<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/bilim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Aug 2025 15:41:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bilim adamlarının çoğu ateist mi?</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Jul 2014 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ateist mi]]></category>
		<category><![CDATA[dinsiz mi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=5544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuya ek olarak, &#8221; Bilim yanılmaz mı?, Ateist akıl, İslam bilimi ve Rönesans, İslam bilim öncüleri, Richard Dawkins ve Stephen Hawking&#8217;e cevaplar&#8221; adlı yazıları da öneririz. Bir alanda uzman olmak, farklı bir alan da da uzman olunduğunu anlamına gelmez! İyi bir fizikçi Hristiyanlık’taki teslis inancını reddedebilir ama mesela İslam&#8217;daki ilah inancını araştırmazsa, ateist olarak kendini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html">Bilim adamlarının çoğu ateist mi?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;"> Konuya ek olarak, &#8221; Bilim yanılmaz mı?, Ateist akıl, İslam bilimi ve Rönesans, İslam bilim öncüleri, Richard Dawkins ve Stephen Hawking&#8217;e cevaplar&#8221; adlı yazıları da öneririz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-adamlarinin-cogu-atestmi-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5545" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-adamlarinin-cogu-atestmi-1.jpg" alt="bilim-adamlarinin-cogu-atestmi-1" width="390" height="288" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bir alanda uzman olmak, farklı bir alan da da uzman olunduğunu anlamına gelmez! İyi bir fizikçi Hristiyanlık’taki teslis inancını reddedebilir ama mesela İslam&#8217;daki ilah inancını araştırmazsa, ateist olarak kendini adlandırabilir. Ayrıca deist ve agnostiklerin ateist kategorisine eklenmeleri de, en azından kategorik olarak yanlış bir yaklaşım tarzıdır!</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bilim adamlarının çoğu ateist mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında tüm &#8220;İnkarcılar, sözlerini bilim, mantık ve akılla tatlandırıp ambalajlarlar.&#8221; (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 21) Okuyucuyu yönlendirmeye yönelik bu tutum da bazılarının aklını karıştırmıştır!</p>
<p style="text-align: justify;">Yaratıcıya veya bir dine inanmayan ve 1900-2000 arası nobel ödülü almış bilim adamı oranı yalnızca % 10.5’tir: &#8220;Atheists, agnostics and freethinkers comprise %10.5 of total nobel prize winners&#8221;  (100 Years of Nobel Prizes , s. 57) Nobel fizik ödülü sahibi arasından yalnızca 7 tanesi bir yaratıcıya inanmıyordu. Oran olarak: % 4,7. Nobel kimya ödülü sahibi arasından yalnızca 9 tanesi bir yaratıcıya inanmıyordu. Oran olarak: %7,0.  Nobel tıp/fizyoloji ödülü sahibi arasından yalnızca 15 tanesi bir yaratıcıya inanmıyordu. Oran olarak: % 9,0. (100 Years of Nobel Prizes , s. 59)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanlardan örnek verirsek objektif olmamakla itham edilebiliriz, o nedenle batılılardan örnek verelim: &#8220;Galileo, Kopernik, Kepler, Pascal, Boyle, Newton, Faraday, Mendel, Pasteur, Kelvin, Maxwell gibi tarih boyunca bilime en büyük katkıları yapan bilim insanlarının tamamı Tanrı’ya inanmakta idiler.&#8221;  (John C. Lennox, God’s Undertaker: Has Science Buried God? s. 21) Konu ile bağlantılı, &#8220;İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri&#8221; yazımızı da tavsiye ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Alman bilim adamı Dr Dennert, son 400 yılda bilime ışık tutan büyük alimlerin felsefi görüşlerini inceleyerek 290 bilim adamının inançları üzerinde araştırma yapmıştır. 28&#8217;i hiç bir inanç tanımazken, 242&#8217;si Allah inancına sahip olduklarını ilan etmişlerdi. 20&#8217;si ise bu konularla ilgilenmediği anlaşılmıştı. İlgilenmeyenler de dinsiz kabul edilse bile, büyük alimlerin yüzde 92&#8217;si bir yaratıcıya inanmaktadırlar. (Mehmet Aydın, Müsbet ilim ve Allah, s. 32)</p>
<p style="text-align: justify;">Reuters Ajansı da, &#8216;eğitim kalitesindeki artışın insanların inanma ihtiyacını ortadan kaldırmadığını&#8217; haber olarak bütün dünyaya geçmiştir. (Radikal Gazetesi,  05. 04.1997)</p>
<p style="text-align: justify;">‘Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist mi?’ başlıklı yazı ile konuyu ele alan evrimci Çağrı Mert Bakırcı da bu iddiayı ‘bilimsel’ bulmamaktadır. “Bilim insanlarının çoğu, inançsızlardan veya ateistlerden oluşmamaktadır. Bilim insanlarının genelinin ateist olduğu iddiasını doğru değildir. Böyle bir şey, bilimsel araştırmalardan gelen verilerle desteklenmemektedir.” (evrimağacı, 26 Şubat 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Genel olarak bakıldığında 1900’lerden bu yana verilen Nobel ödüllerinin %90’ını kendilerini dindar (teist) olarak tanımlayanlar oluşturuyor. (Onur Kenan Aydoğdu, Bilim Adamları Ateist mi? Reddit, 16 Temmuz 2022) Belirsizlik İlkesi’ni keşfeden Nobel Ödüllü Fizikçi Werner Heisenberg’in söylediği şu sonuca varabiliriz; ‘Doğa bardağından içilen ilk yudum insanı ateist yapar ancak bardağın dibinde Tanrı sizi beklemektedir.’ (Mehmet Miroğlu, Tanrı’nın Alfabesi, I/111)</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/100yearsofnobel-1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5546" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/100yearsofnobel-1.jpg" alt="100yearsofnobel-1" width="133" height="205" /></a></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html">Bilim adamlarının çoğu ateist mi?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/bilim-adamlarinin-cogu-ateist-mi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim değişmez mi?</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 08:43:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim değişmez mi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim din midir]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim dogma olabilir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim yanılmaz mı?]]></category>
		<category><![CDATA[değişmez mi]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam bilim gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[Kesinleşmiş bilgi var mıdır?]]></category>
		<category><![CDATA[yanılmaz mı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuya ek olarak ‘Evrim’, ‘Ateist akıl’, ‘Ateizm Yanılgısı’ ve ‘Deizm Yanılgısı’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz. Bilim yanılmaz, değişmez, tek gerçek kaynak mıdır? Birçok insan bilimin ilan ettiği hakikatların hiç değişmediğini zanneder. Halbuki bilim, değişerek ve bir önceki bilgiyi yalanlayarak ilerlemeye devam etmektedir. Albert Einstein: “Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html">Bilim değişmez mi?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #808080;">Konuya ek olarak ‘Evrim’, ‘Ateist akıl’, ‘Ateizm Yanılgısı’ ve ‘Deizm Yanılgısı’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Bilim yanılmaz, değişmez, tek gerçek kaynak mıdır?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Birçok insan bilimin ilan ettiği hakikatların hiç değişmediğini zanneder. Halbuki bilim, değişerek ve bir önceki bilgiyi yalanlayarak ilerlemeye devam etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Albert Einstein:<strong> “</strong>Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey de odur.” (Alice Calaprice, The Ultimate Quotable Einstein, s. 404) Stewart Cole ‘Demokraside liberal eğitim’ adlı eserinde bilim adamını şöyle tarif etmektedir: “Bilim adamı, doğrunun yolunda ilerlemek için doğanın temel yasalarına ve zekasına güvenen inançlı ve bütünlüklü bir insandır. Amacı insanoğlunun refahıdır.” Gerçekte ise, “Bilim adamları bay Cole’un inandığı gibi olmak zorunda kalsalardı, sayıları çok az olurdu.” (Anthony Standen, Bilim Kutsal Bir İnektir, s. 12) “Bilim adamını, geleneksel ‘dini inançların yerine geçecek’ yeni kavram ve düşünceler arama yolunda bir sorumluluğu olandır.” (Standen, s. 17) şeklinde tarif edenler de vardır. Halbuki “Bilimin yanılmaz ve eleştiri ötesi olduğu düşüncesi bir yanılsamadır, dahası tehlikeli bir yanılsamadır.” (Standen, s. 25) “17 yüzyılda tabiata hükmeden insan” şeklinde Francis Bacon’da ifadesini bulan sömürgeci karakteri eleştiren ve “mekanik dünya görüşüne sarılmanın bizi yok olmanın eşiğine getireceğini” söyleyen, “ABD&#8217;de yapılan araştırma ve geliştirme harcamalarının yüzde yetmişinden fazlasının askeriye tarafından yapıldığını” ifade eden parçacık fiziği, yüksek enerji fiziği ve teorik fiziği uzmanı Fritjof Capra da, ”Bilimden pek ümitli değilim.” demektedir. (İzlenim dergisi, Mart 1993, s. 54-56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bilim, deneyler ve deneylerden ulaşılan kanunlar ya da matematik ve geometri ile formüle edilen şeylerin ‘gerçek kabul edilmesi&#8217; neticesinde, doğru bilginin ‘kıstaslarının değişmesi’ ile oluşur.” (Bertrand Russell, Bilimden beklediğimiz, s.14; Alekandre Koyre, Bilim tarihi yazıları I/66; John Henry, Bilim devrimi, s.15; Kostas Gavroğlu, Bilimlerin geçmişinden tarih üretmek; Hasan Yaşar, Ömer Faruk Korkmaz, Yücel Karakoç, Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 60) Günümüzde ‘Einstein modeli Newton modelinin yerini almıştır.’ (Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 298) ve ‘Bilimin vardığı sonuçlar değişmez sonuçlar değildir, bütün sorulara cevap veremez.’ (Tzortzis, s. 304) Bilimsel sonuçlar, ‘değişken ve mutlak olmayan’ işler olarak kabul edilmelidir. Bilim değişebilir. (Tzortzis, s. 300) “Gerçi bilim vardığı sonucu değiştirip yerine yenisini koyuyarsa da, uzun vadede tabiatın ‘hakikatine biraz daha yaklaşarak da’ ilerlemektedir.” (Standen, s. 161) Bilimsel bilgi ve ilahi vahyin iki farklı bilgi kaynağı olduğunu belirtmemiz gerekir. Bir tanesi sınırlı niteliklere sahip olan insan zihninden, diğeri ise tanrıdandır. (Tzortzis, s. 301) &#8220;Ateist Sam Harris bile, bilimsel kuramların hatalı olabileceğini itiraf etmek zorunda kalmıştır.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Samerset Maugham ise bu konuda, &#8220;Avrupa bugün yeni bir Tanrıya inanmıştır, o da ilimdir. Fakat ilim devamlı değişen bir varlıktır. İlim dün inkar ettiğini bugün ispat eder ve bugün ispat ettiğini de yarın inkar eder. İşte o sebepten dolayı, ilmin kullarını düzen ve huzurdan uzak, daima bir ıstırap ve gönül darlığı için de bulursun.&#8221; (Profesör Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 20) demektedir. Bilimin kayan kum üzerinde durduğu (Karl R. Popper, Daha İyi Bir Dünya Arayışı, s. 43) ve günümüzde hiçbir bilginin eskiden kabul edildiği gibi kesinlik arz etmediği (Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, s. 44,171) artık bilinmektedir! “Karl Popper, &#8216;Bilimsel Araştırmanın Mantığı&#8217; isimli kitabında, &#8220;Bilimsel bilgilerin değişimi açıktır, geçicidir, geçicilik özelliği taşır. Yeni bir bakış açısı geldiğinde, yeni veriler elde edildiğinde, bilimsel bilgi değişime uğrayabilir.&#8221; Bilimsel bulguların kesin değişmez gerçeklik olarak dayatılmasının da, ‘bilimi bilim olmaktan çıkarıp bir çeşit dogmatik inanç ya da din haline getirdiği’ unutulmamalıdır. Sonradan yanlış olduğu ortaya çıkan teorileri ortaya atanların da, kendi dönemlerinde teorilerini kabul etmeyenleri bilim dışı, akıldışı ya da bilim karşıda olmakla suçladıkları çokça görülmüştür.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 25, 75) &#8220;Bilimsel bilgiyi şaşmaz bir kılavuz olarak gören ve &#8216;her şeyin açıklamasını bilimden bekleyenler, bilimsel kalıpların sürekli değiştiğini&#8217; unutmamalıdır. Bilim sürekli bir şekilde değişime uğramaktadır. Bilimsel bilgi, son noktayı koyan değişmez bir içeriğe sahip bir bilgi türü ortaya koyamaz. Bilim, yanlışlarını düzelterek ilerler.&#8221; (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 12, 85, 164) Evet, “Bilimin geçmişteki delillerinde daima yanlışlama özelliği söz konusudur.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm sonuçsuz serüven, s.  221) “Bilim sürekli kendini yalanlayıp yenileyen bir alandır.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 306) &#8220;Bilim ve teknik teoriler sürekli gelişir, çoğu kere de değişir ve başkalaşır.&#8221; (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 308) Özetle, &#8220;Bilimsel bilgi sürekli değişime ve gelişime açık bir yapıdır.&#8221; (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 82)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bilim, &#8216;sınırlı gözlemlerinize dayanarak, belirli bir olgu için elimizdeki en iyi açıklama budur&#8217; demektir. Bilim değişkendir. Bilimsel sonuçların mutlak olarak doğru olduğunu ve hiçbir zaman değişmeyeceğini varsaymak açıkça yanlıştır. Tarih bize gösteriyor ki, bilim vardığı sonuçları sürekli değiştirir.” (Tzortzis, s. 278, 299, 300) “Bilim hakkında asıl sorulması gereken soru, Bilimin bizi nereye götürdüğü değil, kendisinin nereye gittiği meselesidir. Nereye gittiğini bilmesek bile, nereye gitmediğini biliyoruz artık! ‘Bilim, hakikate doğru gitmiyor.’ Hakikati keşfettiğini iddia eden her bilimsel teorinin, bir bakıyorsunuz bir süre sonra hakikati keşfetmediği anlaşılıyor. Bundan sonra üretilecek olan bilimsel teoriler de, bundan öncekiler gibi hakikati keşfettikleri iddiası ile ortaya çıkacaktır ama bir daha asla yanlışlanmayacak biçimde ortaya koyacak bir teorinin olabileceğini düşünmek pek mümkün görünmemektedir. Edgar Morin: Bilimsel teoriler nesnel olamaz çünkü bilim, insan zihninin gerçek hakkındaki düşüncelerinden ibarettir. Nitekim aynı objektif verilerin; Ptolemaios, Kopemik, Newton ve Einstein gibi birbirinden farklı, hatta birbirine karşıt teoriler tarafından kullanılmış olması da bunu gösterir.” (HilmiYavuz, Modernlesme Oryantalizm ve İslam, s. 92) &#8220;Bilim değişime açıktır. Dolayısıyla bilimsel ispat diye bir şeyden bahsetmek tehlikelidir. Çünkü bu terim, varılan bilimsel sonuçların taş üzerine oyulmuş yazılar gibi olduğunu ima eder ve bu anlayışı güçlendirir.&#8221; (G. Barker and P. Kitcher, Philosophy of Science, s. 17) “Bilimin ürettiği bilgilerden hangilerinin gelecekte doğrulanıp hangilerinin yanlışlanacağını bugünden kestirmek imkansızdır.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 91) “Modern bilim anlayışında mutlak doğru yoktur, güncel doğru vardır. Bilim bugün doğru dediğini yarın yalanlayabilir.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 158)  Yani bilimsel “İlerleme, &#8216;geçici hakikatler ile&#8217; günü kurtarmaktan başka bir şey değildir.” (Selçuk Kütük, Deizm, s.  90) “20. yüzyıl fiziği bize, bilimde hiçbir mutlak doğru olmadığını ve bütün kavram ve teorilerimizin sınırlı ve tahmini olduğunu çok kesin bir şekilde göstermiştir.  Bilimsel teoriler bize hiçbir zaman gerçekliğin tam ve son bir tasvirini sağlayamaz. Onlar daima, nesnelerin hakiki özelliklerine yönelik ‘tahminler’ olarak kalmak zorundadır. Bilim adamları gerçekliğin yalnızca sınırlı ve yaklaşık tanımları ile uğraşırlar.” (Fritjof Capra, Batı düşüncesinde dönüm noktası, s. 47, 58) “Her bilimsel teorinin yanlışlanabileceği unutulmamalıdır. Bilim, tamamlanmamış bir araştırma sürecidir.” (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler, s. 84) &#8220;Hawking de, bilimin önemli bölümünün kesin olmadığının anlaşıldığını ifade etmektedir. Galileo, Batlamyus&#8217;un evren modelini sahneden kaldırmıştır. Newton&#8217;un durağan ve kesin zamanlı evren modelini de Einstein, Hubble, Lemaitre ortadan kaldırmıştır.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 17, 250) &#8216;Bilimci&#8217;, bilimi kendine mahsus kuralları olan yeni bir din haline getirir. Bilim tarihine baktığımızda, &#8216;bilim adına konuşan&#8217; birçok bilim adamının ve felsefecinin bugün için komik görünen fikirler ileri sürdüklerini rahatlıkla görebiliriz. Ünlü bilim adamı Lord Kelvin 150 sene önce, &#8216;havadan daha ağır cisimlerin uçamayacağını&#8217; savunuyordu. Pozitivisterden Ernest Mach ise atomun varlığını reddediyordu. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 118-119) Bu nedenle de Harvard üniversitesi profesörü Dr. William MC. Dougal, &#8220;Bugün biz fizikçiler, madde karşısında 19. yüzyılın fizikçileri gibi değiliz, &#8216;hepsini anladık&#8217; demiyoruz, daha anlamadığımız pek çok şey vardır.&#8221; (M. Rahmi Balaban, İlim ahlak iman, s. 77) demektedir. Tüm bunlara rağmen ateistler hâlâ “Dogma haline getirdikleri birtakım bilimsel sonuçların her şeyi açıklayabileceğine inanmaktadırlar.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 16) Akılcılar, &#8220;Aklın sınırlı olduğunu itiraf ettikleri halde onu her türlü şeyin üstüne koyma çelişkisine imza atarlar.&#8221; (Rene Guenon, Doğu ve Batı, s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler de “Deistler de akla sonsuz güven duyarlar ama sınırlı ve dar oluşundan haberleri yoktur.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 264) “Akıl insan zihninin ürettiği bir bilgidir. Tek bir akıl yoktur.” (Baloğlu, s. 285) &#8220;Bilimin doğruları hep değişmektedir. Devamlı değişen bilim nasıl olur da insanlar için değer üretmeye yönelik bir konum da kabul edilir?&#8221; (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 108) “Her bilimsel yöntemin ve bulgunun temelinde bir dünya görüşü yatar. Dünya görüşleri ise bir takım ön kabullere dayanır. Dolayısı ile bilimsel önermelerin mutlak ve evrensel olduğu iddiası akla uygun değildir.” (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler, s. 86)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ama bilimi kurtarıcı bir din gibi görenler de vardır. &#8220;Bilim, bir inanç kategorisi haline gelmiş durumdadır.&#8221; (Edward Said, Oryantalizm, s. 56) “Kutsallardan arındırılmaya çalışılan aklın zamanla kendisi kutsallaştırılmıştır.” (Neşet Toku, Kültürel rölativizm zemininde insan, Düşünen siyaset, sayı 15, s. 78)  “Akıl ve bilim her nedense fakirliğe, açlığa, sömürüye, adaletsizliğe, işgallere ve savaşlara engel olamazken.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 284) “Yuval Noah Harari ise salgınları dize getirerek insanın Tanrılaşacağını iddia etmiştir. İnsanlığın verdiği mücadeleyle bütün hastalıklarla başa çıktığını söyleyen Hariri aslında post-modern yalancı bir peygamberdir! Bu yalancı peygamber, insanı da Tanrı ilan eder (homodeus) ve “Bize bol gıda, ilaç, enerji ve hammadde sağlayan olağanüstü ekonomik büyümemiz sayesinde kıtlık, salgın ve savaşları dize getirmeyi bildik” (Harari, Homodeus, s. 24) der. Harari’nin amentüsü ilerlemedir. Buna göre artık ne salgın, ne kıtlık ne de savaş olacaktır. Bütün yalancı peygamberlerin sonu hüsrandır. Koronavirüs salgını deizm ve “İnsan Tanrı” yalanını yerle bir etmiştir.” (Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 15 Mart 2020) Halbuki aynı Harari, “Max Planck, Einstein&#8217;a, &#8216;bilimin cenazeden cenazeye ilerlediğini.&#8217; söylediğini (Y. N. Harari, Homo Deus, s. 38) aktarmıştır. İsrail’li ateist Harari gibi, &#8220;Türkiye ateistlerinin sorularının çoğunun da, bilimi kutsal bir inanış görmekten kaynaklandığı görülmektedir.  Batı, materyalist bilimselliği 19. yüzyılda bırakmıştır. Bu ateistler hâlâ ikinci el bilim anlayışından kurtulamamıştır. Gerçekte ise bugünkü dünyanın çektiği sıkıntıların temelinde çok tapınılan bilimin, her şeyi tüketen insanoğlunu bir türlü doyuramaması yatmaktadır.&#8221; (Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 20) “Gençlerimiz İsrailli Yahudi, ateist ve eşcinsel Harari&#8217;nin bilimle mükemmelliğe ulaşılıp savaşların biteceği ve insanın Homodeus (İnsan Tanrı) olacağı fikirleriyle zehirlenip dursun! İsrail, bilimle geliştirdiği mükemmel programlarla daha &#8220;mükemmel katletmeye&#8221; devam etmektedir: Yapay zekanın bütün matematiksel ve bilimsel mükemmelliğine karşın kusurları da vardır. Mesela bombalanan evde &#8220;hedef&#8221; olmuyor ve yine de o evdeki herkes bombalanarak katlediliyor. Matematiksel kusur, bütün ailenin yok edilmesiyle sonuçlanıyor! Lavender adlı bu yazılımla katliamlarda sivil kayıplar oranı bile çıkarılıyor. 20 kişilik &#8220;zayiat&#8221;, &#8220;normal&#8221; görülüyor. Bunlar bazen azalıyor bazen çoğalıyor. Üst düzey &#8220;hedefler&#8221; için ise bu oranın 100’e kadar çıktığı belirtiliyor. Katletme matematiğin oranlar meselesi olmuş. Ne bilim ama!” (Ergün Yıldırım, Star, 6.4.2024) Zaten &#8220;Modern bilimin meselesi, hakikat değil hakimiyet&#8217;tir. O yüzden güç üreten araçları kutsamış, araçlar insanı kölesi yapmış, şiddete dayalı bir dünya üretmiştir.&#8221;  (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 5.12.2021) Uzun zamandır “Batı, bilimi insan ve doğaya hükmetme aracı olarak kullanmakta” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 173) ve &#8220;Ortaya çıkan savaşlar, bilimin vücut verdiği nükleer ve ekolojik tehditler, beraberinde rasyonalizm ile ortaya çıkan ve büyük anlatılara neden olan güvenin artık kaybolmasına neden olmaktadır.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Profesör Dr Kasım Küçükalp, s. 104) Ama ateistlerin hayallerinin sınır yoktur: Meşhur ateist Celal Şengör, &#8220;Günün birinde insanların, beynini bilgisayar programlarına download ederek ölümsüz olacağını ve bütün evrene yayılıp nüfuz edeceğini.&#8221; iddia eder. (Ensonhaber, 20.04.2025) Tabiatı kontrol etme ve ilahi güce ulaşma hedefleri hep bilim adı altında gizlenmiştir. (Hasan Yaşar, Ömer Faruk Korkmaz, Yücel Karakoç, Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 117, 119)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Fizikçiler, yaptıkları keşif ya da ürettikleri aletlerin kendi deha ve güçlerinden kaynaklandığına inanarak güçlü olduklarına inanmaktadırlar. Bu tarz çabalarla aslında, inanmadıkları tanrının yerini almaya çalışırlar.&#8221; (John Horgan, Bilimin sonu, s. 255) &#8220;Bilimsel emperyalizmden&#8221; (E. F. Schumacher, Aklı karışıklar için kılavuz, s. 19, 68) bahsedenler kadar,  &#8220;Bilimsel teknolojik zaferin, insanı çöküşe sevk ettiğini&#8221; (Alexis Carrel, İnsan Denen Meçhul, s. 333) ileri sürenler de vardır. &#8220;Akılcılık, artık bilimci uzmanların dediğine&#8217; teslim olmak&#8217; manasına gelmektedir. Akılcılık artık bir iktidar odağı haline getirilmiştir.&#8221; (Paul Feyerabend, Akla veda, s. 21-22) &#8220;Bilim/akıl en militan din kadar dar kafalı olabilir, var olan bütün güçler gibi en şeytani güçlerin hizmetine koşabilir.&#8221; (Max Horkheimer, Akıl tutulması, s. 110) &#8220;Aklı yanılmaz bir bilgi kaynağı olarak gören akılcılar, bilim ve felsefe tarihlerine baksalardı, karşımıza çıkan birbiriyle çelişik sayısız düşünce ve teorinin varlığı karşısında insanların evrensel bir akılda birleşemediklerini göreceklerdi. Akıl, metafizik ve tanrısal bir konuma taşınmıştır. Bir nimet olan akıl, tanrı pozisyonuna yerleştirilmiştir. Bilgi ve veri akışının uzun vadede sürekli bir değişime uğradığı ortada olduğuna göre, akıl yürütmenin de değişime uğrayacağı açıktır. Akıl, hakikati icat etme kapasitesine sahip bir cevher değil, hakikati kavramaya yarayan bir araç olmalıdır. Akıl, modern dönemde bir &#8216;değer üretmek kaynağı&#8217; haline getirilmiştir. (Selçuk Kütük, Deizm, s. 85-87) “Materyalizmi benimseyen analitik filozoflar, bilimsel beyanların &#8216;eksiksizliğine&#8217; güçlü bir biçimde bağlıdır.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, Dennett&#8217;ten Dawkins&#8217;e yeni ateizmin felsefi temelleri ve teistik eleştirisi, s. 70) “Bilimlerin birliği ideali, gerçekleştirilmemiştir ve gerçekleştirilemeyecek bir rüyadır. ‘Bilimci’ natüralistin açık, tartışmasız ve kullanışlı bir bilim tanımı da yoktur. Naturalizm dinsel olarak nitelenebilecek birtakım özellikler de sergiler.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 171) “Bilim pek çokları için, dinin üstünde bir hakikat terazisi olarak konumlandırılmıştır.” (Hasan Yaşar, Ömer Faruk Korkmaz, Yücel Karakoç, Modern Bir Akıl Sapması, Deizm, s. 99) “Doğanın dışında başka hiçbir şey yoktur.&#8221; şeklindeki kapsamlı naturalist iddiaya doğanın içinde kalarak ulaşma imkanı yoktur. Bu iddia fiziksel gerçeklerin terkibinden daha fazlasını, bir felsefeyi, metafiziği içerir.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 175) “Sıradan bir bilim tarihi ve felsefesi okuyucusu bile, açık, tartışmasız bir bilim tanımı olmadığını görebileceği gibi, açık, tartışmasız bir bilim metodu olmadığını da görecektir.” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 174) “Bilim başarılarını oldukça sınırlı bir alana odaklanmasına borçlu iken, bilimcilik, desteksiz genelleştirmeler yapmaktadır. Bu nedenle, &#8220;bilim&#8221; ve &#8220;bilimcilik&#8221; birbirleri ile bağdaşmaz. Bilimcilik ciddi bir şekilde benimsendiğinde &#8220;sahte din&#8221; haline gelir” (Kemal Batak, Naturalizm Çıkmazı, s. 160) ve “yaşamın anlamını ve uğrunda savaşılacak idealleri verir!!” (Karl Giberson, Artigas, Oracles of Science, s. 40)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında &#8220;Bilim, İlahi kanunların keşfi neticesinden ortaya konan prensiplerdir. Bilim, 108.000 km/saat hızla “dünya dönüyor”, din ise; sebepler dairesinde ve hikmetine binaen Yüce Kudret tarafından “dünya döndürülüyor” der. Maneviyattan ve vahiyden kopuk bilim, olayın failini terk edip ve işi tesadüflere bırakır. Kaldı ki, İslam taklidi bir imanı değil, araştırmaya ve delile dayalı bir inanma olan tahkiki imanı esas alır.&#8221; (Mehmet Bahadır, Modern Bir Put: Bilim, Derin Düşünce, 4.5.2010) Bu nedenle &#8220;Kuantum hipotezini ilk ortaya koyan Max Planck, “Din ile bilim arasında asla gerçek anlamda bir zıtlık olamaz. Çünkü biri diğerinin tamamlayıcısıdır.&#8221; (Max Planck, Edt. Charles C. Gillespie, Dictionary of Scientifik Biography, s. 15) dermektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca “Bilgilerin temelinde, doğrulanamayan inançlar vardır.” (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler, s. 77) ve “Bilimin kendisi birçok kabul üzerinde yükselir. İnsanlar, örneğin akli melekelerinin manipüle edilemediğini veya algılarının kendisini yanıltmadığını varsayar. Einstein, &#8220;Doğada her şeyi kuşatan yasaların var olduğuna yönelik inancımız, bir tür imanın üzerine bina edilmiştir.&#8221; (A.Einstein, Einstein on Cosmic Religion and Other Opinions and Aphorisms, s. 33) derken, bunu kast etmektedir.” (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s.  74) “Bilim, varlığını bilişsel yetilerimize güvenliğimiz kabulüne borçludur.” (Bilgili, s. 76) &#8220;Bilgi, &#8216;inancın&#8217; gerçeğe dönüşmüş hali değil midir? Bilimsel teoriler, belli dönemlerde belli açıklama tarzlarıdır. Dawkins, darwinizm&#8217;in hipotezlerini kanıtlanmışçasına savunmaktadır. Dawkins, bilimsel kesinliği öylesine yükseltmektedir ki, asla değiştirilemez kesin yasalar olduklarını savunmaktadır.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 28, 43, 281, 282) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimin yanılmaz ve tek gerçek kaynak olduğunu savunanlara bir hatırlatma yapalım: 1911 yılına dek Thomson atom modelini bilim adına savunmuşlardı. 1913 yılına dek ise Rutherford&#8217;un atom modeli bilim adına savunulmaya başlanır. 1913&#8217;ten itibaren ise Bohr atom modeli yeni bir model olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca Bilim, &#8216;Yanlışlana dek doğru kabul edilen iddiadır!’ Bilimci putperestler, bilim ve teknolojiyi elinde bulunduran devletler, bunları insanların yararına kullanmak yerine insanları sömürme aracı olarak kullanmaktadır. İlaç sanayinden silah teknolojisine, medyadan oryantalist araştırmalara dek bu böyledir! Bilimi kutsayanlar; ölümsüzlüğe çare olacağını, dinin yerini alacağını düşünenler, tüm sahte Tanrılar gibi bir gün bilim putunun da, kendine ‘yüklenen bu anlamıyla’ beraber yıkılıp gideceğini göreceklerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabiata tapınan (‘Natüralizm’ adlı yazımıza bakılabilir) veya ineği kendileri için kutsal sayanlarla fizik veya kimya bilimlerini ilah edinenler arasında ne fark vardır? İnek de yaratılan bir varlık, fizik kuralları da evrenin işlemesinde kullanılan birer araçtırlar ama iki araç da günümüzde amaç haline getirilmiş, ilah seviyesine yükseltilmiştir. Altını özellikle çizerek belirtelim ki, burada bilimin değil bir zihniyetin eleştirisi yapılmaktadır ve bilim değil ‘bilimciler’ eleştirilmektedir!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dolayısıyla bilimsel bilgi, mutlak doğruları değil, doğruya şu an için en yakın olanı yansıtır. Bununla yetinmemizin nedeni ise, daha geçerli olana henüz sahip olamamış olmamızdır. Bu nedenle bilim adamı “bilimsel gerçekler” yerine şu anda sahip olduğumuz “bilimsel veriler” ışığında konuşur. Gerçek, evrendeki varlıklar ve olaylardır. Gerçekler, kişilerden bağımsızdırlar ve değişmezler. Bilim ise, gerçek değil, gerçeğin bizim tarafımızdan bir ‘algılanma’ biçimidir, bir yorumdur. Bu yorum ise, yorumcunun durduğu yere ve önceki donanımına bağımlıdır.” (Prof. Tevfik Özlü, Bilim Yobazlığı, Zafer, sayı: 429, Eylül, 2012)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimsel iddia ve buluşlar, teori veya geçici doğrular mertebesindedir. Dolayısıyla ‘her an yanlış oldukları ispatlanabilir olan zamana bağlı’ doğrulardır. Bilimi tanrı edinenlere üzülerek belirtmeliyiz ki, bilim hiçbir zaman “Sonunda Tanrının olmadığı bulundu” gibi bir keşifte bulunamayacaktır. Ayrıca unutmamalıyız ki, bilimin açıklayamadığı pek çok şey vardır ve öyle de kalacaktır. Bilim bir rehber değil; ancak önümüzü aydınlatan bir ışık olabilir. Işık olsa da yine yolumuzu bulmamız için bizlerin bir rehbere ihtiyacı vardır. O rehber de dindir; İslam’dır. Bilimin metotlarını ve bilim yoluyla üretilenleri, mesela çekiç ya da kerpeteni birer araç gereç olarak görebiliriz. Birisi çıkıp çekicin dünyanın tüm sorunlarına çözüm olacağını söylerse, onun deli olduğunu düşünürüz. Başınızın üstünde bir dam olsun istiyorsak çekiç şarttır ama çekiç ile mesela huzuru bulacağını iddia edenlerden de uzak durmamız gerekir. Hele ki o çekiç bir de doğa ve insanlara hükmedilmek üzere kullanılıyorsa…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bilim tarafsızdır”, “Doğrunun ölçütü bilimdir” gibi pozitivist inanışlar artık eskisi kadar taraf bulmuyor, bulamıyor. (Standen,  s. 197) Pozitivist bilimciler, dinin alanına girdiğinde pozitivistlikten taviz vermiş felsefe yapmaya başlamış olmaktadırlar. Pozitivistler her şeyi parçaladıkları için manayı kaybetmişlerdir. Aşkı, korkuyu, sevinci hormonal “fenomenler” zannetmektedirler. Hakikatin tezahürü yok onlar için, sadece tezahür var. Sebebi? Eşya. Eşyanın sebebi? O da eşya. Biz buna “pozitivist iman” diyoruz. Çünkü pozitivistlerin bilimsellikle ilişkisi kopmuştur. Bilimsellik değil bilimcilik peşindedirler. Bilimi putlaştırmışlardır. Semavi dinlere alternatif bir ilahiyat üretmişlerdir. Buyurun, yaşadığı zamanın öncü bilimcisi bakın ne diyor: “Yerçekimi gibi bir kanun var olduğu için kainat kendi kendini hiçten, yoktan yaratabilir ve yaratacaktır. Dünyamız fizik bilimi tarafından yaratılmıştır.” (Stephen Hawking, The Great Design) Aslında Filozof Stephen, Tanrı’yı tefekkürle bulmuş ama ona “fizik” adını vermiştir olay bu kadar basittir. (Mehmet Bahadır, Modern Bir Put: Bilim, Derin Düşünce, 4.5.2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim yanılmaz mı? Kesinleşmiş bilgi var mıdır? Bilim dogma olabilir mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinlerin varlığı kabul edilse, psikolojik birçok rahatsızlığın tedavisi mümkün olabilecek, ruhun varlığı kabul edilse tıp farklı bir bakış açısı kazanacak ve yeni tedavi yöntemleri geliştirilebilecekken, aksine Darwinist ve libido eksenli insan tanımı ve bunlardan hareketle ileri sürülen tedavi yöntemlerinin insan doğası ile ne kadar uyumlu olduğu, günümüzde artan psikolojik sorunlarla net bir biçimde görülmektedir. Parapsikoloji, alternatif tıp, metafizik Avrupa, Rusya, ABD’de, kimi 50 kimi 100 senedir üniversitelerde kürsüsü kurulmuş birer bilim dalı olarak kabul edilir iken, ülkemizde hâlâ bu konuları araştıranlara bilim dışı yaftası vurulmakta ve birçok konuda olduğu gibi bu konuda da dünyanın gerisinde kaldığımız görülmektedir. Alternatif tıbbı küçümsemek acaba ilaç firmalarının bir politikası mıdır? Tadavi edilen her hasta kaybedilen bir müşteri midir? Artık günümüzde ‘Bilim, yalanlara da ortak edilmiş’ (Soner Yalçın, Saklı Seçilmişler, s. 72) ve gıda/ilaç sektörü dahil her alanda sömürü çarkı işlemeye devam etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimin amacı insanlığı  doğruya, hikmete, güzele  yönlendirmek olmalıdır ama şu an bilim; çıkar, ekonomi ve siyaset çerçevesinde insanlığa  hizmet amacının uzağında bir seyir izlemektedir. Bilimi  ve ürünlerini inkar etme gibi bir niyetimiz tabii ki yoktur ama bilimin insanlık yerine bazı çıkar çevrelerine hizmet ettiği düşüncesi de asla göz ardı edilmemelidir ve bizim de karşı olduğumuz konuların başında bu gelir! &#8220;Dinin yerine en yüksek zihinsel otorite olarak geçirilen akıldan&#8221; (Max Horkheimer, Akıl tutulması, s. 66) söz edilmektedir ki, bu &#8220;Batı aklı, yalnız dünya işlerinden faydalanmaya dönük ve hayırlı insanlardan çok kötü insanların yararlandığı din dışı bir akıldır.&#8221; (Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu&#8217;l Akl, I/12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Son yüz elli yıldır görünen şeylerden biri şu olmuştur; Bilim, sosyo-kültürel ortamdan ve felsefi eleştiriden bağımsız bir statüye sahip değildir. Bilimin özcü yorumunun yüceltilmesi, sanıldığının tersine bilime pek yarar da getirmemiştir. Tam tersine bilimin dogmatikleştirilmesine, bilimin bir tür dine dönüştürülmesine yol açmıştır. Özellikle uygulamalı bilimlerde politik yönlendirme ve baskı, günümüzde eskisine oranla çok daha fazla artmıştır.” (Doğan Özlem, Bilim Nedir? Ne Değildir? Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 2, 7-18. 2001, s. 16) Paul Feyerabend açıkça, “bilim insanı, araştırmasını destekleyen kurumun dünya görüşüne uygun davranmak, onu desteklemek zorundadır.” (Feyerabend, Akla veda, s. 292)  demektedir. Richard Lewontin de, &#8220;bilimin sosyal etkilere açık olduğunu, hakim ideolojilerden az ya da çok etkilendiğini söyler.&#8221; (Richard C. Lewontin, Biology as Ideology, s. 9) ‘Bilim tarafsızdır’ iddiası hatalıdır. Çoğu araştırmanın neye yöneleceği ona para yatıranlarca belirlenmektedir. Ayrıca bilim adamları da yaşadıkları zamanın dünya görüşleri ve ideolojilerinin etkisi altındadırlar. (Standen, s. 198)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özellikle ateist ve evrimci yazarlar okuyucularını yönlendirmede çok mahirdirler. Bu konudaki örnekler için, ‘evrim’ ve ‘ateizm yanılgısı’ başlıklı yazılarımıza bakılması yeterli olacaktır. Manipülasyon; başkalarının düşüncelerini çeşitli yöntemlerle ona hissettirmeden değiştirmeye çalışmaktır. Mesela, Amerikalı tarihçi Merry E. Wiesner-Hanks: “İnsan eli alet kullanmak ya da yapmak üzere evrilmemiş, hali hazırda evrilmiş olduğu için alet kullanmıştır. Bu eli neden geliştirdikleri bilinmiyor, ancak buna alet yapmaya başlamalarından önce de sahip oldukları biliniyor.” (Merry, Kısa Dünya Tarihi, s. 19) derken aslında, ortada tam tersi bir delil olsa da konuyu yine evrimle irtibatlandırmaya çalışarak okuyucuyu yönlendirmektedir. Aynı yazar diğer bir açıklamasında, tarih yazma sürecinin, ‘dahil eden ya da dışlayan bir seçme süreci’ olup, okuyucunun ‘tarih yazarlarının ön kabullerini ve bakış açılarını bilmeleri gerektiğinin’ (Merry, Kısa Dünya Tarihi, s. 6) altını çizmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bilim adamları &#8220;gerçeği&#8221; aramakta ve test etmekte olduklarını kabul etselerde, gerçekleri &#8220;üretmez&#8221; veya bilmezler. Bilim bir din veya inanış değildir.  Dinler insanın varoluş nedenini, ruhunu, ölümden sonrasını, yaratana karşı adanmaları gibi konuları inceler. Bilim ise, &#8220;fiziksel olarak&#8221; algılanabilen evrenin kökenini, yapısını ve doğasını anlamaya/açıklamaya çalışır.” (Bilim Nedir? Ne Değildir? siirt.edu.tr/dosya/personel/bilim-tarihine-giris-2-siirt-2017330153315437.pdf)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimin siyasallaştırılması</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim adamlarının “Ben kimim, nereden gelip nereye  gidiyorum?” sorularına cevapları genellikle bilimsellikten uzak,  ideolojik ve siyasi sınırlar içinde kalmaktadır. Bu da yetmez gibi bir de bilimi inanç haline getirenler vardır. Halbuki bilim daima ileriye doğru hareket halinde olan, devamlı ilerleyen ve değişen bir süreçtir. Atomun tanımı eskiden “Parçalanamayan en küçük yapı taşı” iken artık günümüzde, nötron-proton-elektronlardan hareketle atom enerjisi üretilebilmektedir. Tıp ülsere eskiden süt önerirken, şimdi özellikle kaçınılmasını tavsiye etmekte, önceden perhiz için sıcak su önerilirken şimdi tavsiye edilmemektedir. Eskiden terli iken su içilmemesi tavsiye edilirken şimdi ise önerilmektedir! Eskiden bilim adına dogmalarla (!) savaşanlar aslında birer Don Kişot mu idiler? Günümüzde bilim adına dogmatik görüşler savunanların yarın yanlış yaptıklarının ortaya çıkmayacağı ne malumdur? Newton’un yasalarını yerle bir eden Einstein yasaları ve  şimdi eleştirilmeye başlanan Einstein’in  görüşleri, en  son deprem uzmanlarının birbirlerini basında “şarlatanlıkla” suçlamaya varacak  kadar  bilimsel temelde birbirlerine zıt fikirler ileri sürdükleri düşünüldüğünde, tüm bunlardan sonra  bilimi bir inanç sistemi haline getirenler de durmadan kıblelerini değiştirmek zorunda kalmayacaklar mıdır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim  vardığı bazı sonuçları zamanla değiştirmekte  olsa bile, iyi, güzel ve hikmete  her geçen gün biraz daha yaklaşmaktadır. Din ise insanlığın araştırıp bulması için zaman ve çaba harcamalarına gerek kalmadan; İyi, güzel ve hikmetli olanların listesini bir kitap halinde insanlara sunmaktadır. Yani bilim hızla dine yaklaşmakta, dinin ileri sürdüğü  fikirleri doğrulamakta, her emir ve yasağını tasdik etmektedir. Din, bilimin varacağı son noktada onu beklemektedir! Bu konuda ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deprem oldu, hocalar yine ikiye bölündü. Gökçeada merkezli 5.3’lük sarsıntı konusunda uzmanlar “iyi mi oldu, kötü mü?” sorusunda ikiye ayrıldı. Stres boşaldı, keşke bu büyüklükte onlarca olsa. Stresi boşalmadı. Tam aksine bölge aktif. (Akşam, 31.07.2013) Deprem uzmanları ikiye bölündü. (Sözcü, 26.4.2025) Bilim insanları ikiye bölündü: Rekor sıcaklıklar iklim krizini hızlandırıyor mu? Bazı bilim insanları ekstrem hava olaylarının, iklim krizi tahminleriyle uyumlu bir şekilde gittiğini düşünürken bazıları bu görüşe katılmıyor. Okyanuslarda görülen sıcaklık rekorunun tahmin edilemediğini belirten bilim insanları, değişimin hızından endişe duyuyor. (Gazeteoksijen, 17.03.2024) Bilim insanları ikiye ayrıldı. Dünyanın en uzun nehri Nil&#8217;in yaşıyla ilgili tartışmalar sürerken yeni bir araştırmada, nehrin yaklaşık 30 milyon yıl önce ortaya çıkmış olabileceği bulgusu elde edildi. (Mynet, 13.11.2019) Bilim insanları ikiye ayrıldı! Koronavirüsün geçirdiği mutasyonlar, olası aşıyı etkisiz kılabilir mi? (Star, 17 Nisan 2020) Y kromozomu hakkında bilim insanları ikiye bölünmüş durumda. Yakın zamanda olmasa da bir grup bilim insanı Y kromozomunun tamamen kaybolacağını söylüyor. (Ulusal Kanal, 01 Kasım 2023) Bilim dünyası ikiye bölündü: Venüs&#8217;te hayat var mı? (Finans Gündemi, 30 Haziran 2021) Venüs&#8217;te yaşam arayan bilim dünyası ikiye bölündü. Venüs&#8217;te bulunan fosfin, gezegende yaşama dair iz arayan bilim dünyasını ikiye ayırdı. (Sözcü, 13 Temmuz 2021) Bilim dünyası ikiye bölündü: Porno bağımlılık yaratıyor mu? (Independent, 16 Aralık 2020) Bilim dünyasını ikiye bölen soru: Hayvanlar depremi önceden hissedebilir mi? (Sabah, 16.2.2023) Bilim dünyası şişmanlık konusunda ikiye bölündü. (Cumhuriyet Bilim Teknoloji Eki 18 Mart 2006) Bilim dünyası, hobbitlerin ayrı bir tür mü, Homo erectus&#8217;un torunları mı olduğu konusunda ikiye bölündü. (DW, 19.6.2013) James Webb Teleskobu&#8217;nun tespit ettiği bir gezegen, bilim insanlarını ikiye böldü. (Artı Gerçek, 8 Mart 2024)  Bilim dünyası ikiye bölündü: 27 bin yıllık piramit bulundu. (Enson haber, 10.12.2023) Bilim dünyası ikiye bölündü: Balıklar uyur mu? (GZT, 19 Mart 2017) Bilim dünyası ikiye bölündü: Oumuamua muamması. (Sözcü, 2.7.2019) Her gün bir bira içmek sağlığa faydalı mı? Bilim dünyası ikiye bölündü! (Referans Türk, 10 Kasım 2024) Bilim dünyası ikiye bölündü: Köpek mi, kurt mu? (Haber Global, 28 Kasım 2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hawking kara delikler konusunda yanıldığını itiraf etti. İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking, kendi geliştirdiği kara delik teorisinden 30 yıl sonra kara delikler konusunda yanıldığını itiraf etti. (DW, 27 Temmuz 2004) &#8216;Einstein yanıldı!&#8217; Ünlü fizikçi “en şok edici keşfe” karşıydı. Albert Einstein, kendi neslinin en parlak zekası olsa da onun zekası bile yazar Elsie Burch Donald&#8217;ın 20. yüzyılın &#8220;en şok edici keşfi&#8221; olarak adlandırdığı kuantum teorisinin önemini fark edemedi. (Hürriyet, 13.09.2021) “Bilim insanları, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin&#8217;in cinsel seçilim hakkında yanıldığını ortaya koydu.” (Şarkul Avsat, 22 Haziran 2021) Işık hızı aşıldı. Bilim dünyasında şok: Einstein yanıldı. Işık hızının saltanatı yıkıldı. Albert Einstein’ın izafiyet teorisine göre evrenin hız sınırı olan ışık hızı, nötrinolar adı verilen çok küçük kütleli parçacıklar tarafından geçildi. Nötrinolar, CERN’in Cenevre yakınlarında bulunan merkezi ile İtalya’nın başkenti Roma’nın doğusundaki Gran Sasso laboratuarı arasındaki 730 kilometrelik mesafeyi ışıktan yaklaşık altı kilometre daha hızlı bir şekilde kat etti. Işık hızı saniyede 299 bin792 kilometre458 metreye tekabül ederken, nötrinoların hızını saniyede 299 bin798 kilometreve454 metre olarak belirleyen fizikçiler hâlâ ölçüm aletlerine inanmakta güçlük çekiyor. (TV24, 25.09.2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bilim adamları kafa karıştırdı. Yaşam uzayda başlamış olabilir.” (Sabah, 21.12.2001) Bu haberi ilk okuduğumda yazdığım yazının üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçti ve şimdi bu yazıyı güncellerken sanala düşen en son güncel haber: Rus ve ABD&#8217;li bilim insanları ‘kanıtladı.’ Yaşam, Dünya&#8217;ya uzaydan gelmiş ‘olabilir.’ (Sputnik Türkiye, 15.11.2023) Bilim insanları: Mars’ın oluşumuna dair yanılmış olabiliriz. Araştırmacılar, gezegenin düşündüğümüzden çok daha uzun bir süre önce oluşmuş olabileceğini söylüyor. (Indyturk, 13 Şubat 2020) Bilim dünyası Ay’ın oluşumu konusunda yanıldı mı? “Apollo 16’daki astronotların 1972’de getirdiği kaya örneklerine bir de bugünün teknolojisiyle bakan bilim insanları Ay’ın bugüne dek sanılandan çok daha genç olabileceği sonucuna vardılar. Hem de 200 milyon yıl kadar.” (VOA Türkçe, 18 Ağustos 2011) Uzmanlar yeşil çay hakkında yanıldı! Yapılan son araştırmalar, antioksidan deposu yeşil çayın meme kanserine karşı korumadığını ortaya koydu. Daha önceki araştırmalarda, hayvan ve insan hücreleri üzerinde olumlu etkileri ortaya çıkan sonuçlara dayanarak açıklama yapan bilim insanları, sıcak yeşil çay içilmesi tavsiyesinde bulunmuştu. (Basından, 03.11.2010) Bilim adamları yanıldı! Bilim adamlarının kuyruklu yıldızlar ile ilgili bilgileri yanlış çıktı. Kuyruklu yıldızların Güneş Sistemi dışında oluştuğuna inanılıyordu. Science dergisinin son sayısında yayımlanan makaleye göre, Stardust uydusunun 15 Ocak&#8217;ta yeryüzüne getirdiği kuyruklu yıldız tozlarını inceleyen uzmanlar, kuyruklu yıldızın Güneş Sistemi&#8217;ndeki diğer gökcisimlerinden pek farklı yapıda olmadığını saptadı. (CNN Türk, 15 Aralık 2006)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1880 ve 1990’larda kokaine çok değer verilirdi. Papa Leo XII, Sigmund Freud, Jules Verne ve Thomas Edison gibi birçok ünlü isim tedavide kullanımını önerdi. 1914’de uyuşturucu olarak sınıflandırıldı. Coca-cola orijinal olarak kokain içermekteydi ve 1888’de ‘‘yorgunluğu geçiren içecek’’olarak reklam yapıyordu. Coca-cola daha sonra kokaini içeriklerinden çıkarmış ve yerine kafein koymuştur. (E. Umut Yıldız, İzmir’de liselerinde sigara, alkol, madde kullanım yaygınlığı, hazırlayıcı ve koruyucu faktörler, doktora tezi, 2009, s. 29)  Kokainli diş ağrısı ilaç tanıtım reklam broşüründe de çocuk resimleri kullanılmıştı. (upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/98/Kokain_%28Cocaine%29_reklam_bro%C5%9F%C3%BCr%C3%BC.jpg)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Devlet 1932’ye kadar eroin üretip sattı. Burada 1933’e kadar dünyanın en kaliteli eroinini yasal olarak üreten bir fabrika varmış. Meşhur Bayer ilaç firması, 1897’de mucize bir ilaç keşfetti. İlacın etkilerini tam anlamak için, ilacı damarına enjekte eden bir mühendis, “Kendimi kahraman gibi hissediyorum” deyince, adını kahraman manasında Heroin koydular. “Eroin, eczanelerde aspirin gibi satılmaya başlandı.” Tıpkı “bir dönem ecstasy’nin eczanelerde zayıflama hapı olarak satıldığı” gibi. Koskoca Freud, nane-limon yazar gibi reçetelere kokain yazdıktan sonra&#8230; Devlet artık resmen eroin satıyordu. Sonra bu tekel, 1937’de Toprak Mahsulleri Ofisi’ne dönüştürüldü. (Hürriyet, 14 Kasım 2009) “8 cm&#8217;lik karides, bilimi çürüttü. Bilim adamları buzulların altında yaşam olmayacağını iddia ediyordu. Ama bir karides ve denizanası bilimi şaşırttı.” (Habertürk, 2.4.2010) “Bilim adamları yanıldı! Vücuttaki kan ve doku hücrelerinin DNA’ları birbirinden farklıymış.” (AA, 17.7.2009) 1897&#8217;de Almanya&#8217;daki Bayer laboratuvarlarında kanser ve tüberküloz hastaları için &#8220;ağrı kesici&#8221; olarak hazırlanan &#8220;eroin hidroklor&#8221;, dehşet verici yan etkileri fark edilince onu ilaç olarak reçetelere yazan hekimler tarafından derhal terkedildi. Ancak iş işten geçmiş ve &#8220;şeytanın tozu&#8221; hapsedildiği şişeden kaçıp halkın arasına karışmayı başarmıştı bir kez. (Yeni Şafak, 9 Şubat 2003) Bir zamanlar ‘Bilimsellik’ adına savunulan, günümüzde artık adliyelik olay olarak kabul edilmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlaçta Paraben şoku! Kansere neden olduğu iddia ediliyor! Ağrı kesicilerde, antibiyotiklerde, diş macunlarında bulunuyor! Fransa&#8217;da, gıda ve ilaçlarda bakteri oluşumunu engellemek için koruyucu olarak kullanılan ancak kanserojen etkisi bulunduğu için yasaklanma noktasına gelen &#8216;Paraben&#8217; maddesinin yüzlerce ilaçta olduğu ortaya çıktı. (Habertürk, 25.05.2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">En sık kullanılan diyabet hapına Avrupa&#8217;da yasak. Avrupa İlaç Kurumu, ilacın hastalarda kalp krizi ve inme gibi yan etkilere neden olabileceği sonucuna vardı. (BBC, 24 Eylül 2010) 40 yıllık &#8216;prostat hatası&#8217; tıbbı böldü. Prostat kanserinin erken teşhisinde 40 yıldır uygulanan PSA testini bulan ABD&#8217;li Doktor Albin &#8220;Hataydı&#8221; itirafında bulundu. Tıp dünyası bu sözlerle iki kutba ayrıldı. (Sabah, 19.3.2010) Tıp dünyasının doğru bildiği büyük yanlış. 20. yüzyılın başlarındaki teoriye göre bağışıklık sistemi kanserli hücrelere karşı mücadele ediyor. İşte bu doğru sanılan teori yanlış çıktı. Şimdi, teorinin aksine, kanserli hücrelerin çoğalmasının başlangıcında, bağışıklık sistemi tarafından korunduğu belirlendi. Vücudun bağışıklık sisteminin, tümörün ilk oluşum safhasında kanserli hücreleri tespit edip onları koruduğu bildirildi. The Journal of Clinical Investigation adlı dergide dün yayımlanan araştırmada, 20. yüzyılın başlarındaki teorinin aksine, kanserli hücrelerin çoğalmasının başlangıcında, bağışıklık sistemi tarafından korunduğu belirtildi. (Hürriyet, 10 Ağustos 2009) Eski antidepresanlar kalbi etkiliyor. İngiliz bilim adamları, İskoçya&#8217;da yaklaşık 15 bin kişinin katılımıyla yapılan araştırmada, eski nesil ilaçlar arasında yer alan Norpramin gibi trisiklik antidepresanların, kardiyovaskiler rahatsızlığa yakalanma olasılığının yüzde 35 oranında artmasıyla bağlantısı bulunduğunu bildirdi. (Star, 02.12.2010) Thalidomide Faciası. Tıp tarihindeki en korkunç ihmal! Thalidomide, Contergan ve Thalidomid gibi isimler altında satılan, günümüzde başta çoklu miyeloma olmak üzere çok sayıda kanserin tedavisinde, graft-versus-host hastalığının tedavisinde ve cüzzam da dahil bir dizi deri hastalığının tedavisinde aktif olarak kullanılmaktadır. Bu ilaç, daha ziyade Thalidomide Faciası olarak bilinen, ilacın yeterli test olmaksızın kullanılması sonucu binlerce bebeğin ölümüne ve gelişim sorunlarıyla doğmasına neden olmasıyla anılmaktadır. (Evrim ağacı, 6 Mart 2019) 1939’da, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne de layık görülecek olan İsviçreli kimyager Paul Hermann Müller tarafından keşfedilen DDT, sivil ve askerler arasında da kullanılır. 1970&#8217;li yıllarda ABD ve Avrupa&#8217;da daha sonra da ülkemizde ise yasaklanmıştır. “Ancak, Dünya Sağlık Örgütü sıtmanın kontrol altında tutulması için hâlâ DDT kullanılmasını önermektedir.” (BBC, 28 Ocak 2014) Tıp dünyasını sarsan tartışma: Kanser değil, tedavisi mi öldürüyor? Kanser cinayetleri. Gazeteci-yazar Yaşar Gören, kanser tedavisi için yapılan kemoterapi, radyoterapi gibi uygulamaların kanserden daha ölümcül olduğunu anlatan bir kitap yazdı: Kanser Cinayetleri. İşte bu kitapla birlikte tıp dünyasında büyük bir gümbürtü koptu. (Formsante, 07.05.2010) Yandınız, güneşçiler! Prof. Tuğrul Dereli: Dik gelen güneş ışınlarına çıkmayın.&#8221; Dr Ümit Aktaş: &#8220;Güneş tam tepede iken güneşlenin.&#8221; İki uzman taban tabana zıt konuşuyor. (Sabah, 24.7.2017) 4.4&#8217;lük deprem uzmanları da böldü. Deprem uzmanları da 4/4&#8217;lük bölündü. Ahmet M. Işıkara: Deprem riski büyük. Ş. Üşümezsoy: Deprem olmayacak. A. Ercan: 3-5 gün önceden depremi bileceğiz. O. Gündoğdu: Deprem hepimizi ters köşeye yatırabilir. (Habertürk, 5.10.2010) Kolesterol savaşında bilim adamları ikiye bölündü. Tıp dünyası ikiye bölündü. Çok kiloluların ölüm riski daha az mı? (Basından, 3.1.2013) DNA sarmalını keşfeden Nobel Ödüllü ünlü biyolog James Watson, daha önce kansere karşı önerdiği brokoli gibi antioksidan içeren gıdaları çok tüketmenin kansere yol açtığını iddia etti. (Milliyet, 10.01.2013) Ama ünlü hastane zincirine göre ise durum tam tersinedir: Brokoli, kanserle mücadelede etkili olan süper yiyeceklerden biridir. (Medicalpark, Kansere İyi Gelen 10 Yiyecek!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dr. Ela Çabuk, Dr. İlker Erdoğan: “Amalgam dolgunun içerdiği cıva, sağlığa zararlı bir zehirdir; sinir ve sindirim sistemi, bağışıklık sistemi, akciğer ve böbreği etkiler. Ağız içindeki amalgamlar korozyona uğrar. Uzun yıllar ağzının içinde amalgam dolgu olan kişiler incelendiği zaman kanlarında yoğun miktarda metal yani cıva olduğu tespit edilmiştir, buda pek çok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. Ağır metal birikimi kişiyi ölüme kadar götürebilir.”  Dün ilaç olan bugün zehir ilan edilmek üzeredir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yumurta aklandı, artık rahat rahat yiyebilirsiniz. 40 yıl önce söylediği &#8216;Yumurta yemeyin uyarısından dolayı özür dileyen Prof. Bingür Sönmez, Balçiçek Pamir’e konuştu. “40 yıl insanlara yumurta yememelerini çok kesin bir şekilde emrettik. Hatta pastanın üzerine sürülen yumurtanın bile zararlı olduğunu anlattık. İnsanlar o kadar histerik oldular ki bana telefonlar gelirdi; ‘’Doktorcum dün bir pasta yedim üzerinde biraz yumurta vardı. Şimdi kalbim biraz ağrıyor, acaba ondan mı?’’ diye. Bu derecede histerik yaptık insanları. Çünkü bilim adamları hep zararlı olmadığını söylemişler. Ben şimdi geriye dönüp araştırdıkça bunu görüyorum.” (Habertürk, 2.12.2008) Bilim adamlarından tereyağı ve sütle ilgili şok itiraf. &#8216;Tereyağı kalbe zararlıdır&#8217; görüşünün aslında net bir bilimsel kanıtının olmadığı belirlendi. İngiliz Daily Mail gazetesinin yayınladığı bir haberde, yaklaşık 30 yılı aşkın süredir söylenen &#8216;Tereyağı kalbe zararlıdır&#8217; görüşlerini yalanlayan ayrıntılara yer verildi. İnsanlara yıllardır toplam besin alımı içindeki yağ tüketiminin yüzde 30&#8217;unu, doymuş yağ tüketiminin de yüzde 10&#8217;unu kısıtlamaları söyleniyordu. Milyonlarca insan da bu tavsiyelere dayanarak yıllardır, tam yağlı süt, peynir gibi ürünlerden uzak dururken, kolesterol düşüren ve yağı azaltılmış besinlerden oluşan bir ürün yelpazesi yaratıldı. (Sözcü, 10 Şubat 2015)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim kutsal bir inektir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim, bilimsel olarak elde edilen bilgilerin tümüdür. İlk adım gözlemdir. Bir dizi gözlem bir araya toplanır ve bilim adamı kendisiyle bir müzakereye girerek hipotezini kurar. Bu, gözlediği verilerin şu ya da bu şekilde bir açıklamasıdır. Hipotez, bir tür tahmindir. Sonraki aşamada &#8216;Eğer hipotezim doğruysa o zaman şu deneyi yaptığımda bu sonuca ulaşmam gerekir’ diye tahmin yürütür. Son aşama, uygun deneyi yapmak ve hipotezi sınamaktır. Eğer deney yanlışsa hipotez tamamıyla reddedilir, doğruysa hipotez geçici olarak kabul edilir ve  hipotez sürekli olarak deneylerle sınanır. Ancak çok kuvvetli teoriler bile yanlış çıkabilir. (Standen, s. 21) Modern bilim Gelileo ve Newton&#8217;la başlamış ve o zamandan beri hızlı bir şekilde ilerlemiştir. Einstein ve Bohr gibi bilim adamlarıyla korkunç bir ivme kazanmıştır. Ama aynı hikaye alçaltıcı ters bir dille de anlatılabilir. Eğer bilimin doruğu atom hakkında şimdi bildiklerimiz ise, on yıl önce bilinenlerin kesinlikle kusurlu olması gerekmektedir. Çünkü bilim o zamandan bu zamana kadar büyük aşama katetmiştir. Yirmi yıl önce bilinen daha da kusurluydu, 50 yıl öncenin biliminde bilinmeye değer çok az şey vardı. Biraz hayal gücü kullanarak bundan 20 ya da 30 yıl sonra bilimin ne hale geleceğini sorabiliriz. (Standen, s. 24) Bir zamanlar ise bilimin, geleneksel dini inançların yerine geçeceğine yani kavram ve düşünceler arama yolunda bir sorumluluğu olduğuna inanılırdı. Berhelot, “dinin yerini bilimin aldı” dediğinde yıl 1901 idi.  Zamanımızda bilimi büyük kutsal inek olarak gören kimseye rastlanmaz oldu, en azından bu sayı epey azaldı. Bir bilimsel yaklaşım örneği: Adamın biri pazartesi günü viski soda içerek sarhoş olur, Salı günü konyak ve soda içerek sarhoş olur, Çarşamba günüde cin ve  soda içerek. Ortak payda, soda! Bilimsel sonuç; Soda sarhoş eder! (Standen, s. 19) Astronomi de bir bilimdir ama yıldızlarla deney yapmaya imkan yoktur. (Standen, s. 21) Tarih bilimi de deneysel değildir. Yine bilimin yapabilecekleri de sınırlıdır. Bilim, cinlerin olmadığını kanıtlayabilir mi? Hadi ortaya bir soru daha atalım: İki nokta arasındaki en kısa mesafe doğru bir çizgi midir? Söyler misiniz  bana Amerika ile Türkiye arasında direk bir doğru çizgi çizebilir mi? İlginç değil mi, evrende her gök cismi &#8216;daire&#8217; şeklinde yol almaktadır!</span></p>
<ol style="text-align: justify;" start="19">
<li><span style="color: #000000;">yüzyıldaki ‘bilimsel’ birçok iddia artık çöplükte değil midir? O zamanın havalı bilim adamları şimdi arkalarından gülünen birer eski teorisyen haline gelmemişler midir?</span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Atom, parçalanamayan en küçük yapı taşı idi! “atom, i. Fr. atome &lt; Yun. atomos, ‘bölünmez.’ fiz. ve kim. Basit bir cismin, özelliklerini kaybetmeden bölünebileceği ‘en küçük’ parçası.”  (Pars Tuğlacı, Okyanus Ansiklopedik Sözlük, 1974, I/169) E ama atom parçalandı! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">19. yüzyılın  şaşaalı günlerinde fizikçiler her şeyin kurallara uygun hareket edeceğine inanırdı. Doğanın yasaları keşfedilecek ve her şeyi görmek mümkün olacaktı. Yıldızlar, paylarına düşeni yapıp hep birlikte yerçekimi yasasına uydular. Işık, dalgalardan  meydana geliyordu ve bunlar oldukça iyi anlaşılıyordu. Elektrik biraz daha belalıydı ama yasalarının çoğu bulunmuştu ve geri kalanı da zamanla keşfedilecekti ve doğanın bütün yasaları bulunduğunda, gerekli  verilerin de yardımıyla, her şeyin sırrı çözülecekti! Eğer evrendeki bütün maddenin her atomunun pozisyonunu, hızını ve belki  birkaç şeyini daha bilebilseydik, sistemin tümünün bütün geleceğini öngörmek de mümkün olacaktı! Bu inanca determinizm denmektedir ve 19. yüzyılın sonuna kadar oldukça da rasyonel görünüyordu. Ama yüzyılın dönümünde geliştirilen kuantum teorisi, onu temelinden sarsmışve o zamandan beri fizik kendine duyduğu pişkin güvenin çoğunu kaybederek büyük bir aşama katetmiştir. (Standen, s. 53) Bilim adamlarının idolleri bir totem kazığı gibi birbirinin üzerine dizilseydi, en tepedeki ‘ölçüm’ adı verilen sırıtkan bir fetiş olurdu. Hem kimyacı hem fizikçiler ölçümün önünde eğilip ona taparlardı.Oldukça doğru bir saptama yaparak, bütün fiziksel bilimlerin sadece özenli ölçümlerle ilerleyebileceğini  söylerler. Hemen herkes  fizikteki herhangi bir şey hakkında kapalı, nitel ve kesin olmayan bir açıklama getirilebilir ama bu nicel bir sınavdan geçtiğinde çökmeye mahkumdur. (Standen, s. 58) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Işık hızı saniyede 300.000 idi. Ama son yıllardaki araştırmalar 300.000*300 rakamına işaret etmektedir. (NTV, 29.6.2000) Uzun yıllar devam eden durağan evren modeli, 2 bin yıllık Öklid geometrisinin yetersizliği, peşinden yıllarca koşulan &#8220;eter&#8221;in elden uçup gitmesi. Bir dönem bölünemeyen en alt parça olarak adlandırılan &#8220;atom&#8221;un, aslında daha alt parçacıklar olan proton, nötron ve elektronlardan oluştuğu anlaşıldığında yaşanan irkilme! Ardından proton ve nötronların da aslında temel yapı olmadığı, onların da kuarklardan oluştuğunun anlaşılması! Özetle; bilime yeniden bilimsel bir yaklaşım gerekmektedir. Şüpheciliğin, bilimin bizzat kendisine uygulanması akıl ve bilimin bir gereğidir. Bilimin varmış olduğu son nokta aslında ilerde varacağı yeni ve farklı bilimsel kanunların ilk adımıdır. Kısaca bilimde kesin ve son yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim adamları, ‘bilimin henüz yapamadıkları-bulamadıkları’ konusunu düşünüp tevazu ile başları önde yürüyeceklerine, geriye bakıp  bilimin geldiği şu anki aşamayı kendilerine mal edip kibir ile yollarına devam etmektedir. Ayrıca “bilimin insana neler yapabileceği düşüncesi de korkunçtur. Atom enerjisi, radyoaktif gazlar,  biyolojik virüsler gibi birçok bilimsel araştırmanın hedefini, doğruluk derecesini ve doğruluk neticelerini ancak ona maddi destek veren çevreler belirlemektedir. Ayrıca, ‘hiçbir bilim adamının yaşadıkları zamanın dünya görüşlerinin ve ideolojilerinin etkisi altında kalmadığı’ da asla iddia edilemez. Boşuna Sartre, “Atom bombasının silah olarak mükemmelleştirilmesi için çalışan bilim adamlarına aydın diyemeyeceğim.” dememektedir. (J. Paul Sartre, Aydınlar Üzerine, s. 12) Bilim diye ortaya çıkan birçok buluşun insanları ‘hafiften delirttiği’ de bir gerçek değil midir? Telefon, televizyon, aşı, vitamin hapları gibi…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir durumu ölçerken, mesela bir kuantum  parçacığını ölçerken hem hızını hem de konumunu aynı anda ölçmek mümkün değildir. Diyelim ki konumu ölçülebilmektedir ve bilgi edinme kesinliği çok fazladır. Bu kesinlik ne kadar fazla artarsa, hızın belirsizliği o kadar da artar. Bu da şu anlama gelir ki, hiçbir zaman maddenin gerçek bilgisine sahip olamayacağız!<br />Bilim kanıtlanmış bilgidir ama o kanıtlanmış bilgi her zaman bir başka kanıtlanmış bilgiye terk edebilir yerini. Nitekim bunun binlerce örneği vardır. Demek ki bilim de, “mutlak bilgi” değildir. Zaten ‘mutlak’ olduğu kabul edildiği gün bütün gelişmeler durur. Varsayımlara dayalı hipotezler ise, doğrulandıklarında o ana kadar ”meçhul olanı kavramamızı” sağlar. Üstelik bir hipotez, diğer bir hipotez onu yanlışlayana dek geçerlidir. İnanç: Şüphe ettiğine araştırarak ulaşamıyorsan ‘o nun yine de o olduğuna’ inanmak ise, her bilim, kesin doğru olana dek inanç değil midir ki, o kesinleşenin de yanlış olduğu zamanla ortaya çıkacaktır! Herhalde “akıl ile her şeyin keşfedileceği” iddiasının şimdiye kadar doğrulanmamış başka bir inanç olduğu anlaşılmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Harward tıp fakültesinde beyin üzerine çalışan bir bilim adamının yazar  Cüneyt Ülsever&#8217;e söylediği şu cümle üzerinde biraz düşünmemiz gerekir. &#8220;Ben tıp bilimine bir tanrı tanımaz olarak başladım. Ancak hâlâ beynin ne çeşit bir şey olduğunu %8 veya %10 biliyoruz. Beyine düşünmeyi sağlayan mekanizmanın ise katiyen farkında değiliz!&#8221; Bu tıp adamı artık dinleri incelemeye başlamıştı. Bilim felsefesine merak salınca da, zaten bilimin de yola bir takım varsayımlarla ve doğru olduğu kabul ettiği bulgularla çıktığını, sadece aynı koşullarda  aynı sonucu almanın peşinden koştuğunu bilmek de aslında bir inanca işaret etmez mi? (C. Ülsever, Teneke Evin Torunu) Ya bilimde ”tesadüfe” yer olduğunu iddia edenlere ne demeli? İşte Darwinizm. Karl Poppe’in, &#8220;Darwin kuramı sınanabilir olmadığı için bilimsel değildir, sahte bilimdir. Metafizik bir şeydir.&#8221; sözü de bir kenara not edilmelidir. (Popper, Unended Quest: An Intellectual Autobiograph, s. 168; Tuncer Bulutay, Bilimin Niteliği Üzerine Denemeler, s. 64) Popper, ‘bilimsel önermelerin dogmalara dönüşmemesi gerektiğini de’ ifade etmektedir. (Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı, s. 117)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçek bilim adamı kendisine şu soruyu sormalıdır: Bilim, gelişimini nereye kadar devam ettirebilecektir? Şu anki bilim hangi aşamadadır? İnsanlık tarihi buna yetecek midir, yeterse vardığı yer neresi olacaktır? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Andre Vayson de Pradenne’in ‘Prehistorik Arkeolojinin Sahtekarlıkları’ isimli kitabında sıraladığı arkeoloji tarihine geçmiş pek çok sahtecilik örneğiyle de sınırlı değildir bilimsel aldatmacalar. Bilim dünyasında günümüzde de şarlatanlar çıkabilmektedir. Hileli laboratuvar fareleriyle deney yapan bir Amerikalı immünolog, fosillere makyaj yaparak bilime katkıda bulunan (!) Japon bir paleontolog, deneylerini kaçakçılığa alet edebilen Alman bir fizikçi ya da klonlama alanındaki sahte süper deneyleriyle ülkesinde milli kahramana dönüşebilen Koreli bir biyolog olarak karşımıza çıkabiliyor bu sahtekarlar. (Birol Biçer, Aktüel dergisi; T24, 14 Aralık 2008) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bilimperestlerin Yanılgıları. Bilimi “kutsal bir rehber” kabul edip her problemi çözen tek ve süper bir güç olarak benimseyenlerin başında gelenlerden (C. Şengör, Newton Neden Türk Değildi?, s. 122) olan Prof. Dr. Celal Şengör’ün “dindarlar üniversitelere alınmasın” önerisi, gündeme geldiğinden beri eleştiriliyor. Jeoloji/yer bilimi profesörünün “din, bilime dayandırılamaz” kuralından, “dindarlar bilim yapamaz” gibi vahim bir sonuç çıkarmasının yanlışlığı, zaten ayan beyan ortadadır. Ama aslında bundan da ileri gitmek ve sayın Şengör ve onun gibi düşünen “bilimperestlerin” dünya görüşünü biraz kurcalamakta yarar var. Şengör, “Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan bir düşünce sistemidir” diyor. Yani bilimin salt “somut gerçekliğe” dinin ise sırf “inanca” dayandığını ileri sürüyor.” Oysa bakın dünyanın önde gelen astrofizikçilerinden biri olan Arizona Eyalet Üniversitesi öğretim üyesi Paul Davies, 24 Kasım 2007 tarihli New York Times’daki makalesinde bu konuda ne demiş: “Bize sürekli bilimin dünya hakkındaki en güvenilir bilgi kaynağı olduğu, çünkü test edilebilir hipotezlere dayandığı, dinin ise inanç üzerine kurulduğu söylenir. Bu ayrımdaki sorun şudur ki, bilimin de kendi inanç bazlı iman temeli vardır. Tüm bilim, doğanın rasyonel ve anlaşılabilir bir düzene sahip olduğu varsayımı üzerinden işler. Eğer evrenin anlamsız karmaşalar ve keşmekeşlerle dolu olduğunu düşünseydiniz, bilim adamı olamazdınız.”  Prof. Davies, bundan şu sonuca varmış: “Dolayısıyla hem dinin hem de bilimin temelinde inanç vardır: Her ikisi de evrenin dışında bir şeyin varlığını kabul eder: Ya açıklanamayan bir Tanrı’yı, ya da açıklanamayan doğa kanunlarını.” Bu gerçek, bir “bilimci” ile bir “dinci” arasında aslında bir “inanç dozajı farkı” olmadığını gösteriyor. Elbette eğer “dinci”nin inandığı dinin öğretileri fiziksel veya sosyal gerçekliği görmesini engelleyecek katılıktaysa, ortaya ciddi bir dogmatizm sorunu çıkar. Ama bir “bilimci” de alabildiğine dogmatik olabilir. Sovyet tarımını “diyalektik materyalizm”e göre çarpıtıp mahveden Trofim Lysenko veya Prof. Şengör’ün “Erke”cilik oynayan ideolojidaşları gibi. Bu, Türkiye’deki “bilimperest”lerin göremediği gerçeklerden biri. Bir diğeri de, bilimin bize öğretebileceklerinin sınırı ile ilgili. Prof. Şengör bilimi sınırsız görüyor. Hatta “bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur” diyor. Bu, vahim bir yanılgıdır. Başka her şeyden önce bilimin kendi disipliniyle çelişir. Çünkü bilimin yöntemleri deney ve gözlemden ibarettir. “Bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur” önermesini ise ne deney ne de gözlem yoluyla test edemezsiniz. Bu, ‘felsefi bir iddiadır.’ Nitekim zaten Prof. Şengör de dayanak olarak bir felsefeci olan Bertrand Russell’a başvurmuş. Gerçekte insanlığın bilimden başka daha pek çok “bilgi kaynağı” vardır. Örneğin ben “insanlara adaletli ve merhametli davranmak gerekir” önermesinin doğru olduğunu biliyorum. Beni buna ikna eden hiç bir fizik kanunu, kimya formülü veya biyoloji teorisi yoktur. Hatta “bilimperestler”in pek sevdiği bazı biyoloji teorilerinin sosyal uyarlamalarına, örneğin Sosyal Darwinizm’e bakarsak, adalet ve merhametin çok aptalca şeyler olduğu sonucu çıkarılabilir. Ama “vicdan” (sezgi), “gelenek” ve Prof. Şengör’ün hiç hazzetmediği anlaşılan “vahiy” gibi bilgi kaynakları, beni söz konusu değerlere inandırıyor. Aslında dünya tüm bunları, göreli ve kaba pozitivizmi aşalı çok zaman oldu. Sorun, bizim bilimperestlerin fanus içinde yaşamasında.” (Mustafa Akyol, Star, 6 Şubat 2008)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Düne kadar ışık hızını 300 bin kilometre olarak hesaplayan bilim, şimdilerde yanıldığını, 300 binden 300 defa daha hızlı hareket ettiğini ortaya koydu. Princeton Üniversitesi&#8217;nin NEC Enstitüsü bilim adamlarından Dr. Lijun Wang, bu çalışmasıyla fizik kurallarını altüst etti. Bu buluş onu, bir olgunun başlamadan önce bitmesinin mümkün olabileceği düşüncesine inandırdı. Bir olgunun sonunun başlamadan önce meydana gelebileceğini ve bilinen zaman kavramının çökeceğini ispatladı. Yoksa zaman mutasavvuflarımızın dedikleri gibi bir vehim miydi? Şimdi bilimin yanıldığı noktaları burada sıralamak uzun sürer. Dün ispatlandığı iddia edilen bilimsel gerçeklerin bugün mitolojik bir değeri bile yok. Ne var ki bilimsel düşünce yanılsa bile sonunda kendisini düzeltici bir özelliğe sahip. Biz bilimin gerçekçilik iddiasını da seviyoruz, yanılgısını da. Ama mutlaklık iddiasına her zaman karşı geleceğiz. Çünkü bilimin kendisi de itiraf ediyor ki, her zaman yanılabilir. Mutlak hakikatı bulmanın yolu, mutlak hakikatın varlığına inanmaktan geçer. Bizce bilim, eğrisiyle doğrusuyla, hatta batıl inançlarıyla gelişme çağında olan ayrı bir değerler yumağı. Bilim zaman ve mekan kavramları içinde ister gerçek, ister vehim olsun düşe kalka da olsa bizi bilinçli bir şekilde bilmediğimiz bir yerlere doğru götürüyor. Zamansızlaştırılmış, mekansızlaştırılmış oluşlara kadar. Ama ondan ötesi de var. O buradaki bilgilerimizin, buradaki birikimlerimizin ancak bir hatıra olarak kalacağını umuyoruz. Bilime güvenimizi yitirmeyeceğiz, her bilimsel buluşu da kesin bir gerçekmiş gibi kabul etmeyeceğiz! Çünkü matematikte bile tam bir kesinlik yok. Kuvantum fiziği nasıl Newton fiziğini sarstıysa yarın başka bir sistem de Kuvantum fiziğini sarsabilir. İnsanlık daha birçok sistemlerle karşılaşacak bilimperestliğin bilime ters düştüğü anlaşılacak. (Ömer Öztürkmen, Türkiye, 11 Mayıs 2001)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rektörler bir bilim kilisesi mi oluşturmak istiyor? “Türkiye’deki üniversitelerin devlet denetim organı YÖK&#8221;ün bünyesinde bulunan rektörlerin ve yakın arkadaşlarının bilim, din, vahiy konularında yaptıkları açıklamalardan anladığımız kadarıyla, bilimi bir din gibi algılamaktadırlar. Abartısız Rusya, Küba, Çin dahil dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir bilim adamları prototipleri yoktur. Aguste Comte pozitivizmi sosyoloji alanında uygular ve ona göre determinist ilkelere göre zorunlu olarak insanlığın ortak dini olacak ve dolayısıyla vahye dayanan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi dinler insanlığın tarihi serüveninden silinecektir. Bu görüş özellikle sol ve ateist aydınları derinden etkilemiştir. Zaten Marksist bilim adamlarının düşünme biçimi de öyledir. Ona göre de din kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Zira din insanlığın afyonudur. Pozitivist dinin kafirleri teist’lerdir (yani inananlar) ve onlar keşke mümkün olsa da pozitivist tapınaklarda büyük rahip Auguste Comte&#8221;un başkanlığında pozitivist engizisyonda yargılanıp pozitivist cehennemde layık oldukları şiddetli azabı tatsalar. Allah’a inanan adamdan bilim adamı olmaz. Çünkü o apriori, önsel olarak Allah’a inandığı için dogmatiktir. Maalesef bu zihniyet Abdullah Cevdet Nurullah, Ataç gibi bireylerle sosyo-kültürel alanda tam bir pozitivizm, kamusal alanda ise Sovyetik tipi bir laiklik uygulaması yerleşti…19. asrın ikinci yarısında öklitçi olmayan geometriler ortaya çıktı. Labochevsky (1793-1856), doğru çizgiyi değil, iki nokta arasında bir eğriyi kabul ediyordu. Rieman ise üçgenin iç açıları toplamının 180 dereceden fazla olduğunu söylüyordu. Yine aynı dönemde Newtoncu paradigmanın aksine bilimsel bilgiyi mutlaklaştıran, bilim kilisesine dönüştüren pozitivizm ve onun uzantısı siyantizm (bilimi kutsallaştırmak) anlayışına karşı bilimin yapısını eleştiren felsefeler ortaya çıkmıştı. İşte bu göreli/göreceli (relativist) anlayışlar fizikçi Einstein&#8221;in (1878-1955) &#8220;özel ve genel relativite&#8221; teorilerini ortaya atmasına yol açtı. O, zaman ve mekanın rölatif olduğunu, mutlak eş zamanlılık olmadığını kabul ettirdi. Werner Heisenberg (1901-1977) atomların iç dünyasında &#8220;kesinsizlik&#8221; (incertitude) olduğunu ortaya koydu. Ona göre hareket halindeki bir elektronun yerini tam olarak tespit etsek, hızını tespit edemiyoruz, hızını tespit etsek yerini tespit edemiyoruz. Elimizdeki cihazlar çok mükemmel de olsa sonuç değişmez. Böylece Heisenberg klasik fiziğin sıkı sebep-sonuç ilişkisinin burada geçerli olmadığını, olayların ihtimal bağı ile bağlı olduğunu ortaya koydu. Böylelikle doğa bilimlerinin dayandığı determinizm ilkesi sarsıldı. 1950&#8243;li yılların sonunda hücrede keşfedilen RNA, DNA denilen bilgi yüklü parçacıklar, biyolojiye dayanan yeni bilgi teorisi geliştirilmesine yol açtı. Peki, felsefe düzleminde ne oldu, fizik bilimlerdeki bu pozitivist çöküş elbette bilim felsefesini etkiledi. Karl Poper (1902-1994) &#8220;doğrulanabilirlik&#8221; ölçütüne karşı &#8220;yanlışlanabilir&#8221; ölçütünü seçenek olarak ileri sürdü. Ona göre hiçbir önermenin- bilimsel olsun, olmasın- doğruluğu mutlak olarak ispatlanamaz, metafizik, estetik ve etik önermeler için de doğrulayıcı deliller getirilebilir. Popper&#8221;in bu devrimci çıkışının yanında üç önemli gelişmeye işaret etmek gerekir. N. H. Hanson, geleneksel empirizm’in temel varsayımı olan bilimin gözleme dayandığı tezine karşı çıkmıştır. Ona göre gerek bilimde, gerek günlük hayatta nesne ve olguları olduğu gibi algılayamıyoruz. Yani gözümüze yansıyan şeyle gördüğümüz algıladığımı mutlak olarak aynı şeyler değildir. Örneğin suda doğru bir çubuğun eğri görünmesi gibi&#8230; Zira deney ortamı bireyi bazen yanıltabilir. Thomas Kuhn ise (1922- 1962) yayınladığı &#8220;Bilimsel Devrimlerin Yapısı&#8221; (The Structure Of Scientific Revolutions) adlı eseri ile bilim dünyasında yeni bir dönemin açılmasını sağladı. Kuhn&#8221;un bilim anlayışında, pozitivistlerin ve mantıkçı pozitivistlerin aksine tarih ve bilim tarihi büyük önem kazanır. Paradigma değişimlerini anlamak ancak tarihe yönelmekle mümkündür. Stephen Toulmin yine Paul Feyerabend &#8220;Metoda Hayır&#8221; adlı bir kitap yazarak, klasik pozitivist görüşü eleştirdi. Ona göre bilim adamının içinde yetiştiği ortam, inanç, norm, dil ve kültür boyutu göz ardı edilemez. Yani psiko, sosyal, siyasal, tarihi ve kültürel şartlardan soyutlanarak bilim yapılamaz, bilim adamı yetişmez. Bilim insanlığın bütün problemlerini çözme iddiasında olamaz. O, belli şartlarda, belli imkanlarda elde edilmiş akli bir bilgi, insanın ortaya koyduğu bir ürün bir etkinliktir&#8230; Bilim bir din değildir. Artık katı pozitivist ve determinist bilim anlayışı batıda terkedilmiştir. Bilim mutlak hakikatin kendisi değildir. Hayata bir anlam veremediği gibi değerler manzumesi de üretemez. O mutlak var olanı ortaya çıkarmaz, ancak varlık üzerinde etkinlikte bulunur ve gücü ölçüsünde hakikati açıklamaya çalışır. Ancak hakikat hiçbir zaman insan etkinliği ve zihni ile kuşatılacak bir şey değildir. Onun ezeli ve ebedi bir mahiyeti vardır. Zaman ve mekanla kayıtlı olan insan ise kendi çabası ve ürünü olan bilim yoluyla hakikati kuşatamaz. Zira insanın hakikati arama çabası kıyamete kadar devam edecektir. Bilimin onu üreten insan zihniyle direkt bağlantılı bir mahiyeti vardır. Yani onun ölçüsü insandır. Daima bir göreceliği içerisinde barındırır. İnsan ise yapısı itibarı ile külli anlamda hakikati kavrayamaz. Bundan dolayı bilimin ortaya çıkmasında, yukarıda bahsettiğimiz gibi olaylar ve olgular arasında mutlak bir zorunluluk değil, olasılık geçerlidir. Tarih Aguste Comte&#8221;u ve Karl Marx&#8221;ı haklı çıkarmadı. Din, pozitivizmin öngördüğü determinist yasalar gereği ortadan kalkmadı. Bilakis Samuel Hungtington&#8221;un ve Alvin Toffler&#8221;in de itiraf ettikleri gibi dinler, yüzyılımıza damgasını vurdu. Öyleyse yapılması gereken ne bilimi dinin yerine geçirmek, ne de dini bilimin yerine koymaktır. Her ikisi de farklı gerçeklik alanlarına hitap eder. Din ve insanı çevreleyen kültür &#8220;Tarihselci bilim felsefesinin &#8220;konusudur. İnsani alanda doğa bilim yöntemleri geçerli değildir.” (Dr. Lütfü Özşahin, Milli Gazete, 02.11.2008)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu icatlar tamamıyla kaza eseri bulundu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birçok icadın keşfedilmesi kimi zaman çok uzun yıllar alırken, kimileri de tesadüfen ya da bir kaza sonucu ortaya çıkabiliyor. ‘HowStuffWorks’ isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte ilginizi çekebilecek tesadüfen bulunmuş icatlar: Anestezi, Penisilin, Cırt cırt, Kalp pili, Mikrodalga fırın, Sakarin, Dinamit. (T24, 25 Mayıs 2012) Tüm bunlara kafaya   düşen elma ile yerçekimi kanununun (Isaac Newton), hamamda batmayan tasla suyun kaldırma kuvvetinin bulunmasını (Arşimet) da ekler ve bir de biyomimetik; yaratılanları taklit ederek yeni bilimsel icatlar bulma ilmini eklersek aslında bilimin aynı zamanda &#8220;ilham&#8221; ve kopyalama yöntemi ile de ilerlediğini rahatlıkla ileri sürebiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Bana ne, illa da bilim!’ diyenlere; Bilim kanıtladı! İslam en doğrusu. Bilimsel yönden de İslam&#8217;ın en mükemmel ve doğru din olduğu kanıtlandı. “İslam&#8217;ın en mükemmel ve doğru din olduğu &#8220;moleküler&#8221; olarak saptandı! Japon bilim adamının yaptığı araştırmalara göre Kur’an okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir dizilime ulaşıyor. İnsan vücudunun yüzde 70&#8217;i de sudan oluştuğu için İslam dünyadaki en doğru din oluyor.” (Mynet, 16 Ağustos 2009) Bu konuda ayrıca “İslami emirler, yasaklar ve hümanizm.” adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bebeklere, hamilelere Mozart dinletmek çağdaşlık göstergesi sayılırdı, o da gerçek değilmiş! Mozart&#8217;ı dinlemek zeki yapmıyormuş. Avusturyalı besteci Wolfgang Amadeus Mozart&#8217;ın eserlerini dinlemenin zekayı artırmadığı ortaya çıktı. Viyana Üniversitesi Psikoloji Fakültesi’nden bilim insanları farklı ülkelerde &#8220;Mozart etkisi&#8221; konusunda yapılan 40’dan fazla araştırmayı değerlendirdi. Sonuç, Mozart dinlemenin herhangi bir müzik dinlemekten bir farkı yok. 1993’te Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılar, bir grup üniversite öğrencisine Mozart’ın &#8220;Re majör İki Piyano İçin Sonat&#8221;ını dinletmiş, bu eseri dinleyenlerin, sessiz bir odada oturanlara göre zeka testinde daha başarılı olduğunu iddia etmişlerdi. (Posta, 11.5.2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlle de dinleteceğim diyosanız, buyurun! Hem zeka hem kalbe iyi gelen ney sesi dinleyin, dinletin! “Ney dinletisi doğum sancısını azaltıyor. Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Öğretim Görevlisi Şeyma Çatalgöl, &#8220;Ney sesinin doğum eylem sürecine etkileri&#8221; konulu tez çalışmasıyla, doğum öncesi ney dinleyen kadınların doğum sürelerinin kısaldığı, kaygı ve ağrı algılarının azaldığını belirledi.” (Habertürk, 28.09.2018) Ney dinlemek kalp sağlığına iyi geliyor. Prof Murat Tuzcu: “Kalp ameliyatı öncesi ney sesi kalbe yararlı.” (Habertürk, 21.12.2015)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ve akıl, bilim</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam vahyi inancın akla dayandırılmasını ister; yani Allah, vahyinde öyle dediği için değil, aklın da aynı sonuca ulaştığı için inanılmasını gerçek manada iman kabul eder. Ayrıca unutulmamalıdır ki, akıl ile çelişmek başkadır; bir konunun, aklın bilebilme alanına girmesi başkadır. Bir mümin ruha inandığı zaman aklı ile ters düşmez, aklın ‘yeterli olamadığı’ bir alanda başka bir kaynaktan bilgi edinmiş ve buna inanmış olur. İslam inancına göre bilginin kaynağı üçtür: 5 duyu organı, vahiy ve akıl. İslam, başka dinlerde bulunmayan ölçüde ictihada yer vermiştir. İctihad, vahyi anlama, yorumlama, açıklanmamış konuları açıklananlara kıyas ederek sonuca varma ve neyin, nerede, ne zaman faydalı veya zararlı olduğunu objektif ölçütlere, dinin genel amaçlarına göre belirlemedir. Yani ictihad, akıl ile vahyin birlikte devrede oldukları bir insani faaliyettir. “Bilhassa ruhsal hayatımızla pek derin bir surette ilgisi olan birçok meseleler vardır ki, anlayabildiğimize göre insan aklının kudreti şimdiki tertibinden başka bir tertip kazanmadıkça, o akıl için bu meselelerin halli mümkün olmayacaktır.” (B. Russel, Felsefe Meseleleri, s. 213) “Zaman ve mekan hakkındaki eski Newtoncu anlayış yerine, fizikçiler zaman ve mekana ait ilmi anlayışı izafiyet teorisine yol açacak şekilde kökten değiştirmek zorunda kaldılar. Bir inanç sisteminin incelemeye elverişli olmayışı onun ehemmiyetsiz olduğunu göstermez. İnsanı son derece ilgilendirmesi bakımından önemli olan pek çok meseleler vardır ki bunlar normal vasıtalarla, hatta belki hiçbir şekilde incelenemez.” (K. Boulding, Yirminci Asrın Manası, s. 45, 47, 54, 69) Aslında “insan, Rönesans’tan beri beş duyunun hudutları içine hapsedilmiştir. Bugün inkar edilmesi imkansız birçok telepati olayları bilinmektedir.” (Dr. A. Carrel, İnsanlar Uyanın, s. 105) “Gözlemlerin toplam sonucu olan bilim, hiç bir şekilde evrenin açıklaması değildir; sadece Valery’nin tabiriyle: ‘Başarı sağlamış bir yöntemler bütününden ibarettir.’ Bu yöntemler hiç başarı da sağlamayabilirdi. Eğer şu anda elimden şu kitabı bırakırsam ve yere düşecek yerde tavana doğru yükselirse çok şaşardım, ama bu, bilimi altüst etmezdi. Olsa olsa, bu fenomeni de içine alan daha karışık bir yasa aramaya koyulurdum.” (A. Maurois, Yaşama Sanatı, s. 20, 22, 23) “İlim adamının dediği, düşündüğü, inandığı her şeyin mutlaka ilim olması şart değildir. İlim adamının dünya hakkındaki vardığı sonuçların ancak bir kısmı ilimdir. Bu kısım aklımızın tenkitçi, karşılaştırıcı ve düzenleyici fonksiyonunun bir neticesidir.” (Aliya İzzet Begoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, s. 193) “Akılcılık (rasyonalizm) kilisenin dogmatizminden hiç de geri kalmayan kendi dogmatizmini oluşturmuştur. Din ve bilimin yetenekleri karıştırılmamalıdır. Din hayatın gayesi ile ilgili sorulara cevap sunar, bilim ise hayatı ve tabiatı birer fenomen olarak inceler. Ne bilim hayatın gayesi ile ilgili soruları cevaplandırabilir, ne de din tabiat kanunlarını tarif eder. Mutlak bilgiyi sunuyormuş gibi gösteren bilim inkar ve nihilizmle sonuçlanır.” (Aliya, Özgürlüğe Kaçışım, s.121, 219) “1994-98 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Derneği’nin başkanlığını yapan ve “dünya sistemleri analizi” diye bilinen anlayış konusunda önemli eserler veren, mevcut kapitalizm analizlerine geniş bir bakış açısı ve tarihsellik boyutu getiren Immanuel Wallerstein şöyle demektedir: Bilgi her zaman bir arayış olarak kalacak, hiçbir zaman bir varış noktası olmayacaktır. Newtoncu bilim her şeyi açıklayan basit temel formüller olduğunu varsayıyordu. Karmaşık çalışmaları bu tür formüllerin ‘en iyi olasılıkla kısmi olabileceğini’ ve hiçbir zaman ‘geleceği değil, olsa olsa geçmişi açıklayabileceğini’ ileri sürer. Fiziksel bilimciler ve matematikçiler artık bize kendi alanlarındaki hakikatin karmaşık, belirlenmemiş ve bir zaman okuna bağlı olduğunu söylüyorlarsa bu sosyal bilimciler için ne anlam taşır?” (Aliya, Özgürlüğe Kaçışım, s. 230-231; Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 31.12.2017; 04-5.01.2018) Son zamanlarda, Batı’da bile çoktan terk edilen akılcılık/rasyonalizm projesini İslam dünyasına “satmaya” çalışan tipler türedi. “Dini hurafelerden temizleyeceğiz” diyerek, sığ bir akılcılık, kör bir bilimcilik gibi çağdaş hurafeler üretildi! Kur’an’ı, akılcılıkla, bilimcilikle yorumlamaya çalışıyorlar! Dini, ruhsuzlaştırıyorlar! Din, aklı da, bilimi de aşan bir anlam ve ruh dünyasına sahiptir. Aklı, bilimi, çağı, eksene alarak Kur’an’ı yorumlayan kişiler, aklı, bilimi, çağı Kur’an’ın önüne geçirdiklerini, dolayısıyla aklı da, bilimi de, çağı da kutsadıklarını göremeyecek kadar hem zihni felçleşme yaşıyorlar hem de çağdaş düşüncenin, dünyayı yaşanamaz bir yere dönüştürdüğünü söyleyerek modern akılcılığı kıyasıya tartıştığı ve aştığı yakıcı gerçeğini göz ardı ediyorlar ya da bilmiyorlar bile! Bu nasıl bir eziklik psikolojisidir böyle, inanması zor gerçekten! ‘Akıl, bilgiye götürür, bilgeliğe değil.’ Kuru bilgi, ruhsuzdur; felakete sürükler insanlığı -bugün iliklerimize kadar yaşadığımız gibi son bir asırdır- İşin ürpertici yanı şu: Batı’da pozitivizmin çoktan aşıldığı, tarihselciliğin kıyasıya tartışıldığı, modern akılcılığın seküler, kapitalist zorbalık ve hegemonya biçimlerini aklamaktan, hayatı çölleştirmekten ve cehenneme çevirmekten başka bir işe yaramadığı yakıcı gerçeğinin bütün düşünürler tarafından kabul edildiği bir zaman diliminde, Türkiye’de pozitivizmin ve tarihselciliğin kutsanması, Nietzsche’nin sarsıcı ifadesiyle “bilim kilisesinin rahipleri”nin bize her Allah’ın günü televizyonlardan, medyalardan seküler vaazlar vermesi, insanların bu sığ ve acınası kişileri ağzı açık dinlemeleri hem sığlığın işaretidir hem de eziklik psikolojisinin ve çıkmaz sokaklara sürüklendiğimizin.&#8221; (Kaplan, Yeni Şafak, 14.10.2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonuç</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2000&#8217;li  yıllardan itibaren  yeni (militan) ateizm ortaya çıkmıştır. Onlara göre bilim hayatın her alanını, ahlak dahil açıklamaya yeterlidir. Halbuki bilim ancak, deneyle, ölçümlerle cevaplanabilecek sorulara cevap verebilmektedir. Ama deneylere kapalı, bilimin açıklamayı hedeflemediği alanlarda vardır ve tarihten sanata, felsefeden dine dek geniş bir alanı kapsar bu alanda! Aslında bu kişiler bilim adamı değil, &#8216;bilimci&#8217;dirler. Bilimin söz sahibi olamayacağı, otoritesini aşan alanlarda söz sahibi olabileceğini ileri süren bu kişiler aslında, kendi ‘ideolojilerini bilime söyletme’ çabasındadırlar. Bir bilim adamı kendi alanında uzman olabilir ama din hakkında konuşurken bilimsel ve nesnel yaklaşmak yerine ideolojik bakarak ve de bilimi de kullanarak sübjektif sonuçlara ulaşabilir ki, bilimci militan ateistlerin yaptığı da aynen budur! Bilimci ateistler, kendi ideolojilerini bilime söyletmeye çalışırken aslında bilime hizmet etmemekte, aksine bilime kötülük yapmaktadırlar. Çünkü kendi iddiaları çürütüldükçe, insanlar bilimden soğumakta, bilimden uzaklaşmaktadırlar. (Bu konuda özellikle, ‘Ateizm yanılgısı’ adlı yazımızı tavsiye ederiz.) Halbuki bilim bir Müslüman için Allah&#8217;ın evreni yaratma dilinin açıklanmasından ibarettir. Yani Müslüman&#8217;ın bilimle uğraşması onun için aynı zamanda bir dini bir görevdir ki, evreni araştırmayı tavsiye eden, buna yönlendiren birçok ayette zaten bunu hedeflemektedir. Bilimci bu ateistlerin iddialarından biri de dinin dogma olduğu, bilimin ise olmadığı şeklindedir. Ama bilimde de önce dogma, ispatlanamamış bir ön kabul/inanç vardır ve zamanla yapılan deney, bilimsel ölçümlerle o inanılan şey ispat edilmeye çalışılır ve ispat edildiği anda da yine dogmaya yani sorgulanamaz hale dönüşür! Dindarlar sorgulayarak (tahkiki) iman ederler. Bilim tarihi de, dindar hatta din adamı olan birçok bilim adamları ile doludur. Bilim bize bir insanın ne kadar acı çektiğini söyleyebilir ama insanlara acı çektirmemek gerektiğini söylemez! Bilim atom parçalayabilir, uzaya mekik yollayabilir ama bu bilim iki dünya savaşının çıkmasına engel olamamıştır. Aydınlanma dönemini yaşamış, bilimde en önde giden ülkeler, dünyada eşi görülmemiş katliamları uygulayan ülkeler olmuşlardır. Dünyayı sömürmüşler, insanları bedenen, zihnen köleleştirmişlerdir. Dinden uzak, hatta ateist olan komünist ülkelerin tarihine, insani değerlerine, uygulamalarına baktığımızda, dinden uzak bu toplumların neden olduğu savaş ve katliamlar neden din karşıtı  bilimcileri hiç düşündürmez?! Bir komünist ölünce (Küba) yerine kardeşini, diğeri (Kuzey Kore) oğlunu bırakmıştır. Komünizmle yönetilen Çin&#8217;in (!) kapitalizmin merkezine dönüşmesi de ayrı bir çelişkidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim tek bilgi kaynağı mıdır? Bu, bilimsel değil felsefi bir iddiadır. Bilimin de sınırları vardır. Tıpkı aklın sınırları olduğu gibi. Bilimin cevap veremeyeceği sorular vardır. Adam öldürmek kötü müdür? Bu, hukuk ve ahlakın alanıdır. Ahlakla ilgili konularda bilim söz sahibi olamaz. Aksine bilim, hukuk gibi konular ahlaka dayanır! Bilimsel araştırmaların etik kurulları neden vardır? Veya hangi sanat daha üstündür? Güzellik, estetik nedir? Sanat, tiyatro gibi alanlar da bilimin ilgi alanları değildir. Şiir ne kadar bilimseldir? Vicdan kaynaklı eylemleri bilim ne kadar açıklayabilir? Felsefe ne kadar bilimsel metot ve deneyle alakalıdır? Bilim, “Hayatın anlamı, neden oluş var, ölüm sonrası?” gibi sorulara cevap veremez. &#8220;Bir konunun aklı aşması ile akıldışı olmasının aynı şey olmadığını unutulmamalıdır. Hakikati bilimle sınırlandırmanın, bilimin emrettiği bir netice olmadığını, böyle bir yaklaşımın bir ideoloji olduğunu unutmamak gerekir. Bilim adamı, kendi metotları ile yakalayamadığı hakikatleri yok sayar. Evreni tanıma faaliyeti, yaratıcıyı tanımaya vesile olduğu için de, teist inanca sahip olanlar için bir motivasyon kaynağı olamaktadır.&#8221; (Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler, s. 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilim vardığı birçok sonucu değiştirip yerine bir yenisini koyuyorsa da, uzun vadede kainatın gerçeklerine biraz daha yaklaşarak yoluna devam etmektedir. Kainatın gerçeklerini açıklayan ise dindir. Zaten bilim; Allah&#8217;ın evreni yaratış sırrını çözmek ve O’nun yaratışını anlama sanatıdır. (Hasan Özalp, Bilim-Din İlişkisinde Uzlaşmacı Yaklaşımlar, Doktora tezi, s. 29) Bilimin amacı, Allah&#8217;ın kainatı yarattığı dili çözmek olmalıdır. Bilim adamlarının amacı zamanla değişecek ve adına bilim denilecek kısa dönemlik keşiflere tapınmak değil, Allah&#8217;ın kainatı yaratırken koyduğu kuralları açıklamak olmalıdır. “Bilim ve din birbirine destek sağlayabilir. Bilim, dinin evrene ait metafizik sorulara verdiği cevaplardan faydalanabilir. Din ise, bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu argümanlardan Tanrı tasavvuru ve sıfatlarıyla ilgili konularda faydalanabilir. Yapılacak en temel şey bilimi ve dini dikotomiler gibi sunmamak ve bilimi ideolojiden dini ise hurafelerden ayırmaktır. Aynı zamanda bilimi, bilim insanlarının ideolojilerinden, dini ise teologların görüşlerinden ayırmak gerekir.” (Hasan Özalp, s. 244)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca bilim adamı gözüken bilimci ateist militanlar, hem bilime hem insanlığa büyük zararlar vermektedir. Her ilmin alanı, sınırı vardır. İslam, her birini kendi alanında ve bir bütün oluşturacak şekilde ele alır ve Müslümanları bu şekilde çalışmaya yönlendirir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html/aksam_310713" rel="attachment wp-att-4269"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4269" title="aksam_310713" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aksam_310713.jpeg" alt="" width="422" height="367" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim6.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1052 size-full" title="kutsal-bilim6" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim6.jpg" alt="" width="599" height="566" /></a></span><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim7.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1053 size-full" title="kutsal-bilim7" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim7.jpg" alt="" width="718" height="318" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim121.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1065 size-full" title="kutsal-bilim12" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim121.jpg" alt="" width="497" height="380" /></a></span><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1054 size-full" title="kutsal-bilim1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim1.jpg" alt="" width="523" height="184" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim3.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1055 size-full" title="kutsal-bilim3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim3.jpg" alt="" width="552" height="280" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim4.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1056 size-full" title="kutsal-bilim4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim4.jpg" alt="" width="462" height="373" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7375 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20170418_1120142.jpg" alt="" width="517" height="249" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1060 size-full" title="kutsal-bilim2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim2.jpg" alt="" width="467" height="265" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10261 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/55807587.jpg" alt="" width="451" height="334" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim8.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1058 size-full" title="kutsal-bilim8" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim8.jpg" alt="" width="712" height="984" /></a></span><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim10.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1059 size-full" title="kutsal-bilim10" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim10.jpg" alt="" width="493" height="188" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilimyanilir-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5923 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilimyanilir-1.jpg" alt="bilimyanilir-1" width="389" height="532" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8177 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilimyanilmazmi-2018-1.jpg" alt="" width="492" height="583" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim5.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1063 size-full" title="kutsal-bilim5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim5.jpg" alt="" width="404" height="251" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7674 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-yanilmazmi-8.jpg" alt="" width="518" height="495" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html/bilimyanilmazmi-1-5" rel="attachment wp-att-3350"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3350" title="bilimyanilmazmi-1-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilimyanilmazmi-1-5.jpg" alt="" width="771" height="744" /></a></span><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim9.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1062 size-full" title="kutsal-bilim9" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim9.jpg" alt="" width="574" height="241" /></a></span><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim11.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1061 size-full" title="kutsal-bilim11" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsal-bilim11.jpg" alt="" width="569" height="344" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6329 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haberturk_211215.jpeg" alt="haberturk_211215" width="632" height="323" /></span></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dogma-parade-web.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-1069" title="dogma-parade-web" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dogma-parade-web-300x223.jpg" alt="" width="300" height="223" /></a></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-kutsalmidir13.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1067" title="bilim-kutsalmidir13" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-kutsalmidir13-300x213.jpg" alt="" width="300" height="213" /></a></span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html">Bilim değişmez mi?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/bilim-yanilmaz-degismez-tek-gercek-kaynak-midir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman bilim öncüleri</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/musluman-bilim-onculeri.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/musluman-bilim-onculeri.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 05:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve bilim]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar ve bilim]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=804</guid>

					<description><![CDATA[<p>-Bu konuya ek olarak, ‘İslam Biliminin Rönesans&#8217;a Etkileri’ adlı yazıyı da tavsiye ederiz.- 973 doğumlu &#8220;Biruni 27 yaşındayken 18 yaşındaki İbn-i Sina ile yazılı bir münakaşaya girişiyor. Konu nedir biliyor musunuz? &#8216;Işığın sürati ölçüsüz müdür yani la mütenahi midir, yoksa ölçülebilir mi? Yani zamanla ölçülebilir mi?&#8217; Ne müthiş bir şey değil mi? Böyle bir şey [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/musluman-bilim-onculeri.html">Müslüman bilim öncüleri</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto" style="text-align: justify;">
<p><span style="color: #999999;">-Bu konuya ek olarak, ‘İslam Biliminin Rönesans&#8217;a Etkileri’ adlı yazıyı da tavsiye ederiz.-</span></p>
<p>973 doğumlu &#8220;Biruni 27 yaşındayken 18 yaşındaki İbn-i Sina ile yazılı bir münakaşaya girişiyor. Konu nedir biliyor musunuz? &#8216;Işığın sürati ölçüsüz müdür yani la mütenahi midir, yoksa ölçülebilir mi? Yani zamanla ölçülebilir mi?&#8217; Ne müthiş bir şey değil mi? Böyle bir şey bugünün Türkiyesi&#8217;nde bile olmaz.&#8221; (Fuat Sezgin, Bilim Tarihi Sohbetleri, s. 79)</p>
<p>Ebu Yusuf el Kindi, Einstein&#8217;dan 1100 yil önce rölativite (izafiyet &#8211; görecelik) teorisini ortaya atmıştır. (Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, “Kindî ve Einstein&#8217;e Göre Rölativite (Bağıllık) ve Benzerlikleri”, Bilim ve Teknik, sayı: 153, s. XIII/10-11)</p>
<p>El-Biruni, Fizikçi Isaac Newton, Evangelista Torricelli, bilim insanı Nicolaus Copernicus ve matematikçi Galileo gibi filozoflara ilham kaynağı olmuş ve <em>Galileo</em><em>’</em>den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü keşfetmiştir. (AA, 13.12.2018)</p>
<p>Hazini, Yer çekimini Newton’dan 500 yıl önce keşfetmiştir. (Abdulhakim Koçin, Bilim Teknik, Çağı aşanlar, 25, Sayı 290, s. 48)</p>
<p>İstanbul’da Lagari Hasan Çelebi ilk insanlı roketi icat etmiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/L%C3%A2gar%C3%AE_Hasan_%C3%87elebi) Wright kardeşlerden 238 yıl önce roketle 2.5 km yol katetmiştir.</p>
<p>Uygarlık, eski Yunan/Grek mucizesi mi? “Avrupa merkezli anlayışa göre, bilimin temeli eski Yunan’da atıldı ve 16’ncı yüzyıldan sonra Avrupa’da doruğa çıktı. Hayır, bu Batı’nın Doğu’yu dikkate almayan -bilim dışı- hurafesidir. Batı uygarlığının temelinde nasıl eski Yunan varsa Doğu da vardır. Örneğin İslam’ın uygarlığa katkıları görmezlikten gelinerek tarih yazılabilir mi? Bağdat, Endülüs, Sicilya, Şam, Semerkand, Horasan, Kahire, Herat gibi İslam’ın bilim merkezleri inkar edilebilir mi? Bilimsel ve teknolojik birçok buluş, keşif buradan Batı’ya gitmemiş midir? El Kindi (801?-866?), Razi (865-925), Farabi (870-950), İbn-i Sina (980-1037), Ömer Hayyam (1048-1131), İbn-i Rüşd (1126-1198), Nasreddin Tusi (1201-1274) ve yüzlerce Müslüman düşün adamı/filozof nasıl görmemezlikten gelinebilir? Batılılar, Eflatun’u bile Müslümanlardan öğrenmediler mi? Eski Yunan bilimini yeniden düşünen ve ona özgün katkılar yapan Müslüman alimler yok sayılabilir mi? Rönesans ortalarına kadar Avrupa’da yazılmış bütün aritmetik kitaplarının kaynağı Harezmi’nin (780-850) “Hesab-ı Hindi”si değil midir? Ondalık kesirler sistemini Gıyaseddin Cemşid’den (1380-1437) öğrenmediler mi? Trigonometriyi bütün esaslarıyla Ebu’l Vefa Buzcani (940-998) yeniden kurmadı mı? Matematikte devrim yaratan “sıfır”ı, 976’da Muhammed bin Ahmed keşfetmedi mi? Örnekler bu sayfaya sığmaz. Batı, simyadan bilimsel kimyaya geçilmesini Müslümanlara borçludur. Biz hala tartışmasını yapıyoruz; “alkool” sözcüğü bile Doğu’dan Batı dillerine geçmiştir. Sadece bir tek sözcük değil dillerine geçen; kimya, cebir, ziraat, botanik, narenç, zafran, suda, kutun, nilüfer, şerap ve yüzlercesi. Potasyum, aminoasit, sodyum, nitrat ve cıvanın üretimini kim buldu? Çeliğe ilk su veren Müslümanlar değil miydi? Katarakt, çiçek ve kızamık hastalığını ilk kez Müslüman alimlerden okudular; cerrahi müdahalelerde uyuşturucu kullanmayı, yüksek ateşi soğuk su banyosuyla düşürmeyi, damardan kan akıtma gibi tedavi yöntemlerini Müslüman tıp adamlarından öğrendiler. Bugün sıklıkla dile getirilen, “insan bedeninin doğal iyileştirici yeteneğini” ilk keşfedenler de Müslüman tıp adamları değil miydi? İçi delik iğneyi 1256’da al-Mahusen’in bulduğu gerçeği reddedilebilir mi? Şam’da 1298’de ölen İbn-i Al Nafis, Portekizli Servet’e atfedilen kan dolaşımı sistemini, ondan 300 yıl önce keşfetti. Modern sosyolojinin kuruluş yolunu İbn-i Haldun açmamış mıdır? Kağıt daha Avrupa’ya girmeden Semerkand’da kağıt fabrikası vardı. Yazıyorlar, matbaayı Gutenberg bulmuş! Matbaayı Çinliler buldu, Türkler aracılığıyla Araplara geçtikten sonra Avrupa’ya gitti. Gutenberg sadece harfleri ayrı ayrı oymayı başardı! Güya pusulayı da G. d’Amalfi icat etmişti. Pusula da aynen matbaanın izlediği seyirle Batı’ya ulaştı. Taberi’siz (839-922), Mesudi’siz (ö 956), İbn-i Miskeyf’siz (ö 1030) tarih yazılırsa ancak bu kadar yazılabiliyor demek ki! Bizans, dönemin en büyük kütüphanesi İskenderiye Kütüphanesi’ni yakarken, İslam coğrafyasının her yanında kütüphaneler açılıyordu. Dante’nin “İlahi Komedya”sı üzerinde Muhiddin Arabi’nin etkisi yadsınabilir mi? “Binbir Gece Masalları”nın Batılı yazarlar üzerindeki etkisinden bahsetmeye gerek var mı? Çok övündükleri klasik müziğin sol anahtarı ve beş hatlı notayı bile ilk Müslümanlar kullanmıştır. Doğru dürüst su kanalları bile yapamıyorlardı; tarım tekniklerini El Avam’ın “Kitabü’l-Hulase”den okuduklarını bilmiyor muyuz? Kristof Kolomb’un 1498’de Haiti’den yazdığı mektuba göre, Amerika’nın keşfi İbn-i Rüşd’ün kaydettiği bilgiler sayesinde gerçekleşmiştir. Uluğ Bey’in hazırladığı dünya haritasının kaşif kaptanlara rehberlik ettiğini bilmeyen mi var? (Soner Yalçın, Hürriyet, 10 Ekim 2010)</p>
<p>Önce Onlar Bulmuştu. Dünyanın üzerine bir güneş gibi doğan İslamiyet, ilim öğrenmeyi teşvik ederek Müslümanların her bakımdan örnek alınabilecek bir medeniyet kurmalarını sağlamıştır. Kur’an-ı Kerim’in ve Peygamber Efendimiz’in (sas) teşvikleriyle, M.S. 800–1500 yılları arasında İslam dünyasında, her konuda olduğu gibi, ilmi çalışmalarda da önemli ilerlemeler olmuş; birçok Batılı araştırmacı, İslam dünyasının önemli ilim merkezlerine gelerek Müslüman alimlerden ilim öğrenmiştir. Müslüman ilim adamlarının eserlerinden yaptıkları çevirilerle, kendi ülkelerinde mucit olarak meşhur olmuş çok sayıda Batılı araştırmacı vardır. Batı’nın meseleye taraflı yaklaşması, ülkemizde de bazı kesimlerin bu gerçeği kasıtlı olarak örtmeye çalışması neticesi maalesef Müslüman ilim adamları tarafından yapılan keşif ve ortaya konan icatlar Batılılara mal edilmiştir. Bütün bunlardan sonra da, “İslam ilerlemeye engeldir.” gibi yaftalarla Müslümanlar tesir altına alınmak istenmiştir. Aşağıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi birçok icat ve keşfin temelinde Müslüman ilim adamları vardır.</p>
<p>Uçak. İnsanoğlunun kuşlar gibi uçma hayalinin, ilk olarak 1903 yılında Wright Kardeşler tarafından gerçekleştirildiği bilinir. Halbuki ilk uçuş denemeleri 880 yılında, Endülüslü Müslüman alim İbn-i Firnas tarafından geçekleştirilmiştir. Planörlere benzeyen bir aletin üzerine kuş tüyleri ve kumaş geçiren İbn-i Firnas, bununla bir müddet havada kalmayı başarmıştır. İbn-i Firnas’ın bu faaliyeti, Batılı tarihçilerden Prof. Dr. Philip Hitti ve Dr. Sigrid Hunke tarafından ilk uçuş denemesi, kullandığı alet de ilk uçak modeli olarak kabul edilir. (Mitti, F., Siyasî ve Kültürel İslam Tarihi; O. Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti)</p>
<p>Buharlı otomatik sistemler. Çeşitli kaynaklarda, buharlı otomatik sistemlerin ilk örneklerinin 1780 yılında İskoçyalı mühendis James Watt (1736–1819) tarafından icat edildiği belirtilir. Halbuki James Watt’tan 600 yıl öne yaşamış olan El-Cezeri’nin bir eserinde, buharlı otomatik sisteme benzer bir regülatörden bahsedilmekte ve bu regülatörün detaylı resmi yer almaktadır. El-Cezeri bu sistemde, buhar veya petrolle çalışan motorlu taşıtların vazgeçilmez elemanı olan supap tekniğini de ilk olarak kullanmıştır. (El-Cezeri, “Kitab fi Ma’rifet’il Hiyali’l Hendesiye”, edited by Ahmed El Hasan, s. 394–395)</p>
<p>İlk denizaltı. Su altında ilerleyebilen bir vasıta yapma fikri, ilk olarak Leonardo da Vinci (1412–1519) tarafından ortaya atılmıştır. Günümüzde ilk denizaltının 1776 yılında Amerikalı bilim adamı David Bushnell tarafından yapıldığı bilinmektedir. Hâlbuki İbrahim Efendi, 1719 yılında şehzadelerin sünnet düğününde eğlence maksatlı kullanılmak üzere, insan taşıyabilen ve bir saatten fazla su altında kalabilen, çelikten bir denizaltı yapmıştır. (Şaban Döven, Müslüman İlim Öncüleri)</p>
<p>Dünyanın yuvarlaklığı ve kendi etrafında dönmesi. Kainat kitabını, Kur’an-ı Kerim’in ışığında okuyan El-Biruni (973–1048), Dünya’nın yuvarlak oluşuna ve kendi etrafında döndüğüne dair ilmî hesaplamalarını Kopernik’ten 500 yıl önce bilim dünyasına sunmuştur. Ne yazık ki, gençliğimize Kopernik anlatılmasına rağmen, El-Biruni’den hiç bahsedilmemektedir. (Şaban Döven, Müslüman İlim Öncüleri; İslam Dünyasının Mucitleri” Focus, Sayı:2005/01-112414, Ocak 2005)</p>
<p>Kan dolaşımı. 16. yüzyılda yaşamış olan Micheal Servitus’ün kan dolaşımını ilk keşfeden kişi olduğu kanaati günümüzde yaygındır. Halbuki ondan 300 yıl önce yaşamış Müslüman tıp alimi İbnü’n-Nefis (1208–1288), eserinde damar sistemini ve kalbin bölümlerini detaylı olarak çizmekte; büyük ve küçük kan dolaşımını ayrı ayrı anlatmaktadır. (Ibnü’n-Nefis, Serhül Kanun Sam, s. 108; Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi)</p>
<p>İlk anestezi. İlk olarak 1850 yılında Junken tarafından yapıldığı zannedilen anestezi, Müslüman ilim adamı Sabit bin Kurra (835–902) tarafından keşfedilmiş ve kullanılmıştır. Harran’da doğan Sabit Bin Kurra, Bağdat’ta, tıpla birlikte matematik, astronomi ve mekanik sahalarında da önemli çalışmalar yapmıştır. (Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi; Wood, C.A.. Memorandum, “Book ot a tenth Century oculist for the use of modern offtalmatologist of medicine”, s. 264-265)</p>
<p>Atom. Günümüz dünyasında, atomla alakalı ilk çalışmaların İngiliz fizikçi John Dalton (1766–1844) tarafından yapıldığı, uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği fikrinin de Alman fizikçi Otto Hahn (1779–1868) tarafından ortaya atıldığı fikri yaygındır. Halbuki onlardan 1000 yıl önce yaşamış ve dönemin en büyük ilim merkezlerinden Harran Üniversitesi’nde rektörlük yapmış olan Müslüman kimyacı Câbir Bin Hayyan’ın (721–815) aşağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını dahi hayrete düşürecek mahiyettedir: “Maddenin en küçük parçası olan ‘cüz-ü la yetecezza’da (atom) yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi onun parçalanamayacağı söylenemez. Aksine parçalanabilir ve parçalanınca da öylesine bir güç ortaya çıkar ki, bu güç Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allah’ın bir kudret nişanıdır.”  (Şaban Döven, Müslüman İlim Adamları)</p>
<p>Verem ve tedavisi. Veremin tedavi usullerini ve bu hastalığa yol açan mikrobu Alman bilim adamı Dr. Robert Koch’un (1834–1910) bulduğu belirtilmektedir. Üstelik verem konusunda yaptığı çalışmalar dolayısıyla Dr. Koch’a 1905 yılında tıp sahasında Nobel ödülü verilmiştir. Halbuki Dr. Koch’dan 150 yıl önce yaşamış Osmanlı ilim adamı Abbas Vesim bin Abdurrahman’ın (?-1761) vereme yol açan mikrop, veremin bulaşma yolları ve tedavisi konusunda yaptığı çalışmalar Avrupa’da büyük ilgi görmüş ve yabancı ilim adamları kendisini sık sık ziyaret etmişlerdir. (Şaban Döven, Müslüman İlim Adamları; İbrahim Paşa, İslamların ve Bilhassa Türk Milleti Necibesinin Tababete Ettikleri Hizmetler, İkdam Gazetesi, sayı 4040)</p>
<p>Katarakt ameliyatı. İlk olarak 1846 yılında Blanchet tarafından gerçekleştirildiği bilinen katarakt ameliyatına, Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Yakup’un (as) perde inmiş gözüne, Hz. Yusuf’un (as) gömleğini sürünce görmeye başlaması hadisesiyle işaret edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’den aldığı ilhamla katarakt tedavisinin mümkün olabileceğine inanan ve bu sahada çalışmalar yapan Ebu’l-Kasım Ammar bin Ali Mevsili (950–1010) Irak ve Mısır’da yaşamıştır. Ali Mevsili’nin göz hastalıklarının tedavisi konusunda yazdığı “Kitabu’l-Müntehap” isimli eseri, Batı’da 18. yüzyılda dahi bu konudaki en iyi tıp kitabı olarak kabul edilmiştir. Ali Mavsili, göz hastalıklarına karşı uyguladığı çeşitli tedavi usullerinin yanında, içi oyuk bir tüp ile katarakt ameliyatı da yapmıştır. Batı’da yetişmiş Gergo Saton gibi objektif birkaç bilim tarihçisinin eserlerinde Müslüman ilim adamlarından detaylı bahsedilmektedir. Bu eserlerde Sabit Bin Kurra için Müslümanların Euklides’i; Harezmî için cebirde Euclides’ten bin yıl ileride; Câbir bin Hayyan için modern kimyanın, İbn-i Heysem için optik ilminin ve modern tecrübi fiziğin kurucusu; İbn-i Sina için hekimlerin üstadı; El-Cezeri için modern mühendisliğin ve otomatik kontrol ilminin kurucusu; Uluğ Bey için 15. yüzyılın astronomu; Mimar Sinan için mimarların üstadı; Piri Reis için dünyanın en büyük denizcisi; Razi için Avrupa’daki ders veren kimyager denmekte, diğer alimler için de çeşitli güzel tâbirler kullanılmaktadır.13 Ayrıca Milletlerarası Astronomi Birliği 1950’de aldığı bir karara istinaden Ay yüzeyinde bulunan kraterlere (Ay çukuru) bilime önemli katkıları olmuş ilim adamlarının isimlerini vermiştir. Bunlar arasında Müslüman ilim adamlarından Sabit bin Kurra, Ebu’l-Vefa, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Cabir Bin Hayyan, İbn-i Heysem, Biruni, İbn-i Sina, Nasiruddin Tusi, El-Battani, El-Fargani, Bitruci, El-Zerkavi ve Es-Sûfi’nin isimleri de yer almaktadır. (Lütfi Göker, Bilim ve Teknolojinin Gelişimi ile Türk İslam Bilim Adamlarının Yeri)</p>
<p>Ünlü Müslüman Bilim Adamlarından Bazıları</p>
<p>Abdüsselam (1926) Fizik bilgini, ilk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı.<br />
Ahmed Bin Musa ( 10. yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.<br />
Ahiz ( 776 &#8211; 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.<br />
Akşemseddin ( 1389 &#8211; 1459 ) Pasteur&#8217;dan önce mikrobu bulan ilk bilim adamı.<br />
Ali Bin Abbas ( ? &#8211; 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan Hipokrates&#8217;in (Hipokrat) doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.<br />
Ali Bin İsa ( 11. yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı.<br />
Ali Bin Rıdvan ( ? &#8211; 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.<br />
Ammar ( 11. yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.<br />
Battani ( 858 &#8211; 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biridir. Trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.<br />
Beyruni ( 973 &#8211; 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb&#8217;un keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır.<br />
Bitruci ( 13. yüzyıl ) Kopernik&#8217;e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.<br />
Cabir Bin Eflah ( 12. yüzyıl ) Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.<br />
Cabir Bin Hayyam ( 721 &#8211; 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en küçük parçası atomun parçalanabileciği fikrini bundan 1200 sene önce ortaya atmıştır.<br />
Cezeri ( 1136 &#8211; 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçidir. Bilgisayarın babası.<br />
Demiri ( 1349 &#8211; 1405 ) Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir.<br />
Ebu Kamil Şuca ( ? &#8211; 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.<br />
Ebu&#8217;l Vefa ( 940 &#8211; 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.<br />
Ebu Maşer ( 785 &#8211; 886 ) Med-Cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.<br />
Farabi ( 870 &#8211; 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.<br />
Fatih Sultan Mehmet ( 1432 &#8211; 1481 ) İstanbulu feth eden ve havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır.<br />
Fergani ( 9. yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.<br />
Gıyasüddin Cemşid ( ? &#8211; 1429 ) Ondalık kesir sistemini bulan Cemşid cebir ve astronomi alimidir.<br />
Harizmi ( 780 &#8211; 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa&#8217; ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.<br />
Hasan Bin Musa ( ? &#8211; ? ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri.<br />
Hazini ( 6 &#8211; 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.<br />
Hazerfen Ahmed Çelebi ( 17 yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.<br />
Huneyn Bin İshak ( 809 &#8211; 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.<br />
İbni Avvam ( 8. yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.<br />
İbni Baytar ( 1190 &#8211; 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.<br />
İbni Cessar ( ? &#8211; 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 1000 sene önce açıklayan müslüman doktor.<br />
İbni Ebi Useybia ( 1203 &#8211; 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor. İbni Fazıl ( 739 &#8211; 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını Kur’an  vezir.<br />
İbni Firnas ( ? &#8211; 888 ) Wright kardeşlerden 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.<br />
İbni Haldun ( 1332 &#8211; 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi Kur’an mütefekkir.Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisi,Sosyolog ve şehircilik uzmanı.<br />
İbni Hatip ( 1313 &#8211; 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.<br />
İbni Heysem ( 965 &#8211; 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.<br />
İbni Karaka ( ? &#8211; 1100 ) 900 yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.<br />
İbni Macit ( 15. yüzyıl ) Vasco Da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.<br />
İbni Rüşd ( 1126 &#8211; 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.<br />
İbni Sina ( 980 &#8211; 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, Pasteur&#8217;e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.<br />
İbni Turk ( 9. yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.<br />
İbni Yunus ( ? &#8211; 1009 ) Galile&#8217;den önce sarkacı bulan astronom.<br />
İbni Zuhr ( 1091 &#8211; 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa&#8217;da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.<br />
İbnün-nefis ( 1210 &#8211; 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.<br />
İbrahim Efendi ( 18 yüzyıl ) Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.<br />
İdrisi ( 1100 &#8211; 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.<br />
İhvanü-s Safa ( 10 yüzyıl ) Çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi, Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.<br />
İsmail Gelenbevi ( 1730 &#8211; 1791 ) 18 yüzyılda Osmanlıların en güçlü matematikçilerindendi.<br />
İstahri ( 10. yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.<br />
Kadızade Rumi ( 1337 &#8211; 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.<br />
Kambur Vesim ( ? &#8211; 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch&#8217;dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.<br />
Katip Çelebi ( 1609 &#8211; 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi, coğrafyacı ve fikir adamı.<br />
Kazvini ( 1203 &#8211; 1283 ) Ortaçağın Herodot&#8217;u müslümanların Plinius&#8217;u , astronom ve coğrafyacı bilgin.<br />
Kemaleddin Farisi ( ? &#8211; 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.<br />
Kerhi ( ? &#8211; 1029 ) İslam dünyası Matematikçilerinden.<br />
Kindi ( 803 &#8211; 872 ) İbni Heysem&#8217;e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.<br />
Kurşunoğlu Behram ( 1922 &#8211; &#8230; ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen Prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da Florida Üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır.<br />
Lagarî Hasan Çelebi ( 17. yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.<br />
Macriti ( ? &#8211; 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.<br />
Mağribi ( 16. yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü&#8217;l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüzölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.<br />
Maaşallah ( 72? &#8211; 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla ilgili ilk eseri veren bilgindir.<br />
Mes&#8217;ûdi ( ? &#8211; 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1050 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.<br />
Mimar Sinan ( 1489 &#8211; 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.<br />
Mürsiyeli İbrahim ( 15. yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.<br />
Nasirüddin Tusi ( 1201 &#8211; 1274 ) Trigonometri alanında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini Kur’an , matematikçi ve astronom.<br />
Necmeddinü-l Mısri ( 13. yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.<br />
Ömer Hayyam ( ? &#8211; 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi Ömer Hayyama aittir.<br />
Piri Reis ( 1465 &#8211; 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb&#8217;dan önce bilen ünlü denizci.<br />
Razi ( 864 &#8211; 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa&#8217;ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi.<br />
Sabit Bin Kurra ( ? &#8211; 901 ) Newton&#8217; dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.<br />
Sabuncu Oğlu Şerefeddin ( 1386 &#8211; 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.<br />
Seydi Ali Reis ( ?-1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.<br />
Takiyyüddin Er Rasit ( 1521 &#8211; 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk Kur’an  çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.<br />
Uluğ Bey ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.<br />
Zehravi ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..</p>
<p><span style="color: #000000;">Web: <a style="color: #000000;" href="http://www.1001inventions.com" target="_blank" rel="noopener">www.1001inventions.com</a></span></p>
</div>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5015" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/muslumanbilimonculeri-1-2.jpg" alt="muslumanbilimonculeri-1-2" width="496" height="223" /></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000000;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim5-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-4919" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim5-1.jpg" alt="musluman-bilim5-1" width="360" height="194" /></a> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim6-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4920" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim6-1.jpg" alt="musluman-bilim6-1" width="480" height="481" /></a>                                                                </strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7854 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Galen-sina-hipokrat-1.jpg" alt="" width="380" height="292" /><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000000;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/YeniSafak_musluman-alimler1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4922" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/YeniSafak_musluman-alimler1-2.jpg" alt="YeniSafak_musluman-alimler1-2" width="660" height="583" /></a>  </span><br />
<a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim3-1.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4923" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim3-1.jpeg" alt="musluman-bilim3-1" width="119" height="120" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000000;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/filli_saat_1_k-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4924" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/filli_saat_1_k-1.jpg" alt="filli_saat_1_k-1" width="266" height="500" /></a> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" title="ilk-robot-elcezeri-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ilk-robot-elcezeri-1.jpg" alt="" width="597" height="265" /></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11792 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/173919076_314390876717115_3811770987273562497_n.jpg" alt="" width="311" height="490" /></p>
<p><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim4-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4925" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musluman-bilim4-1.jpg" alt="musluman-bilim4-1" width="317" height="469" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/musluman-bilim-onculeri.html">Müslüman bilim öncüleri</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/musluman-bilim-onculeri.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli&#8217;ye Cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Mar 2012 16:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Din bu]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan Arsel]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam çağımıza yanıt verebilir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[İslam gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat ve kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Server Tanilli]]></category>
		<category><![CDATA[Soru-cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Dursun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=539</guid>

					<description><![CDATA[<p> Ateist yazarlar ve eserlerindeki iddialara cevaplar II  Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli&#8217;ye Cevaplar (Bu yazı ‘ana hatları ile’ Prof. Muhammet Altaytaş’ın ‘Hangi Din?’ adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır.) Giriş Din yaşam tarzının adıdır, yaşam tarzımız da dinimizdir. ‘Hangi kurallara göre’ yaşıyorsak dinimiz odur!  &#8220;Vahyin esas amacı, bir ‘hayat görüşü’ sağlamaktır.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html">Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli’ye Cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong> <span style="color: #000000;">Ateist yazarlar ve eserlerindeki iddialara cevaplar II</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli&#8217;ye Cevaplar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">(Bu yazı ‘ana hatları ile’ Prof. Muhammet Altaytaş’ın ‘Hangi Din?’ adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din yaşam tarzının adıdır, yaşam tarzımız da dinimizdir. ‘Hangi kurallara göre’ yaşıyorsak dinimiz odur!  &#8220;Vahyin esas amacı, bir ‘hayat görüşü’ sağlamaktır.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 110) Bu nedenle de “Pek çok Müslüman, din terimini, hayat tarzı olarak çevirmeyi tercih etmektedir.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 83) Din  iyiliği yaymak, kötülüğe engel olmak için gönderilmiştir. Pasifizm, nemelazımcılık, enaniyet, bencillik bir Müslümana asla yakışmayan özelliklerdir. İslam’da önce İman gelir. (Buhari, İlim, 49) Allah&#8217;a, tevhit bilinci ile iman/kabul gerekir. Daha sonra Ahlak gelir. (Muvatta, Husnü&#8217;l Halk, 8; Müsned, II/381) Hayatımızı İslam&#8217;ın emrettiği şekilde &#8220;ne kendimize ne başkalarına zarar vermeden&#8221; iyi, temiz, namuslu olarak yaşamak gerekir! İbadetler de ahlaklı yaşamayı sağlamak için emredilmiştir. (Ankebut, 45) Tüm  bunların pratiğe aktarılabilmesi için de toplumu ilgilendiren kurallar konmuştur. Muamelat, ukubat, adalet, insan hakları, hak/hukuk gibi kavramlar bu boyuttadır. Bu  sıralama önem sırasına göre verilmiştir ve her üçünün toplamıdır İslam!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Turan Dursun</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Babası daha doğmadan onun için kitaplar satın almaya  başlar. &#8220;Basra&#8217;da ve Kufe’de bulunmayacak ölçüde büyük bir din alimi&#8221; olacaktır. Küçük yaşta sıkıntılara maruz kalır. Çocukluğunu yaşayamaz. Dursun “Ne yapıp edip herkesi geçmeye” karar vermiştir. Çocukluğunda koşullandığı &#8220;en önde olma&#8221;, &#8220;kendisinden herhangi bir şekilde söz ettirme&#8221; tutkuları ve din  adına yaşadığı bütün negatif tecrübeler ileride bilinçaltından çıkacak ve büyük ölçüde şahsiyetini ve dine bakışına etki edecektir. Onun yönlendirmesi ile küçük yaşta girdiği ve yasak olduğu içinde pedagojik formasyondan uzak bir ortama sahip medresede aldığı, modern bilimden ve güncel hayattan uzak eğitim onu hırçın ve agresif yapar. Dursun sadece dinle kavgalı değildir. Çevresi ile de uyumsuzdur. Gerek müftülüğü gerekse TRT&#8217;deki görevi esnasında yaşadığı sürgünlerin gerçek sebebi de budur. Dini anlatırken kullandığı  üslup ancak kendi kişiliğini tanımlaması açısından bir anlam ifade edebilir. Bu konuda, gerek ‘metodolojisini’ ve gerekse ‘iddialarını cevapladığımız’ yazıları tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Erdoğan Aydın</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aydın, özellikle İslam&#8217;ın bütünü olarak algıladığı ‘sosyal ve hukuki’ boyutu ile ilgilenir. Dini aşmak gerektiğini savunur. Dini eleştirirken tarafsız ve nesnel bir konumda değildir. O olaylara sosyalist açıdan ile bakar ve eleştirilerini siyasi ve ideolojik bakış  açısına sahip biri olarak  yapar. Ama son zamanlarda artık kendini sadece &#8220;özgürlükçü laik, seküler bir düzenden taraf&#8221; olarak ilan eder. Konu hakkında, ‘Erdoğan Aydın’a cevaplar’ adlı yazımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dine bakış açıları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin politeizmden/çok tanrıcılıktan monoteizme/tek tanrıcılığa  geliştiğini savunurlar. ‘Dinler, korku ve umut kaynaklı olarak sonradan yaratılmış olup, insanda var olan ölüm, cehennem ve tanrı korkusunu sömürerek  yaşamaktadır’ iddiasındandırlar. Yazarlara göre din; korku, çaresizlik, sırrını çözemediği olağan olaylar karsısında insanın cehaletini inançla telafi etme içgüdüsüdür. Onlara göre dinin tarihi insanlık tarihine göre yenidir. Dinler çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa doğru evrilmiştir. Bilimsel gelişmelerin dini ortaya çıkaran çaresizlik ve bilgisizliği yok ettikçe, gerçekte hiç bir şeyin tanrı tarafında yaratılmadığının ispatlanacağını iddia ederler. Bu iddiaya göre, dinlerin insanlık tarihinin ilk çağlarında çok daha etkin olması ve günümüze gelinceye dek artık ortadan kalkması gerekirdi. Ama tam aksi bir durum söz konusudur. Hatta ateizmin özel eğitimle halka aşılandığı birçok sosyalist ülkede din ilk sırada halkın gündemine oturmuştur. Allah peygamber aracılığı ile kitaplar göndermiş, hak dini tebliğ etmiş fakat insanlar zaman zaman putlara, tabiat varlıklarına, heva ve heveslerine tapmış ve onları tanrısallaştırmıştır. Yani din politeizmden monoteizme değil, monoteizmden politeizme kaymıştır. O zaman Allah (cc) yeniden hak dini hatırlatan peygamberler göndermiştir. Bu konuda “İslam tüm dinlerin özüdür.” Ve “ateizm yanılgısı”  adlı yazılarımıza bakılabilir. Her üç  kitabi  din dışında, Sabiilik, Mecusilik ve Brahmanlıkta da dinin Adem ile başladığı kabul edilmektedir. Bu da zamanla bozulan dinlerin içinde kalan hak kırıntıların ortak paydalarından biridir. İnsan doğasının dine, dinin de  insan doğasına yatkınlığı da dinin ilahi  olduğunun bir ispatıdır. Allah insanın mayasına  inanma ihtiyacını yerleştirmiştir. Kesin olan bir şey varsa o da, nerede insan varsa orada dinin olduğudur. (Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 32) Ünlü Fransız düşünür Fellicien Challaye bu konuda benzer bir görüşü ifade eder: &#8220;İnsanın sonsuz varlığa bağımlı olması, onun önünde eğilip O’na tapması, O’nu  evlatça bir sevgi ile sevmesi akla uygundur ve doğaldır. Bu bağımlılık ve sevgi dinin temelidir.&#8221; (Challaye, Dinler Tarihi, s. 215)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din insan ilişkileri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazarlara göre din insan özgürlüğünü kısıtlar, toplumdaki sömürü ilişkilerini meşrulaştırır. Halbuki ‘Sosyal Darwinizm’ ile asıl sömürüyü meşrulaştıran kendi savundukları evrim teorisidir! Yine onlara göre yoksullar tanrı tarafından sınandığını sansınlar, durumlarına katlansınlar. Kur’an’daki yaratılış inancının asıl kaynağı da onlara göre mitolojilerdir. Materyalizm, yaratılışı evrimci görüş, tesadüf ve şansa göre işleyen tabii eleme ile  açıklamaya çalışır. İnsan ile hayvanı aynı köklerde birleştirir. (Bu konularda ‘Evrim’ ve ‘Kader’ adlı yazılarımıza bakılabilir.) Ateistler İslam  dinini Hz. Muhammed ile başlatıp Hristiyanlık ve Yahudilikten de ayrı tutmaya çalışırlar. İslam’ı Sabiilik&#8217;ten doğma bir din olarak kabul ederler. Ayrıca İslam&#8217;ın egemen sınıfın dini olarak ortaya çıktığını ileri sürüp, ticareti kabul etmesini de eleştirirler. Halbuki felsefe, sanat, ahlak, hukuk, politika gibi bütün ilimlerin kaynağının din olduğu birçok felsefe ve dinler tarihçisinin ortak görüşüdür. İslam’da hakim otoriteye itiraz olarak ortaya çıkmış, ilk inananlar hep zayıf ve köle kesimden olmuştur! Tarih boyunca da tüm peygamberler hak dini savunup batıl din ve dini anlayışlarla mücadele etmiştir. İnsanların sömürülme aracı olan ve yeteneklerini körelten hak din değil, batıl din ve dini anlayışlardır ki, materyalizm de bu batıl dinlerden biridir. Detay için, ‘Dinsiz toplum olmaz’ adlı yazımıza bakılabilir. Hak dinde -İslam&#8217;da- varmış gibi gözüken olumsuzluklar, dinin özünden kaynaklanmaz, bu dini pratiğe geçirmeyen insanların zaaflarından ve ahlaki yapılarından kaynaklanır. Detay için, ‘İslam ülkeleri neden geri?’ adlı yazımıza bakılabilir. Din sabun gibidir. Sabun satan bile sabunu kullanmazsa kirli olarak dolaşabilir. Böyle bir durumda hata sabunu kullanmayan kişidedir, sabunda değil. Unutmayalım ki bilim, sanat, ideoloji gibi kavramlarda aynen din gibi, insani veya ahlaki olmayan amaçlar için kullanılabilmektedir. Ateist yazarların, ‘akıl dışı’ ilan ettikleri   dini inkar yolunda ciltlerce kitap yazma  zahmetine katlanmaları, dine inanmadığını söyleyen insanların da bunları alıp okuması, farkında olmasalar da, yukarıda bahsedilen, mayalarında/fıtratlarında var olan inanma güdüsünü örtüp yatıştırma gayretinden başka bir şey değildir. İnsan  ile hayvan arasındaki kesin fark, fiziki- biyolojik veya zeka  değil, her şeyden evvel manevidir. İnsanda faydacılığa dayanmayan ahlaki ve inanç davranışları vardır. Bu konuda ‘Ateizm Yanılgısı’ adlı yazıya bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, Hz. Adem’den itibaren gelen dinin ortak adıdır. (Ali İmran, 67-68) Tüm ilahi dinleri Allah göndermiştir. Bozulan dini metin ve ritüellerde farklılıklar gözükmesi ne kadar doğalsa, bozulmayan ve asıllığını muhafaza eden ritüel  ve ibadetlerinde benzerlik göstermesi o  kadar doğaldır. Birçok efsane de Nuh tufanından bahsedilmesi, tufanın olduğunun ve insanların dilinde dilden dile anlatıldığının göstergesidir. Zaten efsanelerde gerçek olan şeylerin zamanla mitleşmesi değil midir? Aynı şey, ilk insanın Hz. Adem olarak kabul edilmesi, yaratılışın topraktan olduğunun kabulü içinde geçerlidir. Ateist yazarlar genellikle marksist ideolojının dine biçtiği şablona göre genelleme yaparak sübjektif sonuçlara ulaşırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ve Bilim</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist yazarlara göre insan hem dindar hem de akıl ve bilimden yana olamaz.</span><br />
<span style="color: #000000;">Peki, gerçek nedir? Kur’an’a göre bilginin kaynakları, “beş duyu organı, akıl-sezgi ve vahiydir.” Kur’an’da akıl kullanmayla ilgili olumsuz hiç bir ayet bulunmaz. Kur’an tabiatla ilgili açıklamalarda bulunurken tabiat kurallarını inkar etmez, onun inkar ettiği, doğal sebeplerin işi yap-tır-an sebepler olarak görülmesidir. İlim kelimesi ve türevleri Kur’an’da 750 yerde geçer. (DİA, İlim maddesi) İslam&#8217;da ilime büyük önem verilmiştir. İlk mescidi yanına hemen bir okul açılmış, Bedir savaşında esirler okuma- yazma öğretmeleri karşılığı serbest bırakılmıştır. “Kur’an ve bilim” adlı yazımızda bu konular ele alınmıştır. Halife Me&#8217;mun Bizans&#8217;ı yendiğinde savaş tazminatı olarak eski Yunan yazmalarından başka bir şey istememiştir. Kurtuba&#8217;da halife El-Hakem’in 400.000 ciltlik kütüphanesi bulunmakta idi. 400 yıl sonra gelen &#8220;Bilge&#8221; diye anılan Fransız kralının kütüphanesindeki cilt sayısı sadece 900 idi. Fransız Rosenthal&#8217;ın ifadesi ile  “İslam’da olduğu ölçüde hiçbir bir inanç sisteminde din-bilgi kaynaşması ayrılmaz bir şekilde gerçekleşmemiştir.” (Franz Rosenthal,  Knowledge Triumphant, 960, s. 334; Mehmet Aydın, İslama Göre İlim, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, İzmir, 1986, sayı III, s. 1) Karen Armstrong, “Arap Müslümanlar astronomi, simya, tıp ve matematik üstüne öyle başarılı çalışmalar yapıyorlardı ki, dokuz ve onuncu yüzyıllar boyunca Abbasi imparatorluğunda elde edilen bilimsel başarılar o zamana kadar tarihte elde edilenlerden daha fazla idi.” (Karen Armstrong, Tanrı&#8217;nın Tarihi, s. 225) demektedir. “Müslüman bilim öncüleri” adlı çalışmamız da bu konuyu ele almaktadır.  Günümüz Müslümanlarının geri kalma nedenini İslam&#8217;a mal etmek ise yanıltıcıdır. Zira Müslüman olmadığı halde aynı durumda olan toplumlarda vardır. İslam bilime engel olmaz, aksine bilime motor görevi görür. ‘İslam ülkeleri neden geri?’ adlı yazımızda bu konular ele alınmıştır. Marksistler ne kadar bilimsel ve objektiftir? Mesela Felsefe Profesörü  Orhan Hançerlioğlu Marxizm  için, &#8220;içinde hiç bir hayal, kuruntu, inanç ve benzeri bilim dışı öğe yoktur. Kesinlikle gerçeğe dayanır ve insanları önyargılardan arındırır.&#8221; (Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, IV/90) cümlesi ne kadar önyargıdan uzak bir tanımlamadır? Bazıları ideolojilerini din gibi algılamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah  inancı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Erdoğan Aydın, “Bilimin, yaşamın evrim sonucu oluştuğunu ispatladığını” iddia eder. Ayrıca, “İslam&#8217;ın tanrısının  eli, yüzü, sarayı: Arş, evi: Kâbe vardır” iddiasında bulunur. Allah&#8217;ın varlığı, işaretleri bakımından apaçık, fakat zatının duyu organlarımız tarafından algılanamaması bakımından gizlidir. Allah’ın varlığını akıl bulabilir ama mahiyetini, özelliklerini akıl kavrayamaz. Voltaire, Hume gibi filozoflar mutlak ateizmin imkansız olduğunu söylemektedir. Bu konularda, ‘Allah’ın varlığının ispatı’ ve ‘ateizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir. Allah&#8217;ın eli, yüzü gibi ifadeler mecazidir. Çünkü birçok muhkem ayette Allah&#8217;ın eşi ve benzeri olmadığı, hiç bir şeye benzemediği açıkça ifade edilmektedir. Şura, 11; Bakara, 117: “O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O&#8217;nun benzeri gibi olan hiç bir şey yoktur.” İhlas, 4: “Hiç bir şey O&#8217;na benzemez.” Bu konu ‘Turan Dursun’a cevaplar’ adlı yazımızda ele alınmıştır. Ateist yazarların ruh halini Kur’an şöyle tespit eder: Ali İmran, 7: &#8220;Sana Kitabı indiren O&#8217;dur. O&#8217;ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem&#8217;dir; diğerleri ise müteşabihtir. ‘Kalplerinde bir kayma’ olanlar, ‘fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için’ ondan müteşabih olanına uyarlar.&#8221; Ayrıca Dursun, &#8220;Kur’an da tanrının birliğinin açık olmadığını, meleklerin ise tanrının yardımcıları-ortakları olduğunu&#8221; iddia eder. Halbuki Allahın eşi benzeri ortağı olmadığının, meleklerin de kul -yaratılan- olduğunu, mutlak güç ve iradenin de sadece  Allah&#8217;a ait olduğunu anlatan birçok ayet vardır. (İhlas 1, Müzzemmil 9, Sad 65, Fatır 53, Taha 98 vd.) Tevhid akidesi de ilk insandan itibaren ısrarla vurgulanan bir iman kuralıdır.  Ahzab 25: “Senden önce hiç bir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana ibadet edin.” Bu konuda detay için, ‘Kur’an&#8217;da hitap tarzları’ ve ‘Kur’an ve mecaz’ adlı yazılara bakılabilir. Kur’an&#8217;da Allah inanan insana ilk yüzünü gösterir: Merhametli, keremi bol, bağışlayıcı, sınırsız ihsan sahibi. Fesat çıkaran, hafifmeşrep gafillere, hakkı örtenlere, zalimlere, sömürgeci kibirlilere ise ikinci yüzünü gösterir: Sert adil, şiddetli azap ve intikam sahibi. Toshihiko İzutsu şu harika tespitte bulunur: &#8220;Dindar mümin için bu iki cephe, tek Allah&#8217;ın iki farklı yanıdır ama sırf mantıki düşünen ‘alelade bir zihin<strong>’</strong>  için bu iki cephe birbirine zıt gözükür.&#8221; (Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 218) Ateistler, amaçları bakımından  ikinci özelliği ön plana çıkarıp birincisini görmezden gelip  yok saymaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlahi kitap ve peygamberlik</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dursun, Kur’an’ın kaynağı olarak özellikle Yahudiliği gösterir ve “Muhammed peygamberliği maddi çıkar ve şehevi arzuları için araç olarak kullanmıştır, Kur’an’ın aslı yakılmış, Kur’an’da da çelişkiler vardır” iddialarında bulunur. Bu konulara cevap için, ‘Oryantalistler ve Hz. Muhammed’, ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Kur’an’ın aslı yakıldı mı?’ ve ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ adlı yazılarımıza bakılabilir. Allah peygamberler göndererek insanları kula kulluktan kurtarmayı, sömürülmelerine engel olmayı amaçlamıştır. (‘Kul olmak’ adlı yazımıza bakılabilir.) Peygamberler ‘aracı değil, yol gösterici’dirler. Vahiy  vasıtası ile Allah kulları ile irtibat kurar ve onlara mesajlarını iletir. Tüm emir ve yasaklar insanların faydasınadır. (‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir.) Dursun, anla-ya-madığından -birçok konuda olduğu gibi- yine bir fikir adamından seçerek aldığı bir görüşü, bütünlüğünden kopararak &#8220;İşine geldiği gibi&#8221; yorumlamış ve kendi görüşüne dayanak sağlamaya çalışmıştır. Dursun, yine belgelerde tahrifat yaparak İbni Haldun&#8217;un da  kendisi ile aynı görüşte olduğunu &#8220;Peygamberin  gereksizliğini ileri sürdüğünü&#8221; iddia eder. Halbuki Haldun’un asla böyle bir iddiası olmamıştır. O sadece “Bazı medeniyetlerin peygambersiz de tarihte kurulabildiğini” ifade etmiştir. Haldun,  hiç bir şekilde genel olarak insanlığın ilahi rehberliğe, peygamberliğe ihtiyacı olmadığını veya kendisinin böyle bir inancı olduğunu ifade etmemiştir. O İslam&#8217;a inanan mümin bir sosyal bilimcidir. (İbn-i Haldun, Mukaddime, I/274-276 ve aynı yerde  Uludağ’ın ‘3’ no’lu dipnotu.) Aydın’ın, İbni Sina gibi filozofların peygamberliği, felsefenin gücü olarak görüp reddettiği şeklindeki görüşü de gerçeği yansıtmamaktadır. İbni Sina&#8217;ya göre &#8220;İnsan için mucizelerle desteklenmiş bir peygamber gereklidir.&#8221; (İbni Sina, Necat, s. 339) Hatta peygamberliği savunduğu &#8220;İsbatu&#8217;n-nübuvvat&#8221; adlı bir eser bile vardır. Ayrıca İbni Sina, “Berahime&#8217;nin aklın ve bilimin yeterliliği tezinden hareketle nübüvveti inkar edişine karşı, aklın ve bilimin verilerinden hareketle nübüvveti ispat etmiştir.” (İlhan Kutluer, Bilgi ve Hikmet, Yaz- 1995, Sayı ll, s. 94-110) Bu yazarların iddialarının aksine &#8220;İslam filozoflarından Farabi de nübüvveti inkar eden veya gereksiz görenlere reddiyeler yazmıştır.&#8221; (Mehmet Bayraktar, İslam Felsefesine Giriş, s. 158) Dursun’un komik iddiasının aksine, ‘İmanın Yemenli’ olduğu şeklindeki hadisin söylenmesinin sebebi de, Peygamberimizin, “yüreklerinin pek yufka” olduğunu söylediği (Müslim, I/72; Buhari, IV/1594, 195; Tirmizi, V, 726; Müsned, II/252, 267, 380) ‘Yemen halkının imanı tereddütsüz kabullerine karşı söylenmiş bir övgü sözü.’ (Ayşe Esra Şahyar, ‘İman Yemenlidir, Hikmet Yemenlidir’ Hadisi Üzerine Din, Şehir ve Medeniyet İlişkisi Bakımından Bir Değerlendirme, Hadis Tetkikleri Dergisi (HTD), X/1, 2012, pp. 32) olmasından başka bir şey değildir. İkrime ve Mukatil dedi ki: Yemen&#8217;den mü&#8217;min ve itaatkar olarak yedi yüz kişi gelmişti. Kimisi ezan okuyor, kimisi Kur’an okuyor, kimisi &#8220;Lâ ilahe illallah&#8221; diyerek tehlil getiriyordu. Peygamber buna çok sevindi (Müslim, I/72; Buhari, IV/1594, 195; Tirmizi, V/726; Müsned, II/252, 267, 380; Ebu Yala, Müsned, IV/384; Taberani, Müsnedu&#8217;ş-Şamiyyin, I/283) ve Nasr Suresi nazil olup, ‘Allah’ın yardımı’ efendimize müjdelenince, Allah&#8217;ın Resulü şöyle buyurdu: &#8220;Allahu ekber! Allah&#8217;ın yardımı ve fetih geldi! Yemen ehli geldi. Kalbi mütehassıs bir kavim. İman, Yemenlidir; fıkıh, Yemenlidir; hikmet, Yemenlidir.&#8221; (Fahruddin Razi, Tefsir-i Kebir Mefatihu’l-Gayb, XXIII/519) diye buyurdu. Özetle, “Hz. Peygamber’in güzel tutum ve davranışlarından dolayı sahabisini takdir edip övdüğü gibi ferdi övgülerin yanında toplu olarak da övdüğü sahabi vardır” (Kadir Demirci, İman da hikmet de yemendedir hadisine dair bir inceleme,  Dini Araştırmalar, Ocak &#8211; Haziran 2011, Cilt : 14 Sayı : 38, s. 119) ve övülen gruplardan biri de Yemen’den gelen bu Müslüman gruptur. Ama Dursun bu sözü almış ve “imanın ticari ve dini bir merkez olan Yemen kaynaklı olduğunu Peygamber de itiraf etmiştir!” şeklinde yorumlayacak kadar uç fikirler ileri sürebilmiştir! İşin ilginci İslam’da hata arayan oryantalistlerin bile aklına bu fikir hiç gelmemiştir! Bu da bizim ateistlere nasip olmuştur! Yerli ateistlerimiz Batılı oryantalistler kadar objektif olamamışlardır: “Çağdaşları Hz. Resul&#8217;de asla ahlaki bir kusur görememişlerdir! Sabırla katlandığı eziyet ve imtihanlara göğüs gerişi sadece onun kendine ve Allah tarafından verilmiş olan ödevine derin imanıyla açıklanabilir.” (M. G. Watt, Hz. Muhammed, s. 246) K. Armstrong, Hz. Ömer&#8217;in Arap  şiirine olan kusursuz  derin bilgisinin altını çizdikten ve &#8220;Şairler dilin kusursuz kullanımı konusunda ona danışırlardı.&#8221; dedikten sonra &#8220;O  öyle bir metne (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetlerine) daha önce hiç rastlamadığından onun olağanüstülüğü karşısında adeta çarpılarak teslim olduğunu&#8221; söylemekte ve Kur’an’ın şiir dahil başka insan kaynaklı sözlere benzemediğinin altını şu sözlerle çizmektedir: &#8220;Kur’an’ın bu tür bir etkisi olmadan İslam’ın 23 yıl gibi kısa bir sürede kök salmış olması olanaksız görünüyor.&#8221; (K. Armstrong, Tanrının Tarihi, s. 196-198) Kur’an, geleneksel geçmişlerinden zorlu bir ayrılmayı olanaklı  kılan güçlü bir duygu darbesi ile insanların uyanmasına neden olmuştur. Dursun gibileri siyasi taktik olarak müşriklerin kullandığı yöntem ve iddialara sahip çıkmaktadır. Bazı kişiler görünüşte Müslüman oluyor, bir müddet sonra İslam&#8217;dan döndüklerini açıklıyorlar ve şöyle diyorlardı: “Ben ne öğretip kendisi için yazdımsa Muhammed yalnızca onu bilir, başka bir şey bilmez.&#8221; Amaçları Müslümanları dinlerinden döndürmek ve onların şevklerini kırmaktı. Ali İmran, 72: “Kitap Ehlinden bir bölümü, dedi ki: İman edenlere inene  gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da dönerler.&#8221; İslam tüm insanlığa gönderilen kuralların genel adıdır. (Ali İmran, 84. Bu konu, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ ve ‘Turan Dursun’a cevaplar’ adlı yazılarda ele alınmıştır.) Hz. Muhammed&#8217;in -haşa- şehvet düşkünü biri olduğu iddiaları haçlı seferleri sırasında Batılılarca ortaya atılan  kasıtlı  ve amaçlı bir iddiadır. (Watt, İslam ve Hristiyanlık, s. 21) Yine oryantalist Ronald Victor Courtenay Bodley de bu tür iddiaları yalanlamakta ve kabul etmemektedir. (Bodley, Hz. Muhammed, s. 102) Bunun böyle olmadığını önyargısız Batılı oryantalistler bile görürken yerli ateistlerin bu iddiaya sarılmaları, onların son tahlilde aslında kime hizmet ettiğini göstermesi açısından da dikkate değerdir. Şehvet için evlense idi Hz. Resul pekala zengin, soyu ve güzelliği ile öne çıkmış Mekke ve Medine&#8217;li kızlarla evlenebilirdi. O asla peygamberliği şahsi çıkarı için kullanmamıştır. Mütevazi yaşamı bu iddiaları yalanlamaktadır. Hz. Resulun ev hayatı, dar gelirli ve sıkıntılarla iç içe olan bir yaşamdır. Onun hanımları, ağırlarına da gitse, zor da olsa bu yaşam biçimine katlanıyorlardı. (Ahzab, 28-29) Hz. peygamber ve ailesi özellikle Medine döneminde devlet başkanı olarak krallar gibi saraylarda ve lüks içinde yaşayabilirdi. Fakat o  inancı gereği Medine&#8217;de mescidin bir bölümünde ümmeti ile iç içe ve mütevazı bir yaşamı tercih etmiştir. Bu konularda detay için ‘Oryantalistler ve Hz. Muhammed’ ve ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’ adlı yazılarımıza bakılabilir. Suyuti’nin bazı rivayetlerinden hareketle Kur’an’a yapılan saldırılar da vardır. Ama Ö. R. Doğrul &#8216;un da dediği gibi: “Suyuti hadis konusunda şayanı itimat olmadığında ittifak vardır. Buhari gibi muhaddisler, Suyuti&#8217;yi tekzip ederler.” (Bu konuda detay için, ‘İslam alimlerinin objektifliği’ adlı yazımıza bakılabilir.) Tarih boyunca olduğu gibi bu günde dünyanın her yerinde -Mezhebi farklılıklara rağmen- bütün mushafların aynı olması, Kur’an’ın korunmuşluğunun göstergesidir. Mervan B. Hakem&#8217;in  Hafsa&#8217;nın yanında olan Kur’an nüshasını o ölünce yaktırmasının sebebine gelince, Hz. Osman&#8217;ın çoğalttığı mushaf tek lehçede -Kureyş  lehçesine göre- yazılmıştı. ‘İlk mushaf Kur’an’ı koruma amacıyla yazılmışken, çoğaltma işlemi artık bu aşamayı geçmiş ve lehçede birliği amaçlamaktadır.’ Zaten hafızlar varken Kur’an nasıl değiştirilebilirdi ki? Çoğaltılan Kur’an’lar zaten bu Hafsa&#8217;nın mushafından çoğaltılmıştı. Hz. Hafsa daha sonra da yıllarca bu Kur’anı yanında bulundurmuştur. Bir tek kelime bile değişse -hafızlardan başka- Hz. Hafsa buna itiraz etmez mi idi? Hafsa&#8217;nın yanındaki Kur’an ile çoğaltılan Kur’an’lar uzun yıllar bir arada olmuştur. 18. yüzyılın sonlarında, Münih üniversitesi 42.000 Kur’an nüshası üzerinde 60 yıl süren bir çalışma yapar ve sonuçta tüm  mushafların aynı oldukları sonucuna varır. (M. Hamidullah, Kur’an-ı Kerim tarihi dersi, s. 9) Kur’an’ın değiştirildiğini iddia eden Dursun’un diğer taraftan Tevrat’ın tahrif edilmediğini savunması hangi tarih ve bilimsel gerçeklerle açıklanabilir? “Kur’an’ın  iç düzeni kitapların değil hayatın iç düzenine benzer. İnsan hayatında olduğu gibi Kur’an’da da iman, ibadet ve ahlaki  yaşantılar  bir bütün oluşturacak şekilde baştan sona serpilmiştir. Kur’an edebiyat değil hayattır, hayat tarzıdır. Kur’an insanı hayatın içinde eğitmeyi amaçlar.” (Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, s. 23) Detay için, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve ‘Kur’an’ın aslı yakıldı mı?’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Melek inancı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistlere göre melekler tanrının ortaklarıdır. Rabbin ise kürsüsü, tahtı vardır.</span><br />
<span style="color: #000000;">Nahl 49-50: “Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah&#8217;a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar. Üstlerinden (her an bir azap göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.” Melekler ortak değil memurdurlar. Ama asla Rabbimizin kainatı idare etmesi için bir varlığa ihtiyacı yoktur. Bu sadece Rabbimizin kendi seçtiği bir idare tarzıdır. Yoksa &#8220;Her şey O&#8217;na muhtaç, o kimseye muhtaç değildir!&#8221; (İhlas, 2) Kur’an&#8217;daki arş kelimesi de mecazidir. Yaratılanlar üzerindeki ‘hüküm ve idaresini’ temsil eder. Melek iyiliğin, şeytan kötülüğün temsilcileridirler. Bu konuda, ‘Kur’an&#8217;da hitap tarzları’ ve ‘Kur’an ve mecaz’ ve Turan Dursun’a cevaplar adlı yazıdaki ‘Rahman arşa istiva etti ne demek?’ adı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aydın, ahiret inancının emekçi, dar gelirli ve ezilen kesimin avutulmasına ve uyuşturulmasına hizmet ettiği görüşünü ileri sürerek klasik materyalist tezi tekrarlar. Halbuki ahiret inancının temel fonksiyonu, dünyadaki ahlak imtihanında ve sorumluluk duygusunun kazanılmasında bir basamak teşkil etmektir. Ahirete gerçekten inanan insan, davranışlarını seçerken iyi olanı tercih eder. Kaybolmuş cüzdanın sahibini aramak bilimsel ve rasyonel olmayabilir ama ahlaki ve ahiret inancının pratiğe yansıması acısından önemli bir göstergedir. Yurdumuzda hangi şehire gidilirse gidilsin &#8220;Kayıp cüzdan bulunmuştur&#8221; anonsu hala duyulabilmektedir. Bunu hangi medeni Batı ülkesinde görebiliriz? Ahiret inancı, iddianın aksine direk dünya ile alakalıdır. Yoksa dünyevi sorumlulukların ertelenme nedeni değildir. İsra, 72: “Kim bu dünyada -haksızlık karşısında veya hakkı savunma karşısında- kör ise, O, ahirette de kördür ve yol bakımından daha &#8216;şaşkın bir sapıktır.” Şura, 39: “Müminler haklarına saldırıldığı zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” İslam, dünya hayatını iyi ve ahlaki temelli güzelleştirmek için gönderilmiştir ve ahiret inancı da bu değişimin bir parçasıdır. Kur’an’daki cennet cehennem tasvirleri müteşabih ayetler grubuna girer. Cennet veya cehennemden daha üst bir makam vardır o da Rızaullah’tır! Tevbe, 72: “Allah, mü&#8217;min erkeklere ve mü&#8217;min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah&#8217;tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Allah insan ilişkisinin temeli sevgiye dayanır. Esma’u-l Hüsna’da -99 isimde- iki üç  tane isim (zalimlere karşı) Kahhar-gazap  ifade eder. Geri kalan tümü,  rıza ve muhabbet  anlamı içerir. İslam&#8217;da asıl olan ibadet/ahlak ile dünya ve ahirette mutluluğunu kazanmaktır. İslam ne Yahudilik gibi sadece dünya ve ne de Hristiyanlığın iddiası olan sadece ahiret için çalışmaya dönük bir dindir. İslam ahiret mutluluğunun ancak dünyayı güzelleştirmekle mümkün olacağını kabul eden bir dindir. İslam’da ceza da sadece kötülüğün önlenmesinde bir tedbir olarak kullanılır! Unutulmamalıdır ki, ödül ve ceza evrensel olarak kabul gören bir eğitim ilkesidir. Ama belli bir kesimin bilinçaltı,  cezalandırılma duygusu ile hareket edip sadece gazap ayetlerini görüyorsa, bu o bakış açısına sahip insanların kendi iç dünyaları hakkında da bizlere ipuçları verir. Bu aslında, Allah’ın insanların içine koyduğu vicdanın, ateistleri rahatsız etmesinin bir göstergesinden başka bir şey değildir. Bu kesim neden mükafat; cennet, rızaullah ayetlerini hiç göremezler? Sebep suçluluk psikolojisi midir yoksa  kalplerinin katılaşması mıdır? Bu konu hakkında ayrıca ‘Ahiret, beden, ruh ilişkisi’, ‘Deizm yanılgısı’ ve ‘Allah kalpleri mühürler mi?’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kader</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kader insanı pasifleştirir mi? Böyle bir şey olsa ilk Müslümanlar üzerinde bu etki neden hiç gözükmemiştir? Bilimin gelişmesi ile insanın sınırsız güç ve iradeye erişebileceği iddiası ne kadar mümkündür? Bilim ilerlemeye mi yıkıma mı neden olmaktadır. Bilim sömürü aracına dönüşmüş müdür? İddiaları ile pratiği ne derece örtüşmektedir? Necm, 39: “Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.” Tur, 21: Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.” Fussilat, 46: “Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir.” Şura, 30: “Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.” Ankebut, 41: “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır.” Nisa, 79: “Sana iyilikten her ne gelirse Allah&#8217;tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahit olarak Allah yeter.” Dünyadaki haksızlıklardan dolayı dini sorumlu tutmak sadece &#8220;hedef saptırmaktır!&#8221; Kur’an&#8217;a göre bütün adaletsizliklerin sebebi, mal biriktirip ihtirasla çoğaltmaya çalışan değersiz insanlardır. Hümeze, 1-3: “O kişinin vay haline ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.” Tekasür 1-2: “Mal, mülk ve servette çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi. Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (ölümünüze) kadar sürdü.&#8221; Bu konularda detay için ‘Kader’, ‘Kötülük/şer Allah&#8217;a izafe edilebilir mi?’ ve ‘Allah&#8217;ın kalpleri mühürler mi?’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Ahlak- hukuk</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist yazarlar, İslam’da kadının cinsel meta olarak görüldüğünü iddia eder. Onlara göre, öbür dünya korkusu ile insanlar sindirilmiştir. İslam’ın köle kavramına bakışı eleştirilir, “Kur’an sadece Arap toplumuna seslenir” derler. Erkeğin kadından üstün kabul edildiği ileri sürer, ‘şeriatın kuralları değişmezdir’ derler. İslam’da hoşgörü ve özgürlüğün olmadığını söyler ve cihadı reddederler. Özel mülkiyeti kabul etmesinden dolayı İslam’ı eleştirirler ve dinsiz de ahlakın olabileceğini iddia ederler. Kısaca onlara göre din karanlık, kötülük ve işkencedir. Sırası ile cevaplara şu başlıklardan ulaşılabilir: ‘Modernizm ve kadın’, ‘Batı medeniyeti’, ‘İslam, kölelik’, ‘ateistlere cevap’, ‘Kader’, ‘İslam’da kadın hakları’, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’, İslam fıkhı’, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslam savaş hukuku’, ‘dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Evrim’, ‘Ateizm yanılgısı’, ‘İdealler ve tarihten pratik realiteler.’ İslam, İnanç, ahlak, ibadet ve hukuk sistemi ile bir bütündür. Önce inanç, sonra ahlak sonra ibadet, hukuk gelir. Mesela, İslam&#8217;ın ilk şartı  kelime-i şehadet, tevhitle alakalıdır. Oruç nefse hakimiyet, zekat ise yardımlaşmayı ve sosyal adaleti amaçlar. Hiç bir emir-yasak diğerinden ayrı veya bağlantısız değildir. Ahiret inancı olmazsa, dünyada ahlak, adalet, erdem gibi soyut kavramlar  adına can, malını feda edenlerin davranışları hangi akli ve bilimsel ölçü ile kazanım hanesine yazılabilir? Zekat, kurban, sadaka ile alın teriyle kazanılan malın bir kısmı ihtiyaç sahiplerine verilirken, yerde bulunan bir cüzdanın sahibi aranırken, ahlaksızlık yapma imkanı varken bile bundan uzak durulurken, fakire yardım, mazlumu destek olunurken, tüm bunlar hangi rasyonel ve bilimsel yaklaşımla temellendirilebilir? Tam aksine,  başkasına faiz ile para vermek rasyoneldir ama ahlaki değildir. Dinsiz ahlak ne derece mümkün olabilir? Böyle bir ahlakın normları evrensel olabilir mi? Mesela günümüzde eşcinsellik artık normal hale getirilmeye çalışılan bir cinsel hastalık türüdür. Bunu kabul eden ahlaklı mı olacaktır? Bu yaygınlaşırsa aile ve toplum, nesil nasıl ayakta kalacak ve insanlık nasıl korunacaktır? Asıl sorun da materyalizmin sınırları içinde insanın ahlaklı kalıp kalamayacağıdır. Maide, 8: “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah&#8217;tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” Nisa, 135: ”Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” Leyl, 19-20: “Onun yanında hiç kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti (borcu) yoktur.  Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir)”  Ali İmran, 92: “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” İbadetler ilahi bir terbiye metodudur ve ahlakı destekler! Ramazan da topluma hakim olan o  maddi ve manevi havayı hangi materyalist sistem gerçekleştirebilir? Sadaka maddiyata olan eğilimi köreltir, hac ise birlik ve evrensel kardeşlik bilincini aşılar. Allah gruplaşmayı, parçalanmayı sürekli olumsuzlar, kardeşlik seviyesine varan birlikteliği över. Veda hutbesi başta ayetler de bunları hedefler: Ali İmran,103;  Hucurat, 13;  Enam, 159;  Şura, 13; Ali İmran, 105; Tevbe, 7 vd. Ayrıca ‘Dinsiz ahlak olur mu?’ ve ‘Deizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukuku</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunun en büyük özelliği esnekliğidir. Detay için “ İslam fıkhı” adlı yazımıza da bakılabilir. Nisa, 58: “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” Bakara, 185: “Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” Maide, 6: “Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.” Ali İmran,  159: “İş konusunda onlarla istişare  et.” Şura, 38: “Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında danışarak yaparlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler.” Şura, 15: “Emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah&#8217;ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum.” En’am, 152: “Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah&#8217;ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” Bakara, 188: “Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.” Ali İmran, 130: “Ey iman edenler, faizi kat kat arttırılmış olarak yemeyin.” Nisa, 2: “Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.” Şura, 40: “Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah&#8217;a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” Maide, 1-2: “Ey iman edenler, sözleşmelerinizi yerine getirin  Sizi Mescid-i Haram&#8217;dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah&#8217;tan korkup-sakının.” Fetih, 17: “Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur.” Bakara, 173: “O, size ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” Maide, 3: “Kim &#8216;şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla  karşı karşıya kalırsa&#8217; -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’anda 228 ayet hukuki talimatlara ayrılmıştır. 70&#8217;i  aile, 70&#8217;i  medeni hukuk, 13’ü yargılama, 10’u anayasa, 10’u ekonomi, 25’i uluslararası ilişki, 30’u ceza hukuku. Tüm bunların amacı ise ahlaka dayalı bir toplum düzeni inşa etmektir. Son yüzyılda gerçekleşen cinsel devrimle birlikte Batıda genellikle çıplaklığı, özelde kadınların bedenlerini cinsel cazibe uyandıracak şekilde fütursuzca sergilemeleri bir marifet gibi medeni olmanın ölçüsü haline getirilmiştir! Çıplaklık bir özgürlük  kullanımı mı yoksa  kadının kişiliğini, insanlık onurunu ve kadınlığını tahrip eden, onu sadece erkeğin cinsel arzularına hitap eden bir meta dönüştüren bir tutum mu olduğu, ciddi  şekilde tartışılması gereken bir sorundur.<strong> Detay için, ‘Modernizm ve kadın’, </strong>‘İslam’da kadın hakları’, <strong>‘Batı medeniyeti’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam iktisadı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam iktisadı denince öncelikle akla İslami metafizik ve ahlaki değerlerin hakim olduğu bir iktisadi yapı gelmelidir! Bu yapıda; her şeyin asıl sahibi Allah&#8217;tır. İnsanın mülkiyeti sadece &#8220;emanet sahipliğinden&#8221; ibarettir. Mala aşırı tutku aldanıştır. Maide, 17: “Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah&#8217;ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.” Hümeze, 2-4: “Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. Hayır; andolsun o, &#8216;hutame&#8217;ye atılacaktır.” Haşr, 7: “Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın.” Bakara, 3: “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Kur’an’da mülkün kazanılması ile sabır, şükür, çömertlik, iyilikseverlik, dostluk, dayanışma, huzur  gibi ahlaki değer ile zekat, sadaka, infak, helal kazanç hatta namaz gibi ibadetler arasında  yakın alaka vardır. Tüm bunlardan asıl gaye ise ‘erdemli insan’ yetiştirmektir. İslam zorlama ile yapılan imanı geçerli kabul etmez. Allah yoluna güzel öğüt ve hikmet ile çağırma emredilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nahl, 125: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” İsra, 29: “Ve de ki: &#8220;Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Yunus, 99: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü&#8217;min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” Ğaşiye, 21: “Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.” Bakara, 256: “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.  Şüphesiz, doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah&#8217;a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cihad</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bakara, 190: “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.” Enfal, 61: “Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah&#8217;a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir.” Hac, 39-40: “Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü&#8217;minlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnızca; &#8220;Rabbimiz Allah&#8217;tır&#8221; demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah&#8217;ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah&#8217;ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.” Tevbe, 36: “Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah&#8217;ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.” Nisa, 75-76 : “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: &#8220;Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla&#8221; diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz. İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” Bakara, 192: “Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir.”; Ankebut, 46: “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: &#8220;Bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz O&#8217;na teslim olmuşuz.” Mümtehine, 8-9: “Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.” Batının reformları ve aydınlanma çağı adını verdiği süreç devamlı olarak ateist yazarlarca övülür ve örnek gösterilir. Halbuki Hristiyanlık tecrübesinin İslam ile özdeşleştirilmesi yanlıştır. Çevre kirliliği, ırkçılık, silahlanma, tüketim çılgınlığı, açlık, iki dünya savaşı, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi hususlar hep bu bilim/aydınlanma çağının sonuçlarıdır. İnsanlar tanrısızlık adına birçok kötülükler yapmışlardır. Sadece din adına mı savaşlar yapılmıştır? Bu konuda, “İslam barış dinidir.” ve “İslam savaş hukuku” başlıklı yazılarımız tavsiye ederiz. Modern Batılı araştırmacı Leslie Lipson’un da ifade ettiği gibi, “İslam inançlarında, Hristiyan teolojisinde bulunduğu türden, Tanrı’nın insan biçiminde, bakireden doğma bir oğulun babası olması ve onun yeniden dirilmesi hikayesine, üçlü birlik kavramı gibi doktrinlere, İsa’nın yaşamını ve ölümünü kuşatan mitlere vs. yer verilmez.” Batı felsefesinde insan hakları, tanrıya ve kutsala karşı bir bağlamda ancak gelişebilmiştir. İslam&#8217;da ise tersi bir durum söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ilhanarsel-turandursun-eaydin-stan-1.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4940" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ilhanarsel-turandursun-eaydin-stan-1.jpeg" alt="ilhanarsel-turandursun-eaydin-stan-1" width="184" height="225" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html">Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli’ye Cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an ve Bilim</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2012 17:09:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da bilimsel hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[mucizeler]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=296</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Konumuzla alakalı diğer yazılara,  ‘Deizm’, ‘Bilim yanılmaz mı?’, ‘İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri’, ‘İslam&#8217;da bilim’, ‘Müslüman bilim öncüleri’, ‘İslam felsefesinin özgünlüğü ve Batı’ya tesiri’ başlıklı yazılardan ulaşabilirsiniz. Öncelikle ilmin, &#8220;Allah&#8217;ın evrene koyduğu genel kanunları tespit etme ve anlama çabası.&#8221; (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 12) olduğunun altını çizerek konumuza başlayalım. İslam’a göre bilim Allah’a ulaştırıyorsa ilim [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim.html">Kur’an ve Bilim</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Konumuzla alakalı diğer yazılara,  ‘Deizm’, ‘Bilim yanılmaz mı?’, ‘İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri’, ‘İslam&#8217;da bilim’, ‘Müslüman bilim öncüleri’, ‘İslam felsefesinin özgünlüğü ve Batı’ya tesiri’ başlıklı yazılardan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle ilmin, &#8220;Allah&#8217;ın evrene koyduğu genel kanunları tespit etme ve anlama çabası.&#8221; (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 12) olduğunun altını çizerek konumuza başlayalım. İslam’a göre bilim Allah’a ulaştırıyorsa ilim olur yoksa sadece ‘işleyen kuralları keşfedip, işleteni göz ardı etmek’ sadece ‘bilimcilik’ olur: “Yol odur ki doğru vara. Göz odur ki, Hakk’ı göre.” Yunus Emre. Bilimcilik, bilgi ile güç elde edip insanları sömürmeye götürür! Bilimcilik, varlıklardan var edene, ilaha ulaşmak yerine; elde edilen bilgileri kullanıp insanlar üzerinde saltanat kurma ve ilahçılık rolü oynamaktır! İslam ise her şeyi yerli yerine koyar, aşırı uçlar yerine dengeyi önceler. “Dinsiz bilim topal, bilimsiz din ise kördür.” Einstein (Albert Einstein Religion and Science, appeared in the New York Times Magazine on November 9, 1930 pp 1-4. It has been reprinted in Ideas and Opinions, Crown Publishers, Inc. 1954, pp 36–40; B. Erdem, Teistik argümanlar, s. 13; Salih Güler, Tohum, Sayı: 3, C. 33, Kasım 1968, s. 17) Dolayısı ile, “Akıl vahiyle el ele vermedikçe hiçbir temel mesele çözülememiştir. Hedefi din tayin eder, hedefe varmayı da akıl başarır.”  (Ali Rıza Temel, İslam Medeniyeti Dergisi, yıl: 2, Sayı: 14, Eylül 1968, s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalist ve ateistlerin iddia ettiği &#8220;Bazı yanlış inanışların aksine, Hz. Muhammed ilme büyük önem vermektedir.&#8221; (Will Durant, İslam Medeniyeti, s. 85) Sonradan Müslüman olan Muhammed Esed (Leopold Weıss) &#8220;Tarih ispatlıyor ki, hiçbir din İslam kadar ilimde ilerlemeyi teşvik etmemiştir.&#8221; (Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 76) derken, yine sonradan Müslüman olan Dr. Maurice Bucaille, ‘Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an’ adlı eserinde, Kur’an ve bilim hakkında şunları söylemektedir: “Ben ilkin Kur&#8217;an üzerinde durup, çağdaş ilmi buluşlar ile Kur&#8217;an metninin ne derece uyumlu olduklarını araştırdım. Bunu, hiçbir peşin fikre saplanmadan, tam bir tarafsızlık ile yaptım.” (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 18) “Kur&#8217;an&#8217;ı incelemeye başlarken İslamiyet&#8217;e dair hiçbir inanç beslemiyordum. İncelemeyi tam bir tarafsızlıkla yapmaktaydım. Okuldan bana Müslümanlardan değil, ‘Muhammedilerden’ söz edilirdi ki, bu tabirle ‘bir insan tarafından kurulmuş olan dine mensup insanların’ söz konusu olduğu belirtilmek istenirdi. İslami konuda kendim de çok cahildim. 8. ile 12. asırlar arasındaki büyük bir sayıda araştırma ve keşifler İslam üniversitelerinde yapılmıştır. Kurtuba&#8217;da halife kütüphanesi 400.000 cilt kitap ihtiva etmekteydi. O zamanda çeşitli Avrupa ülkelerinden ilim tahsili için Kurtuba&#8217;ya gidilirdi. İlimlerde, Arap kültürüne ne kadar çok şey borçluyuz. ‘İlim, uluslararası bir özelliğe ilk defa İslam üniversitelerinde kavuşmuştur.’ O devrin insanları, şimdiki insanlardan daha çok dindar idiler. ‘Eski müfessirler bir kaç manaya gelebilen bir kelime yahut cümlenin hakiki manasını kendi devirlerinde anlayamamış olabilirler. Bugün ancak fen bilgilerimiz sayesinde ortaya çıktığı için, onlar bu manayı o zamanda kavrayamamış olabilirler.’ Kur&#8217;an&#8217;da çok sayıda tabiat olaylarının tasvir edilişi, asrımızda sahip olunabilen ve fakat ‘Muhammed devrinde hiç bir insanın en ufak bir fikri olamayacağı olağanüstü bilimsel kavramlara uygun’ düşmektedir. Arap Yarımadasında oturan bir insanın bazı konularda kendi asrından 10 asır ileri bir kültüre sahip olmuş bulunabileceğini düşünmek için hiçbir özel sebep yoktur. Kur&#8217;an&#8217;ın nüzulü devresinde, o devrin fen bilimlerinin asırlardır durgunluk safhasında olduğu kesinlik kazanmış bir husustur.” (Bucaille, s. 192, 196-199) Prof. Taslaman ise, &#8220;İslam&#8217;ın ilk dönemlerinde birçok kimse için bilimsel çaba, karın doyurmayacak boş bir uğraştı. Böylesi bir ortamda Kur’an birçok ayeti ile bilim yapmaya gereken motivasyonu sağlamıştır. ‘Kur’an yazılı kültüre geçmeyi de, yazılı kültürün çok zayıf olduğu bir bölgede sağlamıştır.’ Biruni, “Benim bilimle uğraşma nedenim, Ali İmran suresi 191. ayettir: Onlar ki, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda derinlemesine düşünürler.” demektedir.  Raymond Farrin, Kaliforniya&#8217;da Berkeley  üniversitesinde bir akademisyendir. Kur&#8217;an&#8217;ın yapısındaki ‘halka sistemi’ üzerine bulgularından sonra, ‘Hz. Muhammed&#8217;in böyle bir yapıyı oluşturmasına mümkün olmadığına’ kanaat getirerek Müslüman olmuştur.&#8221; (Caner Taslaman, Neden Müslümanım? s. 314, 325, 346) “İslam, Kaf Suresi 6. ayet; Ankebut Suresi 20. ayet; Ğaşiye Suresi 20. ayet; Nahl suresi 66. ayet; Rum Suresi 9. ayetlerle astronomiye, paleontolojiye, jeomorfolojiye, zoolojiye, arkeolojiye teşvik eden bir dindir.”  (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 78)  İslamiyet aleyhine eserleri ile tanınmış olan papaz Henry Lammens bile, &#8220;Dilbilimi açısından Kur&#8217;an&#8217;ın üslubu dikkate değer bir mükemmeliyettedir.&#8221; demektedir. (Lammens, L&#8217;Islam, s. 52) Gustave le Bon, ‘İslam medeniyetinin şanlı ve şerefli bir birikime sahip olduğunu’ ifade etmiş, Henry Stubbe, ‘İslam dininin, insan aklı ve tabiatına uygun olduğunu’ söylemiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 37, 54) Yine Goldziher de, &#8220;Kur&#8217;an dünyanın edebi eserlerinden biridir.&#8221; (Goldziher, el-Akidetu ve Şeria fil-İslam, s. 9) derken, Kur&#8217;an&#8217;ı İngilizceye tercüme eden Palmer, tercümesinin giriş bölümünde,  &#8220;En seçkin Arap yazarlarının kıymet itibariyle Kur&#8217;an&#8217;a eş olabilecek bir şey yazmamaları hayretle karşılanacak bir şey değildir.&#8221; ve Yahudi bilgin Hirshfield, &#8220;Kur&#8217;an sahip olduğu ikna kuvveti ve inşası itibariyle sanatına ve şanına erişilmeyecek bir kitaptır, İslam âleminde bütün ilim ve irfan şubelerinin takdire şayan ilerlemesi Kur&#8217;an sayesinde olmuştur.&#8221; (Prof İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, s. 161) demektedir. ‘Kur&#8217;an&#8217;daki kelime tekrarı mucizesi’, ‘bilimsel ayetler’, Raymond Farrin&#8217;in Müslüman olmasına neden olan Kur&#8217;an&#8217;daki &#8216;halka sistemi&#8217; gibi özelliklere sahip bu ilahi kitap, &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın bir benzerini yazamazsınız&#8221; (İsra 88) ayeti ile çağlara meydan okumaktadır. Hz. Muhammed’in bulunduğu şart ve ortamda bile değil, günümüz imkanlarında buyurun ey ateist, deist, oryantalistler! Sizler de bir benzerini yazın! En son deneyen Anis Shorrosh’un sitesi bile kapanmıştır! Bu konuya ileride tekrar döneceğiz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ayet ve hadislerle İslam’ın ilme verdiği değer</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.&#8221; (Alak,1-5); &#8220;(Ey Muhammed) de ki; Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyle düşünür.&#8221; (Zümer, 9); &#8220;Alimler, Peygamberlerin varisleridir.&#8221; (Buhari, İlm, 10; Ebû Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17, Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, I/228); &#8220;Ne de az düşünürsünüz.&#8221; (Mümin 58); “Aklınızı kullanmaz mısınız?” (Bakara, 44); &#8220;İlim öğrenmek kadın erkeğe farzdır.&#8221; (İbn Mace, Mukaddime, 17; Tac, I/63; Feyfü&#8217;l Kadir, IV/267); &#8220;Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.&#8221; (A. Akseki, İslam, Fıtri Tabii ve Umfuni Bir Dindir, s. 332); &#8220;Alimler yıldızlar gibidir; Yeryüzündekilerin rehberidir.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, III/157); &#8220;İlim öğrenin ve öğretin.&#8221; (Darimi, Sünen, Mukaddime, 20); &#8220;Kim ilim öğrenmeye yönelirse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır.&#8221; (Tirmizi, İlim, 19); &#8220;İki günü eşit olan ziyandadır, zarardadır.&#8221; (Temyizu&#8217;t Tayyip min&#8217;el Hadis, s. 162); &#8220;Hem dünyayı hem ahireti isteyen ilme sarılsın.&#8221; (Tirmizi, Ebu İsa Muhammed b. İsa, es-Sünen, Daavat 68; İ. Hacer, et-Terğib, I/728, M.A. Nasif, Tac, III/22); &#8220;Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma (yani bunların dışında kalma) helak olursun&#8221; (Mecmeu&#8217;z-Zevaid ve Menbeu&#8217;l-Fevaid, I/122; Taberani, M. Evsat, II/406 ); &#8220;Öldükten sonra sevap defteri kapanır. Üç şey müstesna, bunlardan biri de Mümin, ölümünden sonra hayatta iken öğrettiği ve yayınladığı eserlerdir.&#8221; (İbn Mace, Mukaddime, 20); &#8220;(Ey Muhammed) de ki: Rabbim, benim ilmimi artır.&#8221; (Taha, 114); “İki şeyin gıpta edilmeye değerdir. Bunlardan biri de, kendisine hikmet (ilim) verip de o ilim gereğince hükmetmesini ve başkasına da o ilmi öğretmesini nasip ettiği kimsedir” (Buhari, İlim, 15); &#8220;İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.&#8221; (Ebu Davud, İlim, I/3641; Tirmizi, İlim 2, 2649; İbnu Mace, Mukaddime 17, 227, Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, I/228); &#8220;Kim ilim talep ederse, bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur.&#8221; (Tirmizi, İlim 2, 2650); &#8220;Hikmet ve ilim müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır.&#8221; (Tirmizi, İlim, 19, IV/425, Hadis: 2827; Keşfül Hafa, I/363); &#8220;İlim Çin&#8217;de bile olsa alınız.&#8221; (Keşf&#8217;ü-l Hafa, I/138, Beyhaki, Şuabu&#8217;l- iman, II/254;  Rabi bin Habib, el-Basarî, Bab fil ilim ve talebihi; Bezzar, Müsnedü&#8217;l-Bezzar, I/175; Abdurra&#8217;iuf Münavi, Feyzu&#8217;l-Kadir, I/443; Mehmed Arif, Binbir Hadis, s. 58, Hadis: 126); &#8220;Alimler peygamberlerin varisleridir&#8221; (A. Münavi, Feyzu&#8217;l-Kadir, lV/384, Hadis: 5705); &#8220;Alimin abide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir.&#8221; (Tirmizi, İlim 19, 2686) Resulullah  bir gün mescide girince halka halinde oturmuş iki grupla karşılaştı. Gruplardan biri Kur&#8217;an-ı Kerim okuyor ve Allah’u Teâlâ&#8217;ya dua ediyordu. Diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunu gören Efendimiz<em>: &#8220;Bunların hepsi hayır üzeredirler. Şunlar Kur&#8217;an-ı Kerim okuyor ve Allah’u Teâlâ&#8217;ya dua ediyorlar. Allah dilerse onlara </em>(istediklerini)<em> verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. Ben de ancak bir muallim/öğretmen olarak gönderildim.&#8221; </em>buyurdu ve hemen ilimle meşgul olanların yanına oturdu. (İbn-i Mace, Mukaddime, 17) Peygamber Efendimiz, Medine’ye teşriflerinde ilk iş olarak mescit ile birlikte medresesini tesis eder. O medresede okuyan o günün talebelerine “ Ehl-i suffa” deniliyordu. Bunlar bütün hayatlarını ilim ve irfana vakfetmişlerdi. (Buhari, Ṣalat, 58; Nesai, Mesacid, 29; Müslim, İmare, 147; Müsned, III/270) Müslümanların ilk savaşı olan Bedir savaşında da esir edilenlerden okuma yazma bilenler okuma bilmeyenlere okuma öğretince serbest bırakılmışlardır. (Şibli, İslam Tarihi, Asrı Saadet, I/346; İbnü’l-Cevzi, el-Muntazam fî tarihi’l-müluk ve’l-ümem, III/110; Ahmet Önkal, Muhtasar Siyer-i Nebi, 128)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an’daki bilimsel ayetlerden bazıları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an bir fen kitabı değildir. Ama her çağda insanların ulaştıkları bilgi seviyesine hitap eden içeriklere sahiptir. Bu şekilde ilgi çekildikten sonra ise okuyucuya ana mesaj olan ‘tevhid, adalet, emanet’ bilincini kazandırır. Kur’an’da var olan bilimsel mucizelerden ‘bazılarına’ kısaca değinelim.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık” </strong>(Enbiya, 32) Gökyüzünü koruyan ozon tabakası sayesinde göktaşları ve zararlı ışınlar dünyamıza ulaşamaz. Van Allen Kuşakları, dünyamızı güneşin zararlı ışınlarından, radyasyondan  korur. (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 74)  &#8220;Dönüşlü olan göğe and olsun.&#8221; (Tarık, 11) Troposfer tabakası, okyanuslardan yükselen su buharlarını yoğunlaştırarak, yeryüzüne yağmur olarak geri döndürür. Ozon tabakasının Kur’an’da ‘tavan’ kelimesi ile tanımlanması bazı ateistlerin ileri geri konuşmalarına neden olmaktadır. Halbuki bilimsel makalelerde de gökyüzü için &#8216;tavan&#8217; kelimesi kullanılmaktadır. (Because of the cold ‘ceiling’ of the tropopause, H20 is not distributed exponentially: Tropopozun soğuk ‘tavanı’ nedeniyle, H20 katlanarak dağıtılmaz: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC219811/pdf/pnas00158-0049.pdf, s. 1218; The lower D region (∼50–75 km) forms the rather stable upper boundary, or ‘ceiling’: Alt D bölgesi (∼50-75 km) oldukça kararlı üst sınırı veya ‘tavanı’ oluşturur. (https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1029/2010JA015355)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12489" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/korunmus-tavan-bilimsel-makaleler.jpg" alt="" width="661" height="500" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış göğe yemin olsun&#8221; </strong>(Zariyat, 7) Evrenin görebildiğimiz kısmında 100 milyardan fazla galaksi mevcuttur ve küçük galaksilerde yaklaşık bir milyar, büyük galaksilerde ise bir trilyondan fazla yıldız bulunur. (World Book Encyclopedia, 2003) Bu sayıyı, büyük galaksilerden 225 milyar, cüce galaksi olarak tanımlanan daha ufak galaksilerden ise, 7 trilyona çıkaranlar da vardır. Bunların sahip olduğu yıldız, gezegen, kuyruklu yıldız, uydular gibi detayları da düşünürsek inanılmaz sayılara ulaşırız. Dünyamızı temel alırsak, dünyamızın da bir yörüngesi vardır ve bu yörüngeden milimetrelik bir sapma bile büyük felaketler doğurur. “Sapma 2,8 yerine 2,5 mm olsaydı, yörünge çok geniş olurdu ve hepimiz donardık; sapma 3,1 mm olsaydı, hepimiz kavrularak ölürdük.” (Bilim ve Teknik, Temmuz 1983)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“O, gökten belli bir miktarda su indirmiştir.”</strong> (Zuhruf,  11) Gökyüzünden saniyede 16 milyon ton su inmektedir. (http://en.wikipedia.org/wiki/Water_cycle)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“İnsan, kemiklerini kesin olarak bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor? Evet, parmak uçlarını dahi düzenlemeye gücümüz yeter.”</strong> (Kıyamet, 4) Parmak ucu öyle bir kimlik kartıdır ki aynı yumurta ikizlerinde bile farklıdır. Parmak ucumuzdaki bu kimlik kartımız, cenin henüz üç aylıkken anne karnında çizilir ve mezara kadar bizle gelir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlıkta bir yaratılıştan diğer yaratılışa geçirerek yaratmaktadır.”</strong> (Zümer, 6) Bu üç karanlık: Fallop borusu; spermle yumurta birleşir fallop borusunda bölünerek çoğalır. Rahim duvarındaki bölge: Bu aşamada artık cenin rahim duvarına yapışıp sarkar (Kur’ani kavram ile &#8216;alak&#8217; aşaması) Amniyon kesesi: Ceninin etrafındaki içi özel bir sıvı ile dolu keseye verilen isim. Cenin burada gelişir. Ayrıca, anne rahminde yolculuğuna başlayan hücre; birinci karanlık mekanda, dev karanlık bir tünele girmiş gibidir.  İkinci karanlık mekan ise minik  tüycüklerden oluşan karanlık bir ormanı andırır. Üçüncü karanlık mekan ise yine karanlık bir denizin altını hatırlatır. Yine  ayetlerde, anne karnında önce kemiklerin oluştuğu, daha sonra ise kasların ortaya çıkarak bu kemikleri sardığı haber vermektedir! “Ardından o alak&#8217;ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” (Mü’minun, 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Biz göğü &#8216;büyük bir kudretle&#8217; bina ettik ve şüphesiz Biz onu genişleticiyiz</strong><strong>.”</strong> (Zariyat, 47) Astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetmiş ve evrenin genişlediğini ispatlamıştır. Kur’an ise bunu 1400 sene önce bildirmiştir. (S. Waqar Ahmed Husaini, The Quran for Astronomy and Earth Exploration from Space, Goodword Press, s. 103-108) Ek bilgi için, ‘Ateist akıl’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir.” </strong>(Nur, 43)<strong> </strong>Yağmurun oluşumu tam da ayetlerde belirtilen şekilde gerçekleşmektedir. (Richard A. Anthes, John J. Cahir, Alistair B. Fraser, Hans A. Panofsky, The Atmosphere, 1981, s. 269; Albert Millers, Jack C. Thompson, s. 141-142)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik”</strong> (Hicr, 22) Rüzgar hem bitkilerin hem yağmur bulutlarının aşılanmasında önemli bir işleve sahiptir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Rabbin dişi bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları kovanlardan evler edin.”</strong> (Nahl, 68) Arapça&#8217;da arının erkeği ve dişisi aynı şekilde “Nahl” olarak yazılır, bu kelimenin ayrıca dişisi yoktur. Ancak Kur’an, arıya yapılan vahyi ve arının yaptıklarını anlatırken, fiilin dişi formunu (ittehazi, feluki, zamir ise müennes; butuniha) kullanmaktadır. Arapça&#8217;da fiiller dişiye ve erkeğe göre farklı yazılırlar. Arının yaptıkları anlatılırken de fiilin dişi sigası/kipi kullanılmıştır. Kur’an&#8217;ın indiği dönemde insanların kovan içindeki iş bölümünün detaylarından, işçi arıların dişi olduğundan, kovanı inşa etmenin, bal yapmanın, bal yapmak için meyvelerin özünü toplamanın dişi işçi arıların görevi olduğundan haberleri yoktu. İşin ironik tarafı bunun farkına ABD’deki gayri Müslimler varırken ülkemdeki ateistlerin bundan haberdar olamamasıdır: “ABD&#8217;li arıcı McKay Orton, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de keşfettiği bal arılarıyla ilgili ayetlere hayran kaldığını, “Kur&#8217;an&#8217;da bal arıları dişil fiillerle anlatılıyor. Kur&#8217;an yazıldığında işçi arıların dişi olduğuna dair hiçbir bilgi yoktu” sözleriyle ifade etmektedir.” (Yeni Akit, 20.09.2023)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Güneş de bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu, aziz ve alim olan Allah’ın takdiridir.” (Yasin, 38); “Ne güneş aya yetişip çarpar ne de gece gündüzü geçebilir, onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.” (Yasin, 40);  “Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp giderler.” (Enbiya, 33); “Görmedin mi ki Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile Ay’ı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyorlar.” (Lokman, 29) Kur’an tam 1400 sene önce Güneş’in ve diğer yıldızların hareket ettiğini haber vermekte, gezegenler sabit olmayıp, hepsinin belirli yörüngeleri ve menzilleri olduğunu bildirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah’tan başka dostlar edinenlerin misali, kendisine ev edinen dişi örümceğin misaline benzer. Gerçek şu ki evlerin en çürüğü örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!” (Ankebut, 41) Ayette geçen “ankebut” kelimesi ile dişi örümcek kastedilmektedir. Ayetteki “edindi” manasına gelen ‘İttehazet’ fiili, dişi sigasında/kalıbında gelmiştir. Allah-u Teala dişi sigasını kullanarak örümceğin evini dişi örümceğin yaptığını bildirmektedir. Dişi örümcek hem evi yapar hem de birleşmeden sonra erkek örümceği öldürür. Bir ayet ile iki mesaj; biri mecaz diğeri bilimsel bir keşif bizlere haber verilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bebeğin anne karnındaki evrelerden bahseden ayetten (Mü’minun, 14) Demir dış uzaydan dünyamıza geldiğine işaret eden ayete (Hadid, 25); yükseğe çıkıldıkça oksijenin azaldığından haber veren ayetten (En’am, 125) Canlıların sudan yaratılmasından bahseden ayete (Enbiya, 30) dek Kur’an’da daha birçok bilimsel mucizevi ayetler bulunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bilgisayar sayesinde Kur’an’da bulunan mucizelerden bazıları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Yedi gök&#8221; tabiri Kur’an’da toplam7 kere geçer. Göklerin yaratılışı ifadesi de, katları gibi 7 kere tekrarlanır. &#8220;Gün (yevm)&#8221; tekil olarak 365 kere geçerken, çoğul yani &#8220;günler&#8221; kelimeleri 30 defa tekrarlanır. &#8220;Ay&#8221; kelimesinin tekrar sayısı ise 12&#8217;dir. &#8220;Bitki&#8221; ve &#8220;ağaç&#8221; kelimelerinin tekrar sayısı aynıdır; 26. &#8220;De&#8221; kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332&#8217;dir. &#8220;Dediler&#8221; kelimesini saydığımızda da aynı rakamı elde ederiz. &#8220;Dünya&#8221; kelimesi ve &#8220;ahiret&#8221; kelimesinin tekrarlanış sayıları da aynıdır; 115. &#8220;Şeytan&#8221; kelimesi Kur’an&#8217;da 88 kere geçer. &#8220;Melek&#8221; kelimesinin tekrar sayısı da 88&#8217;dir. &#8220;İman&#8221; ve &#8220;küfür&#8221; kelimeleri Kur’an boyunca 25’er kez tekrarlanır. &#8220;Cennet&#8221; kelimesi ve &#8220;cehennem&#8221; kelimesi de aynı sayıda tekrarlanır; 77. &#8220;Zekat&#8221; kelimesi Kur’an&#8217;da 32 kere tekrarlanırken, &#8220;bereket&#8221; kelimesinin tekrarlanış sayısı da 32&#8217;dir. &#8220;Yaz-sıcak&#8221; kelimeleri ile &#8220;kış-soğuk&#8221; kelimelerinin geçiş sayıları da aynıdır; 5. &#8220;Şarap (hımr)&#8221; ve &#8220;sarhoşluk (sekere)&#8221; kelimeleri de Kur’an&#8217;da aynı sayıda tekrarlanır; 6. &#8220;Akletmek&#8221; ve &#8220;nur&#8221; kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır; 49. &#8220;Dil&#8221; ve &#8220;vaaz&#8221; kelimeleri eşit sayıda, 25 kere tekrar edilir. &#8220;Yarar&#8221; kelimesi 50, &#8220;bozma&#8221; kelimesi de 50 kere tekrarlanır. &#8220;Ecir&#8221; ve &#8220;fail&#8221; kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır; 108. &#8220;Sevgi&#8221; ve &#8220;itaat&#8221; kelimelerinin tekrar sayısı aynıdır; 83. &#8220;Dönüş&#8221; ve &#8220;sonsuz&#8221; kelimeleri, eşit sayıda yer almaktadır; 28. &#8220;Musibet&#8221; kelimesi ve &#8220;şükür&#8221; kelimesi, Kur’an&#8217;da aynı sayıda geçmektedir; 75 kere. &#8220;Güneş (şems)&#8221; ve &#8220;ışık (nur)&#8221; kelimeleri Kur’an&#8217;da 33&#8217;er kez geçmektedir. Doğru yola ileten (Elhuda)&#8221; ve &#8220;rahmet&#8221; kelimelerinin tekrar sayısı eşittir; 79. Kur’an&#8217;da &#8220;sıkıntı&#8221; kelimesi 13 kere yer alırken, &#8220;huzur&#8221; kelimesi de 13 kere tekrarlanmaktadır. Kur’an’da insanın yaratılış safhaları toplam 65 kez geçer. İnsan kelimesi de Kur’an’da 65 kere geçer. &#8220;Kadın&#8221; ve &#8220;erkek&#8221; kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır; 23. Kadın ve erkek kelimelerinin Kur’an&#8217;da tekrar sayısı olan 23, aynı zamanda insan embriyosunun oluşumunda yumurta ve spermden gelen kromozom sayısına da eşittir. İnsanın kromozom sayısı da anne ve babadan gelen 23&#8217;er kromozomun toplamı olarak 46&#8217;dır! &#8220;Hıyanet&#8221; kelimesi 16 kere geçerken, &#8220;habis&#8221; -Kötülük &#8211; kelimesinin tekrar sayısı da 16&#8217;dır. &#8220;İyiler (ebrar)&#8221; 6 kere tekrarlanırken, &#8220;kötüler (fuccar)&#8221; kelimesi ise tam yarısı kadar yani 3 kere geçer. &#8220;Ceza&#8221; kelimesi 117 kere yer alırken, Kur’an&#8217;ın temel ahlak özelliklerinden olan &#8220;mağfiret (bağışlama)&#8221; ifadesi, bu sayının ‘tam 2 katı’ yani 234 kere tekrarlanır. (‘Bu kadar tekrar Kur’an’da neden var?’ sorusuna başka bir cevapta bu ilmi mucizeler olmaktadır aynı zamanda. Kur’an’daki tekrarlar konusunu ‘Ateistlere cevaplar’ adlı yazımızda açıkladık!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kara&#8221; kelimesi Kur’an&#8217;da 13 kere geçerken, &#8220;deniz&#8221; kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 rakamını verir. Eğer karaların Kur’an&#8217;da bahsediliş sayısı olan 13&#8217;ün 45&#8217;e yüzdelik oranı: %28,888888888889’dur. Denizlerin Kur’an&#8217;da bahsediliş sayısı olan 32&#8217;nin 45&#8217;e yüzdelik oranı da, %71,111111111111’dir. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır. (Posta, 03 Eylül 2019; monak2.tripod.com/Peaceonline/id1.html; nkfu.com/yeryuzunde-karalarin-dagilimi) “İman etmek fiili” Kur’an’da 811 kez geçer. “Kafir olmak fiili” ise 697 kez geçer. Kur’an’da iman edenleri sayısı ile kafir olanların sayısı arasındaki fark (811-697) 114’tür. Yani kafirler ile Müslümanlar arasındaki fark, Kur’an’daki surelerin sayısı kadardır. Kafir olanlar (697), 114 sureye iman/kabul edince, iman edenlerin Kur’an’daki geçiş sayısına (811) ulaşılmaktadır. Liste bu şekilde uzayıp gitmektedir. Bu konuda örnekler için, Abdürrezzak Nevfel’in “Kur’an’da Ölçü ve Ahenk” adlı kitabını da ayrıca tavsiye ederiz.</span></p>
<p><strong> Kur’an’da ‘gelecekle ilgili’ haberler</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Romalılar yenilgiye uğradılar. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar yenilgilerinin ardından yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün inananlar sevineceklerdir.” (Rum, 1-4) Kur’an’ın haber verdiği ve “ Dünyanın en alçak yeri” diye belirttiği yer “Lut havzası” dünyanın en alçak yeridir. (www.deadsea.co.il/ENA/Index.html) Bu konu, ‘Kur’an’da çelişki yoktur.’ adlı yazımızda da ele alınmıştır. Ayrıca tam 9 yıl sonra Kur’an’ın haber verdiği yenilgi yaşanır ve İran yenilir. (Warren Treadgold, A History of the Byzantine State and Society, Stanford University Press, sayfa 287-299) “Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram&#8217;a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (<span style="color: #000000;">nasib) kıldı.” (Fetih, 27) Ayette, Mekke fethedilmeden önce gerçekleşecek bir başka fetihten daha söz edildiği görülmektedir. Her iki fetih de aynen gerçekleşir. Önce Hayber sonra Mekke fethedilir. (İmam Taberi, Taberi Tefsiri, V/2276) “Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: &#8220;Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.&#8221; derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: &#8220;Bu Rabbimin fazlındandır, O&#8217;na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti)” (Neml,  40) Ayet ‘İlim ehlinin” sadece ‘cansız maddelerin bir yerden başka yere nakledilebileceğine’ işaret etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’da geçen bilimsel mucizeler, gelecekle ilgili haberler konusuna örneklerine virgül koyup bu konuda yazılan bazı eserleri tavsiye ederek (Zakir Naik, Kur’an ve Modern Bilim; Mustafa Armağan, İslam ve Bilim Tartışmaları; Haluk Nurbaki, Kur&#8217;an Mucizeleri; FeyyazTV, Kur&#8217;an&#8217;ın Bilimsel Mucizeleri; M. Sinan Adalı, Kur&#8217;an Mucizeleri; Kur’an Araştırmaları Grubu, Kur&#8217;an Hiç Tükenmeyen Mucize; Murat Arabacı, Kur&#8217;an&#8217;ın Terkedilen Emri Bilim) konumuza devam edelim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an ve zaman </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an-ı Kerim, evrenin yaratılışından kıyamete, dünyadan ahirete, cennetten cehenneme birçok konular hakkında bizlere hak olan bilgileri verir. “Kur’an’ı göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah indirdi.” (Furkan, 6); &#8220;O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir.&#8221; (En’am, 101); “Sonra Allah duman (gaz) halindeki göğe yöneldi” (Füssılat, 11); “Yer ve gökler bitişik iken onları biz ayırdık” (Enbiya, 30); “Üzerinizde yedi kat gök yarattık” (Mü’minun, 17); “Gökleri yedi kat üzerinde yaratan O’dur. Rahman olan Allah’ın yarattığında düzensizlik göremezsiniz.” (Mülk, 3); “Göğü gücümüzle biz kurduk ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz” (Zariyat, 47); “Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir “ (Rahman, 5); “Yeryüzünü yaratıkların oturmasına, yaşamasına elverişli kılan Allah’tır.” (Taha, 53); “Yeryüzünü, size boyun eğdiren O’dur” (Mülk, 15); “Allah her şeyi yaratandır” (Zümer, 62); “Biz her canlıyı sudan yarattık” (Enbiya, 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarih bilimi için önemli olan yer ve zaman Kur’an için önemli değildir. Kur’an için önemli olan olayların oluşum neden ve sonuçlarıdır: “Bu sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında döndürüp duruyoruz.” (Ali İmran, 140); “Yeryüzünde gezin, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın. Onların çoğu müşriklerdir.” (Rum, 42)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan öncesi canlılar: İnsandan önce yer ve uzayda ateş kökenli cinler, nur kökenli melekler vardı. Daha sonraları, toprak (çamur) kökenli insan yaratılmıştır: “Can’ı (cinlerin atasını) dumansız ateşten yarattı.” (Rahman, 15); “Cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56); “O (Allah) her şeyi güzel yarattı, insanı yaratmaya çamur başladı.” (Secde, 7); “Andolsun insanı kuru balçıktan, işlenebilir topraktan yarattık.” (Hicr, 26); “O (Allah) sizi merhalelerden geçirerek yarattı.” (Nuh, 14); “İnsanı nutfeden yarattı.” (Nahl, 4); “(Sizi) nutfeden yarattı, şekil verdi.” (Abese, 19); “Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Kan pıhtısını bir çiğdemlik et yaptık. Bir çiğdemlik etten kemikler yarattık. Kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık.” (Mü’minun, 13-14); “Sonra onu şekillendirdi. Ona ruh üfledi. Size kulaklar, gözler, kalpler verdi.” (Secde, 9); “Sonra ona, yolunu kolaylaştırdı.” (Abese, 20); “Ondan erkek- dişi (iki cins) yarattı.” (Kıyame, 39); “Sonra zayıflığın ardından kuvvet (gençlik) verdi. Sonra kuvvetin ardından zayıflık (ihtiyarlık) verdi.” (Rum, 54); “Sonra bunun ardından şüphesiz ölürsünüz. Sonra siz kıyamet gününde mutlaka dirilttirilirsiniz.” (Mü’minun, 15- 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Din, akıl ve bilim  </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan dışında  her  canlı  kendi  ihtiyaçlarını  karşılayacak hazır  bilgiler ve   içgüdü (Uçmak, yüzmek, avlanmak vs.)  ile  donanmış  olarak  dünyaya gelir. Tüm  bunlar onlara Allah   tarafından  programlanmış, kodlanmıştır. İnsan ise,  başta tertemiz bir kağıt gibi olsa da (Buhari, cenaiz 92; Ebu Davut, sünne 17; Tirmizi, kader 5) birçok yeteneği gibi, iyiliği  ve  kötülüğü de zamanla  öğrenir. İyilik yapan   cennete, kötülük  yapan  ise cehenneme  gider. Allah insanları programlamamıştır  ama  programına  uygun; tabiatla   uyum  içinde  olmasını  sağlayacak bir kılavuz göndermiştir: Kur’an-ı  Kerim. Bu  programa  uyan ve programlanmış  kainatla  beraber  uyum  içinde  yaşayan insan bu program  sayesinde  dünyada mutlu/huzurlu olurken  ahirette de cenneti kazanır. İnsan; melekte olabilme  kabiliyetine (İsra, 70), fakat  aynı  zamanda kendi yaptıkları ile hayvanlardan  daha  aşağı (Tin, 8; A’raf, 179) inip şeytanlaşabilme  özelliğine de  sahip   bir  varlıktır. İnsan diğer canlılardan   akıl, düşünme, irade  gibi  özelliklerle   ayrılır. İnsanlar yaptıkları  icatlarla  beraber  hayatlarını kolaylaştırırlar. Fakat İslam yapılan  bu icatların insanların zararında kullanılmasına izin vermez. Aslında bilim İslam  dininin   emir  ve  yasaklarını   hızla  doğrulamakta, tasdik  etmektedir. (‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanlık İslam’a bilim vasıtası ile kavuşacaktır. Kur’an, bilimin ulaşacağı ‘son noktada’ insanların dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için beklemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4964" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kuran-ve-bilim-1-2-1.jpeg" alt="kuran-ve-bilim-1-2-1" width="112" height="112" />                                                        </span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim.html">Kur’an ve Bilim</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
