kütlesine oranı 1836/1 olmamış olsaydı bu evrende canlılığı mümkün kılan moleküllerin oluşması mümkün olmazdı. Karbon, oksijen hayatın devamı için en önemli atomlardır. Karbonun oksijen atomunun rezonansına oranı yüksek olsaydı oksijen olamayacaktı, düşük olsaydı karbon yetersiz olacaktı. Böyle hassas bir ayar tesadüfen oluşabilir mi? Jüpiter&#8217;in dünyaya olan uzaklığı, atmosferdeki ozon düzeyi, yer kabuğunun kalınlığı, toprak kükürtünün miktarı, galaksiler arasındaki uzaklık… Tümüne bakıldığında, ‘evrensel yasalardaki sabitelerin’ canlılığın oluşumu ve devamı için kritik bir hassasiyete sahip oldukları görülür. Sabitelerdeki en ufak bir değişiklik, olası evrelerde canlılığın oluşumunu matematiksel olasılıkla yok hükmünde kılacak şekilde hassasdır! Yani evrene hükmeden yasalarda en küçük değişiklik yaşamı yok edecek oranda hassas bir yaratılışa sahiptir! “Allah&#8217;ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsiniz.” (Mülk, 3-4) Her şey, bir yöneticinin kendini düzene sokmasına muhtaçtır bu âlemde. Bu dengeler tesadüfen devam edemez. Bilakis bu dengeleri devam ettiren yasalar vardır. Ama yasalar da bir düzenin devam etmesinde ancak sebep olabilirler, düzeni oluşturamazlar. Bir tasarımcıya ihtiyaç vardır! Cümlelerin oluşabilmesi için belli kurallar vardır. Birisi sorsa cümleleri kim yazdı, dil kuralları diyebilir miyiz? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 200-202) İşte ateistler paganların tabiata tapması gibi evrensel yasalara ilahi özellikler vermekte ve natüralizme kaymaktadırlar! Ama kesin olan tek bir şey var sa o da, evrende asla tesadüfe tesadüf edilemeyeceğidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İmtihan yeri Dünya ise, Allah bu kadar büyük evren yarattı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist Ayşe Hür, “Allah neden evreni bu kadar hassas yaratsın?” derken, ateist Ergi Deniz Özsoy da, “Hücre neden bu kadar kompleks yaratılsın?” diye sormaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı.  Ama bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan ‘ben’ olmazdım. Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.” (George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 21) “Eğer evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları ‘çok belirli bir oranda’ gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki uzaklık, ‘çok belirli’ bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, ‘şu an zaten var olan’ uzaklıktır.” (Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 11) “Sadece yaşam dostu bir gezegende değil aynı zamanda ‘yaşam dostu bir evrende’ bulunuyoruz. Fizikçilerin hesabına göre, eğer fizik kanunları ve değişmezleri ‘bir parça bile farklı’ olsaydı, evren yaşamı imkansız kılacak şekilde gelişirdi” (Ateist Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı, s. 135) Acaba ateistler ne olsa iman edeceklerdi? Georges Politzer gibileri ‘evrenin başlangıcı olduğu bulunursa kabul ederiz’ dediler (Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, s. 156, 179) ama etmediler. Hücre basit olduğu için kendi kendine oluşur (evrim) dediler, hücrenin kompleks olduğu bulununca da, ‘şimdi de niye bu kadar kompleks?’ diye soruyorlar! Gerçek şu ki, ateistler “Allah’ı gereği gibi takdir edip tanıyamamaktadırlar!” (Zümer, 67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an insan sözü mü?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hakka, 40: &#8220;Kur’an elbette değerli bir elçinin sözüdür.&#8221; Ayette geçen  &#8216;Resul/elçi&#8217; kelimesi, Kur&#8217;an&#8217;ın insan sözü olmadığını, resulün sadece Allah tarafından görevlendirilen bir haberci olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı surenin takip eden 43. ayetinde, &#8220;O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.&#8221; denmekte ve devamındaki 44 ve 45. ayetlerde de: &#8220;O, bizim adımıza bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, elbette biz onu kudretimizle yakalardık.&#8221; buyurularak, daha asırlar öncesinden, ayetlerden yanlış anlam çıkarmaya çalışan İslam düşmanlarına net cevaplar verilmektedir. Kur&#8217;an&#8217;ın 300 küsur yerinde, &#8216;Ey Muhammed, de ki!&#8217; emri vardır. Bu da, Kur&#8217;an&#8217;ın, hem söz hem mana olarak Allah sözü olduğunu kanıtlamaktadır. Kur&#8217;an sadece mana olarak peygamberimize bildirilse ve söz ile ifadesi peygamberimize bırakılsa idi, &#8216;de&#8217; emirlerine gerek kalmazdı. (Bu ayetler aynı zamanda tarihselcilere de cevap niteliğindedir!) Kısaca,  &#8216;de&#8217; emirleri, inen ayetlerin peygambere ait olmayıp Allah&#8217;tan geldiğini göstermektedir. Ayrıca ateistler, Kur&#8217;an&#8217;da bazı tekrarların gereksiz olduğunu ileri sürüp (cevabı aşağıda verilecektir) Kur&#8217;an&#8217;da hata ararken, bu kadar tekrarı görmeyip de, &#8216;de ki&#8217; sözüne gerek bırakmayan bu ayetten Kur&#8217;an&#8217;da hata aramaya çalışmaları da bir ‘çelişki’ oluşturmakta, samimiyetsizliklerini göstermekte ve asıl çelişkinin Kur’an’da değil kendilerinde olduğunu gün yüzüne çıkarmaktadır. Kur’an&#8217;ı -haşa- Muhammed yazdı ise, kendisini zora, sıkıntıya sokan birçok ayet-sünneti (Musa ismi Kur’an&#8217;da 136 kere, İbrahim 69, Nuh 43 kere geçerken Muhammed ismi sadece 4 kere geçer! Neden kendi adını, ‘kendi yazdığı’ (!) kitapta daha fazla geçirmez ki? Bakara, 285. ayette, &#8216;Peygamberler arasında ayırım yapılamayacağı&#8217; ifade edilir. Bir ayırımcılık yapamaz mı idi? Kur’an&#8217;da, kendisinden mucize istendiği halde bunun gerçekleşmeyeceği ‘defalarca’ anlatılır! Neden kendi yazdığı kitapta bir insan kendi açığını böyle ulu orta ilan eder? Kehf, 110. ayette Hz. Muhammed’in, &#8220;Ben de sizin gibi bir insanım.&#8221; denmesi istenir! O halde bu kitabı neden yazdı, sonuç itibari ile diğerleri gibi sıradan biri olduğunu ilan edecekse, ne gerek vardı bu kadar zaman, emek ve mücadeleye? Kur’an&#8217;da Hz. Muhammed hata/zelle nedeni ile eleştirilir. Kıyametin saatinin Muhammed tarafından bilinemeyeceği de ayetlerde ifade edilir. “Bin yıl sonra&#8221; dese idi, kim onu eleştirebilirdi ki? Beş vakit namaz dışında gece namazı (İsra, 79) gibi sadece kendine özel bir namazı, hem de gece vakti neden farz kılar? Pazartesi perşembe farz olmadığı halde neden oruç tutup aç kalır? Liste böyle uzayıp gider) Muhammed neden kitabına yazmış ve hayatında uygulamıştır? Kısaca hem Hakka suresi kendi içinde hem de Kur’an geneli itibari ile bu iddiayı cevaplamaktadır. Bu konunun devamını, ‘Oryantalistler ve Muhammed’ ve ‘Kur’an&#8217;ı Muhammed mi yazmıştır?’ adlı yazılarımızda bulabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hud, 2&#8217;de, &#8216;Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Kuşkusuz ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.&#8217; denmektedir. Konuşan kimdir? Muhammed mi yoksa Allah mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hud suresi birinci ayette: &#8220;Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlam kılınmış, sonra da şu şekilde açıklanmış bir kitaptır.&#8221; buyurulmaktadır. Yani daha birinci ayette &#8216;kitabın sahibi, göndereni&#8217; açıklanmaktadır. Gelelim ikinci ayete. İkinci ayette, &#8216;Hz. Peygamberin, Allah tarafından görevlendirildiğinin duyurulması&#8217; söz konusudur. O bir peygamberdir, herhangi bir insan olarak değil, Allah tarafından görevlendirilmiş &#8216;uyarıcı ve müjdeleyici&#8217; bir elçidir! Yani ayetlerin akışında bir kopukluk veya mana bozukluğu yoktur! Konuya biraz daha geniş açıdan bakalım. Kur’an&#8217;ın ilk suresi Fatiha Suresinde, besmeleden hemen sonra, &#8216;Hamd, âlemlerin Rabbi Allah içindir.&#8217; buyurulmaktadır. Ayet, &#8216;De ki&#8217; ey Muhammed!’ şeklinde başlamamıştır. Ama Arap dilinde &#8216;iltifat sanatı&#8217; denen ve &#8216;sözü söyleyenin kim olduğunun anlaşıldığı&#8217; edebi söz sanatı vardır ve bu Arapçada çok kullanılan bir sanat* türüdür. Bu Arap dili ve edebiyatında meşhur bir sanattır ve ateistleri kandırmak için (!) sonradan uydurulmuş değildir! Bir başka dil ve o dilin edebi sanatı hakkında konuşurken, o dilin özelliklerini bilmek ve ona göre değerlendirme yapmak gerekir. Kendi dilimizin kuralları ile başka bir dilin, hele bir de o dilin sanatsal/edebi örnekleri hakkında yorum yapma yetkisini kişinin kendinde görmesi, sadece aşırı cehaletten kaynaklanan bir cesaret ile açıklanabilir ki, buna Dunning Kruger Sendromu denmektedir! Konumuza dönersek, ayetleri bizzat kendi önce ezberleyen ve sonra da vahiy katiplerine yazdıran (‘Kur’an&#8217;ın aslı yakıldı mı?’ adlı yazımızda konu detaylı ele alınmıştır) Hz. Muhammed, Allah&#8217;ın peygamberi iddiasında olduğuna göre neden bu &#8216;gaflarını&#8217; yazdırma esnasında düzelttirmemiştir?! Bu sanatla ilgili Kur’an&#8217;da birçok örnek vardır. (‘Kur’an&#8217;da hitap tarzları, &#8220;Ben- Biz, Sen, O&#8221; ifadeleri’ adlı yazımıza bakılabilir.) Ayrıca vahyin geldiği ilk dönemlerin şiddetli İslam düşmanı olan müşrikler neden bu sözlere itiraz etmemiş, bu konudan hareketle peygamberimize saldırmamışlardır? Yoksa onlar bu sanata vakıf idiler ve onlar açısından gayet normal bir hitap tarzı mı vardı ortada? Ayrıca, hadisleri (yani kendi sözlerini) ayetler ile hiç birbirine karıştırmayan, Kur’an yazılırken hadislerin yazılımına belli bir süre, ayet ve hadislerin birbirine karıştırılma ihtimaline karşı engel olan bir insan nasıl olur da bu &#8221;gafı&#8221; yazılı hale getirip ölümsüzleştirebilir?  Aynı durum En’am suresi, 114. ayet için de geçerlidir. 111. ve 112. ayetlerde Rabbimiz kendi adına konuşurken hemen sonraki ayette, &#8216;de ki&#8217; lafzı olmadan, aynı sanatsal ifade ile ayete devam etmektedir. Zaten 115. ayette de yeniden Rab olan &#8216;Allah&#8217;ın sözü&#8217;nden bahsedilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*İltifat sanatın incelikleri hakkında, “Ahmet Yüksel tarafından yazılan, &#8216;Arap dilinde iltifat sanatının tarihi seyri &#8216; ve Muhammed Mahcub el-Hasen&#8217;in, &#8216;Kur’an&#8217;ı Kerim&#8217;de İltifat Sanatı: Faydaları ve Amaçları&#8217; adlı makaleleri ile, İsmail Durmuş, İltifat, DİA, İstanbul, 2000, cilt: XXII, s. 152-153; Süleyman Molla İbrahimoğlu‚ Kur’an-ı Kerim’de İltifat Sanatı, Diyanet İlmi Dergi, cilt 33, sayı: 1, 1997, ss. 15-35; Abdurrahman Özdemir, Kadim Bir Söz Sanatı: İltifat ve Kur’an’da İltifat Örnekleri, İslami İlimler Dergisi, yıl: 1, sayı: 2, 2006; Kadir Kınar, Belağatta İltifat, Bilimname (Düşünce Platformu), VII/2, s.75-106; Mehmet Dağ‚ Kur’an’da Üslup Diyalektiği: İltifat (Zamanlar ve Şahıslar Arası Geçiş)” adlı çalışmaları da tavsiye edebiliriz.  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Her canlı ölümü tadacaktır deniyor, ama &#8216;Turritopsis Dohrni&#8217; adlı deniz anası, yaşlanmadan dolayı ölmüyor, olgunluk dönemine ulaşınca hücrelerini yenileyebilir. Ayrıca bölünerek çoğalan bakteriler de ölmüyor.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Her canlı ölümü tadacaktır.&#8221; (Ali İmran, 185; Enbiya: 35; Ankebut, 57) Bu değişmez evrensel bir kuraldır. Verilen her iki örnek, sadece &#8216;ideal koşullar&#8217; olduğu müddetçe devam eden bir durum için söz konusudur. Ama sinir sisteminde oluşacak bir zarar, dış müdahale veya başka canlı tarafından yenme durumunda ölüm olayı yine gerçekleşmektedir! Ateist, &#8216;Bakteriler ölümsüz&#8217; dese de bilimsel gelişmeler, bölünerek çoğalan bu canlıların simetrik değil asimetrik çoğaldığını ispat etmektedir. Yani bölünme ile çoğalan yeni canlı, ‘farklı bir tür’ olarak çoğalmaktadır. &#8220;Eğer bakteriler simetrik olarak çoğalsa, yaşlanma olmazdı. Ama ortada asimetrik bir çoğalma olduğu için, daha fazla zarara sahip yeni hücre yaşlanmaktadır.&#8221; (Camilla U. Rang, Annie Y. Peng, Lin Chao.Temporal Dynamics of Bacterial Aging and Rejuvenation. Current Biology, 27 October 2011; Ayrıca bakterilerin de yaşlandığına dair araştırma için tıklayınız: https://journals.plos.org/plosbiology/article?id=10.1371%2Fjournal.pbio.0030045&amp;fbclid=IwAR0uPAgjPNA2-diI-w2l47d0w2O026eDCSgokuSpLIo_jEi_mYk5BTNo20U: Aging and Death in an Organism That Reproduces by Morphologically Symmetric Division: Morfolojik simetrik bölünmeyle çoğalan bir organizmada yaşlanma ve ölüm. Tarih: 1 February 2005) Zaten uygun ortamın her zaman bu dünyada devamlı olması imkansız bir durumdur. Her canlı ki buna bakteriler ve denizanasının her türü de dahildir, belli ısının üzerindeki bir sıcaklığa maruz kaldığında ölmektedir. Basınç, düşman tarafından yenme veya doğal ortamların bozulması gibi etkenler sonucu her canlının yaşamı son bulmaktadır. Prof Thomas Bosch bu konuda: &#8216;Ölümsüzlük diye bir şey yoktur. Yaşlanmadan dolayı değilse de, başka canlıların verdiği zarardan, hastalık veya volkanik patlama gibi çevre koşulları nedeni ile ölüyorlar.&#8217; (BBC Earth, Big Questions, 15 Jun 2015) demektedir. Zaten &#8216;metal yorgunluğunun&#8217; olduğu bir evrende, dünyanın ve içindekilerin (termodinamiğin ikinci yasası gereği) bir sonunun olduğu da (kıyamet) bilimsel bir gerçekliktir. Kısaca ölümsüzlük sadece bir iddia ve bir hayaldir. Bu teori de, ateistlerin bilimsellikten uzak bir başka görüşü olarak anılmaya devam edecektir. Ateistlerin temel problemi, aklın bir sınırı yokmuş ve sanki bilim en son noktasına ulaşmış, keşfedilecek bir şey kalmamış gibi hareket etmeleridir. (Bu konuda, ‘Bilim değişmez mi?’ adlı yazımıza bakılabilir.) Halbuki, şahsen benim defalarca tecrübe ettiğim şey; zaman geçip bilim ilerledikçe Kur’an&#8217;ın söylemlerinin haklılığının her defasında bir kere daha ortaya çıktığı ve Kur’an’ın içeriğinin bilimsel olarak ispat edildiği gerçeğidir! Örneklere bu yazıdan da, &#8216;İslami emirler, yasaklar ve hümanizm&#8217; adlı yazımızdan da ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an&#8217;ın yazılması mümkün değildir, yazım ve dil bilgisi kuralları daha sonra ortaya çıkmıştır ve Kur’an&#8217;da bu dil bilgisi kurallarına göre hataları bulunmaktadır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gramer kaideleri, dilin ilk sahiplerinin kullanımlarından derlenmiştir. Bu genel bir kabuldür. Herhangi bir dilin “gramer kaideleri”nin konulması o dili kullanan ilk sahiplerinin konuşmalarını ve anlayışlarını öncelemez, önceleyemez de. Örneğin İngilizce. Biri çıkıp bu dilin kaidelerini ortaya koyuncaya kadar uzun bir süre konuşulmuştur. Bir dilin grameri insanlar tarafından tesis edilmiştir, ama bu, o dilin ilk sahipleri tarafından konuşulması ve anlaşılmasından önce olmamıştır. Yunanca’yı ele alalım. Bildiğimiz üzere Yunanca çok eski bir dildir. Yunanca’ya dair ilk gramer kitabı, ancak milattan önce ikinci asırda Dionysius Thrax tarafından yazılmıştır ve bu kitap o kadar özettir ki sadece kelime bilgisine hasredilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Gramerin (Dilbilgisinin) derlenmesinin, dilin gelişiminde bir aşama olduğu genellikle bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Dilin tarihi iki farklı safhaya ayrılır. Biri “gramer öncesi”, diğeri de “gramer sonrası” aşamadır. Bir dilin grameri insanlar tarafından ortaya çıkarılır ama bu, o dilin ilk sahipleri tarafından konuşulması ve anlaşılmasından sonra olur. ‘Gramer kuralları dilin ilk sahiplerinin kullanımlarından derlenmiştir.’ Yani biri çıkıp bir dilin kurallarını ortaya koyana dek uzun bir süre o dil konuşulur. Arap gramercilerin çalışmalarına da kaynaklık yapanlar; şairler, yazarlar, hatipler ve o dili konuşanlardır. Gramer sonrası aşamada ise gramer kaideleri; yazarlar, şairler, hatipler ve diğer dili kullananlar tarafından, kendi yazdıkları ve konuştuklarının doğruluğu için bir ölçü olarak kabul edilmiştir. Arap edebiyatının ittifakla kabul edilmiş başlıca ‘iki kaynağı Kur’an ile İslam öncesi ve İslam dönemi şiirileridir.’ Nahiv (Arapça dilbilgisi, Arap dilinin yapısının) kuralları Arap dilinin en temel kaynaklarından biri kabul edilen ‘Kur&#8217;an’dan alındığı halde’ Kur’an’da nasıl hata olabilir? Aslında Kur&#8217;an’da hata aramak, “Tamamen, astronomlar tarafından yazılan eserlere dayanarak kainatta hata bulmaya çalışmak gibidir.” Nahivciler ile Arap dilinin diğer bütün dilbilimcileri, istisnasız bir şekilde Kur’an-ı Kerim’i, nahvin ve Arap dilinin diğer bilimlerinin kaynağı olarak kabul etmişlerdir. Bu sebeple Arap gramerinin kurucuları olan Sibeveyhi, Zemahşeri, İbn Hişam, İbn Malik, el-Ahfeş, el-Kisai, el-Ferazdak, el-Ferra’, Halil b. Ahmed el-Ferahidi ve diğer pek çok meşhur nahivci ve dilbilimci, nahve veya dile ait herhangi bir kuralı tespit ederken, mümkün olan her yerde iddialarını desteklemek için delil olarak sadece şiir beyitlerini değil aynı zamanda Kur’an ayetlerini de zikretmişlerdir. Ferahidi, “Kitabu’l-Cumel fi’n-Nahv”adlı eserinin önsözünde şunları yazmaktadır: “Her manayı kendi babında, Kur’an’dan ve şiirden delil getirerek açıkladık.” Aynı şekilde Howell, “A Grammar of the Classical Arabic Language” adlı eserinin önsözünde şunları ifade etmektedir: “Gramercilerin hedefi klasik kullanımları izah etmektir. Onların kurallarında kullandıkları şahitler; Kur’an metinleri, hadis pasajları, meseller/örnekler, çöl Araplarından işitilerek nakledilen ibareler ile şiirdir.” Şurası da bir gerçektir ki, beliğ/sanatlı ve dilleriyle gurur duyan Araplar, Kur’an vesilesiyle İslam’a girmeye başlamışlardır. Hz. Peygamber nübüvvetinin ilk on üç yılı boyunca, sadece, Kur’an’ı insanlara sunmuştur. ‘Ne tuhaftır hiç kimse Kur’an’ın diline veya üslubuna itiraz etmemiştir.’ Aksine, Müslüman olmayı reddeden Araplar bile Kur’an’ın dili ve üslubu hususunda hiç bir şey söylememişlerdir. Tüm bu nedenlerle de, Kur’an’da gramer hatası aramak anlamsızdır. Zaten Kur’an’ın otorite konumu, Arap dili ve Edebiyatının en kabul görmüş sahipleri veya otoriteleri; nahivciler, lügatçiler tarafından tamamen anlaşılmış ve takdir edilmiştir. Nahivcilerin çalışmalarında en temel kaynak materyal olan Kur’an, nahivcilerin eserleri esas alınarak tenkit edilemez.” (M. Vecih Uzunoğlu, Nüsha, Yıl: V, Sayı: 18, Yaz 2005, 7-32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an&#8217;ı, kendisinin kaynaklık ettiği bir disiplinin altında değerlendirmek veya ona uygun olup olmadığını ölçmek mantıklı bir bakış açısı olmaz. Kur’an&#8217;dan önce Arap dili ve grameri üzerine bir kitap yazılsa, ateist ve oryantalist ithamların en azından bir haklı dayanağı olabilirdi ama yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Arap dil bilgisi kuralları üzerine araştırmalar ve eserler Kur’an ortaya çıktıktan sonra (III. yüzyıl başlarından itibaren) yazılmaya başlanmıştır. Bugün bize farklı gelen ve Arap dil bilgisi kurallarına muhalifmiş gibi algıladığımız bazı dil kullanımları Ebu Ubeyde, Ferra, Hamidullah ve benzeri ilim ehlinin de işaret ettiği üzere, aslında o günün insanının kullanımıyla uyumludur. Zira bu ‘kural dışı kullanımlar, gerek Kur’an’ın muhataplarının kullandığı günlük konuşma dilinde gerekse de Arap divanı olarak tabir edilen cahiliye şiirinde kendisine sıkça yer bulmaktadır.’ Çok geniş bir coğrafyada konuşulan Arapçanın çeşitli lehçelerine ait özelliklerle dolu olan Kur’an’ın, bu dil zenginliğine bağlı olarak gramere aykırı bazı yapıları kullandığı görülür. Çünkü Arap gramerinin oluşturulmasında edebi lehçe diye anılan daha dar bir dil çerçevesi esas alınmıştır. (Soner Gündüzöz, Kur&#8217;an’da yerleşik gramer kurallarına aykırı dil yapıları, Nüsha, yıl: II, sayı: 6, yaz 2002) Kur’an, indiği dönemin ortak edebi dili olan Kureyş lehçesiyle inmiştir. Ancak bünyesinde başka lehçelere de yer vermiştir. Bu sayede Kur’an, Kureyş lehçesi kadar gelişememiş diğer lehçelerin de gelişmesine zemin hazırlamış, farklı lehçeleri birbirine yaklaştırmıştır. Aynı şekilde Kureyş lehçesini konuşanlar da diğer lehçelerdeki kelimeleri öğrenme fırsatı bulmuşlar, dillerinde meydana gelen zenginliğin nimetlerinden yararlanmışlardır. Yani ‘Kur’an, kendi dilini yine kendisi oluşturmuştur.’ Kur’an, ne kelime ne de gramer noktasında kendini tek bir üslup ya da lehçeyle sınırlamamış, Kureyş ortak edebi dil olmak üzere diğer lehçelerden de kelime ve gramer almakla kendi dilini oluşturmuştur. Arapçanın, yazı dili haline gelmesi de Kur’an sayesinde olmuştur. Özetle, “Arapların Kur&#8217;an&#8217;dan önce herhangi bir gramer kitabı yoktu. Arapçada kullanılan gramer zaten Kur&#8217;an&#8217;dan sonra bizatihi Kur&#8217;an metinlerinden çıkarılmıştır. Yani Kur&#8217;an, gramerin kendisinden türetildiği bir kitaptır. Gramerin kaynağı Kur&#8217;an, o gramer kurallarını yazanlar Müslüman ama o yazılan gramerden Kur&#8217;an&#8217;da hata bulan 21. yüzyıl insanı! Ne denilebilir ki? Ayrıca cahiliye şiirleri de Kur&#8217;an kadar eskiye nispet edilmiş değildir. Şiirler Kur&#8217;an gibi kelime kelime korunmuş, tamamı derlenebilmiş de değildir.” (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 45, 48, 51) Ek bilgi için “Kur’an, icaz, belagat” adlı yazımıza da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Biz bir gerçeklik var ki varız. 1)Evren nihai sonsuz bir varlık olsaydı(Mutlak varlık) Bizler var olamıyacaktık. 2)Tanrıda nihai sonsuz bir varlık olursa(mutlak varlık) bizler var olamayız. Çünkü Mutlak olarak var olan bir varlığın yanında bașka bir varlık daha olamaz. Çünkü varlıkta ikilik olmaz.Varlıkta teklik olur. Yani ya sadece o gerçeklik(Tanrı,vb&#8230;) vardır. Yada sadece canlı-cansız tüm varlıklar vardır. Soru:Bu durumda bir paradoks ortaya çıkar. Peki bu paradokstan nasıl kurtulabiliriz??</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Varlık ikiye ayrılır. Mümkün varlık, zorunlu varlık. Yaratılanlar mümkün varlıktır. O (cc) ise ezeli ve ebedidir; Başlangıcı ve sonu olmayandır! Biz insanlar ise her şeyi ile sınırlı varlıklarız! Temel soru, cennetin ebedi olması ile alakalıdır ki, bu konuda bile biz insanların ezeli olmadığımızın öncelikle altını çizelim! Peki, edebilik nedir? Asıl mesele sonsuzluk kavramı çerçevesinde ortaya çıkmaktadır. Bilim, evrenin devamlı genişlediğini (Big Bang) ispat etmiştir. Ama sonuçta evreninde bir sınırı/sonu vardır ama bir insan şu an dünyadan hareketle evrenin sınırına ulaşmaya çalışsa bunu başaramaz. Çünkü insan yol aldıkça evrende genişlemeye devam ettiği için hiçbir şekilde o sınıra ulaşamayacaktır! Bir sınırı olsa da, insanın bu sınırlı imkan ve yetenekleri (ışık hızına ulaşamama, uykuda yolculuğun zorluğu, kara delik, gök taşları vs.) o sınırlara ulaşılmasını imkansız kılacaktır. Sorunun cevabı bence burada;  insana göre sınırsız gibi olan ama aslında sonsuz olmayan gerçeklik söz konusudur. Sonsuz bilgi, güç, merhamet sahibi Rabbimize hamdolsun ki, O&#8217;nun varlığı ve bildirdikleri sayesinde sınırlı zekamız ve imkanlarımızla cevabına ulaşamayacağımız birçok soruya cevap bulabilmekteyiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yoksa gerçek olana ulaşmak mümkün olabilir mi idi?! Sonsuz sayıdaki birçok faktörün etkisi altında kalarak çevremizle alakalı 5 duyu organımızla ve ancak belli bir frekans aralığında olan çok az sayıdaki şeyi algılıyoruz ve bu algıladığımız belli bir frekans aralığındaki sinyaller de birçok faktörün etkisi altında kalarak çarpık bir șekilde beyne geliyor ve insanların hakikati anlama çabasıyla bazı gerekçelere baș vurarak bir șeylere anlam yükleme çabası sonucu bilim, felsefe, ezoterik öğretiler, ideolojiler ortaya çıkıyor. Ama sonuçta bilimden felsefeye varılan sonuç bir sonraki aşamada yanlışlanmakta (‘Bilim değişmez mi?’ adlı yazımıza bakılabilir) ve bu kısır döngü sürekli olarak devam etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> O zaman Eflatun&#8217;un mağara benzetmesinde olduğu veya günümüzde matrix diye özetleyebileceğimiz, aslında sadece ‘hayaller dünyasında yaşadığımız’ iddiasını mı kabul etmemiz gerekecek?! Asla! Akıl ile insan sadece belli bir çerçeveyi idrak edebilir! İşte  burada &#8216;vahiy&#8217; devreye girmektedir! Aklın (tıpkı görme, duyma vb.) sınırı vardır, sınırları zorlayınca insan yaratılış amacının dışına çıkar, vardığı yanlış sonucu hayatının amacı olarak kabul eder! Tekrar iddiamıza dönelim: İnsan vahiy kökenli dine odaklanmalıdır. Yoksa ateizmden komünizme, deizmden uzaylılar tarikatına, ‘nefsini ilah edinen’ toplumlar arasında insanlar kaybolur gider! Değil hak olmayan din; dini reddedenler bile aslında bir dine, ideolojiye, sapık bir tarikata mutlaka inanır yani iman ederler! Bu konudaki örneklere yukarıdaki &#8216;Ateist akıl&#8217; adlı yazımızdan ulaşabileceğinizi tekrar hatırlatalım! Özetle temel mesele; gerçek inanılması gerekeni bulup onda sebat edebilmektedir ve bizler Ebedi ve Ezeli olan tarafından yaratılan mahluklarız, O’nun sayesinde var olduk ve var olacağız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ben Kur’ani iki kapak arasi 60-70 kez okumuşumdur belki . Ama ben Kur’anda hikmetli, mucizeli şeyler bulmak istiyorum. Yani Kur’andaki hikmetleri bulmak , keşfetmek istiyorum. Bunun için napiyim?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaşa! O zaman hem hayatın hem ruhun anlam kazanacaktır! Geleceğe de umutla bakacak ve seni dünyada yenecek, baş eğdirecek hiçbir görmeyeceksin! İşte mucize de budur! Kur’an dışındaki ‘tüm’ fikirlerin, hatta bilimsel iddiaların dahil 50-100 yıl içinde eskidiğine şahit olmuyor muyuz?! Kur’an ise hâlâ dünyaya umut ve ışık saçmaya devam etmektedir! 1440 sene önce çölün ortasında, okuma yazması olmayan birisinin insanlara tebliğ ettiği kitapta güncel birçok bilimsel gerçekler hâlâ keşfedilmektedir! (Detay için, ‘Ümmi peygamber’, ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazılarımıza bakılabilir!) Bilim ve insan tecrübesi ilerledikçe Kur’an’a yaklaşılmaktadır. (Bu konu için de, ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir!) 1400 senedir, Mekke’li müşriklerden günümüz ateist ve oryantalistlerine dek, kendine bu kadar iftira atıldığı halde ayakta kalıp hâlâ insanlara umut ve ideal sunan başka bir kitap var mıdır? Bu bile tek başına bir mucize değil midir? İçindeki insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunulan tekliflere muhalif olan diğer sistemler insanlara ne kadar huzur sağlayabilmiştir? (Bu konu da, ‘İdealler ve tarihten pratik realiteler’ adlı yazımıza bakılabilir!) ‘Kur’an’daki ‘bilim’, ‘hümanizm’ ve ‘pratikler’ ideal olan hikmet/mucizeleri size sunacaktır. Hayatımızda onları tatmak için ise, sadece bilmek değil uygulamak; yaşamak; hissetmek gerekmektedir. İşte o zaman kalp mutmain olur, gönül huzur bulur, insanlık dünya ve ahiret saadetine kavuşur! Bunun yolu da amellerde ihlaslı olmak ve doğru yol arkadaşları seçmekle mümkündür. Ayrıca ‘İhlas’ adlı yazımızı da önerebiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Allah (cc) neden diğer kutsal kitapları korumadı da sadece Kur’an&#8217;ı korudu?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“</strong>Özellikle deistler, &#8216;Allah tek ise, neden bir kaç din var&#8217; şeklinde soru sorarlar. Halbuki Allah zaten tek bir din göndermiştir. Tüm ilahi kitaplar, Allah katından indirilmiştir yani, Müslümanlığın kitaplarıdır.” (Hüseyin Selim Kocabıyık, Ateizm ve Deizm, s. 65) Burada asıl ihmal edilmemesi gereken konunun Yüce Yaradan’ın insanları hiç bir zaman vahyinden uzak bırakmaması, her zaman ve mekanda onlara emir ve yasaklarını bildirmiş olmasıdır! Rabbimiz her topluma mutlaka peygamber göndererek onları vahyine muhatap kılmıştır! Kitaplar insanlar tarafından bozulsa da insanların iyiliğine olan emirleri ve insanlara zararlı olan yasakları içeren kurallar zincirini her zaman bildirmiş, onları kılavuzsuz bırakmamıştır. (Bu konular, &#8216;İslam tüm dinlerin özüdür&#8217; ve ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazılarımızda ele alınmıştır.) Kısaca Kitapların bozulması vahyin kesintiye uğradığı anlamına gelmemektedir. Ayrıca, mesela İncil korunmaya alınsa bu defa neden Tevrat korunmamıştı sorusu gündeme gelecektir! Tevrat korunsa neden suhuf/sayfalar korunmamıştı sorusu sorulacaktır. Yani amaç kulluğun nasıl yapılacağını sorgulamak değil, nasıl kaçılacağını aramak olunca, amaçtan uzaklaştıran sorular asla son bulmamaktadır! Cevaba geçmeden önce bilinmesi gereken diğer hususun, peygamberimizden önceki tüm peygamberlerin bir bölgeye veya topluma gönderilmiş iken, Hz. Muhammed&#8217;in tüm dünyaya gönderilmiş bir peygamber olduğu (Enbiya, 107) gerçeğidir. “Peygamberlerin hepsi, Hz. Muhammed hariç, sadece kendi toplumları ile sorumlu tutulmuştur.” (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 73) “Önceki kitaplar sadece belli kavimlere özel olarak indirilmiştir. Evrensel tarafları yoktur. Çünkü bir peygamberden sonra başka bir peygamber gönderilerek insanlar ardı sıra uyarılıyorlardı. Kur&#8217;an ise tüm insanlara gönderilmiştir.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 183) Bu konu ayrıca, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ adlı yazımızdaki ‘Kur’an sadece Araplara mı indirilmiştir?’ başlıklı soruda ele alınmıştır. Diğer bir husus da kıyametin yaklaştığı (Necm, 57; Müslim, Cum’a, 43; İbn-i Mace, Mukaddime, 7)  gerçeğidir! Rabbimiz Kur’an’ı bölgesel değil evrensel mesajla, ilk insandan itibaren gelen din olan İslam’ın son versiyonu olarak insanlığa göndermiş ve onu koruma altına almıştır. Tevrat&#8217;ın içinde &#8216;iman, ibadet ve toplumsal hayat&#8217; ile ilgili kurallar vardı. Zebur daha çok &#8216;dua&#8217; içerikli iken İncil&#8217;de ise &#8216;ahlak&#8217; ağırlıklı emir ve yasaklar bulunmakta idi. Kur’an&#8217;da ise, tüm bu içeriklerin &#8216;bozulmayan ve güncellenen asıl halleri&#8217; toplu olarak gönderilmiştir! Yani, Tevrat korunmuş olsa, Kur’an&#8217;da var olan ama Tevrat’ta olmayan ahlak ve dua bölümleri eksik kalacak, insanlık bunlardan mahrum kalacaktı ki, bu, diğer kitaplar için de aynen geçerlidir! Suhuflar ise koruma altına alınmamıştır çünkü insanlık daha sonra pek çok yeni meselelerle karşılaşacaktır ve o konularla ilgili hükümler o sayfalarda bulunmuyordu. Mesela Adem aleyhisselam zamanındaki sayfalarda faiz, içki vb. gibi haramların bulunmadığı muhakkaktır. Allah (cc) son peygamberi gönderdiği ve artık peygamber gelmeyeceği için, bu son ilahi kitabı koruma altına almıştır. Kur’an içeriği itibari ile kıyamete dek tüm insanların ihtiyaç duyacağı emir ve yasakları bünyesinde barındırmaktadır. Kıyamete dek başka kitaba da ihtiyaç yoktur, o nedenle de son ilahi ve korunan kitap Kur’an&#8217;dır! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Şeytan cennete girip Adem&#8217;i nasıl kandırdı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cennet, ‘bahçe’ anlamına gelir. (DİA, Cennet maddesi) &#8220;Hz. Adem ve Hz. Havva&#8217;nın çıkarıldıkları yer, her türlü dünya nimetlerinin bulunduğu bir mevki olabilir.&#8221; (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 111; M. Şa&#8217;ravi, Fetava, III/436) Hz. Adem bildiğimiz anlamdaki bir cennette değil, yeryüzünde yaratılan cennet gibi bir bahçede yaratılmış ve eşi ile yasak meyveyi yiyince yeryüzünün daha alçak yerlerine sürülmüştür. İbni Abbas, Ebu Hanife, Maturidi de bu görüştedir. (Kayyım, Hadi&#8217;l-Ervah, s. 25, Maturidi, T. Ehli Sünne, I/425, Razi, M. Gayb, III/4) Ayrıca ahiret cennetinde emir, sorumluluk, yasak yoktur. O cennete giren çıkmaz, orada günah olmaz, şeytanda oraya giremez. Zaten Cenabı Allah (cc) Bakara 30. ayette de, &#8220;Yeryüzünde halife yaratacağım.&#8221; buyurmaktadır. Bakara 36. ayette, cennetten inin ayetinde geçen kelime &#8220;hebata&#8221; fiilinden türeyen, &#8220;ihbitu&#8221; emridir ki, Rağıb el-İsfahani bu kelimeyi &#8220;inin, gözden düşün&#8221; (Ragıb, Müfredat, s. 781) şeklinde yorumlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam&#8217;ı duymayan insanların hali ne olacaktır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ali İmran suresi 85. ayette, &#8220;Kim İslam&#8217;dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır&#8221; buyurularak genel bir hükmü bize bildirilirken, yine aynı surenin 113-115. ayetlerinde ise özel bir hükmü bizlere haber vermektedir. Allah&#8217;a inanıp, ahireti inkar etmeyen ve iyi işler işleyenlerin amelleri boşa gitmeyecektir: &#8220;Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gecenin saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allah&#8217;ın ayetlerini okurlar.  Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah kendisinden gereği gibi sakınanları bilir.&#8221; Ama altını çizerek belirtelim bu hükümler günümüz ‘İslam&#8217;dan haberi olan’ Yahudi-Hristiyanları kapsamaz! Onlar için 85. ayet geçerlidir. Yani, mesela internet yok, gazete yok, İslam’ı hiç duymamış ve ormanların derinlerinde kalmış bir topluluk var. Oradaki insanlar ‘tek Allah’a (Enam, 76-79) ve ahirete (‘Deizm yanılgısı’ adlı yazımıza bakılabilir) inanmalı ve ahlaki bir hayat yaşamalıdır!’ Benzer içerik için, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ adlı yazımızdaki, ‘Hristiyanlar cennete girebilecek mi?’ başlıklı soruya verilen cevaba da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca bu konuda aynı surenin uyarısını da asla göz ardı etmemeliyiz!: “Vallahu ya&#8217;lemu ve entüm la ta&#8217;lemun: “Siz bilginiz olan şeyler hakkında tartışırdınız, ama hiç bilmediğiniz şey hakkında neden tartışıyorsunuz? ‘Her şeyin en doğrusunu Allah bilir’ siz bilmezsiniz!” (Ali İmran, 66) Başkalarının imanından önce her nefis öncelikle kendi imanını kurtarmaya odaklanmalıdır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an&#8217;da Hz. Muhammed&#8217;e özel ayet var mıdır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Yunus Suresi, 94. ayet: &#8220;Ey Resulüm<strong>, </strong>eğer sana indirdiğimizden kuşkuda isen senden önce kitabı Tevrat&#8217;ı okuyanlara sor.&#8221; Kur&#8217;an&#8217;ın yöntemlerinden birisi, insanlara yapacağı hitabı Resulullah&#8217;ın şahsına yöneltmesidir.<strong>’ </strong>(Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 250) Kur’an, Hz. Muhammed&#8217;in Müslümanlar için örnek/rol model bir şahsiyet (Ahzab, 21) olduğunu bizlere bildirir. Efendimiz Kur’an&#8217;ı hem açıklayıcı (Nahl, 44) hem yaptıkları ile  İslam&#8217;ın emirlerinin pratiğe geçirilmesiyle görevli (Tirmizi, tefsir, 2, Buhari, ezan,18, Nesai, menasik, 27) ve hem de Kur’an&#8217;ı hayatına aktaran  bir ‘Yaşayan Kur’an’; ‘Ahlakı da Kur’an ahlakı’ (Müslim, Müsafirin, 139) olan birisi idi. Dolayısı ile Efendimize yönelik gözüken ayetler aslında, insanlara örnek olması istenen kuralların aktarıldığı ayetlerdir. Bakara 204: &#8220;İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri ‘senin’ hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah&#8217;ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.&#8221; Bu ayet aynı zamanda ve aslında bize de hitap etmekte değil midir? En’am, 68: &#8220;Ayetlerimiz konusunda &#8216;alaylı tartışmalara dalanlar bir başka söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Artık zulmeden toplulukla beraber oturma.&#8221;  Bu sadece Efendimize verilen bir emir midir? Taha, 2: “Ey Muhammed! Biz, Kur’an&#8217;ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah&#8217;tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.”  Bu ayet de sadece Efendimize değil tüm İslam tebliğcilerine hitap etmekte değil midir?  Veya Ahzab 32:  “(erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın” buyururken, bu uyarı sadece Efendimizin hanımları olan bizim manevi annelerimize yönelik özel bir ayet midir? “Peygamberimizin özel hayatı ile ilgili görünen ayetler aslında hukuki hükümlerin konulmasını da amaçlar. Mesela İfk Hadisesi ile inen ayetler zina iftirasının cezasını; Tahrim suresi, yemini bozarak kefaretin ödenmesi gerektiğini; Zeynep validemizle ilgili ayetler evlatlık müessesesi ile ilgili konuları açıklar.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım bitmedi, s. 100) Tahrim 1. ayet ile helal bir şeyi insanların kendilerine haram kılmalarının yanlış olduğu aktarılmış, Ahzab 53. ayette de ev sahibinin izni ile evlere girilmesi konusunda Efendimiz üzerinden adap kuralı topluma öğretilmiş, 36. ayette Müslüman olduğunu iddia edenlerin hayat standartlarını ve yaşayışlarındaki kuralları Kur’an ve sünnet çerçevesinde çizmeleri istenmiş, Sad 86. ayette İslam tebliği yapanların bunları dünyalık menfaat için yapmamaları hatırlatılmış, Enfal 41. ayetle ise devletin vergilerinin paylaştırılması konusuna açıklık getirilmiştir. Yani hiç biri Efendimize özel bir ayet değildir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ahzab, 28: “Ey peygamber! Eşlerine şöyle de: &#8220;Dünya hayatını ve güzelliklerini istiyorsanız gelin size bir şeyler vereyim sonra da güzellikle sizi serbest bırakayım.”; Ahzab, 30: “Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayasızlık yaparsa onun cezası ikiye katlanır, bu Allah için kolay bir şeydir.” ayetlerini nasıl anlamalıyız?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahzab 28. ayette Allah (cc) peygamber özelinde ‘Allah’ı hiç kimse için ikinci planda bırakmayın’ uyarısını yapmaktadır. 29. ayette, ‘Allah yolunda yaşamı peygamberle beraber ahiret odaklı yaşarsanız, büyük ödül asıl buradadır’ denmekte ve 30. ayette ise topluma yön veren düşünürlerin, liderlerin savundukları davaya zarar vermemek için yaşantılarına, davranışlarına, sözlerine, aile hayatına diğer insanlardan iki kat daha özen göstermeleri gerektiği mesajı verilmektedir. (H. Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı İddialar ve izahlar, s. 76)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Mücadele Suresi 12 ayet de peygamberle görüşmeden önce sadaka verilmesi istenmektedir. 13. ayette ise ‘sadaka sunmaktan korktunuz mu?’ denilerek sadaka sunma şartı kaldırılmaktadır. Bunun anlamı nedir, günümüzdeki yansıması nasıldır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sadaka kelimesi ‘sadakat’ten gelir. Davaya sadık olanların göze aldığı bir bedeldir sadaka. Bazı insanlar paraya sahip olduğu halde, onun kölesidir. Malın kölesi, efendisini vermez, veremez! Zaten bu sadakalar Allah&#8217;ın resulünün şahsına verilmemekte, ‘Beytül mal’ denen devlet hazinesine aktarılmaktadır. Zengin bazı münafıklar, peygamberin vaktini boşa aldıkları için bu ayet inmiştir.  Zaten varlıklı münafıklar, sadaka verdikleri zaman bu paranın devlet hazinesine girmesini istemedikleri için özel görüşme isteklerinden vazgeçmişlerdir. Fakat gerçek ihtiyaç sahibi olup fakir olanlara da ayetin devamı hitap etmektedirler. Onlar, Peygamber ile görüşmek için sadaka vermek zorunda değillerdir. Yani, zengin münafık ‘bulamadım’ diyemeyeceği fakat hazineye yardım da etmek istemeyeceği için peygamberlerle görüşmekten vazgeçmiştir. Ayetin günümüze bakan yönü ise şudur: İnsanlar bulundukları mevkiye ulaşınca, etraflarında münafıklar türeyebilir. Buna dikkat etmeliler! Diğer sonuç da, toplumun menfaatini önceleyen kişiler belirli makamlara öncelikli atılmalıdır. (Gürger, s. 234) Devlet adamları ile yapılacak bazı özel görüşmeler, geliri devlete vermek kaydıyla makbuza da bağlanabilir. (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 449) Kur’an&#8217;da çok istisna olarak, İslam&#8217;ın çekirdek kadrosunun merkezinde bulunan Efendimize hitap eden ayetler Kur’an’da bulunabilir mi? Mümkündür. Ama bu temel- merkezin sağlamlığı ve örnek olması açısından gereklidir fakat bunların mutlaka topluma dönük bir yönü ve mesajı da bulunmaktadır. Yani &#8220;Ayetler özel bir olay için inmiştir, ancak aynı şartlarda herkes için genel bir emri ifade eder.&#8221; (Muhammed Mustafa el-A&#8217;zami, İslam fıkhı ve sünnet, oryantalist Schacht&#8217;a reddiye, s. 31) Konuyu son bir örnekle bitirelim, Müddessir suresi ki, inen ikinci suredir, Allah (cc) Efendimize şöyle seslenir: &#8220;Ey bürünüp sarınan, elbiseni tertemiz tut, kötü şeyleri terk et, yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.&#8221; (Müddessir, 1,4,5,6) Şimdi efendimiz (Haşa) çok mu kirli-kötü idi, çok mu iyiliği başa kalkardı, tabii ki hayır! Aksine &#8220;Muhammedu’l-emin&#8221; idi O! Bu ayet ile asıl mesaj bizedir. Hitap Efendimizedir ama asıl muhatap öncelikle tüm İslam tebliğcileri ve İslam âlimleridir ve Müslümanlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ahzab, 50. Ayette peygamberin evlenebileceği kişilerin adları yazar. Bu, ona bir ayrıcalık mı ve O’na özel ayetlerin Kur’an’da ne işi vardır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle ayette sayılanlar tüm müminlere helaldir, özel bir durum söz konusu değildir. Aradaki tek fark, mehirsiz peygamberle evlenme ruhsatıdır. Peki, bu bile O’na özel ayet olduğu iddiasını geçerli kılmaz mı? Hayır! Buradan çıkarılacak genel kural şudur: Mehirsizliği yalnız Allah’ın resulu suiistimal etmez. Mehirsiz evlenme sadece peygambere özel bir durumdur ve Nebilik bittiğine göre bundan sonra mehirsiz nikah kıyılamaz, kıymayın! (Gürger, s. 78) Ahzab, 50. ayette yüce Allah, &#8220;Mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helal kıldık&#8221; buyurmaktadır.  Yani ayete göre bir mümine kadın, mehir istemeden peygamberimizle evlenebilir. Ayette, bu durumun sadece peygamberimize &#8216;özel&#8217; bir durum olduğu bildirilmektedir. O zaman bu ayet, peygambere özel bir ayet değil midir? Hayır! Ayetten tüm müminleri ilgilendiren bir hüküm çıkmaktadır: Hiç bir erkek evlenmek istediği kadına mehir vermeden evlenemez!<strong> </strong>Görüldüğü gibi, &#8216;O&#8217;na mahsus&#8217; gözüken her ayet bile aslında genele hitap etmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ahzab 50,51,52 Bu ayetlerde hemen hemen bütün kadınlar Muhammed’e mi helal kılınıyor?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimizin evlilik hayatına baktığımız zaman bu yorumun pratikte uygulanmış olduğunu görüyor muyuz? Hayır! Demek ki, ateistlerin ayetten anladığı ile gerçek aynı değildir! Peki, gerçek nedir? Ayetin ilk kısmı sadece Efendimize değil, tüm inananlara hitap eder, yani ilk bölüm özel değil genel hüküm bildirir. Ayetin ikinci bölümde Efendimizle mehirsiz evlenmeyi kabul eden ‘bir’ kadından (wemraeten: Bir kadın) bahsedilir ki, mehirsiz evlilik sadece peygamberimize özeldir ve bu karşılıklı rıza iledir. Ama burada kesin &#8220;evlen&#8221; diye bir emir de söz konusu değildir! 51. ayet ise, birden çok eşi olan (Bu konuda detay için ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımıza bakılmalıdır.) Müslümanların eşleri arasında adaletli davranmaları gerektiğine işaret eder. Çünkü Efendimiz böyle davranmış ve üzerindeki ağır sorumluluğa rağmen verilen izni kullanmaıp onlarla eşit zaman geçirmiştir. (Buhari, Tefsir, XXXIII/7; Ebu Bekir İbnü’l-Arabi, III/1569) 52. ayette de, ateist iddianın aksine “Bundan sonra artık başka kadınlar sana helal olmaz.” denilerek, Efendimizin evliliğine bir sınırlama getirilmiştir ki, bu ayet bile Kur’an’ı Hz Muhammed’in yazmadığının da ayrıca bir delilidir ve nefsi davrandığı iddialarına bir cevaptır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Nisa 23&#8217;te yasak, Ahzap 50&#8217;de serbest</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Nisa, 23&#8217;te, evlenilmesi haram olan kadınlar sayılır. Ahzab, 50&#8217;de ise, Peygamber Efendimizin evlenebileceği hanımlar sayılır ki, yukarıda da belirttik mesaj evrenseldir ve ayrıca Nisa, 23’te sayılanlar burada zikredilmemektedir! “Burada her iki ayette sayılan hanımlarla Peygamberimiz evlenmiş midir? Hayır! O halde?” (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 185) Ahzab, 50. ayetin içeriği aynı zamanda &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da çelişki yoktur&#8221; adlı yazımızda da ele alınmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. İbrahim şüphe mi etti? Bakara 260. ayette, ölüleri  nasıl dirilttiğini bana gösterir misin?&#8221; derken kalbinde bir şüphe mi vardı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önce ayetin mealine bakalım: “İbrahim “Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!” deyince, Rabbi “Yoksa inanmıyor musun?” demişti. O “Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye” cevabını verdi. Rabbi “Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir” buyurdu.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz.  İbrahim&#8217;in bilgi anlamında bir şüphesi yoktur. Kesin bilgi ‘yakin’ kelimesi ile ifade edilir. Yakin ise üç aşamadan oluşur: İlme’l-yakin, ayne’l-yakin, hakka’l-yakin. Bunlardan hiçbiri bir şüphe/vesvese ifade etmez. Çünkü zaten ‘bilinen bilgi’ türleri, çeşitleridirler! “Öğrenerek ve düşünerek kesin bilgiye ulaşmak “ilme’l-yakin”dir, Hz. İbrahim’le Nemrud arasındaki tartışma (Bakara, 258) ilme’l-yakine örnektir. Görerek ve duyu organlarıyla hissederek kesin bilgiye ulaşmak “ayne’l-yakin”dir. Hezekiel ve Üzeyir arasındaki olayda (Bakara, 258) buna örnektir. Yaparak, yaşayarak, deneyerek, olgunlaşarak kesin bilgiye ulaşmak ise “hakka’l-yakin”dir. Hz. İbrahim’in yaşadıkları da bu aşamaya yani en üst bilgi seviyesine örnektir. (Kur&#8217;an Yolu Tefsiri, I/413) Hz.  İbrahim bilgi olarak Allah&#8217;ın yaratıcılığını biliyor (ilme’l-yakin), gözleri  ile de tabiattan örneklerle (Ay, güneşin hareketleri, kışın tabiatın ölüp yazın canlanması gibi) bunu  gözlemliyordu (ayne’l-yakin)  ama bilgide son aşamaya ulaşmak istiyor; ‘hakke’l-yakin’e şahit olmak istiyordu. Bu bilgi aşamalarının bir benzeri yine  Kur’an&#8217;da Hz. Musa hakkında da geçmektedir. Hz. Musa Tur dağında Allah&#8217;tan vahiy alırken  kendisine Yahudilerin buzağıya taptığı bilgisi verilir. İlme’l-yakin olarak bu bilgi  Musa&#8217;ya verildiği halde ayne’l-yakin yani göz ile görene dek Hz. Musa sakin olmayı  başarır ama gözleri ile bu bilgiyi doğrulayınca sinirlerine hâkim olamaz ve  elindeki levhaları yere atar. (A’raf, 150) Musa (as) ilme’l-yakin bildiği halde  bu bilgi aynel yakine; göz ile görene dek onun tepki vermesine neden olmamıştı.  Halbuki her iki tür de birer bilgi kaynağıdır ama aşamaları ve etkileri farklıdır. Efendimiz Hz. Muhammed de bu ilim derecelerinin farklılığını  şöyle açıklamıştır: “Duymak (ilme’l-yakin), görmek (ayne’l-yakin) gibi  değildir.” (İbn Hanbel, Müsned, I/271) Hz. İbrahim bilgide son  aşamaya ulaşmış, yaratılışa ayne’l-yakinden fazla şahit olmuş, yaratılışın  aşamalarında görev almış ve yaratıcının yaratışını müşahede etmiştir. Sonuçta bu olay zaten Kur’an&#8217;da anlatılan bir kıssadır ve saklanacak-gizlenecek, eksiklik izafe  edilebilecek bir durum da söz konusu değildir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an&#8217;daki müteşabih ayetler konusu. &#8220;Kur’an açık bir kitap&#8221; , &#8221; Anlaşılsın diye &#8221; indirilmedi mi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müteşabih kelimesi aslında Türkçe’de de kullanılan bir kelimedir: ‘Teşbih, benzetme sanatı’ kavramı edebiyatımızda sık kullanılan bir kavramdır. Allah’u Teâlâ, kullarının anlayabilmesi ve kavrayabilmesi için, hayatlarında daha önce karşılaşmadıkları ancak ileride karşılaşacakları ortam ve durumları anlatan ayetleri, insanların bildikleri kavramlar ile ifade etmiştir. Peki, nedir kulların anlayamayacağı ve teşbih kullanılan bu konular? ‘Allah&#8217;ın sıfatları, ahiret hayatı, cennet-cehennem’ gibi konular. Allah, kullarının vakıf olamayacağı bu gibi konuları &#8220;anlayabilsin&#8221; diye benzetme yolu ile kullarına bu kavramları &#8220;açıklamıştır&#8221; ve bunun da zaten başka bir yolu yoktur! Özetle, yaratıcının sıfatlarını, sınırlı olan akıl ve duyu organlarına sahip insanın anlaması veya ileride dünya hayatı ile kıyaslanamayacak özelliklere sahip ahiret hayatının insan zihninde anlaşılabilir olması için kullanılan metodun adı, teşbih ve bu ayetlere verilen ad ise ‘müteşabih’tir. Ali İmran suresi 7. ayette Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “Sana kitabı indiren O’dur. Kur’an’ın bir kısım ayetleri muhkemdir ki, bunlar kitabın esasıdır. (Ümmu’l-kitap) Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu kişisel arzularına göre te’vil etmek için ondaki müteşabihlerin peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek payeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. Bu inceliği yalnız akıl sahipleri düşünüp anlar.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şimdi ayeti tek tek ele alalım. Ümmü’l-kitap: Kitabın anası/esası olan konular zaten muhkemdir ayni açıktır; okununca hemen anlaşılır. Bazı konular ise müteşabihtir yani teşbih sanatı kullanılarak aktarılmıştır. Öyle konular vardır ki, insan onunla daha önce karşılaşmamıştır ve zihin onu ancak benzetme ile kavrayabilir. Peki,  nedir bu konular? Allah&#8217;ın  zatı ile ilgili konular: Mesela Allah&#8217;ın Melik (Türkçesi, yönetici, hükümran) sıfatı veya Kürsi (Türkçesi; taht) gibi ifadeler teşbihtir. Bunların müteşabih olduğunu nereden anlıyoruz? Allah hakkında genel bilgi veren Şura, 11. ayetten: &#8220;Allah&#8217;ın benzeri, ona benzer hiç bir şey yoktur!&#8221; Bu ayet de, ‘melik veya kürsi’ kelimelerinin ‘bildiğimiz anlamlarda yönetici ve taht’ anlamında kullanılmadığını bizlere ispat etmektedir. Zaten insanı yaratan ve görünmez olan ama ‘her şeyin sahibi olan’ ve ‘her şeye hükmeden’ Allah&#8217;ı da bizim anlayabileceğimiz başka kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. O, her şeyin yoktan yaratıcısı ve her şeyin ‘asıl sahibi’dir! Her şey sonlu iken O sonsuzdur ve her şey sonunda O&#8217;na dönecektir. Görüldüğü gibi, Yüce Yaradan kendisini ve sıfatlarını insanlara anlayabileceği müteşabih ayetlerle anlatmaktadır! Ali İmran 7. ayet zaten teşbihin var olduğunu ve bizzat Kur’an&#8217;da kullanıldığını açıkça ifade etmektedir. Cennet cehennem ile ilgili ayetler de müteşabihtir dedik: İnsanlar cennet veya cehennemi öldükten sonra görebileceklerdir. Orası hakkında ilme’l olsa da, ayne’l veya hakke’l-yakin bilgileri yoktur! Ayrıca bunlar dışında da edebi anlatım tarzı olarak Kur’an&#8217;da teşbih ayetleri kullanılmıştır. Bu konuda, ‘Kur’an’da teşbih’ adlı yazımıza bakılabilir. Görüldüğü gibi Kur’an&#8217;daki müteşabih ayetlerin ve konuların genel çerçevesi bellidir ve bunlar Kur’an&#8217;ın daha iyi anlaşılması için de zorunludur. Bunlar Kur’an anlaşılmasın diye değil aksine ‘anlaşılabilsin diye’ Kur’an’da vardır ve insan aklının sınırları dışındaki bu konuların da teşbih olmadan anlaşılabilir kılınması da mümkün değildir. Peki, müteşabih ayetleri ne şekilde anlamalıyız, onları insan zihninin anlayabileceği kalıplara nasıl sokabiliriz? Müteşabih ayetler ancak Kur’an’ın ‘ümmü’l-kitap/kitabın anası’ olan muhkem ayetleri ışığında anlaşılabilir. Mesela yukarıda örneğini verdik, Melik/hükümran kavramı bildiğimiz anlamda ‘kral-efendi tanrı’ demek değildir. Bunu nereden anlıyoruz, Şura, 11. ayet bize ışık tutmaktadır, &#8221; O&#8217;na benzer hiç bir şey yoktur!&#8221; Yani O (cc) bildiğimiz kral değildir ama O Allah (cc) ‘en yüce’ olandır. Peki ama ‘O’nun mahiyeti/niteliği/iç yüzü nasıldır?’ diye sorarsak ve buna bazı yorumlar getirebilsek de, sonuçta tam anlamı ile aşkın bir varlık olan yaratıcının sınırlı bilgi edinme yollarına sahip biz insanlarca tam anlamı ile kavranabilmesi, her yönü ile anlaşılabilmesi mümkün olmadığı için Ali İmran, 7. ayetin devamı bu defa gündeme gelmektedir: ‘İlimde derinleşmiş’ olanlar, “Ey Allah&#8217;ım! Senin mahiyetini biz tam kavrayamayız, her şeyin en doğrusunu sen bilirsin, biz bu kadar anlayabildik, en doğrusunu, hakikati ayne’l-yakin olarak zamanı gelince öğreneceğiz!” derler. Ali İmran suresinin önemli bir bölümü, Necran Hristiyanları hakkında inmiştir. Hristiyanların düştüğü en büyük hata, kendi kutsal kitaplarında olan müteşabihleri, muhkem şeklinde yorumlamalarıdır! Allah&#8217;ı zamanla; baba, İsa peygamberi; oğul şeklinde yanlış anlamalarındaki temel sorun, teşbihi gerçekle karıştırmalarıdır. (Bu konuda detay ve örnekler ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımızda bulunmaktadır.) Ayetin içerisindeki bir cümle de çok dikkat çekicidir. &#8220;Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu kişisel arzularına göre tevil etmek için ondaki müteşabihlerin peşine düşerler.&#8221; Tarihte bu ayetlerin içeriğini anlamayan Hristiyanlar günümüzde de Kur’an&#8217;daki bu ayetler üzerinden İslam&#8217;a saldırmakta, oryantalistler bakış açılarını bu ayetler üzerinde yoğunlaştırmakta ve Kur’an&#8217;ın deyimi ile &#8220;kalplerindeki eğriliği&#8221; etrafa yaymaya çalışmaktadırlar. Bu yayılmadan da en çok etkilenenler de ateistler olmaktadır! Bu konu ayrıca ‘Müşkilü’l-Kur’an’, ‘Teşbih, mecaz’ ile, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ başlıklı yazımızdaki ‘Ama yabancı  kelimeler var Kur’an&#8217;da’ adlı sorunun cevabında da ele alınmıştır, daha fazla detay için bu yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Selefilikten sufiliğe, Şiilikten mealciliğe neden Kur’an&#8217;ın birçok, çeşitli yorumu var?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir taraftan İslam’ı dogmatik, donuk bir din olarak suçlamak ama diğer taraftan da fikri özgürlüğe alan açan tutumunu eleştirmek tutarsızlık değil midir?! Tabii ki dinin yorum-anlayış tarzını ifade eden mezhepler konusunu burada detaylı olarak ele alacak değiliz. Ama önce muhataplarımıza ufuk açıcı bir soru yöneltelim: İslam’a, dine en uzak görüş olan materyalist felsefenin son ideolojisi olan Marxist teoriyi kendilerine önder kabul eden ve dinin afyon edici özelliğinden (!) en uzak olup bilimsel materyalizmi savunan kesim, neden ‘Leninist, Maoist, Troçkist, Enverist, Sosyal demokrat, sosyalist demokrat, demokratik sol, demokratik sosyalist vd.’ gibi sayılamayacak kadar çok kliklere ayrılmıştır biri izah edebilir mi acaba?! Hepsi de birbirini kafir, pardon ‘hain, revizyonist, oportünist, goşist, sekter, komprador, lümpen, konformist, karşı devrimci, işbirlikçi’ ilan edip birbirleri ile ölümüne mücadele etmediler mi ve  hâlâ daha da etmiyorlar mı? Demek ki, insan olan her yerde fikri ayrılık kaçınılmazdır. “Dine karşı farklı akımların var olması nasıl doğal ise, farklı dinlerin -ve mezheplerin- varlığı da insanı dinin varlığına inkarı götürmemelidir.” (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 121) Evet, insan olan yerde farklılık kaçınılmazdır ama bu farklı yorumların İslami kabul edilebilmelerinin bazı temel şartları vardır: &#8220;Ameller niyetlere göredir.&#8221; (Buhari, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, 11) Niyet, Kur’an ve sünnet çerçevesinde olmalıdır! İslam düşünce tarihinde, özellikle son bir asırdır görülen, ‘İslam sosyalizmi, Baasçılık, Modernizm, Kur’aniyyun, Mealcilik’ gibi akımlar, Batının teknik anlamdaki ilerlemesine karşı duyulan ezikliğin sonucu olarak ortaya çıkan yapay fikir akımlarıdır. Batıya şirin görünmeye, başka düşünce sistemleri ile İslam&#8217;ı kaynaştırmaya çalışmak hep bu ezikliğin sonucudur. İşte Allah (cc) herkesin niyetini, ön kabulünü, art niyetini ortaya çıkartmak için ayetleri bu şekilde göndermiştir! Herkes, içinde sakladığını ayetlere &#8216;söyletmeye&#8217; çalışırken aslında kendi kişilik, kimlik ve gizli amaç ve niyetlerini yani Allah dışındaki putlarını ortaya saçmaktadır. Allah (cc) gönderdiği ayetler ile bizlere ayna tutmakta; bizi kendimize göstermektedir! Ali-İmran, 7. ayetin ifadesi ile &#8220;kalbinde eğrilik&#8221; bulunanlardan olmadan, önyargısız, Kur&#8217;an ve Sünnet bütünlüğü içinde, İslam&#8217;ın 1400 senelik çizgisinden, ana yolundan sapmadan yapılan yorumlar İslam&#8217;ın ruhunu temsil iddiasında bulunabilir. Ayrıca İslam&#8217;da yoruma izin verilen alanlar vardır ki, İslam zaten buna teşvik etmektedir. &#8216;Bilmiyorsanız bir bilene sorun&#8217; (Enbiya, 7; Nahl, 43) ayetinden, akletmeyi/düşünmeyi emreden yüzlerce ayete; &#8216;Bir müçtehit, içtihat eder ve içtihadında isabet ederse iki sevap; hata ederse bir sevap kazanır.&#8217; (Buhari, İ’tisam, 21; Müslim, Akdıye, 15) hadisinden; Hz. Muhammed, Muaz&#8217;a Yemen&#8217;de ne ile hükmedeceğini sorduğunda; Muaz’ın, &#8220;Allah&#8217;ın Kitabı ile&#8221; cevabını üzerine Hz. Peygamberin &#8220;Allah&#8217;ın Kitabında bir hüküm bulamazsan?&#8221; sorusuna; &#8220;Rasulünün sünnetiyle&#8221;, &#8220;Onda da bulamazsan?&#8221; sorusuna ise Muaz’ın, &#8220;Reyimle ictihad ederim!&#8221; cevabını üzerine Hz. Muhammed’in, &#8220;Rasulünün elçisini, Peygamberinin razı olduğu şekilde muvaffak kılan Allah&#8217;a hamd olsun.&#8221; (Tirmizi, Ahkam, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 230, 236, 242; Şafii, el-Ümm, VII/273) buyurup bunu onaylamasına dek birçok nas bu alanlara işaret etmektedir. Zaten bu nedenle de İslam alimleri rahatça ictihadı teşvik emişlerdir. (Mesela, Cessas,Fuṣul fi’l-uṣul, IV/23; Şafii, el-Ümm, VII/298; er-Risale, s. 19-20; İbn-i Hazm, İḥkam, VI/16-59; VII/113-114, 118, 177; VIII/25-26, 36, 38; İbn Rüşd el-Ced, I/14-15, 18-19; Tufi, Şerḥu Muḫtaṣari’r-Ravża, III/357; Karafi, el-Furuḳ, II/103;Gazzali, Müstaṣfa, II/229; Şatıbi, el-Muvafaḳat, IV/96,112-113,162-163; İbn Kayyim el-Cevziyye, İʿlamü’l-muvaḳḳı, I/4; Beyzavi, Minhacü’l-vüṣul, III/272; Zerkeşi, Baḥrü’l-muḥiṭ, VI/201-202, 212; Molla Fenari, Fuṣûlü’l-bedayi, II/416; İbnü’n-Neccar, Şerḥu’l-Kevkebi’l-münir, IV/467, 468-471; İbnü’s-Salah,Fetava ve mesaʾilü İbni’ṣ-Ṣalah, I/29-38; İbnü’l-Hümam, et-Taḥrir, İbn Emirü’l-Hac, III/348 vd.) Önemli bir konu da, İslam&#8217;da üzerinde icma edilen, muhkem konularda yoruma ve ictihada izin verilmemesidir. Mesela tevhid inancı, ahirete iman, namaz farz, zina haramdır gibi. Yani &#8220;bir yerde içtihat varsa, orada küfür yoktur; bir yerde icma (dinin kesin bilgileri; zarurat-ı diniyye) varsa orada da ictihad yoktur.&#8221; Başa dönersek, “Neden birden çok yorum vardır?” Allah bunu istemiş ve bazı hadisleri ve ayetleri bu özellikler ile göndermiştir. Mesela, Kevser suresindeki &#8216;Venhar&#8217; kelimesinin iki anlamı vardır. Allah istese, &#8216;Kat&#8217;un&#8217; kökünden gelen bir fiil kullanır ve ictihad alanını kullarına kapatırdı! Ayrıca müteşabih ayetlerde de Yüce Yaradan insan faktörü merkezli (akıl, çevre, sosyo-kültürel ortam vb.) durumlara göre farklı yorumlar yapılmasına izin vermiştir ki, mezhepler de buradan doğmuştur! Bu tür farklı yorumların dinden uzak, en pozitivist/rasyonalist/materyalist akımlarda dahi ortaya çıktığını yukarıda belirttik! Sonuç itibari ile, İslam tarihinde birçok farklı görüşler ortaya çıksa da ümmetin büyük çoğunluğunun etrafında kenetlendiği, toplandığı akım, yüzlerce yıllık akıl yürütme ve binlerce alimin içtihadından oluşan Ehl-i Sünnet mezhebi hâlâ ümmetin ana eksenini oluşturmaktadır! Allah önce niyetlerimizi, sonra amellerimizi makbul olan kullarından eylesin. Amin! Konuyu tamamlayan, &#8216;Modernistler&#8217;, &#8216;Mezhepler&#8217; ve &#8216;Ehl-i Sünnet&#8217; gibi yazıları da tavsiye ederiz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. Muhammed Yunanlılardan mı bilimsel ayetleri kopyaladı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle efendimizin okuma yazma bile bilmediğini ‘Ümmi peygamber’ başlıklı yazımızda yerli yabancı yazarlardan alıntılar yaparak kanıtladığımızı hatırlatalım. Peki, Oryantalistlerin; Hristiyan, Yahudi, Hindu, Sümer ilimleri yetmezmiş gibi bir de Yunan ilimlerine bile Hz. Muhammed’in aşina olduğunu iddia etmelerindeki amaç nedir? (Bu iddianın geçersizliği ile ilgili delillere, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz.) Onların tüm amacı, okuma yazma bilen biri olarak Hz. Muhammed’in Kur’an’ı tüm bu bilgileri toplayarak bizzat kendisinin yazdığını ve dolayısı ile Kur’an’ın ilahi bir kitap olmadığını ortaya koyabilmektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir kere Hz. Muhammed Kur’an&#8217;daki bilgileri Yunanlılardan kopyalasa, Hipokrat&#8217;ın birçok hatalarını da kitabına aktarması gerekmez miydi? Eğer hataları ayıklayıp doğruları sadece almışsa, yanlışlarını nasıl keşfetmişti? Böyle bir durumda ortada bir koplayama olmadığı gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmakta değil midir? Hipokrat ve Galen&#8217;in insan gelişimi aşamaları da Kur’an&#8217;da aynen yer almamaktadır! Bu iki Yunanlı, embriyonun sülüğe benzemesinden veya mudğa&#8217;dan (et parçasından) bahsetmezler. Ayrıca bu ikisi, kadınlarda da meni olduğunu ileri sürmüşlerdir. İncil&#8217;de de bu aynen geçmektedir. Bunlar ise Kur’an&#8217;da geçmezler. Toronto Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Profesörü olan ve Anatomi ve embriyoloji alanlarında Kanada’da anatomi ve embriyoloji dalında Nobel Ödülü alan Keith Leon Moore: &#8220;Hipokrat, Galen, Aristo embriyoloji hakkında çok sayıda yanlış bilgi vermişlerdir. Kur’an’da o çağlarda var olmayan bilgiler bulunur. Bu gerçekleri sadece Muhammed ortaya koymuştur. Son 4 yıl içinde, Kur’an hakkında çok kapsamlı bir çalışma yaptım. Bir embriyonun sınıflandırma sistemini olağan üstü bir şekilde ortaya koyuyor. Hz. Muhammed insan gelişimi ile alakalı gerçekleri 7. yüz yılda bilemezdi. Çünkü bu bilgiler ancak 21. yüz yılda keşfedilmiştir.&#8221; (Keith L, Moore, Discover Islam; youtube.com/watch?app=desktop&amp;v=gCH3TpemJXA) &#8220;Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin yirmi ikinci günü gibi erken bir dönemde kulaklar gelişir ve yeni doğan bir bebek için işitme duyusu, diğer yaşamsal fonksiyonlardan önce oluşur. Kur’an ayetlerindeki öncelik sırası (Nahl, 78; Mü’minun Suresi, 78; En’am, 46; İnsan, 2) bu bakımdan dikkat çekicidir.&#8221; (Prof. Dr. Keith L. Moore,  Journal of Islamic Medical Association. Ayrıca; Müsfir b. Ali b. Muhammed el-Kahtani, İchazu’l-Cenini’l-Müşevveh ve Hukmuhu fi’ş-Şeriati’l-İslamiyye, yıl: 18, sy. 54, 2003, s. 166; Nayif Munir Faris, el-I’cazu’l-Ilmi fi’l-Kur’an-ı ve’s-Sunne, I/223)  Bu nedenledir ki “Kur’an’da, tasvir edilen ceninin gelişme aşamaları modern embriyolojiye tamamen uymakta ve çağdaş bilimin tenkit edebileceği hiçbir ifade bulunmamaktadır.” (Mehmet Zeki Doğan, Kur’an âyetleri ışığında embriyo aşamaları, BAD, Cilt 4, Sayı 2, Yıl 2020, s. 14) Ayın ışığı hakkındaki bilgi ve dünyanın küre biçiminde oluşu ile ilgili bilgilerin de Yunanlılardan alındığı iddia edilir. Pythagoras&#8217;un dünyanın döndüğünü söylediği doğrudur ama aynı kişi güneşin sabit olduğunu da ve güneşin &#8216;kainatın merkezi&#8217; olduğunu da söylemiştir. Ama ne ilginçtir bunlar da Kur’an&#8217;da yer almaz! ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ adlı yazımızda bu konular örnekleriyle, ithamlar ve cevapları ile ele alınmıştır! Hatalar Kur’an&#8217;da yok, sadece doğrular var ve hatta Yunan ilminde olmayan, günümüz ilminin ancak yeni keşfettiği doğrular bir arada bulunuyorsa bu kitapta, artık çamur atma veya hata arama güdüsünden vazgeçip iman etme zamanı gelmemiş midir?! Detay için, ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazımıza da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Allah&#8217;ın kendisine ibadet etmemizi istemesi kibir-ego göstergesi değil midir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaradan’ın tüm emir ve yasakları insanların iyiliğine, faydasına ve yararınadır. Emir kıldıklarının tümü insanların faydasına, yasakladıklarının tümü de insanların zararına olanların toplamıdır. Allah&#8217;ın farz kıldığı namaz başta tüm ibadetler de, yine insanların hem dünya hem ahiret saadetine, huzuruna, mutluluğuna yönelik kurallar bütünüdür. (Bu konuda ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir.) Kısaca Allah (cc) insanı yaratırken onun ihtiyaç duyacağı ve o kuluna faydalı olan şeyleri emretmiş, kuluna zararlı olan şeyleri de yasaklamış ve bunların listesini ilahi kitaplarla insanlara bildirmiştir. Allah yer ve gökleri yoktan var eden; Bedi’, her şeye gücü yeten; Kadir, her şeyin tek gerçek sahibi; Malik, kafir- ateist bile olsa Rahman sıfatı gereği her kuluna rızık veren; Rezzak, her şeyi bilen, işiten, gören; Alim, Semi, Basir olandır. Başlangıcı ve sonu olmayan; Ezeli ve Ebedi olandır. Böyle bir yaratıcının kullarının ibadetine ihtiyaç duyması asla söz konusu olamaz. Tüm insanlar Allah&#8217;ı inkar etse, yaratıcıdan -haşa- en ufak bir şey eksilmez ama tek bir emrini bile yapmamak insana büyük zararlar verebilir: Tevhid eksenli imana sahip olup kula kul olmayan; temiz ve ahlaklı, okuyan ve iki günü eşit olmayan, adalete ve danışmaya önem veren, işi ehline verip kul hakkı yemeyen bir insan hem dünya hem ahiret mutluluğunu kazanır. Kısaca tüm ibadetler insana yöneliktir ve insanların ihtiyacı olan şeylerdir! Ayrıca ibadet insanlara, her şeyin en üstünde olan tek varlığın yüce Allah (cc) olduğunu hatırlatır. İbadetler ile amir ile memur, komutan ile er, patron ile işçi aynı amaca odaklanır, bir tarağın dişleri gibi eşit olurlar. (Acluni, Keşfu’l-Hafa, II/433; Firdevs, IV/301) Yani, Allah’ın yarattığı kulunun ibadetine ihtiyacı yoktur ama kulun Yaradan’ına ibadet etmeye ihtiyacı vardır. İbadet, Yaradan ve yaratılanın makamlarını ortaya koyar. Mahluk yani yaratılan, Halik’ine yani yaratıcısına kulluk etmezse, yaratıcının içine koyduğu o kulluk etme ihtiyacını bu kere başka bir kula veya insan ürünü ideoloji veya nesneye taparak tatmin etmeye çalışır. Unutmayalım ki, dinsiz hiçbir toplum yoktur, ateistler de dahil. Bu konu yukarıda, ‘Ateist akıl’ adlı yazımızda açıklanmıştı. İbadetler, -haşa- Allah&#8217;ın kibrinin neticesi değil aksine insanların birbirlerine kibirlenmelerine engel olacak olan Rahman kaynaklı kurallardır. Kullukta yarışın bir ölçüsü de &#8220;kibirlenmemektir&#8221; ve kibirlenmemek de bir erdemdir. Zaten en büyük bir varlığın kendisini büyükletmeye de ihtiyacı yoktur; zaten O en büyük (Ekber) olandır. O yaratıcının övülmesi ve ona ibadet, O’nun sıfatlarının bir gereğidir. İbadete layık olmak, tespih edilmek onun için bir ödül değil, olması gerekendir. İbadetler aslında bir durum tespitidir. Bir yaranma çabası değil hakikati bilmenin ifadesidir. Olayın diğer boyutu da, her şeyi olduğu gibi insanı da yaratan ve rızık veren Allah&#8217;a ibadet etmemek yaratıcı için değil, yaratılan insan için bir eksikliktir. Yapılan iyiliklerin değerinin bilinmemesi, iyiliğe ve o iyiliği yapana eksiklik getirmez aksine iyilik yapılanın eksikliğini gösterir. İbadet etmeye layık olamayan ateistlerin kibir gibi bir sorunu ortadan kaldıracak tek bir teklifi veya kaldırmak gibi bir niyeti bile yokken, kibir gibi insanlığa zararlı bir manevi hastalığı ortadan kaldıracak tek alternatife savaş açmaları hayli ironiktir. &#8220;Şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.&#8221; (Ali İmran, 97) “O Samed’dir: Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.” (İhlas, 2)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu konu detaylıca, ‘Allah’ın varlığının ispatı’ adlı yazımızda ‘Pekala, Allah&#8217;ın &#8211; haşa- bizim ibadetimize ihtiyacı mı vardır?’ başlıklı sorulan soruya verilen cevapta da ele alınmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an&#8217;da neden sadece Arabistan&#8217;da yetişen meyve adları geçer. Diğer meyve adları geçmez, Kur’an&#8217;ı Muhammed yazdı da diğer meyve adlarını bilmiyor mu idi? Kur’an evrensel ise diğer meyve adları da geçmeli değil mi idi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle Kur’an&#8217;ı Efendimiz Hz. Muhammed (sav)&#8217;in yazmadığını, ‘Kur’an’ı Muhammed mi yazmıştır?’,  ‘Kur’an&#8217;ın aslı yakıldı mı?’, ‘Ümmi peygamber’, ‘Kur’an ve bilim’ başlıklı yazılarla ispatladığımızı hatırlatalım. Gelelim Kur’an&#8217;da adı geçen ve geçmeyen meyveler konusuna. Kur’an&#8217;da hurma, incir, zeytin, üzüm, nar, muz, kiraz gibi meyvelerin adları geçer. Peki, neden başka bitkilerin adları geçmez? Kur’an&#8217;da mesela Nahl suresi 8. ayette vasıta araçları olarak bazı hayvanların adı geçer ve sonra &#8216; Allah binesiniz diye daha nicelerini yarattı&#8217; diye buyurulur. Veya aynı sureni 11. ayetinde, bazı meyve adları sayılır ve sonra  ve &#8216;daha başka birçok meyveler&#8217; diye ayet devam eder. Evet! Tabii ki, başka adı sayılmayan birçok nimetler de yaratılmıştır ve bunların hepsini yaratan da O&#8217;dur. Ama altını çizelim ki, Kur’an bir botanik kitabı da değildir, gönderiliş amacına hizmet edecek kadar her ilim dalından bilgi Kur’an’da yer alır! Dolayısı ile Kur’an&#8217;daki meyveler de sadece birer örnektir, araçtır; amaç değildir. Yani aslında araçla amacın karıştırılmasından doğan bir zihin karışıklığının sonucu ortaya çıkan bir soru ile karşı karşıya bulunmaktayız. Kur’an&#8217;da evrensel olan, içinde geçen meyve adları değil  ilahi mesajlarıdır! Kur’an&#8217;ın asıl amacı, dünyada tevhid ve adalet odaklı,   ibadet ve ahlak etrafında kenetlenmiş bir toplum oluşturmaktır. Bunun için de Kur’an Allah&#8217;ın büyüklüğünü veya Allah&#8217;ın verdiği nimetleri anlatırken bazı meyvelerden de bahseder. Amaç verilen nimetlerden hareketle Allah&#8217;a ve O&#8217;nun mesajına ulaşmaktır. Peki ama Kur’an&#8217;da Arabistan&#8217;da yetişmeyen, avokado veya ananastan bahsedilemez mi idi? Bir kere amaçları Kur’an&#8217;da hata aramak olan ve devamlı Müslümanları karalamakta olan müşrikler ve Müslüman olmayan insanlar &#8220;Biz böyle meyve bilmiyoruz, biz büyülenmiş diyorduk Muhammed&#8217;e bakın artık gerçekte hiç var olmayan meyvelerden de bahsetmeye başlamış&#8221; demezler mi idi? Bu durumda, daha başta ilahi mesajın kitlelere ulaşması yanlış örneklerle engellenmiş olmaz mı idi? ‘Ananas geçse karpuz neden geçmedi?’ diye itiraz edilmeyecek mi idi?! Kur’an&#8217;da bu ve benzeri hatta tüm meyve adları geçse bu seferde ateistler &#8220;Yahu Kur’an&#8217;ı da ne gereksiz şeylerle doldurmuş Muhammed!&#8221; demeyecekler mi idi? Kur’an&#8217;ın hacmi gereksiz yere artmayacak mı idi? ‘Kur’an botanik kitabı mı?’ diye aynı kişiler alay etmeyecekler mi idi? Veya, ‘Bakın Muhammed bazı bilgileri nasıl Yunan veya Sümerlerden aldı ise, ticaret kervanları sayesinde bu meyvelerin adlarını da öğrendi’ demeyecekler mi idi?! Demediler mi?! &#8220;Gerçekten sen ölülere (yine teşbih yapılmış yani; gerçeğe kulaklarını tıkayanlara) işittiremezsin; arkasını çevirip giden sağırlara da daveti duyuramazsın.” (Rum, 52) İnadi küfür denen bir kavram vardır. Bazıları gerçeği, hakkı, hikmeti aramazlar. Amaçları Kur’an&#8217;ı  ve mesajını karalayıp hayatlarını kendi ego/nefislerine göre yönlendirmek, ‘egolarını tanrılaştırmak’tır. (Furkan, 43) O zamanlar ateist olan yazar Ahmet A. yıllar önce  bir televizyon programında karşısındaki Müslümanlara &#8220;Yahu beni bırakın, ben içki içmek istiyorum, cehenneme gitmek istiyorum, bana tebliğde bulunmayın&#8221; mealinde sözler sarf etmişti. Müslüman tebliğini yapar, sorulara cevapları verir, gerisi ise muhatap ile yaratıcı arasındadır. Allah doğru yolu bulmak isteyenlere hidayet nasip eder. &#8220;Sen ancak bir uyarıcısın.” (Fatır, 23) Bu konuda, ‘Allah kalpleri mühürler mi?’ adlı yazımıza da bakılabilir. Tabii bu bakış açısına sahip olanların sorularının (!) devamı da vardır: &#8220;Kur’an&#8217;da neden kar yok, dinozor yok&#8221; vb. Sanki olunca, sözlükten başka kelime bulunup, &#8216;neden şu da yok!&#8217; diye itirazlara devam etmeyecekler! Veya Kur’an’da geçen o kelimenin aradıkları isim olduğunu kabul edecekler?! Neyse, kısaca onlara da cevap verelim. Metot olarak, Kur’an genel kuralları bildirir; hadis/sünnet ise ayetleri açıklar ve uygulamasını gösterir. Yani Kur’an, sünnet/hadis ile bir bütünlük arz eder. Her şeyin Kur’an&#8217;da olmasını beklersek, ortada tek cilt değil, onlarca ciltlik bir kitabın olması gerekirdi. O zaman hadislere bakalım, hadislerde &#8216;kar&#8217; ifadesi geçer mi? Hz. Muhammed&#8217;in kardan haberi var mı idi? Kar kelimesi geçen bazı hadisleri verelim: Buhari, Ezan, 89; Daavat, 39, 44,46; Müslim, 304, Mesacid, 147, Zikr, 48; Ebu Davud, Salat, 131; Tirmizi, Daavat, 76; Nesai, Taharet, 47-49; İbn Mace, İkamet, 1; Dua, 2; Darimi, Salat, 27; Müslim, Cenaiz, 85, 86; Nesaî, Cenaiz, 77; İbn Mace, Cenaiz, 23; Buhari, Menakıb, 23; Müslim, Taharet, 26; Tirmizi, Tefsir, 108; İbn Mace, Zuhd, 39; Darimi, Rikak, 113. Peki dinozor kelimesi Kur’an&#8217;da (ve hadislerde) neden geçmez? ‘1300 sene boyunca Kur’an ve İslam ile dalga geçilmesin diye’ olabilir mi acaba?! 1300 sene boyunca kimsenin haberinin olmayacağı bir canlıdan Kur’an neden bahsetsin ki? Bu ifade geçse bile, Arapça kelimesini karşılığının dinozor olduğunu kaç ateist kabul edecekti?! Sanki Kur’an&#8217;daki bilimsel ayetleri ateistler çok kabul ediyorlar da! Peki, neden Arabistan çevresindeki peygamberlerden Kur&#8217;an&#8217;da bahsedilmektedir? &#8220;Kur&#8217;an, ilk muhatapların hiç tanımadığı, bilmediği uzak diyardaki peygamberlerden söz etseydi muhataplar açısından verilen bilgilerin doğruluğunu test etme imkanı da olmayacaktı.&#8221; (Prof. Doktor Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 145) Zaten yeryüzünde peygamber gönderilmeyen hiçbir toplum da yoktur. (Fatır, 24; Rad, 7)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca ateistler bir taraftan Kur’an’daki bilimsel gerçekleri Hz. Muhammed’in birçok dil bildiğini gizleyerek etrafından topladığını iddia ederlerken, diğer taraftan da O’nu, Arabistan dışından haberi olmadığı için yazdığı kitapta başka meyve, sebze, hayvan, peygamber adlarını geçirmediğini iddia ederler. Ey ateist zümre, önce bir karar verin, Hz. Muhammed ümmi mi idi, gizlice birçok dil öğrenip birçok kitabı okuyan biri mi idi? Önce siz bir metodunuzu tam olarak oturdun sonra iddialarınıza geçin. Birbirini yalanlayan iddialarınıza cevap vermeye devam edeceksek de, kullandığınız metot-suzluk- sizi zaten yalanlamaya yetmekte değil midir! Bu konularda özellikle, ‘İslam tüm dinleri özüdür’ ve ‘Ümmi peygamber’ adlı yazılarımızı da özellikle tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. İsa&#8217;nın doğumu ile Horus ve Hz. Musa peygamberin bebek iken nehre bırakılması ile Sargon&#8217;un efsanesi arasında benzerlikler var mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir kere bu iki peygamber hakkındaki iddialara bir Müslüman olarak muhatap olup, &#8220;Musa Yahudilerin, İsa Hristiyanların peygamberi, bizi ilgilendirmez&#8221; şeklindeki bir yaklaşıma sahip olmamamız, aslında oryantalistlerin birçok iddiasını da otomatikman devre dışı bırakmaktadır: &#8220;İslam, tüm insanlığa, Hz. Adem&#8217;den itibaren gönderilen dinin adıdır ve bir Müslüman tüm peygamberlerin &#8216;bozulmamış&#8217; mesajlarını aynen kendi ilahi kitabı gibi kabul eder ve onların da peygamber olduğuna iman eder.&#8221; Bu konuyu ‘İslam tüm dinlerim özüdür’ başlıklı yazımızda ele aldık. Gelelim soruların cevaplarına:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. İsa ve Horus</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle Horus’un annesi İsis ‘bakire değil evli’ bir kadın idi ve doğumu ile İsa peygamberin doğumu arasında bir benzerlikte yoktur. Anlatılan efsanede: &#8220;Geb ve Nut’tan 4 çocuk dünyaya gelmiştir: Osiris, İsis, Set ve Nepthys. Osiris içlerinde en büyük olanıydı. Bu nedenle, Mısır kralı olur. ‘Kız kardeşi İsis ile evlenir.’ Kardeşi Set, Osiris’i kıskanır ve bir gün onu öldürür ve parçalara ayırdı. Bu sayede, onun yerine Mısır kralı olur. Kız kardeşi Nepthys ile evlenir. İsis ise ülkeyi gezip, kocasının vücudunun parçalarını bulur ve onları tekrar bir araya getirip, ondan bir çocuk sahibi olur. İşte bu çocuk, Horus’tur!&#8221; (The Story of Osiris, Isis and Horus: The Egyptian Myth of Creation, Teksas Üniversitesi, Orta Doğu Araştırmaları Merkezi, https://www.laits.utexas.edu/cairo/teachers/osiris.pdf) Horus, çarmıha gerilmiş ve sonra dirilmiştir ama İslam&#8217;a göre Hz. İsa ne çarmıha gerilmiş, ne mezara gömülmüş ne de sonra dirilmiştir. Hz. İsa&#8217;nın doğum tarihi 25 Aralık da değildir. Bu sonradan ortaya atılan bir tarihtir. (İmparator Constantinus bu tarihi kaydettirmiş, sonra tarih iki kere daha  değiştirilmiştir.) Hz. İsa İslam&#8217;a göre tanrının oğlu da değildir. Osiris-İsis-Horus üçlemesi Hristiyanlıkta Tanrı-oğul-kutsal ruh üçlemesine dönüşmüştür. Bilindiği gibi günümüzdeki ‘muharref’ Hristiyanlık; Yahudi geleneğinin yeni yorumu ve putperest Yunan inancının karışımı ile Doğu’ya ait dini efsanelerin bir karışımı ile oluşturulmuştur. (‘Papa ve İncil’ adlı yazımıza bakılabilir.) Pavlus bunların birleşimi ile Hristiyanlığı yeniden meydana getirmiştir. Ama Horus ile İsa benzerlikleri, değiştirilmiş Hristiyanlıkla alakalı bir mesele midir? Evet! İslam ise farklı bir İsa profili çizer. İsa insandır; insan tanrı değildir, çarmıha gerilmemiştir, ölüp sonra dirilmemiştir! Dolayısı ile ithamın muhatabı İslam değil, bozulmuş Hristiyanlıktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. Musa ve Sargon</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Acaba Musa peygamberle ilgili anlatılanlar Sargon&#8217;un hayatından alıntı olabilir mi? Sargon, Hz. Musa&#8217;dan önce yaşayan Akad kralıdır. M.Ö. 2334-2279 arasında hükümdarlık yapmıştır. Zaten Sargon&#8217;dan sonra Akad krallığı yaklaşık 125 sene daha hüküm sürmüş ve sonra da bu krallık tarih sahnesinden silinmiştir. (Brown Üniversitesi, Joukowsky Arkeoloji ve Eski Dünya Enstitüsü. proteus.brown.edu/mesopotamianarchaeology/1008) Sargon’un doğumu: &#8220;Sargon, güçlü kral, Agade’nin kralı, benim! Annem (yüksek rahibedir) bana gebe kaldı, gizlice beni doğurdu. Beni kamıştan bir sepetin içine koydu. Ziftle kapağımı kapladı. Üzerime yükselmeyen nehire beni attı. Nehir bana yardım etti ve beni Akki’ye taşıdı.&#8221; (Drews R. Sargon, Cyrus and Mesopotamian Folk History. J Near Eastern Stud, 33 (1974) 387-93) Gelelim iddiayı çürütecek asıl konuya: Sargon, Hz. Musa&#8217;dan önce yaşamıştır ama onun doğumunu anlatan efsane, &#8220;Musa peygamberden çok daha sonra, Neo-Asur ve Neo-Babil dönemlerinde (M.Ö. 704-539) yazılmıştır.&#8221;  (Konstan D, Raaflaub KA. Epic and History. Wiley-Blackwell, (2009), 27. books.google.com.tr/books?id=AnXbhhN_kpIC&amp;printsec=frontcover&amp;source=gbs_v2_summary_r&amp;cad=0#v=onepage&amp;q=&amp;f=false) Yani bir etkilenme varsa, bu, Musa peygamberden önce yaşayan Sargon&#8217;un hayatının anlatıldığı efsanenin yazılış tarihi göz önüne alındığında,  Musa peygamberin hayatından etkilenerek yazılmış olma gerçeğidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. Musa ve Karun&#8217;un hiç bir mısır kaynaklarında geçmediği söyleniyor. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle tarihi belgelerin tümünün günümüze ulaşıp, onların tek tek tercüme edildikten sonra böyle bir iddianın ortaya atılması daha mantıklı olurdu kanaatindeyiz. Halbuki İskenderiye kütüphanesinin yakılmasından Moğol istilasına dek işgal ve felaketler birçok kaynağın günümüze ulaşmasına engel olmuştur. Musa’nın (as) yaşamadığını iddia edenler, iki bin sene boyunca hiç yaşamamış birisini bu kadar insanın hâlâ nasıl takip ettiğini de açıklamalıdırlar! Tarihte yaşamış önder şahsiyetlerin zamanla asli özelliklerinin dışında farklı şekilde anlatıldıkları, efsaneleştikleri sıkça rastlanan bir olaydır fakat binlerce insanla beraber yaşamış, özellikle de bir kavme liderlik etmiş, hayatlarına, tarihlerine, dünya görüşlerine bu kadar etki etmiş, mesajları dilden dile veya yazılı olarak aktarılmış bir kişinin, &#8216;Mısır kaynaklarında adına rastlanmadığı iddiası ile’ inkarı ne kadar akla yatkın olabilir? Peki, Mısır kaynaklarında Musa dönemine işaret eden hiç mi kaynak yoktur? Hz. Musa hakkında Kur&#8217;an&#8217;da bahsedilen bilgilerle paralellik arz eden bilgilere, &#8216;İpuwer Papirüsü&#8217; adlı kaynakta rastlanmaktadır. Analizler, papirüsün M.Ö. 13. yüzyıla ait olduğunu göstermektedir. Fakat bu papirüs orijinal bir ağıtın kopyasıdır ve metin analizinde bulunan uzmanlar ağıtın ilk yazılış tarihinin, M.Ö. 1850-1600 yılları arasında gerçekleşmiş olabileceğini düşünmektedirler. Ağıt, Mısır’da gerçekleşen bir seri doğal ve siyasi felaketi tasvir etmektedir ki, bunların tümü Kur&#8217;an&#8217;da geçen Musa kıssası ile uyum içindedir: İpuwer Papirüsü’nden: &#8220;Mısır&#8217;ın aşağısı mahvoldu. Tüm saray işsiz kaldı. Sahip olunan her şey: buğday ve arpa, kazlar ve balıklar. Böylece ekin her yerde mahvoldu. Dün gördüğüm her şey bugün helak oldu. Biçilmiş gibi her toprak çırılçıplak.&#8221; A’raf suresi, 130. ayette de Hz. Musa zamanında geçen bir olay şöyle anlatılır: &#8220;Andolsun ki biz de Firavun’a uyanları, ders alsınlar diye kuraklık yılları ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık.&#8221; İpuwer Papirüsü’nden: &#8220;Felaketler her yeri sardı, her yer kana bulandı. Nehir kan doldu, insanlar sudan korkar oldu, su içtikten sonra bile susadılar. Yapabileceğimiz ne var? Her şey talan.&#8221; A’raf, 133. ayette ise olay şöyle anlatılır: “Biz de açık seçik mucizeler olmak üzere onların üzerine tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar ve günahkar bir kavim olmakta direndiler.” İpuwer Papirüsü’nden: &#8220;Altın ve lapis lazuli, gümüş ve malachite, carnelian ve bronz, hepsi kölelerin boynunda.&#8221; Şuara, 57-59. ayetlerin meali: &#8220;Daha sonra onları (Firavun ve topluluğunu) bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik. İşte böyle. Bu nimetleri onların yerine İsrailoğulları’na verdik.&#8221; Hatırlatalım, İsrailoğulları Mısır&#8217;da köle idiler! Görüldüğü gibi Papirus belgesi Kur&#8217;an&#8217;ı tasdik etmektedir. Araştırmacı İmmanuel Velikovsky, uzun yıllar bu papirüs ve içeriğini incelemiştir. O, çalışmalarını şöyle özetler: İsrailliler Mısır&#8217;ı Hiksos&#8217;un işgalinden önce terk ederler. Hz. Musa Mısır&#8217;dan ayrılmak ister. Firavun izin vermez. Nil nehrinin kan olması da dâhil felaketler peş peşe gelir. En son olarak Firavunun ilk doğan çocuğu da ölünce Firavun Musa&#8217;nın Mısır&#8217;ı terk etmesine izin verir. Hz. Musa halkı ile Mısır&#8217;dan ayrılır. Daha sonra fikir değiştiren Firavun askerleri ile Musa&#8217;yı Pi-hahiroth&#8217;a kadar takip eder. Kızıldeniz&#8217;in yarılması ile Musa ve halkı karşıya geçer. Firavun ve 13. hanedanlığın tüm askerleri ise suda boğulurlar. Sonra İsrailoğulları çölde Hyksoslar ile karşılaşır. İsrailliler, Rephidim&#8217;deki Hiksos/Amelekitler ile savaşır, daha sonra her iki grup ayrı ayrı yollara gider. (henryzecher.com/papyrus_ipuwer.htm; Hamid Cengiz, Ateist ve deistlerin modern sorularına cevaplar, s. 86) Asıl önemlisi de şudur ki, “Kadim Mısır kaynaklarında düşmanlar ve sevilmeyen kişiler isimleriyle kaydedilmezlerdi. Krallar ise daima muzaffer olarak kaynaklarda geçerdi. Ayrıca Haman Tevrat’ta İran kralının veziri olarak geçer. Hz. Muhammed Kur&#8217;an&#8217;ı Tevrat’tan alsaydı Haman’ı İran Pers kralının veziri olarak takdim ederdi ama Kur&#8217;an Haman’ı Mısır kralının veziri olarak nakleder. Hof müzesindeki anıtta da Haman, Mısır&#8217;da yüksek bir mevkide sorumlu bir kişi olarak takdim edilir. Hollanda ulusal müzesinde bulunan İpuwer papirüsünde, Kasas, 4. ayetle uygun olarak II. Ramses&#8217;in çocukları katlettiğinden de bahsedilir.” (Hamid Cengiz, Ateist ve deistlerin modern sorularına cevaplar, s. 82-87)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’andaki bazı hükümlerin(ceza hukukunda) Kur’andan 60-65 yıl önce yazılmış olan Jüstinyen Yasalarına benzemesi nasıl açıklanabilir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Klasik Hz. Muhammed&#8217;in Kur’an&#8217;ı yazdığı iddiasının farklı bir versiyonla tekrarıdır bu iddia. Nedense &#8216;ümmi&#8217; (‘Ümmi peygamber’ adlı yazımıza bakılabilir) yani okuma yazma bilmeyen Hz. Muhammed’in, Yunan, Hint, Mısır hatta Maya&#8217;lara dek araştırıp Kur’an&#8217;ı yazdığı iddia edilebilmektedir! Soruya dönersek; Roma hukukunu güncelleyen Jüstinyen kanunları, kölelik ve kadın hakları çerçevesinde yoğunlaşır. Bir taraftan &#8216;İslam köleliği yasallaştırdı, İslam&#8217;da kadın hakları yok&#8217; denirken (Cevaplar için, &#8216;Kölelik&#8217; ve &#8216;İslam&#8217;da kadın hakları&#8217; adlı yazılarımıza bakılabilir) diğer taraftan köleliğe karşı olduğu iddia edilen kanunları çıkaran birisinin kurallarının kopyalandığı iddiasının da aynı çevrelerden gelmesi çelişkili değil midir? Jüstinyen 533 yılında bir emirle ile ‘Roma, İstanbul ve Beyrut’ dışındaki medreseleri kapatmıştır. Medresesi açık kalan yerlerden olan Roma ise Müslümanların eline hiç geçmemiş, İstanbul ise ancak 1453’te fethedilebilmiştir. Beyrut medresesi de İslam fethinden çok önce tarihe karışmıştır. Yine Roma hukuku da İslam hukukundan farklıdır. İslam hukuku ilahi kaynaklı, Roma hukuku insan kaynaklıdır. Zaten İslam Hz. Adem&#8217;den itibaren gelen dinin adıdır (‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazıya bakılabilir) ve dolayısı ile bir kopyalama varsa, aşırma yapan kral Jüstinyen&#8217;dir: C.A. Nallino, C.H.Bousquet, Fitzgerald, Sava Paşa ve Rene David, G. H. Bousquet  (Savaş Kocabaş, İslam hukukunun Roma hukukundan etkilendiği tezi karşıtı iki oryantalist, Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2021/2, CİLT: 8, SAYI: 2, s. 485-516; S.V. Fitzgerald, Sava Paşa ve Rene David, İslam Hukukunun Roma Hukukundan İktibasta Bulunduğu İddiası, Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 29/4 ( 1963): 1128- 1154; Rum asıllı Sava Paşa, İslam Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd, (Ankara: Diyanet İşleri Reisliği Yayınları,1956), 12 vd; Yaman-Çalış, İslam Hukukuna Giriş, s. 36; David Rene, Çağdaş Hukuk Sistemleri, s.418, 424’ten naklen; C.H.Bousquet’in 1947’de yayımlanan ‘Le Mystere de la formation et des origines du Fiqh’, Fıkhın oluşumu ve kaynakları meselesi çözülmemiş bir sırdır isimli makale) gibi oryantalistlerin bile kabul ettiği ve İslam Hukukunu kendine ‘özel ve orijinal’ olduğu, doğumunu ve ‘gelişmesini hiçbir yabancı sisteme borçlu olmadığını’ kabul ettiklerini belirtip, etkilenmenin de aksi yönde olduğu, &#8220;İslam hukukunun başka bir hukuktan etkilenmediği, aksine daha sonraki devirlerde diğer hukukları; İspanya yoluyla Roma hukukunu (Abdulkerim Zeydan, el-Medhal, s. 89); Batı devletler umumi hukukunu (Muhammed Hamidullah, İslamda Devlet İdaresi, s. 55); Fransız (Hacvi, el-Fikrü’s-sami, I/14); İngiliz (M. Abdülhadi Sirac, Teʾsirü’l-fıḳhi’l-İslami fi’l-kanuni’l-İncilizi, III/7-22; John Makdisi, Islamic Law Bibliography, s. 135-146) ve en son İsrail hukukunu (Yaakov Meron, Points de contact des droits juifs et musulman, LX/83-117) etkilediğinin altını çizelim. Bu konu ayrıca,’İslam fıkhı/hukuku’ adlı yazımızda da ele alınmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Maide 51. ayetteki &#8221; Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeme &#8221; ayetini nasıl anlamalıyız?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ali İmran 113. ayetle, &#8221; Ehl-i Kitabın hepsinin bir olmadığı&#8221; kabul edilirken, Maide 5. ayet ile de Ehli Kitaptan kadınlarla evliliğe izin verilmiştir. Dolayısı ile Maide, 51. ayetten kastedilen, ‘Müslümanlara cephe alma niteliği taşıyan ve onlara zarar veren dostluklar’dır. Aynı konudaki tüm ayetleri (Bakara, 257; Al-i İmran, 28, 118; Nisa, 138-140, 144) bir arada değerlendirdiğimizde şu sonuca ulaşmaktayız: Kafire askeri, mali, siyasi sırlar verilemez. Onlarla askeri, siyasi ve ahlaki paylaşımlarda dikkatli olmak gerekir. Sonuçta her insan son tahlilde kendi yandaşının tarafında yer alır ki, bu konudaki örneklere ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz. Zaten &#8216;Dost&#8217; değil ‘çıkar ilişkisi’ içinde olduklarını bizzat kendileri deklare etmekte hatta tarihte birçok olaylarla bunu bizlere göstermektedirler! Burada dikkat edilmesi gereken ince bir ayrıntı da bulunmaktadır. Tüm bu ayetlerde, &#8216;dost edinilmemesi&#8217; istenen Yahudi ve Hristiyanlar, Arapça dil kuralı ifadesi ile &#8216;marife&#8217; yani elif lam (İngilizce the) takısı ile gelmiştir. Yani, ‘bilinen, malum, tanınan’ bir grup kastedilmektedir ayette ve onlar ‘İslam düşmanlığında önde giden, bu özellikleri tescil edilmiş’ gruplardır! Peki, günümüze bakan yönü ile ‘dost’ olunmaması gerekenler kimlerdir?: “Büyük devletlerin ajandası olur. Dostluk kardeşlik ortaklık gibi motivasyonlara bakmaz. Çıkarla yürürler.” (Ergün Diler, Takvim, 31.08.2018) “Lord Palmerston olarak bilinen Henry John Temple dünya diplomasisini derinden etkilemiştir. Politikasını sonraları çok meşhur olan bir cümleyle şöyle özetlemiştir: &#8220;İngiltere&#8221;nin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır.&#8221; (Ali Nur Kutlu, Yeni Şafak, 27.10.2013) “ABD için Türkiye’nin dost ve müttefikliği önemli değildir.” (Abdülkadir Özkan, Milli Gazete, 7.4.2019) Türkiye-Fransa dostluk grubu bitti. (Milliyet, 23.12.2011) 1968&#8217;de Nixon&#8217;un başkan seçilmesinin ardından (Birgün, 2 Nisan 2022; Yeni Çağ, 11 Ocak 2023) ABD Dışişleri eski bakanı Hennr Alfred Kissinger şöyle demekte idi: “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikeli olabilir, fakat Amerika’nın ‘dostu’ olmak ölümcüldür.” (Muhammed Enes Öztürk, Mepanews 23.12.2021) “Türkiye müttefik ama ‘dost’ değil. Alman hükümet kaynakları, NATO üyesi Türkiye’nin ABD, Fransa ve İngiltere gibi ‘dost ülke’ olmadığı, bu nedenle dinlemenin ‘makul’ görüldüğünü söyledi.” (Sözcü, 18.08.2014) ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley: “Türkiye dost değil.” (Nikki Haley, Twitter, 7.10.2019) ABD-AB dost değil. Kamuoyu araştırma sonucu: %83 ABD müttefik değil, %61.1 AB dost değil. (Milliyet, 11.12.2016) Türk özel timine Amerikan baskını. (Hürriyet, 5.7.2003) &#8220;Aslında Çuval hadisesiyle ipler koptu! Ancak bunu zamana yayan Ankara günü geldiğinde kendi rotasına oturdu. Dost ülke, Dost bildiği ülkenin askerine çuval geçirmezdi. Ama yaptılar!&#8221; (Ergün Diler, Takvim, 13 Haziran 2017) ABD’nin eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin: Türkiye dost değil potansiyel düşmanımız. (Mynet, 13 Nisan 2018) Terörist Duran Kalkan, terör örgütünün arkasında Avrupa’nın olduğunu itiraf etti! Avrupa&#8217;dan PKK&#8217;ya: Savaşı sürdüreceksiniz. (Milliyet, 1.11.2021) Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar: Dost bildiğimiz bazı ülkeler PKK’ya füze verdi. (AA, 3.5.2021) ‘Zeytin dalı harekatı’, devletlerarası ilişkilerde kullanılan ‘dost’, ‘müttefik’ ve ‘stratejik ortaklık’ gibi tanımlamaların ne kadar anlamsız olduğunu ortaya çıkardı. (Yeni Söz, 25.01.2018) Bu &#8216;dostluk&#8217;u not ettik. PKK 13 sivili terör saldırısı ile katleder. AB, Türkiye’nin tepkisi üzerine 26.5 saat, ABD ise 12 saat sonra ‘PKK terörünü’ kınar. ABD kınamasında, ‘PKK yapmış ise’ kaydını da düşer! (Güneş, 16 Şubat 2021) ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, TSK operasyonuyla etkisiz hale getirilen YPG’li/PKK’lı terörist için resmi hesabından taziye mesajı yayınlar. (Akşam, 25 Tem 2022) Türk makamları, Washington&#8217;un son yıllarda YPG&#8217;ye silah nakliyatı için 5.000 kamyon ve 2.000 kargo uçağı kullandığını tahmin etmektedir. (mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-mevlut-cavusoglu_nun-wp-makalesi.tr.mfa) Batı’dan dost olmaz. Terör örgütü PYD’nin sözde lideri Salih Müslim’in Avrupa Parlamentosu’nda (AP) ağırlanması ve AP Başkanı Martin Schulz’un Türkiye ziyaretindeki çelişkili açıklamaları, Batı’dan Türkiye’ye dost olmayacağını bir defa daha gözler önüne serdi. (Yeni Akit, 3.9.2016) Almanya: Dost mu Düşman mı? (Faruk Aydın, stratejikortak.com, 16 Ağustos 2016) Onların dostluğu değil de insanlığı ne kadar olabilir? Türkiye’de 11 ilde birden deprem olur, dünyanın en fakir ülkelerinden Somali 5 milyon dolar yardım gönderir. Dünyanın en zengin 12 devletinin üyesi olduğu AB ise sadece 5.5 milyon avro! (AA, 17 Şubat 2023) Peki, birbirlerine ne kadar dostturlar? ABD, Ukrayna sınırına askeri destek kaydırır. (DW, 23.02.2022) Rusya askeri hareket başlattıktan bir gün sonra NATO ve ABD açıklama yapar: Asker gönderme planımız yok. (AA, 24.02.2022) Batı’dan dost olmaz. Batı’nın cılız yaptırım tehditlerine karşı geri adım atmayan Putin, dün sabaha karşı ‘saldırı’ emri verdi. Rus ordusu, Donetsk, Luhansk, Kırım ve Belarus üzerinden Ukrayna’ya girerken, başkent Kiev, Harkov, Kramatorsk, Mariupol, Mykolaiv, Odessa’da bombalar patladı. Ukrayna ise eli silah tutan herkese, “Ülkeyi savunun” çağrısı yaptı. (Diriliş Postası, 25 Şubat 2022) Almanya ile ABD artık ‘dost’ değil. (Ednews, 04.07.2017) Ukrayna başkanı Zelenskiy, Ukrayna’ya yeterli destek vermeyen Batı’yı eleştirdi. (AA, 8 Mart 2022) Rusya ‘dost olmayan’ ülkeler listesini açıkladı. (NTV, 7.3.2022) Yahudiler bile Evangelist Hristiyan olan en büyük destekçisi dostuna güvenmemektedir: İsrail eğitim eski bakanı Naftali Bennett: “Yahudi devleti, büyük dostumuz ABD’de dâhil olmak üzere kaderini asla başkalarının eline bırakmayacak.” (x.com, 7.10.2019) Konuyu, İslami bir dünya görüşüne bağlı olmadığı bilinen, zamanının en örgütlü TİP gençlik teşkilatı sayılabilecek olan bir federasyonun açıklamasından bir alıntı ile bitirelim: &#8220;Türk halkı, yurdunun dört bir tarafı dost maskesi altındaki Amerikalılar tarafından sarılmıştır.&#8221; (Sosyalist FKF&#8217;nin 18 Temmuz 1968 tarihli bildirisinden, Turhan Feyizoğlu, FKF, s. 553)  Kısaca, “Batıdan bize dost olmaz.&#8221; (Akit, 3.9.2016; Diriliş Postası, 25.2.2022; Şanlıurfa Gazetesi, İsa Güneş, 17 Eylül 2017; Orhan ARSLAN, Sultanşehir Gazetesi, 12.03.2017); &#8220;NATO’dan Dost Olmaz.&#8221; (İbrahim Toraman, Öncü Gençlik, 7 Aralık 2022) Tüm Batı dahil, &#8220;İngiliz ve Fransız diplomasisinde &#8216;iğfal ve aldatma&#8217; zihniyeti hakimdir.&#8221; (Naciye Babalık, Türkiye Komünist Partisi&#8217;nin sönümlenmesi, s. 35) &#8220;Biz Müslümanlara düşen görev ise, oryantalizme hak ettiği gözle bakıp değerlendirmektir. Bizim onları, değerleri ölçüsünde bilmemiz gerekir. Onlar dostluktan ziyade düşmanlığa yakındırlar.&#8221; (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 127)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Allah eskiden kavimleri ( Nuh, Lut, Ad gibi) topluca helak ederken günümüzde neden bunu yapmıyor, sebebi nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret-istiğfar dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.” (Enfal, 33) “Alemlere rahmet” (Enbiya, 107) olarak gönderilen Efendimiz ve tövbe edenler olduğu müddetçe, Yüce Yaradan helakı ahir zaman toplumundan kaldırmıştır. Fakat asıl göz ardı edilmemesi gereken daha önemli bir husus vardır ki, insanlık kıyametini bizzat kendi yaptıkları ile hazırlamaktadır! A’raf, 182: &#8220;Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden ‘yavaş yavaş’ helake götüreceğiz.&#8221; İnsanlar yaptıkları kötülükler ile dünyanın dengesini bozup sonlarını hazırlamaktadır. Ozon tabakasının delinmesinden fosil yakıtların kullanılmasına, bitkilerden hayvan türlerinin nesillerinin yok edilmesine dek doğaya verilen zararlar, kelebek etkisi ile ‘bizzat elleri ile işledikleri sonucu’ (Şura, 30) tek tek kavimler değil, insanlığın tümünü yavaş yavaş ama kesin bir sona yaklaşmaktadır. “Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.”(Rad, 11)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Enfal 67.  ayetteki &#8216;peygamber esir almaz&#8217; ayeti ne demektir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayet meali: &#8220;Yeryüzünde ağır basıncaya (Yine teşbih: Küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.&#8221; Her ayetin mutlaka bir iniş sebebi ve bir amacı vardır. Bunları bilmeden ayetlerin amacına vakıf olmamız mümkün değildir! Bedir savaşında Müslümanlar az bir sayıda iken daha kalabalık ve donanımlı müşriklere karşı savaşta zafer elde etmişlerdir. Zafer sonrası esirlerden bir kısmı fidye karşılığı serbest bırakılmıştı. İşte bu ayet, “Savaşta esir elde edip sonra fidye karşılığı serbest bırakmak suretiyle dünyevi menfaat elde etmek için savaşmayın, bu şekilde Allah rızası elde edemezsiniz” mesajını vermektedir. Ayetin devamı zaten bunu açıkça ifade etmektedir: &#8220;Siz geçici dünya malını istiyorsunuz&#8221; Kısaca buradaki esir = fidye =dünya malı sevdası demektir. Bu da ayetle eleştirilmektedir ve “siz ahireti yani Allah rızasını isteyin.” buyurulmaktadır. Ayet Müslümanları incitmeden uyarmakta ve &#8220;Ey Muhammed sana esir almak yaraşmaz&#8221; mealindeki cümle ile başlarken sonra hitap Müslümanlara dönmekte ve &#8220;siz istiyorsunuz&#8221; diye devam etmektedir. “Esir almama hükmü İslam’ı koruma amacından kaynaklanıyordu, yoksa Allah’ın devamlı hükmü bu değildir. Zaten Bedir’deki esirlerden bir kısmı da Müslümanlara okuma yazma öğretmesi karşılığı serbest bırakılmıştı. Yoksa savaşta esir doğal olarak alınacak ve sonra onlara adalete uygun şekilde davranılacaktır. (Muhammed, 4) Bu konuda, ‘Kölelik’ adlı yazımıza da bakılabilir. Görüldüğü gibi, aynı konudaki tüm ayetler bir arada değerlendirilince ortada herhangi bir soru/n kalmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bazı ayetler arasında konu ile direk alakası olmayan, farklı bir konudan bahseden ayet gelmektedir. Bazı kıssalar ise birden çok Kur’an&#8217;da yer almakta. Bunlar Kur’an ayetlerinin yazılırken karıştırıldığına delalet etmez mi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birer örnekle soruyu cevaplayalım. Mesela, Ali İmran suresi 121. ayetten itibaren Uhud savaşından bahsedilir. Ama 130. ayete gelince aniden konu faize dönmektedir. Bu ara cümleden sonra yeniden konu ana düzlemine oturmakta ve sure normal konusuna devam etmektedir. Peki, 130. ayette  (“Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah&#8217;a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” şeklindeki) faizden neden söz edilmektedir? Çünkü Uhud savaşına neden olan müşrikler, ordularını faiz parası ile teçhiz etmişler, donatmışlardır. (Ümit Şimşek, ayet meali) Yani ayetin içerik ve mesajını anlamak için bazen İslam tarihini de bilmek gerekmektedir. Bu küçük tarihi bilgi, 130. ayetin Uhud savaşından bahseden ayetler içindeki konumunu daha iyi anlamamıza neden olmaktadır! Diğer bir örnek, Ali İmran Suresi, 83. ayet: “Göklerde ve yerdekiler ister istemez O’na teslim oldukları halde inkarcılar, Allah&#8217;ın indirdiğinden başkasını mı arıyorlar?” Yerdekiler ister istemez nasıl O’nun yasalarına teslim olmaktadır? “İnkarcılar istemediği halde kevni (tabiat, fiziksel, toplumsal) yasalara göre hayatlarını devam ettirmektedirler.” (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 162, 163) Görüldüğü gibi bu ayeti de anlamak için fizik/sosyoloji bilmek gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazı kıssalar (tarihte yaşanmış gerçek hayat hikayeleri) neden Kur’an&#8217;da sık sık tekrar edilmiştir? Kur’an&#8217;daki tekrarların iki boyutu vardır. Birincisi konuyu tekit etmek ve tesis etmek amacını güder yani, pekiştirmek, kuvvetlendirmek ve  anlatılan konular hakkında insan zihnini yeniden inşa etmek, yeniden yapılandırmak için tekrarlar yapılır! &#8220;Tekrar, edebi açıdan pekiştirme amacıyla getirilen bir sanattır.&#8221; (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 312) Diğer boyutu ise, tekrar gibi gözüken ayetler aslında ele alınan konuların farklı boyutlarını vurgulamakta ve aralarında bağlam farklılığı bulunmaktadır. Yani aynı gibi gözüken ayetler; kopyala yapıştır tekniği ile elde edilen tekrarlar değillerdir. &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da kıssalar tekrar eder gibi görünse de amaç tarihi bilgi vermek değil, &#8216;ibret dersi&#8217; vermektir. Tekrar gibi görünen her olay insana ‘farklı mesajlar’ iletir. Mesela Hz. Adem&#8217;in kıssası Kur&#8217;an&#8217;da 6 yerde geçer, bunların her birinde başka bir mesaj ve ibret dersi verilir insanlara.&#8221;  (Tayyip Okiç, Tefsir ve hadis usulünün bazı meseleleri, s. 120, 126) Kafirun suresindeki, &#8216;Velâ entüm abidûne ma e&#8217;bud&#8217; ayeti iki kere tekrar edilir. Birincisinde &#8216; Şu an ibadet ettiklerinize ben tapmam.&#8217; anlamı varken ikinci tekrarda, &#8216;Bundan sonra da sizin taptıklarınıza tapmam.&#8217; mesajı vardır. Ayette, ‘Putlarınıza önceden tapmadım, sizde benim taptığıma tapmayın, bundan sonra da tapmayacağım’ denilerek, pekiştirici bir tekrar ve yeni bir dünya inşasına işaretler vardır. Yani Kur’an&#8217;da bütünüyle bildiğimiz anlamda bir tekrar söz konusu değildir. Rahman suresindeki tekrar gibi gözüken ayetlerde de aynı durum söz konusudur. Tüm bu tekrar gibi gözüken ayetlerin siyak sibakına, yani öncesine sonrasına baktığımızda o tekrar gibi gözüken ayetler yeni bir anlam kazanmakta ve mesajı farklı açılardan okuyucuya sunmaktadır. Yine bir örnek üzerinden gidelim. Mesela Lut kıssası Kur’an&#8217;da toplam 10 farklı yerde anlatılır. Bu kadar tekrara gerek vardır acaba? Dokuzu Mekki, biri Medeni (Medine’de inen) surede geçen bu kıssalar, her geçtiği yerde olayı farklı açılardan ele alır. Birinde olay peygamberlik görevi, diğerinde kıyamet, farklı yerlerde de, teselli, şahsiyet, yardım, cezalandırma, helak, hayatın doğal süreci gibi farklı mesajları okuyucuya aktarır. Olay aynı olsa da mesajlar ve hedeflenen amaçlar farklıdır! (Emin Işık, Kur’an’ın Dil Üstünlüğü, Zafer Dergisi, Mayıs 1986, 113. Sayı)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’daki tekrarlar için oryantalist Arthur John Arberry, ‘The Holly Koran’ adlı çevirisinde şunu söylemektedir: “Hakikat, tekrarlamakla bulanmaz, aksine açıklık, aydınlık ikna gücü kazanır.” (Oryantalistlerin yanılgıları, s. 31) Fransız oryantalist Henri Masse, Kur&#8217;an&#8217;daki &#8220;tekrarların gerekli ve mantıklı olduğunu&#8221; ifade eder. (Masse, L&#8217;İslam, s. 72; Profesör Doktor Tayyip Okiç, Tefsir ve hadis usulünün bazı meseleleri, s. 118) İngiliz yazar ve diplomat Gai Eaton: &#8220;İnsan elinden çıkmış hiçbir kitap ‘herkes için’ olamaz. Fakat ‘herkes için’ olma, vahyedilmiş bir kitabın temel işlevidir. Bu nedenledir ki, Kur’an insanlar tarafından yazılmış eserlerin okunduğu tarzda okunamaz. Güneş ve ay </span><br /><span style="color: #000000;">-yağmurda öyledir- herkes içindir, fakat onların faaliyetleri her insana göre farklılık arz eder ve eninde sonunda bazılarına hayat vermek de bazılarına da ölüm getirmektedir. Kur’an tekrar tekrar aynı hikayelere dönmekte, fakat her seferinde, Kur’ani vahyi bir bütün kılan temel hakikatlerin şu ya da bu cephesine küçük bir vurgu farkı getirmektedir. Kur’an kendisine yaklaşanlara bir ayna tutar, yanlış nedenlerle ya da kötü niyetle yaklaşanlar ise onda hiçbir şey bulamayacaklardır. Sığ bir tabiata sahip iseler sığlıkları ölçüsünde yüzeysellikler, eğer derin bir tabiata sahip iseler, enginlikleri ölçüsünde derinlikler bulurlar.&#8221; (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 145, 150, 159) “Oryantalistler Kur&#8217;an&#8217;daki kıssaların tekrarlandığını ve bunun bıktırıcı bir şey olduğunu söylerler. Kur&#8217;an, konuya uygun olarak bir kıssanın belirli bir halkasını zikreder. Kıssanın tamamı tekrarlanmaz.” (Süleyman Ateş, İslam&#8217;a itirazlar ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den cevaplar, s. 494) Eğer “Kıssa tekrar edilmişse, o tekrarında muhakkak yeni bir şey getirilmiştir.” (Süleyman Ateş, İslam&#8217;a itirazlar ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den cevaplar, s. 501) Mesela “İblisin şeytanlaşma sürecine 7 farklı surede temas edilir, her birinde diğerinde yer verilmeyen bir bilgiye yer verilir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 104) Blachere, Kur’an’da peygamber kıssalarının tekrarlanmasının sıkıntı ve usanç verdiğini öne süren Batılılar’a karşı bu kıssaların her birinin bir delile dönüştürüldüğünü, mesela tekrarlanan kıssalarla, &#8221;İstikbali/geleceği belirleyen mazidir/geçmiştir.&#8221; gerçeğini hatırlatarak, eziyetlere maruz kalan müminlerin sonunda Allah’ın yardımıyla kurtulacağı, inkarcıların ise helak edileceği şeklindeki tarihi kanunu ima ettiğini, böylece bu tekrarların muhatapları ikna vasıtası olduğunu belirtir. (Introduction au Coran, s. 180-181; krş. Esed, Önsöz, I/XXII) “R. L. Blachere: “Peygamberin surelerde tekrarladığı ayetlerin bir dinamizmi, parlaklığı ve yüceliği vardır. Kur&#8217;an her şeyden önce insanların yücelttiği bütün metinlerin üstünde muhteşem edebi ve zarif bir metindir.” </span><br /><span style="color: #000000;">L. E. Cobold: “Gerçek şu ki, Kur&#8217;an&#8217;ın cümleleri ve güzel üslubu kalemin anlatamayacağı ve tarif edemeyeceği bir şeydir. Kur’an şiir, tarih değildir. Budistlerin kitabına benzemez. Felsefi hutbeler de değildir. Belki o yüce kalplerde yankılanan nübüvvet sesidir. Kur&#8217;an kıssalarının uyumu, temsillerinin ilginçliği en üst mertebesine çıkmıştır. Okuyucusu asla bıkmıyor ve o da tekrarla yıpranmıyor.’ Kur&#8217;an Arap kelamında kullanılan tekrar, mecaz, teşbih gibi üslupları çok büyük bir maharetle kullanmıştır. ‘Kur&#8217;an, Arap dilinde birer tekid/pekiştirme edatı olan kasem/yemin, tekrar türlerini sıkça kullanmıştır.’ Tekrar, Arapların mesaj vermek veya bildikleri mesajı iyi pekiştirmek için öteden beri kullandıkları belagatlı kelami bir üsluptur. Razi: “Tekrar pekiştirmeyi ifade eder.” der. Modern zamanlarda yazılı ve görsel medyada günlük reklamların tekrarı bu metodun çağlar boyunca kullanıldığını göstermektedir.” (M. Halil Çiçek, Müşkilu&#8217;l-Kur&#8217;an&#8217;ı Yeniden Değerlendirmek, s. 46-47, 59) Tekrar etmek, önemli konuları pekiştirmek için Arap dilinin özelliklerindendir. Günümüzde siyasi ve ticari şirketler, tekrarı propaganda ve reklamlarda çok kullanırlar. (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 434, 436) A. John Arberry: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ı anlayabilmek için iyi Arapça bilmek yanında, onu bir Müslüman gibi okumak gerektiğine&#8221; işaret eder ve &#8220;Değerlendirme bu esaslara dayanınca, bıktırıcı tekrarlar gibi ithamlar manasızlaşır.&#8221; der. (The Holy Koran, London 1953, s. 26-27) Filozof John William Draper: “Kur’an çok sayıda mükemmel ahlaki tavsiyeler içerir ve içeriği küçük bağlantısız parçalardan oluşur, öyle ki tüm insanların onaylaması gereken özdeyişler bulmadan tek bir sayfasını bile geçemeyiz. Kur’an&#8217;ın bölümler halindeki bu yapısı hayattaki herhangi bir olayda sıradan insanlara uygun olan, kendi içinde bir bütün olan metinler, özdeyişler ve kurallar meydana getirir.” (A History of the Intellectual Development of Europe, s. 172) “Bazen Kur’an&#8217;ın şaşırtıcı düzeninin (ya da düzensizliğinin) Muhammed&#8217;in ifade sanatını güçlendirdiğini; bağlamın, hikayenin ve biçimsel birliğin yıkılmasının, okuyucuyu sesin yakın ve ezici otoritesine konsantre olmaya zorladığını düşünüyorum. ‘Elçinin dudaklarından çıkmasına rağmen, yüce ve ikna edici bir otoriteye sahip olan’ bu ses, İncil&#8217;deki Tanrı&#8217;nın doğrudan konuşmalarını hatırlatır ama onu genişletir.” (Harold Bloom, Dahi, Yüz Örnek Yaratıcı Zihinden Bir Mozaik, s. 146) Özetle, “Kur’an’ın  iç düzeni, kitapların değil hayatın iç düzenine benzer. İnsan hayatında olduğu gibi Kur’an’da da iman, ibadet ve ahlaki  yaşantılar  ‘bütün oluşturacak şekilde’ baştan sona serpilmiştir. Kur’an edebiyat değil hayattır, hayat tarzıdır. Kur’an, insanı hayatın içinde eğitmeyi amaçlar.” (Prof. Muhammet Altaytaş, Hangi Din? s. 149) &#8220;Kur’an’ın kelimeleri ve cümleleri birbirine bakar. Kur’an’ın bazen bir kelimesi on yere bakar. ‘Kur’an’ı anlamak için Kur’an’ın kelimeleri arasındaki irtibatı, kelimelerin diğer ayet ve cümlelere bakan yönünü bilmek gerekir.’ Kur’an’da kelimeler birbiri ile münasebetli ve tamamı gözetilerek anlamlandırılabilecek şekilde yerleştirilmiş&#8221;  (Prof Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 109) ve &#8220;Kur&#8217;an kıssalarının bazı manzaralarında yapılan tekrarlar da, manzaranın yepyeni başka bir somut parçasını ortaya koymuştur. Bu, Kur&#8217;an&#8217;ın kıssaları anlatmadaki önemli bir üslubudur.&#8221; (Dr. Sabri Demirci, Kur&#8217;an&#8217;da çelişkili ayetler meselesi, s. 153, 165) &#8220;Kur&#8217;an ayetlerine üstünkörü bakan bilgisiz biri onların dağınık zanneder, onların aralarındaki ilişkileri bilen bir astronomi uzmanı ise, nasıl dakik bir saat gibi işleyen bir düzen içinde yürüyüp kainattaki ahengi ve dengeyi sağladıklarını bilir.&#8221; (Dr Sabri Demirci, Kur&#8217;an&#8217;da çelişkili ayetler meselesi, s. 12) Bu tekrarlar konusunu, ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazımızdaki ‘Bilgisayar sayesinde Kur’an’da bulunan mucizelerden bazıları’ yazısı ile beraber okunduğunda konu çok daha farklı mecralara kaymakta ve konu daha da derinleşmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Musa kıssası neden çok tekrarlanır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kıssalarda, Hazret-i Musa&#8217;nın doğumu, gençliği ve evliliği tekrarlanmaz. Ama her zaman Müslümanların karşılaşacağı durum, şart ve kişi/kimlikler kıssalarda ibret amaçlı anlatılır. Kur’an&#8217;daki kıssalar geçmişte olmuş bitmiş birer olay olduğu için değil, aynı olaylar tarihin her döneminde farklı adlarla olsa da her zaman tekrar ettiği, edeceği için tekrar edilir. Kur’an’da Yahudilerden neden bahseder çünkü faiz, karaborsa, kapitalizm, materyalizm, üstün ırk iddiası, gizli örgütler, liberalizm gibi zalim sistem ve fikirlerin fikir babası ve koruyucuları hep onlardır. Evangelizmden illuminate’ye, siyonizmden pagan putperestliğe dek hâlâ aynı bakış açısı ve sonu &#8216;ekin ve nesli yok etmek&#8217; (Bakara, 205) üzere kurulu düzenleri ile aramızda yaşamaya devam etmektedirler. Günümüzde hâlâ, Rab olma iddiasında bulunan insanlar bulunmaktadır.  Bir Bedir savaşı veya Talut ile birlikte olanların yaşadıkları, günümüzden ne kadar farklıdır? Kıssada yaşananlar, geçmişte yaşanmış birer hatıra değil, içimizde yaşayan, şu an canlı şahit olduğumuz tekrarlanan olaylardır! Ümmetin, kıssalarda anlatılan durumlara düşmemesi için uyarılarda bulunulmaktadır. Şu an içinde yaşadığımız sürecin tarihi köklerini bu kıssalarda görebilmekteyiz: Dünyevileşme, Allah&#8217;a isyan, paganizm, nefsi/egoyu ilah edinme…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, bu kıssalar ile “Peygamberimizi teskin ve teselli etmek, kafirleri tehdit, münafıkları ayıplama, Yahudileri kınama, şirk/putlara karşı uyarı, sabrın ve mücadelenin, tevekkülün önemi, münafıklara karşı dikkatli olunması gerektiği, Allah&#8217;ın takdirinin önüne geçilemeyeceği, ümitsizliğin Müslüman&#8217;ın hayatında yerinin olamayacağının” mesajları da okuyucuya verilmektedir. Son olarak şunun da altını çizmek gerekir ki, insan kendisinin içselleştirilmesi istenen mesajın çeşitli şekil, üslup ve ifadelerle tekrarı ile verilmek isteneni daha iyi özümsemektedir. Bu tekrarlar sayesinde hayatın meşguliyetleri içinde arka plana atılan mesajlar tekrar hatırlanır, hayatın içine sokulur. Bunların kıssalarla anlatılması da Kur’an&#8217;ın bir metodudur. Ayrıca bu üslup, değişik seviye ve zihniyetlere hitap etmekte de bir usuldür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Peygamber deve sütünü ve sidiğini içmeyi mi tavsiye etti?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ehl-i Sünnet çizgisinde ve hadisleri Kur’an’dan sonra ikinci kaynak kabul eden biri ve ‘Hadisleri reddeden’ ve delil olarak kabul etmeyen modernist kardeşlerimizden farklı olarak, hiçbir hadisi araştırmadan, kaynağı ve içeriğini sorgulamadan direk reddetmemekteyiz. Özellikle, ‘Sinek, deve sidiği, tükürük’ çerçevesindeki hadisler hem ateist hem modernist kesimden epeyce eleştiri almaktadır. Biz bu konularda yaptığımız araştırmalar sonucu her üçünün de sahih olduğu ve bilim ile çelişmediği sonucuna vardık.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konuya dönelim. Hz. Enes anlatıyor: Ukl veya Ureyne kabilesi halkından sekiz kişilik bir grup Medine’ye gelip Hz. Peygamber’e biat ederek Müslüman oldular. Bir müddet sonra Medine’nin havası onlara dokundu ve hasta oldular. Şikayetleri üzerine Hz. Peygamber, çobanlarıyla birlikte Medine’nin dışına çıkıp, develerin sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini öğütledi. Adamlar bir müddet develerin süt ve sidiklerinden içtiler ve sağlıklarına kavuştular.&#8221; (Buhari, Vudu, 66; Tıp, 5-6; Diyat, 22; Müslim, Kasame, 9-11; Ahmed b. Hanbel III/107,163; Ebu Davud, Hudud, 3; Tirmizi, Taharet, 55, Nesai, Tahrimu’d-dem, 8-9) Hadisin sadece deve ‘sütü’ içmeyi tavsiye eden rivayetleri de mevcutsa da (Ebu Davud, Taharet, 125;  İbn Hanbel; III/107; Nesai, Tahrimu’d-dem, 8) bu hadisin Buhari, Müslim gibi kaynaklarda geçmesi nedeni ile özellikle reddedilmeden önce iyice araştırılması gerektiğinin önemini tekrar hatırlatıp detaylara geçelim: Öncelikle hadiste, “Herkes deve idrarı içsin” şeklinde bir emir olmadığı görülmektedir. Olay, çöl ortasında ve eldeki imkanlarla doğal bir tedavi metodu kullanılmasından ibarettir ve sonuçta hastalar da iyileşmişlerdir! Peki, bu tıbben mümkün müdür, idrar tıpta ilaç olarak kullanılabilir mi? Bu durum bilim ile uyuşur mu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">NASA’nın laboratuvar verilerine dayanan bir rapor, idrarda faydalı maddelerin bulunduğunu ortaya koymuştur. (David F. Putnam, Composition and Concentrative Properties of Human Urine, NASA Contractor Report, Temmuz 1971. Rapor için bakınız; https://ntrs.nasa.gov/archive/nasa/casi.ntrs.nasa.gov/19710023044.pdf) Sağlık alanıyla alakalı kaleme aldığı kitaplarla tanınan Harald W. Tietze’nin ilk baskısı 1996’da yapılan ve “International Bestseller” olan yani Dünya çapında en çok satan kitaplar arasına giren “Urine The Holy Water” yani “Kutsal Su İdrar” başlıklı kitabında, idrar tedavisinin faydalarından bahsedilmekte ve tedavinin en sık uygulandığı ülkenin Almanya olduğunu yazmaktadır. (Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition, P/L, Australia, s. 15) Kitabın 44. sayfasında, “Deve idrarı”nın kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına iyi geldiğinin yazması da (Harald W. Tietze, Urine The Holy Water, Harald W. Tietze Publishing: 2003, 3rd edition, P/L, Australia, s. 44) konumuz açısından önemlidir. Birçok makalenin içinde yer aldığı “Holistic Health Healing &amp; Astrosciences” adlı kitabın ikinci cildinde “İdrar Terapisinin Mucizeleri” başlıklı makalede, idrar terapisinin soğuk algınlığından kansere ve eklem iltihabından AIDS’e kadar birçok hastalığı tedavi etme potansiyeline sahip olduğu da yazmaktadır. (Dr. B.D. Sharma, Holistic Health Healing &amp; Astrosciences (An International Sourcebook), Holistic Health &amp; Healing in 21st Century, cild 2, B. Jain Publishers: 2003, s. 279) Almanya’da faaliyet gösteren “Sağlık Merkezi” isimli kuruluşun internet sitesinde, idrar terapisinin bağışıklık sistemini aktive ettiği ve özellikle de alerji, astım, gut, romatizma, kronik ürogenital enfeksiyon ve cilt hastalıklarının tedavisinde çok iyi neticeler verdiği belirtilmektedir. (zentrum-der-gesundheit.de/eigenurintherapie.html. Kaynak: belgelerlegercektarih.net/deve-idrari-hadisi-uydurma-degil-adeta-bir-mucizedir) Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (Ulakbim) indeksine göre bilimsel kudreti en ileri seviye kategorisi yani A kategorisinde olan bir derginin, ‘Journal of Ethnopharmacology’ 2011 yılına ait nüshasında, &#8220;Deve idrarının Hepa-c1c7 türü kanserlerini kaynak organizma dışı kullanımda tedavi edici etki gösterdiği ve sitokrom -p450-1a1 enziminin sentezini yok ettiğini yazmaktadır. Bu sitokrom p450-1a1 enzimi kanser oluşturucu etkisiyle biliniyor. Deve idrarı, kanser oluşturucu molekülü diskalifiye ediyor ve kanser tahribatını da restore ediyor.&#8221; Hadis desek kabul etmeyecek pozitivist rasyonel arkadaşlar umarım bu konuya biraz daha tarafsız yaklaşabilirler! İdrar konusundaki diğer bazı çalışmalar: Dr. Johann Abele, 1995 yılında yayınlanan kitabında 5 milyon Almanın şifa bulmak için idrar kullandığını ifade eder. (Dr. Johann Abele, Die Eigenharnbehandlung-Erfahrungen und Beobachtungen, (Idrar Terapisi-Deneyler ve Gözlemler), Haug-Verlag, 1995) Japon bilim adamı Dr. Nakao idrarın faydalarını anlattığı video adresi: https://www.youtube.com/watch?v=IEPrB6x02CI&amp;t=1s; https://en.wikipedia.org/wiki/Urine_therapy; Carmen Thomas, Ein ganz besonderer Saft, Urin, (Çok Özel bir Su, Idrar), VGS Verlagsgesellschaft, Kِöln 1993. Bu kitap “Çişteki mucize” başlığıyla türkçeye de çevrildi. Leman Çalışkan’ın tercüme ettiği bu kitap, 1995 yılında “Doğan Kitap” tarafından basıldı; Flora Peschek-Bِöhmer, Urin-Therapie – ein Tabu wird gebrochen, Heilerfolge bei vielen Krankheiten und Beschwerden, (İdrar Terapisi-Bir tabu yıkılıyor, Birçok Hastalık ve Rahatsızlıklarda Şifa Başarıları), Heyne Verlag, 1995; Angela Martens, Heilsaft Urin – Ein altes Mittel neu entdeckt, (Şifa Suyu Idrar – Yeni keşfedilmiş eski bir ilaç), Weltbild Buchverlag, 1999; Gennadi Malachow: Urin-Therapie, (Idrar Terapisi), Verlag Phِönix, 1999; John W. Armstrong, The Water Of Life: A Treatise on Urine Therapy (Hayat Suyu: Idrar Terapisi üzerine bir Araştırma), Published by True Health Publishing Co. By Health Science Press, Rustington, Sussex, 1948; John W. Armstrong, The Water Of Life: A Treatise on Urine Therapy (Hayat Suyu: Idrar Terapisi üzerine bir Araştırma), Published by True Health Publishing Co. By Health Science Press, Rustington, Sussex, 1948. ateistlerecevap.org/deve-idrari-hadisi-hakkinda-detayli-aciklama; Yeni Akir, 25.7.2017) “Rusya’da Leningrad’daki 12 katlı hastanede sidikle tedavi yapılır.” (Prof Ahmet Maranki, Hürriyet, 5.2.2010) “Çişteki mucize. Saç dökülmesine karşı, kulak iltihabında, boğaz iltihabına karşı, ellerin ve dizlerin titremesinde insanın idrarını yapar yapmaz el ve dizlerini bununla ovması ve yıkaması ile vücutta su toplanmaya başlarsa, insan uzunca bir zaman sabah aç karnına kendi ilk idrarından biraz içmelidir. Bunun sarılıkta da yararı olur. Kadınların cinsel organlarındaki yanma ve kaşıntıları sıcak idrar ile yıkamak faydalıdır. Arı sokmasına karşı hemen idrarla ıslatmak birebir gelir. Tecrübeyle sabit. Son olarak şunu söylemek isterim, bu kitap elime geçtikten sonra sifonu çekerken vicdan azabına benzer bir şey duyuyorum. Hani değerbilmez biri olduğuma dair bir his. Klozet yerine kavanoz mı kullanmalı ne?” (Pakize Suda, Hürriyet, 29.7.2006) Ateistler, İslam’a kafirler kadar ve sadece bilimsel yaklaşsalar birçok iddialarını terk edeceklerdir aslında. Ama önyargı ve nefislerinin arzularını aşamamak onları bir cendere içine sokmakta ve bu da onları içine düştükleri girdaptan bir türlü kurtaramamaktadır! (Ayrıca bkz. A. C. Meriç, Muhtelif 2, s. 13-44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ateist başka bir yazar da “peygamberimizi” tükürüklü ve tükürüksüz” biçimleriyle tedavi ettiğini” yazmış ve bununla alay etmiştir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu konu bilimsel temelde “Turan Dursun&#8217;a cevaplar II” adlı yazımızda ele alınıp cevaplanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İşin ilginci, bilimsel temeli olan konularda İslam’a saldıran kesimin sözcülerinin, ‘dışkı yemek’ söz konusu olduğunda dut yemiş bülbül kesilmeleri, duymazdan gelmeleri ve hâlâ sözü dinlenen olarak bu kişileri kabul etmeleridir: Jeoloji profesörü evrimci ateist Celal Şengör: “Bir kere dışkısını yedirmek işkence değil. Ben bal gibi yerim. ‘Gayet güzel, hiçbir şey de olmaz.’ Yani dışkı pis bir şey değil ki. Sen sidiğini içmez misin?” (Radikal, 22.11.2015) Ateist ve evrimci profesör bununla yetinmeyip bazı hayvanların ve bu arada kendi dışkısını da yediğini söylemektedir: “Kendi dışkınızı hiç yediniz mi?&#8221; sorusuna “Yedim. Özellikle insan dışkısı acıydı” cevabını verir. (Sözcü/Birgün, 9.10.2018; Cumhuriyet, 10.10.2018)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İnsanlığın yaşı ile ilgili hadisler. Dünyanın ömrü 7000 sene midir?</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyadaki insanlığın yaşı ile alakalı 2 hadis vardır: “Benim ümmetimin ömrü 1.500 seneyi pek geçmeyecek.” (Suyuti, Havi li&#8217;l-Fetavi, II/248; Ruhul Beyan, Bursevi, IV/262, Ahmed bin Hanbel, K. İlel, s, 89); “Adem&#8217;den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin senedir.” (Muttaki, Kenzu’l-Ummal, h.no: 16459; Munavi, Feyzu’l-Kadir, III/547; h.no: 4278) “Kaynaklarda yer alan her rivayet, sıhhat durumu incelemeksizin İslam&#8217;a mal edilemez.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 196) Dolayısı ile hadis diye rivayet edilen bir sözün sıhhati yani sağlamlığı önce test edilmeli ve sahih çıkarsa ondan sonra onunla amel edilmeli, kaynak olarak o hadis kullanılmalıdır! Hadisi aktaran Suyuti, hadis ilminde &#8216;mütesahil&#8217; olarak tanınır, yani Efendimize isnad edilen rivayetleri genellikle yumuşak bir yaklaşımla reddetmeme eğiliminde olan bir âlimdir! Hatta o bazı âlimlerin uydurma kabul ettiği hadisleri, en çok ‘zayıf’ diyerek rivayet eder. Bu iyi niyeti, bazı rivayetlerinin sağlam olmaması nedeni ile zamanla sorunlara yol açabilmiştir. (Bu konuda, ‘İslam âlimlerinin objektifliği’ adlı yazımıza bakılabilir.) Hadisin merfu (Yani Hz. Peygamber&#8217;e nispet edilebilen) senedi bir tanedir, diğerleri kopuk senetle -ravi zinciri ile- gelmiştir, dolayısı ile hadis değillerdir. Bu tek merfu rivayet için de İbni Cevzi, &#8216;Mevzu; uydurmadır’ derken İmam Nevevi’de &#8220;Batıldır; aslı yoktur&#8221; demektedir. (Şevkani, Fevaidu’l-Mecmu‘a, 509) Reşid Rıza, &#8216;Haberler, İsrailiyattan başka bir şey değildir; İsrailoğullarının bu tür haber ve kıssalarına itimat edilemez, güvenilmez.&#8217; demektedir. (Rıza, Muslih ve Mukallid, s. 58) İbni Kesir, Hz. Peygamberin kıyametin vaktini belirttiği hiçbir rivayetin sabit olmadığını, Efendimizin sadece kıyamet alametlerinden bahsettiğini söyler. (İbni Kesir, en-Nihayet,1/26) Sehavi de, ahiretin vaktinin beyan edildiği her rivayetin ya aslının olmadığı ya da sabit olmadığını (kesin olmadığını) açıklar. (Sehavi, el Makasidül Hasene, I/693) İslam’ın ilk kaynağı olan Kur’an&#8217;a baktığımız zaman ise, kıyametin zamanını sadece Allah’ın bildiğine şahit oluruz ve bu bilgi peygamberimize bile verilmemiştir! “Sana kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır.” (A’raf, 187) &#8220;Kıyametin ne zaman geleceğini bilmek Allah’a mahsustur.&#8221; (Lokman, 34) Peygamberimiz bu bilgiden muaftı: &#8220;Ben gaybı bilmem.&#8221; (En&#8217;am, 50) Peygamberimiz &#8216;Kıyametin vaktini bilmezdi.&#8217; (Buhari, İman 1; Muslim, İman 1) Cibril Hadisi&#8217;nde de Hz. Peygamber, kıyametten bahisle: &#8220;Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha fazla bir bilgiye sahip değildir.&#8221; (Buhari, İman 1; Muslim, İman 1) buyururlar. Uydurma hadisler konusunda uzman olan Prof. Yaşar Kandemir hadisi uydurma olarak kabul ederken (Kandemir, Mevzu Hadisler, s. 181-182) Nureddin Yıldız Hoca da araştırmaları sonucu &#8216;Böyle bir hadisin varlığını bilmiyorum&#8217; (fetvameclisi.com/fetva-benim-ummetimin-omru-1500-seneyi-pek-gecmeyecek-hadisi-sahih-midir-6815.html) der ve  kaynağının olmadığını belirtir. Kısaca Hadisçiler, dünyanın ömrünün 7000 sene olup Hz. Peygamber döneminin son bin seneyi içine aldığı şeklindeki rivayetleri de ‘asılsız’ kabul etmişlerdir. (Ali el-Kari, el-Esrarü’l-merfûʿa fi’l-aḫbari’l-mevzuʿa, s. 452-454) Bu tür haberler doğru olsa idi, kıyametin vakti de bilinmiş olacaktı. Ama bu da yukarıda gördüğümüz gibi, Kur&#8217;an ve sahih sünnete aykırıdır! Bu gibi rivayetler, yani Kur’an&#8217;ın bildirmediği Efendimizin de bilmediğini açıkça ifade ettiği konulardaki detaylar, israiliyat denen Yahudi kaynaklarından gelen bilgilerle doldurulmaya çalışılmıştır ki, israiliyat nakletmek zaten caiz görülmemiştir. (Ahmed b. Hanbel, III/387; İbni Kesir, V/329)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Peygamberler eşit mi? Bakara, 253. ayete göre hayır; Bakara, 285, evet</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an bütün peygamberlerin peygamberlikte eşit olduğunu ama kendilerine verilen bazı özellikler bakımından aralarında farklılıkların bulunduğunu bildirir.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 43) Bakara 253’de Allah&#8217;ın, peygamberlerin bazılarını bazılarından üstün kıldığı ifade edilir. Bakara 285’te ise biz ‘Müminlerin tüm peygamberlere iman etmemiz gerektiği’ ve aralarında ayırım yapmamamız gerektiği bildirilir. Birinci ayet, Yüce yaratıcının peygamberlere özel verdiği yetkilerle aralarındaki farkların ifadesinden, ikinci ayet ise, &#8216;tüm dinlerin kökeninin İslam&#8217; olmasından dolayı biz Müslümanların tüm peygamberlere iman etmemiz gerektiğinin hatırlatılmasından ibarettir. Bizler, peygamberlerin derecelerinin olduğunu biliriz ama hepsine de iman ederiz. Özetle ilk ayet Yaradan açısından ikinci ayet ise yaratılanlar açısından peygamberlere bakışı ifade eder!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Tur, 24. ayet: &#8220;Sedeflerinde saklı incilere benzeyen genç hizmetçileri etraflarında dönüp dururlar.&#8221; Cennette eşcinsellik mi var?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hangi metin olursa olsun, o metne önyargılı yaklaşanlar her zaman öznel sonuçlara ulaşırlar. Bir önceki ayette (Tur, 23) kadeh kelimesi geçer ama ayet, içilenin sarhoş etmediğini de hemen ifade eder: &#8220;Orada karşılıklı kadeh alıp verirler, ama o içecek ne saçmalamaya yol açar ne de günah işlemeye.&#8221; (Ayrıca benzer anlamdaki diğer ayet için bakınız; Saffat, 47.) Eğer bir kişi bu ayeti sarhoşluk veren içki anlamında anlama gayretine girerse, hizmetçi anlamındaki gılman/gulam kelimesine de tahayyül ettiği her anlamı verebilir. Halbuki ayette bahsedilen konu çok farklıdır. Bir kere gulam kelimesinin lügatteki karşılığı, &#8220;Doğumdan gençlik çağına kadar geçen süre içindeki erkek çocuk&#8221; demektir. Yani kelimenin lügatte eşcinselliği çağrıştıran bir karşılığı bulunmamaktadır. (İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, XII/440; Emrullah Fatiş, Huri, Gılman ve Vildanların kimliği problemi, Kelam Araştırmaları 13:1(2015), s.121-139) Gılman, Gulam kelimesinin çoğuludur. Gılman hakkında müfessirlerce ileri sürülen görüşleri üç noktada toplamak mümkündür: “Müminlerin ölen çocukları, kafirlerin ölen çocukları,  müminler için cennette yaratılan hizmetçiler.” Görüldüğü gibi hiçbir İslam âlimi, bu ayeti, ‘dünyada iken de eşcinselliği doğal karşılayanların’ yorumladığı şekilde anlamamıştır! Zaten Kur’an&#8217;da da gulam kelimesi birçok yerde geçer ve hiç birinde cinsel çağrışım yoktur. &#8220;Melekler Hz. İbrahim&#8217;e bir gulam (oğul olarak Hz. İshak’ı) müjdeler.&#8221;  (Hicr 53; Saffat 101) Allah Hz. Zekeriyya’ya bir gulam (oğul olarak Hz. Yahya’yı) müjdeler. (Ali İmran, 40) Yusuf suresi 19. ayette de, kervancı kuyu dibindeki Hz. Yusuf’u görünce “burada bir gulam var” diye bağırır.  Gulam kelimesinin cinsellikle veya eşcinsellikle alakası olsa, Peygamberlerin çocukluk halleri için Kur’an bu kelimeyi kullanır mıydı? Kur’an, halkın anladığı şekliyle kelimeleri kullandığı için ‘hiçbir şehvet anlamı içermeyen’ gulam kelimesini üç peygamberin çocuklukları için de kullanılmıştır! Kısaca, bilinçaltlarındaki sapıkça fantezilerini Kur’an&#8217;a söyletmeye çalışanlara cevap olarak, bu dünyada içkinin de eşcinselliğin de yasak olması gibi cennette de hiç bir kötülüğün olamayacağının bilinmesi gerektiğinin altını çizerek bu konuyu da bitirelim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Nebe 33 ayetinin açıklamasını bulamadım. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nebe, 33. ayette, &#8216;Gencecik yaşıt kızlar&#8217; şeklinde de tercüme edilen &#8220;Ve keva’ibe etraban&#8221; ayeti iki şekilde yorumlanmaktadır. Birincisi: &#8216;Cennette&#8217; takva sahibi Müslümanlar için ‘özel yaratılacak’ olan bu kadınlar, dünyadaki kadınlardan çok farklı olacaklardır. Onlar, &#8216;cennette yaratılmış&#8217; özel kadınlardır. ‘Dünyadaki gibi bir annenin rahminden doğan ve zamanla büyüyen canlılar değillerdir.’ Tıpkı Hz. Adem ve Havva gibi, anne ve babasız yaratılacaklardır. Cennet; dünya ile kıyaslanamayacak bir özellikte yaratılan, huri, gılman, etrab, nimetler ve özel mekanlarla dolu bir yerdir. Ahiret hayatı dünyadan farklıdır; orada ölüm yoktur (Tevbe, 72; Taha, 75; Zuhruf, 71; Enbiya, 102); insanların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa hepsi oradadır (Zuhruf, 71); orada kin yoktur (Hicr, 47); yorgunluk yoktur (Hicr, 48); salih kullar için cennette hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı birçok nimetler vardır (Tac, el-Camiu li`l-Usül, fî ahadisi`r-Rasul, V/402; Kütüb-i Sitte, 14, s. 4419/1); insan gözünün her hoşlandığı şey orada bulunacak (Kütüb-i Sitte, XIV/431) ve boş ve anlamsız söz, yalan işitilmeyecektir. (Nebe, 35; Vakıa, 25) Bunlar gibi, kevakib ile ifade edilenler de dünyadakinden çok farklı özelliklere sahip olacaktır. (Buhari, Bed’u’l-halk,8; Müslim, Cennet, 14; Tirmizi, Kıyame, 60) Kıyamet günü insanlar da &#8220;yeni bir şekilde yaratılacaktır.&#8221; (Vakıa, 61)  Yani &#8220;Cennet denilen yer, yaşadığımız şartlardan ayrı bir yerdir. Elbiseler, yiyecekler, giyecekler hep farklıdır.&#8221; (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 223) En önemlisi de dünyada görmemizin imkanı olmayan Yüce Rabbimiz ile cennetlikler arasındaki perde kalkacaktır. (Müslim, et-Tac, V/423) Dünyadaki &#8220;Gözler onu görmez.&#8221; (Enam, 103) ama ahirette yeniden yaratılacak olan insan O’nu görebilecektir! Kısaca, cenneti dünyadaki kadınlar, erkekler ve dünya ortamı ile kıyaslamak bizi yanlış sonuçlara götürür. Orada her şey farklı olacaktır! Beyheki’nin dediği gibi, &#8220;Cennet nimetleri ile dünyadakiler arasında yalnız ‘isim benzerliği’ olacaktır!&#8221; İkinci yorum ise, 33. ayetin önceki 32. ayet ve sonraki 34. ayetle okunması ile anlaşılır olmaktadır: 32. ayet ‘bahçeler, üzüm bağları’ndan; 34. ayet ise ‘dolu kadehler’den bahseder. (Cennette şarap konusunu, ‘Kur’an’da çelişki yoktur‘ adlı yazıda ele aldık.) Aradaki 33. ayetin kelimelerini tek tek ele alacak olursak; İlk kelime, Kevaib: &#8216;Ke’be&#8217; kelimesinin çoğuludur. Ke’be, “yuvarlak-tümsek” manasına gelir. Buna göre, bu kelime bir önceki ayette geçen, İneb’in sıfatı olup, &#8216;birbirlerine benzeyen, denk üzüm tanesi&#8217; manasına da gelmektedir. Zaten 33. ayetin ikinci kelimesi olan &#8216;Etrab&#8217; kelimesinin bir diğer anlamı da, &#8216;denk&#8217; demektir. Şimdi, Nebe suresinin 32, 33 ve 34. ayetlerini bir arada okuyacak olursak: 32. ayette “Onlara bahçeler, üzüm bağları var.” denilmekte, 33. ayette bu üzüm bağlarında bulunan üzümlerin birbirine denk olan büyüklükte üzüm taneleri olduğu sıralanmakta ve 34. ayette ise, “Bu üzümlerle dolu kadehlerden” bahsedilmektedir. Görüldüğü gibi 32,33 ve 34. ayetler birbirini tamamlamaktadır. Olayın diğer ilginç boyutu ise, Dünya yaşamlarında alkol, zina, fuhuş, eşcinsellik (hatta pedofili vd. dahil: &#8216;Dinsiz ahlak olur mu?&#8217; ve ‘Batı medeniyeti’ adlı yazılarımıza bakılabilir) gibi aşırılıkları hiç eleştirmeyen hatta savunan ve yaşamlarının bir parçası haline getirenlerin, inanmadıkları ahiret hayatında dünyada iken ahlak temelli bir hayat süren Müslümanlara verilmesi vaad edilen nimetler (ahiretteki şarap iddiası ve cevabımızı hatırlatalım) üzerinden İslam&#8217;a ve Müslümanlara saldırma  cesaretini (!) kendilerinde bulabilmeleridir! Özetle her iki yorum da İslami ve ahlakidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gelen So<span style="color: #000000;">rular</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Mucizelere inanmakta zorlanıyorum. Bilime aykırıymış gibi geliyor. Mesela Hz. Yunus balığın karnında nasıl yaşadı? Ashabı Kehf nasıl 300 yıl uyuyabildi? Hz. İsa nasıl ölüyü diriltti? Hz. Peygamber parmaklarından nasıl sular çıkarttı? İşte bu mucizeleri anlamakta zorlanıyorum ve zihnim bunların bilime aykırı olduğunu söylüyor.&#8221;</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cevaben: Bence, siz akla ve bilime taşıyamayacağı kadar yük yüklüyorsunuz! Bilim, zamanla kendini inkar üzerine kurulmuş teoriler zinciridir. Bu konuda, &#8220;Bilim yanılmaz mı?&#8221; adlı yazımızı özellikle tavsiye ederiz. Mucizeler ise, bilimin -eğer mümkünse- varacağı son noktanın adıdır. -Vellahu e’lam/En iyisini Allah bilir! Altı özellikle çizilmelidir ki, Yüce Allah yarattıkları ile asla sınırlandırılamaz ve onlara asla bağlı kalmak zorunda değildir! Benim vardığım tahmini sonuç/şahsi kanaatim; Rabbimizin, mucizeleri de tabiat kuralları dediğimiz kurallara uygun olarak gerçekleştirdiği yönündedir. Temel sorun ise, şu anki az bilgi seviyemiz ile mucizenin vardığı son noktayı kavrayamamamızdır! Bazı mucizelerin &#8216;kıyas yolu ile&#8217; anlaşılabilmesi için, &#8216;Parapsikoloji&#8217; adlı bilim dalını özellikle iyi bilmek gerekir. Yunus peygamber konusunda, yıllar önce, yanlış hatırlamıyorsam, Zafer Yayınlarında çıkan &#8216;Gerçeğe Doğru&#8217; serisinde okuduğum bir gerçekleşmiş olayı size örnek verebilirim. Denizcinin ve geminin adı, yılı vardı dergide! Balina avcı gemileri bir balinayı yakalıyor, kesiyorlar, içindeki insan canlı çıkıyor ve daha sonra da bu denizci yıllarca yaşıyor. Ashabı Kehf olayını, ben solucan delikleri ile veya izafiyet ile anlamaya çalışıyorum. Hz. İsa&#8217;nın ölüyü diriltmesi konusunda açıklama yapamam, ama ölümsüzlüğü bilimin bulacağını iddia eden ateist kesimin sıra peygamber mucizesine gelince itiraz etmeleri de bir çelişki oluşturmaktadır! Hz. Musa&#8217;nın elinden attığı sopanın yılana dönüşmesi veya Hz. Meryem&#8217;in hamile kalması konularına gelince: &#8216;Bence&#8217;, yılan da, sperm de toprağın şekil değiştirmiş halidir. Nasıl ki, tohum çamuru meyve ve sebzeye çevirir, otu yiyen inekten et/süt elde edilir, arı çiçekten bal yaparsa yani nasıl ki hayvansal veya bitkisel tüm canlıların özü/aslı toprak ise, sopa da toprağın bitkiye; yılan ise hayvana dönüşmüş halidir. Allah aradaki aracıları ortadan kaldırıp, alıştığımız kademeli değişim süreçlerini aradan çıkararak direk değişimi gerçekleştirmiş olabilir, çünkü hepsinin özü aynıdır. Bunun gibi Hz. Meryem&#8217;in de yediği gıdalar sperme dönüşüp, rahmine vasıtasız ulaştırılmış &#8216;olabilir!&#8217; Hz. Resul&#8217;ün parmaklarından çıkan su meselesi, parapsikoloji ilmi ile rahatlıkla açıklanabilmektedir. Bu konuda bir sürü örnekler vardır. Ama burada mucize ile keramet veya istidrac kavramlarının içeriklerinin iyice anlaşılması gerekmektedir! Tabii ki, her şeyin en doğrusunu Allah bilir! Ama her durumda, adı üzerinde ‘insanı aciz bırakan şeye mucize’ denir! Koca taş parçasını havada durdurup uçak gibi uçurtan ve bir de döndürtüp üzerinde binlerce çeşit canlıyı ile uyum içinde yaşatan Allah için hiçbir şey -haşa- imkansız veya  zor değildir! Ama benim şahit olduğum ve vardığım sonuç; bilimin zamanla dini daha iyi anlayıp kavramamıza yardımcı olacağı şeklindedir. Ama bilimin de kapasitesi, sınırı vardır. Bu konuda, “İslami emirler, yasaklar ve hümanizm” adlı yazımız ile “Bilim değişmez mi?” adlı yazılarımızı özellikle tavsiye ederim. Ayrıca bazı şeyleri de ahirete bırakmalı ki, ‘iman’ olsun! Yoksa salt bilim olsa imtihanın sırrı ortadan kalkar! En azından şurası bir gerçek ki, mucizeler evrimden daha bilimseldir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Abi sana bazı sorularım olacak cevaplandırırsan sevinirim.  &#8230;&#8217;e soru gönderiyorum fakat kitap ismi veriyor. Soruyu cevaplamıyor bile. Tek sorabileceğim sensin. Sorular: İbn-i Sina, Biruni ve Ebu Razi &#8216;nin deist olduğu ve İslam&#8217;ı eleştirdiği söyleniyor? Sürekli dillendiren bir olay çünkü.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Onlar Müslüman filozoflardır, tüm görüşlerini Kur’an ve hadisle çerçevelendirmişlerdir. Mesela, İbni Sina örneğinden hareket edelim, ahirette yeniden dirilişi (İbn Sina, Risale Edhaviyye fi Amr al-Maad,  s.36-44) vahyi (Fi aksami’l-ulumi’l-akliyye, Tis’u resail fî’l-hikme ve’ttabiiyyat,  s. 85-86, 91; Kitabu’ş-şifa, Metafizik II/180-194) kabul eder. Biruni, Razi’nin ‘klinik gözlem ve deneye dayalı tecrübi yaklaşımını kendisine daha yakın bulduğu’ bilinir ama Razi’nin Sırrü’l-esrar adlı eserini kırk yıl ısrarla arayıp bulduğunda birçok bölümünü anlamsız bulup eleştirdiği de bilinmektedir. Ona göre ilahi vahyin işaretleri de bilgi kaynağıdır. Hatta o, gözlem ve deneyle bulunan gerçeklerin İslam bakış açısının genel çerçevesi içinde bir anlam taşıdığını söyler. Biruni İslam inançlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Kendisi İslam’a aykırı olduğuna inandığı her fikre şiddetle karşı çıkmıştır; mesela alemin ezeliyeti fikrine karşı çıkışı daha çok bu yüzdendir. (DİA, Birıni maddesi) İçerik olarak farklı yorumlamak insanı dinden çıkarmaz, yeter ki Kur’an ve sünnete aykırı bir sonuca ulaşmasın! Yani ahirette diriliş var ama şöyle olacak veya Kur’an&#8217;daki şu ayet veya Allah&#8217;ın şu sıfatını ben şu şekilde anlıyorum demek küfür değildir, aksine bunlara iman edildiğinin delilidir! Farklı anlayış tarzı zaten İslam tarihinde mezhepler şeklinde ortaya çıkmıştır ve bu farklılıklar da birer zenginliktir! İslam tarihinde nasıl ki, İmamı Buhari ile Ebu Hanife veya tasavvufçular ile kelamcılar tarihin belli dönemlerinde birbirleri ile &#8216;fikri&#8217; mücadeleye girmişler, o hengame içinde birbirlerine abartılı gözüken yorumlarda bulunmuş iseler de, günümüzde artık hepsi Ehl-i Sünnet tarafından özümsenmiş ve içselleştirilip benimsenmiş ve kabul edilmişlerdir. Aynı durum bu filozoflar için de geçerlidir! Bizzat günümüzde de aynı şeyler yaşanmakta değil midir? Bazı Müslüman bilim adamları evrimin İslam&#8217;da olduğunu iddia etmektedir. Bu durum onların kafir olduğunu değil, ayetleri farklı yorumladığını gösterir. Bazı Müslümanlar onları İslam dışında gösterse de şahsen ben, ‘evrime kesinlikle karşı biri’ olarak, bu tür yorum yapanları eleştirir ama asla tekfir etmem! Bu konuda, ‘Modernistler’ ve ‘Müslümanların iç meseleleri’ adlı yazılarımıza da bakılabilir. Özetle, tüm İslam filozofları, yorumlarını Kur’an ve sünnet sınırları içinde özgürce kullanmış mü’min kardeşlerimizdir! Bu arada da, eskiden olduğu gibi günümüzde de İslami sınırlar içinde hareket eden farklı yorumlar arasındaki ilmi münakaşadan faydalanmak isteyecek ateistler mutlaka çıkacaktır ve o İslam âlimlerini de ateistler kendileri gibi dinsiz; Hristiyanlar ise onları gizli Hristiyan  olarak göstermeye çalışacaktır. Bunu daha önce de yaptılar şimdi de yapıyorlar ileride de yapacaklar! Şahsen ben artık alıştım! Özetle, Gazali de bizimdir,  Rüşt de! Bu konuda, ‘Gazali, İbn-i Rüşt örneğinde felsefe gelenek tartışması’ adlı yazımızı da tavsiye ederim. Not: Ebu Razi hakkındaki yorumumuzu &#8216;Ateizm Yanılgısı&#8217; adlı yazımızda ‘Ateizm ve Bilim’ altbaşlığında bulabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bir de nesh konusu var. Şu an ki Kur’an metninde nesh olunmuş ayet var mı? Eğer varsa bu çelişki olmaz mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nesh; kademeli, aşamalı geçiştir. &#8216;Kur’an&#8217;da çelişki yoktur&#8217; adlı yazımızda konu açıklanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Gılgamış destanı, Nuh tufanı ve dinler…?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu konu ‘Dinler, Sümerler ve Gılgamış destanı’ başlıklı yazımızda ele alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Peygamber efendimizin 40 yaşına kadar adının aslında Abu&#8217;l Qasım (Kasım) olduğunu, diğer dinlerde kutsal sayılan Muhammed ismini kendine verdiğini ve İslam tarihinin geriye dönük yazıldığını söylüyorlar.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu iddia, klasik oryantalist iddianın tekrarıdır. Bu konuda, ‘Peygamberimizin Muhammed ismi ve soyu üzerine’ ve ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bir de peygamber efendimizin cenazesinin 3 gün ortada kaldığını ve cenazeye sadece 17 kişinin katıldığını söyleyenler var.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle asla &#8216;ortada kalma&#8217; gibi bir durum söz konusu değil. İkincisi 3 gün değil, bir gün! (İbn İshak, VI/306-309; İbn Sa&#8217;d, II/269; Belazuri, I/257) Peki neden? Efendimizin cenazesini önce erkekler sonra kadınlar ve daha sonra da çocuklar kılmışlardır. Çevre kabilelerden de insanlar gelerek Resulullah&#8217;ın cenaze namazını kılmışlar. (İbn Sa&#8217;d, II/292) Hz. Aişe’nin odası küçüktü. Bu yüzden namaz, gece yarısına kadar devam etmiştir. Namazların tamamlanmasının ardından Peygamber Efendimizin naaşı toprağa verilmiştir. (İbn Hişam, Sire, III-IV/649-664; İbn Sa’d, Tabakat, II/192-307) Cenazeyi önce Haşimoğulları, sonra Muhacirler ve Ensar kılmıştır. Daha sonra kadınlar gelip cenaze namazını kılmışlardır. (Abdulberr, el-İstiab, I/47) Bu nedenlerle Efendimizin cenazesi bekletilmiştir. O anları bir hayal edelim. Sahabenin hayatlarını adadıkları, uğruna can ve mallarını feda ettikleri önder şahsiyet vefat etmiştir. Sahabe şoktadır ve bununla ilgili birçok rivayet mevcuttur. Hz. Ömer, &#8220;Resulullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa&#8217;ya arız olan neden gibi bir neden arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim.&#8221; (Tabakat, II/266) demektedir. Sonunda Hz. Ebu Bekir, &#8220;Kim ki Muhammed&#8217;e tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed ölmüştür. Kim ki Allah&#8217;a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah Hayy&#8217;dır, ölümsüzdür.&#8221; (Tabakat, II/268; Buhari, III/95) diyerek ve Ali İmran, 144. ayeti okuyarak onu ve sahabeyi sakinleştirmeyi başarmıştır. Bu şok ortada iken, ümmet içinde yeni Müslüman olanların karışık zihni sorunları ve münafıkların Müslümanları bölme gayretleri de ortaya çıkınca, sahabe bunlarla uğraşırken Efendimizin cenazesine çok az kişi katılabilmiştir. Unutmayalım ki Efendimizin etrafındaki bu kişiler, sadece can, mal değil tüm akrabaları, geçmişleri, inançları dâhil her şeylerini Efendimizin yolunda feda etmiş kişilerdir. O karışık ortamda bazı sorunlar olmuştur ama bu durum asla sahabenin Efendimize olan sevgisi veya itaatini sorgulamamıza neden olmamalıdır. Çünkü o sahabe Efendimizden sonra, O&#8217;nun yolundan ayrılmayıp, çizgisini devam ettirmiş ve davetini 3 kıtaya yaymıştır. Altını da çizelim ki, tüm bu bilgiler, gizli saklı şeyler değildir hatta bizzat sahabe ve sonraki nesil olan tabiin tarafından bize kadar ulaştırılmış bilgilerdir. Tarih ise, ibret ders alma yeridir, hataları tekrar etme nedeni değil! Özetle, Hz. Peygamber, Pazartesi günü öğle vakitlerinde vefat etmiş ve defni salıyı çarşambaya bağlayan gece gerçekleştirilmiştir. Allah resulü için herkesin birlikte cenaze namazını cemaatle kıldırdıkları bir tören düzenlenmemiştir. Bunun yerine vefat ettiği yerde insanların O’nu ziyaret etmesi sağlanmıştır. Bu da defin işleminin kısa bir süre gecikmesine sebep olmuştur. Allah elçisinin cenazesinin bir gün gecikmesinin sebepleri arasında, Hz. Peygamberin defni ile ilgili sürecin nasıl yürütüleceği hususunda Müslümanlar arasında görüş farklılıklarının olması ve Hazreti peygamberin nereye defnedileceğinin netleşmemiş olması gibi etkenlerde söz konusudur. (Adnan Demircan, Siyer Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru, s. 275, 277) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Alak  kelimesi ve Mü’minun suresi 14. ayet</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Alak/alaka kelimesi,  ‘Kan emen sülük,  kan pıhtısı, bir şeyin bir şeye tutunması/yapışması, bir kimsenin biriyle alaka kurması, bir şeyin bir şeye asılması’ anlamlarına gelir. (Cevheri, es-Sihah; İbn Faris, Mucemu’l-Lüğa;  İbn Manzur, Lisanu’l-Arab; el-Firuzabadi, el-Kamusu’l-Muhit; ez-Zebidi, Tacu’l-Arus, Alak maddesi) Alak/alaka kelimesinin en önemli etimolojik ve sözlük anlamı, yapışmak, asılmak, bağlanmak, takılmaktır.  “Alika el-saydu bil hibaleti” cümlesi, “av, ağa takıldı” anlamına gelir. (Sihah, Lisasnu’l-Arab, Tacu’l-Arus, “A-L-K” maddesi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Modern tıbbın kabul ettiği gerçek şudur ki, rahimdeki embriyo, alak/alaka konumuna geldiği zaman, rahmin duvarına asılır ve rahmin damarlarından -bir sülük gibi- kan emmeye başlar ve gıdasını alır.” (İbn Aşur, Alak, 2)  “Sonra onu, sağlam bir yerde nutfe (döllenmiş hücre: zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka yaptık. Peşinden alakayı bir şekilsiz etimsi bir parça haline  soktuk, bunu kemiklere çevirdik. Bu kemikleri etle kapladık.&#8221; (Müminun, 13-14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Henüz döllenmenin ikinci günü tek hücre olan zigot, art arda bölünmelerle 2, 4, 8, 16, 32&#8230; şeklinde çoğalır. Altıncı gün tüpteki yolculuğunu bitirip, dokuz ay kalacağı anne rahmine gelir ve bir tohumun toprağa ekilmesine benzer tarzda anne rahmine tutunur.” (Dr. Arslan Mayda, Bir Hücreden İnsana, Şubat, 2010) “İki ayda iki santimetre olan ceninde nasıl damarlar oluşup kan dolaşımı meydana geliyorsa, öylece kıkırdak şeklinde kemikler de oluşmaya başlar ve yavaş yavaş Kur’an&#8217;ın tabiriyle oluşan kemiklere et giydirilir, yani etle kemik birlikte gelişerek düzen ve ölçüsü doğrultusunda bütünleşir. Derken ilk oluşmasına nispetle bambaşka bir yaratık meydana gelir.”  (Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, VIII/4086) Ayette geçen “şekilsiz etimsi bir parça”, ‘Gelişen İnsan’ adlı bilimsel bir yayında kıkırdak olarak geçer:<strong>  </strong>“6. haftada kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşme köprücük kemiğinde ortaya çıkar. 7. hafta sonunda uzun kemiklerde de kemikleşme başlamıştır. Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemiği çevreleyen dokudan seçilerek kas kitlesini meydana getirir. Kas dokusu bu şekilde kemiğin etrafında ön ve arka kas gruplarına ayrışır.”  (Keith L. Moore, Developing Human, 6. baskı, 1998) Bazı ateistler bu ayetin bilimsel gelişmelere aykırı olduğunu iddia eder. “Anne karnındaki bebek gelişiminde et kemik gelişimi sırası Kur’an’da belirtildiği şekilde değildir” iddiasında bulunurlar. Halbuki Kur’an’da “et sonra kemik sonra et” şeklinde sıra geçmez, yani ayette ‘mudğate izamen’: ‘Etimsi ve kemik’ kelimeleri arasında “Sümme” yani “Sonra” anlamına gelen kelime kullanılmamış yani önce etimsi sonra kemik sıralaması yapılmamış, et ve kemikten sonra ‘Fe’ yani “Bir şeyden hemen sonra yapılan diğer iş“ anlamına gelen bağlaç kullanılmış ve et ile kemik kelimeleri “fe” bağlacı ile “et ve kemik devamlı birbirine giydirilir.” anlamı kazanmıştır. Zaten önce et sonra kemik iddiası ayette yer almaz, Arapçada et; “lahmun” kelimesi ile ifade edilir. Bu kelime ayetin ‘sonunda’, kemikleri bürüyen et anlatılırken kullanılır. Yani ateistlerin iddiasının aksine, kemiklerin oluşmasında öncesi için, ‘mudğafe’ kelimesi kullanılmış, ‘lahmun’ kelimesi kullanılmamıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kâbe Hz. İbrahim&#8217; den beri kutsal bir yer. Ali İmran 97. ve Hac 27.ayetlere göre ise hac yapmak Hz. İbrahim&#8217; den beri yapılması gereken bir emir. Hz. İsa, Hz. Musa gibi peygamberlerin de hac yaptığı Kâbe&#8217;yi ziyaret ettiği gibi bir bilgi yok. Tevratta yâda başka kaynaklarda Kâbe&#8217; den bahsedilmemesi buna eklenebilir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevrat ve İncil&#8217;in bozulduğunun bir delili de aslında, bu sorulan soru içinde saklı değil midir? Evet, değil hac ibadeti, en önemli olan ‘Tevhid akidesi bile’ bu kitaplarda tam anlamı ile yer almamaktadır! İncil&#8217;de şirk; Tevrat&#8217;ta ırkçılık ile bozulmuş bir tanrı inancı mevcuttur. Yani, keşke sorun sadece ibadet boyutlarında kalsa idi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an&#8217;da çeşitli ayetlerde Allah&#8217;ın savaşmakta olan müminlere melekleri yardım amacıyla gönderdiğinden bahsedilir. Bu ayetlerden maksat nedir, melekler bizzat fiili olarak ta savaşlara katılmışlar mıdır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meleklerin yardımı: “Sayıca kafirlere Müslümanları çok göstermek; Kafire korku müminlerin gönlüne güç-kuvvet vermek; müminlerin kalbindeki azlık veya kısıtlı teçhizattan, imkanlardan oluşan endişeyi gidermek; kalbi yatıştırmak; Müslümanların savaş esnasında her ataklarında hedeflerine isabet kaydetmelerini sağlamak (“Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı.” Enfal, 17); Melekler vasıtası ile Müslümanların kılıç darbelerini tam hedefe kilitlemek” anlamlarına gelir. Kılıç sallayan Müslümandır fakat hedefe vardırmada aracı olanlar meleklerdir. Özellikle meleklerin fiili savaşa katıldığı (Enfal, 12) yorumlarını da bu şekilde anlamamız gerektiği kanaatindeyim.  İmam Maturidi gibi bazı alimler de ‘Ayetteki hitabın melekler vasıtasıyla müminler olması da pekala mümkün ve muhtemeldir.’ (Maturidi, Te’vilatü’l Ehlis-‘sunne, V/164) demektedir. Bedir savaşında kazanılan başarının arkasındaki Allah’ın yardımı olduğu kesindir, sorun yardımın mahiyeti hakkındadır. Ayetler incelendiğinde yardımının Müslümanların manevi alanda güçlendirmeye yönelik olduğu görülür. (Taberi Tefsiri, IV/192; Menâr IX/612;  Tefsiru&#8217;-Mesaj ilgili ayet meali<strong>;</strong> İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, V/2333-2334; Tefhimu&#8217;l-Kur&#8217;an<strong>: </strong>&#8220;Muhtemelen Müslümanların darbelerinin etkili ve isabetli olmasına yardım ettikleri görüşündeyiz.&#8221;; Besairu&#8217;l Kur&#8217;an: &#8220;Darbelerin tam isabet edip yerlerine gelmeleri anlamında bir yardımlar&#8221; dan bahsedilir.) Enfal, 9-12. ayetlere dikkatlice bakıldığında meleklerin doğrudan savaştığı değil, melekler vasıtasıyla yardım edileceği müjdesi verildiği görülmektedir: “Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla ‘kalbiniz yatışsın diye’ yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir. O zaman katından ‘bir güven olmak üzere’ sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, ‘cesaretinizi arttırmak ve o sayede ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için’ gökten üzerinize su indiriyordu. Hani Rabbin meleklere: «Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben ‘kafirlerin yüreğine korku’ salacağım.” Ancak unutmamak gerekir ki Allah Resulü savaş öncesi bütün gerekli hazırlıkları yapmış ve bütün tedbirleri almıştır. İlahi yardımın ilk şartı da zaten üzerine düşen görevi yapmaktır! Dünyevi çıkarlar uğruna hareket edilirse, asıl gaye olan Allah rızasından da uzaklaşmış olunur. O zaman da Allah’ın yardımı gelmez ve kendi yaptıklarının sonucu ile baş başa kalınır. Ayrıca, Bedir savaşı kazanılınca müminler arasında baş göstermeye başlayan enaniyet/gurur hastalığına kapılmaları da bu ayetler engellemiştir. Razi tefsirinde (XV/130) Bedir’de sadeceMüslümanların saflarında durarak meleklerin Müslümanları sayıca kalabalık gösterdiği ve böylece Müslümanlarınmorallerinin yükseldiğinisöyler. Huneyn savaşında yaşanan bozgun, Kur’an’ın üzerinde durduğu ‘Allah rızası ve samimiyet ilkesi ihlal edildiği’ zaman sayıca azlığın veya çokluğun bir yararının olmadığının açık bir şekilde ifadesidir. Müslümanlar Uhud ve Huneyn savaşında bu ilkeyi ihlal ettiklerinden (dünyalık ganimet ve sayıca çokluk) bozgun yaşamışlardır. Bedir ve hendek savaşlarında ise bu ilkeye (Allah rızası ve samimiyet) uyduklarından, Allah’ın yardımıyla galip gelmişlerdir. Bakara suresinin 249. ayetinde de, ‘Nice az toplulukların sayıca çok topluluklara karşı başarı sağladığı’ haber veriLİr. Ali İmran 126. ayette: “Allah bunu, sırf size ‘bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye’ yapmıştır. Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir.” buyurulur. İlahi yardımlarla ilgili ayetler incelendiğinde bütünüyle manevi yardımdan bahsetmekte olduğu görülür. Kur’an, Müslümanlar samimi bir şekilde Allah yolunda mücadele ettiklerinde Allah’ın lütfuyle zafer kazandıklarını, ancak dünyevi menfaatleri amaçladıklarında ilahi yardımdan yoksun kaldıklarını bildirir. Allah’ın yardımın şartı, Allah rızası için işin yapılması ve samimiyettir. Bu hedeften uzaklaştığında Müslümanlar acı tecrübeler yaşamışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Geçen şöyle bir şey gördüm: “Kadın peygamber yok. Kadın müezzin yok.Kadın müftü yok.Kadın imam yok.Neden İmam Hatip Kız Lisesi var acaba?” Bu konu hakkındaki düşünceniz nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İmam Hatipler değil ilahiyatlar bile, değil kadın, erkek “peygamber” bile yetiştiremez. Bu zekaları (!) muhatap alıp seviyeni düşürme arkadaşım! Kadın müftü yardımcısı her ilde var, vaize var ve kadınlar kadınlara imamlık yapar ama  kadınlara özel cami olmadığı için özellikle kadın imam atanmamaktadır! Ben de İHL ve ilahiyat mezunuyum…! Okumakla peygamber olunmuyor! Olsa olsa ve hatta bu okulları okumasan bile, ancak o ulvi ve yüce insanların izinden gitme görevi bizlere veriliyor. İmam Hatip okullarının kuruluş amaçları imam yetiştirmek olsa da, halkımız oralara “dinlerini öğrenip yaşasın” diye çocuklarını göndermektedir! Bu fikir sahiplerinin amacı İmam Hatiplerin kapatılmasıdır. Bu okullara ayak basmayı bile istemeyen kişilerle bizzat karşılaştım! Daha önce de yazdım, bunları muhatap alma, amaçları hakikati aramak değil ortamı germek ve bulandırmak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Not: Kadınlardan peygamber yoktur. Çünkü peygamberlik çok zorlu bir görevdir. Mal, can, zaman, emek fedakarlık ister. Her daim düşmanlarla çevrilisindir ve her zaman mücadele içinde olmak gerekir. Münafıklar devamlı eleştirir, müminler her daim eziyet ve meşakkat içinde kalır. Saldırırlar, öldürürler, küfreder, taşlar, laf atar, dedikodunu yapıp evinden yurdundan sürerler. Zorda kalırsan savaşman, gerektiğinde komutanlık yapman, siyasi faaliyetlerin merkezinde bulunman, her türden insan ile muhatap olup onlara dini ama hem dünya hem ahirete dönük bilgileri içerecek şekilde vermen gerekir. Öldürülen, işkence gören, uzun yıllar sadece bir kaç kişiyi imana getirip ömrünün sonuna kadar aynı şehirde tüm halkın düşmanlığına muhatap olan peygamberler vardır. Ailen, çocukların ve akrabaların dahil “herkes” ile ve her an imtihan olman gerekir! Kadınlara özel haller, gebelik gibi durumlar, onların ince ve nazik dünyaları bu ağır yük, güç görev ile paralellik arz etmez. Allah Azze ve Celle bu zor görevle kadınları muhatap etmeyip bu zorluğu erkeklere yüklemiştir! Malum zihniyet bu “pozitif ayırımcılığı” bile anlamak istememektedirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yıllarca devrimci materialist zihniyet sahipleri ile oturdum kalktım, yedim, tartıştım, kavga ettim… Onları çok iyi bilirim. Eski tüfekler hariç, gençlerin amaçları başka…! Buna da defalarca şahit oldum… Neyse kardeşim, acizane tekrar ediyorum, sağdan soldan laf atanlarla değerli zamanını harcama; İslam’ı yaşa, bana da dua et!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İyi de hocam günümüzde erkeklerden daha cesur kadınlar yok mu? Günümüzde mal, can, zaman, emek, fedakarlık yapan kadın yok mu? Onlardan daha ağır iş yapan kadın yok mu? Ve çoğu da isteyerek yapıyor. Mesela diyelim ki bu fedakarlıkları yapan kadın erkekten boşandığı zaman neden erkekten daha az alıyor? Miras aldığında neden daha az alıyor er<span style="color: #000000;">kekten?</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kaç Tane maden işçisi kadın var Kubilay kardeşim? Peygamberlik kurumu bir iş değil, hayatın her anı ve her yerde direnç, güç, savaş, psikolojik harp gerektiren bir görevdir. Ayrıca bu konuyu günümüz şartlarında düşünme ki, iş hayatında kadınlara uygulanan mobbing hâlâ güncel devam etmektedir! Peygamber zaten ahlaksız, zalim, kötü alışkanlıklara sahip olan topluma gönderilmektedir! Ayrıca, erkeklere göre daha zor olan hangi görevi kadınlar isteyerek yapmaktadır? Ben bir memurum ve sadece bu meslekte bile ne isyan eden hanım meslektaşlarımla karşılaşıyorum. Müdürü tarafından eleştirildiği için ağlayan vd. birçok örneklere şahidim… Miras ve mihir konuları ‘İslam’da kadın hakları’ adlı yazımızda ele alınmıştır! Ayrıca ‘Modernizm ve kadın’ ve ‘Batı Medeniyeti’ adlı yazılarımızı da öneririm.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Siz eğer (gerçekten) mü&#8217;min iseniz en üstün olan sizsiniz.&#8221; (Al-i İmran, 139)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bu din kendisine düşmanlık besleyenlere üstün olmaya devam edecektir. Dine karşı duranlar ve onu terk edenler ise ona zarar veremezler.” (ِAhmed b. Hanbel, Müsned, V/100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam üstündür. Ona üstün gelinemez!” (Darekutni, Sünen, IV/371)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizmecevaplar-1-2-3-4.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateizmecevaplar-1-2-3-4.jpg" alt="ateizmecevaplar-1-2-3-4" width="186" height="140" /></a></span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ateistlere-cevaplar-2.html">Ateistlere cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/ateistlere-cevaplar-2.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
