<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...Katagori</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/category/oksidentalizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Mar 2026 09:11:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...Katagori</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslami bilim, felsefe ve Batıya etkileri</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islami-bilim-felsefe-ve-batiya-etkileri.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islami-bilim-felsefe-ve-batiya-etkileri.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Sep 2023 15:58:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oksidentalizm]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe ve Batıya etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İslami bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İslami bilim Batıya etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İslami felsefe ve Batıya etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans ve islami bilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=14866</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi Konuya ek olarak, ‘İslam’da bilim ve medeniyet’, ‘Kur’an ve bilim’, ‘Müslüman bilim öncüleri’ adlı yazıları da tavsiye ederiz. İslam Biliminin Rönesans&#8217;a Etkileri A. Humbold, ‘Fizik ilminin hakiki mucitlerinin Araplar olduğunu’ söylerken (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 35) Nobel ödüllü Fransız fizikçi Pierre Curie, &#8220;Müslüman Endülüs&#8217;ten bize [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islami-bilim-felsefe-ve-batiya-etkileri.html">İslami bilim, felsefe ve Batıya etkileri</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi</strong></span></p>
<p><span style="color: #999999;">Konuya ek olarak, ‘İslam’da bilim ve medeniyet’, ‘Kur’an ve bilim’, ‘Müslüman bilim öncüleri’ adlı yazıları da tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam Biliminin Rönesans&#8217;a Etkileri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">A. Humbold, ‘Fizik ilminin hakiki mucitlerinin Araplar olduğunu’ söylerken (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 35) Nobel ödüllü Fransız fizikçi Pierre Curie, &#8220;Müslüman Endülüs&#8217;ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık.&#8221; (Erol Toy, Cumhuriyet Gazetesi, 30 Temmuz 1979; Doğuştan günümüze büyük İslam tarihi, cilt 4; Genç Beyin Dergisi, Yıl: 6 Sayı: 67; Beşir Ayvazoğlu, Kitaba, Kütüphane ve Kitap Kurtlarına Dair, Türk Edebiyatı dergisi sayı 252, İDSB Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu’nun  &#8220;Uluslararası Endülüs Sempozyumu Açılış Konuşması&#8221;, Yeni Şafak, 27 Aralık 2012) demekte, Amerikalı Yahudi tarihçi Martin Kramer ise: &#8220;Eğer 1000&#8217;li yıllarda Nobel ödülleri dağıtılıyor olsaydı, neredeyse tümünü Müslümanlar alırdı.&#8221; (Mustafa Akyol, Gayri Resmi Yakın Tarih, sayfa 118; Beyaz Türkler, zenci Türkler ve dağ Türkleri, s. 81; Star, 21 Temmuz 2010; Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 71) gerçeğini itiraf etmektedir. Gustave le Bon da, “Biz Rönesans ve reform hareketlerimizi İslam&#8217;a borçluyuz.” demektedir. (Mehmet Yazıcı, Unutulmayan Anılar, s. 196) “Netice itibari ile Rönesans&#8217;ın hazırlanmasında Batının, İslam bilim ve felsefesine borçlu olduğu kabul edilmektedir.” (Hüseyin Sarıoğlu, İbni Rüşt Felsefesi, s. 33; Ömer Mahir Alper, İbni Sina, s. 156) Zaten profesör Fuat Sezgin’in ‘İslam&#8217;da Bilim ve Teknik’ isimli eseri (Sezgin, I/85-167) Avrupa&#8217;da bilim ve teknolojinin gelişmesine Müslümanların ne derece büyük bir etki ile katkı sağladığını ortaya koymaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşmanı ateist Richard Dawkins bile bu gerçeği itiraf etmek zorunda kalmıştır: “1000 yıl önce, İslami Altın Çağ tüm dünyanın öğrenimini, kitaplarını ve bilimini kucakladı. Yeni bir İslami Altın Çağımız olabilir mi lütfen?” (x.com/RichardDawkins/status/678074638119882752, 27.4.2019) “Müslümanlar Orta Çağ&#8217;da büyük işler başardılar. Müslümanların bilimi uzak geçmişte harikaydı.” (x.com/RichardDawkins/status/365499769793159171; x.com/RichardDawkins/status/365473573768400896; 8.8.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Fernand Braudel, &#8216;Medeniyetlerin Grameri&#8217; adlı eserinde, ‘Medeniyetler tarihi aslında yüzyıllara yayılan devamlı ve karşılıklı bir ödünç almalar tarihidir.’ demektedir. Çin, Hint, Yunan-Roma medeniyeti ve İslam medeniyetlerinin taşıyıcısı olan toplumlar birbirlerinden farklı şekillerde etkilenmişler ve insanlık tarihinin seyrine yön vermişlerdir.”  (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 95, 97) Prof. Kalın, &#8220;Yunan düşüncesini, Hint ve Çin bilimlerini İslam dünyasına kazandıran, yepyeni bir bilim ve felsefe geleneği inşa eden Müslüman ilim adamları, hakikatin evrenselliği ve sürekliliği ilkesinden hareket ediyorlardı. İslam medeniyetinin, İslam öncesi düşünce ve bilim geleneklerini özümseyerek yeni bir sentez ürettiğini söyleyebiliriz. İslam hem diğer kültür düşünce birikimlerini benimsemiş ve dönüştürmüş hem de evrensellik iddiasında bulunmuştur.&#8221; (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 51, 56, 36) derken, ne yazık ki tarihi ve bilimsel gerçeklerden habersiz olan günümüz Müslümanları, son 150 yıldır Batı medeniyeti karşısında aşağılık kompleksi içinde bulunmaktadır. Daha da üzücü olanı ise, “Bilimin sürekliliği ve bilimin bir uygarlıkta kaybolmaya yüz tuttuğunda diğer bir uygarlıkta gelişmeye devam ettiğini” ortaya koyan, modern bilim tarihçiliğinin kurucusu olan ve “İslam&#8217;ın bilime katkısının Orta Çağ öğreniminde en ‘ilerici’ unsur olduğuna inanan ve Batılı Orta Çağ araştırmacılarının bunu görmezden gelmesine” karşı çıkan (Thomas F. Glick, &#8220;George Sarton and the Spanish Arabists&#8221;. Isis. 76 (4): 493; https://www.journals.uchicago.edu/doi/10.1086/353959) George Sarton ile beraber bilim tarihi üzerine çalışmalar yapan Prof. Fuat Sezgin’in ifadesi ile “İslam medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, Batılılara anlatmaktan daha zor” olmasıdır. “İslam medeniyetini ‘Orta Çağ’ ile bir tutmaya kalkanlar, aslında kendilerine, geçmişlerine güvensiz ve Batı karşısında aşağılık kompleksi içinde olan bir psikolojiye” sahiptirler. Yine Fuat Sezgin, ‘İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar’ adlı kitabında bir anısını şöyle aktarmaktadır: “İlkokula girişimin ikinci veya üçüncü haftasında bize dünyanın yuvarlaklığını öğreten hanım hocamız, İslam bilginlerinin dünyanın bir öküzün boynuzunda taşındığına inandıklarını anlatıyordu. Ben zavallı çocuk, 30 yıl kadar sonra, Müslümanların ekvatorun uzunluğunu daha 9. yüzyılda birkaç metotla 40.000 km. kadar ölçebildiklerini öğreneceğimi nasıl bilebilirdim? Maalesef Batıya karşı aşağılık kompleksiyle kaleme alınan ilme dair eserlerde bunlardan hiçbir şekilde bahsedilmez. Bu inkar, Batının nankörlüğünün tezahürüdür. Doğu için ise, aşağılık kompleksinin neticesidir.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 44) Halbuki durum tam tersidir aslında: “Carl Güstav Jung, ‘Batılılar, neredeyse sahip oldukları her şeyi Müslümanlardan aldıkları için, Müslümanlara karşı aşağılık kompleksine sahipler. O yüzden Müslümanlara, normal bir insan gibi bakamıyorlar. Fobiyle, ürkerek bakıyorlar.’ demektedir.” (Yusuf Kaplan, Genc Dergisi, 4.02.2015) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. Fuat Sezgin, 16 Kasım 2009 Tarihinde İstanbul Ticaret Üniversitesi&#8217;nde verdiği konferansta, &#8220;Türk aydınları, dini, ilerlemenin önündeki en büyük engel olarak kabul ettiler ve bu suretle din düşmanlığı yaptılar. İslamiyet, çöl Araplarını, göçebe Türkleri ve ateşperest İranlıları bilim üreten toplumlar haline getirmiştir. Batılılar şimdi gözleri kamaştırıyorlar, fakat İslam dünyası da kendi değerlerinin farkında değil. Herkeste bir kompleks hakim. Umumiyetle derler ki: &#8220;Müslümanlar kaynak vermezler.&#8221; Bu tamamıyla yanlış. Kaynak veren tek kültür dünyası, İslam kültür dünyasıdır. Avrupalılarda kaynak verme mefhumu yoktu. Yunanlılarda çok azdı ama Avrupalılarda tamamıyla silindi. Hatta tam aksi de var. Mesela, “11. yüzyılın sonuna doğru İtalya&#8217;da 25 tane çok mühim Arapça tıp kitabını tercüme ediyorlar ve bunların 25&#8217;ini de ya kendilerine ya da Yunanlılara nispet ediyorlar!” İbni Sina&#8217;nın taşlara dair kitabını Aristo&#8217;ya mal etmeleri gibi. Yine Huneyn bin İshak&#8217;ın kitabını Galen&#8217;e nispet ediyorlar. Bu tip çokça misal/örnek var. Müslümanlar ise kaynak veriyorlar. Bir de şunu anlamadılar. Mesela, Taberi Tefsiri&#8217;ni aldığınız zaman orada kaynak şu şekilde gösterilir: &#8220;Filan filana, o da filana, o da bana söyledi ki.&#8221; Modern insanlar ise Taberi&#8217;nin bu şekilde zikredişini, sözlü rivayetler zannediyorlar, yanılıyorlar. Halbuki bunlar kaynakların dipnotlarıdır. Maalesef büyük oryantalistler bile bunu anlayamadılar.” (Fuat Sezgin, Bilim Tarihi Sohbetleri, s. 81, 95)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ünlü yazarlarımızdan Namık Kemal, &#8220;Arabın felsefe ve bilimi, tamamı ile Araplar tarafından icat olunmadığı için Arabın fikir sahasında elde edilmiş bilgilerinden sayılmayacak mıdır? Yunanlılar da, kendilerinden evvel gelen kavimlerden birçok şeyler aldığına göre, nasıl o felsefelerin adına Yunan ilim ve felsefesi diyeceğiz?&#8221; (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 40) derken bu komplekse de işaret etmektedir. Unutmayalım ki, “ilim ve hikmet, dolayısıyla teknoloji insanlığın ortak malıdır; nerede bulunursa alınır. Ama İslam’ın özüne ve esaslarına aykırı olarak kullanılamaz.” (Prof. Dr. Saffet Sancaklı, Hz. Peygamber’in medeniyet inşa etmesindeki temel yapı taşları, İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, s. 238) &#8220;Avrupa da İslam ilimlerini aldı, kendine mal etti, ondan sonra da keşifler ve buluşlar sahasında dev adımlarla yürüdü.&#8221; (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 105) “Elmalılı M. H. Yazır: ‘Batılılar nasıl ki bizim klasik eserlerimizi tercüme edip yararlandılarsa, biz de onların eserlerini tercüme edip bilimlerinden yaralanmalıyız.’ demektedir.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 127) Çünkü “bilim kimsenin tekelinde değildir. Kültürler arası ortak bir üründür. Bilim devamlı gelişen bir disiplindir. Hiç kimse tek başına bir disiplin ortaya koyamaz, farklı katkılar mutlaka gereklidir. Ve hiç kimse ötekini ortaya koyduklarının üstünü örtmeye çalışmamalıdır.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 144) Evet, hem de hiç komplekse girmeden, atalarımızdan aldıkları bilgiyi, sömürü ile elde ettikleri sermaye ile geliştiren Batı medeniyeti karşısında asla eziklik hissetmeden, Müslüman atalarımızın yolunda gidip, bilimi kaldığı yerden alıp daha ileriye taşımalı, bu ata geleneğine artık bizler sahip çıkmalıyız!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gibb, “Müslüman alimler fikirlerini Yunan’daki ve İskenderiye’dekilerden daha ileriye götürmüşlerdir.” (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 18) derken, ‘Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi’ adlı eserin mukaddimesinde Ahmet Kabaklı, “Atalarının mirasından utanmak şöyle dursun, onunla iftihar etmek, yeni bir şahsiyet ufkuna kavuşmak için”  (Hunke, s. 16) okunmasını tavsiye ettiği kitabın yazarı S. Hunke de,” bu kitap Arap medeniyetine karşı uzun zamandan beri borçlu olduğumuz teşekkürü ispat için yazılmıştır. (Hunke, s. 20) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, &#8220;Rönesans&#8217;ın meydana gelmesi, Hz. Muhammed&#8217;i takip eden insanların kültürü capcanlı bir şekilde ayakta tutmalarının sonucudur.&#8221; (Ronald Victor Courtenay Bodley, Hz. Muhammed, s. 168)  ve “Batı ulaştığı ilerlemeyi Müslümanlara borçludur.” (Fuat Sezgin, İslam&#8217;da bilim ve teknik I/163-166)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Fazilet odur ki, onu düşmanlar dahi tasdik ede.&#8221; (Abdurrahman Ahmet, Garbın İslam&#8217;dan öğrendikleri, s. 6) “Bugün sahip olunan medeniyetin kaynakları ile medeniyette ulaşılan seviyede, şüphesiz İslam medeniyetinin katkısının olduğu ilim ve insaf sahibi Avrupalı araştırıcılarda kabul etmektedir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 45) “İstisna da olsa” bu tür itiraflarda bulunan Batılı araştırmacılardan alıntıları aşağıda sizlerle paylaşarak, tarihimizde sahip olduğumuz o özgüvene ve bilgi seviyesine yeniden ulaşacak nesillere bir ümit aşılamak istiyoruz. Çünkü Batı için bilim sadece bir sömürü ve kapital aracıdır. İnsanlığa faydalı olmak veya insanlıkla paylaşmak Batılı insan için söz konusu dahi değildir. Bunun sonucunu da tüm dünya ve özellikle de Batının dini/siyasi/ekonomik nedenlerle düşman olduğu İslam dünyası, işgal, sömürü ve darbelerle hâlâ uğraşmak zorunda kalmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Müslüman toplumlar, tarihte birbirine zıt beş büyük medeniyet -Yunan, Sami, İran, Hint ve Çin- ile karşılaşmış ve her karşılaşmada kendi kültürel kimliklerini kaybetmeksizin benimsemeyi zorda olsa öğrenmiş.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 67) ve sonuç itibari ile  “İslam medeniyeti, diğer medeniyetlerin kavramlarını ve değerlerini süzgeçten geçirip kendi temel özellikleri ve ilkeleri ile uyum sağlayanlarını benimsemiş, kendi değerlerine ve normlarına ters düşenleri ise reddetmiştir.” (Ziyaüddin Serdar, s. 43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">HP&#8217;nin eski yönetim kurulu başkanı Carly Fiorina: “Bir zamanlar bir medeniyet vardı ki, dünyanın en büyüğü idi. Bu medeniyetin en büyük itici gücü, icatlar ve keşifler idi. Matematikçileri, bilgisayarın yapımını ve şifrelemeyi mümkün kılan cebir ve algoritmayı oluşturdular. Doktorlar, yeni tedavi yöntemleri buldular. Gök bilimcileri, uzay yolculuğunun ve keşfinin yolunu açtılar. Benim bahsettiğim medeniyet, 800 ile 1600 seneleri arasında Bağdat, Şam, Kahire saltanatları ve Osmanlı devleti ile birlikte, İslam dünyasıdır. Bizler, çoğunlukla, bu medeniyete karşı borçlu olduğumuzun farkında olmasak da, onların armağanları, bize kalan mirasın önemli bir parçasıdır. Arap matematikçileri olmasaydı, bugünkü teknoloji endüstrisinin varlığından söz edilemezdi.&#8221; (Hewlett-Packard (HP), Carly Fiorina Speedhes, Technology; hp.com/hpinfo/execteam/speeches/fiorina/minnesota01.html)<span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14870" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/735683849469.jpg" alt="" width="503" height="617" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14871" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4696479679569.png" alt="" width="490" height="365" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Johann Heinrich Hartung, Johann Bernhard Hahn, Johann Michael Lang, Daniel Schwenter, Christoph Cellarius, Wilhelm Schickard, Theodor Hackspan gibi isimlerin diplomalarında da bezmele vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Avrupa’yı felsefi ve siyasi olarak kuran’ Immanuel Kant&#8217;ın (ö. 1084) doktora tez savunması davetiyesinde ve Kant’ın hocası Johannes Bernhardus’un kitabının kapak sayfasında da besmele bulunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Gerçekte Avrupalı bilim insanı doğayı inceleyerek bir keşfe ulaşmadı; bir Arapça kitaba baktı, içindekini aldı ve bunu kendi keşfiymiş gibi yayımladı. Küçük kan dolaşımının İngiliz bilim insanı William Harvey tarafından keşfedildiği iddiasıdır. Ancak sonradan ortaya çıkmıştır ki William Harvey’in yayımladığı bilgiler, İbnü’n-Nefis’in “Şerhu Teşrihi’l-Kanun” adlı eserinden alınmış ve orada bu keşif ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. En iyi örnek ise Newton’un yaptığı intihallerdir. Burada sadece onun hareketin üç yasasını Arapça kitaplardan çaldığını göstermekle yetineceğim. Söz konusu üç yasa şunlardır: Newton’un 1. Hareket Yasası:“Bir cisim, üzerine dışarıdan bir kuvvet etki etmedikçe, ya durgun kalır ya da düzgün doğrusal hareketine devam eder.” Bu yasa, İbn Sina’nın “İşarat ve Tenbihat” adlı eserinden alınmıştır. İbn Sina şöyle der: “Bilirsin ki, bir cisim kendi doğasına bırakıldığında ve dış etkilerden arındığında, belli bir yerde ve belli bir biçimde bulunmak zorundadır. Çünkü doğası, o durumu gerektirir.” Newton’un 2. Hareket Yasası: “Bir cismin ivmesi, ona etki eden kuvvetle doğru orantılıdır.” Bu yasa, Fahreddin er-Razi’nin “el-Mebahişü’l-Meşrıkıyye” adlı eserinden alınmıştır. Orada şöyle denir: “İki cisim hareket etme kabiliyetinde farklılık gösteriyorsa, bu fark hareket eden şeyden değil, uygulanan kuvvetin farklılığından kaynaklanır. Çünkü büyük cisimdeki kuvvet, onun bir parçası olan küçük cisme göre daha fazladır. Zira küçük cisimdeki şey, büyük cisimde de vardır; hatta fazlasıyla vardır.” Newton’un 3. Hareket Yasası: “Her etkiye karşı, eşit büyüklükte ve zıt yönde bir tepki vardır.” Bu yasa da Fahreddin er-Razi’nin aynı eserinden alınmıştır. Razi şöyle der: “İki kişi tarafından eşit kuvvetle çekilen bir halka ortada sabit kalıyorsa, şüphe yok ki her biri, diğerinin etkisini dengeleyen bir kuvvet uygulamıştır.” Descartes de, İmam Gazali’nin eserlerine benzer şekilde uzun dipnotlar düşmüştü. Bu konuyu araştırmak isteyen Mısır Evkaf Bakanı Dr. Mahmud Zakzuk, bu alanda doktora yapmak istemiş ancak Alman yetkililer buna izin vermemişti.” (Turan Kışlakçı, x.com/turankislakci/status/1905301613805211756, 27 Mart 2025)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı dünyası, Rönesans’tan önce İslam medeniyetinden beslenmiştir. (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 20) Lord John Davenport, ‘Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim’ adlı eserinde şunları ifade eder: “Peygamberin birçok hadisi ilme saygıyı emreder. Felsefe ve fen bilimlerinin koruyucusu, Asya’da Abbasiler ve Endülüs’te Emeviler devrindeki Müslümanlardır. Araplar ve Müslümanlar arasında Fen ve sanayi altı yüz yıllık bir yükselme dönemi geçirirken, bizim aramızda en kaba barbarlık hüküm sürmekte idi.  Mosheim: Avrupa, ilk şairlik ve romantik hareketini Araplara borçludur. Araplar kendilerine özgü bir dil ve edebiyat meydana getirmişler, kendilerinden önceki kavimlere bakarak şaşılacak kadar hızlı bir düşünce ilerlemesine uğramışlardır. Sözümüze geri dönelim: Avrupa bugün bile Müslümanlara borçludur: Yunan filozoflarına ait eserlerin saklayıcısı olmak, ilmin en önemli kollarını, fen, matematik, tıp ve benzeri ilimleri ‘geliştirmek’ bakımından Avrupa Müslümanlara borçludur.” (Davenport, s. 56-57, 60) Müslümanlar, ilim alanında çalışmayı bir dini görev olarak kabul etmişlerdir. &#8220;Modern bilimin kökenlerinin dindar bilim adamları tarafından atıldığı unutulmamalıdır. Çünkü bilim, tanrının yarattığı doğa hakkında insanlara daha fazla bilgi sunmaktadır.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Dr. Alper Bilgili, s. 96) &#8220;Kimya bir fen olarak hemen hemen Müslümanlar tarafından kurulmuştur. Alkaliler ve asitleri ayırdılar, yüzlerce ilaç üzerinde çalıştılar ve ürettiler&#8221; (Will Durant, The Age of Faith, s. 245) Le Bon da, “Salerne üniversitesinin sağlığı korumaya dair birçok sözleri bulunmaktadır. Bilindiği gibi Avrupa&#8217;nın en şerefli enstitüsü kabul edilen bu okul şöhretini Araplara borçludur.” demektedir. (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 44) 700 yılından 1200 yılına kadar 5 asır, İslam âlemi fen ve tıpta dünyaya rehberlik etmiştir. İslam âleminin Hristiyan âleminin üzerindeki tesiri çeşitli ve çok büyük idi. Müslüman tıbbı 500 yıl dünyaya rehberlik etmiştir. Hristiyanların kilise ve çan kuleleri de minareye çok şeyler borçludur. Toledo&#8217;nun 1085 yılında zaptı, Hristiyan astronomi bilimine çok ilavelerde bulundu ve dünyanın küre şeklinde olduğu doktrinini canlandırdı. (Will Durant, The Age of Faith, s. 341-343)<strong> </strong>Müslümanlar optikte orijinal buluşlar ve sistematik araştırma neticelerini topladılar, kimyada deneysel metodu geliştirdiler. Cabir&#8217;den 500 yıl sonra Roger Bacon bu metodu Avrupa&#8217;ya açıkladığı zaman, bu aydınlığı Müslüman İspanya&#8217;ya borçluydu. Müslüman İspanya&#8217;nın ışığı ise Doğu İslam âleminden gelmektedir. (Will Durant, The Age of Faith, s. 249) Pusula, barut ve baskı Haçlı seferleri sona ermeden evvel Doğuda biliniyordu. (Will Durant, The Age of Faith, s. 612) “Avrupa’nın Fikri Gelişimi” adlı eserin yazarı Dr. J. W. Draper şöyle demektedir: “Tarihin en üzücü şeylerinden birisi, Avrupalı yazarların, ustaca ve sistemli bir şekilde Batı’nın İslam bilim geleneğinden aldıklarını göz önünden kaldırmaya çalışmalarıdır.” (Henry George Farmer. Historical Facts for the Arabian Musical Influence, sayfa V) Haskins: “Bütün bilimsel yöntemler Müslümanlar tarafından muhafaza edildi, ‘geliştirildi ve öğretildi.’ Hristiyan Avrupa’ya da bilim böylece Müslümanlardan geçti.” (Charles H. Haskins, Arabic Science in Western Europe, 485) “Philips Hitti: &#8220;İslam medeniyetinin modern dünyaya en büyük yardımı ve hediyesi ilimdir. Avrupa&#8217;nın ilerleme hayatında İslam kültürünün mutlak tesirini takip edemeyeceğimiz bir tek safha yoktur.&#8221; R.V. Bodley: &#8220;Rönesans’ı İslamiyet&#8217;e borçluyuz.&#8221; E.F. Gautier: &#8220;Bizim Rönesans&#8217;ımız, İslam medeniyetinin hatırasını çabuk unuttu. Halbuki ona karşı çok büyük minnetleri vardır.&#8221; Montucla: &#8220;11. yüzyılın karanlıklarını dağıtmaya gelen ilk ışıkları Müslümanlara borçluyuz.&#8221; Gustave Edmund: &#8220;İslam&#8217;ın Batı üzerindeki tesiri çok büyüktür.&#8221; M. G. Watt: “Avrupa&#8217;nın ilk kaynak eserlerinde bulunan birçok atıflar, İslam tesirinin Yunan tesirinden çok daha fazla olduğunu artık kesin olarak ispat etmiştir.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 92-93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Howard R. Turner: Müslüman sanatçılar ve bilim adamları, prensler ve işçiler birlikte bütün kıtalardaki toplumları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen eşsiz bir kültür oluşturdular. (Howard R. Turner, Science in Medieval Islam, University of Texas Press, November 1, 1997, ISBN 0-292-78149-0, pg. 270 (book cover, last page); Robert Briffault: Günümüz biliminin Arap bilimine olan borcu şaşırtıcı keşifler ya da devrim mahiyetindeki teorilerden ibaret değildir. Bilim, Arap kültürüne bundan çok daha fazlasını; varlığını borçludur.  (Robert Briffault (1928). The Making of Humanity, p. 191-202 G. Allen &amp; Unwin Ltd.) Bilim tarihinin kurucularından George Sarton: &#8220;Orta Çağ&#8217;ın en temel başarısı, deneysel ruhun ortaya çıkışıdır ve bu aslında 12. yüzyıla kadar Müslümanlar sayesinde olmuştur.&#8221; (Abdus Salam (1984) &#8220;İslam ve Bilim&#8221; In C.H.Lai (1987), İdealler ve Gerçekler: Abdus Salam&#8217;dan Seçme Deneme Yazıları , 2. Baskı, World Scientific, Singapur, S.179-213) Oliver Joseph Lodge: Eski ve yeni bilim arasındaki tek etkin bağ Araplar tarafından oluşturulmuştur. Karanlık çağlar, Avrupa&#8217;nın bilim tarihinde mutlak bir boşluk olarak karşımıza çıkmaktadır ve “bin yıldan fazla bir süre boyunca” Arabistan dışında hiçbir yerde kayda değer bir bilim adamı yoktur.  (Oliver Joseph Lodge, Bilimin Öncüleri, s. 9) Batı dünyasında Alfraganus ismiyle tanınan Fergani&#8217;nin yerin çevresine ilişkin bulmuş olduğu değer (yaklaşık 40.253.700 metre), Kristof Kolomb&#8217;un Atlas Okyanusu&#8217;nu geçerek Hindistan&#8217;a ulaşma düşüncesini gerçekleştirmesinde cesaret verici bir rol oynamıştır. Kolomb bu konuda şunları söylemektedir: Seyahatlerim sırasında Lizbon&#8217;dan Gine&#8217;ye olan rotayı dikkatlice gözlemledim ve her bir derece için, Alfraganus&#8217;un değeri olan 56 3/2 millik değeri buldum. Bu ölçüme güvenmeliyiz.  (J.N. Fiske, The Discover of America, Cilt I, Boston 1983, s. 377-378; Grant, 1986, s. 72-73) Zaten Amerika’yı da Kolomb&#8217;dan önce Müslümanlar keşfetmişti. (AA, 18.11.2014) Donald Campbell: &#8220;Avrupa alimlerinin Zehravi ile ilgili dikkatini çeken şey, doğumda cenini kolaylıkla çıkarmasıdır. Onun yöntemi Galen&#8217;in metodunu gölgede bırakarak Avrupa&#8217;da beş yüz yıl üstünlüğünü muhafaza etmiş ve Hristiyan Avrupa&#8217;nın cerrahi standartlarını yükseltmede etkili olmuştur.&#8221; (Kalender Yıldız, Müslüman İlim Öncüleri, Işık Yayınları, 2005, s. 132) İngiltere’nin Surrey Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Jim el Halili, BBC’nin internet sitesinde yayınlanan makalesinde, Newton’dan yedi yüz yıl önce yaşayan, Irak doğumlu Hasan İbn-i Haysem’in, ilk gerçek bilim adamı olduğunu ve Newton’ın özellikle optik alanındaki buluşlarının Haysem’in çalışmaları üzerinden yükseldiğini yazmaktadır.  (NTVMSNBC, 20 Ekim 2013) &#8220;Batı, cebirden ve kahveden gitara, optikten üniversiteye dek birçok şeyi ‘Hilalin insanlarına’ borçludur. Bin yıl önce, Batı karanlıkla örtülmüşken, İslam altın çağını yaşıyordu. Londra barbar bir bataklık iken Müslüman Kordoba&#8217;nın sokakları ışıl ışıldı, York&#8217;tan Viyana&#8217;ya kadar planlı katliamlar yaşanırken, (Endülüs yönetimindeki) Toledo&#8217;da dini hoşgörü vardı. Klasik mirasımızın muhafızları olan Araplar bizim Rönesans’ımızın ebeleriydiler.&#8221; (George Rafael &#8220;A is for Arabs&#8221;, Jan. 8, 2002) &#8220;İslami bilimlerin Orta Çağ&#8217;da gösterdiği başarı ne Grek/Yunan öğretisini muhafaza etmekle sınırlandırılabilir, ne de daha eski ve daha uzak olan Doğu külliyatına temas etmekle. Orta Çağ İslam alimlerinin modern dünyaya devrettiği bu miras, İslam alimlerinin kendi çabaları ve katkılarıyla ‘zenginleştirilmiştir.’ Grek bilimi teorik olmaya yatkınken Ortadoğu&#8217;nun Orta Çağ bilimi, tıp, kimya, astronomi ve ziraat gibi çok daha pratik alanlardaydı.&#8221; (Bernard Lewis, The Middle East, 1998, p. 266) “Müslümanlar, Yunan, Bizans, Yahudi ve Pers medeniyetlerinin mirasını da değerlendirerek, bilim, felsefe, sanat, mimari gibi farklı alanlarda ‘büyük atılımlar’ kaydetmiştir.” (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 71) “Franz Rosenthal,  “Şimdiki Batı uygarlığı da dahil, bilgi kavramının toplum hayatında klasik dönem İslam’daki kadar büyük bir önem taşıdığı başka bir uygarlık mevcut olmamıştır.” demektedir. Müslümanlar ‘kendilerine özgü farklı yöntem ve sistemler’ geliştirmişlerdir. “Müslümanlar bitkisel familyalara birçok yenilerini ilave etmişler” (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 39) ve “Müslüman doktorlar sağladıkları en büyük ilerlemeyi cerrahi alanında gerçekleştirmişlerdir.” (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 42) Kopernik ve Galileo gibi fizikçilerden çok daha önce, Müslümanların güneş merkezli sistemi keşfettiklerini ve dünyanın yuvarlak olduğunu ortaya koyan çeşitli çalışmalar yaptıklarını bilmekteyiz. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 87-88, 90) &#8220;Batıda yaşayan Hristiyan ve Yahudi bilim adamları, İslam bilim tarihinin hemen bütün klasik eserlerini başta Latince ve İbranice olmak üzere, daha X. ve özellikle de XI. yüzyıldan itibaren XVIII. yüzyıla kadar kendi dillerine çevirdiler. Üzerlerinde yeni araştırmalar yaparak  bir Batı bilim tarihi oluşturdular. Batılılar bu tür çalışmaları sayesinde, XVIII. yüzyıldan itibaren İslam memleketlerini siyasi ve ekonomik olarak istila etmeye” başlamışlardır. (Prof.  Mehmet Bayraktar, İslam&#8217;da bilim ve teknoloji tarihi, s. 262) Elde ettikleri bilimsel gelişmeleri toplumları sömürmek için kullanan Batı medeniyeti, bir de bu sömürüden elde ettikleri teknolojik üstünlüğü kendi dinlerine bağlamakta ve İslam’ı ilerlemeye engel olarak göstermeye çalışmaktadırlar. “Oryantalistler, Batıdaki sanayiyi Hristiyan ilke ve değerlere bağlanmaya çalışmışlardır: Bu insanlar Hristiyanlığın hakim olduğu dönemlerde Avrupa&#8217;nın karanlık çağları yaşadığını, O dönemlerde İslam ümmetinin parlak bir hayat yaşadığını gözden kaçırırlar.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 22) Gustav le Bon, ‘Avrupa vahşet asırlarının en karanlığına boğulduğu bir devirde İslam idaresindeki Bağdat ve Kurtuba, sanat ve ilim ışıklarını bütün dünyaya yayan iki medeniyet merkeziydi’ demektedir. (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Okuyucu bu kitaptan öğrenecektir ki, Doğu ve Batı Müslümanları ‘Avrupa kültürünü’ kurdular.&#8221; (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam adlı kitabın önsözünden) 13. asırda Müslüman İspanya&#8217;nın Hristiyan Avrupa&#8217;ya tesiri zirveye ulaşmıştı ve İspanya, Avrupa&#8217;nın meşalesi oldu. (The Legacy of İslam, s. 5) Tıp, matematik gibi Arap fenninin kaynaklarından biri idi. (The Legacy of İslam, s. 64)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam&#8217;ın sekizinci asırdan itibaren teknoloji, mimari, klasik eğitim, matematik, kimya, ziraat, suyun kullanımı, felsefe, siyaset bilimi, seyahat edebiyatı, daha doğrusu genel olarak edebiyat alanlarında ki rolü ve ehemmiyeti, Avrupa için son derece büyüktür.”  (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 23) “Tıp, beslenme, tarım alanında Arapça metinlerin Avrupa üzerindeki etkisi büyük olmuştur. İspanya&#8217;da, büyük ilim merkezi Toledo&#8217;nun düşmüş olması, Hristiyan Avrupa&#8217;nın Müslümanlardan kalma teknik kitaplara daha kolay ulaşmasını sağlamıştır.” (Goody, s. 91) “İslam Avrupa&#8217;nın gelişmesi sürecinde önemli rol oynamıştır. Batı Avrupa&#8217;nın 11. yüzyıl&#8217;daki üretilen dahiyane icatlarının, Arapların işgal ettikleri topraklara ihraç ettikleri teknolojinin kullanılması neticesinde gerçekleştiği düşünülmektedir.” (Goody, s. 95) “İslam&#8217;ın etkisi, bilim, teknoloji, felsefe, tarım ve ticaretle sınırlı kalmamış, edebiyata da sirayet etmiştir.” (Goody, s. 98) “Geçmişte Müslümanlar entelektüel ve bilimsel hayata katkıda bulundukları gibi bizatihi, Rönesans&#8217;ın kendisine de tesir etmişlerdir.” (Goody, s. 212) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Namık Kemal, kendi döneminde İslam’ın bilimle uzlaşamayacağını ileri süren Ernest Renan’a reddiye yazmıştır. “Ernest Renan anlayışında olan Avrupa alimlerine göre, Müslüman olduğumuz için aklımızı her türlü bilime kapalı tutarmışız da bizim haberimiz yokmuş. Kitapçığından anlaşılan tabiat ve matematik bilimlerini bilenlerin, İslam&#8217;a mutlaka, her durumda yüz çeviren kişiler olduğu iddiasındadır.” (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 20-21) Halbuki “İslam, bilim ve kültüre aşağılayıcı bir bakış ile bakış olsaydı, içlerinde bir tane bile alim çıkmazdı.” (Namık Kemal, s. 24) “İslam dininin yaygın olduğu yerlerde halkı alim bulmuşta cahilliğe mi sevk etmiştir?”  (Namık Kemal, s. 27) “Soylu Arap kavmi, daha hükümet merkezi Şam&#8217;da iken, Yunan medeniyetinden daha büyük ve güzel eserler ortaya koyarak hikmet ve medeniyetin insanlık dünyasında yayıcı ve kurucusu olmuşlardır.” (Namık Kemal, s. 31) “Kur’an-ı Kerim&#8217;de ve hadis-i şeriflerde her müminin ilim, kültür, hikmet öğrenmekle yükümlü olduğuna dair yeterli delil vardır. İnandığı din tarafından, ilim ve hikmet tahsil etmekle emrolunan bir millet fertlerinin, &#8216;dini emirlerden, değerlerden, iman esaslarından uzaklaşmadıkça ilim ve hikmete meyledemeyeceğini&#8217; iddia etmek, bir maskaralık değil midir?” (Namık Kemal, s. 34) “Şerefli camilerin her birinde felsefe kitaplarının okutulmakta olduğunu biliyoruz. Bir bilim ve sanatın, &#8216;ibadethanelerin içine varıncaya kadar&#8217; okutulmasına izin verilmesi, o bilim ve sanatın bir ülkede kaldırılması mı demektir? Renan, &#8220;İslam&#8217;da astronomi biliminin yalnızca kıbleyi belirleyecek kadar öğrenilmesine izin verilmiştir.&#8221; demektedir. Örneğin, Hicri 823 tarihinde Ulubey&#8217;in çalışmalarını ve rasathanesini düşününce veya Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir taraftan İspanya bir taraftan Hint sahillerine giden Osmanlı donanmasını görünce, acaba bunları, astronomiden yalnız kıble tayin edecek kadar bilgisi olmaları mı yönlendirmiştir?” (Namık Kemal, s. 43) “Renan&#8217;ın, &#8216;İsa&#8217;nın hayatı&#8217; adlı kitabını yayınladıktan sonra, rahiplerin çıkardıkları gürültü üzerine memleketinde bir İbrani dersi okutmaya muktedir olamadığını düşünür, bir de o asırla şimdiki asrın halini birbirine kıyas ederse, davasına ispat için getirdiği delilerden utanır sanırım.” (Namık Kemal, s. 49) “Müslümanlar, sonsuz hayatlarına hizmet için ilme çalışır, hatta dindarlığın yönlendirmesi ile sonlu hayatlarını bu çalışma yolunda geçirirlerdi. Avrupalılar, ruhban sınıfının baskılarına karşı çıkarak, Araplardan aldığı bilgi sayesinde bu dereceye gelmeyi başarmışlardır. İslam ne bilimi mahvetti, ne de bilim ile beraber mahvoldu.” (Namık Kemal, s. 55-57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaten, &#8220;Müslüman bilim adamlarının, Optik, cerrahi, astronomi ve matematik alanındaki çalışmaları 16. ve 17. yüzyılda ortaya çıkan bilim devriminin temellerini teşkil etmekte.&#8221; (Prof. İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 54) ve “Tarih incelendiğinde, bilim ve icatlar sahasında Müslümanların büyük hizmetleri görülmektedir.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Haçlılar arasında en zeki bulunanlar, şarktan/doğudan aldıkları ilerleme vasıtaları sayesinde Avrupa medeniyetinin gelişmesine hizmet ettiler.” (A. Demircan, İ. S. Sırma kitabı, s. 450; Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 68)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Robert Briffault, “Bilim dediğimiz şey, Avrupa&#8217;da yeni araştırma ruhunun, yeni inceleme metotlarının, deney ve gözlem metodunun, matematiksel ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin neticesinde ortaya çıkmıştır ki, bunlar, eski Yunan&#8217;ın ürünleri değildi. Bu ruh ve bu metotlar, Avrupa&#8217;ya Araplar tarafından getirilmiştir.&#8221; (Robert Briffault, The Making of Humanity, s. 290) itirafında bulunurken, Jack Goody bu konuda şöyle demektedir: &#8220;Batı, İslam bilim ve teknolojisinden ve hatta sanatından çok şey öğrenmiştir.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 23), “Müslümanlar, Orta Çağ’da bilim ve tıpta büyük ilerlemeler sağlanmıştır. İlim ve icatlar Avrupa&#8217;da, özellikle de İspanya&#8217;da, Müslümanlar vasıtasıyla yayılmıştır. Toledo&#8217;nun 1085&#8217;teki düşmesi ile buradaki bilimin çoğu Batı Avrupa&#8217;ya taşınmıştır. Batı Avrupa&#8217;daki ilmi canlanma Rönesans&#8217;tan çok önce başlamış olup, bu canlanma Müslümanlara çok şey borçludur. Tercümeler özellikle astronomi ve astroloji alanında daha yoğun yapılmıştır. Kopernik, yapılan astronomi çevirilerinden etkilenmiştir. Simya, adından da anlaşılacağı üzere batıya, Müslümanlar tarafından nakledilmiştir. Simya ilmi, İslam biliminin Rönesans öncesi dönemde Orta Çağ Avrupası üzerindeki muazzam etkisine tanıklık etmektedir. Bilginin Yakın Doğu&#8217;dan Avrupa&#8217;ya nakli, esas itibariyle Müslümanlar vasıtasıyla gerçekleşmiştir. Batıda Hristiyanlık ile İslam arasındaki karşıtlık, İslam&#8217;ın Avrupa kültürüne yaptığı katkıların küçümsenmesine neden olmuştur. Avrupalı bilgiler, öteden beri Rönesans&#8217;ın Arapların klasik kaynaklardan yaptıkları çevirilere çok şey borçlu olduğunu kabul etmektedir.&#8221;  (Goody, s. 33, 60, 88-94, 116, 169)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Müslüman Bilginler, eklipliğin açısını, dünyanın büyüklüğünü ve ekinoksun presesyonunu ölçmüş, optik ve fizik alanında ışığın kırılmasını ve yer çekimini izah etmiş, gözlemevleri kurmuş, yeni ilaçlar keşfetmiş, staj sistemi oluşturmuş, yeni hijyen anlayışları geliştirmiş, cerrahi aletleri, narkozu ve cerrahi bilimini geliştirmiş, yeni aşılama tarzları ortaya koymuş, toprak işleme tekniklerini geliştirmiş, denizcilik bilimini ileriye taşımışlardır. Kimyada da, birçok yeni kimyasal maddeleri keşfetmişlerdir.&#8221; (M. K. Nakosteen ve J. S. Szyliowicz, History of education, 18/16-17) “O&#8217;Leary, ‘How Greek Science Passed to Arabs’ adlı çalışmasında Müslüman bilim adamlarını, Tıp, optik ve kimya gibi alanlarda önemli çalışmalar yaptığını kabul eder.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 123) “Akıl ve vahiy arasındaki taban tabana zıtlık iddiası, kesinlikle yapay bir zıtlıktır. Endülüs; karanlık çağ denilen devirdeki Hristiyan Avrupa orada ışık bulmuş ve bilgi kandillerini Endülüs&#8217;ün büyük üniversitelerinde yakmışlardı.” (Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 151, 289) “Endülüs’teki İslam üniversiteleri Batılı öğrencilerin ziyaret ettiği bir merkez olmuştu.” (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 10) “İslam eskiden gelen bu ilmi mirasa tevhidi bakış açısını ve ilahi kurallara teslimiyeti kazandırarak Atina ve İskenderiye’de söndürülen ilim ateşini yeniden tutuşturmuştur. İslam, yaklaşık yüz yılda Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya ve İspanya’ya kadar yayılmış, daha önce pek çok medeniyetlerin gelip geçtiği bu bölgelerde birçok ilimle yüz yüze gelmiş, bu ilimlerden kendi ruhuna uyanları bünyesinde eritmiş ve kendine özgü kültürel hayatını bunlarla beslemiştir.&#8221; (Seyyid Hüseyin Nasr, İslam’da bilim ve medeniyet, s. 22, 27) “Müslüman toplumları, tarihte birbirine zıt beş büyük medeniyet -Yunan, Sami kavimleri, İran, Hint ve Çin- ile karşılaştılar ve her karşılaşmada kendi kültürel kimliklerini kaybetmeksizin benimsemeyi zorda olsa öğrendi.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 67) “Arapçadan Latinceye yapılan çevirilerin, Londra ve Paris olmak üzere batıda yayılması üzerine ortaya çıkan krizden Batı, İslam filozoflarının fikirlerini iyice özümseyip, kendi düşüncesi doğrultusunda yorumlayarak çıkmış ve bunun neticesinde de Rönesans hareketi başlamıştır.” (H. Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri) Filozof William Lane Craig: &#8220;Kozmolojik delil tarihinde Arap ilahiyatçıları ve filozofları oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak Batı antolojisi ve kitaplarında bu Müslüman düşünürlerin katkıları göz ardı edilmiştir.&#8221; (Craig, The Cosmological, s. XI) &#8220;Modern bilimin, teknolojinin, tıbbın temelleri, kendilerinden önceki uygarlıkların bilimlerini ve kültürlerini kendi kültür uygarlık şemsiyesi altında çalışarak, geçmiş bilgilerin üzerine yeni katkılarda bulunup, bu başarıları devam ettirerek modern dünyaya kazandıran; İslam uygarlığıdır.&#8221; (Salim al-Hassani, İslam uygarlığındaki 1001 buluş, s. 7) &#8220;Avrupa&#8217;nın kilise baskısı altında inlediği zamanlarda bilim Avrupa&#8217;ya, Arapça tercüme eserlerle aktarılmıştır. (Dr. Ahmet Bayraktar, Ateizmus 1, s. 19) &#8220;Avrupa&#8217;nın ilerleme kaydettiği her sahada, İslam medeniyetinin mutlaka büyük payı, hissedilir bir tesiri ve kesin bir rolü olmuştur.&#8221; (Robert Briffault, The Making of Humanity, s. 190) &#8220;Abbasi devletinin ilk zamanlarında ortaya çıkan ilmi hareket, dünyaya kendi güç ve kuvveti ile hakim olmuş ve eski ilmi sistemleri hezimete uğratmıştır.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 348) &#8220;Avrupa, gün batımında karanlığa gömülürken, Kurtuba, sokak lambaları ile parıldıyordu; Avrupa, kir çerisinde iken, Kurtuba&#8217;da binlerce hamam vardı.&#8221; (Victor Robinson, The Story of Medicine, s. 164) “İlim, ‘batıdaki Müslüman İspanya üniversiteleri vasıtasıyla’ ve ticari münasebetler yoluyla dünyaya yayılmıştır. Araplar, Yunan ilimlerini diriltmiş ve orijinal bir ilim dünyası yaratmış, yeni araştırma yolları bulup geliştirmiştir. Rönesans, Doğu ile Batı arasındaki maddi temasa bağlanır. Bu temastan, İslam&#8217;dan fazla Avrupa istifade etmiştir. Avrupa, kültürünü o meşhur Rönesans sebebiyle İslam&#8217;a borçlu bulunmaktadır. İlim ne Doğuludur ne de Batılı, evrenseldir.” (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 53, 67, 76) “İslam medeniyeti, Batılı akla büyük ilham kaynağı olmuştur. Endülüs medeniyeti, Batı medeniyetinin gelişimine katkı sağlamıştır.” (M. Aydın, siyasetin aynasında kültür ve medeniyet, s. 309) “Batıdaki bilimsel gelişmelerde İslam medeniyetindeki çalışmaların etkisi bulunmaktadır.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 74) &#8220;Matematik ve coğrafyanın belki de % 80&#8217;i İslam kültür dünyasında başarıldı. Eski dünyanın tanıdığımız haritaları en büyük gelişmelerini İslam kültür dünyasında buldular. Avrupa coğrafyacılarının elindeki 18. yüzyılın sonuna kadar ki tanıdığımız haritalar, İslam kültür dünyasında başarılanların ya tam veya bazı gelişigüzel değişikliklere uğrayan kopyaları olarak ortaya çıkmıştır.&#8221; (Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslam Kültür Dünyasının Bilimler Tarihindeki Yeri, Türkiye Bilimler Akademisi, 12 Nisan 2004) Avustralyalı yazar Jonathan Lyons, ‘Hikmet evi’ isimli eserinde Arapların Batı medeniyetini nasıl dönüştürdüğünü örneklerle anlatır. Kopernik’in Nasiruddin et-Tusi ve İbnu’ş-Şatır gibi Müslüman alimlerden ‘ilham aldığını’ söyleyen Lyons, eserini Bath&#8217;lı Adelard&#8217;ın şu tarihi sözleri ile noktalar: “Şüphesiz Tanrı evrene hükmediyor, fakat biz doğayı araştırabiliriz ve bunu yapmalıyız. Bunu bize öğreten Araplardır.” (Jonathan Lyons, The House of Wisdom,  s. 201) “Aydınlanma düşünürlerinin yazdığı ansiklopediden yüzyıllar önce Müslüman alimler ve bilim adamları, büyük ansiklopedik eserler kaleme almışlar ve farklı ilim dallarını kapsamlı bir epistemik çatı altında toplanmışlardır.” (Frederick Starr, Lost Enlightenment, s. 7) “Renan, ‘İspanya&#8217;daki İslamların ilmi incelemeleri olmasaydı, Avrupa ilerleyemezdi.’ ve Mocheim, ‘Avrupa&#8217;da ortaya çıkan hikmet, fizik, felsefe, matematiğin İslam okullarından alındığı, özellikle Endülüs Müslümanlarının Avrupa felsefesinin üstadı oldukları muhakkaktır.’ demektedirler. (Operatör Doktor Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 56, 78) “Batı dünyası Rönesans’tan önce İslam medeniyetinden beslenmiştir.” (Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 20) “13. asırda Müslüman İspanya&#8217;nın Hristiyan Avrupa&#8217;ya tesiri zirveye ulaşmış ve İspanya, Avrupa&#8217;nın meşalesi olmuştu. Tıp, matematik gibi Arap fenninin kaynaklarından biri idi.” (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam, s. 5, 64) “Haçlılar, beraberinde geriye tıp bilgilerini, hastaneleri, hamamları, astronomi, geometri ve edebiyat kitaplarını, musiki aletlerini, pusulayı ve denizcilik sanatını getirmiştir.” (Taceddin Ural, Papa bir puttur, s. 119) “İlimlerin Mısır’dan Hindistan’dan Yunanistan ve Bizans yoluyla Doğu Müslümanlığına ve İspanya’ya, oradan Avrupa’ya ve nihayet Amerika’ya geçmesi, tarihin en dikkat çekici akışlarından biridir.” (Will Durant,  İslam Medeniyeti,  s. 97, 260) “İslam ilmi, eski Yunan matematiğini, fizik, kimya, astronomi ve tıbbını korudu, geliştirdi ve bunu zenginleştirip Avrupa&#8217;ya iletti. İslam tıbbı 500 yıl Avrupa&#8217;ya hükmetti. Müslüman felsefesi, Aristo felsefesini koruyarak ve ‘değiştirerek’ Avrupa’ya hediye etti. İslam medeniyetinin parlak faaliyetinin bir kısmı eski Yunan&#8217;dan kalanlarla beslenmiş olabilir; ancak büyük bir kısmı, bilhassa siyaset, şiir ve sanat tamamen orijinaldir ve paha biçilemez değerdedir.” (Durant, s. 260, 262) “Goldziher: “Avrupa&#8217;da Simya, Araplara bağlanmışsa da modern kimya Araplara daha çok şey borçludur.” Bernard Lewis: “Tıp sahasında Müslümanlar, Greklerin temel görüşlerini pratik gözlemler ve klinik tecrübeleri ile zenginleştirdiler. Matematik, fizik ve kimyada onların payı çok daha orijinaldir. Cebir, geometri ve özellikle trigonometri, Müslümanların geliştirdiği ilim dallarıdır.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 365, 368)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. George Saliba, ‘İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans’ının Oluşumu’ adlı eserinde, ‘Kopernik&#8217;in çalışmalarıyla, daha önce yapılan çalışmalar arasındaki benzerliklere dikkat çeker ve Kopernik&#8217;in, Arap kaynaklarında hâlâ korunmakta olan fikirler ve matematiksel teknikleri, kendi çalışmalarına dahil etmeye çalışırken yaptığı hataları ve benzerlikleri ortaya çıkardığını’ söyler. İbni Şatır&#8217;ın ay modeli gibi tıpatıp çözümler, Tusi&#8217;nin çifte bağı ve Şatır&#8217;ın Merkül modelini benimsemesi gibi örnekleri sıralar ve “İslam biliminin Rönesans&#8217;tan sonra bile Avrupa&#8217;nın bilimsel geleneğini önemli ölçüde etkilediğini” belirtir. (George Saliba, s. 9) Hiç kimse, İslam bilginlerinin yeni bir bilim tarzı ortaya çıkarmış olabileceğinin, Yunan biliminin aslında yetersiz, eksik, çelişkilerle dolu olduğunun farkına varamamıştır. Rönesans ile, İslam bilimsel malzemesinin bilinçli bir biçimde atlanıp tüm bilim ve felsefenin başlangıcını Grek-Roman mirası ile açıklanmaya çalışılmıştır. (George Saliba, s. 16-17) Halbuki Bizans topraklarında klasik Yunan bilimsel metinleri, kitapları dolaşımda değildi. Zaten Bizans bilimi daha çok astronomi değil astroloji ile ilgiliydi ve bu konudaki bilgilerde, &#8220;zayıf ve etkisiz&#8221; idi. (George Saliba, s. 19) Bizans devleti resmi politikasının, &#8220;felsefeyi bastırmak&#8221; olduğu tarihi bir gerçek iken, bu iddianın, Yunan biliminin Arap topraklarına taşınmasını anlatamayacağı açıkça ortadadır. (George Saliba, s. 23) Batlamyus&#8217;un ‘Elmecisti&#8217;sini çevirmiş olan Haccac bin Matar, Arapça çevirinin özgün Yunancasındaki hataları düzeltmiştir. (George Saliba, s. 81) Haccac&#8217;a teknik terimleri ve bu kitabın hatalarını düzeltmeye kim öğretmiştir?  Harezmi, 2. derece denklemlerinde yeni bir cebir disiplinini oluşturmuştur ve bu ‘Yunan kaynaklarının çevirisinden önce’ olmuştur. Harizmi&#8217;ye bunları kim öğretmiştir? Yunan bilimsel metinleri çevrilirken, Hey&#8217;e gibi Yunanlılarda olmayan özgün bir bilim dalının oluşması çarpıcıdır. Tüm bunlar, ilk kez çeviri yapmaya başlayan insanlar için ‘olanak dışıdır.’ Habeş el Hasib&#8217;in, trigonometri ve matematik projeksiyon alanında kaydettiği şaşırtıcı ilerlemeler, Hint ve Yunan kaynaklarında bilinenin de ötesine geçmiştir. Habeş, düzlem-küresel usturlapların projeksiyon tasarımını yapmıştır. Bu projeksiyonlar daha  eski medeniyetler tarafından bilinmiyordu. Bu ilk nesil, Hint rakam sistemini o denli geliştirmiştir ki, Şam&#8217;da Uklidisi&#8217;nin metninde ondalık virgül ile ondalık kesirlerin ilk kez ortaya çıktığını görürüz. Özetle, yeni bir cebir ve trigonometri ve hey&#8217;e, yeni projeksiyonlar, Hint rakamlarının girişi, ondalık kesirlerin gelişmesi gibi sonuçların, o alanda ‘daha önceden çalışma yapılmadan, aynı anda ortaya çıkması’ olanaksızdır. Bilimsel aletler hiç yoktan yaratılamaz, normal koşullarda bu özellikler hep birden, aynı anda değil, zaman içinde, yavaş bir tarzda gelişir. Haccac, Harizmi ve Habeş gibi bilginler ekliptik eğikliğinin, Batlamyus&#8217;un belirttiği gibi 23;51,20 veya Hint kaynaklarında belirtildiği gibi 24,48 değil, 23;30 olduğu gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar, ilk kez gözlem yapan deneyimsiz gökbilimcilerin çabaları ile elde edilemez. Devinim parametresinin değerinin 66 yılda bir derece olarak tanımlanması veya solar denklemin veya solar apoje hareketinin değerlerinin tanımlanması, deneyimsiz gök bilimciler tarafından gerçekleştirilemez.  Bir de bunlara, Muhammed bin Musa bin Şakir ve kardeşleri Ahmet ile Hasan&#8217;ın, gök bilimine Yunan gözlemsel ve kuramsal yaklaşımlarının ‘eleştirisini’ ekleyin! Metinleri ilk kez çevirmek için çabalayan kimseler, böyle bir olgunluğa varmış olamazlar. (George Saliba, s. 32-36) Özetle, Yunan metinlerinin çevirilerinden önce de bilimsel çalışmalar yapılmakta idi ve bu bilimsel çalışmalar Rönesans&#8217;ın da temelini oluşturmuştur. Neugebauer, Pingree, Tihon ve meslektaşlarının ve en son Mavroudi&#8217;nin bağımsız çalışmaları olmasa, kimse İslam ve Bizans dünyaları arasında, beklenenin tam tersi yönde zengin bir bilimsel alışveriş olduğunu bilmeyecekti. Sorunlardan biri, Avrupa Rönesans&#8217;ının dış etkilerden bağımsız olduğu üzerinde ısrar edilmesidir. İslam dünyasından Avrupa&#8217;ya matematik teoremlerinin aktarımını görmezden gelirsek, bu teoremlerin Latin Rönesans metinlerinde, aniden ortaya çıkışını açıklayamayız. İslam dünyasındaki gökbilimcilerin birkaç yüzyıl o teoremleri kullandıklarını da biliyoruz. Bar Hebraeus&#8217;un eserini düzenleyip çeviren oryantalist François Nau, Arap gök bilimsel devriminden epey etkilenmişti. Ama Nau eseri çevirirken, &#8220;ayın kürelerinin doğası&#8221; ile ilintili olan &#8220;tuhaf şeyleri&#8221; anlayamamıştı. Bu şeyler aslında, Batlamyus&#8217;un gök bilimine olan itirazların listeleri idi ve bu eleştiri, Arap kaynaklarında 9. yüzyıldan itibaren listelenmiş ve sistemleştirilmişti. İbni Nefis, büyük Yunan hekimi Galen&#8217;in eserini kontrol etmek ve bu eserde bir tıp hatasına işaret etmek cesaretini göstermiştir. Galen, kanın kalpte temizlendiğini ileri sürmüştü. İbni Nefis, akciğerlerden geçerek temizliğini açıklamıştır. Ebubekir Er -Razi&#8217;nin ünlü kitabı, ‘eş Şukuk ala Calinus&#8217;ta (Galen hakkındaki kuşkular) benzer eleştirel içerikler vardır. (George Saliba, s. 39-42) İslam bilimsel disiplinleri hakkında bildiklerimizin buzdağının henüz tepesi olduğunun farkındayım. (George Saliba, s. 44) Kısaca, felsefenin ve bilginin Bizans&#8217;tan Arapçaya doğrudan aktarımı söz konusu değildir. (George Saliba, s. 60) Bilimin, İslam medeniyetine başka bir medeniyet ile &#8216;doğal&#8217; bir temas sonucu gelmediğini, çünkü temas edilecek böyle bir medeniyetin var olmadığını görmemiz gerekir. Bilinçli bir elde etme süreci olduğu sonucuna rahatlıkla ulaşmaktayız. (George Saliba, s. 63) 10. yüzyılın ortalarına kadar Bizans topraklarında filozoflara zulüm yapılmış, antik kitaplar kapalı tapınaklarda saklanmıştır. Yunan kaynaklarını okuyup, onları komşu İslam medeniyetine geçirebilecek derecede bilgi sahibi Bizanslılar olmadığı için de, klasik temas kuramının geçerli olamayacağı yeniden onaylanmıştır. (George Saliba, s. 66) Yunanlılar, cebiri Harezmi&#8217;nin ifadelendirdiği şekilde bilmiyorlardı. &#8216;Divan&#8217; adı verilen bilim dalı geliştikçe, gelirler ile ilgili işlemler ve aritmetik işlemleri de gelişmiştir. Su dağıtımı, hendek kazılması, günlerin uzaması-kısalması, güneşin dönmesi, yıldızların yükselişi, üçgenin, karenin, poligonların yüzey ölçümleri, kemerler, su dolapları, hesaplar vd. divan ilminin detaylarındandı. (George Saliba, s. 71) İlk zamanlarda ‘Divan/hendese/geometri bilen Farslılar, zamanla bu ilmi öğrenen Araplara makamlarını kaptırdılar. Bunun üzerine onlar da, daha ileri seviyede felsefe-bilim öğrenip, tekrar o makamları geri almışlardır. (George Saliba, s. 77-79, 83) Yunan bilimlerinin elde edilmesinin sadece bir kör kopyalama olmadığı, zamanın ihtiyaçlarını karşılamak için ayarlanmış olduğu görülmektedir. Çeviri hareketi daha üstün bir kültürün taklit edilmesi değildi, tersine kaynağında unutulmuş olan metinlerin dışarı çıkartılması idi. Bu klasik eserler, yıllarca mahzenlerde tutulmuş, ancak Bağdat&#8217;tan gelen talep üzerine dışarı çıkarılmış ve Bağdat&#8217;ta değerlendirilmiştir. Çeviri ve Arap özgün bilimlerini oluşturma aynı anda yürümekte idi. Özgün bilgileri oluşturma etkinliği, ileri seviyeye metinlerin ‘çevirmesinden önce başlamıştı’ ve bu etkinlik, çevirilerden yararlanılarak daha da ilerlemişti. (George Saliba, s. 81, 93) Çeviriler ile Yunan mirası yeniden değerlendirilmiş, cebir, trigonometri gibi yeni bilimler ortaya çıkarılmıştır. (George Saliba, s. 82) Çevirilerde teknik terimlerin Arapça asılları kullanılmıştır. Demek ki, önceden o ilmi seviyeye ulaşılmıştı. (George Saliba, s. 83) Prof. Jacques Risler tarafından, &#8216;Batıya Trigonometriyi öğreten adam&#8217; olarak tarif edilen Battani de yazdığı &#8216;Şerhu&#8217;l makalati&#8217;l-erbai li-Batlamyus&#8217; adlı eserde Batlamyus&#8217;un hatalarını tek tek bulmuş ve onun trigonometri bilmediğini ispat etmiştir. (Ali Çankırılı, Batıda İlmi Skandallar, s. 41) “İslam, bilimi aldı, korudu ve sonra Batıya devretmedi. Bu bilim, çevirilerden önce gelişmeye başlamış, bu bilimler ile beraber gelişmesini sürdürmüş ve ileri bir seviyeye ulaşıp sonrada bu bilimi batılılara Endülüs’ten Bağdat’a, üniversiteler vasıtası ile ulaştırmıştır.” Cihazlar geliştirilmiş, yeni yöntemler bulunmuş, solar apojenin 11 derece yer değiştirdiği keşfedilmiştir. Bu ince gözlemleri yapacak, bugün bile kullandığımız hassas değerleri saptayacak gökbilimciler eğitilmiştir. Tüm bunlar, çevirmekte oldukları Yunan metinlerini henüz kavramaya başlayan acemiler tarafından bulunamazdı. (George Saliba, s. 95-97) Tusi, görünen solar diskin, Batlamyus&#8217;un söylediği gibi sabit olmadığını, boyutunun değiştiğini keşfetmiştir. İbni Şatır, güneşin hareketini anlatan bir matematik model geliştirmiştir. Düzeltmeler, yeni teknikler, yeni çözümler ve gelişmeler, Yunan bilimsel başyapıtlarına eleştirel bakışın sonucuydu. Mesela, Abdurrahman el Sufi, ‘Suver el-kevakib el-Sabite’ adlı kitabını, Yunan geleneği ile uzun tartışmalar ve Batlamyus&#8217;un metnine karşıt fikirlerle doldurmuştur. Batlamyus&#8217;un eserindeki güncellenmesi gereken alanlar, zamanın bilgilerine uyarlanmıştır. (George Saliba, s. 100) Çevirmenler, zaten Yunan geleneğine de yabancı olan alternatif trigonometrik alanın varlığını öğrenemezlerdi. Küresel sinüs kuramını keşfeden Tusi, sinüs yerine tanjant fonksiyon kullanan başka bir dizilimi bu kurama eklemiştir. (George Saliba, s. 101) Kısaca Batlamyus&#8217;un ‘El-Mecisti’ metnine yapılan müdahalenin özeti; ‘matematiksel güncelleme veya hataların düzeltilmesi’ değil, başta gökbilim olmak üzere metnin ‘bütünü ile yeniden yapılandırılması ve düzenlenmesi’ idi. Yeni şeyler eklenmiş, bazı kısımlar çıkartılmış, çelişkiler ayıklanmıştı. (George Saliba, s. 102) “Müslüman alimlerin altyapıları, çevirilerden önce zaten vardı, çevirilerle beraber düzeltmeler de yapıldı ve sonra özgün kuramlar oluşturuldu ve yeni bilimsel teoriler ileri sürüldü.” (George Saliba, s. 108-109) Heysim&#8217;in oluşturduğu kavramlar, Yunan mirasını kınamakla kalmıyor, tutarlı bir bilimin temelini de atıyordu. (George Saliba, s. 112) Heysem&#8217;den sonraki gök bilimsel gelişmeler ve aynı zamanda ortaya atılmaya başlanan soruların Avrupa Rönesans&#8217;ı zamanının soruları ile benzerliği dikkat çekicidir. Tusi, ‘Tezkire’ adlı eserinde Batlamyus&#8217;a alternatif kendi modellerini sunar. (George Saliba, s. 119, 121) Ehaveyn, el-Hafri ve Gıyaseddin Mansur Şirazi ise, Batlamyus gök biliminin sorunlarını saymanın ötesinde çözüm önerileri de getirirler. (George Saliba, s. 112,124, 125, 168, 170) Ali Kuşçu ise, Batlamyus&#8217;un Merkür ile ilgili çıkmazına en zarif çözümlerden birini sunar. (George Saliba, s. 123) İslam gökbilim geleneği öyle bir olgunluğa erişmişti ki, daha önce “düşünülmemiş konular ortaya atılabiliyor, yeni problemler, ilişkiler, kurumsal stratejiler üzerinde duruluyor, alimler kendi modellerini sunuyorlardı.” Bu tarz araştırmalar sadece gökbilim ile sınırlı kalmayıp, diğer bilim alanlarına da yayılmıştı. (George Saliba, s. 128) Bizans ve Sasani kültürleri bilimsel incelikten yoksundu. Müslüman alimler sayesinde, Yunan klasik fikirleri çürütülme ve değiştirilme yolu ile yeniden dolaşıma girmiştir. (George Saliba, s. 132) Çevirisi yapılacak metinlerin bilinçli ve istekli seçimi, bu metinlerin kabul edilmesi veya reddedilmesi konusunu etkilemiştir. (George Saliba, s. 133) Ebubekir er-Razi, Galen&#8217;in iddialarına itiraz etmiş, su çiçeği ile kızamık arasındaki farkı anlatmıştır. Abdüllatif el-Bağdadi ise, &#8220;Gözlem her zaman sözcüklerden daha güçlüdür.&#8221; diyerek, gözlemin öneminin altını çizmiştir. (George Saliba, s. 135) Bilim insanları, Yunan geleneğinin hatalarını temizleyip, Yunan yazarlarının bilmediği alanlarda kendi geleneklerini oluşturmuşlardır. Matematiği, fiziksel görüntüleri açıklamak için kullanan Hafri sayesinde bu disiplin ivme kazanmıştır. (George Saliba, s. 136) Müslümanlara özel ilmi elhey&#8217;e yani astronomi ilmi ile fiziksel gerçekliğe aykırı olmayan matematik modelleri tanımlama yoluna gidilmiştir. (George Saliba, s. 139) Batlamyus gökbiliminin sorunlarını çözmek için yeni kavramlar veya yeni matematik teoremleri türeten el-Urdi, Tusi, Şirazi, Hafri, Şatır gibi gökbilimcilerin çalışmaları daha sonra, Rönesans&#8217;ı da etkilemiştir. Tusi bir teorem bulmuş, Kopernik ve Rönesans gökbilimcilerinin hepsi bu teoremi kullanmıştır. (George Saliba, s. 162) Noel Swerdlow: &#8220;Kopernik, Tusi tarafından icat edilen ve kullanılan iki cihazdan birini kullanarak yörünge düzlemlerinin salınımını açıklamıştır.&#8221; demektedir. (Noel, Commentariolus, s. 488) Kopernik, İbni Şatır&#8217;ın ay modelinin aynısını kullandı ve Merkür&#8217;ün hareketini açıklamak için ibni Şatır gibi ‘Tusi çifte bağı’ kullandı.  (George Saliba, s. 167) İslam gökbilimindeki gelişmeler, bu kültürün ne denli titiz ve özenli olduğunu ve bilimsel düşüncesini gelişen tutarlılık ve kesinlik ölçütlerine göre nasıl kusursuzlaştırdığını bize göstermektedir.  (George Saliba, s. 172) Urdi: &#8220;Astronominin konusu, Allah&#8217;ın en inanılmaz eseridir, en muhteşem oluşumu ve en iyi uygulamasıdır. Kanıtlar ise geometrik ve aritmetiktir ve dolayısıyla kesindir. Bu yolla zihin, yüce Allah&#8217;ın varlığının tartışılmaz kanıtına sahip oluyor, yaratıcının muhteşemliğini, bilgeliğini ve gücünün enginliğini sergiliyor. Allah&#8217;ım! Yaratıcıların en büyüğü ve yücesi sensin.&#8221; (Urdi, Kitap al Hey&#8217;e, s. 27) Tusi, Batlamyus&#8217;un dilinin gökbilime aykırı olduğunu ilan etmiştir. (George Saliba, s. 182) Galileo da, Tusi çifte bağını kullanarak, iki karşıt hareketin arasındaki duraksama fikrini çürütmüştür. (George Saliba, s. 184)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din ve gökbilim: Çoğu ‘hey&#8217;e yazarının aynı zamanda tanınmış din bilgini olduğunu tahmin etmek zor değildir. Din sayesinde gelişen bilimlere örnek vermek gerekirse: Mikat, yani namaz zamanlarını belirleme ilmi sayesinde trigonometri kuralları gelişme göstermiştir. Trigonometri sayesinde astronomide de ilerleme sağlanmıştır. Dinin sağlıklı bir bedene sahip olma vurgusu, tıp ile din uygulamaları arasındaki ilişkiyi geliştirmiştir. Galen, kalbin işleyişi ile ilgili olarak eleştiren ve sonunda kanın akciğer dolaşımını bulan ibni Nefis, aynı zamanda uygulamacı Şafii hukukçusu idi. E. S. Kennedy: &#8220;Düzlem ve küresel üçgen çalışması (trigonometri) aslında Arapça yazan bilim insanları tarafından yaratıldı ve bu ifadenin geçerli olduğu tek matematik dalı budur.&#8221; demektedir. (Studies in the Islamic exact sciences, 327-344) Kopernik, İbni Şatır&#8217;ın üst gezegen modelini kullanmıştır. Din bilim ilişkisi, Avrupa&#8217;daki bilim ve din arasındaki çatışmanın tersine, çok sağlıklı idi. İslam toplumunda din ve bilim arasında bir çatışma yoktur. (George Saliba, s. 186-191) Kopernik&#8217;in yaptığı şey, İbn-i Şatır&#8217;ın modellerini almak, güneşi sabit tutmak ve yerküre ile onu merkez almış tüm gezegenleri, güneşin çevresinde döndürmektir. Yunan metinlerinden çok Arap kaynaklarına benzemektedir. İslam dünyasından Avrupa&#8217;ya aktarılan bilgi, Rönesans bilimini etkilemiştir. (George Saliba, s. 195) Victor Robert tarafından yazılan ve ‘Isis&#8217;te yayınlanan makalenin başlığı şöyledir: İbni Şatır&#8217;ın güneş ve ay kuramı: Kopernik öncesi Kopernik modeli. (Isis, 48; 428-432) Bu buluş, doğal olarak bilim dünyasını alt üst etmişti. Yaygın inanış, Rönesans biliminin yoktan yaratılmış olduğu idi ve yine bu inanışa göre Rönesans biliminin klasik Yunan kaynaklarından esinlendiği ama İslam kaynakları ile hiçbir ilgisi olmadığı şeklinde idi.  (George Saliba, s. 196) Neugebauer, Tusi çifte bağının matematiksel kanıtına, Tusi&#8217;nin ‘Tezkere&#8217;sinde rastlanmıştır. (George Saliba, s. 198) Kopernik ise, aynı teoremi 1543&#8217;te çok benzer bir kanıtla açıklamıştır. (George Saliba, s. 200) Swerdlow şöyle der: &#8220;Kopernik&#8217;in Merkür modeli, İbni Şatır&#8217;ın modeli ile aynıdır.&#8221; (N. M. Swerdlow, Mathematical Astronomy in Copernicus’ De Revolutionibus, s. 500) Bu kanıtlar, İslam dünyasından Rönesans dünyasına gökbilim fikirlerinin taşındığı iddiasını güçlendirmektedir. Kopernik, Müslümanlardan aldığı bu bilgileri kendi gökbilimini oluştururken ‘özgürce ve bazen de Merkür örneğinde olduğu gibi tam anlamıyla anlayamadan’ kullanır. Artık Kopernik&#8217;in eserleri ile Tusi ve İbni Şatır&#8217;ın eserler arasındaki benzerlikleri saptayabiliyoruz. (George Saliba, s. 209-211) İslam topraklarından Avrupa kentlerine, kendi ülkelerinin bilimini götüren bilim insanları bulunmaktadır. Rönesans bilim insanları, bilimsel etkinliklerdeki son gelişmeler için Yunan klasik kaynaklar yerine İslam dünyasına bakıyorlardı. Bu durum, gökbilim ve tıp gibi sürekli yenilenmesi gereken deneysel alanlar için özellikle geçerliydi. Vesalius&#8217;un, &#8220;Bu Araplar şimdi bize Yunanlılar kadar yakın&#8221;  ifadesi çok şey anlatmaktadır. (George Saliba, s. 229-230)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa&#8217;da var olduğu iddia edilen bilim, din çatışması İslam medeniyetinde geçerli olmamıştır. “Gazali sonrası dönemi için bile” bu iddia doğru değildir. (George Saliba, s. 240)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-14872" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3568468649469.jpg" alt="" width="269" height="374" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14873" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/5846964906568.jpg" alt="" width="402" height="365" />  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14875" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/54696469649596.jpg" alt="" width="323" height="287" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14876" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/85685368369.jpg" alt="" width="240" height="291" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14874" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/56846964964935.jpg" alt="" width="410" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sigrid Hunke, ‘Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi’ adlı eserinde özetle şunları söylemektedir: “Batının sayısız değerler borçlandığı İslam medeniyetinden söz ederek hakikatin ortaya çıkarılma zamanının geldiğine inanıyoruz. Batı’nın tarih, ilim, fikir, sanat eserlerinde Yunan ve Roma dönemleri uzun uzun  anlatılırken sonraki bin yıl sanki hiç yaşanmamış gibi hemen Yeni Çağa atlanır. Müslümanların tam yedi yüz yıl boyunca medeniyet ışığını taşıdıklarını, Yunanlılardan iki kat daha fazla insanlığı aydınlatmış olduklarını ağızlarına bile almazlar. Batılılara  göre Müslümanların rolleri sadece İlk Çağ Yunan bilim hazinelerini batıya aktarmaktan ibarettir. Buradaki asıl amaç, İslam medeniyetinin Avrupa’ya hocalık eden büyük başarılarını unutturmak ve onlara hakaret etmektir.” (Sigrid Hunke ise, Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi, s. 14) Artık Batı Dünyasının şükran duyguları borçlu olduğu bir toplumdan bahsetme zamanı gelmiştir. Orta Çağda Müslümanlarla Batılıların 750 sene süren komşulukları esnasında Yunanlılara nazaran insanlık medeniyetini en az iki kat geliştirip Batıya birçok konuda tesir ettikleri, Müslümanların dini inançlarından dolayı her zaman göz arda edilmişlerdir. (Hunke, s. 18) Amalfi’li Flavio Gioja, pusulanın  ilk mucidi bilinirken aslında Araplar bunu çok önceden kullanmış, Haçlı Seferleri sırasında Maricourt’lu Petrus Müslümanlardan aldığı bilgileri 1269’da Fransa’ya sunmuş ve ancak elli sene sonra 1320’de İtalyan F.Gioja pusulayı ‘sözde’ keşfetmiştir. (Hunke, s. 48) Arap medeniyeti, ticaret, haçlı seferleri, gezginler vasıtasıyla Batının günlük hayatına ekonomik ve kültürel yönden olumlu yönde etkilemiştir. (Hunke, s. 53) Dünyanın bütün medeni milletleri Arapların bize öğrettikleri rakamları kullanmaktadır. Araplar sayı yazımlarını Hintlilerden almış, geliştirerek Avrupalılara aktarmıştır. Mesela, 487,  Roma rakamları ile CCCCLXXXVII şeklinde yazılmakta idi. Bu ve benzeri en basit bir hesabı yapmaya bile imkan vermeyen sistemden Avrupa’yı Araplar kurtarmıştır. (Hunke, s. 56, 59) Algoritma’yı 12. asırdan itibaren Avrupa’ya el-Harezmi öğretmiştir. Fakat bu gerçek Batıya ancak 1845 yılında Fransız Reinand ile getirilebilmiştir. El-Harezmi’den önce Batıda özel bir matematik ilmi yoktu. (Hunke, s. 65-66)  12. asırda bir papaz, “Piza’nın caddelerini dolduran ve şehre vahşi çehrelerini veren kafir, korkunç deniz canavarları” şeklinde tarif ettiği Araplardan, Avrupa’da bilimin öncülerinden kabul edilen Piza’lı Leonardo da (Başta matematik hocası Sidi Ömer’den) dersler almıştır. Leonardo, İskenderiye ve Şam kütüphanelerini altına üstüne getirir ve bu bilgilerle ülkesine döndükten sonra zaman içinde meşhur olur. (Hunke, s. 76, 79-81) Arap astronomistlerinden Muhammed İbn-i Musa, Batlamyus’un “Astronomi cetvellerini” düzeltmiştir. (Hunke, s. 96) Halifenin emri ile dünyanın çevresini ölçmüştür. Felsefe, mantık ve meteorolojiyle de ilgilenmiştir. Kardeşi Ahmet ise tekniğe düşkün, ev ve el  aletleri mucitçisidir. Mekanik sanatında Heron gibi şahısların elde edemediği neticelere ulaşmış biridir. (Hunke, s. 98) Astronomi ilminin gelişmesi, yeni keşiflerin bulunması ve ilerlemesi ne Romalı ne Hintli; ilk defa Araplar sayesinde olmuştur. Kur’an’daki gökleri araştırma ile ilgili ayetler ve Efendimizin “gök ve yerler Allah’ın varlığını hatırlatır.” mealindeki hadisler Müslümanları astronomiye yöneltmiştir. (Hunke, s. 105-106) El-Battani, Nasiruddin et-Tusi, Uluğ Bey, Biruni gibi alimler yanında İbni Firnas gibi alimler de, Endülüs’te 880 yılında ilk uçağı icat etmiştir. (Hunke, s. 108) Araplar, Ptolomeus’un basit kadranını (Saat- pusula düzlemlerini) geliştirerek yeni aletler icat etmişlerdir. Ayrıca Araplar sekstant ve oktant aletlerini ve çalar güneş saatlerini bulmuşlardır. (Hunke, s. 113) Araplar miras aldıkları kültür hazinelerini, bir reçete gibi kabullenmemişlerdir. Ele geçirdikleri yabancı bilgilerin sonuçlarını hemen kontrol edip hatalarını düzelttikten sonra, bunların üzerine yeni bilgiler eklemeye başlamışlardır. Onlar deney ile ispatlamadan hiç bişey kabullenmemiştir. Mesela Sabit Bin Kurra, Aristo ve Ptolomeus’un eserlerini tenkit eden eserler yazmış, astronom Theon’un gözünden kaçan eski bilgileri eleştirmiş ve geliştirmiştir. Hiparch ve Ptolomeus’dan beri süre gelen birçok hatayı düzelten, yenileyip geliştirenler de Araplardır. (Hunke, s. 121) Batı, el-Hıvarizmi ve Me’mün cetvelleri ile el Battani’nin Sabii, İbn Yunus’un Hakimi cetvellerini, Alfons’un cetvellerine esas teşkil eden es-Sarkali’nin Toledo cetvellerini alarak, Kopernik devrine kadar onları kullanmıştır. Fransız Sedillot, “Bağdat astronomları daha 10. asrın sonlarında, nihai noktalara varmış durumdaydılar” demektedir. (Hunke, s. 116) Mesela bunlardan el-Fergani, ekliptik eğimi ve güneşin yörüngesini ilk bulanlardandır. Sabit Bin Kurra ise, dünyanın güneş etrafındaki dönümünü iki ayrı metotla ölçmüştür. Batıda Alhazen lakabıyla tanınan Hasan İbni Heysem ise, ışığın kırılması nazariyesini ileri sürmüştür. Öklid ve Ptolomeus gözün ışık yaydığını ileri sürerken, İbni Heysem ise ‘göz ışık yaymaz, cisimlerden göze ışık gelir, adeseden geçerek görünür olur’ der. Heysem ayrıca ayın ışığını güneşten aldığını, fotoğrafçılıktaki karanlık odayı, hava tabakasının 15 km olduğunu, projektörün etki kanununu, ilk okuma gözlüklerini bulandır. (Hunke, s. 120-121) el-Bitruci, gezegenlerin sürüklenmeleri ve dış merkezli dairelere dair teorileri ileri sürmüştür. el-Kindi, açıların pergel ile ölçümünü ve sıvıların izafi ağırlıklarını hesaplamıştır. Ali b. Süleyman 1000 senesinde ‘atom nazariyesini’ ileri sürmüştür. (Hunke, s. 122) Şüphesiz Kopernik bu alimlerin eserlerinden etkilenmiş ve fazlasıyla yararlanmıştır. Kopernikvari dönüş nazariyesini 500 sene öncesinden el-Biruni bulmuştur. 1800’lü yıllarda bile İbni Yusuf’un eserlerinden yararlanılmakta idi. (Hunke, s. 117) Karanlık oda, pompa ve torna ile ilk uçak makinesinin sözde mucidi Da Vinci birçok yönden Araplara tabi/bağlı olmuş, el-Heysem’den ilhamlar almıştır. Galile Teleskopu’nun arkasında da, el-Heysem’in gölgesi vardır. (Hunke, s. 120) Kısaca deneysel araştırmaların ilk öncüleri Roger Bacon veya Baco Von Verulam, Leonardo Da Vinci veya Galile değil, Araplardır. (Hunke, s. 119)  İbni Bace (Avempace), İbni Tufeyl (Abubecer), İbni Rüşd (Averroes), el- Bitruci (Alpetragius) tarafından yönetilen, Aristo ile Ptolomeus’un görüş tarzları arasındaki fikri mücadele, 13. ve 14. asırlarda Endülüs’ten Fransa, Almanya ve İngiltere’ye uzanır. Büyük Albert, Thomas d’Aquin, Roger Bacon, Jean Buridan, Dietrich gibi mücadelecilerin sahneye çıkmalarına vesile olur ve Batı düşüncesini ve tefekkürünü harekete geçirir. Araplar matematiğin üstadı idiler. Romalılar bu sahaya hemen hemen hiçbir şey getirmediler. Araplar yeni ilim dalları meydana getirdiler, diğerlerini de Hintlilerle Yunanlıların ulaştırdıkları seviyeden çok yukarı çıkardılar. “Rönesans’ımızın üstatları, onun için Yunanlılar değil, bilakis Araplar oldular.” Arap matematik zekasının, ‘ilimlerin en güzel dalı’ saydıkları bu hesap dalına büyük düşkünlüğü vardı. Aritmetiği sistematikleştiren el-Harizmi’dir. Piza’lı Leonardo, başta cebir olmak üzere bilgilerini Ebu Kamil eş-Şuca’, el- Biruni, İbni- Sina, el- Karaci gibi alimlerin eserlerine borçludur. Virgülün arkasındaki ondalık kesirle hesap yapmayı da Araplar bulmuştur. Cebirdeki bilinmeyen işareti ‘x’ de Arap işaretidir. Araplar bilinmeyen meçhule “Şey” derlerdi. Kısaca bunu “ş” ile gösterirlerdi. İspanyolcada, “ş” harfini karşılığı ise “x” işaretidir. Araplar sinüs, tanjant kurallarını, trigonometrinin esas formlarını oluşturdular. Batı, Sexagesimal hesap ile dairenin altmışa bölünmesini de Araplardan öğrenmişlerdir. Ayrıca Araplar, Batılılardan 700 yıl önce diferansiyel hesabını ortaya çıkarmışlardır. Batı, karanlıklardan aydınlığa çıkmasını Araplara borçludur. Araplar ilmi düşünce ve araştırmayı ateşleyerek, harekete geçirip, beslediler. Rakamları, geliştirdikleri aletleri, aritmetik, cebir, kürevi trigonometri ve optikleri sayesinde batıyı tabii ilimler sahasında artık kendi alet ve keşiflerine dayanarak ilerlemeye kalkışacak bir seviyeye getirdiler. (Hunke, s. 124-130) Agrippa von Nettesheim: “İbni Sina, er- Razi ve İbni Rüşt’ün eserleri, Hipokrat ve Galen’inkilerle aynı değerde kabul olunmuşlardır.” derken (Hunke, s. 139) Aziz Chrysostomus ise, hasta bir Hristiyan’ın Müslüman bir doktora tedavi olması halinde kiliseden aforoz edileceğini ilan eder. Aynı dönemlerde Kahire doktorlar odası başkanı İbni Rıdvan ise, “doktor düşmanlarını da aynı ruh, alaka ve özenle tedavi etmelidir.” demektedir. (Hunke, s. 147) Haclı seferlerinden dönüşte Avrupa’da tıp ilerlemeye başlar. İlk hastanelerden biri Paris’te kurulur; Hotel-Dieu/Tanrının konağı. Yer samanlarla kaplıdır, kadın erkek karışık, bulaşıcı hastalık taşıyanla hafif hasta yan yana ve ortalık haşereden geçilmez durumdadır. (Mak Nordau, Aus dem Wahren Miliarlande, I/121) O dönemde İslam âlemindeki bir hasta ise, özel oda, banyo, iyileşince dinlenmesi için 5 altın para, kitap ve müzik desteği, temizlik, beyaz çarşaflar ve aydınlık bir ortam ile tedavi vermektedir. (Hunke, s. 149) 10. asırda sadece Kurtuba’da 50 hastane bulunmaktadır. Köylere kadar ulaşan sağlık merkezleri yanında hapishanelerde bile hastaneler kurulmuştur. Tedavi parasızdı ve iyileşene elbise ve hemen çalışmaya başlayıp dermansız kalmasın diye bir aylık para yardımı yapılıyordu. (Hunke, s. 153) Tıpta ilk kez ihtisas imtihanını Araplar meydana getirmiştir. (Hunke, s. 159) Tıp ve kimya başta, birçok alanda 230 eser bırakan Razi, dünyanın iki mihver etrafında döndüğümü, güneşin dünyadan büyük, ayın ise küçük olduğuna ve feza boşluğu, mıknatıs gibi, çiçek- kızamık, sağlık lügati, pratik sağlık bilgileri, böbrek, çocuk hastalıkları alanlarda da eserler vermiştir. O aynı zamanda, kimyayı tıbbın hizmetine ilk sokan kişi olmuştur. (Hunke, s. 162-172) Batıda akıl hastaları kötü ruhun tesirinde kabul edilip dayak ile tedavi edilmeye çalışılırken, Arap ülkelerinde sinir hastaları uzman kliniklerde tedavi görürlerdi. Bu konuda Batıda ilk adımlar ise ancak 1751 yılında İngiltere’de atılmıştır. (Hunke, s. 174) İbni Nefis, ilk kez kan dolaşımını bulan kişidir. (Hunke, s. 179) Halbuki daha sonra Batılı Colombo, bunu kendisinin bulduğunu ileri sürmüştür. (Hunke, s. 182) İbni Sina şarbonu ilk kez tam olarak açıklarken, et-Tabari ise, uyuz hastalığına neden olan paraziti bulmuştur. İbn-i Rüsd’ün çiçek hastalığı üzerine yaptığı buluşlardan 200 sene sonra bile Kayzer I. Maximilian bir kararname ile çiçek hastalığının ilahi bir ikaz olduğunu, bunu inkarın küfür demek olduğunu ilan etmekte idi.  9. asrın ilk yarısında ise Maseveyh, cüzzam hastalığını her yönü ile açıklarken Avrupa’da ise 16. asrın başlarında bile cüzzamlıların kaderi tamamen kilisenin elinde idi. (Hunke, s. 188–189) Veba 14. asırda Avrupa’yı kasıp kavururken, 1348 yılında tıbbi bir rapor yazan Montpellier Üniversitesinden bir profesör, vebanın yayılma nedeni olarak hasta bakışlarının olduğunu ileri sürerken aynı yıllarda (1348) Gırnata sultanının veziri İbn-i Hatib, vebanın temas ile bulaştığını tespit etmiştir. (Hunke, s. 191) Arap Doktor Ebu’l-Kasım, hemofili üzerine açıklamalarda bulunur, Yunanlıların geri seviyede bıraktıkları kadın hastalıkları konusunda yeni usul ve aletlerle büyük ilerlemeler kaydeder. Ceninin ters doğumuna müdahaleyi ilk o tavsiye eder. Kolpeurynter aletini ilk o icad eder. Fransız cerrah Pare’yi üne kavuşturan büyük damarların bağlanmasını da ondan 6 asır önce Ebul-kasım bulmuştu. Ayrıca ‘Trendelenburg Durumu’nu da ilk o bulmuştur.  (Hunke, s. 193-194) Damar içi şırıngalama ve buz torbası, İbni Sina’nın icadıdır. Ayrıca narkoz ve antibiyotiği de bulmuştur. Yine psikoterapi, müzik ile tedavi konularında da İbni Heysem ve İbni Sina çalışmalarda bulunmuşlardır. Arap patent hakkı Batı’da tanınmış değildir.   (Hunke, s. 196-197) Hipokrat’ı bile yazdığı eserlerle eleştirecek seviyede bulunan Ali İbni Heysem, birçok yönü ile tam bir eser kabul edilen ‘el-Kitabü’l-Melik’ adlı eserini yazar. Tıp tarihçisi Neuburger: “Bizanslıların derme çatma ve karışık devşirme eserleri yerine Araplar düzenli geniş kitaplar yazdılar. Onlar canlı bir bilim dili oluşturdular.” demektedir. Piza’lı meşhur Leonardo, Müslüman Araplardan matematik ve tıp ilmi konularında faydalanmıştır.  Emevi halifesi el-Velid’in ilk Arap hastanesini kurup oraya hekimleri tayin etmesinden 800 sene sonra, ilk defa 1500 yılında Strasburger hastanesine bir memur doktor atanmıştır ve bunu 1517’de Leipzig hastanesi ve 1536’da Paris Hotel-Dieu takip etmiştir. Arapların Batıya sundukları ‘Yunan malzemesi’, asırlarca Bizanslıların yaşattığı malzemeden hacimce çok daha büyüktür. Araplar bunları metodik şekilde düzenlenip zenginleştirildikten sonra Batıya sunmuşlardır. (Hunke, s. 200-223) Ayrıca Araplar, Yunanlıların ürettiği ilaçların zararlı yönlerini belli ilavelerle hafifletmişlerdir. Agrippa von Nettesheim: “Tıbbın Araplarla başladığı iddia edilebilir.”(Hunke, s. 227, 229) ve İngiliz tarihçi Custom’da, “Araplar, deneysel kimyayı modern organik ve inorganik kimyanın keşifleri için gerekli bulunan seviyeye yükselttiler.” (History of Medicines, s. 371) demektedir. (Hunke, s. 233) Batıda Razi’nin geliştirdiği ilaçlardan birine Blanc Rhasis (Rhasis, Razi’nin Batıdaki ismi) adı verilmiştir. (Hunke, s. 235) Araplarda, 780 yılında ilk resmi eczanelerini kurup resmi sağlık zabıtalarına denetlendirirken, Kayzer II. Fredrik Arapların bu çalışmalarını ancak 1231 yılında onaylayıp uygulamaya sokabilmiştir. (Hunke, s. 238) Müslümanların ilaçlar üzerindeki çalışmalarının tesirleri, Batıda 19. yüzyılın ortalarına dek devam eder. Bugün bütün teşkilatı ile her hastane, her kimya laboratuvarı, her eczane ve ilaç imal yeri, Arap dehasının elle tutulan birer abidesidir. (Hunke, s.  243) 1000 yılında papalık tahtına oturan Aurillac’lı Gerbert, “Roma’da bekçilik yapabilmeye yetecek kadar bile bilgi sahibi kimse bulunmadığını.” ifade etmektedir. Aynı yıllarda ise el-Biruni, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü, İbni Heysem ise görme kanununu keşfederken aynı zamanda küresel aynaları ve karanlık odayı bulmuştu. (Hunke, s. 246) Tertullian ise, “İncil’in tebliğinden sonra, tabiatı araştırma ile ilgilenmek, İsa’nın kanaatince, bizim görevimiz değildir.” demektedir. (Hunke, s.  253) Bir gezgin 891 yılında Bağdat’ta yüzden fazla halka açık kütüphane sayarken, 10. asırda Batı manastırlarında nadiren birer düzine kitap bulunmakta idi. Zamanının küçük bir kasabası olan Necef’te 40.000 ciltlik bir kütüphane bulunurken, Rey şehir kütüphanesinin mevcudunun tespiti için 10 büyük kataloğa ihtiyaç duyulmuştu. Nasurittin et-Tusi’nin sadece rasathane için topladığı eser sayısı 400.000 cilt idi. Kahire’deki halife el-Aziz’in kütüphanesinde ise 1.600.000 cilt eser vardı. Oğlu ise 18 salonluk ek bina yaptırarak içini kitaplarla donatmıştı. Vezir e-Muhallebi’nin 117.000, vezir İbni Abbad’ın ise 206.000 ciltlik kitaplığı bulunmakta idi. (Hunke, s. 275-276) Bağdat’ta bulunan kütüphanelerden sadece Nizamiye Kütüphanesine yıllık bir buçuk milyon altın frank tutarında tahsisat, yeni kitap ve yazma tesisi için ayrılmıştı. (Hunke, s. 278) Araplar, Yunan mirasını sadece batmak ve unutulup yok olmaktan kurtarmakla yetinmediler. “Onu sistematik bir şekilde düzenledikten sonra Batıya devrettiler.” Onlar bugünkü manada cebir, aritmetik, küresel trigonometri, jeoloji ve sosyoloji ile deneysel kimya ve fiziğin kurucuları oldular ve sayısız keşif ve buluşlar yaptılar. (Hunke, s. 290) Batı, müzik aletlerinin büyük kısmını Müslümanlara borçludur. Arap müzik aletleri, çoğunluğu Arapça isimle birlikte İspanya üzerinden Batıya geçmiştir: lut, gitar, mandola, mandolin, pandora, psalteriyon, rebab, rebek, flüt, kaval, tronpet, timbal, boynuz boru, zimbel, tambur, davul, kastenyet, naker, ayrıca piyanonun öncüsü kanun, armoni ilmi, tiz ses. Major gamda 5=4, minör gamda 6=5 fasıla ilişkisini de İbn-i Sina ve el-Farabi Batıya öğretmiştir. Notaların adları olarak kullanılan, do, re, mi, fa, sol, la, si isimlerini, Havari Johannes ilahisinden değil (çünkü bu ilahi daha sonra yazılmıştır) Arapça notalardan alınmıştır. Bunların dal, ra, mim, fa, sad, lam, sin harflerinden alması çok muhtemeldir. (Hunke, s. 394-396) Ziraat ve sulama tekliklerine ait İspanyolcadaki kelimeler Arapçadan geçmedir. İlk defa 20. yüzyılda Batıda gerçekleştirilen ‘suni döllenme’ ilk  defa Araplar tarafından uygulamıştır. (Hunke, s. 399) İtalyan ilahiyatçı şair Dante de İbni Arabi’den etkilenmiştir. (Hunke, s. 436)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Gırnata&#8217;nın 70 kütüphanesinden biri olan Alkazar&#8217;daki kütüphanede 400.000 kitap olduğu söylenmektedir ki, bu o dönemde Avrupa&#8217;nın en büyük kütüphanelerinden biri olan İsviçre&#8217;deki St. Gali manastırı&#8217;nda, sadece 600 kitap bulunmakta idi. Kurtuba&#8217;da yollar asfaltlanmış ve sokak köşelerine lambalar konulmuştur.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 88) “Yakubi, kendi zamanında (891) Bağdat&#8217;ta yüzden fazla kitapçı olduğunu aktarır.” (Abdurrahman Ahmet, Garbın İslam&#8217;dan öğrendikleri, s. 16) “Onuncu asırda yaşayan Sahip ibn-i Abbas gibi yöneticilerin kendi kütüphanelerinde, Avrupa&#8217;daki bütün kütüphanelerde bulunan kitapların toplamı kadar kitap vardı.” (Durant, The Age of Faith, s. 237) “1064 yılında, yalnız Bağdat&#8217;taki yüksekokulların sayısı 30 idi.” (Abdurrahman Ahmet, Garbın İslam&#8217;dan öğrendikleri, s. 30) “1178 yılında Bağdat&#8217;ta bir &#8216;şeyhe&#8217;  (kadın profesör) bulunduğu, onun derslerinin çok sayıda dinleyici çektiği söylenmekte idi.” (Durant, The Age of Faith, s. 319)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Will Durant’ın  ‘İslam Medeniyeti’ adlı eserinden özetle devam edelim: “İslam dünyasında ilk kağıt fabrikası 794’te Bağdat’ta kuruldu. Müslümanlar kağıt yapımını İspanya’ya götürdüler. Kağıt Mekke’ye 797 yılında, İtalya’ya 1154, Almanya’ya 1228, İngiltere’ye de 1309 yılında geldi. 891 yılında Bağdat’ta yüzden fazla kitapevi vardı. (Durant, s. 88) Küçük bir daireye, boş anlamına gelen ‘Sıfr-sıfır’ dendi. Batı dillerinde rakam anlamındaki ‘Chiffre’ sözü buradan gelir. Latin ilim adamları sıfıra ‘Zephyrum’ derler. İtalyanlarda bunu kısaltarak ‘Zero’ yaptı.  Cebir, adını Müslümanlara borçludur. Harezmi’nin cebir kitabı, 16. yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde ana matematik kitabı olarak okutuldu. Sabit İbni Kurra dünyanın yuvarlaklığını hesaplamış, Fergani’nin yazdığı astronomi kitabı 7 asır boyunca Avrupa ve Asya’da temel kitap olarak okutulmuştu. Ebu’l Vefa, Tycho Brahe’den altı asır önce ayın üçüncü değişmesini keşfetmişti. Müslümanlar tarafından son derece geliştirilen usturlap onuncu yüzyılda Avrupa’ya geldi, on yedinci asra dek kullanıldı. (Durant, s. 98-99) Biruni, dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor ve yerçekiminin de farkındaydı. Geometriye teoremlerin ispatını getiren odur. Kimya Müslümanlar tarafında kurulan bir ilimdir. İslam alimleri damıtma cihazını da geliştirmişler ve ayrıca alkalilerle asitlerin farkını tespit etmişlerdir. (Durant, s. 102, 103) Şurup şeklinde sunulan ilaçlar Müslümanlar tarafından tıp dünyasına getirmiştir. Tarihte ilk dispanser ve ilk eczaneleri açanlar Müslümanlardır. İlk eczacılık okulunu kuranlar da Müslümanlardır. Çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı İslam hekimlerinin geliştirdikleri tedavi şekline bugün bile eklenecek fazla bir şey yoktur. 931 yılında Bağdat’ta 860 diplomalı doktor vardı. Tarihte ilk göz hastalıkları hakkında eser veren, Hunan İbni İshak ve Ali İbni İsa’dır. Razi’nin tıp kitabı asırlarca okutulmuştur. (Durant, s. 105-107) İbni Sina’nın ‘Kanun fi Tıp’ adlı eseri 12. yüzyıldan 17. yüzyıla dek Avrupa üniversitelerinin en önemli eseri olmuştur. Müslümanlar Suriye yolu ile Yunan fikirlerini aldılar ve bunları ‘işleyerek’ İspanya yoluyla Avrupa’ya devrettiler. (Durant, s. 111-112) Tahta levhalar yardımıyla kumaş üstüne baskı tekniği, Müslüman Mısır&#8217;dan Haçlılar vasıtasıyla Avrupa&#8217;ya aktarıldı ki, matbaanın icadında rol oynamış olması muhtemeldir. Mısır Ezher üniversitesi, dünyanın ilk üniversitesi olarak açılmıştır.  (Durant, s. 178) Muhammed ibnül Hişam büyütücü merceği Avrupalılardan üç asır önce keşfetmesine ramak kalmıştı. Bacon, Witelo ve diğer Avrupalılar, mikroskop ve teleskopa doğru giden ilerlemelerinde Muhammed İbnu&#8217;l-Hişam&#8217;ı esas aldılar. Ayrıca Hişam, fotoğrafçılığın temeli olan karanlık oda prensibinin uygulayıcısıdır. O&#8217;nun Avrupa ilmine büyük katkısı olmuştur. Bacon, ‘Opus Maitus’ adlı eserinin hemen her sayfasında onun adını zikreder. Kepler&#8217;e gelinceye kadar Avrupalıların bilgisi, el-Hişam&#8217;ın ışık çalışmaları üzerine kurulmuştu. (Durant, s. 180) Ebu’l Kasımu&#8217;l-Zehravi&#8217;nin ‘el-Tasrif’ adlı tıp ansiklopedisi, Avrupa&#8217;da ana cerrahi kitabı olarak kullanıldı. (Durant, s. 210) Sadece Bağdat&#8217;ta 1064 yılında otuz kolej vardı. Nasırüddin Tusi, Trigonometriyi ilk defa özel bir ilim olarak ele alıp eser veren kişidir. M. İdrisi, Müslüman coğrafyacıların çoğu gibi dünyanın yuvarlak olduğunu kabul ediyordu.&#8221; (Durant, s. 245, 246) İslam âlemi, hastahanelerin kalitesi ve donanımı bakımından da dünyaya öncülük ediyordu. (Durant, s. 248) Hristiyanlığın Müslümanlık üzerindeki tesiri hemen hemen tamamı ile dine ve savaşa yönelik olmuştur. İslam&#8217;ın Hristiyanlık üzerindeki tesiri ise çeşitli ve son derece geniş olmuştur. Yeni ilaçlar, ticaret ve sanayi tekniği, denizcilik ve dildeki etkisi çok fazla idi. Genç Hristiyanlar iyi bir eğitim görmeleri için İspanya’ya gönderilirdi. Batı, Haçlı savaşlarını kaybetti ama itikadlar savaşını kazandı. “Haçlı seferlerinin açtığı yaralar, diğer taraftan Moğolların İslam dünyasını yakıp yıkması, İslam âlemini karanlık bir döneme, fakirliğe sürükledi.” Halbuki yenilen Batı, sarfettiği gayretle olgunlaşarak mağlubiyetini unuttu; katedraller dikmeye, aklın açık denizlerinde dolaşmaya başladı. Artık Rönesans&#8217;a doğru ilerliyordu.” (Durant, s. 260-262)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam felsefesinin özgünlüğü ve Batı’ya tesiri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam dünyası, felsefesinin heybetli bir beşiğidir.” (Maxime Rodinson, Batıyı Büyüten İslam, s. 25) Mosheim: ‘Endülüs Müslümanlarının Avrupa felsefesinin üstadı oldukları bir gerçektir.’ (Lord John Davenport, Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim, s. 56) &#8220;İslam felsefesinin Batıya girişi ile beraber Rönesans başlamıştır.&#8221; (Prof. Hüseyin Karaman, İslam Felsefesi Tarihi, s. 192-194)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gazali: “Şüphe etmeyen, hiçbir zaman hiçbir kesinlik elde edemez.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 51) Biruni, ‘Asar’ adlı eserinin giriş kısmında, ‘insanları gerçeği görmez hale getiren her türlü sebep ortadan kaldırılmalı’ demektedir. (Will Durant, İslam Medeniyeti, s. 102) Farabi&#8217;nin dediği gibi, felsefenin ancak İslam topraklarına geldiği zaman ‘özgürlüğüne kavuştuğu’ görülür. (Prof. Dr. George Saliba, İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans’ının Oluşumu, s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam felsefesi, kendi tarih ve doktrinal gelişimi içinde, hele tasavvufi ve kelami düşünce çeşitlerini de içine alacak şekilde bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yepyeni meseleler ortaya atan, bu meseleler ile birlikte eski Yunan felsefesinin meselelerine yeni çözümler sunan, İslami karakteriyle de özgün bir felsefedir.” (Tacettin Gökhan Özçelik, İslam Medeniyetini Ortaya Çıkaran Felsefeye Kısa Bir Bakış, Turkish Studies -Social, s. 3096) İslam felsefesi yenilikçidir. Yunan felsefesinin akımlarına tamamen zıt hatta tepki olarak gelişen akımlar ortaya koymuştur. İslam felsefesinin ‘Antikçağ felsefesinden etkilendiği hususlar olsa da, bu etkinin geliştirilerek devam ettiği kabul edilmektedir.’ (Mirpenç Akşit, İslam Felsefesinin Yapısı, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 2019, Bahar, Sayı: 27, s. 373) “İslam filozofları kendi düşünce dünyalarını tabii ki Batı kökenli felsefe ile de zenginleştirmişlerdir ama asla &#8216;aynısını alıp sadece Arap harfleri ile aktarmak&#8217; gibi bir aracı konumuna düşmemiş, ‘içselleştirmiş, geliştirmiştir, değiştirmiş, yeni form- teoriler ile insanlık düşünce tarihine katkıda’ bulunmuşlardır. Bilim ve Medeniyet tarihi, bir bayrak yarışıdır.&#8221; (Namık Kemal&#8217;in Renan müdafaanamesi&#8217;nden alıntılayan, İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 379) “İbni Sina, Aristo felsefesini tenkit edebilecek bir makamda idi. Amelie Marie Goichon, ‘Orta Çağ filozoflarından herhangi biri hakkında yazılan inceleme eserlerde muhakkak İbni Sina&#8217;nın bu filozofa tesirinden’ bahsedilir.” (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 48) demektedir. “İslam felsefesi, Gazalicilik, işrakilik ve Doğu felsefeciliği, varlığın zorunlu ve mümkün varlık olarak ikiye ayrılması görüşü gibi yeni teoriler ileri sürmüştür. Eski filozofları ve felsefeleri tenkit etmiştir. Kindi, Farabi, ibni Sina gibi filozoflar, Aristo, Eflatun ve eski Yunan filozoflarının bazı görüşlerini ya kısmen ya da tamamen reddetmişlerdir. İslam filozofları zaman, mekan, araz, cevher, harekat ve sükuna verilen anlamları gerçek dışı bulmuş ve eleştirmiştir. Eski teorileri geliştirmişler ve onlara yeni ilaveler eklemişlerdir. Mesela Aristo 2 ve Aleksandre ise 3 çeşit akıl var derken, Kindi 4. bir aklı ilave etmiştir. Müslüman filozoflar aynı zamanda birbirlerini, görüşlerini de tenkit etmiştir.” (Prof. Mehmet Bayraktar, İslam felsefesine giriş, s. 123-126) “Düşüncenin basitten mükemmele doğru giden akılcı bir çizgide ilerlediğini, bunun da eski Yunan’da başlayıp günümüze kadar devam ettiğini söyleyenler, hem Batı’da hem de Doğu’da bu çizgiye uymayan düşünceleri yok saymaktadırlar. Bu bağlamda İslam düşüncesinin ana damarlarından biri olan “oluş mektebi” de yok sayılmış, çoğunlukla Yunan felsefesinin tercümesiyle birlikte ağrılık kazanan “varlık” mektebi dikkate alınmıştır. Öyle ki, Yunan felsefesinin İslam düşüncesi içerisinde uğradığı önemli değişiklikler ya bir adaptasyon ya da ortamın gerektirdiği yapay fikirler olarak değerlendirilmiş ve Aristoteles’in düşüncelerini işleyen Farabi ve İbn-i Sina, onun hem metafizik hem de mantık konusundaki düşüncelerini temelden değiştirirken, bu değişiklikle ortaya çıkan yeni durum özgün bir ürün olarak sayılmamıştır. Örneğin, Farabi, ‘Kitabu’l Huruf’ adlı eserinde, dil- düşünce ilişkisi temelinde ama Arapça bağlamında bir metafizik kurmakta, mantıkta Aristo’dan oldukça farklı kavramlarla konuşmaktadır. İbn-i Sina ise, metafizikte mümkün- zorunlu varlık ayrımıyla tamamen farklı bir varlık anlayışı ortaya koyarken, mantığı metafizikten ayırarak formel hale getirmekle mantık ilmini adeta yeniden inşa etmektedir. Gazali, başta ‘Mekasidü’l Felasife’ adlı eserinin başındaki mantık bölümü olmak üzere, ‘Miyarü’l İlim’ ve diğer mantık kitaplarında, burhanda kullanılan önermelerin içeriğine ve tümdengelimsel, kıyasa yönelik önemli eleştiriler getirmiş ve İbn-i Teymiye, ‘er-Red al’el Mantıkiyyun’ adlı eserinde bu eleştirileri sürdürmüştür. Ayrıca Gazali, ‘Tehafütü’l-Felasife’ adlı eserinde, bir yandan ciddi bir akıl eleştirisi yaparken diğer yandan meşşailerin zorunluluk düşüncesine karşı ‘imkan fikrini’ işlemiştir. Bütün bunlar, birbirinden kopuk düşünceler değil, belli bir sürecin eseridir. Örneğin mantıktaki eleştiriler, İbn-i Sina’da başlayan kategorilerin sayısı tartışması, tümellerin göreli-zihni varlıklar oluşu, delalet konusunun mantık ilmine eklenmesi, bilgi edinme yetisi olarak vehim yetisinin dikkate alınıp yanlışın kaynağı olarak gösterilmesi, kiplik konusuna fiil, bir sürecin devamı niteliğindedir.” (Prof. Hasan Ayık, “İslam felsefesinin özgünlüğü ve Yunan felsefesinden yapılan tercüme faaliyetleri” adlı makalesinden)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İngiliz Charles Mismer; &#8220;Hristiyanlar alim olunca Hristiyanlıkla ilişkileri kesilir. Müslümanlar da cahil olunca İslamiyet&#8217;le ilişkileri kesilir.&#8221; demektedir. (Mehmet Yazıcı, Unutulmayan Anılar, s. 67; Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 67) “İslamiyet, insan fikrini geliştirmeye ve mükemmel hale getirmeye insanları yönlendirmiştir.” (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 54) “Yazılı kültüre sahip olmayan Araplar, İslam&#8217;ın oluşturduğu araştırma ruhu ile kısa sürede bilimsel anlamda ciddi gelişmeler kaydetmişlerdir.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 81) &#8220;Farabi&#8217;nin dediği gibi, felsefenin ancak İslam topraklarına geldiği zaman ‘özgürlüğüne kavuştuğu’ görülür.&#8221;  (Prof. Dr. George Saliba, İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans&#8217;ının Oluşumu, s. 60) “Roger Bacon&#8217;ın ‘felsefe Müslümanlardan alınmıştır.’ sözünü nakleden tarihçi Niall Ferguson, ‘Avrupa&#8217;nın, üretimini Orta Çağ İslam dünyasına borçlu olduğunu da’ ifade eder. (Niall Ferguson, Uygarlık; Batı ve ötekiler, s. 76)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Jean-Jacques Rousseau, ‘Bilim ve Edebiyat üzerine Söylem’ adlı eserinde, Müslümanlara hakaret ederken bile istemeden de olsa bir itirafta da bulunmaktadır: “Bugün aydın bir hayat yaşayan bu dünyanın insanları birkaç yüzyıl önce cahillikten dolayı çok kötü bir durumdaydı. Cehaletten daha kötü birtakım belirsiz bilimsel ıstılahta zorbalıkla bilgi tahtına oturdu ve neredeyse kaldırılamayacak engelleri bilginin önüne koydu. İnsanları doğru yola tekrar getirmek için bir devrime ihtiyaç vardı; maalesef bu devrim hiç umulmayacak bir yöreden geldi. Nihayet bilimlerin aramızda tekrar doğmasına sebep olan bilgi yoksulu işte o aptal Müslümanlardı.” (Jean-Jacques Rousseau, The Basic Political Writings, s. 3) Henry George Farmer: ‘Avrupa’nın Fikri Gelişimi’ adlı eserin yazarı Dr. J. W. Draper der ki: Tarihin en üzücü şeylerinden birisi, Avrupalı yazarların ustaca ve sistemli bir şekilde Batının İslam bilim geleneğinden aldıklarını göz önünden kaldırmaya çalışmalarıdır.” (Henry George Farmer. Historical Facts for the Arabian Musical Influence, “Forward” s. V) “İslam felsefesinin Batı’ya olan etkileri, sadece büyük boyutlarda olmakla kalmamış aynı zamanda sürekli ve şaşırtıcı düzeyde çok çeşitli alanlarda olmuştur.” (Nicholas Rescher. The Impact of Arabic Philosophy on the West, The Islamic Quarterly 10, 1966, 11) &#8220;Albert Le Grand her şeyini İbni Sina&#8217;ya, Saint Thomas&#8217;da İbni Rüşd&#8217;e borçludur.&#8221; (Bruno Etienne, L&#8217;express, 12.05.1989) Bağdat gibi kültür merkezlerinde uygarlığın, &#8216;Yunanlılardan da ileri&#8217; taşındığını, Şengör gibi bir ateist yazar bile itiraf etmektedir. (Newton Neden Türk Değildi?  s. 17) Aynı yazar başka bir yazısında da, Batılı bilim adamlarının düştüğü hataya kendisinin de düştüğünü şöyle itiraf etmektedir: &#8220;Fuat Sezgin Bey’le tanıştıktan sonra, İslam âleminin Yunan bilimini çok &#8220;eleştirel bir gözle ele aldığını&#8221;, buna bir sürü &#8220;ilaveler yaptığını&#8221; ve “gelişmelere neden olduğunu” hayretler içerisinde gördüm ve Fuat Bey’in üretimi karşısında daha çok hayrete düştüm.&#8221; (Celal Şengör, Bir Bilim Adamı, s. 499)  Wilhelm Dilthey de &#8220;İslam bilim ve felsefe tarihinin Yunan felsefesinin bir kopyası olmadığını, kendine özel yaratıcılığı olduğunu, modern bilim doğuşunu Müslümanlara borçlu olduğunu&#8221; (Dilthey, Einleitung die Geistswissenschft, s. 293) belirtir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca, İslam felsefesi özgün bir felsefedir. Sadece Yunan felsefesini alıp, koruyup sonra Avrupa&#8217;ya aktarmış bir eklektik yani telifçi bir felsefe de değildir. En önemlisi de, İslam felsefesi, İslam dininin etkisi ile ‘vahiy çerçeveli’ bir felsefe olma özelliğine sahiptir ve asla materyalist bir felsefe değildir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ve günümüz. İrlandalı Müslüman Robert Wilson Batı&#8217;nın İslam&#8217;dan korkmasının 5 nedenini anlattı:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sistem adalet üzerine kurulu</strong>: İslam&#8217;ın Batı kapitalizminin temellerine meydan okuduğunu belirten Wilson, &#8220;Faiz yok, sömürü yok, bitmek bilmeyen borç döngüleri yok. Servet dolaşımda olmalı, tek bir yerde toplanmamalı.&#8221; dedi. Adil bir ekonomik sistemin Batı&#8217;daki mevcut yapıyı rahatsız ettiğinin altını çizen Wilson, konuya &#8220;Adalet, yardımlaşma ve sınırlar üzerine kurulan bir sistem, tam tersinden kar eden endüstrileri tehdit ediyor. Ekonominiz insanları borç tuzağına düşürmeye dayanıyorsa, onları özgürleştiren bir inanç sizin için oldukça elverişsizdir.&#8221; sözleriyle işaret etti. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Milyar dolarlık endüstriler için finansal bir tehdit</strong>: Batı ekonomisinin büyük ölçüde dikkat dağıtıcı unsurlar üzerinden yürüdüğünü anlatan Wilson çarpıcı açıklamalarda bulunarak, &#8220;Dürüst olalım. Tüm Batı ekonomisi dikkat dağıtma üzerine kurulu. Alkol, gece kulüpleri, kumar, aşırı cinselleştirilmiş medya. Bunlar sadece hobi değil, milyar dolarlık endüstriler.&#8221; ifadelerini kullandı. İslam&#8217;ın aklı, aileyi ve onuru korumayı emrettiğini hatırlatan Wilson, şunları kaydetti: &#8220;İnsanlar tüketim yerine disiplinle yaşamaya başlarsa, birçok işletme müşteri kaybeder. Bu kültürel bir çatışma değil, finansal bir tehdittir.&#8221; </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Toplum için iyi olan iş dünyası için kötüdür</strong>: İslami değerlerin toplumsal sorunları çözmedeki rolüne dikkat çeken Wilson, &#8220;İşte kimsenin itiraf etmek istemediği kısım. Güçlü İslami değerlere sahip topluluklarda madde bağımlılığı ve şiddet suçları daha düşük, aile yapıları daha güçlü ve zihinsel dayanıklılık daha iyidir.&#8221; diye konuştu. İnancın sağladığı istikrarın Batı&#8217;daki bazı sistemlerin başarısızlığını gözler önüne serdiğini vurgulayan Wilson, &#8220;İnanç istikrar ürettiğinde, polislik, hapishaneler ve sağlık hizmetlerine trilyonlar harcayan sistemlerin başarısızlıklarını ifşa eder. Gerçekten işleyen bir toplum, iş dünyası için kötüdür.&#8221; dedi. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kimliğini bilen insanlar manipüle edilemez</strong>: İslam&#8217;ın insanlara tehlikeli bir şey, yani gerçek bir kimlik verdiğini belirterek, &#8220;Tüketici kimliği değil, siyasi kimlik değil. Amaç, ahlak ve topluluk kökenli gerçek bir kimlik.&#8221; ifadelerini kullandı. Eski güç yapılarının bağımsız düşünen insanlardan korktuğunu belirten Wilson, &#8220;Kim olduklarını bilen insanlar trendler, pazarlama veya siyasi korku kampanyalarıyla manipüle edilemezler. Milyonlarca insan kendi başına düşünmeye başladığında, eski güç yapıları paniğe kapılır.&#8221; değerlendirmesinde bulundu. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Korku dinle değil kontrolü kaybetmekle ilgili</strong>: Medyanın on yıllardır İslam&#8217;ı bir kötü adam olarak inşa ettiğini söyleyen Wilson, &#8220;Çünkü korku satar. Korku insanları izlemeye devam ettirir, bölünmüş tutar ve itaatkar kılar. İslam barışçıl, ilkeli ve dönüştürücü olarak gösterilirse, anlatı çöker ve onunla birlikte büyük bir etki de kaybolur. Batı İslam&#8217;dan korkuyor çünkü adil bir ekonomi, disiplinli bir yaşam tarzı, güçlü aileler, bağımsız zihinler ve pazarlamaya ihtiyaç duymayan bir hakikat sunuyor. Korku dinle ilgili değil. Kontrolü kaybetmekle ilgili.&#8221; dedi. (Haber 7, 07.03.2026)</span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islami-bilim-felsefe-ve-batiya-etkileri.html">İslami bilim, felsefe ve Batıya etkileri</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islami-bilim-felsefe-ve-batiya-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oksidentalizm ile ilgili 11 kitap özeti</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islam-ve-insanligin-kaderi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islam-ve-insanligin-kaderi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 May 2019 14:28:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oksidentalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa'da İslam Damgası]]></category>
		<category><![CDATA[Barbar Modern Medeni]]></category>
		<category><![CDATA[Gai Eaton]]></category>
		<category><![CDATA[Hilal ve Haç Çekişmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Kalın]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ve İnsanlığın Kaderi]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Goody]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Renan Müdâfaanâmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=9627</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam ve İnsanlığın Kaderi Giriş İslam&#8217;da insan hayatının tüm davranışları imanını ışığında değerlendirilir ve şekillendirilir. (s. 9) İslam cemaatine sonradan dahil olmuş kişi, doğuştan Müslümanların yakın geçmiş ürünü olan psikolojik komplekslerinden bağımsızdır ve taklitçi de olmaz. (s. 11) Bu kitabı gayrimüslimler için olduğu kadar modern eğitim görmüş Müslümanlara da seslenmek amacıyla yazıyorum. (s. 12) Ümmetin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-ve-insanligin-kaderi.html">Oksidentalizm ile ilgili 11 kitap özeti</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam ve İnsanlığın Kaderi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Giriş<br />
</strong>İslam&#8217;da insan hayatının tüm davranışları imanını ışığında değerlendirilir ve şekillendirilir. (s. 9) İslam cemaatine sonradan dahil olmuş kişi, doğuştan Müslümanların yakın geçmiş ürünü olan psikolojik komplekslerinden bağımsızdır ve taklitçi de olmaz. (s. 11) Bu kitabı gayrimüslimler için olduğu kadar modern eğitim görmüş Müslümanlara da seslenmek amacıyla yazıyorum. (s. 12) Ümmetin ulus devletlere bölünüşüne mazeretler aramak saçma ve yararsız olacaktır.(s. 16) İslam&#8217;ın tüm ana teması farklılık içinde bütünlüktür. (s. 17) Şu formülü asla unutmamalıdır,  her şeyin en iyisini bilen ancak ve ancak Allah&#8217;tır! Yaşayanların ölümü her zaman aklında tutmaları gerekir, yazmakta ya da konuşmakta olan insanların da, kendilerinin cahilliklerini ve bakış açılarının sınırlı olduğunu unutmamaları gerekir. Vallahu A&#8217;lem. (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Birinci Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batının diğer kültürleri hor görmesini mümkün kılınmış olan, emperyalist güçtür. (s. 21) Yedinci yüzyılda İslam Hıristiyanlığın mesajının yayılmasını durdurmuştur. Önceleri İslam&#8217;a karşı kullanılabilecek silah kelimelerdi. Papa III. Innocent, Hazreti Muhammed&#8217;i &#8216;Deccal&#8217; , kaşif Doughty Muhammed&#8217;i, &#8216;alçak ve kahpe bir Arap&#8217;, H. Fisher Muhammed&#8217;in, &#8216;Zalim hilekar, şehvet düşkünü ve cahil biri&#8217; olduğunu söylemiştir. (s. 23) İslam kendi başına organik bir bütündür. (s. 28) Oryantalistler İslam medeniyetinin çökmüş olduğunu iddia ederler. (s. 29) İslam esaslarını sade ve anlaşılır oldukları gerçekten doğrudur. (s. 31) Dinine sırtını çeviren Müslüman&#8217;ın elleri boş kalır ve artık kendisinin kim olduğunu bilemez hale düşer. (s. 32) İskender fetihleri ile artık dünyayı şaşkına çevirmiş olmakla birlikte geriye efsaneler ve birkaç yazıttan başka bir şey bırakmamıştır. Araplar, girmiş oldukları yerlerde bir medeniyet meydana getirmiş ve hala da direnmekte olan bir hayat ve düşünce modeli oluşturmuşlardır. (s. 35) Müslümanların Fransa&#8217;ya girmeleri ile Karlofça Antlaşması arasında yaklaşık 1000 yıl vardır. (s. 38)  Avrupalı çocuklar, yeşil sarıklıların kabusu ile uyumaya yönlendiriliyor. Kabus gören taraf sadece Avrupalılardır. Orta Çağda Müslüman alim ve tüccarlar İspanya ve Endonezya arasında uzanan İslam dünyasında seyahat ederlerdi. Bu seyyahların pasaportu kelimeyi tevhit söylemekten ibaretti. (s. 39) Avrupalılar sadece dış yüzünü görmüş oldukları Müslümanların manevi hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyorlar.  Toledo&#8217;lu Said b. Ahmet daha Haçlı ordularının akımları henüz başlamamış iken, bilimde ilgilenenler ve ondan habersiz olanlar olmak üzere insanları iki gruba ayırmıştı. İkinci grup olanlarsa kuzey ve güneyli beyaz ve siyahlardan oluşan vahşi insanlardı. (s. 40) Hıristiyanlık için İslam&#8217;ın varlığı yenilip yutulmaz bir hareket olduğu halde, Müslümanlar bu ehli kitabın varlığını kabul etmekte bir sakınca görmüyorlardı.  (s. 41) Medeniyet, ticari ve dünyevi bir kafes içindeki şehirli kibarlığıdır. (s. 46) Her şeyden önce Müslümanlarda ırk saplantısı yoktur. (s. 48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudilerin bir ülke olarak başlarına gelen felaketlerde Müslümanların hiçbirinin suçunun olmadığı kesindir. (s. 49) Beyaz adam, Yahudilere kendisinin toprağını değil başkalarının toprağını vermeyi istiyor. (s. 50) Filistinliler Aslında Kenanîlerin torunları idiler. İşaret edilmesi gereken tek nokta, Filistin&#8217;i zorla ele geçirmedikleridir. Olar daima oradaydılar. (s. 51) İslam dünyasındaki gençlerin, destek vermek suretiyle İsrail devletini ayakta tutan Amerikalıları affetmeli imkânsızdır. (s. 52)   Ümmet, ulusal sınırlar ve ulusal rekabetler ile bölünmüş durumda bulunuyor. (s. 53) Ümmet Çağdaş dünyanın elde etmeye can attığı ölü amaçları aşan bir umudun tanıklığını yapmaktadır. (s. 54) İslam kadar kendi akidelerine harfi harfine uyulmasını isteyen başka bir din yoktur yeryüzünde. (s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İkinci Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlahi vahiy binasının son tuğlası da yerine konmuş olduğundan, Müslümanlar kendi doğruluklarının diğer dinler tarafından da tasdik edilmesini beklemektedirler. (s. 70) Çağdaş İslam&#8217;ın en büyük zarflarından biri, Müslümanların kelimenin tam anlamıyla gerçekçi olan peygamberin örneğine aykırı olarak gerçekleri görmezden gelip hayal aleminde yaşamaya can atıyor olmalarıdır. (s. 68) İslam&#8217;da ruhbanlık ve keşişlik olmadığından, Müslümanlar manevi açıdan Allah&#8217;la baş başa, mutlak hakikat ile yüz yüzedir. Bu din doğru olan hiçbir şeye yabancı değildir. (s. 70) Pek çok Müslüman, din terimini, hayat tarzı olarak çevirmeyi tercih etmektedir. (s. 83)  Müslümanlara göre tek Allah inancını, Yahudilik ulusallaştırmış, Hıristiyanlık ise İsa&#8217;nın kişiliği ayın güneş&#8217;in ışığı kesmesi gibi, uluhiyyetin ışığını kesmiştir. Diğer bir değişle, Yahudilik tevhit inancını sabitleştirmiş, ona bir vatan ve bir ordu vermiş, fakat aynı zamanda da ona el koymuştur. Hıristiyanlıksa bu hakikati evrenselleştirmiş fakat saflığını bozmuştur. İbni Teymiyye, İslam&#8217;ın, Yahudiliğin sertliği ile İsa&#8217;nın merhameti arasında orta bir yol izlemiş olduğunu ileri sürmüştür. (s. 87) Geleneksel Hıristiyanlık ilk günahtan dolayı insanın bozulmuş olduğunu varsayarken, İslam gerçekçi bir şekilde bu görüşün tamamıyla aksine öne sürmektedir. (s. 93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Üçüncü Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, Bir olana boyun eğmek anlamına gelir. (s. 102) Müslümanlara göre şirk, çok tanrıcılıktan daha tehlikeli bir günah yoktur. Geçen 100 yıl boyunca kabul görmüş olan dinin evrimi ile ilgili safça teoriler bugün uyumaya bırakılmış bulunuyor. Araplar Allah&#8217;ın varlığından habersiz değildiler, fakat ona oğullar, kızlar isnat etmişler, bağlılarından hiç bir istekte bulunmayan ve idare edilmeleri kolay olan birçok ilahı ona ortak konuşmuşlardır. (s. 107) Asıl sahte tanrı, kendi kendine yeterlilik iddiasını güden insan benliğidir. Ateizm, Sovyetler Birliği&#8217;nin resmi İnanç sistemidir. (s. 109) Hz Muhammed&#8217;in güzel adlarının birincisi elçi ya da peygamber değil, &#8216;Kul&#8217;dur. (s. 115) Muhammed, kusursuz bir köle idi. (s. 128) Batı, Müslümanları zalim bir Rab önünde büzülmüş duran ve anlaşılmaz kaderine boyun eğen bir hayvan gibi tasavvur etmiştir çoğunlukla. (s. 116) Allah, kaderimiz vasıtasıyla bizimle konuşur. Biz de onunla ibadetlerimiz vasıtasıyla konuşuruz. (s. 118) Doğru bir karşılaştırma, İsa ile Kur’an arasında yapılabilir. Hıristiyanlar için, etten kemikten bir hale getirilmiş olan &#8216;kelime&#8217; Müslümanlar için kitap formu içinde dünyevi bir şekil almıştır. Müslümanların, Hz Muhammed&#8217;i sevmeleri ve kendilerine örnek almaları ne Onu Allah&#8217;ın yeryüzündeki bedenlenişi olarak, ne de kurtarıcı olarak görmeleri nedeniyledir. (s. 125) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Dördüncü Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hiçbir meal Kur’an olamaz. İncil ise, Kur’an ile değil, Hz Muhammed&#8217;in hadisleri ile kıyaslanabilir. (s. 142) <strong>Vahiy bizi fıtratımızda döndürmektedir. Akla yitirmiş olduğu doğaüstü hakikatleri algılama ve idrak gücünü; iradeye, kaybetmiş olduğu ruhtaki çatışan bölmelere hakim kabiliyetini; duyarlığa ise, kendisinin kayıp yeteneği olan Allah&#8217;ı onu hatırlatan her şeyi sevme yeteneğini geri vermektedir</strong>. (s. 146) Kur’an beşer beyninin düşünebileceği ve hissedebileceği her şeyin bir resmi gibidir. Allah Kur’an&#8217;ın bu özelliği vasıtasıyla müminlerin içine sükunet, dinginlik ve huzur akıtarak beşerî endişeyi yok eder. (s. 148) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Beşinci Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;ı anlamayı arzulayan Hıristiyan, Hz Muhammed ve Hz İsa&#8217;yı mukayese etme isteğini bastırmak zorundadır. Çünkü bu ikisi eşyanın nizamında tamamıyla farklı roller almışlardır. (s. 181) Sahabi; onlar çekirdektiler ve her şey onların imanlarına bağlıydı. (s. 209)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Altıncı Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Muhacirler Medine&#8217;ye hicret ettiklerinde tamamıyla yeni kardeşlerine bağımlı halde bulunuyorlardı. Arapların kabileciliği göz önünde tutulduğunda, tamamıyla yabancı kişileri kardeş kabul edip ailelerine katmanları ve bunun bir kırgınlığa da neden olmaması bir mucize olarak tanımlanabilir. Dini inancın dönüştürme gücü bundan daha net bir şekilde çok ender olarak gözler önüne serilmiştir. (s. 219) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Yedinci Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Halifenin üç temel görevi vardır. Halife her şeyden önce ümmetin geçici bir süre için başkanıydı ve insanlar arasında doğrulukla hüküm vermekle yükümlüydü. İkincisi, halife toplumun imamı ve yasanın devam ettiricisiydi. Üçüncüsü, Emir&#8217;i-Müminin idi, müminleri maddi ve manevi her türlü tehlikeden korumakla görevliydi. Şura&#8217;ya; danışmaya uymak zorundaydı ama son karar ve sorumluluk kendisine ait idi. (s. 249) İslam, Müslümanlaştırmaktan çok yeryüzünde adalet, denge ve düzeni tesis etmeyi amaçlar. (s. 250) Bizans&#8217;taki Yunan Ortodoks rejimi, bu topraklarda yaşayan diğer mezhepten olan Hıristiyanlara kafir gözüyle bakmakta ve onlara bu bakış açısı doğrultusunda muamele etmekteydi. (s. 251) <strong>Müslümanlar ne İslam&#8217;ı empoze etmeye, ne de tek örnek bir hukuk ve politik sistem kurmaya kalkışmışlardı.</strong> Fatihler barışın muhafızları olarak, askeri kamplarında ikamet ediyorlardı. (s. 252)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sekizinci Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam tarihinde ilk ve son kez kurulmuş olan engizisyon olan &#8216;mihne&#8217;, akılcılığın da bağnazlaşabileceğini göstermiş ve en akılcı mezhep olan Mutezililer tarafından 20 yıl boyunca sürdürmüştür. Mutezililik İslam düşüncesinin ana görüşünü yani Ehli Sünnet&#8217;i zenginleştirilmiştir. (s. 300) Çağdaş Müslümanlar kendi tarihlerinden çoğunlukla utanırlar. Diğer halkları ve kültürlerini özellikle de Hıristiyanlığın tarihsel hikayelerinin de aynı derecede kötü olduğunu söylememiz onları pek rahatlatmaz. Zira bu herhangi bir toplum veya herhangi bir kültür değildir. Bu kendisinden yalnızca, en iyi olanın umulabileceği ümmettir. (s. 303)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Dokuzuncu Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçek hakimiyet ne yöneticiye, ne hükümete ne de bir sayısal çoğunluğa mahsustur. Hakimiyet Ancak Allah&#8217;a aittir. İslam sisteminde yöneticinin görevi son derece sınırlıdır. İslamî toplum teokratik olmaktan çok teosentriktir (Merkezde Allah inancı vardır), teokratik bir toplum olsaydı, Allah&#8217;ı temsil edecek yarı ilah bir yöneticiye ihtiyaç söz konusu olurdu. Fakat teosentrik bir toplum bağlamında yönetici, merkezi bir rolden ziyade, çevresel bir role sahiptir. Yöneticinin görevi, yasayı korumaktır. (s. 311) Şiiler ve Hariciler, her ikisi de kendi özel doktrinleri açısından devrimi haklı çıkarmaya muktedirdiler. Sünnilerin otoriteye itaat görevini vurgulamış olmaları kısmen, bu tür istikrarsızlık reçetelerine duydukları tepki yüzündendir. (s. 314) Şeriat, hayat sularının tüketilemeyecek şekilde akmakta olduğu yere doğru götüren bir yoldur. Müslümanlar için neye inanmaları gerektiğini bilmek hususunda bir problem yoktur. Onların meselesi, cennete giden yolda sendelemeden yürümek gerekliliğidir. (s. 316) Şeriatı bir vahyedilmiş yasa gövdesi olarak tanımlamak harfi harfine doğru değildir. İnsan gayreti ve aklı kullanmak, onun gelişmesinde rol oynamıştır.  (s. 317) Batılı akademisyenler &#8216;Tarihsel eleştiri&#8217;yi hadis literatürüne de uygulamaya çalışmışlar ve onda şüphe uyandırmaktan zevk almışlardır. (s. 319) Mezheplerden dört şeriat deresi doğmuştur. Fakat bunların her birindeki su aynı sudur. Aralarındaki farklılıklar, Şafi&#8217;nin Maliki&#8217;den ders almış olduğu, İbni Hanbel&#8217;in Şafi&#8217;nin öğrencisi olmuş olduğu gerçeğinden de tahmin edilebileceği gibi önemsiz farklılıklardır. Sünni şeriatı tehdit edecek tavır, bu farklılıkları abartanlarca doğmaktadır. (s. 322) Son zamanlarda şeriata bile karşı çıkan bir reaksiyon ortaya çıkmış bulunuyor. Burada da aşırı uçlar bulunmaktadır. Bir yanda hepsini &#8216;köhnemiş&#8217; diyerek reddeden modernistler, diğer yanda ise rahatlıkla aşırı tutucular olarak tanımlanabilecek kişiler bulunmaktadır.  (s. 323) Şeriat, herkese ait olan bir evrensel model içerisinde insanın fıtratına ve ihtiyaçlarına uygun olan birçok seçenekleri sunar.  (s. 324)<strong> İnsanlığın ihtiyaç duyduğu karizmatik topluluk fikrini İslam gerçek hayatta diğer büyük dinlerin hepsinden daha iyi uygulamıştır.</strong>  (M. Watt, İslam ABD the Integration of Society, s. 234) <strong>İslam toplumu, birliğini her şeyden önce inanca borçludur.</strong> Her Müslüman birey, &#8216;erkek kardeşleri&#8217; ve &#8216;kız kardeşleri&#8217;nin saadetlerinden sorumlu, fakirliklerinde onlara yardım etmek, kötü yola yöneldiklerinde onları doğru yola çevirmekte yükümlüdür. Topluluğun üyelerini vatandaşlık görevinden çok inancın ilkeleri bir arada tutar. (s. 328) Eğer şehrin kalbi büyük cami ise, midesi çarşısı, beyni ise okulları ve yüksekokullardır. (s. 332) İslam&#8217;ın sosyal amacı, içinde her bireyin şeriat nizamına göre belirlenmiş rolünü yaşayacağı, bir an bile Allah&#8217;ın kendisini görmekte olduğunu unutmaksızın, tehlikeden uzak bir insanî ilişkiler ağı içinde yaşayacağı bir topluluk oluşturmaktır. (s. 343)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Onuncu Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eğer &#8216;gerçek ben&#8217;i arayacaksak; başka bir yerde, teklikte, Tevhit&#8217;te, dinde aramalıyız. Din, dış ile için birliği, için dışla birleştirilmesidir. (s. 359)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>On birinci Kısım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;da Seküler, profan (Dinle ilgisi olmayan) sanat yoktur. Bu doğrudan doğruya tevhid ilkesinden kaynaklanmaktadır. Vahdet/Tevhid, varoluşun temel niteliğidir. (s. 385) İslamî sanat diyor, Seyyid Hüseyin Nasr,: “Müslüman&#8217;ın yer küresel çevrede sürmekte olup, ötedeki ilahi mevcudiyete doğru, kendi sanatının kökeni ve nihayeti olan hakikate doğru uzanan yolculuğunun yardımıyla yapmakta olduğu, semavî gerçekliklerin yeryüzündeki bir yansıması olduğu kadar, İslam vahyinin maneviyatının dünyevi anlamda billurlaşmasıdır da.”  (s. 386) Bir Hıristiyan, kiliseye girdiğinde, profan dünyadan çıkıp dört tarafı duvarla çevrili kutsal bir yere adımını atmış olur; fakat Müslüman için tüm yeryüzü kendisinin ibadet yeridir. Dolayısıyla Cami, etrafı duvarla çevrilmiş olan bir yeryüzü parçasıdır. (s. 391) Titus Burckhardt, &#8216;Müslüman mimarisi, taşı bir ışık titreşimine dönüştürdüğünden&#8217; bahseder. El-Hamra Sarayı&#8217;nda bulunan Aslanlı Bahçe&#8217;yi görenler, onun ne demek istediğini anlar. (s. 392) Giyinmekten amaç, vücudu yok saymak değil fakat onu tıpkı altın gibi, kalabalığın gözlerinden gizli tutulan eşyanın alanına geri çekmek demektir.  (s. 396) Akıllı maymunlar olduğunu düşünen kişiler, akıllı maymunlar gibi giyinecektir. Kendilerinin Allah&#8217;ın yeryüzündeki vekilleri olduklarına inananlar da, bu inanca uygun olarak giyineceklerdir. (s. 397) Günümüz Müslümanları kendilerine, içinde imanın bütünüyle yersiz, ibadetin gereksiz ve şeriatın bir sakınca olarak görünebileceği bir çevre inşa etmektedirler. (s. 399) İslam&#8217;a göre sosyal düzen, dinin bir parçasıdır ve ondan bağımsız kılınamaz. (s. 311) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9628" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3990000006182.png" alt="" width="111" height="168" /> Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi   <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9638 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Charles-Hasan-Le-Gai-Eaton.jpg" alt="" width="185" height="185" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Renan Müdâfaanâmesi</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ernest Renan bir Fransız filozof ve yazardır. Bir iman krizine tutulmuş ve din adamlığından ayrılmıştır. İsa&#8217;yı benzersiz ama tanısal yanı bulunmayan bir insan olarak yaşatacak bir &#8220;Beşinci kutsal kitap&#8221; yazmayı tasarlamıştır. (s. 5) Namık Kemal&#8217;de bu eseri ile kaynaklardan yararlanarak değil; tamamen mevcut bilgi birikimi ile ona cevap vermeye çalışmıştır. (s. 6)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Renan savunması</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yalnız Ernest Renan değil, Avrupa&#8217;da Doğu ilimleri ile ilgilenen meşhurların İslam dini konusunda zihinlere hayret verecek kadar cahil olduklarını pek kolay ispat edebilirim. Osmanlı Tarihi sahibi Hammer bile, İslam dini konusuna sözü getirince, garip bir ilgisizlik gösterir. (s. 13) Mesela Hammer, &#8216;gidi&#8217; kelimesinin manasını anlayamadığından kedi zannetmiş, tarihine de o mana ile tercüme etmiştir. (s. 18) Avrupa&#8217;da İslam dinini incelemekle uğraşanlar, ya Hıristiyanlığa inanırlar ya da inanmazlar. Eğer Hıristiyanlığa inanan biri ise, bu incelemelerinde, nesnel gerçeklik yani mutlak doğru ile şahsi fikir ve hislerini birbirinden ayırması zor oluyor. İslam dini Hıristiyanların gözünde ilahi olmadığı için, Hıristiyan alimlerinin İslam dini için yapacakları araştırmalarda, ellerine geçen kitapta saldıracak yer aramaktan ibarettir. İnanmayanlara gelince, bütün dinlere bilimsel gelişmelerin en kuvvetli engel gözüyle bakmaktadırlar. (s. 16) Avrupalılar İslam&#8217;a diğer milletlerden küçük gözüyle bakarlar. (s. 18) Bir Avrupalı, İslam dininin fikir hürriyetine engel ve medeniyetin gelişmesine mani bilerek göz önüne alır ve inceler. Mösyö Renan&#8217;ın kitapçığını görmeden, bu kadar az söze o kadar çok hata sığdırabileceğini ummazdım.  (s. 19)<strong> Ernest Renan anlayışında olan Avrupa alimlerinin bizimle ilgili her sözü, kendilerince, hiç bir delile ihtiyaç duymadan apaçık ve kesin gerçekler olarak kabul edilir.</strong> Doğu ile Afrika taraflarında olanların fen ve sanatlara daima kapalı olduğunu iddia ederler ve bir tür demir daire içinde sıkışıp kalmışlardır, iddiasındadırlar. (s. 20) Meğer Müslüman olduğumuz için aklımızı her türlü bilime kapalı tutarmışız da bizim haberimiz yokmuş. Kitapçığından anlaşılan tabiat ve matematik bilimlerini bilenlerin, İslam&#8217;a mutlaka, her durumda yüz çeviren kişiler olduğu iddiasındadır. Biraz araştırsa, o Müslümanların herkesten çok sağlam bir dini inanca sahip olduklarını görür. (s. 21) İslam dışındaki diğer dinler, semavi kitaplara dayalı ise, onlar İslam&#8217;ın gözünde aşağılık değil mensuptur yani, hükmü ortadan kalkmıştır. (s. 22)  Hıristiyanların ve Yahudilerin, İslamiyet&#8217;i sahih yani gerçek ve hak dinlerden saymaması normal görülebilir de, İslam&#8217;ın Hıristiyanlığı ve Yahudiliği mensuh; hükmü, geçerliliği kalkmış bilmesi, acaba nasıl saldırı sebebi olabilir? İlim sadece kuvvet ve yüksek makama ulaşmak için mi elde edilir? (s. 23)  Bilgi ve kültür, çok nazlı bir sevgilidir ki, ona âşık olanlar, yalnız ona kavuşmak için ömürlerini feda ederler. İslam, bilim ve kültüre aşağılayıcı bir bakış ile bakış olsaydı, içlerinde bir tane bile alim çıkmazdı. (s. 24) Renan, &#8220;İranlılar, Müslümanlıktan birkaç kat fazla Şii&#8217;dir.&#8221; demektedir.  Müslümanlıktan fazla Şiilik ne demektir? Şiilerin İran&#8217;da yerleşmesi daha 3 asırlık bir meseledir. (s. 26) İslam dini, yaygın olduğu yerlerde halkı alim bulmuşta cahilliğe mi sevk etmiştir?  (s. 27) <strong>Soylu Arap kavmi, daha hükümet merkezinin Şam&#8217;da iken Yunan medeniyetinden daha büyük ve güzel eserler ortaya koyarak hikmet ve medeniyetin insanlık dünyasında yayıcı ve kurucusu olmuşlardır.</strong> (s. 31) Renan&#8217;ın makalesinin hemen her bölümünden, İslamiyet&#8217;e inanan bir adamın ilim aşığı olmasına zihninde bir türlü ihtimal veremediği anlaşılıyor. Kur’an-ı Kerim&#8217;de ve hadis-i şeriflerde her müminin ilim, kültür, hikmet öğrenmek ile yükümlü olduğuna dair yeterli delil vardır. İnandığı din tarafından, ilim ve hikmet tahsil etmekle emrolunan bir millet fertlerinin, &#8216;dini emirlerden, değerlerden, iman esaslarından uzaklaşmadıkça ilim ve hikmete meyledemeyeceğini&#8217; iddia etmek, bir maskaralık değil midir? (s. 34) Renan, Harun Reşit ve Me&#8217;mun&#8217;un İslamiyet&#8217;e inanmadıklarını iddia etmektedir. (s. 36) Kindi, Farabi, İbni Sina&#8217;nın hayat hikayeleri, Sokrat&#8217;ın Galilee&#8217;nin, Rousseau&#8217;nun maceralarına kıyas mı kabul eder?  Sokrat idam edilmiş, Galileo engizisyon mahkemelerinde işkencelere uğramış, Rousseau tutuklanmakla tehdit edilmiştir. (s. 39) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İbni Rüşd, bir müddet Meraşek&#8217;te mahzun ve terk edilmiş bir halde kalmıştır. Fakat öldüğü zaman, hem büyük bir memuriyete hem de birçok servete sahip idi. İbn-i Sina, iki İslam devletinde başbakanlık; İbni Rüşd, iki İslam devletinde baş katılık makamlarına sahip olmuşlardır. Bu hakikat, Müslümanlar katında felsefenin aşağılanmış mı olduğunu, yoksa saygın bir konumda mı olduğunu fiilen ispat eder. (s. 41) Şerefli camilerin her birinde felsefe kitaplarının okutulmakta olduğunu biliyoruz. Bir bilim ve sanatın, &#8216;ibadethaneleri içine varıncaya kadar&#8217; okutulmasına izin verilmesi, o bilim ve sanatın bir ülkede kaldırılmasını mı demektir? Renan ki, &#8220;İslam&#8217;da astronomi biliminin yalnızca kıbleyi belirleyecek kadar öğrenilmesine izin verilmiştir.&#8221; Örneğin, Hicri 823 tarihinde Ulubey&#8217;in çalışmalarını ve rasathanesini düşününce veya Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir taraftan İspanya bir taraftan Hint sahillerine giden Osmanlı donanmasını görünce, acaba bunları, astronomiden yalnız kıble tayini edecek kadar bilgisi olmaları mı yönlendirmiştir? (s. 43) Kurtuba&#8217;nın, Gırnata&#8217;nın, Bağdat&#8217;ın, Semerkant&#8217;ın ve daha bunlar gibi yüzlerce İslam beldelerinin nice yüz binlerce ölümsüz kitaplarını, nice bin alimini, ateşler içinde, at ayakları altında mahveden Haçlılar, Tatarlar, İslam dinine tabi değil idiler. (s. 44) Renan, el-Kindî için, &#8220;Fikir bakımından Araplıkla münasebetleri yoktur.&#8221; diyor. Onun fikir bakımından Araplıktan ne kastettiğini anlayamadık ki, sözünün doğru olup olmadığını araştıralım. Bir kavmin, kendine mahsus ve diğer kavimler ile ortaklıktan uzak bir fikri de mi olurmuş? (s. 45) Renan&#8217;ın, &#8216;İsa&#8217;nın hayatı&#8217; adlı kitabını yayınladıktan sonra, rahiplerin çıkardıkları gürültü üzerine memleketinde bir İbrani dersi okutmaya muktedir olamadığını düşünür, bir de o asırla şimdiki asrın halini birbirine kıyas ederse, davasına ispat için getirdiği delilerden utanır sanırım. (s. 49) Renan,  &#8220;İslamiyet&#8217;e zor ve şiddet yönüyle yalnız İspanya&#8217;nın engizisyonu üstün gelmiş&#8221; görüşünü de ileri sürer. Acaba Renan, ehli sünnetin tarihinde kaç tane mezhep faciasına tesadüf etmiştir? Papalığın zulmü küçük bir &#8220;Papalığın zulmü küçük bir ülkeyi, İslamiyet&#8217;in ilerleme ve gelişmeye engel olması ise dünyanın geniş bir parçasını kapsadığını.&#8221; ileri sürer. Ayrıca Renan, &#8220;İslamiyet&#8217;in müdafaasında bulunan hürriyet taraftarları, Müslümanlığın ne olduğunu bilmezler; İslamiyet, ruhani ve dünyevi hükümetin birbirinden ayrılmaması, insanlığın şimdiye kadar tahammül eylediği zincirlerin en ağırıdır.&#8221; görüşünü ileri sürer. (s. 50) Avrupa&#8217;da, rahipler topluluğunun dünya işlerine musallat olmasından dolayı halkın çekmediği bela kalmadığından, rahipler topluluğunun, yetki bakımından, &#8216;din bakımından belirlenmiş olan daireye&#8217; geri gönderilmesine ihtiyaç duyulmuştu. Buna genel bir kural gözüyle bakılıp da, birtakım siyasi hükümlerin, hakikate ne kadar uygun olursa olsun, dine dayalı bulunduğundan dolayı uygulamadan düşürülmesi, dine uygun olmadığından dolayı zulmü adalete tercih etmek değil midir? (s. 52) Renan&#8217;ın birkaç garip fikrini daha özetleyerek devam edelim. Renan:&#8221; İslamiyet&#8217;in, din olmak itibariyle güzel yönleri vardır. Her ne vakit bir camiye girsem, şiddetli bir vicdan heyecanından, onu da söyleyeyim mi, Müslüman olmadığım için bir tür üzüntü duyuyorum. Fakat İslamiyet, insan fikri için zararlı olmuştur.&#8221; (s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;ın en ziyade kuvveti Abbasi Devleti&#8217;nin zamanında idi. İslami dönemlerde, felsefenin en rahat ve yaygın olduğu zamanlarda yine Abbasi Devleti zamanıdır. İslamiyet, insan fikrini geliştirmeye ve mükemmel hale getirmeye insanları yönlendirmiştir. (s. 54) İslam ülkelerinde ilim ve felsefenin eski parlaklığında kalmamasını gerektiren sebepler, o kadar gizli bir şey midir?<strong> Haçlılar ve Tatar müşriklerinin İslam ülkelerine, vahşi kabilelerin Avrupa&#8217;da olan zararlarından bin kat fazla zarar verdikleri bilinmiyor mu?  Mevcut olan kitaplarının, alimlerinin binde biri kalmayan bir kavim, kaç asırda kendini toparlayabilir? Özellikle Avrupalılar, İslam ülkelerinin hangi tarafında asayişten eser bıraktılar ki?</strong> (s. 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Müslümanlar arasında, bilim ve felsefe kitabı yakacak engizisyon cemiyetleri mevcut olmadığını Renan’ın kendisi de bilir. Müslümanlar, sonsuz hayatlarına hizmet için ilme çalışır, hatta dindarlığın yönlendirmesi ile sonlu hayatlarını bu çalışma yolunda geçirirlerdi. (s. 55) İslam ne bilimi mahvetti, ne de bilim ile beraber mahvoldu. (s. 57) Ernest Renan&#8217;ın ulaşabileceği tek sonuç, kendisinin dinler aleyhindeki kin ve öfkesine, İslamiyet&#8217;e gösterdiği hücumlar ile de, ne kadar mümkün ise, o kadar adi ve çirkin yepyeni bir delil getirmekten ibaret kalmıştır. ( s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14749" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4563574577537.jpg" alt="" width="102" height="144" /> Namık Kemal, Renan Müdâfaanâmesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Barbar Modern Medeni </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şair, &#8220;Peki biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? Bir çeşit bir çözümdü onlar sorunlarımıza.&#8221; demektedir. Barbarların bir anda yok olmasıyla, eski sorunlar geri gelir, ülke yine kendisiyle baş başa kalır. İnsanlar meselelerini, kendi gerçekleriyle yüzleşerek çözmek zorunda kalacaklardır. Kendini medeni hissetmek için herkesi barbar görmek medeniyet kurma imkanı vermez. Medeniyetler statik değildir ve zaman içinde köklü değişimler geçirirler. (s. 9) Bireycilik, sekülerizm, materyalizm, sosyalizm gibi akımlar, toplumların metafizik atıf çerçevesinde temellendirdiği yaşam felsefesini reddetmektedir. Küreselleşme, batılı değerlerin, batı dışı toplumlara taşınması sürecini ifade etmektedir.(s. 10) Haz ve eğlence kültürü, gerçekliği giderek daha plastik, yapay bir nesne haline getirmektedir. İmajların, emojilerin ve pazarlanabilir duyguların hakikatin yerine ikame edilmesi, yıkıcı bir ontolojik fakirleşme halini ifade eder.  (s. 12) Online olmadan kendimizi ve çevreyi tecrübe etme imkânını kaybediyoruz. İmajlar, simülasyonlar, aslî olanın yerini almıştır. Sanal, hayali, gölge olan şeyler gerçekliğin koltuğuna oturmuştur. (s. 913) Hiper-realitenin şehvetine kapılan kitleler, artık gerçekle yüzleşecek zihni ve duygusal donanımlarını yitiriyorlar. (s. 14) Suyu, ışığı bilimsel olarak tasvir ettiğimiz gibi aynı zamanda sezgisel, şiirsel olarak da hissederiz. <strong>Kokunun, kozmetik sanayine indirgendiği bir imaj çağında, yaratılışın ritmini hissetmek kolay bir iş değildir. (s. 15)</strong> Parçalı ve yüzeysel çözümler sorunu çözmez sadece erteler. Sözün, mananın ve kıymetin yerini fayda, işlev, kâr ve çıkar almaktadır. <strong>Medenî olmayan toplumlar, medeniyet kuramazlar. Kurdukları şey medeniyet değil ancak bir maddî-teknolojik tahakküm aracı olabilir</strong>. Batı düşüncesinde medeniyet kavramı sömürgeciliğin öncü kolu olarak kullanılmış ve aslî  manasından koparılmıştır. (s. 16) Şiddeti estetize etmek, şehveti ve hırsı kutsamak ve insanın varoluşunu tüketim çılgınlığına indirgemek yeryüzünü giderek yaşanmaz hale getirmektedir. Aydınlanma sonrası dünya tarihi barbarlık sıfatını hak eden hazin örneklerle doludur. <strong>Medenîlik, bir şeyi aklî ve ahlakî kurallar çerçevesinde yapmayı ifade eder.</strong> (s. 17) Medenî olmak için en güçlü olmak zorunda değilsiniz. Maddi refah seviyesi düşük olan toplumlar da medeni olabilir. Medenîlik ile maddi güç arasında doğrusal bir ilişki yoktur. (s. 18) <strong>Tarih araştırmaları, medeniyetlerin beşiğinin Avrupa değil, Asya ve Mısır olduğunu göstermektedir. Tarihteki ilk büyük şehirler, Mezopotamya topraklarında Nil deltasında ortaya çıkmıştır.</strong> (s 19) Bir toplumu medeni yahut barbar yapan, sadece yahut öncelikle sahip olduğu maddi imkanlar yahut teknolojik araçlar değil, varlığı ve hayatı anlamlandırmak için ortaya koyduğu tasavvur, tutum ve davranışlardır. İnsan aşkın bir ilkeye tutunarak yeryüzündeki varlığını anlamlandırmak zorunda olan bir öznedir. (s. 26) Medeniyet,  seküler bir din olarak uygulandığında anlamını ve işlevini yitirir. (s. 27)  Bilimsel-teknolojik imkanlara dayalı olarak kurulan yapıların medeniyet adına hak edebilmesi için aklî, insani ve ahlaki açılardan medenilik vasfına kavuşmuş olması gerekir. (s. 29) <strong>Bosna&#8217;nın günahını özellikle ve sadece Sırplara yıkmak, çağdaş medeniyetin ve küresel düzenin müşterek günahlarını örtbas etmek anlamına gelir. (s. 30)</strong> Medeniyet, medenîliğin zıttı mıdır? Avrupa sömürgecilik hareketlerinin, aydınlanma ve bilim devriminin ardından yükselişe geçmesi ve modern barbarlığın en hunharca örneklerini ortaya koyması bizi teyakkuza sevk etmektedir. 19. yıl Avrupa devletleri, insan topluluklarını köleleştirirken, medenileştirme kavramına başvuruyordu. (s. 32) <strong>İslam dünyadan kaçmaz; onu varlık içinde doğru bir yere oturtur. Hedef dünyaya köle olmadan onu dönüştürmektir</strong>. (s. 36)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupalılar, kendilerini bir merkez aktör olarak konumlandırabilmek ve sömürgeciliği meşrulaştırmak için Batılı ve çoğunlukla Hıristiyan olmayan toplumları gayri medeni olarak tasnif etmek durumundaydılar. (s. 39) Medeniyetin ölçüsü bilim ve teknolojide ilerlemiş olmak mıdır? Medeniyet, elit sınıfların sofra adabından kılık kıyafete, konuşma üslubundan kadın-erkek ilişkilerine bir sınıfa ait olan imtiyaz statüsünün zamanla milli bir kimlik olarak tasavvur edilmesidir. (s. 41) 19. yüzyıldaki tek ölçüt hukuk değildi. Bilim, teknoloji ve sanayide, medeniyetin ölçüsü olarak vazedildi. Bilim, teknoloji ve sanayi modern batıda ortaya çıktığından, batılı olmayan toplumlar medenileşmek için batılılaşma yolunu seçmek zorundaydı. Böylece <strong>medeniyet kavramı, Avrupa merkezciliği ve Avrupa sömürgeciliğini meşrulaştırmak için elverişli bir araç olarak kullanıldı</strong>. (s. 45) Albert Schweitzer, &#8220;modern ekonomik sistem giderek bir makine medeniyetine dönüşmektedir.&#8221; demektedir. (s. 46) Modern dönemde teknolojik icat ve ilerleme kapasitesi, medeninin başlıca ölçüsü haline gelmiştir. (s. 47) İki dünya savaşı ve ardından yaşanan hadiseler, moderniteye yönelik beklentileri boşa çıkarmıştır. Robert Nisbet, &#8220;Batının ilerlemesine yönelik şüphecilik yaygınlık kazanmaktadır.&#8221; demektedir. Oswald Spengler&#8217;in, &#8216;Batının çöküşü&#8217; isimli kitabında çöküş kavramı Batının, siyasi yahud askeri güç kaybı olarak değil, ‘bir ruh çürümesiyle ufuk daralması&#8217; olarak tanımlanır. (s. 53) Kökleri eski Yunan&#8217;a, Hıristiyanlığa ve Roma&#8217;ya giden Batı medeniyetine olan inanç, ABD&#8217;de kurulan yeni Roma ile kısmen tamir ve takviye edilmiştir. (s. 54) Cornel West, &#8216;Irk Meselesi&#8217; adlı kitabında, modern kapitalist toplumun eninde sonunda kendi seküler kıyametini yaşayacağını ileri sürer. <strong>İnsanlık tarihinin eski ortaçağ ve modern olmak üzere dönemlendirilmesi, bütün medeniyetlerin aynı tarihi süreçlerden geçtiği iddiasına dayanmaktadır</strong>. (s. 55) Batıcı bir aydın olan Ahmet Rıza, medeniyet ve ilerleme kavramlarının Avrupa sömürgeciliğini meşrulaştırmak için kullanıldığının farkındadır.  (s. 56) Mehmet Akif Ersoy, &#8216;Heriflerin ilimlerini fenlerini almalı, fakat kendilerine asla inanmamalı.&#8217; demektedir. (s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Batının Doğuya bakan yüzü Sömürgeciliktir.</strong> <strong>Namık Kemal,</strong> “İspanyollar Gırnatayı aldıkları zaman halkı din değiştirmeye zorlamış ve ateşlerde yakmıştır. Biz İstanbul&#8217;a aldığımız vakit, her mezhep sahibine rahatça dini törenlerini yapması için izin verdik. <strong>İslamlığın siyasi hükümleri ilerlemeye engel değildir.” demektedir.</strong> (s. 59) Şemsettin Sami, &#8216;orta çağlarda İslam medeniyetinin başlıca medeniyet olduğunu fakat bugün tablonun tamamen değiştiğini&#8217; ifade eder, (s. 60) <strong>A. Cevdet: &#8216;medeniyet Avrupa medeniyetidir, bunu gülü ile dikeni ile almak mecburiyetindeyiz</strong>.&#8217; (Abdullah Cevdet, Şime-i Muhabbet, İctihad dergisi, 89, sayfa 1984) demektedir. Akif&#8217;in, &#8216;tek dişi kalmış canavar&#8217; olarak nitelendirdiği nitelendirdiği medeniyet, elbette Avrupa emperyalizminden başkası değildir. (s. 63)<strong> Eski Yunanlıların, Yunan olmayanları barbar olarak tanımlaması yüzyılları aşan yaygın bir uygulamaydı</strong>. (s. 64) Yüksek bir kültür inşa ettiklerini inanan Romalıların, şiddet ve barbarlığı bir eğlence ve zevk objesi haline getiren gladyatör oyunlarına düşkünlükleri bilinmektedir. (s. 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başkasının ölümünü eğlence olarak gören insanlar aslında Roma&#8217;nın ihtişam ve sefaletinin aynadaki yansımasıdır. Walt Disney in 1992 tarihli Alaaddin adlı çizgi filminin şarkısı sözleri şöyle Başlar: &#8220;Ben uzak bir diyardan geliyorum, orada kervan develeri dolanır, orada çehreni beğenmezlerse kulağını keserler. Evet, barbarca bir şey&#8230;. Ama ne yaparsın, bu benim ülkem işte&#8221; (s. 71) Alaaddin karakteri üzerinden tedavüle ile sokulan kültürler hiyerarşisi, üstünlük fikrinin yeni bir ifadesinden başka bir şey değildir. 19. Avrupa düşüncesine göre Avrupa sosyal bilimlerinde ilkel adam, dinin etkisi altında olan adamdır. Onun bilim, mantık, felsefe ve sanat üretilebilmesi mümkün değildir. <strong>Sömürgecilik, evrimcilik ve ilerlemeci tarih anlayışı, ilkel toplumların ancak dışarıdan radikal müdahalelerle dönüşebileceği kabulünü de insanlara dayatmakta idi</strong>. (s. 72) John Stuart Mill şöyle der: &#8220;Despotizm politikaları yani işgal, baskı, sömürgeleştirme, kültürel yabancılaştırma barbarlara yönelik muamelede ‘meşru’ bir yönetim şeklidir.&#8221; (s. 73) 19. Yüzyıl Avrupa aydınlarının çoğunluğu Mill ile aynı görüştedir. (s. 74)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Haz tüketimine dayalı bir kültür, sanat ve medeniyet dünyası bizi erdeme, özgürlüğe ve mutluluğa değil, ahlaki çöküntüye bağımlılığa, kâbusa ve mutsuzluğa götürür</strong>. (s. 75) Bir Alman Generali, &#8216;Savaş, medeniyet için ahlaki bir mecburiyet ve vazgeçilmez bir faktördür.&#8217; demektedir. (s. 81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>19 ve 20. Yüzyıllarda, &#8216;insanat bahçeleri&#8217; kurulur, &#8216;gelişmemiş&#8217; ırklara ait insanlarda buralarda sergilenir. Sergilenen insanlar, modern beyaz adamın üstünlük duygusunu tatmin ederken aynı zamanda, Avrupa&#8217;nın sömürgesine bir gerekçe ve bir meşruiyet de üretilmekteydi</strong>. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganları ile yola çıkan Fransız Devrimi&#8217;nin 100. yılını kutlayan 1889 tarihli Paris Evrensel sergisinde 400 Afrikalının sergilendiği bir &#8216;Zenci Köyü&#8217; kurulmuştu. (s. 82) Brüksel&#8217;de, 1897 tarihli sergide bir levha ziyaretçileri şöyle uyarıyordu: “Kongoluları beslemeyin, yemekleri verildi.” İnsanat bahçeleri, sömürgeciliğin faziletlerine yönelik propaganda çalışmalarının bir parçasıydı. (s. 83) Brüksel&#8217;de, insanat bahçesinde Kongo Köyü bölümünde 1858 yılında bir beyaz kadın zenci bir çocuğa yemek vermektedir. <strong>Bu tablo, kendini medeniyet, özgürlük ve insan onurunun vatanı olarak gören bir coğrafyada yaşanmaktaydı.</strong> (s. 84) Batıda bazı gazeteler, Türk esaretinden kurtulan Doğu Hıristiyanlarının süratle medenileştiklerinden bahsetmekte idi. (s. 85) Siyasi düzenden kültüre, sanattan hukuka kadar medeni yaşam bir bütündür. Bu bütünlük parçalandığında ortaya bölünmüş zihinler ve yarım kalmış hayatlar çıkar.  (s. 86) Cemil Meriç, &#8220;Batının kültürü var bizim ise irfanımız. İrfan, kendini tanımakla başlar, kültür irfan&#8217;a göre katı ve fakirdir, irfanda hem ilim, hem iman, hem de edep vardır.&#8221; der. (Meriç, Kültürden irfana, s. 11) Nietzsche, Spengler ve Thomas Mann gibi Alman düşünürlerine göre medeniyet, yüzeyselliği, mekaniği ve kozmopolitliği ifade ederken; Kültür, bir milletin kimlik unsurlarını, ahlaki değerlerini ve dünya tasavvurunu ifade eder. (s. 90) <strong>İslam medeniyetinin ilerleme dönemleri her zaman, birden fazla ekol, akım ve eğilimin rekabet içinde olduğu dönemler olmuştur</strong>. (s. 98) Bağdat&#8217;tan Kurtuba&#8217;ya, Semerkant&#8217;tan İskenderiye&#8217;ye, İsfahan&#8217;dan Timbuktu&#8217;ya uzanan İslam medeniyeti, sınırlarına kattığı coğrafi mekanları ve farklı toplumları dönüştürmüş fakat aynı zamanda, dinin belirlediği kurallar çerçevesinde o toprakların kültürel rengine de bürünmüştür. (s. 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Emperyalizm, bedenden önce ruhların köleleştirilmesi programıdır. Kolonyal toplulukların öncelikle zihin dünyalarının ele geçirilmesi gerekirdi. Bunun içinde kapsamlı ve disiplinli eğitim programları düzenlenmeli, kolonilerideki geri kalmış insanlar (!) eğitilmelidir. Bu, Avrupa emperyalizminin dünyaya vereceği en büyük hizmettir! <strong>Jules Harmand, &#8216;işgal medeniyet için kaçınılmazdır.&#8217;</strong> derken <strong>Lord Curzon, &#8217;emperyalizm, sömürgeleştirilenler için ahlaki ve maddi nimet kaynağı olan ilahi bir kaderdir.</strong>&#8216; demektedir. (s. 110) Batının Yahudi-Hıristiyan ve seküler medeniyeti, Avrupa ile sınırlı kalmayacak kadar büyük ve önemli bir hazinedir. <strong>Gerektiğinde zorla kabul ettirilmelidir.</strong> <strong>Sömürgecilik, modern Avrupa&#8217;nın kendini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu bir kaynaktır. Sömürgeleştirilmiş öteki üzerinden kurulan hayali kimlikler, Avrupalı aydınların kendilerini daha iyi ve daha üstün hissetmelerine de katkı sağlıyordu. Avrupalı milletlerin kendi aralarında gözetmek durumunda oldukları eşitlik ilkesi, batılı olmayan toplumlar için geçerli değildi</strong>. (s. 111) <strong>Kimse, Yunan mitolojisini bir akıl dışılık ve geri kalmışlık göstergesi olarak ele almıyor.</strong> <strong>Siyasi alanda Doğu despotik, baskıcı, kapalı, gerici gösterilmelidir ki aydınlanmış medeni Avrupa&#8217;nın emperyalist müdahalesi meşru ve anlamlı hale gelebilsin.</strong> Doğuyu uyandırmak, hem siyasi hem de ahlaki bir görevdir. (s. 112) Bazıları medenileşmeyi, Avrupa sanayi ürünlerinin bir ülkeye girmesi olarak tanımlar. Yarı barbar toplumlar ancak Avrupa&#8217;nın bir pazarı oldukları zaman medeni milletler kulübüne dahil olabilirler. (s. 114) <strong>Şehir sakinlerinin medeni olup olmaması, şehrin maddi niteliklerinden ziyade sosyal hayatına hakim olan tasavvur ve tutumla ilgili bir durumdur</strong>. Bu manada New York ileri bir şehirdir. Fakat bu onun bir Afrika köyünden daha medeni olduğu anlamına gelmez. (s. 115) <strong>İslam ülkelerinin Batıyla baş edebilecek askeri gücünün olmamasına rağmen, &#8216;barbarlar geliyor&#8217; naralarıyla batı toplumlarını İslam&#8217;a ve Müslümanlara karşı kışkırtan çevrelerin başlıca hedefi bir korku, şüphe ve nefret iklimi yaratarak kendi inanç sistemlerini sorgulanamaz kılmaktır.</strong> Onlara göre medeniyeti ayakta tutmak için güç kullanmaktan ve dünya düzenine hakim olmaktan başka yol yoktur. (s. 116)  Lee Harris&#8217;in, &#8216;medeniyetin koruması&#8217; ile kastettiği şey &#8216;Amerikan emperyalizminin herkes tarafından meşru kabul edilmesidir.&#8217; Medeniyeti korumak için barbarlığı meşru görmek, her şeyden önce medeniyet kavramına yapılmış bir haksızlıktır. (s. 118) <strong>Yeryüzündeki düzenin teminatı ilahi iradenin bir tecellisi olan Adalet ilkesidir</strong>. Nizamü&#8217;l-mülk, &#8216;mülk küfürle devam eder, zulüm devam etmez.&#8217; der. (s. 161) Yaklaşık iki buçuk asır süren Haçlı Seferleri&#8217;nin yenilgileri, Moğol istilası yıkımları fikri ve toplumsal bir buhrana neden olmamıştır. ( s. 172) İhvan-ı Safa&#8217;ya göre bütün bilgilerin başlangıcı insanın kendini bilmesidir. İnsan alem hakkında düşünürken hem kendini hem de alemi aşan ve kuşatan aşkım bir ilkeyi tefekkür eder. (s. 178)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Uygarlık adı verilen şeyin içinde insanın çok geç farkına vardığı ve şeytansı olan bir ilkenin hüküm sürdüğü inkar edilemez. (s. 267) Medeni olmak, eşyanın tabiatına uygun davranmak ve böylece adaleti tesis etmektir. Özünde çatışmacı, dışlayıcı ve asimile edici bir medeniyet tasavvurunun barış, huzur ve istikrar üretmesi mümkün değildir. Medeni olunmadan medeniyet kurulamaz. Parçalı yaklaşımlar, insan ile varlık arasında tutarlı bir ilişkinin kurulmasına imkan vermez. (s. 268) </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14754" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/5734575675685486.jpg" alt="" width="127" height="189" />  İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hilal ve Haç Çekişmesi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar hakkında: Bu eser Londra&#8217;da 1907 yılında basılmıştır. (s. 7) Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin medeni Avrupa&#8217;nın gözleri önünde bir soykırıma uğramıştır. Haçlı zihniyeti günümüzde de bütün hızıyla devam etmektedir. (s.  9) Halil Halit İngiltere&#8217;ye giderek Türkiye hakkında sosyal ve siyasi içerikli yazılar kaleme almıştır. Dışişleri mensuplarının yetiştirildiği Foreign Service (Dışı Hizmetler Okulu)&#8217;te Türkçe okutmanı olarak da görev yapmıştır. (s. 20) İngiltere ve İrlanda kraliyet Asya derneğinin üyeliğinde bulunmuştur. İngiltere&#8217;yi tanıma ve inceleme imkanı bulmuş, yazılarında Avrupa&#8217;nın Müslümanlara ve Türklere yönelik düşmanlıklarını ortaya koymuştur. Müsteşrikler kongresine katılmış, Gibb&#8217;e çalışmalarına da yardımcı olmuştur. (s.  21) Sefaret başkatipliğini padişahın sıkı yönetimini protesto etmek için reddeder. Londra caminin yapılmasına önayak olur.(s. 22) Sırat-ı müstakim dergisi bir makalede, &#8216;Avrupa&#8217;da bulunduğu halde dini ve milleti hakkında bu derece hamiyet ve fedakarlık gösteren bu gibi kişilerin varlığı ile bütün milletin gurur duyduğunu&#8217; ifade eden mektuplar aldığını belirtir. (s. 23) İngilizceden başka Arapça, Farsça, Urduca ve Fransızcada bilmektedir. (s.  24) Sultan Abdülhamit&#8217;in politikasını eleştiren genç Türkler ile yakın ilişkiler içinde olmuştur. 1928 yılında hazırlanan ve içeriğinde camilere sıralar koymak, müzik çalmak, camiye ayakkabıyla girmek ve benzeri çalışmalar bulunan &#8216;Din İnkılabı Lâyihası&#8217;na karşı çıkar. (s. 25) İngilizlerin Türk düşmanlığı üstüne bir araştırma yapar ve İngiltere&#8217;de sistemli bir şekilde Türk aleyhtarı propaganda yaptığını ispat eder. (s.  27) Hıristiyan kilisesi&#8217;nin gazetecileri, bazı Yahudiler bu hücumların ön saflarında yer almaktadır. Bu insanlar, Hıristiyan çeteler tarafından icra edilen kanunsuzluk ve terör hareketlerine sempati duymakta, Sultan&#8217;ın askerleri de bunları bastırdığında onları acımasızlık ve zalimlik ile onları suçlamakta ve bu bastırma hareketini Muhammedî fanatiklik olarak nitelendirmektedirler. Ona göre, <strong>Fransa evinde laiktir, ama dışarıda emperyalizmin ajanları olan papazları korumaktadır.</strong> (s. 28) Cezayir&#8217;in kütüphanelerindeki değerli eserlerin yerlerinde olmadığını ve bunların Batıya kaçırıldığını keşfeder. (s. 29) İngiltere&#8217;nin Doğu siyasetini eleştirmek için, İslam dünyasını savunmak için eserler kaleme alır. (s. 31) Ona göre günümüzde ayakta kalabilen medeniyetler İslam medeniyeti ile Hıristiyanlığın özelliğini benimsemiş olan Batı medeniyeti ile Hint- Çin medeniyetleridir. İslam medeniyetinin hakimiyetine karşı duyulan tepkinin bir ideoloji halinde nesillerden nesillere intikal etmiş bulunmaktadır. Günümüzde Bosna-Hersek&#8217;te, Çeçenistan&#8217;da, Filistin&#8217;de, Afganistan&#8217;da, Irak, Azerbaycan ve Kıbrıs&#8217;ta cereyan etmekte olan hadiseler bu zihniyetin en açık örneği olarak gözlerimizin önündedir. Haçlı ruhu da denilebilecek bu zihniyet görünüşte kendisini insanlığı kurtarmaya görevli bir mümessil rolü oynamaktadır. (s.  42) İstiklalleri ortadan kaldırmak, Mukaddes sayılan her şeylerini ya bozmak gibi işlere &#8216;Medenileştirmek&#8217; ismi verilemez. (s.  44) Avrupalılar Medenileştirme görevlerinde kendilerini bir yetkiye sahip bulunmuş sanıyorlar. Bugün sahip olunan medeniyetin kaynakları ile medeniyette  ulaşılan seviyede, şüphesiz İslam medeniyetinin katkısının olduğu ilim ve insaf sahibi birçok Avrupalı araştırıcı tarafından da kabul edilmektedir. (s. 45) Fatih Sultan Mehmet; Bosna&#8217;daki Latin papazlarına şu fermanı yayınlar: &#8220;Mezburlara (Ruhbanlara) ve kiliselerine kimse mâni ve müzâhim olmayıb&#8230;&#8221; (s. 50) Müslümanlardan bu kadar müsamaha ve inançlarına saygı gördükleri halde, devir değişip de kendilerini biraz daha güçlü hissetmelerinden sonra Haçlı ruhu ne yazık ki, Müslüman kanı akıtmaktan zevk almış bulunmaktadır. (s.  51) <strong>Kilise haçlı ruhunu hiç kaybetmedi denirse aşırı bir ifade kullanılmamış olur.</strong> (s.  52)  <strong>Sadece teknolojinin hızla gelişmesi, insanlığın medeni gelişmesinin ölçüsü değildir</strong>. (s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önsöz: Amacım Müslümanları savunmak ve Batı medeniyetini Müslüman bakış açısı ile ortaya koymaktır. (s. 55) Ben metotları ve kurumları tenkit ediyorum, hiç kimseyi karalamıyorum. (s. 56) Avrupa medeniyetinin yüksekliğini abartmak, bizde pek çok kimsenin hissiyatını zehirlemiş manevi bir batı hastalığıdır. (s. 60) Batılı ülkelerin halkının bir kısmına göre medeniyetleştirme vazifesi sırf bir insanlık hizmetidir. Batı dünyasının pek azı şark kavimlerinin garp milletlerinden daha yüksek bir insanlığa yakışır duyguya sahip olduklarını, şarkın, medeniyetin beşiği olduğunu ve ilerleme nurunun şarktan gelmiş olduğunu düşünebilmektedir. (s. 64) <strong>Medeniyetin bir de manevi yönünün olması gerekir.</strong> (s. 65) Haçlılar arasında en zeki bulunanlar, şarktan aldıkları ilerleme vasıtaları sayesinde Avrupa medeniyetinin gelişmesine hizmet ettiler. Avrupalılarda genel olarak, Müslümanlara vahşi veya gayri medeni deyip gidiyorlar. (s. 68) Coğrafi keşiflerin sebepleri; Yeni pazarlar bulmak, memuriyet isteklerine Doğu ülkelerinde kadrolar tedarik etmek, artan nüfusa yerleşebileceği yerler temin etmektir. (s. 69) Doğuda yeni istilalara girişmek pek ciddi bir iş olduğundan, harp teşebbüslerini haklı göstermeleri gerekirdi. Doğu perişan, idareciler kötü gibi mazeretler ileri sürerler. Gerçekte o kötülükler olmasa bile, bunlar gizli ve ince yollarla gerçekleştirmeye çalışılırdı. (s. 70) Müslümanların inancına göre İsa Aleyhisselam bir Resul idi. (s. 76) Hıristiyan yazarları Müslümanların Hz İsa&#8217;yı tanımadıklarını ileri sürüyorlar. Müslümanlar elbette İsa aleyhisselam&#8217;ı Hıristiyanlarca verilen bir sıfatta tanıyamazlar. (s. 77) Bir Hıristiyan İslam&#8217;ı kabul etmiş ve yeni dindaşlarını güya memnun etmek gibi bir cahiliye düşüncesi ile İsa aleyhisselam&#8217;a sövüp lanet etmiş. Bunun üzerine Müslümanlar onu kadının huzuruna götürmüşler ve idamına hükmetmesini istemişlerdi. (E. Bosworth-Smith, Muhammed and Muhammedanism, s. 269)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam aleminin en güçlü olduğu dönemlerde bile, Hıristiyanlarla iyi geçinmeye çalışıldığını ispat eden birçok durum vardır. (s. 82) Şam&#8217;da beldenin fethinden sonra Müslümanlar Hıristiyanların rızasıyla Saint John mabedinin bir köşesinde ibadete başlamışlardır. (s. 84) İslam halifelerinin saraylarında ilim ve kemal sahibi birçok Hıristiyan saygı ve hürmet görmüşlerdir. (s. 85) O zamanlar Avrupa&#8217;da hiçbir ülke yoktur ki, aynı maksatla İslam alimlerinden birinin varlığına tahammül edebilsin. Bir Hıristiyanlık mezhep mensubu diğer bir Hıristiyanlık mezhebine mensup olan alimlerin varlığına bile tahammül edemezdi. Hakimiyeti ele geçiren, diğer din mensubu ateşte yakılarak ortadan kaldırırdı, yakma hususunda gösterilen arzu ve iştiyak batıl tanrıları adına insan kurban eden vahşi kabilelere gıpta ettirecek dereceye ulaşırdı. (s. 87) &#8220;Hıristiyanlığın zararlı bir rakibi var ise o da, İslam dinidir. İslamiyet&#8217;te bizim için kuvvetli ve tesirli bir düşmanlık vardır.&#8221; (Sir William Muir, Muhammedan Controversy, s. 2) Ruhbanlık, eski devirlerdeki kâhinlikten doğmuştur. (s. 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Misyonerlerin Afrika içerisinde güya Hıristiyan ve medeni yapmak iddiasında bulundukları yerlileri, eşya ve sanayi işinde çalıştırmışlardır. (s. 97) İstila sancağının Hıristiyan olmayan ülkelere girişlerine rehberlik edenler papazlardır. (s. 98) Papazlar Doğu Hıristiyanlarını kurtarmak ve doğuyu ıslah etmek bahanesiyle, &#8220;gidin şu Müslümanları vurun, yıkın, şu Türklerin elindeki memleketleri alın, bölüşün&#8221; demek istiyorlar. Hıristiyanlık barış&#8217;ı hiçbir vakit benimsemiş bir durumda olmamıştır ve olamaz. İncil&#8217;de, &#8220;Ben yeryüzüne barış&#8217;ı getirmeye gelmedim. Hayır, barış değil aksine bir kılıç göndermek için geldim.&#8221; deniyor. (s. 105) Pederlerin çalışmaları, İngiltere&#8217;nin siyasi tedbirlerine bir hizmet maksadıyla gerçekleşiyordu. (s. 106) Bir İngiliz yazarı olan Berayis, &#8220;Müslümanlık olsa olsa ancak 200 sene daha varlığını devam ettirebilir.&#8221; demiştir. (s. 109) Ernest Renan, &#8220;her ne zaman bir mescide girdimse, Müslüman olmadığıma teessüf eyledim.&#8221; demektedir. (s. 112)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Londra gazetesinde; katedralin baş rahibi, &#8220;genç kadın ve erkeklerin aşiftelik maksadıyla ibadet mahallerine gelmemeleri hususunda onları uyarıyordu.&#8221; (Daily Telegraph gazetesi, 27 Eylül 1904) Kilise, batı milletleri arasında güzel sanatların yayılması ve güzelleşmesine pek çok katkısı olmuştur. (s. 117) Amerika&#8217;da İngiltere kadar fedakarlık edip de dünyanın her tarafına binlerce misyonerler göndermiyor mu? Öyle iken bu gibi araçlardan tamamı ile yoksun olan İslamiyet&#8217;in Hıristiyanlık ile olan rekabetindeki başarının sebebi ne olabilir? (s. 123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batılılar, İslamiyet&#8217;in başarıyla yayılmasını, çok kadınlar evlilik ve İslam&#8217;ın kılıcının zorlayıcı gücüne bağlamaktadırlar. (s. 124,126) &#8220;Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı, öyleyken insanlara inanmaya sen mi zorlayacaksın?&#8221; (Yunus suresi 99 ) &#8220;Dinde zorlama yoktur.&#8221; (Bakara suresi 256) Malezya Adalarını, vaktiyle Osmanlı&#8217;nın kılıcından hangi Hıristiyan devlet kurtarabilirdi? Şark Hıristiyanları kendi kiliselerine serbest bırakıldı. (s.  130) &#8220;Muhammedîlik, İncil&#8217;in yanlışını çıkarmak için iblis tarafından icat olunmuş gayet korkunç bir din türüdür ve şeytanın dehasının en meşhur eserlerindendir.&#8221; (R.N. Cust, The Evangelization of the non- Christian world, s. 226) Misyonerler; &#8220;Muhammed&#8217;in Arabistan&#8217;ını şeytanın pençesinden kurtarmakla, Allah&#8217;ın oğlu şan kazanır.&#8221; derler. (İngiliz rahibi John R. Nott,The Evangelization of the World in this Generation, s. 145 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Batının medya organları daima toplu öldürmelere uğrayıp da, her nedense yine de sayıları milyonları bulan-Doğu Hıristiyanların, Müslümanlar tarafından kesilip bitirilmekte olduğu haberini tekrar meydana sürerler</strong>. (s. 133) Bir İngiliz müsteşriki; &#8220;<strong>İslam&#8217;ın siyasi itibarı ortadan kaldırıldı; ama Avrupa&#8217;nın büyük devletleri tarafından icra olunan manevi nüfus korkarız ki, nispeten daha az öneme sahiptir</strong>.&#8221; diyor. (Sir William Muir, Muhammedan Controversy, s. 100) İslam&#8217;a dahil olan fertlerin her biri esasen en büyükten en küçüğe kadar aynı hakka sahip olur ve aynı vazife ile mükellef bulunur. (Theodor Nöldeke, Sketches from Eastern History, s.13) Hindu İslam&#8217;a dahil olunca, onu kardeşlerinden biri sayarlar. Buna nispette Avrupalıların eşitlik hakkındaki görüşleri,  &#8216;keenlemyekün&#8217; sanki hiç yokmuş hükmünde kalır. (Meredith Townsend, Asia and Europe, s. 55) Batılıların ekseriyetince ve özellikle İngilizlerde Türkler, esmer renkli, acayip suratlı yaratıklardan imişler. (s. 147) İslamiyet&#8217;i aşırı derecede kötülemek alışkanlığı bazı gerçeği araştırmaya düşkün olan kimseleri şüpheye düşürüyor. (s. 149) İslam, Avrupa ve Amerika&#8217;ya gönderilebilecek misyoner derneklere sahip değildir. (s. 150)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Dinsiz ol veya Buda dinini kabul et; fakat kesinlikle, asla Müslüman olma! Medenileşmiş halkın, ta haçlıların mutaassıp devirlerinden beri miras olageldiği İslam düşmanlığının etkisi pek yamandır. (s.  151) </strong>&#8216;Müslümanların peygamberlerinin kadınları pek az akla sahip, İslam Şeriatı&#8217;nın kadınları esir muamelesi yaptığı&#8217; yolundaki telkinlerinde papazlar başarılı olmuşlardır.  (Bakınız Voltaire, Dictionaire Philosophique, el- Kur&#8217;an kelimesi) Galiba Batı medeniyeti ile övünmek ve Doğunun zamanımızdaki arka arkaya gelen mağlubiyetini görmeye alışmak, Batılıları büsbütün şımartmış, şirretleştirmiştir. (s. 173 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Müslüman halkın hep birlikte arzu edecekleri bir durum vardır ki o da, Batılı kadınların hayatlarındaki tavırlarının gelişigüzel bir şekilde ele alınıp taklit edilmemesidir.</strong> (s.  174) <strong>Batıda, duyulduğuna göre, bir kız dans arkadaşıyla gece yarıları bir arabaya binip, evine kadar onunla gelmekte serbestmiş. Biz Hıristiyan Avrupa&#8217;nın bu gibi medeni hareketlerini kabul etmeyeceğiz. </strong>(s.  178)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı Avrupa devletlerinin sömürgeler kazanma yöntemi iki türlüdür. Birincisi, ele geçirilen ülkenin yerli halkının kendi çıkarlarını engel olabileceklerini hissederse, onları ortadan kaldırmakta güçlük çekmezler, sağ kalanlar olursa onlar da Hıristiyanlaştırılarak ancak kendilerine has bir &#8216;aşağı sosyal tabaka&#8217; dairesinde kalırlar ve daima istilacılara hizmet vesilesiyle görevlendirilirler. İkinci yöntem, ülke halkının kendilerine has medeni durumlara sahip olmalarıdır. Güya bunlar ülkelerine getirilen medeni idarenin bir türlü anlayamazlarmış: dolayısıyla medenileştirmesi amacına ulaşmak için gerekli her türlü fedakarlığı yerine getirilmesi gerektiğinden muhalefet edenler &#8216;zorla bastırılmalı&#8217; imiş. (s. 245) Yabancı yönetimin gerçek ıslah yerine milli hukukun yok edilmesi için ortam hazırladı görülür. (s.  248) Sonra da hazinenin denetimi, servetin harcanması ve dağıtılması tamamı ile yabancı memurların elinde olur. Servet kaynakları halkın istifadesinden ziyade istilacılarının kârı dikkate alınarak işletilir. Avrupalıların istila ettikleri Asya ve Afrika ülkelerinin birçoğu &#8216;anonim şirketler&#8217; vasıtasıyla yönetilmişti. Amacı ve niyeti ister istemez servet artırmaktan ibaret olan bu söz konusu şirketlere verilen hükümet yönetiminden nasıl hak, insaf ve yerli halka karşı merhamet beklenebilir? Bu tür şirketlerin yönetimlerinin medeniyetin ilerlemesine namına uyguladıkları yağma tedbirlerden korunmak için yerli halk hiç bir dayanak bulamaz. İsyanla silaha sarılsa şirketin mensup olduğu devletin askerleri onları isyancı ve haydut sayacak hemen cezalandıracaktır. (s.  251)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batılıların anlayışına göre, İslamiyet medeniyetin ilerlemesine engelmiş. İslami hükümler, aksine bireyleri Ruhi ve maddi yükselişe heveslendirecek mükemmel bir özelliğe sahiptir. (s. 253) &#8220;<strong>Müslümanlar daha başlangıçta kıtaları olduğu gibi, ilim sahasını da istilaya koyuldular.</strong>&#8221; (W. J. Draper, A History of Europe,I/bölüm 11) Fransızlar Cezayir&#8217;i işgal edince, başka ülkelerle ticaretine izin vermez. Cezayir&#8217;in Fransa ile olan ticareti: 330.294.702 Frank; Cezayir&#8217;in İngiltere ile olan ticareti: 22.632.110 Frank; Cezaevinin Amerika ile olan ticareti: 2.943.482 Frank. (s.  258) <strong>Doğuda Avrupa için bir tehlike mevcut olmayıp, aksine Doğu alemi Avrupalılardan gelen bunca tehlikelere maruz kalmaktadır</strong>. (s. 260) Pan-islamizm, The Times in muhabiri tarafından keşfedilen bir uydurma haberdir. (Prof. E.G. Browne, Pan-islamizm, Cambridge de verilen bir konferans University Press, 1902) Asıl tehlikeye maruz kalanlar Doğular ve tehlikeyi yaratanlar Batılılar değil mi. (s. 268)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlardan bazıları fırsat buldukça memleketlerine istila eden Avrupa devletlerine karşı silahlı isyana kalkışıyorlar. (s. 269) Fransızlar, Doğular için icra ede geldikleri medeni hizmetlerle övünmeye İngilizlerden daha düşkündürler. (s. 270) <strong>İstilaya Avrupalılar &#8216;medeniyetin ithali&#8217; ismini verdiler</strong>. (s. 271) <strong>The Times: &#8220;Dünya medeniyeti öyle yarı vahşi doğu yöneticilerine değil, medeni bir Fransız senyörünün sözüne inanır</strong>.&#8221; <strong>Fransızlar Cezayir&#8217;i ezerek ve zorla aldılar. Sömürgecilere göre, sahillerin ve Atlas dağları&#8217;nın kuzeyindeki verimli toprakların Müslümanlardan boşaltılması gerekiyordu. Sonra Fransa&#8217;dan Cezayir&#8217;i vatan edinmek isteyenlere kolaylık göstererek, bunlar vasıtasıyla yerli halka Fransız adetlerini, Hıristiyanlığı telkin etmeyi amaçladılar. </strong>(s. 273 ) <strong>Fransızlar şimdi kalkıp da utanmak, &#8216;Şimdi biz Müslüman halka hürriyet ve adalet verdik&#8217; demeye kadar varabiliyorlar. Fransız istilasının maddi zararları olduğu kadar manevi zararları da oldu. Arap edebiyatı ile İslam ahlakı da kökünden sarsıldı.</strong> (s. 274 ) <strong>Fransız üstünlüğü Medeni Fransa&#8217;nın iddia ettiği gibi iyi bir yönetime değil, yalnızca zalim bir kuvvete dayanmaktadır.</strong> (s. 276) İngiltere&#8217;nin kuvvete hürmet, miskinliğe hakaretle muamele ettikleri bilinen bir durumdur. (s.  276, 277) illiam Ewart Gladstone, Rusya&#8217;ya &#8216;kuzeyden doğan hürriyet bahşedicisi&#8217; tabirini bile layık görmüştür. Batının bu taraflı yan tutmasından dolayı, oldukça cesaret alan Rusya&#8217;nın, Asya içlerine doğru medeniyet götürmek bahanesi ile birçok kavmin istiklalini kendi iradeleri altına almışlar. (s. 279) Avrupalılar Müslümanların açıkça sefaletinden hiç de müteessir olmazlar. (s. 280)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sömürge düzeninde asıl amaç olan vurgunculuk hevesi, zenginlik hırsı, mal sahibi olma amacı ve hükmetme arzusu eğer medeniyet kılıfı ile saklanmamış olsa, idarenin gerçek mahiyeti o zaman belli olur. </strong>Avrupa gazetelerindeki ifade tarzından, yerlilerin cezayı hak eden isyancılar oldukları manası anlaşılıyor. Öyle ya, Avrupalıların himmeti ile ithal edilen medeniyetin nimetlerine karşı isyan edenler bu şekil bir terbiyeye müstehak değiller mi ya? (s. 281) Batı Avrupa&#8217;da ve özellikle İngiltere&#8217;de, Müslüman mezalimine duçar olan Osmanlı memleketlerinin Hıristiyan kavimleri (Bulgar ve Ermeniler) namına kıyameti koparan o merhametli insan sever Hollandalılar, Müslümanlara reva gördükleri zülme hiç de seslerini çıkarmamaktadırlar. <strong>Ya Rabbi, medeniyet ve insaniyet hizmetçisi olmak üzere meydana çıkıp söz söyleyen bu adamlar ne kadar da sahtekar mahluklar imiş! </strong>Avrupa toprağında, Müslümanlığa daima insaf ve şefkat duygularından yoksun bir şekilde muamele ede gelmiştir. <strong>Hıristiyan aleminin işlediği barbarlıklara, medeniyet ıslahatları ve insanlık hizmetleri adları takılıyor! </strong>(s. 282) Avrupa toprağının asıl haklarından olup da İslam cemaatine tabi olan topluluklar da aynı düşmanlığa maruz kalmışlardır. İşte bu hallerden anlaşılıyor ki, Avrupa Hıristiyanlığının nüfuzu altında İslam&#8217;a mensup kavimlerin, Avrupa tarafından bir insani kardeşlik muamelesiyle muamele edilmeleri ihtimali yoktur. (s. 283) Hac ve hilalin ihtilafı gibi bir konuya atılmam için bir sebep var ki; her Müslüman için hilalin müdafasını adeta bir ölüm ve kalım meselesi haline gelmiştir Kendilerinin gerçekte inanmadıkları ve ancak merasim görevlerine uyarak yapmacık bir surette inandıkları bir dini, birisi kalkar ve Hıristiyan medeniyetinin fikirlerinin ve eserlerinin Fas&#8217;ta ve daha bilmem nerelerde acilen uygulanması lüzumundan açıkça bahseder. (s. 286) <strong>Hıristiyan medeniyeti namına bu kişilerin gösterdikleri gayretin başlıca sebebi tâ eskiden beri Hıristiyanların kalplerinden silinmemiş olan İslamiyet&#8217;e karşı miras olarak intikal eden düşmanlık hissidir</strong>. (s. 287) &#8216;Doğu ile Batı birbirini anlayamaz&#8217; sözü İngilizler arasında adeta bir darbımesel olmuştur. (s. 288) Batılılar İslam milletlerini insaflı ve tarafsız bir şekilde düşünmemektedir. <strong>Mısırlıların bir yabancı devletin medeniyeti altına girmeye çok muhtaç olduğu ilan edip duranlar, Bulgarlara tam bir istiklal verdirmeye ve onları dışarının vesayetinden kurtarmaya uğraşıyorlar.</strong> Bulgarları genellikle Mısırlı’lardan daha medeni saymak, Avrupa&#8217;ya mahsus olan uydurma safsatalardandır. (s. 289) <strong>Müslüman sakinlerin zararına ve Hıristiyanların menfaatine müstakil hükümetler oluşturulur. İslamiyet yalnız bir itikat dininden ibaret değildir; belki onun mensupları arasında tek bir millet fertlerine mahsus gibi olan bir sosyal bütünlük vardır.</strong> (s. 290) <strong>Boykot yolu ile, bize karşı düşmanlıklarını ortaya koyan yabancıların mallarını reddetmek, onlara karşı oldukça etkili bir karşı koyma tokadı olur.</strong> (s. 292 ) Kuvvetli olanlar zayıflarla ittifak kurmak istemezler. (s. 293 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14760" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Hilal-hac-cekismesi-2023.jpg" alt="" width="92" height="135" /> Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam Bilimi Ve Avrupa Rönesans&#8217;Inın Doğuşu</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önsöz</span><br />
<span style="color: #000000;"> Türkçe baskıya yaptığı önsözünde yazar, &#8220;19. yüzyıldan beri kendini tekrarlayan ve İslam bilimsel geleneğinin Abbasi halifeleri ile onların Persli çalışanları arasındaki etkileşim sayesinde doğduğunu iddia eden birinci görüş ile erken İslam bilimsel ve tarihsel kaynakların kanıtlarını ciddiye almak şeklindeki ikinci görüş arasında bir seçim yapacak olsam, Fihrist yazarı İbn-i Nedim tarafında olmayı yeğlerim&#8221; der. (s. 8) <strong>Yazar, Kopernik&#8217;in çalışmalarıyla, daha önce yapılan çalışmalar arasındaki benzerliklere dikkat çeker ve Kopernik&#8217;in, Arap kaynaklarında hala korunmakta olan fikirler ve matematiksel teknikleri, kendi çalışmalarına dahil etmeye çalışırken yaptığı hataları ve benzerlikleri ortaya çıkardığını söyler. İbni Şâtır&#8217;ın ay modeli gibi tıpatıp çözümler, Tûsi&#8217;nin çifte bağı ve Şâtır&#8217;ın Merkül modelini benimsemesi gibi örnekleri sıralar ve İslam biliminin Rönesans&#8217;tan sonra bile Avrupa&#8217;nın bilimsel geleneğini önemli ölçüde etkilediğini belirtir. (s. 9)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birinci Bölüm: İslam bilimsel geleneği.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Klasik anlatı, İslam medeniyetinin bir çöl medeniyeti olduğu varsayımı ile başlar. Bu medeniyet daha ileri, eski medeniyetler ile temas ettiği zaman, bilimsel düşünce geliştirmeye başlamıştır. Bu antik medeniyetler: Grek-Helen, Sasani ve Hint Medeniyetleridir. Bu iddiaya göre, Abbasilerin ilk döneminde İslam Bilim ve felsefesi altın çağını yaşamış, bir çeviri süreci ile antik medeniyetlerin ürettiği tüm bilimsel ve felsefi metinler İslam medeniyetinin bünyesine katılmıştır. Bu da, klasik anlatıya göre, aslında antik Yunan bilimlerinin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değildir. <strong>Hiç kimse, İslam bilginlerinin yeni bir bilim tarzı ortaya çıkarmış olabileceğini, Yunan biliminin aslında yetersiz, eksik, çelişkilerle dolu olduğunun da farkına varamamıştır. (s. 16)</strong> Bu iddiaya göre Avrupa, Arapların bilimsel malzemesine gereksinim duymamıştır. <strong>Rönesans ile, İslam bilimsel malzemesinin bilinçli bir biçimde atlanıp, tüm bilim ve felsefenin başlangıcını Grek-Roman mirası ile açıklanmaya çalışılmıştır. (s. 17) Halbuki Bizans topraklarında klasik Yunan bilimsel metinleri, kitapları dolaşımda değildi.</strong> 800&#8217;lü yıllar Bizans dönemi, bizzat Bizanslıların kendileri tarafından, &#8220;önemsiz izler&#8221; dönemi, &#8220;karanlık Çağlar&#8221; dönemi gibi ifadelerle tanımlanmıştı. (W. Treadgold, T. Gregory, A. Jones) böyle bir dönemin, başka bir medeniyete etkisi ne kadar olabilirdi? <strong>Zaten Bizans bilimi daha çok astronomi değil astroloji ile ilgiliydi ve bu konudaki bilgilerde, &#8220;zayıf ve etkisiz&#8221; idi. (s. 19)</strong> Çevirmenlerin aradığı Yunan metinleri üretebilecek Bizans veya İran bilginlerinin varlığını belgelendirilemeyenler, birkaç Bizans şehrinde klasik Yunan metinlerinin saklanmış olduğunu düşünüyorlardı. (s. 20) Antakya&#8217;da, Harran&#8217;da veya Cundişapur&#8217;daki Süryanilere ait bilgiler, klasik Yunan bilimsel metinleri ayarında değillerdi. (s. 21) Halbuki başkentleri bile o bilimsel metinlere sahip değilken, daha az önemli olan merkezlerde, temasa geçtikleri yabancı kültürleri önemli oranda etkileyecek bilgilerin var olduğunu ileri sürmek gerçekci midir? (s. 22) <strong>Bizans devleti resmi politikasının, &#8220;felsefeyi bastırmak&#8221; olduğu tarihi bir gerçek iken, bu iddianın, Yunan biliminin Arap topraklarına taşınmasını anlatamayacağı açıkça ortadadır. (s. 23) Batlamyus&#8217;un Elmecisti&#8217;sini çevirmiş olan Haccac bin Matar, Arapça çevirinin özgün Yunancasındaki hataları düzeltmiştir. (s. 81) Haccac&#8217;a teknik terimleri ve bu kitabın hatalarını düzeltmeye kim öğretmiştir?  (s. 32)</strong> <strong>Harezmi, 2. derece denklemlerinde yeni bir cebir disiplinini oluşturmuştur ve bu Yunan kaynaklarının çevirisinden önce olmuştur. Harizmi&#8217;ye bunları kim öğretmiştir? Yunan bilimsel metinleri çevrilirken, Hey&#8217;e gibi, yunanlılarda olmayan özgün bir bilim dalının oluşması çarpıcıdır. Tüm bunlar, ilk kez çeviri yapmaya başlayan insanlar için olanak dışıdır. (s. 33) </strong>Klasik Yunan bilimsel metinleri, zamanın Arap bilimlerinin ortamına kolaylıkla kaynaştırılabiliyor ve böylece çeviri süreci aynı zamanda yaratıcı bir sürece dönüştürülüyordu. <strong>Habeş el Hasib&#8217;in, trigonometri ve matematik projeksiyon alanında kaydettiği şaşırtıcı ilerlemeler, Hint ve Yunan kaynaklarında bilinenin de ötesine geçmişti. Habeş, düzlem-küresel usturlapların projeksiyon tasarımını yapmıştır, bu projeksiyonlar daha  eski medeniyetler tarafından bilinmiyordu. Bu ilk nesil, Hint rakam sistemini o denli geliştirmiştir ki, Şam&#8217;da Uklidisi&#8217;nin metninde, ondalık virgül ile ondalık kesirlerin ilk kez ortaya çıktığını görürüz. (s. 34) Özetle</strong>, <strong>yeni bir cebir ve trigonometri ve Hey&#8217;e, yeni projeksiyonlar, Hint rakamlarının girişi, ondalık kesirlerin gelişmesi gibi sonuçların, o alanda ‘daha önceden çalışma yapılmadan, aynı anda ortaya çıkması’ olanaksızdır.</strong> <strong>(s. 35) Bilimsel aletler hiç yoktan yaratılamaz, normal koşullarda bu özellikler hep birden, aynı anda değil, zaman içinde, yavaş bir tarzda gelişir</strong>.<strong> Haccac, Harizmi ve Habeş gibi bilginlerin</strong>, Yunan ve Hint kaynaklarında yer alan gözlem sonuçlarını kontrol etmeyi üstlenmişler, bu alanlarda çok önceden çalışmalar yapmışlar, <strong>ekliptik eğikliğinin, Batlamyus&#8217;un belirttiği gibi 23;51,20 veya Hint kaynaklarında belirtildiği gibi 24,48 değil, 9. yüzyılın ilk yarısında saptandığı gibi, 23;30 olduğu gözlemlenmiştir</strong>. <strong>Bu sonuçlar, ilk kez gözlem yapan deneyimsiz gökbilimcilerin çabaları ile elde edilemez</strong>.(s. 35) <strong>Devinim parametresinin değerinin 66 yılda bir derece olarak tanımlanması veya solar denklemin veya solar apoje hareketinin değerlerinin tanımlanması, deneyimsiz gök bilimciler tarafından gerçekleştirilemez.</strong> Uzun süre bu gözlem yöntemlerini kullanmış, hassas çalışmış, aletler üzerinde düşünülmüş olması gerekir. <strong>Bir de bunlara, Muhammed bin Musa bin Şakir ve kardeşleri Ahmet ile Hasan&#8217;ın, gök bilimine Yunan gözlemsel ve kuramsal yaklaşımlarının eleştirisini ekleyin!</strong> <strong>Metinleri ilk kez çevirmek için çabalayan kimseler, böyle bir olgunluğa varmış olamazlar.</strong> (s. 36) <strong>Özetle, Yunan metinlerinin çevirilerinden önce de bilimsel çalışmalar yapılmakta idi ve bu bilimsel çalışmalar Rönesans&#8217;ın da temelini oluşturmuştur. </strong>Avrupa Rönesans&#8217;ının, İslam dünyasından bağımsız olarak ortaya çıktığını ileri sürenler, 10. yüzyıldan 15 yüzyıla kadar Arapçadan Yunancaya (Bizans Yunancasına) yapılan çeviriler yolu ile bilimsel fikir akışını açıklayamamaktadırlar. <strong>Neugebauer, Pingree, Tihon ve meslektaşlarının ve en son Mavroudi&#8217;nin bağımsız çalışmaları olmasa, kimse İslam ve Bizans dünyaları arasında, beklenenin tam tersi yönde zengin bir bilimsel alışveriş olduğunu bilmeyecekti. Sorunlardan biri, Avrupa Rönesans&#8217;ının dış etkilerden bağımsız olduğu üzerinde ısrar edilmesidir.</strong> (s. 39) <strong>İslam dünyasından Avrupa&#8217;ya matematik teoremlerinin aktarımını görmezden gelirsek, bu teoremlerin Latin Rönesans metinlerinde, aniden ortaya çıkışını açıklayamayız. İslam dünyasındaki gökbilimcilerin birkaç yüzyıl o teoremleri kullandıklarını da biliyoruz.</strong> (s. 40) <strong>Bar Hebraeus&#8217;un eserini düzenleyip çeviren oryantalist François Nau, Arap gök bilimsel devriminden epey etkilenmişti. Ama Nau eseri çevirirken, &#8220;ayın kürelerinin doğası&#8221; ile ilintili olan &#8220;tuhaf şeyleri&#8221; anlayamamıştı. Bu şeyler aslında, Batlamyus&#8217;un gök bilimine olan itirazların listeleri idi ve bu eleştiri, Arap kaynaklarında 9. yüzyıldan beri listelenmiş ve sistemleştirilmişti. (s. 41)</strong> <strong>İbni Nefis, büyük Yunan hekimi Galen&#8217;in eserini kontrol etmek ve bu eserde bir tıp hatasına işaret etmek cesaretini göstermiştir. Galen, kanın kalpte temizlendiğini ileri sürmüştü. İbni Nefis, akciğerlerden geçerek temizliğini açıklamıştır. Ebubekir Er -Razi&#8217;nin ünlü kitabı, ‘eş Şukuk ala Calinus&#8217;ta (Galen hakkındaki kuşkular) benzer eleştirel içerikler vardır. (s. 42)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İkinci Bölüm: İslam bilimsel geleneği</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam bilimsel disiplinleri hakkında bildiklerimizin buzdağının henüz tepesi olduğunun farkındayım. (s. 44)</strong>  Rumlar Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra felsefeyi yasaklamışlar ve kitapları yakmışlardır. (s. 57) 10. yüzyıla kadar kilit altında tutulan ve Hıristiyan öğretisinin saldırısı altında olan bilimin, daha önce klasik savunulduğu gibi &#8216;temasla&#8217; başka kültürlere taşınabilen, geçerli bir bilimsel gelenek oluşturması mümkün değildir. (s. 59) Kaynakların açıkça ortaya koyduğu gibi, Bizanslı kulların pirlerini aşıp, Bizans&#8217;ın kendisi tarafından bastırılacak yeni bir bilim yaratmaları mümkün değildir. <strong>Farabi&#8217;nin dediği gibi, felsefenin ancak İslam topraklarına geldiği zaman &#8221; özgürlüğüne kavuştuğu &#8221; görülür. Kısaca, felsefenin ve bilginin Bizans&#8217;tan Arapçaya doğrudan aktarımı söz konusu değildir  (s. 60) </strong>Bilimin, Bizans&#8217;ın topraklarında zayıf durumda olduğundan, Bizans ile temas sonucu İslam dünyasına aktarılmasının mümkün olmadığı görülür. <strong>Bilimin, İslam medeniyetine başka bir medeniyet ile &#8216;doğal&#8217; bir temas sonucu gelmediğini, çünkü temas edilecek böyle bir medeniyetin var olmadığını görmemiz gerekir. Bütün olay, bilinçli bir elde etme süreci olduğu sonucuna rahatlıkla ulaşmaktayız. (s. 63)</strong> <strong>10. Yüzyılın ortalarına kadar Bizans topraklarında filozoflara zulüm yapılmış, antik kitaplar kapalı tapınaklarda saklanmıştır. Yunan kaynaklarını okuyup, onları komşu İslam medeniyetine geçirebilecek derecede bilgi sahibi Bizanslılar olmadığı için de, klasik temas kuramının geçerli olamayacağı yeniden onaylanmıştır. (s. 66)</strong> <strong>Yunanlılar, cebiri Harezmi&#8217;nin ifadelendirdiği şekilde bilmiyorlardı. &#8216;Divan&#8217; adı verilen bilim dalı geliştikçe, gelirler ile ilgili işlemler ve aritmetik işlemleri de gelişmiştir: Su dağıtımı, hendek kazılması, günlerin uzaması-kısalması, güneşin dönmesi, yıldızların yükselişi, üçgenin, karenin, poligonların yüzey ölçümleri, kemerler, su dolapları, hesaplar vd. Divan ilminin detaylarındandı. (s. 71) İlk zamanlarda Divan (hendese/geometri) bilen Farslılar, zamanla bu ilmi öğrenen Araplara makamlarını kaptırdılar. Bunun üzerine onlar da, daha ileri seviyede felsefe-bilim öğrenip, tekrar o makamları geri almışlardır. Çeviri hareketini de tetikleyen bu sosyal gerçekliktir. (s. 77-79, 83 ) Yunan bilimlerinin elde edilmesinin sadece bir kör kopyalama olmadığı, zamanın ihtiyaçlarını karşılamak için ayarlanmış olduğu görülmektedir.</strong> <strong>Çeviri hareketi daha üstün bir kültürün taklit edilmesi değildi, tersine kaynağında unutulmuş olan metinlerin dışarı çıkartılması idi. Bu klasik eserler, yıllarca mahzenlerde tutulmuş, ancak Bağdat&#8217;tan gelen talep üzerine dışarı çıkarılmış ve Bağdat&#8217;ta değerlendirilmiştir.</strong> 3. yüzyıl bilgini olan Eflatun, Aristo, Galen, Batlamyus&#8230; gibi filozofların isimleri, 9. yüzyılda Bağdat&#8217;ın hemen her evinde konuşulur isimler olmuşlardı. <strong>Çeviri ve Arap özgün bilimlerini oluşturma aynı anda yürümekte idi. Özgün bilgileri oluşturma etkinliği, ileri seviyeye metinlerin çevirmesinden önce başlamıştı ve bu etkinlik, çevirilerden yararlanılarak daha da ilerlemişti.</strong> Bu yüzden, Haccac bin Matar, Batlamyus&#8217;un eserini çevirirken dikkatlice okumuş ve hataları düzeltme ihtiyacını duymuştur. (s. 81, 93) <strong>Çeviriler ile Yunan mirası yeniden değerlendirilmiş, cebir, trigonometri gibi yeni bilimler ortaya çıkarılmıştır. (s. 82) </strong>Abbasilerin ilk çevirmenlerinden olan Haccac bin Matar, Elmecisti&#8217;nin akıcı, teknik ve okunabilir ilk çevirisini yapan kişidir. <strong>Çevirilerde teknik terimlerin Arapça asıllarını kullanmıştır, demek ki, önceden o ilmi seviyeye ulaşılmıştı. (s. 83)</strong> <strong>Prof. Jacques Risler tarafından, &#8216;Batıya Trigonometriyi öğreten adam&#8217; olarak tarif edilen Battani&#8217;de yazdığı &#8216;Şerhu&#8217;l makalati&#8217;l erbai li-Batlamyus&#8217; adlı eserde Batlamyus&#8217;un hatalarını tek tek bulmuş ve onun trigonometri bilmediğini ispat etmiştir. </strong><strong>(Ali Çankırılı, Batıda İlmi Skandallar, s. 41)  </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam bilimi aldı, korudu ve sonra Batıya devretmemiş, bu bilim çevirilerden önce gelişmeye başlamış, bu bilimler ile beraber gelişmesini sürdürmüş ve ileri bir seviyeye ulaşıp sonrada bu bilimi batılılara Endülüs’ten Bağdat’a, üniversiteler vasıtası ile ulaştırmıştır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Üçüncü Bölüm: Yunan bilimsel geleneği ile karşılaşma</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çevirilerin doğuda Hint ve Pers, batıda Helen topraklarından gelmesine rağmen öne geçen, Yunan klasik geleneği olmuştur. Yabancı bilimlerin ithalinin gerekliliğine ilk inananlar, Farsça konuşan toplum olduğu görülmektedir. (s. 88)  Batlamyus&#8217;un şu veya bu parametreyi yanlış ölçtüğünü hesaplamak ve bunu düzeltmek tehlikeli değildi, Yunan felsefesi metinlerinde geçtiği gibi, dünyanın sonsuz olduğunu söylemek dini çevrelerde anında sorun yaratabiliyordu. Haccac, Batlamyus&#8217;un eserlerini, düzelterek çevirmiştir. (s. 93) Batlamyus, 23. 51. 20 olarak tutulum çemberinin eğilim değeri bulmuşken, Bağdat&#8217;ta 9. yüzyılın başlarında yeni ölçümler sonucu bugün hala kullanılan 23.33 olarak değiştirilmiştir. Ayrıca, <strong>cihazlar geliştirilmiş, yeni yöntemler bulunmuş, solar apojenin 11 derece yer değiştirdiği keşfedilmişti</strong>. <strong>Bu ince gözlemleri yapacak bugün bile kullandığımız hassas değerleri saptayacak gökbilimciler eğitilmişti.</strong> <strong>Tüm bunlar, çevirmekte oldukları Yunan metinlerini henüz kavramaya başlayan acemiler tarafından bulunamazdı.</strong> <strong>(s. 95-97)</strong> <strong>Tûsi, görünen solar diskin, Batlamyus&#8217;un söylediği gibi sabit olmadığını, boyutunun değiştiğini keşfetmiştir. İbni Şâtır, güneşin hareketini anlatan bir matematik model geliştirmiştir.</strong> <strong>Düzeltmeler, yeni teknikler, yeni çözümler ve gelişmeler, Yunan bilimsel başyapıtlarına eleştirel bakışın sonucuydu</strong>. <strong>Mesela, Abdurrahman el Sufi, ‘Suver el-kevakib el-Sabite’ adlı kitabını, Yunan geleneği ile uzun tartışmalar ve Batlamyus&#8217;un metnine karşıt fikirlerle doldurmuştur. Batlamyus&#8217;un eserindeki, güncellenmesi gereken alanlar, zamanın bilgilerine uyarlanmıştır.</strong> (s. 100) <strong>Çevirmenler zaten Yunan geleneğine de yabancı olan alternatif trigonometrik alanın varlığını öğrenemezlerdi</strong>. <strong>Küresel sinüs kuramını keşfeden Tûsi, sinüs yerine tanjant fonksiyon kullanan başka bir dizilimi bu kurama ekler.</strong>  (s. 101) Kısaca <strong>Batlamyus&#8217;un Elmecisti metnine yapılan müdahalenin özeti; ‘matematiksel güncelleme veya hataların düzeltilmesi’ değil, başta gökbilim olmak üzere, metinin ‘bütünü ile yeniden yapılandırılması ve düzenlenmesi’ idi. Yeni şeyler eklenmiş, bazı kısımlar çıkartılmış, çelişkiler ayıklanmıştı.</strong><strong> (s. 102)</strong> Yunan gökbilim geleneğindeki tutarsızlıkları fark eden İslam alimleri, zamanla bu konular hakkında kendi tezlerini yazmaya ve bunları; Şukûk (kuşkular) başlığı altındaki eserlerde toplamaya başlamışlardır. <strong>Müslüman alimlerin altyapıları, çevirilerden önce zaten vardı, çevirilerle beraber düzeltmeler de yapıldı ve sonra özgün kuramlar oluşturuldu ve yeni bilimsel teoriler İleri sürüldü. </strong>Cüzcani, el Biruni ve en son İbni Heysem, Batlamyus&#8217;un birçok eserindeki hataları bulmuşlardır. Mesela Heysem, hiçbir zaman Latinceye çevrilmemiş olan, el-Şukuk ala Batlamyus adındaki kitabında bu konuları açıklamıştır. (s. 108-109) <strong>Heysim&#8217;in oluşturduğu kavramlar, Yunan mirasını kınamakla kalmıyor, tutarlı bir bilimin temelini de atıyordu. (s. 112)</strong> Mesela İbni Heysem, &#8220;Batlamyus, bunları kavrayamamıştır veya doğalarını anlayamamıştır.&#8221; diye eleştirmiştir. (Şukûk, s. 63) <strong>Heysem&#8217;den sonraki gök bilimsel gelişmeler ve aynı zamanda ortaya atılmaya başlanan soruların, Avrupa Rönesans&#8217;ı zamanının soruları ile benzerliği dikkat çekicidir. (s. 119) Tûsi, ‘Tezkire’ adlı eserinde, Batlamyus&#8217;a alternatif kendi modellerini sunar.  (s. 119, 121)</strong> <strong>Ehaveyn, el-Hafri, ve Gıyaseddin Mansur Şirazi ise, Batlamyus gök biliminin sorunlarını saymanın ötesinde çözüm önerileri de sunar</strong>. <strong>(s. 112,124, 125, 168, 170) Ali Kuşçu ise, Batlamyus&#8217;un Merkür ile ilgili çıkmazına en zarif çözümlerden birini sunmuştur. (s. 123) İslam gökbilim geleneği öyle bir olgunluğa erişmişti ki, daha önce düşünülmemiş konular ortaya atılabiliyor, yeni problemler, ilişkiler, kurumsal stratejiler üzerinde duruluyor, alimler kendi modellerini sunuyorlardı. Bu tarz araştırmalar sadece gökbilim ile sınırlı kalmayıp, diğer bilim alanlarına da yayılmıştı.</strong> (s. 128) Yunan gökbilim geleneğinin en iyi temsilcisi olan Batlamyus, İslam medeniyetinde sadece korunmadı, aynı zamanda, baştan itibaren, sıkı bir eleştiriden de geçmiştir. <strong>Bizans ve Sasani kültürleri bilimsel incelikten yoksundu. Müslüman alimler sayesinde, Yunan klasik fikirleri çürütülme ve değiştirilme yolu ile yeniden dolaşıma girmişlerdir.</strong><strong> (s. 132)</strong> <strong>Çevirisi yapılacak metinlerin bilinçli ve istekli seçimi, bu metinlerin kabul edilmesi veya reddedilmesi konusunu etkilemişti</strong>. <strong>(s. 133) Ebubekir er-Razi, Galen&#8217;in iddialarına itiraz etmiş, su çiçeği ile kızamık arasındaki farkı anlatmış; Abdüllatif El Bağdadi ise, &#8220;Gözlem her zaman sözcüklerden daha güçlüdür.&#8221; diyerek gözlemin öneminin altını çizmiştir. (s. 135)</strong> İslam dünyasının bilim insanları, klasik Yunan bilimsel metinlerinde bir dizi hata saptadıktan ve kendi gözlemleri ile gördüklerine inanmaya başladıktan sonra güç toplanmışlardır. Bunun en iyi örneği, Razi ve Bağdadi&#8217;nin yaptıklarına benzer şekilde, İbni Nefis&#8217;in küçük kan dolaşımını bulmasıdır. <strong>Bilim insanları, Yunan geleneğinin hatalarını temizleyip, Yunan yazarlarının bilmediği alanlarda, kendi geleneklerini oluşturmuşlardır.</strong> <strong>Matematiği, fiziksel görüntüleri açıklamak için kullanan Hafri sayesinde bu disiplin ivme kazanmıştır. (s. 136)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dördüncü Bölüm: İslam gök bilimi kendini Açıklıyor: Kritik yenilikler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Müslümanlara özel, ilmi elhey&#8217;e, yani astronomi ilmi ile fiziksel gerçekliğe aykırı olmayan matematik modelleri tanımlama yoluna gidilmiştir. (s. 139) </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batlamyus gökbilimine İslam&#8217;ın yanıtları: Alternatif bir gökbilim oluşturma: Batlamyus modellerinin yerine yenilerini oluşturma çabaları ciddi olarak 11. yüzyılda başladı. (s. 155) <strong>Batlamyus, gökbiliminin sorunlarını çözmek için, yeni kavramlar veya yeni matematik teoremleri türeten el-Urdi, Tûsi, Şirazi, Hafri, Şâtır gibi gökbilimcilerin çalışmaları daha sonra, Rönesans&#8217;ı da etkilemiştir.</strong> <strong>Tûsi bir teorem bulmuş, Kopernik ve Rönesans gökbilimcilerinin hepsi bu teoremi kullanmıştır.</strong> (s. 162) <strong>Noel Swerdlow: &#8220;Kopernik, Tûsi tarafından icat edilen ve kullanılan iki cihazdan birini kullanarak yörünge düzleminlerinin salınımını açıklamıştır</strong>.&#8221; <strong>demektedir (Noel, Commentariolus, s. 488)</strong> <strong>Kopernik, İbni Şâtır&#8217;ın ay modelinin aynısını kullandı ve Merkür&#8217;ün hareketini açıklamak için ibni Şâtır gibi Tûsi çifte bağı kullandı</strong>.  (s. 167) İthal edilen Yunan geleneğinin kusurlarını eleştiren, istidrak&#8217;ten Şukuk&#8217;a kadar bir dizi Arap metini yazıldı ve sonunda Yunan gökbilim geleneğinin büyük bir reforma ihtiyaç duyduğu ortaya çıktı.  (s. 169) Batlamyus matematiğinin yeterli olmadığını fark etmek ve yenisini oluşturmak için 200 yıl geçmesi gerekiyordu. Urdi ve Tûsin&#8217;in çalışmaları bu konuda öncü oldu ve matematiği fiziksel görüngüleri açıklayacak bir dil olarak yeniden tanımlayan akım oluştu.  (s. 171) <strong>İslam gökbilimindeki gelişmeler, bu kültürün ne denli titiz ve özenli olduğunu ve bilimsel düşüncesini, gelişen tutarlılık ve kesinlik ölçütlerine göre nasıl kusursuzlaştırdığını bize göstermektedir.</strong>  <strong>(s. 172)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Beşinci Bölüm: Din ve felsefe arasında bilim: Gökbilimin durumu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gökbilimsel düşüncenin gelişmesi ile ihtiyaç haline gelen yeni matematiksel terimler ve yeni matematiksel teknikler oluşturulur. Yazar Gökbilim disiplini şablon olarak kullanıldı. (s. 174) <strong>Urdi, ‘Kitap al Hey&#8217;e , 27. sayfada şöyle der: &#8220;Astronominin konusu Allah&#8217;ın en inanılmaz eseri, en muhteşem oluşumu ve en iyi uygulamasıdır. Kanıtlar ise geometrik ve aritmetik; dolayısıyla kesin. Bu yolla zihin yüce Allah&#8217;ın varlığının tartışılmaz kanıtına sahip oluyor, yaratıcının muhteşemliğini, bilgeliğini ve gücünün enginliğini sergiliyor. Allah&#8217;ım! Yaratıcıların en büyüğü ve yücesi sensin.&#8221; </strong><strong>Tûsi, Batlamyus&#8217;un dilinin gökbilime aykırı olduğunu ilan etti. (s. 182) Galileo da, Tûsi çifte bağını kullanarak iki karşıt hareketin arasındaki duraksama fikrini çürütür. (s. 184)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">D<strong>in ve gökbilim: Çoğu ‘hey&#8217;e yazarının aynı zamanda tanınmış din bilgini olduğunu tahmin etmek zor değildir. (s. 186) Din sayesinde gelişen bilimlere örnek vermek gerekirse: Mikat, yani namaz zamanlarını belirleme ilmi sayesinde trigonometri kuralları gelişme göstermiştir. </strong>Trigonometrik fonksiyonlar, Yunan geleneğinde bilinmiyordu. Hint geleneğinden gelenler ise, problemi çözmek için yeterli değildi.<strong> Trigonometri sayesinde astronomide de ilerleme sağlanmıştır.</strong> (s. 187) <strong>Dinin sağlıklı bir bedene sahip olma vurgusu sonunda, tıp ile din uygulamaları arasındaki ilişkiyi geliştirmiştir. Galen&#8217;in, kalbin işleyişi ile ilgili olarak eleştiren ve sonunda kanın akciğer dolaşımını bulan ibni Nefis, aynı zamanda uygulamacı Şafii hukukçusu idi. Yeni gökbilim; ‘Hey&#8217;eyi özellikle astrolojiyi gökbilim alanının dışına atmak ve toplumun dini baskılarına yanıt vermek için oluşturulduğunu kabul ettiğimizde, gökbilimcilerin bilimsel ve dini işlevleri arasında yakın ilişkinin var olduğunu görürüz</strong>. <strong>(s. 188) E. S. Kennedy: &#8220;Düzlem ve küresel üçgen çalışması (trigonometri) aslında Arapça yazan bilim insanları tarafından yaratıldı ve bu ifadenin geçerli olduğu tek matematik dalı budur.&#8221; demektedir. (Sciences, 327-344)</strong> <strong>Kopernik, ibni Şâtır&#8217;ın üst gezegen modelini kullanmıştır. </strong>(s. 190) Gökbilim, Aristo kozmolojisine ilk önce kuşkuyla bakmış sonrada dini otorite tarafından kabul görecek şekilde kendini yeniden yapılandırılmıştır<strong>. Bu ilişki, Avrupa&#8217;daki bilim ve din arasındaki çatışmanın Tersine çok sağlıklı idi. İslam toplumunda din ve bilim arasında bir çatışma yoktur. </strong><strong>(s. 191)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam bilimi ve Rönesans Avrupası</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kopernik bağlantısı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kopernik&#8217;in yaptığı şey, İbn-i Şâtır&#8217;ın modellerini almak, güneşi sabit tutmak ve yerküre ile onu merkez almış tüm gezegenleri, güneşin çevresinde döndürmektir.</strong> Bizans gökbilimcilerinin kullandıkları teknik terminoloji, <strong>Yunan metinlerinden çok Arap kaynaklarında benzemektedir</strong>. Bu da bizi Bizans gökbiliminin İslam gökbilimine olan bağımlılığını anlatmaktadır. <strong> </strong>(s. 194) Arap ve Pers metinleri, 200 yüzyıl kadar Bizans-Yunan metinlerinde iyice benimsendikten sonra ancak Avrupa&#8217;ya taşınmıştır. <strong>İslam dünyasından Avrupa&#8217;ya aktarılan bilgi, Rönesans bilimini etkilemiştir.</strong><strong> (s. 195)</strong> Kennedy&#8217;nin öğrencisi, <strong>Victor Robert, Isis&#8217;te yayınladığı makalesinin başlığı şöyledir: İbni Şâtır&#8217;ın güneş ve ay kuramı: Kopernik öncesi Kopernik modeli. (</strong><strong>Isis, 48; 428-432)</strong> <strong>Bu buluş, doğal olarak bilim dünyasını alt üst etmişti. Yaygın inanış, Rönesans biliminin yoktan yaratılmış olduğu idi, yine bu inanışa göre Rönesans biliminin klasik Yunan kaynaklarından esinlendiği ama İslam kaynakları ile hiçbir ilgisi olmadığı idi.  (s. 196)</strong> <strong>Neugebauer, Tûsi çifte bağının matematiksel kanıtına, Tûsi&#8217;nin ‘Tezkere&#8217;sinde rastlanmıştır. (s. 198)</strong> Tûsi, 1247&#8217;de ve 1260&#8217;da daha önce hiç bir Yunan kaynağında görülmeyen yeni bir teorem sunduğunu biliyordu. <strong>Kopernik ise, aynı teoremi 1543&#8217;te çok benzer bir kanıtla açıklamıştır. (s. 200) </strong>Kopernik, üst gezegenler için İbni Şâtır&#8217;ın modelini kullanmıştı, ama bu sefer evrenin merkezi güneş kaydırılmıştı<strong>. </strong>(s. 205) Kopernik&#8217;in ve İbni Şâtır&#8217;ın oluşturdukları matematik modelinde, Tûsi çifte bağı vardır. (s. 206) <strong>Swerdlow şöyle der: &#8220;Kopernik&#8217;in Merkür modeli, İbni Şâtır&#8217;ın modeli ile aynıdır.&#8221;</strong><strong> (Commentariolus, s. 500)</strong> Kopernik model ile Merkür&#8217;ün görünen hareketi arasındaki ilişkiyi bilmiyordu. Demek ki model kendi buluşu değildi, tam anlayamadan kopya etmiştir. Modelinin kaynağı İbni Şâtır&#8217;dır.<strong> </strong>(s. 504) <strong>Bu kanıtlar İslam dünyasından Rönesans dünyasına gökbilim fikirlerinin taşındığı iddiası güçlendirmektedir. (s. 209)</strong> Şunu biliyoruz ki, Arap gökbilimsel çalışmalarının sonuçları bir şekilde Kopernik&#8217;in teknik bilgi hazinesine girmişti.<strong> Kopernik&#8217;in Müslümanlardan aldığı bu bilgileri, kendi gökbilimini oluştururken özgürce ve bazen de Merkür örneğinde olduğu gibi tam anlamıyla anlayamadan kullanıyordu. </strong>Matematiksel ve gökbilimsel sonuçlar, Yunan kaynaklarına isyanı simgeliyordu. Bu eserler, Yunan düşüncesi yerine, Yunan düşüncesinin eleştirisini içeriyordu. ( s. 210)<strong> Artık Kopernik&#8217;in eserleri ile Tûsi ve İbni Şâtır&#8217;ın eserler arasındaki benzerlikleri saptayabiliyoruz.</strong> <strong>( s. 211)</strong> Peki Kopernik bu kaynaklara nasıl ulaşmış olabilir? Vatikan kütüphanesinde, Gr. 211 kodlu bir Bizans Yunan el yazması ortaya çıkarıldı. Bu belgede, Tudi çifte bağının Yunan sürümü yer alıyordu. ( s. 213) Vatikan&#8217;da bulunan diğer bir eser (Arabo, 319) içinde Tûsi çifte bağının kanıtı bulunan, Nasireddin Tûsi&#8217;ye ait Tezkire&#8217;nin&#8217; bir kopyası bulunmaktadır. Bu belge Vatikan Kütüphanesine, Kopernik ile aynı dönemde yaşamış daha genç bir Fransız&#8217;dan, Guillaume Postel&#8217;den kalmıştı. Willy Hartner&#8217;in dediği gibi bu belgelerin içeriğini bilen bir kişi, Kopernik&#8217;i, Arap gökbilimi ile ilgili bilgilendirmiştir. ( s. 216) Kopernik zamanında Avrupa kentlerindeki bilimin, İslam topraklarında ki ile aynı seviyede olması ilginçtir. 16. Yüzyıl ve erken 17. yüzyılda Rönesans insanının gökbilim başta olmak üzere Arap bilimini, klasik Yunan biliminin çok üstünde algıladığını söyleyebiliriz. Andreas Alpagus 15 yıl Şam&#8217;da yaşamış, Kopernik ile aynı bölgeyi paylaşmıştır. (s. 219) Akdeniz üzerinden Kopernik&#8217;in eğitim gördüğü Kuzey İtalya kentlerine kitapların ve bilginlerin özgürce akışını göz önüne alırsak, Kopernik&#8217;e danışmanlık yapacak, onu eğiticek Poster gibi birçok insan olduğunu düşünebiliriz. (s. 220) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cihazlar konusunda temaslar: Rönesans Avrupa&#8217;sında üretilen cihazlar ile İslam dünyasında üretilenler arasındaki yakın ilişkiyi gösteren örnekler çok sayıda mevcuttur. ( s. 220) Hollanda gibi Kuzey bölgelerinde, 16. yüzyıl sonuna doğru, İslami bilimsel cihazlara karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. (s. 222) <strong>İslam topraklarından Avrupa kentlerine, kendi ülkelerinin bilimini götüren bilim insanları bulunmaktadır. </strong>Afrikalı Leo olarak da bilinen Hasan bin Muhammed İbni el Vezzan bunlardan biridir. Leo kopernik&#8217;in çağdaşıdır ve müthiş bir bilimsel bilgiye sahiptir. Oryantalist ve Kopernik&#8217;in çağdaşı olan Jean- Albert widmanstadt, Leo&#8217;nun öğrencisidir. Oryantalist Ambrosio Teseo ise, Kopernik&#8217;in biraz daha yaşlı bir çağdaşı, Arapça bilen bir bilgindir. (s. 225) Rönesans dönemine kadar geçen zamanda bilim insanlarının kendileri Arabist oldular ve çeviriler yerine, doğrudan Arapça metinleri kullanmaya başladılar. <strong>Rönesans bilim insanları bilimsel etkinliklerdeki son gelişmeler için, Yunan klasik kaynaklar yerine İslam dünyasına bakıyorlardı. Bu durum, gökbilim ve tıp gibi sürekli yenilenmesi gereken deneysel alanlar için özellikle geçerliydi</strong>. (s. 229) Yunan klasik geleneğinin yanıtlamaya çalıştığı sorunları, Arap kaynaklarının daha iyi çözdüğü artık görülebilmektedir. Kopernik gökbiliminin temel taşları: İslam bilimsel sonuçlarının, Kopernik&#8217;in çalışmalarından önce elde edilmiş olması ve fikirlerin doğudan batıya göç etmiş olması ile İslam dünyasındaki gökbilimcilerin ve bilim insanlarının, nesiller süren belgelenmiş çalışmaların ve Yunan düşüncesine olan itirazları, gerçek alternatifler üretimlerini göstermektedir. Bu bilgiler belgilendirildiği gibi, çoktan olgunlaştırılmışlardı da! Bu bilim, yeni matematik teoremleri oluşturacak kadar kendinden emindi. <strong>Vesalius&#8217;un: &#8220;Bu Araplar şimdi bize Yunanlılar kadar yakın&#8221;  ifadesi çok şey anlatmaktadır.</strong> ( s. 230)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çöküş dönemi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gökbilimsel düşüncenin üretkenliği. <strong>Avrupa&#8217;da var olduğu iddia edilen bilim, din çatışması İslam medeniyetinde geçerli olmamıştır. Gazali sonrası dönemi için bile bu iddia doğru değildir.</strong> (s. 240) <strong>Avrupa&#8217;daki tüm kraliyet makamları ve çevreleri, sömürgeleriden gelen altın, gümüş, bedava köle, işgücü ve doğal kaynaklarla doldu taştı. (s. 247) Bilimsel çalışmaların hiçbir maliyeti yoktu çünkü yatırım ile ilgili sermaye ve işgücü &#8216;keşfedilmiş&#8217; sömürgelerden geliyordu. (s. 248) Avrupa&#8217;daki bilimsel gelişmeler, yeni dünyanın &#8216;keşfi&#8217; ile başlatılan dinamik zenginlik döngüsünün ürünüydü. Zenginlik bilimsel üretimi, bilimde daha fazla zenginliği getiriyordu. </strong> Sürmekte olan sömürge döneminde, askeri gücün dünyayı boyun eğdirmek için kullanılması, Avrupa&#8217;da yarışı körükledi.  <strong>(s. 249)</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14821" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/GeorgeSaliba3573683.jpeg" alt="" width="113" height="163" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Prof. Dr. George Saliba, İslam Bilimi ve Avrupa Rönesansı&#8217;nın Oluşumu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Pozitif ilimler, Tevrat, İncil ve Kur&#8217;an </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız Müslümanlarından Paris tıp akademisi üyelerinden tanınmış operatör doktor Maurice Bucaille 1976 yılında bu eseri yazar. (s. 5 ) Vahiyi doğrudan Allah&#8217;tan alan İbrahim Aleyhisselam veya Musa Aleyhisselam aracısız vahiye örnektir. Ya da İsa ve Muhammed aleyhisselam&#8217;a nâzil olan vahiy aracılıdır. (s. 7) Hıristiyanlık, İbranice kitabı mukaddes&#8217;e bazı ekler yapmak suretiyle onu kabul etmiştir. Kur&#8217;an, kendisinin önce inen kitaplara her Müslüman&#8217;ın inanmasını emreder. (s. 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı ülkelerinde, insanlığın İslam dini ile alakalı her şeyde ne kadar cahil bırakıldıklarını bilmekteyiz. (s. 9) Kur&#8217;an&#8217;dan kanıt getirmek sanki şeytanın bilgisine başvurmuş olmak gibi bir şey sayılıyor. 1972 yılında basılan &#8216;Hristiyanlarla Müslümanlar arasında bir diyalog için yönlendirmeler&#8217; adlı belge ile  Hristiyanların peşin hüküm ve iftiralarla çehresi değişen İslam imajını bir yana bırakmaya çağırmaktadır. (s. 10) Resmi dört İncil müellifleri, anlattıkları olayların görgü tanıkları değildirler. (s. 14 ) Kur&#8217;an, Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Muhammed aleyhisselam&#8217;a nazil olmuş ve derhal yazılarak ezberlenmiş, Müslümanlar tarafından namazlarda, Ramazan ayında ezberden okunmuş vahyin ifadesidir. (s. 15) Ben ilkin Kur&#8217;an üzerinde durup, çağdaş ilmi buluşları ile Kur&#8217;an metninin ne derece uyumlu olduklarını araştırdım. Bunu, hiçbir peşin fikre saplanmadan, tam bir tarafsızlık ile yaptım. (s. 18) Batı dünyası rönesanstan önce İslam medeniyetinden beslenmiştir. (s. 20) Paris Katolik Enstitüsü profesörü Kannengiesser, incillerin İsa hakkında naklettiklerini &#8216;artık zahiri manalarına göre anlamamak gerekmektedir.&#8217; İnciller &#8216;belli şartlar veya mücadele dolayısıyla yazılmış kitaplar&#8217; olup, müellifleri mensubu bulundukları &#8216;toplumların İsa’ya dair sözlü rivayetlerini yazıyla tespit etmişlerdir.&#8217; (s. 90)</span><br />
<span style="color: #000000;"> İsa&#8217;nın bu dünyayı terk ettiği an ile ikinci asrın yarısı arasında, yani bir yüzyılı aşkın sürede iki dini akım arasında geçen bir mücadeleye şahit olunmuştur. Bu iki akım, Paulcu Hristiyanlık denebilecek Hristiyanlık ile Musevilik Hristiyanlıktır. (s. 93) Putperestlikten hıristiyanlığa dönenler yüzünden, Paul ile Musevi Hıristiyanlar birbirine girerler. Yabancılara açılmak için hıristiyanlığın, musevilik ile kendi arasındaki siyasi dini bağlantıdan kurtulması gerekiyordu. Musevi hıristiyanlara göre Paul bir haindir. Musevi hıristiyanlıktan kalma belgeler onu düşman olarak nitelendirmekte, ikiyüzlü taktik kullanmakla suçlanmaktadır. (s. 94) Gazze&#8217;den Antakya&#8217;ya kadar suriye-filistin sahilleri hep Musevi Hristiyandır. Afrika&#8217;nın ilk defa Hıristiyanlaştırması Musevi Hristiyanlık şeklinde olmuştur. Yahudiler, roma imparatorluğunda saygınlıklarını yitirince Hıristiyanlarda onlardan kopma eğilimi baş göstermiş, o zaman üstünlüğü Yunan Hıristiyanlığı sağlamıştır. (s. 96)</span><br />
<span style="color: #000000;"> En son Yahudi isyanının vuku bulduğu 140 yılına kadar Musevi Hristiyanlık kültürel yönden yine kendi egemenliğini koruyacaktır. Markos, Matta, Luka ve Yuhanna incilleri 70 yılından itibaren 110 yılına varmayan bir tarih arasındaki dönemin ürünleridir.<strong> </strong>Paul, gerek onun ailesince, gerek havarilerce İsa&#8217;nın düşüncesine ihanet etmiş kişi telakki edilir. Paul, İsa&#8217;yı sağlığında görmediği halde, İsa dirildikten sonra kendisine Şam yolunda göründüğünü iddia ederek görevine meşrutiyet kazandırmıştır. (s. 97)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Paul&#8217;un resmi İncilleri= Canon= 4 İncil&#8217;dir. Kardinal Danielou: &#8220;Musevi Hristiyanların 4. asra kadar izleri kalır. Bazı izlerini de, bir ölçüde onların mirasçısı olan İslamiyet izleyecektir. (s. 98) &#8216;Canon&#8217; haline gelecek olan incillerin kaleme alınması işi ikinci asrın başında tamamlanmış olmasına rağmen bu inciller o tarihten çok sonra tanınmışlardır. (s. 99) Culmann, &#8220;Markos, Matta ve Luka İncil kadrosu, tarihi bir dayanaktan yoksun tamamen edebiyat üründen kitaplardır.&#8221; der. (s. 102) Matta, İsa&#8217;nın bir arkadaşı olduğu bugün kabul edilmemektedir. (s. 107) Markos, en eski tarihli İncil&#8217;dir. (s. 112 ) Markos İncili&#8217;nin yazılışı papalık tercümesine göre en erken 65 ile 70 yılları arasında olabilir. (s. 113) Luka, Yahudilere karşı olumsuz bir tutumu içindedir. İncil yazarları kişisel görüşlerine uygun düşeni İsa&#8217;ya söyletirken, İsa&#8217;nın sözlerini bizlere, kendilerinin mensup oldukları toplumların zihniyetini yansıtacak biçimde rivayet etmektedirler. (s. 117)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Matta ve Luka, İsa için farklı soy kütükleri verirler. Davud&#8217;dan sonraki isim listesinin de birbirini tutmadığı görülmektedir. Luka, Matta ve Markos İsa&#8217;nın nübüvvet faaliyetini de birçok noktalarda farklı şekillerde anlatmışlardır. (s. 119) Fakat Kitab-ı Mukaddes papalık tercümesi yorumcuları Luka hakkında: &#8216;Onun başta gelen endişesi, olayları somut gerçeklikleri içerisinde tasvir etmek değildir.&#8217; derler. (s. 120) Yuhanna ve öteki üç incil yazarlarınca İsa&#8217;ın sözleri farklı şekillerle nakledilmiştir. (s. 121) Yuhanna&#8217;nın İncil&#8217;de verdiği haberlerin tarihi değeri çok defa reddedilmiş durumdadır. Culmann, &#8216;Yuhanna&#8217;ya yol gösteren, onun teolojik hedefleridir.&#8217; der (s. 123) İsa&#8217;nın peygamberlik süresini Markos, Matta ve Luka bir yıl olarak kabul etmektedir. Yuhanna&#8217;ya göre ise bu süre, 2 yıldan fazladır. (s. 125) İnciller bağlantısız ve zıtlıkların giderilmesi imkansız gibi görünen edebiyat manzumesidir. (s. 126) İncil yazarları toplumların sözcüleri olmuşlardır. Kudüs kitab-ı Mukaddes okulu profesörlerinden Benoit ile Boismard&#8217;ın müştereken yazdıkları &#8216;Dört İncil&#8217;in kaynaklarının topluca özeti&#8217; adlı eserde: “Sözlü rivayetin uzun bir oluşum safhası geçirmesi sonunda meydana gelen ‘sözlerin ilk zamanlardaki şekillerinin sahip olduğu sıhhate sahip olmadığını’ ifade ederler. Bazı okuyucular İsa&#8217;nın sözlerinin İncillerde okuduğumuz gibi onun ağzından çıkmadığını fakat onları bize nakleden kişilerce değiştirilerek çevreye intibak ettirildiğini öğrenince belki şaşıracak yahut rahatsız olacaklardır. Bu araştırmada, hayrete, hatta skandala yol açabilecek çok şeyler vardır.” (s. 129- 130) “İncil okurken artık sözlerini İsa&#8217;dan geldiğine katiyen emin değiliz. R.P. Benoit: &#8216;okuyucunun incil&#8217;nin birçok yerinde doğrudan doğruya İsa&#8217;nın sesini duymaktan vazgeçmesi gerekse bile, duyduğu ses kilisenin sesidir ve kilise, İsa&#8217;nın yetkisini tanrı&#8217;dan almış tercümanı olduğu için okuyucu kiliseye güvenir.” (s. 133) Paul&#8217;un mektupları, İncillerden çok önce yaygınlaşmış ilk yazılı kitaplar olmuşlardır. (s. 134 ) İncillerdeki mucizeler şunlardır: Suyun şaraba dönüşmesi, incil ağacının anında kuruyuşu&#8230; gibi. Luka incil&#8217;inde, ilk insan ile İbrahim arasında sadece 20 nesil var olduğu ileri sürülür. (s. 141-142) Matta ile Luka İncillerin de verilen soy kütüğünün gerçeğe benzememesi, Hristiyanlığın tefsircileri için son derece can sıkıcı şeylerdir. (s. 143) Dört İncil&#8217;den her biri, çeşitli olaylar nakleden önemli bir sayıda öykü ihtiva eder. Sadece bir incile mahsus olan öyküler, yer yer ciddi sorunlara yol açar; şöyle ki, öykünün konu edildiği olay büyük bir öneme haiz olunca, olaydan yalnız bir tek İncil yazarının söz etmesi insanı şaşırtır. Mesela, dirildiği günde İsa&#8217;nın, göğe çekilişi hadisesi. Diğer taraftan pek çok sayıda olay vardır ki, iki veya daha fazla İncil yazarı onları birbirinden farklı ve bazen çok farklı şekilde anlatıyorlar. Çoğu kez Hristiyanlar, bu çelişkilerin varlığı karşısında şaşa kalırlar. Zira kendilerine İncil müelliflerinin, İncillerde hikaye ettikleri olayların görgü tanığı oldukları hususunda emin olmaları tekrar tekrar söylenmiştir. (s. 158) İsa&#8217;nın havarilerle birlikte yediği en son yemeğe nispetle zaman içindeki yerini, ilk 3 (Matta, Markos, Luka) incileri ile Yuhanna İncili farklı şekilde tayin ederler. (s 159) Matta, Luka ve Markos, İsa&#8217;nın yaptığı duayı nakleder ki, bundan da Yuhanna söz etmez. Yuhanna incilinin Kudas müessesesine hiç temas etmeyişi önemli bir husustur. (s. 160) Suyu şaraba dönüşmesini sadece Yuhanna haber verir. (s. 163) R.P. Roguet, ‘İncil&#8217;e Giriş’ ( s.182) adlı eserinde: &#8220;İsa&#8217;nın kabrine gelen kadınların isim listesi, ilk 3 İncil&#8217;de birbirini tutmuyor.&#8221; der. (s. 164) Luka&#8217;da, İsa&#8217;nın Paul&#8217;a görülmesi haberi ile Paul&#8217;un bizlere konu ile ilgili verdiği çok kısa haber de birbirini tutmamaktadır. (s. 165) Roguet: &#8220;İncillerde ki bu söküklük, bulanıklık, bu düzensizlik bana güven vermektedir. Zira bütün bunlar ispat ediyor ki, İncil yazarları eserlerini elbirliğiyle yazmamışlardır.&#8221; (s. 166) İsa&#8217;nın göğe çekilişini ne Yuhanna ne de Matta rivayet eder, olaydan bahseden sadece Markos ile Luka’dır. (s. 167) ‘Dört incilin genel oluşumu’ (II/451) adlı eserde şöyle denir: &#8220;Aslında fiziksel manada bir göğe çekiliş olmamıştır.&#8221; (s. 168) İsa&#8217;nın havarilerle yaptığı son görüşmelerine hikaye eden tek incil yazarı Yuhanna&#8217;dır. İsa&#8217;nın manevi vasiyetini kapsayan veda konuşması Matta, Markos ve Luka da tümüyle yer almamış olması nasıl izah edilebilir? (s. 170) Kannengiesser&#8217;e göre &#8216;toplumlararası mücadeleden doğma kitaplar&#8217; olan incillerde İsa&#8217;ya dair nakledilen hususların &#8216;artık dış görünümlerine itibar edilmez.&#8217; Kudüs kitab-ı Mukaddes okulu çalışmaları (Benoit ve Boismard) &#8220;İncillerin birçok yerinde artık doğrudan doğruya İsa&#8217;nın sesini işitme umudunu kesmelidir&#8221; diye İncil okuyucusuna ikazda bulunurlar. İnciller, İncil yazarlarının taşıdıkları zihniyet hakkında bilgi vermektedirler. İsa&#8217;nın yaşamış olduğu bazı olayların, İncil yazarlarında, kişisel bir düşünceyi savunmak amacıyla kılığı değiştirilerek nakledilmiş olduğuna niçin hayret edelim? İnciller arasındaki apaçık çelişkiler, gerçeğe benzemez durumlar gösteriyor ki, İnciller, yegâne kaynağı insan hayali olan birçok bab ve parçalar ihtiva etmektedirler. (s. 178-179) Batıda İslamiyet hakkında yanlış fikirlere dayalı gerçek dışı o kadar çok yargılarda bulunulmuştur ki, hakiki islamiyetin ne olduğu hususunda fikir sahibi olmak çok güçtür.  (s.183)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8216;Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında bir diyalog için yönlendirmeler&#8217; başlıklı bir belge, Vatikan Hıristiyan olmayan Milletler sekreterliğince 1970 yılında yayınlanmıştır. (s. 185) &#8216;En çok dikkat çeken önyargılarımızdan kendi kendimizi kurtarma&#8217; başlığı altında (s. 186) şu maddeler sıralanır: &#8220;Kadercilik, İslamiyet&#8217;in korku dini olduğu, Cihat,  İslam&#8217;ın uyuşuk bir din olup, Müslümanların yeni çağın buluşlarına ayak uydurma yeteneğinden yoksun bırakması&#8221; gibi peşin hükümler sıralanır. (s. 187 -189) 8. ile 12. asırlar arasındaki büyük bir sayıda araştırma ve keşifler İslam üniversitelerinde yapılmıştır. Kurtuba&#8217;da halife kütüphanesi 400.000 cilt kitap ihtiva etmekteydi. O zamanda çeşitli Avrupa ülkelerinden ilim tahsili için Kurtuba&#8217;ya gidilirdi. İlimlerde, Arap kültürüne ne kadar çok şey borçluyuz. İlim, Uluslararası bir özelliğe ilk defa İslam üniversitelerinde kavuşmuştur. O devrin insanları, şimdiki insanlardan daha çok dindar idiler.(s. 192) Bugün batıda bilimsel bir çevrede tanrıdan söz etmek gerçekten gülünç bir şey gibi görülmektedir. Tıpta Nobel armağanı kazanmış bir ilim adamı kitabında şu görüşleri ileri sürer: &#8220;Birkaç temel element yardımıyla canlı madde, kendi kendini tesadüf eseri yaratabilmiştir. Organik canlı varlıklar çeşitli dış tesir altında teşekkül edebilecektir.” (s. 193 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Eski müfessirler bir kaç manaya gelebilen bir kelime yahut cümlenin hakiki manasını kendi devirlerinde anlayamamış olabilirler. Bugün ancak fen bilgilerimiz sayesinde ortaya çıktığı için, onlar bu manayı o zamanda kavrayamamış olabilirler. </strong>(s. 196 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;ı incelemeye başlarken İslamiyet&#8217;e dair hiçbir inanç beslemiyordum. İncelemeyi tam bir tarafsızlıkla yapmaktaydım, okuldan bana Müslümanlardan değil, Muhammedilerden söz edilirdi ki, bu tabirle bir insan tarafından kurulmuş olan dine mensup insanların söz konusu olduğu belirtilmek istenirdi. İslami konuda kendim de çok cahildim. (s. 197) Kur&#8217;an&#8217;da çok sayıda tabiat olaylarının tasvir edilişi, asrımızda sahip olunabilen ve fakat Muhammed devrinde hiç bir insanın en ufak bir fikri olamayacağı olağanüstü bilimsel kavramlara uygun düşmekteydi. (s. 198) Arap Yarımadası&#8217;nda oturan bir insanın bazı konularda kendi asrından 110 asır ileri bir kültüre sahip olmuş bulunabileceğini düşünmek için hiçbir özel sebep yoktur. Kur&#8217;an&#8217;ın nüzulü devresinde, o devrin fen bilimlerinin asırlardır durgunluk safhasında olduğu kesinlik kazanmış bir husustur. (s. 199) Ayetlerin doğru olarak tercüme ve tefsir edilebilmesi için sadece geniş lisan bilgisi yeterli değildir, lisan bilgilerinin yanı sıra çok yönlü fen bilgilerine de sahip olmak gerekir. (s. 200) <strong>Batı ülkelerinde, Muhammed kitabı mukaddes&#8217;ten yararlanarak Kur&#8217;an&#8217;ı yazdığı görüşünü ileri sürmede birleşmektedirler</strong>. (s. 204)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İsa için İnciller neyse hadis mecmuaları da Müslümanlar için odur.</strong> (s. 205) Hadislerin yeniden ele alınması ve ciddi bir tenkide tâbi tutulması zorunlu olmuştur. (s.208 ) Kur&#8217;an hem ezberden okunmuş hem de vahiy katiplerince yazılmıştır. İncirlerin sahip olmamış bulundukları bu iki yönlü muhafaza usulüne, Kur&#8217;an daha başlangıçta sahip bulunuyor. Metinleri ezberden okuma işi, okuyucuların birbirlerini kontrol edebilmeleri bakımından büyük bir avantaj sağlar. (s. 209) İlk nazil olan ayetlerden olan Alak suresinde, &#8220;Öyle bir rab ki kalemle öğretmiştir.&#8221; buyrulur ki, Muhammed Hamidullah, Bu ilk vahiy &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ın yazıyla muhafaza edilmesinde peygamberlerin gösterdiği ihtimamı izah etmektedir.&#8221; demektedir. (s. 210) Peygamberin hicret&#8217;ten çok önce, o zamana kadar nazil olmuş metinleri yazıya geçirdiğine, hicret&#8217;ten önce nazil olan iki sure işaret etmektedir: Abese, 15-16: &#8220;Kur’an, yazıcıların ellerindeki tertemiz ayetlerdir.&#8221;; Kur&#8217;an arıtılmış sahifelerdendir yazıcıların ellerinde. Furkan, 5. ayet: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ı başkasına yazdırıyor.&#8221; Hatırlamak gerekir ki Muhammed ümmi idi. Kur&#8217;an&#8217;ın Muhammed&#8217;in sağlığında yazıya geçirildiğini Kur&#8217;an&#8217;ın kendisi haber vermektedir. (s. 212 ) <strong>Kur&#8217;an metninin yazı ve hafıza vasıtasıyla çift muhafaza metodu, değerli bir metod olarak kendini göstermiştir</strong>. (s. 213) Ebubekir&#8217;den sonra mushaf Ömer&#8217;e, Ömer&#8217;den de kendi kız ve peygamberin dul kalan hanımı Hafsa&#8217;ya intikal etti. (s. 214) Kur&#8217;an&#8217;da ele alınan birçok konular kitapta dikkate alınmadan serpiştirilmiş durumdadır. (s. 216) <strong>Kur&#8217;an&#8217;ın açık bir fikir edinmek için birçok surelere dağıtılmış haldeki ilgili ayetleri bir araya toplamak gerekmektedir.</strong> (s. 217) M.S. 16. Yüzyıl müfessirlerinden Ebu&#8217;s-Suud; yaratılışa, her zaman kullandığımız anlamdaki günler halinde değil, &#8216;dönemler&#8217; halinde gerçekleşmiş gözüyle bakmalıdır. demektedir. (s. 221)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendi ekseni etrafında dönmekte olan bir gaz kütlesi yoğunlaşarak kasılmış ve bu gaz kütlesi parçalanarak Güneş ve içerisinde dünyanın da bulunduğu gezegenlerin teşekkülüne yol açmıştır. (s. 236) &#8216;Kur&#8217;an anatomi alanında hayreti mucip birtakım açıklamalar ihtiva ediyorsa, bunun nedeni Arapların bu konularda çok alim olmalarıydı.&#8217; der oryantalistler. Halbuki bu kişiler ilmin ilerleme devrinin Kur&#8217;an&#8217;ın nazil olduğu dönemden çok sonra gerçekleştiğini unutmuş görünüyorlar. (s. 246) Güneş, kendi adını taşıdığı sistemin tek yıldızıdır. (s. 255) Enbiya, 33. ayet: &#8220;O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.&#8221; ve Yasin, 40. ayet:&#8221; Her biri bir yörüngede yüzerler.&#8221; indiği dönemindeki inanca göre, yer sabit Güneş onun etrafında dolanmaktaydı. (s. 257) Felek kelimesi eski Kur&#8217;an müfessirlerinin zihinlerini karıştırmıştı. Müfessir Taberani, &#8220;bilmediğimiz zaman susmalıyız.&#8221; (XII/15) der. Kur&#8217;an&#8217;ın ayetlerinde yepyeni bir kavram vardı ve bu kavram asırlar sonra ancak aydınlığa kavuşturacaktı. (s. 258) 365 günlük jülyen takviminde yılları süresi tam değildir, O yüzden her 4 yılda bir bu süre düzeltilmeye (artık yıl) muhtaçtır. (s. 259) Galaksi kendi ekseni etrafında Güneşle birlikte bir tam devrini hemen hemen 25.000.000 sene de tamamlar ve bu hareket esnasında Güneş, saniyede yaklaşık 250 kilometrelik bir hızla yer değiştirir. (s. 260) MÖ. 6. asırda Pitagorcular, yer kendi ekseni üzerinde döner kuramını savunuyorlardı. (s. 262) Güneşin alemin merkezi olduğunu tasavvur etmekteydiler. (s. 263) Zariyat suresi 47. syette ise evrenin genişlediği ifade edilmekte idi. Evsa&#8217;a fiili, bir şeyi genişletmek, yaymak, daha geniş alanlı kılmak demektir. (s. 270) Zevc (çoğulu ezvac) kelimesi, karı koca için olduğu gibi ayakkabılar içinde kullanılır. (s. 304)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mutton -bird- adlı kuşun kat ettiği 25.000 kilometre uzunluğunda 8 şeklindeki yolculuğu için verilen karmaşık direktiflerin kuşun sinir hücrelerinde programlandığı görülmektedir. (s. 313) Matta ve Luka İncillerinden İsa&#8217;ya baba tarafından ve üstelik birbirinden farklı soy kütükleri vermişlerdir. (s. 338) Kitab-ı Mukaddes, tüm günahkar insanlığı cezalandırmak üzere dünya çapında bir tek Nuh tufanından söz ederken, bunun aksine Kur&#8217;an, adı sanı belli kavimlerin çarptırıldığı birçok cezaları zikretmektedir. (s. 344) Kur’an&#8217;da Nuh tufanı özel olarak Nuh kavmine mahsus olan bir ceza olarak takdim edilmektedir. (s. 345) Kur&#8217;an&#8217;daki Musa&#8217;nın çıkışı kıssasını teşkil eden öğeler birçok surelere serpiştirilmiş durumda olduğundan bunları, yerli yerine oturtmak gerekir. (s. 353) <strong>İncilleri yazan kişiler naklettikleri sözlere bizzat tanık olmuş değillerdir</strong>. (s. 387) Kur&#8217;an Müslümanlarca ezberlenmiş ve Muhammed&#8217;in sağlığında yazıyla tespit edilmiştir. Sıhhat açısından Kur&#8217;an&#8217;ın hiçbir sorunu yoktur. Kur&#8217;an, çelişkilerden masun olduğu gibi, çağdaş bilim verileri ile de bağdaşır. (s. 389) Kur&#8217;an, Allah&#8217;tan nazil olduğu gibi değişmeden korunmuştur. (s. 390)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14822" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2644745758.jpg" alt="" width="104" height="161" /> Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Avrupa&#8217;nın üzerine doğan İslam güneşi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlık ticaret ahlakı bakımından Hıristiyanlığı geçmişti. (Will Durant,  İslam Medeniyeti, s. 64) Doğu, nezaket ve görgüde batı’yı geçmişti. (s. 84) Kamu işlerindeki idareleri o devrin batı dünyasındakinden çok iyiydi. (s. 199) 700&#8217;den 1200&#8217;e kadar Müslümanlık, iktidar, kudretinin düzeni ve yaygınlığı, hayat seviyesi, görgü, insan hakları, dini hoşgörü, edebiyat, ilim, tıp ve felsefede bütün dünyaya öncülük etti. (s. 259)                       </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                  Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitabın özetine geçmeden önce yazarın Müslüman olmayan Alman bir bayan olduğunun, dolayısı ile İslam&#8217;ı her yönü ile  içinden biri gibi göremediğini &#8211; doğal olarak &#8211; bazı konularda biz Müslümanlardan farklı düşündüğünü, bir de kitabında özellikle genel anlamı ile Müslümanlardan daha çok (Araplarla Müslümanların batı dünyasında eşit anlama geldiği için ki bunun Alman yazar kadar Dr. Abdul Latif Tibawi&#8217;de, Krizdeki oryantalizm adlı eserinde altını çizer) Arap kökenli Müslümanların batı alemine -ilim, sanat, edebiyat  vs dallarında- yaptığı katkıları kitabında ele aldığını altını çizelim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar Sigred Hunke Almanya Kiel doğumlu olup ömrünü İslam medeniyetini araştırmaya adamıştır. Hunke batının İslimi bilime olan kompleksini şu sözleriyle açıklar: ‘Batının sayısız değerler borçlandığı İslam medeniyetinden söz ederek hakikatin ortaya çıkarılma zamanının geldiğine inanıyoruz. Batı tarih, ilim, fikir, sanat eserlerinde Yunan ve Roma dönemleri uzun uzun  anlatılırken sonraki bin yıl sanki hiç yaşanmamış gibi hemen yeniçağa atlarlar. <strong>Müslümanların tam yedi yüz yıl boyunca medeniyet ışığını taşıdıklarını, Yunanlılardan iki kat daha fazla insanlığı aydınlatmış olduklarını ağızlarına bile almazlar</strong>. Batılılara  göre Müslümanların rolleri sadece ilkçağ yunan bilim hazinelerini batıya aktarmaktan ibarettir. Buradaki asıl amaç İslam medeniyetinin Avrupa’ya hocalık eden büyük başarılarını unutturmak ve onlara hakaret etmektir.’ (s.14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitaba mukaddime yazan rahmetli Ahmet Kabaklı günümüz Türkiye&#8217;sinde de aynı düşüncenin benimsenmiş olduğunu, tüm eserlerimizde bizim de sadece Yunan ve Avrupa medeniyetlerinden bahsedildiğini, Avrupa’nın kıskançlık ve din taassubu ile saçtığı propaganda zehrinin bizim aleyhimize olduğu halde aynen benimsediğimizi belirtir. (s. 15) Avrupa’nın sadece ilim ve tıbbını, deneysellik metodunu, hukuk kurallarının çoğunu, matematik, astronomi, fizik, kimya esaslarını değil, aynı zamanda görgüsünü, müziğini, mimarisini, masalını, aşk türkülerini, oyunlarını hatta yıkanma, giyinme, moda tarzlarını ve usullerini bile, İslam’dan aldığını, reddedilemez bir şekilde kesinlikle ispatlıyor. “Atalarının mirasından utanmak şöyle dursun, onunla iftihar etmek, yeni bir şahsiyet ufkuna kavuşmak için”  bu eserin okunmasını Kabaklı tavsiye eder. (s. 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                      Sigred Hunke’nin Önsözü</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  Avrupa tarihi yalnız başına bir dünya tarihi değildir. Dünya medeniyetler tarihi bütün medeniyetlerin tarihi iken batılı bakış açısıyla dünya tarihi ise sadece Avrupa dairesini çevreleyen merkezinde cennet mevkiinde Yunanistan ve Romanın  olduğu bir tablo çizmektedir. Artık batı Dünyasının şükran duyguları borçlu olduğu bir toplumdan bahsetme zamanı gelmiştir. Orta çağda Müslümanlarla batılıların 750 sene süren komşulukları esnasında Yunanlılara nazaran insanlık medeniyetini en az iki kat geliştirip batıya birçok konuda tesir eden Müslümanların dini inançlarından dolayı her zaman göz arda edilmişlerdir. (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  Bu kitap genel bir İslam kültüründen değil bu kültürün bir parçası olan Araplardan onların tarihinden bahsetmektedir. Bu kitap Arap medeniyetine karşı uzun zandan beri borçlu olduğumuz teşekkürü ispat için yazılmıştır. (s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">I. Bölüm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar kitabın çeşitli sayfalarında batı medeniyetine geçmiş Arapça kökenli kelimelere örnek verir: Kahve, ceket, fincan, şeker, limonata, muz, portakal, ıspanak, divan, satranç, matt, bavul, şifon, saten, atlas, alkali, soda, gaz…(s. 25-28), Filika , kablo, tersane, amiral, kalafatçı …(s. 51), kasket, cepken, bluz, iç eteklik (s. 52), cebir(s. 63), otel (s. 77), Zenit, Azimut, …Yıldız isimleri: Algol, Wega, Rigel Denob… (s. 95 ) , azimut (s. 109), sinüs (s.128) Kimya, simya, Alkali, Borax, İlaç, Eczane, Potasyum, Vernik, Sodyum, Soda,… (s. 235), Amiral (s. 298) ve musiki aletleri ( s. 394-396)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Roma ve Bizans’ın ‘Kimse Mısır ve Suriye’ye seyahati göze alamaz.’ şeklindeki propagandaları doğuyu batıdan ayırır. Halbuki Hıristiyan hacılar Kudüs’ü rahatça ziyaret edebilmekte, başta Harun Reşit, el-Muntansır gibi halifeler, Hıristiyan din adamlarının Kudüs’te rahatça görevlerini yapabilmektedir. Kayzer Şarl’a Kudüs’ün anahtarını vermesi de, Avrupa’da Müslümanların kutsal şeylere saygı göstermediklerini yaymalarına engel olmaz. (s. 31)  Ticaret vasıtasıyla Venedik ve Cenova’lı tacirler hayatlarının en az 6 ayını İslam kültürünün içinde geçirirler. (s. 35) Sadece ziraatçılık ve çiftçilikle hayatlarını geçiren Avrupa’da, bu ticaret sayesinde kansız bir toplumsal bir devrim meydana gelir, hayat canlanır. (s. 40) İslam’ın hızla ilerlemesi ve doğudaki ticaretin canlılığı Avrupa’da Haçlı seferlerinin başlamasına sebep olur. Bir Hıristiyan yazar içki alemlerinin sarhoşluğu ile yakılıp yıkılan kütüphaneler ve sanat eserlerinin görüntüsünü, ‘Dünya yaratıldığından beri, Dünya’yı en fazla çöle çeviren bir ganimet seferi’ şeklinde tanımlar. Hıristiyanların asırlarca devam eden faydasız gayretlerinin bilânçosunu, İspanyalı Fransisken rahip Ramon Lull ,’sonunda hepsi de hedeflerine ulaşamadan bitip tükendiler.’ şeklinde belirtir. (s. 42) Araplar Çinlilerden aldıkları kağıdın ilk fabrikasını daha Harun er-Reşit dönemimde 794 yılında Bağdat’ta kurmuşlardır. (s. 47) 12. asırda Hıristiyan hacılar Endülüs’ten aldıkları ilk kağıt yaprakçıkları memleketlerine götürürler. Ulman Stromer 1389 yılında Nürenberg ‘de Almanya’nın ilk kağıt fabrikasını kurar .İlim artık bir sınıfın (rahiplerin) imtiyazında kalmaktan kurtulur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Amalfi’li Flavio Gioja, pusulanın  ilk mucidi bilinirken aslında Araplar bunu çok önceden kullanmış Haçlı Seferleri sırasında Maricourt’lu Petrus Müslümanlardan aldığı bilgileri 1269 da Fransa’ya sunar ve ancak elli sene sonra 1320’ de İtalyan F.Gioja pusulayı sözde keşfeder. (s. 48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Roket tekniğini de barutu da Araplar kullanır, Hasan er-Rammah 13. asırda yazmış olduğu harp tarihi adlı eserinde bunlardan bahsederken, batıda barutun sözde mucidi Fransız Berthold Schwarz olduğu iddia edilir. (s. 50)        </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Venedik Gondolu’nun şekli, Venedik’in, Şark’la flört ettiği devrin zarif hatırasını belirtmektedir. Avrupa ayrıca Araplardan sulama sistemi, haberleşme sistemi, kiliselerde tespih, buhurdanlık gibi usulleri de almışlardır. (s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa banyoyu da  Araplardan öğrenmiştir. Tartuşi Fransa yolu ile seyahati sırasında gördüklerini şöyle anlatır: ‘Onlardan daha pis hiçbir şey göremezsiniz. Onlar senede bir veya iki kez o da soğuk suyla yıkanırlar. Elbiselerini yıkamazlar, ancak yırtık pırtık hale gelince üzerlerinden çıkarırlar.’ Avrupa Hıristiyan alemine göre yıkanmak için soyunmak gerekir, bu ise utanmaya aykırı bir kavramdır, dolayısıyla banyo yani soyunma günahtır. Özellikle 10. asırda binlerce hamamın, masör ve berberlerin hizmet ettiği Bağdat gibi şehirler için bu gibi şeyler düşünülemezdi bile. Kısaca Arap medeniyeti ticaret, haçlı seferleri, gezginler vasıtasıyla batının günlük hayatına ekonomik ve kültürel yönden olumlu yönde etkilemiştir. (s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">II. Bölüm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyanın bütün medeni milletleri Arapların bize öğrettikleri rakamları kullanmaktadır. (s. 56)  Araplar sayı yazımlarını Hintlilerden almış, geliştirerek Avrupalılara aktarmıştır. Mesela, 487,  Roma rakamları ile CCCCLXXXVII şeklinde yazılmakta idi. Bu ve benzeri en basit bir hesabı yapmaya bile imkan vermeyen sistemden Avrupa’yı Araplar kurtarmışlardır. (s. 59) Algoritma’yı 12. asırdan itibaren Avrupa’ya el-Harezmi öğretmiştir. Fakat bu gerçek batıda ancak 1845 yılında Fransız Reinand tarafından ile getirilebilmiştir. (s. 65) el-Harezmi’den önce batıda özel bir matematik ilmi yoktu. (s. 66)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                 Arapların tedrisinden geçen Papa Aurillac’lı Gerbert</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">945 doğumlu Gerbert Endülüs’te matematik ve astronomi öğrenir. Zamanla (971)   Roma’ya döner. 999’da Papa halefi olur. Hasımları onu Müslümanlara ait şeytan aletleriyle araştırmalar yapmakla suçlar. Onların nazarında Gerbert, büyük bir kara büyücü ve sihirbazdı. Hıristiyanlığın esaslarına aykırı düşen incelemelere girişmeyi, Müslümanlardan başka kimden öğrenebilirdi? O, Ruhunu Şeytana rehin bırakmıştı. (s. 69) Gerbert, dokuz rakamla hesap yapan ve  Arap rakamlarını ilk defa Avrupa’da kullanan ilk batılıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batıda sayılara isimleri Laon’lu Radulfh vermiştir. Bunlar Arapça ile benzerlikleri ile şaşırtıcıdır: 4: Arbas ( Arapça Erbaa ), 5: Quimas ( Arapça Hamse ) , 7: Zenis ( Arapça Seba), 8: Temenias ( Arapça Semanie )  (s. 70 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">12. Asırda bir papaz, “Piza’nın caddelerini dolduran ve şehre vahşi çehrelerini veren kâfir, korkunç deniz canavarları” şeklinde tarif ettiği Araplar’dan (s. 76) Avrupa’da bilimin öncülerinden kabul edilen Piza’lı Leonardo’da (Başta matematik hocası Sîdi Ömer’den) dersler alır. Leonardo, İskenderiye ve Şam kütüphanelerini altına üstüne getirir ve bu bilgilerle ülkesine döndükten sonra zaman içinde meşhur olur (s. 79-81)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Sonuç olarak Arap rakamları batıyı fethetmiştir. Bu rakamların, tabii ilimlerle nakliyatta, teknik ve ekonomik alanlardaki büyük önemi, dünyanın bütün medeni devletlerince kabul edilmektedir. (s. 89)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">S. Hunke, eserinin 81 ile 87. sayfalarında sıfırın tarihi seyrine dair ilginç örnekler verir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">III. Bölüm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “ Beşer Allah’ın birliğini ispata yıldızlar ilmi sayesinde muvaffak olur.” Battani. (s. 91)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <strong>Arap astronomistlerinden Muhammed İbn-i Musa, Batlamyus’un “Astronomi cetvellerini “ düzeltmişlerdir.</strong> (s. 96) Halifenin emri ile dünyanın çevresini ölçmüştür. Felsefe, mantık ve meteoroloji ile de ilgilenmiştir. Kardeşi Ahmet ise tekniğe düşkün, ev ve el  aletleri mucitçisi idi.  <strong>Mekanik sanatında Heron gibi şahısların elde edemediği neticelere ulaşmış biridir</strong>. (s. 98) Ahmed teknik aletler yapar; küçük miktarlarda su akıtan ibrikler, sıvıların izafi ağırlığını hesaplayan kaplar, bir kabı boşalır boşalmaz hemen dolduran aletler, otomatik lambalar, otomatik düdüklü su aletleri vd. Ahmed ayrıca Yunanlıların semayı dokuzuncu bir kürenin kuşattığına dair yanlış görüşlerini bir astronomi eseri ile çürütür. Kardeşi Muhammed ile bir saat icad eder. Ahmed, kardeşi Muhammed’in astronomi bilgilerinden hareketle teknik bilgisini konuşturur ve bir cihaz icad eder. (s. 99) Üçüncü kardeş el- Hasan, geometride kendini geliştirir. Ayrıca elips adı verilen bahçe şekillerinin de mucididir. Tabii bu buluşların temelinde Arap halifelerinin ve onların desteklediği alimlerin  bu çalışmalara verdiği destek vardır. Mesela bir mütercime ayda 500 dinar (7500 altın Mark)  ödenirdi. Bu sadece eski Yunan metinlerinin kaybolmasına engel olması için tercüme yapanlara aylık önenen ücrettir. (s. 101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arap astronomi alimleri arasında aysısı tespit edilebilen 534 kişi’den yukarıda adı geçen 3 kardeş, yaptıkları araştırmalar ile Yunanlılardan itibaren gerilemekte olan yıldızlar ilmini, yeni bir olgunluğa kavuşturmuş, geliştirmiş ardından da batıya aktarılmasına vesile olmuşlardır. Onlar eski aletleri geliştirip, yenilerini bulma başarısını göstermişlerdir. Onlar kendi metotlarını oluşturmuş, matematikte yeni dalları geliştirmişler, astronomi hesaplarında, batıya temel teşkil eden fikri vasıtalar sağladırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                      Mekanik</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Astronomi ilminin gelişmesi, yeni keşiflerin bulunması ve ilerlemesi, ne Romalı ne Hintli; İlk defa Araplar sayesinde olmuştur. (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’andaki gökleri araştırma ile ilgili ayetler ve efendimizin “gök ve yerler Allah’ın varlığını hatırlatır.” mealindeki hadisler Müslümanları astronomiye yöneltmiştir. Astronomi sayesinde Müslümanlar namazdan oruca ibadetlerinin zamanlarını, Kabe’nin yönünü tayin edebilmişler bu ilmi dini anlamada aracı kılmışlardır.  (s. 106)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">El-Battani, Nasiruddin, et-Tusi, Uluğ Bey, Biruni gibi alimler yanında İbni Firnas gibi alimlerde Endülüs’te 880 yılında ilk uçağı icat etmiştir. (s. 108)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Araplara hayran olan Kastilya’lı kral X. Alfons <strong>Arapça bilim kitaplarını kendi diline çevirtir</strong>.’Arap metotlarıyla’ o zamana dek yapılan en iyi usturlabları yaptırır. (s. 110)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kral özellikle kendisinden 200 yıl önce yaşayan es-Sarkali’nin astronomi üzerine yazdığı eseri kendi diline çevirince bu eser ‘Alfons cetvelleri’ diye meşhur olur ve yüzlerce yıl Avrupa da astronomlar bu cetvelleri kullanır. (s. 111)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa ilk defa 10. asırda gezgin öğrenciler vasıtasıyla Arap astronomi aletleriyle tanışırlar. Batıda ancak 14. asırda bu aletler üretilmeye başlanır. (s. 113)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Araplar, Ptolomeus’un basit kadranını (Saat- pusula düzlemleri) geliştirerek yeni aletler icat etmişlerdir. Ayrıca Araplar sekstant ve oktant aletlerini ve çalar güneş saatlerini bulmuşlardır.</strong> (s. 113) Harun el-Reşit’in elçilerinden Abdullah, bu saatlerden birini 807 yılında Aachen’de, Kayzer büyük Karl’a hediye etmiştir. (s. 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                             Astronomi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Araplar miras aldıkları kültür hazinelerini, bir reçete gibi kabullenmediler. Ele geçirdikleri yabancı bilgilerin sonuçlarını hemen kontrol edip hatalarını düzelttikten sonra bunların üzerine yeni bilgiler eklemeye başlamışlardır.</strong> <strong>Onlar deney ile ispatlamadan hiç bişey kabullenmemiştir. </strong>Mesela Sabit Bin Kurra Aristo ve Ptolomeus’un eserlerini tenkit eden eserler yazmış, astronom Theon’un gözünden kaçanlar gibi eski bilgileri eleştirmiş ve geliştirmiştir. Hiparch ve Ptolomeus’dan beri süre gelen birçok hatayı düzelten, yenileyip geliştirenler Araplardır. (s. 121) Batı, el-Hıvarizmi ve Me’mün Cetvelleri ile el Battani’nin Sabii, İbn Yunus’un Hakimi Cetvellerini, Alfons’un Cetvellerine esas teşkil eden es-Sarkali’nin Toledo Cetvellerini alarak Kopernik Devrine kadar onları kullandı. Fransız Sedillot, “Bağdat astronomları daha 10. asrın sonlarında nihai noktalara varmış durumdaydılar” demektedir. (s. 116) Mesela bunlardan el-Fergani, ekliptik eğimi (s. 121) ve güneşin yörüngesini ilk bulanlardandır. Sabit Bin Kurra ise dünyanın güneş etrafındaki dönümünü iki ayrı metotla ölçmüştür. Batıda Alhazen lakabıyla tanınan Hasan İbni Heysem ise ışığın kırılması nazariyesini ileri sürmüştür. Öklid ve Ptolomeus gözün ışık yaydığını ileri sürerken İbni Heysem ise ‘Göz ışık yaymaz, cisimlerden göze ışık gelir, adeseden geçerek görünür olur’ der. Heysem ayrıca Ay’ın ışığını Güneşten aldığını, fotoğrafçılıktaki karanlık odayı, hava tabakasını 15 km olduğunu, projektörün etki kanununu, ilk okuma gözlüklerini bulandır. Heysem tüm bu sonuçlara sayısız denemeler, sonucu ulaşmıştır. Heysem’in optik fizik alanındaki görüşleri Yeni Çağ’ın ortalarına kadar Avrupa ilmine hakim olur. (s. 120) el-Bitruci ise gezegenlerin sürüklenmeleri ve dış merkezli dairelere dair teorileri ileri sürer. el-Kindi ise açıların pergel ile ölçümünü ve sıvıların izafi ağırlıklarını hesaplamıştır. Ali b. Süleyman 1000 senesinde “Atom nazariyesini” ileri sürmüştür. (s. 122)  <strong>Şüphesiz Kopernik bu alimlerin eserlerinden etkilenmiş ve fazlasıyla yararlanmıştır.</strong> Kopernikvari dönüş nazariyesini 500 sene öncesinden el-Biruni bulmuştu. 1800’lü yıllarda bile İbni Yusuf’un eserlerinden yararlanılmakta idi. (s. 117) Karanlık oda, pompa ve torna ile ilk uçak makinesinin sözde mucidi Da Vinci birçok yönden Araplara tabi olmuş, el-Heysemden ilhamlar almıştır. Galile Teleskopu’nun arkasında da el-Heysem’in gölgesi vardır. (s. 120)   <strong>Kısaca deneysel araştırmaların ilk öncüleri Roger Bacon veya Baco Von Verulam, Leonardo Da Vinci veya Galile değil, Araplardır. </strong>(s. 119)<strong>  İbni Bace (Avempace), İbni Tufeyl (Abubecer), İbni Rüşd (Averroes), el- Bitruci (Alpetragius) tarafından yönetilen, Aristo ile Ptolomeus’un görüş tarzları arasındaki fikri mücadele, 13. ve 14. asırlarda Endülüs’ten Fransa, Almanya ve İngiltere’ye uzanır. Büyük Albert, Thomas d’Aquin, Roger Bacon, Jean Buridan, Dietrich gibi mücadelecilerin sahneye çıkmalarına vesile olur ve batı düşünce ve tefekkürü harekete geçirir.</strong> (s. 124)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                         Matematik</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Araplar matematiğin üstadı idiler. Romalılar bu sahaya hemen hemen hiçbir şey getirmediler. Araplar yeni ilim dalları meydana getirdiler, diğerlerini de Hintlilerle Yunanlıların ulaştırdıkları seviyeden çok yukarı çıkardılar. Rönesans’ımızın üstatları, onun için Yunanlılar değil, bilakis Arpalar oldular.</strong> (s. 124-125)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arap matematik zekasının “İlimlerin en güzel dalı” saydıkları bu hesap dalına büyük düşkünlükleri vardı. Aritmetiği sistematikleştiren el-Harizmidir. <strong>Piza’lı Leonardo başta cebir olmak üzere bilgilerini Ebu Kamil eş-Şucâ’, el- Biruni, İbni- Sina, el- Karaci gibi alimlerin eserlerine borçludur.</strong> (s. 126)  Arapların hesap ve cebirini batıya öğreten ise Alman kontu Von Eberstein’dir.  Batıda bilinen “matematik üslup” tamamen Araplar tarafından meydana getirilmiştir. Batı bu ilmi Araplardan aldı, Yeniçağın ortalarına dek korudu ve kullandı. Virgülün arkasındaki ondalık kesirle hesap yapmayı da Araplar bulmuştur. (s. 127) Cebirdeki bilinmeyen işareti “X” te arap işaretidir. Araplar bilinmeyen meçhule “ Şey” derlerdi. Kısaca bunu “ş” ile gösterirlerdi. İspanyolcada, “ş” harfini karşılığı ise “X” işaretidir. Araplar sinüs, tanjant kurallarını, trigonometrinin esas formlarını oluşturdular. (s. 128) Batı, Sexagesimal hesap ile dairenin altmışa bölünmesini de Araplardan öğrenmişlerdir. Ayrıca batılılardan 700 yıl önce diferansiyel hesabını ortaya çıkarmışlardır. (s. 129)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Arap zekasının bir çok kıvılcımı batıya atlamamış olsa bile, batı karanlıklardan aydınlığa çıkmasını Araplara borçludur</strong>. <strong>Araplar ilmi düşünce ve araştırmayı ateşleyerek, harekete getirip, beslediler. Rakamları, geliştirdikleri aletleri, aritmetik, cebir, kürevî trigonometri ve optikleri sayesinde batıyı tabii ilimler sahasında artık kendi alet ve keşiflerine dayanarak, ilerlemeye kalkışacak bir seviyeye getirdiler.</strong> (s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                     Astroloji ( Müneccimlik, Yıldız ilmi )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başta dinlerde güneş, ay, Venüs, Jüpiter, yıldızlarla uğraşmak ceza gerektiren ilimlerdendi. Bu nedenle Papalık, İspanya’da,  şeytana tapan” saydıkları Araplardan, büyük paskalya yortusu ile yortudan önceki haftaların tarihlerini öğrenmek zorunda kalırlar. (s. 131)Kur’an inananları semayı incelemeye çağırmıştır. Müslümanlar her ilmi esere, Allah’ın adı ile başlarlar. Bu onları bir mistik korkunun bataklığı içine gömülmekten de korumuştur. (s. 132) Bu alanda en ünlü isim ise el-Biruni’dir. Batıda ise astronomi, astrolojinin büyülü dünyası sayesinde yer dinebilmiştir. (s. 138)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">IV. Bölüm</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                               Şifalı eller</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İbni Sina, er- Razi ve İbni Rüşd’ün eserleri, Hipokrat ve Galen’inkilerle aynı değerde kabul olunmuşlardır.“ Agrippa von Nettesheim</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar 139-142. sayfalar arasında batılı (frenk) doktorların sonu ölümlerle biten tedavilerine örnekler verir ve “Dünyanın neresinde eczacılık ve sağlık işleri Araplar derecesinde olgun ve kapsayıcıdır? Onların modern hastaneleri, tedavi metotları, hijyenleri örnek teşkil edecek durumdaydılar.” diye sorar. (s. 141) Ne Romalıların ne Yunanlıların bir tıp kültürü meydana getiremediğini (s. 145) söyleyen yazar,  Kilise öğretmeni Tatian’ın, eczanelerin bir çeşit dinsizlik ve küfür olduğunu ilan ettiği şu cümleyi aktarır: “Dünyevi ilaçlar tanrıya güvensizliktir. Neden köpekler gibi otlarla tedavi oluyorsunuz?” (s. 143) Kiliseye göre aletlerle hastalık tedavisi insana şerefine dokunucu bir iştir ve kilise mensuplarına kesinlikle yasaktır. Frenklerin başpiskoposu Gregor von Tours, ‘Doktorların aletleri neye yarar ki, ancak ızdırabı artırır, halbuki bizim sevgili azizimizin sadece <strong>bir tane çelik aleti</strong> vardır.” Der. (s. 144) Rossano’lu Aziz Nilus, yanına gelen Araplardan tıp eğitimi almış Donnolo’yu şu cümlelerle başından savar: “İsa’ya güveniyorum, senin ilaçlarının tedavisine ihtiyacım yok.” (s. 146) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haçlı seferlerinin büyük vaizi Clair-Waux’lu Bernhard ise hastalanan papazlara, “Kurtuluşunuzu dünyevi ilaçlar kullanarak tehlikeye atmak size yakışmaz.” demektedir. (s. 146)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hıristiyanlığa göre ateş içinde kıvranan bir hasta, günahlarını itiraf etmeden doktor isteyemez. Bu husus 895’te Nant’da toplanan Sinod (kilise meclisi) ile karara bağlanmıştı. Papa III. Innocent (1216) “ günah itiraf ettirilmeden hastayı tedavi eden doktor, kiliseden uzaklaştırma cezası alır” şeklinde meclis kararı verdirir. (s. 146) <strong>Aziz Chrysostomus ise hastalıkların insani günahların sonucu olduğunu ileri sürer ve hasta bir Hıristiyan’ın Müslüman bir doktora tedavi olması halinde kiliseden aforoz edileceğini bildirir. Aynı dönemlerde Kahire doktorlar odası başkanı İbni Rıdvan ise. “doktor düşmanlarını da aynı ruh, alaka ve özenle tedavi etmelidir.”</strong> demektedir. (s. 147)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Haclı seferlerinden dönüşte avrupada tıp ilerlemeye başlar. İlk hastanelerden biri Paris’te kurulur; Hotel-Dieu ( Tanrının konağı ): Yer samanlarla kaplıdır, kadın erkek karışık, bulaşıcı hastalık taşıyanla hafif hasta yan yana ve ortalık haşereden geçilmez durumdadır.  (Mak Nordau, Aus dem Wahren Miliarlande, I/121) Aynı dönemde İslam alemindeki bir hasta ise özel oda, banyo, iyileşince dinlenmesi için 5 altın para, kitap ve müzik desteği, temizlik, beyaz çarşaflar ve aydınlık bir ortamda tedavi görmektedir. (s. 149) 10. asırda sadece Kurtuba’da 50 hastane bulunmaktadır. Köylere kadar ulaşan sağlık merkezleri yanında hapishanelerde bile hastaneler kurulmuştu. Tedavi parasızdı ve iyileşene elbise ve hemen çalışmaya başlayıp dermansız kalmasın diye bir aylık para yardımı yapılıyordu. (s. 153) O dönem Arap tıbbı; Başhekim, masraflar için vakıf, kayıtlar, müfettişler, dahiliye,hariciye, asabiye,göz ve ortopedi gibi ihtisas alanları, Tabipler odası, sertifikalandırma … gibi günümüz tıp teknolojisini aratmayan özelliklere sahipti. (s.  1151-156)  831 yılında Rheingau’da bir tane bile doktor bulunmazken, sadece Bağdat’ta serbest doktorluk yapan sayısı 860’ı geçiyordu. Buna resmi doktorlar dahil değildi. (s. 157)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tıpta ilk kez ihtisas imtihanını Araplar meydana getirmiştir. Yazar bir diploma örneği verdikten sonra (s. 159) İslam aleminin ünlü doktorlarının ( Ali b. Abbas, İ. Rıdvan, İbrahim b. Kura, İ. Sina) damar-sinir, kanser, idrar hakkındaki öğrencilere tavsiyelerini sıralar. (s. 159-161)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">6. asırda Paris tıp fakültesi dünyanın en küçük kütüphanesine sahip idi. Kütüphanedeki tek eser (el-Havi; Continens) bir Arabın idi:  Er-Razi batıda Rhases adı ile meşhurdu. (s. 162) Tıp-kimya başta birçok alanda 230 eser bırakan Razi, dünyanın iki mihver etrafında döndüğümü, güneşin dünyadan büyük, ayın ise küçük olduğuna ve feza boşluğu, mıknatıs gibi, çiçek- kızamık, sağlık lügati, pratik sağlık bilgileri, böbrek, çocuk hastalıkları… alanlarda da eserler vermiştir. O aynı zamanda kimyayı tıbbın hizmetine ilk sokan kişi olmuştur. Hipokrat eserinde, Hiçbir şey yapılamayacak hastalıklardan uzak durmayı öğütlerken er-Razi, ölüm meydana gelene dek hastanın cesaretinin artırılması gerektiği, hastaya yaşama kuvveti verilmesi gerektiğinin altını çizer. (s. 162-172)  Batıda akıl hastaları kötü ruhun tesirinde kabul edilip dayak ile tedavi edilmeye çalışılırken, Arap ülkelerinde sinir hastalıkları uzmanları kliniklerde tedavi görürlerdi. Bu konuda batıda ilk adımlar ise ancak 1751 yılında İngiltere’de atılmıştır. (s. 174 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> İbni Nefis ilk kez kan dolaşımını bulan kişidir. (s. 179) Halbuki daha sonra batılı Colombo bunu kendisinin bulduğunu ileri sürer. Tıpkı bunun gibi başka buluşlarını da daha sonra Michael/Miguel Serveda üstlenir. (s. 182) Serveda daha sonra yazdığı tıp ve Hıristiyanlık üzerine eserlerden ötürü 1553’te Cenevre’de diri diri yakılarak öldürülür. (s. 184) Bu Arap doktor, doktorların üstatlarında olan Galen’in fikirlerini aynen almak yerine, fikirlerinin yanlışlarını düzeltmiş, fazlalıklarını ise atmıştır. (s. 181)  İbni Sina şarbonu ilk kez tam olarak açıklarken, et-Tabari ise uyuz hastalığına neden olan paraziti bulmuştur. İbn-i Rüsd’ün çiçek hastalığını üzerine yaptığı buluşlardan 200 sene sonra bile Kayzer I. Maximilien bir kararname ile çiçek hastalığının ilahi bir ikaz olduğunu, bunu inkarın küfür demek olduğunu ilan eder. 9. asırın ilk yarısında ise Maseveyh cüzam hastalığını her yönü ile açıklarken Avrupa’da ise 16. asrın başlarında bile cüzamlıların kaderi tamamen kilisenin elinde idi. (s. 188–189) Veba 14. asırda Avrupayı kasıp kavururken, 1348 yılında tıbbi bir rapor yazan Montpellier Üniversitesinden bir profesör vebanın yayılma nedeni olarak hastan bakışlarının olduğunu ileri sürüyor,  doktorlara hastaların gözlerini kapamalarını öğütlüyordu. İsviçre ve Fransa suçu Yahudilere, Narbonne halkı İngilizlere, Belçikalı Doktor Simon de Vovino ise Jüpiter’e atmakta idiler. (s. 190) Boccaccio ise yazdığı raporda ne ilim ne insani tedbir bir sonuç alamadığında tanrıya tövbe etmeyi öğütlemekte idi. Aynı yıllarda (1348) Gırnata Sultanının veziri İbn-i Hatib vebanın temas ile bulaştığını tespit etmiştir. (s. 191) Batı muska-sihirle vebaya care ararken İspanya’da doktorluk yapan İbn-i Hatima’da hastalığın temas ile bulaştığını ilan etmektedir. Tüm bunlardan sonra II. Büyük veba salgınının ardından Arap tıp ilmini özümseyen Prof. Chalin de Vinario, vebanın temas ile bulaştığını eserine yazar. Müslümanlarla komşu olan İtalya bunun üzerine resmi sağlık servislerine Arap doktorları tayin eder. (s. 192)   Arap Doktor Ebu’l-Kasım Hemofili üzerine açıklamalarda bulunur, Yunanlıların geri seviyede bıraktıkları kadın hastalıkları konusunda yeni usul ve aletlerle büyük ilerlemeler kaydeder. Ceninin ters doğumuna müdahaleyi ilk o tavsiye eder. Kolpeurynter aletini ilk o icad eder. (s. 193)  Fransız cerrah Pare’yi üne kavuşturan büyük damarların bağlanmasını ondan 6 asır önce Ebul-kasım bulmuş idi. Ayrıca ‘Trendelenburg Durumu’nuda ilk o bulmuş idi.  (s. 194) Araplar Yunanlıları en çok göz alanında yaptıkları çalışmalar ile geride bırakırlar. Damar içi şırıngalama ve buz torbası İbni Sina’nın icadıdır. Ayrıca narkoz ve antibiyotiği de bulmuşlardır. (s. 196)   Ayrıca psikoterapi, müzik ile tedavi konularında da İbni Heysem ve İbni Sina çalışmalarda bulunmuşlardır. (s. 197)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <strong> Arap patent hakkı batı’da tanınmış değildir.   </strong>(s. 197)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Hipokrat’ı bile yazdığı eserlerle eleştirecek seviyede bulunan Ali İbni Heysem, bir çok yönü ile tam bir eser kabul edilen el-Kitabü’l-Melik adlı eserini yazar. Tıp tarihçisi Neuburger: “Bizanslıların derme çatma ve karışık devşirme eserleri yerine Araplar düzenli geniş kitaplar yazdılar. Onlar canlı bir bilim dili oluşturdular.” demektedir. (s. 200)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar daha sonraki sayfalarda Arap bili madamları ve çalışma alanları hakkında bilgi verir. (s. 200- 204) Piza’lı meşhur Leonardo’nun Müslüman Araplardan matematik tıp ilmi konularında faydalandığını belirtir.  Bundan sonraki sayfalarda Araplardan etkilenip batıda başlayan uyanışın örneklerini veren (s. 200- 221)   yazar, Emevi halifesi el-velid’in ilk Arap hastanesini kurup oraya hekimleri tayin etmesinden 800 sene sonra, ilk defa 1500 yılında Strasburger hastanesine bir memur doktorun atandığını, bunu 1517’de Leipzig hastamnesi ve 1536’da Paris Hotel-Dieu’nun takip ettiğini belirtir. (s. 222)   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Arapların batıya sundukları “Yunan malzemesi” asırlarca Bizanslıların yaşattığı malzemeden hacimce çok daha büyüktü. Araplar bunları metodik şekilde düzenlenip zenginleştirildikten sonra batıya sundular. Yunan müellifleri ile doğrudan temas, batıyı bu düzen ve zenginlikten mahrum bırakırdı.</strong> (s. 223) Ayrıca Araplar Yunanlıların ürettiği ilaçlarında zararlı yönlerini belli ilavelerle hafifletmişlerdir. (s. 229) Agrippa von Nettesheim “Tıbbın Araplarla başladığı iddia edilebilir.” der. (s. 227) İngiliz tarihçi Custom’da “ Araplar, deneysel kimyayı, modern organik ve inorganik kimyanın keşifleri için gerekli bulunan seviyeye yükselttiler.” (History of Medicines, s. 371) der. (s. 233) Batıda Razi’nin geliştirdiği ilaçlardan birine Blanc Rhasis (Rhasis, Razi’nin batıdaki adı) adı verilmiştir. (s. 235) Araplarda 780 yılında ilk resmi eczanelerini kurup resmi sağlık zabıtalarına denetlendirirken, Kayzer II. Fredrik Arapların bu çalışmalarını ancak 1231 yılında onaylayıp uygulamaya sokabilir.(s.238) Müslümanların ilaçlar üzerindeki çalışmalarının tesirleri batıda, 19. yüzyılın ortalarına dek devam eder. Bugün bütün teşkilatı ile her hastane, her kimya laboratuvarı, her eczane ve ilaç imal yeri, arap dehasının elle tutulan birer abidesidir. (s.  243)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                 Arap Mucizesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Yazar Dr. Hunke, İskenderiye Kütüphanesinin Başkumandan Amr’ın emri ile yakılması iddiasının tamamen çirkin bir iftiradan ibaret olduğunu ifade eder. </strong>(s. 255 )<strong> Kahire Kütüphanelerinde iki milyon yüz cilt sayısına ulaşan eserler, eski İskenderiye kütüphanesindeki kitap mevcudunun yirmi misline ulaşmıştır. </strong>Halbuki 1000 yılında papalık tahtına oturan Aurillac’lı Gerbert, “Roma’da bekçilik yapabilmeye yetecek kadar bile bilgi sahibi kimse bulunmadığını.” ifade eder. Aynı yıllarda ise el-Biruni dünyanın güneşin etrafında döndüğünü, İ. Heysem ise görme kanununu keşfederken aynı zamanda küresel aynaları ve karanlık odayı bulmuş idi. (s. 246) Tabii bunda dini inancın büyük önemi vardır. Tertullian, “İncil’in tebliğinden sonra, tabiatı araştırma ile ilgilenmek, İsa’nın kanaatince, bizim görevimiz değildir.” demektedir. (s.  253) Harun er-Reşit, Amoria ve Ankara’yı fethettikten sonra tazminat olara eski Yunan yazmalarını isterken, Halife el-Me’mun ise Bizans kralı III. Michael’den tazminat olarak antik filozofların henüz Arapçaya çevrilmemiş eserlerini ister. (s. 267)<strong>  </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bedevi Arapları birkaç yıl içinde İslam imanı ile kaynaşınca, karşılıklı yardım kuralları ile kardeş haline, ahlaki yükümlülükler ile disiplinli ve mücahide verilecek ahiretteki mükafatın düşüncesi ile ölümü hiçe sayan bir millet haline getirir. (s. 248 ) Tüm bunlara rağmen “düşmanlarını yenen Araplar, tahripçi ve mütaassıp bir sıfat içinde görünmediler. Arapların savaşta yendikleri milletlere karşı toleranslı ve insani muamelelerle davranmışlardır ve dünya tarihinde böyle davranan pek az millet mevcuttur. (s. 250 )  9. asrın Kudüs patriği de İstanbul patriğine yazdığı mektupta buna şahitlik eder: “Müslümanlar adildir. Bize haksızlık ve zorlama yapmamaktadırlar.” (s. 256)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir gezgin 891 yılında Bağdat’ta yüzden fazla halka açık kütüphane sayarken, 10. asırda batı manastırlarında nadiren birer düzine kitap bulunmakta idi. Zamanının küçük bir kasabası olan Necef’te 40.000 ciltlik bir kütüphane bulunurken, Rey şehir kütüphanesinin mevcudunun tespiti için 10 büyük katoloğa ihtiyaç duyulmuştu. Nasurittin et-Tusi’nin sadece rasathane için topladığı eser sayısı 400.000 cilt idi. (s. 275) Kahire’deki halife el-Aziz’in kütüphanesinde ise 1.600.000 cilt eser vardı. Oğlu ise 18 salonluk ek bina yaptırarak içini kitaplarla donatır. Vezir e-Muhallebi’nin 117.000, vezir İbni Abbad’ın ise 206.000 ciltlik kitaplığı bulunmakta idi. (s. 276)<strong> </strong>Bağdat’ta bulunan kütüphanelerden sadece Nizamiye Kütüphanesi için yıllık bir buçuk milyon altın frank tutarında tahsisat yeni kitap ve yazma tesisi için ayrılmıştı. (s. 278)  9. ve 12. yüzyıl arasında orta Avrupa’nın % 95’i okuma yazma bilmezken<strong>  </strong>ve St. Galen Manastırı’nın ruhani meclisinde 1291 yılında tek bir okuma yazma bilen papaz bulunmazken Arap dünyasının köy ve kasabalarında binler ve binlerce mektep bulunmakta idi. Okuma parasız, yatılı ve iaşe ve harçlık temini ile verilirdi. (s. 281-283)<strong>  Araplar, Yunan mirasını sadece batma ve unutulup yok olmadan kurtarmakla yetinmediler. Onu sistemetik bir şekilde düzenledikten sonra batıya devrettiler. Onlar bugünkü manada cebir, aritmetik, küresel trigonometri, jeoloji ve sosyoloji ile deneysel kimya ve fiziğin kurucuları oldular ve sayısız keşif ve buluşlar yaptılar. </strong>(s. 290)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                  <strong>Kadınlara Hitap</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Almanların “Gnadige Frau”: semahatli -Cömert-  ve atifetli- İyiliksever- hanımefendimiz’ anlamındaki kullanımın Araplardan dillerine geçtiğini söyleyen yazar (s. 358 <strong>) İslam hukuk ilmi ile ilgilenen kadın alimler bulunduğu gibi profesör makamına ulaşanlara da Şeyha dendiğini belirtir.</strong> Ayrıca yazar taaddüdü zevcatın fethedilen ülkelerle aile bağlarının kuvvetlenmesine yaradığını ifade eder. (s. 363)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">        <strong>Bütün dünya benim için inşa olunmuş bir cami gibidir.</strong> (Bakara, 115, 177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Endülüs devleti başkenti Kurtuba’da I. Abdurrahman, bir katedralin alınması için yüz bin dinar (Beş milyon mark) öder. Hiçbir engel yok iken bir mabedi kül haline getirmek yerine yapılan bu jest gibi Fatih Trık b. Ziyad’ta aziz Vinzens katedralini tamir ettirir. (s. 371 )  </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hıristiyan Kilise yapısı -mecazi olarak değil, kelimenin tam anlamı ile- İsa’nın içinde hüküm sürmekte olduğu semalar beldesi, gökten yere inmiş lahuti Orşelimin ta kendisi iken (s. 373 ) İslam’da Müslümanlar ile Allah arasında bir aracı yoktur. Kiliselerde ortamlar maddi desteklerle (Süs, ilahi, dans, buhurdanlık, şarkı, resim…) mistikleştirilirken, camilerde birey kendi iç dünyalarında ruhlarını yücelterek direk yaratanı ile irtibata geçerler. (s. 73-375)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arap fikir dünyasında etkilenenlere örnek olarak Alman düşünür Gothe bir şiirini (Sonda baki ( Sonsuz) kalacak olan, başlangıçta mevcut  (Kıdem) olandır.) veren yazar ileriki sayfalarda Arap mimarisinden etkilenen Avrupa hatta Amerikan yapılarına örnekler verir. (s. 377-388 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                      <strong>Musiki</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Arapların batıya bıraktıkları en önemli müzik mirası ritmik bütünden usule doğru gelişen müziktir. (s. 393) Batı müzik aletlerinin büyük kısmını Müslümanlara borçludur. Arap müzik aletleri, çoğunluğu Arapça isimle birlikte ispanya üzerinden batıya geçmiştir: lût, gitar, mandola, mandolin, pandora, psalteriyon, rebab, rebek, flüt, kaval, tronpet, timbal, boynuz boru, zimbel, tambur, davul, kastenyet, naker, ayrıca piyanonun öncüsü kanun (s. 394), armoni ilmi ,tiz ses, major gamda 5=4, minör gamda 6=5 fasla ilişkisini İbn-i Sina ve el-Farabi batıya öğretmiştir. (s. 395) Notaların adları olarak kullanılan, do, re, mi, fa, sol, la, si isimlerini, Havari Johannes ilahisinden değil (çünkü bu ilahi daha sonra yazılmıştır) Arapça notalarda kullanılan: dal, ra, mim, fa, sad, lam, sin harflerinden alması çok muhtemeldir. (s. 396)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ziraat ve sulama tekliklerine ait İspanyolcadaki kelimeler Arapçadan geçmedir. İlk defa 20. yüzyılda batıda gerçekleştirilen “suni döllenme “ilk  defa Araplar tarafından uygulamıştır. (s. 399)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">10.yüzyılın ortalarında İstanbul hariç, nüfusu 300. 000’i geçen hiçbir şehir, belediyece kurulan hiç bir hastane, hamam, kütüphane Avrupa ülkelerinde bulunmazken aynı tarihlerde sadece Kurtuba’da 300 hamam, 50 hastane, 80 ilkokul, 17 yüksekokul bulunmakta idi. 950 yılında Kurtuba caddeleri öküz arabalarıyla düzenli olarak temizlenir, evlerin duvarlarındaki lambalarla yolar aydınlanırken Avrupa’da ise 200 sene sonra, 1085’te Paris caddelerinde  İslam örneği ancak uygulanabildi (s. 402) İslam ülkelerinde her cami aynı zamanda bir okul idi. Halife el Hakem saray kütüphanesinde biriktirdiği 400.000 tek tek okuyup kenarların notlar eklemişti. (s. 404) Batı Got Baş Piskoposu Godmar von Gerona, ‘Fransa tarihi’ adlı eserini ve Kurtuba Piskoposu Rekemundus, ‘zamanların başlangıcı’ isimli eserlerini zamanın halifesi el-Hakem’e ithaf ediyorlardı. (s. 405 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar S. Hunke, 406 ile 442.sayfalar arasında Arap şiir ve şairlerine ve bunların batıya etkisine örnekler verir. Öyle ki <strong>Kurtuba Piskoposu Avlara, ”Hıristiyan dindaşlarımdan birçoğu Arapça şiir ve hikâyeler okuyor, Hıristiyan gençleri Arapça öğreniyor. Hıristiyanlar kendi dillerini unutuyorlar</strong>.” diye yakınıyordu. (s. 444) Ayrıca Yazar Hunke, İtalyan ilahiyatçı şair Dante’nin, İbni Arabî’den etkilendiğini de ifade eder. (s. 436)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman Arap adaleti öyle yaygınlaşmıştı ki, 1010 senesinde Hıristiyanlarla Müslümanlar savaşırken üç piskopos Müslümanların hükümdarı için hayatlarını feda ederek bir muharebin halife lehine neticelenmesini sağlamışlardı. (s. 445)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                            Son</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haçlı seferleri, Hıristiyanların Müslümanlara verdiği seref sözlerini tutmamaları sonucu, 2 ocak 1492’de kardinal D. Pedro Gonzales de Mendoza’nın,  el-Hamra sarayına Hıristiyan haçını dikmesiyle, Arap-Endülüs hakimiyetiyle birlikte, orta çağ boyunca Avrupa kıtasına yayılan muhteşem ve son derece canlı bir kültürde son bulmuş olur. (s. 453)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kral Talavera’nın 8 yıllık hükümdarlığı döneminde endülüslü Müslümanlar fazla baskı görmezler. Kral Talavera’ya göre: <strong>“Araplarda İspanyolların imanı, İspanyollarda ise iş ve hareketlilik eksiktir.”</strong> (s. 454)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başpiskopos Juan Ximinez döneminde ise, Müslümanları dil ve dini ifadeleri kullanmaları hatta hamama bile gitmelerinin cezası bile diri diri yakılma ile cezalandırmaktı.  Tam bir milyon beş binden fazla eser başpiskopos ve arkadaşları tarafından yakılır. Otodafe (yakarak öldürme) ve baskı kısa sürede dünyanın en gelişmiş ülkesini çöle çevirir. Arap medeniyeti üzerindeki Hıristiyan zaferi (!) böylece tamamlanmış olur. (s. 456 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                         Sonuç</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katolik kilisesi, Ortodoksları ve ileriki zamanlarda Protestanları katlederken, “vahşi siyah yüzlü, eğri kılıçlı, çöl yabanisi, tarlaları ezen, kasabaları ortadan silen” şeklinde gösterilen Araplar ise, sekiz yüz yıl boyunca ispanyada hüküm sürdürdükleri halde Hıristiyanlığı bu ülkede silmemişlerdir. (s. 459) Her sınıftan halka refahı ulaştırmışlar, bilim, kültür, sanat alanlarında batının çok üstüne çıkmışlardır. (s. 460) Endülüs İslam devleti, ticaretten bilim tekniğe, sağlık ve hijyenden devlet organizasyon ve sanata birçok alanda batıyı etkilemiş ve batının bu alanlarda gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır. (s. 461)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14849" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4578538458458.jpg" alt="" width="581" height="591" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar Sigrid Hunke son sözü olarak, doğu ve batının dostane rekabet içinde olmaları gerektiğini belirtir ve  dünyanın son derece fayda sağladığı İslam medeniyeti ile batı arasındaki çok yönlü ilişkinin bu kitapla ispatlandığını ifade eder. (s. 461 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14850" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/323462347.jpg" alt="" width="240" height="156" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">   İbni-Sina, Kanunu fi&#8217;t-Tıp, Latince,1484</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14851" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/435745742574.jpg" alt="" width="603" height="267" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14852" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3252347537858568.jpg" alt="" width="86" height="128" />  Sigrid Hunke, Avrupanın üzerine doğan İslam güneşi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">       <strong> İslam alimleri hakkında batılı araştırmacıların görüşleri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Howard R. Turner Science in Medieval Islam (Ortaçağ İslam&#8217;ında Bilim) isimli kitabında bu dönem hakkında şunları söylemiştir: Müslüman sanatçılar ve bilim adamları, prensler ve işçiler birlikte bütün kıtalardaki toplumları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen eşsiz bir kültür oluşturdular. (Howard R. Turner, Science in Medieval Islam, University of Texas Press, November 1, 1997, ISBN 0-292-78149-0, pg. 270 (book cover, last page)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Robert Briffault İnsanlığın Gelişimi (The Making of Humanity) adlı kitabında şunları yazmıştır: Günümüz biliminin Arap bilimine olan borcu şaşırtıcı keşifler ya da devrim mahiyetindeki teorilerden ibaret değildir; bilim Arap kültürüne bundan çok daha fazlasını; varlığını borçludur. Antik çağlarda dünya, bizim gördüğümüz şekliyle, bilim öncesi bir konumdaydı. Yunanlıların astronomi ve matematiği hiçbir zaman tam olarak Yunan kültürünün iklimine alışmamış ithal bilim dallarıydı. Yunanlılar sistemleştirdi, genelleştirdi ve teori haline getirdiler ancak sabırlı araştırma yolları, pozitif bilgilerin birikimi, bilim metotlarının protokolleri, detaylı ve uzun gözlemler, deneysel sorgulama gibi kavramlar Yunan mizacına tamamen yabancı kavramlardı.[&#8230;] Yeni bir sorgulama ruhunun, yeni araştırma metodlarının, deney, gözlem, ölçüm metodlarının, matematiğin Yunanlılar tarafından bilinmeyen bir biçimde gelişmesinin bir sonucu olarak Avrupa&#8217;da bizim bilim dediğimiz şey ortaya çıkmıştır. Bu ruh ve bu metodlar Batı Dünyası&#8217;na Araplar tarafından sokulmuştur. Bilim, Arap medeniyetinin modern dünyaya en önemli katkısıdır ancak meyvelerinin olgunlaşması biraz yavaş olmuştur. Mağribi kültürünün karanlıkların içerisine çökmesinden sonra, onun hayata getirdiği devin bütün kuvvetiyle ayağa kalkması fazla uzun sürmedi. Avrupa&#8217;yı tekrar hayata döndüren bilim değildir. İslam medeniyetinin çok sayıdaki diğer etkileri ışınlarını Avrupalıların yaşamlarına ulaştırmıştır. (Robert Briffault (1928). The Making of Humanity, p. 191-202 G. Allen &amp; Unwin Ltd.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Bilim tarihinin kurucularından George Sarton ise Müslümanların bilim tarihine olan katkılarını, &#8220;Ortaçağ&#8217;ın en temel başarısı, deneysel ruhun ortaya çıkışıdır ve bu aslında 12. Yüzyıla kadar Müslümanlar sayesinde olmuştur&#8221; sözleriyle ifade etmiştir.  (Abdus Salam (1984) &#8220;İslam ve Bilim&#8221; In C.H.Lai (1987), İdealler ve Gerçekler: Abdus Salam&#8217;dan Seçme Deneme Yazıları , 2. Baskı, World Scientific, Singapur, S.179-213)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Oliver Joseph Lodge, Bilimin Öncüleri (Pioneers of Science) adlı eserde, İslamiyet&#8217;in yayılışından sonra Arapların bilim tarihinde üstlendikleri hayati rol ile ilgili şunları yazmıştır: Eski ve yeni bilim arasındaki tek etkin bağ Araplar tarafından oluşturulmuştur. Karanlık çağlar Avrupa&#8217;nın bilim tarihinde mutlak bir boşluk olarak karşımıza çıkmaktadır ve bin yıldan fazla bir süre boyunca Arabistan dışında hiçbir yerde kayda değer bir bilim adamı yoktur.  (Oliver Joseph Lodge, Bilimin Öncüleri, s.9)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Carl B. Boyer, A History of Mathematics (Matematikçilerin Tarihi) adlı kitabında, bu usta matematikçi için şunları söylemektedir: MS 9. yüzyıl Müslüman matematikçilerin altınçağı oldu. Yüzyılın ilk yarısına Harezmi, ikinci yarısına Sabit bin Kurra damga vurdular. Harzemi ile Öklid &#8216;temelciler&#8217; olarak benzeşir. Sabit bin Kurra ise, Pappus gibi, yüksek matematik yorumcusudur. (Carl B. Boyer, A History of Mathematics, John Wiley and Sons, 1968, New York, s. 258)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Batı dünyasında Alfraganus ismiyle tanınan Fergani&#8217;nin Yer&#8217;in çevresine ilişkin bulmuş olduğu değer (yaklaşık 40.253.700 metre), Kristof Kolomb&#8217;un Atlas Okyanusu&#8217;nu geçerek Hindistan&#8217;a ulaşma düşüncesini gerçekleştirmesinde cesaret verici bir rol oynamıştır. Kolomb bu konuda şunları söyler; Seyahatlerim sırasında Lizbon&#8217;dan Gine&#8217;ye olan rotayı dikkatlice gözlemledim ve her bir derece için, Alfraganus&#8217;un değeri olan 56 3/2 millik değeri buldum. Bu ölçüme güvenmeliyiz.  (J.N. Fiske, The Discover of America, Cilt I, Boston 1983, s. 377-378; Grant, 1986, s. 72-73)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Donald Campbell&#8217;e göre: &#8220;Avrupa alimlerinin Zehravi ile ilgili dikkatini çeken şey, doğumda cenini kolaylıkla çıkarmasıdır. Onun yöntemi Galen&#8217;in metodunu gölgede bırakarak Avrupa&#8217;da beş yüz yıl üstünlüğünü muhafaza etmiş ve Hıristiyan Avrupa&#8217;nın cerrahi standartlarını yükseltmede etkili olmuştur.&#8221; (Kalender Yıldız, Müslüman İlim Öncüleri, Işık Yayınları, 2005, s. 132)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> UNESCO&#8217;nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısının kapağında &#8220;1000 yıl önce Orta Asya&#8217;da yaşayan evrensel deha Biruni; astronom, tarihçi, botanikçi, eczacılık uzmanı, jeolog, şair, mütefekkir, matematikçi, coğrafyacı ve hümanist&#8221; ifadelerine yer vermiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Amerikalı doğubilimci George Sarton, Nasiruddin Tusi hakkında şöyle demiştir: &#8220;Tusi, en büyük Müslüman bilgin ve matematikçilerden biridir. (Süleyman Feyyaz, Trigonometrinin Babası Et-Tusi, Anka Yayınları, 2003, İstanbul s. 41-43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  İngiltere’nin Surrey Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Jim el Halili, BBC’nin internet sitesinde yayınlanan makalesinde, Newton’dan yedi yüz yıl önce yaşayan, Irak doğumlu Hasan İbn-i Haysem’in, ilk gerçek bilim adamı olduğunu ve Newton’ın özellikle optik alanındaki buluşlarının Haysem’in çalışmaları üzerinden yükseldiğini yazar.  (Ntvmsnbc, 20 Ekim 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Will Durant, “Histoire de la Civilisation L’age de la Fol” adlı  eserinde bu konuya ışık tutar: “Biruni, Dünya’nın yuvarlaklığını hiç tereddüt etmeden kabul etmekle beraber, her şeyi arzın merkezine doğru çeken kuvveti de tesbit etti. Astronomi esaslarının; hem Arz küresinin, her gün kendi ekseni ve her sene Güneş etrafında döndüğünü, aksini tasavvur ederek açıklayabileceğini ileri sürer.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Leonardo da Vinci&#8217;nin doğumundan 600 yıl önce Rönesans&#8217;ın tohumlarını eken Müslüman bilim adamlarıydı. Hastalıkları tedavi etme yöntemlerimizden, sayı saymada kullandığımız rakamlara kadar dünya çevresindeki kültürler İslam medeniyeti tarafından şekillendirilmiştir.&#8221;  (Jonathan Grupper (series writer), Islam: Empire of Faith, A Documentary by Gardner Films, in association with PBS)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Batı, cebirden ve kahveden gitara, optikten üniversiteye dek birçok şeyi Hilalin insanlarına borçludur. Bin yıl önce, Batı karanlıkla örtülmüşken, İslam altın çağını yaşıyordu. Londra barbar bir bataklık iken Müslüman Kordoba&#8217;nın sokakları ışıl ışıldı, York&#8217;tan Viyana&#8217;ya kadar planlı katliamlar yaşanırken (Endülüs yönetimindeki) Toledo&#8217;da dini hoşgörü vardı. Klasik mirasımızın muhafızları olan Araplar bizim Rönesansımızın ebeleriydiler.&#8221; (George Rafael &#8220;A is for Arabs&#8221;, Jan. 8, 2002)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İslami bilimlerin Ortaçağ&#8217;da gösterdiği başarı ne Grek öğretisini muhafaza etmekle sınırlandırılabilir, ne de daha eski ve daha uzak olan Doğu külliyatına temas etmekle. Ortaçağ İslam alimlerinin modern dünyaya devrettiği bu miras, İslam alimlerinin kendi çabaları ve katkılarıyla zenginleştirilmiştir. Grek bilimi teorik olmaya yatkınken Ortadoğu&#8217;nun Ortaçağ bilimi tıp, kimya, astronomi ve ziraat gibi çok daha pratik alanlardaydı.&#8221; (Bernard Lewis, The Middle East, 1998, p. 266)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İSLAM;</span><br />
<span style="color: #000000;"> Bedevi Arap&#8217;ı,</span><br />
<span style="color: #000000;"> Göçebe Türk&#8217;ü,</span><br />
<span style="color: #000000;"> Ateşperest Fars&#8217;lıyı,</span><br />
<span style="color: #000000;"> bilim üretenlere çevirmiştir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">EK: Will Durant,  İslam Medeniyeti adlı eserinden: İslam dünyasında ilk kağıt fabrikası 794’te Bağdat’ta kuruldu. Müslümanlar kağıt yapımını İspanya’ya götürdüler. Kâğıt buradan İtalya ve Fransa’ya geçti. Kâğıt Mekke’ye 797 yılında, İtalya’ya 1154, Almanya’ya 1228, İngiltere’ye de 1309 yılında geldi. 891 yılında Bağdat’ta yüzden fazla kitapevi vardı. (s. 88) Onuncu Yüzyılda Sahib İbni Abbas adlı hükümdarın kütüphanesindeki kitapların sayısı, bütün Avrupa kütüphanelerindeki kitapların sayısından daha fazla idi. (s. 89) İlimlerin Mısır’dan Hindistan’dan Yunanistan ve Bizans yoluyla Doğu Müslümanlığına ve İspanya’ya, oradan Avrupa’ya ve nihayet Amerika’ya geçmesi, tarihin en dikkat çekici akışlarından biridir. (s. 97) Küçük bir daireye boş anlamına gelen ‘Sıfr- sıfır’ dendi. Batı dillerinde rakam anlamındaki ‘Chiffre’ sözü buradan gelir. Latin ilim adamları sıfıra ‘Zephyrum’ dediler. İtalyanlarda bunu kısaltarak ‘Zero’ yaptı.  Cebir adını Müslümanlara borçludur. Harezmi’nin cebir kitabı 16. Yüzyıla kadar Avrupa üniversitelerinde ana matematik kitabı olarak okutuldu. (s. 98) Sabit İbni Kurra dünyanın yuvarlaklığını hesaplamış, Fergani’nin yazdığı astronomi kitabı 7 asır boyunca Avrupa ve Asya’da temel kitap olarak okutulmuştu. Ebu’l Vefa, Tycho Brahe’den altı asır önce ayın üçüncü değişmesini keşfetti. Müslümanları tarafından son derece geliştirilen usturlap onuncu yüzyılda Avrupa’ya geldi, on yedinci asra dek kullanıldı. (s. 99) Biruni Asar adlı eserinin giriş kısmında, insanları gerçeği görmez hale getiren her türlü sebep ortadan kaldırılmalı, demektedir. Biruni dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor, yerçekiminin farkındaydı. Geometriye teoremlerin ispatını getiren odur. (s. 102) Kimya Müslümanlar tarafında kurulan bir ilimdir. İslam alimleri damıtma cihazını geliştirdiler. Alkalilerle asitlerin farkını tespit ettiler. (s. 103) Şurup şeklinde sunulan ilaçlar Müslümanlar tarafından tıp dünyasına getirildi. Tarihte ilk dispanser, ilk eczaneleri açanlar Müslümanlardır. İlk eczacılık okulunu Kur’anlar da Müslümanlardır. Çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı İslam hekimlerinin geliştirdikleri tedavi şekline bugün bile eklenecek fazla bir şey yoktur. (s. 105) 931 yılında Bağdat’ta 860 diplomalı doktor vardı. (s. 106) Tarihte ilk göz hastalıkları hakkında eser veren Hunan İbni İshak ve Ali İbni İsa’dır. Razi’nin tıp kitabı asırlarca okutulmuş, sadece İngiltere’de 1498 ile 1866 yılları arasında 40 kere baskısı yapılmıştır. (s. 107) İbni Sina’nın Kanun fi tıp adlı eseri 12. Yüzyıldan 17. Yüzyıla dek Avrupa üniversitelerinin en önemli eseri olmuştur. (s. 111) Müslümanlar Suriye yolu ile Yunan fikirlerini aldılar ve bunları işleyerek İspanya yoluyla Avrupa’ya devretti. (s. 112)  Tahta levhalar yardımıyla kumaş üstüne baskı tekniği Müslüman Mısır&#8217;dan Haçlılar vasıtasıyla Avrupa&#8217;ya aktarıldı ki matbaanın icadında rol oynamış olması mümkündür. Mısır Ezher üniversitesi, dünyanın ilk üniversitesi olarak açıldı.  (s. 178) Büyütücü merceği, Avrupalılardan üç asır önce keşfetmesine ramak kalmıştı. Bacon, Witelo ve diğer Avrupalılar mikroskop ve teleskopa doğru giden ilerlemelerinde Muhammed İbnu&#8217;l-Hişam&#8217;ı esas aldılar. Ayrıca Hişam fotoğrafçılığın temeli olan karanlık oda prensibinin uygulayıcısıdır. O&#8217;nun Avrupa ilmine büyük katkısı olmuştur. Bacon, Opus Maitus adlı eserinin hemen her sayfasında onun adını zikreder. Kepler&#8217;e gelinceye kadar, Avrupalıların bilgisi el-Hişam&#8217;ın ışık çalışmaları üzerine kurulmuştu.  (s. 180)   Ebul Kasımu&#8217;l-Zehravi&#8217;nin el-Tasrif adlı tıp ansiklopedisi Avrupa&#8217;da ana cerrahi kitabı olarak kullanıldı. (s. 210) Sadece Bağdat&#8217;ta 1064 yılında otuz kolej vardı. Nasırüddin Tusi, Trigonometriyi ilk defa özel bir ilim olarak ele alıp eser veren kişidir. (s. 245) Ebu Abdullah  Muhammedü&#8217;l İdrisi (1099-1166), Müslüman coğrafyacıların çoğu gibi, dünyanın yuvarlak olduğunu kabul ediyordu.&#8221; (s. 246) İslam alemi, hastahanelerin kalitesi ve donanımı bakımından da dünyaya öncülük ediyordu. (s. 248) Hristiyanlığın Müslümanlık üzerindeki tesiri hemen hemen tamamı ile din ve savaşa yönelik olmuştur.İslam&#8217;ın Hırisityanlık üzerindeki tesiri ise çeşitli ve son derece geniş olmuştur. Yeni ilaçlar, ticaret ve sanayi tekniği, denizcilik, dildeki etkisi&#8230; (s. 260) Genç Hristiyanlar iyi bir eğitim görmeleri için İspanya’ya gönderilirdi. (s. 261) Batı, Haçlı savaşlarını kaybetti ama, itikadlar savaşını kazandı. Haçlı seferlerinin açtığı yaralar, diğer taraftan moğolların İslam dünyasını yakıp yıkması, İslam alemini karanlık bir döneme, fakirliğe sürükledi. Halbuki yenilen batı, sarfettiği gayretle olgunlaşarak mağlubiyetini unuttu; katedraller dikmeye, aklın açık denizlerinde dolaşmaya başladı. Artık Rönesans&#8217;a doğru ilerliyordu. (s. 262)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Avrupa&#8217;da İslam Damgası</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sunuş</span><br />
<span style="color: #000000;"> Avrupa&#8217;da on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır ve bu İslam&#8217;ın artık bizzat Avrupa&#8217;nın içinde yaşadığını gösterir. Kitap yazarı Goody&#8217;nin batılılara teklifi, İslam&#8217;la çatışmayı bir tarafa bırakıp onu anlamak için çaba göstermeleri gerektiği şeklindedir. &#8216;Çatışmayı azaltmak istiyorsak bu dinin geçmişi ve bugünü hakkında bir şeyleri anlamaya ihtiyacımız var. Bu fevkalâde başarılı olmuş dünya çapındaki dinin amaç ve etkilerini değerlendirmek, onu ehli kitaptan biri olarak ele almak zorundayız.&#8217; demektedir. Tarımı unutan bir kıtaya sulama tekniklerini öğretmekten tutun da, hoşgörü ve bir arada yaşama pratiğinin cennetini tesis etmeye kadar yığınla olgunun Avrupa&#8217;ya, İslam kanalından taşındığı net bir biçimde eserde sergilenmektedir. (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 11, 12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önsöz </span><br />
<span style="color: #000000;"> Arap -İsrail ve Yunan-Türk çatışmalarında din, birçok sosyal bilimcinin düşündüğünden daha fazla rol oynamıştır. (s. 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş </span><br />
<span style="color: #000000;"> Avrupa kıtasının geniş sömürge hareketlerinin arkasındaki ideoloji ekseriyetle, Hıristiyanlığa dayanıyordu. <strong>Misyonerler</strong><strong>, sömürgeciliğin öncü kolu gibi çalışıyorlardı. (s. 16)</strong> Hoşnutsuzluğun odağında, Yakın Doğu&#8217;da ve özellikle Arabistan&#8217;da konuşlandırılan Amerikan askerleri, Amerika&#8217;nın uydusu olan İsrail&#8217;e verdiği destek ve Petrol üzerindeki kapışmalar bulunmaktadır. <strong>Batının eylemlerinde &#8216;kutsal amaçlar&#8217; daha açık bir biçimde; </strong><strong>özgürlük, demokrasi</strong><strong>, serbest pazar ve bazen, eşitlik ve kardeşlik kisvesi altında kendini göstermektedir.</strong> <strong>(s. 17)</strong> Terör denen bu çok başlı canavar, söz konusu sorunlar devam ettikçe, şu veya bu şekilde var olmaya devam edecektir. Bu sorun ancak siyasal ve toplumsal bir perspektifle çözülebilir. Batı, yakın doğaya ilişkin politikaları konusunda Müslüman çoğunluğun taleplerine karşı farklı tutum geliştirene dek, bu saldırılar sürecektir. İşgal, gerginlikleri daha da artıracaktır. İslam, asla faşizmin bir çeşidi değildir. Bu yüzden onunla uzlaşmak zorundasınız; Tıpkı Güney Afrika&#8217;da ve Amerika&#8217;nın güneyinde beyazların siyahlarla Anlaşması gibi. (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslami devrimin zengin petrol yataklarına sahip İran&#8217;da meydana gelmesi ve el-Kaide&#8217;nin liderinin bir petrol ekonomisinin çocuğu olması tesadüfi değildir. Ne gariptir ki, büyük enerji tüketimine sahip Batı dünyası, Ortadoğu petrolüne muhtaçtır. <strong>İslamî grupların kolayca </strong><strong>terörist olarak damgalanmaları</strong><strong>, onların siyasi ve sosyal gündemlerinin gözden kaçırılmasına yol açmıştır. Filistin ve Keşmir&#8217;in bağımsızlığı, batılı güçlerin petrolleri çıkarması gibi konular gözden kaçırılmaktadır.</strong>  Mahrumiyet, derin bir adaletsizlik hissi ile birleşmektedir. (s. 20) İ<strong>srail&#8217;in yakın doğuya nüfuz etmesi başka bir tür Haçlı savaşı olarak görülebilir. </strong>(s. 21) Bir Filistin devletinin kurulması talebi yaklaşık 80 yıldır konuşulan bir konudur, yapılan müzakereler genelde Filistinlilerin hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmıştır. Zira, İsrail&#8217;in daha başlangıçtan itibaren askeri güç dâhil, güçlü bir dış desteğe sahip bulunmaktadır. İsrailliler, demokratik bir Avrupa devleti olarak görülmektedir. İslam ise, &#8216;öteki&#8217;, yani düşman ve sürekli ortalığı karıştıran unsur olarak kabul edilmektedir. Batılılar, Haçlı savaşlarını son derece meşru görürken cihadları, şiddet eylemleri olarak görmektedir. Halbuki, Her ikisi de kutsal savaştır. <strong>Kadın ve çocuk demeden, binlerce sivil öldüren hava </strong><strong>bombardımanlarından</strong><strong> daha dehşet verici bir şeyler bir şey var mıdır acaba? (s. 22)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tezim odur ki, evet, İslam kendine has inanç sistemi olan farklı bir dindir ama o, Yahudi ve Hıristiyan geleneğinin aslî bir parçasıdır. <strong>İslam&#8217;ın sekizinci asırdan itibaren teknoloji, mimari, klasik eğitim, </strong><strong>matematik, kimya, ziraat</strong><strong>, suyun kullanımı, felsefe, siyaset bilimi, seyahat edebiyatı, daha doğrusu genel olarak edebiyat alanlarında ki rolü ve ehemmiyeti, Avrupa için son derece büyüktür.  (s. 23)</strong> Potansiyel çatışmaları engellemek için, bu dinin geçmişini, mevcut durumunu ve onun siyasi ve dini gündemini anlamak durumundayız. Onun hakkında peşin hükümlü olmaktan kaçınmamız gerekir<strong>.</strong> (s. 24) Dinin direnme gücü muazzamdır, bunu Afganistan&#8217;da, Sovyetler Birliği&#8217;ne karşı verilen mücadelede, Çeçenlerin Rusya&#8217;ya karşı verdiği direnişte görebilmekteyiz. Derin dini boyutu göz önüne almadan, salt terörizm gibi yaftalarla, ne günümüz Filistin&#8217;ini ne de başka şeyleri anlayabiliriz. (s. 28) Göçmenler farklılıklarını muhafaza etmektedir ve bu yüzden de yabancı düşmanlığına ve genelde ırkçı reaksiyon olarak adlandırılan ama aslında, güçlü bir dini önyargı barındıran hareketlere zemin hazırlamaktadır. ABD&#8217;deki zengin Yahudi lobisinin aksine bu Müslümanlar Yakın Doğu ve başka yerlere ilişkin politikalar üzerinde pek etkili olamamaktadırlar. İslam dininin yedinci yüzyılda ortaya çıkmasından sonra, Müslümanların Avrupa kıtasını üç koldan sardığını görüyoruz: Araplar, Türkler ve Moğollar vasıtası ile. <strong>İngilizcede, &#8216;yaramaz çocuklar&#8217; için kullanılan kelime</strong><strong>, &#8216;küçük Türk&#8217; şeklindedir. Primo Levi&#8217;ye göre &#8216;musulman&#8217; sözcüğü Nazi toplama kamplarında, &#8216;pes eden&#8217; </strong><strong>tuttukları</strong><strong> için kullanılmıştı. (s. 30)</strong> Milletler bağımsızlığını kazandıktan sonra, tarihleri ve coğrafyalarıyla tanımlanmış ve meşrulaştırılmıştır. (s. 31) Avrupa aslında coğrafi bir varlık bile değildir. Ancak Boğaziçi&#8217;nin suları ile ayrılmaktadır. Avrupa, hiçbir zaman tamamen izole olmuş ve tamamen Hıristiyan kalmış bir kıta değildir. İslam&#8217;a dönersek, onun ortaya çıkışını Hıristiyan Avrupa&#8217;yı el koyması olarak görmemek gerekir, zira Hıristiyanlıkta aynı şeyi Yahudilik için yapmıştır. Bu üç dinin de, var olmaya hakkı vardır. Hepsi Avrupa&#8217;nın birer parçasıdır. (s. 32) Doğu, Avrupalıların için daima siyasi bir ilgi kaynağı olmuştur; önce Grekler ve daha sonra Romalılar doğuda büyük imparatorluklar kurmuştur.<strong> </strong>(s. 34)<strong> </strong>İslam doğduktan kısa süre sonra Avrupa&#8217;ya nüfuz etmiş ve onun üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Dolayısıyla, bu anlamda &#8216;öteki&#8217;, coğrafi olarak hiçbir zaman ayrı olmamış, hep aramızda olmuştur. Bu sadece Avrupa sömürgeciliği ile değil, aynı zamanda İslam&#8217;ın Avrupa&#8217;ya nüfusu ile de irtibatlı bir konudur.  (s. 36) <strong>Müslüman, Allah&#8217;ın iradesine (emir ve yasaklarına) </strong><strong>teslim olan</strong><strong> demektir. </strong><strong>(s. 37</strong>) Hz Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;den hicret etmesinden 46 yıl sonra, onun takipçileri İstanbul sınırlarına dayanmıştır. Bu kuşatmalar da yaklaşık 30.000 insan kaybetmişlerdir. (s. 38) İslami egemenliğinde Yahudi ve Hıristiyanlara zimmî statüsü verilmiştir; bu statü, belli bir vergi karşılığında devlet tarafından tanınmalarını sağlamıştır. İslam topraklarındaki ticaretin çoğu Yahudilerin elindeydi. (s. 39) Toledo&#8217;da Müslümanlar, tıpkı Yahudiler gibi sık sık kıyımlara uğramıştır. Gırnata o dönemde muhtemelen tüm Avrupa ve Afrika&#8217;nın en büyük şehri idi. (s. 52) İlk Haçlı savaşı 1099 yılında Kudüs&#8217;ün fethi ile sonuçlanmıştır. 1187 yılında Selahattin Eyyubi Kudüs&#8217;ü geri almıştır. <strong>Müslümanların Kudüs&#8217;e gelen Hıristiyan hacılara karşı </strong><strong>hoşgörülü</strong><strong> davranmışlardır. (s. 54) Gırnata 1492 yılında Hıristiyanlar tarafından alınınca Müslümanlar din değiştirmeye zorlanmıştır. (s. 56) </strong>Ya dinlerini değiştirmeye ya da ülkelerini terk etme seçenekleri kendilerine sunulmuştu. <strong>Sonraları toprakları ellerinden alınmış, Arapça konuşmaları yasaklanmış, gelenek ve görenekleri engellenmiş, mezarları kapatılmış, hatta hamamlarını kullanmalarına engel olunmuş, domuz eti yasağına riayet etmelerine ve kuskus yemeklerine de yasak getirilmiştir. (s. 57)</strong> <strong>Tüm moriskolar (Müslümanlar) 1609 yılında ülkeden atılmıştır. (s. 58)</strong> Türkler Balkanlar&#8217;a 500 yıl hakim olmuşlardır. (s. 64) Müslümanlar ile Protestanları bir araya, onların ikon nefreti getirmiştir. Luther, kafir Türklerin Avrupa&#8217;ya saldırısı aslında, tanrının günahkarlara ceza vermesi ve papalığın çürümüşlüğünün cezalandırılmasıdır, der. (s. 67) Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya, Osmanlı imparatorluğundaki tüm Ortodoks Hıristiyanların koruyucusu olma özelliğini kazanmıştır. (s. 72) George Sarton&#8217;a göre, hümanistlerin eski Yunan ve Roma sevgisi, onların İslam&#8217;a duyduğu nefretle yeşermiştir. <strong>Arap dünyasının kültürünü karşılamak amacıyla, </strong><strong>antik çağın yeniden canlandırılması</strong><strong> birçok cephede yürütülmüştür. (s. 74)</strong> Klasiklere dönüş, dini metinlerin şekillendirdiği dünya tasarımının sınırlarını daraltılmıştır. Protestanlar ile Türkler arasında ticari siyasi ve ideolojik ilişkiler vardı. (s. 75) <strong>Dini nedenlerden dolayı su, </strong><strong>hijyen ve temizlik</strong><strong> Müslümanlar için hep, Hıristiyanlardan daha önemli olmuştur.</strong><strong> Doğu dinlerinde kişisel temizliğe verilen büyük bir önem vardır. (s. 83)</strong> Helenistik düşünce, İslam&#8217;ın etkisiyle yeni sorulara kapı açmıştır. (s. 84) Kurtuba&#8217;da eğitim ücretsizdir ve ilim adamlarına Avrupa&#8217;nın ilk üniversite koleji olarak adlandırılan Ulu Camii&#8217;de ders vermeleri sağlanmıştır. <strong>Gırnata&#8217;nın 70 kütüphanesinden biri olan Alkazar&#8217;daki </strong><strong>kütüphanede</strong><strong> 400.000 kitap olduğu söylenmektedir ki, bu o dönemde Avrupa&#8217;nın en büyük kütüphanelerinden biri olan İsviçre&#8217;deki St. Gali manastırı&#8217;nda, sadece 600 kitap bulunmakta idi. </strong><strong>( s. 88)</strong> <strong>Kurtuba&#8217;da yollar asfaltlanmış ve sokak köşelerine lambalar konulmuştur. (s. 88)</strong> Bilim Endülüslü ez-Zehravi büyük eserini 1000 yılında tamamlamış ve Avrupa tıbbında büyük devrim yaratmıştır. (s. 89)  <strong>Tıp, beslenme, tarım alanında </strong><strong>Arapça metinlerin Avrupa üzerindeki etkisi</strong><strong> büyük olmuştur.</strong> <strong>İspanya&#8217;da, büyük ilim Merkezi Toledo&#8217;nun düşmüş olması Hıristiyan Avrupa&#8217;nın Müslümanlardan kalma teknik kitaplara daha kolay ulaşmasını sağlamıştır. (s. 91) İslam Avrupa&#8217;nın gelişmesi sürecinde önemli rol oynamıştır. Batı Avrupa&#8217;nın 11. Yüzyıl&#8217;daki üretilen dahiyane icatlarının, Arapların işgal ettikleri topraklara ihraç ettikleri teknolojinin </strong><strong>kullanılması neticesinde gerçekleştiği</strong><strong> düşünülmektedir. (s. 95)</strong> <strong>İslam&#8217;ın etkisi, bilim, teknoloji, felsefe, tarım ve ticaretle sınırlı kalmamış, edebiyata da sirayet etmiştir. (s. 98)</strong> Orta Çağda Hz Muhammed&#8217;in daha önce Hıristiyan olduğuna dair çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. (s. 110) 1599&#8217;da Paris&#8217;te, Arapça kürsüsü açılmıştır. (s. 111) Kültürel olarak Doğunun Batı üzerinde kesin bir etkisi  olmuştur. Tabii daha sonra roller tersine dönmüştür. <strong>İspanya&#8217;da Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler uzun yıllar boyunca </strong><strong>yan yana yaşamışlardır</strong><strong>. (s. 114)</strong> İslam&#8217;ın Avrupa&#8217;ya gelişi daha çok, Yahudilik ve Hıristiyanlığın Avrupaya gelişine benzemektedir. Zira Hıristiyan ve Yahudiler Avrupa&#8217;ya geldiklerinde, önceki rejimlere entegre olmak yerine, onlarla çatışmış ve onları dönüştürmüşlerdir. İslam, hiçbir zaman &#8216;öteki&#8217; yani doğu olmamış, tam tersine her zaman Avrupalıların hayatının bir parçası olmuştur. İslam&#8217;ın önemini takdir etmeliyiz. (s. 128)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Göçmenler seküler olduğu iddia edilen ama haftalık ve yıllık Hıristiyan bayramların kutlandığı ve okullarda belli bir Hıristiyanlık anlayışının okutulmasına izin verildiği bir ortamda İslamî kimliklerinin daha çok bilincine varmaktadırlar. Göçmenler, Amerika&#8217;nın Libya&#8217;yı bombalaması ve Filistin&#8217;de devam eden durum neticesinde iyice politize olmaktadırlar. (s. 131) Müslümanlar, Hıristiyan bir ortamda kendi dini kimliklerini muhafaza etmek istemektedirler. Noel, Paskalya, azizler ve diğer tatiller, Hıristiyanlık dinine dayanmaktadır. (s. 132) Avrupa&#8217;daki İslami yapılanma Afganistan&#8217;dakine benzemektedir: Selefi hareket, Fransa&#8217;da son yıllarda özellikle gençler arasında büyümeye başlamıştır. Selefilere muhalif olan gruplardan biri, Müslüman kardeşlerdir. Diğeri ise sufiler ve tebliğ cemaatidir. Fransa&#8217;daki Müslümanların ekseriyeti herhangi bir gruba bağlı değildir ve hiçbir camiye de devam etmezler. Bunlar bir dereceye kadar cumhuriyete entegre olmuşlardır. (s. 134) Müslümanları gurbet havasından kurtarıp, kendilerini evde hissetmelerini sağlayacak &#8216;çok kültürlülük&#8217; gibi bir anlayışın uygulanabilecek midir? (s. 136) Aslında zaten asimilasyon konusunda epeyce mesafe alınmış görünmektedir. Bunun büyük bir kısmı ikinci kuşak göçmenlerin eğitimden geçmesi ile mümkün olmuştur. Katolik kilisesi, bazı seküler konularda bile birçok vatandaş için önemini korumaya devam etmektedir. (s. 137) Avrupa, göçmenlerin Hristiyan gibi davranmaları dışında bir çözüme yanaşmamaktadır. (s. 138) Göçmenler güvenlerini kısmen İslam&#8217;dan, daha doğrusu gurbette yeniden doğan İslam&#8217;dan almışlardır. Bu islamlaşma, köktenci bir islamlaşma değildir, ama içinde bazı radikal unsurlar da barındırmaktadır. Göçmenlik insanların İslam&#8217;ın olumlu özelliklerinin ve kendi geleneklerinin farkına varmalarını sağlamıştır. Bunda hem gurur, hem de algılanmış ayrımcılığa tepki bulunmaktadır. (s. 139) Almanya&#8217;da Türkler ayrımcılığa uğradıkları için tıpkı Fransa&#8217;dakiller gibi, İslam&#8217;a sarılmaktadırlar. Bazılarına göre başörtüsü takma isteği sadece entegre olmayı reddetmeyi değil, aynı zamanda terörist amaçlara bağlılığı da simgelemektedir. (s. 140)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman gruplarının diğer Müslüman güçlerden yardım alması olgusu, Yahudi cemaatinin İsrail&#8217;e yaptığı yardımlar bağlamında ele alınması gereken bir konudur. (s. 144) Batılı ülkelerin misyoner guruplarına yaptıkları yardımları da, bu bağlamda irdelemek gerekir. Radikal Müslümanlar genelde Filistinlilerin yakın doğudaki durumundan rahatsız olup, tedhiş ve askeri eylemler için potansiyel birer nefer hükmündedirler. Onların durumu, devlet düzeyinde en azından Yahudi cemaatlerindeki gibi resmi bir tür kabullenmeyi gerektirmektedir. Böyle resmi bir kabul, en azından onların şiddete değil de siyasete kaymalarına vesile olacaktır. Her halükarda İslam&#8217;ı dünyamızı bir parçası olarak kabul etmek durumundayız; tıpkı geçmişimizin bir parçası olduğu gibi. (s. 145) Viyana kurtulmuş ve bu zafer İslam&#8217;ın durdurulmasını simgeleyen ay çöreğinin icadı ile kutlanmıştır. (s. 156) Hıristiyan Müslüman karşıtlığı, sadece Kıbrıs ve Balkanları değil, tüm Yakın Doğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz Avrupa&#8217;sını etkilemiştir. (s. 161) <strong>Etnik temizlik</strong><strong> denilen sorun, dini bir farklılığa dayanmaktadır. Söz konusu sorunlar pek de &#8216;etnik&#8217; değildir. &#8216;Etnik&#8217; kavrama çoğu zaman gerçek nedeni örten bir işlev görmektedir. (s. 162 </strong><strong>batı med Bosna</strong><strong>)</strong> <strong>Yugoslavya&#8217;daki, Kıbrıs&#8217;taki çatışmalar esas itibarıyla bir sınıf çatışması değildir, her iki bölgedeki ayrılığın asıl nedeni dîni idi. (s. 164) </strong>Farklı dini gruplara mensup insanlar Akdeniz Bölgesi&#8217;nde uzun yıllar beraber yaşamış ve aralarında yoğun bir iletişim olmasına karşın zaman zaman ihtilaflarda baş göstermiştir. (s. 168) &#8216;Hıristiyanlık başka bir dil ile yan yana yaşayamaz.&#8217; denilmekteydi (N. Daniel, The Araba and the Medieval Europe, s. 48) Avrupa&#8217;da din, kimlik ile özdeşleşmiştir. (Daniel, s. 303) Din, kimliğin asli unsurlarından biridir.  (s. 170)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Amerikalı Yahudiler hiçbir zaman Amerikalı olmamışlardır. Bu Yahudiler kendisini Yahudi olarak tanımlayan bir başka devlete yani İsrail&#8217;e destek vermektedirler. Bu durum, gelecekte Avrupa&#8217;daki Müslüman toplulukların intibakına ve onların ortaya koyacakları siyasi hareketleri de model teşkil edecektir. (s. 171) Modern İnsan, dinle çok az ilgilenmiştir. Entelektüeller hariç din, İnsanların hayatında önemli bir rol oynamıştır. (s. 173) Din, bunalım dönemlerinde, hayat tarzı tehlikeye girdiğinde her an gün yüzüne çıkmaya hazırdır. (s. 174) Dini olanı bir kenara atan yaklaşımın arkasındaki gerekçe, aslında biz inançlara fazla değer vermezken başkalarını inançları bu kadar değer vermesini anlayamamamızdır. Bu nedenle o inançları küçümseriz ve onlarla alakalı olanları da, inancın hayatî unsurları olarak değil, &#8216;madde kültür&#8217; nesneler olarak görürüz. (s. 175) <strong>Bir taraf için </strong><strong>terörist</strong><strong> olan diğer taraf için özgürlük savaşçısı olabilmektedir. Fakat bu taraflardan biri gücü eline geçirdiğinde hemen meşruiyet kazanmaktadır. (s. 179) &#8220;Terörist nitelemesi, gücü elinde bulunduran devletlerin kendi ideolojik amaçlarına karşı çıkan muhaliflerine yaptıkları bir yakıştırma olarak kabul edilmiştir.&#8221; </strong><strong>(Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 119)</strong>  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1930&#8217;larda Filistin&#8217;de Yahudi teröristler özellikle ABD&#8217;den gelen dış yardımlar sayesinde sonunda Arapları mağlup ederek, 1948 yılında İsrail devletini kurmuşlardır. Böylece o zamana kadar terörist olanlar şimdi meşru hükümet olmuşlardır. Artık yeni teröristler ülkenin kontrollerini kaybeden Müslümanlardır. ABD, Pakistanlıların Afganistan&#8217;daki Taliban&#8217;ı kınamasını isterken, ABD&#8217;nin kendisi, Sovyet işgali sırasında bu grubu özgürlük savaşçısı olarak desteklemiştir. (s. 180) Filistin&#8217;deki yeraltı terör örgütlerinin liderinden biri olan Begin, sonunda Başbakan bile olmuştur. (s. 181) İsrail, 1981 yılında Irak&#8217;ta nükleer malzeme ürettiği iddia edilen bir fabrikaya saldırı düzenlemiştir. Yine <strong>1998 yılında ABD, kimyasal silahlar için malzeme ürettiğini iddia ettiği </strong><strong>Sudan&#8217;daki bir fabrikayı vurmuş</strong><strong>. Ama bu fabrikanın söz konusu malzemeyi üretip üretmediğine ilişkin kuşkular seslendirilmiştir. Bu saldırıların uluslararası hukuktaki yeri nedir? Aynı saldırıların Japonya&#8217;nın 1942 yılında Hawaii&#8217;ye düzenlediği önleyici saldırılardan ya da Almanya&#8217;nın 1930&#8217;lu yıllarda birçok ülkeyi işgal etmesinden ne farkı vardır? Sudan, Usama bin Ladin&#8217;i barındırdığı için ABD tarafından tehdit olarak görülür. Ancak bu durumun, ABD&#8217;nin IRA örgütü için para toplayan kişileri barındırmasından ne farkı vardır? Bu durum herhalde İngiltere&#8217;ye, ABD deki hedefleri bombalama hakkı vermez. Saddam, İsraillileri kendisi için bir tehdit olarak görme hakkına sahip değil miydi? (s. 182) </strong><strong>Terörizmin</strong><strong> gerilla savaşı olarak karşımıza çıktığı yaygın durumlardan biri, kişinin ülkesinin düşman güçlerince işgal edilmedir. Tıpkı II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra da tüm Avrupa&#8217;nın karşılaştığı durum gibi. Bu direniş işgal güçleri tarafından kaçınılmaz olarak terörizm olarak görülecektir, ama işgal güçlerinin kendileri de sık sık teröristi taktiklere başvurmuşlardır. Örneğin işgal güçleri sivil halkın üzerine ateş açmakta çoğu zaman bir sorun görmemektedir. (s. 184)</strong> <strong>Medyada Filistin&#8217;li savaşçılar hemen hemen her zaman terörist olarak yer alır. </strong>Ama İsrailli savaşçılar her zaman İsrailli askerler olarak basında yer alır. Halbuki <strong>genelde aşırı dini görüşler ile hareket eden İsraillilerdir.</strong> <strong>ABD&#8217;deki yerli topluluk Çerokilerin 3000 silahlı adamı asker değildir. Zira asker sözcüğü sömürgeciler ya da eski İngiliz askerleri için kullanılmıştır. (s. 187) Devlet terörizminin birçok örneğine yakın geçmişte de rastlanmıştır. Mesela CIA&#8217;nın Güney Amerika&#8217;da beğenmediği hükümetlere karşı savaşan silahlı grupları, Şili&#8217;de Allende ve Nikaragua&#8217;da Sandinistaları teşvik etmesi bu türdendir. (s. 189) Demokratik güçlerin kendi kısa ya da uzun vadeli çıkarları için bu türden terörist faaliyetlere destek vermesini hiçbir şey engellememiştir. Hatta</strong> <strong>bunu özgürlük mücadelesi kisvesine bürünmüşlerdir</strong>. Amerika&#8217;nın terörizme verdiği desteğin açık bir örneği, Yahudi gruplara, 1500 yıl Arapların egemenliğinde kalmış topraklarda verdikleri bağımsızlık mücadelesinde, onlara destek çıkmasaydı. <strong>İsrail devletinin kurulmasıyla teröristlerin statüsü değişmiş ve daha önce illegal olan bu </strong><strong>terörist</strong><strong> örgüt daha sonra devletin ordusu haline gelmiştir.</strong> <strong>Aslında 17. yüzyıl Amerikasında olan biteni tekrarlanıyordu. Zira bu dönemde, Avrupa&#8217;dan gelen sömürgeci göçmenler, Kızılderililerin topraklarını ellerinden almış ve kalanları da koruma bölgelerinde sürmüşlerdir. (s. 190)</strong> Silahlı güç kullanma hali, Filistin devletinin tanınması yönünde bir adım atılırsa değişebilir. Filistin&#8217;de yaşayan Yahudilerle, İsrail&#8217;de yaşayan Araplara verilen hakların aynısının verilmesi ile bu sorun çözülebilir. (s. 192) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Geçmişte Müslümanlara entelektüel ve bilimsel hayata katkıda bulundukları gibi bizatihi, Rönesans&#8217;ın kendisine de tesir etmişlerdir.</strong> Bugün ise Müslümanlar, Avrupa&#8217;nın azalan nüfusu karşısında Onların iş gücü ihtiyacını karşılamaktadırlar. <strong>(s. 212)</strong> İslam Geçmişte de öteki değildi, şimdi de değildir. Müslümanlar artık Avrupa sahnesinin bir parçası haline gelmişlerdir. (s. 213)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14862" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/JackGoody-Avrupada-islam-Damgasi.jpg" alt="" width="105" height="168" /> Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Garb&#8217;ın İslam&#8217;dan öğrendikleri</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Will Durant, The Age of Faith adlı eserinin 22. Sayfasında Müslüman Arapların fetihlerini kastederek, &#8220;Arapların çoğu bedevi idi, en akıllı devlet adamı bile bu koyu göçebelerin Roma İmparatorluğu&#8217;nun yarısını ve ayrıca bütün İran&#8217;ı zapt etmeyi hedef edinecekleri fikrine gülerdi.&#8221; demektedir. Aynı eserin155. sayfasında ise şunları yazar: &#8220;Muhammed doğdu, hiç kimse Bizans&#8217;ın yarısını, bütün İran ve Mısır&#8217;ı, Kuzey Afrika&#8217;nın fethedileceklerini hayal dahi edemezdi. Bu orta çağ tarihinin en fevkalade hadisesidir.&#8221; (s. 9) Miladi, 633-846 yılları arasında; Türkistan&#8217;ın, Kıbrıs&#8217;ın Fethi, Rodos&#8217;un fethi, Bizans donanmasının bozguna uğratılması, Kabil&#8217;in fethi, Trakya&#8217;ya çıkarmalar, Kadıköy&#8217;ün fethi, Çin&#8217;in hudutlarına varış, İspanya&#8217;ya giriş, Korsika&#8217;nın fethi, Roma&#8217;nın kuşatılması&#8230; gerçekleşir. (s. 10-12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam aleminde ilk kağıt fabrikası, 794 yılında, Harun Reşit&#8217;in vezirinin oğlu el Fadl tarafından Bağdat&#8217;ta açıldı. Kağıt, Çin&#8217;de 105; Mekke&#8217;de 707;  İngiltere&#8217;de 1309 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. <strong>Yâkûbi kendi zamanında (891)</strong> <strong>Bağdat&#8217;ta yüzden fazla kitapçı olduğunu anlatıyor.</strong> <strong>(s. 16) Onuncu asırda yaşayan Sahip ibn-i Abbas gibi yöneticilerin kendi kütüphanelerinde, Avrupa&#8217;daki bütün kütüphanelerde bulunan kitapların toplamı kadar kitap vardı. (Durant, The Age of Faith, s. 237)</strong> <strong>1064 yılında yalnız Bağdat&#8217;taki yüksek okulların sayısı 30 idi. (s. 30) 1178 yılında Bağdat&#8217;ta bir &#8216;şeyhe&#8217;  (kadın profesör) bulunduğu onun derslerinin çok sayıda dinleyici çektiği söylenir. </strong><strong>(Durant, The Age of Faith, s. 319)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eserde, 22-90. sayfalar arasında fen biliminden kimya, fizik, tıp, coğrafya, astronomi, ziraat,  madencilik, şehircilik vd. alanlarda öncü olan ve batıya da yol gösteren alimleri hakkında bilgi verilir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;Kimya bir fen olarak hemen hemen Müslümanlar tarafından kurulmuştur. Alkaliler ve asitleri tefrik ettiler, yüzlerce ilaç üzerinde çalıştılar ve ürettiler.&#8221; </strong><strong>(Will Durant The Age Of Faith, s. 245) </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>NEDEN GERİ   Moğollar Merv şehrini baştan başa yakar. İslam aleminin iftiharı olan kütüphaneler ateşe atılarak yakıldı, katliam 13 gün devam etti, 1 milyon 300.000 kişi öldürüldü. (s. 16) Rey şehir halkının tamamı öldürüldü. 1258&#8217;de Hülagü ve askerleri Bağdat&#8217;a girdiler, şehir halkından 800.000 kişi öldürüldü, binlerce alim, fen adamı ve şair kılıçtan geçirildi. Tarihte hiçbir medeniyet böyle ani ve tahrip edici bir felakete uğramamıştı. (s. 94-95) Moğollar 40 yıl içinde gelip gittiler, onların arkasında tehlikeli surette dağılmış bir ekonomi, bozulmuş veya tıkanmış kanallar, yakılıp kül haline getirmiş okul ve kütüphaneler, çok parçalanmış fakir ve zayıf hükümetler, yarıya inmiş bir nüfus bıraktılar.  (Will Durant, The Age Of Faith, s. 338-341)</strong> <strong>II. Cihan harbindeki bütün insan zayiatı, Moğolların öldürdükleri insan sayısı kadar bile değildir. Haçlı seferleri, I. Haçlı seferi 1096-1.099; 8. Haçlı seferi 1270-1270. Ayrıca, 5- 6 -7 ve 8. Haçlı seferleri Moğol istilası ile aynı tarihlere tesadüf etmektedir.(s. 103) 1099 yılında Kudüs&#8217;e girdikleri zaman şehirde kalan bütün Müslümanları öldürmüşler ve 1109 yılında Trablusşam&#8217;a girdiklerinde 3 milyon kitabı yakmışlardı. (s. 104)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fennin batıya geçiş yolları: Arapçada yapılan tercümeler, Müslüman üniversitelerinde okuyan batılılar, İspanya Portekiz ve Sicilya&#8217;da batılıların Müslümanlarla temasları, ticaret, Haçlı seferleri. (s. 105)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>700 yılından 1200 yılına kadar 5 asır, İslam alemi fen ve tıpta dünyaya rehberlik etti. İslam aleminin Hıristiyan alimin üzerindeki tesiri çeşitli ve çok büyük idi. Müslüman tıbbi 500 yıl dünyaya rehberlik etti. Hıristiyanların kilise ve çan kuleleri, minareye çok şeyler borçludur. Toledo&#8217;nun 1085 yılında zaptı, Hıristiyan astronomi bilgisine çok ilavelerde bulundu ve dünyanın küre şeklinde olduğu doktrinini canlandırdı. </strong><strong>(Will Durant, The Age of Faith, s. 341-343)</strong> <strong>&#8220;Okuyucu bu kitaptan öğrenecektir ki, Doğu ve Batı Müslümanları Avrupa kültürünü kurdular.&#8221; </strong><strong>(Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam adlı kitabın önsöz&#8217;ünden) 13. asırda Müslüman İspanya&#8217;nın Hıristiyan Avrupa&#8217;ya tesiri zirveye ulaşmıştı ve İspanya, Avrupa&#8217;nın meşalesi olmuştu. (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam, s. 5) Tıp, matematik gibi Arap fenninin kaynaklarından biri idi. (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam, s. 64) Müslümanlar optikte orijinal buluşlar ve sistematik araştırma neticelerini topladılar; Kimyada deneysel metodu geliştirdiler. Cabir&#8217;den 500 yıl sonra Roger Bacon bu metodu Avrupa&#8217;ya açıkladığı zaman bu aydınlığı Müslüman İspanya&#8217;ya borçluydu. Müslüman İspanya&#8217;nın ışığı ise Doğu İslam aleminden geliyordu. (Will Durant, The Age of Faith, s. 249)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haçlı seferleri sırasında 1000 kadar Arapça kelime Avrupa lisanına girdi. Pusula, barut ve baskı Haçlı seferleri sona ermeden evvel doğuda biliniyordu. Bir kişilik helalar muhtemelen Haçlı seferlerinin batıya öğrettikleri arasındadır. (Will Durant, The Age of Faith, s. 612) Avrupa lisanında çok miktarda Arapça, Farsça ve bir miktar Türkçe kelime bulunması bir zamanlar Avrupalıların Müslümanlarla sıkı bir temas halinde bulunduklarını gösteren delillerden birisidir. (s. 136)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14889" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/garbin-islamdan-ogrendikleri-2023.jpg" alt="" width="112" height="157" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Abdurrahman Ahmet, Garbın İslam&#8217;dan öğrendikleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Oksidentalizm, <span style="color: #000000;">İki Doğu iki Batı</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oryantalizmin amacı hammadde, toprak ve iş gücüde dâhil hâkimiyet kurmaktır. Oksidentalizm amacı ‘ben’i önyargılardan kurtulmak ve ötekini aydınlatmaktır. Oryantalizm egoist ve ırkçıdır. Oksidentalizmde kendini müdafaa vardır. (s. 8) Oryantalizm ile önce sömürgecilik sonra zihinsel işgal amaçlanırken oksidentalizm ile bir özgüleşme hareketine girilir.</strong> Başlıktaki iki doğudan amaç gerçek doğu ile batının gözündeki doğudur. Batının işgaline ve sömürüsüne maruz kalmasaydı muhtemelen doğu ve batı diye iki kategoriden den bahsedilmezdi. İsmini bile kendisini ontolojik ötekileştiren batıdan almış doğu vardır. Oksidentalizm ise doğunun kendini bulma ve batıyı tanıma aracıdır. <strong>(s. 12</strong>-15)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">ORYANTALİZM</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oryantalizm doğunun incelemesi ve elde edilen verilerin batının siyasi ve iktisadi amaçları için kullanılmasını, Avrupa merkezcilik ve ötekileştirmeyi bünyesinde barındırır. (s. 17)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Goody, kitabına (Jack Goody, The Ttheft of History, s.1) verdiği ‘tarih hırsızlığı’ ismi ile batı tarafından tersyüz edilen bir tarihten bahseder. <strong>Goody, Avrupa’nın ilerlemesini sömürgeciliğe ve merkantalist ekonomiye borçlu olduğunu söyler. (Jack Goody, The Ttheft of History, s.6)</strong> Bir Afrika atasözünde belirtildiği gibi: Aslanlar kendi tarihçilerine sahip oluncaya kadar, avcılık öyküleri her zaman avcıyı yüceltecektir. <strong>Avrupa tarihi kendini yücelterek ve ön plana çıkararak okutur ve bunu Doğuya kabul ettirmeye çalışır. ( s.18)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kapitalizm ile dünya batı tarafından işgal edilir. Avrupa kendini tarihin ve dünyanın merkezinde konumlandırır, dünyanın geri kalanını da hakimiyeti altına almaya çalışır. (s. 20) Avrupa bu sömürgecilik hareketini modernleştirme/medenileştirme söylemiyle yapar.</strong> <strong>Avrupa kendini evrensel değerlere sahip takdim eder. </strong><strong>(Samir Amin, Avrupa-merkezcilik, Bir ideolojinin eleştirisi, s.15; İmmanuel Wallerstein, Avrupa Evrenselciliği,  iktidarın retoriği, s. 40)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Avrupa bugünkü seviyesine sömürgecilikle gelmiş, günümüzde de kendisi dışındaki tüm toplumları küçümsemektedir. </strong><strong>Avrupa, zamanı, mekanı ve tarihin akışını, kendini merkeze alarak tanımlamıştır. ( s. 21-38)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaman: Miladi takvim dünyada ortak kullanılan hale gelmiştir. Hâlbuki Müslümanların hicri takvimi vardır, Afrika’nında, Çin’in de vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mekan: İngiltere sömürgeyle ilerleyip baskın hale gelince, zaman Londra’nın Greenwich kasabasından geçtiği söylenen hayali başlangıç meridyenine göre şekillenmeye başlamıştır. Böylece Britanya kendisini merkeze koymuş oldu. Asya ise doğu kabul edildi, hâlbuki dünya yuvarlaktır, bir merkez tayin etmek değildir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Avrupa devleti bakış ‘yakın doğu’ sözü ile ‘Doğu Avrupa’yı kast ederken bile, bu mekâna olan sahiplenmeyi açıkça ifade etmektedir.</strong> Avrupa için, dünya kaynakları kıt, kendi ihtiyaçları sonsuz olduğu için dünyayı sürekli bir savaş mekânı olarak görür. Yayılma ve sömürgecilik bu mantığa göre doğal ve meşru kabul edilir. Avrupa’nın bir görevi de dünyanın geri kalanına medeniyet aktarmaktır.  Bunun sonucu olarak Avrupa kendini insanlıktan alacaklı konuma getirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6093 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/10993440_10202314722789107_491012099992991718_n1.jpg" alt="10993440_10202314722789107_491012099992991718_n1" width="439" height="311" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Avrupa için kendisinin ilk defa gittiği her coğrafya birer ‘keşif’tir. Coğrafi keşifler sözüde Avrupa merkezli bir bakış açısının ürünüdür.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sömürgeci Avrupa başlangıçta üstünlüklerini dine dayandırıyordu. Zamanla bu ırkçılığa kaydı günümüzde de kültür ırkçılığı şeklinde devam etmektedir. Kapitalist yayılma ırkçıdır, sömürgecidir, kimlikleri de tahrip eder. <strong>Batı dışı her türlü bilim, düşünce yok sayılmıştır. Bu mümkün olmasa bilim insanlarının ismi değiştirilmiştir.  İbni Sina’nın adı Avicenna, el-Kindi Alkindius, İbni Rüşt, Averros olarak değiştirildi. </strong>(s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eğer Avrupalılık jeolojik kriterlere göre tanımlanıyorsa Avrupa Kıtası kıtalığa terfi ettirilmiş bir bölgedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarih: Tarihte Avrupa merkezi sıralanmıştır. İlk çağ batı roma yıkılmasıyla, orta çağ Bizans’ın yıkılmasıyla yeniçağ Fransız ihtilaliyle ilişkilendirir. Halbuki Avrupa tarihi insanlık tarihinde bir sapma olasılığından başka bir şey değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa kavramı ideolojik bir kavramdır. Avrupa’nın sosyolojik olarak tek geçerli anlamı ise kapitalizmdir. (s. 38) Avrupa tarihinde ötekileştirme daima var olmuştur. Tales’e dayandırılarak <strong>Sokrates’in: “üç şey için şansa teşekkür ederim… Yunanlıyım barbar değilim.” sözünden (s. 42)</strong> Darwinin evrim teorisi temelli Türkleri ve Aborjinleri ilkel vahşi kabul etmesine, Marx’ın İngiltere’nin Hindistan’ı işgalini onaylamasına dek her türlü Avrupa merkezli düşüncelerin aslında sömürülenleri insan kategorisine katmadığını göstermektedir. Önce Dinsel sonra Irkçı ötekileştirme 20.yüzyılda ideolojik bir boyut kazanmıştır<strong>. Kısaca Avrupa tarihi ötekileştirerek sömürme tarihidir</strong>. <strong>Avrupa ötekini gözlemden daha çok hayal ile tasvir eder. (s. 45) Bu hayalin temelini korku, hedefini sömürü belirler.</strong> <strong>17. YY eserlerini inceleyen Montesquieu, 18 YY.’da ‘Doğu desptizmini’ ilan etmekte, (s 60) batılı ressamlar hiç görmedikleri (Oliver Kontny, Oryantalizm ve Ataerkillik Üzerine, Doğu-Batı, 20/121-136) haremin birçok resmini yapmakta idi. (s. 45) </strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Avrupa’da Arapların tarihi esas olarak ya Arapça bilmeyen tarihçiler tarafından, ya da tarih bilmeyen Arap uzmanları tarafından yazılmıştır.” (Bernard Lewis, İslam Oriantalism and history, s.16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizm temeli “bilgi birikimi” ile “güç” arasındaki ilişkidir. (s. 47)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Mısırı İngiltere adına 25 yıl yöneten Lord Cromer: “Doğulular yalancıdırlar. İngiliz ırkının doğruluk ve asaletine ters düşerler.” (Said, Oryantalizm, s. 62) derken, Shotat ve Stam: “Bizim “ulus”umuz, onların “kabileleri”; bizim “din”imiz onların “hurafeleri”; bizim “kültür”ümüz, onların “folkrolu”; bizim “sanat”ımız, onların “el işleri”; bizim “miting”lerimiz, onların “ayaklanmaları”; bizim “savunma”mız, onların “terorizmi” vardır.” (Ella Shotat, Robert Stam, Unthinking Eurocentrism s.2) demektedir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Doğulular tek kelime ile Anglo-Sakson ırkını açıklığına, doğruluğuna ve asaletine ters düşerler. “ (Edward Said, Oryantalizm s.62)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Batının gözünde Doğu tuhaftır, anlaşılmazdır ama Batı onu anlayacak kalıplarda bulmuştur: “Biz diğer kültürleri, onların tuhaflıklarını anlaşılabilir kılabilecek, önceden var olan bir kural ya da söylev içine yerleştirerek anlıyoruz.” (B. Turner, Oryantalizm, Kapitalizm ve İslam, s.108)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğu hayali bir ötekidir, batı olmayandır. Oryantalistler dini, ilmi, ekonomik ve siyasi sebeplerle öteki olan doğuyu araştırırlar:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Eğer onların dini “yanlış” ise, o halde bizim “doğru” olan dinimize girmeleri gerekir. Doğulu kendi kendini yönetmekten caizdir; o halde yönetilmesi gerekir. Yönetilmesi için de güzel metot “böl-parçala-yönet’tir. Bölebilmek için ise bilmek gerektirmektedir. Farklılıklara odaklanılır,  körüklenir, ülke parçalandıktan sonra sömürülmeye başlanır. Doğu zenginlik kaynağıdır; fakat bu Doğulunun elinde zayi olan bir zenginliktir. <strong>Doğu, Avrupa için hammadde ve Pazar anlamına gelir ve her ikisi için de oryantalist çalışma zorunludur. (s. 53)</strong> Tabi ki Avrupalılar Ahi teşkilatından, kervansaraylardan, Endülüs medeniyetinden, Osmanlı hoşgörüsünden… habersizdirler (!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oryantalizm terimi 1973 kaldırılmış yerine insanları ürkütmeyecek bir kelime bulunmuştur: Modernleşme! (s. 55)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizmi ilk defa kiliseye bağlı rahipler başlatmıştır. Bunların arasında Fransız rahip Gerard de Oraliac (940-1003) ve Emevi himayesinde yaşayan Hıristiyan âlim Yuhanna ed-Dimaşki ( Jhon of Damascus) sayılabilir. ( s. 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern oryantalist akım Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgali ile başlar. Bundan sonra 150 yıl boyunca oryantalizm İngiltere ve Fransa’nın hâkimiyetine geçer. 2. Dünya savaşından sonra ABD hakim güç olur. (Ahmet Bedir, Marife dergisi, 3/189-218)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Haçlı seferleri ile istenen sonuç elde edilemeyince İslam’ı araştırma ihtiyacı doğar.</strong> İlk Oryantalistlere göre Doğu= İslam, Müslüman= Arap idi. Kendini her zaman öteki ile ifade eden kilise, önce paganlar sonra İslam’ı hedefe yerleştirir. Amaç ötekinin yanlışlarını ortaya koymaktır, bunun yolu ise onu tanımaktan geçmekte idi. Zamanla Osmanlı İstanbul’u fethedince Müslüman= Türk şekline dönüşür. Aydınlanma çağı ile Kilise gücünü kaybeder ve Avrupa kendini bir medeniyet olarak sunmaya başlar. (s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sömürgecilik Oryantalizmin birikimlerinden istifade etmiştir. (s. 61)</strong> <strong>Napolyon’un Mısır seferi, kalemin kılıçla ittifakını gösteren bir seferdir. </strong><strong>(Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 102)</strong> ve bu sefere Napolyon İslam düşmanları ile savaşmak için çıkmıştır. (!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6103 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/napolyon-2-11.jpg" alt="napolyon-2-1" width="511" height="271" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">II. Dünya savaşından sonra İslam dünyasında bağımsızlık hareketleri başlamış, sahaya yeni giren ABD ve Rusya bu yeni ortama uygun roller oynamaya çalışmışlardır. (s. 63)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> OKSİDENTALİZM</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oksidentalizm doğunun özgürleşme hareketleri ile ortaya çıkmış, Fransızca ‘occident’ kelimesinden türemiştir. Türkçe ‘Batı bilimi’ şeklinde tercüme edilebilecek bu kavramın garbiyat veya istiğrab kavramı ile de ifade edilebilir. (s. 65)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizmin ve batının bir hüneri de  Doğu&#8217;yu modernleştirmesi, şekilsel olarak Batılılaştırmasıdır. <strong>Oksidentalizm</strong>, batılı gözlükleri bir kenara bırakarak doğululaştırılmışlıktan kurtulmalı ve <strong>öncelikle Doğu&#8217;yu çalışmalı ve kendi saf &#8216;ben&#8217;ini ortaya koymalıdır. (s. 72)</strong> Batıyı çalışmadan önce biz, birbirimizi bir daha tanımalıyız. Batılıların Batı üzerine yaptıkları çalışmalar, oksidentalizm kavramı içeriğine girmemektedir. (s. 75) <strong>Batı bir coğrafyadan daha çok bir yaşam tarzıdır. (s. 76) </strong>Oksidentalizm batıya hakim olmaya çalışmaktan çok bir denge kurma çalışmasıdır. (s. 79) Batılı değerlerin dünyaya dayatılması, sonuç olarak doğunun sömürülmesine neden olmuştur. (s. 80 ) <strong>Oryantalizm bilgiyi iktidar olmak, sömürmek için kullanmıştır. (s. 80)</strong> Afrika bir anda yamyam ilan edilmiş (Ali Şeriati, Medeniyet ve modernizm, s. 35) medenileşmesi için önce işgal edilmesi, sonra Avrupa kuralları ile yönetilmesi şart koşulmuştur. Tabii karşılık olarak işgal, sömürü doğal bir sonuç olarak karşımız çıkmakta idi (!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Victor Davis Hanson, &#8220;Şaşırtıcı olan Batının erken çağlarda, iletişimin zor ve seyahat etmenin maliyetli olduğu dönemlerde Arapları ve islam dünyasını yanlış anlaması değil; internetin, jetlerin, öğrenci değişimlerinin, televizyonun olduğu bu dönemde Doğunun Batıyı basmakalıp yargılarla bakmaya devam etmesidir.&#8221; (Occidentalism, The False West) derken kibir ve sömürünün hala Batılılarca fark edilmediği açıkça ifade etmetkdedir. Halbuki yazar, aynı batının, doğuyu olduğu gibi görmekten ve farklı yansıtmaktan kaçınmasını es geçmekte ve halen yüzyıllar öncesinin oryantalist gözlemlerini ve yazımını kendine delil ve dayanak kabul edebilmektedir! (s. 81) Ve daha da tuhafı eksik yanlışlarını görmeden başkalarını suçlama kibrini fark edememesidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oksidentalizm ile yapılması gereken, doğulu kimliğin ortaya konmasıdır. Bunun için de batılı değerlerden hareket edilmemelidir. Doğu ortaya çıktığında batı öteki değil, diğeri olacaktır.  (s. 82)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Murat Ağarı, yeni bir çağ sınıflaması önerir: Eskiçağ: Hz Adem&#8217;in yaratılışı ve tarihim başlangıcı, Yeniçağ:Hz Muhammed&#8217;in doğumu ve peygamberliği, Yakınçağ: 2. Viyana Kuşatması. (Marife dergisi, 3/419)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">OKSİDENTALİZMİN TARİHİ</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oksidentalizmin  temeli modernleşmeye tepki ve sömürgelerin bağımsızlıklarını  kazanırken kullandıklarına dayanır.</strong> Batı Müslüman ülkelere dini temelle bakarken diğer doğu (Cin Japonya&#8230;.vs) Milliyetçilik temeli bakar. <strong>(s. 98)</strong> <strong>&#8220;Nasıl Avrupalıların başkalarını çözümlemeye hakları varsa, Başkalarının da batıyı çözümlemeye hakları vardır.&#8221; (Samir Amin, Avrupa-merkezcilik, s. 125)</strong> Oksidentalizm başlangıcı Müslümanların 756 yılında Emevi devletinin başladığı iddia edilir. (s. 99) Oksidentalizmin İslam dünyasındaki ilk temsilcileri Afgani, Abduh, Seyyid Kutub, Raci El Faruki, Seyid Hüseyin Nasr, Reşit Rıza&#8230; sayıla bilir. <strong>Oksidentalizm bağımsızlık mücadeleleri ile paralellik gösterir, bu mücadele ikinci dünya savaşında başlamıştır. (s. 105)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">        HASAN HANEFİ</span><br />
<span style="color: #000000;"> &#8211; Oksidentalizme Giriş kitabından-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hanefi, İslam mirasının kabul edilmesinin yanında, dışarıdan gelen faydalı bilgilerin de alınmasını fakat bu alınan bilgilerin bir süzgeçten geçirilmesini savurur. Hanefi, batılılaşmanın sebebini, işgalci güçlerin  yaşam tarzlarını işgal ettikleri ülkelere götürmelerine bağlar. <strong>İslam ülkeleri bağımsızlaşmıştır ama işgalciler  kültürleriyle beraber tekrar geri dönmüş, zihinleri işgal etmiştir.</strong> Bize düşen kimliğimize sahip çıkarken, dışarıdan faydalı olanları almaktır. Oryantalizm saldırı, Oksidentalizm nefsi müdafaadır. Oryantalizm, beni ötekinin aynasında görmek iken, Oksidentalizmde ben bendir, öteki de ötekidir. <strong>(s. 111) Oksidentalizm, Batı&#8217;yı uyarırken, Doğu&#8217;yu da uyandırma gayreti içindedir</strong>. <strong>Sadece askeri değil, ekonomik ve kültürel işgalden de kurtulunması gerekmektedir.</strong> Amaç Batı&#8217;yı tekrar kendi sınırlarına döndürmektir. Oryantalizm, dünya kültürü adı altında kendi kültürünü çevreye yaymıştır. <strong>Oksidentalizm kültürler arası bir dengeyi savunur</strong>. Coğrai keşifler kavramına da karşı çıkan Hanefi, Avrupa keşfetmeden önce sanki o topraklarda hayat yokmuş, Avrupa keşfedince tarih başlamış anlayışının yanlış olduğunu savunur. Bu Avrupa dışı halkların medeniyetlerinin inkar anlamına gelmektedir. (s. 112) <strong>Sanki Avrupa dışı halkların varlığı, Avrupa tarafından bilinmelerine bağlıdır.</strong> Oksidentalizm, inceleenken inceleyen olma biliminin adıdır. <strong>(s. 113) </strong>Batı ilmi bir amaç değil, kendi amacımız için bir araç olmalıdır der, Hanefi. Oksidentalizm yeni bir ilim değildir, çünkü batı ile ilişkilerimiz eskiye dayanır. <strong>İslam modeli dialog üzerinden, batı modeli çatışma üzerinden bir değerlendirmedir.</strong> Dialog önce Yunan kültürünün çevirileri ile sonra Endülüs Emevi devleti vasıtası ile gerçekleşmiştir. İslam öğretmen olduğu dönemde avrupa onun öğrencisi idi. Avrupa artık modern çağın sonuna gelmiştir. İslam ikinci altın çağının eşiğindedir, gelecek sadece islam&#8217;ın olacaktır.  (Hasan Hanefi, Mukaddime fi ilmi- istiğrab, From Orientalism to Occidentalism)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">IAN BURUMA-  AVISHAI MARGALIT</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oksidentalizmi batı düşmanlığı olarak görürler. &#8220;Batı&#8217;nın düşmanlarınca insanlık dışı resmedilmesi&#8221; olarak tanımlanır Oksidentalizm. (Garbiyatçılık, s. 12)  Bu mantık ile oryantalizm de doğunun düşmanca tanımlanması mı olmaktadır acaba?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Medeniyet götürmek &#8220;beyaz adamın yükü&#8221; ise, dünyanın geri kalanı batıdan o yükü sırtından indirmesini rica edecektir. (s. 118)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ian Buruma, Avishai Margalit   adlı iki yazara göre İslam radikalizmi ile Nazi Almanya&#8217;sı arasında bir fark yoktur. (Eiki Furumizo, East Meets West and West Meets East, Review of Communication, 2005, s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6094 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamveoryantalizm-1-2-4.jpg" alt="islamveoryantalizm-1-2-4" width="284" height="317" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İsrail, batının orta doğudaki ileri karakoludur. (Jiri Schneider, Israel, biu.ac.il,  6 Mart 2010, s. 7)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">OKSİDENTALİZM</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oksidentalizm henüz bir kimlik arayışındadır. Akademik anlamda ve devlet destekli bir çalışma alanı olmalıdır. (s. 140) <strong>Bilim kimsenin tekelinde değildir. Kültürler arası ortak bir üründür. Bilim devamlı gelişen bir disiplindir. Hiç kimse tek başına bir disiplin ortaya koyamaz, farklı katkılar mutlaka gereklidir. Hiç kimse ötekini ortaya koyduklarının üstünü örtmeye çalışmamalıdır. (s. 144)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oksidentalizm, Ben&#8217;i ortaya koyacak, Batı&#8217;nın gözlüklerini çıkaracak, hem kendi toplumuna hem de batı toplumuna kendi gözlükleriyle bakacaktır ve sonuçta kendini tanımanın özgüveni ile görevini daha doğru şekilde yerine getirecektir. (s. 145)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizm avrupa merkezci ve ötekileştirmecidir. Doğunun oryantalizme cevabı ise Oksidentalizmindir. Oksidentalizmin ben&#8217;ini kaybetmiş/bulmaya çalışan medeniyetlerin söylemidir. ( s. 159)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupanın bilimsel hegemonyasından kurtulmak için politikayı siyasileştirmek, ekonomiyi iktisatlaştırmak, sosyolojiyi ictimaileştirmek gerekmektedir ki bu ben&#8217;imizi ortaya koymanın en güzel yoludur. (s. 162)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6095" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oksidentalizm-1-2.jpg" alt="oksidentalizm-1-2" width="76" height="115" />   Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">*</span></p>
<p><strong>Oksidentalizm</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitabın Yazarı Mirza Ebu Talep Han, Hindistan’da İngilizler adına vergi toplayan, İngilizlerin elçiliği görevini de üstlenen, İngiliz aristokrasisi hayranı olan ve İngiliz emperyalizmine asla bir tepkisi olmayan ve bu durumu özümsemiş biri olarak yaptığı seyahatin değerlendirmesinde, bir Şii Müslüman olarak olabilecek en tarafsız değerlendirmeleri yapmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar seyahatine başladığında izlenimlerini şöyle paylaşır: Kimliğinizle ilgili olarak, bütün yol boyunca yabancı olduğunuza daha doğrusu Avrupalı olmadığınız size hissettirilecektir. (s. 32) Kalküta’dan Londra’ya gidinceye kadar gelişmeleri dereceler halinde görecektim. Her seferinde de bu kadar farklılığa, güzelliğe ve gelişmişliğe şaşırarak bakacaktım. Geriye dönerken de tam aksini yaşayacak ve başlangıç noktama geri döndüğümde dayanamayacak ve orayı terk etmek zorunda kalacaktım. (s. 41) Kap halkı çıkarlarına düşkün idi. İngiliz kadınları oldukça rahat davranıyorlardı. Her iki cinste birbirlerinin engellemesi olmaksızın istedikleri ile görüşmek için çevirdikleri entrikalar için bir servet harcamakta idiler. Evlerin hepsi mobilyalı, yerler ipek halı idi. Çoğunluk temizlik konusunda gereken özeni göstermiyordu. Şehirde bir tane bile hamam yoktu. (s. 42) Hollandalıların dillerini bilmememe rağmen dans esnasında bakışları ve mimikleri ile o kadar ne istediklerini anlatabiliyorlardı ki, her seferinde yüzüm kızarıyor ve böyle bir şeye alışık olmadığım için hemen salonun uzak bir köşesine çekilmeme sebep oluyordu. (s. 43) İngiliz subaylar Hollandalı kızlarla beraber oluyor ve sonra da onlardan birisiyle evleniyorlardı. ( s. 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar İngiltere anılarını anlatırken, Dublin şehrinin güzelliklerinden (Müze, park, yollar, evler, heykeller…) bahsettikten sonra şöyle bir değerlendirme yapar: İngilizler Hindistan’da üst seviyede mevkileri işgal ediyor ve büyük bir ticari potansiyeli yürütüyorlardı. Ama bu kadar incelikleri Hindistan’a yansıtmayı asla düşünmüyorlardı. (s. 74) Dublin’de eğlenceye çok fazla kafa yoruluyordu. (s. 80) İrlandalılar, kahramanlık, dostluk ve samimiyet bakımından İngilizlerin ve İskoçların çok üzerindeydiler. (s. 81) İngiltere’de İngilizcem İrlanda’dakine göre bin kez ilerlediği halde İngilizler bana daima yabancı olduğumu hissettirdiler ve hep bana mesafelerini korudular. (s. 82) İrlanda’da İngilizler her zaman masadaki en büyük payı alabilen ve bu sayede mutlu olan bir yer olarak görülür. (s. 84) İrlandalı ev sahibimin aşırı sıcak davranışların bana uygun gelmediği için buradan ayrılmak zorunda kaldım. (s. 94) Londra&#8217;ya geldiğimden itibaren hükümetin koruması altına girmiştim. İngilizlerden çoğu Hindistan&#8217;a gidip gelmesine karşın Hindistan&#8217;dan benim gibi eğitimli birisinin gelmesi beni onlar için seçkin ve önemli kılmıştı. İngiltere&#8217;nin Hindistan&#8217;a olan ilgisinin yüksek olması nedeniyle de beni önemsiyorlardı. (s. 96) Oxford, çok eski ve bilim merkezi anlamında kralların en ünlü şehri idi. Burada yirmi dört farklı kolejin her birinin içinde en az 10.000 Arapça ve Farsça eserlerin olduğu devasa kütüphaneler vardı, hepsinin de bilim alanı farklıydı. (s. 99)  Franco Masons dedikleri bir grup vardı bir tür mezhep gibi olan bu grup, kendilerine özgü birçok özellikleri sahiptir. Daha çok üzerinde taşıdıkları özel materyaller ile birbirlerini ya da aynı gruptan olduklarını anlayabiliyorlardı. Bu konuda kapalı bir kutuydular. Kökenleri Kral Süleyman&#8217;a kadar dayanıyordu. Çok katı ve birbirine bağlı bir tarikat idiler ve dinlerinde üzerindeydiler. (s. 110) Bana da tarikatları ne katılma teklifi geldi ancak, inançlarıma ve kültürüme uymadığı için onlardan özür dileyerek reddettim. O zaman da Müslüman olan örnekler vermeye başladılar ve bu arada Türk elçisi İsmail Efendi ile onun sekreteri Yusuf Efendi dillerinden çıktı. (s. 111) Londra&#8217;da az da olsa Hindistan kökenli bayanlarda vardı. Dinlerini değiştirmişler ve Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi. Beni çocuklarıyla da tanıştırdılar, açık ara ile hepsi neredeyse birer İngiliz olmuşlardı. (s. 113) Genel olarak Avrupa&#8217;da yapılan yararlı buluşların hiç birisi Asya toplumları tarafından zamanında fark edilmemektedir. Bunlardan belki de en önemlisi baskı makineleridir. (s. 123 ) 1800 yılında İngilizlerin 16&#8217;dan 100 topa kadar donatabildikleri savaş gemileri neredeyse 800 civarındaydı. (s. 126) Burada her alanda çok fazla çalışan insan vardı, en çok dikkatimi çeken de elleri çok hızlanmış ve ustalaşmış kadınların ve çocukların çalışıyor olmasıydı. (s. 127) İngilizler mekanik konusunda çok ilerlemişlerdir. Neredeyse çoğu malzeme makineleri yoluyla yapılmaktaydı. (s. 129) Büyük gemilerin kafalarından iğne fabrikasına, iplik makinelerinden bira fabrikalarına, kağıt üretimine değin&#8230; (s. 132) Makineler İngilizlerin neredeyse hayatlarının vazgeçilmez birer parçasıydı. Buğdayın un haline getirmek için bu buluşlar yaptıkları gibi, su elde etmekten tavuk ve et pişiren makinelere kadar da değişik alanlarda buluşlar yapmışlar ve bu işleri kolayca gören makineleri icat etmişlerdi. İngilizler için bu tür işlerle uğraşmanın sebeplerinden birisi de hizmetçiye ödenecek ücretti.  Burada bir hizmetçi ödenen ücret Hindistan&#8217;da ödenene göre en az 8 kat fazlaydı. (s. 133) İngilizler açık ara ile fabrikalarda yapılan üretim konusunda Avrupa devletlerinin çok önündeydi. (s. 124) İngiliz yasa koyucular ve filozofları kadınlarının mağazalarda çalışmalarına, daha fazla müşteri müşteri çekmesi bakımından hoş görmüşlerdir.  (s. 138) Erkeğin onursuz bir harekette bulunan karısını bir değnekle bir tarafını kırmamak şartıyla dövmesi ve sonra da bir odaya kilitleme siyasal ve doğru kabul ediliyordu. (s. 139) Burada köleler kıymetliydi, iyi yemek yiyorlar ve Hindistan&#8217;daki gibi yerde uyumuyorlardı. Bununla beraber sürekli tekrarlanan eşitlik kavramı aslında görünüşten başka bir şey değildi. Burada zengin ile fakir arasındaki uçurum Hindistan&#8217;a göre daha derindi. Hizmetçilerde  efendilerinden izin ve belge almadan ayrılamazlardı. Ayrıca burada onlara fazla saygı gösterilmiyordu ki, Hindistan&#8217;da bu durum daha insancıl ve yoğundu. Zenginler istediklerini yapabiliyor, ister kadın isterse erkek olsun istedikleri saatte istedikleri yerde kalabiliyordu. Bu onlar için özel yaşamdı ve kimse onları gözetlemiyordu. (s. 141) Bayan erkek ayırt etmeden istenen kişilerle beraber olmanın güzelliği onları bu tehlikeli geçici heveslerinin fazla esiri etmişti. (s. 142) Kızlar güzel şarkı söylemek, dans etmeyi öğrenmek, bir müzik aleti çalmak ve kendilerini toplumda güzel göstermek üzerine öğrenim görüyorlardı. (s. 144) Asil kana sahip olan soyluların ardından hükümet bakanları geliyordu. (s. 150) Başbakandan sonra ikinci sırada dışişleri Bakanı geliyordu. (s. 152) Kraldan sonra prens, ondan sonra dük gelmekteydi. Bu durum eski dönemlerin derebeylik gücünü, değişen zamana göre kurmak amacını gitmekteydi. (s. 159) İngiliz parlamentosu için Hindistan ticareti ve bunun için kurulmuş olan Hindistan ticaret şirketi çok önemliydi. (s. 163) İngiltere&#8217;ye geldiğim ilk zamanlarda şirketin birçok direktörü benim bir ajan olduğumu zannetmişlerdi ama böyle bir amacım olmadığını anladıktan sonra da oldukça samimi ve saygılı davrandılar. (s. 166) Hindistan&#8217;da da İngiliz adalet sisteminin uygulandığını gördüm ve bir karara vardım; Bana göre bu sistem kötülere fayda sağlamaktaydı. (s. 174) Londra&#8217;da  İngilizlerde gördüğün en büyük hata dinden uzak kalmaları ve daha çok felsefe ile uğraşmalarıydı, çoğunlukla da inançsızlık üzerine temellenen felsefe ile. (s. 176) İngilizlerde gördüğüm ikinci hata, onlardaki geçici heves ve saygısızlıktı. (s. 176) Üçüncü hataları çok fazla paraya ve dünyanın işlerine düşkün olmalarıydı. Onlar böyle yaşamaya alışmışlar ve tadını çıkarıyorlardı ancak, cimrilik ve çekememezlik bu insanlar da basit bir düşünce olarak yerleşmişti. (s. 177) Onların nezaketlerinin ve yardımseverliklerinin altında çıkar ilişkileri yatmakta.  Hayli dost bildiklerimden tercümanlık yardımı almaya çalışmıştım, her seferinde hizmetlerinin karşılığında miktarları az da olsa benden para aldılar. En sonunda bu yardım talebinden vazgeçtim çünkü benim dostluk anlayışıma bu ters idi. (s. 178) Onlar kavga çıktığında sadece seyrediyorlar ve zayıfın ezilmesine sessiz kalıyorlardı. (s. 179) Diğer hataları, nefislerini kontrol edememeleri ve çok şehvetli bir yaşamları olmasıydı.  Mobilyalar, altın ve gümüş malzemeler, cam eşyalar, porselenler, şarap, av hayvanları bütün bu fazlalıklar sadece onların arzularına azdırmaya yarıyordu. (s. 180) Diğer bir hatalarıda, İngilizlerin boş hevesleri ve kibirleri idi. Genellikle bu bilimdeki ilerlemelerinden kaynaklanmaktaydı. (s. 182) Yine diğer bir hataları yeni tanıştıkları birisi ile ilişkilerinde her zaman kendi çıkarlarını düşünmeleri idi. Yeni tanıdıkları kişiden bir yarar umut ediyorlarsa kesinlikle ona karşı alçakgönüllülük gösteriyorlar ve sevecen davranıyorlardı. Eğer çıkar elde edemeyeceklerini anladıklarında, başlangıçta gösterdikleri sevecenliği derhal bırakıyorlar ve soğuk davranmaya ve uzak durmaya başlıyorlardı. Hindistan&#8217;da görev yaparken İngilizlerin birçok isteklerini yerine getirmeye çalışmıştım.  Ama bana söz verdiklerinde hemen bunu unutmuş ve bana sırt çevirmişlerdi.  Onlar yüzünden birçok düşman edinmiş ve onlar tarafından düşmanlarımın ellerine bırakılmıştım ki bu konuda birçok örnek verebilirim. (s. 184) Diğer bir hataları, onların çok iffetsiz olmaları ve evlenmeden sevgilileri ile birlikte aynı evde yaşamalarıydı. Neredeyse şehrin her mahallesinde genelev işletmekteydiler. (s. 185) Diğer bir hataları lüks yaşam gerektiğinden fazla düşkün olmalarıydı. Öyle insanlar tanıdım ki ihtiyacı olan dostuna 10 sterlin vermezken, yıl içinde can sıkıntılarını gidermek için 7-8 bin sterlin harcıyorlardı. Bazen de bu tür eğlence şeklinden sıkılma durumları oluyordu ki bu sefer de sonu asılmaya kadar gidecek türde yasak işler dönmeye başlıyordu. (s. 186) Kontrolsüzce yüksek kaçan harcamaların yarattığı tahribatı düşman ordularının bile yapamadığını fark edeceklerdi. Son kötü yanları başka milliyetlerin uğraştıkları işleri düşük ve kötü görmeleri. (s. 187) Londra&#8217;da kaldığım süre içinde bana Müslümanlara ait özel konular hakkında sürekli sataşıldı ve bazı inançlarımı kendilerine çok gülünç geldiği söylendi. (s. 188) Türkler için şöyle diyorlardı: &#8220;Onlar kadar dünyada daha kötü alışkanlıkları olan başka bir millet yoktur.&#8221;  (s. 189) Gece olduğunda bütün sokaklarına en dip köşelerine kadar aydınlatan lambaları sayesinde rahat dolaşmakta, eğlenmekte ve gezmekte idiler ama bu lambalar bir anlığına söndüğünde şiddet hemen kendisini göstermektedir. Bana göre er ya da geç kötülük onlara da bulaşacak ve güzel sokaklarını esir alacaktır. (s. 190) Yataklarına çıplak giriyorlar, neredeyse 15 gün boyunca elbise değiştirmiyorlardı. (s. 197) Paris&#8217;e gelmemden kısa süre sonra Hıristiyan olan ama bizim dilimizi çok iyi konuşan bir Türk&#8217;le karşılaştım. Adı Fertekulin idi, sohbet ederken sesini alçaltarak, &#8220;benim gerçek ismim Seyit Muhammet ama burada Müslüman olduğumun bilinmesini istemiyorum.&#8221; dedi. ( s. 215)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Genes&#8217;te halka açık alanlarda hiç fahişelerin olmaması dikkat çekiciydi. Hemen her köşe başında maaşlı hizmetlileri vardı ve erkekler bu kişilerle konuşuyor sonra eve çıkıyorlardı. Buradaki bir diğer adette kadınların genellikle iki eşlerinin olması idi. Bir erkek bütün gün karısıyla beraber olduğunda ve ikincisi gelip kapıyı vurduğunda, birincisi toparlanıp evden çıkıyordu. Bu ikinci eşler daha çok, yakın arkadaşların erkek çocuklarından oluşuyordu. (s. 229) Bu kadar güzelliğe sahip olan bu insanların nasıl cimri ve birbirlerinden kopuk yaşadıklarını ve Allah&#8217;ın bu cennet gibi yerde onlara ceza verdiğini düşünüyordum. (s. 231)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İstanbul&#8217;da hemen herkesin elinde hiç bırakmadığı ve neredeyse gün boyu tütün içtikleri çubuklarıyla insanlar dolaşıyordu. (s. 251) Genel olarak Türkler lükse çok alışmışlardı. Ordularının artık disiplini kalmamıştı. At ve posta sistemleri rüşvetsiz işlemiyordu. Devlet idaresinde çalışan şeflerin hepsi devleti dolandırmanın peşindeydi. (s. 252) İşlediği dönemlerde sanırım dünyada daha iyi işleyen bir haberleşme sistemi yokken, şimdilerde posta istasyonları çıkar karşılığında, evinde ateş yakamayacak kadar fakir ve aciz olanlara sunuluyordu. (s. 253) Türkler için dervişler çok önemli olduğu herkes tarafından bilindiği için bunu suistimal edenler çoğunluktaydı. (s. 260) Türkler genel olarak çok dürüst, akıllı ve gözü pek insanlardı. Devletleri ise hiçbir Müslüman ülkesinin takip etmediği kadar adaleti ve kanunları uygulama konusunda titiz davranmaktaydı . İmparatorlarının bile haksız yere ya da keyfi bir şekilde kan dökmeye gücü yoktu. (s. 261) Pers, Hint ve Ermenilerle Türkiye&#8217;de tanıştım. İlk ikisi çok dindar bir gruptu ve burada eğitim için bulunuyordu. Ermeniler ise genellikle Galata&#8217;da yaşıyorlardı ve hepsi de Ticaret yapıyorlardı ve hepsi zenginlerdi. Ama milli gelenekleri olan cimrilik yüzünden onların hiçbir faydasını görmedim. (s. 267) İstanbul yönetimi Avrupalıların içinde en çok Alman Konsolosluğuna ve eşine değer veriyordu. (s. 269) Tokat, Sivas, Diyarbakır ve Mardin hepsi de sanki birer Ermeni şehri gibi durmaktaydı, bir de daha yukarıdaki Erzurum, Kars, Van ve Erivan&#8217;da onlara bırakılmış gibiydi. (s. 278) Bağdat&#8217;ın valisi Ali paşa benim döndüğümü öğrenmiş ve bana hizmet etmek için hem Arap hem de Hintli hizmetkarlarla dolu bir ev hazırlatmıştı. Ama ben onun yerine Hıristiyan birisini (İngiliz konsolosunu) tercih ettiğimi görünce bana gücenmiş ve uzun bir süre, ben buradayken talep ettiğim halde, benimle görüşmeyi kabul etmemişti. (s. 322)</span><br />
<span style="color: #000000;"> Bir İngiliz bayan bana dönerek, &#8220;Kendi gözlemlerime göre Asyalı kadınlar erkeklerinin otoriter gücü altında onursuzca ve kendi kararlarını veremeyecek şekilde, tıpkı bir köle gibi yaşıyor.&#8221; dedi. Sadece zayıf kadınlara boyun eğdirdiğimizi de ekledi. Bana göre bu gözlemlerinde büyük bir yanılgı ve önyargı vardı. Avrupalı kadınların daha az özgürlüğe sahip olduklarını biliyordum. (s. 340) Bu hata genel olarak buralarda çok yapılmaktaydı. Ayrıca Neredeyse her toplulukta bu konu tartışılan konulardan birisiydi. Benim gözlemlerime göre Asyalı kadınların Avrupalı hemcinslerinden daha az özgür olmalarının &#8220;Avrupalılara göre&#8221; altı sebebi vardır. (s. 341) Birinci ana sebep: Kadınların zamanlarının çoğunu yaşam alanlarında geçirmelerini idi. Bunun ana sebebi ise, işlerin belirgin olarak ayrılması ile alakalıdır. Avrupalılar, kadınlarının özgür davranışlarından fazlasıyla olumsuz etkilenmişlerdir. (s. 342) İngiltere&#8217;de herkes aynı özelliklere sahiptir iki cinsin birbirleriyle ilişkisi herhangi bir kınamayı ya da cezalandırmayı gerektirmiyordu. Avrupalı kadınlar çok serbest bir yaşama alışmışlardı. Asyalı kadınların tam bir esaret hayatı yaşadıkları iddiası aslında tamamen yanlıştı. Çünkü onlar geniş evlerinde çok sayıda dostlarıyla zaman geçirebiliyor da eğlenmek istediklerinde de müzisyenler gelebiliyor ve onlarla güzel zamanlar geçirebiliyor. Bu konularda asla bir yasaklama yoktu. (s. 344) İkinci ana sebep, Müslüman kanunlarına göre erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesinin serbest olması ve bunun da kadının aşağılanması ve köle gibi görülmesine sebep olduğu kanısının Avrupalıların akıllarında yer etmesiydi. Üçüncü sebep, kocanın karısını boşama hakkına sahip olmasaydı. Bu kanunlarda olmasına rağmen kolayca kullanılan bir usul değildir. Eğer bir utanç durumu açık bir şekilde kanıtlamışsa boşanma meydana geliyordu. Evin bütün yükünü erkeklerin çekmesi sebebiyle Asya kanunları boşanma hakkını erkeklerde vermişti, çünkü erkekler her zaman riskli işlerle uğraşırken kadınlar evlerinde rahat ve sakin bir hayat sürüyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazar bu şekilde, &#8216;İslam&#8217;da kadın hakları&#8217; başlığı altında sunduğumuz konuları sıralar ve kendi bilgisince cevaplar verir. Asya toplumlarından bakarak bizim kadınlarımızın Avrupalı kadınlara göre gelenek, kanunlar ve yaşantıları bakımından neden daha üstün olduklarını açıklamaya sıra geldi. Birinci düşüncem, Asyalı kadınların öncelikli işlerinin evleri ve kocalarının çocukları üzerine olması konusudur. Bunları yerine getirdikten sonra başka uğraşlara girmeyi düşünmektedirler. Erkekler genel olarak gençliklerinde elde ettikleri serveti kadınlarının ellerine teslim ederler. Burada Asyalı kadınların ne kadar büyük bir güce sahip oldukları görülmektedir. Asyalı kadınlar köle olmadıklarının farkındadırlar. (s. 348) Asyalı kadınlara kanunlar, faziletleri, namusları ve yaşam şekilleri konusunda çok büyük bir güven duyulur. (s. 351) Yazar böyle toplamda sekiz düşüncesini alt alta sıralar ve son olarak, &#8216; işte uzun gözlemlerime göre Asyalı kadınların Avrupalı kadınlara göre daha avantajlı ve daha üstün olduklarını sıraladım.&#8217; diyerek e kitabını bitirir. (s. 352)</span></p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14933" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oksidentalizm-dogulu-bir-gezginin-gozlemleri2023.jpg" alt="" width="96" height="138" /></p>
<p>Mirza Ebu Talep Han, Oksidentalizm, Doğulu bir gezginin gözlemleri</p>
<p>*</p>
<p><span style="color: #000000;"> <strong>Doğu Batı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İngiliz araştırmacı Sir Thomas Arnold, &#8216;The Preaching of Islam&#8217; adlı kitabından:   &#8220;II. Haçlı seferine VII. Louis&#8217;in özel katibi olarak katılan St. Denis Manastırı mensubu Rahip Odo de Diogilo&#8217;un anılarından alıntılayarak aktarır: &#8220;Eğer Müslüman Türklerin kalplerine, o sefaleti ve felaketi görerek, bir acıma duygusu gelmemiş olsaydı, geri kalan Haçlı kafilesinin durumu çok feci olurdu. Türkler, bu biçarelerin yaralılarına baktılar, fakirlerini cömertlikle beslediler ve sıkıntıdan kurtardılar. Hatta bazı Müslümanlar, Rumların tehdit ve hile ile hacılardan koparmış olduğu Fransız paralarını satın alarak ihtiyacı olan hacılara verdiler. Aynı dinden olmayanların bu koruyucu muameleleri ile dindaşları olan ve kendilerini ağır işlerde kullanan, döven, dolandıran Rumların hareketleri, Hıristiyan hacıları arasında, öyle bir karşılaştırma vesilesi oldu ki, bunlardan pek çoğu kendi istekleri ile kendilerini kurtaran Müslümanların dinini kabul ettiler.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Lord Davenport’un 20. yüz yılın başlarında, İngilizce olarak yayınladığı “Hz. Muhamed ve Kur’an-ı Kerim”  adlı kitaptan: “İslam’ın bu kadar çabuk yayılması ahlak üzerindeki titizliğinden kaynaklandığı kadar özellikle Osmanlı’ların, savaş sonrası ele geçirdikleri din adamlarının kılına dokunmamaları ve kimsenin inancına müdahale etmemeleri yatar.”   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Barbar Türklerin atlıları Mukaddes Roma -Cermen İmparatorluğunun merkezine kadar dayanacaklar, her tarafı kan ve ateş içinde bırakacak, kiliselerin üzerindeki Hiristiyanlığın ebedi işareti salibi parçalayacak, yerine Muhammed’in işareti Hilal-i takacaktı.Bu Türkler, Hıristiyanlık aleminin teslisten ayrılan asi ruhlarını tedib için gazab-ı ilahi olarak gönderilmiş barbarlardı. Ruh-ül Kudüs, Hıristiyanlık vahdet ve selabet-i diniyesini kaybettikçe,bu kavmin kahredici,zalim ve haşin eliyle onları tedip etmeye kararlı idi&#8221; bu satırlar orta cağdan zamanımıza kalmadı. Ünlü Fransız  tarifçisi Güstav Şlomberje&#8217;nin &#8220;Bizans&#8217;ın sükutu&#8221;adlı eserinden alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Muhammed&#8217;in dinini daima en yüksek saygı ile karşılamaktayım. Biricik din  odur. Ben Müslümanlığın yarınki  Avrupa için  kabule değer olacağını söylemiştim ve bunu görmeye başladık. Ortaçağın papazları, cehalet yahut taassup sevkiyle, Müslümanlığı en karanlık renklerle tasfir etmişlerdir. Bu nefret sebebiyledir ki  onlara göre deccaldir. Ben Muhammed&#8217;in hayatını inceledim ve bu takdire şayanın  insanlığın kurtarıcısı olarak tanımak lazımdır. Dünyayı sulh ve saadete kavuşturacak diktatörlüğün sonunu getirecek  tek  şahsiyettir. Gelecek asırda Avrupa, bu dinin, meseleleri halletmekteki  faydasını belki daha fazla  takdir eder.  Bu dini seçenlerin sayısının artması sebebiyle  Avrupa’nın İslamlaşmaya  başlamış olduğunu söyleyebilirim.&#8221; (Bernard Shaw, Tarih Konuşuyor, Nisan 1964, sayı: 3, 176)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1572 Yılında Fransa  tahtında, II. Harı’nın oğlu IX.   Şarl  oturuyordu, fakat gerçek iktidar sahibi  İtalyan asıllı  Papa XI Lego’nun kız kardeşi olan  (IX Şarl’ın annesi) Kraliçe Katerin’di. 1589’da ölen bu kadın insanlığın en büyük katliamlarından birini: Protestanlardan 40.000 kişiyi katlederek  yapmıştır. Bu katliamın  hazırlayıcılarının  başında İsa’nın  vekili saydıkları &#8221; mukaddes babaları &#8220;Yani Katoliklerin  papası vardı. Protestanlara  ait   evler  tespit  edildi.   Listeler  hazırlandı  dört  yüze  yakın  asilzade  ise  Lutr  sarayında   Fransa  kralı   IX Şarıl‘in   Şeref   misafirleri  idi. Roma  dan bu gaye  ile  gelen  Cizvit’lerin  alacakları  vazifeler  vaizlerin  metinleri   patlayıcı   maddeler. Hepsi Papa’nın hazırlığı  idi: merhamet   ve  hoşgörü telkin eden  İsa’nın   vekilinin! Tam gece yarısı büyük  çanları  on  iki  vururken  Lutr  sarayında  Protestan asilzadeleri cinnet  kahkahaları arasında  akli  dengesini  kaybeden  ve  on  dört  gün  sonra  ölen  kral    IX Şarıl  göz  yaşları önünde  öldürülmüşlerdi. Paris’in  beste biri  katledilmişti. 1582de  bir  İngiliz  kadırgasın  malta  kıyılarında  karaya  vurdu.  Katolik  malta  şövalyeleri‚ dinden  sapmış  saydıkları  Protestan İngiliz  gemilerini  Roma’ya gönderdiler;  gemiciler  Roma’da törenle  yakıldı. (A.Telneti, Venezia ei  Corsari, 1961, Sh.51) Ortodoks  Rusya’da kanlı  taassup: XVIII.  Yüzyılda “Raskolnike„ tarik atine  mensup  yüzlerce  Rus  yakıldı.  (Lav isse-Ram baud, VII.411 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Osmanlı  Sultanları  hiçbir  zaman  gayr-i  Müslim  cemaatleri  İslam’a   girmek  için zorlamamışlardır. Hepsi dini  ve  kültürel  özerkliğe  sahiptirler.   Evlenme, boşanma, miras  gibi  şahsi  hukuka  ait  meselelerde kendi ruhani  reislerinin  idaresinde  idiler. Yavuz Sultan  Selim’in Hicri 923 senesinde  Tur-i  Sina-da ki ST: Kabrin  kilisesindeki ruhbanlar  için gönderdiği  ferman:  Kendilerine  asla  müdahale  edilmemesi, kiliseye  ait  vakıfların gelirlerinin  kiliseye  ulaşmasının  sağlanması  vergilerden  muaf, gümrük  vergisi  alınmaması.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">13.yüzyıl başlarında Papa 3. Honerius rahipler sınıfının cerrahlık yapmasını yasak etmiştir. Avrupa’nın  ilk  kaynak eserlerinde  bulunan  birçok  atıflar, İslam  tesirinin  yunan  tesirinden çok  daha  fazla  olduğunu  artık  kati  olarak  ortaya  koymuştur. Avrupa  tıbbı, hala  İslam  tıbbının biraz  genişletilmiş  şeklinden  başka  bir şey  değildi. (Montgomary    watt, İslam  Avrupa’da,  Terc. Doç. Dr. Hulusi  yavuz.) Sarılık  ve  kolera hastalıklarına  tarihte ilk  defa  Müslümanlar  ilaç  tertip  ettiler. Deliler  için  afyon  kullananlar  yine  Müslümanlar  oldu. Göz  hastalıklarında  aksu ibaresini tavsif  ve  tarif  ettiler. Mesaneden  taşı  parçalayarak    düşürme  usulünü  Müslümanlar  buldu. Cüz zam  hastalığı  için ilk  kitap  yazarlarda  Müslümanlardı. Bulaşıcı  hastalıkların  tabiatı  ve varlığı ilk defa  Müslüman  doktorlar  tarafından  tanındı. (Cerci meydan Medeniyet-i İslamiyet  tarihi c.3-sh.366) 12.yüzyılda Sicilya  Kralı   2.Ruggero, coğrafya  bilgini  El-idris&#8217;i ’yi sarayına  çağırıp dünya tarihi  yaptırdı. Yeryüzü  çember  şeklinde  gösterilmişti. (Thema  Larousse cilt 3.sh.116) Amerika  kıtasının   ve  japonya’nın  varlığından Amerika’nın  keşfinden 500 sene  önce bulan  Biruni idi. Piri Reis  yeni   dünyaya- Amerika-   Antilya  denildiğini ve  870 hicri  yılındaki  keşfini söylemektedir. Halife el-hakem bir  kütüphanede  kurulmuş  kütüphanesinin  sadece  kitap  adlarına  göre  yapılmış  katalogu  44  cilt  tutmaktaydı (Prof.Dr. Philp K. Hitti, siyasi  ve  kültürel  İslam  tarihi,  Salih  tuğ.111/840) Kâğıdın  Avrupa’ya  geçişi de  Endülüs  Müslümanları  tarafından olmuştur. Müslümanlar  kâğıdın  yapımını Sicilya  ve  ispanya’ya götürmüş, buradan da   Fransa  ve  İtalya’ya  geçmiştir. Suni  Kuluçka makinesi, kumdan cam elde eden, çinko  asidi  elde  eden, panzehir  üretenler  Müslümanlardır (karakaş, Mahmut, müspet ilimde  Müslüman  Alimler.sh.48-50.) Abbasi  halifesi Harun Reşit(786-809)’in  Alman  Kralı Şarlken’e   hediye  olarak  gönderdiği  çalar  saat meşhurdur.1219  tarihinde  Merv’de on  umumi  kütüphane    vardı.Battani’nin trigonometri  ile  ilgili  çalışmaları, &#8230; sinus, tanjatlar,&#8230;terimlerini ifade ettiği bilinir (Asar-ı Bakiye-c.1  sh. 140-154) İbn-i heysem tarafından 5. yüzyıl  evvel  bulunduğu(İslam müt.ile  garbı  müft.  Arasında  mukayese.  Sh.17)Akciğer  kan  dolaşımının Mıchel   Servatur  ve  Harvey  tarafından 1628’de asırlarca önce , İbn-i Nefis ve  İbn-i Sina   gibi  Müslüman  alimler  kan  dolaşımını  bulmuştur. Cabir  Bir  hayvan, Kimyanın  babası  sayılır. Sülfürik asidi, nitrik asidi, altın suyunu bulmuştur. İbni Musa  el-harezmi: Matematiği  Avrupa’ya  ve  tanıtan kişi  Avrupa  Matematikçilerini  öğretmenidir. Fergani: Arz  Güneş yörüngesinin eğilim açısını(Eliptik meyilini)tespit şerefi  ona  aittir.Süleyman  Zehravi :Atom nazariyesini ilk  ortaya  atan  kişidir. Bugün   Müslümanlar açısından ortaçağ   karanlığından   bahsetmek yersizdir. Bunun karşısında  Müslüman İspanya’nın  o  harikulade  medeniyetini koymak  lazımdır. Bu  kültürün,felsefe  ,bilgi,edebiyat,hülasa, Hıristiyan , Avrupa   kültürünün bütün    kollarının   gelişmesinde büyük  bir tesiri  olduğunu  gösteriyorlar. Rönesans hareketinin doğmasından  asırlarca  evvel, Kurtuba’da coşup,akacak  büyük bir  medeniyet nehrinin ilk menbaları kendini  gösteriyor. (C1. Sanchez  Albarnoz,espagne et  1’islam) Endülüs fizoloflarından İbn-i Tufeyl, 1136’da İbn-i Sina’dan  ilham  alarak  Hay İbn-iyakazan  adıyla bi roman  yazdı.1671’de latinceye   tercüme  oldu.Daniel  de  foe(1661-1731)şöhreti dünyayı tutan “Robenson Crouse“yı   işte   İbn-i  tufeyl’in  bu  romanından alarak  yazmıştır. (Carra  de  vaux,les penseur de  L’islam,c.4,sh.57) Carra de   vaux,bu  konuda  Dante de  Hay İbn-i  yakzan hikayesinden   ilham  alarak  meşhur  eseri “İlahi  Komedya“sını yazmıştır.(Ülken,  Hilmi  Ziya, Türk  teşekkür  tarihi,c1,sh.254.)Filozof  olarak Saint  Thomas  her    şeyini  İbni  Rüşd’den almıştır.(Ernest,Renan.Averroes et  L’Avarroisme,paris1886.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1995  yılında  Fransa’nın  Klermon  şehrinde   yapılan bir  toplantıya 30.000’ni  aşkın din  adamı  iştirak  etmiş. Türklere  karşı haçlı  seferi  yapılmasını  tanrı  böyle  istiyor: &#8220;Bunu Ruh-ül   Kudüs emretti&#8221;  derler (Şemsettin  Sami,Kamus-ul Alam sh1915.) “Kudüs’te bulunan  Müslümanları katlettik. Malumunuz  olsun  ki, Süleyman  mabedi  içinde  atlarımız, diz  kapaklarına  kadar  Müslüman  kanına  batmış  olarak yürüyor.“ Renne  G.Rousset  isimli  tarihçede  şunlar  kaydeder;“Haçlılar  Kudüs’te  o  kadar çok  Müslüman öldürdüler  ki,atların ayakları  kan   deryasına  battıkça ,insan etleri  duvarlara  sıçrıyordu…“(S.F.Mahmud,İslam tarihi,sh.198.)Rahip  Bernar: Müslümanları  mağlup etmek  suretiyle  günahlarımızı  affettiniz.“Papalık  makamı  sadece   uhrevi  değil,aynı  zamanda   dünyevi  bir  makamdır.Tanrı bütün Hristiyanları  koruyacak  ve    muzaffer  kılacaktır.“ Papa 3. İnsan ilk  işi  Sicilya’ya  bir  ordu  gönderip  oradaki Müslümanları  tamamen  katlettirmek  oldu.Kılıç  tarikatını Kur’an  Papa   Hıristiyanlığın Albujua  mezhebinden   20.000 kişi&#8217;yi,Papanın  emriyle boğazlanmıştır.Binlerce Ortodoks  katliama   tabi  tutulmuştur.İstanbul’u  talan edenler ise  haçlılardır (Charles  Diehl, Bizans  imparatorluğu  tarihi,sh.157)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Endülüs İslam devleti haçlılarca işgal edilince ;&#8221;Din kitaplarımızı  alay  ve   hareketli  ateşe  attılar. Oruç  tutuğu  bilinen   ateşe  atılıyordu. Peygamberimize küfretmeyi, iyi  ve  kötü  günleremizde  adını  anmamamızı  bize  emrettiler. Adlarımız değiştirildi (Azmi  Yüksel, « Endülisten II. Bayezid’e Yazılan  Anonim Bir şiir.  Belleten, LI.,205(Aralık 1988), Sh1575-1583).Kralın fermanı ile müslümanlar bulundukları bölgelerden ancak idarecilerin izni ile ayrılabilecekler, etlerin islami usullere göre kesilmesine mani olmak için, kasaplık yapamayacaklar, mescidler kapatılacak, arap isim ve ünvanları kullanılmayacak, cocuklar sünnet ettirilmeyecek, kilise çanları çalarken veya rahipler sokaklardan geçerlerken saygı ifadesi olarak sarıklar çıkarılıp diz üstü çökülecek, kadınlar islami kıyafetleri terkedecek, hamamlar kaybedilecek&#8230;uymayanlar işkence ile idam edildiler.(  doç dr. Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları, 1-207,209) Amerika&#8217;nın keşfinden sonra tüm medeniyetler, altınlar&#8230; talan edilir. Küba&#8217;nın nüfüsu 20 yılda 50.000&#8217;den 14.000&#8217;e, Haiti&#8217;nin nüfüsü 100.000&#8217;den, 15.000&#8217;e düşmüştü. (Hayat tarih mecmuası, yıl: 1, 1-78, 1965) XVI. asırda Afrikadan avlanıp , ABD sömürgelerinde çalıştırılmak üzere götürülen zencilerin sayısının 900.000 olduğu tahmin edilmektedir.Köle ticareti neticesinde afrikadan en aşağı 60.000.000 zenci çıkarıldığı tahmin edilmektedir. Meksika&#8217;Lı yerlilerin sayısı 1519&#8217;da 25.000.000 iken , 1650 yılında 2,5.000.000&#8217;a  inmişti.Karayip  halkının nüfüsu , 1492&#8217;de 1,5.000.000  iken XVI. yy sonunda 20.000&#8217;e  inmişti..(Thema larousse, 1-131) Amerikada şekerkamışı tarlalarında köle olarak çalıştırılan Kızılderililer  tükenince yerine Afrika&#8217;dan zenci köleler getirildi&#8230;Kilise ne yapmıştır bu arada &#8230;Bu gelirden payını almıştır sadece&#8230;! Kolomb  dünyanın yuvarlaklığı esası ile yolculuğa başlayınca kafir ilan edildi( Max Kemmerich, Tarihte garip olaylar) Luther, Kopernikus &#8216;un teorisini &#8221; bir delilik &#8221; diye reddetmişti. Bruno Kainatta bir  çok dünyalar bulunduğunu öne sürdüğü için 16 şubat 1600&#8217;de Roma&#8217;da yakılarak öldürüldü.Galilei fikrinden döndüğünü ifade ettiği halde roma engizisyonunca 3 yıl zindan cezası yemiştir.Daha sonra zorunlu ikamete tabi tutulmuş ve en sonunda ölünce hristiyan mezarlığına bile gömülmemişti&#8230;Ünlü tarihçi Michelet&#8217;ten : Sanayi inkilabı sırasında İngiltere başbakanı Pitt: &#8221; çocukları çalıştırın !&#8221; der&#8230;Sonuç günlük 2 şiline , 12-19 saat  çalıştırılan ve sonunda ölen binlerce çocuk!Dünyanın en  büyük saraylarından olan Versailles  ve  Fontainebleau , inşa edildiğince tuvaletleri yoktu. Avrupada tuvalette en büyük keşif lazımlık&#8217;ı keşfi idi..Ona oturur ihtiyaçlarını görürü ve  sonra pencereden dışarı dökerlerdi&#8230;daha önce ihtiyaçlar merdiven altı, kapı arkası , salon duvarlarına yapılırdı ( Dr. Cabanes-2-7, 1967) Osmanlıyı inceleyen bir avrupalının tespitleri :Türkler yıkanmakta aşırıya kaçarlar.Bu kadar sık yıkanmadıkları takdirde daha az hasta olacakları muhakkaktır! mesela ayda bir defa yıkansalar dünyada daha ala şey olmaz! fakat hemen her gün yıkandıkları için beyinleri sulanmaktadır&#8230;&#8221; (Grelot:1680, 233-276)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz Ömer Kudüs&#8217;ü  fethedince berat yayılar:Kiliselerin mallarına ellenmeyecek, İbadetlerde özgürlük tanınacak,isteyen canı-malı ile gidebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hamper&#8217;in &#8221; İslam&#8217;ı nasl yok edelim ? &#8221; adlı eserinden: İslam ülklerinde içki, kumar ve fuhuşu yaygınlaştırmak, Kadınların İslam ülkelerinde birer köle gibi oldugunu yaymak, İbadetten uzaklaştırmak, Müslüman kadınları tesettürden vazgeçirtmek ( Sh: 81 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nördlingen şehrinde 1472 ylında belediye meclisi papazların geneleve gitmelerini yasak etmeye cesaret edemedikleri için, sadece bütüngece orada kalmalarını men etmekle yetinmişlerdir. Zürich papazlarının ahlakı o kadar bozulmuştu ki, belediye meclisi 1487  yılında kızları baştan çıkarma davalarının ruhani mahkemelerce görülmesini men ederek , bu işi kendi üzerlerine almışlardı.Strassburg&#8217;da birgece , bir kadın manastırına yıldırım düşüp yangın çıkınca , halk kapıları kırıp içeri girdiğinde içerideki rezalet gün yüzüne çıkmıştı.Bir çok rahibe genc erkeklerle beraberdi.Azizelerden Elisabeth kirden kokmaya başlamış, onu zorla banyoya sokmuşlardı.Fakat kadın suyla temas eder etmez  banyodan dışarı fırlar  ve işlediği  günahtar ötürü tevbeye başlar.( Max kemmerich, Sh:119) Paris&#8217;te ancak  1531 tarihinde evlere birer hela yapılması mecburiyeti getirilebildi.Dr. A. Brayer , bir batılı olarak, batılıların pis olduklarını itiraf eder.Onların pisliği ile Müslüman türklerin temizliği arasında karşılaştırmalar yapar&#8230;(Nef Annees a Constantinople , paris, 1836, Sh:364) O dönemlerde kraliyet ailelerindeki evliliklerdeki ilk geceyi konuklarda izlerdi.( Max Kemmerich, Sh 99-100) Hattingen  şehrine ait bir tüzükten: Bir erkek karısının kadınlığını tatmin edemiyorsa, onu yavaşça sırıtına almalı kendisine yardım edecek komşu  erkeklerden  çağırmalıdır. Benzer hüküm Bochum şehri kanunlarında da vardır.( Max K. Sh :77 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudilikte erkekler her sabah :  &#8221; Ezeli ilahımız kainatın kralı, beni kadın yatarmadıgın için sana hamdolsun&#8221; diye dua ederek güne başlarlardı ( Okiç, Pr. M.T. İslamiyette kadın öğretimi, Sh:7 ), Aziz pavlus&#8217;tan Korintuslulara yazılan bir mektuptan :&#8221; Kadın erkek için yaratılmış bir mahluktur.&#8221; (K. Mukaddes, Sh:177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1818&#8217;de  Fransa&#8217;da akıl hastaları, hayvanlardan ve canilerden daha kötü muamele görürdü. İçine şeytan girmiş kabul edilirdi&#8230;( Esguirol , Rapport , Paris, 1874, Sh:2 )O dönemde ise Osmanlılarda akıl hastaları usiki ile tedavi görüyordu ( Miratul emzice, hekim Şuuri )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">XVI. yy için  F. Downey şöyle der : &#8221; Bir çok Hıristiyan adaleti ağır ve kararsız olan hristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak Osmanlı imparatorluğuna gelip yerleşiyordu. ( Sh :84) XV. yy için F. babinger ( Sh: 502 ) :&#8221;Padişahın imparatorluğunda herkes kendi halinde , bahtiyar olabilirdi.Dini özgürlüğe sahipti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">M. Baudier :&#8221; Müslümanlar merhamet, şefkat ve insanlara yardımda bütün milletlere ve hatta Hristiyanlara da üstündürler.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">D&#8217;ohsson:&#8221; Esirlerin Osmanlılardan daha iyi bir muamele gördüğü bir  millet belkide  mevcut değildir.&#8221; O zamanın Osmanlı hapishanelerinden Yedikule&#8217;de Küçük bir kilise bile vardı. Yedikule&#8217;nin bizim Bastill&#8217;imizden daha insani olduğu anlaşılır .&#8221; ( Grelot, Relation, paris  1680.78) Türk hapishanelerinde katolik ,ortodoks ve gregoryen  kiliseleri dahi mevcuttu (de la montraye, travels,1.167 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Lorga ( Geschichte d. Osmanischen Reiches ):&#8221; Bir  Avrupa ordusunun bir ülkeden geçmesi, o ülke halkı için bir felaket, bir Osmanlı ordusunun geçmesi ise saadetti&#8230;Ordu alışveriş yapardı&#8230;Balkanlarda genc Hıristiyan kızları , tek başlarına mal satmak için endişesizce Türk ordugahına girerdi.Bu durum Avrupa orduları için imkansızdı&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">II. Friedrich 1775 yılında 1200 Hesen&#8217;liyi sömürgelerde kullanmak üzere İngilizlere satar. Büyük  friedrich , Minden &#8216;de gemiler kendi arazisinden geçerken sattığı adalarının her biri için mutad sığır tarifi üzerinden gümrük alır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa VIII. Innocenz &#8216;in vekili kardinal Albert Cremona , Vollouise vadisinde , Pelvoux  dağında bir mağaraya sığınmış olan , içinde çocukların bulunduğu 1500 kişilik Waldenserciler grubu, İsa&#8217;nın müşfik temsilcisi olarak mağaranın ağzında ateş yaktırmak suretiyle dumanla boğarak öldürttü.Kimdi  Waldenserci&#8217;ler  ? Kafirler mi ..hayır ..Sadece papazların günah afetme salahiyetine inanmıyorlardı. 1184 yılında dinsizlerle münazara yapılır.Bir netice alınamaz.80 kişi yakılarak  öldürülür. Basel kardinali piskoposu Heinrich (1213-1238 ) öldüğünde ardında 20 çocuk bırakmıştı. Lüttich piskoposu Heinrich azline müteakip6 eylül 1281&#8217;de yerine tayin edilen rahip  öldüğü zaman 61 çocuk babasıydı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Osmanlı hükümdarı, 20 ayrı dine mensup halkı sulh ve sukun içinde idare ediyor. İsrail&#8217;e İran&#8217;a, Türkistan&#8217;a gidin oralarda aynı sukunete ve musamahaya rastlayacaksınız.( Voltaire, Traite sur la Tolaranc ) XVI. yy &#8216;da Hıristiyanlar , din adına birbirlerini boğazlar ce İspanya&#8217;da engizisyon zülümleri icra edilirken Müslümanlar fethettikleri memleketlerdeki Hristiyan halkı dinlerinde serbest bırakıyordu&#8221; (A. Cahmet , La Questiond d&#8217;Orient) İstanbul&#8217;da her din ve mezhebin kendi mabedi vardı.Müslümanlar  diğer dinlere karşı kin  duymazlar.&#8221; ( Dozy , Les Dusulmans D&#8217;espagne) Türkler  &#8220;dinleri icabı&#8221; kendi dinlerine düşman olanlara bile müsamahakar ve misafirpeverdirler. (J. J. Rousseau, Emile I-IV) Osmanlılarda 1526&#8217;da 200.000 kişi ekilmiş tarlalara ayak basmadan ve tek bir ot koparmadan yaya olarak imparatorlugu bir baştan öbür başa katetmiştir. (J. Michelet , historie de France)Hz Ömer&#8217;in İslam ordusuna talimatından: Kimseye zülmetmeyin, zira hak tealal zalimleri sevmez.Düşmanlarınızdan ziyade günahtan sakının.&#8221; (Turnagil, Pr.Dr. Reşit, İslamiyet ve milletler hukuku, Sh. 153 ) 1313 yılı Fransa&#8217;da   Kral güzel Philippe&#8217;nin cüzzamlılarla ilgili emri : &#8221; Cüzzamlılar oplanıp diri diri yakıla.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1527’de Almanya  İmpartoru  ve İspanya  Kralı Charles-Quint’in Romaya  girmişti. (Deutsche Geshicte im Ziltalter der Reformation, C. köprülü tercümesi,360-1) Kutsal şehir Roma’da, istisna edilmeksizin bütün evler ve bütün kiliseler yağma edildi. Büyük San Lorenzo ve San Paola Kiliseler istisna edilmedi. Papa 2.Julius’un iskeleti lahdinden çıkarılıp parmağındaki altın yüzük alındı. Gene de en mutedilleri Alman birlikleriydi, cana kıymıyor, yalnız ırza tecavüz ediyorlardı. Yağma bitince eğlence başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hırıstiyan halk, kendisine Türkler tarafından bahsedilen ve o çağ Avrupa’sında mechül olan din hürriyetinden memnundu&#8230; Macaristan’da Türkler idaresi zamanın da bir defa Macar köylüleri isyan ettiler; ama Türk idaresine karşı degil, Macar derebeylerine karşı. Hırısyanlar’dan aldıkları cizye de dahil, Bizans İmparatorlugu zamanındakinden daha hafifti.Derebeyi malikanelerini dagıtıp parcalayan Türler mütevazi köylünün toprağına dokunmadılar.Şehirlerdeki Hırıstıyanın dükkanına ve tezgahına el atmadılar.Viyana bozgunundan sonra  Venedik,gecici olarak sakız’ı ve Morayı işgal etti.O kadar zulüm yaptılar ki,Sakız ve Moraya Türkler dönünce yerli Rumlar,onları en büyük sevinçle karşıladılar (Grandeur de 1’Asie,126-) Şüphesiz Türkler fet hettikleri ülkelerdeki halkın medeniyetini ortadan kaldırmak için hiç bir şey yapmadılar.(Pirenme, 11,312)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa kendinden yardım isteyenlere cevap verir : Papa’dan gelen cevapta yadımlar bir şartta bağlanıyordu;Katolik mezhebinin seçilmesi&#8230;(Tarih konuşuyor,Haziran 1964.sayı 5.Sh.434)Domikan Rahibi Wilhelm Pelisso,“Chronikon“ adında el yazması hatıra defterinde:Dinsiz bir papaz ölmüş kilise avlusuna gömülmüstü. Üstadımız Rollandus bunu duyunca  Dominikan kardeşlerimizle  birlikte oraya gitti,ölüyü topraktan çıkardılar sokaklarda sürdüler ve yaktılar.Bir münkir ölmüştü  mezarında çıkarak cesedini  şehr dışında yaktılar&#8230;.Engizitör Arnoldus Catalanus, Puechperdut’lu Peter ile Peter Bomassipio adlarında iki dinsizi diri diri yakılmaya mahküm etti.Yine Engizitör Ferrarius, bir çok dinsizi yakalattırıp hapse attırdı ve bunun üzerine duvarlar örtürttü.Bazılarını da Tanrı adında (!) yaktırdı&#8230;Peter Cellani ve Wilmelm Arnaldi isimli Engizitörler, Johannes da  Garda ve diğer 210 münkir yakılarak öldürüldüler.Wilhelm Arnaldi’ye Hrıstiyanlığa  ettiği bu hizmetlerine mükafat,1 Eylül 1866 da Papa Pius IX. Tarafından aziz rütbesi verildi(!) Pontius de S.Egidio, Arnold Sancerius adlı isçiyi huzuruna çağırtıp  kendisini dinsizlikle itham etti.&#8221;Roma kilisesine imanım tamdır!“diye bağıdıysa da kendisini  dinlemediler ve yakarak öldürdüler.Bir kaç dinsiz erkeğin hasta bir kadını ziyaret etttiğini ihbar etmesi üzerine,Kadını yatağıyla beraber dışarıya taşıyıp, odun yığınlarının üzerine koyup derhal yaktılar.Katharer tarikati  mensuplara içlerinde on tane de  kadedral başpapazı olduğu halde-1022 de Orleans şehirinde yakıldılar..1180 tarihinde Papa III.Innocenz(1198-1216) tarafından Albano Piskoposu Kardinal Henri  ve III.Innocenz’in  Harçlı  Ordusu,1209 Temmuz ve Ağustos aylarında beziers ve Carcasonne Şehirlerini ele geçirdi.Beziers Papanın vekili,tam bir Hrıstiyan şefkati göstererek,şu sözlerle bütün Şehir halkını  öldürttü.“hepsini  öldürdünüz ,Allah mümin kullarını kendisi ayırır.“ Maria Magdelena kilisesine sığınmış yedibin kişi  oracıkta  katledildi.Carcasonne’da aynı tarihte dörtyüz dinsiz yakıldı. Elli tanesi asıldı. İspanya Kralı II.Filip’de Katolik olmayanlar aleyhine 30 sene süren bir savaş açmıştı.Bu savaşta tövbe etmeyenleri yaktırdı.Tövbe edenler, başka mezhebi seçtikleri halde günah kirine bulaştıkları için yine öldürülür, yalnız bu ölüm ,ateşte yakılmak yerine ,kafaları kesilerek uygulandı.İspanya’da XVI.asırda  bu yakmaların sayısı,18.000 olarak  hesap edilmiştir. Şarlken zamanında Hollanda’da  öldürülenlerin sayısı yüz bin kadar tahmin ediliyor. Alba Dukası  beş altı sene  içinde imanı  zayıflardan 18.000 kişi kadar öldürttüğünü iftiharla söyledi ve &#8220;harp meydanında  daha  çoğunu geberttim“ derdi. Böylece en aşağı  40.000 adamın celladı olmuş demektir.(Resimli Tarih Mechubası Sayı 55 Temmuz1954) 22 Mayıs 1393 tarihinde Embrun şehri süslenir, herkes bayramlıklarını giyer , freyssinieres ve Argentiere vadilerinde 80, Vallouise&#8217;de ise 150 Walderseci yakılarak törenle öldürülür( Max Kemmerich, Tarihte garip olaylar, sh:47 ) Müslümanlar İspanyayı fethedince yerli halkı din hürriyeti konusunda özgürlük tanımıştı. (J. Pirenne, Büyük dünya tarihi, 1-270 )  Kral 5. henri zamanından XVI. yya kadar kadın İncile el süremeyecek kadar  murdar kabul edilirdi.(Akın-F. İlhan,Kamu hukuku, 280-287 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sultan Alparslan İslam aleminin duasını alarak çıktığı cihad yolunda,26 Ağustos1071de Malazgirt ovasında ordularına şu hitabeti yapar: Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olurlarsa olsunlar,bütün Müslümanların minberlerde dua ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım, ya şehid olarak cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler etsin. Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zira, bugün ancak bende sizlerden biriyim. Sizlerle birlikte savaşan gazilerden biriyim.Beni  takip edenler ve nefislerini ulu Allaha adayanlardan şehid olanlar cennete, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır.Ayrılanları ahirette ateş, dünyada alçaklık beklemektedir. (Köymen, Prof.Mehmet Altay,Alparslan ve Zamanı.C. sh,56-59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                  <strong> Haçlılar ve katliamlar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hıristiyan olan Alman Tarihçi L. Heeren: “Katliamlar, Moğollar veya dinsiz kavimlerin taşkınlıklarıyla meydana gelmiyor, onlardan daha da barbar olan Hıristiyanlarca yapılıyordu!” demektedir. (L. Heeren,Essai sur I’influence des Croisades-Haçlı Seferlerinin Tesiri Üzerine Deneme, s. 414)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gustave le Bon: Endülüs devletini işgal eden Haçlılar Müslümanları, &#8220;Kutsal Engizisyon mahkemelerine teslim ederek kabil olduğu kadar diri diri yakılmalarını sağladılar. Tuleytule başrahibi Hıristiyanlığı kabul etmeyen bütün Arapların kılıçtan geçirilmelerini emretti. Dominiken tarikatı papazı daha da kestirme hareket etti. Kadın ve çocuklar dâhil, ne kadar Müslüman varsa kafalarının uçurulması emrini verdi. İspanya’nın yüksek tabakasını, aydınlarını ve sanayicilerini teşkil eden üç milyon Arap ya öldürüldü, ya da yarımadadan dışarı atıldı. Sekiz asırdan beri Avrupa’nın üzerine ışık saçan parlak medeniyetleri ebediyyen söndü. Bu korkunç katliamlar yanında, ‘Saint Barteleni Gecesi’ (Protestanların Katolikler tarafından katledilme gecesi) basit bir arbede gibi kalır. Şunu da itiraf etmek gerekir ki, en vahşî istilâcılar arasında bile, bu derece korkunç katliamlarda bulunan tek bir kimse gösterilemez!&#8221; (Gustave le Bon, Civilasition des Arabes, s. 129, 160)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransa Kralı VII. Louis: &#8220;Tanrım bana bir Türk’ün okuyla ölmeyi nasip etsin. Ya da ben bütün Türkleri keserek öldürüp büyük sevap işleyeyim. Türklerin kanını akıtın, akan her kan bize cennetten yerimizi garantileyecektir.&#8221; (Niketas Khoniates, Hıstoria,  s. 45-48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Antakya önlerinde açlıktan şikâyet eden haçlılara, Hıristiyan din adamı Pierre I’Ermit şu tavsiyede bulunur: ‘Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesetlerini toplayın! Tuzlayarak pişirilirse daha lezzetli olur!” Bunun üzerine haçlılar onun dediğini yaptılar.”  ( Richarde Le Pélerin, La Chanson D’ Antioche, (Yay. Graindor de Douai-Poulin),  II/3-4; Funck Brentano, Les Croisades, s. 24) Fransız tarihçi Rudolf of Caen: &#8220;Askerlerimiz Maarra’da dinsizlerin (Müslümanların) yetişkinlerini yemek kazanlarında kaynar suyla haşladılar; çocukları şişlere geçirerek öldürdüler ve sonra da ızgarada pişirip yediler.&#8221; (Amin Maalouf, Arapların Gözünden Haçlı Seferleri,  s. 58)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haçlı seferleri sırasında işgal edilen Antakya ve Mâratü’n-Nu’man şehirlerinde yaklaşık iki yüzbin Müslüman katledilir. (Funck Brentano, Les Croisades, s. 57; The Crusades Through Arab Eyes, s. 38-39.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Godefroy de Bouillon, Papa II. Urban’a yazdığı mektupta şöyle diyor: Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malûmunuz olsun ki, Süleyman mabedinde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yüzüyoruz!.”(Necati Kotan, Tarih Fıkraları, s. 80)   “Böyle bir katliamı o güne kadar hiç kimse ne duymuş, ne de görmüştü! Ölüler piramitler şeklinde yığınlar hâline getirilerek yakıldı. Sayılarının ne olduğunu Tanrı bilir.” (T. G. Djuvara, Türkiye’yi Parçalamak İçin 100 Plân, s. 37; Louis Brehier, “Histoire Anonyme De La Premiére Croisade”, H. Champion Journal, Paris, 1924. s. 188)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Üçüncü Haçlı Seferi’ni başlatan İngiliz kralı Aslan Yürekli (!) Richard, bağışlayacağına söz verdiği üç bin Müslüman esiri hunharca katletmişti. (Ch. Mills, Histoire des Croisades–Haçlı Seferleri Tarihi, s. 183)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Size neleri hatırlatayım ki? Amerikan Kızılderililerinin imha edilmesini mi? Esir ticaretini mi? Hiroşima’yı mı? Auschwitz’i mi? Hristiyan batı uygarlığı budur… Biliyor musunuz ki; dünyadaki zenginliklerin yüzde sekseni, nüfusun yüzde yirmisi tarafından kontrol edilmekte ve tüketilmektedir. Yılda kırk milyon kişi ölmektedir ki, bu da gün başına bir Hiroşima demektir. Önce ateşi alevlendiriyorlar, sonra da itfaiyecilik oyunu oynuyorlar. Hala haçlı seferleri devrini yaşamaktayız…” (Roger Graudy, İsmail Çolak, Yeni Dünya Düzeninde Osmanlıyı Aramak, s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türklerin derileri yüzüldü, bağırsakları çıkarıldı, Etlerinden haşlama ve kebap yapıldı. Doyasıya yediler, ama ekmeksiz olarak. Bu olayları gören zincire vurulmuş Türkler ise çok korktular, Et kokusundan hep duvarlara dayandılar. Çayırlarda artık Türk ölüsü bulunmayınca: Mezarlıklara vardılar, ölüleri çıkardılar. Ağlamadık Türk kalmadı!” (Fransızların milli destanı olarak kabul ettikleri  Chanson d’Antioche’nin (Antakya Destanı) 5. Bölümünden)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anna Komnena: &#8220;Haçlılardan bir grup olan Normanlar, Anadolu’ya geldikleri zaman sadece burada yaşayan Türkleri değil, aynı zamanda birçok Ermeni ve Rum Hıristiyanları da hiç acımasızca büyük bir kıyımdan geçirdiler. Öyle ki bunların içerisinde Hıristiyanlığa büyük hizmetleri olan ve af dileyen Papazlar da bulunmaktaydı. Onlar bu vahşete Kızılırmak’tan başlayarak Amasya’ya gidene dek devam etmiştir. Hatta ana kucağındaki bebekleri öldürüp şişe geçirerek ateşte kızartıp yediler” (Anna Komnena, Alex iad, s. 306, 346)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>                                          Batılı gözüyle İslam medeniyeti</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bugünkü batı medeniyeti sadece kendi kültür birikiminin neticesi olmayıp, bilhassa ilim ve teknoloji sahasındaki gelişmelere temel teşkil eden düşünce itibariyle İslâm medeniyetinin büyük nisbette tesiri altında kalmıştır. Bu duruma bazı İnsaflı batılı bilim adamları da işaret etmektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">R. V. Bodley şöyle der: &#8220;Rönesansı İslâmiyete borçluyuz.&#8221;Charles Seignebos ise &#8220;Şarklılarla temas ile garplılar medenileştiler. Bu medenileşmenin suret-i vukuu, tamamen malum değilse de, bizim (garplıların) Müslümanlara borçlu olduğumuz şeylerin hesabı çok uzundur&#8221; demektedir. John Davenport &#8220;Hz. Muhammed ve Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8221; isimli eserinde şöyle der: &#8220;Müslümanlar arasında, fen ve sanat 600 senelik bir müddet yükseliş hayatı geçirmiş olduğu devrede, bizim Hristiyanlarımız arasında en kaba barbarlık olduktan başka edebiyat dahi sönük yaşıyordu&#8221;.Gustave Le Bon diyor ki: &#8220;Avrupa&#8217;nın bütünüyle karanlık bir vahşet devri yaşadığı sıralarda İslâmın hâkim olduğu iki büyük şehirde, Bağdat ve Kurtuba&#8217;da yeryüzünü parlak ışıklarıyla aydınlatan iki medeniyet sürüyordu.&#8221;Maurice Bucaille de &#8220;Kitab-ı Mukaddes, Kur’an&#8221; (Bucaille, 175) isimli eserinde şu satırlara yer verir: &#8220;Müslümanların yükseliş çağı olan Miladî 8. ve 12. asırlar arasında, bizim hristiyan ülkelerde bilimsel gelişmeye kısıtlamalar uygulanırken, İslâm üniversitelerinde dikkati çekecek kadar bilimsel araştırmalar ve buluşlar gerçekleştiriliyordu. O dönemde kültürün görülmemiş ve yeni imkânlarının bulunduğu yer, İslâm dünyasıdır. Kurtuba&#8217;da Halife&#8217;nin kütüphanesi 400.000 cilt kitap ihtiva ediyordu.&#8221;G. Rivoire ise bu hususta &#8220;Kuzey Afrika ve Endülüs medeniyeti zirveye tırmanırken bencil ve karamsar bir kısım kilise, hastalığı İlâhî bir ceza olarak kabul ettiklerinden fizikî rahatsızlığı ortadan kaldırmayı hedef alan tıp ilmine karşı takındıkları tavır gibi&#8221; demektedir. H. G. Vells (Keskioğlu, 63-64) &#8220;Kısa Dünya Tarihi&#8221; eserinin 162. sayfasında: &#8220;Müslümanların her fethettikleri ülkede bilim gelişti. Sekizinci yüzyılda, müslüman olmuş bütün ülkelerde öğretim ve eğitim teşkilatı mevcuttu. Dokuzuncu yüzyıl İspanya&#8217;daki Kurtuba mektebindeki bilginler, Kahire, Bağdat, Buhara ve Semerkand&#8217;daki bilginlerle muhabere ediyorlardı. Aristo&#8217;nun ve İskenderiye medresesinin saçtığı, fakat pek uzun bir zaman kısır kalmış olan tohumlar şimdi filizleniyor, meyvelerini vermeye başlıyordu. Matematik, tıp ve fizik bilimleri alanlarında büyük ilerlemeler oldu. Biçimsiz Roma rakamlarının yerini bugün hâlâ kullandığımız Arap rakamları aldı. Sıfır işareti ilk defa icad edilip kullanılmağa başlandı. İslâm düşüncesi, Fransa&#8217;nın İtalya&#8217;nın ve bütün Hristiyan âleminin ortaçağ felsefesine yeni bir hayat kazandırmıştır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız Rosenthal  İslamiyet’in İlime nasıl iyi bir zemin oluşturduğunu şöyle açıklıyor: &#8220;İslâm&#8217;da olduğu ölçüde hiçbir inanç sisteminde din—ilim kaynaşması ayrılmaz bir şekilde gerçekleşmemiştir.&#8221;Aldo Micli &#8220;La Science arabe&#8221; isimli eserde &#8220;Endülüste birçok Hıristiyan öğrenci okumakta idi. Doğudan mühim kitaplar getirtiliyordu. İslâm ilim ve felsefesi 9-11. yüzyıllar arasında olgunlaştı ve 12. yüzyıldan başlayarak Sicilya ve Endülüs yolundan batıya geçmeye başladı. Böylece batıda büyük bir tercüme devri açıldı.&#8221;Philip K. Hitti ise &#8220;İslâm Tarihi&#8221; (Hitti, 3/919) isimli eserinde batının İslâm medeniyetinden etkilenişini şu şekilde açıklıyordu: &#8220;Gerçekten de bu bilgi akımı, on ikinci asırda o kadar kuvvetli ve canlı bir hale dönüşmüştü ki, Endülüs üzerinden Avrupa&#8217;ya taşmaya başlamıştır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Corci Zeydan &#8220;İslâm Medeniyeti&#8221; İsimli eserinde görüşlerini şu şekilde açıklar: &#8220;Eski medeniyet, İslâm Tarihi ile biter, hali hazır medeniyet ondan meydana gelir.&#8221; Yine aynı yazar İslâmiyetin medeniyet teşkili için ne kadar müsait bir zemin oluşturduğunu şu cümlelerle açıklar: &#8220;Yunanlılar, İranlılar devlet teşkilinden hayli asırlar sonra âlem-i medeniyete isbat-ı vücud edebilmişlerdi. Halbuki Müslümanlar devlet teşkil ettikten yalnız bir asır sonra medeniyetlerini, faaliyet-i akliyelerini âleme göstermişlerdir. İkinci ve üçüncü asırlarda ise, İslâm Düşüncesi bütün cihanı istilâ etmiş idi.&#8221; Sigrid Hunke de (Hunke, 18) &#8220;İslâm Güneşi&#8221; unvanlı kitabında takdirlerini şu şekilde sergiliyor: &#8220;İşte bu çağda Müslümanların Batı ile 750 yıl kadar devam eden yakın komşulukları esnasında, dünyanın kültür nakleden bir camiası olduğunu, Yunanlılara nazaran beşer kültürünü en az iki misli geliştirip Batı&#8217;ya birçok mevzularda doğrudan doğruya tesir ettiklerini kim söyleyebilmekte, bundan kim bahsedebilmektedir?&#8221; Yine aynı yazar (Hunke, 125) &#8220;Rönesansımızın üstadları, onun için Yunanlılar değil, bilakis Müslümanlar oldular&#8221; Sigrid Hunke batının doğudan etkilenişini şu cümlelerle belirtiyor: &#8220;Yasaklara ve resmi husumete rağmen Batı, teknik, sağlık, hijyen ve devlet organizasyonu bakımından İslâm medeniyetinin umumi kültür varlıklarına yakınlık peyda etti. Yavaş yavaş onun zihnî mirasını eline geçirdi. Bu sayede asırlarca süren bir uyuklama ve uyuşukluk devresinden kurtularak, nihayet kendi kanaatleriyle emsalsiz bir yükselişe doğru harekete başladı. Tabiatiyle Batı, İslâm medeniyetinden yalnız ilim sahalarında değil, bu arada hayatın bütün sahalarında ve san&#8217;atta da yaşayışını daha zengin, daha güzel, daha sıhhî daha mes&#8217;ut yapan sayısız küçük fakat mühim ilhamlar aldı.&#8221; (Hunke, 461)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sanchez Albornoz &#8220;Espagne et L&#8217;İslâm&#8221; isimli eserinde şunları söylemektedir: &#8220;Tabiatiyle artık bugün ortaçağın karanlığından bahsetmek yersizdir. Fakat gittikçe düşmüş, bahtsız Avrupa&#8217;dan bahsetmek yerinde olur. Bunun karşısında Müslüman İspanya&#8217;nın o harikulade medeniyetini koymak lazımdır. Arapların İspanya&#8217;daki faaliyetleri hakkında incelemeler yapan büyük üstadlar Mağrib — İspanyol kültürünün genişliği, derinliği, parlaklığı konularında bize yeni ufuklar açıyorlar. Bu kültürün felsefe, bilgi, edebiyat, hülasa Hristiyan Avrupa kültürünün bütün kollarının gelişmesinde büyük bir tesiri olduğunu gösteriyorlar. Onlar bu tesirlerden ortaçağ düşüncesinin şâhikaları sayılan Saint Thomas ve Dante&#8217;nin bile kurtulamadığını ifade ediyorlar. Hiç şüphe yok, Pirenelerin iki tarafında veya Akdeniz sahillerinde pek çok kimseler, bu önemli tesiri kabul etmekten bir çeşit tiksinti ile çekiniyorlar. Bugün elde bulunan deliller, bu iddiaları kabule bizi mecbur bırakıyor ve hemen hergün bunlara yeni vasika ve delillerin eklenmesi mümkün oluyor. Rönesans hareketinin doğmasından asırlarca evvel, Kurtuba&#8217;da coşup akacak büyük bir medeniyet nehrinin ilk menbaları kendini gösteriyor. Bu medeniyet yeni dünyaya antik düşüncenin temellerini aktaracaktır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">R. Sediltot ile aynı ismi taşıyan Sedillot: &#8220;Histoiregenerale des Ara bes&#8221; isimli kitabında batının nankörlüğünü şöyle anlatır: &#8220;Müslümanları ve onların bütün Ortaçağ boyunca yeni medeniyet üzerine icra ettikleri tesiri unutulmaya mahkum etmekte herhalde hususi bir kasd olsa gerektir.&#8221;Batının nankörlüğü Prof. E.F. Gautier&#8217;in &#8220;Moeurs et coutumes des Musulmans&#8221; isimli eserinde şu şekilde anlatılıyor: &#8220;Rönesansın ilk kekeleme anları öyle bir devre tesadüf etti ki, barbarlıktan uyanmakta olan Avrupa, İslâm medeniyetine bitkin bir hürmetle bakmaktaydı: Taklidine imkân olmayan bu örnek karşısında cesaretini kaybeden Garb&#8217;ın kolları sarkıyor. Herhalde biz bugün de tamamı ile aksine bir ifrata düşüyoruz. Irkî dalaletlere dayanan bu sersemce nankörlüğümüzden dolayı kendi kendimizi ne kadar ayıplasak yeridir.&#8221; Yine aynı eserin 282. sahifesinde: &#8220;Bizim rönesansımız İslâm medeniyetinin hatırasını çabuk unuttu; halbuki ona karşı çok büyük minnetleri vardır.&#8221;Humbolt &#8220;Cosmos&#8221; isimli eserde: &#8220;Müslümanlara bugünkü anlamında telakki etmeğe alışık olduğumuz ilimlerin gerçek kurucuları gözüyle bakılmalıdır. Onlar, eskilerin hemen hiç bilmedikleri fennî ve İlmî tecrübelerde bulunarak çalışmak seviyesine ulaşmışlardır&#8221; demektedir. (A. Rıza, 141-42) Auguste Comte (A Rıza 142) da bunu teyid eder: &#8220;Müsbet ilimleri Avrupa&#8217;ya sokan müslümanlardır&#8221; der ve ilave eder: &#8220;Fethettikleri ülkelerde, ilmî araştırma eğitimi yapacak mektepler kurar kurmaz, umumi bir şevk, üstün seviyedeki seçkin aydınları, bu yeni ışığa doğru sevketti. Müsbet ilimlerin ehemmiyeti daha başlangıçta papalık tarafından dahi hissedildi ki, ruhbanın birçok kıymetli ileri gelenleri ve bu arada iki papa bile eğitimlerini tamamlamak için Kurtuba&#8217;ya gidip İslâm müderrislerinden ilmî müşâhede ve araştırma usulleri eğitimi gördüler.&#8221;Diğer taraftan Draper şunları yazar: &#8220;<strong>Müslümanlar ilmi geliştirip yazarken, hatta yeni ilimler geliştirirken, Avrupa bugünkü Güney Afrika zencilerinin olduğu kadar medeniydi.</strong>Müslümanların felsefede, matematik ve astronomide, kimya ve tıbda elde ettikleri, askerî başarıları ile sağladıklarından daha büyük ve daha devamlıydı.&#8221; (A. Rıza, 142)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dr. Gustave Le Bon da eserinde şu satırlara yer verir:&#8221;Müslümanların ilmî çalışmaları ve buluşları incelendiğinde, hiçbir milletin, bu derece kısa bir zamanda bu kadar fazla sayıda keşifte bulunmadığı ve verimli olmadığı görülür.&#8221; İslâmın müsbet ilim metodu, tecrübe ve müşâhede etmektir. Kitaplarda okumak ve üstadların nazariyelerini tekrarlamak ise Ortaçağ Avrupa&#8217;sının metodu olmuştur. Aradaki fark fevkalâde esaslıdır.&#8221; (A. Rıza, 142)Meşhur Fransız matematikçisi Montucla &#8220;Histoire des Mathematiques&#8221; isimli kitabında hayranlığını şu şekilde anlatır:&#8221;Müslümanlar uzun zaman ilmin yegâne sahipleriydi, 11. Yüzyılın karanlıklarını dağıtmaya gelen ilk ışıkları onlara borçluyuz. Bu dönem içinde matematikde şöhret kazanabilmiş herkes ilimlerini Müslümanlardan elde etmişlerdir.&#8221; (A, Rıza, 170)Viardod da &#8220;La Civillisation des Arabes&#8221; ünvanlı kitabında Müslümanların medeniyete temel teşkil ettiğini şu cümlelerle anlatır: &#8220;Dante, Petrarque ve Boccace, Rönesans&#8217;ın bu babaları, Provence aydınlarını üstadları sayıyorlardı. Provence aydınları da Arapların müridleri olduklarına göre, edebiyatın olduğu kadar ilmin de yolunu Avrupa&#8217;ya açan Araplar olmuştur.&#8221; (A. Rıza, 179)Lecky &#8220;Rasyonalist Felsefe Tarihi&#8221; adlı kitabında: &#8220;Avrupa&#8217;nın entellektüel anlamda uyanışı ve canlanışı ancak eğitimin manastırlardan üniversitelere, Muhammedi bilimin ve sanayideki bağımsızlığın kilise saltanatını parçalamasından sonra başlayabilmiştir&#8221; demektedir. John Davenport ise &#8220;Kur&#8217;ân ve Mesajı&#8221; isimli eserinde şöyle der: &#8220;Bilim ve kültür dâvasına Müslümanların gösterdiği saygıdan daha derin bir saygı gösteren millet gelmemiştir. Bir İslâm şairi: &#8220;Bir bilgin gördüğüm zaman onu karşılar ve ona değer veririm&#8221; der. Hz. Peygamberin birçok hadisi bilim ve kültüre en içten saygı ile doludur. &#8220;Bilginlerin mürekkebi şehidlerin kanı gibidir.&#8221; &#8220;Kalem ve mürekkeb -yani eser- bırakanlara cennet kapıları açıktır.&#8221; &#8220;Dünya dört şeye dayanır: Bilginlerin bilgisi, büyüklerin adaleti, iyi insanların ibadeti, yiğitlerin cesareti.&#8221; Fakat daha önemlisi, Müslümanların dünya zenginliğini önemsiz bir şey tanımaları, buna karşılık bilimi en değerli şey saymalarıdır.&#8221; &#8220;Müslümanlar arasında bilim ve sanatlar 600 yıl boyunca parlak bir hayat sürerken bizim aramızda en kaba bir barbarlık egemendi. Edebiyat da en sönük günlerini yaşıyordu.&#8221;Mosheim ise şöyle demektedir: &#8220;X. yüzyıldan başlayarak Avrupa&#8217;ya yayılan, hikmet, astronomi, felsefe ve matematik gibi bilimlerin Arap okullarından alındığı, özellikle Endülüs Müslümanlarının Avrupa felsefesinin üstadı oldukları muhakkaktır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kaynaklar: 1) Abdülaziz bin Abdullah: İslâm&#8217;ın Getirdikleri. Bir yay.lst.983,s.88. 2) Ahmed Rıza: Batının Doğu Politikasının Ahlâken İflası. Üçdal yay. İst. 1982, S:141,&#8217; 142, 170, 172, 179.  3) Ateşmen, M: İslâm. Yaylacık matb. İst. 1973, S:35, 112, 131, 136. 4) Aydın, M: Bilgi, Bilim ve İslâm, İsav yay. İst. 1987, s:65. 5) Bammat H: İslâmın Çehresi. Fatih matb. İst. 1975 s: 103.6) Bammat, H:Garp Medeniyetinin Kuruluşunda Müslümanların Rolü, Bahar yay. İst. 1966 s: 20. 7) Bucaile, M: Kitab-ı Mukaddes, Kur&#8217;ân ve Bilim, Silm Matb. İzmir, 1981 s:175.  8) Danişmend, İ. H: İslâm Medeniyeti, Yağmur yay. İst. 1983 s: 18 &#8211; 20. 9) Durant, W: İslâm Medeniyeti, Tercüman 1001 temel eser. İst. s: 84 . 10)Gürkan, A: İslâm Kültürünün Garbı Medenlleştirmesi. Akçağ yay. İst. 1969 s:252, 256. 11)Hltti, P.K: Ulâm Tarihi. Boğaziçi yay. İst. 1980. 3/919 . 12)Hunke, S: İslâm Güneşi. Bedir Yay. İst. 1975 s: 18, 124, 461. 13)Keskioğlu, O: Müslümanların İlim ve Medeniyete Hizmetleri. Diyanet yay. Ank. s.63.14)ülken, H.Z: İslâm Felsefesi, Selçuk yay. s: 304. 15)Zeydan, C: İslâm Medeniyeti Tarihi. Fatih yay. İst. 1976 1/3, 21. 16)Seyyid Ali Eşref, Hasan Bilgrami: İslâmi Üniversite Kavramı. Risale yay. İstanbul 1988 s: 43. 17) Davenport, J: Kur&#8217;ân ve Mesajı. Kültür Basım yay. birliği, İstanbul, 1988 S: 34-36.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bizim kültürümüz batı kültüründen farklıdır: &#8220;Özyeğin ABD’deki öğrencilik günlerinden örnek verdi: Benim bir dönem yanında kaldığım ailenin kuralı, “18 yaşına gelen çocuk, aile bütçesine yardım eder”di. Çocuklarından ev kirası payı bile istiyorlardı. Ben üniversite yıllarımda çalışmaya başladığımda babam, “Gerekirse ceketimi satar seni okuturum” demişti. Bizim kültürümüzde bu var.&#8221;  (Hüsnü Özyeğin: Hürriyet, 26 Temmuz 2010)</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-3469" title="dogu-bati-1-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dogu-bati-1-5.jpg" alt="" width="104" height="92" /></span></p>
<p>**</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam felsefesinin özgünlüğü ve Yunan felsefesinden yapılan tercüme faaliyetleri </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                                                                             Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern dönem düşünce tarihçileri, bütün düşünce tarihin basitten mükemmele doğru ilerleyen akılcı bir çizgi olarak kabul etmiş, insanlığın düşünce birikimini bu açıdan değerlendirmiş, bu çizgiye uyan düşünceleri temele almış; uymayanları ya tamamen akılcı çizginin dışına koymuş ya da dikkate almamışlardır. Bu bağlamda, <strong>diğer toplumların kendilerine özgü düşünce yapıları ve bu yapıları oluşturan farklı unsurlar, “başka” kategorisine konularak tarihin dışında bırakılmıştır.</strong> Hatta “başka” kategorisine giren düşünce yapılarındaki akılcı düşünceleri <strong>ya dikkate almamış ya da kendi akılcı çizgilerinden beslenen unsurlar olarak kabul edilmiştir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Düşünce tarihini, tümel bir bakışla ve akılcı çizgi temelinde değerlendirenler, İslam düşüncesin de aynı şekilde değerlendirerek, büyük bir bölümünü akılcı çizginin dışında, belli bir bölümünü ise söz konusu çizgiden kaynaklanan düşünceler olarak görmüşlerdir. Bu bağlamda, <strong>Yunan felsefesinin İslam düşüncesine tercümesine kadar olan devredeki tedvin dönemi, akılcı çizginin dışına konulmuş; Abbasiler döneminde, Yunan felsefesinin tercümesiyle başlayan dönem, diğerini gölgeleyecek şekilde öne çıkarılmıştır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern dönem tarihçiler düşünce tarihini düzgün, doğrusal bir çizgide ilerleyen yapı olarak değerlendirenler, insanlığın düşünce mirasını söz konusu çizgiye kısmen uyanlar ve hiç uymayanlar olarak ikiye ayırmışlardır. Bu ayrımı yapanlar, her düşünce yapısının Modern düşüncenin geçirdiği değişim ve aşamaları geçirmesi gerektiği düşüncesinden hareketle Modern düşüncenin yaşadığı her değişimi, diğer düşünce yapılarında da aramışlardır. İslam düşüncesini de bu şekilde değerlendiren <strong>Modern dönem düşünce tarihçileri, İslam düşünce yapısı içerisinde Rönesans, Hümanizm hareketler, Dini reformlar, doğal din akımı, din- bilim çatışması gibi unsurları aramış, tam karşılıklarını bulamayınca, bir takım benzetmelerle ortaya koymaya çalışmışlardır. </strong>Peki, <strong>İslam düşüncesinin ya da başka düşünce yapılarının ana niteliği, Batı düşüncesinde olduğu gibi, basitten mükemmele doğru ilerleyen akılcı bir çizgi olmak durumunda mıdır? Bir düşünce yapısı, modern düşüncenin geçirdiği her devreyi geçirmek, yaşadığı her değişimi aynen yaşamak durumunda mıdır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu makalenin amacı, İslam düşüncesini kendi oluşum süreci ve kendine özgü yapısı içerisinde, kendi unsurları ile birlikte değerlendirmemenin sorunlarını değerlendirmeye çalışacağız.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">İnsanlığın Düşünce Çizgisi Düzgün- Doğrusal Olarak İlerleyen Akılcı Bir Çizgi midir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Felsefe tarihçilerinin büyük çoğunluğu akılcı, sistemli ve tutarlı düşünce olarak kabul ettikleri felsefi düşüncenin, ilk kez eski Yunan’da ortaya çıkarak farklı oluşumlarla günümüze kadar geldiğini söylemektedirler. Bu düşünce yapısı, birbirini tamamlayan düşünceler zinciri halinde öyle bir sistem oluşturmuştur ki, bu sistemdeki her filozof bir öncekinin düşüncelerini eleştirerek ya yeni bir düşünce sistemi oluşturmuş ya da onu tamamlayarak olgunlaştırmıştır. Örneğin Thales bir doğa araştırmacısı olarak Anaksimenes’le aynı çizgide yürürken, Pisagorcular eleştirel dini görüşleriyle Ksenefones’i tamamlamakta, Herakleitos- Parmenides tartışmasıyla aklın üzerinde duracağı temel ilkelerden biri olan çelişmezlik prensibine ulaşılmaktadır. Bunun yanında Sokrates, Sofistlerin sarstığı hakikat düşüncesini kavramlar temelinde oluştururken, Platon hakikati idealar alemine çıkarmakta, onun öğrencisi olan Aristoteles hocasından çok sevdiği hakikati varlığın özünde bulmaktadır. Bütün bu düşünce serüveni Batıda, Ortaçağ’la karanlık bir döneme girmekte, Rönesans bu karanlık perdeyi yırtarken aydınlanma, aklı aydınlatarak insanı kendi ayakları üzerinde durabilen ve özgürce düşünen birey olarak ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu aydınlanma fikri, 19. Yüzyılda katı bir ideolojiye dönüşmüş, 20. Yüzyılda da hakimiyetini tesis etmiş, 21. Yüzyılda ise alternatiflerini de üreterek devam etmiştir. Modern Batı düşüncesi tarihi, bilinen yapısıyla, şaşırtıcı bir silsile ve birbirine bağlı düşünce halkalarının oluşturduğu sistemli ve tutarlı bir yapı görünümü vermektedir. Platon’un eserlerindeki düşünce kahramanı olan Sokrates, kocaman bir akılcı felsefe çizgisinin kavramsal temellerini atmakta, düşünceleri fragmanlarda kayıtlı olan Thales’ten Sokrat’a kadar bütün filozoflar, hoca talebe bağlantısı içerisinde varlık, bilgi ve değer hakkında sistemli ve tutarlı düşünceler ortaya koyan düşünürler olarak bu çizgide yerlerini almaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern Batı düşüncesindeki bu sistemli ve tutarlı yapı, onun <strong>düşünce tarihinde ortaya çıkmış bütün düşünceleri değil de özellikle ve sadece akılcı çizgide olanları dikkate alan ve bunlardan oluşturulan bir yapı </strong>olduğunu göstermektedir. Nitekim, Batı düşüncesinin büyük bir bölümünde, insanlığın geçmişini konu edinen tarih bilimi, tarihsel olayların bilimsel kalıplar içerisinde değerlendirilemeyeceği düşüncesiyle bilim sayılmamıştır. Ancak 18. Yüzyıldan itibaren tarihi, insanlığın inşa süreci olarak değerlendiren düşünürler baş göstermiş, bunların bir kısmı (Hegel gibi) insanlık tarihini tümelci yaklaşımlarla belirleyen metafizik teoriler ortaya koymuş, diğer kısmı tarihin biliminim yöntemlerini ortaya koymaya çalışmışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Örneğin, Rönesans düşünürleri tarihi öncelikle istikrarsızlığı, kavranmasının zorluğu ve sürekli aldatıcı görünümleri nedeniyle sırt çevrilmesi gereken bir alan olarak görmüşler; ancak tarihin bu aldatıcılığından kaçmak için onu sanat olarak görmek ve tarihsel gerçekliklerle fazla ilgilenmemek gerektiğini söylemişlerdir. Bu nedenle Rönesans düşünürleri, tarihi olayları doğru bir şekilde araştırmak yerine onunla ilgili olarak edebî eserler ortaya koymayı tercih etmişlerdir. Bu bağlamda ortaya konulan eserler, Niccolo Machiavelli örneğinde<span style="text-decoration: underline;">[1]</span> olduğu gibi, <strong>ulus bilincini oluşturan, tarihin yapıcı öğesi olarak kendi ulusal bilinçlerini öne çıkaran eserler</strong> olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">17. Yüzyıl düşüncesi ise bilim anlayışını temeline mekanik yasalara tabi olan, empirik deney ve gözlemlerle bilinebilen ve matematiksel olarak formüle edilebilen düzenli bir oluşum olan doğayı koymuş, tarihi ise değişken bir varlık alanına dayandığı, mekanik nedenselliğe uymadığı için bilim olarak kabul etmemiştir. Bu dönemin düşünürlerinden olan Leibniz, rasyonel bilgi yanında bir de tarihsel (historik) bilginin de olabileceğini ancak tarihin (historia) gözlemlere ilişkin olan tekil önermelerden hareket ettiğinden dolayı tarihsel bilginin zorunlu değil olası (zanni) olduğunu söylemektedir. Ona göre tarih, asla olguların gözlemlenmesiyle elde edilen bilgi gibi düzenli, sistemli ve ilkeli bilgilere dayanamaz. 17. Yüzyılın bir başka düşünürü P. Bayle, tarih tamamen yalanlarla dolu olduğu için ders alınacak bir şey de değildir, der. Ona göre tarih, tarihçilerin kendi mutfaklarında pişirip tadını ve tuzunu kendi damak zevklerine göre ayarladıkları bir şeydir. Bayla “Tarih Sözlüğü Eleştirisi” adlı kitabında tarih eleştirisi yaparak, tarihe tamamen kuşku ile yaklaşmıştır.<span style="text-decoration: underline;">[2]</span> 17. Yüzyılın bu genel tutumuna karşılık, 18. Yüzyılda Giambattista Vico (1668-1774) der ki, doğal olgular Tanrı tarafında yaratıldığı için onların doğasını tam olarak bilmek ancak Tanrı’nın işidir. Bu anlamda şeylerin doğasını bilmek için onları yapmak ve yaratmak gerekmektedir. Ona göre doğru, bizden bağımsız olarak var olan doğayla değil (insanla birlikte) olup bitenle yani olguyla ilişkilidir.<span style="text-decoration: underline;">[3]</span> Alman filozof Kant (1724- 1804)), tarihe teorik akılla baktığımızda karmakarışık ve düzensiz bir gidiş olarak göründüğünü, buna karşılık ereklilik idesi altında çalışan pratik akıl ile baktığımızda tarihin belli bir ereğe doğru ilerleyen süreç olduğunu görebileceğimizi düşünmektedir. Kant, bazı düşünürlerin tarihi bir bütün olarak bilmeyeceğimiz görüşüne katılırken, tarihte ilerleme idesi olmadığı fikrine katılmaz. Ancak bu ilerleme teorik akıl için geçerli olan tarihe yayılmış bir ilerleme değil, pratik akıl için gerekli olan ve pratik yararları bulunan bir durumdur. Kant’a göre böyle bir ilerleme, insanlığın gelişimine topluca bakmamızı sağlayan son derece yararlı ve bu niteliğiyle ahlaki bir fikirdir. Tarihte bir ilerleme görmek, her şeyden önce tarihi bizim gözümüzde anlamlı bir süreç haline getirir. Ayrıca ilerleme idesi beraberimde erekliliği de getirir. Bu nedenle tarihe bir ilerleme idesiyle bakmak için tarihte bir ereğin varlığını da kabul etmek gerekmektedir. Özetle söylemek gerekirse Kant, ilke tutmayan tarihsel olayların, bir yabancı akıl tarafından konulacak erek düşüncesine göre düzenlenmesi ve buna göre araştırılmasının mümkün olduğunu söylemekte ve tarihe bir bilim olarak belli şartlarla cevaz vermektedir.<span style="text-decoration: underline;">[4]</span> Kant ile birlikte gelinen bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, 18. Yüzyılda ulaşılan bu tarih telakkisi, Batı düşüncesinde insanlık tarihine ilerleme idesi ışığında tümelci, metafizik bakış açılarının doğmasına neden olmuştur. Tarihsel gerçekliklerden değil de bir takım metafizik teorilerden hareket eden bu bakış açıları, Hegel örneğinde olduğu gibi, tarihi açıklama çabası da diyebileceğimiz, metafizik temelli tarih felsefelerini doğmasına neden olmuştur. Tarihi bu şekilde değerlendirenler, <strong>bütün insanlık düşüncesini akıl mihveri üzerinde sistematik bir şekilde yürüyen ve gelişen düzgün doğrusal bir çizgi olarak görmüşlerdir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modern düşünce kendi düşünce geleneğini tasarlarken, tarihte sürdüğü akılcı iz, onları milattan önce 6. Yüzyıla kadar götürünce, tarih burada kesilmiş ve ondan ötesini aklını kullanamaz, düşünce üretemez, yarı insan yaratıklar olarak kabul edilmiş; bu tarihten sonra ortaya çıkan farklı düşünce yapılarını da kendi düşünce coğrafyalarının dışındaysa tamamen görmezden gelinmiştir. Hatta bu düşünce yapıları akılcı yapılar bile olsa dikkate alınmamıştır. Örneğin <strong>Hint Çin ve Mısır kaynaklı kadim felsefeler dikkate alınmadığı gibi, Müslüman düşünürlerin ortaya koyduğu düşünce birikimi de çoğunlukla dikkate alınmamıştır. Bu bağlamda, İslam düşüncesinin akılcı mezhebi olan mutezile mezhebi ve onun 7. Yüzyıldan itibaren başlattığı hüsün- kubuh tartışmasıyla oluşan doğal hukuk anlayışı da dikkate alınmamış, doğal hukukun 17. Yüzyılda Hollandalı filozof Hugo Grotius tarafından ortaya atıldığı söylenmiştir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bütün bu gelişmeler, düşünce tarihinde ihmal edilmesi imkansız olan Mısır, Hint ve Çin düşüncesi gibi kadim düşünceleri paranteze aldığı gibi, Modern Batı düşüncesini önceleyen ve gerçekliği balçıkla sıvanamayacak kadar apaçık olan İslam düşüncesini de gölgede bırakmıştır. Böylece <strong>temelde düşünce olmak üzere, bu düşünceden türeyen her şey; bilim, sanat, mimarı ve benzerleri, Batı düşüncesi temelinde değerlendirilmeye başlanmıştır</strong>. Bundan sonra artık <strong>bütün düşünce yapıları ve bunların ürünü olan bilim ya da sanat mutlaka ya tamamen Batı mahreçlidir ya da oradan etkilenerek, aktarılarak ortaya çıkarılmıştır.</strong> <strong>Bu anlayışa göre, Batı düşüncesin dışında kendi ayakları üzerinde duran veya kendi özgün yapısını oluşturabilen düşünce yok gibidir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir çeşit saplantı halini alan bu dogmatik kabul, hem dünyanın diğer yerlerinde, hem de İslam düşüncesinde ortaya çıkan bütün bilimsel ve felsefi gelişmeleri kökü batıda olan cılız ürünler olarak yorumlama hastalığını da doğurmuştur. Yukarıda da kısaca belirttiğimiz gibi, <strong>sıradan bir felsefe tarihi kitabı, felsefenin ortaya çıktığı kaynağı açıklarken Mısır, Hint ve Çin düşüncesini birer figür olarak kullanmakta ve sonunda felsefenin Antik Yunanda ortaya çıktığı sonucuna varmaktadır.</strong> Bu kabul bazı Batılı araştırmacılar tarafından o kadar abartılmıştır ki, dünyada ortaya çıkan<strong> her bilimsel gelişmenin mutlaka Yunan kaynaklı olduğunu, bunun dışındakilerin ya bir alıntı ya da adaptasyon olacağını söylemişlerdir.</strong> <strong>Örneğin Beckher, aslen Yunan ve Roma kaynaklı olduğunu iddia ettiği matematik, geometri ve tıp gibi ilimlerin (ilmü’l evail) kan uyuşmazlığından dolayı Doğu İslam kültürüne ancak son Helenistik dönem olan Doğu Hıristiyan-Yahudi kültürü ve Yunan ruhunun bir şubesi durumunda olan Zerdüşt kisvesiyle girebildiğini söylemektedir</strong>.<span style="text-decoration: underline;">[5]</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu görüşü savunanlara göre, Doğu İslam medeniyeti ile Yunan medeniyeti arasında, felsefi düşünce ve bilimi üretme açısından, öz (cevher) ve tabiat farklılığı vardır. Yunan medeniyeti temelde bir ferdi özün bulunduğunu, bu özün de diğerlerinden ayrı ve bağımsız olduğunu kabul ederek, Doğu İslam medeniyetinden ayrılmaktadır. İslam medeniyetindeyse böyle bağımsız bir öz anlayışı bulunmamakta bilakis tüm ferdi özlerin üzerinde onları yaratan, dilediği gibi etki eden bir öz (Tanrı) bulunmaktadır. Bu nedenle İslam medeniyeti özselliği şiddetle reddetmektedir. <strong>İslam medeniyetinin bu öz karşıtlığı, temeli (tabiatı) özlerin yorumundan başka bir şey olmayan bilim ve felsefenin de reddedilmesine neden olmaktadır. İddiaya göre, İslam medeniyetinin ruhu ve tabiatı bilim ve felsefeye karşıdır ve bu medeniyet felsefeyi üretememektedir</strong>.<span style="text-decoration: underline;">[6]</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı düşüncesini temele koyarak diğer tüm düşünceleri yok sayanlar, “başka” kategorisine soktukları toplumların felsefe tarihlerini de kendi elleriyle yazmaktan geri durmamışlardır. Örneğin aslen bir müsteşrik olan T. J. de Boer, İslam felsefe tarihini yazarak, bu düşünce atmosferinde ortaya çıkan felsefenin özgün değil, kendi düşünce yapılarının bir türevi olduğunu söylemiştir.<span style="text-decoration: underline;">[7]</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’da Felsefe Tarihi adlı kitabın yazarı olan T. J. de Boer’e göre, İslâm felsefesi sürekli Yunan ’dan tercüme edilen eserler topluluğuna bağlı eklektik bir yapıdır. <strong>Ona göre bu felsefe, tarihi boyunca yeni bir görüş ortaya koymaktan çok diğer görüşleri kendi içinde eritici bir gelişim seyri takip etmiş, ne yeni meseleleri gündeme getirme ne de eski meseleleri çözüme kavuşturma hususunda kendi içerisinde bir çaba gösterebilmiştir. Dolayısıyla düşünce hayatında kayda değer önemli bir ilerlemeden bahsetmek İslâm felsefesi için mümkün değildir</strong>.<span style="text-decoration: underline;"><sup>[8]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Yunan kültürünün İslâm kültürüne aktarılışı abartılı bir hal alınca, bu aktarılanla birlikte <strong>İslâm kültürüne geçen çeşitli ilimlerin önceden hiç olmadığı gibi bir izlenim verilmiştir. Söz konusu aktarılma işlemini konu alan incelemeler matematik, geometri, tıp ve felsefe gibi ilimlerin genelde doğu toplumlarında özeldeyse İslâm’da daha önceden yok olduğu kabulünü delilsiz bir şekilde temele koymuşlardır. <sup>[9]</sup></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> İnsanlığın ortak mirası olan bilim ve felsefe hakkındaki bu tekelci tutum sadece Batılı düşünürler tarafından dile getirilmemiş, bu konunun nesnesi durumunda olan <strong>bir kısım Doğulu düşünürler tarafından da paylaşılmıştır</strong>. Bu noktada bir takım Doğulu düşünürler Batılılarla birlikte, doğuluların bilimsel zihniyetten uzak, duygusal ve gevşek mantık sahibi insanlar, düşünce yapılarının da bilim ve felsefenin dışında, mantık örgüsünden yoksun mistik düşünceler olduğunu söylemişlerdir. Öyle ki, <strong>doğuşu ile birlikte kısa zamanda dünyanın dörtte üçüne yakın bir bölümüne yayılabilmiş ve günümüze kadar ömrüne bir kaç imparatorluk sığdırmış olan İslam medeniyetinin temelinin bilim ve düşünceden yoksun, mantıksız, tutarsız ve dağınık fikirlerden oluştuğu gibi bir yargı, kolayca paylaşılabilmiştir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Kendine Özgü Bir Düşünce Geleneği Olarak İslam Düşüncesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Düşüncenin basitten mükemmele doğru giden akılcı bir çizgide ilerlediğini, bunun da eski Yunan’da başlayıp günümüze kadar devam ettiğini söyleyenler, hem Batı’da hem de Doğu’da bu çizgiye uymayan düşünceleri yok saydıklarını yukarıda belirtmiştik. Bu bağlamda <strong>İslam düşüncesinin ana damarlarından biri olan “oluş mektebi” de yok sayılmış, çoğunlukla Yunan felsefesinin tercümesiyle birlikte ağrılık kazanan “varlık” mektebi dikkate alınmıştır.</strong> Öyle ki, <strong>Yunan felsefesinin İslam düşüncesi içerisinde uğradığı önemli değişiklikler, ya bir adaptasyon ya da ortamın gerektirdiği yapay fikirler olarak değerlendirilmiş; Aristoteles’in düşüncelerini işleyen Farabi ve İbn-i Sina, onun hem metafizik hem de mantık konusundaki düşüncelerini temelden değiştirirken, bu değişiklikle ortaya çıkan yeni durum özgün bir ürün olarak sayılmamıştır</strong>. <strong>Örneğin, Farabi, Kitabu’l Huruf adlı eserinde, dil- düşünce ilişkisi temelinde ama Arapça bağlamında bir metafizik kurmakta, Mantıkta Aristo’dan oldukça farklı kavramlarla konuşmaktadır. İbn-i Sina ise metafizikte mümkün- zorunlu varlık ayrımıyla tamamen farklı bir varlık anlayışı ortaya koyarken, mantığı metafizikten ayırarak formel hale getirmekle mantık ilmini adeta yeniden inşa etmektedir. Gazali, başta Mekasidü’l Felasife adlı eserinin başındaki mantık bölümü olmak üzere, Mi’yarü’l İlim ve diğer mantık kitaplarında burhanda kullanılan önermelerin içeriğine ve tümdengelimsel kıyasa yönelik önemli eleştiriler getirmiş, İbn-i Teymiye er-Red al’el Mantıkiyyun adlı eserinde bu eleştirileri sürdürmüştür. Ayrıca Gazali, Tehafütü’L Felasife adlı eserinde bir yandan ciddi bir akıl eleştirisi yaparken diğer yandan meşşailerin zorunluluk düşüncesine karşı imkan fikrini işlemiştir. Bütün bunlar, birbirinden kopuk düşünceler değil, belli bir sürecin eseridir. Örneğin mantıktaki eleştiriler, İbn-i Sina’da başlayan kategorilerin sayısı tartışması, tümellerin göreli- zihni varlıklar oluşu, delalet konusunun mantık ilmine eklenmesi, bilgi edinme yetisi olarak vehim yetisinin dikkate alınıp yanlışın kaynağı olarak gösterilmesi, kiplik konusuna fiil ve davamın da eklenmesi, bir sürecin devamı niteliğindedir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hatta denilebilir ki, <strong>İslam düşüncesinde “varlık” fikrini (mahiyeti) temele koyan ekol ile “oluş”u temele koyan ekol arasında zaman zaman sınırlar iyice incelmekte, bazen varlık fikri oluş içerisinde eritilmektedir.</strong> Bu bağlamda birçok tasavvufçunun eserinde felsefe bahisleri bulmak, <strong>irfanla burhanın sentezlendiğ</strong>ini görmek mümkündür. Bunlardan birisi de Erzurumlu İbrahim Hakkı’dır. O, Marifetname adlı ansiklopedik eserinde birçok konuyu ele aldığı gibi, felsefe bahislerine de yer vermektedir. İ. Hakkı’nın Marifetname’sindeki felsefe bahisleri, temelde İslam meşşailerinin görüşleridir. Ancak o, bu görüşleri giderek tasavvufi bir atmosferde eritmektedir. Örneğin, İslam meşşaileri, Allah’ın önce tümel aklı varlığa getirdiğini ve bunun bir taraftan kendisini varlığa getiren Allah’ı diğer taraftan da kendi varlığını bilmek gibi iki düşünce biçiminin olduğunu söylemektedirler. İbrahim Hakkı buna üçüncü bir unsuru da ekleyerek, ilk varlığın bir de ihtiyacını bilmek (fakr) durumunda olduğunu söylemekte, tasavvufi bir kavram olan “fakr”ı, felsefeye sokmaktadır.<span style="text-decoration: underline;"><sup>[10]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kanaatimizce İslam düşüncesini Batı düşüncesinin temel aldığı akılcı çizgiden değerlendirenler, onu kendine özgü bir düşünce geleneği olarak değil de Batı düşüncesinin geçirdiği süreci adım adım takip eden bir düşünce olması gerektiğini düşünmektedirler. Durum böyle olunca İslam düşüncesini de Batı düşüncesinde olduğu gibi laik- ruhban, din- devlet, bilgi- iman, bilişsel- duygusal, seküler- kutsal, madde- ruh karşıtlığı içerisinde ele almaktadırlar. Halbuki, Batıda laik- ruhban ayrımını besleyen güçlü bir dini kurum, yani kilise bulunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kilise bu ayrımla kendi gücünü sadece ötedünyada değil dünyada da oldukça güçlendirmiş, bir yandan “endülijans”larla cennete bilet keserken diğer yandan krallara taç giydirerek onların dünyevi iktidarlarına meşruiyet kazandırmıştır. <strong>İslam’da ise böyle bir ayrımı gerekli kılacak, kilise kurumu gibi güçlü dini kurumlar (en azından Sünni dünyada) olmamıştır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kilise, toplum ve devlet üzerindeki otoritesine sadece kutsiyet kazandırmamış, ona felsefi bir zemin de hazırlamıştır. Örneğin, Ortaçağın siyasi düşünce yapısını kuran Augustinus, devletleri insanlığın başlangıcından beri “günahkar olanlar” ve “Tanrı’nın inayetiyle günahtan kurtulanlar” olmak üzere ikiye ayırmıştır. Bunlardan birincisini temsil eden “yer devleti” iblisin ayaklanmasıyla başlayıp, pagan, Asur ve Roma İmparatorluklarıyla gelişen “şeytanın krallığı”dır. İkincisi olan “gök devleti” ise Yahudi toplumuyla ortaya çıkan, kendini Hıristiyanlığın ve Kilise’nin doğmasıyla sürdüren “İsa’nın Krallığı”dır. Ona göre, tarihte “yer devleti”nin örnekleri olan Asur ve Roma yıkılıp gittiler. Çünkü yer devleti gidicidir. İnsan Adem’in günahıyla yer yüzüne gelmekle birlikte İsa’nın gelişiyle güç kazanmıştır. “Gök devleti”nin yeryüzündeki temsilcisi kilisedir. Gök devleti giderek gelişecek, sonunda yer devletini tümüyle ortadan kaldıracak ve yeryüzüne egemen olacaktır.<span style="text-decoration: underline;"><sup>[11]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam toplumlarındaki din- devlet ilişkisi, hiçbir açıdan yukarıda söz konusu olan din- devlet ilişkisine benzememektedir. Çünkü ne İslam’da böyle bir dini kurum, ne böyle bir din temelli devlet felsefesi vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca<strong> İslam düşüncesindeki bilgi- iman karşıtlığı da Batıdaki kadar kesin değildir. Batı düşüncesinde, Ortaçağda inanca yer açmak için bilgi paranteze alınırken, Yeniçağda Kant, bilgiye yer açmak için inancı paranteze almak durumunda kalmıştır. İslam düşüncesinde, Batıda olduğu kadar bilgi- iman gerilim yaşanmamıştır</strong>. <strong>Nitekim Gazali, inancın hakim olduğu yerde bilginin da mümkün olabileceğini, hem bilimlere karşı gösterdiği tavırda hem de “mucize” meselesinde ortaya koymuştur. Örneğin Gazali, Aristocu bilim ve felsefeyi eleştirirken, soyut spekülasyonlara dayanan ve Batının da Gazali’den yüzyıllar sonra reddedeceği Aristocu doğa bilimlerini reddetmiş ancak matematik, mantık gibi bilimlerin gerekli olduğunu hatta mantık bilmeyenin ilmine güvenilmeyeceğini söylemiştir</strong>. <strong>Gazali’nin karşı çıktığı tabiat bilimleri Aristocu tabiat bilimleri olduğu halde, Gazali’nin kitaplarını çevirenler, hiçbir açıklama yapmadan, bunu mutlak anlamda “tabiat bilimleri” diye çevirmiş ve Gazali’nin fizik, kimya gibi bilimlere tamamen karşı çıktığı düşüncesine neden olmuşlardır.</strong> Halbuki Gazali’nin eleştirisi, özellikle Aristocu bilime karşıdır. Gazali söz konusu bilimleri riyazi bilimler (matematik- geometri), mantık, tabiiyyat (doğa bilimleri), ilahiyat (metafizik), siyaset ve ahlak olarak ayırmakta, riyazi bilimlerle mantık ilminin gerekli, ahlak ve siyasetin sorunsuz, tabiat ilmi ile metafiziğin ise gereksiz olduğunu söylemektedir. Bu arada bilimlerin sınırlarını da çizerek, örneğin ne matematiğin metafiziğe ne de metafiziğin matematiğe gerek duymadığını söylemektedir. Ona göre, riyazi ilimler kesin sonuçlar ortaya koyarken, metafiziğin sonuçları kesin değil tartışmalıdır (cedelidir). Eğer metafizik de matematik gibi kesin olsaydı filozoflar arasında görüş ayrılığı olmazdı. Ayrıca ne ayrık kemiyetleri inceleyen matematiğin ne de bitişik kemiyetleri inceleyen geometrinin metafizikle ilişkisi vardır. Metafizikle alakalı bir bilgiyi elde etmek için matematik ve geometriye gerek yoktur. Örneğin evin bir yapıcısının olduğunu bilmek için altıgen ya da sekizgen olduğunu, bölümlerini ve kerpiç sayısını bilmeye gerek yoktur. Aynı şekilde soğanın yaratılmış olduğun bilmek için katlarının sayısını bilmeğe gerek olmadığı gibi, narın yaratılmış olduğunu bilmek için tanelerinin sayısını bilmeye gerek yoktur.<span style="text-decoration: underline;"><sup>[12]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gazali, Aristocu anlayışın ayaltı alemden ayırarak oluş ve bozuluşa tabi olmayan mükemmel alem olarak nitelediği ayüstü alem ya da göğün taş ve topraktan farksız olmadığını söylemektedir. Ona göre, ayüstu ya da ayaltı alemdeki cisimlerin farklı olduğunu söyleyemeyiz; çünkü cisim tektir. Ayrıca ayüstü alemdeki cisimlerin ayaltı alemdekilerden farklı olarak, dairesel olarak döndüğünü söylemek de yanlıştır; çünkü dairesel hareket her iki alemde de geçerli olan tek harekettir. Bu anlamda cismin hareketlerinin kasri ya da tabii şekilde bölünmesi de bilfiil değildir. Çünkü hareket fiiliyatta birdir; parçalanma sadece vehmi bir hükümdür. Bu nedenle hareket bir yeri isteme ya da ya da bir yerden kaçma değildir<sup>.</sup><span style="text-decoration: underline;"><sup>[13]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşüncesinde, Batı düşüncesinde olduğu gibi kesin hatlarıyla bölünmüş, Seküler- kutsal ayrımı da yoktur. Denilebilir ki, Batı düşüncesi kutsalı doğadan çıkardıktan sonra bilim ve felsefe yapabilmiştir. Felsefenin başlangıç noktası olarak kabul edilen Milet okulu filozofları, Homeros ve Hesiedos’un mitolojik açıklamalarına dayanan teogonilerini bertaraf ederek felsefi düşüncelerini ortaya koyabilmişlerdir. Bazı felsefe tarihçilerine göre felsefe, Tanrılar masal dünyasına sürüldüğü gün başlamıştır<sup>.</sup><span style="text-decoration: underline;"><sup>[14]</sup></span><sup> </sup></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu ve benzeri düşünceler, Tanrılarla dolu gizemli bir dünyanın değişmez ilkeler çerçevesinde açıklanamayacağı düşüncesinin bir sonucudur. Nitekim bir başka felsefe tarihçisi, antik çağda bilimin olmayışının nedenlerinin başında, söz konusu dönemde Tanrısal güçlerle, gizem ve büyü ile dolu bir evren anlayışının oluşunu göstermektedir<sup>.</sup><span style="text-decoration: underline;"><sup>[15]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Kutsal olana karşı bu olumsuz tutumun Batı muhayyilesindeki Tanrı imajından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Çünkü modern düşüncenin kendisi için tarihsel referans noktası olarak seçtiği Antik Yunan düşüncesi, Olimpos dağının Tanrılarının ilke tutmaz dünyasına (kaos) karşılık aklın (logos) ilkeleri üzerine oturmuş bir evren (kozmoz) kurma girişiminin sonucudur. Söz konusu Tanrılar hem mutlak anlamda güçlü hem de sorumsuzdurlar. Batı düşüncesindeki bu duruma karşılık İslam düşüncesinde kutsalın böyle sorunları yoktur. Bir olan Allah, kendi merhameti gereği eşyayı varlığa getirmekte ve varlığın devamının garantisi olmaktadır. <sup> </sup></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gazali’nin değimiyle, Allah muhale mürtit değildir. Yani bir şeyi olumsuzlamak yoluyla ispat etmek, yanlışa doğru demek, veya genel olanı olumsuzlayarak tekil olanı ispatlamak ve biri olumsuzlamakla ikiyi ispat etmek gibi muhal/ absürt olan şeyler Allah’ın kudreti içerisinde değildir.[16] “Allah, muhale mürit değildir” meselesini daha iyi anlamak için “muhal” kavramını biraz daha açıklamak gerekmektedir. İslam düşüncesinde zorunlunun karşıtı olarak kullanılan “muhal”, yukarıda da belirttiğimiz gibi, yanlışı doğru kabul etmek, bütünü olumsuzladıktan sonra söz konusu bütün içerisindeki parçayı ispat etmek, denizin yokluğunu kesin olarak ortaya koyduktan sonra balıkların varlığını kabul etmek gibi saçma bir durumdur. Bu durum varlık bağlamında düşünüldüğünde, varlığı olumsuzlayarak kozmosun var olduğunu kabul etmek, kaosu ortaya koyarak kozmosun varlığını ispat etmek gibi saçma bir durumun ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Halbuki Allah, kaosu istemediği gibi, O’nun varlığı, yokluğu (kaosu) muhal kılmaktadır. Ayrıca eşyanın varlığa gelebilmesi ve devamı için O’nun iradesi ve kayyum sıfatı gereklidir. Çünkü O, yokluğu (muhali) değil varlığı istemekte, bunu akıllara durgunluk verecek şekilde sürdürmektedir. Bu nedenle Gazali, Allah’ın mucizelerini evrenin varlığı ve mükemmel nizamı için sorun olarak görmemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aklın kutsaldan arındırılmış bir alan aramasının bir başka nedeninin de “kilisenin bilim ve felsefe karşısındaki katı tutumu” olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim kilise, evrenle ilgili felsefi ve bilimsel yorumlara kutsal bir zırh giydirerek aşılması imkansız bir doğma haline getirmiştir. Bu bağlamda kilise bir dönem Platoncu felsefeyi kabul ederek kutsamış, söz konusu kutsal felsefeye ters düşen Aristoteles’in Fiziğini 1209 da, Metafizik adlı eseri 1215 de yasaklamış; diğer bir dönemde, 13. Yüzyılın ortalarına doğru Aristo felsefesini kabul ederek kutsamış, Aristocu bilime karşı gelen herkesi ölümle cezalandırmıştır. İslam düşüncesinde ise bilime karşı olanlar bireysel planda kalmış, arkalarına hiçbir zaman devlet otoritesini ya da dindar kitlelerin gücünü alamamışlardır. Örneğin İslam düşüncesinde de bilim ve felsefeye toptan karşı çıkanlar, hatta bu işle uğraşanları “zındık” ilan edenler olmuştur. Ancak bu durum, Batıda olduğu gibi “engizisyon” mahkemelerini doğurmamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı düşüncesi tarihinde durum böyle iken indirgemeciliğin bile sınırlarını dağıtacak şekilde, <strong>Hıristiyanlığın bir mezhebinin tarihteki uygulamalarının günahını, sadece “din” kavramının kaplamı içerisine girdiği için İslam dinine de yüklemek açık bir mantık ihlalidir.</strong> Çünkü canlı kavramının kaplamı içerisine girdiği için “köpek” türünün bir özelliği olan “hırlamayı” insan türüne de vermek ve “insan hırlayan hayvandır” demek, varlığın tasnifinden gafil olmak, kavramların doğasını bilememek, bölme ve tanımlamanın ilkelerini yıkmak demektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Halbuki, <strong>İslam düşüncesinin dayandığı İslam dininin Allah ve peygamber inancı, insan- toplum ve devlet tasavvuru, modern dönem Batı düşüncesinin ilişkili olduğu dinin Tanrı ve peygamber inancı, insan- toplum ve devlet tasavvurundan oldukça farklıdır. Bu farklar dikkate alınmadan birinin geçirdiği tarihsel serüveni diğerine aynen vermek oldukça zordur. Örneğin İslam’ın Allah tasavvuru, Allah’ın isim ve sıfatları, Allah- insan ve Allah- evren ilişkisi Modern Batı düşüncesinde hakim dini anlayış olan Katolik kilisenin Tanrı tasavvurundan oldukça farklıdır. İslam düşünürlerinin, “Allah’ın Güzel İsimleri” (Esmaü’l Hüsna) olarak tertip ettikleri “Güzel İsimler” anlayışı başka bir dinde yoktur. Bu isimlerle bilinen Allah ile insan arasındaki ilişki, sevgi atmosferinde gelişen ahlaki bir ilişkidir. İkbal’in değimiyle İslam’da insanın tam özgürlüğe kavuşması, mükemmel anlamda özgür olan Allah”a yaklaşmasıyla mümkündür</strong>.<span style="text-decoration: underline;"><sup>[17]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşüncesini modern Batı fikriyatı çerçevesinde değerlendirenler, Batı düşüncesinin geçirdiği aşamaları aynen İslam düşüncesinin de geçirdiği ya da geçirmesi gerektiği kanaatinden hareket ederek, aslında, her yerde kendi düşüncelerinin izini aramaktadırlar. Halbuki İslam düşüncesinin oluşum seyri, bu seyirde karşılaştığı engeller ve beslendiği kaynaklar modern Batı düşüncesinden farklıdır. Örneğin modern Batı düşüncesi, mitolojiye kurumsal dinden daha sıcak bakmakta, yer yer Yunan mitolojisini ilham kaynağı olarak görmekte, çoğu zaman mitolojik kavramlar zemininde düşünce geliştirmektedir. Halbuki İslam düşüncesi, dine mitolojiden daha sıcak bakmakta, mitolojiden değil dinden ilham almakta ve çoğunlukla dini kavramlar zemininde düşünce üretmektedir. Çünkü İslam düşüncesinde, anlamın nesnelliğini bozarak akıl ve mantık ilklerini altüst eden İslam dini değil, din yerine konulan efsanevi düşüncelerdir. İslam’da iman, saf akılcı bir temele oturmasa da akılla da çatışmamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Bu anlamda hiçbir İslam düşünürü “saçma olduğu için inanıyorum” önermesini kullanmamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Bu noktada,<strong> Batı düşüncesinde bilim- din ilişkisi ile İslam düşüncesindeki bilim- din ilişkisinin de oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. Batı düşüncesindeki bilimin seyrine genel olarak baktığımızda onun antik çağda metafizik nitelikte, ortaçağda dini nitelikte, modern çağda ise seküler nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. </strong>Antik çağda bilim, mitolojinin ölçüye uymayan dilinden rasyonel metafizik düşüncelere geçerek ortaya çıkmıştır. Ortaçağda bilim, antikçağın Metafizik nitelikteki biliminden biri olan Aristocu bilimin kutsanmasından ibaret kalmış, <strong>modern dönemde ise bilim önce dinden sonra metafizikten arındırılarak tamamen pozitivist bir yapıya büründürülmüştür.</strong> <strong>İslam düşüncesindeyse bilim, öncelikle dini bilimler olarak ortaya çıkmış, söz konusu bilimler belli metotlar geliştirerek varlığını sürdürmüş, bunlar hiçbir dönemde karşı konulamaz doğmalar haline gelmemiştir. Nitekim gerek Hint gerekse Yunan düşüncesi, aktarıldıkları İslam düşüncesinde aşılamayacak bir kutsal- dogmatik engelle karşılaşmamışlardır. Söz konusu bilimler belli bir eleştiri süzgecinden geçirildikten sonra bünyeye uygun hale getirilerek kabul gömüştür.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşüncesini Batı düşüncesi kalıplarına göre değerlendirenler, İslam felsefesinden söz ederken öncelikle Kindi, Farabî, İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd gibi Aristocu filozofları zikretmekte diğerlerine filozof dememektedirler. <strong>Kanaatimizce bu da bir yönüyle, İslam düşüncesinin bütünlüğünü bozmak, diğer yönüyle bu düşünce içerisinde yetişen düşünürlere karşı çifte standart uygulamaktır. Çünkü hem İslam felsefesi söz konusu filozofların temsil ettiği Aristocu felsefeden ibaret değildir, hem de bu filozofların dışında da sayısız filozof bulunmaktadır</strong>. <strong>Nitekim Nurettin Topçu, İslam felsefesinin, sadece Farabî ve İbn-i Sina gibi filozoflara özgü bir düşünce yapısı olarak görülmesine karşı çıkarak şöyle demektedir: Öteden beri yanlış olarak İslam felsefesi denen felsefenin yapıcıları Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi filozoflar Aristo’nun felsefesini İslam’ın esaslarına tatbik ettiler. İslam dininin hakikatlerini Aristoculukla ispata çalıştılar. Netice hüsran oldu ve bundan Gazali’nin açtığı “Tehafüt” tartışması doğdu. Aristo felsefesi İslam’ın değildi, Yunan’ındı.</strong> Şu halde İslam felsefesi denen felsefe, İslam’ın ufuklarında Yunan felsefesinin hüküm sürmesinden başka bir şey değildi.<span style="text-decoration: underline;"><sup>[18]</sup></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşüncesini Batı düşüncesi zaviyesinden değerlendirmek, söz konusu düşüncenin önemli bir bölümü olan “oluş” felsefesini de yok saymaya neden olmaktadır. Bu durum İslam düşüncesinin ana damarlarından birini kesmekte, bu düşünceyi kendi özgün mirasından mahrum etmektedir. Halbuki, <strong>adına tasavvufta diyebileceğimiz “oluş” felsefesi, insan eylemlerini ve bunları yöneten iradeyi temele almış, Allah- insan ilişkisini sevgi atmosferinde geliştirmiştir. İbn-i Arabi ile birlikte teorik temellerini bulan tasavvuf, hoca talebe zinciri içerisinde Sadrettin Konevi, Kaşani ve Davut el-Kayseri aracılığıyla Osmanlıya miras olarak kalmıştır. Osmanlı tasavvufunun varlık temelini İbn-i Arabi’nin vahdet-i vücut düşüncesi, bilgi temeliniyse Gazali’nin bilgi anlayışının oluşturduğunu söylemek mümkündür</strong>. İbn-i Arabi’nin Osmanlıdaki temsilcisi durumunda olan Davud el-Kayseri, 14. yüzyılda, temelinde İbn-i Arabi’nin vahdet-i vücut düşüncesi olan Ekberiye tarikatını kurmuştur. Bu tarikat Osmanlıda fiiliyatta pek görünmese de arka planda Osmanlı entellektüelinin zihin yapısını oluşturmaktadır. <strong>İslam düşüncesini modern Batı düşüncesi zaviyesinden değerlendirenler, Osmanlı düşüncesine damgasını vuran bu düşünce yapısının ontolojik temelini oluşturan İbn-i Arabi’nin düşüncelerine teosofi, Gazali’nin düşüncelerine de felsefi değil dini düşünce diyerek bir kenara koyunca kocaman Osmanlı felsefeden yoksun bir medeniyet haline gelmektedir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                                                                             Sonuç</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonuç olarak diyebiliriz ki, <strong>İslam düşüncesini kendine özgü bir düşünce geleneği olarak değil de Batı düşüncesi temelinde değerlendirmek, onun süreklilik arzeden geleneğini yok saymak ve parçalamak anlamına gelmektedir. Böyle bir parçacı yaklaşım, her ekolü geleneğinden kopuk bir düşünce yapısı olarak görmekte ve kolayca başka düşünce yapılarına bağlayabilmektedir. İslam düşüncesinin bu şekilde değerlendirilmesi sonucunda, kelam ilminin Hıristiyan kelamından, İslam felsefesinin Yunan felsefesinden, İslam tasavvufunun Hint düşüncesi ya da Platoncu züht anlayışından kaynaklandığı söylenebilmiştir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Parçacı yaklaşım İslam düşüncesini oluşturan düşünce yapıları arasındaki ilişkiyi bozarak, her birini diğerinden bağımsız düşünce yapıları olarak ortada bırakmış, bunun sonunda İslam düşünce geleneği, birbirinden kopuk düşünceler yığını haline getirilmiştir. Bu kopukluk, sadece ekoller ya da düşünce yapıları seviyesinde kalmamış, bizzat düşünürler de birbirinden kopuk ve ilişkisiz düşünce sahipleri olarak görülmüştür.Bu nedenle Batı düşüncesinde gördüğümüz, birbirini eleştirerek zincirin halkaları gibi belli bir düşünce geleneği oluşturan düşünürler ya da düşünce yapıları İslam düşüncesinde yok gibidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Böyle bir kabul, bu gün bir çok Batılı düşünürün de hayran olduğu İbn-i Arabi, Mevlana, Yunus Emre ve Gazali gibi düşünürleri ya tamamen ya da kısmen yok saymak anlamına geldiği gibi, kendi düşünce yapımızın ana damarını kesmek anlamına da gelmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Çünkü Gazali’nin asli olarak iyi kabul ettiği “mümkün varlık teorisi”, Mevlana’nın Mesnevi’sindeki “insan felsefesi”, Yunus’un şiirlerindeki “sevgi felsefesi”, İbn-i Arabi’nin eserlerindeki “varlık felsefesi” yoksa, İslam düşüncesinin büyük bir bölümü tarih sahnesinde yok demektir. Hele Gazali’nin “Tehafütü’l Felasife”sindeki, akılcı felsefeye yönelik eleştirileri yoksa, İslam düşüncesi de epistemolojik temelden yoksun demektir. Bu nedenle İslam düşüncesi, Batının sosyo- kültürel yapısı temele alınarak değil de İslam coğrafyasında oluşan sosyo- kültürel yapı dikkate alınarak değerlendirilmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Böyle bir değerlendirme, her ekolü yerli yerine oturtacağı gibi, ekolleri oluşturan düşünürlerin fikirlerini de belli bir silsile olarak ortaya koyacaktır. Ayrıca düşünce ekolleri aralarındaki ilişkileri de ortaya çıkararak, kelamileşmiş felsefe ya da dinin emrine girerek teosofi haline gelmiş felsefe gibi adlandırmalar yerine her ilmi özgün yapısıyla yerli yerine koymanın, aralarındaki ilişkiyi bir başkalaşma değil de etkileşim ve dönüşüm olarak değerlendirmenin imkanını doğuracaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dipnotlar:</span><br />
<span style="color: #000000;">1- Bkz: Niccolo Machaivelli, Prens, çev: Kemal Atakay, Can Yay. İstanbul 2008.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2-Doğan Özlem, Tarih Felsefesi, İnkılap Yayınları, İstanbul 200, s. 55- 57.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3-Doğan Özlem, age, s. 266.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4-Ernst Cassirer, Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi, çev: Doğan Özlem, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir 1988, s. 237, 238.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">5-C. H. Beckher, “Turâsu’l-Yûnân fi’ş-şark ve’l-garb”, et-Turâsü’l-Yûnâniyye fî hadârâti’l-İslâmiyye içerisinde, s. 6, 7.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">6-C. H. Beckher, agm, s. 3, 4.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">7-T. J. De Boer, İslamda Felsefe Tarihi, trc. Yaşar Kutluay, Ankara 1960, s. 23, 24.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">8-T. J. de Boer, age, s 23; D. Gutas, İbn Sinâ’nın Mirası, çev. Cünyet Kaya, İstanbul 2004, s. 160.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">9-Bkz: Abdurahman Bedevî, et-Turâsul-Yûnânî fî hadârâti’l-İslâmiyye adlı derleme kitabındaki makaleler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">10-Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname, Ahmet Kamil Matbaası, İstanbul 1330, s. 24.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">11-Aleaddin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, Teori Yayınları, Ankara 1986, s.311, 312; Ayhan Bıçak, Tarih Felsefesinin Oluşumu, Dergah Yayınları, İstanbul 2004, s. 49, 50; Cengiz Batuk, Tarihin Sonunu Beklemek, İz Yayıncılık, İstanbul 2003, s. 213- 215.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">12-Gazali, Tehafütü’l Felasife, Darü’l Meşrık, Beyrut 1990, s. 44.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">13-Gazali, age, s. 176.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">14-Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir 1995, s. 14, 15.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">15-Paul Nizan, Eskiçağ Maddecileri, çev: Avşar Timuçin, Telos Yayınları, İstanbul, s. 27.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">16-Gazali, age, s. 203.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">17-Latif Hüseyin Kazmi, “İkbal’de İnsan Varlığı Kavramı”, çev. Hasan Ayık, ’in Düşünce Dünyası içerisinde, İnsan Yayınları, İstanbul 2004, s. 175.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">18- Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, Dergah Yayınları, İstanbul 1997, s. 54, 55.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">   </span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #999999;">Aşağıdaki makale aynı hocamızın Yunan felsefesinden yapılan tercüme faaliyetlerinin sadece aktarma, köprü görevi görmediğini veya bu faaliyetlerin belli bir zaman aralığı ile sınırlı olmadığı aksine, &#8220;planlı ve programlı bir kültürel değişim programının&#8221; bir parçası olduğunun altını çizmekte ve örneklerle konuya açıklık getirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                                                                                  II</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                                          İslam Biliminin Merkezi Olarak Bağdat ve Halife Me’mun</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Halife Me&#8217;mun, peygamberimizin, “ilim Müslüman’ın yitik malıdır, onu nerede bulursa almalıdır” şeklindeki tavsiyesine uyarak, 830 da Tarsus’u da aldığı fetih sonucunda, Bizans İmparatorundan öncelikle ellerindeki kitapları kendisine teslim etmesini istemiştir. Bunun yanında Me’mundan önceki halifelerden olan Harun Reşid (786-809) Ankara&#8217;yı ele geçirirken Me&#8217;mun Roma İmparatoru III. Michel&#8217;e karşı zafer kazanırken, savaş tazminatı olarak eski elyazması kitapları talep etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Halife Me’mun’un da başında bulunduğu Abbasi devleti, Hıristiyan Roma imparatorluğunun “pagan” damgası vurarak sapkın kurumlar olarak ilan ettiği birçok ilim merkezinin faaliyetine izin vermiş ve bu merkezleri dolduran bilginlere kucak açarak, yönetim merkezi olan Bağdat’ta, onlara ilmi meseleleri özgürce tartışabilecekleri ortam hazırlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Örneğin <strong>Yeni-Platonculuğun merkezi olan İskenderiye Okulu</strong>, Antik Yunan kültürü ile birlikte, kadim Mısır, Doğu dinleri ve Yunan felsefesinin okutulduğu bir merkezdi. Bu merkezde Yunan filozofu Platon (MÖ 427 347), Aristo (MÖ 385-322), Epikür (MÖ 341-270) ve Stoacıların fikirleri devam ettirilmekteydi. <strong>İskenderiye okulunda Antik Yunan felsefesinin yanında Doğu&#8217;nun bütün kültürel, fikri, ilmi ve mitolojik mirası bir arada bulunuyordu ki, işte bu “Genel Karışım” Heleniz’mi ortaya çıkarmıştı</strong>. Philon (MS 54) ve Platulunculuk’la Tevrat’ı uzlaştırarak dinî felsefenin önüne geçiren Pilotinos gibi büyük Yahudi filozoflar da bu okulda yetişmişlerdir. (Peters, 1996, 40- 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bu okulda ayrıca geometrinin kurucularından olan Oklit (y.MÖ 365-275), tıp ilminin kurucularından olan, Hippokrat (MÖ 460-377) ve Galen( MS 131-200) yetişmiştir. Özetle söylemek gerekirse <strong>felsefe, tıp, matematik, fizik ve simya gibi ilimlerin okutulduğu bu okul, Bizans İmparatorluğu tarafından yasaklanınca varlığını ancak İslam topraklarında sürdürebilmiştir.</strong> Nitekim Ömer bin Abdulaziz (Öl. H. 101) döneminde söz konusu <strong>okul İskenderiye&#8217;den Müslümanların elinde bulunan Antakya&#8217;ya taşınmıştır</strong>. İskenderiye Okulu, Abbasi halifesi Mütevekkil zamanında ( H. 232-247) da Harran&#8217;a taşınmış ve Farabi’nin hocası Yuhanna bin Haylan bu okulda yetiştirmiştir. (Demirci, 1996, 30, 31)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bunun yanında Bizans İmparatorunun Atina Akademisi’ni pagan damgası vurarak kapatmasıyla (m. 529) dağılan ve Doğu Roma’dan İran’a kaçan Yeni-Platuncu Filozoflar ve Nasturîlerin kurdukları, felsefe ve tıp akademisi konumundaki <strong>Cundişapur okulu, 738 de yılında Cundişapur’a giren Müslümanlar tarafından korunarak varlığını devam ettirmiştir.</strong> (Demirci, 1996, 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Ayrıca felsefe , tıp ve matematik eğitimi veren <strong>Antakya, Urfa ve Nusaybin okulları Bizans imparatorluğunun Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra sapkın okullar olarak ilan edilmiş, varlıklarını ancak Müslümanların yaşadıkları coğrafyada devam ettirebilmişlerdir</strong>. (Peters, 1996, 40- 51.)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bu cümleden olarak şunu da ilave edebiliriz, Bizans İmparatoru Alekxandros&#8217;un işgalleri sonucunda Harran’a kaçan Yeni Eflatuncu filozoflar, burada “Harran Okulu”nu kurmuşlar ve Eflatuncu fikirleri yöredeki Sabii inancıyla sentezlemişlerdir. M. 639 da <strong>Müslümanlar Harran’ı fethedince, bu okula dokunmamışlar</strong>, daha sonra Halife Me&#8217;mun döneminde cizye ödeyerek kendi dinlerinde kalmışlardır. Me&#8217;mun, döneminin mütercimlerinden Sabit bin Kurra (M. 1002 ) Harran Okulu’ndan yetişmiştir. (Bakkal, Tarihsiz, 83- 85.)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Halife Me’mun, bir yandan bilimler akademisi haline getirdiği kütüphaneleri zenginleştirmek için devlet bütçesinden yüklü paralar ayırmış, diğer yanda bu kitapların tercüme ettirmek için, mütercimlere kucak dolusu paralar vermiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hatta bazen terazinin bir kefesine tercüme edilen kitaplar, diğer kefesine de altınlar konularak, tercümelerin bedeli altınla ölçülmüştür. Bizzat Halife Me&#8217;mun’un, döneminin mütercimleri olan Huneyn bin İshak, Hubeyş bin Hasan ve Sabit bin Kurra&#8217;ya tercüme için ayda 500 dinar verdiği bilinmektedir. Halife Me’mun, Beni Musa adlı astronom heyetinden dünyanın enlem ve boylamını ölçmelerini istemiş onlar da Sincar ve Kufe ovalarında yaptıkları iki ayrı deney sonucunda bir meridyen yayının mesafesini ölçmüşlerdir. (Sezgin, 2007, 11, 12.)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Abbasilerde sadece devlet değil bazı zengin ailelerin de özel kütüphane kurarak ilmi eser ve araştırmalara büyük paralar yatırdığı bilinmektedir. Örneğin Abbasi devletinde nüfuzlu bir aile olan Bermekiler, Astronomi bilgini Musa bin Şakir&#8217;in oğulları Muhammed, Ahmet ve Hasan adındaki üç bilgin ve kaşif kardeşi, coğrafi araştırmalar yapmaları için görevlendirmiş ve masraflarını üstlenmişlerdir. (Sezgin, 2007, 9; Dalkılıç, 2010, 183- 197)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Halife Me’mun, Abbasilerin varlıklarını sürdürmelerine müsade ettiği <strong>İskenderiye, Cündi-Şapur, Harran Okulu gibi okulların kütüphaneleri’nden, ayrıca Hindistan ve Bizans&#8217;tan kitaplar getirerek Bağdat’taki kütüphenleri doldurmuştur.</strong> (Bozkurt, 2002, 115- 119) Örenğin Me&#8217;mun Roma imparatorundan izin aldıktan sonra bir tercüme kurumu olan Beytül-Hikme Başkanı Salim el-Harrani&#8217;nin bulunduğu bir Heyet’i kitap temini için Bizans&#8217;a göndermiştir. Bir sonraki Heyet’in başında ise Me’mun dönemi mütercim ve filozoflarından olan Huneyn bin İshak bulunmaktadır. <strong>Huneyn bin İshak, Bizans&#8217;tan büyük paralar karşılığında kitaplar temin ederek Bağdat’a getirmiştir. Bunun yanında çevrede bulunan kilise ve okullarından, ayrıca komşu ülkelerden ve Kıbrıs&#8217;tan getirilen değerli eserlerle bütün Bağdat kütüphaneleri dolmuştur.</strong> (Demirci, 1996, 53- 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Yabancı ülkelerden getirilen kitaplar, kültürel değişim programının temeli durumunda olan birinci aşaması için hazırlık durumundadır. <strong>Asıl mesele bu kitapların Arapça&#8217;ya tercümesi, arkasından özümsenerek anlaşılmasını ve nihayet İslam düşüncesi bünyesine adapte edilerek yeniden üretilmesidir.</strong> Bu nedenle Halife Me’mun daha önce kendi mecrasında seyreden tercüme faaliyetlerinin daha yoğun bir şekilde sürdürülmesini sağlamış, kendinden önce kurulan tercüme kurumlarını işlevsel hale getirmiştir. Böylece o, büyük bir kültürel değişim programının birinci adımı olan tercüme faaliyetlerini kurumsallaştırarak devam ettirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                      Bir Kültürel Değişim Programı Olarak Tercüme Hareketleri</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">İslam medeniyetinde, başından beri yürütülen ilmi faaliyetler, plansız ve programsız bir girişimler yığını veya bir dönemin oluşturduğu hava ile yoğunlaşan rast gele çabalar olarak değildir. Çünkü bunlar kuru bir istek veya arzu üzerine kurulmuş, saman alevi gibi işler değil, ilk emri “oku” olan bir dinin ilmin üstünlüğüne olan itikadının bir sonucudur. Bu nedenle, Halife Me’mun dönemindeki ilmi faaliyetleri, bir bütün olan İslam medeniyetinden kopuk bir devre olarak değerlendirmek oldukça yanlış bir değerlendirme olacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">İslam medeniyetini birbirinden kopuk parçalar, birbirini yok eden devirler olarak kabul eden müsteşrik mantığına dikkat çekerek diyoruz ki, Abbasi halifesi Me’mun dönemini II. Halife Hz. Ömer döneminden ayırmak mümkün olmadığı gibi, Me’mun dönemindeki faaliyetleri de Emevi hükümdarı olan Ömer bin Abdulaziz döneminden ayırmak mümkün değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Aynı şeklide İslam medeniyetindeki ilmi faaliyetleri de birbirinden ayırarak, biri diğerini yok eden, ortadan kaldıran kültürel unsurlar olarak kabul etmek de mümkün değildir. Bir selef alimi olan Bakillani’yi Mutezile alimi olan Kadı Abdulcabbar’dan ayırmak mümkün olmadığı gibi, Aristo felsefesini eleştirdi diye Gazali’yi İbn-i Sina ve Farabi’den ayırmak da mümkün değildir. <strong>Bunlar bir zincirin halkaları gibi, biri diğerini eleştirerek ilerleyen sistemli düşünceler silsilesidir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">İslam medeniyetini birbirinden kopuk parçalar olarak değerlendirenler, Me’mun döneminde Yunan felsefesinden yapılan tercümeleri, İslam tarihindeki tercüme faaliyetinin nerdeyse tamamı olarak değerlendirmiş, böylece <strong>bütün tercüme faaliyetinin sadece Yunan felsefesini kapsadığı gibi bir yanlış kanaati yaygın kanaat haline getirmişlerdir. Söz konusu yanlış anlayışın sahipleri, Halife Me’mun dönemindeki tercüme faaliyetlerinden de sadece Yunancadan yapılan tercümeleri aşırı biçimde öne çıkararak, Hintçeden, Farsçadan, Eski Mısır kültürünün dili olan Kıptice ve Aramiceden yapılan tercümeler neredeyse hiç dikkate alınmamıştır. Böylece Yunan felsefesinden yapılan tercümeler, İslam düşüncesini geliştiren ve ilerleten tek kültürel faaliyet olarak hafızalarda kalmıştır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bu kanaati kabul edenler, İslam düşüncesinde Yunan felsefesinin yeşerdiği dönemi, düşüncenin olduğu, bu felsefenin eleştirilerek bir şekilde zayıfladığı dönemleri de düşüncenin inkiraza uğradığı dönemler olarak sunmuşlardır. Bu nedenle Gazali, İtalyan Filozof G. Bruno’yu M. 1600 yılında yaktıran, Galile’yi ölüme mahkum ettiren, kilisenin kutsal bilim kabul ettiği Aristo karşıtı fikirleri 12. Yüzyılda söyleyerek bilimsel devrim yaptığı halde, düşüncenin önünü tıkayan engel olarak lanse edilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bunun yanında Halife Me’mun dönemindeki tercüme faaliyetlerinin, onun şahsi gayretleriyle sürdürülmüş, belli bir dönemi kapsayan geçici bir faaliyet olduğu kanaati beslenerek, bu yanlış kanaati de yaygın kanaat haline getirmiştir. Halbuki, yukarıda da belirttiğimiz gibi, <strong>Müslümanların bilime olan ilgisi, bir inanç ve itikat meselesidir. Bu nedenle onu nerede bulursalar almışlardır. Ancak Müslümanların ilmi faaliyetleri rastgele, birbirinden kopuk, plansız ve programsız bir faaliyet de değildir. Nitekim ne tercümeler sadece Yunan felsefesiyle sınırlıdır, ne de tercüme faaliyetleri Halife Me’mun dönemine has bir faaliyettir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Örneğin,<strong> Hz. Ömer döneminde Medine&#8217;ye bir grup İranlı matematikçi geldiği Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Ömer&#8217;den hazineden bu gruba para verilmesini bunun karşılığında onların da insanlara cebir ve mukabele öğretmelerini istediği, bunun üzerine önce Hz. Ali&#8217;nin onlardan cebir ve mukabele ilmini öğrenmek için ilişki kurduğu</strong> belirtilmektedir. (Öztürk, 2001, 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Hz. Ömer döneminde başlayan tercüme faaliyetinin Emevîler döneminde de sürdüğünü görmekteyiz. Söz konusu tercüme faaliyetleri ilk etapta tıp ve müspet bilimlere yönelmiş, devlet adamlarının yabancı ilim adamlarını saraylarına davet etmeleri, yazmış oldukları Süryanice, Yunanca ve Kıptî dilindeki kitapları Arapça’ya tercüme etmeleri ile bilimsel anlamda karşılıklı etkileşimler başlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Tercüme faaliyetlerinin Emevi devletinin kurucusu Muâviye döneminde de sürdüğünü  görmekteyiz. Bu dönmede İbn Âsâl (Öl. M. 666) Müfret-Mürekkep İlaçlar ve Kuvvetleri (el-Edviyetü’l-Müfrede ve’l-Mürekkebe ve Kuvâhâ) isimli bir çalışma yapmış, bu çalışmasında Yunancadan ve Süryaniceden pek çok eseri kaynak göstermiştir. Emevi halifesi Muâviye, İbn Âsâl’dan bu eserlerden bir kaçını Arapça’ya tercüme etmesini istemiştir. (Aycan, 2000, 217)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bir başka Emevi halifesi <strong>Mervan b. Hakem</strong>’in (684-685) de Masercis adlı bilgine Ahron’un Künnaş adlı eserini tercüme ettirdiği bilinmektedir. (Sezgin, 2007, 4) Tercüme faaliyetlerine<strong> Halid b. Yezid</strong>’in (Öl. M. 704) öncülüğünde devam edilmiştir. İskenderiyeli iki rahip Staphon ve Maranianos, diğer bazı branşlar yanında tıp sahasında yazılmış Grekçe ve Kıptice eserleri Halid adına tercüme etmişlerdi. (Aycan, 2000, 213) Hummalı bir tercüme faaliyetinin başladığı Halife <strong>Me’mun</strong> zamanından çok önceleri <strong>Abbasi Halifeleri Mansur</strong> (M. 754-775) ve <strong>Harun Reşid </strong>(M. 786-809) tercüme faaliyetlerine destek vererek Hıristiyan tabipleri saraylarına davet ettikleri bilinmektedir. Onların yaptıkları tercümeler İbn Ebi Useybia tarafından geniş bir biçimde aktarılmaktadır. (Meyerhof, 1937, 23) Harun Reşit döneminde söz sahibi ailelerden olan İran asıllı Bermeki ailesi, <strong>Grek bilimi kadar Hint bilimi ile de ilgilenmekteydi.</strong> Hatta çoğu zaman Hint tıbbını Yunan tıbbına tercih ediliyordu. Meyerhof’un da işaret ettiği üzere bunlar Pers diline tercüme edilmiş ve Arapçaya bu yolla geçmişlerdir. Bilim tarihi ile ilgili modern çalışmalar bize Hint tıbbının kadim bir kökene sahip olduğunu ve bazı ayrıcalıklarının bulunduğunu göstermektedir. (Meyerhof, 1937, 25-26</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Müslümanların ilme merakı sadece Yunan felsefesiyle sınırlı değildir. Halife Me’mun, hem batı hem de doğuya ilim heyetleri göndererek oralardaki kitapları Bağdat’a toplamış ve tercüme ettirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                                          Cebir ve astronomi alanında iki örnek</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Örneğin Müslümanların matematik ilmine ulaşması çoğunlukla Hint ve Mısır’dan yapılan tercümelerle mümkün olmuştur. Tarihsel kayıtlara göre, Müslümanların başından beri şifahi olarak bildiği ve nesilden nesle aktardığı matematik ilmi, Halife Memun’un isteği üzerine, Harezmi tarafından kitaba dökülmüş, ortaya çıkan bu eserle Harezmi, cebir ilminin temellerini atmıştır. Nitekim <strong>Harezmi de (öl: 870) eserinin önsözünde kendinden önceki bu birikime dikkat çekerek ilim adamının böyle bilgileri bilimsel kalıba nasıl dökmesi gerektiğini şöyle ifade etmektedir: Bir ilim adamı ya kendinden önce kimsenin tespit edemediği bir konuda eser kaleme alır ve kendinden sonrakilere aktarır, ya kendinden önce gelen ilim adamlarının kapalı bıraktığı konuları açıklar, kolaylaştırır ve anlaşılır kılar veya daha önce yazılmış eserlerde bulunan eksiklikleri giderir, yanlışları düzeltir</strong>. (Fazlıoğlu, 224-227) İslam medeniyetindeki ilmi faaliyetlerin sadece Yunan felsefesiyle sınırlı olmadığın gösteren en önemli örnek Matematikçi Harezmi’dir. Harezmi Halife Me’mun döneminde yetişmiş, onun teşvikleriyle ilim heyetlerinde bulunmuş, sıfırlı sayı sistemini Hindistan’dan getirmiş ve bu sayı sistemiyle Hint matematiğini cebire uygulamış olan bir Türk matematikçisidir. Harezmi, Hisabi’l Hind adlı eseriyle Hint rakamlarını tanıtmış, “Kitabu’l Muhtasar fi Hisabi’l Cebr ve’l Mukabele” adlı eseriyle cebiri matematiğin bağımsız kolu haline getirmiştir. Ayrıca cebirle geometri arasında paralellik kurarak analitik geometriyi kurmuştur. (Sezgin, 13) Harezmi’nin bu çalışmalarının, Batı dünyasında gelişen modern bilim için de önemli bir katkı olduğunu görmekteyiz. Nitekim <strong>Newton’un fark edip formüle edemediği “güneşin çekim gücü” için “sonsuz küçükler hesabı” gerekliydi. Batı dünyası bunu Harezmi’nin kitaplarında bulabilmiştir.</strong> Ayrıca Newton’un “Doğa Felsefesinin Matematiksel Prensipleri” adlı kitabı geometrik dille yazıldığı için anlaşılamıyordu Bunun için analitik geometri gerekliydi. <strong>İslam dünyasından yapılan tercümeler sayesinde Harezmi’inin analitik geometrisi Batıya geçti.</strong> Denilebilir ki, bu sayede Descartes analitik geometriyi (cebirsel geometri) yazabildi. Bu gelişmeler, Newton’un ortaya koyduğu, doğanın matematiksel prensiplerinin anlaşılmasını sağladı. Nitekim Harezmi’nin sıfırlı sayıları ve bu sayılarla yapılan hesabı tanıttığı “Kitabu Hisabi’l Hint” adlı kitabını; M. 1202 yılında Leonardo Fibonacci “Liber Abaci” (Hesap Kitabı) adı ile Latinceye aktarmış ve Arap-Hint rakamlarının batıya tanıtmıştır. Ayrıca Harezmi’nin “el-Cebir ve’l Mukabele” adlı eseri M. 12. Yüzyılda Latinceye çevrilmiş ve Batı üniversitelerinde M. 17. yüzyıla kadar okutulmuştur. (Sezgin, 2007, 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bunun yanında Müslümanlar, Ortaçağda kilise tarafından kutsal bilim olarak kabul edilen Aristocu Astronomi, diğer adıyla Batlamyus astronomisini, kendi bilimsel çalışmaları ve Yunan kaynakları dışındaki tercümelerle, Galile, Kepler ve Kopernik’ten asırlarca önce eleştirmiş ve yanlışlarını ortaya koyarak farklı bir astronomiye yönelmişlerdir. Bilindiği gibi, Aristoteles’in evren anlayışına göre şekillenmiş olan <strong>Batlamyus astronomisi, İslam kültürüne aktarılır aktarılmaz, bu astronomiye karşı eleştiriler yazılmış, yanlışları ortaya konularak birçok düzeltmeler yapılmıştır.</strong> Örneğin, Battanî (Öl: M. 929) “Kitabu Ziyci’l Kebir”, İbn-i Yunus (Öl: M. 1009) “Ziyci’l Hakim”, İbn-i Heysem (Öl: M. 1039) “Şükûk ale’l Mecisti” adlı eserleriyle Batlamyus astronomisinin yanlışlarını ortaya koymuşlar. Aynı asırda Ömer b. Hayyam (Öl: M. 1039), “Şükûk ala’l Batlamyus”, Birunî (Öl: M. 1050) “Kanun el Mesudî” adlı eserleriyle Batlamyus astronomisini eleştirmişler ve yanlışlarına işaret etmişler. (Ayık, 2008, s. 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki, <strong>Halife Me’mun döneminde zirveye ulaşan tercüme faaliyetleri, sadece Yunan felsefesine değil, zamanın diğer ilim merkezleri olan Hint, Mısır ve Fars kültürü gibi farklı kültürler de dayanmaktadır. Ayrıca bu faaliyetler, sadece belli bir dönemin değil İslam medeniyetinin başından beri sürdürdüğü bir faaliyettir. Bunun yanında söz konusu tercümeler, rastgele değil planlı ve programlı bir kültürel değişim programının ürünüdür. Bu program sayesinde Müslümanlar, doğası gereği, etkiye açık olan ve sürekli değişen kültürel yapıyı, yabancı unsurlardan korumak yerine, belli bir plan ve program çerçevesinde yabancı kaynaklarla güçlendirmişlerdir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;"> * Prof. Dr. Hasan Ayık, Türkiye Manas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-ve-insanligin-kaderi.html">Oksidentalizm ile ilgili 11 kitap özeti</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islam-ve-insanligin-kaderi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek dişi kalmış canavar; Batı Medeniyeti!</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/tek-disi-kalmis-canavar-bati-medeniyet.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/tek-disi-kalmis-canavar-bati-medeniyet.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2017 15:19:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oksidentalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlaksız]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalist ve (Irkçı ve mezhepçi ) fanatik]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Tek dişi kalmış canavar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=7193</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu konuya ek olarak, ‘İslam ülkeleri neden geri?’, ‘Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Modernizm ve kadın’, ‘İslamofobi’, ‘Misyonerlik’, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz.   Giriş “Bizim sorunumuz Batı iledir, çünkü Batı’nın sorunu bizimledir.” (Attila İlhan, Milli Gazete Röportajı, 22-23-24 Mart 2003) “Biz Batıyla er geç hesaplaşmak zorundayız.” (Kemal Tahir, Yol Ayrımı, s. 237) Seyyid Hüseyin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/tek-disi-kalmis-canavar-bati-medeniyet.html">Tek dişi kalmış canavar; Batı Medeniyeti!</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #999999;">Bu konuya ek olarak, ‘İslam ülkeleri neden geri?’, ‘Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Modernizm ve kadın’, ‘İslamofobi’, ‘Misyonerlik’, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz. <strong> </strong></span></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bizim sorunumuz Batı iledir, çünkü Batı’nın sorunu bizimledir.” (Attila İlhan, Milli Gazete Röportajı, 22-23-24 Mart 2003) “Biz Batıyla er geç hesaplaşmak zorundayız.” (Kemal Tahir, Yol Ayrımı, s. 237) Seyyid Hüseyin Nasr: “Batı yalanın üstünde yaşar, Doğu hakikatin üstünde uyur.” (Fuat Bol, Hürriyet, 11.05.2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudi asıllı olup sonradan Müslüman olan Muhammed Esed (Leopold Weıss) 1964 yılında yazdığı eserde şöyle yazmaktadır: “Avrupa Haçlı savaşlarının ruhundan doğmuştur. Gerçek odur ki, Avrupa hiçbir devirde bugünkü kadar İslam&#8217;dan uzak olmamıştır.”<strong> </strong>(Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 64, 71) Aslında Nietzsche’nin dediği gibi, &#8220;İslam kültürü asil bir kültürdür, temellerini insan fıtratına borçludur. 19. yüzyıl kültürümüz mukayese edildiğinde, İslam kültürünün yanında son derece yoksul ve geç kalmış bir kültür olduğu görülmektedir. Haçlılar, asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardır.&#8221; (Nietzsche, Deccal sahte İsa, s. 130) Nietzsche neredeyse haçlılara &#8216;Barbar&#8217; demektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 219) Halbuki “Sömürgecilik, &#8216;Batınının dışında herkes yerli-barbardı.&#8217; düşüncesini putlaştırmıştı. Batılıların herkesi öldürmeye, sömürmeye, Hristiyanlaştırmaya hakları vardı.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 21)   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı aklı menfaate hizmet eder. Hak, adalet, ahlak tümünü menfaat yolunda kullanır. Müslüman ise, hakka/hayra ulaşmaya akıl der. İslam’da güç, iktidar, servet hakk/hayır yolunda kullanılır. Batının golf sahalarına harcadığı su, tüm dünyadaki çölleri yeşertecek kadar fazladır; gelişmiş ülkelerde obeziteye harcanan para, fakir ülkelerdeki insanları doyuracak olan miktardan çok daha fazladır. 2021 yılında evcil hayvan ürünlerine dünya genelinde 189 milyar dolar harcanmaktadır. Bütün Afrika kıtasına, tüm dünyanın senelik yaptığı yardım 49 milyar dolardır. Bu da, o kıtadan sömürdükleri madenlerin küçük bir miktarına karşılık gelmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-15047 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43645768.png" alt="" width="560" height="393" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10974 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med-2010.jpg" alt="" width="520" height="384" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yukarıda bir sosyal medya paylaşımının ekran görüntüsünü görmektesiniz. Olaylara siyasal açıdan bakıp celladına aşık olmuş bir neslin içine düştüğü garabet ve paradoks paylaşımda açıkça görülmektedir. Halbuki medeniyet insanlıkla olur. Köle sistemini yerleştirip, dünyayı sömürüp elde edilenle kendi rahatları için planlama ile mimari yapmak medeniyet değildir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Leopolde Weiss (Müslüman olunca aldığı isimle Muhammed Esed) Batı ruhunun amacını şu şekilde özetlemektedir: “Batıda hakim olan gaye, ‘maddi fayda’ ve aktif genişlemedir. (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 45) Modern Batının gerçek ilahı, maddi ferahtan ibarettir, gücünü kuvvete rağbetten almaktadır. Bu ikisi de eski Roma medeniyetinden ona miras kalmıştır. (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 47) Nasıl eski Roma&#8217;da hakim olan fikri ve sosyal ortam sırf fayda odaklı idiyse, modern Batıda da durum tamamen aynıdır. Batıda hakim olan fikir, bütün gücü maddi imkanları elde etmek ve ahlakın kendisini bağlamasına imkan vermemek şeklindedir. Madde ve servet Batıda, kendisine tapılan Allah&#8217;tan başka bir mabut haline gelmiştir. Sıradan Avrupalının müspet bir tek dini vardır o da, maddi ilerleme ve refaha tapınmaktır. Hayatın gayesinin tabiatın zulmünden kurtulmak olduğuna inanmışlardır. Bu dinin mabet ve tapınakları büyük fabrikalar, sinemalar, kimya laboratuvarları, dans salonları, elektrik santralleridir. Bu dinin kahinleri ise bankerler, altın babaları, mühendisler, sinema yıldızları, sanat öncüleri ve uzay kahramanlarıdır. Ahlak felsefesi yalnız pratik fayda temeline oturtulmuş (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 50-57) ve İslam&#8217;ı küçük görme hastalığı, Avrupa düşüncesinin esaslarından biri olmuştur.” (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 67) “Romalılar diğer milletleri, Roma İmparatorluğu&#8217;nun menfaat ve çıkar yolunda kullanıp çalıştırmışlardır. Romalıların meşhur adaleti ise, sadece kendilerini özeldi. İlahlarının pratik hayata müdahale etmelerine hiçbir zaman müsaade etmemişlerdir.” (Muhammed Esed, Islam at the Cross Roads, s. 39)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonradan Müslüman olan Fransız filozof ve eski sosyalist siyasetçi Roger Garaudy: “Batı bir kazadır.” (Roger Garaudy, İslam&#8217;ın vadettikleri, s. 18) der ve devam eder: “Batı katliam yapma yeteneğine sahiptir. Size neleri hatırlatayım ki? Amerikan Kızılderililerin imha edilmesini mi? Esir ticaretini mi? Hiroşima’yı mı? Auschvvitz’i mi? Hristiyan Batı Uygarlığı budur! Biliyor musunuz ki, dünyadaki zenginliklerin yüzde 80’i nüfusun yüzde 20’si tarafından kontrol edilmekte ve tüketilmektedir? Yılda 40 milyon kişi ölmektedir ki, bu da gün başına bir Hiroşima demektir. Önce ateşi alevlendiriyorlar, sonra da itfaiyecilik oyunu oynuyorlar. Hâlâ Haçlı Seferleri devrini yaşamaktayız!” (İ. Çolak, Osmanlı’yı aramak, s. 37; 6 Ekim 1994 tarihli basından) Evet, &#8220;Batı, medeniyet elbisesi giymiş korkunç bir vahşettir.&#8221; (Said-i Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s. 75) O nedenle de FİFA Başkanı Gianni Infantino, &#8220;Ben Avrupalıyım. Dünyanın dört bir yanında 3 bin yıldır yaptıklarımız için, ahlak dersi vermeden önce 3 bin yıl özür dilemeliyiz. Ahlak dersi vermeden önce geçmiş 3 bin yılda yaptıklarımız ve gelecek 3 bin yılda yapacaklarımız için özür dilemeliyiz. Tek taraflı ahlak dersi ise sadece ikiyüzlülüktür.&#8221; (BBC, Euronews, 19/11/2022)  demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peki, Batı teknolojide nasıl ilerledi? Endülüs&#8217;ün işgali ve Haçlı seferleri vasıtasıyla İslam ülkelerinden almış oldukları (detay için, ‘İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi’ adlı yazımıza bakılabilir.) bilgiyi, sömürdükleri ülkeler ve başta Amerika kıtasından çaldıkları altınlarla birleştiren ve bu güç savaşını Afrika&#8217;yı ve Asya&#8217;yı köleleştirmek/sömürgeleştirmek üzerinden devam ettiren Batı, çalınan bilgi ve sömürü ile elde edilen sermayeyi birleştirerek Rönesans’ı gerçekleştirmiş ve daha sonra elde etmiş olduğu bu bilgi birikimini insanlığın faydasına katkı sağlamak için kullanmak yerine, dünyadaki sömürü düzenlerinin devamı için kullanmış, bu da yetmezmiş gibi sadece insan türüne zarar vermeyip, doğanın da dengesini bozmuş, hayvan neslini yok edip, bitki çeşitliliğini ortadan kaldırmışlardır. İlk çağlardan itibaren Avrupa&#8217;nın kendi içindeki güç mücadelelerinin bir mirası olarak, kendi içlerindeki çekişmelerini Avrupa dışına da taşımışlar ve günümüzde ilaç sanayinden gıda sanayisine, teknolojik ürünlerden uzay çalışmalarına her türlü icadı yine maddi çıkar, mücadele ve sömürü aracı olarak kullanılmaya devam etmektedirler. Batı medeniyetinin gelmiş olduğu son noktada teknoloji, hâlâ bir sömürü aracı ve toplumlara hakimi olma vasıtası olarak kullanılmaya devam ettirilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Modernizm, emperyal bir anlayıştır. Hem doğayı hem de insanı sömürür. Gelinen noktada, dinin boşluğunda insan evrende mutsuz olmuştur.  Tolstoy boşuna, &#8220;tarihin hiçbir döneminde, giderek canavarlaşan şimdiki Hristiyan dünyasındaki kadar ahlaksız, insanların hayvani ihtiraslarına hiçbir kısıtlamanın getirilmediği bir hayat yaşanmadı.&#8221; (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 64, 65) dememektedir! &#8220;Şu an içinden geçtiğimiz dünyada, bütün insanlığın kullandığı temel kavramlar ve kurumlar, modernliğin, modern Batılıların eseridir. Soru şu: Batılılar, ne yaptılar da, kurdukları ‘dünya’yı, bütün dünyaya hakim kıldılar? Tabii ki gücü ele geçirerek! Sonra da, güç üreten bilim, teknoloji gibi araçlara sahip olarak. Ve son olarak da, bütün kıtalara, bütün okyanuslara hakim olarak. Sonuç: Modern Batı uygarlığı, gücün eseridir ama kendisini de bütün dünyayı da güç üreten araçların esiri yapmıştır. İnsan, araçların kölesi şimdi. Batılı insan, bu ‘yakışıklı, şık’ araçları üretti ama araçlar insanı ayarttı, kendisine esir etti. İnsan, insanı tanrılaştıran seküler insan, Tanrı fikrini karikatürleştirdiği, hakikati buharlaştırdığı için büyük bir anlam boşluğunun eşiğine sürüklendi. Hayat anlamını yitiriyor: İnsan, hayattan kaçarak hayata tutunuyor. İnsan, hayattan stadyumlara, film salonlarına, müzikhollere, dans salonlarına kaçarak hayata tutunmaya çalışıyor.&#8221; (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 4-6 Ocak 2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Yerliler kolayca denetlenebilecek bir sayıya kadar indirgenmeli veya imha edilmelidir ve bu süreçte, medeniyetin tersine olmakla birlikte yerlilerin menfaati için, medeni ana ülke kaçınılmaz olarak çok hazine ve kan harcamalıdır.&#8221; (H.C. Morris, History of Colonization, I/21) &#8220;Uzak diyarlardaki doğal servet bile insanlığın faydası için, medeni devletlerin bireyleri tarafından kullanılmalıdır ve her ne olursa olsun o diyarlar denetim ve kontrol altına alınmalıdır.&#8221; (P.S.Reisch, World Politics, s. 11) &#8220;Avrupa’nın bütün refahında sömürgelerin kanı vardır. Gelişmişliğin sermayesi, sömürgelerden gelen artı değerlerdir.&#8221; (İsmet Özçelik, CNNTürk, 19.01.2023) &#8220;Elindeki ekonomik ve teknolojik gücü, medeniyet ve ilerleme adına barbarlık yapmak için kullanan toplumların tarihte pek çok örneği vardır. Aydınlanmanın vaat ettiği &#8216;özgür birey, rasyonel toplum&#8217; ideali, Batılı olmayan &#8216;barbarlar, bedeviler, ilkel toplumlar&#8217; tarafından değil, modern medeniyetin pratikleri tarafından anlamsız hale getirilmiştir. (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 29, 31) Batı, Medeniyet kavramını emperyal politikalarının bir aracı olarak kullanılmaktadır. (Barbar Modern Medeni, s. 33, 40) Kendi içinde liberal, çoğulcu ve demokratik bir dünya hayal ettiğini söyleyen Batı, Batılı olmayan toplumlara karşı gayri medeni ve barbarca davranmaktan çekilmez ve bunu onların iyiliği için yaptığını ileri sürer.&#8221; (Barbar Modern Medeni, s. 74) &#8220;Ateist zihniyetin nihilizme savrulması gayet tabiidir. Batı medeniyetinin dünyada cari olan zulüm, işgal, zorbalıklara karşı gösterdiği duyarsızlığı anlamak için söz konusu tutumun ardında, böyle bir zihinsel arka planın bulunduğunu unutmamak gerekmektedir.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Doçent Doktor Faruk Sancar, s. 115) “Avrupa&#8217;nın siyasal kodları hiç değişmemiştir. O kodlar da düşmanlık üzerine.&#8221; (Hulki Cevizoğlu, Haber Global, 04.05.2023) kuruludur. &#8220;Haçlı Savaşları ile Irak’ın işgali aslında aynı şeydi. Osmanlı’yı dağıtıp paylaşmaları aynı şeydi. Yüzyıllardır “düşman İslam”dı. Bu, hiçbir zaman değişmedi. Her saldırıyı farklı gerekçelerle pazarladılar. Ama aslında temel ruhları aynıydı. Hiçbir zaman “düşman üretmeden” bir şey inşa edemediler. Böyle bir gelenekleri yoktu. Eğer düşman üretemezse kendi içinde çatışacaktı. Bunu da biliyordu.&#8221; (İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 17.06.2021) “İslam&#8217;a saldıran ilk haçlıların beşiği Avrupa&#8217;dır. Hâlâ da öyle.” (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 323) Aslında &#8220;Bize geri kalmış, cahil diyen Batı, kadavradan başka bir şey değildir.&#8221; (Hişam Şerabi, el-Musaqqıfune&#8217;l-Arab ve&#8217;l-Ğarb, s. 137) &#8220;Avrupalıların 16. yüzyıldan itibaren dünyaya yayılması ile sürekli yer değiştirmeler, kuşatmalar ve yok etmeler baş göstermiştir. Bunlar daha çok Amerika, Avustralya, Güney Afrika ve Karayipler gibi yerlerde &#8216;ilkel&#8217; toplumlar üzerinde uygulanmış, bu toplumlar &#8216;etnik azınlığa&#8217; dönüştürülmüştür.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 153) Batının gerçek yüzünün hiç değişmediğinin bir delilini de, 120 sene önce 1905 yılında Halil Halid tarafından yazılan &#8220;Hilal ve Haç Çekişmesi&#8221; adlı eserden görelim: &#8220;Churchil&#8217;in, &#8216;Türklerin Hristiyan olmadıklarından dolayı insan sayılmamaları gerektiğini&#8217; söylemesi oldukça anlamlıdır. (s.  14) Batıda siyasi, ekonomik ve askeri güç kimde ise, tabiatıyla işine geldiği gibi davranma hakkı da onundur. İslam dünyası üzerinde Batının siyasi ve ekonomik çıkarları devam ettiği sürece, bu menfaatlere karşı koyan kim olursa olsun, terörist damgası yemekten kurtulamayacaktır. (s.  16-17) İstilaya Avrupalılar &#8216;medeniyetin ithali&#8217; ismini verdiler. Fransızlar, vahşi diye dünyaya ilan ettikleri Müslümanlardan kat kat fazla vahşilikler sergilediler. (s. 271, 272) Hristiyan âleminin işlediği barbarlıklara, ‘medeniyet ıslahat/düzeltme ve insanlık hizmetleri’ adları takılıyor! (s. 282) İngiltere&#8217;nin kuvvete hürmet, miskinliğe hakaretle muamele ettiği bilinen bir durumdur. (s.  276, 277) Avrupalılar Müslümanların açıkça sefaletinden hiç de müteessir olmazlar. (s. 280) Batı Avrupa devletlerinin sömürgeler kazanma yöntemi iki türlüdür. Birincisi, ele geçirilen ülkenin yerli halkının kendi çıkarlarını engel olabileceklerini hissederse, onları ortadan kaldırmakta güçlük çekmezler, sağ kalanlar olursa onlar da Hristiyanlaştırılarak, ancak kendilerine has bir &#8216;aşağı sosyal tabaka&#8217; dairesinde bırakarak ve daima istilacılara hizmet vesilesiyle görevlendirilirler. İkinci yöntem, ülke halkının kendilerine has medeni durumlara sahip olmalarıdır. Güya bunlar ülkelerine getirilen medeni idareyi bir türlü anlayamazlarmış: dolayısıyla medenileştirmesi amacına ulaşmak için gerekli her türlü fedakarlığın yerine getirilmesi gerektiğinden muhalefet edenler &#8216;zorla bastırılmalı&#8217;dır! (s. 245) Avrupalıların istila ettikleri Asya ve Afrika ülkelerinin birçoğu &#8216;anonim şirketler&#8217; vasıtasıyla yönetilmişti. Bu tür şirketlerin yönetimlerinin, medeniyetin ilerlemesine namına uyguladıkları yağma tedbirlerden korunmak için yerli halk hiç bir dayanak bulamaz. İsyanla silaha sarılsa, şirketin mensup olduğu devletin askerleri onları isyancı ve haydut sayacak hemen cezalandıracaktır. (s. 251) Günümüzde bile hâlâ &#8220;Müslüman halklar ne zaman dış müdahelelere karşı kendisini savunmaya kalksa, Avrupa kamuoyu bu direnişi, değişmez bir biçimde hep &#8216;yabancı düşmanlığı&#8217; yaftası ile karalamaya çalışır. Avrupa&#8217;nın her yerinde İrlanda veya Polonya&#8217;nın bağımsızlık savaşlarına gösterilen sempati, Müslümanlar arasında uyanan benzer özlemlere kadar uzanacak soluğu bulunmamaktadır. Sömürgeci güçler, Avusturya&#8217;nın balkanlara müdahelede meşru bir mazeret olarak ileri sürdüğü &#8216;uygarlaştırma misyonu&#8217;nu asla kabule yanaşmazken, Mısır&#8217;da İngiltere&#8217;nin, Orta Asya&#8217;da Rusya&#8217;nın, Moroccp&#8217;da Fransa&#8217;nın ya da Libya&#8217;da İtalya&#8217;nın aynı bahane ile yaptıklarını hoşgörüyle karşılamaktadır! Aynı güçler, Ortadoğu&#8217;nun başına gelen toplumsal ve ekonomik pek çok felaketin, doğrudan doğruya bütünüyle Batı&#8217;nın gösterdiği o sözüm ona &#8216;ilgi&#8217;nin bir sonucu olduğunu akıllarına bile getirmezler.&#8221; (Leopold Weiss/Muhammed Esed, Mekke&#8217;ye giden yol, s. 140-141)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kapitalizm ile dünya Batı tarafından işgal edilmiştir. Avrupa kendini tarihin ve dünyanın merkezinde konumlandırır, dünyanın geri kalanını da hakimiyeti altına almaya çalışmaktadır. (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 20) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14349" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ingiltere-somurgeleri.png" alt="" width="839" height="1154" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14946" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/424565776856845.jpg" alt="" width="681" height="474" /></p>
<p><strong>Detay. Batı, kölelik, insan hakları, demokrasi, modernizm, menfaat, darbe.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“19. yüzyıl Avrupa devletleri, insan topluluklarını köleleştirirken, medenileştirme kavramına başvuruyordu.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 32) &#8220;Kilise tarafından “misyon” anlayışı ile açıklanan bu sömürge sistemi, ahlaki açıdan ise, “ilkel halkları medenileştirmek” olarak adlandırılmıştır. Sömürgeci Batı imparatorluklarının siyasi ve ticari amaçlarına ulaşmaları adına koloni ülkelerinin vatandaşlarını Hristiyanlaştırma görevi üstlenen misyonerler için 19. yüzyıl parlak bir dönem olmuştur.&#8221; (İHH, Tarihi süreç içerisinde misyonerlik ve misyonerlerin yetim faaliyetleri, s. 13) “Kokunun, kozmetik sanayine indirgendiği bir imaj çağında, yaratılışın ritmini hissetmek kolay bir iş değildir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 15) Sözün, mananın ve kıymetin yerini fayda, işlev, kâr ve çıkar almaktadır. “Medeni olmayan toplumlar, medeniyet kuramazlar. Kurdukları şey medeniyet değil ancak bir maddi-teknolojik tahakküm aracı olabilir.” Batı düşüncesinde medeniyet kavramı sömürgeciliğin öncü kolu olarak kullanılmış ve asli  manasından koparılmıştır. Şiddeti estetize etmek, şehveti ve hırsı kutsamak ve insanın varoluşunu tüketim çılgınlığına indirgemek yeryüzünü giderek yaşanmaz hale getirmektedir. Aydınlanma sonrası dünya tarihi barbarlık sıfatını hak eden hazin örneklerle doludur. “Medenilik, bir şeyi akli ve ahlaki kurallar çerçevesinde yapmayı ifade eder.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 16-17, 26, 41, 115) Medeni olmak için en güçlü olmak zorunda değilsiniz. Maddi refah seviyesi düşük olan toplumlar da medeni olabilir. Medenilik ile maddi güç arasında doğrusal bir ilişki yoktur. Tarih araştırmaları, medeniyetlerin beşiğinin Avrupa değil, Asya ve Mısır olduğunu göstermektedir. Tarihteki ilk büyük şehirler, Mezopotamya topraklarında Nil deltasında ortaya çıkmıştır. (Barbar Modern Medeni, s. 18-19) “Batı dünyasının pek azı şark/doğu kavimlerinin garp/batı milletlerinden daha yüksek bir insanlığa yakışır duyguya sahip olduklarını, şarkın, medeniyetin beşiği olduğunu ve ilerleme nurunun şarktan gelmiş olduğunu düşünebilmektedir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 64) Bosna&#8217;nın günahını özellikle ve sadece Sırplara yıkmak, çağdaş medeniyetin ve küresel düzenin müşterek günahlarını örtbas etmek anlamına gelir. (Barbar Modern Medeni, s. 30) Modern dönemde teknolojik icat ve ilerleme kapasitesi, medeninin başlıca ölçüsü haline gelmiştir. (Barbar Modern Medeni, s. 47) İki dünya savaşı ve ardından yaşanan hadiseler, moderniteye yönelik beklentileri boşa çıkarmıştır. Oswald Spengler&#8217;in, &#8216;Batının çöküşü&#8217; isimli kitabında çöküş kavramı Batının, siyasi yahut askeri güç kaybı olarak değil, ‘bir ruh çürümesiyle ufuk daralması&#8217; olarak tanımlanır. (Barbar Modern Medeni, s. 53) Cornel West, &#8216;Irk Meselesi&#8217; adlı kitabında modern kapitalist toplumun eninde sonunda kendi seküler kıyametini yaşayacağını ileri sürer. (Barbar Modern Medeni, s. 55) Uygarlık adı verilen şeyin içinde insanın çok geç farkına vardığı ve şeytansı olan bir ilkenin hüküm sürdüğü inkar edilemez. (Barbar Modern Medeni, s. 267) Medeni olmak, eşyanın tabiatına uygun davranmak ve böylece adaleti tesis etmektir. Özünde çatışmacı, dışlayıcı ve asimile edici bir medeniyet tasavvurunun barış, huzur ve istikrar üretmesi mümkün değildir. Medeni olunmadan medeniyet kurulamaz. Parçalı yaklaşımlar, insan ile varlık arasında tutarlı bir ilişkinin kurulmasına imkan vermez. (Barbar Modern Medeni, s. 268) “Sadece teknolojinin hızla gelişmesi, insanlığın medeni gelişmesinin ölçüsü değildir. Avrupa medeniyetinin yüksekliğini abartmak, bizde pek çok kimsenin hissiyatını zehirlemiş manevi bir Batı hastalığıdır.”  (Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 53, 60)</p>
<p style="text-align: justify;">Garaudy: &#8220;Avrupa barbar cehaletten bilgin bir barbarlığa geçiş yapmıştır.&#8221; (Mesut Kaya, Batı`yı Aydınlatan İslam Güneşi, Genç Dergisi, 02.08.2013) Sultan II. Abdülhamid Han: &#8220;Batı hiçbir vakit adil olmamıştır. Yükselişlerinde masumların kanı vardır. Düşüşlerine de masumların gözyaşı neden olacaktır&#8221; (gzt.com/infografik/gercek-hayat/abdulhamid-hanin-bati-hakkinda-soyledikleri-26027) Oktay Sinanoğlu: &#8220;Avrupa uygar değildir! Avrupa bir kaç yüzyıllık yaldızı olan hunhar, barbar kavimlerin birleşmesiyle oluşmuş sömürgeci katiller ordusudur.&#8221; Aliya İzzetbegoviç: “Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” (https://www.yeniasya.com.tr/nejat-eren/aliya-izzetbegovic-den-ozlu-sozler_554878) </p>
<p style="text-align: justify;">“Batının eylemlerinde &#8216;kutsal amaçlar&#8217; daha açık bir biçimde; özgürlük, demokrasi, serbest pazar ve bazen, eşitlik ve kardeşlik kisvesi altında kendini göstermektedir.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 17) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8386 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/demokrasi-irakta-basarili-olacak-2.jpg" alt="" width="675" height="469" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12792" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/291972928_1391512287995372_7978462086486891847_n.jpg" alt="" width="768" height="298" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;ABD belli fiyat tarifeleri karşılığında Ortadoğu’da her tür pisliğin, her tür katliamın ve hukuksuzluğun hamisi olabilir. Böylece ABD Ortadoğu’da darbelerle, diktatörlerle, halka karşı katliam yapan psikopat yöneticilere verilen himayelerle, halklara karşı düşmanlıkla öne çıkan bir kimlikle iyice özdeşleşmiş oluyor.&#8221; (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 04 Mayıs 2019)</p>
<p>İşte size Avrupa&#8217;nın bakış açısı: İşe yaradığın müddetçe adam yerine konursun, ilk hatada ise &#8216;ötekisin!&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                            <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12893" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/295495777_6069964239686837_5273217121856327469_n.jpg" alt="" width="315" height="180" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Benzema: &#8220;Ne zaman gol atsam Fransız oluyorum, ne zaman atamazsam Arap.&#8221; Lukaku: &#8220;Her şey iyi giderken Lukaku Belçikalı forvet. Kötü gidişte Kongo asıllı.&#8221; Mesut Özdil: &#8220;Kazanınca Alman, kaybedince göçmen oluyorum.&#8221; (Yeni Şafak, 29 Temmuz 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;ABD, dünyada en fazla nükleer silaha sahip ülke. Dünyada ilk ve tek nükleer silah kullanma sabıkasına sahip ülke. Dünyada nükleer silahların yasaklanmasını isteyen ve “Nükleer silahsızlanmayı öngören NPT antlaşmasını dünya ülkelerine dayatan ABD” elinde binlerce nükleer silah bulunduruyor. Dünyanın “nükleer silah deposu” konumundaki ABD, aynı zamanda nükleer donanmalara da sahip. Birçok ülkeyi biyolojik ve kimyasal silaha sahip olmakla suçlayan ve uluslararası kurumlarda bu ülkelere karşı yaptırım kararları aldırtan ABD’nin, dünyanın en büyük “biyolojik” ve “kimyasal silah” üreticisi olduğunu da hatırlatmak gerek.&#8221; Fehriye Erdal kimdi? Bir marksist, bir terörist. Ne yaptı, kapitalist Sapancı&#8217;yı vurdu. Peki nereye kaçtı? Nato karargahının bulunduğu Brüksel&#8217;e ve yıllardır ABD ve AB tarafından korunuyor. Alın size Sisi, bir darbeci generale, Baradey gibi Nobel barış ödülü verdikleri adamı danışman yapmadılar mı? Ondan sonra da Sisi&#8217;ye, İngiltere eski Başbakanı, Liberal soldan gelen Tony Blair gibi bir adamı danışman yapmadılar mı?&#8221; (A. Dilipak, Yeni Akit, 06-16.06.2018) &#8220;Amerika’nın zorbalık politikasında üçlü sacayağı değişmiyor. Ya Irak’ta olduğu gibi işgal ya Mısır’da yaptığı ve Venezuela’da yapmaya çalıştığı gibi darbe veyahut da İran’da olduğu gibi ambargo.&#8221; (İsmail Kapan, Türkiye, 04.05.2019) &#8220;Demokrasi, insan hakları, özgürlük&#8221; gibi kavramlar Batı için sadece amacına ulaşmak için kullandığı kavramlardır. Amaç dünyayı sömürecek mutlu/güçlü bir azınlık üretmektir! Batı, “Medeniyet değil vahşi liberalizmin” (Dünya menfaat savaşları, bölüm III, 7.7.2022) merkezidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto 25 Ocak 2024 tarihinde şu açıklamayı yapıyordu: “Nasıl oluyor da 2 yıldır Ukrayna ile savaşan Rusya, geçtiğimiz sene ABD’nin en büyük uranyum tedarikçisi oluyor? ABD, Rusya’ya yarım milyar dolardan fazla para ödedi ama biz Rus gazı satın alınca savaş sponsoru oluyoruz.” Çünkü siz fakir, güçsüzsünüz ve ABD’nin bu alışverişten hiçbir bir kârı yok!</p>
<p style="text-align: justify;">Batı daima biz Müslümanların iyiliğini düşünür! &#8216;Medeniyet, ilerleme, insan hakları, demokrasi, uluslararası anlaşma, protokol, sözleşme vb.&#8217; Hep onlar bize vermek istedi, ama biz gerici ve çağ dışı olduğumuz için bir türlü bu modern kavramların değerini anlayamadık! Ayrıca Batı’nın zihninde, &#8216;Petrol, elmas, altın, misyonerlik, tarihi kökleşmiş düşmanlık.&#8217; gibi kötü düşünceler asla olmamış, hiç akıllarından da geçmemiştir! </p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bütün Kur&#8217;an&#8217;ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa, maddeciliğine rağmen Hristiyandır; sağcısıyla, solcusuyla Hristiyan. Hristiyan için tek düşman biziz! Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce, müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfeder; ahde vefa, civanmertlik, merhamet&#8230; Aşağıdan alır, hulüs çakar, yaltaklanır ve nihayet alteder devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında kazanılan bir zafer. Zavallı Türk aydını. Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır. Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecektir.&#8221; (Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, s. 9;  Jurnal I, s. 383; Mustafa Armağan, Akit, 13.06.2021; Muzaffer Taşyürek, Tarih Aynasında Osmanlı, s. 90)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8598 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bm-ikiyuzlu-1.png" alt="" width="322" height="290" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı daima biz Müslümanların iyiliğini (!) düşünür. &#8216;Medeniyet, ilerleme, insan hakları, demokrasi, uluslararası anlaşma, protokol, sözleşme vb.&#8217; Hep onlar bize vermek istedi, ama biz gerici ve çağ dışı olduğumuz için bir türlü bu modern kavramların değerini anlayamadık! Ayrıca Batı’nın zihninde, &#8216;Petrol, elmas, altın, misyonerlik, tarihi kökleşmiş düşmanlık.&#8217; gibi kötü düşünceler asla olmamış, hiç akıllarından &#8211; geçmemiştir! Detay için ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazıya bakılabilir.</span></p>
<div dir="auto" style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Garaudy: &#8220;Avrupa barbar cehaletten bilgin bir barbarlığa geçiş yapmıştır.&#8221; (Mesut Kaya, Batı`yı Aydınlatan İslam Güneşi, Genç Dergisi, 02.08.2013)</span></div>
<div dir="auto" style="text-align: justify;">
<p><span style="color: #000000;">Sultan II. Abdülhamid Han: &#8220;Batı hiçbir vakit adil olmamıştır. Yükselişlerinde masumların kanı vardır. Düşüşlerine de masumların gözyaşı neden olacaktır&#8221; (https://www.gzt.com/infografik/gercek-hayat/abdulhamid-hanin-bati-hakkinda-soyledikleri-26027)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oktay Sinanoğlu: &#8220;Avrupa uygar değildir! Avrupa bir kaç yüzyıllık yaldızı olan hunhar, barbar kavimlerin birleşmesiyle oluşmuş sömürgeci katiller ordusudur.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aliya İzzetbegoviç: “Bunu hiç unutma evlât! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” (https://www.yeniasya.com.tr/nejat-eren/aliya-izzetbegovic-den-ozlu-sozler_554878) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Bütün Kur&#8217;an&#8217;ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa, maddeciliğine rağmen Hıristiyandır; sağcısıyla, solcusuyla Hıristiyan. Hıristiyan için tek düşman biziz: Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce, müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfeder; ahde vefa, civanmertlik, merhamet&#8230; Aşağıdan alır, hulüs çakar, yaltaklanır ve&#8230; nihayet alteder devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında kazanılan bir zafer. Zavallı Türk aydını&#8230; Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır. Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecekler.&#8221; (Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, s. 9; Jurnal I, s. 383; Mustafa Armağan, Akit, 13.06.2021; Muzaffer Taşyürek, Tarih Aynasında Osmanlı, s. 90)</span></p>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7788 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/537456864786.jpg" alt="" width="602" height="406" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-9423 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/j-Todenhöfer-1-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Alman gazeteci Jürgen Todenhöfer: &#8220;Kendimizi bir yalan içine yerleştirmişiz. Bu yalan şu: İyi olan, asil olan, yardımsever olan bizleriz! Gerçek bu değil. İnanıyorum ki, biz batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin ve dinimizin mükemmelliği ile fethetmedik. Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha ‘acımasızca’ zor kullandık. Haçlı seferlerinde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. Dünyayı sömürgeleştirirken 50 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Birinci ve ikinci dünya savaşlarında 70 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar, Batı dünyasının zorbalıklarıydı.&#8221; (Yeni akit, 2019-10-20. Video: takvim.com.tr/video/haber-videolari/alman-gazeteci-jurgen-todenhoferden-carpici-itiraf-50-milyon-insani-oldurenler-batinin-zorbaliklariydi)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı gelişmesini sömürgecilik, kölelik ve katliamlara borçludur! </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9205 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-somuru-1-1.jpg" alt="" width="626" height="413" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9201 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kenyajpg_h908.jpg" alt="" width="789" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Batı, kendi menfaatine aykırı olan savaş ve işgallere karşıdır. Ama menfaati söz konusu olduğunda ne demokrasi, ne insan hakları, ne işkence, ne de sömürü gibi kavramlar onun için asla bir değer ifade etmez! Ruslar Ukrayna’yı işgal edince, Kanada’lı bakanın kendisine sorulan soru üzerine yüzüne vuran iki yüzlülüğü: </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13702 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/336232136_769527561440677_6794991857184244558_n.jpg" alt="" width="464" height="647" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7246 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/diyanet-1.jpg" alt="" width="638" height="328" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Kanadalı yazar Yves Engler, Rus ve Belaruslu sporcuları Olimpiyatlar Oyunları&#8217;nda istemeyen Kanada Spor Bakanı Pascale St-Onge’a, “Aynısını ABD, İsrail ve Kanada sporcuları için de söyleyebilir misiniz?” diye sordu. St-Onge, soruyu cevaplamayı tercih etmedi.” (Sputnik, 16.03.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">El Cezire Arabia&#8217;da Othman Ay Farah&#8217;ın, “AB, Hamas&#8217;ın 7 Ekim&#8217;de yaptıklarını savaş suçu olarak görüyor mu?” sorusuna tereddütsüz,” Evet!&#8221; cevabını veren Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 7 Ekim&#8217;den bu yana en az 5 bin 500&#8217;ü çocuk ve 3 bin 500&#8217;ü kadın olmak üzere 13 bin kişinin şehit olduğu soykırımda “İsrail&#8217;in yaptıklarını savaş suçu olup olmadığı” sorusuna ise, &#8220;avukat değilim.&#8221; şeklinde cevap verdi. (Haber 7, 20.11.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">AB ikiyüzlülüğü: Rusya yapınca terör eylemi, İsrail için &#8216;meşru müdafaa&#8217;: 2022&#8217;de Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;daki saldırılarını &#8220;savaş suçu&#8221; olarak yorumlayan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de yaşattığı insanlık dramını ise &#8220;Kendini savunma&#8221; olarak tanımladı. (Oda TV, 12 Ekim 2023) Hollanda&#8217;da Denk Partisi Meclis Grup Başkanı ve Milletvekili Stephan van Baarle: &#8220;Rus roketi Ukranya hastanesine düşünce buna savaş suçu diyorsunuz. Ama aynısı Gazze&#8217;de olunca demiyorsunuz? 2 milyon Filistin&#8217;liyi aç susuz ve ilaçsız bırakanlara sesinizi çıkmıyorsunuz, bu savaş suçu değil mi? Bu iki yüzlülüğe bir son verin artık.&#8221;  (Twitter, 15 Ekim 2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10562 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiahlaki-canavar2020.jpg" alt="" width="448" height="293" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11781" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yardimi-bile-canavarca-1.jpg" alt="" width="262" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11287" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/130268244_10158890414694819_1010784254920872887_o.jpg" alt="" width="302" height="484" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">ABD Türkiye’ye teslim edilmesi gereken 8 adet F-35 uçağını ‘parası verildiği halde’ teslim etmedi. (Haber 7, 21.7.2020) Üstelik Türkiye&#8217;nin henüz teslim almadığı F-35 savaş uçakları, altı yıldır depoda bekletildiği ve Amerika, bu süre zarfında düzenli olarak yapılan teknik bakımlar yaptığı için yaklaşık 30 milyon dolarlık tazminat talep ediyor. (Türkiye, 6.2.2024) Ama ABD bu uçakları başka ülkelere satar! İsrail, 25 adet F-35 satın almak için ABD ile anlaşma imzaladı. (AA, 4.6.2024) Yunanistan ABD&#8217;den 20 adet F-35 alıyor. (DW, 25.7.2024) Almanya daha fazla F-35 alıyor. (DW, 7.6.2024) “İngiltere de gemilerimizi vermemişti İngiltere, Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan önce sipariş edip ‘parasını ödediğimiz’ iki zırhlı ve diğer gemilerimizi teslim etmemişti. Osmanlı Devleti, iki zırhlı ile diğer yapılmakta olan gemiler için toplam olarak 5 milyon sterlinden fazla para ödemişti. Ancak İngilizler gemilerin üzerine yattılar. Yapılan protesto ve hukuk mücadelesinden de bir netice çıkmadı.” (Deniz haber, 12.9.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, “demokrasi, özgürlük, anlaşma, İnsan hakları” gibi kavramları sadece reklam için ve kendi menfaatleri söz konusu olduğunda kullanılır!</p>
<p style="text-align: justify;">“Berlin anlaşması ile Türk topraklarının bütünlüğü korunuyordu. Fakat Bosna Hersek, Avusturya Macaristan imparatorluğu tarafından ilhak edildiğinde, Bulgaristan bağımsızlığını ilan ettiğinde, İtalya, Trablusgarp’ı işgal ettiğinde ve nihayet Balkan Hristiyan devletleri Avrupa&#8217;daki Türk topraklarını işgal ettiğinde Avrupalı güçler ciddi bir tepki göstermemiştir. 46 Bir Türk gazeteci Avusturya&#8217;nın İstanbul büyükelçisine, ‘Avusturya hangi halkla Osmanlı topraklarını ilhak ediyor?’ diye sorduğunda elçinin cevabı: ‘Hakkımız var çünkü gücümüz var.’ şeklinde olmuştur.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 46, 52)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10810 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gavurda-tiynet-degismiyor.jpg" alt="" width="669" height="222" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7360 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-hayvan-musluman-1.jpg" alt="" width="564" height="378" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11780 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4437568.jpg" alt="" width="402" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8351 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180305-1215222.png" alt="" width="234" height="167" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8954 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/46347568648.png" alt="" width="450" height="233" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12148" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3236457.jpg" alt="" width="405" height="446" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13254" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med346353465747.jpg" alt="" width="641" height="469" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7797 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/arakan-3gecede3bin-dunyagundemindeyok-1-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"> Somali, dünyayı etkileyen virüs nedeni ile İtalya&#8217;ya yardım için 14 doktor (biri dekan) gönderirken, Fransız Ulusal Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü Direktörü ise, “Covid 19 ilaçlarını Afrika&#8217;da deneyebiliriz” diye mukabelede bulunmuştur! (Basında, 2.4.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İlaç Devi Pfizer, Nijerya&#8217;da gizlice ailelerden ve hükümetten izin almadan 200 çocuk üzerinde deneme aşıları yapmış ve 11 çocuğun ölümüne, diğerlerinde de körlük, sağırlık, felç gibi kalıcı hasarlar kalmasına neden olmuştu. Dava tam 15 yıl sürmüştü ve karar 2009&#8217;da çıkmıştı. Nijerya&#8217;nın tüm servetlerinden kat kat fazla servete sahip olan firma ilk taksiti ancak 2 yıl sonra, oda 175.000 dolar gibi son derece komik bir rakam ile ödemiş ve bunu da dünyaya davul zurna ile duyurmuştu. (Milliyet, 13.8.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika&#8217;da yiyecek arayan çocuk. Üzerinde yürüdüğü borudan akan petrol onun hakkı ama Avrupalı ülkelere para akıyor!</p>
<p style="text-align: justify;">1914, 2011, 2020! Batı aynı ama biz hala uyanamadık!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7802 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/insanlik-ayaklar-altinda-arakan-1.jpg" alt="" width="612" height="473" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den &#8216;Yok artık&#8217; dedirten sıralama ABD merkezli bir araştırma şirketi, dünyanın en cömert 5 ülkesini sıraladı. Dünyanın en büyük mülteci ev sahibi olan Türkiye&#8217;nin adının dahi geçmediği araştırmaya göre, en yardımsever ve cömert ülke, Müslümanlara karşı uyguladığı zulüm ve işkencelerle bilinen Myanmar olarak belirlendi. (Haber 7, 21.12.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Hindu, Budist, Hristiyan, Yahudi&#8230; Herkes son 200 yıldır Müslüman avında! Ta ki ümmet olarak hep beraber ayağa kalkana dek!</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşatma altındaki vadi: Keşmir. Günümüzün özgürlük ve hürriyet dünyasında, “İşgal Altındaki Cammu ve Keşmir”, Keşmirliler için hayatın acı ve sefaletten başka bir şey olmadığı bir “insan hakları kara deliği”dir. Ve tüm bunlar Hindistan tarafından, Keşmirlileri vazgeçilmez kendi kaderini tayin etme haklarından mahrum bırakarak bölgenin yasadışı işgalini sürdürmek gibi tek bir uğursuz amaç uğruna yapılmaktadır. Halbuki bu hak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çeşitli kararlarıyla kendilerine vaat edilmiştir. (Yeni Şafak, 5/08/2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Hindistan&#8217;da Müslümanlar zulüm altında! Yeni bir Keşmir olmasın! Hindistan&#8217;ın Assam ve Tripura eyaletlerinde ordu güçleri ve Hindu milliyetçisi çeteler tarafından Müslümanlara yönelik zulüm korkunç boyutlara ulaştı. (Milli Gazete, 31.9.2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7809 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/burmakimkiBMbilekaygilansin-1-300x286.png" alt="" width="300" height="286" /><br /></span></p>
<p style="text-align: justify;">İsveç Başbakan Ulf Kristersson, İsveç&#8217;in Göteborg şehrinde bir soru-cevap oturumunda, &#8220;İsveç ve Avrupa Birliği, İsrail&#8217;in soykırım yapma hakkı olduğu konusunda birleşiyor.&#8221; dedi.  (Yeni Şafak, 22/11/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">“Özgürlüklerin ve uygarlığın kalesi olarak sunulan Batı Avrupa&#8217;nın tekelci sermayesinin pratiğine bir göz atalım. Bugün bu asalak katman, demokratik özgürlükleri ve ekonomik mevzileri &#8220;terörle savaşım&#8221; gerekçesiyle buduyor, genç kuşakları fiziksel ve zihinsel bakımdan dejenere ediyor, militarizmi, ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını körüklüyor, ABD ile birlikte değişik ülkelere (Yugoslavya, Haiti, Kongo, Fildişi Kıyısı vb.) askeri müdahalede bulunuyor, Afganistan&#8217;ın işgaline katkı yapıyor, İsrail&#8217;e sistematik biçimde para ve silah yağdırıyor, Lübnan&#8217;ı istikrarsızlaştırmak için çaba harcıyor, &#8220;renkli devrimler&#8221; gerçekleştirmek için ABD ve İsrail&#8217;le işbirliği yapıyor, HAMAS&#8217;ı işbaşına getirdiği için Filistin halkını tehdit ediyor, İran&#8217;a ve Suriye&#8217;ye karşı savaş açmak için elinden geleni yapıyor. Batı Avrupa emperyalistleri on yıllar boyunca Güney Afrika&#8217;nın iğrenç apartheid rejimini, 1960&#8217;lardan 1990&#8217;lara kadar Kongo&#8217;yu kana bulayan Mobutu Sese Seko diktatörlüğünü desteklediler. Onlar, Ruanda&#8217;da 1994&#8217;de yaşanan ve 800,000 kişinin yaşamını yitirdiği söylenen jenosidde ve Irak&#8217;a uygulanan 1 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan BM ambargosunun yaşama geçirilmesinde rol oynadılar.” (Garbis Altınoğlu, Ortadoğu, s. 262)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman çocuklar ve hayvan hakları: “Gazze&#8217;de 3 haftada öldürülen çocuk sayısı dünyada son 4 yıldaki çatışmalarda öldürülenleri aştı.” (Şavku’l-Avsat, 19 Kasım 2023) Birleşmiş Miletler Yakın Doğu&#8217;daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı: “Gazze Şeridi&#8217;nde 14 bin 128&#8217;den fazla insan öldürüldü; bunların yüzde 74&#8217;ünün çocuk ve kadın olduğu belirtiliyor.&#8221; (Şavku’l-Avsat, 23 Kasım 2023) Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell dün yaptığı açıklamada, Hamas ile İsrail arasında 7 Ekim&#8217;de başlayan savaştan bu yana Gazze Şeridi&#8217;nde 13 bin 800&#8217;den fazla çocuğun öldürüldüğünü duyurdu. (Şavku’l-Avsat, 18 Nisan 2024) İsrail&#8217;in 7 Ekim&#8217;den bu yana Gazze Şeridi&#8217;ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 944&#8217;ü çocuk, 9 bin 849&#8217;u kadın olmak üzere 34 bin 844 Filistinli öldürüldü, 78 bin 404 kişi yaralandı.  (AA, 09.05.2024) ABD Başkanı Joe Bide, İsrail raporunun yayım tarihini süresiz erteledi. ABD yasaları, ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiği saptanan yabancı güvenlik güçlerine yardım edilmesini yasaklıyor. (İndependent Türkçe, 8 Mayıs 2024) &#8220;ABD, BM&#8217;nin Filistin devletini üye olarak tanımasını engelledi.&#8221; (BBC, 19.04.2024) &#8220;BM: Refah&#8217;daki çadırlara ABD bombası ile yapılan saldırıda en az 200 kişinin öldürüldü.&#8221; (29.5.2024) Aynı gün açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, &#8220;İsrail henüz sınırı aşmadı&#8221; (Haber 7, 29.05.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">İtham ve gerçek! &#8220;Hamas&#8217;ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları 40 İsrailli bebeğin başını kestiği.&#8221; (Haber İsrail; http://xn--tamgatrk-c6a.com/; Erkin Öncan, twitter, 10.10.2023) “Birleşmiş Milletler Genel Komiseri Philippe Lazzarini: Son 4 yıldaki savaşlarda öldürülen çocuk sayısı 12 bin 193 iken, Gazze&#8217;de öldürüldüğü bildirilen çocuk sayısı 12 bin 300&#8217;ün üzerinde olduğu aktarıldı.” (turkiye.un.org, 14 Mart 2024; AA, 12.03.2024) &#8220;7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana Gazze Şeridi&#8217;nde Filistin&#8217;li 14 bin 350 çocuk yaşamını yitirdi.&#8221; (AA, 04.04.2024) “Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Örgütü (Euro-Med) Başkanı Rami Abdu ise &#8220;İsrail ordusu, 10 aydır aralıksız, kasıtlı, sistematik ve geniş çapta, en vahşi ve korkunç yöntemlerle çocukları hedef alıyor. İsrail&#8217;in geçen 7 Ekim&#8217;den bu yana gerçekleştirdiği soykırımın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi&#8217;nde öldürdüğü yaklaşık 17 bin çocuktan 2 bin 100&#8217;ü 2 yaşın altında bebekler. &#8221; diye konuştu.” (AA, 23.08.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İtalya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Como Camii’ndeki 15 Nisan 2024 tarihli konuşmasından: “Filistin’dekiler insan değil mi? Denizde kıyıya vuran bir balinayı kurtarmak için insan hakları, hayvan hakları savunucuları seferber olmuştu. Filistin’de öldürülen, katledilen on binlerce kişinin bir balina kadar değeri yok mu?”</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8342 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180307-1427222.png" alt="" width="348" height="291" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15096" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45675468659569.jpg" alt="" width="401" height="174" /></p>
<p style="text-align: justify;">“Dani-marka çalışması, 3 bin göçmeni bile almadılar, şov yaptılar.” (Habertürk, ekran görüntüsü üstte)  “Danimarka, göçmenlerin değerli eşyalarına el koyacak.” (BBC, 13 Ocak 2016) “Danimarka&#8217;da mülteci kampında kalan 63 Afgan çocuk birden bire ortalıktan kayboldu.” (Haber 3, 16.9.2015) “Bu fotoğraf ile şov yapan Danimarka, Suriyeli küçük kızı ülkeden kovdu.” (Takvim, Mart, 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">“Hollanda Çin Halk Cumhuriyeti’nden iki adet panda kiraladı. Yaklaşık sekiz bin kilometrelik yol kat eden pandalar ülkeye son 30 yılda damızlık olarak getirilen ilk hayvanlar oldu. Wuwen ve Xing Ya adlı pandalar Hollanda’da 15 sene kaldıktan sonra tekrar Çin’e geri gönderilecek. Rhenen şehrindeki hayvanat bahçesine koyulacak olan pandalar için yaklaşık 7.4 milyon Euro’luk harcama yapıldığı belirtildi.” (Euronews, 13/04/2017) “Deutsche Welle&#8217;de yayınlanan bir habere göre avrupada sığınmacıları en kötü karşılayan Hollanda.” (haber.nl/siginmaci-gozuyle-avrupa-en-iyi-isvec-en-kotu-hollanda)  “Şampiyonlar Ligi&#8217;ndeki Atletico Madrid maçı öncesi PSV taraftarları Madrid meydanında dilencilere para atıp alay etti. Madrid meydanında oturup maç saatini bekleyen Hollandalı taraftarlar, kendilerine eğlence olarak dilencileri belirledi. Kafede yan gelip yatarken, dilenci kadınlara bozuk para atarak onların her hamlesine &#8220;oley çeken&#8221; Hollandalı utanmazlar, dünya gündemine oturdu.” (Habertürk, 15.03.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">“Çek vatandaşından dilenciye iğrenç hakaret Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üzerinden dünyaya &#8216;İnsan Hakları&#8217; standartları pazarlayan Avrupa&#8217;da nefret suçları artık rutin haline geldi. Roma&#8217;nın merkezinde yer alan Sant&#8217;Angelo Köprüsü üzerinde dilencilik yapan bir kadının yanına giden kimliği belirsiz iki Prag taraftarı, kaldırımda oturan kadının üzerine idrarını yaptı.” (Timeturk, 18.3.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">“Arakan&#8217;da 3 günde, 3.000 Müslüman katledilir ama dünya gündemine bile girmez!” (AA, 28.8.2017)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7247 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batininbakisi-6456-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ölen Müslüman olunca her zamanki gibi BM, yine ve sadece &#8216;kaygılandı.&#8217; Yoksa Burma devletçiğini istese bi günde akıllandırırdı, Irak, Suriye&#8217;de yaptığı gibi! Ama öldüren Budist, öldürülen Müslüman olunca; &#8216;kaygılıyız, kınıyoruz, çağrısı yapıyoruz, endişe duyuyoruz.&#8221;  (Basından, 30.08.2017) Bundan gaz alan Budistler bir yıl geçmeden Sri Lanka’da katliam yaparlar! (Mart, 2018)  Sri Lanka’da Budistlerin Müslümanlara Saldırıları. (Perspektif, 1 Eylül 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, menfaatperesttir! İnsan hakları, demokrasi, özgürlük sadece kendi halklarına özel haklardır, geri kalan insanlar (Afrika, Asya, Amerika yerlileri vb) hele de Müslüman ise ancak yönetilmeye, en iyi ihtimalle II. sınıf insan yerine konulmaya layıktır!</p>
<p style="text-align: justify;">Sudan&#8217;daki eş-Şifa ilaç fabrikası, ABD&#8217;li ilaç firmaları Afrika&#8217;ya ilaç satamayınca, ABD uçaklarınca ‘fabrikada kimyasal silah yapıyor’ diyerek bombalanır! Daha sonra bunun gerçek olmadığı ortaya çıkar. (James Astill, 2 Ekim 2001; The Guardian. 13 Mart 2016; The New York Times. 23 Eylül 1998)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin başta Afganistan ve Irak olmak üzere birçok İslam ülkesini işgal etme nedeni olarak gösterilen İkiz kulelere  Ladin&#8217;in saldırdığı iddiası gerçek mi? &#8220;Eski ABD Başkanı Donald Trump&#8217;tan şok edici terör açıklaması. Tarihi bir itirafta bulunan Trump, &#8220;Dünya Ticaret Merkezi kulelerine saldırı olmadı, başka ülkelerin de işin içinde olduğu bize gösterildi. Ama sonunda Orta Doğu&#8217;da bir savaşın içine sürüklendik.&#8221; dedi.&#8221; (Yirmi Dört TV, 28 Ocak 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;li bağımsız Senatör Bernie Sanders, “Gazze’de yaşananlar kıyılarımızdan binlerce mil uzakta meydana gelen talihsiz bir trajedi değildir. ABD İsrail&#8217;e her yıl 3,8 milyar dolar askeri yardım sağlıyor ve Gazze&#8217;yi yok eden bombalar ve askeri teçhizat ABD&#8217;de üretiliyor. Yaşananların suç ortağıyız.” (AA, 27.01.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail&#8217;e silah satışını 2023&#8217;te 10 kat arttıran Almanya&#8217;nın Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Christian Wagner, Alman hükümeti için &#8220;büyük siyasi önceliğin&#8221; Gazze’ye daha fazla insani yardımın girmesi olduğunu söyleyebilmektedir. (25.03.2024) Filistin’li bir Müslüman’da ABD’nin Filistin’e yardımlarını şöyle değerlendirir: “Bize biraz ekmek veriyor, İsrail’e ise füze ve mermi.”</p>
<p style="text-align: justify;">O öyle bir Batı’dır ki; Silah satar, barış ister! Virüs yayar, aşı satar! İnsan öldürür, insan haklarını savunur! İşgal eder, demokrasi der!</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın dört bir yanında katliama uğrayan hep Müslümanlardır. Yıl 1995. Avrupa&#8217;nın göbeğinde 1992 ile 1995 yılları arasında Bosna-Hersek’li Müslümanlar hem Sırp hem Hırvatların saldırılarına maruz kalırlar. BM ve NATO desteğinde başlatılan ambargo ise Rus destekli Sırpları hiç etkilemez ve sonunda ambargo sadece Bosnalı Müslümanlara zarar verir. Ne silah ne ilaç ve gıda ülkeye sokulamazken yaklaşık 4 yıl Müslümanlar katliama uğrar. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Soykırımı) 5 Temmuz 2009&#8217;dan beri ise Çin Doğu Türkistan ile tüm dünyanın bağlantısını kesmiş durumdadır! Yıl 2024. Sivil Yahudilerin, İsrail&#8217;deki Kerem Şalom Sınır Kapısı&#8217;ndaki yardım kamyonlarının Gazze&#8217;ye girişini engellediği anlara ait görüntüler ortaya çıkar. (24.01.2024)  Ama sonra da suçlanan yine Müslümanlar olur: ‘Müslüman ülkeler neden geri?!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7252" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-menfaat-1.jpg" alt="" width="216" height="239" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Batı ve ırkçılık, İslamofobi</p>
<p style="text-align: justify;">-İslamofobi adlı yazımıza da bakmanızı tavsiye ederiz-</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanında &#8216;Özgür dünya&#8217; için en büyük tehdit olarak görülen SSCB bile, Batının İslam düşmanlığı karşısında daha az tehlikeli kabul edilebilmekte. Amerikalı tarihçi James Davidson bu bakış açısını &#8220;İslam, Batı için Sovyet İmparatorluğu&#8217;ndan daha tehlikeli olabilir.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 56) sözleri ile ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendine Demokrat. Mahinur Özdemir. Brüksel Bölge Milletvekili. 32 yaşında. Belçika&#8217;da &#8220;Üçüncü kuşak.&#8221; Belçika&#8217;da doğdu. Belçika&#8217;da okudu. Belçika&#8217;da milletvekili oldu. &#8220;Halkla ilişkileri&#8221; tam puan. Hem Türkler&#8217;le, hem Belçikalılar&#8217;la. &#8220;Çevre, enerji, sosyal sorunlar.&#8221; Onun yoğunlaştığı konular. Çalışkan. Dürüst. Saygın. Sevilen bir politikacı. Fakat. İşte bu Mahinur Özdemir bir süre önce &#8220;Partisinden&#8221; atıldı. Şimdi. &#8220;Bağımsız&#8221; milletvekili. Hatırlar mısınız, Mahinur Özdemir &#8220;Partisinden niçin ihraç edilmişti?&#8221; Türkiye&#8217;yi rahatsız edecek bir bildiriyi (Ermeni meselesi, Sözde soykırım iddiası) imzalamadığı için. Batı&#8230; Kendine demokrat. (Yavuz Donat, Sabah, 24 Mart 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Hollandalı aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders, &#8220;Türkiye gibi bir İslam devleti Avrupa&#8217;nın parçası olamaz&#8221; dedi. Aşırı sağcı politikacı, &#8220;Bugün Türklere bir mesajım var&#8221; diye başladığı 1 dakikalık videoda şunları söyledi: &#8220;Hükümetiniz sizin bir gün Avrupa Birliği üyesi olacağınıza inanmanızı sağlayarak sizi kandırıyor. Bunu unutun. Siz Avrupalı değilsiniz ve hiçbir zaman olmayacaksınız. Türkiye gibi bir İslam devleti Avrupa&#8217;nın bir parçası olamaz. Daha fazla İslam istemiyoruz, azalmasını istiyoruz. Bu nedenle, Türkiye, bizden uzak dur. Seni burada istemiyoruz.&#8221; (Sputnik, 5 Aralık 2015) Safkan faşistler kırma çıktı. Batıda fa-şizm terörü estiren Geert Wilders’in Hollandalı olmadığı ortaya çıktı. Endonezya asıllı Yahudi Wilders’in kavmini gizlemek için sürekli olarak saçlarını platin sarısına boyattığı tespit edildi. (TR Haber, 12.3.3017)</p>
<p style="text-align: justify;">Ünlü İngiliz gazetesi The Guardian, Gazze Şeridi’nde defalarca kez bombalanarak kullanılmaz hale gelen ve toplu mezara çevrilen Şifa Hastanesi’yle ilgili haberinde “IDF, Hamas&#8217;a karşı &#8216;hedefli&#8217; bir operasyonla Gazze&#8217;deki El Şifa hastanesine girdiğini açıkladı” (The Guardian, 15.10.2023) başlığını atmıştı. The Guardian, Rusya’nın Kiev’e düzenlediği füze saldırısında çocuk hastanesinin zarar görmesi olayıyla ilgili haberini ise, “Bunun için söylenecek söz yok: Rusya&#8217;nın Kiev&#8217;deki çocuk hastanesini bombalamasının dehşeti” (The Guardian, 8.6.2024) diye okurlarına servis eder. İsrail’in Şifa Hastanesi’ndeki saldırılarında 409 kişi can vermişti. Rus ordusunun gerçekleştirdiği füze saldırısında hasara uğrayan ‘Ohmatdit Çocuk Hastanesi’nde ise, 7’si çocuk 16 kişinin yaralandığı bilgisi paylaşılmıştı. (Haber 7, 10.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, İslam sözkonusu olunca her konuda ikiyüzlüdür: Termik santrallerle ilgili söz konusu Almanya olunca ikiyüzlü bir tavır sergileyen DW Türkçe, Türkiye olunca ise başka yaklaşım sergiledi. DW Türkçe&#8217;nin, termik santrallerin insan ölümüne ve hastalığına yol açtığını savundu. “Yeniköy-Kemerköy santrallerinin bedellerini kim ödüyor?” başlıklı haberde “Akbelen’deki ağaç kıyımı ile gündeme gelen Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali halk sağlığını tehdit ediyor. Enerji sıkıntısından dolayı termik santrallere geri dönüş kararı alan Almanya için “Almanya kömür santrallerine dönmede karar aşamasında” başlıklı bir haber sunan DW’nin kurulduğu ülkeyi övdüğü, hatta buna &#8216;mecbur&#8217; kaldığını belirten ifadeleri dikkat çekti. “Elektrik üretimine Rusya’nın doğalgazına alternatif arayan Almanya’da hükümet kömür santrallerini yeniden devreye sokmaya hazırlanıyor. Kışın yaşanacak doğalgaz sıkıntısında taş kömürü veya ham petrol yakıtlı 16 termik santral tekrar faaliyete geçebilecek.” (Lider Haber, 06.08.2023) Avrupa ülkeleri iklim krizinin en büyük nedenlerinden biri olan kömürlü termik santrallara geri dönerken AB, fosil yakıtlı araç satışını bitirecek iklim paketinde anlaştı. (Birgün, 30.6.2022) “İspanya’da merkezî idarenin Katalonya’da yaptıklarını Türkiye yapsa AB ülkeleri kıyameti koparırdı. Kendi üyeleri söz konusu olunca üç maymunu oynuyorlar, hattâ İspanya’ya destek veriyorlar. AB’nin ikiyüzlülüğü bir kere daha yüzümüze yüzümüze çarpıyor. Başkalarını bilmem ama ben hiç ama hiç şaşırmadım.” (Atilla Yayla, Serbestiyet, 27 Mart 2018) Avrupa&#8217;nın Ukrayna ve Filistin konusundaki ikiyüzlülüğü bir kez daha tescillendi. 27 üyeli Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu&#8217;nda Rusya&#8217;nın saldırıları görüşülürken İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki soykırımı gündeme dahi alınmadı. (Sabah, 18.7.2024) Avrupa ikiyüzlülüğü! Avrupa ülkeleri, raporlarına “işkence yapan, adam kaçıran, çocukları silah altına alan, sivilleri ölüme mahkûm eden örgüt” diye yazdığı PKK’yı Türkiye harekât başlattı diye savunma noktasına geldi. Türkiye Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı, Batı kendini yalanladı. PKK/PYD’ye siper olan Avrupa, kendini yalanlıyor. Operasyo engellemek için türlü skandala imza atan Batı ülkeleri, dün terör örgütü ilan ettikleri PYD’yi savunmaya başladı. PYD’yi silaha boğan ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) önceki gün yayınladığı Suriye raporunda PYD’nin illlegal bir yapı olduğunu duyurdu. (Türkiye, 15 Ekim 2019)</p>
<p style="text-align: justify;">“Almanya&#8217;da metro vagonunda, tramvayda dazlaklar bir yabancıya musallat olduğu zaman diğer yolcular ya keyifle seyreden ya da görmezden gelirler.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 36)</p>
<p style="text-align: justify;">Belli ki Amerika için öncelik mağdurun ABD vatandaşlığı değil, asıl olarak nereli olduğu, o önemli. 3 Müslüman katledildi, ABD’den ses çıkmadı. Çarli’ye kıyamet koparanlar Müslümanların hedef alındığı ırkçı katliamı, “otopark cinayeti” olarak geçiştirmeye çalıştı. Temmuz ayında Kudüs’te Yahudiler tarafından yakılarak katledilen 16 yaşındaki Muhammet Ebu Hudayr’ın cenazesinde bir saldırı yaşanmıştı. Muhammed’in Amerika Florida’da yaşayan amcasının oğulları o cenazedeydi. 14 yaşındaki Tarık Ebu Hudayr, cenaze sonrası ortadan kayboldu. Sonra onu yakalayıp, öldüresiye döven İsrail polislerinin görüntüleri ortaya çıktı. Çocuk öldüresiye dövüldü ardından hapse atıldı. İsrail polisinin kameralar önünde öldüresiye dövdüğü Tarık, tıpkı önceki gün katledilen 3 Müslüman gibi Filistin asıllı Amerikan vatandaşıydı. Tarık’ın babası Selahattin, İsrail’deki ABD Büyükelçiliğine ardından Florida’daki mahkemelere başvurdu, elinde oğluna uygulanan şiddetin belgeleri de vardı ama nafile İsrailli polisler hakkında hiçbir hukuki sonuç elde edemedi.  (Taha Dağlı, Haber7, 13 Şubat 2015)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7260 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-3.jpg" alt="" width="408" height="358" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7261 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yuzsuzbati-1.png" alt="" width="510" height="355" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7643 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/20106663_274568536356425_3331179612473251929_n.jpg" alt="" width="181" height="531" /></span><br /><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7248 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_130317.jpeg" alt="" width="561" height="771" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7249 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-islamfobi-irkcilar-1.jpg" alt="" width="401" height="497" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7265 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43645753756868649-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7266 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oklohoma-hollanda-1.jpg" alt="" width="666" height="402" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7885 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimedeniyeti-onlaryapincayalnizkurt-hirter-degil-1.jpg" alt="" width="432" height="697" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7886 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit_061017.jpeg" alt="" width="386" height="156" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7936 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-saldiri-incilogretmeni-1.jpg" alt="" width="445" height="369" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9930 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20190805_1359152.jpg" alt="" width="231" height="580" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10527 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oPwlF_1582256537_6925_w750_h12102.jpg" alt="" width="299" height="344" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Quebec City Camisi&#8217;ne yatsı namazı vaktinde otomatik silahlarla gelen ve 6 kişiyi öldürüp, 6 kişiyi de yaralayan Alexandre Bissonnette&#8217;nin davasına bakan Quebec Temyiz Mahkemesi katilin cezası 15 yıl indirdi. (Euronews, 26/11/2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere oğlunu savaştırıyor, annesini sınır dışı ediyor: İngiltere&#8217;de, bir oğlu Irak cephesinde savaşan, diğer oğlu ise Savunma Bakanlığının Irak&#8217;a göndermek için asker toplamak amacıyla bastırdığı posterlerde fotoğrafı ile yer alan 69 yaşındaki Jamaikalı kadının sınır dışı edilmesine ilişkin karar tepkilere yol açtı. The Independent gazetesi, ilk sayfasında, oğulların fotoğraflarını, &#8220;ülkenizin size ihtiyacı var&#8221;, anne Joy Bowman&#8217;ın fotoğrafını ise &#8220;ancak size ihtiyaç duymuyoruz&#8221; ifadesiyle yayımladı. (CNN Türk, 13 Mart 2007)</p>
<p style="text-align: justify;">“Feeding America” (Amerika’yı Doyurmak) ismiyle 46 milyonu aşkın Amerikan vatandaşını doyuran hayır cemiyetleri ağının beynini oluşturan sivil toplum örgütü. “Feeding America”nın raporuna göre ABD’de her yedi kişiden biri, 46 milyon insan, kendilerini ve ailelerini gıda bankalarından doyuruyorlar. Bu rakamlar 2013 araştırmasının sonuçları. Amerikan ordusunun asker kaynağının da bu yoksulluk sınırında yaşayan insanlar. Zengin ülkeler bu mültecilere de yoksullara da “yokmuş” muamelesi yapıyorlar. Avrupa’nın Amerika’nın karanlık sokaklarına açlık sınırında yaşayan nüfusuna baktığımızda başka bir Avrupa Amerika görüyoruz. Dünyadaki imajlarından çok farklı. Bebeğine bakmayan, yaşlısını yalnız bırakan, daha ucuz diye Tayland’daki yaşlılar evine gönderen, komşusunun açlığı ile ilgilenmeyen bir Batı. Her konuda olduğu gibi Batı konusunda ezberlerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. (Ayşe Böhürler, Yeni Şafak, 25 Ağustos 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">1896&#8217;da Chocolaterie d&#8217;Aiguebelle/Aiguebelle Çikolata Fabrikası &#8220;Ermenistan katliamları&#8221; başlığı altında propaganda kromoları yayınlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1889 yılında gazetede yayınlanmış bir resim</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7847 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/21731078_1995579974008444_5114226515037823581_n.jpg" alt="" width="500" height="336" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekler ise tam aksini ispat etmektedir. (msb.gov.tr/Content/Upload/Docs/askeritariharsiv/61-%20bds_ermenilerin_katliam_fotograflari.pdf Ayrıca; Kadir Mısıroğlu, Tarihten Günümüze Ermeni Meselesi ve Zulümler)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7358" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/17835135_225290204617592_2338037580085370931_o-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İtalyan ressam Lugozzi, Şeyhülislamı, şeytanın hocası olarak gösteriliyor. Avrupalı gezgin ve elçiler, Türkiye&#8217;ye kalıplaşmış düşüncelerin etkisi altında yetişmiş olarak geldiler. 1630&#8217;lara kadar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na gelen seyyahların eserlerinin çoğunda bilinç altındaki korku ve önyargı sebebiyle basmakalıp düşüncelerin tekrarlanır. Gezginler Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na peşin bir Türk düşmanlığı düşüncesiyle geldiler. Türkiye&#8217;ye gelip de bir kitap yazanlar ile hiç gelmeden Osmanlılar hakkında eser kaleme alanlar kıyaslandığında çoğu zaman aralarında hiçbir fark görülmez. Türk aleyhtarı kitap ve risaleler yazmak bir nevi modadır.&#8221;  (Erhan Afyoncu, Sabah, 29 Ocak 2023)</p>
<p style="text-align: justify;">History channel, istanbul’un fethinde toplu katliam yapıldığını öne sürdü. Tarihi belgeselleriyle tanınan History Channel, ABD’deki yayınında ‘Building In The Name of God’ (Tanrı adına inşa etmek) isimli belgeselinde Ayasofya’nın da hikayesini anlattı. İstanbul’u fethinin anlatıldığı temsili görüntülerde, yere diz çöktürülmüş Hristiyan sivillerin Türkleri tarafından vahşice katledildiği gösterildi. Belgeselde fetih sırasında on binlerce sivilin de kılıçtan geçirildiği ifade edildi. Fetihle ilgili pek çok kaynak, Fatih Sultan Mehmed’in kente girdikten sonra, öncelikle Ayasofya’nın önüne giderek, din adamları ve halka hitaben şu konuşmayı yaptığını yazıyor: &#8220;Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazabımdan korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.&#8221; (Hürriyet, 30.07.2006)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9073 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/BATTLEFIELSniper-2.jpg" alt="" width="743" height="333" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">‘Battlefıeld 1 Sniper’ adlı oyundan görüntüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gallup anketine göre her 10 ABD&#8217;liden 4&#8217;ü, Yahudilerin sarı Davut yıldızı gibi Müslümanların da özel bir kimlik taşımasını istiyor. (Vatan, 12.08.2006)</p>
<p style="text-align: justify;">Bosna&#8217;yı unutmayalım</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.&#8221; Bosna-Hersek cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere başbakanı John Major, bakanına mektup yazdığı mektupta şunları söylemekte idi: Bosna&#8217;nın bölünmesi ve olası bir İslam ülkesi olarak yok edilmesi politikamızı devam ettireceğiz. ABD dişisleri bakanı Warren: Bosna&#8217;da savaşa girmemiz için yeterli ölçüde menfaatimiz yok. (Daha sonra menfaati oluşunca da müdahele eder!) İngiliz eski diş isleri bakanı Lord Owen: Avrupa&#8217;nın ortasında İslam devleti kurdurmayız. BM&#8217;ce güvenli bölge ilan edilen Srebricika, Sırplarca işgal edilir. Katliam yapılır. BM komutanı Sırp komutanla şampanya patlatır. (Hürriyet, 14.7.1995) Avusturya mülteciler sorumlusu bayan M. Fleming: ‘Boşnaklar Hristiyan olsun’ der. ABD, Irak’ı uçus yasağını deldiği için bombalarken, Sırp uçaklarının üç buçuk yıl bosnakları bombalamasına ses çıkarmaz. ABD seçimleri sırasında (1996) Clinton&#8217; un rakibi R. Dole: &#8220;Batı uygarlığı Bosnada bataklığa  saplandı, bunun sorumlusu da Clinton&#8217;dur.&#8221;  Deyince, ansızın &#8220;Bosna&#8217;yı kurtarma&#8221; planları işleme konulur. Ya, Sırp kadınlara Müslümanlar topluca ve sistemli olarak tecavüz etseydi, ya Azerbaycan Ermenistan&#8217;ı işgal etseydi, ya Çeçenistan Rusya&#8217;yı bombalasaydı, ya Cezayir halkı Fransa&#8217;yı kana bulayıp bir milyon insanı katletse idi, ya Hristiyan bir cumhuriyet kurdu diye İran bir ülkeyi ikide bir bombalasa idi, o ülkeye ambargo koysa idi, ya Keşmir Müslümanları Hindistan&#8217;a saldırsa idi, ya Amerikan yerlilerine ve Çin&#8217;lilere Müslümanlar asimilasyon ve sömürü yapsa idi?! “Mladiç&#8217;in günlükleri Karadziç&#8217;i zora soktu: Bosna savaşında işlediği suçlardan dolayı aranan, savaş yıllarında Bosnalı Sırpların kurduğu ordunun Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç&#8217;in günlüklerinde yer alan bazı bilgiler, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi&#8217;nde yargılanan Bosnalı Sırpların savaş zamanındaki lideri Radovan Karadziç&#8217;i zor duruma soktu. Günlüklerde yer alan, Sırbistan&#8217;ın eski Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç ile kendisi arasında 8 Temmuz 1993 yılında geçen bir konuşmada, &#8220;Bosna&#8217;yı bölme planlarını görüşmesi ve bu konuda Hırvatlara yardım etme, Müslümanları zor durumda bırakma&#8221; gibi konuların ne anlama geldiği sorularıyla karşılaşan Karadziç, mahkemeden kendini savunması için 1 ay süre talep etti. Mahkemenin, Karadziç&#8217;in bu talebini değerlendirmeye aldığı, ancak kendisine henüz cevap vermediği öğrenildi. Sırbistan, Bosna&#8217;daki savaş sırasında (1992-1995) Sırp birliklerinin komutanı olan General Ratko Mladiç&#8217;in kaleme aldığı günlükleri bir süre önce, Lahey&#8217;de kurulan uluslararası mahkemeye teslim etmişti. Günlüklerin önemli kısmını, Mladiç&#8217;in çevresindeki çetnik komutanların, savaş mağduru kadınlarla yaşadıkları &#8220;eğlencelerin&#8221; oluşturduğu açıklanmıştı.” (Milliyet, 29.05.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Avrupa&#8217;yı İslam&#8217;dan koruyoruz&#8217; diyen Sırplar, Boşnak esirleri birbirine öldürttü. Annelere çocuklarının gözü önünde tecavüz edildi. Babalarının cesetlerini çocuklara taşıttılar. Luka kampında dişleyerek öldürme yolunu buldular. Esirlerden kan ve organ alıp sattılar. Diri diri gömülen Boşnaklar vardı. Stadyumlar mezarlık yapılmıştı. Batıdaki bazı örgütler, Sırp çetniklere öldürdükleri her Müslüman için para ödüyordu. Heyecan arayan kimi zengin Avrupalılar, Bosna&#8217;ya gelip uzaktan Müslüman avlıyordu. Fırsat bulduğu yer ve zamanlarda aynı işkenceler şaşırtıcı olmayacaktır. (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 23) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7331 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-humanizm-2.jpg" alt="" width="696" height="391" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7270 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiranbati43662476.jpg" alt="" width="682" height="289" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7271 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/multeci-istismr-1.jpg" alt="" width="358" height="183" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12390 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4564575.jpg" alt="" width="486" height="294" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ortaçağ Batı dünyasının Müslümanlara bakışı ve zulmü günümüzde de aynı vahşi yöntemlerle devam etmektedir. Endülüs&#8217;te yapılan şimdi Doğu Türkistan&#8217;da yapılıyor, Ermenilerin doğuda yaptığını Sırplar batıda Bosna&#8217;da yapmıştır. Endülüs’te Müslümanların evleri kapatılamazdı. İsteyen haçlı eve girer, Müslüman kadını oynatır, kıza içki içirirdi. Erkek tepkiyi boş verin, gözü yaşarsa engizisyona uğrardı. Aynısını şimdi Çin’de Doğu Türkistan halkına uyguluyorlar! Ermeni çeteler Osmanlı zamanı Doğu’daki Müslüman evlerine girer, kadınları pişirir çocuklarına yedirirdi. Aynısını Avrupa’nın ortasında Sırplar yaklaşık 5 sene Müslüman Boşnaklara uyguladılar! 1992 yılında Hocalı’da da Ermeniler de Türk çocuklarını pencerelere çivileyip derilerini yüzmüşlerdi. (Kazım Karabekir, Ermeni Mezalimi, Haber 7, 25.02.2012; Dr. Necmeddin Güney, Maliki fakih ibn ebi cum’a el-mağravi’nin ispanyol zulmü altındaki endülüs müslümanlarına (moriskolara) gönderdiği ikrah/takıyye fetvası, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 31, 2018, s. 263-290; https://ihh.org.tr/haber/ceyrek-asirlik-katliam-srebrenitsa; https://tr.euronews.com/2021/07/10/srebrenitsa-soykirimi-surece-nasil-gelindi-neler-yasandi; https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mehmet-kocak/dogu-turkistanda-cin-mezalimi-7616.html)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9891 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/68778215_1425255650947868_9095183244642484224_n.jpg" alt="" width="604" height="394" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11116 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed-2020-1.jpg" alt="" width="527" height="343" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7272 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/nobel-1.jpg" alt="" width="570" height="262" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10308 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/nobel-2019-1.jpg" alt="" width="305" height="225" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Nobel barış ödülü alan katiller</p>
<p style="text-align: justify;">Slovenyalı yönetmen Miran Zupanic&#8217;in yayınladığı “Saraybosna Safarisi” adlı belgesele göre, ABD, Kanada, Rusya ve İtalya&#8217;da zenginlerin, Müslüman sivillere ateş etmek için Sırplara yüklü miktarda para ödedikleri ve Sırp mevzilerinden birçok sivili Sniper ile &#8216;avladıkları&#8217; ortaya çıktı. Müslüman çocukları vurmak isteyenlerin Sırplara daha fazla para ödediği, bu kişilerin lüks otellerde konakladığı ve işleri bittikten sonra ülkelerine döndükleri tespit edildi. Şimdiye kadar ise hiçbirinin kimliği tespit edilemedi. (AA, 11.9.2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15035" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/398226543_1698473580632573_4166701333736011341_n.jpg" alt="" width="788" height="293" /></p>
<p style="text-align: justify;">Nobel ödüllü yazar Handke&#8217;den Srebrenitsa sorularına küstah yanıt Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülen Avusturyalı yazar Peter Handke, Srebrenitsa&#8217;da yaşanan soykırımla ilgili sorulara sinirlenerek, &#8220;Boş sorularınız için tuvalet kağıdını tercih ederim&#8221; ifadesini kullandı. (AA, 7.12.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">Obama&#8217;ya verilen Barış Ödülü&#8217;nün mimarı, Beyaz Saray sekreteri Mary Miller çıktı. Miller, Obama ile çalışmadan önce Nobel&#8217;in gelirlerini yöneten T. Rowe Price adlı bir şirkette görev yapıyordu. Şirket de parayı, Nobel&#8217;in sponsoru olan ve Irak işgalinde kullanılan helikopterleri üreten Honeywell hisselerine yatırmıştı! Yani Obama&#8217;nın yeni sağ kollarından Bayan Miller&#8217;ın kısa süre öncesine dek  çalıştığı T. Rowe Price, Nobel Vakfı&#8217;nın gelirlerini değerlendirsin diye emanet ettiği borsa şirketidir. Nobel gelirlerinin iki silah şirketi hisselerine yatırıldığı haberi, üç yıl önce dünya basınında &#8216;skandal&#8217; olarak yer almıştı. (Akşam, 13 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">2012 Nobel Barış Ödülü, “Avrupa’da 60 yıldan fazla süredir barış, uzlaşma, demokrasi ve insan haklarının ilerlemesine sağladığı katkılardan dolayı” Avrupa Birliği’ne verildi. “İsrail&#8217;i destekleyen, ABD&#8217;nin Irak işgaline destek sağlayan, Guantanamo olmak üzere kimi toplama kamplarına Avrupa aktarmalı uçuşlara izin veren, Avrupa’nin ortasında sırplarca katliama uğrayan Bosna’lıları sadece seyreden AB ‘Barış ödülü’nü hak etmiştir!</p>
<p style="text-align: justify;">Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa&#8217;nın tam göbeğinde çıkan savaşta sistematik bir soykırıma tabi tutuldu, öldürüldü. &#8220;60 yıllık barış&#8221; veya &#8220;savaşsız 60 yıl&#8221; gibi atıflar yapılan Nobel Barış Ödülü&#8217;nün tam ortasında Avrupa Birliği duruyorsa, bir yanda da Bosna, Srebrenitza Katliamı duruyor. Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre (1992-1995) Bosna-Hersek&#8217;te 312.000 kişi hayatını kaybetti. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkından. Bosna&#8217;daki soykırımı inkar eden Avusturyalı yazar Handke&#8217;nin Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülmesi, İsveç Kraliyet Akademisinin daha önce verdiği ve tartışmalara neden olan ödülleri akıllara getirdi. Soykırım ve savaş suçlarından yargılanması sürerken cezaevinde ölen eski Sırp lider Slobodan Milosevic&#8217;e duyduğu hayranlığı her fırsatta dile getiren Handke&#8217;nin, İsveç Kraliyet Akademisi Nobel Komitesince ödüle layık görülmesi, özellikle Bosna Hersek ve Kosova&#8217;da büyük tartışmalara neden oldu. Nobel Barış Ödülü&#8217;ne 1991&#8217;de layık görülen Myanmar lideri Aung San Suu Çii, özellikle Arakanlı Müslümanlara yönelik zulme sessiz kalmasının ardından tepkilere maruz kaldı. Nobel Barış Ödülü sahipleri arasında en çok tartışılan isimlerden biri de eski ABD&#8217;li siyasetçi ‘Karanlıklar prensi’ olarak bilinen Henry Kissinger! (AA, 10.12.2019) Ukrayna önemli, ama 30 yıl önce Bosna da önemliydi. O zaman tepki neredeydi? Savaş sırasında Bosnalı ordu rehberi, şimdi Pulitzer ödüllü fotoğrafçı ve bu haftaki anma törenlerinin merkezinde yer alan Warm (savaş, sanat, direniş, hafıza) Vakfı&#8217;nın yöneticisi olan Damir Sagolj, &#8220;Ukrayna&#8217;ya kamuoyunun onda biri, askeri desteğin ise yirmide biri olsaydı, savaş durdurulur, yüz binlerce hayat kurtarılırdı; ayrıca üç kayıp yıl ve milyonlarca insanın evi kurtarılırdı&#8221; diyor. (Ed Vulliamy, The Guardian, 3 Nisan 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">1953 yılında hem Nobel Barış hem de Nobel Edebiyat Ödüllerine aday gösterilen, İngiltere eski Başbakanı Winston Churchill: &#8220;Savaş hukukuna göre zehirli gaz kullanmak yasaktır; biliyorum Amma zehirli gazı insanlara karşı kullanmak yasaktır! Türkler Müslüman’dır. Dolayısıyla da insan sayılmaz hiçbiri! Yani, Türklere karşı rahatça zehirli gaz kullanabiliriz!&#8221; (Habertürk, 20 Mart 2007) Tony Blair&#8217;ın İdeolojisinin Kaynağı: Gladstone. Blair, yaptığı konuşmalarda politik ilhamını, Darwinist ideolojiye bağlılığı ve Türk düşmanlığı ile tanınan İngiltere eski Başbakanı William Ewart Gladstone&#8217;den aldığını söylemektedir. Gladstone&#8217;un, &#8220;Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu&#8217;da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir: Kendilerinin yok olmasıyla&#8221; sözleri ile meşhur biridir. (Ahmet İhsan, Matbuat Hatıralarım, s. 57) İngiliz The Economist Dergisi, Tony Blair’in dış politikada William Ewart Gladstone’u adım adım takip ettiğini belirtmiş ve aradaki benzerliklerden dolayı onu “Gladstone’un hayaleti” olarak tanımlamıştır. (The Economist, vol: 351, issue: 8121 (29 May 1999), s. 54)</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-15232 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/israil-beyaz-fosfor6u.jpg" alt="" width="456" height="467" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15281" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/408130767_171933571521302.jpg" alt="" width="764" height="448" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7273 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irkcidinci-1.jpg" alt="" width="356" height="288" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dedeler ve torunları!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7274 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dede-torun-1.jpg" alt="" width="384" height="146" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oryantalistler biliyorlar ki Kur’an Müslümanların elinde olduğu müddetçe daima muzaffer olacaklar ve batının sömürgeciliğini kabul etmeyeceklerdir.&#8221; (Prof A. Hatip, İddialara cevaplar, s. 33) Belçika&#8217;lı Irkçı ve İslam karşıtı Flaman Menfaati Partisi&#8217;nin eski lideri Dewinter Kur’an-ı Kerim için, ‘Birçok fenalığın nedeni, tüm kötülüklerin kaynağı’ ifadesini kullandı ve öldürme müsaadesinin bu kitaptan alındığını söyledi!&#8221; (Ocak, 2015) Yıl 1907. İngiliz sömürge bakanı William Eward Gladstone, İngiliz avan kamerasında eline Kur’an&#8217;ı alarak milletvekillerine şöyle konuşma yapar: &#8220;Bu kitap Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, orada bize hiçbir zaman rahat ve huzur olmayacaktır.&#8221; (Profesör Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 13)  </p>
<p>Lord Allenby, I. Dünya Savaşı&#8217;nda Kudüs&#8217;ü işgal edince şöyle söyler: &#8220;Ancak şimdi Haçlı Seferleri sona ermiştir.&#8221; (A.L. Tibawi; Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 97) &#8220;1920 yılında Fransız General Gouraud, Şam’a girince, Selahattin Eyyubi’nin türbesine giderek ve şeytanca bir zevkle, ‘İşte yine biz geldik, Selahattin’ demesi bitmeyen kine işarettir.&#8221; (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 96)</p>
<p style="text-align: justify;">Sırp Cumhuriyeti Ordusu Komutanı Sırp general Ratko Mladiç, Srebrenitsa soykırımının yaşandığı 11 Temmuz’da birlikleriyle birlikte girdiği kentte kameraların karşısında kullandığı, &#8220;İşte 11 Temmuz 1995’te Sırp şehri Srebrenitsa’dayız. Büyük bir Sırp bayramı arifesindeyken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Bu topraklarda Türkler’den intikam almamızın vakti geldi&#8221; sözleriyle de biliniyor. (Milliyet, 10.04.2013) &#8220;Bir Shakespeare uzmanı olarak tanınan ve akademik saygınlığı herkes tarafından kabul edilen Nikola Kolceviç, Bosna katliamının Baş mimarlarından Radovan Karadzic&#8217;in sırdaşı, Sırbistan Başkan Yardımcısı sıfatıyla Saraybosna&#8217;nın yerle bir edilmesi emrini imzalayan bir katil ve Sırp milliyetçisi idi.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 259) </p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Türklerin Doğu Avrupa&#8217;daki kuşatmalarını ilişkin hatıralar Macaristan ve Sırbistan gibi milletlerin hafızalarında canlılığını korumaktadır. Mohaç meydanı, Karakuşlar meydana hala canlıdır.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 65)  Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas, Ermeni meslektaşı Sarkisyan&#8217;ı kabulünde, iki ülke halklarının geçmişte Türkler tarafından &#8216;kesildiğini&#8217; söyledi. (Habertürk, 19.1.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Evet! 1920 veya 2024! Batılıların içindeki İslam düşmanlığı asla bitmiyor! Ama bunu farkında olmayanlar hala Müslümanlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Yıl, 1821.Yunanistan&#8217;daki Türkler arkalarında hiç iz bırakmadan yok oldular! Yaklaşık 60.000 Müslüman vahşice katledildi. Anlatılanlar (Oxford’lu tarihçi William St. Clair. “That Greece Might Still Be Free“ adlı kitabında (1972-Oxford); İngiliz tarihçi Walter Alison Phillips The War of Greek Independence, 1821 to 1833. London, 1897, s. 61) 1994 yılındaki Bosna&#8217;ya katliam uygulayan Sırp vahşetinin bir benzeri idi, ama hiç bir kitapta bu &#8216;soykırım&#8217;dan bahsedilmez!</p>
<p style="text-align: justify;">“Ermenilere Osmanlı&#8217;nın sağladığı ‘yolluk, özel koruma’ gibi ayrıcalıklar tanınmadan yani tehcir değil zorunlu göç ettirilen Müslümanlar! “1.265.096 Müslüman, yaşanan büyük facianın ardından doğup büyüdüğü toprakları terkederek hayatta kalmayı başarabilenlerdi. Bu zoraki yolculuk birkaç ay sürdü; kar, fırtına ve çamur içerisinde çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek, sadece yürüdüler, daha yüzbinlercesi yollarda hastalık, ayaz yahut çetelerin veya askerlerin saldırıları yüzünden zaten canından oldu; sadece geride bıraktıkları evleri ve barkları değil, yanlarına aldıkları üç kuruşluk eşyanın nerede ise tamamı yağmalandı veya can bedeli olarak dağıtmak zorunda kaldılar. Yola zamanında çıkamayanlara &#8220;Ölümlerden ölüm beğen!&#8221; dendi. Diri diri yakılanları da oldu, hiçbir suçları yokken darağaçlarında can verenleri ve yine diri diri gömülenleri yahut süngülerle delik deşik edilenleri de&#8230; Uğradıkları tecavüzün utancını taşıyamayan hamile gelinler kendi canlarını kendileri aldılar, almaya vakit bulamayanların hayatını da çetecilerin bıçakları noktaladı. Geride bıraktıkları evleri, bağları, tarlaları ve bütün herşeyleri yağmalandı, kapanın elinde kaldı, hatta köylerinin ve kasabalarının isimleri bile değiştirildi. Aşağıda yüz Euro&#8217;luk bir altın hatıra parasının fotoğraflarını görüyorsunuz&#8230; 2012&#8217;de Balkan Harbi&#8217;nin yüzüncü yıldönümü vesilesi ile Yunan Merkez Bankası&#8217;nın çıkarttığı paranın ön tarafında Balkan Savaşları&#8217;nda donanmamızın canına okuyan Amiral Pavlos Kunturiotis, arka yüzünde de Kunturiotis&#8217;in meşhur Averof Zırhlısı var! Ben yorum falan yapmayayım, yüz Euro&#8217;luk bu hatıra parasına bakın ve düşünün, kâfi…” (Murat Bardakçı, Habertürk, 28.04.2014)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7848 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/21686391_713180368892216_4688870596326029803_n.jpg" alt="" width="342" height="326" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8031 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/25299454_750073131869606_6503131476139564336_n.jpg" alt="" width="321" height="294" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7275 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/unutmadilar-1.jpg" alt="" width="523" height="722" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yunan karakol gemisi Bizans bayrağı takarak Ege&#8217;de yeni bir provokasyon ve tahrik girişiminde bulundu. (Star, 31 Ocak 2018) ABD Donanması, kuruluşunun 241. yıl dönümü dolayısıyla sosyal medya hesabından yaptığı ve Türk bayrağıyla savaşan askerlerin öldürüldüğünü gösteren temsili tabloyu içeren paylaşım yapar. Gereklşi mesajı verdikten 2 gün sonra kaldırır. (AA, 15.10.2016)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7276 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunan-altin-1.jpg" alt="" width="208" height="108" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8241 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunanlar_tahrikten_abddeniz-1.jpg" alt="" width="721" height="184" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8958 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haberturk_20110119-ermeni-yunan.jpg" alt="" width="616" height="317" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7277 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islam_1-2.jpg" alt="" width="551" height="363" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8663 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunanaskeriegitim-1.jpg" alt="" width="622" height="430" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">1944 tarihli Süleyman Külçe tarafında yazılan ‘Osmanlı Tarihinde Arnavutluk’ adlı eserin bir bölümünün başlığı: Arnavutlukta ilk domuz başı meselesi. İsveç&#8217;in Skövde kentindeki bir camiye kimliği belirsiz bir kişi dün gece domuz leşi attı. (Kıbrıs haber Ajansı, 29.05.2024) İtalyan senatosu başkan yardımcısı yeni inşa edilecek camiye karşı “domuz günü” ilan etti. Tüm İtalyanlar’dan cami alanına domuzla gelmelerini istedi. (Hürriyet, 15.9.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Euro 2024 futbol maçlar esnasında İspanyol haber sitelerinin Türkiye için kullandığı kavramlar şunlardır:  &#8220;El combinado otomano&#8221;: Osmanlı takımı (Diarioas, 07/02/2024); &#8220;energía a los otomanos&#8221;: Osmanlıların enerjisi (El Debate, 02/07/2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Boğaziçi Hukuk Fakültesi dekanı Prof. Dr. Selami Kuran&#8217;ın AİHM’ye yargıç olarak kabul edilmeme hikayesi: &#8220;…Aslında mülakatın nereye gittiğinin farkındaydım ve ortam gerilmeye başlamıştı. ‘Türkiye’de uzun tutukluluk yargının kalite meselesi, hak ihlali sorunlarını konuşalım’ dedikçe konu dönüp dolaşıp siyasi sorulara geliyordu. En sonunda bir komisyon üyesi, ‘Türkiye’nin insan hakları ve demokrasiyle her zaman sorunu var. “Kültürünüzden, inancınızdan, tarihinizden dolayı” sorunlu ve sorumlusunuz’ deyince; ‘Türkiye’deki insanların tümünü inancı, tarihi, kültürüyle küçümseyemezsin’ diyerek çıkıştım. Bir toplumu küçümsemenin insan hakları ihlali olduğunu, soru ve yorumun hukuki değil siyasi olduğunu, mülakatta ayrımcılığa dayanan bu görüşü şiddetle redettiğimi dile getirip, ‘Burada yargıçlık seçimi değil, yargılama yapılıyorsa ne işim var’ diyerek masadan kalktım.&#8221; (Milliyet, 20.02.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir şey unutulmadı, Hristiyanlar hala her şeyi canlı tutuyor, unutan biz, hatırlattırılacak olanda&#8230;!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10825 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Yunanistandaki-Turkler-1821.jpg" alt="" width="591" height="395" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10838 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kıbris-annanplani-safbizmiyiz-1.jpeg" alt="" width="377" height="210" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13002 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/301192551_1426133694533231_3825537196207074442_n.jpg" alt="" width="342" height="416" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11085 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/29Ekim1930-inonu-esi-venizelos.jpg" alt="" width="687" height="270" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11087 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/121774221_10158764872485747_1662905523779043251_n.jpg" alt="" width="555" height="453" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13263" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3544265768.png" alt="" width="604" height="500" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan&#8217;ın Lokatsiz adlı özel harekat birliğindeki askerler, eğitimleri esnasında Türk kanı içmeye, Türk çocuklarını yetim bırakmaya, Türkler&#8217;in evlerini yakmaya yemin ediyorlar! (Ağır hakaret ve küfür içeren bölümler kesilmiştir) </p>
<p style="text-align: justify;">Hep saf biz mi olacağız? 2004&#8217;te BM&#8217;lerin sunduğu Barış teklifini Türkler %65 ile kabul, Rumlar %75 ile reddeder. Bir hafta sonra AB, tüm adanın temsilcisi olarak, Rumları üyeliğe kabul eder!</p>
<p style="text-align: justify;">1974’de Kıbrıs&#8217;a Türkler çıkartma yapınca, Türk masonlar ‘prensipleri gereği tarafsız’ olurlarken, sonradan öğrenilir ki, Yunan masonlar hep Rum lupisine çalışmıştır! Yugoslavya daha bölünmeden önce komünist bir sistemle yönetilirkenyaşanan bir olayı boşnaklardan biri şöyle anlatır: Benim gibi ‘komünist’ olan sırp komşum ailesi ile bize misafir gelmişti, çocuğu uyuklamaya başlayınca onu kendi odamızda yatırırız, geç vakite doğru komşum eve gitmek isteyince ben çocuğu kucaklayıp komşuma vermek istedim. Elin çocuğun boynunda bir şey hissetti. Bir de baktım bir haç! Şaşırdım, komşuma sordum. O da, ‘ben o haç koynunda iken kendimi daha rahat hissediyorum’ diye cevap verir. Ondan sonra ben de oğlumun yatağının yanına Kur&#8217;an koymaya başladım! Zaten kısa süre sonra Sırplar boşnaklarla saldırır ve katliamlara başlar… Sırplar boşnaklarla saldırırken de ‘osmanlılardan öç aldıklarını’ defalarca ifade etmişlerdir! Avrupa Birliği de Türkiye’y orta çağdandan kalan, ‘Osmanlı şeytan çocukları, Türkler korkusunun’ tesiriyle hala içlerine almamaktadırlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Venedik&#8217;te skandal kongre! Bizançıların işgal planı su yüzüne çıktı: Tabula. İtalya&#8217;nın Venedik şehrinde düzenlenen &#8216;Bizans&#8217; kongresinde haddi aşan ifadeler kullanıldı. “Kilise merkezli” ilerleyen kongrede DePaul Üniversitesinden Elena Boeck ise “Ortodoks dünyası İstanbul için ağlıyor. Çargrad’ımıza ne oldu? Gün gelecek tekrar azizler yetiştireceğiz. Çünkü biz gücümüzü Bilgelik Kilisesi Ayasofya’dan ve Ortodoksluktan alıyoruz” dedi. Salonda bulunan gazeteci Tolga Saçıkaralı, Türk akademisyenlerin cevap vermemesini şaşkınlıkla izledi.  (Akit, 28.8.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman kökenliler hariç herkes, kendini ateist diye tanımlasa bile, dinini, tarihini unutmuyor, onlara sahip çıkıyor: &#8220;Zekeriya Sertel Selanik&#8217;tedir. 50.000 Yunan askeri trenlerle şehre giriş yapar. Bu arada bir ses duyar, &#8216;Zekeriya&#8217; diye. Başını çevirip baktığında, Yunanlı askerlerinin arasında birisi başlığını sağlayarak Zekeriya&#8217;ya seslenir. &#8220;Ben sana Selanik&#8217;e geleceğiz, burasını alacağız.&#8221; dememiş miydim? İşte görüyorsun ki, buradayız.&#8221; Bu kişi Selanik lisesinde okurken aynı sınıfta okuduğu bir Rum arkadaşıdır.&#8221; (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, s. 48) Devrimci marxist sol ideolojinin liderlerinden Mihri Belli Yunanistan&#8217;da komünist bir devlet kurmak için komünist militanlarla beraber dağlarda savaşmaktadır. Kendisi tüm komünistler gibi, &#8216;Meryem Ana, istavraz&#8217;a küfür edince, alay komutana Alkis atılır; &#8220;Ula bu Türk bizim Meryem anamıza sövüyor, ulan ben de senin&#8230;!&#8221; (Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım, s. 295) Türk yazar ve psikolog Gündüz Vassaf: &#8220;Amerika&#8217;da yemekli toplantılarda hatta evlerde de yemekten önce sofrada dua ile oturulurdu. Ben dua bilmediğimi söyleyince başka birisi dua okumuştu.&#8221; (Gündüz Vassaf, Annem Belkıs, s. 218) 1957 yılında Akşam gazetesi adına Hıfzı Topuz, Sakız adasına gider. Aya Minas manastırına gider. Orada camlı dolaplar gözüne ilişir. içleri kemiklerle doludur. 1822&#8217;de Osmanlı&#8217;ya isyan edenlerin kemikleridir. Rahibe tercümana bunları anlatırken, &#8216;Türklerin yaptığı bu kıyımı unutmayın.&#8217; der. Ordan çıkıp başka bir yapının önüne gelirler. Tercüman Popi, “Bak, burada sakızlı ihtilalcıların kurumuş kanlarını göreceksin” der. Bu taşlar 135 yıldır yıkanmamış. Bize hep buralarda gezdirdiler böyle yetiştirdiler. Popi devam eder, Türk Yunan dostluk derneği başkanı Manolakis Kavuras sana bir mektup verdi, bu sayede sana yardımcı olurlar diye, aslında onda seni takip etmeleri yazıyordu. (Hıfzı Topuz, Gülümseyen anılar, s. 72-73) “Agah Oktay Güner Macaristan&#8217;a gitmiş ve Estergon kalesini görmek istemiştir. Kilisedeki resimlere bakmak ister. Tabloda Hz İsa çarmıha gerilmektedir ve bu işi yapanlarda ellerinde çivilerle yeniçerilerdir! Bu da ne diye sorar. Cevap şöyledir: &#8220;Bu tablo, Estergon&#8217;un 600. yıl dönümünde Papa tarafından şehrimize hediye edilmiştir.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 28, 39)  Bir Türk askeri Balkan Savaşı sırasında Yanya Kalesinde bir yıl tutsak kalır. Tutsak tutulduğu yapının penceresinden dışarı bakarken bir Bulgar kadınına aşık olur. Kadın her gün onun penceresinin önüne geliyor, Bulgarca bir şarkı söylüyordu: &#8220;Naş, naş, Çarigrad naş.&#8221;<br />Asker Bulgarca bilmiyordu ama, kadının duygulu sesiyle kendisine aşk sözleri söylediğini düşünüyordu. Her gün düzenli olarak kendisini görmeye gelen kadından hoşlanmaya başlamıştı. Savaştan sonra tutsaklıktan kurtulan Ömer Seyfettin İstanbul&#8217;a döner. Balkanlar kaybedilmisti ama aklında hep kendisi için aşk şarkıları söyleyen Bulgar kadını vardı. İstanbul&#8217;da ilk işi, şarkı sözlerinin Türkçesini öğrenmek olur. Unutamadığı o şarkının Türkçesi şöyleydi: &#8220;Bizim olacak, bizim olacak, İstanbul bizim olacak.&#8221; (Ömer Seyfettin, Nakarat, s.147)</p>
<p style="text-align: justify;">İki yüzlü Yunan! Birinci fotoğraf: Yunan Başbakanı Venizelos 29 Ekim 1930&#8217;da Türkiye&#8217;de. Arkada İsmet İnönü ve kolunda İnönü’nün eşi ile! Bir sene sonra; Cumhuriyet gazetesinin 13 Kasım 1931 tarihli haberi: Atina heyecan içinde! Kıbrıs’ın ilhakı lehine nümayişler (Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması için gösteri) yapılıyor! Rum kilisesi de gizlice gizlice Venizelos&#8217;a ve Yunanistan kilisesine danışıyordu.” (Taçgey Debeş, Ronald Storrs&#8217;un Kıbrıs Anıları, s. 77)</p>
<p style="text-align: justify;">“Kilise yalnızca kilise, misyoner yalnızca misyoner değildir. Papa, 20 Kasım 2000&#8217;de Türklerin 1915-1923 arasında 8 milyon Hristiyan katlettiğini söylüyordu. İtalyan piskoposlarına gazetesi L&#8217;Avvanire, 3 Ocak 2000&#8217;de; &#8220;Avrupalı, başlı başına düşman İslam dünyasına karşı geldi.&#8221; diye yazıyordu. Fener Rum patriği Bartholomeos, 9 Aralık 2001&#8217;de yapılan yurt dışında yaşayan Yunanlılar konseyi kongresindeki konuşmasında şunları söylüyordu; &#8220;Ortodoks Kilisesi, Helenizm&#8217;in şekillenmesine ve devam ettirilmesine büyük önem vermektedir.&#8221; Yunan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposunun 23 Ağustos 2004&#8217;te söylediği sözler; &#8220;Yunan halkı Anadolu&#8217;yu geri alma idealinin etrafında birleşmelidir.&#8221; Yunan Ortodoks Kiliseleri Başpiskoposu Hristodulos, 29.03.2005 tarihli Hürriyet gazetesindeki demecinde; Türkler şimdi AB ye girmek istiyorlar, Barbarların Hristiyan alemi içinde yeri yok. Birlikte yaşayamayız.&#8221; Yunan halkı uyanık tutuluyor, oysa Türkiye&#8217;de birtakım çevreler çok abartılı bir Yunan dostluğu faaliyeti içindeler. Robert koleji okulunun müdürü olan Washburn amaçlarını şöyle açıklamıştı; &#8220;Bu kolej, Türk halkına Hristiyan ruhunu, hayat tarzını ve dünya görüşünü aşılamak için kurulmuştur.&#8221; Araştırmacı Gold, &#8220;Robert kolej olmasaydı Bulgaristan olmazdı&#8221; demektedir. Kolej o yıllarda, 13 kilise açtı. Okulda yetiştirilenler Anadolu&#8217;ya öğretmen ve vaiz olarak gönderildi.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 26-31)</p>
<p style="text-align: justify;">Beyaz Saray eski Baş Stratejisti Steve Bannon, İslam’a ve müslüman göçmenlere karşı çok sert politikaları savunur. Avrupa’da yaptığı bir konuşmada 1683’teki “Viyana Kuşatması”na ve “Haçlı İttifakı”na göndermeler yapmıştı. (Abdullah Muradoğlu,Yeni Şafak, 17 Haziran 2018) Bir tarihçi olarak Batı’nın bize bakışı nasıl? Batı yakasında değişen bir şey var mı?<br />Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiçbir zaman unutmadı. Avrupa’nın Haçlı görüşü Papalık eliyle devam ediyor. Avrupa’nın idealist gençleri Türkiye aleyhine çalışır. ( Prof. Dr. Halil İnalcık, 4 Kasım 2012 tarihli röportajdan)</p>
<p style="text-align: justify;">Yavuz hırsız ev sahibini bastırır! Azerbeycan işgal altındaki topraklarını Ermenilerden kurtarmak için savaşırken, sivil halkı bombalayan Ermenistan devlet başkanı ise, işgal ettiği Azerbeycan topraklarındaki sivil halkın tehlikede olduğunu sosyal medyadan ilan etmektedir! (17.10.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı&#8217;nın ikiyüzlü olduğunu biliyorduk ama bu kadarını da kimse beklemiyordu. İşgalci Ermenistan&#8217;ın saldırılarıyla başlayan çatışma bölgede devam ederken, Batı ikiyüzlülüğünü bir kez daha gösterdi. Washington Post, BBC, The Spectator gibi gazete, dergi ve kanallar, işgalci Ermenistan lideri Paşinyan&#8217;a mikrofon uzatırken, ülkesinin toprakları için savaşan Aliyev ya da diğer Azerbaycanlı yetkilileri görmezden geliyor. (Haber 7, 01.10.2020) Ermeni aktör Danielian ruslara seslendi: “Öncelikle biz Türkiye ve Azerbaycan&#8217;ın değil, Rusların esaretinden çıkmalıyız, onlar bizim komşularımızdır. Biz 600 yıl Türklerle yaşadık, siz Ruslardan önce her şey yolundaydı. Taşnaklar siz Ruslara güvendi, biz ise Osmanlı hükümetine ihanet ettik” Aynısını Yunanlılar da İngiliz gazına gelip yapmadı mı idi?!</p>
<p style="text-align: justify;">İtham: Fransız yazar CarolineFourest: “Hamas&#8217;ın yaptığı gibi çocukları kasten öldürmekle, İsrail&#8217;in yaptığı gibi onları istemeden öldürmekle kıyaslanamaz.” (31 Ekim 2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçek: İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki çocuk ve sivil katliamı devam ederken İsrailli Haham Yaron Reuven skandal sözler sarf etti. Yahudi Haham, çocuklara merhamet edilmemesi gerektiğini belirterek &#8220;Tanrı çocukları öldürmemizi emrediyor.&#8221; dedi. (ODA TV, 23.10.2023) &#8220;İsrail&#8217;in Gazze Şeridi&#8217;ne 7 Ekim&#8217;den bu yana sürdürdüğü saldırılarda 4 bin 630’u çocuk, 3 bin 130&#8217;u kadın olmak üzere 11 bin 240 kişinin öldürüldüğü bildirildi.&#8221; (TRT Haber, 13.11.2023) Gazze’de öldürülen 11 bin 983 çocuğun ismi açıklandı. (Bianet, 17 Eylül 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Gazze savaşı ilk başladığından HAMAS’a kadınlara tecavüz ediyor iftirası atan İsrail’in mahkumlara tecavüz ettiğinin görüntüleri basına yansır! (AA, 7.8.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Batıda insan hakları, demokrasi, fikir özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları gibi kavramların sınırı, İsrail’in yaptığı katliamları protesto etmeye başlayıncaya kadardır. Orada sıva dökülür ve gerçek yüzleri ortaya çıkar! Kampüste düzenlenen İsrail&#8217;e tepki gösterilerini &#8220;düşünce özgürlüğü&#8221;​​​​​​​ kapsamında değerlendiren Harvard Üniversitesi Rektörü Claudine Gay görevinden istifa etti/rildi! (2 Ocak 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Uluslararası Af Örgütünün, İsrail ordusunun Gazze&#8217;nin yoğun nüfuslu sivil bölgelerinde kullanımı yasak olan beyaz fosforlu top mermileri kullandığını belgelediği kanıtlar arasında, AA’nın servis ettiği fotoğraflar da bulunuyor.&#8221; (AA, 15 Ekim 2023) Ve bir buçuk ay sonra: 7 Ekim&#8217;den bu yana Gazze Şeridi’nde İsrail saldırıları sonucu bombalanan birçok okul ve hastanelerde öldürülen Filistinlilerin sayısı, 6 bin 150&#8217;den fazlası çocuk ve 4 binden fazlası kadın olmak üzere toplam 15 bin 899’a yükseldi ve bu konuda birçok video, resim, belge de mevcut durumda iken; Ortada kanıt yokken, Irak&#8217;ta kitle imha silahları var deyerek 2 milyon insanı katledip, Irak&#8217;ta taş üstüne taş bırakmayan Amerika Birleşik Devletlerinin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller &#8220;İsrail&#8217;in sivilleri kasten öldürdüğüne dair herhangi bir kanıt görmedik&#8221; dedi. (TRT Haber, 04.Aralık.2023) Bir yıl sonra: İşgalci İsrail ordusu Güney Lübnan&#8217;ı fosfor bombaları ile vuruyor. Uluslararası hukuka göre yoğun sivil nüfusun bulunduğu bölgelerde kullanımı yasak. (Haber 7, 01.10.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Şeytan yine elini katliam için kaldırdı. Gazze’de 8 bin çocuk ve binlerce kadını hunharca katleden terör devleti İsrail’i durdurmak için BM’de çıkarılmak istenen insani ateşkes kararı, ABD tarafından engellendi. Kararı tek başına veto eden ABD, SiyoNazi İsrail’e ‘soykırıma devam’ desteğini perçinledi. (Yeni Şafak, 10/12/2023) ABD ordusu, İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki katliamına desteğini sürdürüyor İsrail&#8217;in insani krize neden olduğu Gazze&#8217;ye yönelik saldırılara ABD&#8217;nin sağladığı askeri destek bir kez daha dikkati çekti. ABD, 7 Ekim&#8217;den bu yana İsrail&#8217;e binlerce ton askeri teçhizat sağladı, savaş gemileri gönderdi ve istihbarat desteği verdi. (AA, 28.02.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Onbinlerce sivil katleten İsrail Başkanı İzak Herzog: &#8220;We are Peacemakers/Biz barış elçileriyiz&#8221; (Globe Eye News,  15 Nisan 2024) şeklinde açıklamada bulunur! 1400 sene önceden Kur’an onlara yanıt vermektedir: &#8220;Kendilerine: &#8220;Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın&#8221; dendiği zaman, &#8220;Bizler sadece barış taraftarıyız&#8221; derler.&#8221; (Bakara, 11)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11179" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/125284524_1005529493260322_3970832752671474023_n.jpg" alt="" width="348" height="482" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ne kadar ileri gidecek? Türk SİHA&#8217;ları Azeri-Ermeni savaşında (Kasım 2020) Ermenilerin askeri gücünü toz duman edince, Fransız basınında çıkan bu karikatür şu mesajı veriyor: Siz Osmanlı torunusunuz! Siz unutsanız da biz bunu unutmadık! “Avrupa, Türkleri, İstanbul&#8217;un fethinden dolayı hiçbir zaman affetmeyecektir. Yüzyıllar sonra bile öfke ve serzeniş ile hatırlanmaya devam edecektir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 122) “Avrupalı çocuklar, yeşil sarıklıların kabusu ile uyumaya yönlendiriliyor. Kabus gören taraf sadece Avrupalılardır. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 39)<strong>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11518 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/safolan-biziz-2122021.png" alt="" width="579" height="393" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Toplumsal hafızayı diri tutmak</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9779 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/saf-54785.jpg" alt="" width="516" height="468" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8790 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/teksafolanbiziz-1-2018.png" alt="" width="462" height="529" /><br /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9393 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346347338.jpg" alt="" width="592" height="381" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10787 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/108745534_10158274333892348_2417336621120580524_o.jpg" alt="" width="225" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15550" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/634576879032535346.jpg" alt="" width="420" height="317" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15549" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/453768548496969.jpg" alt="" width="398" height="253" /></p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’nın sözde kültür ve sanat başkenti Viyana’daki Saint Stefan Katedralinde ortada ayakta duran Aziz John of Capistrano&#8217;nun ayaklarının altında ezdiği bir Türk. Örnek çok. Almanya’nın Regensburg şehrinde ayakta elinde kılıcı, son derece mağrur halde duran Haçlı donanması komutanı Don Juan&#8217;ın sol ayağını bastığı Türk kesik başı. Eski adıyla Çek Cumhuriyeti&#8217;nin başkenti Prag&#8217;ın 66 kilometre doğusunda Sedlec&#8217;teki Kemikli Kilise&#8217;de, &#8216;Türk&#8217;ün gözünü oyan karga&#8217; figürü…</p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;nın Salamanca eyaletindeki Bejar kasabasında, her yıl haziran ayında düzenlenen &#8220;yosun adamlar yürüyüşü”nde, kasabanın Müslümanların elinden alınması için 1397’de surlardan içeri yosun kamuflajıyla sızan Hristiyan askerler anılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;da, Müslümanlardan kurtuluşun bir nişanesi olarak sokaklarda dolaştırılan İslam sancağının hikayesi yürek yakıyor. Her yıl Toledo şehrinde düzenlenen festivallerde Toledo Katedralindeki bu sancak çıkarılarak Müslümanlardan kurtuluşun bir nişanesi olarak sokaklarda dolaştırılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Viyana&#8217;daki Askerî Tarih Müzesi&#8217;nin</em><em> (1869) </em><em>giriş kısmında yer alan 56 Avusturya milli</em> kahramanından bazılarının ayaklarının altında Osmanlı askeri kafası ve hilal bulunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Macaristan Viyana, Mohaç savaşının olduğu yerin tam merkezi Macarlarca milli park ilan edilmiştir. Bu parkın tam merkezinde ise bir heykel, Kanuni&#8217;nin heykeli bulunur. Kanuni kulakları küpeli bir korsan gibi gösterilmiştir ve gövdesi yoktur. Heykelin boynundaki pazar filesinde üç kesik baş bulunur, Macar ileri gelenlerinin başları! Peki gerçekte olan ne idi, Kanuni Mohaç seferine neden çıkmıştı? Macar kralı Yanoş, Osmanlı&#8217;nın kendisine gönderdiği elçilerin kellelerini kestirir ve kesik başları sepet içinde kanuni&#8217;ye gönderir. Bunun üzerine Kanuni Yanoş&#8217;a savaş açar ve savaşı kazanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar 600 yıl oldu, hala unutmadılar. Bizler ise daha 100 yıl öncemizi hatırlamıyor hatta inkar ediyoruz! Onlarda ise bu kin asla bitmedi!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10951 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/I-Richard.jpg" alt="" width="734" height="311" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13024 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346343568543457.jpg" alt="" width="291" height="348" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9455 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/54515479_578917429254866_2478399732716666880_n.jpg" alt="" width="599" height="540" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10165 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3464576547.jpg" alt="" width="416" height="212" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">11 Aralık 1917&#8217;de İngilizler Kudüs&#8217;ü işgal eder. Bir hafta sonra, 19 Aralık 1917&#8217;de Punch dergisi, 1199 tarihinde ölen I. Richard (Aslan yürekli Richard)&#8217;ın temsili olarak Kudüs&#8217;e bakışını yayınlar. Richard şöyle demektedir: ‘Şimdi hayalim gerçekleşti!’ Derginin resme koyduğu başlık: Son haçlı savaşı! ABD başkanı Bush&#8217; Afganistan’ı işgal öncesi 18.09.2001 tarihinde yaptığı konuşmada, &#8216;Haçlı seferini başlattığını’ dünyaya duyurmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanların 673 yıllık idaresinden sonra Kudüs İngiltere tarafından kurtarıldı.” (New York Herald. 11.12.1917)</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’da Kuzey Birliği Milletvekili ve Reformlar Bakanı Roberto Calderoli, 16’ncı Papa Benediktus’un derhal harekete geçerek ‘İslam dünyasına karşı Haçlı Seferleri başlatması’ çağrısında bulundu. ‘İslam dünyasının, çizmeyi aşan hareketlerle Hıristiyanlara karşı savaş açtığını’ iddia eden Bakan Caldoreli, ’buna sessiz kalan Hıristiyanların harekete geçmemesi halinde ağır bir bedel ödeneceğini’ savundu. (Milliyet, 08 Şubat 2006) Sanki son ikiyüz yıldır İslam ülkelerini işgal edip sömüren Hristiyanlar değil gibi…!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8164 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/26195427_10155870103162348_2677362593651734441_n.jpg" alt="" width="469" height="191" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12427" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-safolanhepbizimtaraf-bosna-2022104.jpg" alt="" width="555" height="344" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8232 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/27459211_350023685477576_6574315956606934848_n.jpg" alt="" width="670" height="372" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10668 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yhdittlm.jpg" alt="" width="718" height="165" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Zelanda’da 2019 yılında Nur Camisi’ne düzenlediği terör saldırısıyla 51 kişi katledilir. (6 Mart 2019) Fransa&#8217;nın batısındaki Brest kentinde kimliği belirsiz bir şahsın cami önünde açtığı ateş sonucu 2 kişi yaralandı. (Euronews, 27/06/2019) Almanya&#8217;da camiye saldırı Almanya&#8217;nın başkenti Berlin&#8217;de Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine bağlı Koca Sinan Camisi kundaklandı. (AA; 11.03.2018) Avusturya&#8217;da camiye saldırı. Yukarı Avusturya eyaletinin başkenti Linz&#8217;de bir camiye patlayıcı madde atılması sonucu yangın çıktı. (AA, 07.07.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Siyonistler, Şanlı Peygamber önünde Hayber&#8217;de yaşadıkları hezimetin intikamını alma peşindeler. Lozan&#8217;da afyonlanmış dev, bir asırlık bir aradan sonra yeniden doğrulmuştur. Dev, şuurunu, hafızasını toparlamakta, etrafını görebilmektedir. Yeniden İslam’ın sancağını yükselten dev, manifestosunu duyurmuştur. &#8220;Kudüs, namusumuzdur!&#8221; Bir yanda hilal, diğer yanda siyon yıldızı ve haç. Bir asır önce olduğu gibi yine yedi cephede çarpışıyoruz. (Rahim Er, Türkiye, 28.07.2017) </p>
<p style="text-align: justify;">İsa için sinemalar yakılmıştı. Batı’da geçtiğimiz yıllarda yaşanan olaylar Hristiyanların dinlerine hakaret edilince galeyana gelerek şiddete başvurduğunu gösteriyor. Kutsallarına yapılan hakareti meşru yollarla engelleyemeyen Hristiyan grupların protestoları da, zaman zaman kontrolden çıkıyor. 1988’de Hz. İsa’ya hakaret eden bir filmin gösterilmesini istemeyen Katolik gruplar, Avrupa ve Amerika’da birçok sinemayı ateşe vermişti. Olaylar, can kaybı ve yaralanmalara da yol açmıştı. Katolik dünyası, Amerikalı yönetmen Martin Scorsese’in ‘The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı’ filminin önce çevrilmemesi, daha sonra da gösterime girmemesi için bütün imkanlarını seferber etti. Filmdeki bazı sahneleri dinlerine ‘hakaret’ olarak gören Katolikler, filmin yapımcısı Universal şirketi ve sinemalar üzerinde büyük baskı uyguladı. Martin Scorsese, Nikos Kazantzakis’nin 1954’te yayınlanan ve Papa 12. Pie tarafından protesto edilen kitabından uyarlayarak yazdığı senaryoyu baskılardan dolayı ABD’de hayata geçiremeyince, o dönem yabancı filmlere destek verilen Fransa’ya geldi. Scorsese, Fransa Katoliklerinin, Cumhurbaşkanı François Mitterrand’a baskı yapmasıyla burada da destek bulamayıp geri döndü. Fakat, Amerikalı yönetmen sonunda filmi çevirmeyi başardı. Bu defa da filmin gösterilmemesi için harekete geçen Katolik örgütleri kısmen başarılı olabildi. Amerika’nın çok sayıda eyaletinde filmin gösterimi yasaklandı. Avrupa ve Amerika’da geniş katılımlı protesto eylemleri düzenlendi. Filmin sert tartışmalara sebep olduğu Fransa’da kontrolden çıkan bazı Katolik gruplar filmin gösterildiği Paris’teki Beaubourg, Gaumont Opéra ve St Michel sinemalarını ateşe verdi. Bazı sinema salonlarına gösterim esnasında bomba atıldı. 23 Ekim 1988’de St Michel’de meydana gelen olayda 4’ü ağır 20 kişi yaralandı. Kalp krizi geçiren bir seyirci öldü. Yakalanarak mahkemeye çıkarılan 5 Fransız, dinlerine hakaret edildiğini ve ‘bunu engellemek için bütün meşru yolları denediklerini, olmayınca da şiddete başvurduklarını’ itiraf etti. Katolik dünyasını ayağa kaldıran filmde, şeytan, çarmıha gerilen Hz. İsa’ya yaklaşarak onu ‘normal’ bir hayatla kandırmaya çalışıyor. Hz. İsa, hayat kadını Mary Madeleine ile ‘normal’ bir hayat yaşarken gösteriliyor. Hristiyanlar ‘hakaret’ için örgütlendi. Avrupa’da son yıllarda medya ve sanat vasıtasıyla dinî değerlere hakaretin artması Hristiyanları da harekete geçirdi. Özellikle dine hakaretin suç olarak görülmediği Fransa gibi ülkelerde kiliseler, kutsallarına hakaretle mücadele için örgütlenmeye başladı. Katolikler, 1997’de “radyo-televizyon, basın, fotoğraf ve resim aracılığıyla dinî inançlarına yapılan saldırılarla mücadele için” Croyances et Liberté örgütünü kurdu. Bugün, aktif olarak bütün yayınları ve sanat eserlerini takip altına alan örgüt, çok sayıda film afişi, resim ve reklamı Hristiyanlığa ‘hakaret’ gerekçesiyle mahkemeye taşıdı; birçoğunu yasaklattı. Paris Mahkemesi, derneğin başvurusu üzerine geçen yıl bir moda firmasının Leonardo da Vinci’nin, meşhur “Hz. İsa’nın son yemeği” tablosundan esinlenerek yaptırdığı reklam afişini ‘Hristiyanları incitiyor’ diye yasaklamıştı. (08.02.2006)</p>
<p style="text-align: justify;">Yahudi de Hristiyan da terör eylemi yapar ama damgalanan hep Müslüman olmaktadır. Bunda medyanın onların güdümünde olmasının etkisi büyük tabii ki!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8960 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mslmn-tror4356.jpg" alt="" width="588" height="345" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bak şu konuşana! 15 Temmuz 2009 tarihinde israil: Türk ordusu İslamlaşıyor! derken aslında başka bir gerçeği gizlemeye çalışmaktadırlar: İsrail&#8217;de artan dindar Siyonizm, orduyu etkisi altına alıyor. Gazze Şeridi&#8217;ne devam eden saldırıları ve Lübnan sınırında yükselen tansiyon nedeniyle gerilen İsrail ordusu, saflarındaki dindar Siyonistlerin de artan etkisi altına giriyor. (AA, 31.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyu tamamlayan &#8216;islamofobi&#8217;, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ adlı yazılarımıza ve  ateistlere cevap&#8217; adlı yazımızdaki &#8220;Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeme&#8221; adlı ayet açıklamasına bakılabilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar hiç objektif olmadı; ezik ve saf olan biziz!</p>
<p style="text-align: justify;">Camide katliam terör değil. Kanada&#8217;nın Quebec kentinde bir camiye yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda en az 6 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi yaralandı. Kanada&#8217;da bir camiye silahlı saldırı düzenleyen Fransız asıllı öğrenci hakkında terör yerine cinayet soruşturması açıldı. (30 Ocak 2017) Müslüman değilse terörist değildir. ABD’de geçen perşembe vergi memurlarına kızıp uçağını devlet binasına çakan Amerikalının eylemi ‘terör’ tanımına uyduğu halde bu gruba dahil edilmedi. Müslümanlar, “Saldırgan Müslüman değilse, resmen terörist sayılmayacak mı” diye tepki gösterdi. (Hürriyet, 21.2.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyan Örgüt 100 Bin Kişiyi Öldürdü. BM&#8217;nin verilerine göre, Joseph Kony&#8217;nin yönettiği &#8216;Tanrının askerleri&#8217;nin saldırıları, katliam boyutundan çıkıp soykırım boyutuna ulaştı.Uganda&#8217;da Hristiyanlardan oluşan LRA -Tanrının Direniş Ordusu isimli LRA örgütünün, Kongo, Güney Sudan ve Merkez Afrika&#8217;da geçen 25 yılda 100 bin insanı katlettiği bildirildi. BM İnsan Hakları Komiseri Navi Pillay&#8217;ın ofisi tarafından yapılan araştırmaya göre LRA&#8217;nın 100 bine yakın çocuğu da kaçırdığı belirtildi. New York&#8217;ta konu ile ilgili açıklama yapan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, yakında katliamlarla ilgili raporun yayınlanacağını söyledi. Dünya Bülteni&#8217;nde yer alan habere göre; LRA lideri Joseph Kony, savaş suçlusu olarak Uluslararası Lahey Mahkemesi tarafından aranıyor. LRA 80&#8217;li yılların sonunda Kuzey Uganda&#8217;daki &#8216;Acholi&#8217; kabilesinin haklarını savunmak için kurulan bir örgüt. Bugün ise Afrika&#8217;nın merkezinde yaptığı katliamlar, tecavüzler ve çocuk kaçırma eylemleriyle tüm dünyada adı biliniyor. Ben Ki-moon, son zamanlarda LRA&#8217;nın eylemlerinde azalma görülse de, Merkez Afrika Cumhuriyeti ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti&#8217;nin bazı sınır bölgelerinde eylemlerine devam ettiğini kaydetti. BM raporuna göre LRA, 2012&#8217;de 212 saldırı eylemi yaptı ve bu eylemlerde 45 kişi örgüt tarafından öldürüldü. Dörtte biri çocuklardan oluşan 220 kişi de yine bu örgüt tarafından kaçırıldı. (Memleket, 21 Mayıs 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Birleşmiş Milletler, 1947 yılından itibaren İsrail&#8217;e karşı yüzlerce karar aldı. 1967-1989 yılları arasında Güvenlik Konseyi&#8217;nde alınan 131 karar doğrudan Filistin&#8217;e yönelik tehditler, saldırılar ve ihlaller ile ilgili idi. BM İnsan Hakları Konseyi&#8217;nin İsrail&#8217;i kınayan kararları ise diğer tüm ülkelerin toplamına karşı alınan kararlardan daha fazladır. Ancak bu kararların hiçbiri uygulanmadı, uygulanamadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesinin ve genellikle ABD&#8217;nin veto hakkını kullanarak uygulatmadığı, İsrail&#8217;in de uygulamadığı kararlar, İsrail&#8217;i uluslararası hukuku çiğneyen ve devlet terörü uygulayan bir numaralı devlet olarak tescillemektedir. (3 Aralık 2012)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7281 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/budist-teroristler-1.jpg" alt="" width="590" height="368" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7341 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tekdisli-bati-1.png" alt="" width="694" height="275" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12110 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/milli-gazete-2021-11-01-JMrD.jpg" alt="" width="447" height="621" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7282 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yahudifasistler-1.jpg" alt="" width="650" height="217" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7283 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isevi-dusmanolunca-1.jpg" alt="" width="484" height="353" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7284" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ukraynadaki-ab-yanlilari-1-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ukrayna&#8217;da AB taraftarı gösterilerde 100 kişi öldürüldü (Şubat 2014) diye dünyayı yerinden oynatan AB, seçilmiş hükümeti darbe ile düşüren ve buna karşı çıkan sivil halktan on binlercesini katleden Mısır ordusuna (Ağustos 2013) değil karşı çıkmak, destek olan Batı ahlakının çifte standardından mı demokrasi, hukuk, ahlak bekleyeceğiz hala?!  </p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın çifte standartları. Batı ifade özgürlüğün savunucusu olmakla övünmeyi sever. Ülkeleri bu açıdan değerlendirmekten de geri kalmaz. Buna karşılık Batı dünyası çeşitli şehirlerinde Filistin’e destek çıkan, İsrail’in saldırısını kınayıp durdurulması isteyen ve Gazze halkına destek veren açıklamaları ve gösterileri engellemeye çalışıyor. Bunu yapan kişileri hapisle tehdit ediyor; sınır dışı etmeyi düşünüyor. Sosyal medyada da durum aynı. Facebook, YouTube, Twitter/x.com gibi mecralar Filistin’e destek veren, olayların gerçek yüzünü aktarmaya çalışan hesapları kapatıyor.&#8221; (Atilla Yayla, Türkiye, 18.10.2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7337 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ab-turkey-3.jpg" alt="" width="701" height="369" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7334 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit-bati-islamofobi-4.jpg" alt="" width="714" height="197" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7288 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islamkorku-1-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7289 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/abd-de-newyork-polisine-izlettirilen-belgesel-1.jpg" alt="" width="520" height="350" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12395 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed34645756846.jpg" alt="" width="352" height="481" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Çoğunuz Müslüman diye AB&#8217;ye istemiyorlar. Fransız yazar Bernard Henry-Levy, “Çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor diye, Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyenler var. Bunlar, Avrupa’nın çok kültürlülüğü fikrine karşı olanlar” dedi. (Habertürk, 19.07.2023) ABD’nin önemli gazetelerinden Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan bir yoruma göre, Avrupa’da Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılmasındaki asıl neden, ülkenin Müslüman nüfusa sahip olması. (Milliyet, 30.03.2010) Eski İngiliz bakan Staw, AB Müslüman Türkiye&#8217;yi kaldıramıyor. (uhim.org, 09.11.2010) İngiltere parlamentosunda Muhafazakar Parti&#8217;den Müslüman bir milletvekili olan Nusrat Ghani, 2020 yılında Ulaştırma Bakan Yardımcılığı görevinden dini inancı nedeniyle alındığını söyledi. (BBC, 23 Ocak 2022) Daha ne söylesinler. NATO Genel sekreteri Jens Stoltenberg, “Müslümanlar bizim derdimiz değil.” Fransa Başkanı Sarkozy: &#8220;Türkiye bir Asya Minör ülkesidir, Avrupa&#8217;da değildir. Avrupa ile her zaman ilişkisi olacaktır. Ancak tam üye olarak Avrupa&#8217;da yeri yoktur. (Kıbrıs Postası, 30 Ekim 2015) Sarkozy yine konuştu. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye`nin &#8220;Avrupalı&#8220; olmadığı için AB üyesi olmaması gerektiğini savundu. (Hürriyet, 29 Mayıs 2007)</p>
<p style="text-align: justify;">O filmin yönetmeni konuştu. Hz. Muhammed’e hakaretler içeren ve protesto gösterilerine yol açan ’Müslümanların Masumiyeti’ adlı filmin yapımcısı Sam Bacile, filmi ’provokatif bir siyasi tutum’ için yaptığını itiraf etti. (Milliyet, 12.09.2012) Müslümanları böyle karaladım. Richard Peppiatt, “İslam aleyhtarı yalan haberler yapmak zorunda bırakılmaktan bıktım.” diyerek İngiliz Daily  Star gazetesinden istifa etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yahudilerden korktu Türklere hakaret etti. Yeni Flaman İttifakı (N-VA) partisinin Başkan Yardımcısı ve Flaman Parlamentosu Başkanı Jan Peter Peumans (59), doğru cevabı bildiği halde &#8220;Yahudilere bir şey söyleyecek cesareti olmadığı için&#8221; Türklere hakareti tercih etti. Lenaerts: &#8220;Türkler cevabını verdiniz ama doğrusu Yahudiler idi. Bunu gerçekten biliyor muydunuz?&#8221; Peumans: &#8220;Gerçekten biliyordum ama Yahudiler hakkında yeni birşey söyleyecek cesaretim yok. Çok hassas insanlar. Bir zamanlar onların sözde liberalizmi hakkında bir şeyler söyledim ama çok çektim. Bu nedenle..&#8221; (Milli gazete, 01 Aralık 2010)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7339 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-1.png" alt="" width="725" height="292" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11237 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/126346166_1011290682684203_570941_n.jpg" alt="" width="393" height="282" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11138 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/123850127_998530663960205_6257354124263848814_o.jpg" alt="" width="274" height="190" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11125" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-1-2020.png" alt="" width="746" height="286" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7290 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/karikatur-krizi-1.jpg" alt="" width="681" height="388" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7291 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islam-1-2.jpg" alt="" width="608" height="412" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7292 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irkcibati-1.jpg" alt="" width="447" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9713 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/62215208_626222637857678_8580291342448459776_n.jpg" alt="" width="630" height="562" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">The third jihad adlı (2008) belgesel: “İslamizm kanserdir. Ya onu yenersiniz ya da o sizi yok eder.”</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya&#8217;da karikatür kışkırtması</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’da karikatür tişörtü skandalından sonra ikinci bir skandal. İslam dünyasında rahatsızlık uyandıran karikatürlerin yayımlanmasıyla çıkan krize, şimdi de Katolik Kilisesi&#8217;nin yayın organlarından bir dergi bulaştı: Katolik Kilisesi&#8217;nin aylık dergisi &#8216;Studi Cattolici&#8217;, Hz. Muhammed&#8217;i cehennem ateşinde yanarken tasvir eden bir karikatür yayımladı. &#8220;Studi Cattolici&#8221; (Katolik Araştırmaları) adlı aylık derginin son sayısında, Hz. Muhammed&#8217;i cehennemde tasvir eden bir karikatüre yer verildi. Derginin, Vatikan&#8217;a bağlı Katolik tarikatlarından biri olan Opus Dei&#8217;e mensup genel yayın yönetmeni Cesare Cavelleri&#8217;nin, “bu tür bir karikatürün yayımlanmasının yararlı olabileceğini” savunması da dikkati çekti. (Milliyet, 16.04.2006)</p>
<p style="text-align: justify;">2003 yılında Hz. Muhammed’i aşağılayan karikatürleri yayınlayan Danimarka gazetesi Jyllands-Posten, aynı yıl ‘İsa&#8217;nın Dirilişi’ adlı İsa karikatürlerini “çok saldırgan oldukları” gerekçesiyle yayınlamamıştır! Karikatürist Christoffer Zieler’in gönderdiği Hz İsa’nın dirilişini anlatan karikatür, gazete editörlerince sakıncalı bulunmuş! Zieler’in çizimi, “Okuyucularımız bunun komik olmadığını düşünür. Ayrıca bu karikatürü yayınlarsak “hem inançlı insanları rencide eder hem de gereksiz bir tartışma ortamı oluştururuz. Tansiyonun artmasından” endişe ediyoruz.” denilerek reddedilmiş. (Haber 7, 05 Şubat 2006) “1912&#8217;de İngiliz kilisesinde Türkleri şeytana benzeten vaazlar verilmekte ve Bulgarların zaferinin cennete giden yol olduğu söylenmekteydi.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 45)  Onlarca yıl sonra bile, bir Alman ev hanımı Almanya&#8217;da görevli Türk diyanet görevlisine söyle söylemekte idi: &#8216;Ben Türklerin şeytana tapan bir millet olduklarını zannediyordum.&#8217; (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s.219) İşin başka bir ironik tarafı da, &#8220;Peygamberimize hakaret eden Danimarka’da din dersleri zorunlu olmasıdır.&#8221; (Gerçek Hayat, 19 Ekim 2007, 365. Sayı, s. 20) Detay için, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ve ‘Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazılarımıza bakılabilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Çizgi Papa oynatılamaz. Hz. Muhammed karikatürlerinin fikir özgürlüğü olduğunu savunan Almanya’nın Bavyera Eyaleti Başbakanı Stoiber, MTV’nin Papa’yla dalga geçen &#8220;Popetown&#8221; çizgi filmini yayınlamasına karşı çıktı; &#8220;Bu mizah adı altında insanların dini hislerine saldırıdır&#8221; dedi. (Hürriyet, 16 Nisan  2006) Danimarka&#8217;da Müslümanların açtığı karikatür davasına ret. Danimarka mahkemesi, 7 Müslüman teşkilatının, İslam dünyasını rahatsız eden karikatürler nedeniyle karikatürleri geçen yıl ilk olarak yayımlayan Jyllands-Posten gazetesine karşı açtığı hakaret davasını reddetti. Aarhus Şehir Mahkemesi, Danimarka gazetesinin yayımladığı 12 karikatürün bazı Müslümanları gücendirdiğini, ancak karikatürleri, &#8220;Müslümanları küçük düşürücü&#8221; farz edecek neden bulunmadığına hükmetti. (Hürriyet, 26 Ekim 2006) Sony, Kilise&#8217;yi kızdırdı. Sony, şiddet içerikli bir video oyununda Manchester Katedrali&#8217;ni arka plan olarak kullanınca İngiltere Kilisesi ayağa kalktı. Sony firmasıysa &#8220;Resistance: Fall of Man&#8221; adlı Playstation oyununun  hazırlanışı sırasında gerekli tüm izinlerin alındığını açıklarken,  kilise yetkilileri bunu yalanlayarak, firmaya dava açmakla tehdit  ettiler. (Hürriyet, 11 Haziran 2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa İçişleri Bakanı: Hz. Muhammed karikatürüne itiraz eden yabancı aileler sınır dışı edilebilir. Hz. Muhammed karikatürlerinin &#8216;ifade özgürlüğü kapsamında&#8217; olduğunu söyleyen Darmanin, &#8220;Yarın, bir ebeveyn öğretmene gidip, bu karikatürleri öğretmesini durdurmasını isterse bu cezai bir suç olacak&#8221; dedi. (Euronews, 20/11/2020) İki hafta önce: Fransa’da Eğitim Bakanından kendisinin konu edildiği çizgi romana sansür Fransa’da siyasilerin ve elitlerin 16 Ekim’de öğretmen Samuel Paty’nin ölümünden sonra &#8220;ifade özgürlüğünden dem vurduğu&#8221; bir dönemde Eğitim Bakanı&#8217;nın sansür girişimi tepki topladı. (AA, 4.11.2020)  Macron haddini aşıyor! Hz. Muhammed&#8217;e hakaret karikatürleri devlet binalarına yansıtıldı Fransa Cumhurbaşkanı Emmenuel Macron, Hz. Muhammed&#8217;e hakaret eden karikatürlerden vazgeçmeyeceklerini söylemesinden sonra Fransa&#8217;da karikatürler devlet binalarında gösterime sokuldu. (Takvim, 23.10.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Hz Muhammet karikatürlerinin basılmasına izin verilen Almanya’da, altına kaçıran Papa’yı kapak yapan ülkenin en ünlü mizah dergisi Titanic, tepkilerin hedefi oldu. Derginin dağıtımı yasaklanmakla kalmadı, Basın Konseyi de kınadı. Alman Basın Konseyi, Papa 16. Benedikt’i kapak konusu yapan mizah dergisi “Titanic”i kınadı. Basın Konseyi’nden yapılan açıklamada, “Papa’nın altını tutamayan biri olarak resmedilmesi, aşağılayıcı ve gurur incitici” denildi. (sabah, 29.12.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca özgür Avrupa&#8217;da, mesela, &#8220;Yahudilere soykırım yapılmamıştır&#8221; veya &#8220;Eşcinsellik sapıklıktır&#8221; diyen, Avrupa&#8217;da gerçekte ne kadar  fikir özgürlüğünü, demokrasi, liberalizm olduğunun anında öğrenir! Özgürlük balonu bir anda söner!</p>
<p style="text-align: justify;">İtalyan Katolik kilisesi: Müslümanla evlenmeyin. Katoliklerin başka dinlere mensup kişilerle evlenmesine sıcak bakmayan yaklaşımlarıyla bilinen Roma Katolik Kilisesi, Katolikleri, farklılıklar dolayısıyla doğabilecek sorunlar nedeniyle özellikle Müslümanlarla evlenmekten kaçınmaları yönünde uyardı. Karma evliliğe olumlu bakmayan Katolik kiliseleri Vatikan&#8217;dan gelen talimatlar doğrultusunda öteden beri Katoliklerin Müslümanlarla evlenmesini evliliğin geleceği açısından &#8221;kaygı verici bir durum&#8221; olarak yorumluyorlar. (Hürriyet, 30 Kasım 2005) Bilindiği gibi İslam&#8217;da  hiç olmazsa müslüman erkeğin Hristiyan bir kadınla evlenmesine izin verilir. Çünkü &#8220;laikrahe fiddin&#8221; ayeti gereğince Müslüman koca eşini din  değiştirmesi için asla zorlayamaz, dinimizce yasaktır!</p>
<p style="text-align: justify;">Norveç‘te Hz Peygambere hakaret. Norveç‘te ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten‘dan sonra bu sefer de ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği İslam karşıtı karikatür ile kriz yarattı. İstihbarat amaçlı çalışan Norveç polis güvenlik servisi (PST)‘nin Facebook‘daki fan kulübü sayfasında Hz. Muhammed‘e hakaret içeren bir karikatür (Kuran yazılı bir kitabı okuyan domuz resminin içine ‘Muhammed‘ yazılmış şekilde) paylaşıldı. Dagbladet, PST‘nin Fan Kulübünde yayınlanan bu karikatürü manşetten vererek Müslümanların peygamberleriyle adeta dalga geçti. (Milli Gazete, 05 Şub 2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Hakaretin adı özgürlük! İsveç başbakanı, İslam dünyasını rencide eden karikatürleri basan gazeteyi savundu Abone ol İsveçli ressam Lars Vilks&#8217;in çizdiği İslam dünyasını rencide eden karikatürleri protesto etmek amacıyla, İsveç&#8217;te yaşayan Müslümanlar protesto gösterilerinde bulunurlarken, başbakan Fredrik Reinfeldt, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, &#8221;Basın özgürlüğü bizim temel prensiplerimizden biridir. Gazetelerde neyin basılacağına biz karar veremeyiz&#8221; dedi. (İnternet Haber, 01.09.2007) İslam karşıtı film internetten yayınlandı. Hollanda&#8217;da yabancı karşıtı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders tarafından yapılan İslam karşıtı kısa film, internet üzerinden yayınlandı. Filmde, günümüzde yaşanan terörün kaynağının İslam ve onun kutsal kitabı Kuran-ı Kerim&#8217;den kaynaklandığı öne sürülüyor. Filmde, İslam&#8217;ın Batı uygarlığını yok etmek istediği de iddia ediliyor. (CNN Türk, 28.03.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam düşmanı papaz: Kerala&#8217;nın Kuravilangad şehrindeki bir kilisenin papazı olan Joseph Callarangatt, geçtiğimiz günlerde bir pazar ayininde Müslümanları hedef alan açıklamalarda bulundu. Müslümanlardan alışveriş yapmayın!  Callarangatt, kilise müdavimlerine hitaben, &#8220;Müslümanlardan gıda alınmaması ve Müslüman bir şoförün kullandığı araçlara binilmemesini&#8221; isteyerek İslam düşmanlığını körükledi. Papaz Callarangatt, bu çağrısına destek bulabilmek için, &#8220;Müslümanların, Hıristiyanları uyuşturucuya alıştırdığı&#8221; yalanını uydurdu. (İlkHa, 14.09.2021) Belçika adaleti, Türk asıllı aşırı dinci Katolik papaz Samuel Özdemir&#8217;i ırkçılık ve yabancı düşmanlığını kışkırtma ithamlarıyla yargılanmasında beraat ettirirken, kara para aklama ve yolsuzluk iddialarıyla yeni adli dosyalar açıyor. Samuel, &#8220;Doğacak her Müslüman, Batılılar&#8217;a yönelik bir bombadır&#8221; sözleriyle tepki çekmişti. (Hürriyet, 8.12.2008) Charleroi Sorgu Hâkimi, harcadığı paraların ve bulundurduğu 500 bin euro’nun kaynağını açıklayamadığı gerekçesiyle papaz hakkında yeni bir adli soruşturma başlattı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 1942’de doğan Samuel Özdemir, “Mezopotamyalı” olduğunu, “babasının, Hazreti İsa’nın dili olan Süryaniceyi konuştuğunu” ve “Hazreti İsa gibi, hayvanlar arasında, bir ahırda doğduğunu” anlatıyor.Türkiye’de baskı gördüğünü öne süren papaz, Belçika’ya 1975 yılında “siyasi mülteci” olarak gelerek, Tournai Piskoposluğu’nun himayesine girdi. (Milliyet, 09.12.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Hamile Kadın Otobüste Müslüman Karşıtı Saldırıya Uğradı Berlin&#8217;de Müslüman bir kadın bindiği otobüste saldırıya uğradı. Diziyle hamile olduğu bildirilen kadının karnına vuran saldırgan, ayrıca kadının başörtüsünü çekerek çıkarmaya çalıştı. (Perspektif, 3 Ağustos 2022) Avustralya’da Müslüman hamile kadına çirkin saldırı Avustralya’nın Sydney kentinde, bebek bekleyen Rana Elasmar isimli Müslüman kadın, kendisi gibi başörtülü arkadaşlarıyla kafede otururken bir erkeğin saldırısına uğradı. (AA, 22.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya için Alternatif (AfD) Partisi sadece Almanya’daki Müslümanlara karşı olmakla kalmayıp dünyanın başka bölgelerinde Müslümanların soykırıma maruz kalmasını da destekleyen sorunlu bir anlayışa sahiptir. (AA, 1.9.2024) Pro NRW Hareketi:&#8217;Müslümanlar Almanya&#8217;yı terk etsin&#8217; (Gündem, 20.3.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Artık islam’ı yok etmenin zamanı geldi. McCain İslam&#8217;a savaş ilan etti. John McCain Kasım ayındaki seçimlerde Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin başkan adayı ve &#8216;ılımlı&#8217; olarak tanıtılıyor. McCain&#8217;in &#8216;ruhani danışmanım&#8217; dediği Parsley ise İslam&#8217;a savaş ilan etti. Ohio’daki Evanjelik Kilisesi papazlarından Rod Parsley, İslam’ı ‘yanlış bir din’ olarak tanımlarken, Hristiyanları da İslam’ı ortadan kaldırmak için savaşa çağırıyor. Parsley’in 2005 yılında yazdığı ve Türkçe’ye ‘Artık Sessiz Kalamayız’ şeklinde çevrilebilecek olan ‘Silent No More’ isimli kitabında İslam’a inanılmaz hakaretler ediyor. Parsley, ABD’ye karşı en büyük tehdidin İslam dininden geldiğini belirtirken, kitabındaki ‘İslam: Allah aldatmacası’ başlıklı bölümünde ‘Hristiyan medeniyeti ile İslam arasında bir savaş var’ diyor. Parsley, Amerika kıtasını keşfeden Christopher Kolombo’nun da aynı amaçla, İslam’ı yenmek için, 1492’de yola çıktığını ifade ederken, “Kolombo, İslam ordularını Avrupa’nın yeni dünyayla (ABD) güçlenmiş ordularıyla yenmeyi hayal ediyordu. Bu bir rüyaydı ve Amerika’da başladı. Parsley, İslam’a savaş açarken, bu savaşın kaybedilebileceği korkusunu da yaşıyor ve şöyle diyor: “Hristiyanlık ve İslam arasındaki çatışma kaçınılmaz. Artık zamanı geldi ve bizim başka seçeneğimiz yok. Biz bu savaşı kaybetmiş olabiliriz. Dünyayı tararken, İslam’ın daha fazla acı, kan ve yıkımın sorumlusu olduğunu görüyorum” İslam’ın Hristiyanlık karşıtı bir din olduğunu belirten Parsley, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e de hakaret etmeyi elden bırakmıyor: “Müslümanların Peygamberi Muhammed ayetleri şeytandan aldı, Tanrı’dan değil. Allah şeytani bir ruhtur.” Parsley, 11 Eylül saldırılarından sonra 34 bin Amerikalının Müslüman olmasından da şikayetçi. ABD’nin İslam tehlikesine karşı mücadele etmesini isteyen Parsley, “Bizler Hristiyan mıyız? Evet. O zaman ne şekilde olursa olsun bu yanlış dini yok etmeliyiz” diyerek de yeni bir Haçlı Savaşı başlatılmasını istiyor. (Haber Vaktim, 13.03.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Kur&#8217;an&#8217;ın yarısını yırtın atın&#8217; dedi. Göçmen karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili Geert Wilders, İslamiyet, Müslümanlık ve Hz. Muhammed (s.av) hakkında çirkin açıklamalarda bulundu. Göçmen karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili, İslamiyet hakkında tepki toplayacak açıklamalar yaptı. Wilders, Müslümanların zararlı söylemler içeren Kur’an-ı Kerim’in bu bölümlerini yırtıp atması gerektiğini söyledi. Bir Hollanda gazetesine demeç veren Wilders, Hazreti Muhammed hayatta olsaydı ve Hollanda’da yaşasaydı onu Hollanda’dan kovacağını da belirtti. “Bir islam tsunamasi ile karşı karşıyayız” diyen Wilders, başörtüsünün yasaklanmasını, Hollanda’ya göçmen kabul edilmemesini ve yeni camiiler yapılmasına izin verilmemesini de savunuyor.“Eğer Müslümanlar Hollanda’da yaşamak istiyorlarsa, Kur’an’ın yarısını yırtıp atmalılar, imamları dinlememeliler, çünkü Kur’an’da korkunç şeyler söylendiğini biliyorum” ifadesini kullandı. (Haber 7, 13/02/2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Kiliseden İslam&#8221;a hakaret. Amerika’nın Florida eyaletinde bir kilise, Noel kutlamaları sırasında İslam’a hakaret etti. Noel kutlamaları için şehrin caddelerini, üzerinde İslâm is of the Devil (İslam Şeytandandır) yazan ışıklı levhalarla süsledi. (27 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Olay filmin ardındanki provokasyon çetesi. Hz. Muhammed’e hakaret eden ve Libya’dan Mısır’a, Yemen’den Tunus’a kanlı ayaklanmalara yol açan filmin arkasında şu 4 ilginç isim var. Yapımcı: Sam Bacile: Gerçek adının Nakoula Basseley Nakoula artık kesin. Oyunculara filmin adını &#8220;Çöl Savaşçıları&#8221; olarak verdi. İnternette yayımladığı casting ilanında adını &#8220;Sam Bassiel&#8221; diye verdi. Wall Street Journal&#8217;a göre 52 yaşında İsrail-Amerikan çifte vatandaşı. Ancak filmin danışmanı Steve Klein, onun bir Kıpti Hırisyan olduğunu söyledi. Film danışmanı: Steve Klein: &#8220;Cesur Hıristiyanlar Birliği&#8221;, &#8220;Ulusal Amerikan Kıpti Meclisi&#8221; gibi aşırı sağcı ve İslamofobik bazı hareketlere üye. California eyaletinde bulunan Kaweah kentinin evanjelik kilisesiyle yakın ilişkileri var. Bu filmin üretilmesiyle ilgili olarak yaptığı bir değerlendirmede, &#8220;Bu işe, sonunda ne olacağını bilerek girdik&#8221; dedi. Fanatik tanıtımcı: Terry Jones: 2010 yılında &#8220;Kur&#8217;an yakma ayini düzenleyeceğim&#8221; diyerek ortalığı ayağa kaldıran Amerikalı rahip. Jones, Müslümanların Masumiyeti filmine destek verdiğini ve filmin tanıtımını da yaptığını açıkça söyledi. Arapçaya çevirdi: Morris Sadek: Ulusal Amerikan Kıpti Meclisi&#8217;nin Mısırlı başkanı. Filmin olay yaratan tanıtımlarının Arapça&#8217;ya çevrilmesini sağladı ve YouTube&#8217;de yayımlanan tanıtımlarına kişisel Twitter hesabından link verip, reklam yaptı. California&#8217;da yaşıyor ve kendisini &#8220;insan hakları savunucusu&#8221; olarak tanıtıyor. &#8220;Sam Bacile&#8221; kod adıyla filmin yapımcılığını üstlenen kişinin Nakoula Basseley Nakoula olduğu dün kesinleşti. Üstelik Nakoula&#8217;nın daha önce, sahte kimlikle dolandırıcılık yaptığı suçlamasıyla 21 ay hapis ve 790 bin dolar tazminat cezasına çarptırıldığı anlaşıldı. Nakoula dün kendisine ulaşan AP muhabirine &#8220;Ben o değilim&#8221; dediyse de adını gizli tutan bir güvenlik görevlisi, &#8220;Sam Bacile&#8221;in Nakoula olduğu konusundan şüphe duymadıklarını belirtti.Oyuncuları da kandırmış: Filmin oyuncu kadrosu, internete &#8220;Çöl Savaşçıları&#8221; adlı bir film için verilen ilâna itibar ederek Sam Bacile&#8217;ı bulan aktör ve aktrislerden oluşuyor. Kısacası oyuncular, İslamofobik bir filmde değil, Antik Mısır&#8217;ı konu alan bir yapımda rol aldıklarını sandılar. O kadar ki, filmde bazı karakterlerin replikleri bile değiştirildi. Örneğin filmin bir yerinde karakterin, karşısındaki kişiye &#8220;George&#8221; diye hitap ettiği ağız okuma yöntemiyle hemen anlaşılıyor; ancak ses &#8220;Muhammed&#8221; olarak çıkıyor. Nitekim filmde rol alan ya da kamera arkası işini yürüten yaklaşık 80 kişilik ekip, dün ortaklaşa bir mektup kaleme alarak, &#8220;Kandırıldık&#8221; mesajı verdi. Mesajda, &#8220;Senaryonun sonradan korkunç bir şekilde değiştirildiğini gördüğümüzde şoke olduk. Ortaya çıkan trajediden derin bir üzüntü duyuyoruz&#8221; ifadeleri kullanıldı. (Hürriyet, 14 Eylül 14 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Nakoula filmi hapishanedeyken yazmış. Dünyayı ayağa kaldıran “Müslümanların Masumiyeti” filminin yapımcısı ve yönetmeni olduğuna inanılan Nakoula Basseley Nakoula’nın filmi hapishanedeyken yazdığı ve Haziran 2011’de serbest bırakıldıktan sonra çekimlere başladığı bildirildi. Nakoula&#8217;nın 1990&#8217;larda da uyuşturucu imalatı nedeniyle hapse girdiği ortaya çıktı. Nakoula, filmi çekmek için kullandığı parayı Mısır’daki ailesinden aldığını da söyledi. Olay adam daha önce Sam Bacile adıyla yaptığı açıklamalarda kendisini bir “İsrailli Yahudi” olarak tanıtarak filme harcadığı 5 milyon doların varlıklı Yahudi arkadaşlarından geldiğini iddia etmişti. (Hürriyet, 14.9.2012) İslam karşıtı &#8220;Müslümanların Masumiyeti&#8221; filminin yapımcısı Nakoula Basseley Nakoula&#8217;yı ‘sahtekarlıktan’ 1 yıl hapis cezasına çarptırdı. Bir bankayı dolandırdığı gerekçesiyle daha önce 21 ay hapis cezası olan 55 yaşındaki Nakoula, 8 ayrı dolandırıcılık davasından yargılanıyordu. Yapımcı Nakoula Basseley Nakoula&#8217;nun &#8220;Müslümanların Masumiyeti&#8221; filmi nedeniyle ise ceza almadığı belirtildi. (T24, 08 Kasım 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Para İsraillilerden, destek Mısır’lı Hristiyan kıpti’den, yönetmen ABD’li evangelist ve uyuşturucu imalatçısı!</p>
<p style="text-align: justify;">Stockholm&#8217;de polisin izin verdiği eylemde Kuran yakıldı. (BBC, 28 Haziran 2023) İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström: “Kur’an yakılması ifade özgürlüğüne girer.” (Expressen, 20 Ocak 2023) </p>
<p style="text-align: justify;">Batı&#8217;nın iki yüzlü politikası: Tevrat&#8217;ın İsveç&#8217;te yakılma teşebbüsü İsveç makamlarınca yasaklanırken, Yahudi bayrağı ve kipası ile fotoğrafları olan ve Kur&#8217;an&#8217;ı önce İsveç sonra da Hollanda&#8217;da defalarca yakan Rasmus Paludan’ın bu eylemlerini İsveç makamları fikir özgürlüğü olarak değerlendirdi. İfade özgürlüğü kim için? İsveç&#8217;te aşırı sağcı Rasmus Paludan ifade özgürlüğü adı altında Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yakarak nefret söyleminin en önemli örneklerinden birini gösterdi. Aynı şekilde Tevrat&#8217;ın yakılmasına müsade etmeyen yetkililerin kararı ise büyük bir ironi. Tüm bunların dışında İsveç&#8217;te bu eylemi yapmak suç fakat Paludan ceza almadı. Peki, ifade özgürlüğü kim için? (TRT Haber, 31.1.2023) &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yakmak ifade özgürlüğü&#8221; diyen İsveç Demokratlar Partisi, aşırı ırkçı Rasmus Paludan&#8217;ın gerçekleştirdiği Kur&#8217;an-ı Kerim yakma eyleminin ardından İsveç&#8217;in İstanbul Başkonsolosluğu&#8217;nun cama astığı &#8220;Kitabı yakan aptalın görüşlerini paylaşmıyoruz&#8221; yazısına tepki göstererek &#8220;Paludan&#8217;a aptal diyemezler&#8221; savunmasıyla parlamentoya soru önergesi sunar. (26.01.2023)  Rasmus&#8217;un ise, 13 yaş ve altındaki erkek çocuklara cinsel tacizde bulunduğu da belgelenir. Sabıka kayıtları sebebiyle 2020 yılında Danimarka’da avukatlık mesleğinden 3 yıl süreyle men edilen, ehliyetine de bir yıl süreyle el konulan Rasmus Paludan, yakma fikrinin ise kendisine ait olmadığını öne sürerek İsveçli bir gazetecinin adını verir. Paludan ile görüştüğünü doğrulayan Chang Frick, Paludan&#8217;a Kur&#8217;an yerine Türk bayrağı yakılmasını önerdiğini, amacının Türkiye Cumhurbaşkanı karşıtı eylem olduğunu söyledi. (NTV, 25.01.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı laikmiş, demokratmış, insan haklarını savunurmuş! Avrupa fikir özgürlüğü anlayışına göre siyonizmi eleştirsen anti semitist; lgbt-c&#8217;yi eleştirsen nefret suçu; Kur&#8217;an&#8217;ı yakarsan fikir özgürlüğü!</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre&#8217;de okul öncesi çocuklara &#8216;demokrasi&#8217; aşılanıyor. İsviçre&#8217;nin Lozan şehrindeki bir özel anaokulunda çocuklar resim yapmak yerine kurulan “göstermelik” sandıklara oy pusulası atarak küçük yaşlarda &#8216;demokrasi&#8217;yi öğreniyor. (Euronews, 23.01.2021) 22.01.2023 tarihinde aşırı sağcı politikacı Rasmus Paludan, Türkiye’nin İsviçre&#8217;nin başkentindeki Stockholm Büyükelçiliği önünde ikinci kez Kur’an-ı Kerim yakar! Ama İsveç&#8217;in başkenti Stockholm&#8217;deki İsrail Büyükelçiliği önünde Tevrat yakmayı planlayan kişinin eylemi İsveçli yetkililerce engellenir. (Habertürk, 27.01.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu aşırı sağcı İslam düşmanları kime hizmet eder? “Hollanda’da İsrail doğumlu, aşırı sağcı siyasetçi Gidi Markuszower’in hassas bilgileri “İsrail&#8217;e” aktardığı tespit edildi.” (Haber 7, 30.6.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;de Bir kadın, dans ederek Kur&#8217;an-ı Kerim yaktı. (8.4.2024)  ABD&#8217;de bir üniversitede Kur&#8217;an-ı Kerim sayfalarını yaktılar. (İlkha, 11.12.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Müslümanlar, İncil ve Tevrat içinde ilahi hakikatler olduğu düşüncesi ile, bırakın yırtmayı- tekmelemeyi, onlara ‘abdest alıp mı dokunmamız’ gerekiyor, onu bile tartışıyoruz! Bizim Hazreti İsa&#8217;ya bakışımızı ve saygımız ile onların Hz Muhammed&#8217;e bakışını zaten asla kıyaslayamayız! </p>
<p style="text-align: justify;">Türbanlıya Hakaret Özgürlük Sayıldı. İngiliz Yargıç, Bir Hristiyanın Tesettürlü Bir Müslümana Yaptığı Hakaretin İfade Özgürlüğü İçinde Olduğuna Hükmetti. İngiltere’de koyu Hristiyan otel sahibi bir karı-kocayla, sonradan Müslüman olan bir müşteri arasındaki “dine” hakaret davası sonuçlandı. Yargıç, İslam’a hakaret ettiği iddia edilen çiftin, ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığına hükmetti. Erica Tazi adlı İngiliz kadın, ağrı tedavisi görmek için geldiği Liverpool’da 4 hafta boyunca The Bounty House Otel’inde kaldı. Oteldeki son günü olan 20 Mart’ta ise kahvaltıya inerken tesettürlü giyindi. Tazi’nin (60) mahkede anlattığına göre otelin dindar birer Hristiyan olan İngiliz sahipleri Ben Vogelenzang (53) ile karısı Sharon (54) kendisini ilk defa tesettürlü görünce bağırıp gülmeye başladı. Tazi, Ben Vogelezang’ın daha sonra kendisine “terörist” diye hakaret ettiğini, bununla da yetinmeyip Hz. Muhammed’i de “bir savaş ağası” diye niteleyerek onu “Hitler, Saddam Hüseyin” gibi liderlere benzettiğini öne sürdü. (Haberler, 11 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;de İslam&#8217;ı şeytan dini olarak gösteren papaz tartışılıyor. Ancak bu durum yeni değil. Batılılar İslam&#8217;ın temsilcisi Türker&#8217;i ve İslamiyet&#8217;i asırlardan beri şeytanla bir tutuyorlar. (Habervaktim, 12 Eylül 2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir manyak da Hollanda&#8217;dan: Irkçı Edwin Wagensveld, Kuran yırttı. İsveç&#8217;te aşırı sağcı politikacı Rasmus Paludan’ın Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran-ı Kerim’i yakmasına yönelik tepkiler sürerken bu kez benzer eylem Hollanda’dan geldi. Almanya kökenli Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar hareketi lideri Edwin Wagensveld, Lahey kentinde tek başına yaptığı eylemde Kur’an-ı Kerim yırttı. (Hürriyet, 25.1.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">“Medeniyetler çatışması” ve “Tarihin sonu tezi”nin nihai hedefi Müslümanlardır. Batı için “öteki” yine Müslümanlardır. (Hasan Öztürk, Haber 7, 24.1.2023)</p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-95551" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45634576787696.jpg" alt="" width="313" height="176" /></p>
<p style="text-align: justify;">Fransa&#8217;da 10 yaşındaki 4 çocuk &#8216;terörü savundukları&#8217; iddiasıyla 9 saat gözaltında tutuldu. Evlerinin fotoğrafını çektiklerini anlatan baba, &#8220;Dinimizle ilgili çok fazla soru sordular, namaz kılıp kılmadığımızı öğrenmek istediler. Macron ve Erdoğan ilişkisi hakkında görüşlerimizi sordular&#8221; diye konuştu. Çocukların bir gün önce, okulda Hz Muhammed karikatürleri çizen Charlie Hebdo ve öldürülen Samuel Paty hakkında ders gördükleri öğrenildi. (Euronews, 06/11/2020)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7293 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/misyonersisdevil-1.jpg" alt="" width="431" height="550" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7294 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hurriyet-seytanayetleri-kuranyakma-karikatur-1.jpg" alt="" width="474" height="503" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10874 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/118559490_945568_o-300x277.jpg" alt="" width="300" height="277" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9532 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/735756856.png" alt="" width="404" height="478" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13416" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Fng2czxXkAAlKvB.jpeg" alt="" width="525" height="484" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Vekillere islam karşıtı söylem izni: Hollanda mahkemesine göre milletvekili İslam karşıtı söylemde bulunabilir! Hollanda’da bir mahkeme, İslam karşıtı filmiyle gündeme gelen Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders’in, İslam’ı eleştiren söylemlerde bulunabileceğine karar verdi. Hollanda İslam Federasyonunun (NIF), İslam karşıtı filmin yapımcısı Geert Wilders’ın, İslam’ı sürekli sert şekilde eleştiren ve basında da sıkça yer alan sözlerinin, toplumda düşmanlığa yol açtığını belirterek, bu ifadelerine son vermesi ve düzeltmesi istemiyle açtığı davada mahkeme, milletvekilinin, İslam hakkındaki görüşlerini dile getirmesinde sakınca olmadığına karar verdi. (Hürriyet, 07.04.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Wilders&#8217;in sponsoru yahudi işadamları. ABD’de İsrail yanlısı ortadoğu forumu Wilders’in yargı masraflarını karşıladı.  Hollanda&#8217;da ırkçı lider Wilders&#8217;in Mossad bağlantılı bakan atama planı da sonuçsuz kaldı. (AA, 17.6.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre&#8217;de minare yapımı yasaklandı. İsviçre&#8217;de minare yapımına ilişkin referandum yapıldı. Sonuçlara göre minare yapımına yasak geldi. Buna göre İsviçre&#8217;de referandum tarihinden itibaren minare yapımı yasaklandı. Halkın % 57,5&#8217;i yasağa destek verirken, % 42,5&#8217;i yasaklanmasın dedi. (NTV, 29 Kasım 2009<strong>) </strong>Bir yıl önce ise ‘İsviçre, PKK’yı terörist örgüt ilan etmeyi reddetmişti!’ (8.11.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yıl ara ile iki haber: Toplam 30 kişinin peçe taktığı ve nüfusun sadece %5&#8217;inin Müslüman olduğu İsviçre&#8217;te (8.6 milyon) peçeye yönelik yasaklama referandumu yapıldı. Ve %51.2 oranla yasak kabul edildi. (AA, 9 Mart 2021) Bir yıl sonra: Eşcinsel evliliğin yasal hale geldiği İsviçre&#8217;de ilk çift nikahlandı. İsviçre&#8217;de geçtiğimiz yıl eylül ayında yapılan referandumda kabul edilmesinin ardından eşcinsel evlilikler 1 Temmuz itibariyle yasal hale geldi. (Euronews, 01/07/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Muhammed isminin yasaklanmasını isteyen “Fransız eski manken ve politikacı Julien Odoul, Avrupa&#8217;ya göçme arayışıyla Belarus&#8217;tan Polonya&#8217;ya geçmeye çalışan kişilerin, Avrupa&#8217;ya geçmelerindense donarak ölmelerinde sakınca görmedi.” (AA, 12.11.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Cuma zaten toplanma demek ama; “Avusturya polisi cuma vaktinde 11 camiyi kontrol etti Avusturya&#8217;nın Vorarlberg eyaletinde bulunan 11 camide polis tarafından eş zamanlı gerçekleştirilen araştırmalarda, ‘cuma namazı vaktinde toplantı yapılıp yapılmadığı’ kontrol edildi.” (AA, 11.03.2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa cumhurbaşkanlığı adayı yahudi “İslam karşıtı yazar Eric Zemmour, Fransa cumhurbaşkanlığı için adaylığını açıkladı. &#8220;Müslümanlara, İslam ve Fransa arasında bir tercih hakkı vermemiz gerekiyor. Çünkü bunu açıktan söylemeseler de tüm Müslümanların cihatçıları &#8220;iyi Müslümanlar&#8221; olarak görüyor.&#8221; dedi. (Euronews, 30/11/2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7295 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamahakaret-1.jpg" alt="" width="602" height="556" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13407 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/324188691_989679511997017_8916628208003013891_n.jpg" alt="" width="401" height="474" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11224" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fransada-islam-dusmanligi.jpg" alt="" width="626" height="284" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7286 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit-bati-1_1.jpg" alt="" width="601" height="223" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7296" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisafak-islamdusmaninasiyonistdestek-2012.jpg" alt="" width="213" height="198" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7297 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/italyan-fasist-1.jpg" alt="" width="526" height="163" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7298 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/pkkisvicreminare-1.jpg" alt="" width="553" height="732" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12140" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-humanizm-gercekler-2021.jpg" alt="" width="628" height="687" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12171" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20211202_133937.jpg" alt="" width="381" height="612" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11686 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/161893430_1084834195329851_673415155313291444_o.jpg" alt="" width="540" height="169" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7362 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islam_1_2.jpg" alt="" width="345" height="326" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7299 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiislam-1-2-3.jpg" alt="" width="383" height="921" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7300" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunan-islam-1-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7301 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ab-isevi-islam-1-2.jpg" alt="" width="589" height="370" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7302 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamofobi-dusmanlar-gercekler-1.jpg" alt="" width="699" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10941 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-tekdis-medya-2020.jpg" alt="" width="317" height="370" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">                                                                                       <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14970" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/387107235_1684681172011814_4411571363805488666_n.jpg" alt="" width="282" height="243" /></p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman bir adam, İngiltere&#8217;de Londra Metrosu&#8217;nda sessizce Kuran okuduğu için başka bir yolcunun ırkçı ve İslamofobik saldırısına uğradı. İşe giderken yolda sessizce Kuran okuyan Müslüman adamdan rahatsız olan yolcu, &#8216;Burası Hıristiyan bir ülke, sen bizim inançlarımıza göre davranmak zorundasın&#8217; şeklinde cümleler sarf etti. (Yeni Şafak, 2/12/2021) İngiltere&#8217;de bir kişi otobüs şoförüne tükürüp Müslümanlara hakaret etti İngiltere&#8217;de bir kişinin otobüs şoförüne tükürüp Müslüman karşıtı hakaretler ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyada dolaşıma girdi. (AA, 9.8.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD kilisesinden İslam karşıtı levha. Amerika&#8217;da bir kilisenin girişine İslam karşıtı levhanın konulması Müslümanların tepkisine yol açtı. America in Arabic isimli haber ajansının yayınladığı rapora göre, kilisenin girişine “İslam is of the Devil / İslam Şeytandır” yazılı bir levha konuldu. (Yeni Şafak, 13/07/2009) &#8220;Hz. Muhammed&#8217;i bul ve öldür&#8221;! İngiltere’de, kullanıcıların Müslümanları öldürerek puan topladıkları bir bilgisayar oyununun çeşitli internet sitelerinden bedava indirilmesine izin verilmesi ülkedeki Müslüman derneklerinin büyük tepkisini çekti. İngiltere Müslümanlar Konseyi yetkilileri, tüm dünyada Müslümanlara antipatinin arttığı bir dönemde “Müslüman Kıyımı” isimli bu oyuna herkesin ulaşmasına engel olunmamasının büyük sorumsuzluk olduğunu söyledi. Yetkililer, gençleri ve çocukları Müslümanları öldürmeye teşvik eden oyunun “kabul edilemez” olduğunu vurguladı. Oyunda kullanıcılar, paraşütle Ortadoğu’ya indirilen “Amerikan Kahramanı”nı yönetiyor. (Habertük, 14.09.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">“Hollanda&#8217;nın sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders, Kuran&#8217;ın satış ve dağıtımının yasaklanması çağrısında bulundu. Ayrıca kitabın camide ve evde kullanılmasını da yasaklayacaktı. Bay Wilders, Kuran&#8217;ın (Kur&#8217;an) şiddeti teşvik eden ve Adolf Hitler&#8217;in Mein Kampf&#8217;ına benzeyen faşist bir kitap olduğunu söylüyor.” (radionetherlands.nl, 08-08-2007) “İslama &#8216;faşist&#8217; diyen Wilders beraat etti. Hollandalı aşırı sağcı siyasetçi Geert Wilders, halkı Müslümanlara karşı kin ve nefrete tahrik etme suçlamasıyla açılan davada suçsuz bulundu. (BBC, 23 Haziran 2011)<em> İki yıl sonra, kin kusmaya devam: </em>Wilders<em>: “İslam&#8217;ın tehlikeli, totaliter ve faşist bir ideoloji olduğunun kabul edilmesi gerekir.</em>” (BBC, 14 Tem 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Yunan Metropolit, İslam&#8217;a kin kustu Yunanistan Pire Metropoliti Serafim, İslam dini, Hz. Muhammed (sav), Kur&#8217;an-ı Kerim ve Müslümanlar hakkında akıllara ziyan iftira ve hakaretlerde bulundu. İslam dinini &#8216;sözde din&#8217; olarak niteleyen fanatik Metropolit Serafim, &#8216;İslam&#8217;a inananların en belirgin özelligi, &#8216;sözde peygamber&#8217;in &#8216;sözde getirilerini (Kur&#8217;anı)&#8217; kabul etmeyenleri kesmek ve öldürmektir&#8217; iddiasında bulundu. (uhim.org, 9.1.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Salman Rüşdi&#8217;ye İngiliz şövalyelik ödülü. İslam&#8217;a hakaretleriyle şöhret kazanan Hindistan asıllı yazar Salman Rüşdi&#8217;ye İngiltere&#8217;de şövalyelik unvanı takdim edildi. Şövalyelik nişanı, Buckingham Sarayı&#8217;nda Kraliçe Elizabeth tarafından verildi. (Yeni Şafak, 25/06/2008)</p>
<p style="text-align: justify;"> Salman Rüşdi&#8217;ye Fransız edebiyat nişanı. Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi&#8217;ye Fransa&#8217;nın en büyük edebiyat nişanı verildi. Fransa eski Kültür Bakanı Jack Lang, Londra&#8217;ya giderek Fransız Büyükelçiliği&#8217;nde düzenlenen bir törenle Rüşdi&#8217;ye nişanını taktı. (Hürriyet, 23.1.1999) Salman Ruşdi&#8217;ye ağır darbe. Salman Rüşdi, &#8216;Şeytan Ayetleri&#8217; kitabıyla İslam dünyasının tepkisini çekmiş ama o sayede dünyaca ünlü bir yazar haline gelmişti. Yaptığı çalışmalarla kendisini yalanlayan Rüşdi&#8217;ye bir darbe de sevgilisi ABD&#8217;li aktris Pia Glenn&#8217;den geldi. 62 yaşındaki yazar sevgilisi için, &#8220;O yazdığı kitapları, kadın avcılığı için kullanır. Cahillik kralı Rüşdi, işe yaramaz ve ödleğin tekidir. Arkadaşlarıma bile birliktelik teklif eden ama ortaya çıkınca inkar eden olgunlaşmamış Ruşdi&#8217;den ayrıldığım için mutluyum&#8221; dedi. Ayrılıktan sonra ilk kez geçtiğimiz hafta konuşan Glenn, &#8220;Kitaplarında yazdıkları birçok konunun aslında yalanlara dayandığını da kendisine itiraf ettiğini” belirtti. (Takvim, 19 Ekim 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Esmer Pinokyo yalan söylemiş. 1992 yılında, İslam&#8217;ın katı kurallarından kaçtığı söyleyerek Hollanda vatandaşlığı alan, Esmer Pinokyo lakaplı Somalili Ayaan Hirsi Ali, iltica hakkı için yalan uydurduğunu itiraf etti. Somali&#8217;de istemediği bir evliliğe zorlandığı için Hollanda&#8217;ya sığındığını iddia ederek Hollanda vatandaşı olan ve kendisini &#8216;ex-Muslim&#8217; (Eski Müslüman) diye tanımlayan Liberal Parti VVD milletvekili Ayaan Hirsi Ali&#8217;nin gecmişi hakkında yalan soylediği ortaya çıktı. Önceki gün Hollanda da yayınlanan Zembla adlı televiz- yona konuk olan Ali, 1992 de Hollanda otoritesine geçmişi hakkında yanlış bilgi verdiğini ve VVD Partisi&#8217;nin bu yalanlardan haberdar olduğunu itiraf etti. Ali, 1992de açlık ve iç savaştan dolayı ülkesinden kaçtığının gerçek olmadığını ve o zamanlar mülteci olarak güvenli bir şekilde Kenya&#8217;da hayatını sürdürmekte olduğunu söyledi. Gerçek ismi Ayaan Hirsi Magan olan Somali asıllı kadının ağabeyi, halası ve eski eşi, Ali&#8217;nin yalanlarının bununla da sınırlı olmadığını söylediler. Aile fertleri, Ayaan Hirsi Ali&#8217;nin aile içi şiddete maruz kalmadığı ve hatta zorla evlendirilmediğini söylediler. (Yeni Şafak, 15 Mayıs 2006) Hollanda&#8217;da Somali asıllı milletvekili Ayaan Hırsi Ali etrafında dönen tartışmalarla başlayan kriz, hükümetin istifasıyla sonuçlandı. (DW, 17 Mayıs 2006) Yalancı Ayaan Hirsi Ali vekillikten kovuldu. (17 Mayıs 2006) 2015&#8217;te İslam karşıtı bir kitap yazan Ayaan Hirsi Ali, ‘İslam&#8217;dan ateizme sonra Hıristiyanlığa geçti.’ (13.11.2023) İşin aslını ‘Karşılaştırmalı dinler ızmanı’ Dr. Sophia Rose Arjana şöyle açıklıyor: İslamofobi ve nefretin ticaret metaı haline getirilmesi Medya, aşırı sağcı politikacılar ve sahte aydınların kışkırtmalarıyla Batı&#8217;da hızla tırmanan ve &#8220;bağnazlığın en makbul formlarından biri&#8221; haline gelen İslamofobi, aslında büyük bir sektör. Aralarında Robert Spencer, Ayaan Hirsi Ali, Pamela Geller ve Tevfik Hamid&#8217;in de bulunduğu çok sayıda kişi, sırf Müslümanların şeytanlaştırılmasına odaklı bir kariyere sahiptir. Bunlar, sözde &#8220;uzmanlıkları&#8221; İslam&#8217;ı ve Müslümanları aşağılamak olan insanlardır. Bir örnek vermek gerekirse, Ayaan Hirsi Ali, hayatını İslam&#8217;ı ve Müslümanları kötü göstermekten kazanıyor. Kitapları, &#8220;göçebe&#8221;, &#8220;gavur&#8221;, &#8220;kafese konmuş bakire&#8221;, &#8220;kafir&#8221; gibi kelimeleri ve terkipleri başlıklarında içermesiyle İslam&#8217;ın, yorum ve uygulamada hiçbir farklılığı ve çeşitliliği olmayan medeniyetsiz, egzotik ve vahşi bir inanç olduğunu düşündürüyor. Bir uzmanlığı olmamasına rağmen sık sık haber programlarına İslam &#8220;uzmanı&#8221; olarak katılıyor. (AA, 30.05.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı emperyalizmine direnmek, insanlığın onur mücadelesidir! Batı’nın müdahale tarzı budur. İçeriden örgütlenmelerle siyasi dizayn yapar. Başarılı olmazsa, demokrasi ve özgürlük söylemleriyle kitlelerin gücünü kullanır. Başarılı olmazsa ekonomik saldırılarla ülkeyi çökertir. Bu da başarılı olmazsa suikastlar gelir, iç çatışmalar gelir ve sonrasında açıktan müdahaleler gelir. Ancak eğer o ülkede keskin bir direnç oluşursa, kitleler bu dirence destek verirse yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Küresel düzenleri için tehdit gördükleri her ülkeyi, her siyasi anlayışı, her kültür ve medeniyeti, her lideri “cezalandırırlar!” Finans sistemlerinin kirliliklerine “hayır” diyen her lideri ortadan kaldırmaya çalışırlar. Afganistan’ı işgal ederken Taliban ve El Kaide’yi gerekçe gösterdiler. Yalandı! Irak’ı işgal ederken Saddam’ı hedef gösterdiler, yalandı! Libya’yı parçalarken Kaddafi’yi bahane ettiler, yalandı! Suriye’nin bir bölümünü işgal ederken DEAŞ’ı bahane ettiler, yalandı! Biz onların yalanlarına göre algıladık bütün bunları. Öyleyse Avrupa’nın yüzyıllardır sürdürdüğü, ABD’nin yirminci yüzyıl boyunca devam ettirip 21. yüzyıla taşımaya çalıştığı bu vahşi sömürge saldırılarına karşı amansız bir direnç geliştirmek zorundayız. Bunun için önce zihinlerimizi özgürleştirmek zorundayız. Batı’nın sömürge gücü elinden alınmalıdır.  (İbrahim Karagül, Yeni Şafak,<strong> </strong>25 Ocak 2019)  </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Terörizm</span></p>
<p style="text-align: justify;">Zeytin Dalı Harekatı&#8217;nda iki Avrupalı terörist deşifre oldu. TSK, Afrin’de terör örgütü PYD/PKK’ya yönelik Zeytin Dalı Harekatı’nda iki Avrupalı örgüt mensubunu etkisiz hale getirdi. (AA, 18.02.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupalı Teröristler! PKK, &#8220;Lejyon Taburu&#8221; Kurdu. PKK&#8217;ya her türlü desteği veren Avrupa, şimdi de militan göndermeye başladı. PKK içerisinde Avrupa Birliği vatandaşlarından oluşan &#8220;Lejyon taburu&#8221; kuruldu, karargâhları Ayn el Arab&#8217;ta. Avrupalı teröristler Suriye&#8217;ye aktivist ve insan hakları savunuculuğu kimliğiyle geliyor. Hiçbir batılı ülke PYD&#8217;ye katılan teröristler hakkında hukuki işlem başlatmıyor. PYD saflarında savaşan batı ülkelerinden ithal teröristler onlarca toplu katliam ve infazlara imza atarken batılı ülkeler bu durumu görmezden geliyor. İthal savaşçıların bu yönde yayınlanan onlarca video görseline rağmen dünya bu duruma sessiz kalıyor. PKK&#8217;nın Suriye yapılanmasına destek amacıyla PYD&#8217;ye katılan teröristler arasında yaralama, tecavüz gibi suçlara karışanların oranının yüksek olduğu bildiriliyor. Misyoner örgütlerinin de PYD&#8217;ye destek amaçlı militan sevkiyatında önemli katkısı bulunuyor. (Yeni Şafak, 29/07/2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Luis Posada Carilles. Bombacılar, adını verdikten sonra tutuklansa da, hapisten kaçmayı başardı. Adı Küba&#8217;yı işgal girişimi Domuzlar Körfezi çıkarmasından uçak düşürmeye, komünist Venezuelalılara işkenceden otel bombalamalarına, Şili Dışişleri Bakanı&#8217;na suikasttan Fidel Castro&#8217;yu bombalı suikastla öldürmeye teşebbüse dek pek çok suça karıştı. Hatta yıllar sonra New York Times&#8217;a verdiği röportajda, bunların bazılarını kabul edecekti. Washington için kötü ve iyi teröristler mevcuttur. Carilles &#8216;iyi&#8217; bir teröristtir çünkü suçlarının çoğunu, CIA aracılığıyla, Amerikan hükümetinin kirli işlerinin ve gizli eylemlerinin bir parçası olarak işlemiştir. (Hilal kaplan, Sabah, 24.07.2017) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7696 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisafak_290717.jpeg" alt="" width="598" height="524" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">BM, NATO, BATI</p>
<p style="text-align: justify;">Liberya&#8217;da &#8216;gıda karşılığı seks&#8217; sürüyor. Çocuklara yardım örgütü Save the Children, Batı Afrika ülkelerinden Liberya&#8217;daki bazı yardım görevlilerinin kız çocuklarına cinsel tacizde bulunduğunu açıkladı. Buna göre bölgede faaliyet gösteren yerel ve uluslararası yardım kuruluşlarından görevliler, gıda karşılığında çocukları cinsel olarak sömürüyor. Hazırlanan rapora göre polis, öğretmen, yardım görevlisi ya da barış gücü askerleriyle cinsel ilişkiye giren kız çocuklarının yaşı 8&#8217;e kadar düşmüş durumda. Karşılığında ise genelde yiyecek alıyorlar. Ancak arabayla bir tur atmak ya da bir film izlemek gibi &#8216;ödüllere&#8217; de rastlandığı oluyor. (Hürriyet, 8 Mayıs 2006)</p>
<p style="text-align: justify;">BM Barış Gücü askerleri Haiti&#8217;de &#8216;yüzlerce kızı hamile bıraktı&#8217;. Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin Haiti&#8217;de görev yaptıkları dönemde yüzlerce genç kızı ve çocuğu hamile bırakıp yoksulluk içinde tek başlarına çocuk büyütmek zorunda bıraktığı belirtildi. (BBC, 18 Aralık 2019) Bosna ve Ruanda&#8217;da katliamlara seyirci kalarak tepki çeken Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerleri bu kez yeni bir skandalla gündemde. Kongo&#8217;da BM Barış Gücü askerleri 2005&#8217;te milislerden topladığı binlerce silahla gündeme gelmişti. Gelen son haberlere göre ise BM askerleri milislerle silah ticareti yapıyor. (29.04.2008) BM gücünden Sudanlı çocuklara tecavüz skandalı. Sudan’ın güneyinde görev yapan BM Barış Gücü görevlilerinin çocuklara tecavüz ettiği haberleri üzerine BM soruşturma başlatılacağını açıkladı. İngiltere’de yayımlanan Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, Juba bölgesinde görevli askeri ve sivil BM personelinin, korunmasız küçük erkek ve kız çocukları seks yapmaya zorladıkları iddia ediliyor. (Hürriyet, 04 Ocak 2007)  Eski BM çalışanına 13 kadına cinsel tacizden 15 yıl hapis. (Diken, 31/10/2022) BM&#8217;den Burundi askeri güçlerine tecavüz suçlaması. (Euronews, 15/01/2016) BM&#8217;de tecavüz skandalı Fransız Ağır Ceza Mahkemesi, eskiden BM&#8217;de çalışan bir Fransız tamirciyi, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo&#8217;da 20 genç kıza tecavüz etmekten suçlu buldu. (T24, 12 Eylül 2008) Devamı: en.wikipedia.org/wiki/Sexual_abuse_by_UN_peacekeepers</p>
<p style="text-align: justify;">Terör örgütü PKK/YPG, çeşitli uluslararası sözleşme ve düzenlemeleri ihlal ederek kaçırdığı çocukları saflarına katmaya devam ederken, birçok çocuk kaçma ya da intihar girişimi sırasında veya çatışma bölgelerinde yaşamını yitiriyor. (AA, 29.9.2023) “Birleşmiş Milletler (BM) müfredatına göre çocuklardan savaşçı yapmak insanlık suçudur. PKK/YPG her hafta şu çocuklardan bir kaçını kendi haber sitelerinde savaşırken öldürüldüklerini yazıyorlar. Peki BM ve AB ülkeleri bu çocukları görmüyor mu, en az benim kadar görüyorlar.” (Aytekin Yılmaz, 2 Haziran 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuk istismarıyla mücadele kuruluşunun başkanı 2 yaşındaki bebeğe tecavüz girişimi suçlamasıyla gözaltında. ABD&#8217;de savaş koşullarının hüküm sürdüğü ülkelerde çocuklara yönelik cinsel suçları önleme faaliyetleri yürüten uluslararası yardım kuruluşunun başkanı Joel Davis gözaltına alındı. Davis, 2 yaşındaki bir çocukla cinsel ilişkiye girmeye çalışmak ve cep telefonunda çocuk pornografisi bulundurmakla suçlanıyor. (BBC, 28 Haziran 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Brüksel UNICEF binasının bodrum katı bir ‘çocuk pornografisi’ merkezi. 8 ile 14 yaş arası çocukların çıplak fotoğrafları çekilip çoğaltılıyor ve video ve fotoğraflar ABD’ye pazarlanıyor. Tutuklananlar arasında UNICEF Belçika komite başkanı Josef Varbeek de var. (Nokta Dergisi, 2.8.1987, Sayı: 30)</p>
<p style="text-align: justify;">Kerry: Mısır ordusu demokrasiyi geri getirdi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Mısır&#8217;da ordunun demokrasiyi geri getirdiğini, askerlerin Mursi yanlılarına ateş açmasının demokrasini yeniden kurulmasıyla ilgisi olmadığını söyledi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Mısır Ordusu&#8217;nun seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi&#8217;yi devirerek &#8216;demokrasiyi geri getirdiğini&#8217; söyledi. Kerry, darbenin &#8216;milyonlarca ve milyonlarca kişinin&#8217; isteğiyle yapıldığın belirtti. Washington Mısır&#8217;da yaşananları &#8216;darbe&#8217; diye tanımlamayı reddetti. ABD yasaları uyarınca, bu tanımlama yapıldığı takdirde Washington&#8217;ın Mısır&#8217;a verdiği yıllık 1,5 milyar dolayındaki yardımın kesilmesi gerkeiyor. Rabia&#8217;Tül Adeviyye Camii yakınında bulunan meydandaki ana eylem alanında ve Kahire Üniversitesi&#8217;nin ana kampüsünün yanındaki Nahda meydanında geçen Cumartesi günü 70&#8217;den fazla kişi ölmüştü. (BBC, 2 Ağustos 2013) Mısır&#8217;daki katliamın bilançosu: 3 bin 533 ölü. (AA, 17 Ağu 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">AB&#8217;nin demokrasi ve idam ikiyüzlülüğü. Türk kamuoyunun idam cezasının getirilmesi talebi karşısında, Türkiye’ye tepki gösteren Avrupa Birliği, Mısır’da Müslümanların idam edilmesine ses çıkarmadı. Üstelik AB ülkelerinin üst düzey isimleri, Mısır&#8217;da Müslümanları katleden darbeci Sisi&#8217;nin ayağına giderek zirveye katıldı. Her fırsatta aralarında Türkiye&#8217;nin de bulunduğu birçok ülkeye &#8220;demokrasi dersi&#8221; vermeye çalışan AB&#8217;nin, hem büyük tepki toplayan idamlara karşı sessiz kalması, hem de kendi çıkarları için Mısır gibi ülkelerin ciddi demokrasi ihlallerine göz yumması, birliğin demokrasi konusundaki çifte standardını bir kez daha göstermiş oldu. (Yeni Akit, 26 Şubat 2019)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Beyin ölümü gerçekleşti&#8217; denilen NATO yeniden hayat mı buldu? 2004 yılından beri NATO askerleri sadece doğal afetler sonrası müdahaleler ve Afganistan&#8217;dan tahliyenin koordinasyonu için kullanılmıştı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron&#8217;un 2019 yılında NATO&#8217;nun &#8220;beyin ölümünün&#8221; gerçekleştiğini açıklaması o dönem büyük tartışmalara neden olmuştu. Fakat Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;yı işgal etmesi İttifak içerisinde tekrar birlik sağlanmasına yol açtı ve &#8216;NATO yeniden hayat mı buldu?&#8217; soruları arttı. (Euronews, 05/03/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümana ölü, Hristiyan&#8217;a kalkan! The Independent ortaya çıkardı: Irak’ın zengin petrol yatakları ABD ve ingiliz şirketlerince yağmalanıyor. Irak savaşının ilk günlerinde parlamentoda konuşan İngiltere Başbakanı Tony Blair, amaçlarının Irak petrollerini ele geçirmek olduğu yolundaki suçlamaları reddetmiş, “amaçlarını Irak’ın özgür ve demokratik bir ülke olmasını sağlamak” olarak özetlemişti. ABD Başkanı George Bush da “Amacımız Irak’ın petrolünü sahip olmak değil” demişti. Ancak İngiliz The Independent gazetesinin ele geçirdiği, Irak Hidrokarbon (petrol) Yasası Taslağı bu sözlerin pek de samimi olmadığını kanıtladı. Gazete, dünyanın 3’üncü en büyük rezervlerine sahip Irak’ın petrol kaynaklarının ABD ve İngiltere merkezli şirketlerin kontrolüne bırakılacağını ortaya çıkardı. Yasanın BP, Chevron, Shell ve Exxon gibi petrol devlerine 30 yıllık sözleşmeyle Irak’a girme şansı vereceğini, bunun da Irak petrollerinin 1972 yılında millileştirilmesinden sonra yabancılara ilk kez bu imkanın sağlanması anlamına geldiğini vurgulayan Independent, “Bu durum Irak’a yapılan müdahalenin tek amacının ülkenin petrol kaynaklarını ele geçirmek olduğunu savunanların elini de güçlendirecek” diye yazdı. (Vatan, 08.01.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı için önemli olan menfaattır.  Onlar sadece para ve kuvvetten anlar. Zayıf ve haklı isen, Batı için hiç bir önemin yoktur. ‘Irak petrolünün kara batakları katrana buladığı’ görüntüleri, Irakta öldürülen masum insanlar yerine dünya kamuoyuna gösterilirken, kara batakların körfez yerine Fransa&#8217;daki bir kazada petrole bulanan kuşlar olduğu ortaya çıkar. 11 Eylülün canileri oldukları ileri sürülen Burkari kardeşlerin biri bir yıl önce ölmüş, diğerinin ise FBI ajanı olduğu ortaya çıkar. AB yetkilisi Tom Spencer: &#8220;AB konusunda Ankara otuz yıldır oyalıyoruz.&#8221; derken, Kuzey ıraktaki insani yardım kuruluşlarına çalışanların casus olduğu ortaya çıkar. ABD&#8217;nin Sudan&#8217;da &#8220;Silah üretiyor&#8221; diye vurduğu ilaç fabrikasının kuzey afrikanın ilaç ihtiyacının % 50&#8217;sini karşıladığı ve bunun ABD&#8217;li ilaç firmalarının hiç işine gelmediği ortaya çıkar. ABD&#8217;nin jet uçakları kuzey ırakta iki Türk helikopterini düşürür. (1994) Marmara’da ise Saratoga gemimizi ABD savaş gemileri vurur, tabii ki yanlışlıkla! AIHM başörtüsü ve refah partisi hakkında olumsuz karar verirken Sih&#8217;lerin türbanı ve Budistlerin sarı elbiseleri için olumlu kararlar  verir! Rusya ile savaşırken Afganlılar mücahit, ABD ile savaşırken terörist ilan edilir. Saddam Halepçe&#8217;de katliam yaparken Irak devlet başkanıdır. Kuveyt petrolüne göz dikince diktatör ilan edilir. ABD&#8217;nin Somali operasyonun altında da &#8220;Petrol aşkı&#8221; çıkar. (Hürriyet, 5.1.93)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa değerlerinin kaynağı ve geleceği. &#8220;Sergilenen görüntüler Avrupa&#8217;yı, şimdiye kadar Türkiye&#8217;ye veya başka ülkelere demokrasi ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü temelinde yönelttiği bütün eleştirileri fazlasıyla hak eden ama aynı zamanda tutarsız ve samimiyetsiz bir konuma düşürüyor. Avrupa&#8217;nın tarihindeki sömürgecilik dünyanın bütün maddi değerlerine zorla el koymayı da bir karakter haline getirmiştir. Avrupa sömürgeciliğinin tarihi aynı zamanda Avrupa dışı ülkelerde uygulamış olduğu katliamların, insanlık-dışı uygulamaların, soykırımların da tarihi olmuştur. Avrupa değerlerinin oluşumunda bu tarihin de belirleyici olduğu çok açıktır.  Avrupa bütün dünyanın tarihini yok sayıp kendi tarihini dünya tarihi olarak sunmayı başarmıştır. Avrupa-merkezci bir bakış açısını bütün dünyaya benimsetip kendi felsefe tarihini bütün dünyanın felsefe tarihi olarak sunmuş, böylece Avrupa-dışı insanlara kendileri hakkında bir “hiçlik” duygusunu yine zorla yaşatmıştır. Sanki tarih boyunca başka hiçbir yerde felsefe, düşünce, bilgelik, hikmet adına hiçbir şey yaşanmamış gibi. Avrupa kendi ortaçağında bir mezhebin bir mezhebe tahammül edemeyip soykırıma tabi tuttuğu, cadı avlarının, engizisyonların, kitlesel sürgünlerin yaşatıldığı karanlığı yaşarken İslam dünyası 72 milleti bir arada barış ve huzur içinde bir arada bir ahenk içinde yaşatan altın formülü bulmuş, uyguluyordu.&#8221; (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 18 Mart 2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı için demokrasi, insan hakları, insan hayatı sadece lafta önemlidir. Batı parayı, menfaati, petrolü önceler:  Prof. Dr. Hasan Köni, Tunus, Mısır, Cezayir ve Libya gibi ülkelerdeki isyan dalgalarını analiz ederken, çok çarpıcı bir örnekten yola çıktı. Köni, &#8220;Biz, Bolivya gerçeğini inceliyorduk. Bolivya&#8217;da Amerikan Kalkınma Ajansı, sivil toplum örgütlerine milyarlarca dolarlık bir yardımda bulunmuş. Bu yardım neticesinde hükümete müthiş bir baskı grubu kurulmuş. Bu gerçekten yola çıktıktan sonra gördük ki, aynı sistem dünyada 26 ülkede birden uygulanmış. Mesela, Mısır&#8217;da 2007 yılından beri Amerikan Kalkınma Ajansı tarafından sivil toplum örgütlerine aktarılan para miktarı yaklaşık 180 milyar dolar&#8221; diye konuştu. Sivil toplum hareketlerinin planlı ve programlı şekilde organize edildiğini, bunun bir satranç oyunu olduğunu kaydeden Köni, &#8220;Batının ne yapacağını tahmin etmemiz çok zor. 5-6 oyun sonrasını planlıyorlar ve oynuyorlar. Biz ise sadece sosyal olayları seyretmekle yetiniyoruz. Bana göre batı Kaddafi&#8217;ye Bingazi&#8217;de soykırım yapma imkanı tanıyacak daha sonra canına okuyacak&#8221; değerlendirmesini yaptı. Bu panelin ardından iki gün bile geçmeden göstermelik BM kararları alınarak 5&#8217;li koalisyon Amerika, İngiltere, Fransa tarafından Libya&#8217;ya askeri harekat başlatıldı. (Nedim Odabaş, Milli Gazete, 22.03.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">“Avrupalı nankördür.” (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 152)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa</p>
<p style="text-align: justify;">72 sömürge, bitmeyen yangın: Fransa Fransa, geçtiğimiz asırlarda farklı kıtalarda 72 ülkeyi ya kolonisi haline getirdi ya da himaye adı altında kendisine bağladı. Ancak bu bölgelerden Fransa’ya göç etmek zorunda kalanlarla yıldızı bir türlü barışmadı. Fransa, 1524&#8217;te başlattığı sömürgecilik faaliyetleriyle Afrika&#8217;nın batısında ve kuzeyinde 20&#8217;den fazla ülkede hakimiyet kurdu. Afrika&#8217;nın yüzde 35&#8217;i, 300 yıl boyunca Fransa&#8217;nın kontrolünde kaldı. (TRT Haber, 04.07.2023) Afrika&#8217;nın doğal ve insani zenginliği, Fransa ekonomisi için vazgeçilmez bir kaynak olarak durmaktadır. Bu nedenledir ki Paris hükümeti Libya, Mali, Çad Gölü Havzası ve Fildişi Sahili örneklerindeki gibi olası bir iç çatışma, darbe ya da siyasi kriz durumunda ilk müdahil olan ülkelerden biridir. Bu refleksini günümüzde de sürdüren Fransa, tarihi arka planı da kullanarak sömürge dönemi hakimiyet bölgelerini bırakmamakta her yolu deniyor. (Kriter, 30 Eylül 2020) Esad Türkiye’ye göz kırptı, Macron harekete geçti. Suriye lideri Beşar Esad Türkiye ile diyalog kurmaya hazır olduklarını bildirdi. Aynı gün Paris Temyiz Mahkemesi, Esad hakkında 2013 yılında Guta’da gerçekleştirilen kimyasal saldırılar sebebiyle verilen uluslararası tutuklama emrini onadı. (Türkiye, 28 Haziran 2024) Hırsız Fransa, eski sömürgesi olan 14 Afrika ülkesinden koloni vergisi adıyla hala yılda yaklaşık 500 milyar dolar para haraç topladığını biliyor muydunuz? (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 92)</p>
<p style="text-align: justify;">Macron, Jeune Afrique gazetesine verdiği demeçte, Afrikalıların sömürge dönemi nedeniyle kendilerine olan kızgınlığından Türkiye ve Rusya&#8217;yı sorumlu tuttu. (Haber 7,  20.11.2020) Avrupa kamuoyu: &#8216;Tuhaf şey! Biz kendilerine adalet ve iyi bir yönetim sunduk; buna rağmen yine de isyan ediyorlar.&#8217; şeklinde şaşkınlık gösteriyorlar. (Hilal ve Haç Çekişmesi, Halil Halid, s. 269, 274) </p>
<p style="text-align: justify;">Batı dünyasının şifresi: “Kazanmanın ahlakı olmaz!” (Yavuz Bahadıroğlu, Akit, 6.6.2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Kim kimin elini niye öpüyor? Berlusconi&#8217;nin, Kaddafi&#8217;nin elini öpmesi kimi tepkilere yol açtı. Peki Berlusconi Kaddafi&#8217;nin elini niye öptü? Berlusconi&#8217;nin, liderinin elini öptüğü Libya, İtalya&#8217;ya günde ortalama 550 bin varil petrol ihraç ediyor. Libya aynı zamanda doğalgaz üretimiyle önem kazanmakta olan bir ülke. Silvio Berlusconi 2008&#8217;de de Libya&#8217;ya 5 yıl içinde 20 milyar dolarlık yatırım vaadinde bulunmuştu. (NTV, 30.03.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaksız Sarkozy. Seçim dönemi öncesi oy avcılığına soyunarak Ermeniler lehine yasa çıkarmaya çalışan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy&#8217;nin, 2007 seçimleri öncesi Libya&#8217;nın devlet lideri Kaddafi&#8217;den 50 milyon euro yardım aldığı konuşuluyor. Seçimden sonra ise Kaddafi’yi sarayında ağırlayan Sarkozy&#8217;nin Libya&#8217;ya ilk saldırma emri veren lider olması ‘ahlaksızlık’ olarak yorumlanıyor. (Yeni Akit, 14 Mart 2012) Daha düne kadar petrol çıkarları için Kaddafi’nin elini öpen Batılı liderler, çıkarları tehlikeye girince, Kaddafi kontrolündeki askeri hedefleri bombalamaya başladılar. Batı, bir kez daha emperyalist yüzünü gösterdi. (Yeni Akit, 20 Mart 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa neden bu kadar hızlı davrandı? İtalya ve İngiltere neden hemen “Tamam” dedi? Elbette atalarının yaptığını yapıyorlar. Yani iştahlarını yeni yatırım ve tüketim alanlarına çeviriyorlar. Her zamanki gibi sömürgecilerin acılı kıtasına. Afrika&#8217;ya. Petrol coğrafyasına. Son bir kez daha denediler. Diktatörleri ülkelerine onur konuğu olarak çağırdılar. Ağırladılar. Milyarlarca dolarlık alım ve yatırım beklediler. Olmadı. Biraz silah satabildiler o kadar. Tarih boyunca bilinen kuraldır. Sömürgeci ülkeler savunma amaçlı silah geliştirmezler. Şimdiki gelişmiş ülkeler de öyle. O silahlar dilediği bir dönemde, bilinen coğrafyaları yeniden şekillendirmek için kullanılır. Yani “Arkadaş ben bu oyundan yeterince kazanamıyorum. Kağıtları yeniden dağıtacağım” diyebilmek için. Yeni düzende gidip oraya bayrak dikmeye ya da işgale gerek yoktur. Önce demokrasi götürülür. Sonra ülkenin yönetimi değiştirilir. Kendine bağlı yeni bir yönetim oluşturulur. Doğal olarak da yeni yönetim bütün ihaleleri ve kullanım haklarını sana verir. Mesela Irak. Orada Türk müteahhitleri patrondu. Savaştan sonra ihaleler yeniden yapıldı. Irak&#8217;a “demokrasiyi götüren” silahlı ülkelerin firmaları ihaleleri aldı. Türkler bu defa taşeron oldu. Kore&#8217;de, Kuveyt&#8217;te, Afganistan&#8217;da ve şimdi Libya&#8217;da benzer bir tehlike. Geliyorlar, yönetimleri değiştirdikten sonra büyük işleri o ülkelerin şirketleri alıyor. İlk sömürgeciler Afrika&#8217;ya gelirken, “Uygarlığı getiriyoruz” demişlerdi.  Şimdi yıllarca besledikleri kukla diktatörlere karşı “Demokrasiyi getiriyoruz” diyorlar. (Fatih Çekirge, Hürriyet, 22 Mart 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaksız pazarlık. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Libta operasyonu öncesi Libya petrolünün yüzde 35’inin Fransa’ya verilmesi için muhaliflerle anlaştı. Ama kamuoyuna: “Amaç, Libya’nın yeniden özgürlüğüne kavuşması ve demokrasi umuduyla yeniden buluşması” diye açıklama yapmayı ihmal etmez! Evet! Aslına her şey petro-demokrasi için!</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa gözetiminde katliam Orta Afrika&#8217;da Müslümanlara yönelik saldırılar sürüyor. Fransızların destek verdiği Hristiyan çeteler Bangui&#8217;de iki Müslümanı sokak ortasında yaktı. O sırada devriye gezen Fransız askerleri ise vahşetin güvenliğini sağladı. (Star, 22.1.2014)   </p>
<p style="text-align: justify;">Gezi&#8217;de barışçıl Paris&#8217;te vandal. Fransız basınından çifte standart! Gezi provokasyonu için barışçıl eylemler. Fransa&#8217;nın başkenti Paris&#8217;te hayat pahalılığı ve zamları öne sürerek başlatılan eylemler devam ederken Fransız medyasının eylemler karşısındaki tavrı da oldukça dikkat çekici oldu. Türkiye&#8217;deki Gezi Parkı provokasyonu için barışçıl eylemler ifadesini kullanan Fransız basını, Paris&#8217;teki eylemcileri ise terörist olarak tanımladı. Fransız basının bu tavrı kadar Batı medyasındaki diğer kuruluşların da olaylar karşısında sessizliğe gömülmeleri ise dikkatlerden kaçmadı. (Akşam, 11 Aralık 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Fransa nükleer reaktörleri için kullandığı uranyumun yüzde 30&#8217;unu Nijer&#8217;den çıkarıyor. Hal böyleyken Nijer nüfusunun yüzde 90&#8217;ı elektriksiz yaşıyor. İtalya Temsilciler Meclisi Üyesi Giorgia Meloni: Emmanuel Macron&#8217;un sorumsuzluğuna yazıklar olsun. Libya&#8217;yı bombalayanlar onlar oldu. Çünkü İtalya&#8217;nın Kaddafi ile enerji alanında özel ilişkilerinin olması onları endişelendiriyor. Aynı zamanda bizi bu hale getiren göç dalgalarının önünde bulduk kendimizi. Bu arada Fransa, Afrika&#8217;yı sömürmeye devam ediyor. 13 ülkede para birimi bastırıp üzerlerine damgalıyor ve çocukları madenlerde çalıştırıp hammadde edinmeye devam ediyor. Fransa nükleer reaktörleri için kullandığı uranyumun yüzde 30&#8217;unu Nijer&#8217;den çıkarıyor. Ve hal böyleyken Nijer nüfusunun yüzde 90&#8217;ı elektriksiz yaşıyor. Bize ders verme Macron. Çünkü Afrikalılar senin politikan yüzünden kıtalarını terk etmek zorunda kalıyor. Çözüm Afrikalıların Avrupa&#8217;ya göç etmeleri değil, aksine Afrika&#8217;nın Avrupalılardan kurtulmasıdır. Sizden ders almayı kabul etmiyoruz.&#8221; (T24, 18 Nisan 2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika’lı bir erkek Fransa’da metro’da sonunda patlar ve gerçekleri şöyle haykırır:</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin New York kentinde düzenlenen 78. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda konuşan Togo Dışişleri, Afrika Entegrasyonu ve Yurtdışı Togolular Bakanı Robert Dussey: &#8221;Üstenci tavrınızdan yorulduk, kamuoyumuzu, halkımızı, idarecilerimizi aşağılamanızdan yorulduk, küçümseyici tavrınızdan yorulduk, kibrinizden bıktık. Bıktık, bıktık, bıktık&#8221; açıklamasın bulundu. Ama konuşmasını da Fransızca yaptı. (Yeni Şafak, 23/09/2023) Burkina Faso&#8217;lu bakan Bassolma Bazié, BM kürsüsünden dünyaya seslendi: &#8220;Afrika&#8217;nın talihsizliği Fransa ile tanışmış olmasıdır, Batı&#8217;nın Afrika&#8217;yı soymuş olmasıdır.&#8221; (Yeni Şafak 26/09/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa yüzyıllar boyunca Afrika kıtasından öyle avantaj ve zenginlikler elde etti ki ülkenin eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Mart 2008 tarihinde yaptığı bir açıklamada şöyle demektedir: “Afrikasız fransa 3. Dünya ülkesi olur.” (Gerçek Hayat, 09 Ekim 2023) Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand da 1957 yılında ‘Afrika olmasa, Fransa’nın 21. Yüzyıla ait bir tarihi olmaz’ demişti. (İlhami Atasever, Düzcenin Sesi, 16 Eylül 2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransız sömürgeciliği sona ererken geriye CFA frangı kaldı. CFA frangı, CFA frangı bölgesine üye 14 Afrika ülkesinin ortak para biriminin adı. Bu bölge, Portekiz kolonisi olan Gine-Bissau ve İspanyol kolonisi olan Ekvator Ginesi&#8217;ne ek olarak Fransız kolonisi olan 12 ülkeyi içerir. Orta Afrika CFA frangı Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Ekvator Ginesi&#8217;nde kullanılırken Batı Afrika CFA frangı ise Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gine-Bissau, Mali, Nijer, Senegal ve Togo&#8217;da kullanılır. (Independent Türkçe, 9 Ağustos 2023) Fransa&#8217;nın Afrika&#8217;da uyguladığı sömürge politikalarına sert tepki gösteren İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, kıtanın sömürülmesine son verilmesi halinde göçün önlenebileceğini söyledi. Meloni, katıldığı bir televizyon yayınında eline aldığı para için, &#8220;Buna CFA Frangı derler. Fransa&#8217;nın 14 Afrika ulusu için bastığı sömürge para birimi.&#8221; ifadelerini kullandı. İtalyan Başbakan, &#8220;Burkina Faso, en yoksul ülkelerden biri. Fransa, Burkina Faso için sömürge para birimi basıyor. Bunun karşılığında Burkina Faso&#8217;nun ihraç ettiği her şeyin yüzde 50&#8217;sinin Fransız Hazinesi&#8217;ne aktarılmasını istiyor.&#8221; dedi. &#8220;Bu çocuğun çıkarmak için bir tünele indiği altın, çoğunlukla Fransız devletinin kasasına giriyor.&#8221; (Ensonhaber, 22.11.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa Cezayir&#8217;e girdiğinde ülkemizin nüfusu 8 milyondu. 1962 yılında ülkemizi terk ettiklerinde nüfus ise 6 milyondu. Cezayir parlamentosu başkan yardımcısı Bounah Kamel, Fransa&#8217;nın cezayir&#8217;i işgal ettiği 1830&#8217;da ülkelerinin nüfusunun 8 milyon olduğunu belirterek, &#8221;1962 yılında ülkemizi terk ettiklerinde nüfus ise 6 milyondu. 132 yıl cezayir halkı sanki hiç doğum yapmamıştı&#8221; dedi. (Cumhuriyet, 23.12.2011) Macron: Cezayir&#8217;den af dilemeyeceğim Fransa&#8217;nın Cezayir&#8217;deki sömürge tarihi için af dilemenin bir şeyi düzeltmeyeceğini, tamir edemeyeceğini iddia eden Fransa Cumhurbaşkanı Macron, &#8220;Af dilemek zorunda değilim&#8221; dedi. Cumhurbaşkanı Macron, &#8220;Af dilemek zorunda değilim. Mevzu bu değil, bu ifade (af dilemek) tüm ilişkileri koparır&#8221; dedi. Macron, &#8220;Af dileriz ve herkes kendi yoluna gider&#8221; şeklinde bir sonuca varmanın yapılacak en kötü şey olduğunu savundu. (Euronews, 12 Oca 2023) Burkina Faso&#8217;da Macron&#8217;un maskesi düştü. Fransa&#8217;nın Libya&#8217;ya müdahalesiyle artan göçmen trajedilerinin hatırlatılması üzerine &#8220;İnsan kaçakçılığı yapanlar Afrikalılar&#8221; diye bağıran Macron, Afrika&#8217;da çok sayıda Fransız askeri bulunması eleştirilince de &#8221;Fransız askerlerini alkışlamalısınız&#8221; dedi. (Sputnik, 28 Kasım 2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Romantizm dili fransızca, aşk şehri paris, eyfel ve gerçekler. İşgal, sömürge ve darbelerle Afrika kıtasının iliğini kurutan Fransa’nın yarım asırlık zaman diliminde operasyon düzenlediği ve işgal ettiği Afrika ülkesi sayısı 23. Resmi olarak 1958-2014 yılları arası Fransa’ya “koloni vergisi” ödeyen Afrika ülkeleri şunlar: Benin, Burkina Faso, Guinea-Bissau, Fildişi, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cum., Çad, Kongo, Ekvatoral Gine, Gabon. Günümüzde tam 15 Afrika devletinin resmi lisanı Fransızca.</p>
<p style="text-align: justify;"> Fransa&#8217;dan Türkiye&#8217;ye yaylım ateşi: Hem NATO üyesi olup hem S-400 almak nasıl mümkün oluyor? (Sputnik, 03.12.2019) Fransa hem NATO üyesi olup hem PKK&#8217;ya silah veriyor ama! Türkiye kendisini savunmak isteyince suçlu oluyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Çekya, Çin&#8217;in İtalya&#8217;ya gönderdiği maske ve sağlık malzemelerine &#8216;bilmeden&#8217; el koydu. (Euronews 22/03/2020) Fransız basınına göre, İsveç sağlık şirketi Mölnlycke&#8217;nin Çin&#8217;den satın aldığı maskelere 3 Mart&#8217;ta Fransa&#8217;da el konuldu. Virüsten en çok etkilenen İtalya ve İspanya&#8217;ya gidecek olan maskelerin serbest bırakılması için İsveç hükümeti devreye girdi. Fransa ancak maskelerin yarısını İtalya ve İspanya&#8217;ya gönderdi. (AA, 06.04.2020) &#8216;İtalyanlar tıbbi malzeme taşıyan gemimize el koydu&#8217; diyen Tunuslu Bakan: Tüm Avrupa ülkeleri bir histeri yaşıyor. (Sputnik, 25.03.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransızlar Cezayir&#8217;i işgal edince, başka ülkelerle ticaretine izin vermez. Cezayir&#8217;in Fransa ile olan ticareti: 330.294.702 Frank. Cezayir&#8217;in İngiltere ile olan ticareti: 22.632.110 Frank. Cezaevinin Amerika ile olan ticareti: 2.943.482 Frank. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  258) Zaten coğrafi keşiflerin sebepleri; Yeni pazarlar bulmak, memuriyet isteklerine Doğu ülkelerinde kadrolar tedarik etmek, artan nüfusa yerleşebileceği yerler temin etmektir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 69) The Times: &#8220;Dünya medeniyeti öyle yarı vahşi Doğu yöneticilerine değil, medeni bir Fransız senyörünün sözüne inanır.&#8221; diye yazmaktadır hem sömürgeciliklerini gizlemekte hem de kendilerini medeni olarak vasıflandırmaktadır! Fransızlar Cezayir&#8217;i ezerek ve zorla aldılar. Sömürgecilere göre, sahillerin ve Atlas dağları&#8217;nın kuzeyindeki verimli toprakların Müslümanlardan boşaltılması gerekiyordu. Sonra Fransa&#8217;dan Cezayir&#8217;i vatan edinmek isteyenlere kolaylık göstererek, bunlar vasıtasıyla yerli halka Fransız adetlerini, Hristiyanlığı telkin etmeyi amaçladılar. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 273) Fransızlar şimdi kalkıp da utanmak, &#8216;Şimdi biz Müslüman halka hürriyet ve adalet verdik&#8217; demeye kadar varabiliyorlar. Fransız istilasının maddi zararları olduğu kadar manevi zararları da oldu. Arap edebiyatı ile İslam ahlakı da kökünden sarsıldı. Fransız üstünlüğü, Medeni Fransa&#8217;nın iddia ettiği gibi iyi bir yönetime değil, yalnızca zalim bir kuvvete dayanmaktadır. İngiltere&#8217;nin ise kuvvete hürmet, miskinliğe hakaretle muamele ettikleri bilinen bir durumdur. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  274, 276-277) William Ewart Gladstone, Rusya&#8217;ya &#8216;kuzeyden doğan hürriyet bahşedicisi&#8217; tabirini bile layık görmüştür. Batının bu taraflı yan tutmasından dolayı, oldukça cesaret alan Rusya, Asya içlerine doğru medeniyet götürmek bahanesi ile birçok kavmin istiklalini kendi iradeleri altına almıştır. Avrupalılar, Müslümanların açıkça sefaletinden hiç de müteessir olmazlar. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 279-280)</p>
<p style="text-align: justify;">“Binlerce senedir aynı topraklarda, aynı tarihi, aynı havayı paylaşmış, aynı dili konuşmuş, barış ve huzur içinde  beraber yaşamış olan Tutsi ve Hutu&#8217;lar Belçika&#8217;nın yönlendirmesi, Alman ve Fransız silahları ile 1995&#8217;te iç savaşa tutuşurlar ve sonuçta yarım milyon insan katledilmiştir.” (Eduardo Galeano, Tepetaklak, s. 62)</p>
<p style="text-align: justify;">Ulusal Arşivler Dairesi’nde saklanan ve Le Monde gazetesinde yayınlanan yeni belgelere göre, Ruanda’da soykırım yapılacağı yolunda düzenli bilgiler Mitterrand yönetimine sürekli aktarılmış. Bu belgelerde, François Mitterrand yönetiminin 1990’dan 1994’deki soykırıma kadar, Ruanda’daki Hutu rejimine silah ve siyasi destek verdiği de bir kez daha teyit ediliyor. Yine son belgeler, dönemin Fransız hükümetinin Ruanda’daki giderek kötüye giden durumu yakından izlediği, sivillere yönelik katliamların farkında olduğunu ortaya koydu. Fransa&#8217;nın eski Cumhurbaşkanı Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998&#8217;de verdiği mülakatta, &#8220;O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.&#8221; ifadesini kullanmıştı. (Euronews, 18/01/2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8628 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hirsizaemanetedersen-2.png" alt="" width="693" height="287" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11335 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2-8-1987-sayi-30.png" alt="" width="276" height="637" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10359 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/barisibu-1-188x300.jpg" alt="" width="188" height="300" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7262 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/abd-darbe-demo-1.jpeg" alt="" width="455" height="314" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-8141 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4573585468-235x300.jpg" alt="" width="235" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9438 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-demo-2019-1.jpg" alt="" width="739" height="259" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12366" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/344647358.jpg" alt="" width="414" height="444" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14689" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/7345824724583583586.jpg" alt="" width="181" height="531" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-8476 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/32073966_392148481265096_6095792803416113152_n-236x300.jpg" alt="" width="236" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7253 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/menfaat-bati-fransa-1.jpg" alt="" width="632" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7528 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20161231_195625.jpg" alt="" width="349" height="417" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14690" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/5856867967976669.jpg" alt="" width="349" height="417" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9242 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-2018-1.jpg" alt="" width="469" height="473" /><br /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7280 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisafak_220114-1.jpg" alt="" width="587" height="594" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13167" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/314609779_1483528455460421_3558872991333399104_n.jpg" alt="" width="694" height="287" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13168 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/emperyalist_fransa_2020-1.jpg" alt="" width="496" height="258" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13228" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/35245t473568648468.jpg" alt="" width="707" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7263 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fransa-nin-kasti-muslumanlara-mi-1.jpg" alt="" width="407" height="242" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7264 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-cezayir-1-284x300.jpg" alt="" width="284" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-8021 size-full alignnone" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-demokrasi345346.png" alt="" width="265" height="440" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8371 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/29541252_1504249636351026_1551289127289225216_n.jpg" alt="" width="454" height="184" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13385" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/352346457536868-1.jpg" alt="" width="442" height="288" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10290 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlu-bati-fransa-1.jpg" alt="" width="317" height="241" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10556 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/corona-bati-2832020.jpg" alt="" width="755" height="339" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Almanya</span></p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın ahlakı yoktur, menfaati vardır!</p>
<p style="text-align: justify;">Alman Bild gazetesi, Bayraktar’ın Azerbaycan’ın Karabağ’ını kurtarmasında büyük rol oynayan dronlar için: “Erdoğan’ın katil drone’u” tanımını yapar. Aynı siha’ların Ukrayna’da kullanılması üzerine ise, “Umudun silahı Bayraktar” tanımını yapmakta idi. (Aydınlık, 12 Mart 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Şubat 2017’de Almanya başbakanı Merkel, “PKK Almanya’da terör örgütü olarak kabul edilmekte” derken aynı saatlerde PKK Alman polisi eşliğinde apo bayrakları ile yürüyüş düzenlemektedir. Türk Bakanlara yasak ama PKK&#8217;ya izin çıktı! Türk bakanların vatandaşlarıyla buluşmasına her seferinde çeşitli bahanelerle engel olan Almanya, terör örgütü PKK&#8217;nın Frankfurt&#8217;ta düzenlediği etkinliğe göz yumdu. (Haber 7, 18.03.201)</p>
<p style="text-align: justify;">DW, Alman basını, aynı konu: Nükleer enerji Almanya için söz konusu olunca ‘kapatılması kriz’, türkiye söz konusu olunca ‘açılması zararlı!’ Akkuyu&#8217;yu bekleyen tehlike: Akdeniz&#8217;in suyu ısınıyor. (DW, 30 Kasım 2023) Almanya nükleer santrallerin kapatılmasını erteledi. Almanya&#8217;da Federal Meclis enerji krizi nedeniyle bu yıl kapatılması planlanan üç nükleer santralin faaliyetlerini gelecek yıla kadar uzattı. (DW, 1 Kasım 2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12204" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/235347843222.jpg" alt="" width="748" height="323" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14348" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/356456576867985.png" alt="" width="419" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7330 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati_1-2-2.jpg" alt="" width="728" height="164" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13121" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/46534756848.jpg" alt="" width="701" height="782" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8360 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/686r799.jpg" alt="" width="610" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8418" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimedenyt-2018-1-241x300.jpg" alt="" width="241" height="300" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7251 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit_180317-kiliseyi-ayindebombalasa-suud-iran-1.jpeg" alt="" width="343" height="307" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11984" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiranbati-2782021.jpg" alt="" width="493" height="160" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11231" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/EnNYePQWMAEn6uS.jpg" alt="" width="226" height="330" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“39 sivili, öldürmeye alışmak için suçsuz yere katleden Avustralyalı askerlerin bir fotosu daha ortaya çıkar!” (Sözcü, 19.11.2020) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14691" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/563473573583447.png" alt="" width="750" height="289" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">ABD</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Amerikan demokrasisi iki yüzlülüktür.&#8221; (Ferhat Özbadem, Malcolm X, s. 32)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den skandal Afrin açıklaması. Sivillerin geri dönmesine izin verilmiyor. Washington&#8217;da düzenlenen basın toplantısında konuşan Nauert, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin’deki binlerce sivilin yerlerinden edildiğini ve bu sivillerin geri dönüşlerine izin verilmediğini söyledi. Nauert, &#8220;Afrin&#8217;deki durumu yakından takip ediyoruz. 140.000 kişi yerlerinden edildi. Sivillerin evlerine dönmelerine izin verilmediğini görüyoruz. İnsani koşullar konusundaki ciddi endişelerimizi dile getiriyoruz&#8221; dedi. (Dünya, 04.05.2018) &#8220;ABD&#8217;de ne zaman barış ve demokrasi çığlıkları atıldıysa işte o zaman asıl savaş, gözyaşı, yıkım gelmiştir.&#8221; (Erkan Trükten, Ne var ne yok, Beyaz TV, 22 Ocak 2021) AB&#8217;den skandal Afrin açıklaması AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Zeytin Dalı Harekatı&#8217;ndan son derece endişe duyduğunu bildirdi. İnsani yardımların ulaştığından ve sivil halkın operasyondan etkilenmediğinden emin olmalıyız. (Sabah, 22.1.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Sivillere bu kadar değer veren ABD’nin yaptığı sivil katliamlardan bazıları ile ilgili haber başlıkları:</p>
<p style="text-align: justify;">FOX News&#8217;te radyo moderatörlüğü yapan haber sunucusu Todd Starnes: Öldürülen her Amerikalı için Afganistan&#8217;daki bir şehir yeryüzünden silinmeli. (Sputnik, 27.08.2021) ABD’nin haksız yere vatandaşını öldürdüğü her ülke aynı şeyi düşünse, ABD kaç kere yeryüzünden silinirdi acaba?!</p>
<p style="text-align: justify;">Avustralya askerlerinin Afganistan’da 39 sivili kasten öldürdüğü ortaya çıktı, hükümet özür diledi. Bazı Avustralyalı askerlerin, öldürülen Afgan sivillerin cesetlerinin yanına &#8220;meşru bir hedef&#8221; olduklarını öne sürmek için silah ve bombaları yerleştirdi. (Euronews, 19/11/2020) “39 sivili, öldürmeye alışmak için suçsuz yere katleden Avustralyalı askerlerin bir fotosu daha ortaya çıkar!” (Sözcü, 19.11.2020) </p>
<p style="text-align: justify;">“Öldürdüğüm insan masumdu, hiç bir suçu yoktu. ABD’li asker: Eğer Irak’ta bir müslümanı bıçaklayarak öldürürseniz, komutanınız 4 gün izin verir.” Diye yaptığı açıklama videosu hala internette bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin kuruluşundan bu yana İsrail&#8217;e askeri yardımı 300 milyar dolara ulaştı. (Euronews, 05/04/2024) ABD başkanı Biden: Şüphesiz ki ABD, İsrail&#8217;i tam olarak desteklemektedir. (AA, 2.10.2024) Batı&#8217;nın İsrail&#8217;e desteği hafızalara kazındı İsrail, 7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana Gazze&#8217;de soykırım işlerken, ABD ve Avrupa ülkelerinden güçlü siyasi ve askeri destek aldı. (AA, 2.10.2024) Eski İsrail askerleri Filistinlilere yıllardır süren zulümleri itiraf etti. İsrail ordusunda görev yapmış birçok asker, 1948&#8217;den bu yana Filistinlilere nasıl zulmettiklerini itiraf ederek Filistin halkının yıllar boyunca maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin nasıl sistematikleştiğini gözler önüne serdi. Batı Şeria&#8217;da iki yıl askerlik yapan Yehuda Shaul, &#8220;Orduda çalıştığım süre boyunca iyi bir insan olduğuma ve bizim iyi olan taraf olduğumuza inanarak yaşadım. Bir anda İsrail olarak yaptıklarımızı ve parçası olduğum şeyin gerçekliğini fark ettim.&#8221; dedi. eski İsrail askeri Yanay Israeli, ordunun, &#8220;Filistinli çiftçiler veya bölgedeki sivillerin bulmaları için taşların altına gizlenen bu bombaların buldukları anda yüzlerine patlayacak şekilde tuzakladığını&#8221; söyledi. Doron isimli eski bir asker de komutanlarının, askerlerden birine El-Fawar mülteci kampındaki bir çocuğu öldürmesi için vur emri verdiğini ifşa etti. Güvenlik nedeniyle kimliği açıklanmayan bir diğer eski asker, kimliği belirlenemeyen iki kişinin 5 İsrail askerini öldürmesinin ardından, ordunun kendilerine Nablus yakınlarında bir Filistin güvenlik noktasındaki 3 polisi öldürme emri verdiğini itiraf etti. Filistinli vurana pizza kuponu Geçmişte orduda görev yapan Dean Issacharoff, Filistinlileri vurmalarının teşvik edildiğini vurgulayarak &#8220;Baruch Marzel (İsrailli sağ görüşlü siyasetçi), Filistinli birini vuran askerlere pizza kuponu verirdi.&#8221; ifadelerini kullandı. Golani Tugayının 51&#8217;inci taburunun eski mensubu Ido Gal Razon, 11 Kasım 2015&#8217;te İsrail parlamentosuna şikayette bulunarak &#8220;(İsrail hükümeti) için 40&#8217;tan fazla insan öldürdüm, cinayet işledim.&#8221; diye konuştu. Geçmişte İsrail Hava Kuvvetleri&#8217;nde pilotluk yapan Yonatan Shapira, &#8220;İsrail ordusunun yaptıklarının savaş suçu olduğunu ve milyonlarca Filistinliyi terörize ettiğini fark ettiğimde ordudan ayrılma kararı aldım.&#8221; dedi. Nahal Keşif ekibinden eski üyelerinden Nadav Weiman, ordunun &#8220;sahte gözaltılar&#8221; yaptığını, suçsuz veya hakkında ithamda bulunulmamış kişilerin evlerine gece operasyonları düzenlendiğini, amacın çevredeki silahlı kişileri tahrik etmek ve sivillere psikolojik baskı uygulamak olduğunu söyledi. Duvdevan kuvvetlerinde görev yapmış Achiya lakaplı bir asker ise &#8220;(Askerlik yaptığı süre boyunca) Neredeyse hiç teröristle karşılaşmadım. Karşılaştıklarım, aileler ve çocuklardı.&#8221; dedi. Achiya, İsrail ordusunun kendilerine sivillerle nasıl iletişim kurulacağını asla öğretmediğini, aksine orduda sivillerin dur emrinin ardından tepki vermelerine izin verilmeden vurulmaları gerektiğinin öğretildiğini belirtti. Bir defasında da evine ilaç almak için geri dönen kişiyi vurmadıkları için üstlerinden azar işittiklerini itiraf eden Achiya, ayrıca askerlerin masum sivillerin hayatlarını umursamadıklarını, bir operasyon sırasında ekibinin yanlış evi bombaladığını ve askerlerin hiçbir şey olmamış gibi operasyona devam ettiğini kaydetti. (AA, 03.01.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD basını, sömürülecek ülkenin liderini parlatırken! Sonuçta istatistikler yine işgal edilen ülke üzerinden değil emperyalist ülkenin uğradığı zarar üzerinden haber yapılmaktadır! Gerçekte olanların bir kısmı ise aşağıda verilmiştir: Amerikan dergisi Esquire, dünyanın en iyi giyinen erkeği olarak OutKast müzik grubu solisti Andre 3000&#8217;i seçerken, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai&#8217;yi de en iyi giyinen erkekler arasında gösterdi. Diğer isimler arasında Karzai&#8217;nin yanı sıra İspanya Prensi Felipe, San Francisco Belediye Başkanı Gavin Newsom ve Matt Lauer yer aldı. (Hürriyet, 12 Ağustos 2004) 20 yıllık ABD işgali hem Afganistan&#8217;a hem dünyaya pahalıya mal oldu. Afganistan&#8217;da ve Pakistan&#8217;daki sınır ötesi operasyonlarda 2001&#8217;den bu yana savaşın doğrudan sonucu olarak 71 binden fazlası sivil yaklaşık 241 bin kişi hayatını kaybetti. Afganistan&#8217;da 2021&#8217;in başından bu yana ülke içinde yerinden edilen, şiddet ve güvensizlik nedeniyle evlerini terk etmek ve kendi ülkelerinde yer değiştirmek zorunda kalan Afganların tahmini sayısı ise 270 bine ulaştı. BMMYK, ülke içinde yerinden edilenlerin toplamının 3,5 milyonu aştığını belirtiyor. (AA, 30.08.202)</p>
<p style="text-align: justify;">CNN muhabiri Jim Sciutti İran’ın İsrail’e yaptığı füze saldırısı için, “Mossad’ın merkezi Tel Aviv’de nüfusun yoğun olduğu bir yerde, İran buraları vururken burada siviller olduğunu bilmeli” demektedir. (1 Eki 2024) Peki İsrail Gazze katliamı yaparken 11 ay boyunca, “Hamas Gazze’de sivillerin olduğu yerlerde sivilleri kalkan olarak kullanıyor” demiyor muydu? Veya bu muhabir İsrail tarafından onbinlercesi öldürülen Gazze’li sivil kadın ve çocuk için böyle bir cümle hiç sarfetmiş miydi?! Aynı dakikalarda ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “İsrail&#8217;e yapılan saldırı kabul edilemez. Bütün Dünya bunu kınamalı.” demektedir. Dünya İsrail’i kınarken veto eden ABD’dir bu!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Artık biliyoruz, Batı uygarlığı (Avrupalı ve Amerikalı insanın hayat tarzı) yapısal olarak çifte standartlıdır. Batı hayat tarzı sadece adaletsiz değil, aynı zamanda ikiyüzlüdür. Hz. İsa&#8217;ya atfen bir yanağına tokat atılınca öteki yanağının çevrilmesi öğüdünde bulunan Hristiyan, tokadı yediğinde gücü yettiği sürece asla öteki yanağını çevirmez. Gücü yettiği sürece kısas uygulamakla kalmaz, işi intikam almaya kadar götürür. Günümüz Batı aleminde sözü edilen insan hakları kavramını onların şimdi sözünü ettiğimiz ikiyüzlü anlayışından soyutlayarak anlamaya kalkışmak safdillik olur. Batı dünyası gücü yettiği sürece işine nasıl geliyorsa öyle davranmakta beis görmedi, görmez de.&#8221; (Rasim Özdenören, Yenişafak, 12 Nisan 2012) &#8220;ABD ve Batı güya teröre karşı, ama terör örgütleri ile kol kola. ABD ve Batı güya demokrasi istiyor ve insan haklarını savunuyor, ama öte yandan darbeciler ve diktatörlerle kol koladırlar. ABD ve Batı uyuşturucuya karşı ama, uyuşturucu örgütleri ile de kol kola.ABD ve Batı barışçı, ama en büyük silah üreticisi ve çatışma bölgelerinde savaşan taraflara silah satmak için silah mafyası ile kol kola. ABD ve Batı emek ve hür teşebbüsten yana, ama en büyük kara para onların bankasında, en büyük yolsuzluklar onların off-shore’larında. En büyük kayıt dışı ekonomi ve kara para aklayıcıları kendileri. Borsa manipülatörleri, spekülatörler kendi dostları. ABD ve Batı çevrecidir değil mi, çevreyi en çok kirletenler, tahrip edenler de kendileri. Sağı solu yok bunların, aynı ülkelerin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerinde kendilerine iktidar ve servet üretmek isterler. Dostları ve ilkeleri yok, çıkarları var.&#8221; (Abdurrahman Dilipak, Akit, 02 Haziran 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiyi kendi menfaati için (Mustafa Yıldırım, Sivil örümceğin ağında, s. 14) kullanan ve bunun birçok örneği (Yıldırım, s. 17-354) olan ABD, halkın tercihleri değil (Yıldırım, s. 49) örtülü veya örtüsüz operasyonlarla (Yıldırım, s. 99) toplumu sömürmekte ve ülkeleri sömürmeye devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin ilk kadın Dışişleri Bakanı Madeleine Albrigh: Irak&#8217;ta 500 Bin Çocuk Öldürdük, zafer için gerekliydi. Buna Değdi. ABD Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright&#8217;e ait ses kayıtları büyük tartışma yarattı. Albright ses kaydında Irak&#8217;ta ABD politikaları nedeniyle 500 bin çocuğun öldürüldüğünü ve bunun başarı için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu belirtiyor. (Haksöz Haber, 28 Tem 2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Irak&#8217;a silah satıp İran&#8217;la savaştıran ABD daha sonra, İsrail üzerinden yasa dışı yollardan İran&#8217;a da silah satar. Baba Bush başkan yardımcısıdır! Elde ettiği yasal olmayan bu parayı da Nikaragua&#8217;daki solcu iktidarı devirmek için kullanır. Sonra en başa dönüp, yasal yollarla silah sattığı Irak&#8217;taki silahları bahane edip &#8216;Irak&#8217;a demokrasi getirmek için&#8217; oğul Bush Irak&#8217;a askeri müdahale de bulunur!</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye&#8217;ye demokrasi getiren ABD, demokrasiyi kollarken: ABD askerleri petrol nöbetinde Amerikan askerleri, Suriye&#8217;de petrol kuyularının başında nöbet tutmaya başladı. BD Başkanı Donald Trump&#8217;ın &#8220;Geri çekiliyoruz&#8221; talimatının ardından Irak&#8217;a yönelen Amerikan askerleri, bölgedeki üsleri kapattı anacak petrolü bırakamadı. Suriye&#8217;deki Amerikan askerleri, petrol kuyularının başkasının eline geçmemesi için nöbete başladı. (Ensonhaber, 03.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD; demokratikleştirmede (!) evrilme: Yıl 2003. Bush, ‘Irak&#8217;a demokrasi.’ getireceğiz. Tarih, 11.012016: Amerika&#8217;nın Afganistan Elçisi James Dobbins: “Biz, diktatör ülkeleri demokratikleştirmek için saldırmıyoruz. Aksine birlikte barışçıl bir hayat yaşamak için şiddet uygulayan ülkeleri işgal ediyoruz.” Tarih 2020: Trump: &#8220;Suriye de petrol bölgelerindeyiz: ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’deki ABD varlığı ve İran gerilimi hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Suriye’ye gönderilen ABD askerlerine ilişkin Trump, &#8220;Benim için Suriye’de askerlerimizi bıraktı diyorlar. Ne yaptım biliyor musunuz? Petrolü aldım. Orada sadece petrolü alan askerlerimiz var, onlar petrolü koruyorlar” dedi. (Sputnik, 11.1.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Hyena Road (2015) adlı filmde, kaçırılan 2 Afgan kızı kurtarmak için dua eden ABD askeri sahnesi ve gerçek!</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Batı&#8217;nın gerçek yüzü. ABD Başkanı Venezuela’da kendi kendine yemin eden bir adamı “devlet başkanı” ilan etti, resmen darbe yapmaya kalktı, darbe sürecini de hala tam gaz devam ettiriyor. ABD Venezuela’da darbe yapıyor, Haiti’de ise hükümet karşıtı gösterileri bastırmak için bu ülkeye paralı asker gönderiyor. Ve Avrupa’nın tamamı Venezuela’daki darbe girişimine destek çıkıyor. 2017’de Irak’ın bölünmesini öngören korsan referandum yapılınca Batı dünyası Barzani’ye destek çıktı. 1 hafta sonra İspanya’da Katalanlar referanduma gitmeye kalktı. Sen misin referandum diyen, polis seçim bürolarını bastı, sandıklara el koydu. Yüzlerce Katalan tutuklandı, yüzlercesi yaralandı. 12 Katalan lider hala hapiste. 2013’te Gezi olaylarında olmayan şiddeti varmış gibi gösterip, köpürten Batı medyası, Fransa’da 15 haftadır devam eden, 15 kişinin öldüğü, binlerce kişinin yaralandığı, 1000’den fazla insanın tutuklandığı, onlarca kişinin hedef gözetilerek yüze atılan plastik mermi ve gaz bombaları nedeniyle kör olduğu, polis şiddetinden tek satır, tek kare bahsetmiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron Ermeni iddiaları için anma günü ilan etme kararı aldı. Peki ya 1994 Ruanda soykırımı ile Cezayir soykırımı ne olacak diyenlere, tek kelimelik cevap vermedi. Suriye’de iç savaş ve 2011’de başladı. Avrupa kılını kıpırdatmadı. Ne zamanki savaştan kaçan Suriyeliler, 2015 yazında Avrupa kapılarına dayandı, bütün Avrupa ülkeleri teyakkuza geçti, sınırlar kapatıldı, panik-stres başladı, o güne kadar 3 milyon Suriyeliye tek başına bakan Türkiye’ye tek teşekkür etmeyen AB, Suriyeliler konusunda başı derde girince Türkiye’ye adeta yalvardı, “bizi Suriyelilerden kurtar” diye Türkiye ile 3 milyar Euro’luk yardım anlaşması yaptı, Türkiye taahhütlerinin tamamını yerine getirdi ama AB, para dahil anlaşmadaki 3 maddeyi de ihlal etti. Bu örnekler son 3-5 yıla ait. İşte ABD ve Avrupa, batının gerçek yüzü tam anlamıyla böyle. (Taha Dağlı, Haber 7, 27.02.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle buyurdu, Japonya’da atom bombası kullanan ve Afganistan’dan Libya’ya sivil katliamlar yapan ABD: “Türkiye Harekatı Sınırlı Tutmalı ve Sivil Kayıplardankaçınmalı” (Bianet, 21 Ocak 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Irak&#8217;ı yakan denetçi sapık çıktı! BM eski silah denetçisi Scott Ritter’in internette çocukları taciz ettiği belirlendi.Ritter’ın daha önce de birçok defa sapıklığının tespit edilip örtbas edildiği anlaşıldı. (Milliyet, 18.01.201) İşgal yetmedi tazminat aldılar. Körfez Savaşı sırasında zarar gören Amerikalılar, Irak’tan 400 milyon dolar tazminat ‘kazandı’. Para, ABD’nin el koyduğu Irak fonlarından ödenecek Coniler zarar görmüş. (Milliyet, 12.09.2010) </p>
<p style="text-align: justify;">“2001’de ABD başkanı Bush, orta doğuda ‘haçlı seferi başlattığını’ söyler.” (Nathan Lean, İslamofobi Endüstrisi, s. 236) Bush: Bu bir haçlı seferi. (Milliyet, 18.9.2001) Bush&#8217;tan &#8216;Haçlı seferi&#8217; yakıştırması. ABD Başkanı George Bush, 11 Eylül&#8217;deki intihar saldırılarının ardından terörizme karşı &#8221;Haçlı Seferi&#8221; başlattığını söyledi, ancak bunun zaman alacağını, bu yüzden de Amerikan vatandaşlarının sabırlı olmasını istedi. (Hürriyet, 17 Eylül 2001) Bush yine &#8220;Haçlı Seferi&#8221;ne çıktı. ABD Başkanı George Bush&#8217;un, terörizme karşı başlattığı kampanya, yine &#8220;haçlı seferi&#8221;ne benzetildi. 11 Eylül&#8217;den sonra aynı benzetmeyi yapmıştı. (Hürriyet, 19.4.2004) Fransız Bakan&#8217;dan şaşırtan itiraf Fransa: Evet bu bir ‘Haçlı Seferi’ Kaddafi ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin’den sonra Fransız İçişleri Bakanı da koalisyon güçlerinin Libya operasyonunu “Haçlı seferi” olarak adlandırdı. Fransız basının bildirdiğine göre, Fransa İçişleri Bakanı Claude Gueant, katıldığı bir televizyon programında, Sarkozy’nin Libya’da bir “Haçlı Seferi”ne önderlik ettiğini söyledi. Fransa’nın gerçekleştirdiği Şafak Yolculuğu Operasyonu’nda Sarkozy’nin doğru bir politika izlediğini savunan Gueant, “Tanrıya şükür ki Cumhurbaşkanımız, Haçlı Seferi’nin önderliğini yaptı. (Gazete Vatan, 23.03.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Irak’a saldırmayı Tanrı emretti. İngiliz televizyonu BBC’de yayınlanacak yeni bir belgeselde, ABD Başkanı George Bush’un, Filistin lideri Mahmud Abbas ile yaptığı bir görüşmede, ‘Tanrı’dan bir görev aldım. Afganistan ve Irak’a o yüzden savaş açtım’ dediği iddia edildi. Filistin Enformasyon Bakanı Nebil Şaat, BBC’ye verdiği röportajda, 2003 yılının Haziran ayında gerçekleşen Bush-Abbas görüşmesinin içyüzünü anlattı. Şaat, Bush’un, ‘Tanrı, ‘George, Afganistan’a git ve teröristlerle savaş’ dedi, yaptım. Ardından, ‘George, Irak’a git ve zorbalığı bitir’ dedi, onu da yaptım’ ifadelerini kullandığını bildirdi. Şaat, ABD Başkanı’nın, Tanrı’nın ona ‘Filistinliler’e bir devlet, İsrailler’e güvenlik, Ortadoğu’ya da barış getirme’ görevi verdiğine inandığını savundu. Mahmud Abbas da, Bush’un, ‘Ahlaki ve dini bir misyonum var. Size bir Filistin devleti vereceğim’ ifadesini kullandığını belirtti. (Hürriyet, Ekim 07, 2005)</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Bu bir haçlı seferi: ‘Saldırılar güçlü bir devi uyandırdı. Tüm dünyayı teröristlerden temizleyeceğiz’ diyen Bush, başlatılan mücadelenin bir haçlı savaşı olduğunu söyledi.&#8221; (Milliyet,18.09.2001); &#8220;Bush&#8217;tan &#8216;Haçlı seferi&#8217; yakıştırması. ABD Başkanı George W. Bush, 11 Eylül&#8217;de düzenlenen intihar saldırıları ile ilgili olarak dün yaptığı bir konuşmada saldırılara karşı başlattığı savaşı &#8216;Haçlı seferine&#8217; benzetti.&#8221; (Hürriyet, 17 Eylül 2001)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam topraklarındaki işgal askeri sayısı, Haçlı seferlerinin 22 katı. Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, İslam topraklarındaki Batılı asker sayısı Haçlı seferlerinin 22 katı olduğunu yazdı. Gazetenin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk imzalı makalede, Irak ve Afganistan işgalleri &#8220;Niçin oralara gittik. Petrol için mi? Demokrasi için mi? Yoksa İsrail için mi? Ya da kitle imha silahları veya İslam korkusu mu bizi oralara götürdü&#8221; sözleriyle sorgulanıyor. Robert Fisk, &#8220;Tarihten aldığımız tek ders, tarihten ders alamadığımızdır&#8221; başlıklı makalesinde, &#8216;küçük insanlar&#8217; dediği savaşın mimarlarını, halkı kandırmakla suçluyor. Batılı liderlerin tarihten ders almadığını ve savaşın sonuçlarını da hesaplayamadığını vurgulayan Fisk, şöyle devam ediyor: &#8220;İngilizleri Filistin ve Aden&#8217;den sürdüler. Fransızları Cezayir&#8217;den, Rusları Afganistan&#8217;dan, Amerikalıları Somali ve Beyrut&#8217;tan, İsraillileri de Lübnan&#8217;dan attılar. Tarihten aldığımız tek ders, tarihten ders alamadığımızdır.&#8221; İslam topraklarındaki Batılı asker sayısının Haçlı Seferleri sırasındakine kıyasla 22 kat daha fazla olduğunu vurgulayan Robert Fisk, &#8220;Ordularımızı İslam topraklarına sevk ettik. Bunu yalnızca, Irak hakkındaki yanlış istihbaratları efendilerimizce unutulan İsrail&#8217;in teşvikiyle yaptık. Bir yandan da öldürülen yüz binlerce Iraklı için timsah gözyaşları döktük. Ne yaptığımızı sorgulamamız gerek.&#8221; diye devam ediyor. (İndependent, 10.2.2007, Vatan, 16.05.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Alman Siyasetçi Todenhofer, &#8220;6 milyon Yahudi&#8217;nin ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar Batı dünyasının zorbalıklarıydı&#8221; dedi. 30-40 Iraklı&#8217;nın bir Amerikan bombasıyla öldürüldüğünü duyduğunuzda, Iraklıların canının Batılılar için çok fazla bir değer taşımadığını göreceksiniz. Yahudi ABD&#8217;li yazar Susan Sontag ile ölümünden önce güzel bir sohbetimiz olmuştu. Sontag&#8217;a şöyle söyldim; &#8220;Gözlemlediğime göre, 1 Amerikalı 10 Iraklı ediyor&#8221; şöyle cevap verdi: &#8220;Ne saçmalık! Bir Amerikalı 1000 Iraklı&#8217;dan daha değerlidir. Buna benim kadar o da üzüldü. Bu çarpık idrak nereden geliyor? Savaş makineleri pazarlamasına yenik mi düştük? Herkes biliyor ki ikisinin hayatı da aynı değerde. Neden bizde başka türlü tesir ediyor? Sanırım biz kendimizi bir yalan içerisine yerleştirmişiz. Bu yalan şu: İyi olan, asil olan, yardımsever olan bizleriz! Gerçek bu değil. Böyle eğlenceli bir programda bu tür ciddi şeyleri söylemek zor&#8230; Bizce uygun, hayatın gerçekleri bunlar. İnanıyorum ki, biz Batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin ve dinimizin mükemmeliğiyle fethetmedik. Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha acımasızca zor kullandık. Daha ciddi olmam gerekirse, Haçlı Seferlerinde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. 1. ve 2. Dünya Savaşı&#8217;nda 70 milyon insanı ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. 6 Milyon Yahudi&#8217;nin ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar, Batı dünyasının zorbalıklarıydı. (Ensonhaber, 21 Ekim 2023; Video: https://www.facebook.com/watch/?v=517133126364230)</p>
<p style="text-align: justify;">Önce ‘canım’ sonra can düşmanım: Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in ABD tarafından idam edilmesi, derin bir çelişkinin en güncel halkası olarak üzerinden bir kez daha geçilmeyi hak eden bir konu. Saddam bir zamanlar ABD ‘nin müttefik dostlarındandı. Tarih, ‘ne oldum dememeli, ne olacağım demeli’ sözünü haklı çıkartmakta, fakat hiçbir şeyin sürpriz olmadığını görmeniz de muhtemel. ABD’nin bir zamanlar müttefiki olan Saddam’ı idam sehpasına götüren süreç, daha önce başka isimler ve başka rejimler nezdinde defalarca yaşanmıştı. Latin Amerika, Afrika, Arap coğrafyası ve Ortadoğu’daki ülkelerde rejim değişikliği, darbeler, hükümet değişikliklerine zemin hazırlayan “ABD, dostluk yerini çıkar çatışmasına bıraktığında tavır değiştiriyordu.” Sırp diktatör Slobadan Miloşeviç, Panama diktatörü General Noriega, Şilili diktatör Augusto Pinochet, ABD’nin korkulu rüyası Usame bin Ladin ve benzer isimler Saddam’la benzer bir kaderi paylaşıyordu. ABD ile flört edenin hali haraptı, sevdikleri bir süre sonra sevmedikleri hanesine yazılıyordu. Irak’ın Duceyl kasabasında 148 Şii’nin öldürülmesinden yargılanan devrik lider Saddam Hüseyin, 2003 yılından beri Irak’ta işgalci konumunda olan ve 600 bin kişinin öldürülmesinin de sorumlusu ABD tarafından idam edildi. Saddam’ın diktatör olduğu gerekçesiyle Irak’a giren ABD’nin geçmişinde benzer birçok operasyon yer alıyor. Latin Amerika’dan, Afrika ülkeleri, Ortadoğu ve Arap coğrafyasında, bu olay daha önce defalarca tekrarlanmıştı. Guatemala, Vietnam, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Angola, Şili, Arjantin, Nikaragua, El Salvador, Libya, Lübnan, Panama, Somali, Afganistan, Sudan gibi ülkelerde yaşanan rejim değişiklikleri, darbeler, iç çatışmalarda ABD bir şekilde müdahil veya başrol oyuncusuydu. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Erhan Büyükakıncı, bu tabloda “ABD’nin demokrasiyi bir yöntem değil pragmatik bir değer olarak gördüğünü söylüyor.” Prof. Dr. Mahir Kaynak ise, dışarıdan destekle işbaşına gelen diktatörler, ihtiyaç ortadan kalktığında bertaraf edilmelerinin normal olduğunu belirterek, “ABD’nin tavrında bir tutarsızlık görmüyorum.” diyor. “ABD’nin destek verdiği diktatörler abad olmuyor, çıkar bittiğinde ‘ABD sevgisi’nin yerini ‘ABD düşmanlığı’ alıyor.”  Beyrut’ta CIA tarafından eğitilen Saddam, 1967 yılında Baas partisinin başına geçti. 1990’da Kuveyt’i işgal ederek tekrar gündeme gelen Saddam’ın ABD ile ilişkileri bu noktada bozuldu. 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı başladı. Saddam ikinci kez ise, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de yaşanan terör eylemlerinin ardından Amerika’nın hedefi haline geldi. ‘İslam birliği’ düşüncesinden dolayı Ziya ül Hak’ın uçağının ABD tarafından düşürüldüğüne inanılıyor. Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, “ABD 11 Eylül sonrası Pakistan’ı bombalamak ve taş devrine döndürmekle tehdit etmişti.” itirafında bulundu. General Alberto Noriega Mart 1983’te CIA’in yardımıyla Panama’nın diktatörü oldu. Zaten 1967’den beri CIA adına çalışıyordu. Ancak ABD’nin çıkarlarıyla çatışmaya girdiği için 1989 Aralık ayında ABD ordusu tarafından 10.000 sivilin ölümüne yol açan bir operasyon ile iktidardan indirildi. Slobodan Miloşeviç ABD’nin zorba olarak tanımladığı ve savaş açtığı Sırp lider. 1989 yılında iktidara geldiğinde Batı dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Amerikalı diplomat Richard Holbrooke tarafından “iş yapılabilecek bir adam” diye tanımlandığında Miloşeviç daha sonra hücresinde kalp krizi geçirerek öldü. (Prof. Dr. Mahir Kaynak, Hepsinin akıbeti aynı olur; Doç. Dr. Erhan Büyükakıncı: ABD için demokrasi pragmatik bir değer, 07.1.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">“Her ne kadar ABD yönetimleri özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD’yi dünyanın ahlaki lideri olarak tanımlasalar da hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat yönetimlerin insan haklarını dış politikada oldukça “seçici” ve “pragmatik” bir şekilde uyguladıkları açıkça görülmektedir.” (Arif Bağbaşlıoğlu, Zeynep Betül Yavuz, 21. Yüzyıl ABD dış politikası’nda insan hakları söylemi: seçici ve pragmatik bir yaklaşım, Akademik Hassasiyetler, Yıl: 2021 Sayı: 17 Cilt: 8, s. 8)</p>
<p style="text-align: justify;">“Bizim Avrupalı olma hevesimiz 18. asrın sonlarına doğru, Üçüncü Selim&#8217;in iktidar yıllarında başladı ve heyecanından hiçbir şey kaybetmeden bugüne kadar devam etti. Sahneler ve kahramanlar zamanla yerlerini yenilerine terkettiler, beklenen mutlu sonun hiç gelmemesine rağmen devlet adamlarımızın bir bölümü ümidlerini hiç kaybetmediler. Avrupa&#8217;nın Avrupalı olmamız karşılığında ileri sürdüğü şartlar bugünkülerle aynıydı: İşkenceyi yasaklayacak, vergi reformuna gidecek, ekonomimizi düzeltecek, azınlık haklarını koruyacak, uluslararası anlaşmazlıkları hakeme götürecek ve bizden toprak istedikleri zaman hiç itiraz etmeden verecektik… Talepler bitmek bilmedi. Avrupa bir taraftan hep bir şeyler isterken öbür taraftan toprak koparmak yahut imparatorluğun Türk olmayan unsurlarını ayaklandırmak için elinden geleni yaptı. Biz ise ‘‘Avrupalı oluyoruz&#8221; deyip tam bir teslimiyet içinde herşeyi kabul ettik. Sonuç ise, malum&#8230; Mayıs 1860: Avrupa, Osmanlı toprağı olan Lübnan&#8217;ı karıştırmak için kolları sıvadı. İngilizler Dürziler&#8217;i, Fransızlar da Maruniler&#8217;i kışkırtmaya başladılar ve başımıza uzun seneler devam edecek olan bir ‘‘Lübnan meselesi&#8221; çıktı. 5 Eylül l860: İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve Avusturya, Lübnan&#8217;a 12 bin kişilik bir birlik ile bir de donanma göndermeye karar verdiler. Osmanlı hükümeti, 1861&#8217;in 9 Haziran&#8217;ında Avrupa ülkeleri ile bir protokol imzaladı ve Lübnan&#8217;da müstakil bir yönetim kurulmasını kabul etti. Haziran 1862: Sırplar, Belgrad&#8217;dan başlayarak bölgedeki Türk ve Müslüman yerleşim merkezlerine saldırdılar. Sırplar&#8217;ın tarafını tutan Fransa, onların lehine geçici bir çözüm sağladı. Kesin çözüm 1867&#8217;nin 10 Nisan&#8217;ında geldi ve Belgrad, Sırbistan&#8217;a terkedildi. Haziran 1864: Avrupa, Osmanlı toprağı olan Romanya taraflarında çıkan karışıklıkların halledilmesi için devreye girdi ve İstanbul hükümetine Eflak ile Boğdan&#8217;da seçimle işbaşına gelecek meclisler kurulmasını kabul ettirdi. 2 Eylül 1866: Girit&#8217;te Hacı Mihail önderliğindeki isyancılar adayı ‘‘Yunanistan&#8217;a ilhak ettiklerini&#8221; duyurup Müslüman halkı kılıçtan geçirmeye başladılar. Hadise, Avrupa&#8217;ya ‘‘Türkler Hristiyanları kesiyorlar&#8221; diye yansıdı. Biz ‘‘Girit&#8217;i vermeyiz!.. Toprak bütünlüğümüz sizin garantiniz altında&#8221; diyor, Avrupa&#8217;dan ‘‘Girit&#8217;i bırakın&#8230; Verin, kurtulun&#8221; cevabı geliyordu. Mücadele seneler boyu devam etti ve Türkiye 1897&#8217;nin 18 Nisan&#8217;ında Yunanistan&#8217;a savaş açtı. Biz Atina&#8217;yı almak üzereyken Avrupa devreye girip barış istedi. Savaşta kazandığımız herşey barış görüşmelerinde elimizden çıktı. İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya, Girit&#8217;e özerklik verilmesini sağladılar. Girit Meclisi daha sonra, 6 Kasım 1908&#8217;de ‘‘Yunanistan&#8217;a ilhak&#8221; kararı aldı ve Yunan toprağı haline geldi.11 Mart 1870: Babıali, yani İstanbul hükümeti, Rusya&#8217;nın baskısıyla Bulgar Kilisesi&#8217;nin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.13 Nisan 1875: Hersek&#8217;te Hristiyanlar isyan etti. İstanbul&#8217;un ayaklanmayı bastıramayacağından emin olan Almanya, Avusturya ve Rusya isyana karışmayacaklarını açıklamalarına rağmen isyancılara gizliden gizliye destek verdi. Fransa ise resmen taraf oldu, Hersek&#8217;in özerkliğini istedi, arkasından Avusturya tarihe ‘‘Andraşi Layihası&#8221; diye geçen bir muhtırayla Hersek&#8217;te geniş bir reform talebinde bulundu. 4 Haziran 1878: İngiltere, Rus tehdidi karşısında vereceği desteğin bedeli olarak Babıali&#8217;den Kıbrıs&#8217;ı istedi, hatta gerekirse adayı işgal edeceğini bildirdi. Babıali, adayı İngiltere&#8217;ye vermeye mecbur kaldı. 24 Nisan 1881: Türkiye&#8217;nin toprak bütünlüğünü garanti eden ülkelerden biri olan Fransa, Türk toprağı sayılan Tunus&#8217;u işgal etti ve 12 Mayıs günü Tunus&#8217;u Fransa&#8217;ya terkettik. 30 Eylül 1895: İstanbul&#8217;un Kadırga semtinde ‘‘reform&#8221; bahanesiyle toplanan silahlı yüzlerce Ermeni, Babıali&#8217;ye doğru yürüyüşe geçti. Maksatlarının hükümet binalarını işgal etmek olduğu anlaşılınca üzerlerine asker sevkedildi, çatışma çıktı ve göstericilerin çoğu öldürüldü. Avrupa ‘‘Türkler Ermeniler&#8217;i kesiyor&#8221; feryadıyla ayağa kalktı ve o gün yaşanan bu olay Ermeni sorununun başlangıcı oldu. (Murat Bardakçı, Hürriyet, 10 Mart 2002)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, demokrasi, terör. ABD’de El Kaide’nin parti kurup siyaset yapma hakkı var mıdır? Ya da DAEŞ’in Irak, Suriye, Almanya veya Fransa’da parti kurup siyaset yapma hakkı olabilir mi? Batı’da hiç kimse buna “DAEŞ ve El Kaide parti kurup siyaset yapabilir” demez. Ama nedense aynı “Batı başka coğrafyalarda” siyasi partilerin terör örgütlerine sırtını yaslayıp siyaset yapmasını teşvik ediyor ve destekliyor. Batı Türkiye’de terörün parti kurup siyaset yapabileceğini, terör örgütü üyelerini ülkelerinde en üst seviyede ağırlayabileceğini, onlara silah verebileceğini düşünüyor ve söylüyor. Terörle bağlantılı bir siyasete ancak “teröre silah bıraktırma” vaat ve taahhüdüyle bir geçiş sürecinde müsaade edilebilir. Takım elbise giyip, elini kolunu sallayarak öldürdükleri hakim, savcı, polis ve askerin koruması altında gezemezler. “Teröristler, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii öldürünce meşru; Fransız, Alman ve Amerikalı öldürünce gayri meşru görülürse sorun orada başlar.” Bugün ABD ve AB ile Türkiye arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından birisi de budur. Doğu blokunun dağılmasından sonra meydanı boş bulan NATO üncülüğündeki Batı, tüm dünyayı kendi zevk ve arzularına göre dizayn etme sarhoşluğuna kapılmıştır. Kendisine direnen tüm liderler, terör, darbe, seçim destekleri, halk ayaklanmalarıyla alaşağı edilmiştir. NATO ve amiral ülkeleri “terör örgütleriyle dünyayı dizayn icadından sonra” açıkça bu terör örgütlerini desteklemiştir. Terör örgütlerinin elebaşları bu amiral ülkelerin koruma kalkanı altına girmiş ve her türlü desteği almışlardır. PKK’nın beyin takımının yine Almanya, Fransa ve Belçika’da olması; bu ülkelerin siyasetçileriyle siyasi kurumlarında gövde gösterileri yapması da tesadüf değildir. (Ramazan Yaşar, Diriliş Postası, 27 Kasım 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi eser, altın, petrol çalan ABD’den yemek çalanlar için kaygı mesajı!</p>
<p style="text-align: justify;">ABD: Afrin&#8217;den gelen yağma haberleri bizi kaygılandırıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Afrin&#8217;den son 48 saattir gelen haberler nedeniyle derin endişe duyduklarını açıkladı. Nauert&#8217;in yaptığı yazılı açıklamada, &#8220;Yağma haberleri de bizi kaygılandırıyor&#8221; ifadesi yer aldı. (BBC, 19.3.2018) Silah ararken altınları çaldılar. Kuzey Irak&#8217;ta, İslami Hareket liderine yönelik operasyon yapan ABD askerlerinin 100 bin dolar ve altın çaldıkları iddia edildi. (Milliyet, 31.12.2003) ABD işgali sırasında Irak&#8217;tan kaçırılan 156 tarihi eseri British Museum iade etti. (Euronews, 30/08/2019) Irak, farklı zamanlarda kaçırılan 181 tarihi eseri ABD&#8217;den geri aldı. (Türkmen TV, 8.7.2024) Irak Savaşı&#8217;nda altınları yağmalayan ABD’li senatörden kongre baskını sonrası ‘yağmaya sıfır tolerans’ açıklaması. (Yeni Şafak, 8.1.2021) Amerika ve müttefikleri Irak’a girdiklerinde, kitle imha silahları yerine, çok miktarda altın külçeleriyle karşılaştılar ve yıllar geçmesine rağmen hala bu altınların kaderinin ne olduğu belirsiz. Amerikan askerlerinin eline düşen bu büyük hazinenin arasında her külçesi 18 kg olan 2000 altın külçesi sevkiyatı yapıldı. El-Alam’in haberine göre; kısa bir süre sonra Amerikalılar, askerlerinin aynı bölgede yaklaşık 700 milyon dolar değerinde 1183 külçe altın bulduklarını açıkladılar. (THA, 12 Nisan, 2016) ABD, 100 milyon dolarlık altın ele geçirdi. (Hürriyet, 26.5.2003)</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Irak’ta Demokrasi Başarılı Olacak. Başkan Bush, Amerika öncülüğündeki koalisyonun güçlü olduğunu, Amerika’nın kararlı tavrının sürdüğünü, Irak halkının özgürlük içinde yaşamak istediğini ve bunu hak ettiğini belirterek, bu nedenlerden dolayı Irak’ta demokrasinin başarılı olacağını söyledi. Bush, Irak’ta büyük çatışmaların bittiğini açıklamasından bir yıl sonra yaptığı haftalık radyo konuşmasında Irak’ın işgalini savundu. Bush, Irak halkının bugün Saddam rejiminin zalimliğinden ve yolsuzluklarından uzak bir hayat yaşadığını söyledi. Iraklıların günlük hayatındaki gelişmeleri sıralayan Bush, Amerika’nın egemenliği de Irak halkına geri vermeye kararlı olduğunu tekrarladı. (Voa, 01 Mayıs 2004) Bush: Soykırımı önledik. Trafalgar Meydanı&#8217;nda yapılan savaş karşıtı gösteriyi ABD&#8217;de diğer gösterilerin izlemesi bekleniyorFotoğraf: AP ABD Başkanı Bush, Irak’ta geçen yıl asker sayısının artırılması kararını da savunuyor. “Bu adımla, soykırım boyutuna varabilecek şiddete karşılık verilmiş oldu” diyen Bush, Irak’ın artık “Araplar’ın Amerikalılar’ın yanında terör şebekesi El Kaide’ye karşı savaştıkları bir ülke haline geldiğini” söyledi. (DW, 18 Mart 2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’da Saddam kitle imha silahlarını gizlemekle suçlandı ve oraya demokrasi ve özgürlük getirme bahanesi ile işgal edildi. Ama aslında amaç petrol ve İsrail’in güvenliği idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Irak&#8217;ta demokrasi doğuyor. ABD Başkanı George W. Bush, Iraklı yetkililerin öldürülmesine ve petrol boru hatlarının bombalanmasına rağmen Irak&#8217;ta demokrasinin doğduğunu belirtti. (NTV, 16 Haziran 2004) Bush &#8216;Irak&#8217;a demokrasi götüreceğiz&#8217; sözüne kendi bakanını bile inandıramamış. Eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, eski ABD Başkanı George W. Bush’un &#8216;kendisinin de iflah olmaz bir neferi olduğu&#8217; Irak işgalini eleştirerek, “Bush&#8217;un &#8216;Irak’a demokrasi götüreceğiz&#8217; ifadesi bana gerçekçi görünmemişti” dedi. (Sputnik, 10.6.2015) Sonuç: “ABD&#8217;nin 18 yıl önce &#8216;demokrasi ve istikrar&#8217; vaadiyle başlattığı Irak işgalinden geriye yıkım, kan ve kaos kaldı. 13 yıllık ağır ambargo sonucu 500 bin çocuk hayatını kaybetti. Irak Sağlık Bakanlığı&#8217;nın verileri üzerinde çalışma yapan bağımsız &#8220;Iraqcountybody&#8221; organizasyonuna göre, Irak&#8217;ta 2003-2011 yılları arasında çatışmalardan kaynaklı yaklaşık 120 bin sivil hayatını kaybetti.” (AA, 19.03.2021) “2003-2011 yılları arasında Irak&#8217;ta 461 bin kişinin savaşa bağlı nedenlerle öldüğü ve savaşın 3 trilyon dolara mal olduğu tahmin ediliyor.” (BBC, 20 Mart 2023) Eski ABD Dışişleri Bakanı Rice lafı dolandırmadı: Irak&#8217;ı demokrasi için değil, Saddam&#8217;ı devirmek için işgal ettik. (Güneş, 12.5.2017) Irak&#8217;ın işgalinde istihbarat yalanları. (BBC, 18 Mart 2013) Irak&#8217;ın işgalini önleyebilecek diplomat: Kimyasal silah olmadığını herkes biliyordu. (BBC, 4 Nisan 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">İşgal eder, katliam yapar, sömürürler. Kaçanları da katlederler! “Dünya İspanya&#8217;daki mülteci katliamını konuşuyor! Tüyler ürperten görüntüler. İspanya&#8217;nın Kuzey Afrika&#8217;daki toprağı Melilla kentinde mülteci katliamı yaşandı. Melilla&#8217;ya Fas sınırından geçmeye çalışan göçmenlere İspanya polisi kurşun yağdırdı. 37 mülteci hayatını kaybetti. Başbakan Sanchez&#8217;in mültecileri katleden polislere teşekkür etmesi infiale neden oldu.” (İnternet Haber, 26.06.2022) Yunan&#8217;dan sığınmacılara kurşun Yunanistan sığınmacıları caydırmak için her türlü yöntemi kullanıyor. Yunan Sahil Güvenlik ekipleri, sığınmacı botlarına doğrudan ateş açıyor; Midilli Adası&#8217;na ulaşanlar ya da Edirne&#8217;den karşı tarafa geçebilenler tutuklanıyor. (Yeni mesaj, 3.3.2020) Yunanistan&#8217;ın Ölüme İttiği 29 Göçmeni Türkiye Kurtardı. Göçmenler, Yunan askerlerince eşyaları ve cep telefonları alındıktan sonra can salına bindirildiklerini ve Türk karasularına itildiklerini söyledi. (07.06.2021) Yunanistan&#8217;ın ölüme terk ettiği kaçak mültecileri Türkiye kurtardı. 2018 yılında Edirne&#8217;de Jandarma tarafından bulunan birinin ayağı kırık 13 mülteci, Yunanistan polisinin kendilerini dövdüğünü ve kıyafetlerini aldıklarını söyledi. (Türkiye, 23 Eylül 2024) İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, &#8220;Yunanistan Sahil Güvenlik birimleri bu gece 7 göçmeni darp edip eşyalarını alıp ellerini plastik kelepçelerle bağlayıp can yeleği ve bot olmadan denize, ölüme attı” açıklamasında bulundu. (Cumhuriyet, 19.03.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD başkanı Obama&#8217;dan Suriye&#8217;ye kimyasal silah uyarısı. ABD Başkanı Barack Obama, Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmaması konusunda uyardı. Obama, kimyasal silah kullanımının, müdahale konusunda fikrini değiştirecek bir &#8220;kırmızı çizgi&#8221; olduğunu söyledi. (BBC, 21.8.2012) Üç ülkeden uyarı! Harekete geçeriz&#8230; ABD, İngiltere ve Fransa, &#8220;Esed rejiminin tekrar kimyasal kullanması durumunda harekete geçmekte kararlıyız.&#8221; mesajı verdi. (Haber 7, 22.08.2018) BM rezaleti! Suriye’de ‘kimyasal silah kullanıldı’ iddiaları üzerine acil olarak toplanan BM karar almadı. (Gazete Vatan, 23.08.2013)  BM&#8217;den hareket yok. (Haberturk, 23.8.2013) Yıl 2012. ABD’nin “kırmızı çizgisi” biyolojik silah defalarca Suriye’de kullanılır ama yıl ‘2024’ hala kırmızı çizgi hatıra gelmez! Ama ABD, Almanya ve İngiltere&#8217;ye kazık atınca bir anda Batılılar &#8216;demokrat&#8217; olurlar!</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail&#8217;in Gazze Şeridi&#8217;ne yönelik saldırılarında can kaybı sayısı 40 bin 939’a, yaralıların sayısı ise 94 bin 616’ya ulaşmışken (NTV, 7.9.2024) İsrail askerinin itirafı ile tüm katliamların devamını sağlayan ülke ifşa olur. &#8220;ABD olmasa Gazze savaşı birkaç aydan uzun süremezdi&#8221; (Independent, 3 Eylül 2024) ABD bununla da yetinmez ve “Birleşmiş milletlerin güvenli bölge ilan edip koruma altına aldığını söylediği alanlarda üç binden fazla insanı katleden, okulları bombalayarak beş binden fazla sivili insanı kateleden, ambulansları, sağlık ve yardım gönüllülerinin araçlarını bombalayan, katliamlarını görüntüleyen 200&#8217;e yakın gazeteciyi öldüren, 20 binden fazlası 15 yaş altı çocuk olmak üzere 41 bin insanı göstere göstere katleden İsrail Devlet Başkanı Netanyahu’yu meclisinde 1 saat konuşturup, 382 tane vekiline 58&#8217;i ayakta toplam 76 sefer alkışlatan Amerika, HAMAS&#8217;ın üst düzey 5 yetkilisini yargılamak için süreç başlatır! (BBC, 4 Eylül 2024) “Kadın ve çocuk demeden, binlerce sivil öldüren hava bombardımanlarından daha dehşet verici bir şeyler bir şey var mıdır acaba?” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 22) Ne yazık ki vardır! Dünya kamuoyu önünde ‘demokrasi, özgürlük, yaşam hakkı’ sloganları atanların bu katliamları uygulaması ve sonrada saf ayağına yatmaları:</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa Libya’da aslan payı alınca ABD özgürlük getirmeye karar verir, arada pay alamayan İtalya sömürgecilik ithamında bulunur: Libya&#8217;da ateşkes sonrası Fransız Total şirketi petrol üretimini artırmak için devrede. (BBC, 19 Kasım 2020) İtalya, Fransa&#8217;yı Libya&#8217;nın petrollerine göz dikip Afrika&#8217;yı sömürmekle suçladı. (Euronews, 22/01/2019) ABD: Askerlerimiz Libya&#8217;ya her an girebilir. ABD Genelkurmay Başkanı Joe Dunford, ABD askerlerini hazırlık yaptığını ve askerlerin her an Libya&#8217;ya dağıtılabileceğini açıkladı. (Milliyet, 21.05.2016) &#8216;Özgürleştirdiğimiz bir ülkede bu nasıl olabilir&#8217; ABD&#8217;nin Libya Büyükelçisi Christopher Stevens&#8217;ın Bingazi&#8217;de öldürülmesi sonrası açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, &#8220;Bu gözü dönmüş şiddeti kınıyoruz. Özgürleştirdiğimiz bir ülkede bu nasıl olabilir&#8221; dedi. ABD Başkanı Obama da, saldırganların adalete teslim edilerek, yargılanacağını söyledi. (NTV, 12.9.2012)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den Yunanistan itirafı: Ege adalarındaki zırhlı araçların kullanımında ABD menfaatleri esas alındı. S-400&#8217;ler için Türkiye&#8217;yi F-35 programından çıkaran sonrasında Türkiye&#8217;nin F-16 alım talebine taş koyan ABD, Yunanistan&#8217;a sattığı silahlar konusunda çifte standart uyguladığını itiraf etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Yunanistan’ın “uluslararası anlaşmaları ihlal ederek” Ege adalarına çıkardığı ABD menşeli zırhlı araçlarının kullanım koşullarında ABD menfaatlerinin esas alındığını söyledi. (Yeni Şafak, 29/09/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Veriler ABD&#8217;nin Rusya’dan ithalatı artırdığını gösteriyor. (CNN Türk, 06.10.2022) ABD&#8217;den Rusya ambargosunu ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye&#8217;de çok sayıda kişi ve kuruluşa yaptırım. (Euronews, 12/12/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Kendine &#8220;demokrat&#8221; Batı&#8217;nın ikiyüzlülüğü ve Türkiye: Saddam, Halepçe&#8217; de, başta Fransa olmak üzere ABD ve Avrupa ülkelerinin sattığı silahlarla çoluk çocuk demeden kendi vatandaşlarını katledip gazla zehirleyerek öldürdü. Türkiye Halepçe gazlı katliamından kaçan 40.000 Kuzey Iraklı Kürt komşusuna kucak açtı. 1990&#8217;da İkinci Körfez Savaşı&#8217;nda bir gecede bu sefer yarım milyon Kuzey Iraklı ayakkabısını dahi giymeye fırsat bulamadan can havliyle yine Türkiye&#8217;ye sığındı. Ülkenin dört bir yanından, ânında binlerce yiyecek -içecek -giyecek dolu kamyonlar akın akın yardıma koştu. 1989&#8217;da Komünist Bulgaristan Başkanı Jivkov&#8217;un başlattığı &#8216;adını, dilini, dinini değiştir&#8217; zulmü sonucu 300.000 soydaşımız 6 asırdır yaşadığı topraklarda her şeylerini bırakarak Türkiye&#8217;ye sığındı. Ne ABD ne Avrupa basınında Jivkov&#8217;u kınayan en ufak bir ilana rastlamadık. 1992&#8217;den itibaren Saraybosna&#8217;lılar Müslüman ve de Türk kabul edildikleri için düzenli ve sürekli soykırıma tabi tutuldular, hatta bir kısmı BM&#8217;ye bağlı Hollandalı subay ve askerlerinin gözleri önünde umursamazlıkla katledildi. Bu vahşeti lanetleyen herhangi bir ilâna rastlamadığımız gibi, yıllar sonra katliama göz yuman Hollandalı subay ve askerler Hollanda Devletince madalyalara layık görüldüler. 30 yıl boyunca devam eden PKK vahşetinde öldürülen Asker ve Polis şehitlerimizden vazgeçtim, beş bin&#8217;in üstünde çocuk- kadın- yaşlı ve sivil için tavır koymuş kaç Batılı ismi sayabilirsiniz? Öyle bir ilana öncülük eden Türk aydınına da rastlanmadı. 1985&#8217;ten bu yana yalnız Almanya&#8217;da Türklere ait 3500&#8217;den fazla işyeri, dükkan, büro, ev vs saldırıya uğradı, kimileri içinde insanlarımızla yakıldı. Alman Devleti ve Polisi&#8217;nin bu olaylara duyarsızlığını eleştiren bir tek ilan göremedim. Bunlar birebir yaşadığım geçmiş olaylardır ve bir hatırlatma mesajıdır.&#8221; diyen Bülent Akarcalı, şöyle devam ediyor: &#8220;Bu yazı ne Gezi olaylarını ve arkasından gelişen durumları destekleyen yazılı ve görsel basın desteğini, ne de yurt dışında kendi paramızla çıkarttığımız ilânları eleştirmek için yazılmıştır. Tek amacı şudur: Türkiye&#8217;nin eksiğini- yanlışını görmeye ve bunu kınamaya bu kadar hazır bir Batı dünyası ve bu dünyayı harekete geçirecek insanlarımız, şu yukarıda saydığım vahşetler, insanlık dışı suçlar işlenirken neredeydiler? Irak&#8217;ta bir milyon insan öldürülürken yoktular, hâlâ her hafta yüzlercesi ölürken yoklar. Suriye&#8217;dekiler ölürken yoklar. Mısır&#8217;dakiler ölürken yoklar. Sınırlarımız içinde bir milyona yakın mülteciye hayat hakkını biz verirken onlar yine yoklar!  (Hasan Celal Güzel, Sabah,  18.08.2013)  Siz hiç Yahudileri eleştirmenin “nefret suçu” olarak kabul edilmesine karşı çıkan bir çağdaş aydın (!) gördünüz mü? Evet, Yahudilere bırakın hakareti eleştiriyi bile “nefret suçu” kapsamında ele alanlara hiçbirinin itiraz ettiği yok! Hiçbirinin aklına “özgürlükleri savunmak” gelmiyor! Yahudilerin eleştirilmesi konusunda “bu kadar tutucu” olanlar her ne hikmetse Müslümanlara hakaret söz konusu olunca alabildiğince “ifade özgürlüğü yanlısı” kesiliyorlar! Bu nasıl bir çifte standart ya da ikiyüzlülüktür? (Zeki Ceyhan, Milli Gazete, 17 Ocak 2015) Başkalarının özgürlüğünü kısıtlama özgürlüğü diye bir şey olmadığı gibi, başka insanların hukukuna tecavüz eden, hakaret eden, aşağılayan, nefret körükleyen söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değil. Müslümanların kutsal değerleri söz konusu olduğunda bir anda “ifade özgürlüğünü” helvadan bir put gibi Müslümanların karşısına dikenler, mevzu Yahudi düşmanlığı, kendi içlerinde bir ırkçılık, nefret söylemi falan olduğunda o putu hiç yüzleri kızarmadan iştahla yerler. (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 17.01.2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı-menfaat. Demokrasi bahane silah satışı şahane. Kaddafi&#8217;nin Roma&#8217;ya ve Paris&#8217;e çadır kurduğu 2009 yılında AB ülkelerinin Libya&#8217;ya silah satışı 470 milyon dolar oldu. Bunun içinde İtalya&#8217;dan savaş uçağı, Malta&#8217;dan hafif silahlar ve İngiltere&#8217;den cephane yer alıyordu. Bugün Kaddafi&#8217;yi diktatör ve halk düşmanı ilan eden ABD, 2007 yılında Libya&#8217;ya 5 milyon dolarlık silah sattı. Bu sembolik rakam ambargonun kaldırılıp diktatörle el sıkışma bedeliydi. Bush&#8217;un son yılında bu rakam 46 milyon dolara yükseldi.  2007 yılında Libya, Fransa ile 14 adet Rafale saldırı uçağı satış anlaşması imzalamıştı. İngiliz şirketleri, Libya&#8217;nın elindeki tankların modernizasyonu için 2009 sonunda 77 milyon dolarlık bir anlaşmayı ABD&#8217;ye götürdü. ABD yönetimi bu anlaşmayı onayladı. Ancak Kaddafi rejimine baskı başlamıştı. Ve skandal ortaya çıkınca kısa bir süre önce anlaşma geri çekildi. 30 Ocak&#8217;ta Rusya ile Libya hafif silahlar başta olmak üzere silah satışı için 1.8 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Bunların ne kadarının teslim edildiği bilinmiyor. Evet, Ortadoğu&#8217;da ve Arap coğrafyasındaki “diktatör tiyatrosu”nun asıl senaryosu işte budur. Petrol ve silah.  Bu oyunda insan hayatı, ölümler, işkenceler, intiharlar teferruattır. Verdiğin sürece diktatörsün. Kralsın, şeyhsin, emirsin. Vermezsen demokrasi gelir. Mesela Suudi Arabistan Kralı, 35 milyar dolarlık rekor silah alımını ABD&#8217;den henüz yapmıştır. Belki de böylece ömrünü uzatmıştır. Şimdi Libya&#8217;ya bakıyorum da. Fransızlar hangi uçaklarla bombalıyor biliyor musunuz? Kaddafi&#8217;ye sattığı Rafale saldırı uçaklarının daha gelişmişiyle. (Fatih Çekirge, Hürriyet, 21.03.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">“Batı ikiyüzlüdür ve bizim gibi ülkelere; &#8220;siz küresel dünyaya ayak uydurun&#8221;! der; &#8220;küresel olun, ulus devletin modası geçti&#8221; ! der; ama kendileri, dillerini, kültürlerini sonuna kadar savunurlar, korurlar! Kendi ulus devletlerine sımsıkı bağlıdırlar.” (Ömür Kurt, Banu Avar&#8217;la Konuşma, s. 146) “ABD/Batı medeniyeti ikiyüzlüdür, ilkesizdir. Onlar için “demokrasi” ve “özgürlük” kendi çıkarlarına hizmet eden sahte araçlardır.” (Murat AKAN, Twitter, 24 Temmuz 2024) Batı’nın hangi yüzü utanır? Batı, oldum olası ikiyüzlüdür. Hatta ikiyüzlülüğün de ötesinde &#8216;binbir surat&#8217;tır. Bu sebeple yüzsüz diye tanımlamak daha doğrudur. Yüzsüz olduğu için pişkindir. Adı üstünde, pişkin suratta utanma aramayınız! (İsmail Kapan, Türkiye, 5.11.2019) Batı&#8217;nın ahlaki değeri de, kriteri de yoktur Batı, bilimi insanlığın umumi faydası için elde etmeye çalışmadı hiçbir zaman. Batı sadece savaşta, siyasette, parada değil; fikirde, bilimde ve sanatta da ikiyüzlüdür. Ahlaki değeri de kriteri de yoktur. (Tayyar Tercan, Milat Gazetesi, 15.09.2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12385 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed347348454.jpg" alt="" width="266" height="207" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10171 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/suriyede-abd-demokrasi-nobetinde-1.png" alt="" width="692" height="215" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8182 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/filmlervegercekler-2.jpg" alt="" width="597" height="279" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8221 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-ahlak-medeniyet-kendinesadece-1.jpg" alt="" width="537" height="156" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-8222 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-ahlak-medeniyet-kendinesadece-3.jpg" alt="" width="477" height="463" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10438 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/suriyeyedemo-2010.jpg" alt="" width="516" height="371" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7254 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irak-abd-serrefsiz-1.jpg" alt="" width="673" height="217" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7255 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hacli-seferi-busht-1.jpg" alt="" width="716" height="474" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14692" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/46345756854684566.png" alt="" width="616" height="675" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13230" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3574674686795.jpg" alt="" width="717" height="281" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7257 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-human-1.jpg" alt="" width="380" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8169 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irak-isgal-ozet-1.png" alt="" width="486" height="462" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8361 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/585468764.png" alt="" width="622" height="327" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">              <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12711" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/FWLoYT8XoAAUIAt.jpg" alt="" width="212" height="446" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11696 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/162610717_1086493045163966_7397573373611332008_n.jpg" alt="" width="314" height="249" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10537 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimedeniyeti-2020-yunan1.jpg" alt="" width="704" height="199" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8952 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatan_230813.jpeg" alt="" width="323" height="340" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8950 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180822-104502.png" alt="" width="648" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11258" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/128343061_1713548208819683_2697160926751309756_n.jpg" alt="" width="480" height="451" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Korkma sana barış getirmeye geliyoruz!”</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7258 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-2.png" alt="" width="614" height="304" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10170 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irak-demo-1-2019.jpg" alt="" width="675" height="405" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12428" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-2022104.jpg" alt="" width="571" height="364" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11978 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/999667547.jpg" alt="" width="439" height="311" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13064 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/456574688759977.jpg" alt="" width="556" height="558" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13076" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/34645748543.jpg" alt="" width="698" height="294" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Soykırım</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Soykırım Karnesi</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kızılderili Katliamı: 70 milyon Kızılderili kendi vatanlarında katledildi. 16. 17. yüzyılda Afrika Katliamı: 35 milyondan fazla Afrikalı köleleştirilerek (can kayıpları dahil) Amerika Kıtası&#8217;na getirildi. 1945 Hiroşima ve Nagazaki Atom Bombası Saldırısı: 350 bin kişinin ölmesine binlerce insanın sakat kalmasına neden oldu. 1945 Dresden Katliamı: 200 bin kişi 3 gün havadan atılan bombalardan öldü. 1950-1953 Kore Savaşı: 4 milyon kişi öldürüldü. 1950 Guatemela İşgali: 200 bin sivil öldürüldü. 1953 İran Darbesi: 10 binden fazla İranlı ABD&#8217;nin ekonomik, askeri desteğiyle infaz edildi. 1950-1959 Küba Katliamı: 60 bin kişi ABD destekli Batista birliklerince katledildi. 1960 Kongo Katliamı: 3 milyona yakın kişi CIA destekli iç savaş süresince öldürüldü. 1961-1962 Küba Darbesi: 294 kişi CIA&#8217;in küba&#8217;da Fidel Castrp&#8217;yu devirmek için planladığı Domuzlar Körfezi Operasyonu&#8217;nda öldürüldü. 1962-1975 Vietnam Savaşı: 3 milyon Vietnamli sivil hayatını kaybetti. Sivil halk üzerinde zehirli portakal gazı kullanarak soykırım yaptı. 1965-1966 Endonezya Katliamı: 500 bin -1 milyon arası Endonezyalı köylü, işçi, aydın öldü. 1970-1975 Kamboçya ve Laos Katliamı: 1 milyon kişiyi katletti. 1973 Şili Darbesi: 5 bin Şilili sivil hayatını kaybetti. 1974-1983 Arjantin Katliamı: 30 bin insanı öldürdü. 1977 El Salvador Darbesi: 70 bin Salvadorlu öldürüldü. 1980-1988 İran-Irak Savaşı: 700 binden fazla insan ölmüştür. ABD, lisanslı biyolojik ve kimyasal silahlarını Irak&#8217;a gönderdi. 1981-1990 Nikaragua İç Savaşı: 50 bin sivil hayatını kaybetti. 1983 Lübnan Katliamı: 14 bin deniz piyadesi ve binlerce kişiyi katletti. 1983 Grenada&#8217;nın İşgali: 300 binden fazla insan öldürüldü. 1989 Panama&#8217;nın İşgali: 3 bin Panamalı sivil öldürüldü. 1991 Irak&#8217;ın İşgali: 1 milyondan fazla Iraklı hayatını kaybetti. 1992-1995 Bosna Herkes Katliamı: 250 binden fazla Müslüman Boşnak, Sırplar tarafından BM ve tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü. 2001 Afganistan İşgali: 150 bin sivil öldürüldü. 2003 Irak İşgali: 1 milyondan fazla Iraklı katledildi. 2003 Darfur Darbesi: 300 bin kişi BM raporlarına göre ölen sayısıdır. 2001-2015 ABD İnsansız Hava Aracı Saldırıları: 10 bin kişi öldürüldü. 2020-2018 Arap Baharı ve Askeri Darbe: 2 binden fazla kişi öldü. 2011-2018 Suriye İç Savaşı: 100 binden fazla kişi öldü, 5 milyondan fazla kişi evini terk etti. ABD desteğinde İsrail&#8217;in Filistin Zulmü ve Katliamları: 100 binden fazla Filistinli öldürüldü. Filistinlilere ırk ayrımı ve yerleşim rejimi dayatması devam ediyor. (Sabah, 26.4.2021)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı ve Amerika emperyalizminin  yakın tarihi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">I. emperyalist paylaşım savaşı: İngiliz hegemonyasını tehdit eden Almanya’nın önünü kesmek için başlatılan kan banyosunun maddi sonucu 10 milyon ölü, 20 milyon sakattır. Toplam asker sayısı 70 milyonu bulan orduların kapıştığı savaşın sadece Avrupa’daki mali bilançosu ise 350 milyar dolarlık yıkımdır. Silah sanayinin patlama yaptığı ama milyonlarca çocuğun açlıktan can verdiği bu büyük katliam emperyalizmin en ağır suçlarından biri olarak tarihte durmaktadır. II. emperyalist paylaşım savaşı ise birincisinin çok çok üzerinde bir kanlı katliamdır. İnsanlığa verilen manevi zararları bir kenara koyarsak, bu korkunç boğazlaşmanın sadece can kaybı olarak bilançosu tahminen 35 ile 60 milyon insanın ölümüdür. Sovyet halkından da 11 milyonu asker olmak üzere toplam 20 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Bu savaşta Polonya’nın insan kaybı 5 milyon 800 bin, Almanya’nınki ise 4 milyon civarındadır. Japonya’nın kaybı ise 2 milyon insandır ki bu katliamın önemli bölümü atom bombasının atıldığı Hiroşima ve Nagasaki’de gerçekleşmiştir. 1945’te yapılan bu nükleer katliamda birkaç saniye içinde 250 bin kişi birden öldürülmüş, iki şehir ve onların toplam halkı bir anda haritadan silinmiştir. Bugünkü durum ise özellikle siviller açısından çok daha vahimdir. Örneğin, II. emperyalist paylaşım savaşı’nda ölen sivillerin askerlere oranı %50 iken 1990’lı yıllardaki çatışmalarda bu oran %90’a ulaşmıştır. 1986-1996 arasındaki savaşlarda ise 2 milyon çocuk ölmüş, 5 milyon çocuk sakat kalmıştır. Ve bugün dünyada 50 milyon insan mültecidir. Bugün dünyanın en zengin üç adamının varlığı 48 yoksul ülkenin ulusal gelirinden yüksektir. Aynı üç adamın varlığı Afrika’nın bütün ülkelerinin ulusal gelirinden yüksektir. Öte yandan, dünyanın en zengin 225 kişisinin varlığı ise bütün dünya nüfusunun sosyal gereksinmelerini karşılayabilecek miktardadır. Uçurum bu denli derindir. Buna karşılık Dünya Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre 1960-1970 arasında 13, 1970-80’de 15, 1980-85 arasında ise 40 milyon kişi açlıktan ölmüştür. 1990’da toplanan Dünya Çocuk Zirvesi raporuna göre her yıl 12 milyon çocuk önlenebilir hastalıklardan ölmektedir. Tamamen yasak olduğu halde bugün Asya’da çalıştırılan çocukların sayısı 250 milyondur. Ve tabii ki bunlar, şanslı olanlarıdır; bu ülkelerdeki 2 milyon çocuk ise doğrudan fuhuş pazarındadır. Yalnızca yoksul ülkelerde değil, Avrupa’da da nüfusun %17’si yoksulluk sınırındadır. ABD’de 12 yaş altındaki 13 milyon çocuğun aç olduğu BM verileriyle sabittir. Çünkü ABD’nin maddi varlığının %68’ini nüfusun %1’i almaktadır. Buna karşın aynı ülkede nüfusun 7 milyonu evsizdir, 26 milyon kişi uyuşturucu kullanmaktadır. Emperyalizmin varlığının doğurduğu sonuçlardan biri de, sağlık konusundaki vahim durumdur. Örneğin, emperyalist metropollerde ortalama ömür 72-74 arasında değişirken, bağımlı ülkelerde 55 yılı geçmemektedir. Salgın hastalıklar bağımlı ülkelerde çok yaygındır. Örneğin, iyot eksikliğinden kaynaklanan endemik guatr, tahminlere göre 200 milyon insanı etkilemektedir. 70 ülkede, 180 &#8211; 200 milyon insanda parazit hastalığı görülmekte, sıtma Afrika’da her yıl milyonlarca çocuğu öldürmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı medeniyeti dünyaya sadece zulüm ve felaket getirmiştir! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa: İspanya bunların en önemlisidir. Alman ve İtalyan faşizminin desteğiyle İspanya Cumhuriyeti’ne karşı 1936’da ayaklanan General Franko’nun faşist ordusu 1939’un Mart ayında gösterilen insanüstü direnişe rağmen Madrit’i ele geçirdiğinde bir milyondan fazla insanın kanına girmişti bile. Guernica katliamı gibi yüzlerce katliama imza atarak iktidara gelen Franko’nun en büyük desteği ise ABD’ydi ve bu destek sayesinde Franko 80’li yıllara dek ayakta kalabildi. Bask ülkesinin işgali bugün de devam ettirilmektedir. Portekiz’deki 45 yıl hüküm süren Salazar diktası da aynı güçlerin ürünüdür. 1930’da bütün siyasi faaliyetleri, sendikaları yasaklayarak işe başlayan Salazar, CIA tarafından desteklenen gizli servisi PİDE’nin baskısıyla Portekiz’i cehenneme çevirdi. Binlerce gencin, işçinin katili olan bu diktatör ancak 1974 yılında bir ayaklanma ile devrilebildi. Portekiz’in bu sürede sömürgelerinde yaptığı katliamlar bir yana kendi askeri kaybı bile 10 bin ölü ve 50 bin yaralıydı. 1943 yılında devrilene kadar Mussolini faşizminin İtalya’da yaptıkları ve özellikle Afrika’daki katliamları ise tarihe kaydolmuştur. İtalyan kontr-gerilla örgütü Gladio Avrupa’nın en kanlı devlet terörü örgütlerinden biridir. CIA denetiminde kurulan ve gazetecilerden adli suçlulara dek yüzlerce insanı kullanan, milyarlarca dolarlık servetleri elinde tutan bu örgüt, yüzlerce cinayete imza atmış, birçok ülkede neo-nazi çetelerin kurulmasına önayak olmuştur. Ünlü Bologna istasyonu katliamı dahil birçok kanlı olaya imza atan Gladio, bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir.  Yugoslavya 1990’larda ABD işgaline uğramıştır. CIA tarafından kışkırtılarak kendi aralarında boğazlaşmaya itilen Yugoslavya halkları, tam bir etnik kargaşa yaşamışlar, bu arada binlerce kişinin öldürüldüğü, tecavüze uğradığı kirli bir savaş sırasında korkunç acılar çekmişlerdir. Kosova ve Makedonya’nın işgalinde düzenlenen NATO operasyonlarında sadece “yanlışlıkla” öldürülen sivillerin sayısı bile net olarak saptanamamaktadır. Yunanistan’da 1947’de Başkan Truman’ın desteğiyle başlayan katliam süresince 50 binden fazla insan öldürüldü, yüz binlerce insan toplama kamplarında tutuldu. Daha sonra 1960’larda CIA’nın tezgahladığı Albaylar cuntası ise aynı türden katliamlar konusunda bir emperyalist geleneği devam ettirmiştir. Yunanistan baştanbaşa bir işkence haneye çevrilmiştir. Almanya’da sanıldığı gibi Hitler’in yenilgisi faşizmin bitmesi anlamına gelmemiştir. Daha 1945 yılı bitmeden Hitler’in eski kadroları işbaşına dönmüşlerdi bile. Nazi partisinin gizli servis şefi Gehlen, Federal Almanya’nın da gizli servisini yönetiyordu. İsveç’te Başbakan Olof Palme’nin bir Neo-Nazi organizasyonu tarafından öldürüldüğü kesin gibidir. Suikastten sonra tanıkların doğrudan teşhis ettiği kişilerin çoğunun eski paralı askerler ve neo-naziler olması ve bunlardan eski bir İngiliz lejyonerinin geçtiğimiz yıllara kadar Kıbrıs Bayrak Radyosu’nda “çevirmen” kadrosunda çalışması hiç rastlantı değildir. Fransa sömürgecilikten hiç vazgeçmemiştir. Büyük bir yenilgiye uğradığı 1954’e kadar Vietnam’a kan kusturan, Cezayir’i kana bulayan Fransa, bugün hâlâ Afrika ve Uzakdoğu’dan elini çekmiş değildir. İngiliz emperyalizmi bütün dünyanın en iyi bilinen sömürgeci gücüdür. Şimdilerde eski gücünü yitirmiş gibi görünse de “üstünde güneş batmayan” imparatorluk olarak tanımlanan İngiltere, Hindistan’dan Güney Afrika’ya dünyanın dört bir yanında sayısız katliama ve soyguna imza atmıştır. Son dönemde de Amerikan emperyalizmin en sadık müttefiki olarak görev yapan İngiltere, bütün haydutluk ve katliam savaşlarında bizzat yer almaktadır. Neredeyse yüz yıldır İngiltere’nin işgali altında olan İRLANDA ise Avrupa’nın kanayan yarasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuzey Amerika: Kızılderili katliamı, ABD’nin kuruluşundan çok önce başlayan insanlık tarihinin en ağır suçlarından biridir. Ta Kolomb’un kıtaya ayak bastığı günden beri başlayan katliamlar zincirinin Kuzey’deki ayağı da Güney’den hiç aşağı kalmaz. Bir zamanlar nüfusu 30-40 milyonu bulan Kızılderililerin sayısının bugün 2-3 milyona düşmesi bunun en açık kanıtıdır. Sömürgeci beyazlar tarafından mahvedilen doğa dengesi yüzünden hastalıklardan, açlıktan ölen milyonlarca Kızılderilinin yanında beyazların ayak bastıkları her toprak parçasından sürülen bu insanlar yüz yıl boyuncu sistematik katliamlara uğradılar. Korkunç bir asimilasyon politikasıyla, sahtekarlıklarla adım adım sürülen Kızılderililer, yıllar boyunca toplama kamplarına ya da kimliksizliğe mahkûm edildiler. Siyahlara karşı uygulanan kölecilik ise belki şimdi tarih kitaplarında kalmış gibidir ama bu kanlı tarih unutulmamıştır. Bu dönem, ABD’nin ekonomik zenginliğinin de aslında ilk temelini oluşturur. On binlerce kölenin açlıktan, hastalıklardan ve işkenceler yüzünden öldüğü bu dönemden sonra ilk siyah hareketleri başladığında ise ortaya çıkan Ku-Klux-Klan linçleri işin başka bir cephesidir. 1800’lü yıllardan bugüne dek süren Amerikan linç geleneğinde, on binlerce siyah, yakılarak, asılarak öldürülmüş, bu arada kısırlaştırma gibi iğrenç ırkçı yöntemler de uygulanmıştır. Öyle ki, salt 1870-1890 arasındaki yirmi yılda on bin siyah linç edilerek öldürülmüş, 1970’lere kadar siyah kadınların %24’ü, PortoRiko’luların %35’i kısırlaştırılmıştır. Aynı süreçte suikastle öldürülen Malcom X, Martin Luther King gibi siyah önderler ve Kara Panterler’in katledilen militanları da bu arada anılmalıdır. 2 Şubat 1848’de Meksika’ya ait Teksas, Arizona, California gibi sekiz kentin işgal edilerek ABD toprakları haline getirilmesi de ABD tarihinin utanç sayfalarından biridir. Giderek bu topraklar üzerinden eski sahiplerini kovan Amerikalılar, zaman zaman çıkan ayaklanmaları da 1957’de olduğu gibi kanla ve tutuklamalarla bastırmışlardır. Bu arada Meksika’nın büyük Kızılderili uygarlığı talan edilmiş ve bu kültür neredeyse tamamen yok edilmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güney Amerika: Kolomb’un karaya ayak bastığı günden beri devam eden Kızılderili uygarlıklarının yok edilmesi, dünya tarihinin en trajik olayıdır. Açgözlü İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğinin Güney Amerika’daki katliamlarının kesin rakamlarını tahmin edebilmek bile mümkün değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen Aztek ve İnka halklarının korkunç katliamlarla yok edilmesinin ötesinde sömürgecilerin yerlilerden gasp ettiği maden ve altın stoklarının da miktarı tam olarak bilinmemektedir.  1831’den beri ABD’nin gizli işgalini yaşayan Arjantin’deki 1976 faşist cuntası, Latin Amerika tarihinin en kanlı cuntalarındandır. Bolivya’da ise sadece 1947-1952 arasında çoğu madenci ve tarım işçisi 30 bin kişi ABD destekli cuntalar tarafından katledildi. Bundan öncesinde kışkırtılan bölgesel savaşlarda ölen Bolivyalıların sayısı ise on binlerle ifade edilmektedir. 1980 yılına gelinceye kadarki tarihinde tam 189 hükümet darbesine tanık olan Bolivya’da katledilen insanların sayısını tutmak neredeyse imkansızdır. Üniversite bombalamaktan köy yakmaya kadar her türden cinayet yolunu kullanan Bolivya cuntalarının hepsi de ABD ve CIA desteklidir. CIA destekli 1964 darbesi Brezilya’nın tarihindeki en kanlı olaylardandır. Üç-dört yıl içerisinde cuntanın ABD ile işbirliği yaparak kurduğu “Ölüm Filoları” iki binden fazla kişiyi katletmiştir. Her zaman faşist rejimler altında yaşayan Brezilya, bugün dünyanın en çok yoksulluk çekilen ülkeleri arasındadır ve her gün ortalama bin çocuğun öldüğü Brezilya kentlerinde polisin de sokak çocuğu avlayarak katlettiği son yıllarda açığa çıkmıştır. El Salvador, Latin Amerika’nın cinayetler ülkesi olarak ün yapmıştır. Daha 1931-1944 arasındaki yerli ayaklanmaları sırasında 15 binden fazla insanı katletmekle işe başlayan El Salvador kasapları, 70’li yıllara gelindiğinde tam bir kıyım makinesi olarak iş görmüşlerdir. Bütün bu cinayetlerin arkasında ABD’li danışmanların durduğu ve birçok katliama da bizzat katıldıkları ise resmi belgelerle kanıtlandı. Bütün tarihi cuntalar ve 1931’de olduğu gibi köylü katliamlarıyla geçen Guatemala’nın yaşadığı en korkunç dönem 1954’teki ABD işgali ve cuntası dönemidir. United Fruit Company adlı ABD tekelinin desteğiyle toparlanan paralı askerler ve ABD yeşil berelilerinin yaptığı müdahaleden bu yana devam eden faşist cuntalar sırasında toplam 200 binden fazla insan katledildi. Sadece 1986 yılı içerisinde öldürülen işçi, köylü ve devrimci sayısı 18 bindir. Kolombiya’daki manzara ise tam bir faciadır. 1948’de United Fruit Company ve Standart Oil’in siparişiyle CIA’nın Kolombiya devlet başkanı Gaitan’ı öldürmesiyle başlayan cuntalar dönemi aynı zamanda cinayetler dönemidir. 1948 ile 1957 arasındaki cuntalar sırasında 300 bin kişi, 1957 ile1963 arasında ise 20 binden fazla insan öldürüldü. Meksika’nın tarihi ABD’nin saldırganlığının tarihidir aynı zamanda. Daha 1848’de topraklarının büyük bölümünü ABD’ye kaptıran Meksika, yerli kültürünün ve bütün maddi zenginliklerinin yağmalandığı yüzyıl boyunca ayaklanmalarla sarsıldı. Nikaragua’nın acılı günleri 1885’te Amerikalı korsan Walker’in bölgeyi işgal girişimiyle başladı. 1894’ten sonra ise artık Nikaragua tam bir ABD eyaleti haline getirilmişti. Bütün zenginlikleri ABD tarafından denetleniyor ve oradan yönetiliyordu. 2 Mayıs 1926’da “yoksulların generali” Sandino’nun önderliğinde başlayan antiemperyalist direniş, Sandino’nun ABD uşağı Somoza tarafından tuzağa düşürülerek katledilmesine dek sürdü. Somoza’nın diktatörlüğü başladı. CIA ajanı olan Somoza, ülkeyi 1979’da iktidardan alaşağı edilene kadar kan ve dehşetle yönetti. Bu süreçte bizzat CIA ajanlarının yönettiği işkence haneler tam kapasite çalışarak binlerce insanı katletmişti. Ama FSLN’nin iktidarı ele almasından sonra da emperyalizmin komploları bitmedi. 1780’de ünlü Kızılderili önderi Tupac Amuru’nun katlinden beri Peru’da da cinayet makineleri hiç boş durmadı. 1968’den en son diktatör olan Fujimori’ye dek her zaman baskı ve zulümle yönetilen Peru’da sadece 1980’den bu yana 30 bin kişi işkenceler ve kurşuna dizmeler yoluyla öldürülmüştür. Şili ise artık dünyadaki birçok insan tarafından faşist Pinochet cuntasının marifetleriyle tanınmaktadır. Darbenin ilk gününde toplam 35 binin üstünde insan işkencelerle, kurşuna dizmelerle katledildi, binlerce insan sakat bırakıldı, binlercesi “kayıp” edildi. CIA’nın bizzat katıldığı ve planladığı bu darbe sonrasında ülke baştanbaşa işkencehaneye döndürüldü. Buna karşılık Şili cuntası ABD ve IMF’den tarihin en yüksek yardım ve kredilerini aldı. Ancak buna rağmen Pinochet döneminin sonunda Şili ekonomisi tam bir harabe halindeydi. ABD işbirlikçilerinin düzenlediği 1973 cuntasından sonra Uruguay ise tam bir cehenneme döndürüldü. Bu dönemde her 54 Uruguaylıdan biri tutuklandı. Diktatörlük binlerce insanı işkencelerden geçirerek katlederken ABD’nin tavsiyesiyle Tupamarosların lider kadroları uzun yıllar boyu en katı tecrit koşullarında, hücrelerde tuttu.  Aynı şekilde Venezuela’da CIA operasyonlarının deneme laboratuvarı yapıldı. Petrol üretimi bakımından önemli olan Venezuela ABD’nin güneydeki yatırımlarının %66’sını barındıran ülke olarak her zaman cuntalar ve faşist yönetimlerin elinde olmuştur. ABD’nin arka bahçesindeki ülkelerden Haiti’de en kanlı kıyımlardan nasibini aldı. Yalnızca 1915’teki ABD işgali sırasında birkaç günde 3 bin 500 kişi öldürüldü. Daha sonra ABD işgali resmen bittiğinde de kıyımlar bitmedi. ABD destekli cuntalar boyunca 1957’den 1971’e kadar Haiti’de 26 bin kişi öldürüldü. Panama Kanalı ise daha kazılırken 28 bin can almıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Afrika: Emperyalist sömürgeciliğin en büyük acılarını çeken şüphesiz Afrika kıtası olmuştur. Yüzyıllardır işgal altında tutulan, sömürülen ve baskı altında tutulan Afrika’nın çektiği acı emperyalist aşamayla birlikte daha da artmış, başkaldırdığı her noktada ise kirli savaşın en acımasız yöntemleriyle karşılaşmıştır. 1950’lerde Afrika madenlerinin ve diğer zenginliklerinin %60’ından fazlası emperyalistlerin elindeydi, bütün kaynakları vantuzlanan kıta insanları ise açlık ve sefaletin pençesindeydi. %99’a yakın bir bölümü okuma yazma bilmeyen bu dev kıtanın insanları, nasıl doğup nasıl yaşadıklarının bile farkına varmadan ölüp giderken emperyalist şirketler kasalarını doldurmaktaydılar. O kadar ki, uyanan Afrika, topraklarından sömürgecileri kovduktan sonra bile açlık ve sefaletin pençesinden kurtulamadı.  Uyanışın ilk ve en tutarlı sembollerinden biri Angola’ydı. Portekiz sömürgecilerine karşı mücadeleyi başlatan MPLA’nın hareketi Salazar diktasının en acımasız işkence ve saldırılarıyla karşılaştı. Buna rağmen iktidarı alarak işgalcileri kovan Angola halkı, bu kez de ABD komplolarından kurtulamadı. 1976’daki zaferden sonra CIA güdümlü kontra örgütlerinin saldırıları 300 bin Angolalının ölümüne neden oldu, 80 bini ise sakat kaldı.  Batı Sahra’da 1973’te mücadeleye başlayan Polisario gerillaları da karşılarında aynı güçleri, binlerce ABD ve Mısır askerini buldular. Zengin fosfat yataklarına sahip Sahra, emperyalistler için vazgeçilmezdi ve bu nedenle işkence tezgahlarını Batı Sahra’ya kurmakta gecikmediler.1830’da Fransa işgaliyle başlayan acılar Cezayir halkının yakasını hiç bırakmadı. Petrol ve maden yataklarıyla bütün emperyalistlerin iştahını kabartan Cezayir, 1832-39 arasında Abdülkadir Cezayir’i önderliğinde ilk direnişine başladı. Yedi yıl içersinde binlerce ölü, sömürgeciliğin Cezayir’e armağanıydı. Daha sonra, sadece 1945’teki Sedif ayaklanmasında 45 bin ölü sayılabildi. 1954’te bağımsızlık hareketi yeniden başladığında bu kez sahnede Fransız İstihbarat örgütü OAS’ın işkence haneleri ve suikastları vardı. 1954-1962 arasındaki tablo korkunçtu: 1.5 milyon ölü, 2 milyon 800 bin tutsak. 1891’den sonra Fransız sömürgesi olan Çad da aynı kaderi paylaştı. 1961’den sonra başlayan bağımsızlık savaşına karşı gerçekleştirilen ABD-Fransız işbirliği binlerce ölüye mal oldu. Yeraltı zenginlikleri yağma edilen Çad, daha sonra da ABD güdümlü Habre cuntasıyla karşı karşıya kaldı ve bugün hâlâ ABD’nin egemenlik alanı içinde. Etiyopya ise aşağı yukarı ne kadar sömürgeci güç varsa, ülkesinde gördü ve hepsi tarafından da ayrı ayrı sömürüldü. 1930’da kukla kral Selasiye iktidar olduğunda da bir şey değişmedi. En önemlisi de açlık hiç azalmadı; emperyalistlerin yoksulluğa mahkûm ettiği Etiyopya halkı sadece 1973’teki kıtlıkta 100 binden fazla insanını açlığa kurban verdi. Gana’da da bağımsızlık hareketi emperyalizm tarafından hoş görülmedi. Kwame Nkrumah’ın başlattığı bağımsızlık hareketini bastırmak için bütün kaynaklarını kullanan CIA 1966’da askeri bir darbe düzenledi ve Nkrumah’ı deviren cuntacılar ABD tekellerinin oyuncağı olarak hüküm sürmeye başladılar. Emperyalizmin asıl yüz karası ise şüphesiz bölgedeki en kanlı diktatörlük olan ırkçı Güney Afrika’ydı. Emperyalizmin bu ülkede işlediği suçların hesabı bile tutulamaz. Nüfusun %90’ı Afrikalı-siyah olduğu halde beyazların vahşi diktası altında bu ülkede kurulan sömürü ağı emperyalistler için öylesine önemlidir ki, yıllar boyunca bu dünyanın en gerici rejimine bütün dünya kapitalizmi destek vermiştir. Neredeyse kölelik koşullarında elmas madenlerinde çalıştırılan siyahlar ise her ayaklanma girişimlerinde vahşi katliamlarla karşılaşmışlardır. Başlıcaları Soweto ve Sharpeville’de gerçekleşen onlarca katliamda sayısız çocuk, kadın ve sivilin kanına giren ırkçı rejim, yönetiminin son anına dek ABD ve NATO’dan tam destek aldı.  Eski bir İngiliz sömürgesi olan Kenya’da yeni-sömürgeciliğin çürütücü etkisinden nasibini aldı. 1950’lerde Jomo Kenyatta’nın önderliğinde kazanılan “bağımsızlık” bu bakımdan bir anlam ifade etmedi. Onca mücadele ve katliamlardan sonra gelen istikrarsız hükümetler kaosunda Kenya, IMF reçetelerini uygulayan yoksulluk içindeki bir ülke olarak kaldı. Birçok parçaya ayrılarak sömürgeciler arasında paylaşılan Kongo’nun en büyük parçasını elinde tutan Belçikalılar başka emperyalistlerden hiç farklı değillerdi. 1960’ta sağlanan bağımsızlıktan sonra beceriksiz Belçikalıların yerini alan ABD danışmanları ise kanlı yüzlerini hemen gösterdiler. Mozambik halkı, sömürgecilerden kolay kolay kurtulamadı. 1980’de iktidara gelen ve ABD’ye sıcak davranmayı reddeden Doe yönetiminin CIA darbesiyle devrilmesi ve devlet başkanının CIA ajanları tarafından kurşunlanması Liberya’da olup bitenleri anlamak bakımından iyi bir örnektir.  Libya ise bilindiği gibi İtalyan sömürgecilerinin elinden yıllar boyunca zulüm çektikten sonra bağımsızlığa kavuştuğunda, bu kez de dünyanın jandarması ABD’nin elinden kurtulamadı. Her fırsatta bir bahane bularak Libya topraklarını bombalayan ABD jetlerinin dışında CIA’nın en yoğun komplo uyguladığı alanlardan biri Kaddafi’nin ülkesi oldu. Somali 1992-1994 arasında bölgedeki istikrarsızlığı bahane eden ABD, 28 bini kendi ordusundan olmak üzere 50 bine yakın bir güçle Somali’yi işgal etti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğu ve Güney Asya: Çin tarihini emperyalizmin suçları bakımından özetleyebilmek ve emperyalizmin ülkeye verdiği zararları sayılarla ifade edebilmek mümkün değildir. Sadece afyon savaşları boyunca 1840’larda yapılan katliamlar ve Çin’in bir afyonkeşler ülkesi haline getirilmesi bile tarihin en ağır suçlarındadır. Çin’in defalarca işgal edilmesine tarih boyunca katılan ABD, 1900’deki Boxer Ayaklanması sırasında da yedi emperyalist ülkeyle birlikte Çin’i işgal eden ve şehirleri topçu ateşiyle mahveden güçtür. Daha sonraki Japon işgalini silah yardımıyla destekleyen ABD, nihayet Çin Mao önderliğinde emperyalist boyunduruktan kurtulduğunda da boş durmadı. Bu kez de Taiwan adasındaki işbirlikçileri aracılığıyla Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı provokasyonlarını sürdürdü. Günümüzde ise Çin dünya kapital sermeyesinin merkezi olmuştur. İlk başlarda Hollanda sömürgesi olan Endonezya ise daha sonra 5 ayrı emperyalist gücün işgalini tattı ve en sonunda ABD sömürgesi haline getirildi. Siyasi tarihi boyunca ABD uşaklığı eden diktatörlerin, general bozuntularının pençesinde yaşayan Endonezya’nın en trajik olayı, şüphesiz 1965’te gerçekleşmiştir. Suharto başkanlığında CIA ajanı generaller cunta yaptıklarında tarihin en büyük katliamına imza attılar. 5 ay içinde CIA’nın bilgileri ve bizzat katılımıyla bir milyondan fazla insan katledildi. Daha sonrası ise tam bir yeni-sömürge felaketidir; yoksulluk, birbirini izleyen cuntalar, katliamlar. Doğu Timor’da ABD’nin Endonezya’yı kullanarak yarattığı katliam alanlarından biridir. Endonezya tarafından 1975’te işgal edilen Doğu Timor, başlattığı bağımsızlık savaşı boyunca akla sığmaz katliamlarla tanıştı. Toplam ölü sayısının 200 bine ulaştığı bu büyük kıyımı gerçekleştiren birliklerin ABD ve İngiliz ortak yapımı olan bir kontr-gerilla eğitim programı çerçevesinde eğitildikleri açığa çıktı. Bugün hâlâ aynı birlikler, cinayetlerini sürdürüyorlar. Sömürgecilik dendiğinde dünyada ilk akla gelen ülke olan Hindistan ise özellikle İngiltere tarafından yüzyıla yakın bir süre baskı altında tutuldu. Yıllar boyunca süren bağımsızlık mücadelesi sırasında öldürülen on binlerce insanın dışında daha sonraki kışkırtılmış din savaşları dönemi korkunç katliamlara sahne oldu. 1898’de ABD tarafından işgal edilen Filipinler’de ABD generali Smith’in emri “yakın, yıkın, hapsetmeyin, on yaşından büyükleri öldürün” idi. Sonraki yüz yıl boyunca ABD ve işbirlikçileri hep bu emre uydular. Yüz binlerce ölüden oluşan Filipinler tarihi, Marcos gibi kanlı diktatörler ve diğer işbirlikçiler tarafından yürütüldü. ABD’nin bölgedeki en sadık müttefiki olan Filipin yöneticileri DB ve IMF bütçesinden her zaman en yüksek rakamları aldılar. Buna karşın Filipinler Asya’nın en yoksul ülkelerinden biri olmaya devam etti.  1970-1975 arasında ABD ve işbirlikçi Güney Vietnam tarafından işgal edilen Kamboçya ise en büyük can kaybını ABD bombardımanları sırasında verdi. 600 bin insanın öldüğü bu bombalamalar sona erdiğinde ülke bir harabe haline dönmüştü. Vietnam ise hem dünyanın en büyük kahramanlık destanlarından biridir hem de ABD emperyalizminin suç dosyasının en ağır klasörlerinden birini oluşturur. Yüzyılın başından beri devam eden ve önce Fransızları, sonra da dünyanın en büyük ordusuyla üstlerine gelen ABD emperyalizmini hezimete uğratan Vietnam halkı, bütün bu savaşlar boyunca akıl almaz kıyımlara uğradı. 500 binlik ABD ordusu ve bir buçuk milyonluk işbirlikçi Güney Vietnam ordusu, bütün teknolojik olanaklarına karşın Vietnam halkını yenemeyince büyük bir soykırıma başvuruldu. Tarihin en büyük hava bombardımanı yıllarca Vietnam’da vurulmadık tek bir metrekare alan bırakmadı. 1963-1973 arasında öldürülen sivil Vietnamlı sayısı 4.5 milyon kişiydi. ABD bombardımanlarının etkisi bakımından Laos’da Vietnam’la aynı kaderi paylaştı. Laos, bağımsızlık savaşı sırasında toplam 2 milyon ton ABD bombasını topraklarında gördü ki bu, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda atılan toplam bomba sayısından daha fazlaydı. Afganistan, yıllardır işgal altında, yer altı-üstü zenginlikleri sömürülmekte, kendi menfaatleri için köprü gibi kullanılmakta, milyonlarca insanın aç, sefil göçe zorlanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ortadoğu: Ortadoğu emperyalizm için her şeyden önce petrol demektir; ama petrolün de ötesinde dünyanın bu en sıcak bölgesinde egemen olmak, politik olarak halkları sindirmek çok önemlidir. Bu amaçla Türkiye dahil onlarca Ortadoğu ülkesini baskı altına alan ABD, bölgede bir dizi askeri üs oluşturmayı baştan beri amaçlamış ve başarmıştır. Filistin yalnızca Ortadoğu’nun değil, dünyanın kanayan yarasıdır. 1947’de kurulan İsrail devletinden sonra Filistinliler sürgün edilirken, İsrail ABD toplam dış yardımının neredeyse yarısını alıyordu. Böylece bölgede bir bekçi köpeği haline getirilen İsrail, 70 yılı aşkın bir süredir onlarca katliama imza atmış bir “terör devleti” olarak varlığını sürdürmekte ve topraklarını her gün büyütmektedir. Ama aslında Filistinli katliamları İsrail’den de önce başlamıştır. Bu katliamların en büyüğünü 1936 yılında İngiliz yönetimi sırasındaki genel grevde olmuştur. 1939 yılında ayaklanma bastırıldığında 40 bin Filistinli öldü. 20 bini tutuklandı ve 110 Filistinli de asıldı. ABD’nin uşağı Ürdün Kralı’nın 19 Eylül 1970’de yaptığı katliam ise “Kara Eylül” diye bilinir. Filistin kamplarını yoğun top ateşine tutan Ürdün, bu kıyımda 30 bin kadar Filistinliyi öldürmüştür. İsrail ve bölgedeki işbirlikçilerinin katliamları ise sayılacak gibi değildir. Bunların en büyüklerinden birkaçı, Ocak 1976, Haziran 1976’daki Tel Zaatar karantina göçmen kampları katliamı ve 17 Eylül 1981’deki Sabra ve Şatila &#8220;göçmen kampları&#8221;ndaki katliamlardır. İsrail’in 1982’deki Lübnan işgalinin bilançosu ise 17 bin 500 ölüdür. 1953’te petrolleri ulusallaştırmak isteyen Musaddık’ı askeri darbeyle deviren CIA, İran halkının başına Şah Rıza’yı bela ettiğinde bir katliamlar döneminin de kapısı açılmıştır. Yaklaşık 10 bin ABD’li danışmanın kuklası olan Şah döneminde on binlerce insan öldürüldü. Bölge petrolünü elinde tutmak isteyen ABD, Şah’ın işkence hanelerine en büyük desteği verdi. 1979’da Şah, 20 milyon dolarlık varlığıyla ABD’ye kaçtığında geride bir harabe kalmıştı.  Irak ise bölge ülkeleri içerisinde son dönem ABD saldırganlığından en çok zarar gören ülkedir. 200 bin insanın öldüğü Körfez Savaşı ve sonra çoğu çocuk 1.5 milyon Iraklının öldüğü ambargo dönemi bunun en açık örneğidir. Ama Irak olayı bu son olayla açıklanamayacak kadar karışıktır. Daha yüzyılın başında “böl-yönet” politikasıyla bölge ülkelerinin sınırlarını cetvelle çizen emperyalizm, bugünkü despotik yönetimlerin başlıca kaynağı olmuştur. Halkların özgür iradelerini hiçe sayarak bölgede bir sürü kerameti bilinmez Emirlik ve Şeyhlik kuran ABD, sonuçta ortaya böyle bir diktalar manzarası çıkarmıştır. Saddam ile ABD bombardımanları arasında ezilen yoksul Irak halklarından başkası değildir. Kaldı ki, Halepçe’de kullandığı ve bir anda binlerce Kürdü öldüren Hardal Gazı’nı da Saddam daha önceden kendisine verilmiş ABD yardımları sayesinde yapabilmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’nın katliam sicili</p>
<p style="text-align: justify;">Batılılar, Afrika kıtasını sömürgeleştirdikten sonra Müslümanları silahtan ve diğer din kardeşlerinin desteğinden mahrum bırakıp onları istedikleri gibi ezip işkenceye maruz bıraktılar. Pek çok Afrika ülkesinde Müslümanları ağır baskılarla dinlerini değiştirmeye zorladılar. Dinlerini değiştirmek istemeyenleri de topluca katlettiler. Zengibar’da 26 bin Müslümanın 23 bini yani ortalama yüzde 88’i öldürüldü. Bu da yaklaşık her on Müslüman dan dokuzunun öldürülmesi demekti. Uganda’daki katliamlar sonucu 20. yüzyılın başlarına doğru Müslümanlar azınlık durumuna düşürüldüler.  Avrupa’nın yönlendirdiği Uganda Hristiyanları sadece 1980-85 yılları arasında 100 bin Ugandalı Müslüman&#8217;ı şehit ettiler. 1830’da Cezayir’i işgal eden Fransa sadece 1954-62 Cezayir Kurtuluş Savaşı süresince bir buçuk milyon Müslüman&#8217;ı şehit etti. Fransızlar bu savaşta mücahitler üzerinde caydırıcı etkisi olması için esir ettikleri kişileri uçaklardan atıyorlardı. Fransızlar benzer katliamları Tunus ve Fas’ta da gerçekleştirdiler. Osmanlıların Balkanlardan çekilmek zorunda kaldığı 1912 yılında Müslümanlar üzerinde baskı ve zulüm de başladı. Osmanlı döneminde nüfusun üçte ikisini Müslümanların oluşturduğu Batı Trakya’da katliamlar ve sürgünler sebebiyle bugün oranları yüzde yirminin altına düşmüştür. İngiliz Channel 4 televizyonu yayınladığı bir programda gizli belgelere dayanarak İngiliz Hava Kuvvetleri’nin 1920-30 yılları arasında Irak’ta Kürt köylerine yaptıkları saldırılarda binlerce sivili öldürdüklerini bildirdi. O dönemde İngiliz Hava Kuvvetleri 30. Filo komutanlığı yapmış olan M. Gale programda yaptığı konuşmada “Kürtlerin uygar yaşam biçimi konusunda bizi örnek almamaları durumunda onları yola getirmemiz gerekiyordu. Bunu da bombalar ve silahlarla yapıyorduk” diye söyledi. Hristiyan Avrupalılar Kudüs’ü işgal etmek için Müslümanların üzerine sekiz haçlı seferi düzenlediler. Bu seferlerinde ele geçirdikleri her yeri harabeye çeviriyor, insanlarını kırıp geçiriyorlardı. Haçlılar ilk seferlerinde Kudüs’ü ele geçiremeyince kendilerinin günâhlarının çok olduğu için bunu başaramadıkları kanaatiyle dördüncü seferlerinden sonra bir çocuk ordusu oluşturdular. Kudüs’ü işgal etmeleri üzere oluşturulan çocuk ordusuna alınan kırk bin çocuğun çoğu yolda soğuktan veya yorgunluktan öldü ve Akdeniz sahiline ancak altı bin çocuk inebildi.  1099 yılında Kudüs’ü işgal eden haçlılar Mescid-i Aksa çevresinde yetmiş bin Müslüman&#8217;ı şehit ettiler. Katliamda sadece Müslümanlar değil Yahudiler de öldürüldü. Katliam öncesinde Kudüs’te ikamet eden Müslüman ve Yahudilerden 1099 katliamından sağ çıkan olmadı. Kızılderililer Amerika’nın yerlileridir. Ancak bugün Amerika kıtasında çok az Kızılderili var. Çünkü bunlar ciddi bir soykırımı ile karşı karşıya kaldılar. Bu soykırımında 70 milyon Kızılderili yok edildi. Avrupalıların Amerika kıtasını keşfetmelerinden sonra milyonlarca yerli Meksikalı kasıtlı olarak açlık ve salgın hastalıklar yoluyla ölüme terk edildi. Bu durum karşısında İspanyollar, “inançsızları cezalandırmak için Tanrı’nın gönderdiği hastalıkla mücadele edilmez” demişlerdi. Bu olaylar üzerinde düşününce insan, 1992’de Somali’de bugün de Suriye’de yüz binlerce insanın açlıktan ölüme terk edilmesini daha iyi anlıyor. Aradan asırlar geçtikten sonra aynı Batı, Somali’de yüz binlerce insanı açlık yüzünden ölmekten kurtarmaya yetecek 23 milyon doları göndermeyerek onları ölüme terk etti. Demek ki Batı, Ortaçağ’daki anlayış ve politikasını aynen sürdürüyordu. Avrupa ülkelerinin koruduğu Sırp militanların 1992’de Bosna-Hersek’te gerçekleştirdikleri katliam Batı’nın gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Torontolu araştırmacı James Bacque, ABD ordusunun kaynak ve arşivlerine dayanan bir araştırmasında 1945-46 yıllarında bu ordunun açtığı esir kamplarında 1 milyon Alman askerin kasten açlığa mahkum edilerek öldürüldüğünü ortaya çıkardı. ABD eski adalet bakanı Ramsey Clark öncülüğünde Körfez savaşında izlenen tutumu ve gerçekleştirilen insanlık dışı uygulamaları soruşturmak üzere oluşturulan Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi uzun süren araştırmaları sonunda hazırladığı raporlarda şunlara dikkat çekti: “Körfez savaşında ABD ve müttefikleri Irak’a Hiroşima’ya atılan atom bombasının yedi katı değerinde bomba attılar. Bunların sadece yüzde yedisinin belli hedefi vardı. Bombaların yüzde altmışı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her tür silah kullanıldı. Bombalamalar sonucu Irak’ta 51 cami, 28 hastane 687 okul imha edildi. Savaş sonuçları nedeniyle kötü beslenme yüzünden 45 bin Iraklı çocuk öldü.” (Ahmet Varol, Vakit, 3- 4 Haziran 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir beyazın topraklarınıza ayak basmasına izin verirseniz haritadan silinirsiniz. Uygarlığımız soykırıma dayanıyor. Soykırım politikası ancak bizim kıtamıza ulaştığında bir suç sayıldı.&#8221; (İsveç&#8217;li gazeteci Peter Kadhammar, 3.12.2018) “Paris&#8217;te bir adam öldürülürse, bu bir cinayettir; doğuda elli bin insan boğazlanırsa, bu sadece bir meseledir&#8221; Fransız Victor Hugo&#8217;nun bu sözünü, Stalin&#8217;in “1 kişinin ölümü trajedi 1 milyonunki istatistiktir” sözüyle toplayıp sadece 18 Mart 2011&#8217;den 8 Mayıs 2015&#8217;e kadar geçen zamanda Suriye&#8217;de ölen 240 bin 381 kişiyi bir yere not edin ve altını istatistiki bilgi diye çizin.” (Ahmet Rıfat Albuz, Yeni Şafak, 23.12.2015) Batı daima düşman üreterek ayakta kalmıştır. Komünizmden sonra yeni düşmanı İslam’dır! &#8220;Batı&#8217;da bu olaylara bakılırken; Müslüman mazlum olduğunda &#8216;iç savaş&#8217; ama Hristiyan mazlum olduğunda &#8216;soykırım&#8217; diyorlar. Müslümanların çektikleri acıları kabul etmiyorlar.&#8221; (Amerikalı tarihçi William Holt, Yeni Vakit, 23.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz&#8217;in sözde yardım kuruluşu Oxfam&#8217;ın, Haiti&#8217;de ve onlarca Afrika ülkesinde yardım bahanesiyle evsiz ve kimsesiz yüzlerce kadın ve çocuğa tecavüz ettiği ortaya çıktı. (Yeni Söz, 16.02.2018)  Haiti, çalışanlarının cinsel istismar soruşturması devam eden İngiliz yardım kuruluşu Oxfam&#8217;ın ülkedeki faaliyetlerini 2 aylığına askıya aldı. (Euronews, 23/02/2018)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin ‘tecavüz’ ordusu. İşgal ettiği topraklarda insanlık enkazı bırakan ABD’nin iğrenç bir yüzü daha ortaya çıktı. Pentagon raporunda, ABD ordusu personellerinin birbirlerine tecavüz etme oranları, korkunç boyutlara ulaştı. Raporda yer alan verilere göre, sadece bir yıl içerisinde 20 bin 500 kadın asker, meslektaşının tecavüzüne uğradı. (Akit, 2019-05-0) Amerika Birşelik tecavüz Ordusu. Pentagon raporunda ABD ordusu personellerinin birbirlerine tecavüz etme oranlarının korkunç boyutlara ulaştığı, sadece tespit edilmiş vakıalara göre, her saat bu tip 3 tecavüz yaşandığı kaydedildi. (Memleket, 14 Mayıs 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Sapık ve ahlaksızlık</p>
<p style="text-align: justify;">(‘Dinsiz ahlak olur mu?’ adlı yazımızla paralel okunmasını tavsiye ederiz.)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Batı&#8217;da toplum öldü, tam bir boşluk içindeyiz&#8221; Hocaların hocası, yaşayan en önemli toplum bilimcilerden Fransız Alain Touraine, Paris&#8217;te haberturk.com&#8217;a konuştu! Sosyal sorunlar çözümsüz artık. Bu sorunlar karşısında dünyanın mutlak bir sessizliği ve güçsüzlüğü söz konusuydu. Bu yüzden Touraine’e göre “sosyal” olanın sonuna gelmiştik. Yani artık “toplum” (societé) ölmüştü. Toplumun bütün mutlak değer yargıları ortadan kalktı. Bir örnek vereyim: Biz neyi sanat olarak isimlendiriyoruz? 20. yüzyılın başlarında Marcel Duchamp bir ördek idrarını alır, onu müzeye koyar ve bunun bir sanat eseri olduğunu söyler. Neden? Çünkü müzeye koyarak onu bir sanat eseri haline getirmeye karar vermiştir. Çağdaş sanat müzelerine giderseniz, birçoğunda bir sürü taşın, kumun vs. sergilendiğini görürsünüz. Bu tam manasıyla inşacı bir tavır. “Bunu inşa eden benim” diyor. İkinci bir örnek vereyim: Pornografi müthiş bir gelişim içinde. Bugün Batı dünyasında gençlerin büyük çoğunluğunun cinsel eğitimlerini esas itibarıyla porno filmlerden aldıklarını düşünebilirsiniz. Evli çiftlerin ekmek alır gibi porno film aldıklarını görebiliyorsunuz ve evde de genellikle bu filmleri çocuklarla birlikte izliyorlar. Özellikle de Facebook gibi sosyal ağlar kanalıyla bu eğilim olağanüstü gelişti.” (Habertürk, 01.11.2010) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10172 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/74235572_10221194201831516_5304914604952911872_n.jpg" alt="" width="775" height="547" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7268 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tekdis-2.jpg" alt="" width="644" height="549" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8285 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_160218.jpeg" alt="" width="548" height="590" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8956 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/abdallarordusu-sapik-1.jpg" alt="" width="531" height="160" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sapık ve ahlaksızlık</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Dinsiz ahlak olur mu? Adlı yazımızda benzer içeriklere sahiptir-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7306 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-ahlak-1.jpg" alt="" width="662" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7303" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isvicrede-zavallikiz-2-169x300.jpg" alt="" width="169" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre Zürih şehrinden bir fotoğraf.  Zavallı kızın göz, ağız ve elinin duruşuna dikkat lütfen! İsviçre en zengin Batı ülkesi kabul ediliyor ama işte gençliğinin hali bu! (Fotoğraf, 12.09.1994 tarihli Milliyet gazetesinden alınmıştır!)</p>
<p style="text-align: justify;">Hollanda hükümeti, temmuz ayından itibaren esrar üreticileri istihdam edeceğini belirtti. Hollanda hükümeti, temmuz ayından itibaren belli kriterler kapsamında esrar üreticilerinin istihdam edileceğini belirtti. Kafelere esrar dağıtımı yapılacak, bu durumun suç örgütleri üzerindeki etkisi ölçülecek. (Euronews, 09/06/2020) ABD seçimlerinde esrar kullanımı da oylandı: Halkın onayını aldı. (Euronews, 05/11/2020) Sandıktan esrar çıktı. ABD seçimlerine Barack Obama ile Mitt Romney çekişmesi kadar esrar kullanımının bazı eyaletlerde oylanması da damgasını vurdu. (Mesude Erşan, Hürriyet, 2.12.2012) ABD&#8217;nin California, Nevada ve Massachusetts eyaletleri keyif için esrar kullanılmasının yasallaştırılması yönünde karar verdi. (BBC, 9.11.2016) ABD Temsilciler Meclisi, esrarı yasallaştırmaya yönelik tasarıyı kabul etti. (Euronews, 05/12/2020) Esrarın şifresi: 4&#8217;ncü ayın 20&#8217;si, 4&#8217;ü 20 geçe. Pazar günü ABD’deki esrar içicileri bir araya gelecekler ve takvimlerinde kutsal bir tarih haline gelen 4’üncü ayın 20’sini marihuana içerek kutlayacaklar. Muhtemelen toplanma saatleri de 4’ü 20 geçe olacak. (BBC, 18 Nisan 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Arjantin&#8217;de &#8216;mutluluk hakkı&#8217; kararı. Arjantin&#8217;de bir mahkeme anayasadaki &#8216;mutlu olma hakkı&#8217; gereğince bir anne ile üvey kızının evlenmesine izin verdi. (Hürriyet, 7.12.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">AB&#8217;de bebeklerin yüzde 43&#8217;ü evlilik dışı ilişkilerden doğuyor. Avrupa Birliği&#8217;nde (AB) 2016 yılında bebeklerin yüzde 43&#8217;ünün evlilik dışı ilişkilerden dünyaya geldiği açıklandı. AB İstatistik Ofisinin (Eurostat) son yayımladığı veriler, evlilik dışı doğan bebek sayısında 2000 yılına göre yüzde 15 civarında artış olduğunu ortaya koydu. Evlilik dışı ilişkilerden doğan bebekler oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Fransa (yüzde 60), Bulgaristan (yüzde 59), Slovenya (yüzde 59), Estonya (yüzde 56), İsveç (yüzde 55), Danimarka (yüzde 54), Portekiz (yüzde 53) ve Hollanda (yüzde 50) öne çıktı. AB ortalamasının üstüne çıkan bu ülkelerde evlilik dışı ilişkilerden doğan bebek sayısı evlilik içi doğan bebek sayısını aştı. (AA, 09.08.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’da  &#8216;bebek kutuları&#8217; artıyor. (Radikal, 14.6.2012) Almanya&#8217;da &#8216;bebek kutuları&#8217;nın sayısı artıyor. Son olarak başkent Berlin&#8217;de bir hastane, ebeveynlerinin gizlice bebeklerini terk edebilmesi için bir “bebek kutusu” geliştirdi. Saint Joseph hastanesinin dış duvarına yerleştirilen “Babyklappe” adı verilen sistemde, bebek, fırına benzeyen kapaklı bir bölmeye yerleştiriliyor. Kutu kapatıldıktan sonra içindeki alarm çalmaya başlayarak hastane personelini uyarıyor. (Hürriyet, 11.12.2013) Yüzlerce yıldır gizlice bırakıyorlar! Avrupa&#8217;nın kimsesiz bebekleri duvardaki kutularda. Avrupa&#8217;nın neredeyse her yerinde hastane sirenleri, minicik kalpler atmaya devam etsin diye çalıyor. Sayısız bebek 9 asırdır anneleri tarafından bazen yeniden kavuşmak üzere, bazen de sonsuza dek ayrılmak üzere &#8216;bebek kutuları&#8217;na bırakılıyor. Saatler önce dünyaya gelen bebeklerin ilk &#8216;merhaba&#8217;sı ise hemşirelere! (Milliyet, 4.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Medeniyetin beşiği diye pazarlanan ve taklit edilen avrupa &#8216;da (Belçika-Brüksel) kafası metro&#8217;nun kapısına sıkışan yaşlı kadın için kimse oralı olmadı. (Video: https://www.facebook.com/watch/?v=1132308030994410, 9 Ekim 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı Berlin&#8217;de evsiz çocuklar &#8220;deney&#8221; adı altında pedofili erkeklerin evine yerleştirilmiş! Batı Berlin&#8217;de 1970&#8217;li yıllarda bir &#8220;deney&#8221; başlığı altında evsiz çocukların pedofili erkeklerle aynı evlere yerleştirildiği ortaya çıktı. Yaklaşık 30 yıl devam ettiği öğrenilen &#8220;deneyin&#8221; arka planında pedofili erkeklerin &#8220;ideal&#8221; koruyucu aile olacağı düşüncesi yattığı öğrenildi. (T24, 17.6.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">AB: Avrupa&#8217;da her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Mogherini,&#8217;Kıtada cinsel istismar ve kaçakçılığa maruz kalan mağdurların hemen hemen hepsi kadınlardan oluşuyor.&#8217;dedi. (Hürriyet, 25.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">İngilere’de kadın öğretmenler okul koridorlarında yürümekten korkuyor. Öğretmen sendikası NASUWT, birçok kadın personelin cinsel saldırı ve taciz bildirdiğini söyledi. Kadın öğretmentler de kurban. (Daily Mail, 4.4.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Çocuk sahibi olan çocuklar. Genç yaştaki hamilelikler Amerika&#8217;nın sosyal dokusunu aşındırıyor. Her yıl bir milyondan fazla Amerikalı genç hamile kalacak ve bunların beşinden dördü evli değil. Birlikte Amerika&#8217;nın sosyal dokusundaki üzücü bir kusuru temsil ediyorlar. Angela, Michelle ve Stephanie gibi çoğu ergenlik çağında veya ortasında hamile kalıyor; bunların yaklaşık 30.000&#8217;i 15 yaşın altında. Araştırmacılar, mevcut eğilimler devam ederse, günümüzün 14 yaşındaki kızlarının tam olarak %40&#8217;ının en azından hamile kalacağını tahmin ediyor.&#8221; (Time, 21 Haziran 2005)</p>
<p style="text-align: justify;">Batıda sosyal deprem: Avrupa’da evlilik dışı çocuk sayısı: Danimarka % 48, İngiltere % 30, Almanya % 18, Fransa % 14’tür. İspanya’da ilkokul 4 ve 5. sınıf çağında 80 bin kız çocuğu hamile bırakılmıştır. Boşanma oranı Rusya’da % 33, İngiltere&#8217;de % 32, Fransa’da % 19’dur. Anne babası ile beraber yaşayan aile sayısı devletin sağladığı ekonomik teşviklere, verdiği özel izinlere rağmen Avrupa’da % 8 ‘dir. Zamanın başkanı  Clinkton’un 15 danışmanı eşcinseldir. ABD’de 20 milyon eşcinsel vardır. Bu da nüfusun  %   10’udur. Bu oran Yunanistan&#8217;da % 17 ‘dir. Yani altıda birdir. ailesi ile ilgilenmeyen Avrupa halkı şu an kedi köpek beslemeye adeta mahkum olmuşlardır! ABD&#8217;de günde 1900 kadına tecavüz ediliyor (Amerikan tecavüz merkezi raporu), Her 23 dakikada bir cinayet, her 49 saniyede bir saldırı gerçekleşiyor. ABD&#8217;de kadın nüfusunun %50&#8242; si kocasından veya bir erkekten dayak yiyor. (Milliyet, 05.08.1990)</p>
<p style="text-align: justify;">Eurostat&#8217;ın yayınladığı bir rapora göre Fransa&#8217;da her on bebekten altısı evlilik dışı dünyaya geliyor. Avrupa İstatistik Kurumu Eurostat’ın yayınladığı bir raporda, Avrupa Birliği ülkelerinde evlilik dışı doğan bebeklerin sayısı arttı. AB ülkelerinde 2016’da yaklaşık 5 milyon bebek dünyaya gelirken bu ülkelerin sekizinde bebeklerin çoğunluğu evlilik dışı dünyaya geldi. Evlilik dışı dünyaya gelen bebeklerin en çok olduğu diğer ülkeler ise; yüzde 56,1 oranla Estonya, yüzde 54,9’la İsveç, yüzde 54’le Danimarka, yüzde 52,8’le Portekiz ve yüzde 50,4’le Hollanda oldu. AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerinden İzlanda ise yüzde 69,6 ile evlilik dışı dünyaya gelen bebeklerin en çok olduğu ülke. (Euronews,  16.04.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı toplumlarında bunalım: İngiltere’de çocukların yarısı 16 yaşına varmadan aile parçalanmalarıyla karşılaşıyorlar, ebeveynlerin boşanmasıyla yüzleşiyorlar. II. Dünya Savaşı’ndan önce çiftlerin 1/30 evlilik öncesi beraberliği yaşarken, şimdi bu oran 9/10’a varmış durumda. Sosyal Adalet Araştırma Merkezi’ne göre çocukların %46’sı evlilik dışı ilişkilerden doğuyor. Çocukların % 70’i bir madde bağımlılığına yönelme içinde. % 50’si olası alkol problemine sahip. Merkezin direktörlerinden Duncan Smith, ailenin çöküşüne yol açan en büyük anahtar faktörün evlilik öncesi partnerlik yaşam tarzının yaygınlaşması olduğunu söylüyor. Evliliğin ve ailenin yaşadığı bu çöküşün, sosyal hayat için büyük bir tehdit olduğunu ve bunun önlenmesi için ailenin yeniden gündeme alınması gerektiğini vurguluyor. ABD’de de ailenin durumu pek parlak değil. Bir araştırma merkezin yaptığı araştırmaya göre ABD’de 25-34 yaş grubu arasında evlilik oranı % 44.4 düzeyinde. Evli çiftlerin yarısından fazlası evlilik öncesi beraber yaşıyor. Üç çocuktan birisi babasız yaşıyor. 8 yaşın altındakilerin % 20’si çocuk istismarına uğruyor. Hastalıkları Kontrol Merkezi’ne göre 2007 yılında her 1000 kadından sadece 69.3’ü doğum yapıyor. (Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 8.7.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’da kadına şiddet Türkiye’den 6 kat fazla. Kadın politikalarında Türkiye’ye akıl vermeye kalkan Avrupa ülkeleri ve ABD’de şiddet sonucu ölen kadın oranlarının ülkemizden daha fazla olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de şiddet sonucu ölen kadın oranı milyonda 5 iken; Belçika, Avustralya, Finlandiya, ABD ve Rusya’da bu 6 ila 32 arasında ölçüldü. (Akit, 22.1.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İşte meşhur sübyancı satanist sapıklar. ABD derin devleti, İngiliz Kraliyet üyeleri ve Siyonist baronların sapkın görüntüleri dünyayı sarstı. Sübyancılıkla suçlananlar arasında Obama, Clintonlar, Joe Biden, İngiltere prensi Charles, Rothschild ailesinden bazı kişiler, FETÖ lideri Gülen, George Soros, Hillary Clinton’ın kampanya yürütücüsü ve FETÖ’nün PR’cısı John Podesta’da yer alıyor. Pizza Gate olarak anılan skandallarla ilgili gelişmeler Yeni Söz’ün 11 Nisan tarihli ‘Dünyayı sübyancı satanist sapkın bir çete yönetiyor’ manşetini akla getirdi. Dünyayı satanist sapkın bir çete yönetiyor. (Yeni Söz, 17.11.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Futbolun değil sapıklığın beşiği İngiltere. “Futbolun beşiği” olarak nitelenen İngiltere’deki futbol takımları, çocuklara yönelik cinsel istismarın “merkezi” çıktı. Dünyaca ünlü Premier Lig&#8217;den amatör takımlara kadar her kademede sübyancı sapkınların kol gezdiği İngiltere’de, bugüne dek 639 ihbar telefonu kaydedilirken, 83 kişi gözaltına alındı, dünyaca ünlü futbolcular çocukken uğradıkları tecavüzleri ağlayarak anlattı. Dünya İngiliz futbolundaki skandalın şokunu yaşarken, yüzlerce İngiliz polisinin de organize şekilde uzun yıllardır çocuklara taciz ve tecavüzde bulunduğu ortaya çıktı. İngiltere ve Galler&#8217;de görev yapan 300&#8217;den fazla polis memurunun, Mart 2014-Mart 2016&#8217;da hem şüphelilere hem de mağdurlara cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı. (Yeni Söz, 11.12.2016) Carl Beech: Pedofili çetesi ihbarlarıyla İngiltere&#8217;yi karıştıran adam pedofil çıktı. (BBC, 15 Mayıs 2019) Çocuk istismarına ilişkin yürütülen kamu soruşturmasının ilk ön duruşmasında, Lord Janner&#8217;ın 1950&#8217;lerin ortasından 1980&#8217;lerin sonuna kadar 30 mağdura istismarda bulunduğu iddiaları ortaya atıldı. (The Guardian, 9 Mart 2016) Kraliçe pedofili sapığı Yahudi lideri 25 yıl korumuş. Kraliyet tarafından İngiltere yahudilerinin lideri siyonist Janner&#8217;in suçlarının  25 yıldır örtbas edildiği ortaya çıktı. (Yeni Söz, 30.1.2016) Janner hiç ceza almadan 19 Aralık 2015 tarihinde öldü ve “Old Bailey yargıcı, ölen İşçi Partisi üyesi Lord Janner&#8217;a yönelik cinsel taciz suçlamasıyla açılan ceza davasının, onun ölümü nedeniyle sona erdiğini söyledi.” (BBC, 15 Ocak 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Porno endüstrisinde feminizm akımı: Batı ülkelerinde pornografi sektöründe feminizm akımı git gide yayılıyor. Feminist anlayışla porno film çeken yönetmenlerin sayısı artıyor. Feminist yönetmenler mevcut pornografi sektörünün erkek egemen anlayışla üretimlerde bulunduğunu ve kadınları pasif oyuncular olarak ele aldıklarını iddia edip &#8216;kadınların da etkin olduğu, şiddet görmediği ve aşağılanmadığı porno filmler çekmek&#8217; istediklerini belirtiyor. Akımın ürünlerini sergilediği film festivallerinin sayısı da sürekli artıyor. Almanya&#8217;nın Berlin kentinde 25 Kasım&#8217;da başlayacak Porno Film Festivali de feminist porno sinemasının ürünlerinin sergileneceği önemli etkinliklerden biri. Festivalde gösterilecek 100&#8217;den fazla film arasında feminist anlayışla hazırlanmış eserlerin önemli bir ağırlığı bulunuyor. Kadın yönetmenlerin söyleşilere katılıp kendi sinema anlayışlarını anlatacakları festival sonunda yönetmen ve oyunculara çeşitli başlıklarda ödüller de verilecek.  (Mynet, 09.11.2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’daki üniversitelerde 3 kişiden 1’i cinsel tacize uğruyor. Leibniz Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, Avrupa’daki üniversitelerde okuyan veya çalışan her 3 kişiden 1’inin cinsel tacize maruz kaldığı tespit edildi. Çalışmayı değerlendiren Leibniz Sosyal Bilimler Enstitüsünden Anke Lipinsky, “Cinsiyete dayalı şiddet, toplumun diğer kesimleri kadar bilimsel kurumları da etkileyen sistematik bir sorundur” açıklamasını yaptı. (Hürriyet, 9.11.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir Türk tarafından çekilen bir videoda, “Kadınların gece vakti İngiltere sokaklarında rahatça gezemediklerini de öğrendik.” (6.12.2022) denmekte iken, Katar’da Dünya kupasına giden bir İngiliz kadının yorumu aslında çok şey anlatmaktadır: “Katar&#8217;da hiç tacize uğramadım: Kadın taraftarlar İngiltere&#8217;de bu kadar rahat değil. Katar, Dünya Kupası’nda statlarda alkol yasağı uyguladığı için özellikle İngiliz basınının hedefindeydi. 19 yaşındaki İngiliz kadın taraftar Ellie Molloson burada en rahat maçını izlediğini anlattı. Yeni Şafak’ın sorularını cevaplayan Molloson şunları söyledi: Katar’da hiçbir erkek tarafından sözlü tacize uğramadım. “Bir kadın olarak bu durum, mümkün olduğunu bilmediğim bir şeydi.” Sadece ben değil, tanıştığım tüm kadın taraftarlar gece olduğunda bile sokaklarda rahat şekilde gezebiliyor. İngiltere’de kadın taraftarlar hava karardıktan sonra bunu asla yapamaz.” (Yeni Şafak, 5/12/2022) En rahat maçımdı: Statta alkol yasağı kadın taraftarları tacizden korudu. 19 yaşındaki İngiliz Ellie Molloson, “Burada İngiltere’den daha rahat maç izledim. Küfürsüz, taciz edilmediğimiz, ev rahatlığında bir ortamdan keyif aldık” dedi. Molloson, alkol yasağının özgürlükleri kısıtlamadığını, aksine tüm izleyicilerin özgürce futbol izlemesini sağlayan bir karar olduğunu söyledi. (Yeni Şafak, 3/12/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Babamın, kadın olması muhteşem. Kendal Jenner, ameliyatla kadın olan babası Caitlyn Jenner için &#8220;Yaptığı şeyin muhteşem olduğunu düşünüyorum. Nasıl isterse öyle yaşamayı seçti&#8221; dedi. Birlikte kuaföre gidip tırnaklarını yaptırdıklarını belirten Jenner, bunun çok eğlenceli olduğunu söyledi. (Gazete Vatan, 17.05.2016) Önemli olan eğlenmek, zevk almak gerisi (Ahlak, eğitim, psikoloji, toplumun devamı) hikaye! Kendal Jenner değişimi &#8220;muhteşem, eğlenceli&#8221; olarak (Milliyet, 17.05.206) nitelendirirken, annesi ise olayı “büyük bir şok” olarak (NTV, 07.04.2022) değerlendirmektedir!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Ukrayna&#8217;yı NATO konusunda kandırdık. ABD&#8217;nin eski Moskova Büyükelçisi Anthony Mcfaul, Rusya-Ukrayna savaşına dair itiraf niteliğinde bir açıklama geldi. Mcfaul, ABD&#8217;li diplomatların Ukrayna&#8217;yı, NATO&#8217;ya katılabileceğini inandırmak için kandırdığını söyledi. (CNN Türk, 25.05.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa&#8217;da neler oluyor? Her 2 günde bir kadın katlediliyor. Fransa’da istatistik kurumu tarafından yayınlanan bir raporda her 2 günde bir kadının cinayete kurban gittiği, 2022’nin başından bu yana 121 kadının öldürüldüğü belirtildi. (Hürriyet, 24.11.2022) Fransa&#8217;da yeni yılın ilk gününde işlenen üç kadın cinayeti, harekete geçme çağrılarını ateşledi. (Independent, 9.1.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">“Yılda 250 bin kadın fuhşa zorlanıyor. Avrupa&#8217;daki kadın örgütü Avrupa Kadınları Lobisi&#8217;nin (The European Women&#8217;s Lobby) verilerine göre AB ülkelerinde yılda 250 bin kadın “hayat kadını” olarak çalışmaya zorlanıyor. AB ülkelerinde 5 kadından 1&#8217;i evde şiddete maruz kalıyor. Almanya&#8217;da Federal İçişleri Bakanlığı&#8217;nın yaptığı araştırmaya göre 16 yaş ve üzeri her 4 kadından 1&#8217;i hayatında en az bir kere şiddete maruz kalıyor. Bu oranın yüzde 90&#8217;ı eş ya da akrabaları tarafından gerçekleştiriliyor. Almanya&#8217;da yılda 45 bin kadın sığınma evine gidiyor. Almanya&#8217;da kadınların en az yüzde 10&#8217;una eşleri tarafından sık sık şiddet uygulandığı tahmin ediliyor. Almanya genelinde koca dayağı nedeniyle yılda yaklaşık 45 bin kadın çocukları ile birlikte kadın barınma evine müracaat ediyor. Sadece Aşağı Saksonya eyaletinde bir yılda 40 kadın barınma evine başvuran kadınların sayısının 2 bin 400 olduğu, bunların 2 bin 200 çocukları bulunduğu belirtiliyor. Kadın koruma örgütleri ise Avrupa&#8217;da kadına karşı şiddetin resmi rakamlara yansıyanlardan çok daha fazla olduğunu, daha kapsamlı araştırmaları yapılması gerektiğini ifade ediyor. Eğitimli batılı kadın da dayak yiyor. Almanya İçişleri Bakanlığı&#8217;nın 2009 yılında açıklanan “Eşler arası ilişkide kadına karşı şiddet” adlı araştırması, ülkede sadece eğitimsiz kadınların değil, lise ve üniversite eğitimi almış kadınların da bilinenden çok daha fazla şiddete maruz kalabildiğini gösteriyor. Kadına karşı şiddetinin maliyetinin de çıkarıldığı araştırmalarda hastane ve mahkeme masraflarıyla birlikte kadına karşı şiddetin yıllık 14,5 milyar Avro&#8217;ya mal olduğu belirtiliyor. Almanya&#8217;da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Müdahale Merkezi&#8217;nin (RIGG) istatistiklerine ve resmî sayılara göre ülke genelinde her yıl, yaşları 14 ile 80 arasında değişen 40 bin kadın şiddete maruz kalıyor. Almanya&#8217;da kadın devlet tarafından da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. OECD&#8217;nin en son verilerine göre aynı işi yapan kadın ile erkeklerin aldığı ücret oranlarındaki fark yüzde 22 ile en fazla Almanya&#8217;da kadınla aleyhinde. İngiltere&#8217;de iki cinayetten birinin faili eski sevgili: İngiltere&#8217;de her üç günde bir kadın, şiddete maruz kaldığı için hayatını kaybediyor. Haftada yaklaşık 2 kadın eşi veya arkadaşı tarafından öldürülüyor. İçişleri Bakanlığı&#8217;nın istatistiklerine göre her yıl yaklaşık 150 kadın ev içi şiddete kurban gidiyor ve tüm şiddet suçlarının dörtte birini ev içi şiddet oluşturuyor. Başka bir araştırma ise ülkede öldürülen her 2 kadından 1&#8217;inin eski erkek arkadaşı ya da eski kocası olduğunu gösteriyor. Fransa&#8217;da dört günde bir kadın cinayeti. Fransa&#8217;da her 4 günde bir kadın eşi veya erkek arkadaşı tarafından öldürülüyor. Her yıl 25.000 kadın tecavüze uğruyor. İtalya&#8217;da ise, her üç günde bir kadın sevgilisi, eşi ya da eski eşi tarafından öldürülüyor. İtalyan kadınların yüzde 64&#8217;ü kendi evlerinde öldürülüyor. Hollanda da her beş kadından biri, erkek arkadaşının şiddetine uğruyor. İspanya da 2005 yılında 60&#8217;tan fazla kadın, aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybetti. Ülkede 2 milyon kadının eşleri tarafından kötü muamele gördüğünü açıklayan İspanyol hükümeti, 2006 yılında “Şiddete Karşı Duyarlılık Planı” hazırladı. kadına şiddetin sebepleri: Araştırmalarda, Avrupa&#8217;da kadına karşı şiddetin nedenleri arasında psikolojik sorunlar, uyuşturucu ve alkolizmin önemli rolü olduğu belirtiliyor. Özellikle AB ülkelerinde sınırların kalkması ve pasaportsuz geçişle birlikte kadına karşı şiddet sorununun yeni boyutlar kazandığına dikkat çekilirken Avrupa&#8217;da kadınların en güvenli olduğu ülkelerin İspanya ve İsviçre olduğu ifade ediliyor. Yunanistan ile ilgili ise kadına karşı şiddet konusunda doğru dürüst bir araştırmanın bile yapılmadığı belirtiliyor. ABD&#8217;li öldüresiye dövüyor. ABD&#8217;de kadınların dörtte biri aile içi şiddete maruz kalırken, her yıl 4 bin kadın dövülerek hayatını yitiriyor, yılda 4 milyon kadın da eşinden dayak yiyor; her 15 saniyede bir kadın dayak yerken, her 6 dakikada 1 kadına tecavüz ediliyor. 2 milyon kadar kadın da yaralanıyor. Kanada&#8217;da kadınların yüzde 51&#8217;i 16 yaşına gelene kadar en az bir defa fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. ABD&#8217;de kadına yönelik şiddetin doğrudan maliyeti yıllık 3-5 milyar dolar, ülke ekonomisine dolaylı etkisi ise 100 milyar dolar. Ünlüler de mağdur. Hollywood yıldızı Diana Lane 2004 yılında kocası Josh Brolin&#8217;nin fiziksel şiddetine maruz kaldı. Ünlü şarkıcı Tina Turner, şiddete uğradığı fotoğrafıyla medyada yer almıştı. Whitney Houston, kocası Bobby Brown&#8217;un fiziksel şiddetine maruz kalmış. Madonna da Sean Penn ile evliliğini dayak yediği için bitirmişti. Amerikalı sunucu Oprah Winfrey, verdiği bir röportajda çocukluğunda fiziksel ve cinsel şiddet gördüğünü söyledi. Ünlü şarkıcı Rihanna, erkek arkadaşı Chris Brown&#8217;dan dayak yedi. Ünlü oyuncu Pamela Anderson 1996 yılında evlendiği şarkıcı Tommy Lee ile 2 yıl evlikten sonra şiddet gördüğü iddiası ile boşandı. Lee eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle 6 ay hapse mahkum edildi. Eski eşini döven mel gibson&#8217;a 36 ay göz hapsi. Aile içi şiddetten yargılanan Avustralya asıllı ünlü Amerikalı oyuncu ve yönetmen Mel Gibson&#8217;a, şartlı tahliye çıktı. Gibson, eski eşi Oksana Grigorieva&#8217;ya karşı Ocak 2010 tarihinde şiddet uyguladığını reddetmedi ve savcı ile anlaşma yaptı. 55 yaşındaki Gibson üç yıl boyunca göz hapsinde tutulacak, bir yıl boyunca aile içi şiddetle ilgili eğitim alacak, 16 saat kamu hizmetinde bulunacak, mahkeme masraflarını ödeyecek ve 400 dolar da para cezası ödeyecek. Gibson&#8217;ın, son birkaç yıl içinde, alkollü araba kullanma, eşine kötü davranma, ayırımcılığa yol açacak cümleler sarf etme gibi suçlardan dolayı başı adaletle birçok defa derde girmişti.” (Ertuğrul Cesur, Akit, 8 Mart 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Basından derlediğim ‘Batının ahlak standardı’ merkezli haberler: Norveç’te temyiz mahkemesi, striptizin bir sanat olduğuna hükmetti. Oslo Yüksek Mahkemesi, striptiz yapılan özel kulüplerin giriş biletlerinin katma değer vergisinden muaf olmasına yönelik daha önce bir mahkemenin verdiği kararı onayladı ve mahkemenin 3 yargıcı da oy birliğiyle striptizin bir sanat olduğunu tescil etti. (Haberturk, 6 Aralık 2006) ABD&#8217;li  oyuncu Halk Berry, oscar ödülü aldığı törende, evli olduğu halde ödülü aldığı aktör A. Brody ile &#8220;ateşli bir şekilde&#8221; öpüşerek tebrik edilir! (2003) İngiltere&#8217;de 8 premier lig oyuncusu, 17 yaşındaki bir kıza tecavüz ile suçlanır (Milliyet, 6 Ekim 2003) Oyuncular: &#8220;sık sık otellerde oda ve kızları değiştiriyorduk.&#8221; derler. Her 4 kadından birisinin tecavüze uğradığı ABD&#8217;de bekaret kemeri yeniden satılmaya başlanır! ABD&#8217;de 50  eyaletin 48&#8217;inde, yapılan araştırmalar sonucuna göre genç  kızlar ev  kadınlığını iş hayatına tercih etmektedir. (New york  ve California  hariç) 2023&#8217;te 259 milyon yetişkinin bulunduğu ABD&#8217;de 82 milyon 880 bin kişinin en az bir silaha sahip olduğu düşünülüyor. (AA, 14.7.2024) ABD ulusal araştırma enstitüsü: Her üç eşten biri boşanma davası açıyor! ABD ve Avrupa&#8217;da özgürlükten yana olan evli çiftler, tatillerini tek başlarına geçirmeyi tercih ediyor. Time dergisi: 1985-1995 yılları arasında  çocuklar arasındaki  cinayet oranı % 153 arttı! Alman kadınlarının %60&#8217;ı  eşinden dayak yiyor, bunların arasında doktor, avukat eşleri de var. Sığınma evlerine dayaktan sonra en çok kızını kocasından kurtarmak isteyen kadınlar sığınıyor. Liselerde uyuşturucu ise çok yaygın. (Hamburg sığınma evi çalışanı Işık Soner ile Milliyetin yaptığı mülakat, 13 Mart 2011) İsviçre Zürih kenti, Sihl ırmağı kıyısı, uyuşturucu kullananların  &#8220;cenneti&#8221; olarak kabul edilir. İsviçre&#8217;de uyuşturucu kullanmak serbest, satmak suç  kabul ediliyor. ABD Ünitaryen kilisesi  eşcinsel evliliğine onay verdiğini ilan eder. Alman Bild gazetesi Detlef ile Christian adlı iki erkeğin kilisedeki düğün fotoğraflarını yayınlar.  ABD New jersoy  eyaleti iki eşcinsel erkeğin  evlatlık edinebilmelerine izin verilir. New York&#8217;ta ise William cash ile Roy andrew adlı erkekler evlenir. ABD&#8217;de New York&#8217;ta iki lezbiyen (Jenni Blossom ve Bianca Powell) evlenir. Madonna ile Bayan C. Love  bir arada beraber  yaşarlar. Robert  Kennedy’nin Rus balet  Rudolph    Nureyen   ile birlikte yaşadığı ortaya çıkar. ABD&#8217;li lezbiyen Albay (Debra  Meeks) 12 kadın askerle zorla aşk yapar. ABD&#8217;de eşcinselliğini açıkça ilan edip seçilen kongre üyesi, yargıç, belediye başkanı, meclis üyesi sayısı 61&#8217;dir. (1992) ABD  NBC televizyonu: Polis kayıtlarına  göre  yılda 3 milyon  kişi  aile bireylerinin tecavüzüne  uğruyor. Günde tam  1100  çocuk  tecavüze  uğruyor. Dale Carneige: ABD’de   her  35  dakikada  bir intihar, 120 saniyede bir delirme olayı oluyor. Her  23  dakikada bir kişi öldürülüyor, 6 dakikada bir bir kadının ırzına geçiliyor, 49 saniyede bir kişi  saldırıya  uğruyor. ABD’de  polis dışında  gönüllü  koruyucu birlikler  kuruluyor. (1986 verileri) ABD&#8217;de AIDS&#8217;den ölen eşcinsel sayısı 17.789&#8217;dur. (1992) Nevada&#8217;da her yıl kadınlar çıplak iken baştan aşağı boyalarla boyanıp, sınırsız özgürlüğün tadını çıkarttırmaktadırlar. İngiliz Ulaştırma bakanının (S. N. Blackpool) bir eşi, 4 metresi olduğu ortaya çıkar. İngiltere&#8217;de uyuşturucu kullanmak serbest, satmak yasak. Adam başı eşcinsel lokali var. Soho&#8217;daki kulüplerin yarısı ise lezbiyenlere ait. İngiltere&#8217;de Channel 4 televizyonu, kral Edward&#8217;ın  vatan haini olduğu için krallıktan uzaklaştırıldığını, olayı örtmek için ise &#8220;aşkı uğruna tahtı terkettiğini&#8221; dünyaya duyurduklarını ortaya çıkarır ki, daha sonra eşinin bu eski kralı aldattığı da ortaya çıkar. Ünlü ET filminin çocuk oyuncusu D. Barry More 11 yaşında alkolik olur. 13’ünde uyuşturucuya başlar, 20’sinde kliniğe yatar. Aktör Marlon Brando&#8217;nun oğlu cinayetten hapse atılır, kızı ise intihar eder. Brando&#8217;nun  özel bir adası bile vardır. Almanya Bild gazetesi: Alman baba ve kızın 4  çocuğu oldu (1990) Rick Mardin ile erkek şarkıcı G. Michael arasında tuhaf bir arkadaşlık olduğu medyaya yansır! İspanya’da ilkokul 4 ve 5. sınıf çağında 80 bin kız çocuğu hamile  kalır. Boşanma oranı Rusya’da % 33, İngiltere’de % 32, Fransa’da % 19’dur. Anne babası ile beraber yaşayan aile sayısı devletin sağladığı ekonomik teşviklere, verdiği özel izinlere rağmen Avrupa’da % 8’dir. Zamanın başkanı  Clinkton’un 15 danışmanı eşcinseldir. ABD’de 20 milyon eşcinsel bulunmaktadır. Bu da nüfusun  %   10’una tekabül eder. Bu oran yunanistanda % 17 yani altıda birdir. Amerika, çocuk  yıldız Jonbenet Rramsey&#8217;in  tecavüz edilip öldürülmesi ile  sarsılır.  6 yaşınsaki bu  çocuğun wamp görünüşlü bir barbie&#8217;ye  dönüştürülmesi tartışma yaratır. (Annesi de 1977 Virginia güzelidir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Babasız büyüyen çocuklarda suç oranları: Amerika’da çocukların yüzde 60’ı babası veya genellikle de annesiyle yalnız yaşıyor. Amerikalı anne-babalar, 20-30 yıl öncesine kıyasla çocuklarına yüzde 40 daha az zaman ayırdıkları tespit edilmiş; “hafta boyunca sadece 17 saat.” Ayrıca, çocukların dışarıda “gözetim altında olmaksızın” oynayabilme şansları yok artık. Suç oranlarının artması ve çalışmak zorunda olan annelerinin ilgisizliği yüzünden güvenli bir ortamda özgürce koşturamayan çocuklar, bunun bedelini büyüyünce topluma ödetiyorlar. ABD’de yapılan bazı istatistiklere göre; babasından ayrı büyüyen çocuklar aileleri ile büyüyenlere oranla: 8 kat daha fazla suç işleme ihtimali, 5 kat daha fazla intihar etme ihtimali, 12 kat davranışsal bozukluk gösterme ihtimali, 12 kat daha fazla tecavüze meyilli, 32 kat daha fazla evden kaçma ihtimali, 10 kat daha fazla uyuşturucu kullanma ihtimali, 9 kat daha fazla liseden atılma ihtimali, 33 kat daha fazla ciddi suiistimallere maruz kalma ihtimali, 73 kat daha fazla öldürülme ihtimali, Okulda ‘A’ alma ihtimali 10 kat daha az, Ortalama % 44 ölüm oranı daha fazla, Ortalama % 72 hayat standardı daha düşük, Öğrencilerden davranış bozuklukları gösterenlerden % 85’i babasız evden gelenler, Evsiz veya evden kaçanlar çocukların % 90 ı babasız evden, Okuldan atılanların % 71 i babasız evden, Gençlerden intihar edenlerin % 63 ü babasız evden, Tecavüzcülerin % 80 i babasız evden, Cezaevlerinde yatan gençlerin % 85 i babasız evden, Babasız kızların 1 kat daha fazla, Babası yetişen kızların 13-19 arası evlenme oranı aile ortamında yetişen kızlara göre % 53 daha fazla, Bu kızların prematüre bebek yapma oranı % 164 oranında daha fazla, 1983’te ABD’de yapılan ir araştırmada ülke genelinde tüm suçlu çocukların % 60 ı anne vesayeti altında yani babasız, Şu anda ABD’de 18 milyon çocuk annesiz ya da babasız yaşamaktadır Bu rakam tüm Amerikan çocuklarının % 75 ine tekabül ediyor, Şu anda Türkiye’de sokak çocuklarının % 82 si parçalanmış aile çocuklarıdır. (Sefa Saygılı, Zafer Dergisi, 06.17.2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Rezalet! Çocuklar için prezervatif satışı! onunda bu da oldu. Isviçre&#8217;de 12-14 yaş grubu için yeni küçük boy prezervatiflerin satişına başlandı. Abone ol Isviçre&#8217;de yapilan bir araştirmada 12-14 yaşindaki çocuklarin 1990&#8217;lara göre daha fazla cinsel birliktelik yaşadiği ortaya çikinca, hükümet yeni bir adim daha attı. Isviçrede reşit olma yaşi 16 olsa da yasalara göre ilişki yaşayanlar arasinda 3 yaş bulunmasi durumunda hiçbir cezai hüküm bulunmuyor. (İnternet Haber, 05.03.2010) Reyting uğruna satılık bekaret. Avustralya’da televizyon yapımcısı Justin Sisley, gençlerin en yüksek teklif karşılığında bekaretlerini satacakları bir program hazırladı. (Posta, 12 Mayıs 2010) Sadakat şart değil. Amerikalı oyuncu Angelina Jolie ilişkilerin yürümesi için sadakatin önemli olmadığını söyledi. Sevgilisi Brad Pitt ile birlikte üçü evlatlık 6 çocuk büyüten Amerikalı oyuncu Angelina Jolie ilişkilerin yürümesi için sadakatin gerekli olmadığını söyledi. (Posta, 24 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni vali: Karım istediğiyle yatar. Telekız skandalı ile istifa eden valinin yerine gelen New York valisi David Peterson: Sonra haber yapmanoza gerek yok. Evliyken tam 3 yıllık bir ilişkim oldu. Eşim de istediği adamla yatıyor. Eşimle açık bir evlilik anlaşması yapmıştık. Michelle de istediği erkekle sevişiyor. (Akşam, 19.3.2008) Öz kızıyla ilişkisini TV&#8217;de anlattı. Avustralya öz kızı ile ilişki yaşayan ve çocuk sahibi olan 61 yaşındaki John Deaves’i konuşuyor. ‘Kanal 9’da yayınlanan ‘60 Dakika&#8217; isimli programa konuk olan John Deaves ve öz kızı 39 yaşındaki Jenny Deaves&#8217;le ilişkisini anlattı. (Gazete vatan, 08.04.2008) 13’lük baba olayı sarpa sardı. 13 yaşındaydı. Kız arkadaşı kucağına &#8220;al bu senin bebeğin&#8221; diye bir bebek tutuşturdu. (İnternet haber, 27.03.2009) Kardeşler ama 4 çocukları var. Almanya&#8217;nın Saksonya eyaletinde yaşayan Patrick S. ve Susan K. kardeş olmalarına rağmen evlenerek ortak dört çocuk sahibi oldu. Ülkede şimdi yakın akrabalar arasındaki evliliğin suç olup olmadığı tartışması yapılıyor. Almanya&#8217;da ensest ilişki yasalara göre suç sayılmasına rağmen ikili bu ilişkiden vazgeçmedi. Patrick S. ensest ilişki nedeniyle iki yıl hapis yattı. Çift ilişkilerinde bir yanlışlık olmadığını savunuyor. (Hürriyet, 14.3.2008) &#8220;Babamın bebeğine hamileyim ve birbirimize çok aşığız&#8221; (Sun, 25 Oca 2012) Metroda akıl almaz görüntüler. Kanada&#8217;nın Toronto kentindeki bir metro istasyonunda bir çift uluorta seks yaptı. (En Son haber, 13.12.2011) Belçika cinsel ilişki rıza yaşını 16&#8217;dan 14&#8217;e indirdi Belçika&#8217;da ceza yasasında yapılan yeni değişiklikle, 16 olan cinsel ilişkiye rıza yaş sınırı 14&#8217;e indirildi. Bu yaştaki bir kişinin ilişkiye girdiği kişi ile arasındaki yaş farkı 5&#8217;ten fazla olmayacak. (BBC, 22 Temmuz 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz kız 11 yaşında hamile kalıp 12 yaşında doğum yaptı. 12 yaşında İngiltere’nin en genç annesi oldu. İngiltere, daha ilkokulda hamile kaldıktan sonra doğum veren kızın haberiyle çalkalandı. Sağlıklı doğan bebeğin anneannesi sadece 27 yaşında. Londra’nın kuzeyindeki Bedford kentinde 1998’da çocuğu olan Sean Stewart, halen bu rekoru elinde tutuyor. Stewart, sadece 12 yaşındaydı. (Cumhuriyet, 2 Haziran 2010) Bu lisede 90 kız hamile ya da anne. ABD&#8217;nin Tennessee eyaletine bağlı Memphis kentindeki bir lisede, 90 kız öğrencinin hamile ya da doğum yapmış olduğunun ortaya çıkması Amerikan kamuoyunda şok etkisi yarattı. Frayser Lisesi&#8217;nde, eğitim gören, yaşları 13 ile 17 arasında değişen kız öğrencilerden yüzde 26&#8217;sının hamile olduğu ya da bu eğitim yılı içinde doğum yapmış oldukları belirtildi. Her dört kız öğrenciden birinin hamile ya da anne olduğu lisedeki hamilelik oranı, Memphis kentinin yüzde 15-20 arasında bulunan, küçük yaşta hamile kalan kız çocukları oranını da geçiyor. Reşit olmayan yaşta hamilelik, dünyada en çok ABD&#8217;de yaşanıyor. Hastalık Önleme ve Denetleme Merkezi&#8217;nin verilerine göre, ABD&#8217;de her üç genç kızdan biri, 20 yaşına varmadan hamile kalıyor. (Hürriyet, 15 Oca 2011) Fransa&#8217;da genç kızlara doğum kontrol hapı bedava. (En Son haber, 27.10.2012) Ulusal Meclis’te Perşembe günü onaylanan kararla Fransa’da 2013 yılından itibaren yaşları 15-18 olan genç kızlara istenmeyen gebeliklerin önüne geçilmesi için doğum kontrol haplarının sağlık sigortaları tarafından ücretsiz verilmesi kararlaştırıldı. (Hürriyet, 27.10.2016) Ama uzun etek sakıncalı: Fransa&#8217;da ikinci &#8216;uzun etek&#8217; krizi Fransa&#8217;da geçen yıl bir kız öğrencinin &#8220;uzun etek&#8221; giydiği gerekçesiyle okula alınmamasının ardından benzer bir olay bu sefer Paris yakınlarında bir banliyöde yaşandı. Nouvel Obs gazetesinin haberine göre, 16 yaşındaki Müslüman bir kız, etek boyunun uzun olması dini bir simge olarak yorumlanarak okula alınmadı. (AA, 06.05.2016) &#8216;Uzun etek takıntısı Müslümanlara yönelik&#8217; Fransa&#8217;da uzun etek giydiği için okula alınmayan genç kız, okulda Müslüman olmayan ama uzun etek giyen kızlara yaptırım uygulanmadığını, yaptırımın Müslümanlara yönelik olduğunu söyledi. (AA, 01.05.2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Ivana sert: Kocam beni herkes görsün istiyor. Bırakın İvana&#8217;ya herkes baksın. İvana Sert de Hülya Avşar&#8217;ın programında &#8220;Kocam herkes beni görsün istiyor&#8221; deyince manşetlere fırlayıverdi. &#8220;Siz sadece bakıyorsunuz ama o benim&#8221; duygusunun cazibesini kim inkar edebilir? Bir Prof diyor ki &#8220;Güzel bir eşe sahip olmak erkeğin egosunu tatmin eder.&#8221; (Takvim, 3.11.2009) Boşandılar. Ivana Sert&#8217;in yılan hikayesine dönen davası sonuçladı. Ivana Sert Yargıtay’ın onadığı 400 bin liralık tazminatı eşinden faiziyle aldı. Yurdal Sert, &#8220;şiddetli geçimsizlik ve haysiyetsiz hayat sürme&#8221; iddialarıyla açtığı davada ayrıca eşinin Hatem Yavuz&#8217;la aşk yaşadığını iddia ederek 1 milyon lira tazminat istemişti. (Hürriyet, 5.10.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Hollanda&#8217;da seks ile ödeme yapılabilecek. Hollanda&#8217;nın Rotterdam kentinde, bir sürücü kursunun öğretmenlerinin seks karşılığında ders vermesi ülkede yeni bir tartışma başlattı. Bunun ardından başlayan tartışmalar sonucunda yasada değişik yapılmasına karar verildi. Öte yandan Van der Steur ve Hollanda Ulaştırma Bakanı Melanie Schultz, bugün parlamentoda yaptıkları açıklamada uygulamanın yasallaşacağını duyurdu. Yasanın çıkmasıyla birlikte eğitmenler, 18 yaşından büyük öğrencilere hizmet takası usulüyle ders verebilecek. (Sözcü, 19 Aralık 2015)</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçreli performans sanatçısı Milo Moiré, &#8220;Aynalı Kutu&#8221; adını verdiği gösteriyi aralarında Dusseldorf ve Amsterdam&#8217;ın da olduğu Avrupa şehirlerinde daha önce sergiledi. 18 yaş üzeri insanların, 30 saniye boyunca memelerine ve cinsel organına dokunmasına izin verdi. (1 Haziran 2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Her 5 İngiliz kadından biri tatil yaptığı ülkede hamile kalıyor. Hotel.com internet sitesinin çocuk sahibi veya hamile 2 bin İngiliz kadın üzerinde yaptığı araştırmaya göre, kadınların yüzde 20’si yurt dışında tatil yaparken hamile kaldıklarını bildirdi. İngiliz kadınların en fazla hamile kaldığı tatil noktası yüzde 19’la İspanya. İspanyol tatil merkezlerini sırasıyla Fransa, İtalya ve Portekiz izliyor. İngiliz turistlerin en gözde tatil yerlerinden biri olan Türkiye ise bu sıralamada yer almıyor. Araştırma, yurt dışında tatil yapan her 4 İngiliz&#8217;den birinin bu sırada yabancı biriyle seks yaptığını ve her 20 İngiliz turistten birinin bu tatillerde cinsel yolla bulaşan hastalık kaptığını da ortaya çıkardı. Araştırmanın ortaya koyduğu başka bir veri ise, İngiliz erkeklerin yüzde 40’ının, kadınların ise yüzde 38’inin tatil sırasında plajda seks yaptığını itiraf etmesi oldu. (Milliyet, 06.07.2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Sokak ortasında çiftleşenlere, ‘sokakta tuvaletinizi de yapıyor musunuz?’ diye sorardık, onu da yapıyorlarmış! Sokak ortasında tuvalet. İngiltere&#8217;nin Bristol şehrinde belediye tuvalet sorununa öyle ilginç bir çözüm buldu ki, görenler hayrete düşüyor. İngiltere&#8217;de ülkenin beş büyük şehrinden biri olan Bristol&#8217;da belediyenin umumi tuvalet sorununa bulduğu &#8216;sokak ortasına tuvalet&#8217; çözümü görenlere, &#8216; Burası İngiltere mi?&#8217; dedirtiyor. Ülkenin beş büyük şehri arasında yer alan Bristol&#8217;da belediye haftasonları artan talebi karşılamak için şehrin göbeğine portatif tuvaletler koydu. Dört tarafı açık tuvaletlerin özellikle haftasonları barlardan çıkan vatandaşların tuvalet ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyla düşünüldüğü ifade ediliyor. Haftasonları aşırı alkol alanların sokaları kirletmemeleri için başvurulan bu yöntem şehre gelen turistleri hayrete düşürüyor. (TRT Haber, 05.12.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Londra&#8217;da işlek bölgelerin &#8216;idrar kokan&#8217; sokakları yetkilileri farklı önlemler almaya zorluyor. Londra&#8217;nın gece hayatıyla ünlü ama aynı zamanda çok sayıda kişinin yaşadığı zengin Soho bölgesi, sokaklarda işeme sorunuyla mücadele etmek için yeni bir yol deniyor. Barlar, restoranlar, tiyatrolar ve farklı eğlence mekanlarının bulunduğu bu bölgede yaşayanlar, uzun zamandır sokakların idrar kokmasından şikayetçi. Yetkililer bu mahalledeki sokaklarda neredeyse tüm köşe başlarında görülen idrar kokusu sorununa son vermek için bu alanları özel bir sprey ile kaplıyor. Duvarı kaplalyan bu özel sprey boya ile yüzeyde bir tür &#8216;itici tabaka&#8217; oluşuyor ve bu da yüzeye çarpan sıvıyı geri sıçratıyor.  Bu yöntem, köşe başlarında rastgele ihtiyacını giderenlerin &#8216;kirlenmemek için&#8217; böyle bir davranıştan kaçınmasını amaçlıyor. Londra&#8217;da işlek bölgelerin &#8216;idrar kokan&#8217; sokakları yetkilileri farklı önlemler almaya zorluyor. (Euronews, 29/01/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;de grup seks neden arttı? Yapılan bir araştırmada genç kızların yüzde 7&#8217;si grup seks yaptığını kabul etti. Araştırma Boston Sağlık Merkezi tarafından 14 ile 20 yaş arası 328 genç kadın arasında yapıldı. Araştırmanın lideri Emily Rothman bu tür ilişkinin bu kadar yaygın olmasının sebebini porno filmlere bağlanabileceğini söyledi. (Habertürk, 22.12.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">P Diddy ismiyle bilinen rapçi ve müzik yapımcısı Sean Combs&#8217;a cinsel taciz, cinsel saldırı ve tecavüz suçlaması yönelten kadın ve erkeklerin sayısının 120’ye ulaştığı ifade edildi. (BBC, 2 Ekim 2024) İsveç&#8217;te tecavüz oranları neden yüksek? İsveç Ulusal Suçları Önleme Konseyi (BRA), Avrupa&#8217;da nüfusuna oranla en fazla tecavüz vakalarının görüldüğü ülkelerden birinin neden İsveç olduğunu araştırdı. İspanya&#8217;da 2020 yılına kadar şiddet içermeyen eylemler tecavüz olarak değerlendirilmiyordu. (Euronews, 10.10.2020) Fransa&#8217;da bir erkeğin ilaç verdiği eşine, en az 70 kişiyle birlikte 10 yıldır cinsel saldırıda bulunduğu ortaya çıktı. (Sputnik, 3.9.2024) Beş Amerikalı kadından biri cinsel saldırı kurbanı. ABD&#8217;de kadınların yaklaşık yüzde 20&#8217;si yaşamlarının bir noktasında tecavüze ya da tecavüz girişimine hedef oluyor. Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi&#8217;nce yapılan araştırmada kadınların yüzde 25&#8217;inin de eşlerinin veya birlikte yaşadıkları kişilerin saldırısına uğradıkları belirlendi. Amerika&#8217;da kadın ve erkeklere yönelik cinsel şiddetin boyutlarının incelendiği ulusal çaptaki ilk araştırmaya göre, dakikada 24&#8217;den fazla insan tecavüze, şiddete veya ısrarlı izlemeye maruz kalıyor. Bu nitelikte 12 milyon suç duyurusu yapıldığını belirten merkez, &#8220;Cinsel Partner ve Cinsel Şiddet Araştırması&#8221;nın sonuçlarını, &#8220;son derece hayret uyandırıcı&#8221; diye niteledi. Araştırmaya göre, önceki bir yıl içinde Amerika&#8217;da 1 milyonu aşkın kadın tecavüze uğradığını bildirdi. (BBC, 15.12.2011) Tecavüzü gülerek izlediler. ABD&#8217;de piknik alanında 10 genç bir kıza tecavüz etti. Çevreden geçen 25 kişiden hiçbiri yardım etmedi. (İHA, 30 Ekim 2009) Damadın spermleriyle doğurdu. Kaynana, damadının spermleriyle üçüz annesi oldu. (Haber 3, 27 Ekim 2008) Annesi öldü, onu halası doğuracak. (Milliyet, 25.01.2009) Bu bilim adamının 600 çocuğu var! İngiltere&#8217;de sperm bağışı yapılan bir kliniğin sahibi bilim adamı Bertold Wiesner&#8217;ın, 600 çocuğunun olduğu kaydedildi. (Cumhuriyet, 8 Nisan 2012) İlişki yaşamadan 46 çocuk! O Avrupa&#8217;nın en fazla çocuk sahibi erkeği. 46 çocuğu var ama çocuklarının annelerinin hiçbiriyle ilişkisi olmadı. Avrupa&#8217;nın bir numaralı sperm vericisi Hollandalı Ed Houben Hollanda&#8217;nın Maastrich kentinde yaşıyor. Turizm rehberiliği yapıyor ve Avrupa&#8217;nın dört bir yanında toplam 46 çocuğu var. (Milliyet, 02.12.2008) Neden annemle evlendim? Phyllis Irwin (sağdaki), Lillian Faderman adlı partnerini evlat edindi ve bu sayede yasal bir şekilde çocuklarının anneannesi oldu. (BBC, 4 Mart 2020) ABD&#8217;de yaşayan Ukrayna asıllı Katya isimli genç bir kız, uluslararası bir eskort sitesi üzerinden bekaretini 1.2 milyon euro karşılığında sattı. (Sputnik, 18.1.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Oğlunun spermiyle hamile kaldı, torununu doğurdu! ABD&#8217;nin Nebraska eyaletinde 61 yaşındaki Cecile Eledge, oğlu ve oğlunun kocası için taşıyıcı anne olarak kendi torununu doğurdu. Eşcinsel çift çocuk sahibi olmak istedi ve 61 yaşındaki anne oğluna yardımcı olmak için oğlunun partnerinin kız kardeşinin yumurtası ile oğlunun sperminden olma tüp bebek için taşıyıcı olarak kendi torununu doğurdu. (Euronews, 2 Nis 2019</p>
<p style="text-align: justify;">Amacı da dünyayı gezmek. Genç model Giselle, 3,9 milyon dolara bekaretini sattı. Giselle, kazandığı parayla dünyayı gezmeyi ve eğitimi için yatırım yapmayı planlıyor. (Sözcü, 3 Ocak 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Bakire kalmak yarışmaktan zor. ABD’li atlet Lolo Jones’un (29) bir programda bakire olduğunu açıklaması ve evlenene kadar cinsel ilişkiye girmeyeceğini söylemesi ABD basınında geniş yer buldu. Londra Olimpiyatları’nda ABD’yi temsil edecek olan Jones, “Bakire olmak olimpiyatlara hazırlanmaktan, üniversiteyi bitirmekten zor. Bu hayatımda yaptığım en zor şey. 22-24 yaşlarındayken sevimliydi. Birçok erkek gerçeği öğrenince sizden uzaklaşıyor” dedi. (Milliyet, 24 Mayıs 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Fahişelik itibarlı meslekmiş. Ukrayna&#8217;da liseli kız öğrenciler arasında yapılan bir araştırma, öğrencilerin hayat kadınlığını itibarlı meslekler arasında gördüğünü ortaya koydu. Araştırma sonuçlarını değerlendiren uzmanlar, genç kızların &#8220;Vip&#8221; müşterilerin lüks otomobil ve mücevher gibi vaatlerine kandıklarını, gelecekte onları &#8220;köle hayatı, aç bırakılma ve dayak gibi tehlikelerin yanı sıra şişman ve kirli kişileri tatmin etme zorunluğunun&#8221; beklediğini bilmediklerini söylediler. (Posta, 04 Mart 2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Teşhirci sapıklığa mazeret! İngiltere&#8217;nin kentlerinde binlerce kişi cumartesi günü &#8216;Dünya Çıplak Bisiklet Sürme Günü&#8217; hareketine katılarak çıplak halde bisiklet sürdü. Etkinliğe katılanların amacı insan bedenini yüceltmek, çevresel konulara ve otomobil yerine daha fazla bisiklet kullanımına dikkat çekmekti. (Sputnik, 10 Haz 2019) Bütün köy yardım kuruluşuna gelir için soyundu! İngiltere&#8217;nin Kent şehrindeki Iwade köyünün sakinleri yardım kuruluşuna gelir sağlamak için çırılçıplak soyunarak objektiflere poz verdi. İngiltere&#8217;nin Kent şehrindeki Iwade köyünün sakinleri yardım kuruluşuna gelir sağlamak için çırılçıplak soyunarak objektiflere poz verdi. Köylüler elde edilen gelirin fazla olması halinde kalan parayı kiliseye bağışlayacaklarını ifade etti. (Bursa Hakimiyet, 05.12.2018) Hostesler yardım için soyundu. İngiliz havayolu şirketlerinden Ryanair&#8221;da görev yapan &#8220;iyiliksever&#8221; hostesler evsizler için bikinili pozlar verdi. 2009 yılı takvimi için çekilen fotoğraflardan elde edilen gelir, Dublin Simon Community isimli evsizler derneğine bağışlanacak. (Milliyet, 13.11.2008) Çek vekiller yardım için soyundu. Çek Cumhuriyeti&#8217;nin 4 kadın milletvekili yardım amaçlı satılacak bir takvim için seksi pozlar verdi. (Milliyet, 14 Tem 2010) Avustralya&#8217;da 20 yaşındaki manken, &#8220;Bir sivil toplum kuruluşuna bağış yapan ve makbuzunu bana gönderenlere çıplak fotoğraf göndereceğim&#8221; dedi. Genç kadın saatler içinde rekor para topladı. (Sözcü, 6 Ocak 2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İnternetten Tanıştığı Adamı Yiyen Alman Yamyam 15 Yıl Sonra Konuştu 2001 yılında yaşanan tuhaf hadisede Armin Meiwes internetten tanıştığı Bernd Brandes&#8217;i öldürüp cesedini de aylar boyunca yemişti. Bernd Brandes internette birileri tarafından yenmek istediğini söyledi. İçinde insan yeme isteğiyle yanıp tutuşan Armin Meiwes de onu evine davet etti. Önce Brandes&#8217;in penisini kesip birlikte yediler. Daha sonra Brandes uyku ilaçları aldı ve Meiwes de onu boğazını keserek öldürdü. &#8220;Hayatımda yediğim en güzel akşam yemeğiydi. Sırtından bir parça etle kendime biftek yaptım. Yanında patates kızartması ve salata yedim. Tadı domuz etine benziyordu ama daha farklıydı. 40 yıldır böyle bir şey hissetmeyi bekliyordum. Bernd öldüğünde çok mutluydu. Akşam yemeğim olmayı kendisi istedi.&#8221; 2002 yılında yakalandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. Şimdilerde ise vejeteryan olduğu söyleniyor. (Haberself, 12.02.2016) Babamın küllerini kokainle karıştırıp burnuma çektim. Rock dünyasının &#8220;en vahşi&#8221; müzisyenlerinden olan efsanevi Rolling Stones’un gitaristi Keith Richards, 2004 yılında 84 yaşında ölen babası Bert Richards’ın yakılan küllerini kokainle karıştırıp burnuna çektiğini söyledi. (Hürriyet, 5.4.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">ATV’de ‘Kim Milyoner Olmak İster’ adlı programda sorulan soru: 1980&#8217;lere kadar hangi ülkedeki yetim, gayrimeşru doğmuş, ebeveyni alkolik, ayrılmış veya fakir olan çocuklar devlet tarafından bazen açık artırmada satılarak çiftliklerde zorla çalıştırılmıştır? A: Danimarka B: Norveç C: İsviçre D: Belçika. Cevap: C şıkkı. (ATV, 21.01.2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10731 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/104693946_892013737945232_6888173735629369182_o.jpg" alt="" width="440" height="645" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7304 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-abd-esrr-serbest-1.jpg" alt="" width="637" height="201" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7305 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/alkol-bati-1.jpg" alt="" width="633" height="201" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8914 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20180810_142354.jpg" alt="" width="528" height="522" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11519 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bebek-kutulari-2021-1.png" alt="" width="428" height="234" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13089 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/6856758.jpg" alt="" width="539" height="326" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11139" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/123697307_998531233960148_44516872973453401900_o.jpg" alt="" width="408" height="365" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">       <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10264 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiran-bati-2019.jpg" alt="" width="426" height="228" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11765 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/846679.jpg" alt="" width="547" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10477 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Dinsiz-ahlak-olurmu-2010-1.jpg" alt="" width="414" height="372" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-sapik-1b.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7307 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-sapik-1k.jpg" alt="" width="582" height="307" /></a> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7309 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gunes_180816.jpeg" alt="" width="651" height="544" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7310 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tekdisikalmis-1.jpg" alt="" width="640" height="1135" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7311 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ingiltere-ahlak-1.jpg" alt="" width="661" height="522" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13178 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/314726717_1484210122058921_5894634330712763997_n.jpg" alt="" width="642" height="363" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13245" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/463578.jpg" alt="" width="492" height="383" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7312 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/egoyuilahedinme-2.png" alt="" width="400" height="340" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12543 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/281493949_10159880905344723_421711612277521146_n.jpg" alt="" width="461" height="303" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7313 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-bati-ahlak-1.jpg" alt="" width="598" height="455" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7314 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/babapez-1.jpg" alt="" width="712" height="435" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15835 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3624734738.jpg" alt="" width="537" height="294" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8771 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/belcika-ahlak-zina-2018-1.png" alt="" width="439" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7335 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ingilizahlaki-3.jpg" alt="" width="737" height="290" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7316 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ahlaksizlik-1.jpg" alt="" width="614" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7317 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiahlaki-kultur-farkli-1.jpg" alt="" width="426" height="455" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11491" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sapikligamazeretaramayin.png" alt="" width="807" height="267" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7318 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ahlaksizbati-2.jpg" alt="" width="675" height="329" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10536 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed-ahlak-mart-1.jpg" alt="" width="417" height="477" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8665 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sapikingiliz-lgbtciahlaksiz-1.jpg" alt="" width="446" height="388" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10469 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/462476247-300x158.png" alt="" width="300" height="158" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13644 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3462457357356.png" alt="" width="373" height="426" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10306 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yamyamalman-1.jpg" alt="" width="309" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10357 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med-2019.png" alt="" width="512" height="316" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12280" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med-cevap-isvicre.png" alt="" width="456" height="495" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12440" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fransizsiyasetcilepen-1.jpg" alt="" width="289" height="341" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Macron&#8217;un rakibi Marine Le Pen ırkçılığını tescilledi: Siyahi kadına dokunmamak için çaba sarf etti. (Yeni Şafak, 12.4.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, Batı medeniyeti kendi ülkelerinin dışında refah, barış veya demokrasi ile asla ilgilenmez! Onlara göre her şey Batı için, Batıya göre, Batıya kadardır! Kendini onlara beğendirmek için ömrünü harcayan ev zencileri için ise, sadece onların yemek artıkları ve ona göre de saygıları kalacaktır!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7194" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/17200951_1903503863205567_8963148367611105317_n-300x265.jpg" alt="" width="300" height="265" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>


<p><p><span style="color: #999999;">Bu konuya ek olarak, ‘İslam ülkeleri neden geri?’, ‘Dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Modernizm ve kadın’, ‘İslamofobi’, ‘Misyonerlik’, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz. <strong> </strong></span></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Bizim sorunumuz Batı iledir, çünkü Batı’nın sorunu bizimledir.” (Attila İlhan, Milli Gazete Röportajı, 22-23-24 Mart 2003) “Biz Batıyla er geç hesaplaşmak zorundayız.” (Kemal Tahir, Yol Ayrımı, s. 237) Seyyid Hüseyin Nasr: “Batı yalanın üstünde yaşar, Doğu hakikatin üstünde uyur.” (Fuat Bol, Hürriyet, 11.05.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Yahudi asıllı olup sonradan Müslüman olan Muhammed Esed (Leopold Weıss) 1964 yılında yazdığı eserde şöyle söylemekte idi: “Avrupa Haçlı savaşlarının ruhundan doğmuştur. Gerçek odur ki, Avrupa hiçbir devirde bugünkü kadar İslam&#8217;dan uzak olmamıştır.”<strong> </strong>(Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 64, 71) Aslında Nietzsche’nin dediği gibi, &#8220;İslam kültürü asil bir kültürdür, temellerini insan fıtratına borçludur. 19. yüzyıl kültürümüz mukayese edildiğinde, İslam kültürünün yanında son derece yoksul ve geç kalmış bir kültür olduğu görülmektedir. Haçlılar, asil ve yüksek bir kültüre karşı savaş açmışlardır.&#8221; (Nietzsche, Deccal sahte İsa, s. 130) Nietzsche neredeyse haçlılara &#8216;Barbar&#8217; demektedir. (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 219) Halbuki “Sömürgecilik, &#8216;Batınının dışında herkes yerli-barbardır.&#8217; düşüncesini putlaştırmıştı. Batılıların herkesi öldürmeye, sömürmeye, Hristiyanlaştırmaya hakları vardı.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 21)   </p>
<p style="text-align: justify;">Batı aklı menfaate hizmet eder. Hak, adalet, ahlak tümü menfaat yolunda kullanılır. Müslüman ise, hakka/hayra ulaşmaya akıl der. İslam’da güç, iktidar, servet hakk/hayır yolunda kullanılır. Batının golf sahalarına harcadığı su, tüm dünyadaki çölleri yeşertecek kadar fazladır; gelişmiş ülkelerde obeziteye harcanan para, fakir ülkelerdeki insanları doyuracak olan miktardan çok daha fazladır. 2021 yılında evcil hayvan ürünlerine dünya genelinde 189 milyar dolar harcanır. Bütün Afrika kıtasına, tüm dünyanın senelik yaptığı yardım 49 milyar dolardır. Bu da, o kıtadan sömürdükleri madenlerin küçük bir miktarına karşılık gelir!</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-15047 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43645768.png" alt="" width="560" height="393" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10974 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med-2010.jpg" alt="" width="520" height="384" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda bir sosyal medya paylaşımının ekran görüntüsünü görmektesiniz. Olaylara siyasal açıdan bakıp celladına aşık olmuş bir bakış açısının içine düşdüğü garabet ve paradoks paylaşımda açıkça görülmektedir. Halbuki medeniyet insanlıkla olur. Köle sistemini yerleştirip, dünyayı sömürüp elde edilenle kendi rahatları için planlama ile güzel mimari yapmak medeniyet değildir!</p>
<p style="text-align: justify;">Avusturya Macaristan doğumlu düşünür, reformist, gezgin, gazeteci, din bilimci, yazar, siyasetçi Leopolde Weiss (Müslüman olunca aldığı isimle Muhammed Esed) Batı ruhunu nasıl tasvir etmektedir: “Batıda hakim olan gaye, ‘maddi fayda’ ve aktif genişlemedir. (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 45) Modern Batının gerçek ilahı, maddi ferah&#8217;tan ibarettir, gücünü kuvvete rağbetten almaktadır. Bu ikisi de eski Roma medeniyetinden ona miras kalmıştır. (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 47) Nasıl eski Roma&#8217;da hakim olan fikri ve sosyal hava, sırf faydaya bağlı idiyse, modern Batıda da durum tamamen aynıdır. Batıda hakim olan fikir, bütün gücümüzü maddi imkanlarımıza tahsis etmek ve ahlakın kendimizi bağlamasına imkan vermemek şeklindedir. Madde ve servet Batıda, kendisine tapılan Allah&#8217;tan başka bir mabut haline gelmiştir. Sıradan Avrupalının müspet bir tek dini vardır o da, maddi ilerleme ve refaha tapınmaktır. Hayatın gayesinin tabiatın zulmünden kurtulmak olduğuna inanmışlardır. Bu dinin mabet ve tapınakları büyük fabrikalar, sinemalar, kimya laboratuarları, dans salonları, elektrik santralleridir. Bu dinin kahinleri ise bankerler, altın babaları, mühendisler, sinema yıldızları, sanat öncüleri ve uzay kahramanlarıdır. Ahlak felsefesi yalnız pratik fayda temeline oturtulmuş (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 50-57) ve İslam&#8217;ı küçük görme hastalığı, Avrupa düşüncesinin esaslarından biri olmuştur.” (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 67) “Romalıları gayet güzel izah eder: Romalılar diğer milletleri, Roma İmparatorluğu&#8217;nun menfaat ve çıkar yolunda kullanıp çalıştırmışlardır: Romalıların meşhur adaleti ise, sadece kendilerini özeldi. İlahlarını pratik hayata müdahale etmelerine hiçbir zaman müsaade etmemişlerdir.” (Muhammed Esed, Islam at the Cross Roads, s. 39)</p>
<p style="text-align: justify;">“Yunan medeniyetinin temeli materyalizmdir. (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 213) “Eski putperest Roma ve Yunan medeniyetinin kopyası haline gelen Avrupa, Hristiyanlık adı altında eski kimliğine bürünmüştür. Bugünkü Avrupa&#8217;nın dini Hristiyanlık değil, Materyalizmdir. Avrupa&#8217;da sıradan bir kişi, hayatın gayesinin insanın yaşamını kolaylaştırmak olduğuna inanmaktadır. Bu dinin mabed ve kiliseleri fabrikalar, sinema salonları, gazinolar, kimya laboratuarlarıdır. Bu dinin kahinleri bankerler, artistler, astronotlardır. Bu aşırı zevk volkanı, menfaatlerle çatıştığı zaman birbirini yiyip yok etmeye hazır savaş teknolojisinin gelişmesine yol açmıştır.” (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, s. 238-240) </p>
<p style="text-align: justify;">Sonradan Müslüman olan Fransız filozof ve eski sosyalist siyasetçi Roger Goraudy: “Batı bir kazadır.” (Roger Garaudy, İslam&#8217;ın vadettikleri, s. 18) “Batı katliam yapma yeteneğine sahiptir. Size neleri hatırlatayım ki? Amerikan Kızılderililerin imha edilmesini mi? Esir ticaretini mi? Hiroşima’yı mı? Auschvvitz’i mi? Hristiyan Batı Uygarlığı budur! Biliyor musunuz ki, dünyadaki zenginliklerin yüzde 80’i nüfusun yüzde 20’si tarafından kontrol edilmekte ve tüketilmektedir? Yılda 40 milyon kişi ölmektedir ki, bu da gün başına bir Hiroşima demektir. Önce ateşi alevlendiriyorlar, sonra da itfaiyecilik oyunu oynuyorlar. Hâlâ Haçlı Seferleri devrini yaşamaktayız!” (6 Ekim 1994 tarihli basından) Evet, &#8220;Batı, medeniyet elbisesi giymiş korkunç bir vahşettir.&#8221; (Said-i Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s. 75) O nedenle de FİFA Başkanı Gianni Infantino, &#8220;Ben Avrupalıyım. Dünyanın dört bir yanında 3 bin yıldır yaptıklarımız için, ahlak dersi vermeden önce 3 bin yıl özür dilemeliyiz. Ahlak dersi vermeden önce geçmiş 3 bin yılda yaptıklarımız ve gelecek 3 bin yılda yapacaklarımız için özür dilemeliyiz. Tek taraflı ahlak dersi ise sadece ikiyüzlülüktür.&#8221; (BBC, Euronews, 19/11/2022)  demektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki Batı teknolojide nasıl ilerledi? Endülüs&#8217;ün işgali ve Haçlı seferleri vasıtasıyla İslam ülkelerinden almış oldukları (Detay için, ‘İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi’ adlı yazımıza bakılabilir.) bilgiyi, sömürdükleri ülkeler ve başta Amerikan kıtasından çaldıkları altınlarla birleştiren ve bu güç savaşının devamını Afrika&#8217;yı ve Asya&#8217;yı köleleştirmek/sömürgeleştirmek üzerinden devam ettiren Batı, çalınan bilgi ve sömürü ile elde edilen sermayeyi birleştirerek Rönesansı gerçekleştirmiş ve daha sonra elde etmiş olduğu bu bilgi birikimini insanlığın faydasına katkı sağlayacak ürünler için kullanmak yerine, dünyadaki sömürü düzenlerinin devamı için kullanmışlar, bu da yetmezmiş gibi sadece insan türüne zarar vermeyip, doğanın da dengesini bozmuşlar, hayvan neslini yok edip, bitki çeşitliliğini ortadan kaldırmışlardır. İlk çağlardan itibaren Avrupa&#8217;nın kendi içindeki güç mücadelelerinin bir mirası olarak, kendi içlerindeki çekişmelerini Avrupa dışına da taşımışlar ve günümüzde ilaç sanayinden gıda sanayisine, teknolojik ürünlerden uzay çalışmalarına&#8230; Her türlü icadı yine maddi çıkar, mücadele ve sömürü aracı olarak kullanılmaya devam etmektedirler. Batı medeniyetinin gelmiş olduğu son noktada teknoloji, hala bir sömürü, maddi menfaat elde etme aracı ve toplumlara hakimi olma vasıtası olarak kullanılmaya devam ettirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Modernizm, emperyal bir anlayıştır. Hem doğayı hem de insanı sömürür. Gelinen noktada, dinin boşluğunda insan evrende mutsuz olmuştur.  Tolstoy boşuna, &#8220;Tarihin hiçbir döneminde, giderek canavarlaşan şimdiki Hristiyan dünyasındaki kadar ahlaksız, insanların hayvani ihtiraslarına hiçbir kısıtlamanın getirilmediği bir hayat yaşanmadı.&#8221; (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 64, 65) dememektedir! &#8220;Yerliler kolayca denetlenebilecek bir sayıya kadar indirgenmeli veya imha edilmelidir ve bu süreçte, medeniyetin tersine olmakla birlikte yerlilerin menfaati için, medeni ana ülke kaçınılmaz olarak çok hazine ve kan harcamalıdır.&#8221; (H.C. Morris, History of Colonization, I/21) &#8220;Uzak diyarlardaki doğal servet bile insanlığın faydası için, medeni devletlerin bireyleri tarafından kullanılmalıdır ve her ne olursa olsun o diyarlar denetim ve kontrol altına alınmalıdır.&#8221; (P.S.Reisch, World Politics, s. 11) &#8220;Şu an içinden geçtiğimiz dünyada, bütün insanlığın kullandığı temel kavramlar ve kurumlar, modernliğin, modern Batılıların eseridir. Soru şu: Batılılar, ne yaptılar da, kurdukları ‘dünya’yı, bütün dünyaya hakim kıldılar? Tabii ki gücü ele geçirerek! Sonra da, güç üreten bilim, teknoloji gibi araçlara sahip olarak. Ve son olarak da, bütün kıtalara, bütün okyanuslara hakim olarak. Sonuç: Modern Batı uygarlığı, gücün eseridir ama kendisini de bütün dünyayı da güç üreten araçların esiri yapmıştır. İnsan, araçların kölesi şimdi. Batılı insan, bu ‘yakışıklı, şık’ araçları üretti ama araçlar insanı ayarttı, kendisine esir etti. İnsan, insanı tanrılaştıran seküler insan, Tanrı fikrini karikatürleştirdiği, hakikati buharlaştırdığı için büyük bir anlam boşluğunun eşiğine sürüklendi. Hayat anlamını yitiriyor: İnsan, hayattan kaçarak hayata tutunuyor. İnsan, hayattan stadyumlara, film salonlarına, müzikhollere, dans salonlarına kaçarak hayata tutunmaya çalışıyor.&#8221; (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 4-6 Ocak 2019) &#8220;Avrupanın bütün refahında sömürgelerin kanı vardır. Gelişmişliğin sermayesi, sömürgelerden gelen artı değerlerdir.&#8221; (İsmet Özçelik, CNNTürk, 19.01.2023) &#8220;Elindeki ekonomik ve teknolojik gücü, medeniyet ve ilerleme adına barbarlık yapmak için kullanan toplumların tarihte pek çok örneği vardır. Aydınlanmanın vaat ettiği &#8216;özgür birey, rasyonel toplum&#8217; ideali, Batılı olmayan &#8216;barbarlar, bedeviler, ilkel toplumlar&#8217; tarafından değil, modern medeniyetin pratikleri tarafından anlamsız hale getirilmiştir. (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 29, 31) Batı, Medeniyet kavramını emperyal politikalarının bir aracı olarak kullanılmaktadır. (Barbar Modern Medeni, s. 33, 40) Kendi içinde liberal, çoğulcu ve demokratik bir dünya hayal ettiğini söyleyen Batı, Batılı olmayan toplumlara karşı gayri medeni ve barbarca davranmaktan çekilmez. Tersine bunu onların iyiliği için yaptığını ileri sürer.&#8221; (Barbar Modern Medeni, s. 74) &#8220;Ateist zihniyetin nihilizme savrulması gayet tabiidir. Batı medeniyetinin dünyada cari olan zulüm, işgal, zorbalıklara karşı gösterdiği duyarsızlığı anlamak için söz konusu tutumun ardında, böyle bir zihinsel arka planın bulunduğunu unutmamak gerekmektedir.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Doçent Doktor Faruk Sancar, s. 115) “Avrupa&#8217;nın siyasal kodları hiç değişmemiştir. O kodlar da düşmanlık üzerine.&#8221; (Hulki Cevizoğlu, Haber Global, 04.05.2023) kuruludur. &#8220;Bütün Kur&#8217;an&#8217;ları yaksak. Bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa, Hristiyan&#8217;dır. Sağcısıyla, solcusuyla Hristiyan. Hristiyan için tek düşman biziz.&#8221; (Cemil Meriç , Umrandan Uygarlığa, s. 9) &#8220;Haçlı Savaşları ile Irak’ın işgali aslında aynı şeydi. Osmanlı’yı dağıtıp paylaşmaları aynı şeydi. Yüzyıllardır “düşman İslam”dı. Bu, hiçbir zaman değişmedi. Her saldırıyı farklı gerekçelerle pazarladılar. Ama aslında temel ruhları aynıydı. Hiçbir zaman “düşman üretmeden” bir şey inşa edemediler. Böyle bir gelenekleri yoktu. Eğer düşman üretemezse kendi içinde çatışacaktı. Bunu da biliyordu.&#8221; (İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 17.06.2021) <br />“İslam&#8217;a saldıran ilk haçlıların beşiği Avrupa&#8217;dır. Hala da öyle. O halde değişen nedir? İslami hareket kendi yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.” (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 323) Aslında &#8220;Bize geri kalmış, cahil diyen Batı, kadavradan başka bir şey değildir.&#8221; (Hişam Şerabi, el-Musaqqıfune&#8217;l-Arab ve&#8217;l-Ğarb, s. 137) &#8220;Avrupalıların 16. yüzyıldan itibaren dünyaya yayılması ile sürekli yer değiştirmeler, kuşatmalar ve yok etmeler baş göstermiştir. Bunlar daha çok Amerika, Avustralya, Güney Afrika ve Karayipler gibi yerlerde &#8216;ilkel&#8217; toplumlar üzerinde uygulanmış, bu toplumlar &#8216;etnik azınlığa&#8217; dönüştürülmüştür.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 153) Batının gerçek yüzünün hiç değişmediğinin bir delilini de, 120 sene önce yazılan bir eserden alıntılar yaparak gösterelim. Halil Halid tarafından 1905 yılında yazılan &#8220;Hilal ve Haç Çekişmesi&#8221; adlı eserden: &#8220;Churchil&#8217;in, &#8216;Türklerin Hristiyan olmadıklarından dolayı insan sayılmamaları gerektiğini&#8217; söylemesi oldukça anlamlıdır. (s.  14) Batıda siyasi, ekonomik ve askeri güç kimde ise, tabiatıyla işine geldiği gibi davranma hakkı da onundur. İslam dünyası üzerinde Batının siyasi ve ekonomik çıkarları devam ettiği sürece, bu menfaatlere karşı koyan kim olursa olsun, terörist damgası yemekten kurtulamayacaktır. (s.  16-17) İstilaya Avrupalılar &#8216;medeniyetin ithali&#8217; ismini verdiler. Fransızlar, vahşi diye dünyaya ilan ettikleri Müslümanlardan kat kat fazla vahşilikler sergilediler. (s. 271, 272) Hristiyan aleminin işlediği barbarlıklara, ‘medeniyet ıslahat/düzeltme ve insanlık hizmetleri’ adları takılıyor! (s. 282) İngiltere&#8217;nin kuvvete hürmet, miskinliğe hakaretle muamele ettiği bilinen bir durumdur. (s.  276, 277) Avrupalılar Müslümanların açıkça sefaletinden hiç de müteessir olmazlar. (s. 280) Batı Avrupa devletlerinin sömürgeler kazanma yöntemi iki türlüdür. Birincisi, ele geçirilen ülkenin yerli halkının kendi çıkarlarını engel olabileceklerini hissederse, onları ortadan kaldırmakta güçlük çekmezler, sağ kalanlar olursa onlar da Hristiyanlaştırılarak, ancak kendilerine has bir &#8216;aşağı sosyal tabaka&#8217; dairesinde bırakarak ve daima istilacılara hizmet vesilesiyle görevlendirilirler. İkinci yöntem, ülke halkının kendilerine has medeni durumlara sahip olmalarıdır. Güya bunlar ülkelerine getirilen medeni idarenyi bir türlü anlayamazlarmış: dolayısıyla medenileştirmesi amacına ulaşmak için gerekli her türlü fedakarlığın yerine getirilmesi gerektiğinden muhalefet edenler &#8216;zorla bastırılmalı&#8217; dır! (s. 245) Avrupalıların istila ettikleri Asya ve Afrika ülkelerinin birçoğu &#8216;anonim şirketler&#8217; vasıtasıyla yönetilmişti. Bu tür şirketlerin yönetimlerinin, medeniyetin ilerlemesine namına uyguladıkları yağma tedbirlerden korunmak için yerli halk hiç bir dayanak bulamaz. İsyanla silaha sarılsa, şirketin mensup olduğu devletin askerleri onları isyancı ve haydut sayacak hemen cezalandıracaktır. (s. 251) Günümüzde bile hâlâ &#8220;Müslüman halklar ne zaman dış müdahelelere karşı kendisini savunmaya kalksa, Avrupa kamuoyu bu direnişi, değişmez bir biçimde hep &#8216;yabancı düşmanlığı&#8217; yaftası ile karalamaya çalışır. Avrupa&#8217;nın her yerinde İrlanda veya Polonya&#8217;nın bağımsızlık savaşlarına gösterilen sempati, Müslümanlar arasında uyanan benzer özlemlere kadar uzanacak soluğu bulunmamaktadır. Sömürgeci güçler, Avusturya&#8217;nın balkanlara müdahelede meşru bir mazeret olarak ileri sürdüğü &#8216;uygarlaştırma misyonu&#8217;nu asla kabule yanaşmazken, Mısır&#8217;da İngiltere&#8217;nin, Orta Asya&#8217;da Rusya&#8217;nın, Moroccp&#8217;da Fransa&#8217;nın ya da Libya&#8217;da İtalya&#8217;nın aynı bahane ile yaptıklarını hoşgörüyle karşılamaktadır! Aynı güçler, Ortadoğu&#8217;nun başına gelen toplumsal ve ekonomik pek çok felaketin, doğrudan doğruya bütünüyle Batı&#8217;nın gösterdiği o sözüm ona &#8216;ilgi&#8217;nin bir sonucu olduğunu akıllarına bile getirmezler.&#8221; (Leopold Weiss/Muhammed Esed, Mekke&#8217;ye giden yol, s. 140-141)</p>
<p style="text-align: justify;">Kapitalizm ile dünya Batı tarafından işgal edilir. Avrupa kendini tarihin ve dünyanın merkezinde konumlandırır, dünyanın geri kalanını da hakimiyeti altına almaya çalışır. (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 20) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14349" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ingiltere-somurgeleri.png" alt="" width="839" height="1154" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14946" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/424565776856845.jpg" alt="" width="681" height="474" /></p>
<p><strong>Detay. Batı, kölelik, insan hakları, demokrasi, modernizm, menfaat, darbe.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“19. yüzyıl Avrupa devletleri, insan topluluklarını köleleştirirken, medenileştirme kavramına başvuruyordu.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 32) &#8220;Kilise tarafından “misyon” anlayışı ile açıklanan bu sömürge sistemi, ahlaki açıdan ise, “ilkel halkları medenileştirmek” olarak adlandırılmıştır. Sömürgeci Batı imparatorluklarının siyasi ve ticari amaçlarına ulaşmaları adına koloni ülkelerinin vatandaşlarını Hristiyanlaştırma görevi üstlenen misyonerler için 19. yüzyıl parlak bir dönem olmuştur.&#8221; (İHH, Tarihi süreç içerisinde misyonerlik ve misyonerlerin yetim faaliyetleri, s. 13) “Kokunun, kozmetik sanayine indirgendiği bir imaj çağında, yaratılışın ritmini hissetmek kolay bir iş değildir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 15) Sözün, mananın ve kıymetin yerini fayda, işlev, kâr ve çıkar almaktadır. “Medeni olmayan toplumlar, medeniyet kuramazlar. Kurdukları şey medeniyet değil ancak bir maddi-teknolojik tahakküm aracı olabilir.” Batı düşüncesinde medeniyet kavramı sömürgeciliğin öncü kolu olarak kullanılmış ve asli  manasından koparılmıştır. Şiddeti estetize etmek, şehveti ve hırsı kutsamak ve insanın varoluşunu tüketim çılgınlığına indirgemek yeryüzünü giderek yaşanmaz hale getirmektedir. Aydınlanma sonrası dünya tarihi barbarlık sıfatını hak eden hazin örneklerle doludur. “Medenilik, bir şeyi akli ve ahlaki kurallar çerçevesinde yapmayı ifade eder.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 16-17, 26, 41, 115) Medeni olmak için en güçlü olmak zorunda değilsiniz. Maddi refah seviyesi düşük olan toplumlar da medeni olabilir. Medenilik ile maddi güç arasında doğrusal bir ilişki yoktur. Tarih araştırmaları, medeniyetlerin beşiğinin Avrupa değil, Asya ve Mısır olduğunu göstermektedir. Tarihteki ilk büyük şehirler, Mezopotamya topraklarında Nil deltasında ortaya çıkmıştır. (Barbar Modern Medeni, s. 18-19) “Batı dünyasının pek azı şark/doğu kavimlerinin garp/batı milletlerinden daha yüksek bir insanlığa yakışır duyguya sahip olduklarını, şarkın, medeniyetin beşiği olduğunu ve ilerleme nurunun şarktan gelmiş olduğunu düşünebilmektedir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 64) Bosna&#8217;nın günahını özellikle ve sadece Sırplara yıkmak, çağdaş medeniyetin ve küresel düzenin müşterek günahlarını örtbas etmek anlamına gelir. (Barbar Modern Medeni, s. 30) Modern dönemde teknolojik icat ve ilerleme kapasitesi, medeninin başlıca ölçüsü haline gelmiştir. (Barbar Modern Medeni, s. 47) İki dünya savaşı ve ardından yaşanan hadiseler, moderniteye yönelik beklentileri boşa çıkarmıştır. Oswald Spengler&#8217;in, &#8216;Batının çöküşü&#8217; isimli kitabında çöküş kavramı Batının, siyasi yahut askeri güç kaybı olarak değil, ‘bir ruh çürümesiyle ufuk daralması&#8217; olarak tanımlanır. (Barbar Modern Medeni, s. 53) Cornel West, &#8216;Irk Meselesi&#8217; adlı kitabında modern kapitalist toplumun eninde sonunda kendi seküler kıyametini yaşayacağını ileri sürer. (Barbar Modern Medeni, s. 55) Uygarlık adı verilen şeyin içinde insanın çok geç farkına vardığı ve şeytansı olan bir ilkenin hüküm sürdüğü inkar edilemez. (Barbar Modern Medeni, s. 267) Medeni olmak, eşyanın tabiatına uygun davranmak ve böylece adaleti tesis etmektir. Özünde çatışmacı, dışlayıcı ve asimile edici bir medeniyet tasavvurunun barış, huzur ve istikrar üretmesi mümkün değildir. Medeni olunmadan medeniyet kurulamaz. Parçalı yaklaşımlar, insan ile varlık arasında tutarlı bir ilişkinin kurulmasına imkan vermez. (Barbar Modern Medeni, s. 268) “Sadece teknolojinin hızla gelişmesi, insanlığın medeni gelişmesinin ölçüsü değildir. Avrupa medeniyetinin yüksekliğini abartmak, bizde pek çok kimsenin hissiyatını zehirlemiş manevi bir Batı hastalığıdır.”  (Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 53, 60)</p>
<p style="text-align: justify;">Garaudy: &#8220;Avrupa barbar cehaletten bilgin bir barbarlığa geçiş yapmıştır.&#8221; (Mesut Kaya, Batı`yı Aydınlatan İslam Güneşi, Genç Dergisi, 02.08.2013) Sultan II. Abdülhamid Han: &#8220;Batı hiçbir vakit adil olmamıştır. Yükselişlerinde masumların kanı vardır. Düşüşlerine de masumların gözyaşı neden olacaktır&#8221; (gzt.com/infografik/gercek-hayat/abdulhamid-hanin-bati-hakkinda-soyledikleri-26027) Oktay Sinanoğlu: &#8220;Avrupa uygar değildir! Avrupa bir kaç yüzyıllık yaldızı olan hunhar, barbar kavimlerin birleşmesiyle oluşmuş sömürgeci katiller ordusudur.&#8221; Aliya İzzetbegoviç: “Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” (https://www.yeniasya.com.tr/nejat-eren/aliya-izzetbegovic-den-ozlu-sozler_554878) </p>
<p style="text-align: justify;">“Batının eylemlerinde &#8216;kutsal amaçlar&#8217; daha açık bir biçimde; özgürlük, demokrasi, serbest pazar ve bazen, eşitlik ve kardeşlik kisvesi altında kendini göstermektedir.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 17) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8386 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/demokrasi-irakta-basarili-olacak-2.jpg" alt="" width="675" height="469" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12792" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/291972928_1391512287995372_7978462086486891847_n.jpg" alt="" width="768" height="298" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;ABD belli fiyat tarifeleri karşılığında Ortadoğu’da her tür pisliğin, her tür katliamın ve hukuksuzluğun hamisi olabilir. Böylece ABD Ortadoğu’da darbelerle, diktatörlerle, halka karşı katliam yapan psikopat yöneticilere verilen himayelerle, halklara karşı düşmanlıkla öne çıkan bir kimlikle iyice özdeşleşmiş oluyor.&#8221; (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 04 Mayıs 2019)</p>
<p>İşte size Avrupa&#8217;nın bakış açısı: İşe yaradığın müddetçe adam yerine konursun, ilk hatada ise &#8216;ötekisin!&#8217;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                            <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12893" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/295495777_6069964239686837_5273217121856327469_n.jpg" alt="" width="315" height="180" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Benzema: &#8220;Ne zaman gol atsam Fransız oluyorum, ne zaman atamazsam Arap.&#8221; Lukaku: &#8220;Her şey iyi giderken Lukaku Belçikalı forvet. Kötü gidişte Kongo asıllı.&#8221; Mesut Özdil: &#8220;Kazanınca Alman, kaybedince göçmen oluyorum.&#8221; (Yeni Şafak, 29 Temmuz 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;ABD, dünyada en fazla nükleer silaha sahip ülke. Dünyada ilk ve tek nükleer silah kullanma sabıkasına sahip ülke. Dünyada nükleer silahların yasaklanmasını isteyen ve “Nükleer silahsızlanmayı öngören NPT antlaşmasını dünya ülkelerine dayatan ABD” elinde binlerce nükleer silah bulunduruyor. Dünyanın “nükleer silah deposu” konumundaki ABD, aynı zamanda nükleer donanmalara da sahip. Birçok ülkeyi biyolojik ve kimyasal silaha sahip olmakla suçlayan ve uluslararası kurumlarda bu ülkelere karşı yaptırım kararları aldırtan ABD’nin, dünyanın en büyük “biyolojik” ve “kimyasal silah” üreticisi olduğunu da hatırlatmak gerek.&#8221; Fehriye Erdal kimdi? Bir marksist, bir terörist. Ne yaptı, kapitalist Sapancı&#8217;yı vurdu. Peki nereye kaçtı? Nato karargahının bulunduğu Brüksel&#8217;e ve yıllardır ABD ve AB tarafından korunuyor. Alın size Sisi, bir darbeci generale, Baradey gibi Nobel barış ödülü verdikleri adamı danışman yapmadılar mı? Ondan sonra da Sisi&#8217;ye, İngiltere eski Başbakanı, Liberal soldan gelen Tony Blair gibi bir adamı danışman yapmadılar mı?&#8221; (A. Dilipak, Yeni Akit, 06-16.06.2018) &#8220;Amerika’nın zorbalık politikasında üçlü sacayağı değişmiyor. Ya Irak’ta olduğu gibi işgal ya Mısır’da yaptığı ve Venezuela’da yapmaya çalıştığı gibi darbe veyahut da İran’da olduğu gibi ambargo.&#8221; (İsmail Kapan, Türkiye, 04.05.2019) &#8220;Demokrasi, insan hakları, özgürlük&#8221; gibi kavramlar Batı için sadece amacına ulaşmak için kullandığı kavramlardır. Amaç dünyayı sömürecek mutlu/güçlü bir azınlık üretmektir! Batı, “Medeniyet değil vahşi liberalizmin” (Dünya menfaat savaşları, bölüm III, 7.7.2022) merkezidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto 25 Ocak 2024 tarihinde şu açıklamayı yapıyordu: “Nasıl oluyor da 2 yıldır Ukrayna ile savaşan Rusya, geçtiğimiz sene ABD’nin en büyük uranyum tedarikçisi oluyor? ABD, Rusya’ya yarım milyar dolardan fazla para ödedi ama biz Rus gazı satın alınca savaş sponsoru oluyoruz.” Çünkü siz fakir, güçsüzsünüz ve ABD’nin bu alışverişten hiçbir bir kârı yok!</p>
<p style="text-align: justify;">Batı daima biz Müslümanların iyiliğini düşünür! &#8216;Medeniyet, ilerleme, insan hakları, demokrasi, uluslararası anlaşma, protokol, sözleşme vb.&#8217; Hep onlar bize vermek istedi, ama biz gerici ve çağ dışı olduğumuz için bir türlü bu modern kavramların değerini anlayamadık! Ayrıca Batı’nın zihninde, &#8216;Petrol, elmas, altın, misyonerlik, tarihi kökleşmiş düşmanlık.&#8217; gibi kötü düşünceler asla olmamış, hiç akıllarından da geçmemiştir! </p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bütün Kur&#8217;an&#8217;ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa, maddeciliğine rağmen Hristiyandır; sağcısıyla, solcusuyla Hristiyan. Hristiyan için tek düşman biziz! Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce, müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfeder; ahde vefa, civanmertlik, merhamet&#8230; Aşağıdan alır, hulüs çakar, yaltaklanır ve nihayet alteder devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında kazanılan bir zafer. Zavallı Türk aydını. Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır. Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecektir.&#8221; (Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, s. 9;  Jurnal I, s. 383; Mustafa Armağan, Akit, 13.06.2021; Muzaffer Taşyürek, Tarih Aynasında Osmanlı, s. 90)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8598 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bm-ikiyuzlu-1.png" alt="" width="322" height="290" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı daima biz Müslümanların iyiliğini (!) düşünür. &#8216;Medeniyet, ilerleme, insan hakları, demokrasi, uluslararası anlaşma, protokol, sözleşme vb.&#8217; Hep onlar bize vermek istedi, ama biz gerici ve çağ dışı olduğumuz için bir türlü bu modern kavramların değerini anlayamadık! Ayrıca Batı’nın zihninde, &#8216;Petrol, elmas, altın, misyonerlik, tarihi kökleşmiş düşmanlık.&#8217; gibi kötü düşünceler asla olmamış, hiç akıllarından &#8211; geçmemiştir! Detay için ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazıya bakılabilir.</span></p>
<div dir="auto" style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Garaudy: &#8220;Avrupa barbar cehaletten bilgin bir barbarlığa geçiş yapmıştır.&#8221; (Mesut Kaya, Batı`yı Aydınlatan İslam Güneşi, Genç Dergisi, 02.08.2013)</span></div>
<div dir="auto" style="text-align: justify;">
<p><span style="color: #000000;">Sultan II. Abdülhamid Han: &#8220;Batı hiçbir vakit adil olmamıştır. Yükselişlerinde masumların kanı vardır. Düşüşlerine de masumların gözyaşı neden olacaktır&#8221; (https://www.gzt.com/infografik/gercek-hayat/abdulhamid-hanin-bati-hakkinda-soyledikleri-26027)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oktay Sinanoğlu: &#8220;Avrupa uygar değildir! Avrupa bir kaç yüzyıllık yaldızı olan hunhar, barbar kavimlerin birleşmesiyle oluşmuş sömürgeci katiller ordusudur.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aliya İzzetbegoviç: “Bunu hiç unutma evlât! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.” (https://www.yeniasya.com.tr/nejat-eren/aliya-izzetbegovic-den-ozlu-sozler_554878) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Bütün Kur&#8217;an&#8217;ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa, maddeciliğine rağmen Hıristiyandır; sağcısıyla, solcusuyla Hıristiyan. Hıristiyan için tek düşman biziz: Haçlı ordularını bozgundan bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce, müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfeder; ahde vefa, civanmertlik, merhamet&#8230; Aşağıdan alır, hulüs çakar, yaltaklanır ve&#8230; nihayet alteder devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında kazanılan bir zafer. Zavallı Türk aydını&#8230; Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır. Olimpos Dağının çocukları Hira Dağının evlatlarını asla kabullenmeyecekler.&#8221; (Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, s. 9; Jurnal I, s. 383; Mustafa Armağan, Akit, 13.06.2021; Muzaffer Taşyürek, Tarih Aynasında Osmanlı, s. 90)</span></p>
</div>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7788 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/537456864786.jpg" alt="" width="602" height="406" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-9423 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/j-Todenhöfer-1-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Alman gazeteci Jürgen Todenhöfer: &#8220;Kendimizi bir yalan içine yerleştirmişiz. Bu yalan şu: İyi olan, asil olan, yardımsever olan bizleriz! Gerçek bu değil. İnanıyorum ki, biz batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin ve dinimizin mükemmelliği ile fethetmedik. Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha ‘acımasızca’ zor kullandık. Haçlı seferlerinde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. Dünyayı sömürgeleştirirken 50 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Birinci ve ikinci dünya savaşlarında 70 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar, Batı dünyasının zorbalıklarıydı.&#8221; (Yeni akit, 2019-10-20. Video: takvim.com.tr/video/haber-videolari/alman-gazeteci-jurgen-todenhoferden-carpici-itiraf-50-milyon-insani-oldurenler-batinin-zorbaliklariydi)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı gelişmesini sömürgecilik, kölelik ve katliamlara borçludur! </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9205 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-somuru-1-1.jpg" alt="" width="626" height="413" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9201 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kenyajpg_h908.jpg" alt="" width="789" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Batı, kendi menfaatine aykırı olan savaş ve işgallere karşıdır. Ama menfaati söz konusu olduğunda ne demokrasi, ne insan hakları, ne işkence, ne de sömürü gibi kavramlar onun için asla bir değer ifade etmez! Ruslar Ukrayna’yı işgal edince, Kanada’lı bakanın kendisine sorulan soru üzerine yüzüne vuran iki yüzlülüğü: </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13702 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/336232136_769527561440677_6794991857184244558_n.jpg" alt="" width="464" height="647" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7246 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/diyanet-1.jpg" alt="" width="638" height="328" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Kanadalı yazar Yves Engler, Rus ve Belaruslu sporcuları Olimpiyatlar Oyunları&#8217;nda istemeyen Kanada Spor Bakanı Pascale St-Onge’a, “Aynısını ABD, İsrail ve Kanada sporcuları için de söyleyebilir misiniz?” diye sordu. St-Onge, soruyu cevaplamayı tercih etmedi.” (Sputnik, 16.03.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">El Cezire Arabia&#8217;da Othman Ay Farah&#8217;ın, “AB, Hamas&#8217;ın 7 Ekim&#8217;de yaptıklarını savaş suçu olarak görüyor mu?” sorusuna tereddütsüz,” Evet!&#8221; cevabını veren Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 7 Ekim&#8217;den bu yana en az 5 bin 500&#8217;ü çocuk ve 3 bin 500&#8217;ü kadın olmak üzere 13 bin kişinin şehit olduğu soykırımda “İsrail&#8217;in yaptıklarını savaş suçu olup olmadığı” sorusuna ise, &#8220;avukat değilim.&#8221; şeklinde cevap verdi. (Haber 7, 20.11.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">AB ikiyüzlülüğü: Rusya yapınca terör eylemi, İsrail için &#8216;meşru müdafaa&#8217;: 2022&#8217;de Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;daki saldırılarını &#8220;savaş suçu&#8221; olarak yorumlayan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İsrail&#8217;in Gazze&#8217;de yaşattığı insanlık dramını ise &#8220;Kendini savunma&#8221; olarak tanımladı. (Oda TV, 12 Ekim 2023) Hollanda&#8217;da Denk Partisi Meclis Grup Başkanı ve Milletvekili Stephan van Baarle: &#8220;Rus roketi Ukranya hastanesine düşünce buna savaş suçu diyorsunuz. Ama aynısı Gazze&#8217;de olunca demiyorsunuz? 2 milyon Filistin&#8217;liyi aç susuz ve ilaçsız bırakanlara sesinizi çıkmıyorsunuz, bu savaş suçu değil mi? Bu iki yüzlülüğe bir son verin artık.&#8221;  (Twitter, 15 Ekim 2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10562 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiahlaki-canavar2020.jpg" alt="" width="448" height="293" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11781" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yardimi-bile-canavarca-1.jpg" alt="" width="262" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11287" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/130268244_10158890414694819_1010784254920872887_o.jpg" alt="" width="302" height="484" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">ABD Türkiye’ye teslim edilmesi gereken 8 adet F-35 uçağını ‘parası verildiği halde’ teslim etmedi. (Haber 7, 21.7.2020) Üstelik Türkiye&#8217;nin henüz teslim almadığı F-35 savaş uçakları, altı yıldır depoda bekletildiği ve Amerika, bu süre zarfında düzenli olarak yapılan teknik bakımlar yaptığı için yaklaşık 30 milyon dolarlık tazminat talep ediyor. (Türkiye, 6.2.2024) Ama ABD bu uçakları başka ülkelere satar! İsrail, 25 adet F-35 satın almak için ABD ile anlaşma imzaladı. (AA, 4.6.2024) Yunanistan ABD&#8217;den 20 adet F-35 alıyor. (DW, 25.7.2024) Almanya daha fazla F-35 alıyor. (DW, 7.6.2024) “İngiltere de gemilerimizi vermemişti İngiltere, Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan önce sipariş edip ‘parasını ödediğimiz’ iki zırhlı ve diğer gemilerimizi teslim etmemişti. Osmanlı Devleti, iki zırhlı ile diğer yapılmakta olan gemiler için toplam olarak 5 milyon sterlinden fazla para ödemişti. Ancak İngilizler gemilerin üzerine yattılar. Yapılan protesto ve hukuk mücadelesinden de bir netice çıkmadı.” (Deniz haber, 12.9.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, “demokrasi, özgürlük, anlaşma, İnsan hakları” gibi kavramları sadece reklam için ve kendi menfaatleri söz konusu olduğunda kullanılır!</p>
<p style="text-align: justify;">“Berlin anlaşması ile Türk topraklarının bütünlüğü korunuyordu. Fakat Bosna Hersek, Avusturya Macaristan imparatorluğu tarafından ilhak edildiğinde, Bulgaristan bağımsızlığını ilan ettiğinde, İtalya, Trablusgarp’ı işgal ettiğinde ve nihayet Balkan Hristiyan devletleri Avrupa&#8217;daki Türk topraklarını işgal ettiğinde Avrupalı güçler ciddi bir tepki göstermemiştir. 46 Bir Türk gazeteci Avusturya&#8217;nın İstanbul büyükelçisine, ‘Avusturya hangi halkla Osmanlı topraklarını ilhak ediyor?’ diye sorduğunda elçinin cevabı: ‘Hakkımız var çünkü gücümüz var.’ şeklinde olmuştur.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 46, 52)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10810 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gavurda-tiynet-degismiyor.jpg" alt="" width="669" height="222" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7360 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-hayvan-musluman-1.jpg" alt="" width="564" height="378" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11780 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4437568.jpg" alt="" width="402" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8351 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180305-1215222.png" alt="" width="234" height="167" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8954 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/46347568648.png" alt="" width="450" height="233" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12148" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3236457.jpg" alt="" width="405" height="446" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13254" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med346353465747.jpg" alt="" width="641" height="469" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7797 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/arakan-3gecede3bin-dunyagundemindeyok-1-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"> Somali, dünyayı etkileyen virüs nedeni ile İtalya&#8217;ya yardım için 14 doktor (biri dekan) gönderirken, Fransız Ulusal Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü Direktörü ise, “Covid 19 ilaçlarını Afrika&#8217;da deneyebiliriz” diye mukabelede bulunmuştur! (Basında, 2.4.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İlaç Devi Pfizer, Nijerya&#8217;da gizlice ailelerden ve hükümetten izin almadan 200 çocuk üzerinde deneme aşıları yapmış ve 11 çocuğun ölümüne, diğerlerinde de körlük, sağırlık, felç gibi kalıcı hasarlar kalmasına neden olmuştu. Dava tam 15 yıl sürmüştü ve karar 2009&#8217;da çıkmıştı. Nijerya&#8217;nın tüm servetlerinden kat kat fazla servete sahip olan firma ilk taksiti ancak 2 yıl sonra, oda 175.000 dolar gibi son derece komik bir rakam ile ödemiş ve bunu da dünyaya davul zurna ile duyurmuştu. (Milliyet, 13.8.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika&#8217;da yiyecek arayan çocuk. Üzerinde yürüdüğü borudan akan petrol onun hakkı ama Avrupalı ülkelere para akıyor!</p>
<p style="text-align: justify;">1914, 2011, 2020! Batı aynı ama biz hala uyanamadık!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7802 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/insanlik-ayaklar-altinda-arakan-1.jpg" alt="" width="612" height="473" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den &#8216;Yok artık&#8217; dedirten sıralama ABD merkezli bir araştırma şirketi, dünyanın en cömert 5 ülkesini sıraladı. Dünyanın en büyük mülteci ev sahibi olan Türkiye&#8217;nin adının dahi geçmediği araştırmaya göre, en yardımsever ve cömert ülke, Müslümanlara karşı uyguladığı zulüm ve işkencelerle bilinen Myanmar olarak belirlendi. (Haber 7, 21.12.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Hindu, Budist, Hristiyan, Yahudi&#8230; Herkes son 200 yıldır Müslüman avında! Ta ki ümmet olarak hep beraber ayağa kalkana dek!</p>
<p style="text-align: justify;">Kuşatma altındaki vadi: Keşmir. Günümüzün özgürlük ve hürriyet dünyasında, “İşgal Altındaki Cammu ve Keşmir”, Keşmirliler için hayatın acı ve sefaletten başka bir şey olmadığı bir “insan hakları kara deliği”dir. Ve tüm bunlar Hindistan tarafından, Keşmirlileri vazgeçilmez kendi kaderini tayin etme haklarından mahrum bırakarak bölgenin yasadışı işgalini sürdürmek gibi tek bir uğursuz amaç uğruna yapılmaktadır. Halbuki bu hak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çeşitli kararlarıyla kendilerine vaat edilmiştir. (Yeni Şafak, 5/08/2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Hindistan&#8217;da Müslümanlar zulüm altında! Yeni bir Keşmir olmasın! Hindistan&#8217;ın Assam ve Tripura eyaletlerinde ordu güçleri ve Hindu milliyetçisi çeteler tarafından Müslümanlara yönelik zulüm korkunç boyutlara ulaştı. (Milli Gazete, 31.9.2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7809 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/burmakimkiBMbilekaygilansin-1-300x286.png" alt="" width="300" height="286" /><br /></span></p>
<p style="text-align: justify;">İsveç Başbakan Ulf Kristersson, İsveç&#8217;in Göteborg şehrinde bir soru-cevap oturumunda, &#8220;İsveç ve Avrupa Birliği, İsrail&#8217;in soykırım yapma hakkı olduğu konusunda birleşiyor.&#8221; dedi.  (Yeni Şafak, 22/11/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">“Özgürlüklerin ve uygarlığın kalesi olarak sunulan Batı Avrupa&#8217;nın tekelci sermayesinin pratiğine bir göz atalım. Bugün bu asalak katman, demokratik özgürlükleri ve ekonomik mevzileri &#8220;terörle savaşım&#8221; gerekçesiyle buduyor, genç kuşakları fiziksel ve zihinsel bakımdan dejenere ediyor, militarizmi, ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını körüklüyor, ABD ile birlikte değişik ülkelere (Yugoslavya, Haiti, Kongo, Fildişi Kıyısı vb.) askeri müdahalede bulunuyor, Afganistan&#8217;ın işgaline katkı yapıyor, İsrail&#8217;e sistematik biçimde para ve silah yağdırıyor, Lübnan&#8217;ı istikrarsızlaştırmak için çaba harcıyor, &#8220;renkli devrimler&#8221; gerçekleştirmek için ABD ve İsrail&#8217;le işbirliği yapıyor, HAMAS&#8217;ı işbaşına getirdiği için Filistin halkını tehdit ediyor, İran&#8217;a ve Suriye&#8217;ye karşı savaş açmak için elinden geleni yapıyor. Batı Avrupa emperyalistleri on yıllar boyunca Güney Afrika&#8217;nın iğrenç apartheid rejimini, 1960&#8217;lardan 1990&#8217;lara kadar Kongo&#8217;yu kana bulayan Mobutu Sese Seko diktatörlüğünü desteklediler. Onlar, Ruanda&#8217;da 1994&#8217;de yaşanan ve 800,000 kişinin yaşamını yitirdiği söylenen jenosidde ve Irak&#8217;a uygulanan 1 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan BM ambargosunun yaşama geçirilmesinde rol oynadılar.” (Garbis Altınoğlu, Ortadoğu, s. 262)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman çocuklar ve hayvan hakları: “Gazze&#8217;de 3 haftada öldürülen çocuk sayısı dünyada son 4 yıldaki çatışmalarda öldürülenleri aştı.” (Şavku’l-Avsat, 19 Kasım 2023) Birleşmiş Miletler Yakın Doğu&#8217;daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı: “Gazze Şeridi&#8217;nde 14 bin 128&#8217;den fazla insan öldürüldü; bunların yüzde 74&#8217;ünün çocuk ve kadın olduğu belirtiliyor.&#8221; (Şavku’l-Avsat, 23 Kasım 2023) Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell dün yaptığı açıklamada, Hamas ile İsrail arasında 7 Ekim&#8217;de başlayan savaştan bu yana Gazze Şeridi&#8217;nde 13 bin 800&#8217;den fazla çocuğun öldürüldüğünü duyurdu. (Şavku’l-Avsat, 18 Nisan 2024) İsrail&#8217;in 7 Ekim&#8217;den bu yana Gazze Şeridi&#8217;ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 944&#8217;ü çocuk, 9 bin 849&#8217;u kadın olmak üzere 34 bin 844 Filistinli öldürüldü, 78 bin 404 kişi yaralandı.  (AA, 09.05.2024) ABD Başkanı Joe Bide, İsrail raporunun yayım tarihini süresiz erteledi. ABD yasaları, ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiği saptanan yabancı güvenlik güçlerine yardım edilmesini yasaklıyor. (İndependent Türkçe, 8 Mayıs 2024) &#8220;ABD, BM&#8217;nin Filistin devletini üye olarak tanımasını engelledi.&#8221; (BBC, 19.04.2024) &#8220;BM: Refah&#8217;daki çadırlara ABD bombası ile yapılan saldırıda en az 200 kişinin öldürüldü.&#8221; (29.5.2024) Aynı gün açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, &#8220;İsrail henüz sınırı aşmadı&#8221; (Haber 7, 29.05.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">İtham ve gerçek! &#8220;Hamas&#8217;ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları 40 İsrailli bebeğin başını kestiği.&#8221; (Haber İsrail; http://xn--tamgatrk-c6a.com/; Erkin Öncan, twitter, 10.10.2023) “Birleşmiş Milletler Genel Komiseri Philippe Lazzarini: Son 4 yıldaki savaşlarda öldürülen çocuk sayısı 12 bin 193 iken, Gazze&#8217;de öldürüldüğü bildirilen çocuk sayısı 12 bin 300&#8217;ün üzerinde olduğu aktarıldı.” (turkiye.un.org, 14 Mart 2024; AA, 12.03.2024) &#8220;7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana Gazze Şeridi&#8217;nde Filistin&#8217;li 14 bin 350 çocuk yaşamını yitirdi.&#8221; (AA, 04.04.2024) “Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Örgütü (Euro-Med) Başkanı Rami Abdu ise &#8220;İsrail ordusu, 10 aydır aralıksız, kasıtlı, sistematik ve geniş çapta, en vahşi ve korkunç yöntemlerle çocukları hedef alıyor. İsrail&#8217;in geçen 7 Ekim&#8217;den bu yana gerçekleştirdiği soykırımın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi&#8217;nde öldürdüğü yaklaşık 17 bin çocuktan 2 bin 100&#8217;ü 2 yaşın altında bebekler. &#8221; diye konuştu.” (AA, 23.08.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İtalya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Como Camii’ndeki 15 Nisan 2024 tarihli konuşmasından: “Filistin’dekiler insan değil mi? Denizde kıyıya vuran bir balinayı kurtarmak için insan hakları, hayvan hakları savunucuları seferber olmuştu. Filistin’de öldürülen, katledilen on binlerce kişinin bir balina kadar değeri yok mu?”</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8342 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180307-1427222.png" alt="" width="348" height="291" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15096" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45675468659569.jpg" alt="" width="401" height="174" /></p>
<p style="text-align: justify;">“Dani-marka çalışması, 3 bin göçmeni bile almadılar, şov yaptılar.” (Habertürk, ekran görüntüsü üstte)  “Danimarka, göçmenlerin değerli eşyalarına el koyacak.” (BBC, 13 Ocak 2016) “Danimarka&#8217;da mülteci kampında kalan 63 Afgan çocuk birden bire ortalıktan kayboldu.” (Haber 3, 16.9.2015) “Bu fotoğraf ile şov yapan Danimarka, Suriyeli küçük kızı ülkeden kovdu.” (Takvim, Mart, 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">“Hollanda Çin Halk Cumhuriyeti’nden iki adet panda kiraladı. Yaklaşık sekiz bin kilometrelik yol kat eden pandalar ülkeye son 30 yılda damızlık olarak getirilen ilk hayvanlar oldu. Wuwen ve Xing Ya adlı pandalar Hollanda’da 15 sene kaldıktan sonra tekrar Çin’e geri gönderilecek. Rhenen şehrindeki hayvanat bahçesine koyulacak olan pandalar için yaklaşık 7.4 milyon Euro’luk harcama yapıldığı belirtildi.” (Euronews, 13/04/2017) “Deutsche Welle&#8217;de yayınlanan bir habere göre avrupada sığınmacıları en kötü karşılayan Hollanda.” (haber.nl/siginmaci-gozuyle-avrupa-en-iyi-isvec-en-kotu-hollanda)  “Şampiyonlar Ligi&#8217;ndeki Atletico Madrid maçı öncesi PSV taraftarları Madrid meydanında dilencilere para atıp alay etti. Madrid meydanında oturup maç saatini bekleyen Hollandalı taraftarlar, kendilerine eğlence olarak dilencileri belirledi. Kafede yan gelip yatarken, dilenci kadınlara bozuk para atarak onların her hamlesine &#8220;oley çeken&#8221; Hollandalı utanmazlar, dünya gündemine oturdu.” (Habertürk, 15.03.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">“Çek vatandaşından dilenciye iğrenç hakaret Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üzerinden dünyaya &#8216;İnsan Hakları&#8217; standartları pazarlayan Avrupa&#8217;da nefret suçları artık rutin haline geldi. Roma&#8217;nın merkezinde yer alan Sant&#8217;Angelo Köprüsü üzerinde dilencilik yapan bir kadının yanına giden kimliği belirsiz iki Prag taraftarı, kaldırımda oturan kadının üzerine idrarını yaptı.” (Timeturk, 18.3.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">“Arakan&#8217;da 3 günde, 3.000 Müslüman katledilir ama dünya gündemine bile girmez!” (AA, 28.8.2017)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7247 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batininbakisi-6456-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ölen Müslüman olunca her zamanki gibi BM, yine ve sadece &#8216;kaygılandı.&#8217; Yoksa Burma devletçiğini istese bi günde akıllandırırdı, Irak, Suriye&#8217;de yaptığı gibi! Ama öldüren Budist, öldürülen Müslüman olunca; &#8216;kaygılıyız, kınıyoruz, çağrısı yapıyoruz, endişe duyuyoruz.&#8221;  (Basından, 30.08.2017) Bundan gaz alan Budistler bir yıl geçmeden Sri Lanka’da katliam yaparlar! (Mart, 2018)  Sri Lanka’da Budistlerin Müslümanlara Saldırıları. (Perspektif, 1 Eylül 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, menfaatperesttir! İnsan hakları, demokrasi, özgürlük sadece kendi halklarına özel haklardır, geri kalan insanlar (Afrika, Asya, Amerika yerlileri vb) hele de Müslüman ise ancak yönetilmeye, en iyi ihtimalle II. sınıf insan yerine konulmaya layıktır!</p>
<p style="text-align: justify;">Sudan&#8217;daki eş-Şifa ilaç fabrikası, ABD&#8217;li ilaç firmaları Afrika&#8217;ya ilaç satamayınca, ABD uçaklarınca ‘fabrikada kimyasal silah yapıyor’ diyerek bombalanır! Daha sonra bunun gerçek olmadığı ortaya çıkar. (James Astill, 2 Ekim 2001; The Guardian. 13 Mart 2016; The New York Times. 23 Eylül 1998)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin başta Afganistan ve Irak olmak üzere birçok İslam ülkesini işgal etme nedeni olarak gösterilen İkiz kulelere  Ladin&#8217;in saldırdığı iddiası gerçek mi? &#8220;Eski ABD Başkanı Donald Trump&#8217;tan şok edici terör açıklaması. Tarihi bir itirafta bulunan Trump, &#8220;Dünya Ticaret Merkezi kulelerine saldırı olmadı, başka ülkelerin de işin içinde olduğu bize gösterildi. Ama sonunda Orta Doğu&#8217;da bir savaşın içine sürüklendik.&#8221; dedi.&#8221; (Yirmi Dört TV, 28 Ocak 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;li bağımsız Senatör Bernie Sanders, “Gazze’de yaşananlar kıyılarımızdan binlerce mil uzakta meydana gelen talihsiz bir trajedi değildir. ABD İsrail&#8217;e her yıl 3,8 milyar dolar askeri yardım sağlıyor ve Gazze&#8217;yi yok eden bombalar ve askeri teçhizat ABD&#8217;de üretiliyor. Yaşananların suç ortağıyız.” (AA, 27.01.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail&#8217;e silah satışını 2023&#8217;te 10 kat arttıran Almanya&#8217;nın Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Christian Wagner, Alman hükümeti için &#8220;büyük siyasi önceliğin&#8221; Gazze’ye daha fazla insani yardımın girmesi olduğunu söyleyebilmektedir. (25.03.2024) Filistin’li bir Müslüman’da ABD’nin Filistin’e yardımlarını şöyle değerlendirir: “Bize biraz ekmek veriyor, İsrail’e ise füze ve mermi.”</p>
<p style="text-align: justify;">O öyle bir Batı’dır ki; Silah satar, barış ister! Virüs yayar, aşı satar! İnsan öldürür, insan haklarını savunur! İşgal eder, demokrasi der!</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın dört bir yanında katliama uğrayan hep Müslümanlardır. Yıl 1995. Avrupa&#8217;nın göbeğinde 1992 ile 1995 yılları arasında Bosna-Hersek’li Müslümanlar hem Sırp hem Hırvatların saldırılarına maruz kalırlar. BM ve NATO desteğinde başlatılan ambargo ise Rus destekli Sırpları hiç etkilemez ve sonunda ambargo sadece Bosnalı Müslümanlara zarar verir. Ne silah ne ilaç ve gıda ülkeye sokulamazken yaklaşık 4 yıl Müslümanlar katliama uğrar. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Soykırımı) 5 Temmuz 2009&#8217;dan beri ise Çin Doğu Türkistan ile tüm dünyanın bağlantısını kesmiş durumdadır! Yıl 2024. Sivil Yahudilerin, İsrail&#8217;deki Kerem Şalom Sınır Kapısı&#8217;ndaki yardım kamyonlarının Gazze&#8217;ye girişini engellediği anlara ait görüntüler ortaya çıkar. (24.01.2024)  Ama sonra da suçlanan yine Müslümanlar olur: ‘Müslüman ülkeler neden geri?!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7252" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-menfaat-1.jpg" alt="" width="216" height="239" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Batı ve ırkçılık, İslamofobi</p>
<p style="text-align: justify;">-İslamofobi adlı yazımıza da bakmanızı tavsiye ederiz-</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanında &#8216;Özgür dünya&#8217; için en büyük tehdit olarak görülen SSCB bile, Batının İslam düşmanlığı karşısında daha az tehlikeli kabul edilebilmekte. Amerikalı tarihçi James Davidson bu bakış açısını &#8220;İslam, Batı için Sovyet İmparatorluğu&#8217;ndan daha tehlikeli olabilir.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 56) sözleri ile ifade etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendine Demokrat. Mahinur Özdemir. Brüksel Bölge Milletvekili. 32 yaşında. Belçika&#8217;da &#8220;Üçüncü kuşak.&#8221; Belçika&#8217;da doğdu. Belçika&#8217;da okudu. Belçika&#8217;da milletvekili oldu. &#8220;Halkla ilişkileri&#8221; tam puan. Hem Türkler&#8217;le, hem Belçikalılar&#8217;la. &#8220;Çevre, enerji, sosyal sorunlar.&#8221; Onun yoğunlaştığı konular. Çalışkan. Dürüst. Saygın. Sevilen bir politikacı. Fakat. İşte bu Mahinur Özdemir bir süre önce &#8220;Partisinden&#8221; atıldı. Şimdi. &#8220;Bağımsız&#8221; milletvekili. Hatırlar mısınız, Mahinur Özdemir &#8220;Partisinden niçin ihraç edilmişti?&#8221; Türkiye&#8217;yi rahatsız edecek bir bildiriyi (Ermeni meselesi, Sözde soykırım iddiası) imzalamadığı için. Batı&#8230; Kendine demokrat. (Yavuz Donat, Sabah, 24 Mart 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Hollandalı aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders, &#8220;Türkiye gibi bir İslam devleti Avrupa&#8217;nın parçası olamaz&#8221; dedi. Aşırı sağcı politikacı, &#8220;Bugün Türklere bir mesajım var&#8221; diye başladığı 1 dakikalık videoda şunları söyledi: &#8220;Hükümetiniz sizin bir gün Avrupa Birliği üyesi olacağınıza inanmanızı sağlayarak sizi kandırıyor. Bunu unutun. Siz Avrupalı değilsiniz ve hiçbir zaman olmayacaksınız. Türkiye gibi bir İslam devleti Avrupa&#8217;nın bir parçası olamaz. Daha fazla İslam istemiyoruz, azalmasını istiyoruz. Bu nedenle, Türkiye, bizden uzak dur. Seni burada istemiyoruz.&#8221; (Sputnik, 5 Aralık 2015) Safkan faşistler kırma çıktı. Batıda fa-şizm terörü estiren Geert Wilders’in Hollandalı olmadığı ortaya çıktı. Endonezya asıllı Yahudi Wilders’in kavmini gizlemek için sürekli olarak saçlarını platin sarısına boyattığı tespit edildi. (TR Haber, 12.3.3017)</p>
<p style="text-align: justify;">Ünlü İngiliz gazetesi The Guardian, Gazze Şeridi’nde defalarca kez bombalanarak kullanılmaz hale gelen ve toplu mezara çevrilen Şifa Hastanesi’yle ilgili haberinde “IDF, Hamas&#8217;a karşı &#8216;hedefli&#8217; bir operasyonla Gazze&#8217;deki El Şifa hastanesine girdiğini açıkladı” (The Guardian, 15.10.2023) başlığını atmıştı. The Guardian, Rusya’nın Kiev’e düzenlediği füze saldırısında çocuk hastanesinin zarar görmesi olayıyla ilgili haberini ise, “Bunun için söylenecek söz yok: Rusya&#8217;nın Kiev&#8217;deki çocuk hastanesini bombalamasının dehşeti” (The Guardian, 8.6.2024) diye okurlarına servis eder. İsrail’in Şifa Hastanesi’ndeki saldırılarında 409 kişi can vermişti. Rus ordusunun gerçekleştirdiği füze saldırısında hasara uğrayan ‘Ohmatdit Çocuk Hastanesi’nde ise, 7’si çocuk 16 kişinin yaralandığı bilgisi paylaşılmıştı. (Haber 7, 10.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, İslam sözkonusu olunca her konuda ikiyüzlüdür: Termik santrallerle ilgili söz konusu Almanya olunca ikiyüzlü bir tavır sergileyen DW Türkçe, Türkiye olunca ise başka yaklaşım sergiledi. DW Türkçe&#8217;nin, termik santrallerin insan ölümüne ve hastalığına yol açtığını savundu. “Yeniköy-Kemerköy santrallerinin bedellerini kim ödüyor?” başlıklı haberde “Akbelen’deki ağaç kıyımı ile gündeme gelen Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali halk sağlığını tehdit ediyor. Enerji sıkıntısından dolayı termik santrallere geri dönüş kararı alan Almanya için “Almanya kömür santrallerine dönmede karar aşamasında” başlıklı bir haber sunan DW’nin kurulduğu ülkeyi övdüğü, hatta buna &#8216;mecbur&#8217; kaldığını belirten ifadeleri dikkat çekti. “Elektrik üretimine Rusya’nın doğalgazına alternatif arayan Almanya’da hükümet kömür santrallerini yeniden devreye sokmaya hazırlanıyor. Kışın yaşanacak doğalgaz sıkıntısında taş kömürü veya ham petrol yakıtlı 16 termik santral tekrar faaliyete geçebilecek.” (Lider Haber, 06.08.2023) Avrupa ülkeleri iklim krizinin en büyük nedenlerinden biri olan kömürlü termik santrallara geri dönerken AB, fosil yakıtlı araç satışını bitirecek iklim paketinde anlaştı. (Birgün, 30.6.2022) “İspanya’da merkezî idarenin Katalonya’da yaptıklarını Türkiye yapsa AB ülkeleri kıyameti koparırdı. Kendi üyeleri söz konusu olunca üç maymunu oynuyorlar, hattâ İspanya’ya destek veriyorlar. AB’nin ikiyüzlülüğü bir kere daha yüzümüze yüzümüze çarpıyor. Başkalarını bilmem ama ben hiç ama hiç şaşırmadım.” (Atilla Yayla, Serbestiyet, 27 Mart 2018) Avrupa&#8217;nın Ukrayna ve Filistin konusundaki ikiyüzlülüğü bir kez daha tescillendi. 27 üyeli Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu&#8217;nda Rusya&#8217;nın saldırıları görüşülürken İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki soykırımı gündeme dahi alınmadı. (Sabah, 18.7.2024) Avrupa ikiyüzlülüğü! Avrupa ülkeleri, raporlarına “işkence yapan, adam kaçıran, çocukları silah altına alan, sivilleri ölüme mahkûm eden örgüt” diye yazdığı PKK’yı Türkiye harekât başlattı diye savunma noktasına geldi. Türkiye Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı, Batı kendini yalanladı. PKK/PYD’ye siper olan Avrupa, kendini yalanlıyor. Operasyo engellemek için türlü skandala imza atan Batı ülkeleri, dün terör örgütü ilan ettikleri PYD’yi savunmaya başladı. PYD’yi silaha boğan ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) önceki gün yayınladığı Suriye raporunda PYD’nin illlegal bir yapı olduğunu duyurdu. (Türkiye, 15 Ekim 2019)</p>
<p style="text-align: justify;">“Almanya&#8217;da metro vagonunda, tramvayda dazlaklar bir yabancıya musallat olduğu zaman diğer yolcular ya keyifle seyreden ya da görmezden gelirler.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 36)</p>
<p style="text-align: justify;">Belli ki Amerika için öncelik mağdurun ABD vatandaşlığı değil, asıl olarak nereli olduğu, o önemli. 3 Müslüman katledildi, ABD’den ses çıkmadı. Çarli’ye kıyamet koparanlar Müslümanların hedef alındığı ırkçı katliamı, “otopark cinayeti” olarak geçiştirmeye çalıştı. Temmuz ayında Kudüs’te Yahudiler tarafından yakılarak katledilen 16 yaşındaki Muhammet Ebu Hudayr’ın cenazesinde bir saldırı yaşanmıştı. Muhammed’in Amerika Florida’da yaşayan amcasının oğulları o cenazedeydi. 14 yaşındaki Tarık Ebu Hudayr, cenaze sonrası ortadan kayboldu. Sonra onu yakalayıp, öldüresiye döven İsrail polislerinin görüntüleri ortaya çıktı. Çocuk öldüresiye dövüldü ardından hapse atıldı. İsrail polisinin kameralar önünde öldüresiye dövdüğü Tarık, tıpkı önceki gün katledilen 3 Müslüman gibi Filistin asıllı Amerikan vatandaşıydı. Tarık’ın babası Selahattin, İsrail’deki ABD Büyükelçiliğine ardından Florida’daki mahkemelere başvurdu, elinde oğluna uygulanan şiddetin belgeleri de vardı ama nafile İsrailli polisler hakkında hiçbir hukuki sonuç elde edemedi.  (Taha Dağlı, Haber7, 13 Şubat 2015)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7260 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-3.jpg" alt="" width="408" height="358" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7261 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yuzsuzbati-1.png" alt="" width="510" height="355" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7643 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/20106663_274568536356425_3331179612473251929_n.jpg" alt="" width="181" height="531" /></span><br /><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7248 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_130317.jpeg" alt="" width="561" height="771" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7249 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-islamfobi-irkcilar-1.jpg" alt="" width="401" height="497" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7265 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43645753756868649-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7266 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oklohoma-hollanda-1.jpg" alt="" width="666" height="402" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7885 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimedeniyeti-onlaryapincayalnizkurt-hirter-degil-1.jpg" alt="" width="432" height="697" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7886 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit_061017.jpeg" alt="" width="386" height="156" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7936 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-saldiri-incilogretmeni-1.jpg" alt="" width="445" height="369" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9930 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20190805_1359152.jpg" alt="" width="231" height="580" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10527 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oPwlF_1582256537_6925_w750_h12102.jpg" alt="" width="299" height="344" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Quebec City Camisi&#8217;ne yatsı namazı vaktinde otomatik silahlarla gelen ve 6 kişiyi öldürüp, 6 kişiyi de yaralayan Alexandre Bissonnette&#8217;nin davasına bakan Quebec Temyiz Mahkemesi katilin cezası 15 yıl indirdi. (Euronews, 26/11/2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere oğlunu savaştırıyor, annesini sınır dışı ediyor: İngiltere&#8217;de, bir oğlu Irak cephesinde savaşan, diğer oğlu ise Savunma Bakanlığının Irak&#8217;a göndermek için asker toplamak amacıyla bastırdığı posterlerde fotoğrafı ile yer alan 69 yaşındaki Jamaikalı kadının sınır dışı edilmesine ilişkin karar tepkilere yol açtı. The Independent gazetesi, ilk sayfasında, oğulların fotoğraflarını, &#8220;ülkenizin size ihtiyacı var&#8221;, anne Joy Bowman&#8217;ın fotoğrafını ise &#8220;ancak size ihtiyaç duymuyoruz&#8221; ifadesiyle yayımladı. (CNN Türk, 13 Mart 2007)</p>
<p style="text-align: justify;">“Feeding America” (Amerika’yı Doyurmak) ismiyle 46 milyonu aşkın Amerikan vatandaşını doyuran hayır cemiyetleri ağının beynini oluşturan sivil toplum örgütü. “Feeding America”nın raporuna göre ABD’de her yedi kişiden biri, 46 milyon insan, kendilerini ve ailelerini gıda bankalarından doyuruyorlar. Bu rakamlar 2013 araştırmasının sonuçları. Amerikan ordusunun asker kaynağının da bu yoksulluk sınırında yaşayan insanlar. Zengin ülkeler bu mültecilere de yoksullara da “yokmuş” muamelesi yapıyorlar. Avrupa’nın Amerika’nın karanlık sokaklarına açlık sınırında yaşayan nüfusuna baktığımızda başka bir Avrupa Amerika görüyoruz. Dünyadaki imajlarından çok farklı. Bebeğine bakmayan, yaşlısını yalnız bırakan, daha ucuz diye Tayland’daki yaşlılar evine gönderen, komşusunun açlığı ile ilgilenmeyen bir Batı. Her konuda olduğu gibi Batı konusunda ezberlerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. (Ayşe Böhürler, Yeni Şafak, 25 Ağustos 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">1896&#8217;da Chocolaterie d&#8217;Aiguebelle/Aiguebelle Çikolata Fabrikası &#8220;Ermenistan katliamları&#8221; başlığı altında propaganda kromoları yayınlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1889 yılında gazetede yayınlanmış bir resim</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7847 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/21731078_1995579974008444_5114226515037823581_n.jpg" alt="" width="500" height="336" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekler ise tam aksini ispat etmektedir. (msb.gov.tr/Content/Upload/Docs/askeritariharsiv/61-%20bds_ermenilerin_katliam_fotograflari.pdf Ayrıca; Kadir Mısıroğlu, Tarihten Günümüze Ermeni Meselesi ve Zulümler)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7358" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/17835135_225290204617592_2338037580085370931_o-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İtalyan ressam Lugozzi, Şeyhülislamı, şeytanın hocası olarak gösteriliyor. Avrupalı gezgin ve elçiler, Türkiye&#8217;ye kalıplaşmış düşüncelerin etkisi altında yetişmiş olarak geldiler. 1630&#8217;lara kadar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na gelen seyyahların eserlerinin çoğunda bilinç altındaki korku ve önyargı sebebiyle basmakalıp düşüncelerin tekrarlanır. Gezginler Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na peşin bir Türk düşmanlığı düşüncesiyle geldiler. Türkiye&#8217;ye gelip de bir kitap yazanlar ile hiç gelmeden Osmanlılar hakkında eser kaleme alanlar kıyaslandığında çoğu zaman aralarında hiçbir fark görülmez. Türk aleyhtarı kitap ve risaleler yazmak bir nevi modadır.&#8221;  (Erhan Afyoncu, Sabah, 29 Ocak 2023)</p>
<p style="text-align: justify;">History channel, istanbul’un fethinde toplu katliam yapıldığını öne sürdü. Tarihi belgeselleriyle tanınan History Channel, ABD’deki yayınında ‘Building In The Name of God’ (Tanrı adına inşa etmek) isimli belgeselinde Ayasofya’nın da hikayesini anlattı. İstanbul’u fethinin anlatıldığı temsili görüntülerde, yere diz çöktürülmüş Hristiyan sivillerin Türkleri tarafından vahşice katledildiği gösterildi. Belgeselde fetih sırasında on binlerce sivilin de kılıçtan geçirildiği ifade edildi. Fetihle ilgili pek çok kaynak, Fatih Sultan Mehmed’in kente girdikten sonra, öncelikle Ayasofya’nın önüne giderek, din adamları ve halka hitaben şu konuşmayı yaptığını yazıyor: &#8220;Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazabımdan korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.&#8221; (Hürriyet, 30.07.2006)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9073 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/BATTLEFIELSniper-2.jpg" alt="" width="743" height="333" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">‘Battlefıeld 1 Sniper’ adlı oyundan görüntüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gallup anketine göre her 10 ABD&#8217;liden 4&#8217;ü, Yahudilerin sarı Davut yıldızı gibi Müslümanların da özel bir kimlik taşımasını istiyor. (Vatan, 12.08.2006)</p>
<p style="text-align: justify;">Bosna&#8217;yı unutmayalım</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.&#8221; Bosna-Hersek cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere başbakanı John Major, bakanına mektup yazdığı mektupta şunları söylemekte idi: Bosna&#8217;nın bölünmesi ve olası bir İslam ülkesi olarak yok edilmesi politikamızı devam ettireceğiz. ABD dişisleri bakanı Warren: Bosna&#8217;da savaşa girmemiz için yeterli ölçüde menfaatimiz yok. (Daha sonra menfaati oluşunca da müdahele eder!) İngiliz eski diş isleri bakanı Lord Owen: Avrupa&#8217;nın ortasında İslam devleti kurdurmayız. BM&#8217;ce güvenli bölge ilan edilen Srebricika, Sırplarca işgal edilir. Katliam yapılır. BM komutanı Sırp komutanla şampanya patlatır. (Hürriyet, 14.7.1995) Avusturya mülteciler sorumlusu bayan M. Fleming: ‘Boşnaklar Hristiyan olsun’ der. ABD, Irak’ı uçus yasağını deldiği için bombalarken, Sırp uçaklarının üç buçuk yıl bosnakları bombalamasına ses çıkarmaz. ABD seçimleri sırasında (1996) Clinton&#8217; un rakibi R. Dole: &#8220;Batı uygarlığı Bosnada bataklığa  saplandı, bunun sorumlusu da Clinton&#8217;dur.&#8221;  Deyince, ansızın &#8220;Bosna&#8217;yı kurtarma&#8221; planları işleme konulur. Ya, Sırp kadınlara Müslümanlar topluca ve sistemli olarak tecavüz etseydi, ya Azerbaycan Ermenistan&#8217;ı işgal etseydi, ya Çeçenistan Rusya&#8217;yı bombalasaydı, ya Cezayir halkı Fransa&#8217;yı kana bulayıp bir milyon insanı katletse idi, ya Hristiyan bir cumhuriyet kurdu diye İran bir ülkeyi ikide bir bombalasa idi, o ülkeye ambargo koysa idi, ya Keşmir Müslümanları Hindistan&#8217;a saldırsa idi, ya Amerikan yerlilerine ve Çin&#8217;lilere Müslümanlar asimilasyon ve sömürü yapsa idi?! “Mladiç&#8217;in günlükleri Karadziç&#8217;i zora soktu: Bosna savaşında işlediği suçlardan dolayı aranan, savaş yıllarında Bosnalı Sırpların kurduğu ordunun Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç&#8217;in günlüklerinde yer alan bazı bilgiler, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi&#8217;nde yargılanan Bosnalı Sırpların savaş zamanındaki lideri Radovan Karadziç&#8217;i zor duruma soktu. Günlüklerde yer alan, Sırbistan&#8217;ın eski Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç ile kendisi arasında 8 Temmuz 1993 yılında geçen bir konuşmada, &#8220;Bosna&#8217;yı bölme planlarını görüşmesi ve bu konuda Hırvatlara yardım etme, Müslümanları zor durumda bırakma&#8221; gibi konuların ne anlama geldiği sorularıyla karşılaşan Karadziç, mahkemeden kendini savunması için 1 ay süre talep etti. Mahkemenin, Karadziç&#8217;in bu talebini değerlendirmeye aldığı, ancak kendisine henüz cevap vermediği öğrenildi. Sırbistan, Bosna&#8217;daki savaş sırasında (1992-1995) Sırp birliklerinin komutanı olan General Ratko Mladiç&#8217;in kaleme aldığı günlükleri bir süre önce, Lahey&#8217;de kurulan uluslararası mahkemeye teslim etmişti. Günlüklerin önemli kısmını, Mladiç&#8217;in çevresindeki çetnik komutanların, savaş mağduru kadınlarla yaşadıkları &#8220;eğlencelerin&#8221; oluşturduğu açıklanmıştı.” (Milliyet, 29.05.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Avrupa&#8217;yı İslam&#8217;dan koruyoruz&#8217; diyen Sırplar, Boşnak esirleri birbirine öldürttü. Annelere çocuklarının gözü önünde tecavüz edildi. Babalarının cesetlerini çocuklara taşıttılar. Luka kampında dişleyerek öldürme yolunu buldular. Esirlerden kan ve organ alıp sattılar. Diri diri gömülen Boşnaklar vardı. Stadyumlar mezarlık yapılmıştı. Batıdaki bazı örgütler, Sırp çetniklere öldürdükleri her Müslüman için para ödüyordu. Heyecan arayan kimi zengin Avrupalılar, Bosna&#8217;ya gelip uzaktan Müslüman avlıyordu. Fırsat bulduğu yer ve zamanlarda aynı işkenceler şaşırtıcı olmayacaktır. (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 23) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7331 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-humanizm-2.jpg" alt="" width="696" height="391" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7270 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiranbati43662476.jpg" alt="" width="682" height="289" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7271 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/multeci-istismr-1.jpg" alt="" width="358" height="183" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12390 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4564575.jpg" alt="" width="486" height="294" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ortaçağ Batı dünyasının Müslümanlara bakışı ve zulmü günümüzde de aynı vahşi yöntemlerle devam etmektedir. Endülüs&#8217;te yapılan şimdi Doğu Türkistan&#8217;da yapılıyor, Ermenilerin doğuda yaptığını Sırplar batıda Bosna&#8217;da yapmıştır. Endülüs’te Müslümanların evleri kapatılamazdı. İsteyen haçlı eve girer, Müslüman kadını oynatır, kıza içki içirirdi. Erkek tepkiyi boş verin, gözü yaşarsa engizisyona uğrardı. Aynısını şimdi Çin’de Doğu Türkistan halkına uyguluyorlar! Ermeni çeteler Osmanlı zamanı Doğu’daki Müslüman evlerine girer, kadınları pişirir çocuklarına yedirirdi. Aynısını Avrupa’nın ortasında Sırplar yaklaşık 5 sene Müslüman Boşnaklara uyguladılar! 1992 yılında Hocalı’da da Ermeniler de Türk çocuklarını pencerelere çivileyip derilerini yüzmüşlerdi. (Kazım Karabekir, Ermeni Mezalimi, Haber 7, 25.02.2012; Dr. Necmeddin Güney, Maliki fakih ibn ebi cum’a el-mağravi’nin ispanyol zulmü altındaki endülüs müslümanlarına (moriskolara) gönderdiği ikrah/takıyye fetvası, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy. 31, 2018, s. 263-290; https://ihh.org.tr/haber/ceyrek-asirlik-katliam-srebrenitsa; https://tr.euronews.com/2021/07/10/srebrenitsa-soykirimi-surece-nasil-gelindi-neler-yasandi; https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mehmet-kocak/dogu-turkistanda-cin-mezalimi-7616.html)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9891 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/68778215_1425255650947868_9095183244642484224_n.jpg" alt="" width="604" height="394" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11116 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed-2020-1.jpg" alt="" width="527" height="343" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7272 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/nobel-1.jpg" alt="" width="570" height="262" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10308 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/nobel-2019-1.jpg" alt="" width="305" height="225" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Nobel barış ödülü alan katiller</p>
<p style="text-align: justify;">Slovenyalı yönetmen Miran Zupanic&#8217;in yayınladığı “Saraybosna Safarisi” adlı belgesele göre, ABD, Kanada, Rusya ve İtalya&#8217;da zenginlerin, Müslüman sivillere ateş etmek için Sırplara yüklü miktarda para ödedikleri ve Sırp mevzilerinden birçok sivili Sniper ile &#8216;avladıkları&#8217; ortaya çıktı. Müslüman çocukları vurmak isteyenlerin Sırplara daha fazla para ödediği, bu kişilerin lüks otellerde konakladığı ve işleri bittikten sonra ülkelerine döndükleri tespit edildi. Şimdiye kadar ise hiçbirinin kimliği tespit edilemedi. (AA, 11.9.2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15035" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/398226543_1698473580632573_4166701333736011341_n.jpg" alt="" width="788" height="293" /></p>
<p style="text-align: justify;">Nobel ödüllü yazar Handke&#8217;den Srebrenitsa sorularına küstah yanıt Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülen Avusturyalı yazar Peter Handke, Srebrenitsa&#8217;da yaşanan soykırımla ilgili sorulara sinirlenerek, &#8220;Boş sorularınız için tuvalet kağıdını tercih ederim&#8221; ifadesini kullandı. (AA, 7.12.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">Obama&#8217;ya verilen Barış Ödülü&#8217;nün mimarı, Beyaz Saray sekreteri Mary Miller çıktı. Miller, Obama ile çalışmadan önce Nobel&#8217;in gelirlerini yöneten T. Rowe Price adlı bir şirkette görev yapıyordu. Şirket de parayı, Nobel&#8217;in sponsoru olan ve Irak işgalinde kullanılan helikopterleri üreten Honeywell hisselerine yatırmıştı! Yani Obama&#8217;nın yeni sağ kollarından Bayan Miller&#8217;ın kısa süre öncesine dek  çalıştığı T. Rowe Price, Nobel Vakfı&#8217;nın gelirlerini değerlendirsin diye emanet ettiği borsa şirketidir. Nobel gelirlerinin iki silah şirketi hisselerine yatırıldığı haberi, üç yıl önce dünya basınında &#8216;skandal&#8217; olarak yer almıştı. (Akşam, 13 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">2012 Nobel Barış Ödülü, “Avrupa’da 60 yıldan fazla süredir barış, uzlaşma, demokrasi ve insan haklarının ilerlemesine sağladığı katkılardan dolayı” Avrupa Birliği’ne verildi. “İsrail&#8217;i destekleyen, ABD&#8217;nin Irak işgaline destek sağlayan, Guantanamo olmak üzere kimi toplama kamplarına Avrupa aktarmalı uçuşlara izin veren, Avrupa’nin ortasında sırplarca katliama uğrayan Bosna’lıları sadece seyreden AB ‘Barış ödülü’nü hak etmiştir!</p>
<p style="text-align: justify;">Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa&#8217;nın tam göbeğinde çıkan savaşta sistematik bir soykırıma tabi tutuldu, öldürüldü. &#8220;60 yıllık barış&#8221; veya &#8220;savaşsız 60 yıl&#8221; gibi atıflar yapılan Nobel Barış Ödülü&#8217;nün tam ortasında Avrupa Birliği duruyorsa, bir yanda da Bosna, Srebrenitza Katliamı duruyor. Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre (1992-1995) Bosna-Hersek&#8217;te 312.000 kişi hayatını kaybetti. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkından. Bosna&#8217;daki soykırımı inkar eden Avusturyalı yazar Handke&#8217;nin Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülmesi, İsveç Kraliyet Akademisinin daha önce verdiği ve tartışmalara neden olan ödülleri akıllara getirdi. Soykırım ve savaş suçlarından yargılanması sürerken cezaevinde ölen eski Sırp lider Slobodan Milosevic&#8217;e duyduğu hayranlığı her fırsatta dile getiren Handke&#8217;nin, İsveç Kraliyet Akademisi Nobel Komitesince ödüle layık görülmesi, özellikle Bosna Hersek ve Kosova&#8217;da büyük tartışmalara neden oldu. Nobel Barış Ödülü&#8217;ne 1991&#8217;de layık görülen Myanmar lideri Aung San Suu Çii, özellikle Arakanlı Müslümanlara yönelik zulme sessiz kalmasının ardından tepkilere maruz kaldı. Nobel Barış Ödülü sahipleri arasında en çok tartışılan isimlerden biri de eski ABD&#8217;li siyasetçi ‘Karanlıklar prensi’ olarak bilinen Henry Kissinger! (AA, 10.12.2019) Ukrayna önemli, ama 30 yıl önce Bosna da önemliydi. O zaman tepki neredeydi? Savaş sırasında Bosnalı ordu rehberi, şimdi Pulitzer ödüllü fotoğrafçı ve bu haftaki anma törenlerinin merkezinde yer alan Warm (savaş, sanat, direniş, hafıza) Vakfı&#8217;nın yöneticisi olan Damir Sagolj, &#8220;Ukrayna&#8217;ya kamuoyunun onda biri, askeri desteğin ise yirmide biri olsaydı, savaş durdurulur, yüz binlerce hayat kurtarılırdı; ayrıca üç kayıp yıl ve milyonlarca insanın evi kurtarılırdı&#8221; diyor. (Ed Vulliamy, The Guardian, 3 Nisan 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">1953 yılında hem Nobel Barış hem de Nobel Edebiyat Ödüllerine aday gösterilen, İngiltere eski Başbakanı Winston Churchill: &#8220;Savaş hukukuna göre zehirli gaz kullanmak yasaktır; biliyorum Amma zehirli gazı insanlara karşı kullanmak yasaktır! Türkler Müslüman’dır. Dolayısıyla da insan sayılmaz hiçbiri! Yani, Türklere karşı rahatça zehirli gaz kullanabiliriz!&#8221; (Habertürk, 20 Mart 2007) Tony Blair&#8217;ın İdeolojisinin Kaynağı: Gladstone. Blair, yaptığı konuşmalarda politik ilhamını, Darwinist ideolojiye bağlılığı ve Türk düşmanlığı ile tanınan İngiltere eski Başbakanı William Ewart Gladstone&#8217;den aldığını söylemektedir. Gladstone&#8217;un, &#8220;Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu&#8217;da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir: Kendilerinin yok olmasıyla&#8221; sözleri ile meşhur biridir. (Ahmet İhsan, Matbuat Hatıralarım, s. 57) İngiliz The Economist Dergisi, Tony Blair’in dış politikada William Ewart Gladstone’u adım adım takip ettiğini belirtmiş ve aradaki benzerliklerden dolayı onu “Gladstone’un hayaleti” olarak tanımlamıştır. (The Economist, vol: 351, issue: 8121 (29 May 1999), s. 54)</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-15232 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/israil-beyaz-fosfor6u.jpg" alt="" width="456" height="467" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15281" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/408130767_171933571521302.jpg" alt="" width="764" height="448" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7273 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irkcidinci-1.jpg" alt="" width="356" height="288" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dedeler ve torunları!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7274 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dede-torun-1.jpg" alt="" width="384" height="146" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oryantalistler biliyorlar ki Kur’an Müslümanların elinde olduğu müddetçe daima muzaffer olacaklar ve batının sömürgeciliğini kabul etmeyeceklerdir.&#8221; (Prof A. Hatip, İddialara cevaplar, s. 33) Belçika&#8217;lı Irkçı ve İslam karşıtı Flaman Menfaati Partisi&#8217;nin eski lideri Dewinter Kur’an-ı Kerim için, ‘Birçok fenalığın nedeni, tüm kötülüklerin kaynağı’ ifadesini kullandı ve öldürme müsaadesinin bu kitaptan alındığını söyledi!&#8221; (Ocak, 2015) Yıl 1907. İngiliz sömürge bakanı William Eward Gladstone, İngiliz avan kamerasında eline Kur’an&#8217;ı alarak milletvekillerine şöyle konuşma yapar: &#8220;Bu kitap Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, orada bize hiçbir zaman rahat ve huzur olmayacaktır.&#8221; (Profesör Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 13)  </p>
<p>Lord Allenby, I. Dünya Savaşı&#8217;nda Kudüs&#8217;ü işgal edince şöyle söyler: &#8220;Ancak şimdi Haçlı Seferleri sona ermiştir.&#8221; (A.L. Tibawi; Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 97) &#8220;1920 yılında Fransız General Gouraud, Şam’a girince, Selahattin Eyyubi’nin türbesine giderek ve şeytanca bir zevkle, ‘İşte yine biz geldik, Selahattin’ demesi bitmeyen kine işarettir.&#8221; (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 96)</p>
<p style="text-align: justify;">Sırp Cumhuriyeti Ordusu Komutanı Sırp general Ratko Mladiç, Srebrenitsa soykırımının yaşandığı 11 Temmuz’da birlikleriyle birlikte girdiği kentte kameraların karşısında kullandığı, &#8220;İşte 11 Temmuz 1995’te Sırp şehri Srebrenitsa’dayız. Büyük bir Sırp bayramı arifesindeyken bu şehri Sırp milletine armağan ediyoruz. Bu topraklarda Türkler’den intikam almamızın vakti geldi&#8221; sözleriyle de biliniyor. (Milliyet, 10.04.2013) &#8220;Bir Shakespeare uzmanı olarak tanınan ve akademik saygınlığı herkes tarafından kabul edilen Nikola Kolceviç, Bosna katliamının Baş mimarlarından Radovan Karadzic&#8217;in sırdaşı, Sırbistan Başkan Yardımcısı sıfatıyla Saraybosna&#8217;nın yerle bir edilmesi emrini imzalayan bir katil ve Sırp milliyetçisi idi.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 259) </p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Türklerin Doğu Avrupa&#8217;daki kuşatmalarını ilişkin hatıralar Macaristan ve Sırbistan gibi milletlerin hafızalarında canlılığını korumaktadır. Mohaç meydanı, Karakuşlar meydana hala canlıdır.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 65)  Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas, Ermeni meslektaşı Sarkisyan&#8217;ı kabulünde, iki ülke halklarının geçmişte Türkler tarafından &#8216;kesildiğini&#8217; söyledi. (Habertürk, 19.1.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Evet! 1920 veya 2024! Batılıların içindeki İslam düşmanlığı asla bitmiyor! Ama bunu farkında olmayanlar hala Müslümanlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Yıl, 1821.Yunanistan&#8217;daki Türkler arkalarında hiç iz bırakmadan yok oldular! Yaklaşık 60.000 Müslüman vahşice katledildi. Anlatılanlar (Oxford’lu tarihçi William St. Clair. “That Greece Might Still Be Free“ adlı kitabında (1972-Oxford); İngiliz tarihçi Walter Alison Phillips The War of Greek Independence, 1821 to 1833. London, 1897, s. 61) 1994 yılındaki Bosna&#8217;ya katliam uygulayan Sırp vahşetinin bir benzeri idi, ama hiç bir kitapta bu &#8216;soykırım&#8217;dan bahsedilmez!</p>
<p style="text-align: justify;">“Ermenilere Osmanlı&#8217;nın sağladığı ‘yolluk, özel koruma’ gibi ayrıcalıklar tanınmadan yani tehcir değil zorunlu göç ettirilen Müslümanlar! “1.265.096 Müslüman, yaşanan büyük facianın ardından doğup büyüdüğü toprakları terkederek hayatta kalmayı başarabilenlerdi. Bu zoraki yolculuk birkaç ay sürdü; kar, fırtına ve çamur içerisinde çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek, sadece yürüdüler, daha yüzbinlercesi yollarda hastalık, ayaz yahut çetelerin veya askerlerin saldırıları yüzünden zaten canından oldu; sadece geride bıraktıkları evleri ve barkları değil, yanlarına aldıkları üç kuruşluk eşyanın nerede ise tamamı yağmalandı veya can bedeli olarak dağıtmak zorunda kaldılar. Yola zamanında çıkamayanlara &#8220;Ölümlerden ölüm beğen!&#8221; dendi. Diri diri yakılanları da oldu, hiçbir suçları yokken darağaçlarında can verenleri ve yine diri diri gömülenleri yahut süngülerle delik deşik edilenleri de&#8230; Uğradıkları tecavüzün utancını taşıyamayan hamile gelinler kendi canlarını kendileri aldılar, almaya vakit bulamayanların hayatını da çetecilerin bıçakları noktaladı. Geride bıraktıkları evleri, bağları, tarlaları ve bütün herşeyleri yağmalandı, kapanın elinde kaldı, hatta köylerinin ve kasabalarının isimleri bile değiştirildi. Aşağıda yüz Euro&#8217;luk bir altın hatıra parasının fotoğraflarını görüyorsunuz&#8230; 2012&#8217;de Balkan Harbi&#8217;nin yüzüncü yıldönümü vesilesi ile Yunan Merkez Bankası&#8217;nın çıkarttığı paranın ön tarafında Balkan Savaşları&#8217;nda donanmamızın canına okuyan Amiral Pavlos Kunturiotis, arka yüzünde de Kunturiotis&#8217;in meşhur Averof Zırhlısı var! Ben yorum falan yapmayayım, yüz Euro&#8217;luk bu hatıra parasına bakın ve düşünün, kâfi…” (Murat Bardakçı, Habertürk, 28.04.2014)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7848 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/21686391_713180368892216_4688870596326029803_n.jpg" alt="" width="342" height="326" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8031 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/25299454_750073131869606_6503131476139564336_n.jpg" alt="" width="321" height="294" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7275 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/unutmadilar-1.jpg" alt="" width="523" height="722" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yunan karakol gemisi Bizans bayrağı takarak Ege&#8217;de yeni bir provokasyon ve tahrik girişiminde bulundu. (Star, 31 Ocak 2018) ABD Donanması, kuruluşunun 241. yıl dönümü dolayısıyla sosyal medya hesabından yaptığı ve Türk bayrağıyla savaşan askerlerin öldürüldüğünü gösteren temsili tabloyu içeren paylaşım yapar. Gereklşi mesajı verdikten 2 gün sonra kaldırır. (AA, 15.10.2016)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7276 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunan-altin-1.jpg" alt="" width="208" height="108" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8241 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunanlar_tahrikten_abddeniz-1.jpg" alt="" width="721" height="184" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8958 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haberturk_20110119-ermeni-yunan.jpg" alt="" width="616" height="317" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7277 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islam_1-2.jpg" alt="" width="551" height="363" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8663 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunanaskeriegitim-1.jpg" alt="" width="622" height="430" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">1944 tarihli Süleyman Külçe tarafında yazılan ‘Osmanlı Tarihinde Arnavutluk’ adlı eserin bir bölümünün başlığı: Arnavutlukta ilk domuz başı meselesi. İsveç&#8217;in Skövde kentindeki bir camiye kimliği belirsiz bir kişi dün gece domuz leşi attı. (Kıbrıs haber Ajansı, 29.05.2024) İtalyan senatosu başkan yardımcısı yeni inşa edilecek camiye karşı “domuz günü” ilan etti. Tüm İtalyanlar’dan cami alanına domuzla gelmelerini istedi. (Hürriyet, 15.9.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Euro 2024 futbol maçlar esnasında İspanyol haber sitelerinin Türkiye için kullandığı kavramlar şunlardır:  &#8220;El combinado otomano&#8221;: Osmanlı takımı (Diarioas, 07/02/2024); &#8220;energía a los otomanos&#8221;: Osmanlıların enerjisi (El Debate, 02/07/2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Boğaziçi Hukuk Fakültesi dekanı Prof. Dr. Selami Kuran&#8217;ın AİHM’ye yargıç olarak kabul edilmeme hikayesi: &#8220;…Aslında mülakatın nereye gittiğinin farkındaydım ve ortam gerilmeye başlamıştı. ‘Türkiye’de uzun tutukluluk yargının kalite meselesi, hak ihlali sorunlarını konuşalım’ dedikçe konu dönüp dolaşıp siyasi sorulara geliyordu. En sonunda bir komisyon üyesi, ‘Türkiye’nin insan hakları ve demokrasiyle her zaman sorunu var. “Kültürünüzden, inancınızdan, tarihinizden dolayı” sorunlu ve sorumlusunuz’ deyince; ‘Türkiye’deki insanların tümünü inancı, tarihi, kültürüyle küçümseyemezsin’ diyerek çıkıştım. Bir toplumu küçümsemenin insan hakları ihlali olduğunu, soru ve yorumun hukuki değil siyasi olduğunu, mülakatta ayrımcılığa dayanan bu görüşü şiddetle redettiğimi dile getirip, ‘Burada yargıçlık seçimi değil, yargılama yapılıyorsa ne işim var’ diyerek masadan kalktım.&#8221; (Milliyet, 20.02.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir şey unutulmadı, Hristiyanlar hala her şeyi canlı tutuyor, unutan biz, hatırlattırılacak olanda&#8230;!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10825 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Yunanistandaki-Turkler-1821.jpg" alt="" width="591" height="395" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10838 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kıbris-annanplani-safbizmiyiz-1.jpeg" alt="" width="377" height="210" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13002 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/301192551_1426133694533231_3825537196207074442_n.jpg" alt="" width="342" height="416" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11085 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/29Ekim1930-inonu-esi-venizelos.jpg" alt="" width="687" height="270" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11087 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/121774221_10158764872485747_1662905523779043251_n.jpg" alt="" width="555" height="453" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13263" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3544265768.png" alt="" width="604" height="500" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan&#8217;ın Lokatsiz adlı özel harekat birliğindeki askerler, eğitimleri esnasında Türk kanı içmeye, Türk çocuklarını yetim bırakmaya, Türkler&#8217;in evlerini yakmaya yemin ediyorlar! (Ağır hakaret ve küfür içeren bölümler kesilmiştir) </p>
<p style="text-align: justify;">Hep saf biz mi olacağız? 2004&#8217;te BM&#8217;lerin sunduğu Barış teklifini Türkler %65 ile kabul, Rumlar %75 ile reddeder. Bir hafta sonra AB, tüm adanın temsilcisi olarak, Rumları üyeliğe kabul eder!</p>
<p style="text-align: justify;">1974’de Kıbrıs&#8217;a Türkler çıkartma yapınca, Türk masonlar ‘prensipleri gereği tarafsız’ olurlarken, sonradan öğrenilir ki, Yunan masonlar hep Rum lupisine çalışmıştır! Yugoslavya daha bölünmeden önce komünist bir sistemle yönetilirkenyaşanan bir olayı boşnaklardan biri şöyle anlatır: Benim gibi ‘komünist’ olan sırp komşum ailesi ile bize misafir gelmişti, çocuğu uyuklamaya başlayınca onu kendi odamızda yatırırız, geç vakite doğru komşum eve gitmek isteyince ben çocuğu kucaklayıp komşuma vermek istedim. Elin çocuğun boynunda bir şey hissetti. Bir de baktım bir haç! Şaşırdım, komşuma sordum. O da, ‘ben o haç koynunda iken kendimi daha rahat hissediyorum’ diye cevap verir. Ondan sonra ben de oğlumun yatağının yanına Kur&#8217;an koymaya başladım! Zaten kısa süre sonra Sırplar boşnaklarla saldırır ve katliamlara başlar… Sırplar boşnaklarla saldırırken de ‘osmanlılardan öç aldıklarını’ defalarca ifade etmişlerdir! Avrupa Birliği de Türkiye’y orta çağdandan kalan, ‘Osmanlı şeytan çocukları, Türkler korkusunun’ tesiriyle hala içlerine almamaktadırlar!</p>
<p style="text-align: justify;">Venedik&#8217;te skandal kongre! Bizançıların işgal planı su yüzüne çıktı: Tabula. İtalya&#8217;nın Venedik şehrinde düzenlenen &#8216;Bizans&#8217; kongresinde haddi aşan ifadeler kullanıldı. “Kilise merkezli” ilerleyen kongrede DePaul Üniversitesinden Elena Boeck ise “Ortodoks dünyası İstanbul için ağlıyor. Çargrad’ımıza ne oldu? Gün gelecek tekrar azizler yetiştireceğiz. Çünkü biz gücümüzü Bilgelik Kilisesi Ayasofya’dan ve Ortodoksluktan alıyoruz” dedi. Salonda bulunan gazeteci Tolga Saçıkaralı, Türk akademisyenlerin cevap vermemesini şaşkınlıkla izledi.  (Akit, 28.8.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman kökenliler hariç herkes, kendini ateist diye tanımlasa bile, dinini, tarihini unutmuyor, onlara sahip çıkıyor: &#8220;Zekeriya Sertel Selanik&#8217;tedir. 50.000 Yunan askeri trenlerle şehre giriş yapar. Bu arada bir ses duyar, &#8216;Zekeriya&#8217; diye. Başını çevirip baktığında, Yunanlı askerlerinin arasında birisi başlığını sağlayarak Zekeriya&#8217;ya seslenir. &#8220;Ben sana Selanik&#8217;e geleceğiz, burasını alacağız.&#8221; dememiş miydim? İşte görüyorsun ki, buradayız.&#8221; Bu kişi Selanik lisesinde okurken aynı sınıfta okuduğu bir Rum arkadaşıdır.&#8221; (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, s. 48) Devrimci marxist sol ideolojinin liderlerinden Mihri Belli Yunanistan&#8217;da komünist bir devlet kurmak için komünist militanlarla beraber dağlarda savaşmaktadır. Kendisi tüm komünistler gibi, &#8216;Meryem Ana, istavraz&#8217;a küfür edince, alay komutana Alkis atılır; &#8220;Ula bu Türk bizim Meryem anamıza sövüyor, ulan ben de senin&#8230;!&#8221; (Mihri Belli, İnsanlar Tanıdım, s. 295) Türk yazar ve psikolog Gündüz Vassaf: &#8220;Amerika&#8217;da yemekli toplantılarda hatta evlerde de yemekten önce sofrada dua ile oturulurdu. Ben dua bilmediğimi söyleyince başka birisi dua okumuştu.&#8221; (Gündüz Vassaf, Annem Belkıs, s. 218) 1957 yılında Akşam gazetesi adına Hıfzı Topuz, Sakız adasına gider. Aya Minas manastırına gider. Orada camlı dolaplar gözüne ilişir. içleri kemiklerle doludur. 1822&#8217;de Osmanlı&#8217;ya isyan edenlerin kemikleridir. Rahibe tercümana bunları anlatırken, &#8216;Türklerin yaptığı bu kıyımı unutmayın.&#8217; der. Ordan çıkıp başka bir yapının önüne gelirler. Tercüman Popi, “Bak, burada sakızlı ihtilalcıların kurumuş kanlarını göreceksin” der. Bu taşlar 135 yıldır yıkanmamış. Bize hep buralarda gezdirdiler böyle yetiştirdiler. Popi devam eder, Türk Yunan dostluk derneği başkanı Manolakis Kavuras sana bir mektup verdi, bu sayede sana yardımcı olurlar diye, aslında onda seni takip etmeleri yazıyordu. (Hıfzı Topuz, Gülümseyen anılar, s. 72-73) “Agah Oktay Güner Macaristan&#8217;a gitmiş ve Estergon kalesini görmek istemiştir. Kilisedeki resimlere bakmak ister. Tabloda Hz İsa çarmıha gerilmektedir ve bu işi yapanlarda ellerinde çivilerle yeniçerilerdir! Bu da ne diye sorar. Cevap şöyledir: &#8220;Bu tablo, Estergon&#8217;un 600. yıl dönümünde Papa tarafından şehrimize hediye edilmiştir.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 28, 39)  Bir Türk askeri Balkan Savaşı sırasında Yanya Kalesinde bir yıl tutsak kalır. Tutsak tutulduğu yapının penceresinden dışarı bakarken bir Bulgar kadınına aşık olur. Kadın her gün onun penceresinin önüne geliyor, Bulgarca bir şarkı söylüyordu: &#8220;Naş, naş, Çarigrad naş.&#8221;<br />Asker Bulgarca bilmiyordu ama, kadının duygulu sesiyle kendisine aşk sözleri söylediğini düşünüyordu. Her gün düzenli olarak kendisini görmeye gelen kadından hoşlanmaya başlamıştı. Savaştan sonra tutsaklıktan kurtulan Ömer Seyfettin İstanbul&#8217;a döner. Balkanlar kaybedilmisti ama aklında hep kendisi için aşk şarkıları söyleyen Bulgar kadını vardı. İstanbul&#8217;da ilk işi, şarkı sözlerinin Türkçesini öğrenmek olur. Unutamadığı o şarkının Türkçesi şöyleydi: &#8220;Bizim olacak, bizim olacak, İstanbul bizim olacak.&#8221; (Ömer Seyfettin, Nakarat, s.147)</p>
<p style="text-align: justify;">İki yüzlü Yunan! Birinci fotoğraf: Yunan Başbakanı Venizelos 29 Ekim 1930&#8217;da Türkiye&#8217;de. Arkada İsmet İnönü ve kolunda İnönü’nün eşi ile! Bir sene sonra; Cumhuriyet gazetesinin 13 Kasım 1931 tarihli haberi: Atina heyecan içinde! Kıbrıs’ın ilhakı lehine nümayişler (Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması için gösteri) yapılıyor! Rum kilisesi de gizlice gizlice Venizelos&#8217;a ve Yunanistan kilisesine danışıyordu.” (Taçgey Debeş, Ronald Storrs&#8217;un Kıbrıs Anıları, s. 77)</p>
<p style="text-align: justify;">“Kilise yalnızca kilise, misyoner yalnızca misyoner değildir. Papa, 20 Kasım 2000&#8217;de Türklerin 1915-1923 arasında 8 milyon Hristiyan katlettiğini söylüyordu. İtalyan piskoposlarına gazetesi L&#8217;Avvanire, 3 Ocak 2000&#8217;de; &#8220;Avrupalı, başlı başına düşman İslam dünyasına karşı geldi.&#8221; diye yazıyordu. Fener Rum patriği Bartholomeos, 9 Aralık 2001&#8217;de yapılan yurt dışında yaşayan Yunanlılar konseyi kongresindeki konuşmasında şunları söylüyordu; &#8220;Ortodoks Kilisesi, Helenizm&#8217;in şekillenmesine ve devam ettirilmesine büyük önem vermektedir.&#8221; Yunan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposunun 23 Ağustos 2004&#8217;te söylediği sözler; &#8220;Yunan halkı Anadolu&#8217;yu geri alma idealinin etrafında birleşmelidir.&#8221; Yunan Ortodoks Kiliseleri Başpiskoposu Hristodulos, 29.03.2005 tarihli Hürriyet gazetesindeki demecinde; Türkler şimdi AB ye girmek istiyorlar, Barbarların Hristiyan alemi içinde yeri yok. Birlikte yaşayamayız.&#8221; Yunan halkı uyanık tutuluyor, oysa Türkiye&#8217;de birtakım çevreler çok abartılı bir Yunan dostluğu faaliyeti içindeler. Robert koleji okulunun müdürü olan Washburn amaçlarını şöyle açıklamıştı; &#8220;Bu kolej, Türk halkına Hristiyan ruhunu, hayat tarzını ve dünya görüşünü aşılamak için kurulmuştur.&#8221; Araştırmacı Gold, &#8220;Robert kolej olmasaydı Bulgaristan olmazdı&#8221; demektedir. Kolej o yıllarda, 13 kilise açtı. Okulda yetiştirilenler Anadolu&#8217;ya öğretmen ve vaiz olarak gönderildi.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 26-31)</p>
<p style="text-align: justify;">Beyaz Saray eski Baş Stratejisti Steve Bannon, İslam’a ve müslüman göçmenlere karşı çok sert politikaları savunur. Avrupa’da yaptığı bir konuşmada 1683’teki “Viyana Kuşatması”na ve “Haçlı İttifakı”na göndermeler yapmıştı. (Abdullah Muradoğlu,Yeni Şafak, 17 Haziran 2018) Bir tarihçi olarak Batı’nın bize bakışı nasıl? Batı yakasında değişen bir şey var mı?<br />Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiçbir zaman unutmadı. Avrupa’nın Haçlı görüşü Papalık eliyle devam ediyor. Avrupa’nın idealist gençleri Türkiye aleyhine çalışır. ( Prof. Dr. Halil İnalcık, 4 Kasım 2012 tarihli röportajdan)</p>
<p style="text-align: justify;">Yavuz hırsız ev sahibini bastırır! Azerbeycan işgal altındaki topraklarını Ermenilerden kurtarmak için savaşırken, sivil halkı bombalayan Ermenistan devlet başkanı ise, işgal ettiği Azerbeycan topraklarındaki sivil halkın tehlikede olduğunu sosyal medyadan ilan etmektedir! (17.10.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı&#8217;nın ikiyüzlü olduğunu biliyorduk ama bu kadarını da kimse beklemiyordu. İşgalci Ermenistan&#8217;ın saldırılarıyla başlayan çatışma bölgede devam ederken, Batı ikiyüzlülüğünü bir kez daha gösterdi. Washington Post, BBC, The Spectator gibi gazete, dergi ve kanallar, işgalci Ermenistan lideri Paşinyan&#8217;a mikrofon uzatırken, ülkesinin toprakları için savaşan Aliyev ya da diğer Azerbaycanlı yetkilileri görmezden geliyor. (Haber 7, 01.10.2020) Ermeni aktör Danielian ruslara seslendi: “Öncelikle biz Türkiye ve Azerbaycan&#8217;ın değil, Rusların esaretinden çıkmalıyız, onlar bizim komşularımızdır. Biz 600 yıl Türklerle yaşadık, siz Ruslardan önce her şey yolundaydı. Taşnaklar siz Ruslara güvendi, biz ise Osmanlı hükümetine ihanet ettik” Aynısını Yunanlılar da İngiliz gazına gelip yapmadı mı idi?!</p>
<p style="text-align: justify;">İtham: Fransız yazar CarolineFourest: “Hamas&#8217;ın yaptığı gibi çocukları kasten öldürmekle, İsrail&#8217;in yaptığı gibi onları istemeden öldürmekle kıyaslanamaz.” (31 Ekim 2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçek: İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki çocuk ve sivil katliamı devam ederken İsrailli Haham Yaron Reuven skandal sözler sarf etti. Yahudi Haham, çocuklara merhamet edilmemesi gerektiğini belirterek &#8220;Tanrı çocukları öldürmemizi emrediyor.&#8221; dedi. (ODA TV, 23.10.2023) &#8220;İsrail&#8217;in Gazze Şeridi&#8217;ne 7 Ekim&#8217;den bu yana sürdürdüğü saldırılarda 4 bin 630’u çocuk, 3 bin 130&#8217;u kadın olmak üzere 11 bin 240 kişinin öldürüldüğü bildirildi.&#8221; (TRT Haber, 13.11.2023) Gazze’de öldürülen 11 bin 983 çocuğun ismi açıklandı. (Bianet, 17 Eylül 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Gazze savaşı ilk başladığından HAMAS’a kadınlara tecavüz ediyor iftirası atan İsrail’in mahkumlara tecavüz ettiğinin görüntüleri basına yansır! (AA, 7.8.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Batıda insan hakları, demokrasi, fikir özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları gibi kavramların sınırı, İsrail’in yaptığı katliamları protesto etmeye başlayıncaya kadardır. Orada sıva dökülür ve gerçek yüzleri ortaya çıkar! Kampüste düzenlenen İsrail&#8217;e tepki gösterilerini &#8220;düşünce özgürlüğü&#8221;​​​​​​​ kapsamında değerlendiren Harvard Üniversitesi Rektörü Claudine Gay görevinden istifa etti/rildi! (2 Ocak 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Uluslararası Af Örgütünün, İsrail ordusunun Gazze&#8217;nin yoğun nüfuslu sivil bölgelerinde kullanımı yasak olan beyaz fosforlu top mermileri kullandığını belgelediği kanıtlar arasında, AA’nın servis ettiği fotoğraflar da bulunuyor.&#8221; (AA, 15 Ekim 2023) Ve bir buçuk ay sonra: 7 Ekim&#8217;den bu yana Gazze Şeridi’nde İsrail saldırıları sonucu bombalanan birçok okul ve hastanelerde öldürülen Filistinlilerin sayısı, 6 bin 150&#8217;den fazlası çocuk ve 4 binden fazlası kadın olmak üzere toplam 15 bin 899’a yükseldi ve bu konuda birçok video, resim, belge de mevcut durumda iken; Ortada kanıt yokken, Irak&#8217;ta kitle imha silahları var deyerek 2 milyon insanı katledip, Irak&#8217;ta taş üstüne taş bırakmayan Amerika Birleşik Devletlerinin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller &#8220;İsrail&#8217;in sivilleri kasten öldürdüğüne dair herhangi bir kanıt görmedik&#8221; dedi. (TRT Haber, 04.Aralık.2023) Bir yıl sonra: İşgalci İsrail ordusu Güney Lübnan&#8217;ı fosfor bombaları ile vuruyor. Uluslararası hukuka göre yoğun sivil nüfusun bulunduğu bölgelerde kullanımı yasak. (Haber 7, 01.10.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Şeytan yine elini katliam için kaldırdı. Gazze’de 8 bin çocuk ve binlerce kadını hunharca katleden terör devleti İsrail’i durdurmak için BM’de çıkarılmak istenen insani ateşkes kararı, ABD tarafından engellendi. Kararı tek başına veto eden ABD, SiyoNazi İsrail’e ‘soykırıma devam’ desteğini perçinledi. (Yeni Şafak, 10/12/2023) ABD ordusu, İsrail&#8217;in Gazze&#8217;deki katliamına desteğini sürdürüyor İsrail&#8217;in insani krize neden olduğu Gazze&#8217;ye yönelik saldırılara ABD&#8217;nin sağladığı askeri destek bir kez daha dikkati çekti. ABD, 7 Ekim&#8217;den bu yana İsrail&#8217;e binlerce ton askeri teçhizat sağladı, savaş gemileri gönderdi ve istihbarat desteği verdi. (AA, 28.02.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Onbinlerce sivil katleten İsrail Başkanı İzak Herzog: &#8220;We are Peacemakers/Biz barış elçileriyiz&#8221; (Globe Eye News,  15 Nisan 2024) şeklinde açıklamada bulunur! 1400 sene önceden Kur’an onlara yanıt vermektedir: &#8220;Kendilerine: &#8220;Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın&#8221; dendiği zaman, &#8220;Bizler sadece barış taraftarıyız&#8221; derler.&#8221; (Bakara, 11)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11179" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/125284524_1005529493260322_3970832752671474023_n.jpg" alt="" width="348" height="482" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ne kadar ileri gidecek? Türk SİHA&#8217;ları Azeri-Ermeni savaşında (Kasım 2020) Ermenilerin askeri gücünü toz duman edince, Fransız basınında çıkan bu karikatür şu mesajı veriyor: Siz Osmanlı torunusunuz! Siz unutsanız da biz bunu unutmadık! “Avrupa, Türkleri, İstanbul&#8217;un fethinden dolayı hiçbir zaman affetmeyecektir. Yüzyıllar sonra bile öfke ve serzeniş ile hatırlanmaya devam edecektir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 122) “Avrupalı çocuklar, yeşil sarıklıların kabusu ile uyumaya yönlendiriliyor. Kabus gören taraf sadece Avrupalılardır. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 39)<strong>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11518 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/safolan-biziz-2122021.png" alt="" width="579" height="393" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Toplumsal hafızayı diri tutmak</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9779 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/saf-54785.jpg" alt="" width="516" height="468" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8790 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/teksafolanbiziz-1-2018.png" alt="" width="462" height="529" /><br /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9393 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346347338.jpg" alt="" width="592" height="381" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10787 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/108745534_10158274333892348_2417336621120580524_o.jpg" alt="" width="225" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15550" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/634576879032535346.jpg" alt="" width="420" height="317" /></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15549" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/453768548496969.jpg" alt="" width="398" height="253" /></p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’nın sözde kültür ve sanat başkenti Viyana’daki Saint Stefan Katedralinde ortada ayakta duran Aziz John of Capistrano&#8217;nun ayaklarının altında ezdiği bir Türk. Örnek çok. Almanya’nın Regensburg şehrinde ayakta elinde kılıcı, son derece mağrur halde duran Haçlı donanması komutanı Don Juan&#8217;ın sol ayağını bastığı Türk kesik başı. Eski adıyla Çek Cumhuriyeti&#8217;nin başkenti Prag&#8217;ın 66 kilometre doğusunda Sedlec&#8217;teki Kemikli Kilise&#8217;de, &#8216;Türk&#8217;ün gözünü oyan karga&#8217; figürü…</p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;nın Salamanca eyaletindeki Bejar kasabasında, her yıl haziran ayında düzenlenen &#8220;yosun adamlar yürüyüşü”nde, kasabanın Müslümanların elinden alınması için 1397’de surlardan içeri yosun kamuflajıyla sızan Hristiyan askerler anılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;da, Müslümanlardan kurtuluşun bir nişanesi olarak sokaklarda dolaştırılan İslam sancağının hikayesi yürek yakıyor. Her yıl Toledo şehrinde düzenlenen festivallerde Toledo Katedralindeki bu sancak çıkarılarak Müslümanlardan kurtuluşun bir nişanesi olarak sokaklarda dolaştırılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Viyana&#8217;daki Askerî Tarih Müzesi&#8217;nin</em><em> (1869) </em><em>giriş kısmında yer alan 56 Avusturya milli</em> kahramanından bazılarının ayaklarının altında Osmanlı askeri kafası ve hilal bulunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Macaristan Viyana, Mohaç savaşının olduğu yerin tam merkezi Macarlarca milli park ilan edilmiştir. Bu parkın tam merkezinde ise bir heykel, Kanuni&#8217;nin heykeli bulunur. Kanuni kulakları küpeli bir korsan gibi gösterilmiştir ve gövdesi yoktur. Heykelin boynundaki pazar filesinde üç kesik baş bulunur, Macar ileri gelenlerinin başları! Peki gerçekte olan ne idi, Kanuni Mohaç seferine neden çıkmıştı? Macar kralı Yanoş, Osmanlı&#8217;nın kendisine gönderdiği elçilerin kellelerini kestirir ve kesik başları sepet içinde kanuni&#8217;ye gönderir. Bunun üzerine Kanuni Yanoş&#8217;a savaş açar ve savaşı kazanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar 600 yıl oldu, hala unutmadılar. Bizler ise daha 100 yıl öncemizi hatırlamıyor hatta inkar ediyoruz! Onlarda ise bu kin asla bitmedi!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10951 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/I-Richard.jpg" alt="" width="734" height="311" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13024 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346343568543457.jpg" alt="" width="291" height="348" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9455 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/54515479_578917429254866_2478399732716666880_n.jpg" alt="" width="599" height="540" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10165 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3464576547.jpg" alt="" width="416" height="212" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">11 Aralık 1917&#8217;de İngilizler Kudüs&#8217;ü işgal eder. Bir hafta sonra, 19 Aralık 1917&#8217;de Punch dergisi, 1199 tarihinde ölen I. Richard (Aslan yürekli Richard)&#8217;ın temsili olarak Kudüs&#8217;e bakışını yayınlar. Richard şöyle demektedir: ‘Şimdi hayalim gerçekleşti!’ Derginin resme koyduğu başlık: Son haçlı savaşı! ABD başkanı Bush&#8217; Afganistan’ı işgal öncesi 18.09.2001 tarihinde yaptığı konuşmada, &#8216;Haçlı seferini başlattığını’ dünyaya duyurmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanların 673 yıllık idaresinden sonra Kudüs İngiltere tarafından kurtarıldı.” (New York Herald. 11.12.1917)</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’da Kuzey Birliği Milletvekili ve Reformlar Bakanı Roberto Calderoli, 16’ncı Papa Benediktus’un derhal harekete geçerek ‘İslam dünyasına karşı Haçlı Seferleri başlatması’ çağrısında bulundu. ‘İslam dünyasının, çizmeyi aşan hareketlerle Hıristiyanlara karşı savaş açtığını’ iddia eden Bakan Caldoreli, ’buna sessiz kalan Hıristiyanların harekete geçmemesi halinde ağır bir bedel ödeneceğini’ savundu. (Milliyet, 08 Şubat 2006) Sanki son ikiyüz yıldır İslam ülkelerini işgal edip sömüren Hristiyanlar değil gibi…!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8164 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/26195427_10155870103162348_2677362593651734441_n.jpg" alt="" width="469" height="191" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12427" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-safolanhepbizimtaraf-bosna-2022104.jpg" alt="" width="555" height="344" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8232 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/27459211_350023685477576_6574315956606934848_n.jpg" alt="" width="670" height="372" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10668 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yhdittlm.jpg" alt="" width="718" height="165" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni Zelanda’da 2019 yılında Nur Camisi’ne düzenlediği terör saldırısıyla 51 kişi katledilir. (6 Mart 2019) Fransa&#8217;nın batısındaki Brest kentinde kimliği belirsiz bir şahsın cami önünde açtığı ateş sonucu 2 kişi yaralandı. (Euronews, 27/06/2019) Almanya&#8217;da camiye saldırı Almanya&#8217;nın başkenti Berlin&#8217;de Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine bağlı Koca Sinan Camisi kundaklandı. (AA; 11.03.2018) Avusturya&#8217;da camiye saldırı. Yukarı Avusturya eyaletinin başkenti Linz&#8217;de bir camiye patlayıcı madde atılması sonucu yangın çıktı. (AA, 07.07.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Siyonistler, Şanlı Peygamber önünde Hayber&#8217;de yaşadıkları hezimetin intikamını alma peşindeler. Lozan&#8217;da afyonlanmış dev, bir asırlık bir aradan sonra yeniden doğrulmuştur. Dev, şuurunu, hafızasını toparlamakta, etrafını görebilmektedir. Yeniden İslam’ın sancağını yükselten dev, manifestosunu duyurmuştur. &#8220;Kudüs, namusumuzdur!&#8221; Bir yanda hilal, diğer yanda siyon yıldızı ve haç. Bir asır önce olduğu gibi yine yedi cephede çarpışıyoruz. (Rahim Er, Türkiye, 28.07.2017) </p>
<p style="text-align: justify;">İsa için sinemalar yakılmıştı. Batı’da geçtiğimiz yıllarda yaşanan olaylar Hristiyanların dinlerine hakaret edilince galeyana gelerek şiddete başvurduğunu gösteriyor. Kutsallarına yapılan hakareti meşru yollarla engelleyemeyen Hristiyan grupların protestoları da, zaman zaman kontrolden çıkıyor. 1988’de Hz. İsa’ya hakaret eden bir filmin gösterilmesini istemeyen Katolik gruplar, Avrupa ve Amerika’da birçok sinemayı ateşe vermişti. Olaylar, can kaybı ve yaralanmalara da yol açmıştı. Katolik dünyası, Amerikalı yönetmen Martin Scorsese’in ‘The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı’ filminin önce çevrilmemesi, daha sonra da gösterime girmemesi için bütün imkanlarını seferber etti. Filmdeki bazı sahneleri dinlerine ‘hakaret’ olarak gören Katolikler, filmin yapımcısı Universal şirketi ve sinemalar üzerinde büyük baskı uyguladı. Martin Scorsese, Nikos Kazantzakis’nin 1954’te yayınlanan ve Papa 12. Pie tarafından protesto edilen kitabından uyarlayarak yazdığı senaryoyu baskılardan dolayı ABD’de hayata geçiremeyince, o dönem yabancı filmlere destek verilen Fransa’ya geldi. Scorsese, Fransa Katoliklerinin, Cumhurbaşkanı François Mitterrand’a baskı yapmasıyla burada da destek bulamayıp geri döndü. Fakat, Amerikalı yönetmen sonunda filmi çevirmeyi başardı. Bu defa da filmin gösterilmemesi için harekete geçen Katolik örgütleri kısmen başarılı olabildi. Amerika’nın çok sayıda eyaletinde filmin gösterimi yasaklandı. Avrupa ve Amerika’da geniş katılımlı protesto eylemleri düzenlendi. Filmin sert tartışmalara sebep olduğu Fransa’da kontrolden çıkan bazı Katolik gruplar filmin gösterildiği Paris’teki Beaubourg, Gaumont Opéra ve St Michel sinemalarını ateşe verdi. Bazı sinema salonlarına gösterim esnasında bomba atıldı. 23 Ekim 1988’de St Michel’de meydana gelen olayda 4’ü ağır 20 kişi yaralandı. Kalp krizi geçiren bir seyirci öldü. Yakalanarak mahkemeye çıkarılan 5 Fransız, dinlerine hakaret edildiğini ve ‘bunu engellemek için bütün meşru yolları denediklerini, olmayınca da şiddete başvurduklarını’ itiraf etti. Katolik dünyasını ayağa kaldıran filmde, şeytan, çarmıha gerilen Hz. İsa’ya yaklaşarak onu ‘normal’ bir hayatla kandırmaya çalışıyor. Hz. İsa, hayat kadını Mary Madeleine ile ‘normal’ bir hayat yaşarken gösteriliyor. Hristiyanlar ‘hakaret’ için örgütlendi. Avrupa’da son yıllarda medya ve sanat vasıtasıyla dinî değerlere hakaretin artması Hristiyanları da harekete geçirdi. Özellikle dine hakaretin suç olarak görülmediği Fransa gibi ülkelerde kiliseler, kutsallarına hakaretle mücadele için örgütlenmeye başladı. Katolikler, 1997’de “radyo-televizyon, basın, fotoğraf ve resim aracılığıyla dinî inançlarına yapılan saldırılarla mücadele için” Croyances et Liberté örgütünü kurdu. Bugün, aktif olarak bütün yayınları ve sanat eserlerini takip altına alan örgüt, çok sayıda film afişi, resim ve reklamı Hristiyanlığa ‘hakaret’ gerekçesiyle mahkemeye taşıdı; birçoğunu yasaklattı. Paris Mahkemesi, derneğin başvurusu üzerine geçen yıl bir moda firmasının Leonardo da Vinci’nin, meşhur “Hz. İsa’nın son yemeği” tablosundan esinlenerek yaptırdığı reklam afişini ‘Hristiyanları incitiyor’ diye yasaklamıştı. (08.02.2006)</p>
<p style="text-align: justify;">Yahudi de Hristiyan da terör eylemi yapar ama damgalanan hep Müslüman olmaktadır. Bunda medyanın onların güdümünde olmasının etkisi büyük tabii ki!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8960 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mslmn-tror4356.jpg" alt="" width="588" height="345" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bak şu konuşana! 15 Temmuz 2009 tarihinde israil: Türk ordusu İslamlaşıyor! derken aslında başka bir gerçeği gizlemeye çalışmaktadırlar: İsrail&#8217;de artan dindar Siyonizm, orduyu etkisi altına alıyor. Gazze Şeridi&#8217;ne devam eden saldırıları ve Lübnan sınırında yükselen tansiyon nedeniyle gerilen İsrail ordusu, saflarındaki dindar Siyonistlerin de artan etkisi altına giriyor. (AA, 31.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyu tamamlayan &#8216;islamofobi&#8217;, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ adlı yazılarımıza ve  ateistlere cevap&#8217; adlı yazımızdaki &#8220;Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeme&#8221; adlı ayet açıklamasına bakılabilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar hiç objektif olmadı; ezik ve saf olan biziz!</p>
<p style="text-align: justify;">Camide katliam terör değil. Kanada&#8217;nın Quebec kentinde bir camiye yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıda en az 6 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi yaralandı. Kanada&#8217;da bir camiye silahlı saldırı düzenleyen Fransız asıllı öğrenci hakkında terör yerine cinayet soruşturması açıldı. (30 Ocak 2017) Müslüman değilse terörist değildir. ABD’de geçen perşembe vergi memurlarına kızıp uçağını devlet binasına çakan Amerikalının eylemi ‘terör’ tanımına uyduğu halde bu gruba dahil edilmedi. Müslümanlar, “Saldırgan Müslüman değilse, resmen terörist sayılmayacak mı” diye tepki gösterdi. (Hürriyet, 21.2.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyan Örgüt 100 Bin Kişiyi Öldürdü. BM&#8217;nin verilerine göre, Joseph Kony&#8217;nin yönettiği &#8216;Tanrının askerleri&#8217;nin saldırıları, katliam boyutundan çıkıp soykırım boyutuna ulaştı.Uganda&#8217;da Hristiyanlardan oluşan LRA -Tanrının Direniş Ordusu isimli LRA örgütünün, Kongo, Güney Sudan ve Merkez Afrika&#8217;da geçen 25 yılda 100 bin insanı katlettiği bildirildi. BM İnsan Hakları Komiseri Navi Pillay&#8217;ın ofisi tarafından yapılan araştırmaya göre LRA&#8217;nın 100 bine yakın çocuğu da kaçırdığı belirtildi. New York&#8217;ta konu ile ilgili açıklama yapan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, yakında katliamlarla ilgili raporun yayınlanacağını söyledi. Dünya Bülteni&#8217;nde yer alan habere göre; LRA lideri Joseph Kony, savaş suçlusu olarak Uluslararası Lahey Mahkemesi tarafından aranıyor. LRA 80&#8217;li yılların sonunda Kuzey Uganda&#8217;daki &#8216;Acholi&#8217; kabilesinin haklarını savunmak için kurulan bir örgüt. Bugün ise Afrika&#8217;nın merkezinde yaptığı katliamlar, tecavüzler ve çocuk kaçırma eylemleriyle tüm dünyada adı biliniyor. Ben Ki-moon, son zamanlarda LRA&#8217;nın eylemlerinde azalma görülse de, Merkez Afrika Cumhuriyeti ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti&#8217;nin bazı sınır bölgelerinde eylemlerine devam ettiğini kaydetti. BM raporuna göre LRA, 2012&#8217;de 212 saldırı eylemi yaptı ve bu eylemlerde 45 kişi örgüt tarafından öldürüldü. Dörtte biri çocuklardan oluşan 220 kişi de yine bu örgüt tarafından kaçırıldı. (Memleket, 21 Mayıs 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Birleşmiş Milletler, 1947 yılından itibaren İsrail&#8217;e karşı yüzlerce karar aldı. 1967-1989 yılları arasında Güvenlik Konseyi&#8217;nde alınan 131 karar doğrudan Filistin&#8217;e yönelik tehditler, saldırılar ve ihlaller ile ilgili idi. BM İnsan Hakları Konseyi&#8217;nin İsrail&#8217;i kınayan kararları ise diğer tüm ülkelerin toplamına karşı alınan kararlardan daha fazladır. Ancak bu kararların hiçbiri uygulanmadı, uygulanamadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesinin ve genellikle ABD&#8217;nin veto hakkını kullanarak uygulatmadığı, İsrail&#8217;in de uygulamadığı kararlar, İsrail&#8217;i uluslararası hukuku çiğneyen ve devlet terörü uygulayan bir numaralı devlet olarak tescillemektedir. (3 Aralık 2012)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7281 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/budist-teroristler-1.jpg" alt="" width="590" height="368" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7341 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tekdisli-bati-1.png" alt="" width="694" height="275" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12110 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/milli-gazete-2021-11-01-JMrD.jpg" alt="" width="447" height="621" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7282 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yahudifasistler-1.jpg" alt="" width="650" height="217" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7283 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isevi-dusmanolunca-1.jpg" alt="" width="484" height="353" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7284" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ukraynadaki-ab-yanlilari-1-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ukrayna&#8217;da AB taraftarı gösterilerde 100 kişi öldürüldü (Şubat 2014) diye dünyayı yerinden oynatan AB, seçilmiş hükümeti darbe ile düşüren ve buna karşı çıkan sivil halktan on binlercesini katleden Mısır ordusuna (Ağustos 2013) değil karşı çıkmak, destek olan Batı ahlakının çifte standardından mı demokrasi, hukuk, ahlak bekleyeceğiz hala?!  </p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın çifte standartları. Batı ifade özgürlüğün savunucusu olmakla övünmeyi sever. Ülkeleri bu açıdan değerlendirmekten de geri kalmaz. Buna karşılık Batı dünyası çeşitli şehirlerinde Filistin’e destek çıkan, İsrail’in saldırısını kınayıp durdurulması isteyen ve Gazze halkına destek veren açıklamaları ve gösterileri engellemeye çalışıyor. Bunu yapan kişileri hapisle tehdit ediyor; sınır dışı etmeyi düşünüyor. Sosyal medyada da durum aynı. Facebook, YouTube, Twitter/x.com gibi mecralar Filistin’e destek veren, olayların gerçek yüzünü aktarmaya çalışan hesapları kapatıyor.&#8221; (Atilla Yayla, Türkiye, 18.10.2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7337 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ab-turkey-3.jpg" alt="" width="701" height="369" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7334 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit-bati-islamofobi-4.jpg" alt="" width="714" height="197" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7288 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islamkorku-1-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7289 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/abd-de-newyork-polisine-izlettirilen-belgesel-1.jpg" alt="" width="520" height="350" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12395 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed34645756846.jpg" alt="" width="352" height="481" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Çoğunuz Müslüman diye AB&#8217;ye istemiyorlar. Fransız yazar Bernard Henry-Levy, “Çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor diye, Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyenler var. Bunlar, Avrupa’nın çok kültürlülüğü fikrine karşı olanlar” dedi. (Habertürk, 19.07.2023) ABD’nin önemli gazetelerinden Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan bir yoruma göre, Avrupa’da Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılmasındaki asıl neden, ülkenin Müslüman nüfusa sahip olması. (Milliyet, 30.03.2010) Eski İngiliz bakan Staw, AB Müslüman Türkiye&#8217;yi kaldıramıyor. (uhim.org, 09.11.2010) İngiltere parlamentosunda Muhafazakar Parti&#8217;den Müslüman bir milletvekili olan Nusrat Ghani, 2020 yılında Ulaştırma Bakan Yardımcılığı görevinden dini inancı nedeniyle alındığını söyledi. (BBC, 23 Ocak 2022) Daha ne söylesinler. NATO Genel sekreteri Jens Stoltenberg, “Müslümanlar bizim derdimiz değil.” Fransa Başkanı Sarkozy: &#8220;Türkiye bir Asya Minör ülkesidir, Avrupa&#8217;da değildir. Avrupa ile her zaman ilişkisi olacaktır. Ancak tam üye olarak Avrupa&#8217;da yeri yoktur. (Kıbrıs Postası, 30 Ekim 2015) Sarkozy yine konuştu. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye`nin &#8220;Avrupalı&#8220; olmadığı için AB üyesi olmaması gerektiğini savundu. (Hürriyet, 29 Mayıs 2007)</p>
<p style="text-align: justify;">O filmin yönetmeni konuştu. Hz. Muhammed’e hakaretler içeren ve protesto gösterilerine yol açan ’Müslümanların Masumiyeti’ adlı filmin yapımcısı Sam Bacile, filmi ’provokatif bir siyasi tutum’ için yaptığını itiraf etti. (Milliyet, 12.09.2012) Müslümanları böyle karaladım. Richard Peppiatt, “İslam aleyhtarı yalan haberler yapmak zorunda bırakılmaktan bıktım.” diyerek İngiliz Daily  Star gazetesinden istifa etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yahudilerden korktu Türklere hakaret etti. Yeni Flaman İttifakı (N-VA) partisinin Başkan Yardımcısı ve Flaman Parlamentosu Başkanı Jan Peter Peumans (59), doğru cevabı bildiği halde &#8220;Yahudilere bir şey söyleyecek cesareti olmadığı için&#8221; Türklere hakareti tercih etti. Lenaerts: &#8220;Türkler cevabını verdiniz ama doğrusu Yahudiler idi. Bunu gerçekten biliyor muydunuz?&#8221; Peumans: &#8220;Gerçekten biliyordum ama Yahudiler hakkında yeni birşey söyleyecek cesaretim yok. Çok hassas insanlar. Bir zamanlar onların sözde liberalizmi hakkında bir şeyler söyledim ama çok çektim. Bu nedenle..&#8221; (Milli gazete, 01 Aralık 2010)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7339 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-1.png" alt="" width="725" height="292" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11237 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/126346166_1011290682684203_570941_n.jpg" alt="" width="393" height="282" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11138 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/123850127_998530663960205_6257354124263848814_o.jpg" alt="" width="274" height="190" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11125" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-1-2020.png" alt="" width="746" height="286" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7290 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/karikatur-krizi-1.jpg" alt="" width="681" height="388" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7291 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islam-1-2.jpg" alt="" width="608" height="412" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7292 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irkcibati-1.jpg" alt="" width="447" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9713 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/62215208_626222637857678_8580291342448459776_n.jpg" alt="" width="630" height="562" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">The third jihad adlı (2008) belgesel: “İslamizm kanserdir. Ya onu yenersiniz ya da o sizi yok eder.”</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya&#8217;da karikatür kışkırtması</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’da karikatür tişörtü skandalından sonra ikinci bir skandal. İslam dünyasında rahatsızlık uyandıran karikatürlerin yayımlanmasıyla çıkan krize, şimdi de Katolik Kilisesi&#8217;nin yayın organlarından bir dergi bulaştı: Katolik Kilisesi&#8217;nin aylık dergisi &#8216;Studi Cattolici&#8217;, Hz. Muhammed&#8217;i cehennem ateşinde yanarken tasvir eden bir karikatür yayımladı. &#8220;Studi Cattolici&#8221; (Katolik Araştırmaları) adlı aylık derginin son sayısında, Hz. Muhammed&#8217;i cehennemde tasvir eden bir karikatüre yer verildi. Derginin, Vatikan&#8217;a bağlı Katolik tarikatlarından biri olan Opus Dei&#8217;e mensup genel yayın yönetmeni Cesare Cavelleri&#8217;nin, “bu tür bir karikatürün yayımlanmasının yararlı olabileceğini” savunması da dikkati çekti. (Milliyet, 16.04.2006)</p>
<p style="text-align: justify;">2003 yılında Hz. Muhammed’i aşağılayan karikatürleri yayınlayan Danimarka gazetesi Jyllands-Posten, aynı yıl ‘İsa&#8217;nın Dirilişi’ adlı İsa karikatürlerini “çok saldırgan oldukları” gerekçesiyle yayınlamamıştır! Karikatürist Christoffer Zieler’in gönderdiği Hz İsa’nın dirilişini anlatan karikatür, gazete editörlerince sakıncalı bulunmuş! Zieler’in çizimi, “Okuyucularımız bunun komik olmadığını düşünür. Ayrıca bu karikatürü yayınlarsak “hem inançlı insanları rencide eder hem de gereksiz bir tartışma ortamı oluştururuz. Tansiyonun artmasından” endişe ediyoruz.” denilerek reddedilmiş. (Haber 7, 05 Şubat 2006) “1912&#8217;de İngiliz kilisesinde Türkleri şeytana benzeten vaazlar verilmekte ve Bulgarların zaferinin cennete giden yol olduğu söylenmekteydi.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 45)  Onlarca yıl sonra bile, bir Alman ev hanımı Almanya&#8217;da görevli Türk diyanet görevlisine söyle söylemekte idi: &#8216;Ben Türklerin şeytana tapan bir millet olduklarını zannediyordum.&#8217; (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s.219) İşin başka bir ironik tarafı da, &#8220;Peygamberimize hakaret eden Danimarka’da din dersleri zorunlu olmasıdır.&#8221; (Gerçek Hayat, 19 Ekim 2007, 365. Sayı, s. 20) Detay için, ‘Oryantalizm Yanılgısı’ve ‘Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazılarımıza bakılabilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Çizgi Papa oynatılamaz. Hz. Muhammed karikatürlerinin fikir özgürlüğü olduğunu savunan Almanya’nın Bavyera Eyaleti Başbakanı Stoiber, MTV’nin Papa’yla dalga geçen &#8220;Popetown&#8221; çizgi filmini yayınlamasına karşı çıktı; &#8220;Bu mizah adı altında insanların dini hislerine saldırıdır&#8221; dedi. (Hürriyet, 16 Nisan  2006) Danimarka&#8217;da Müslümanların açtığı karikatür davasına ret. Danimarka mahkemesi, 7 Müslüman teşkilatının, İslam dünyasını rahatsız eden karikatürler nedeniyle karikatürleri geçen yıl ilk olarak yayımlayan Jyllands-Posten gazetesine karşı açtığı hakaret davasını reddetti. Aarhus Şehir Mahkemesi, Danimarka gazetesinin yayımladığı 12 karikatürün bazı Müslümanları gücendirdiğini, ancak karikatürleri, &#8220;Müslümanları küçük düşürücü&#8221; farz edecek neden bulunmadığına hükmetti. (Hürriyet, 26 Ekim 2006) Sony, Kilise&#8217;yi kızdırdı. Sony, şiddet içerikli bir video oyununda Manchester Katedrali&#8217;ni arka plan olarak kullanınca İngiltere Kilisesi ayağa kalktı. Sony firmasıysa &#8220;Resistance: Fall of Man&#8221; adlı Playstation oyununun  hazırlanışı sırasında gerekli tüm izinlerin alındığını açıklarken,  kilise yetkilileri bunu yalanlayarak, firmaya dava açmakla tehdit  ettiler. (Hürriyet, 11 Haziran 2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa İçişleri Bakanı: Hz. Muhammed karikatürüne itiraz eden yabancı aileler sınır dışı edilebilir. Hz. Muhammed karikatürlerinin &#8216;ifade özgürlüğü kapsamında&#8217; olduğunu söyleyen Darmanin, &#8220;Yarın, bir ebeveyn öğretmene gidip, bu karikatürleri öğretmesini durdurmasını isterse bu cezai bir suç olacak&#8221; dedi. (Euronews, 20/11/2020) İki hafta önce: Fransa’da Eğitim Bakanından kendisinin konu edildiği çizgi romana sansür Fransa’da siyasilerin ve elitlerin 16 Ekim’de öğretmen Samuel Paty’nin ölümünden sonra &#8220;ifade özgürlüğünden dem vurduğu&#8221; bir dönemde Eğitim Bakanı&#8217;nın sansür girişimi tepki topladı. (AA, 4.11.2020)  Macron haddini aşıyor! Hz. Muhammed&#8217;e hakaret karikatürleri devlet binalarına yansıtıldı Fransa Cumhurbaşkanı Emmenuel Macron, Hz. Muhammed&#8217;e hakaret eden karikatürlerden vazgeçmeyeceklerini söylemesinden sonra Fransa&#8217;da karikatürler devlet binalarında gösterime sokuldu. (Takvim, 23.10.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Hz Muhammet karikatürlerinin basılmasına izin verilen Almanya’da, altına kaçıran Papa’yı kapak yapan ülkenin en ünlü mizah dergisi Titanic, tepkilerin hedefi oldu. Derginin dağıtımı yasaklanmakla kalmadı, Basın Konseyi de kınadı. Alman Basın Konseyi, Papa 16. Benedikt’i kapak konusu yapan mizah dergisi “Titanic”i kınadı. Basın Konseyi’nden yapılan açıklamada, “Papa’nın altını tutamayan biri olarak resmedilmesi, aşağılayıcı ve gurur incitici” denildi. (sabah, 29.12.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca özgür Avrupa&#8217;da, mesela, &#8220;Yahudilere soykırım yapılmamıştır&#8221; veya &#8220;Eşcinsellik sapıklıktır&#8221; diyen, Avrupa&#8217;da gerçekte ne kadar  fikir özgürlüğünü, demokrasi, liberalizm olduğunun anında öğrenir! Özgürlük balonu bir anda söner!</p>
<p style="text-align: justify;">İtalyan Katolik kilisesi: Müslümanla evlenmeyin. Katoliklerin başka dinlere mensup kişilerle evlenmesine sıcak bakmayan yaklaşımlarıyla bilinen Roma Katolik Kilisesi, Katolikleri, farklılıklar dolayısıyla doğabilecek sorunlar nedeniyle özellikle Müslümanlarla evlenmekten kaçınmaları yönünde uyardı. Karma evliliğe olumlu bakmayan Katolik kiliseleri Vatikan&#8217;dan gelen talimatlar doğrultusunda öteden beri Katoliklerin Müslümanlarla evlenmesini evliliğin geleceği açısından &#8221;kaygı verici bir durum&#8221; olarak yorumluyorlar. (Hürriyet, 30 Kasım 2005) Bilindiği gibi İslam&#8217;da  hiç olmazsa müslüman erkeğin Hristiyan bir kadınla evlenmesine izin verilir. Çünkü &#8220;laikrahe fiddin&#8221; ayeti gereğince Müslüman koca eşini din  değiştirmesi için asla zorlayamaz, dinimizce yasaktır!</p>
<p style="text-align: justify;">Norveç‘te Hz Peygambere hakaret. Norveç‘te ülkenin en büyük gazetelerinden Aftenposten‘dan sonra bu sefer de ülkenin diğer önde gelen gazetesi Dagbladet, manşetten verdiği İslam karşıtı karikatür ile kriz yarattı. İstihbarat amaçlı çalışan Norveç polis güvenlik servisi (PST)‘nin Facebook‘daki fan kulübü sayfasında Hz. Muhammed‘e hakaret içeren bir karikatür (Kuran yazılı bir kitabı okuyan domuz resminin içine ‘Muhammed‘ yazılmış şekilde) paylaşıldı. Dagbladet, PST‘nin Fan Kulübünde yayınlanan bu karikatürü manşetten vererek Müslümanların peygamberleriyle adeta dalga geçti. (Milli Gazete, 05 Şub 2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Hakaretin adı özgürlük! İsveç başbakanı, İslam dünyasını rencide eden karikatürleri basan gazeteyi savundu Abone ol İsveçli ressam Lars Vilks&#8217;in çizdiği İslam dünyasını rencide eden karikatürleri protesto etmek amacıyla, İsveç&#8217;te yaşayan Müslümanlar protesto gösterilerinde bulunurlarken, başbakan Fredrik Reinfeldt, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, &#8221;Basın özgürlüğü bizim temel prensiplerimizden biridir. Gazetelerde neyin basılacağına biz karar veremeyiz&#8221; dedi. (İnternet Haber, 01.09.2007) İslam karşıtı film internetten yayınlandı. Hollanda&#8217;da yabancı karşıtı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders tarafından yapılan İslam karşıtı kısa film, internet üzerinden yayınlandı. Filmde, günümüzde yaşanan terörün kaynağının İslam ve onun kutsal kitabı Kuran-ı Kerim&#8217;den kaynaklandığı öne sürülüyor. Filmde, İslam&#8217;ın Batı uygarlığını yok etmek istediği de iddia ediliyor. (CNN Türk, 28.03.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam düşmanı papaz: Kerala&#8217;nın Kuravilangad şehrindeki bir kilisenin papazı olan Joseph Callarangatt, geçtiğimiz günlerde bir pazar ayininde Müslümanları hedef alan açıklamalarda bulundu. Müslümanlardan alışveriş yapmayın!  Callarangatt, kilise müdavimlerine hitaben, &#8220;Müslümanlardan gıda alınmaması ve Müslüman bir şoförün kullandığı araçlara binilmemesini&#8221; isteyerek İslam düşmanlığını körükledi. Papaz Callarangatt, bu çağrısına destek bulabilmek için, &#8220;Müslümanların, Hıristiyanları uyuşturucuya alıştırdığı&#8221; yalanını uydurdu. (İlkHa, 14.09.2021) Belçika adaleti, Türk asıllı aşırı dinci Katolik papaz Samuel Özdemir&#8217;i ırkçılık ve yabancı düşmanlığını kışkırtma ithamlarıyla yargılanmasında beraat ettirirken, kara para aklama ve yolsuzluk iddialarıyla yeni adli dosyalar açıyor. Samuel, &#8220;Doğacak her Müslüman, Batılılar&#8217;a yönelik bir bombadır&#8221; sözleriyle tepki çekmişti. (Hürriyet, 8.12.2008) Charleroi Sorgu Hâkimi, harcadığı paraların ve bulundurduğu 500 bin euro’nun kaynağını açıklayamadığı gerekçesiyle papaz hakkında yeni bir adli soruşturma başlattı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 1942’de doğan Samuel Özdemir, “Mezopotamyalı” olduğunu, “babasının, Hazreti İsa’nın dili olan Süryaniceyi konuştuğunu” ve “Hazreti İsa gibi, hayvanlar arasında, bir ahırda doğduğunu” anlatıyor.Türkiye’de baskı gördüğünü öne süren papaz, Belçika’ya 1975 yılında “siyasi mülteci” olarak gelerek, Tournai Piskoposluğu’nun himayesine girdi. (Milliyet, 09.12.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Hamile Kadın Otobüste Müslüman Karşıtı Saldırıya Uğradı Berlin&#8217;de Müslüman bir kadın bindiği otobüste saldırıya uğradı. Diziyle hamile olduğu bildirilen kadının karnına vuran saldırgan, ayrıca kadının başörtüsünü çekerek çıkarmaya çalıştı. (Perspektif, 3 Ağustos 2022) Avustralya’da Müslüman hamile kadına çirkin saldırı Avustralya’nın Sydney kentinde, bebek bekleyen Rana Elasmar isimli Müslüman kadın, kendisi gibi başörtülü arkadaşlarıyla kafede otururken bir erkeğin saldırısına uğradı. (AA, 22.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">Almanya için Alternatif (AfD) Partisi sadece Almanya’daki Müslümanlara karşı olmakla kalmayıp dünyanın başka bölgelerinde Müslümanların soykırıma maruz kalmasını da destekleyen sorunlu bir anlayışa sahiptir. (AA, 1.9.2024) Pro NRW Hareketi:&#8217;Müslümanlar Almanya&#8217;yı terk etsin&#8217; (Gündem, 20.3.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Artık islam’ı yok etmenin zamanı geldi. McCain İslam&#8217;a savaş ilan etti. John McCain Kasım ayındaki seçimlerde Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin başkan adayı ve &#8216;ılımlı&#8217; olarak tanıtılıyor. McCain&#8217;in &#8216;ruhani danışmanım&#8217; dediği Parsley ise İslam&#8217;a savaş ilan etti. Ohio’daki Evanjelik Kilisesi papazlarından Rod Parsley, İslam’ı ‘yanlış bir din’ olarak tanımlarken, Hristiyanları da İslam’ı ortadan kaldırmak için savaşa çağırıyor. Parsley’in 2005 yılında yazdığı ve Türkçe’ye ‘Artık Sessiz Kalamayız’ şeklinde çevrilebilecek olan ‘Silent No More’ isimli kitabında İslam’a inanılmaz hakaretler ediyor. Parsley, ABD’ye karşı en büyük tehdidin İslam dininden geldiğini belirtirken, kitabındaki ‘İslam: Allah aldatmacası’ başlıklı bölümünde ‘Hristiyan medeniyeti ile İslam arasında bir savaş var’ diyor. Parsley, Amerika kıtasını keşfeden Christopher Kolombo’nun da aynı amaçla, İslam’ı yenmek için, 1492’de yola çıktığını ifade ederken, “Kolombo, İslam ordularını Avrupa’nın yeni dünyayla (ABD) güçlenmiş ordularıyla yenmeyi hayal ediyordu. Bu bir rüyaydı ve Amerika’da başladı. Parsley, İslam’a savaş açarken, bu savaşın kaybedilebileceği korkusunu da yaşıyor ve şöyle diyor: “Hristiyanlık ve İslam arasındaki çatışma kaçınılmaz. Artık zamanı geldi ve bizim başka seçeneğimiz yok. Biz bu savaşı kaybetmiş olabiliriz. Dünyayı tararken, İslam’ın daha fazla acı, kan ve yıkımın sorumlusu olduğunu görüyorum” İslam’ın Hristiyanlık karşıtı bir din olduğunu belirten Parsley, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e de hakaret etmeyi elden bırakmıyor: “Müslümanların Peygamberi Muhammed ayetleri şeytandan aldı, Tanrı’dan değil. Allah şeytani bir ruhtur.” Parsley, 11 Eylül saldırılarından sonra 34 bin Amerikalının Müslüman olmasından da şikayetçi. ABD’nin İslam tehlikesine karşı mücadele etmesini isteyen Parsley, “Bizler Hristiyan mıyız? Evet. O zaman ne şekilde olursa olsun bu yanlış dini yok etmeliyiz” diyerek de yeni bir Haçlı Savaşı başlatılmasını istiyor. (Haber Vaktim, 13.03.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Kur&#8217;an&#8217;ın yarısını yırtın atın&#8217; dedi. Göçmen karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili Geert Wilders, İslamiyet, Müslümanlık ve Hz. Muhammed (s.av) hakkında çirkin açıklamalarda bulundu. Göçmen karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili, İslamiyet hakkında tepki toplayacak açıklamalar yaptı. Wilders, Müslümanların zararlı söylemler içeren Kur’an-ı Kerim’in bu bölümlerini yırtıp atması gerektiğini söyledi. Bir Hollanda gazetesine demeç veren Wilders, Hazreti Muhammed hayatta olsaydı ve Hollanda’da yaşasaydı onu Hollanda’dan kovacağını da belirtti. “Bir islam tsunamasi ile karşı karşıyayız” diyen Wilders, başörtüsünün yasaklanmasını, Hollanda’ya göçmen kabul edilmemesini ve yeni camiiler yapılmasına izin verilmemesini de savunuyor.“Eğer Müslümanlar Hollanda’da yaşamak istiyorlarsa, Kur’an’ın yarısını yırtıp atmalılar, imamları dinlememeliler, çünkü Kur’an’da korkunç şeyler söylendiğini biliyorum” ifadesini kullandı. (Haber 7, 13/02/2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Kiliseden İslam&#8221;a hakaret. Amerika’nın Florida eyaletinde bir kilise, Noel kutlamaları sırasında İslam’a hakaret etti. Noel kutlamaları için şehrin caddelerini, üzerinde İslâm is of the Devil (İslam Şeytandandır) yazan ışıklı levhalarla süsledi. (27 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Olay filmin ardındanki provokasyon çetesi. Hz. Muhammed’e hakaret eden ve Libya’dan Mısır’a, Yemen’den Tunus’a kanlı ayaklanmalara yol açan filmin arkasında şu 4 ilginç isim var. Yapımcı: Sam Bacile: Gerçek adının Nakoula Basseley Nakoula artık kesin. Oyunculara filmin adını &#8220;Çöl Savaşçıları&#8221; olarak verdi. İnternette yayımladığı casting ilanında adını &#8220;Sam Bassiel&#8221; diye verdi. Wall Street Journal&#8217;a göre 52 yaşında İsrail-Amerikan çifte vatandaşı. Ancak filmin danışmanı Steve Klein, onun bir Kıpti Hırisyan olduğunu söyledi. Film danışmanı: Steve Klein: &#8220;Cesur Hıristiyanlar Birliği&#8221;, &#8220;Ulusal Amerikan Kıpti Meclisi&#8221; gibi aşırı sağcı ve İslamofobik bazı hareketlere üye. California eyaletinde bulunan Kaweah kentinin evanjelik kilisesiyle yakın ilişkileri var. Bu filmin üretilmesiyle ilgili olarak yaptığı bir değerlendirmede, &#8220;Bu işe, sonunda ne olacağını bilerek girdik&#8221; dedi. Fanatik tanıtımcı: Terry Jones: 2010 yılında &#8220;Kur&#8217;an yakma ayini düzenleyeceğim&#8221; diyerek ortalığı ayağa kaldıran Amerikalı rahip. Jones, Müslümanların Masumiyeti filmine destek verdiğini ve filmin tanıtımını da yaptığını açıkça söyledi. Arapçaya çevirdi: Morris Sadek: Ulusal Amerikan Kıpti Meclisi&#8217;nin Mısırlı başkanı. Filmin olay yaratan tanıtımlarının Arapça&#8217;ya çevrilmesini sağladı ve YouTube&#8217;de yayımlanan tanıtımlarına kişisel Twitter hesabından link verip, reklam yaptı. California&#8217;da yaşıyor ve kendisini &#8220;insan hakları savunucusu&#8221; olarak tanıtıyor. &#8220;Sam Bacile&#8221; kod adıyla filmin yapımcılığını üstlenen kişinin Nakoula Basseley Nakoula olduğu dün kesinleşti. Üstelik Nakoula&#8217;nın daha önce, sahte kimlikle dolandırıcılık yaptığı suçlamasıyla 21 ay hapis ve 790 bin dolar tazminat cezasına çarptırıldığı anlaşıldı. Nakoula dün kendisine ulaşan AP muhabirine &#8220;Ben o değilim&#8221; dediyse de adını gizli tutan bir güvenlik görevlisi, &#8220;Sam Bacile&#8221;in Nakoula olduğu konusundan şüphe duymadıklarını belirtti.Oyuncuları da kandırmış: Filmin oyuncu kadrosu, internete &#8220;Çöl Savaşçıları&#8221; adlı bir film için verilen ilâna itibar ederek Sam Bacile&#8217;ı bulan aktör ve aktrislerden oluşuyor. Kısacası oyuncular, İslamofobik bir filmde değil, Antik Mısır&#8217;ı konu alan bir yapımda rol aldıklarını sandılar. O kadar ki, filmde bazı karakterlerin replikleri bile değiştirildi. Örneğin filmin bir yerinde karakterin, karşısındaki kişiye &#8220;George&#8221; diye hitap ettiği ağız okuma yöntemiyle hemen anlaşılıyor; ancak ses &#8220;Muhammed&#8221; olarak çıkıyor. Nitekim filmde rol alan ya da kamera arkası işini yürüten yaklaşık 80 kişilik ekip, dün ortaklaşa bir mektup kaleme alarak, &#8220;Kandırıldık&#8221; mesajı verdi. Mesajda, &#8220;Senaryonun sonradan korkunç bir şekilde değiştirildiğini gördüğümüzde şoke olduk. Ortaya çıkan trajediden derin bir üzüntü duyuyoruz&#8221; ifadeleri kullanıldı. (Hürriyet, 14 Eylül 14 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Nakoula filmi hapishanedeyken yazmış. Dünyayı ayağa kaldıran “Müslümanların Masumiyeti” filminin yapımcısı ve yönetmeni olduğuna inanılan Nakoula Basseley Nakoula’nın filmi hapishanedeyken yazdığı ve Haziran 2011’de serbest bırakıldıktan sonra çekimlere başladığı bildirildi. Nakoula&#8217;nın 1990&#8217;larda da uyuşturucu imalatı nedeniyle hapse girdiği ortaya çıktı. Nakoula, filmi çekmek için kullandığı parayı Mısır’daki ailesinden aldığını da söyledi. Olay adam daha önce Sam Bacile adıyla yaptığı açıklamalarda kendisini bir “İsrailli Yahudi” olarak tanıtarak filme harcadığı 5 milyon doların varlıklı Yahudi arkadaşlarından geldiğini iddia etmişti. (Hürriyet, 14.9.2012) İslam karşıtı &#8220;Müslümanların Masumiyeti&#8221; filminin yapımcısı Nakoula Basseley Nakoula&#8217;yı ‘sahtekarlıktan’ 1 yıl hapis cezasına çarptırdı. Bir bankayı dolandırdığı gerekçesiyle daha önce 21 ay hapis cezası olan 55 yaşındaki Nakoula, 8 ayrı dolandırıcılık davasından yargılanıyordu. Yapımcı Nakoula Basseley Nakoula&#8217;nun &#8220;Müslümanların Masumiyeti&#8221; filmi nedeniyle ise ceza almadığı belirtildi. (T24, 08 Kasım 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Para İsraillilerden, destek Mısır’lı Hristiyan kıpti’den, yönetmen ABD’li evangelist ve uyuşturucu imalatçısı!</p>
<p style="text-align: justify;">Stockholm&#8217;de polisin izin verdiği eylemde Kuran yakıldı. (BBC, 28 Haziran 2023) İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström: “Kur’an yakılması ifade özgürlüğüne girer.” (Expressen, 20 Ocak 2023) </p>
<p style="text-align: justify;">Batı&#8217;nın iki yüzlü politikası: Tevrat&#8217;ın İsveç&#8217;te yakılma teşebbüsü İsveç makamlarınca yasaklanırken, Yahudi bayrağı ve kipası ile fotoğrafları olan ve Kur&#8217;an&#8217;ı önce İsveç sonra da Hollanda&#8217;da defalarca yakan Rasmus Paludan’ın bu eylemlerini İsveç makamları fikir özgürlüğü olarak değerlendirdi. İfade özgürlüğü kim için? İsveç&#8217;te aşırı sağcı Rasmus Paludan ifade özgürlüğü adı altında Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yakarak nefret söyleminin en önemli örneklerinden birini gösterdi. Aynı şekilde Tevrat&#8217;ın yakılmasına müsade etmeyen yetkililerin kararı ise büyük bir ironi. Tüm bunların dışında İsveç&#8217;te bu eylemi yapmak suç fakat Paludan ceza almadı. Peki, ifade özgürlüğü kim için? (TRT Haber, 31.1.2023) &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yakmak ifade özgürlüğü&#8221; diyen İsveç Demokratlar Partisi, aşırı ırkçı Rasmus Paludan&#8217;ın gerçekleştirdiği Kur&#8217;an-ı Kerim yakma eyleminin ardından İsveç&#8217;in İstanbul Başkonsolosluğu&#8217;nun cama astığı &#8220;Kitabı yakan aptalın görüşlerini paylaşmıyoruz&#8221; yazısına tepki göstererek &#8220;Paludan&#8217;a aptal diyemezler&#8221; savunmasıyla parlamentoya soru önergesi sunar. (26.01.2023)  Rasmus&#8217;un ise, 13 yaş ve altındaki erkek çocuklara cinsel tacizde bulunduğu da belgelenir. Sabıka kayıtları sebebiyle 2020 yılında Danimarka’da avukatlık mesleğinden 3 yıl süreyle men edilen, ehliyetine de bir yıl süreyle el konulan Rasmus Paludan, yakma fikrinin ise kendisine ait olmadığını öne sürerek İsveçli bir gazetecinin adını verir. Paludan ile görüştüğünü doğrulayan Chang Frick, Paludan&#8217;a Kur&#8217;an yerine Türk bayrağı yakılmasını önerdiğini, amacının Türkiye Cumhurbaşkanı karşıtı eylem olduğunu söyledi. (NTV, 25.01.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı laikmiş, demokratmış, insan haklarını savunurmuş! Avrupa fikir özgürlüğü anlayışına göre siyonizmi eleştirsen anti semitist; lgbt-c&#8217;yi eleştirsen nefret suçu; Kur&#8217;an&#8217;ı yakarsan fikir özgürlüğü!</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre&#8217;de okul öncesi çocuklara &#8216;demokrasi&#8217; aşılanıyor. İsviçre&#8217;nin Lozan şehrindeki bir özel anaokulunda çocuklar resim yapmak yerine kurulan “göstermelik” sandıklara oy pusulası atarak küçük yaşlarda &#8216;demokrasi&#8217;yi öğreniyor. (Euronews, 23.01.2021) 22.01.2023 tarihinde aşırı sağcı politikacı Rasmus Paludan, Türkiye’nin İsviçre&#8217;nin başkentindeki Stockholm Büyükelçiliği önünde ikinci kez Kur’an-ı Kerim yakar! Ama İsveç&#8217;in başkenti Stockholm&#8217;deki İsrail Büyükelçiliği önünde Tevrat yakmayı planlayan kişinin eylemi İsveçli yetkililerce engellenir. (Habertürk, 27.01.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu aşırı sağcı İslam düşmanları kime hizmet eder? “Hollanda’da İsrail doğumlu, aşırı sağcı siyasetçi Gidi Markuszower’in hassas bilgileri “İsrail&#8217;e” aktardığı tespit edildi.” (Haber 7, 30.6.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;de Bir kadın, dans ederek Kur&#8217;an-ı Kerim yaktı. (8.4.2024)  ABD&#8217;de bir üniversitede Kur&#8217;an-ı Kerim sayfalarını yaktılar. (İlkha, 11.12.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Biz Müslümanlar, İncil ve Tevrat içinde ilahi hakikatler olduğu düşüncesi ile, bırakın yırtmayı- tekmelemeyi, onlara ‘abdest alıp mı dokunmamız’ gerekiyor, onu bile tartışıyoruz! Bizim Hazreti İsa&#8217;ya bakışımızı ve saygımız ile onların Hz Muhammed&#8217;e bakışını zaten asla kıyaslayamayız! </p>
<p style="text-align: justify;">Türbanlıya Hakaret Özgürlük Sayıldı. İngiliz Yargıç, Bir Hristiyanın Tesettürlü Bir Müslümana Yaptığı Hakaretin İfade Özgürlüğü İçinde Olduğuna Hükmetti. İngiltere’de koyu Hristiyan otel sahibi bir karı-kocayla, sonradan Müslüman olan bir müşteri arasındaki “dine” hakaret davası sonuçlandı. Yargıç, İslam’a hakaret ettiği iddia edilen çiftin, ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığına hükmetti. Erica Tazi adlı İngiliz kadın, ağrı tedavisi görmek için geldiği Liverpool’da 4 hafta boyunca The Bounty House Otel’inde kaldı. Oteldeki son günü olan 20 Mart’ta ise kahvaltıya inerken tesettürlü giyindi. Tazi’nin (60) mahkede anlattığına göre otelin dindar birer Hristiyan olan İngiliz sahipleri Ben Vogelenzang (53) ile karısı Sharon (54) kendisini ilk defa tesettürlü görünce bağırıp gülmeye başladı. Tazi, Ben Vogelezang’ın daha sonra kendisine “terörist” diye hakaret ettiğini, bununla da yetinmeyip Hz. Muhammed’i de “bir savaş ağası” diye niteleyerek onu “Hitler, Saddam Hüseyin” gibi liderlere benzettiğini öne sürdü. (Haberler, 11 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;de İslam&#8217;ı şeytan dini olarak gösteren papaz tartışılıyor. Ancak bu durum yeni değil. Batılılar İslam&#8217;ın temsilcisi Türker&#8217;i ve İslamiyet&#8217;i asırlardan beri şeytanla bir tutuyorlar. (Habervaktim, 12 Eylül 2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir manyak da Hollanda&#8217;dan: Irkçı Edwin Wagensveld, Kuran yırttı. İsveç&#8217;te aşırı sağcı politikacı Rasmus Paludan’ın Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran-ı Kerim’i yakmasına yönelik tepkiler sürerken bu kez benzer eylem Hollanda’dan geldi. Almanya kökenli Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar hareketi lideri Edwin Wagensveld, Lahey kentinde tek başına yaptığı eylemde Kur’an-ı Kerim yırttı. (Hürriyet, 25.1.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">“Medeniyetler çatışması” ve “Tarihin sonu tezi”nin nihai hedefi Müslümanlardır. Batı için “öteki” yine Müslümanlardır. (Hasan Öztürk, Haber 7, 24.1.2023)</p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-95551" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45634576787696.jpg" alt="" width="313" height="176" /></p>
<p style="text-align: justify;">Fransa&#8217;da 10 yaşındaki 4 çocuk &#8216;terörü savundukları&#8217; iddiasıyla 9 saat gözaltında tutuldu. Evlerinin fotoğrafını çektiklerini anlatan baba, &#8220;Dinimizle ilgili çok fazla soru sordular, namaz kılıp kılmadığımızı öğrenmek istediler. Macron ve Erdoğan ilişkisi hakkında görüşlerimizi sordular&#8221; diye konuştu. Çocukların bir gün önce, okulda Hz Muhammed karikatürleri çizen Charlie Hebdo ve öldürülen Samuel Paty hakkında ders gördükleri öğrenildi. (Euronews, 06/11/2020)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7293 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/misyonersisdevil-1.jpg" alt="" width="431" height="550" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7294 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hurriyet-seytanayetleri-kuranyakma-karikatur-1.jpg" alt="" width="474" height="503" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10874 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/118559490_945568_o-300x277.jpg" alt="" width="300" height="277" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9532 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/735756856.png" alt="" width="404" height="478" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13416" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Fng2czxXkAAlKvB.jpeg" alt="" width="525" height="484" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Vekillere islam karşıtı söylem izni: Hollanda mahkemesine göre milletvekili İslam karşıtı söylemde bulunabilir! Hollanda’da bir mahkeme, İslam karşıtı filmiyle gündeme gelen Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders’in, İslam’ı eleştiren söylemlerde bulunabileceğine karar verdi. Hollanda İslam Federasyonunun (NIF), İslam karşıtı filmin yapımcısı Geert Wilders’ın, İslam’ı sürekli sert şekilde eleştiren ve basında da sıkça yer alan sözlerinin, toplumda düşmanlığa yol açtığını belirterek, bu ifadelerine son vermesi ve düzeltmesi istemiyle açtığı davada mahkeme, milletvekilinin, İslam hakkındaki görüşlerini dile getirmesinde sakınca olmadığına karar verdi. (Hürriyet, 07.04.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Wilders&#8217;in sponsoru yahudi işadamları. ABD’de İsrail yanlısı ortadoğu forumu Wilders’in yargı masraflarını karşıladı.  Hollanda&#8217;da ırkçı lider Wilders&#8217;in Mossad bağlantılı bakan atama planı da sonuçsuz kaldı. (AA, 17.6.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre&#8217;de minare yapımı yasaklandı. İsviçre&#8217;de minare yapımına ilişkin referandum yapıldı. Sonuçlara göre minare yapımına yasak geldi. Buna göre İsviçre&#8217;de referandum tarihinden itibaren minare yapımı yasaklandı. Halkın % 57,5&#8217;i yasağa destek verirken, % 42,5&#8217;i yasaklanmasın dedi. (NTV, 29 Kasım 2009<strong>) </strong>Bir yıl önce ise ‘İsviçre, PKK’yı terörist örgüt ilan etmeyi reddetmişti!’ (8.11.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yıl ara ile iki haber: Toplam 30 kişinin peçe taktığı ve nüfusun sadece %5&#8217;inin Müslüman olduğu İsviçre&#8217;te (8.6 milyon) peçeye yönelik yasaklama referandumu yapıldı. Ve %51.2 oranla yasak kabul edildi. (AA, 9 Mart 2021) Bir yıl sonra: Eşcinsel evliliğin yasal hale geldiği İsviçre&#8217;de ilk çift nikahlandı. İsviçre&#8217;de geçtiğimiz yıl eylül ayında yapılan referandumda kabul edilmesinin ardından eşcinsel evlilikler 1 Temmuz itibariyle yasal hale geldi. (Euronews, 01/07/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Muhammed isminin yasaklanmasını isteyen “Fransız eski manken ve politikacı Julien Odoul, Avrupa&#8217;ya göçme arayışıyla Belarus&#8217;tan Polonya&#8217;ya geçmeye çalışan kişilerin, Avrupa&#8217;ya geçmelerindense donarak ölmelerinde sakınca görmedi.” (AA, 12.11.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Cuma zaten toplanma demek ama; “Avusturya polisi cuma vaktinde 11 camiyi kontrol etti Avusturya&#8217;nın Vorarlberg eyaletinde bulunan 11 camide polis tarafından eş zamanlı gerçekleştirilen araştırmalarda, ‘cuma namazı vaktinde toplantı yapılıp yapılmadığı’ kontrol edildi.” (AA, 11.03.2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa cumhurbaşkanlığı adayı yahudi “İslam karşıtı yazar Eric Zemmour, Fransa cumhurbaşkanlığı için adaylığını açıkladı. &#8220;Müslümanlara, İslam ve Fransa arasında bir tercih hakkı vermemiz gerekiyor. Çünkü bunu açıktan söylemeseler de tüm Müslümanların cihatçıları &#8220;iyi Müslümanlar&#8221; olarak görüyor.&#8221; dedi. (Euronews, 30/11/2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7295 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamahakaret-1.jpg" alt="" width="602" height="556" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13407 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/324188691_989679511997017_8916628208003013891_n.jpg" alt="" width="401" height="474" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11224" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fransada-islam-dusmanligi.jpg" alt="" width="626" height="284" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7286 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit-bati-1_1.jpg" alt="" width="601" height="223" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7296" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisafak-islamdusmaninasiyonistdestek-2012.jpg" alt="" width="213" height="198" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7297 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/italyan-fasist-1.jpg" alt="" width="526" height="163" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7298 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/pkkisvicreminare-1.jpg" alt="" width="553" height="732" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12140" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-humanizm-gercekler-2021.jpg" alt="" width="628" height="687" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12171" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20211202_133937.jpg" alt="" width="381" height="612" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11686 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/161893430_1084834195329851_673415155313291444_o.jpg" alt="" width="540" height="169" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7362 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-islam_1_2.jpg" alt="" width="345" height="326" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7299 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiislam-1-2-3.jpg" alt="" width="383" height="921" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7300" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunan-islam-1-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7301 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ab-isevi-islam-1-2.jpg" alt="" width="589" height="370" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7302 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamofobi-dusmanlar-gercekler-1.jpg" alt="" width="699" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10941 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-tekdis-medya-2020.jpg" alt="" width="317" height="370" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">                                                                                       <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14970" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/387107235_1684681172011814_4411571363805488666_n.jpg" alt="" width="282" height="243" /></p>
<p style="text-align: justify;">Müslüman bir adam, İngiltere&#8217;de Londra Metrosu&#8217;nda sessizce Kuran okuduğu için başka bir yolcunun ırkçı ve İslamofobik saldırısına uğradı. İşe giderken yolda sessizce Kuran okuyan Müslüman adamdan rahatsız olan yolcu, &#8216;Burası Hıristiyan bir ülke, sen bizim inançlarımıza göre davranmak zorundasın&#8217; şeklinde cümleler sarf etti. (Yeni Şafak, 2/12/2021) İngiltere&#8217;de bir kişi otobüs şoförüne tükürüp Müslümanlara hakaret etti İngiltere&#8217;de bir kişinin otobüs şoförüne tükürüp Müslüman karşıtı hakaretler ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyada dolaşıma girdi. (AA, 9.8.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD kilisesinden İslam karşıtı levha. Amerika&#8217;da bir kilisenin girişine İslam karşıtı levhanın konulması Müslümanların tepkisine yol açtı. America in Arabic isimli haber ajansının yayınladığı rapora göre, kilisenin girişine “İslam is of the Devil / İslam Şeytandır” yazılı bir levha konuldu. (Yeni Şafak, 13/07/2009) &#8220;Hz. Muhammed&#8217;i bul ve öldür&#8221;! İngiltere’de, kullanıcıların Müslümanları öldürerek puan topladıkları bir bilgisayar oyununun çeşitli internet sitelerinden bedava indirilmesine izin verilmesi ülkedeki Müslüman derneklerinin büyük tepkisini çekti. İngiltere Müslümanlar Konseyi yetkilileri, tüm dünyada Müslümanlara antipatinin arttığı bir dönemde “Müslüman Kıyımı” isimli bu oyuna herkesin ulaşmasına engel olunmamasının büyük sorumsuzluk olduğunu söyledi. Yetkililer, gençleri ve çocukları Müslümanları öldürmeye teşvik eden oyunun “kabul edilemez” olduğunu vurguladı. Oyunda kullanıcılar, paraşütle Ortadoğu’ya indirilen “Amerikan Kahramanı”nı yönetiyor. (Habertük, 14.09.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">“Hollanda&#8217;nın sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders, Kuran&#8217;ın satış ve dağıtımının yasaklanması çağrısında bulundu. Ayrıca kitabın camide ve evde kullanılmasını da yasaklayacaktı. Bay Wilders, Kuran&#8217;ın (Kur&#8217;an) şiddeti teşvik eden ve Adolf Hitler&#8217;in Mein Kampf&#8217;ına benzeyen faşist bir kitap olduğunu söylüyor.” (radionetherlands.nl, 08-08-2007) “İslama &#8216;faşist&#8217; diyen Wilders beraat etti. Hollandalı aşırı sağcı siyasetçi Geert Wilders, halkı Müslümanlara karşı kin ve nefrete tahrik etme suçlamasıyla açılan davada suçsuz bulundu. (BBC, 23 Haziran 2011)<em> İki yıl sonra, kin kusmaya devam: </em>Wilders<em>: “İslam&#8217;ın tehlikeli, totaliter ve faşist bir ideoloji olduğunun kabul edilmesi gerekir.</em>” (BBC, 14 Tem 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Yunan Metropolit, İslam&#8217;a kin kustu Yunanistan Pire Metropoliti Serafim, İslam dini, Hz. Muhammed (sav), Kur&#8217;an-ı Kerim ve Müslümanlar hakkında akıllara ziyan iftira ve hakaretlerde bulundu. İslam dinini &#8216;sözde din&#8217; olarak niteleyen fanatik Metropolit Serafim, &#8216;İslam&#8217;a inananların en belirgin özelligi, &#8216;sözde peygamber&#8217;in &#8216;sözde getirilerini (Kur&#8217;anı)&#8217; kabul etmeyenleri kesmek ve öldürmektir&#8217; iddiasında bulundu. (uhim.org, 9.1.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Salman Rüşdi&#8217;ye İngiliz şövalyelik ödülü. İslam&#8217;a hakaretleriyle şöhret kazanan Hindistan asıllı yazar Salman Rüşdi&#8217;ye İngiltere&#8217;de şövalyelik unvanı takdim edildi. Şövalyelik nişanı, Buckingham Sarayı&#8217;nda Kraliçe Elizabeth tarafından verildi. (Yeni Şafak, 25/06/2008)</p>
<p style="text-align: justify;"> Salman Rüşdi&#8217;ye Fransız edebiyat nişanı. Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi&#8217;ye Fransa&#8217;nın en büyük edebiyat nişanı verildi. Fransa eski Kültür Bakanı Jack Lang, Londra&#8217;ya giderek Fransız Büyükelçiliği&#8217;nde düzenlenen bir törenle Rüşdi&#8217;ye nişanını taktı. (Hürriyet, 23.1.1999) Salman Ruşdi&#8217;ye ağır darbe. Salman Rüşdi, &#8216;Şeytan Ayetleri&#8217; kitabıyla İslam dünyasının tepkisini çekmiş ama o sayede dünyaca ünlü bir yazar haline gelmişti. Yaptığı çalışmalarla kendisini yalanlayan Rüşdi&#8217;ye bir darbe de sevgilisi ABD&#8217;li aktris Pia Glenn&#8217;den geldi. 62 yaşındaki yazar sevgilisi için, &#8220;O yazdığı kitapları, kadın avcılığı için kullanır. Cahillik kralı Rüşdi, işe yaramaz ve ödleğin tekidir. Arkadaşlarıma bile birliktelik teklif eden ama ortaya çıkınca inkar eden olgunlaşmamış Ruşdi&#8217;den ayrıldığım için mutluyum&#8221; dedi. Ayrılıktan sonra ilk kez geçtiğimiz hafta konuşan Glenn, &#8220;Kitaplarında yazdıkları birçok konunun aslında yalanlara dayandığını da kendisine itiraf ettiğini” belirtti. (Takvim, 19 Ekim 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Esmer Pinokyo yalan söylemiş. 1992 yılında, İslam&#8217;ın katı kurallarından kaçtığı söyleyerek Hollanda vatandaşlığı alan, Esmer Pinokyo lakaplı Somalili Ayaan Hirsi Ali, iltica hakkı için yalan uydurduğunu itiraf etti. Somali&#8217;de istemediği bir evliliğe zorlandığı için Hollanda&#8217;ya sığındığını iddia ederek Hollanda vatandaşı olan ve kendisini &#8216;ex-Muslim&#8217; (Eski Müslüman) diye tanımlayan Liberal Parti VVD milletvekili Ayaan Hirsi Ali&#8217;nin gecmişi hakkında yalan soylediği ortaya çıktı. Önceki gün Hollanda da yayınlanan Zembla adlı televiz- yona konuk olan Ali, 1992 de Hollanda otoritesine geçmişi hakkında yanlış bilgi verdiğini ve VVD Partisi&#8217;nin bu yalanlardan haberdar olduğunu itiraf etti. Ali, 1992de açlık ve iç savaştan dolayı ülkesinden kaçtığının gerçek olmadığını ve o zamanlar mülteci olarak güvenli bir şekilde Kenya&#8217;da hayatını sürdürmekte olduğunu söyledi. Gerçek ismi Ayaan Hirsi Magan olan Somali asıllı kadının ağabeyi, halası ve eski eşi, Ali&#8217;nin yalanlarının bununla da sınırlı olmadığını söylediler. Aile fertleri, Ayaan Hirsi Ali&#8217;nin aile içi şiddete maruz kalmadığı ve hatta zorla evlendirilmediğini söylediler. (Yeni Şafak, 15 Mayıs 2006) Hollanda&#8217;da Somali asıllı milletvekili Ayaan Hırsi Ali etrafında dönen tartışmalarla başlayan kriz, hükümetin istifasıyla sonuçlandı. (DW, 17 Mayıs 2006) Yalancı Ayaan Hirsi Ali vekillikten kovuldu. (17 Mayıs 2006) 2015&#8217;te İslam karşıtı bir kitap yazan Ayaan Hirsi Ali, ‘İslam&#8217;dan ateizme sonra Hıristiyanlığa geçti.’ (13.11.2023) İşin aslını ‘Karşılaştırmalı dinler ızmanı’ Dr. Sophia Rose Arjana şöyle açıklıyor: İslamofobi ve nefretin ticaret metaı haline getirilmesi Medya, aşırı sağcı politikacılar ve sahte aydınların kışkırtmalarıyla Batı&#8217;da hızla tırmanan ve &#8220;bağnazlığın en makbul formlarından biri&#8221; haline gelen İslamofobi, aslında büyük bir sektör. Aralarında Robert Spencer, Ayaan Hirsi Ali, Pamela Geller ve Tevfik Hamid&#8217;in de bulunduğu çok sayıda kişi, sırf Müslümanların şeytanlaştırılmasına odaklı bir kariyere sahiptir. Bunlar, sözde &#8220;uzmanlıkları&#8221; İslam&#8217;ı ve Müslümanları aşağılamak olan insanlardır. Bir örnek vermek gerekirse, Ayaan Hirsi Ali, hayatını İslam&#8217;ı ve Müslümanları kötü göstermekten kazanıyor. Kitapları, &#8220;göçebe&#8221;, &#8220;gavur&#8221;, &#8220;kafese konmuş bakire&#8221;, &#8220;kafir&#8221; gibi kelimeleri ve terkipleri başlıklarında içermesiyle İslam&#8217;ın, yorum ve uygulamada hiçbir farklılığı ve çeşitliliği olmayan medeniyetsiz, egzotik ve vahşi bir inanç olduğunu düşündürüyor. Bir uzmanlığı olmamasına rağmen sık sık haber programlarına İslam &#8220;uzmanı&#8221; olarak katılıyor. (AA, 30.05.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı emperyalizmine direnmek, insanlığın onur mücadelesidir! Batı’nın müdahale tarzı budur. İçeriden örgütlenmelerle siyasi dizayn yapar. Başarılı olmazsa, demokrasi ve özgürlük söylemleriyle kitlelerin gücünü kullanır. Başarılı olmazsa ekonomik saldırılarla ülkeyi çökertir. Bu da başarılı olmazsa suikastlar gelir, iç çatışmalar gelir ve sonrasında açıktan müdahaleler gelir. Ancak eğer o ülkede keskin bir direnç oluşursa, kitleler bu dirence destek verirse yapabilecekleri hiçbir şey yoktur. Küresel düzenleri için tehdit gördükleri her ülkeyi, her siyasi anlayışı, her kültür ve medeniyeti, her lideri “cezalandırırlar!” Finans sistemlerinin kirliliklerine “hayır” diyen her lideri ortadan kaldırmaya çalışırlar. Afganistan’ı işgal ederken Taliban ve El Kaide’yi gerekçe gösterdiler. Yalandı! Irak’ı işgal ederken Saddam’ı hedef gösterdiler, yalandı! Libya’yı parçalarken Kaddafi’yi bahane ettiler, yalandı! Suriye’nin bir bölümünü işgal ederken DEAŞ’ı bahane ettiler, yalandı! Biz onların yalanlarına göre algıladık bütün bunları. Öyleyse Avrupa’nın yüzyıllardır sürdürdüğü, ABD’nin yirminci yüzyıl boyunca devam ettirip 21. yüzyıla taşımaya çalıştığı bu vahşi sömürge saldırılarına karşı amansız bir direnç geliştirmek zorundayız. Bunun için önce zihinlerimizi özgürleştirmek zorundayız. Batı’nın sömürge gücü elinden alınmalıdır.  (İbrahim Karagül, Yeni Şafak,<strong> </strong>25 Ocak 2019)  </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Terörizm</span></p>
<p style="text-align: justify;">Zeytin Dalı Harekatı&#8217;nda iki Avrupalı terörist deşifre oldu. TSK, Afrin’de terör örgütü PYD/PKK’ya yönelik Zeytin Dalı Harekatı’nda iki Avrupalı örgüt mensubunu etkisiz hale getirdi. (AA, 18.02.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupalı Teröristler! PKK, &#8220;Lejyon Taburu&#8221; Kurdu. PKK&#8217;ya her türlü desteği veren Avrupa, şimdi de militan göndermeye başladı. PKK içerisinde Avrupa Birliği vatandaşlarından oluşan &#8220;Lejyon taburu&#8221; kuruldu, karargâhları Ayn el Arab&#8217;ta. Avrupalı teröristler Suriye&#8217;ye aktivist ve insan hakları savunuculuğu kimliğiyle geliyor. Hiçbir batılı ülke PYD&#8217;ye katılan teröristler hakkında hukuki işlem başlatmıyor. PYD saflarında savaşan batı ülkelerinden ithal teröristler onlarca toplu katliam ve infazlara imza atarken batılı ülkeler bu durumu görmezden geliyor. İthal savaşçıların bu yönde yayınlanan onlarca video görseline rağmen dünya bu duruma sessiz kalıyor. PKK&#8217;nın Suriye yapılanmasına destek amacıyla PYD&#8217;ye katılan teröristler arasında yaralama, tecavüz gibi suçlara karışanların oranının yüksek olduğu bildiriliyor. Misyoner örgütlerinin de PYD&#8217;ye destek amaçlı militan sevkiyatında önemli katkısı bulunuyor. (Yeni Şafak, 29/07/2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Luis Posada Carilles. Bombacılar, adını verdikten sonra tutuklansa da, hapisten kaçmayı başardı. Adı Küba&#8217;yı işgal girişimi Domuzlar Körfezi çıkarmasından uçak düşürmeye, komünist Venezuelalılara işkenceden otel bombalamalarına, Şili Dışişleri Bakanı&#8217;na suikasttan Fidel Castro&#8217;yu bombalı suikastla öldürmeye teşebbüse dek pek çok suça karıştı. Hatta yıllar sonra New York Times&#8217;a verdiği röportajda, bunların bazılarını kabul edecekti. Washington için kötü ve iyi teröristler mevcuttur. Carilles &#8216;iyi&#8217; bir teröristtir çünkü suçlarının çoğunu, CIA aracılığıyla, Amerikan hükümetinin kirli işlerinin ve gizli eylemlerinin bir parçası olarak işlemiştir. (Hilal kaplan, Sabah, 24.07.2017) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7696 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisafak_290717.jpeg" alt="" width="598" height="524" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">BM, NATO, BATI</p>
<p style="text-align: justify;">Liberya&#8217;da &#8216;gıda karşılığı seks&#8217; sürüyor. Çocuklara yardım örgütü Save the Children, Batı Afrika ülkelerinden Liberya&#8217;daki bazı yardım görevlilerinin kız çocuklarına cinsel tacizde bulunduğunu açıkladı. Buna göre bölgede faaliyet gösteren yerel ve uluslararası yardım kuruluşlarından görevliler, gıda karşılığında çocukları cinsel olarak sömürüyor. Hazırlanan rapora göre polis, öğretmen, yardım görevlisi ya da barış gücü askerleriyle cinsel ilişkiye giren kız çocuklarının yaşı 8&#8217;e kadar düşmüş durumda. Karşılığında ise genelde yiyecek alıyorlar. Ancak arabayla bir tur atmak ya da bir film izlemek gibi &#8216;ödüllere&#8217; de rastlandığı oluyor. (Hürriyet, 8 Mayıs 2006)</p>
<p style="text-align: justify;">BM Barış Gücü askerleri Haiti&#8217;de &#8216;yüzlerce kızı hamile bıraktı&#8217;. Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin Haiti&#8217;de görev yaptıkları dönemde yüzlerce genç kızı ve çocuğu hamile bırakıp yoksulluk içinde tek başlarına çocuk büyütmek zorunda bıraktığı belirtildi. (BBC, 18 Aralık 2019) Bosna ve Ruanda&#8217;da katliamlara seyirci kalarak tepki çeken Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerleri bu kez yeni bir skandalla gündemde. Kongo&#8217;da BM Barış Gücü askerleri 2005&#8217;te milislerden topladığı binlerce silahla gündeme gelmişti. Gelen son haberlere göre ise BM askerleri milislerle silah ticareti yapıyor. (29.04.2008) BM gücünden Sudanlı çocuklara tecavüz skandalı. Sudan’ın güneyinde görev yapan BM Barış Gücü görevlilerinin çocuklara tecavüz ettiği haberleri üzerine BM soruşturma başlatılacağını açıkladı. İngiltere’de yayımlanan Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, Juba bölgesinde görevli askeri ve sivil BM personelinin, korunmasız küçük erkek ve kız çocukları seks yapmaya zorladıkları iddia ediliyor. (Hürriyet, 04 Ocak 2007)  Eski BM çalışanına 13 kadına cinsel tacizden 15 yıl hapis. (Diken, 31/10/2022) BM&#8217;den Burundi askeri güçlerine tecavüz suçlaması. (Euronews, 15/01/2016) BM&#8217;de tecavüz skandalı Fransız Ağır Ceza Mahkemesi, eskiden BM&#8217;de çalışan bir Fransız tamirciyi, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo&#8217;da 20 genç kıza tecavüz etmekten suçlu buldu. (T24, 12 Eylül 2008) Devamı: en.wikipedia.org/wiki/Sexual_abuse_by_UN_peacekeepers</p>
<p style="text-align: justify;">Terör örgütü PKK/YPG, çeşitli uluslararası sözleşme ve düzenlemeleri ihlal ederek kaçırdığı çocukları saflarına katmaya devam ederken, birçok çocuk kaçma ya da intihar girişimi sırasında veya çatışma bölgelerinde yaşamını yitiriyor. (AA, 29.9.2023) “Birleşmiş Milletler (BM) müfredatına göre çocuklardan savaşçı yapmak insanlık suçudur. PKK/YPG her hafta şu çocuklardan bir kaçını kendi haber sitelerinde savaşırken öldürüldüklerini yazıyorlar. Peki BM ve AB ülkeleri bu çocukları görmüyor mu, en az benim kadar görüyorlar.” (Aytekin Yılmaz, 2 Haziran 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Çocuk istismarıyla mücadele kuruluşunun başkanı 2 yaşındaki bebeğe tecavüz girişimi suçlamasıyla gözaltında. ABD&#8217;de savaş koşullarının hüküm sürdüğü ülkelerde çocuklara yönelik cinsel suçları önleme faaliyetleri yürüten uluslararası yardım kuruluşunun başkanı Joel Davis gözaltına alındı. Davis, 2 yaşındaki bir çocukla cinsel ilişkiye girmeye çalışmak ve cep telefonunda çocuk pornografisi bulundurmakla suçlanıyor. (BBC, 28 Haziran 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Brüksel UNICEF binasının bodrum katı bir ‘çocuk pornografisi’ merkezi. 8 ile 14 yaş arası çocukların çıplak fotoğrafları çekilip çoğaltılıyor ve video ve fotoğraflar ABD’ye pazarlanıyor. Tutuklananlar arasında UNICEF Belçika komite başkanı Josef Varbeek de var. (Nokta Dergisi, 2.8.1987, Sayı: 30)</p>
<p style="text-align: justify;">Kerry: Mısır ordusu demokrasiyi geri getirdi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Mısır&#8217;da ordunun demokrasiyi geri getirdiğini, askerlerin Mursi yanlılarına ateş açmasının demokrasini yeniden kurulmasıyla ilgisi olmadığını söyledi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Mısır Ordusu&#8217;nun seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi&#8217;yi devirerek &#8216;demokrasiyi geri getirdiğini&#8217; söyledi. Kerry, darbenin &#8216;milyonlarca ve milyonlarca kişinin&#8217; isteğiyle yapıldığın belirtti. Washington Mısır&#8217;da yaşananları &#8216;darbe&#8217; diye tanımlamayı reddetti. ABD yasaları uyarınca, bu tanımlama yapıldığı takdirde Washington&#8217;ın Mısır&#8217;a verdiği yıllık 1,5 milyar dolayındaki yardımın kesilmesi gerkeiyor. Rabia&#8217;Tül Adeviyye Camii yakınında bulunan meydandaki ana eylem alanında ve Kahire Üniversitesi&#8217;nin ana kampüsünün yanındaki Nahda meydanında geçen Cumartesi günü 70&#8217;den fazla kişi ölmüştü. (BBC, 2 Ağustos 2013) Mısır&#8217;daki katliamın bilançosu: 3 bin 533 ölü. (AA, 17 Ağu 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">AB&#8217;nin demokrasi ve idam ikiyüzlülüğü. Türk kamuoyunun idam cezasının getirilmesi talebi karşısında, Türkiye’ye tepki gösteren Avrupa Birliği, Mısır’da Müslümanların idam edilmesine ses çıkarmadı. Üstelik AB ülkelerinin üst düzey isimleri, Mısır&#8217;da Müslümanları katleden darbeci Sisi&#8217;nin ayağına giderek zirveye katıldı. Her fırsatta aralarında Türkiye&#8217;nin de bulunduğu birçok ülkeye &#8220;demokrasi dersi&#8221; vermeye çalışan AB&#8217;nin, hem büyük tepki toplayan idamlara karşı sessiz kalması, hem de kendi çıkarları için Mısır gibi ülkelerin ciddi demokrasi ihlallerine göz yumması, birliğin demokrasi konusundaki çifte standardını bir kez daha göstermiş oldu. (Yeni Akit, 26 Şubat 2019)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8216;Beyin ölümü gerçekleşti&#8217; denilen NATO yeniden hayat mı buldu? 2004 yılından beri NATO askerleri sadece doğal afetler sonrası müdahaleler ve Afganistan&#8217;dan tahliyenin koordinasyonu için kullanılmıştı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron&#8217;un 2019 yılında NATO&#8217;nun &#8220;beyin ölümünün&#8221; gerçekleştiğini açıklaması o dönem büyük tartışmalara neden olmuştu. Fakat Rusya&#8217;nın Ukrayna&#8217;yı işgal etmesi İttifak içerisinde tekrar birlik sağlanmasına yol açtı ve &#8216;NATO yeniden hayat mı buldu?&#8217; soruları arttı. (Euronews, 05/03/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümana ölü, Hristiyan&#8217;a kalkan! The Independent ortaya çıkardı: Irak’ın zengin petrol yatakları ABD ve ingiliz şirketlerince yağmalanıyor. Irak savaşının ilk günlerinde parlamentoda konuşan İngiltere Başbakanı Tony Blair, amaçlarının Irak petrollerini ele geçirmek olduğu yolundaki suçlamaları reddetmiş, “amaçlarını Irak’ın özgür ve demokratik bir ülke olmasını sağlamak” olarak özetlemişti. ABD Başkanı George Bush da “Amacımız Irak’ın petrolünü sahip olmak değil” demişti. Ancak İngiliz The Independent gazetesinin ele geçirdiği, Irak Hidrokarbon (petrol) Yasası Taslağı bu sözlerin pek de samimi olmadığını kanıtladı. Gazete, dünyanın 3’üncü en büyük rezervlerine sahip Irak’ın petrol kaynaklarının ABD ve İngiltere merkezli şirketlerin kontrolüne bırakılacağını ortaya çıkardı. Yasanın BP, Chevron, Shell ve Exxon gibi petrol devlerine 30 yıllık sözleşmeyle Irak’a girme şansı vereceğini, bunun da Irak petrollerinin 1972 yılında millileştirilmesinden sonra yabancılara ilk kez bu imkanın sağlanması anlamına geldiğini vurgulayan Independent, “Bu durum Irak’a yapılan müdahalenin tek amacının ülkenin petrol kaynaklarını ele geçirmek olduğunu savunanların elini de güçlendirecek” diye yazdı. (Vatan, 08.01.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı için önemli olan menfaattır.  Onlar sadece para ve kuvvetten anlar. Zayıf ve haklı isen, Batı için hiç bir önemin yoktur. ‘Irak petrolünün kara batakları katrana buladığı’ görüntüleri, Irakta öldürülen masum insanlar yerine dünya kamuoyuna gösterilirken, kara batakların körfez yerine Fransa&#8217;daki bir kazada petrole bulanan kuşlar olduğu ortaya çıkar. 11 Eylülün canileri oldukları ileri sürülen Burkari kardeşlerin biri bir yıl önce ölmüş, diğerinin ise FBI ajanı olduğu ortaya çıkar. AB yetkilisi Tom Spencer: &#8220;AB konusunda Ankara otuz yıldır oyalıyoruz.&#8221; derken, Kuzey ıraktaki insani yardım kuruluşlarına çalışanların casus olduğu ortaya çıkar. ABD&#8217;nin Sudan&#8217;da &#8220;Silah üretiyor&#8221; diye vurduğu ilaç fabrikasının kuzey afrikanın ilaç ihtiyacının % 50&#8217;sini karşıladığı ve bunun ABD&#8217;li ilaç firmalarının hiç işine gelmediği ortaya çıkar. ABD&#8217;nin jet uçakları kuzey ırakta iki Türk helikopterini düşürür. (1994) Marmara’da ise Saratoga gemimizi ABD savaş gemileri vurur, tabii ki yanlışlıkla! AIHM başörtüsü ve refah partisi hakkında olumsuz karar verirken Sih&#8217;lerin türbanı ve Budistlerin sarı elbiseleri için olumlu kararlar  verir! Rusya ile savaşırken Afganlılar mücahit, ABD ile savaşırken terörist ilan edilir. Saddam Halepçe&#8217;de katliam yaparken Irak devlet başkanıdır. Kuveyt petrolüne göz dikince diktatör ilan edilir. ABD&#8217;nin Somali operasyonun altında da &#8220;Petrol aşkı&#8221; çıkar. (Hürriyet, 5.1.93)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa değerlerinin kaynağı ve geleceği. &#8220;Sergilenen görüntüler Avrupa&#8217;yı, şimdiye kadar Türkiye&#8217;ye veya başka ülkelere demokrasi ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü temelinde yönelttiği bütün eleştirileri fazlasıyla hak eden ama aynı zamanda tutarsız ve samimiyetsiz bir konuma düşürüyor. Avrupa&#8217;nın tarihindeki sömürgecilik dünyanın bütün maddi değerlerine zorla el koymayı da bir karakter haline getirmiştir. Avrupa sömürgeciliğinin tarihi aynı zamanda Avrupa dışı ülkelerde uygulamış olduğu katliamların, insanlık-dışı uygulamaların, soykırımların da tarihi olmuştur. Avrupa değerlerinin oluşumunda bu tarihin de belirleyici olduğu çok açıktır.  Avrupa bütün dünyanın tarihini yok sayıp kendi tarihini dünya tarihi olarak sunmayı başarmıştır. Avrupa-merkezci bir bakış açısını bütün dünyaya benimsetip kendi felsefe tarihini bütün dünyanın felsefe tarihi olarak sunmuş, böylece Avrupa-dışı insanlara kendileri hakkında bir “hiçlik” duygusunu yine zorla yaşatmıştır. Sanki tarih boyunca başka hiçbir yerde felsefe, düşünce, bilgelik, hikmet adına hiçbir şey yaşanmamış gibi. Avrupa kendi ortaçağında bir mezhebin bir mezhebe tahammül edemeyip soykırıma tabi tuttuğu, cadı avlarının, engizisyonların, kitlesel sürgünlerin yaşatıldığı karanlığı yaşarken İslam dünyası 72 milleti bir arada barış ve huzur içinde bir arada bir ahenk içinde yaşatan altın formülü bulmuş, uyguluyordu.&#8221; (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 18 Mart 2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı için demokrasi, insan hakları, insan hayatı sadece lafta önemlidir. Batı parayı, menfaati, petrolü önceler:  Prof. Dr. Hasan Köni, Tunus, Mısır, Cezayir ve Libya gibi ülkelerdeki isyan dalgalarını analiz ederken, çok çarpıcı bir örnekten yola çıktı. Köni, &#8220;Biz, Bolivya gerçeğini inceliyorduk. Bolivya&#8217;da Amerikan Kalkınma Ajansı, sivil toplum örgütlerine milyarlarca dolarlık bir yardımda bulunmuş. Bu yardım neticesinde hükümete müthiş bir baskı grubu kurulmuş. Bu gerçekten yola çıktıktan sonra gördük ki, aynı sistem dünyada 26 ülkede birden uygulanmış. Mesela, Mısır&#8217;da 2007 yılından beri Amerikan Kalkınma Ajansı tarafından sivil toplum örgütlerine aktarılan para miktarı yaklaşık 180 milyar dolar&#8221; diye konuştu. Sivil toplum hareketlerinin planlı ve programlı şekilde organize edildiğini, bunun bir satranç oyunu olduğunu kaydeden Köni, &#8220;Batının ne yapacağını tahmin etmemiz çok zor. 5-6 oyun sonrasını planlıyorlar ve oynuyorlar. Biz ise sadece sosyal olayları seyretmekle yetiniyoruz. Bana göre batı Kaddafi&#8217;ye Bingazi&#8217;de soykırım yapma imkanı tanıyacak daha sonra canına okuyacak&#8221; değerlendirmesini yaptı. Bu panelin ardından iki gün bile geçmeden göstermelik BM kararları alınarak 5&#8217;li koalisyon Amerika, İngiltere, Fransa tarafından Libya&#8217;ya askeri harekat başlatıldı. (Nedim Odabaş, Milli Gazete, 22.03.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">“Avrupalı nankördür.” (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 152)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa</p>
<p style="text-align: justify;">72 sömürge, bitmeyen yangın: Fransa Fransa, geçtiğimiz asırlarda farklı kıtalarda 72 ülkeyi ya kolonisi haline getirdi ya da himaye adı altında kendisine bağladı. Ancak bu bölgelerden Fransa’ya göç etmek zorunda kalanlarla yıldızı bir türlü barışmadı. Fransa, 1524&#8217;te başlattığı sömürgecilik faaliyetleriyle Afrika&#8217;nın batısında ve kuzeyinde 20&#8217;den fazla ülkede hakimiyet kurdu. Afrika&#8217;nın yüzde 35&#8217;i, 300 yıl boyunca Fransa&#8217;nın kontrolünde kaldı. (TRT Haber, 04.07.2023) Afrika&#8217;nın doğal ve insani zenginliği, Fransa ekonomisi için vazgeçilmez bir kaynak olarak durmaktadır. Bu nedenledir ki Paris hükümeti Libya, Mali, Çad Gölü Havzası ve Fildişi Sahili örneklerindeki gibi olası bir iç çatışma, darbe ya da siyasi kriz durumunda ilk müdahil olan ülkelerden biridir. Bu refleksini günümüzde de sürdüren Fransa, tarihi arka planı da kullanarak sömürge dönemi hakimiyet bölgelerini bırakmamakta her yolu deniyor. (Kriter, 30 Eylül 2020) Esad Türkiye’ye göz kırptı, Macron harekete geçti. Suriye lideri Beşar Esad Türkiye ile diyalog kurmaya hazır olduklarını bildirdi. Aynı gün Paris Temyiz Mahkemesi, Esad hakkında 2013 yılında Guta’da gerçekleştirilen kimyasal saldırılar sebebiyle verilen uluslararası tutuklama emrini onadı. (Türkiye, 28 Haziran 2024) Hırsız Fransa, eski sömürgesi olan 14 Afrika ülkesinden koloni vergisi adıyla hala yılda yaklaşık 500 milyar dolar para haraç topladığını biliyor muydunuz? (Ekrem Sevil, Allah&#8217;a Meydan Okumanın Yeni Adı Deizm, s. 92)</p>
<p style="text-align: justify;">Macron, Jeune Afrique gazetesine verdiği demeçte, Afrikalıların sömürge dönemi nedeniyle kendilerine olan kızgınlığından Türkiye ve Rusya&#8217;yı sorumlu tuttu. (Haber 7,  20.11.2020) Avrupa kamuoyu: &#8216;Tuhaf şey! Biz kendilerine adalet ve iyi bir yönetim sunduk; buna rağmen yine de isyan ediyorlar.&#8217; şeklinde şaşkınlık gösteriyorlar. (Hilal ve Haç Çekişmesi, Halil Halid, s. 269, 274) </p>
<p style="text-align: justify;">Batı dünyasının şifresi: “Kazanmanın ahlakı olmaz!” (Yavuz Bahadıroğlu, Akit, 6.6.2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Kim kimin elini niye öpüyor? Berlusconi&#8217;nin, Kaddafi&#8217;nin elini öpmesi kimi tepkilere yol açtı. Peki Berlusconi Kaddafi&#8217;nin elini niye öptü? Berlusconi&#8217;nin, liderinin elini öptüğü Libya, İtalya&#8217;ya günde ortalama 550 bin varil petrol ihraç ediyor. Libya aynı zamanda doğalgaz üretimiyle önem kazanmakta olan bir ülke. Silvio Berlusconi 2008&#8217;de de Libya&#8217;ya 5 yıl içinde 20 milyar dolarlık yatırım vaadinde bulunmuştu. (NTV, 30.03.2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaksız Sarkozy. Seçim dönemi öncesi oy avcılığına soyunarak Ermeniler lehine yasa çıkarmaya çalışan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy&#8217;nin, 2007 seçimleri öncesi Libya&#8217;nın devlet lideri Kaddafi&#8217;den 50 milyon euro yardım aldığı konuşuluyor. Seçimden sonra ise Kaddafi’yi sarayında ağırlayan Sarkozy&#8217;nin Libya&#8217;ya ilk saldırma emri veren lider olması ‘ahlaksızlık’ olarak yorumlanıyor. (Yeni Akit, 14 Mart 2012) Daha düne kadar petrol çıkarları için Kaddafi’nin elini öpen Batılı liderler, çıkarları tehlikeye girince, Kaddafi kontrolündeki askeri hedefleri bombalamaya başladılar. Batı, bir kez daha emperyalist yüzünü gösterdi. (Yeni Akit, 20 Mart 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa neden bu kadar hızlı davrandı? İtalya ve İngiltere neden hemen “Tamam” dedi? Elbette atalarının yaptığını yapıyorlar. Yani iştahlarını yeni yatırım ve tüketim alanlarına çeviriyorlar. Her zamanki gibi sömürgecilerin acılı kıtasına. Afrika&#8217;ya. Petrol coğrafyasına. Son bir kez daha denediler. Diktatörleri ülkelerine onur konuğu olarak çağırdılar. Ağırladılar. Milyarlarca dolarlık alım ve yatırım beklediler. Olmadı. Biraz silah satabildiler o kadar. Tarih boyunca bilinen kuraldır. Sömürgeci ülkeler savunma amaçlı silah geliştirmezler. Şimdiki gelişmiş ülkeler de öyle. O silahlar dilediği bir dönemde, bilinen coğrafyaları yeniden şekillendirmek için kullanılır. Yani “Arkadaş ben bu oyundan yeterince kazanamıyorum. Kağıtları yeniden dağıtacağım” diyebilmek için. Yeni düzende gidip oraya bayrak dikmeye ya da işgale gerek yoktur. Önce demokrasi götürülür. Sonra ülkenin yönetimi değiştirilir. Kendine bağlı yeni bir yönetim oluşturulur. Doğal olarak da yeni yönetim bütün ihaleleri ve kullanım haklarını sana verir. Mesela Irak. Orada Türk müteahhitleri patrondu. Savaştan sonra ihaleler yeniden yapıldı. Irak&#8217;a “demokrasiyi götüren” silahlı ülkelerin firmaları ihaleleri aldı. Türkler bu defa taşeron oldu. Kore&#8217;de, Kuveyt&#8217;te, Afganistan&#8217;da ve şimdi Libya&#8217;da benzer bir tehlike. Geliyorlar, yönetimleri değiştirdikten sonra büyük işleri o ülkelerin şirketleri alıyor. İlk sömürgeciler Afrika&#8217;ya gelirken, “Uygarlığı getiriyoruz” demişlerdi.  Şimdi yıllarca besledikleri kukla diktatörlere karşı “Demokrasiyi getiriyoruz” diyorlar. (Fatih Çekirge, Hürriyet, 22 Mart 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Ahlaksız pazarlık. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Libta operasyonu öncesi Libya petrolünün yüzde 35’inin Fransa’ya verilmesi için muhaliflerle anlaştı. Ama kamuoyuna: “Amaç, Libya’nın yeniden özgürlüğüne kavuşması ve demokrasi umuduyla yeniden buluşması” diye açıklama yapmayı ihmal etmez! Evet! Aslına her şey petro-demokrasi için!</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa gözetiminde katliam Orta Afrika&#8217;da Müslümanlara yönelik saldırılar sürüyor. Fransızların destek verdiği Hristiyan çeteler Bangui&#8217;de iki Müslümanı sokak ortasında yaktı. O sırada devriye gezen Fransız askerleri ise vahşetin güvenliğini sağladı. (Star, 22.1.2014)   </p>
<p style="text-align: justify;">Gezi&#8217;de barışçıl Paris&#8217;te vandal. Fransız basınından çifte standart! Gezi provokasyonu için barışçıl eylemler. Fransa&#8217;nın başkenti Paris&#8217;te hayat pahalılığı ve zamları öne sürerek başlatılan eylemler devam ederken Fransız medyasının eylemler karşısındaki tavrı da oldukça dikkat çekici oldu. Türkiye&#8217;deki Gezi Parkı provokasyonu için barışçıl eylemler ifadesini kullanan Fransız basını, Paris&#8217;teki eylemcileri ise terörist olarak tanımladı. Fransız basının bu tavrı kadar Batı medyasındaki diğer kuruluşların da olaylar karşısında sessizliğe gömülmeleri ise dikkatlerden kaçmadı. (Akşam, 11 Aralık 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Fransa nükleer reaktörleri için kullandığı uranyumun yüzde 30&#8217;unu Nijer&#8217;den çıkarıyor. Hal böyleyken Nijer nüfusunun yüzde 90&#8217;ı elektriksiz yaşıyor. İtalya Temsilciler Meclisi Üyesi Giorgia Meloni: Emmanuel Macron&#8217;un sorumsuzluğuna yazıklar olsun. Libya&#8217;yı bombalayanlar onlar oldu. Çünkü İtalya&#8217;nın Kaddafi ile enerji alanında özel ilişkilerinin olması onları endişelendiriyor. Aynı zamanda bizi bu hale getiren göç dalgalarının önünde bulduk kendimizi. Bu arada Fransa, Afrika&#8217;yı sömürmeye devam ediyor. 13 ülkede para birimi bastırıp üzerlerine damgalıyor ve çocukları madenlerde çalıştırıp hammadde edinmeye devam ediyor. Fransa nükleer reaktörleri için kullandığı uranyumun yüzde 30&#8217;unu Nijer&#8217;den çıkarıyor. Ve hal böyleyken Nijer nüfusunun yüzde 90&#8217;ı elektriksiz yaşıyor. Bize ders verme Macron. Çünkü Afrikalılar senin politikan yüzünden kıtalarını terk etmek zorunda kalıyor. Çözüm Afrikalıların Avrupa&#8217;ya göç etmeleri değil, aksine Afrika&#8217;nın Avrupalılardan kurtulmasıdır. Sizden ders almayı kabul etmiyoruz.&#8221; (T24, 18 Nisan 2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Afrika’lı bir erkek Fransa’da metro’da sonunda patlar ve gerçekleri şöyle haykırır:</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin New York kentinde düzenlenen 78. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda konuşan Togo Dışişleri, Afrika Entegrasyonu ve Yurtdışı Togolular Bakanı Robert Dussey: &#8221;Üstenci tavrınızdan yorulduk, kamuoyumuzu, halkımızı, idarecilerimizi aşağılamanızdan yorulduk, küçümseyici tavrınızdan yorulduk, kibrinizden bıktık. Bıktık, bıktık, bıktık&#8221; açıklamasın bulundu. Ama konuşmasını da Fransızca yaptı. (Yeni Şafak, 23/09/2023) Burkina Faso&#8217;lu bakan Bassolma Bazié, BM kürsüsünden dünyaya seslendi: &#8220;Afrika&#8217;nın talihsizliği Fransa ile tanışmış olmasıdır, Batı&#8217;nın Afrika&#8217;yı soymuş olmasıdır.&#8221; (Yeni Şafak 26/09/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa yüzyıllar boyunca Afrika kıtasından öyle avantaj ve zenginlikler elde etti ki ülkenin eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Mart 2008 tarihinde yaptığı bir açıklamada şöyle demektedir: “Afrikasız fransa 3. Dünya ülkesi olur.” (Gerçek Hayat, 09 Ekim 2023) Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand da 1957 yılında ‘Afrika olmasa, Fransa’nın 21. Yüzyıla ait bir tarihi olmaz’ demişti. (İlhami Atasever, Düzcenin Sesi, 16 Eylül 2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransız sömürgeciliği sona ererken geriye CFA frangı kaldı. CFA frangı, CFA frangı bölgesine üye 14 Afrika ülkesinin ortak para biriminin adı. Bu bölge, Portekiz kolonisi olan Gine-Bissau ve İspanyol kolonisi olan Ekvator Ginesi&#8217;ne ek olarak Fransız kolonisi olan 12 ülkeyi içerir. Orta Afrika CFA frangı Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Ekvator Ginesi&#8217;nde kullanılırken Batı Afrika CFA frangı ise Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gine-Bissau, Mali, Nijer, Senegal ve Togo&#8217;da kullanılır. (Independent Türkçe, 9 Ağustos 2023) Fransa&#8217;nın Afrika&#8217;da uyguladığı sömürge politikalarına sert tepki gösteren İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, kıtanın sömürülmesine son verilmesi halinde göçün önlenebileceğini söyledi. Meloni, katıldığı bir televizyon yayınında eline aldığı para için, &#8220;Buna CFA Frangı derler. Fransa&#8217;nın 14 Afrika ulusu için bastığı sömürge para birimi.&#8221; ifadelerini kullandı. İtalyan Başbakan, &#8220;Burkina Faso, en yoksul ülkelerden biri. Fransa, Burkina Faso için sömürge para birimi basıyor. Bunun karşılığında Burkina Faso&#8217;nun ihraç ettiği her şeyin yüzde 50&#8217;sinin Fransız Hazinesi&#8217;ne aktarılmasını istiyor.&#8221; dedi. &#8220;Bu çocuğun çıkarmak için bir tünele indiği altın, çoğunlukla Fransız devletinin kasasına giriyor.&#8221; (Ensonhaber, 22.11.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa Cezayir&#8217;e girdiğinde ülkemizin nüfusu 8 milyondu. 1962 yılında ülkemizi terk ettiklerinde nüfus ise 6 milyondu. Cezayir parlamentosu başkan yardımcısı Bounah Kamel, Fransa&#8217;nın cezayir&#8217;i işgal ettiği 1830&#8217;da ülkelerinin nüfusunun 8 milyon olduğunu belirterek, &#8221;1962 yılında ülkemizi terk ettiklerinde nüfus ise 6 milyondu. 132 yıl cezayir halkı sanki hiç doğum yapmamıştı&#8221; dedi. (Cumhuriyet, 23.12.2011) Macron: Cezayir&#8217;den af dilemeyeceğim Fransa&#8217;nın Cezayir&#8217;deki sömürge tarihi için af dilemenin bir şeyi düzeltmeyeceğini, tamir edemeyeceğini iddia eden Fransa Cumhurbaşkanı Macron, &#8220;Af dilemek zorunda değilim&#8221; dedi. Cumhurbaşkanı Macron, &#8220;Af dilemek zorunda değilim. Mevzu bu değil, bu ifade (af dilemek) tüm ilişkileri koparır&#8221; dedi. Macron, &#8220;Af dileriz ve herkes kendi yoluna gider&#8221; şeklinde bir sonuca varmanın yapılacak en kötü şey olduğunu savundu. (Euronews, 12 Oca 2023) Burkina Faso&#8217;da Macron&#8217;un maskesi düştü. Fransa&#8217;nın Libya&#8217;ya müdahalesiyle artan göçmen trajedilerinin hatırlatılması üzerine &#8220;İnsan kaçakçılığı yapanlar Afrikalılar&#8221; diye bağıran Macron, Afrika&#8217;da çok sayıda Fransız askeri bulunması eleştirilince de &#8221;Fransız askerlerini alkışlamalısınız&#8221; dedi. (Sputnik, 28 Kasım 2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Romantizm dili fransızca, aşk şehri paris, eyfel ve gerçekler. İşgal, sömürge ve darbelerle Afrika kıtasının iliğini kurutan Fransa’nın yarım asırlık zaman diliminde operasyon düzenlediği ve işgal ettiği Afrika ülkesi sayısı 23. Resmi olarak 1958-2014 yılları arası Fransa’ya “koloni vergisi” ödeyen Afrika ülkeleri şunlar: Benin, Burkina Faso, Guinea-Bissau, Fildişi, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cum., Çad, Kongo, Ekvatoral Gine, Gabon. Günümüzde tam 15 Afrika devletinin resmi lisanı Fransızca.</p>
<p style="text-align: justify;"> Fransa&#8217;dan Türkiye&#8217;ye yaylım ateşi: Hem NATO üyesi olup hem S-400 almak nasıl mümkün oluyor? (Sputnik, 03.12.2019) Fransa hem NATO üyesi olup hem PKK&#8217;ya silah veriyor ama! Türkiye kendisini savunmak isteyince suçlu oluyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Çekya, Çin&#8217;in İtalya&#8217;ya gönderdiği maske ve sağlık malzemelerine &#8216;bilmeden&#8217; el koydu. (Euronews 22/03/2020) Fransız basınına göre, İsveç sağlık şirketi Mölnlycke&#8217;nin Çin&#8217;den satın aldığı maskelere 3 Mart&#8217;ta Fransa&#8217;da el konuldu. Virüsten en çok etkilenen İtalya ve İspanya&#8217;ya gidecek olan maskelerin serbest bırakılması için İsveç hükümeti devreye girdi. Fransa ancak maskelerin yarısını İtalya ve İspanya&#8217;ya gönderdi. (AA, 06.04.2020) &#8216;İtalyanlar tıbbi malzeme taşıyan gemimize el koydu&#8217; diyen Tunuslu Bakan: Tüm Avrupa ülkeleri bir histeri yaşıyor. (Sputnik, 25.03.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransızlar Cezayir&#8217;i işgal edince, başka ülkelerle ticaretine izin vermez. Cezayir&#8217;in Fransa ile olan ticareti: 330.294.702 Frank. Cezayir&#8217;in İngiltere ile olan ticareti: 22.632.110 Frank. Cezaevinin Amerika ile olan ticareti: 2.943.482 Frank. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  258) Zaten coğrafi keşiflerin sebepleri; Yeni pazarlar bulmak, memuriyet isteklerine Doğu ülkelerinde kadrolar tedarik etmek, artan nüfusa yerleşebileceği yerler temin etmektir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 69) The Times: &#8220;Dünya medeniyeti öyle yarı vahşi Doğu yöneticilerine değil, medeni bir Fransız senyörünün sözüne inanır.&#8221; diye yazmaktadır hem sömürgeciliklerini gizlemekte hem de kendilerini medeni olarak vasıflandırmaktadır! Fransızlar Cezayir&#8217;i ezerek ve zorla aldılar. Sömürgecilere göre, sahillerin ve Atlas dağları&#8217;nın kuzeyindeki verimli toprakların Müslümanlardan boşaltılması gerekiyordu. Sonra Fransa&#8217;dan Cezayir&#8217;i vatan edinmek isteyenlere kolaylık göstererek, bunlar vasıtasıyla yerli halka Fransız adetlerini, Hristiyanlığı telkin etmeyi amaçladılar. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 273) Fransızlar şimdi kalkıp da utanmak, &#8216;Şimdi biz Müslüman halka hürriyet ve adalet verdik&#8217; demeye kadar varabiliyorlar. Fransız istilasının maddi zararları olduğu kadar manevi zararları da oldu. Arap edebiyatı ile İslam ahlakı da kökünden sarsıldı. Fransız üstünlüğü, Medeni Fransa&#8217;nın iddia ettiği gibi iyi bir yönetime değil, yalnızca zalim bir kuvvete dayanmaktadır. İngiltere&#8217;nin ise kuvvete hürmet, miskinliğe hakaretle muamele ettikleri bilinen bir durumdur. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  274, 276-277) William Ewart Gladstone, Rusya&#8217;ya &#8216;kuzeyden doğan hürriyet bahşedicisi&#8217; tabirini bile layık görmüştür. Batının bu taraflı yan tutmasından dolayı, oldukça cesaret alan Rusya, Asya içlerine doğru medeniyet götürmek bahanesi ile birçok kavmin istiklalini kendi iradeleri altına almıştır. Avrupalılar, Müslümanların açıkça sefaletinden hiç de müteessir olmazlar. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 279-280)</p>
<p style="text-align: justify;">“Binlerce senedir aynı topraklarda, aynı tarihi, aynı havayı paylaşmış, aynı dili konuşmuş, barış ve huzur içinde  beraber yaşamış olan Tutsi ve Hutu&#8217;lar Belçika&#8217;nın yönlendirmesi, Alman ve Fransız silahları ile 1995&#8217;te iç savaşa tutuşurlar ve sonuçta yarım milyon insan katledilmiştir.” (Eduardo Galeano, Tepetaklak, s. 62)</p>
<p style="text-align: justify;">Ulusal Arşivler Dairesi’nde saklanan ve Le Monde gazetesinde yayınlanan yeni belgelere göre, Ruanda’da soykırım yapılacağı yolunda düzenli bilgiler Mitterrand yönetimine sürekli aktarılmış. Bu belgelerde, François Mitterrand yönetiminin 1990’dan 1994’deki soykırıma kadar, Ruanda’daki Hutu rejimine silah ve siyasi destek verdiği de bir kez daha teyit ediliyor. Yine son belgeler, dönemin Fransız hükümetinin Ruanda’daki giderek kötüye giden durumu yakından izlediği, sivillere yönelik katliamların farkında olduğunu ortaya koydu. Fransa&#8217;nın eski Cumhurbaşkanı Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998&#8217;de verdiği mülakatta, &#8220;O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.&#8221; ifadesini kullanmıştı. (Euronews, 18/01/2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8628 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hirsizaemanetedersen-2.png" alt="" width="693" height="287" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11335 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2-8-1987-sayi-30.png" alt="" width="276" height="637" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10359 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/barisibu-1-188x300.jpg" alt="" width="188" height="300" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7262 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/abd-darbe-demo-1.jpeg" alt="" width="455" height="314" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-8141 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4573585468-235x300.jpg" alt="" width="235" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9438 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-demo-2019-1.jpg" alt="" width="739" height="259" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12366" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/344647358.jpg" alt="" width="414" height="444" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14689" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/7345824724583583586.jpg" alt="" width="181" height="531" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-8476 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/32073966_392148481265096_6095792803416113152_n-236x300.jpg" alt="" width="236" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7253 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/menfaat-bati-fransa-1.jpg" alt="" width="632" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7528 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20161231_195625.jpg" alt="" width="349" height="417" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14690" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/5856867967976669.jpg" alt="" width="349" height="417" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9242 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-2018-1.jpg" alt="" width="469" height="473" /><br /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7280 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisafak_220114-1.jpg" alt="" width="587" height="594" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13167" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/314609779_1483528455460421_3558872991333399104_n.jpg" alt="" width="694" height="287" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13168 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/emperyalist_fransa_2020-1.jpg" alt="" width="496" height="258" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13228" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/35245t473568648468.jpg" alt="" width="707" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7263 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fransa-nin-kasti-muslumanlara-mi-1.jpg" alt="" width="407" height="242" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7264 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-cezayir-1-284x300.jpg" alt="" width="284" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-8021 size-full alignnone" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-demokrasi345346.png" alt="" width="265" height="440" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8371 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/29541252_1504249636351026_1551289127289225216_n.jpg" alt="" width="454" height="184" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13385" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/352346457536868-1.jpg" alt="" width="442" height="288" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10290 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlu-bati-fransa-1.jpg" alt="" width="317" height="241" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10556 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/corona-bati-2832020.jpg" alt="" width="755" height="339" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Almanya</span></p>
<p style="text-align: justify;">Batı’nın ahlakı yoktur, menfaati vardır!</p>
<p style="text-align: justify;">Alman Bild gazetesi, Bayraktar’ın Azerbaycan’ın Karabağ’ını kurtarmasında büyük rol oynayan dronlar için: “Erdoğan’ın katil drone’u” tanımını yapar. Aynı siha’ların Ukrayna’da kullanılması üzerine ise, “Umudun silahı Bayraktar” tanımını yapmakta idi. (Aydınlık, 12 Mart 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Şubat 2017’de Almanya başbakanı Merkel, “PKK Almanya’da terör örgütü olarak kabul edilmekte” derken aynı saatlerde PKK Alman polisi eşliğinde apo bayrakları ile yürüyüş düzenlemektedir. Türk Bakanlara yasak ama PKK&#8217;ya izin çıktı! Türk bakanların vatandaşlarıyla buluşmasına her seferinde çeşitli bahanelerle engel olan Almanya, terör örgütü PKK&#8217;nın Frankfurt&#8217;ta düzenlediği etkinliğe göz yumdu. (Haber 7, 18.03.201)</p>
<p style="text-align: justify;">DW, Alman basını, aynı konu: Nükleer enerji Almanya için söz konusu olunca ‘kapatılması kriz’, türkiye söz konusu olunca ‘açılması zararlı!’ Akkuyu&#8217;yu bekleyen tehlike: Akdeniz&#8217;in suyu ısınıyor. (DW, 30 Kasım 2023) Almanya nükleer santrallerin kapatılmasını erteledi. Almanya&#8217;da Federal Meclis enerji krizi nedeniyle bu yıl kapatılması planlanan üç nükleer santralin faaliyetlerini gelecek yıla kadar uzattı. (DW, 1 Kasım 2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12204" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/235347843222.jpg" alt="" width="748" height="323" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14348" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/356456576867985.png" alt="" width="419" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7330 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati_1-2-2.jpg" alt="" width="728" height="164" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13121" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/46534756848.jpg" alt="" width="701" height="782" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8360 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/686r799.jpg" alt="" width="610" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8418" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimedenyt-2018-1-241x300.jpg" alt="" width="241" height="300" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7251 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vakit_180317-kiliseyi-ayindebombalasa-suud-iran-1.jpeg" alt="" width="343" height="307" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11984" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiranbati-2782021.jpg" alt="" width="493" height="160" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11231" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/EnNYePQWMAEn6uS.jpg" alt="" width="226" height="330" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“39 sivili, öldürmeye alışmak için suçsuz yere katleden Avustralyalı askerlerin bir fotosu daha ortaya çıkar!” (Sözcü, 19.11.2020) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14691" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/563473573583447.png" alt="" width="750" height="289" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">ABD</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Amerikan demokrasisi iki yüzlülüktür.&#8221; (Ferhat Özbadem, Malcolm X, s. 32)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den skandal Afrin açıklaması. Sivillerin geri dönmesine izin verilmiyor. Washington&#8217;da düzenlenen basın toplantısında konuşan Nauert, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin’deki binlerce sivilin yerlerinden edildiğini ve bu sivillerin geri dönüşlerine izin verilmediğini söyledi. Nauert, &#8220;Afrin&#8217;deki durumu yakından takip ediyoruz. 140.000 kişi yerlerinden edildi. Sivillerin evlerine dönmelerine izin verilmediğini görüyoruz. İnsani koşullar konusundaki ciddi endişelerimizi dile getiriyoruz&#8221; dedi. (Dünya, 04.05.2018) &#8220;ABD&#8217;de ne zaman barış ve demokrasi çığlıkları atıldıysa işte o zaman asıl savaş, gözyaşı, yıkım gelmiştir.&#8221; (Erkan Trükten, Ne var ne yok, Beyaz TV, 22 Ocak 2021) AB&#8217;den skandal Afrin açıklaması AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Zeytin Dalı Harekatı&#8217;ndan son derece endişe duyduğunu bildirdi. İnsani yardımların ulaştığından ve sivil halkın operasyondan etkilenmediğinden emin olmalıyız. (Sabah, 22.1.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Sivillere bu kadar değer veren ABD’nin yaptığı sivil katliamlardan bazıları ile ilgili haber başlıkları:</p>
<p style="text-align: justify;">FOX News&#8217;te radyo moderatörlüğü yapan haber sunucusu Todd Starnes: Öldürülen her Amerikalı için Afganistan&#8217;daki bir şehir yeryüzünden silinmeli. (Sputnik, 27.08.2021) ABD’nin haksız yere vatandaşını öldürdüğü her ülke aynı şeyi düşünse, ABD kaç kere yeryüzünden silinirdi acaba?!</p>
<p style="text-align: justify;">Avustralya askerlerinin Afganistan’da 39 sivili kasten öldürdüğü ortaya çıktı, hükümet özür diledi. Bazı Avustralyalı askerlerin, öldürülen Afgan sivillerin cesetlerinin yanına &#8220;meşru bir hedef&#8221; olduklarını öne sürmek için silah ve bombaları yerleştirdi. (Euronews, 19/11/2020) “39 sivili, öldürmeye alışmak için suçsuz yere katleden Avustralyalı askerlerin bir fotosu daha ortaya çıkar!” (Sözcü, 19.11.2020) </p>
<p style="text-align: justify;">“Öldürdüğüm insan masumdu, hiç bir suçu yoktu. ABD’li asker: Eğer Irak’ta bir müslümanı bıçaklayarak öldürürseniz, komutanınız 4 gün izin verir.” Diye yaptığı açıklama videosu hala internette bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin kuruluşundan bu yana İsrail&#8217;e askeri yardımı 300 milyar dolara ulaştı. (Euronews, 05/04/2024) ABD başkanı Biden: Şüphesiz ki ABD, İsrail&#8217;i tam olarak desteklemektedir. (AA, 2.10.2024) Batı&#8217;nın İsrail&#8217;e desteği hafızalara kazındı İsrail, 7 Ekim 2023&#8217;ten bu yana Gazze&#8217;de soykırım işlerken, ABD ve Avrupa ülkelerinden güçlü siyasi ve askeri destek aldı. (AA, 2.10.2024) Eski İsrail askerleri Filistinlilere yıllardır süren zulümleri itiraf etti. İsrail ordusunda görev yapmış birçok asker, 1948&#8217;den bu yana Filistinlilere nasıl zulmettiklerini itiraf ederek Filistin halkının yıllar boyunca maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetin nasıl sistematikleştiğini gözler önüne serdi. Batı Şeria&#8217;da iki yıl askerlik yapan Yehuda Shaul, &#8220;Orduda çalıştığım süre boyunca iyi bir insan olduğuma ve bizim iyi olan taraf olduğumuza inanarak yaşadım. Bir anda İsrail olarak yaptıklarımızı ve parçası olduğum şeyin gerçekliğini fark ettim.&#8221; dedi. eski İsrail askeri Yanay Israeli, ordunun, &#8220;Filistinli çiftçiler veya bölgedeki sivillerin bulmaları için taşların altına gizlenen bu bombaların buldukları anda yüzlerine patlayacak şekilde tuzakladığını&#8221; söyledi. Doron isimli eski bir asker de komutanlarının, askerlerden birine El-Fawar mülteci kampındaki bir çocuğu öldürmesi için vur emri verdiğini ifşa etti. Güvenlik nedeniyle kimliği açıklanmayan bir diğer eski asker, kimliği belirlenemeyen iki kişinin 5 İsrail askerini öldürmesinin ardından, ordunun kendilerine Nablus yakınlarında bir Filistin güvenlik noktasındaki 3 polisi öldürme emri verdiğini itiraf etti. Filistinli vurana pizza kuponu Geçmişte orduda görev yapan Dean Issacharoff, Filistinlileri vurmalarının teşvik edildiğini vurgulayarak &#8220;Baruch Marzel (İsrailli sağ görüşlü siyasetçi), Filistinli birini vuran askerlere pizza kuponu verirdi.&#8221; ifadelerini kullandı. Golani Tugayının 51&#8217;inci taburunun eski mensubu Ido Gal Razon, 11 Kasım 2015&#8217;te İsrail parlamentosuna şikayette bulunarak &#8220;(İsrail hükümeti) için 40&#8217;tan fazla insan öldürdüm, cinayet işledim.&#8221; diye konuştu. Geçmişte İsrail Hava Kuvvetleri&#8217;nde pilotluk yapan Yonatan Shapira, &#8220;İsrail ordusunun yaptıklarının savaş suçu olduğunu ve milyonlarca Filistinliyi terörize ettiğini fark ettiğimde ordudan ayrılma kararı aldım.&#8221; dedi. Nahal Keşif ekibinden eski üyelerinden Nadav Weiman, ordunun &#8220;sahte gözaltılar&#8221; yaptığını, suçsuz veya hakkında ithamda bulunulmamış kişilerin evlerine gece operasyonları düzenlendiğini, amacın çevredeki silahlı kişileri tahrik etmek ve sivillere psikolojik baskı uygulamak olduğunu söyledi. Duvdevan kuvvetlerinde görev yapmış Achiya lakaplı bir asker ise &#8220;(Askerlik yaptığı süre boyunca) Neredeyse hiç teröristle karşılaşmadım. Karşılaştıklarım, aileler ve çocuklardı.&#8221; dedi. Achiya, İsrail ordusunun kendilerine sivillerle nasıl iletişim kurulacağını asla öğretmediğini, aksine orduda sivillerin dur emrinin ardından tepki vermelerine izin verilmeden vurulmaları gerektiğinin öğretildiğini belirtti. Bir defasında da evine ilaç almak için geri dönen kişiyi vurmadıkları için üstlerinden azar işittiklerini itiraf eden Achiya, ayrıca askerlerin masum sivillerin hayatlarını umursamadıklarını, bir operasyon sırasında ekibinin yanlış evi bombaladığını ve askerlerin hiçbir şey olmamış gibi operasyona devam ettiğini kaydetti. (AA, 03.01.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD basını, sömürülecek ülkenin liderini parlatırken! Sonuçta istatistikler yine işgal edilen ülke üzerinden değil emperyalist ülkenin uğradığı zarar üzerinden haber yapılmaktadır! Gerçekte olanların bir kısmı ise aşağıda verilmiştir: Amerikan dergisi Esquire, dünyanın en iyi giyinen erkeği olarak OutKast müzik grubu solisti Andre 3000&#8217;i seçerken, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai&#8217;yi de en iyi giyinen erkekler arasında gösterdi. Diğer isimler arasında Karzai&#8217;nin yanı sıra İspanya Prensi Felipe, San Francisco Belediye Başkanı Gavin Newsom ve Matt Lauer yer aldı. (Hürriyet, 12 Ağustos 2004) 20 yıllık ABD işgali hem Afganistan&#8217;a hem dünyaya pahalıya mal oldu. Afganistan&#8217;da ve Pakistan&#8217;daki sınır ötesi operasyonlarda 2001&#8217;den bu yana savaşın doğrudan sonucu olarak 71 binden fazlası sivil yaklaşık 241 bin kişi hayatını kaybetti. Afganistan&#8217;da 2021&#8217;in başından bu yana ülke içinde yerinden edilen, şiddet ve güvensizlik nedeniyle evlerini terk etmek ve kendi ülkelerinde yer değiştirmek zorunda kalan Afganların tahmini sayısı ise 270 bine ulaştı. BMMYK, ülke içinde yerinden edilenlerin toplamının 3,5 milyonu aştığını belirtiyor. (AA, 30.08.202)</p>
<p style="text-align: justify;">CNN muhabiri Jim Sciutti İran’ın İsrail’e yaptığı füze saldırısı için, “Mossad’ın merkezi Tel Aviv’de nüfusun yoğun olduğu bir yerde, İran buraları vururken burada siviller olduğunu bilmeli” demektedir. (1 Eki 2024) Peki İsrail Gazze katliamı yaparken 11 ay boyunca, “Hamas Gazze’de sivillerin olduğu yerlerde sivilleri kalkan olarak kullanıyor” demiyor muydu? Veya bu muhabir İsrail tarafından onbinlercesi öldürülen Gazze’li sivil kadın ve çocuk için böyle bir cümle hiç sarfetmiş miydi?! Aynı dakikalarda ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “İsrail&#8217;e yapılan saldırı kabul edilemez. Bütün Dünya bunu kınamalı.” demektedir. Dünya İsrail’i kınarken veto eden ABD’dir bu!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Artık biliyoruz, Batı uygarlığı (Avrupalı ve Amerikalı insanın hayat tarzı) yapısal olarak çifte standartlıdır. Batı hayat tarzı sadece adaletsiz değil, aynı zamanda ikiyüzlüdür. Hz. İsa&#8217;ya atfen bir yanağına tokat atılınca öteki yanağının çevrilmesi öğüdünde bulunan Hristiyan, tokadı yediğinde gücü yettiği sürece asla öteki yanağını çevirmez. Gücü yettiği sürece kısas uygulamakla kalmaz, işi intikam almaya kadar götürür. Günümüz Batı aleminde sözü edilen insan hakları kavramını onların şimdi sözünü ettiğimiz ikiyüzlü anlayışından soyutlayarak anlamaya kalkışmak safdillik olur. Batı dünyası gücü yettiği sürece işine nasıl geliyorsa öyle davranmakta beis görmedi, görmez de.&#8221; (Rasim Özdenören, Yenişafak, 12 Nisan 2012) &#8220;ABD ve Batı güya teröre karşı, ama terör örgütleri ile kol kola. ABD ve Batı güya demokrasi istiyor ve insan haklarını savunuyor, ama öte yandan darbeciler ve diktatörlerle kol koladırlar. ABD ve Batı uyuşturucuya karşı ama, uyuşturucu örgütleri ile de kol kola.ABD ve Batı barışçı, ama en büyük silah üreticisi ve çatışma bölgelerinde savaşan taraflara silah satmak için silah mafyası ile kol kola. ABD ve Batı emek ve hür teşebbüsten yana, ama en büyük kara para onların bankasında, en büyük yolsuzluklar onların off-shore’larında. En büyük kayıt dışı ekonomi ve kara para aklayıcıları kendileri. Borsa manipülatörleri, spekülatörler kendi dostları. ABD ve Batı çevrecidir değil mi, çevreyi en çok kirletenler, tahrip edenler de kendileri. Sağı solu yok bunların, aynı ülkelerin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerinde kendilerine iktidar ve servet üretmek isterler. Dostları ve ilkeleri yok, çıkarları var.&#8221; (Abdurrahman Dilipak, Akit, 02 Haziran 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasiyi kendi menfaati için (Mustafa Yıldırım, Sivil örümceğin ağında, s. 14) kullanan ve bunun birçok örneği (Yıldırım, s. 17-354) olan ABD, halkın tercihleri değil (Yıldırım, s. 49) örtülü veya örtüsüz operasyonlarla (Yıldırım, s. 99) toplumu sömürmekte ve ülkeleri sömürmeye devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin ilk kadın Dışişleri Bakanı Madeleine Albrigh: Irak&#8217;ta 500 Bin Çocuk Öldürdük, zafer için gerekliydi. Buna Değdi. ABD Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright&#8217;e ait ses kayıtları büyük tartışma yarattı. Albright ses kaydında Irak&#8217;ta ABD politikaları nedeniyle 500 bin çocuğun öldürüldüğünü ve bunun başarı için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu belirtiyor. (Haksöz Haber, 28 Tem 2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Irak&#8217;a silah satıp İran&#8217;la savaştıran ABD daha sonra, İsrail üzerinden yasa dışı yollardan İran&#8217;a da silah satar. Baba Bush başkan yardımcısıdır! Elde ettiği yasal olmayan bu parayı da Nikaragua&#8217;daki solcu iktidarı devirmek için kullanır. Sonra en başa dönüp, yasal yollarla silah sattığı Irak&#8217;taki silahları bahane edip &#8216;Irak&#8217;a demokrasi getirmek için&#8217; oğul Bush Irak&#8217;a askeri müdahale de bulunur!</p>
<p style="text-align: justify;">Suriye&#8217;ye demokrasi getiren ABD, demokrasiyi kollarken: ABD askerleri petrol nöbetinde Amerikan askerleri, Suriye&#8217;de petrol kuyularının başında nöbet tutmaya başladı. BD Başkanı Donald Trump&#8217;ın &#8220;Geri çekiliyoruz&#8221; talimatının ardından Irak&#8217;a yönelen Amerikan askerleri, bölgedeki üsleri kapattı anacak petrolü bırakamadı. Suriye&#8217;deki Amerikan askerleri, petrol kuyularının başkasının eline geçmemesi için nöbete başladı. (Ensonhaber, 03.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD; demokratikleştirmede (!) evrilme: Yıl 2003. Bush, ‘Irak&#8217;a demokrasi.’ getireceğiz. Tarih, 11.012016: Amerika&#8217;nın Afganistan Elçisi James Dobbins: “Biz, diktatör ülkeleri demokratikleştirmek için saldırmıyoruz. Aksine birlikte barışçıl bir hayat yaşamak için şiddet uygulayan ülkeleri işgal ediyoruz.” Tarih 2020: Trump: &#8220;Suriye de petrol bölgelerindeyiz: ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’deki ABD varlığı ve İran gerilimi hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Suriye’ye gönderilen ABD askerlerine ilişkin Trump, &#8220;Benim için Suriye’de askerlerimizi bıraktı diyorlar. Ne yaptım biliyor musunuz? Petrolü aldım. Orada sadece petrolü alan askerlerimiz var, onlar petrolü koruyorlar” dedi. (Sputnik, 11.1.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Hyena Road (2015) adlı filmde, kaçırılan 2 Afgan kızı kurtarmak için dua eden ABD askeri sahnesi ve gerçek!</p>
<p style="text-align: justify;">İşte Batı&#8217;nın gerçek yüzü. ABD Başkanı Venezuela’da kendi kendine yemin eden bir adamı “devlet başkanı” ilan etti, resmen darbe yapmaya kalktı, darbe sürecini de hala tam gaz devam ettiriyor. ABD Venezuela’da darbe yapıyor, Haiti’de ise hükümet karşıtı gösterileri bastırmak için bu ülkeye paralı asker gönderiyor. Ve Avrupa’nın tamamı Venezuela’daki darbe girişimine destek çıkıyor. 2017’de Irak’ın bölünmesini öngören korsan referandum yapılınca Batı dünyası Barzani’ye destek çıktı. 1 hafta sonra İspanya’da Katalanlar referanduma gitmeye kalktı. Sen misin referandum diyen, polis seçim bürolarını bastı, sandıklara el koydu. Yüzlerce Katalan tutuklandı, yüzlercesi yaralandı. 12 Katalan lider hala hapiste. 2013’te Gezi olaylarında olmayan şiddeti varmış gibi gösterip, köpürten Batı medyası, Fransa’da 15 haftadır devam eden, 15 kişinin öldüğü, binlerce kişinin yaralandığı, 1000’den fazla insanın tutuklandığı, onlarca kişinin hedef gözetilerek yüze atılan plastik mermi ve gaz bombaları nedeniyle kör olduğu, polis şiddetinden tek satır, tek kare bahsetmiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron Ermeni iddiaları için anma günü ilan etme kararı aldı. Peki ya 1994 Ruanda soykırımı ile Cezayir soykırımı ne olacak diyenlere, tek kelimelik cevap vermedi. Suriye’de iç savaş ve 2011’de başladı. Avrupa kılını kıpırdatmadı. Ne zamanki savaştan kaçan Suriyeliler, 2015 yazında Avrupa kapılarına dayandı, bütün Avrupa ülkeleri teyakkuza geçti, sınırlar kapatıldı, panik-stres başladı, o güne kadar 3 milyon Suriyeliye tek başına bakan Türkiye’ye tek teşekkür etmeyen AB, Suriyeliler konusunda başı derde girince Türkiye’ye adeta yalvardı, “bizi Suriyelilerden kurtar” diye Türkiye ile 3 milyar Euro’luk yardım anlaşması yaptı, Türkiye taahhütlerinin tamamını yerine getirdi ama AB, para dahil anlaşmadaki 3 maddeyi de ihlal etti. Bu örnekler son 3-5 yıla ait. İşte ABD ve Avrupa, batının gerçek yüzü tam anlamıyla böyle. (Taha Dağlı, Haber 7, 27.02.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle buyurdu, Japonya’da atom bombası kullanan ve Afganistan’dan Libya’ya sivil katliamlar yapan ABD: “Türkiye Harekatı Sınırlı Tutmalı ve Sivil Kayıplardankaçınmalı” (Bianet, 21 Ocak 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Irak&#8217;ı yakan denetçi sapık çıktı! BM eski silah denetçisi Scott Ritter’in internette çocukları taciz ettiği belirlendi.Ritter’ın daha önce de birçok defa sapıklığının tespit edilip örtbas edildiği anlaşıldı. (Milliyet, 18.01.201) İşgal yetmedi tazminat aldılar. Körfez Savaşı sırasında zarar gören Amerikalılar, Irak’tan 400 milyon dolar tazminat ‘kazandı’. Para, ABD’nin el koyduğu Irak fonlarından ödenecek Coniler zarar görmüş. (Milliyet, 12.09.2010) </p>
<p style="text-align: justify;">“2001’de ABD başkanı Bush, orta doğuda ‘haçlı seferi başlattığını’ söyler.” (Nathan Lean, İslamofobi Endüstrisi, s. 236) Bush: Bu bir haçlı seferi. (Milliyet, 18.9.2001) Bush&#8217;tan &#8216;Haçlı seferi&#8217; yakıştırması. ABD Başkanı George Bush, 11 Eylül&#8217;deki intihar saldırılarının ardından terörizme karşı &#8221;Haçlı Seferi&#8221; başlattığını söyledi, ancak bunun zaman alacağını, bu yüzden de Amerikan vatandaşlarının sabırlı olmasını istedi. (Hürriyet, 17 Eylül 2001) Bush yine &#8220;Haçlı Seferi&#8221;ne çıktı. ABD Başkanı George Bush&#8217;un, terörizme karşı başlattığı kampanya, yine &#8220;haçlı seferi&#8221;ne benzetildi. 11 Eylül&#8217;den sonra aynı benzetmeyi yapmıştı. (Hürriyet, 19.4.2004) Fransız Bakan&#8217;dan şaşırtan itiraf Fransa: Evet bu bir ‘Haçlı Seferi’ Kaddafi ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin’den sonra Fransız İçişleri Bakanı da koalisyon güçlerinin Libya operasyonunu “Haçlı seferi” olarak adlandırdı. Fransız basının bildirdiğine göre, Fransa İçişleri Bakanı Claude Gueant, katıldığı bir televizyon programında, Sarkozy’nin Libya’da bir “Haçlı Seferi”ne önderlik ettiğini söyledi. Fransa’nın gerçekleştirdiği Şafak Yolculuğu Operasyonu’nda Sarkozy’nin doğru bir politika izlediğini savunan Gueant, “Tanrıya şükür ki Cumhurbaşkanımız, Haçlı Seferi’nin önderliğini yaptı. (Gazete Vatan, 23.03.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Irak’a saldırmayı Tanrı emretti. İngiliz televizyonu BBC’de yayınlanacak yeni bir belgeselde, ABD Başkanı George Bush’un, Filistin lideri Mahmud Abbas ile yaptığı bir görüşmede, ‘Tanrı’dan bir görev aldım. Afganistan ve Irak’a o yüzden savaş açtım’ dediği iddia edildi. Filistin Enformasyon Bakanı Nebil Şaat, BBC’ye verdiği röportajda, 2003 yılının Haziran ayında gerçekleşen Bush-Abbas görüşmesinin içyüzünü anlattı. Şaat, Bush’un, ‘Tanrı, ‘George, Afganistan’a git ve teröristlerle savaş’ dedi, yaptım. Ardından, ‘George, Irak’a git ve zorbalığı bitir’ dedi, onu da yaptım’ ifadelerini kullandığını bildirdi. Şaat, ABD Başkanı’nın, Tanrı’nın ona ‘Filistinliler’e bir devlet, İsrailler’e güvenlik, Ortadoğu’ya da barış getirme’ görevi verdiğine inandığını savundu. Mahmud Abbas da, Bush’un, ‘Ahlaki ve dini bir misyonum var. Size bir Filistin devleti vereceğim’ ifadesini kullandığını belirtti. (Hürriyet, Ekim 07, 2005)</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Bu bir haçlı seferi: ‘Saldırılar güçlü bir devi uyandırdı. Tüm dünyayı teröristlerden temizleyeceğiz’ diyen Bush, başlatılan mücadelenin bir haçlı savaşı olduğunu söyledi.&#8221; (Milliyet,18.09.2001); &#8220;Bush&#8217;tan &#8216;Haçlı seferi&#8217; yakıştırması. ABD Başkanı George W. Bush, 11 Eylül&#8217;de düzenlenen intihar saldırıları ile ilgili olarak dün yaptığı bir konuşmada saldırılara karşı başlattığı savaşı &#8216;Haçlı seferine&#8217; benzetti.&#8221; (Hürriyet, 17 Eylül 2001)</p>
<p style="text-align: justify;">İslam topraklarındaki işgal askeri sayısı, Haçlı seferlerinin 22 katı. Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, İslam topraklarındaki Batılı asker sayısı Haçlı seferlerinin 22 katı olduğunu yazdı. Gazetenin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk imzalı makalede, Irak ve Afganistan işgalleri &#8220;Niçin oralara gittik. Petrol için mi? Demokrasi için mi? Yoksa İsrail için mi? Ya da kitle imha silahları veya İslam korkusu mu bizi oralara götürdü&#8221; sözleriyle sorgulanıyor. Robert Fisk, &#8220;Tarihten aldığımız tek ders, tarihten ders alamadığımızdır&#8221; başlıklı makalesinde, &#8216;küçük insanlar&#8217; dediği savaşın mimarlarını, halkı kandırmakla suçluyor. Batılı liderlerin tarihten ders almadığını ve savaşın sonuçlarını da hesaplayamadığını vurgulayan Fisk, şöyle devam ediyor: &#8220;İngilizleri Filistin ve Aden&#8217;den sürdüler. Fransızları Cezayir&#8217;den, Rusları Afganistan&#8217;dan, Amerikalıları Somali ve Beyrut&#8217;tan, İsraillileri de Lübnan&#8217;dan attılar. Tarihten aldığımız tek ders, tarihten ders alamadığımızdır.&#8221; İslam topraklarındaki Batılı asker sayısının Haçlı Seferleri sırasındakine kıyasla 22 kat daha fazla olduğunu vurgulayan Robert Fisk, &#8220;Ordularımızı İslam topraklarına sevk ettik. Bunu yalnızca, Irak hakkındaki yanlış istihbaratları efendilerimizce unutulan İsrail&#8217;in teşvikiyle yaptık. Bir yandan da öldürülen yüz binlerce Iraklı için timsah gözyaşları döktük. Ne yaptığımızı sorgulamamız gerek.&#8221; diye devam ediyor. (İndependent, 10.2.2007, Vatan, 16.05.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">Alman Siyasetçi Todenhofer, &#8220;6 milyon Yahudi&#8217;nin ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar Batı dünyasının zorbalıklarıydı&#8221; dedi. 30-40 Iraklı&#8217;nın bir Amerikan bombasıyla öldürüldüğünü duyduğunuzda, Iraklıların canının Batılılar için çok fazla bir değer taşımadığını göreceksiniz. Yahudi ABD&#8217;li yazar Susan Sontag ile ölümünden önce güzel bir sohbetimiz olmuştu. Sontag&#8217;a şöyle söyldim; &#8220;Gözlemlediğime göre, 1 Amerikalı 10 Iraklı ediyor&#8221; şöyle cevap verdi: &#8220;Ne saçmalık! Bir Amerikalı 1000 Iraklı&#8217;dan daha değerlidir. Buna benim kadar o da üzüldü. Bu çarpık idrak nereden geliyor? Savaş makineleri pazarlamasına yenik mi düştük? Herkes biliyor ki ikisinin hayatı da aynı değerde. Neden bizde başka türlü tesir ediyor? Sanırım biz kendimizi bir yalan içerisine yerleştirmişiz. Bu yalan şu: İyi olan, asil olan, yardımsever olan bizleriz! Gerçek bu değil. Böyle eğlenceli bir programda bu tür ciddi şeyleri söylemek zor&#8230; Bizce uygun, hayatın gerçekleri bunlar. İnanıyorum ki, biz Batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin ve dinimizin mükemmeliğiyle fethetmedik. Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha acımasızca zor kullandık. Daha ciddi olmam gerekirse, Haçlı Seferlerinde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. 1. ve 2. Dünya Savaşı&#8217;nda 70 milyon insanı ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. 6 Milyon Yahudi&#8217;nin ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar, Batı dünyasının zorbalıklarıydı. (Ensonhaber, 21 Ekim 2023; Video: https://www.facebook.com/watch/?v=517133126364230)</p>
<p style="text-align: justify;">Önce ‘canım’ sonra can düşmanım: Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in ABD tarafından idam edilmesi, derin bir çelişkinin en güncel halkası olarak üzerinden bir kez daha geçilmeyi hak eden bir konu. Saddam bir zamanlar ABD ‘nin müttefik dostlarındandı. Tarih, ‘ne oldum dememeli, ne olacağım demeli’ sözünü haklı çıkartmakta, fakat hiçbir şeyin sürpriz olmadığını görmeniz de muhtemel. ABD’nin bir zamanlar müttefiki olan Saddam’ı idam sehpasına götüren süreç, daha önce başka isimler ve başka rejimler nezdinde defalarca yaşanmıştı. Latin Amerika, Afrika, Arap coğrafyası ve Ortadoğu’daki ülkelerde rejim değişikliği, darbeler, hükümet değişikliklerine zemin hazırlayan “ABD, dostluk yerini çıkar çatışmasına bıraktığında tavır değiştiriyordu.” Sırp diktatör Slobadan Miloşeviç, Panama diktatörü General Noriega, Şilili diktatör Augusto Pinochet, ABD’nin korkulu rüyası Usame bin Ladin ve benzer isimler Saddam’la benzer bir kaderi paylaşıyordu. ABD ile flört edenin hali haraptı, sevdikleri bir süre sonra sevmedikleri hanesine yazılıyordu. Irak’ın Duceyl kasabasında 148 Şii’nin öldürülmesinden yargılanan devrik lider Saddam Hüseyin, 2003 yılından beri Irak’ta işgalci konumunda olan ve 600 bin kişinin öldürülmesinin de sorumlusu ABD tarafından idam edildi. Saddam’ın diktatör olduğu gerekçesiyle Irak’a giren ABD’nin geçmişinde benzer birçok operasyon yer alıyor. Latin Amerika’dan, Afrika ülkeleri, Ortadoğu ve Arap coğrafyasında, bu olay daha önce defalarca tekrarlanmıştı. Guatemala, Vietnam, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Angola, Şili, Arjantin, Nikaragua, El Salvador, Libya, Lübnan, Panama, Somali, Afganistan, Sudan gibi ülkelerde yaşanan rejim değişiklikleri, darbeler, iç çatışmalarda ABD bir şekilde müdahil veya başrol oyuncusuydu. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Erhan Büyükakıncı, bu tabloda “ABD’nin demokrasiyi bir yöntem değil pragmatik bir değer olarak gördüğünü söylüyor.” Prof. Dr. Mahir Kaynak ise, dışarıdan destekle işbaşına gelen diktatörler, ihtiyaç ortadan kalktığında bertaraf edilmelerinin normal olduğunu belirterek, “ABD’nin tavrında bir tutarsızlık görmüyorum.” diyor. “ABD’nin destek verdiği diktatörler abad olmuyor, çıkar bittiğinde ‘ABD sevgisi’nin yerini ‘ABD düşmanlığı’ alıyor.”  Beyrut’ta CIA tarafından eğitilen Saddam, 1967 yılında Baas partisinin başına geçti. 1990’da Kuveyt’i işgal ederek tekrar gündeme gelen Saddam’ın ABD ile ilişkileri bu noktada bozuldu. 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı başladı. Saddam ikinci kez ise, 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de yaşanan terör eylemlerinin ardından Amerika’nın hedefi haline geldi. ‘İslam birliği’ düşüncesinden dolayı Ziya ül Hak’ın uçağının ABD tarafından düşürüldüğüne inanılıyor. Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, “ABD 11 Eylül sonrası Pakistan’ı bombalamak ve taş devrine döndürmekle tehdit etmişti.” itirafında bulundu. General Alberto Noriega Mart 1983’te CIA’in yardımıyla Panama’nın diktatörü oldu. Zaten 1967’den beri CIA adına çalışıyordu. Ancak ABD’nin çıkarlarıyla çatışmaya girdiği için 1989 Aralık ayında ABD ordusu tarafından 10.000 sivilin ölümüne yol açan bir operasyon ile iktidardan indirildi. Slobodan Miloşeviç ABD’nin zorba olarak tanımladığı ve savaş açtığı Sırp lider. 1989 yılında iktidara geldiğinde Batı dünyası tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Amerikalı diplomat Richard Holbrooke tarafından “iş yapılabilecek bir adam” diye tanımlandığında Miloşeviç daha sonra hücresinde kalp krizi geçirerek öldü. (Prof. Dr. Mahir Kaynak, Hepsinin akıbeti aynı olur; Doç. Dr. Erhan Büyükakıncı: ABD için demokrasi pragmatik bir değer, 07.1.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">“Her ne kadar ABD yönetimleri özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, ABD’yi dünyanın ahlaki lideri olarak tanımlasalar da hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat yönetimlerin insan haklarını dış politikada oldukça “seçici” ve “pragmatik” bir şekilde uyguladıkları açıkça görülmektedir.” (Arif Bağbaşlıoğlu, Zeynep Betül Yavuz, 21. Yüzyıl ABD dış politikası’nda insan hakları söylemi: seçici ve pragmatik bir yaklaşım, Akademik Hassasiyetler, Yıl: 2021 Sayı: 17 Cilt: 8, s. 8)</p>
<p style="text-align: justify;">“Bizim Avrupalı olma hevesimiz 18. asrın sonlarına doğru, Üçüncü Selim&#8217;in iktidar yıllarında başladı ve heyecanından hiçbir şey kaybetmeden bugüne kadar devam etti. Sahneler ve kahramanlar zamanla yerlerini yenilerine terkettiler, beklenen mutlu sonun hiç gelmemesine rağmen devlet adamlarımızın bir bölümü ümidlerini hiç kaybetmediler. Avrupa&#8217;nın Avrupalı olmamız karşılığında ileri sürdüğü şartlar bugünkülerle aynıydı: İşkenceyi yasaklayacak, vergi reformuna gidecek, ekonomimizi düzeltecek, azınlık haklarını koruyacak, uluslararası anlaşmazlıkları hakeme götürecek ve bizden toprak istedikleri zaman hiç itiraz etmeden verecektik… Talepler bitmek bilmedi. Avrupa bir taraftan hep bir şeyler isterken öbür taraftan toprak koparmak yahut imparatorluğun Türk olmayan unsurlarını ayaklandırmak için elinden geleni yaptı. Biz ise ‘‘Avrupalı oluyoruz&#8221; deyip tam bir teslimiyet içinde herşeyi kabul ettik. Sonuç ise, malum&#8230; Mayıs 1860: Avrupa, Osmanlı toprağı olan Lübnan&#8217;ı karıştırmak için kolları sıvadı. İngilizler Dürziler&#8217;i, Fransızlar da Maruniler&#8217;i kışkırtmaya başladılar ve başımıza uzun seneler devam edecek olan bir ‘‘Lübnan meselesi&#8221; çıktı. 5 Eylül l860: İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve Avusturya, Lübnan&#8217;a 12 bin kişilik bir birlik ile bir de donanma göndermeye karar verdiler. Osmanlı hükümeti, 1861&#8217;in 9 Haziran&#8217;ında Avrupa ülkeleri ile bir protokol imzaladı ve Lübnan&#8217;da müstakil bir yönetim kurulmasını kabul etti. Haziran 1862: Sırplar, Belgrad&#8217;dan başlayarak bölgedeki Türk ve Müslüman yerleşim merkezlerine saldırdılar. Sırplar&#8217;ın tarafını tutan Fransa, onların lehine geçici bir çözüm sağladı. Kesin çözüm 1867&#8217;nin 10 Nisan&#8217;ında geldi ve Belgrad, Sırbistan&#8217;a terkedildi. Haziran 1864: Avrupa, Osmanlı toprağı olan Romanya taraflarında çıkan karışıklıkların halledilmesi için devreye girdi ve İstanbul hükümetine Eflak ile Boğdan&#8217;da seçimle işbaşına gelecek meclisler kurulmasını kabul ettirdi. 2 Eylül 1866: Girit&#8217;te Hacı Mihail önderliğindeki isyancılar adayı ‘‘Yunanistan&#8217;a ilhak ettiklerini&#8221; duyurup Müslüman halkı kılıçtan geçirmeye başladılar. Hadise, Avrupa&#8217;ya ‘‘Türkler Hristiyanları kesiyorlar&#8221; diye yansıdı. Biz ‘‘Girit&#8217;i vermeyiz!.. Toprak bütünlüğümüz sizin garantiniz altında&#8221; diyor, Avrupa&#8217;dan ‘‘Girit&#8217;i bırakın&#8230; Verin, kurtulun&#8221; cevabı geliyordu. Mücadele seneler boyu devam etti ve Türkiye 1897&#8217;nin 18 Nisan&#8217;ında Yunanistan&#8217;a savaş açtı. Biz Atina&#8217;yı almak üzereyken Avrupa devreye girip barış istedi. Savaşta kazandığımız herşey barış görüşmelerinde elimizden çıktı. İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya, Girit&#8217;e özerklik verilmesini sağladılar. Girit Meclisi daha sonra, 6 Kasım 1908&#8217;de ‘‘Yunanistan&#8217;a ilhak&#8221; kararı aldı ve Yunan toprağı haline geldi.11 Mart 1870: Babıali, yani İstanbul hükümeti, Rusya&#8217;nın baskısıyla Bulgar Kilisesi&#8217;nin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.13 Nisan 1875: Hersek&#8217;te Hristiyanlar isyan etti. İstanbul&#8217;un ayaklanmayı bastıramayacağından emin olan Almanya, Avusturya ve Rusya isyana karışmayacaklarını açıklamalarına rağmen isyancılara gizliden gizliye destek verdi. Fransa ise resmen taraf oldu, Hersek&#8217;in özerkliğini istedi, arkasından Avusturya tarihe ‘‘Andraşi Layihası&#8221; diye geçen bir muhtırayla Hersek&#8217;te geniş bir reform talebinde bulundu. 4 Haziran 1878: İngiltere, Rus tehdidi karşısında vereceği desteğin bedeli olarak Babıali&#8217;den Kıbrıs&#8217;ı istedi, hatta gerekirse adayı işgal edeceğini bildirdi. Babıali, adayı İngiltere&#8217;ye vermeye mecbur kaldı. 24 Nisan 1881: Türkiye&#8217;nin toprak bütünlüğünü garanti eden ülkelerden biri olan Fransa, Türk toprağı sayılan Tunus&#8217;u işgal etti ve 12 Mayıs günü Tunus&#8217;u Fransa&#8217;ya terkettik. 30 Eylül 1895: İstanbul&#8217;un Kadırga semtinde ‘‘reform&#8221; bahanesiyle toplanan silahlı yüzlerce Ermeni, Babıali&#8217;ye doğru yürüyüşe geçti. Maksatlarının hükümet binalarını işgal etmek olduğu anlaşılınca üzerlerine asker sevkedildi, çatışma çıktı ve göstericilerin çoğu öldürüldü. Avrupa ‘‘Türkler Ermeniler&#8217;i kesiyor&#8221; feryadıyla ayağa kalktı ve o gün yaşanan bu olay Ermeni sorununun başlangıcı oldu. (Murat Bardakçı, Hürriyet, 10 Mart 2002)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı, demokrasi, terör. ABD’de El Kaide’nin parti kurup siyaset yapma hakkı var mıdır? Ya da DAEŞ’in Irak, Suriye, Almanya veya Fransa’da parti kurup siyaset yapma hakkı olabilir mi? Batı’da hiç kimse buna “DAEŞ ve El Kaide parti kurup siyaset yapabilir” demez. Ama nedense aynı “Batı başka coğrafyalarda” siyasi partilerin terör örgütlerine sırtını yaslayıp siyaset yapmasını teşvik ediyor ve destekliyor. Batı Türkiye’de terörün parti kurup siyaset yapabileceğini, terör örgütü üyelerini ülkelerinde en üst seviyede ağırlayabileceğini, onlara silah verebileceğini düşünüyor ve söylüyor. Terörle bağlantılı bir siyasete ancak “teröre silah bıraktırma” vaat ve taahhüdüyle bir geçiş sürecinde müsaade edilebilir. Takım elbise giyip, elini kolunu sallayarak öldürdükleri hakim, savcı, polis ve askerin koruması altında gezemezler. “Teröristler, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii öldürünce meşru; Fransız, Alman ve Amerikalı öldürünce gayri meşru görülürse sorun orada başlar.” Bugün ABD ve AB ile Türkiye arasındaki temel anlaşmazlık noktalarından birisi de budur. Doğu blokunun dağılmasından sonra meydanı boş bulan NATO üncülüğündeki Batı, tüm dünyayı kendi zevk ve arzularına göre dizayn etme sarhoşluğuna kapılmıştır. Kendisine direnen tüm liderler, terör, darbe, seçim destekleri, halk ayaklanmalarıyla alaşağı edilmiştir. NATO ve amiral ülkeleri “terör örgütleriyle dünyayı dizayn icadından sonra” açıkça bu terör örgütlerini desteklemiştir. Terör örgütlerinin elebaşları bu amiral ülkelerin koruma kalkanı altına girmiş ve her türlü desteği almışlardır. PKK’nın beyin takımının yine Almanya, Fransa ve Belçika’da olması; bu ülkelerin siyasetçileriyle siyasi kurumlarında gövde gösterileri yapması da tesadüf değildir. (Ramazan Yaşar, Diriliş Postası, 27 Kasım 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi eser, altın, petrol çalan ABD’den yemek çalanlar için kaygı mesajı!</p>
<p style="text-align: justify;">ABD: Afrin&#8217;den gelen yağma haberleri bizi kaygılandırıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Afrin&#8217;den son 48 saattir gelen haberler nedeniyle derin endişe duyduklarını açıkladı. Nauert&#8217;in yaptığı yazılı açıklamada, &#8220;Yağma haberleri de bizi kaygılandırıyor&#8221; ifadesi yer aldı. (BBC, 19.3.2018) Silah ararken altınları çaldılar. Kuzey Irak&#8217;ta, İslami Hareket liderine yönelik operasyon yapan ABD askerlerinin 100 bin dolar ve altın çaldıkları iddia edildi. (Milliyet, 31.12.2003) ABD işgali sırasında Irak&#8217;tan kaçırılan 156 tarihi eseri British Museum iade etti. (Euronews, 30/08/2019) Irak, farklı zamanlarda kaçırılan 181 tarihi eseri ABD&#8217;den geri aldı. (Türkmen TV, 8.7.2024) Irak Savaşı&#8217;nda altınları yağmalayan ABD’li senatörden kongre baskını sonrası ‘yağmaya sıfır tolerans’ açıklaması. (Yeni Şafak, 8.1.2021) Amerika ve müttefikleri Irak’a girdiklerinde, kitle imha silahları yerine, çok miktarda altın külçeleriyle karşılaştılar ve yıllar geçmesine rağmen hala bu altınların kaderinin ne olduğu belirsiz. Amerikan askerlerinin eline düşen bu büyük hazinenin arasında her külçesi 18 kg olan 2000 altın külçesi sevkiyatı yapıldı. El-Alam’in haberine göre; kısa bir süre sonra Amerikalılar, askerlerinin aynı bölgede yaklaşık 700 milyon dolar değerinde 1183 külçe altın bulduklarını açıkladılar. (THA, 12 Nisan, 2016) ABD, 100 milyon dolarlık altın ele geçirdi. (Hürriyet, 26.5.2003)</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Irak’ta Demokrasi Başarılı Olacak. Başkan Bush, Amerika öncülüğündeki koalisyonun güçlü olduğunu, Amerika’nın kararlı tavrının sürdüğünü, Irak halkının özgürlük içinde yaşamak istediğini ve bunu hak ettiğini belirterek, bu nedenlerden dolayı Irak’ta demokrasinin başarılı olacağını söyledi. Bush, Irak’ta büyük çatışmaların bittiğini açıklamasından bir yıl sonra yaptığı haftalık radyo konuşmasında Irak’ın işgalini savundu. Bush, Irak halkının bugün Saddam rejiminin zalimliğinden ve yolsuzluklarından uzak bir hayat yaşadığını söyledi. Iraklıların günlük hayatındaki gelişmeleri sıralayan Bush, Amerika’nın egemenliği de Irak halkına geri vermeye kararlı olduğunu tekrarladı. (Voa, 01 Mayıs 2004) Bush: Soykırımı önledik. Trafalgar Meydanı&#8217;nda yapılan savaş karşıtı gösteriyi ABD&#8217;de diğer gösterilerin izlemesi bekleniyorFotoğraf: AP ABD Başkanı Bush, Irak’ta geçen yıl asker sayısının artırılması kararını da savunuyor. “Bu adımla, soykırım boyutuna varabilecek şiddete karşılık verilmiş oldu” diyen Bush, Irak’ın artık “Araplar’ın Amerikalılar’ın yanında terör şebekesi El Kaide’ye karşı savaştıkları bir ülke haline geldiğini” söyledi. (DW, 18 Mart 2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Irak’da Saddam kitle imha silahlarını gizlemekle suçlandı ve oraya demokrasi ve özgürlük getirme bahanesi ile işgal edildi. Ama aslında amaç petrol ve İsrail’in güvenliği idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bush: Irak&#8217;ta demokrasi doğuyor. ABD Başkanı George W. Bush, Iraklı yetkililerin öldürülmesine ve petrol boru hatlarının bombalanmasına rağmen Irak&#8217;ta demokrasinin doğduğunu belirtti. (NTV, 16 Haziran 2004) Bush &#8216;Irak&#8217;a demokrasi götüreceğiz&#8217; sözüne kendi bakanını bile inandıramamış. Eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, eski ABD Başkanı George W. Bush’un &#8216;kendisinin de iflah olmaz bir neferi olduğu&#8217; Irak işgalini eleştirerek, “Bush&#8217;un &#8216;Irak’a demokrasi götüreceğiz&#8217; ifadesi bana gerçekçi görünmemişti” dedi. (Sputnik, 10.6.2015) Sonuç: “ABD&#8217;nin 18 yıl önce &#8216;demokrasi ve istikrar&#8217; vaadiyle başlattığı Irak işgalinden geriye yıkım, kan ve kaos kaldı. 13 yıllık ağır ambargo sonucu 500 bin çocuk hayatını kaybetti. Irak Sağlık Bakanlığı&#8217;nın verileri üzerinde çalışma yapan bağımsız &#8220;Iraqcountybody&#8221; organizasyonuna göre, Irak&#8217;ta 2003-2011 yılları arasında çatışmalardan kaynaklı yaklaşık 120 bin sivil hayatını kaybetti.” (AA, 19.03.2021) “2003-2011 yılları arasında Irak&#8217;ta 461 bin kişinin savaşa bağlı nedenlerle öldüğü ve savaşın 3 trilyon dolara mal olduğu tahmin ediliyor.” (BBC, 20 Mart 2023) Eski ABD Dışişleri Bakanı Rice lafı dolandırmadı: Irak&#8217;ı demokrasi için değil, Saddam&#8217;ı devirmek için işgal ettik. (Güneş, 12.5.2017) Irak&#8217;ın işgalinde istihbarat yalanları. (BBC, 18 Mart 2013) Irak&#8217;ın işgalini önleyebilecek diplomat: Kimyasal silah olmadığını herkes biliyordu. (BBC, 4 Nisan 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">İşgal eder, katliam yapar, sömürürler. Kaçanları da katlederler! “Dünya İspanya&#8217;daki mülteci katliamını konuşuyor! Tüyler ürperten görüntüler. İspanya&#8217;nın Kuzey Afrika&#8217;daki toprağı Melilla kentinde mülteci katliamı yaşandı. Melilla&#8217;ya Fas sınırından geçmeye çalışan göçmenlere İspanya polisi kurşun yağdırdı. 37 mülteci hayatını kaybetti. Başbakan Sanchez&#8217;in mültecileri katleden polislere teşekkür etmesi infiale neden oldu.” (İnternet Haber, 26.06.2022) Yunan&#8217;dan sığınmacılara kurşun Yunanistan sığınmacıları caydırmak için her türlü yöntemi kullanıyor. Yunan Sahil Güvenlik ekipleri, sığınmacı botlarına doğrudan ateş açıyor; Midilli Adası&#8217;na ulaşanlar ya da Edirne&#8217;den karşı tarafa geçebilenler tutuklanıyor. (Yeni mesaj, 3.3.2020) Yunanistan&#8217;ın Ölüme İttiği 29 Göçmeni Türkiye Kurtardı. Göçmenler, Yunan askerlerince eşyaları ve cep telefonları alındıktan sonra can salına bindirildiklerini ve Türk karasularına itildiklerini söyledi. (07.06.2021) Yunanistan&#8217;ın ölüme terk ettiği kaçak mültecileri Türkiye kurtardı. 2018 yılında Edirne&#8217;de Jandarma tarafından bulunan birinin ayağı kırık 13 mülteci, Yunanistan polisinin kendilerini dövdüğünü ve kıyafetlerini aldıklarını söyledi. (Türkiye, 23 Eylül 2024) İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, &#8220;Yunanistan Sahil Güvenlik birimleri bu gece 7 göçmeni darp edip eşyalarını alıp ellerini plastik kelepçelerle bağlayıp can yeleği ve bot olmadan denize, ölüme attı” açıklamasında bulundu. (Cumhuriyet, 19.03.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD başkanı Obama&#8217;dan Suriye&#8217;ye kimyasal silah uyarısı. ABD Başkanı Barack Obama, Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmaması konusunda uyardı. Obama, kimyasal silah kullanımının, müdahale konusunda fikrini değiştirecek bir &#8220;kırmızı çizgi&#8221; olduğunu söyledi. (BBC, 21.8.2012) Üç ülkeden uyarı! Harekete geçeriz&#8230; ABD, İngiltere ve Fransa, &#8220;Esed rejiminin tekrar kimyasal kullanması durumunda harekete geçmekte kararlıyız.&#8221; mesajı verdi. (Haber 7, 22.08.2018) BM rezaleti! Suriye’de ‘kimyasal silah kullanıldı’ iddiaları üzerine acil olarak toplanan BM karar almadı. (Gazete Vatan, 23.08.2013)  BM&#8217;den hareket yok. (Haberturk, 23.8.2013) Yıl 2012. ABD’nin “kırmızı çizgisi” biyolojik silah defalarca Suriye’de kullanılır ama yıl ‘2024’ hala kırmızı çizgi hatıra gelmez! Ama ABD, Almanya ve İngiltere&#8217;ye kazık atınca bir anda Batılılar &#8216;demokrat&#8217; olurlar!</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail&#8217;in Gazze Şeridi&#8217;ne yönelik saldırılarında can kaybı sayısı 40 bin 939’a, yaralıların sayısı ise 94 bin 616’ya ulaşmışken (NTV, 7.9.2024) İsrail askerinin itirafı ile tüm katliamların devamını sağlayan ülke ifşa olur. &#8220;ABD olmasa Gazze savaşı birkaç aydan uzun süremezdi&#8221; (Independent, 3 Eylül 2024) ABD bununla da yetinmez ve “Birleşmiş milletlerin güvenli bölge ilan edip koruma altına aldığını söylediği alanlarda üç binden fazla insanı katleden, okulları bombalayarak beş binden fazla sivili insanı kateleden, ambulansları, sağlık ve yardım gönüllülerinin araçlarını bombalayan, katliamlarını görüntüleyen 200&#8217;e yakın gazeteciyi öldüren, 20 binden fazlası 15 yaş altı çocuk olmak üzere 41 bin insanı göstere göstere katleden İsrail Devlet Başkanı Netanyahu’yu meclisinde 1 saat konuşturup, 382 tane vekiline 58&#8217;i ayakta toplam 76 sefer alkışlatan Amerika, HAMAS&#8217;ın üst düzey 5 yetkilisini yargılamak için süreç başlatır! (BBC, 4 Eylül 2024) “Kadın ve çocuk demeden, binlerce sivil öldüren hava bombardımanlarından daha dehşet verici bir şeyler bir şey var mıdır acaba?” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 22) Ne yazık ki vardır! Dünya kamuoyu önünde ‘demokrasi, özgürlük, yaşam hakkı’ sloganları atanların bu katliamları uygulaması ve sonrada saf ayağına yatmaları:</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa Libya’da aslan payı alınca ABD özgürlük getirmeye karar verir, arada pay alamayan İtalya sömürgecilik ithamında bulunur: Libya&#8217;da ateşkes sonrası Fransız Total şirketi petrol üretimini artırmak için devrede. (BBC, 19 Kasım 2020) İtalya, Fransa&#8217;yı Libya&#8217;nın petrollerine göz dikip Afrika&#8217;yı sömürmekle suçladı. (Euronews, 22/01/2019) ABD: Askerlerimiz Libya&#8217;ya her an girebilir. ABD Genelkurmay Başkanı Joe Dunford, ABD askerlerini hazırlık yaptığını ve askerlerin her an Libya&#8217;ya dağıtılabileceğini açıkladı. (Milliyet, 21.05.2016) &#8216;Özgürleştirdiğimiz bir ülkede bu nasıl olabilir&#8217; ABD&#8217;nin Libya Büyükelçisi Christopher Stevens&#8217;ın Bingazi&#8217;de öldürülmesi sonrası açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, &#8220;Bu gözü dönmüş şiddeti kınıyoruz. Özgürleştirdiğimiz bir ülkede bu nasıl olabilir&#8221; dedi. ABD Başkanı Obama da, saldırganların adalete teslim edilerek, yargılanacağını söyledi. (NTV, 12.9.2012)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;den Yunanistan itirafı: Ege adalarındaki zırhlı araçların kullanımında ABD menfaatleri esas alındı. S-400&#8217;ler için Türkiye&#8217;yi F-35 programından çıkaran sonrasında Türkiye&#8217;nin F-16 alım talebine taş koyan ABD, Yunanistan&#8217;a sattığı silahlar konusunda çifte standart uyguladığını itiraf etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Yunanistan’ın “uluslararası anlaşmaları ihlal ederek” Ege adalarına çıkardığı ABD menşeli zırhlı araçlarının kullanım koşullarında ABD menfaatlerinin esas alındığını söyledi. (Yeni Şafak, 29/09/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Veriler ABD&#8217;nin Rusya’dan ithalatı artırdığını gösteriyor. (CNN Türk, 06.10.2022) ABD&#8217;den Rusya ambargosunu ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye&#8217;de çok sayıda kişi ve kuruluşa yaptırım. (Euronews, 12/12/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Kendine &#8220;demokrat&#8221; Batı&#8217;nın ikiyüzlülüğü ve Türkiye: Saddam, Halepçe&#8217; de, başta Fransa olmak üzere ABD ve Avrupa ülkelerinin sattığı silahlarla çoluk çocuk demeden kendi vatandaşlarını katledip gazla zehirleyerek öldürdü. Türkiye Halepçe gazlı katliamından kaçan 40.000 Kuzey Iraklı Kürt komşusuna kucak açtı. 1990&#8217;da İkinci Körfez Savaşı&#8217;nda bir gecede bu sefer yarım milyon Kuzey Iraklı ayakkabısını dahi giymeye fırsat bulamadan can havliyle yine Türkiye&#8217;ye sığındı. Ülkenin dört bir yanından, ânında binlerce yiyecek -içecek -giyecek dolu kamyonlar akın akın yardıma koştu. 1989&#8217;da Komünist Bulgaristan Başkanı Jivkov&#8217;un başlattığı &#8216;adını, dilini, dinini değiştir&#8217; zulmü sonucu 300.000 soydaşımız 6 asırdır yaşadığı topraklarda her şeylerini bırakarak Türkiye&#8217;ye sığındı. Ne ABD ne Avrupa basınında Jivkov&#8217;u kınayan en ufak bir ilana rastlamadık. 1992&#8217;den itibaren Saraybosna&#8217;lılar Müslüman ve de Türk kabul edildikleri için düzenli ve sürekli soykırıma tabi tutuldular, hatta bir kısmı BM&#8217;ye bağlı Hollandalı subay ve askerlerinin gözleri önünde umursamazlıkla katledildi. Bu vahşeti lanetleyen herhangi bir ilâna rastlamadığımız gibi, yıllar sonra katliama göz yuman Hollandalı subay ve askerler Hollanda Devletince madalyalara layık görüldüler. 30 yıl boyunca devam eden PKK vahşetinde öldürülen Asker ve Polis şehitlerimizden vazgeçtim, beş bin&#8217;in üstünde çocuk- kadın- yaşlı ve sivil için tavır koymuş kaç Batılı ismi sayabilirsiniz? Öyle bir ilana öncülük eden Türk aydınına da rastlanmadı. 1985&#8217;ten bu yana yalnız Almanya&#8217;da Türklere ait 3500&#8217;den fazla işyeri, dükkan, büro, ev vs saldırıya uğradı, kimileri içinde insanlarımızla yakıldı. Alman Devleti ve Polisi&#8217;nin bu olaylara duyarsızlığını eleştiren bir tek ilan göremedim. Bunlar birebir yaşadığım geçmiş olaylardır ve bir hatırlatma mesajıdır.&#8221; diyen Bülent Akarcalı, şöyle devam ediyor: &#8220;Bu yazı ne Gezi olaylarını ve arkasından gelişen durumları destekleyen yazılı ve görsel basın desteğini, ne de yurt dışında kendi paramızla çıkarttığımız ilânları eleştirmek için yazılmıştır. Tek amacı şudur: Türkiye&#8217;nin eksiğini- yanlışını görmeye ve bunu kınamaya bu kadar hazır bir Batı dünyası ve bu dünyayı harekete geçirecek insanlarımız, şu yukarıda saydığım vahşetler, insanlık dışı suçlar işlenirken neredeydiler? Irak&#8217;ta bir milyon insan öldürülürken yoktular, hâlâ her hafta yüzlercesi ölürken yoklar. Suriye&#8217;dekiler ölürken yoklar. Mısır&#8217;dakiler ölürken yoklar. Sınırlarımız içinde bir milyona yakın mülteciye hayat hakkını biz verirken onlar yine yoklar!  (Hasan Celal Güzel, Sabah,  18.08.2013)  Siz hiç Yahudileri eleştirmenin “nefret suçu” olarak kabul edilmesine karşı çıkan bir çağdaş aydın (!) gördünüz mü? Evet, Yahudilere bırakın hakareti eleştiriyi bile “nefret suçu” kapsamında ele alanlara hiçbirinin itiraz ettiği yok! Hiçbirinin aklına “özgürlükleri savunmak” gelmiyor! Yahudilerin eleştirilmesi konusunda “bu kadar tutucu” olanlar her ne hikmetse Müslümanlara hakaret söz konusu olunca alabildiğince “ifade özgürlüğü yanlısı” kesiliyorlar! Bu nasıl bir çifte standart ya da ikiyüzlülüktür? (Zeki Ceyhan, Milli Gazete, 17 Ocak 2015) Başkalarının özgürlüğünü kısıtlama özgürlüğü diye bir şey olmadığı gibi, başka insanların hukukuna tecavüz eden, hakaret eden, aşağılayan, nefret körükleyen söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değil. Müslümanların kutsal değerleri söz konusu olduğunda bir anda “ifade özgürlüğünü” helvadan bir put gibi Müslümanların karşısına dikenler, mevzu Yahudi düşmanlığı, kendi içlerinde bir ırkçılık, nefret söylemi falan olduğunda o putu hiç yüzleri kızarmadan iştahla yerler. (Yasin Aktay, Yeni Şafak, 17.01.2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı-menfaat. Demokrasi bahane silah satışı şahane. Kaddafi&#8217;nin Roma&#8217;ya ve Paris&#8217;e çadır kurduğu 2009 yılında AB ülkelerinin Libya&#8217;ya silah satışı 470 milyon dolar oldu. Bunun içinde İtalya&#8217;dan savaş uçağı, Malta&#8217;dan hafif silahlar ve İngiltere&#8217;den cephane yer alıyordu. Bugün Kaddafi&#8217;yi diktatör ve halk düşmanı ilan eden ABD, 2007 yılında Libya&#8217;ya 5 milyon dolarlık silah sattı. Bu sembolik rakam ambargonun kaldırılıp diktatörle el sıkışma bedeliydi. Bush&#8217;un son yılında bu rakam 46 milyon dolara yükseldi.  2007 yılında Libya, Fransa ile 14 adet Rafale saldırı uçağı satış anlaşması imzalamıştı. İngiliz şirketleri, Libya&#8217;nın elindeki tankların modernizasyonu için 2009 sonunda 77 milyon dolarlık bir anlaşmayı ABD&#8217;ye götürdü. ABD yönetimi bu anlaşmayı onayladı. Ancak Kaddafi rejimine baskı başlamıştı. Ve skandal ortaya çıkınca kısa bir süre önce anlaşma geri çekildi. 30 Ocak&#8217;ta Rusya ile Libya hafif silahlar başta olmak üzere silah satışı için 1.8 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Bunların ne kadarının teslim edildiği bilinmiyor. Evet, Ortadoğu&#8217;da ve Arap coğrafyasındaki “diktatör tiyatrosu”nun asıl senaryosu işte budur. Petrol ve silah.  Bu oyunda insan hayatı, ölümler, işkenceler, intiharlar teferruattır. Verdiğin sürece diktatörsün. Kralsın, şeyhsin, emirsin. Vermezsen demokrasi gelir. Mesela Suudi Arabistan Kralı, 35 milyar dolarlık rekor silah alımını ABD&#8217;den henüz yapmıştır. Belki de böylece ömrünü uzatmıştır. Şimdi Libya&#8217;ya bakıyorum da. Fransızlar hangi uçaklarla bombalıyor biliyor musunuz? Kaddafi&#8217;ye sattığı Rafale saldırı uçaklarının daha gelişmişiyle. (Fatih Çekirge, Hürriyet, 21.03.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">“Batı ikiyüzlüdür ve bizim gibi ülkelere; &#8220;siz küresel dünyaya ayak uydurun&#8221;! der; &#8220;küresel olun, ulus devletin modası geçti&#8221; ! der; ama kendileri, dillerini, kültürlerini sonuna kadar savunurlar, korurlar! Kendi ulus devletlerine sımsıkı bağlıdırlar.” (Ömür Kurt, Banu Avar&#8217;la Konuşma, s. 146) “ABD/Batı medeniyeti ikiyüzlüdür, ilkesizdir. Onlar için “demokrasi” ve “özgürlük” kendi çıkarlarına hizmet eden sahte araçlardır.” (Murat AKAN, Twitter, 24 Temmuz 2024) Batı’nın hangi yüzü utanır? Batı, oldum olası ikiyüzlüdür. Hatta ikiyüzlülüğün de ötesinde &#8216;binbir surat&#8217;tır. Bu sebeple yüzsüz diye tanımlamak daha doğrudur. Yüzsüz olduğu için pişkindir. Adı üstünde, pişkin suratta utanma aramayınız! (İsmail Kapan, Türkiye, 5.11.2019) Batı&#8217;nın ahlaki değeri de, kriteri de yoktur Batı, bilimi insanlığın umumi faydası için elde etmeye çalışmadı hiçbir zaman. Batı sadece savaşta, siyasette, parada değil; fikirde, bilimde ve sanatta da ikiyüzlüdür. Ahlaki değeri de kriteri de yoktur. (Tayyar Tercan, Milat Gazetesi, 15.09.2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12385 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed347348454.jpg" alt="" width="266" height="207" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10171 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/suriyede-abd-demokrasi-nobetinde-1.png" alt="" width="692" height="215" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8182 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/filmlervegercekler-2.jpg" alt="" width="597" height="279" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8221 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-ahlak-medeniyet-kendinesadece-1.jpg" alt="" width="537" height="156" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-8222 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-ahlak-medeniyet-kendinesadece-3.jpg" alt="" width="477" height="463" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10438 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/suriyeyedemo-2010.jpg" alt="" width="516" height="371" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7254 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irak-abd-serrefsiz-1.jpg" alt="" width="673" height="217" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7255 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hacli-seferi-busht-1.jpg" alt="" width="716" height="474" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14692" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/46345756854684566.png" alt="" width="616" height="675" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13230" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3574674686795.jpg" alt="" width="717" height="281" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7257 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-human-1.jpg" alt="" width="380" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8169 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irak-isgal-ozet-1.png" alt="" width="486" height="462" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8361 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/585468764.png" alt="" width="622" height="327" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">              <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12711" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/FWLoYT8XoAAUIAt.jpg" alt="" width="212" height="446" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11696 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/162610717_1086493045163966_7397573373611332008_n.jpg" alt="" width="314" height="249" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10537 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimedeniyeti-2020-yunan1.jpg" alt="" width="704" height="199" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8952 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatan_230813.jpeg" alt="" width="323" height="340" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8950 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180822-104502.png" alt="" width="648" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11258" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/128343061_1713548208819683_2697160926751309756_n.jpg" alt="" width="480" height="451" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Korkma sana barış getirmeye geliyoruz!”</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7258 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-2.png" alt="" width="614" height="304" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10170 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/irak-demo-1-2019.jpg" alt="" width="675" height="405" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-12428" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ikiyuzlubati-2022104.jpg" alt="" width="571" height="364" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11978 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/999667547.jpg" alt="" width="439" height="311" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13064 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/456574688759977.jpg" alt="" width="556" height="558" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13076" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/34645748543.jpg" alt="" width="698" height="294" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Soykırım</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Soykırım Karnesi</p>
<p style="text-align: justify;">Kızılderili Katliamı: 70 milyon Kızılderili kendi vatanlarında katledildi. 16. 17. yüzyılda Afrika Katliamı: 35 milyondan fazla Afrikalı köleleştirilerek (can kayıpları dahil) Amerika Kıtası&#8217;na getirildi. 1945 Hiroşima ve Nagazaki Atom Bombası Saldırısı: 350 bin kişinin ölmesine binlerce insanın sakat kalmasına neden oldu. 1945 Dresden Katliamı: 200 bin kişi 3 gün havadan atılan bombalardan öldü. 1950-1953 Kore Savaşı: 4 milyon kişi öldürüldü. 1950 Guatemela İşgali: 200 bin sivil öldürüldü. 1953 İran Darbesi: 10 binden fazla İranlı ABD&#8217;nin ekonomik, askeri desteğiyle infaz edildi. 1950-1959 Küba Katliamı: 60 bin kişi ABD destekli Batista birliklerince katledildi. 1960 Kongo Katliamı: 3 milyona yakın kişi CIA destekli iç savaş süresince öldürüldü. 1961-1962 Küba Darbesi: 294 kişi CIA&#8217;in küba&#8217;da Fidel Castrp&#8217;yu devirmek için planladığı Domuzlar Körfezi Operasyonu&#8217;nda öldürüldü. 1962-1975 Vietnam Savaşı: 3 milyon Vietnamli sivil hayatını kaybetti. Sivil halk üzerinde zehirli portakal gazı kullanarak soykırım yaptı. 1965-1966 Endonezya Katliamı: 500 bin -1 milyon arası Endonezyalı köylü, işçi, aydın öldü. 1970-1975 Kamboçya ve Laos Katliamı: 1 milyon kişiyi katletti. 1973 Şili Darbesi: 5 bin Şilili sivil hayatını kaybetti. 1974-1983 Arjantin Katliamı: 30 bin insanı öldürdü. 1977 El Salvador Darbesi: 70 bin Salvadorlu öldürüldü. 1980-1988 İran-Irak Savaşı: 700 binden fazla insan ölmüştür. ABD, lisanslı biyolojik ve kimyasal silahlarını Irak&#8217;a gönderdi. 1981-1990 Nikaragua İç Savaşı: 50 bin sivil hayatını kaybetti. 1983 Lübnan Katliamı: 14 bin deniz piyadesi ve binlerce kişiyi katletti. 1983 Grenada&#8217;nın İşgali: 300 binden fazla insan öldürüldü. 1989 Panama&#8217;nın İşgali: 3 bin Panamalı sivil öldürüldü. 1991 Irak&#8217;ın İşgali: 1 milyondan fazla Iraklı hayatını kaybetti. 1992-1995 Bosna Herkes Katliamı: 250 binden fazla Müslüman Boşnak, Sırplar tarafından BM ve tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü. 2001 Afganistan İşgali: 150 bin sivil öldürüldü. 2003 Irak İşgali: 1 milyondan fazla Iraklı katledildi. 2003 Darfur Darbesi: 300 bin kişi BM raporlarına göre ölen sayısıdır. 2001-2015 ABD İnsansız Hava Aracı Saldırıları: 10 bin kişi öldürüldü. 2020-2018 Arap Baharı ve Askeri Darbe: 2 binden fazla kişi öldü. 2011-2018 Suriye İç Savaşı: 100 binden fazla kişi öldü, 5 milyondan fazla kişi evini terk etti. ABD desteğinde İsrail&#8217;in Filistin Zulmü ve Katliamları: 100 binden fazla Filistinli öldürüldü. Filistinlilere ırk ayrımı ve yerleşim rejimi dayatması devam ediyor. (Sabah, 26.4.2021)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Batı ve Amerika emperyalizminin  yakın tarihi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">I. emperyalist paylaşım savaşı: İngiliz hegemonyasını tehdit eden Almanya’nın önünü kesmek için başlatılan kan banyosunun maddi sonucu 10 milyon ölü, 20 milyon sakattır. Toplam asker sayısı 70 milyonu bulan orduların kapıştığı savaşın sadece Avrupa’daki mali bilançosu ise 350 milyar dolarlık yıkımdır. Silah sanayinin patlama yaptığı ama milyonlarca çocuğun açlıktan can verdiği bu büyük katliam emperyalizmin en ağır suçlarından biri olarak tarihte durmaktadır. II. emperyalist paylaşım savaşı ise birincisinin çok çok üzerinde bir kanlı katliamdır. İnsanlığa verilen manevi zararları bir kenara koyarsak, bu korkunç boğazlaşmanın sadece can kaybı olarak bilançosu tahminen 35 ile 60 milyon insanın ölümüdür. Sovyet halkından da 11 milyonu asker olmak üzere toplam 20 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Bu savaşta Polonya’nın insan kaybı 5 milyon 800 bin, Almanya’nınki ise 4 milyon civarındadır. Japonya’nın kaybı ise 2 milyon insandır ki bu katliamın önemli bölümü atom bombasının atıldığı Hiroşima ve Nagasaki’de gerçekleşmiştir. 1945’te yapılan bu nükleer katliamda birkaç saniye içinde 250 bin kişi birden öldürülmüş, iki şehir ve onların toplam halkı bir anda haritadan silinmiştir. Bugünkü durum ise özellikle siviller açısından çok daha vahimdir. Örneğin, II. emperyalist paylaşım savaşı’nda ölen sivillerin askerlere oranı %50 iken 1990’lı yıllardaki çatışmalarda bu oran %90’a ulaşmıştır. 1986-1996 arasındaki savaşlarda ise 2 milyon çocuk ölmüş, 5 milyon çocuk sakat kalmıştır. Ve bugün dünyada 50 milyon insan mültecidir. Bugün dünyanın en zengin üç adamının varlığı 48 yoksul ülkenin ulusal gelirinden yüksektir. Aynı üç adamın varlığı Afrika’nın bütün ülkelerinin ulusal gelirinden yüksektir. Öte yandan, dünyanın en zengin 225 kişisinin varlığı ise bütün dünya nüfusunun sosyal gereksinmelerini karşılayabilecek miktardadır. Uçurum bu denli derindir. Buna karşılık Dünya Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre 1960-1970 arasında 13, 1970-80’de 15, 1980-85 arasında ise 40 milyon kişi açlıktan ölmüştür. 1990’da toplanan Dünya Çocuk Zirvesi raporuna göre her yıl 12 milyon çocuk önlenebilir hastalıklardan ölmektedir. Tamamen yasak olduğu halde bugün Asya’da çalıştırılan çocukların sayısı 250 milyondur. Ve tabii ki bunlar, şanslı olanlarıdır; bu ülkelerdeki 2 milyon çocuk ise doğrudan fuhuş pazarındadır. Yalnızca yoksul ülkelerde değil, Avrupa’da da nüfusun %17’si yoksulluk sınırındadır. ABD’de 12 yaş altındaki 13 milyon çocuğun aç olduğu BM verileriyle sabittir. Çünkü ABD’nin maddi varlığının %68’ini nüfusun %1’i almaktadır. Buna karşın aynı ülkede nüfusun 7 milyonu evsizdir, 26 milyon kişi uyuşturucu kullanmaktadır. Emperyalizmin varlığının doğurduğu sonuçlardan biri de, sağlık konusundaki vahim durumdur. Örneğin, emperyalist metropollerde ortalama ömür 72-74 arasında değişirken, bağımlı ülkelerde 55 yılı geçmemektedir. Salgın hastalıklar bağımlı ülkelerde çok yaygındır. Örneğin, iyot eksikliğinden kaynaklanan endemik guatr, tahminlere göre 200 milyon insanı etkilemektedir. 70 ülkede, 180 &#8211; 200 milyon insanda parazit hastalığı görülmekte, sıtma Afrika’da her yıl milyonlarca çocuğu öldürmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Batı medeniyeti dünyaya sadece zulüm ve felaket getirmiştir! </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa: İspanya bunların en önemlisidir. Alman ve İtalyan faşizminin desteğiyle İspanya Cumhuriyeti’ne karşı 1936’da ayaklanan General Franko’nun faşist ordusu 1939’un Mart ayında gösterilen insanüstü direnişe rağmen Madrit’i ele geçirdiğinde bir milyondan fazla insanın kanına girmişti bile. Guernica katliamı gibi yüzlerce katliama imza atarak iktidara gelen Franko’nun en büyük desteği ise ABD’ydi ve bu destek sayesinde Franko 80’li yıllara dek ayakta kalabildi. Bask ülkesinin işgali bugün de devam ettirilmektedir. Portekiz’deki 45 yıl hüküm süren Salazar diktası da aynı güçlerin ürünüdür. 1930’da bütün siyasi faaliyetleri, sendikaları yasaklayarak işe başlayan Salazar, CIA tarafından desteklenen gizli servisi PİDE’nin baskısıyla Portekiz’i cehenneme çevirdi. Binlerce gencin, işçinin katili olan bu diktatör ancak 1974 yılında bir ayaklanma ile devrilebildi. Portekiz’in bu sürede sömürgelerinde yaptığı katliamlar bir yana kendi askeri kaybı bile 10 bin ölü ve 50 bin yaralıydı. 1943 yılında devrilene kadar Mussolini faşizminin İtalya’da yaptıkları ve özellikle Afrika’daki katliamları ise tarihe kaydolmuştur. İtalyan kontr-gerilla örgütü Gladio Avrupa’nın en kanlı devlet terörü örgütlerinden biridir. CIA denetiminde kurulan ve gazetecilerden adli suçlulara dek yüzlerce insanı kullanan, milyarlarca dolarlık servetleri elinde tutan bu örgüt, yüzlerce cinayete imza atmış, birçok ülkede neo-nazi çetelerin kurulmasına önayak olmuştur. Ünlü Bologna istasyonu katliamı dahil birçok kanlı olaya imza atan Gladio, bugün hâlâ varlığını sürdürmektedir.  Yugoslavya 1990’larda ABD işgaline uğramıştır. CIA tarafından kışkırtılarak kendi aralarında boğazlaşmaya itilen Yugoslavya halkları, tam bir etnik kargaşa yaşamışlar, bu arada binlerce kişinin öldürüldüğü, tecavüze uğradığı kirli bir savaş sırasında korkunç acılar çekmişlerdir. Kosova ve Makedonya’nın işgalinde düzenlenen NATO operasyonlarında sadece “yanlışlıkla” öldürülen sivillerin sayısı bile net olarak saptanamamaktadır. Yunanistan’da 1947’de Başkan Truman’ın desteğiyle başlayan katliam süresince 50 binden fazla insan öldürüldü, yüz binlerce insan toplama kamplarında tutuldu. Daha sonra 1960’larda CIA’nın tezgahladığı Albaylar cuntası ise aynı türden katliamlar konusunda bir emperyalist geleneği devam ettirmiştir. Yunanistan baştanbaşa bir işkence haneye çevrilmiştir. Almanya’da sanıldığı gibi Hitler’in yenilgisi faşizmin bitmesi anlamına gelmemiştir. Daha 1945 yılı bitmeden Hitler’in eski kadroları işbaşına dönmüşlerdi bile. Nazi partisinin gizli servis şefi Gehlen, Federal Almanya’nın da gizli servisini yönetiyordu. İsveç’te Başbakan Olof Palme’nin bir Neo-Nazi organizasyonu tarafından öldürüldüğü kesin gibidir. Suikastten sonra tanıkların doğrudan teşhis ettiği kişilerin çoğunun eski paralı askerler ve neo-naziler olması ve bunlardan eski bir İngiliz lejyonerinin geçtiğimiz yıllara kadar Kıbrıs Bayrak Radyosu’nda “çevirmen” kadrosunda çalışması hiç rastlantı değildir. Fransa sömürgecilikten hiç vazgeçmemiştir. Büyük bir yenilgiye uğradığı 1954’e kadar Vietnam’a kan kusturan, Cezayir’i kana bulayan Fransa, bugün hâlâ Afrika ve Uzakdoğu’dan elini çekmiş değildir. İngiliz emperyalizmi bütün dünyanın en iyi bilinen sömürgeci gücüdür. Şimdilerde eski gücünü yitirmiş gibi görünse de “üstünde güneş batmayan” imparatorluk olarak tanımlanan İngiltere, Hindistan’dan Güney Afrika’ya dünyanın dört bir yanında sayısız katliama ve soyguna imza atmıştır. Son dönemde de Amerikan emperyalizmin en sadık müttefiki olarak görev yapan İngiltere, bütün haydutluk ve katliam savaşlarında bizzat yer almaktadır. Neredeyse yüz yıldır İngiltere’nin işgali altında olan İRLANDA ise Avrupa’nın kanayan yarasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuzey Amerika: Kızılderili katliamı, ABD’nin kuruluşundan çok önce başlayan insanlık tarihinin en ağır suçlarından biridir. Ta Kolomb’un kıtaya ayak bastığı günden beri başlayan katliamlar zincirinin Kuzey’deki ayağı da Güney’den hiç aşağı kalmaz. Bir zamanlar nüfusu 30-40 milyonu bulan Kızılderililerin sayısının bugün 2-3 milyona düşmesi bunun en açık kanıtıdır. Sömürgeci beyazlar tarafından mahvedilen doğa dengesi yüzünden hastalıklardan, açlıktan ölen milyonlarca Kızılderilinin yanında beyazların ayak bastıkları her toprak parçasından sürülen bu insanlar yüz yıl boyuncu sistematik katliamlara uğradılar. Korkunç bir asimilasyon politikasıyla, sahtekarlıklarla adım adım sürülen Kızılderililer, yıllar boyunca toplama kamplarına ya da kimliksizliğe mahkûm edildiler. Siyahlara karşı uygulanan kölecilik ise belki şimdi tarih kitaplarında kalmış gibidir ama bu kanlı tarih unutulmamıştır. Bu dönem, ABD’nin ekonomik zenginliğinin de aslında ilk temelini oluşturur. On binlerce kölenin açlıktan, hastalıklardan ve işkenceler yüzünden öldüğü bu dönemden sonra ilk siyah hareketleri başladığında ise ortaya çıkan Ku-Klux-Klan linçleri işin başka bir cephesidir. 1800’lü yıllardan bugüne dek süren Amerikan linç geleneğinde, on binlerce siyah, yakılarak, asılarak öldürülmüş, bu arada kısırlaştırma gibi iğrenç ırkçı yöntemler de uygulanmıştır. Öyle ki, salt 1870-1890 arasındaki yirmi yılda on bin siyah linç edilerek öldürülmüş, 1970’lere kadar siyah kadınların %24’ü, PortoRiko’luların %35’i kısırlaştırılmıştır. Aynı süreçte suikastle öldürülen Malcom X, Martin Luther King gibi siyah önderler ve Kara Panterler’in katledilen militanları da bu arada anılmalıdır. 2 Şubat 1848’de Meksika’ya ait Teksas, Arizona, California gibi sekiz kentin işgal edilerek ABD toprakları haline getirilmesi de ABD tarihinin utanç sayfalarından biridir. Giderek bu topraklar üzerinden eski sahiplerini kovan Amerikalılar, zaman zaman çıkan ayaklanmaları da 1957’de olduğu gibi kanla ve tutuklamalarla bastırmışlardır. Bu arada Meksika’nın büyük Kızılderili uygarlığı talan edilmiş ve bu kültür neredeyse tamamen yok edilmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güney Amerika: Kolomb’un karaya ayak bastığı günden beri devam eden Kızılderili uygarlıklarının yok edilmesi, dünya tarihinin en trajik olayıdır. Açgözlü İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğinin Güney Amerika’daki katliamlarının kesin rakamlarını tahmin edebilmek bile mümkün değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen Aztek ve İnka halklarının korkunç katliamlarla yok edilmesinin ötesinde sömürgecilerin yerlilerden gasp ettiği maden ve altın stoklarının da miktarı tam olarak bilinmemektedir.  1831’den beri ABD’nin gizli işgalini yaşayan Arjantin’deki 1976 faşist cuntası, Latin Amerika tarihinin en kanlı cuntalarındandır. Bolivya’da ise sadece 1947-1952 arasında çoğu madenci ve tarım işçisi 30 bin kişi ABD destekli cuntalar tarafından katledildi. Bundan öncesinde kışkırtılan bölgesel savaşlarda ölen Bolivyalıların sayısı ise on binlerle ifade edilmektedir. 1980 yılına gelinceye kadarki tarihinde tam 189 hükümet darbesine tanık olan Bolivya’da katledilen insanların sayısını tutmak neredeyse imkansızdır. Üniversite bombalamaktan köy yakmaya kadar her türden cinayet yolunu kullanan Bolivya cuntalarının hepsi de ABD ve CIA desteklidir. CIA destekli 1964 darbesi Brezilya’nın tarihindeki en kanlı olaylardandır. Üç-dört yıl içerisinde cuntanın ABD ile işbirliği yaparak kurduğu “Ölüm Filoları” iki binden fazla kişiyi katletmiştir. Her zaman faşist rejimler altında yaşayan Brezilya, bugün dünyanın en çok yoksulluk çekilen ülkeleri arasındadır ve her gün ortalama bin çocuğun öldüğü Brezilya kentlerinde polisin de sokak çocuğu avlayarak katlettiği son yıllarda açığa çıkmıştır. El Salvador, Latin Amerika’nın cinayetler ülkesi olarak ün yapmıştır. Daha 1931-1944 arasındaki yerli ayaklanmaları sırasında 15 binden fazla insanı katletmekle işe başlayan El Salvador kasapları, 70’li yıllara gelindiğinde tam bir kıyım makinesi olarak iş görmüşlerdir. Bütün bu cinayetlerin arkasında ABD’li danışmanların durduğu ve birçok katliama da bizzat katıldıkları ise resmi belgelerle kanıtlandı. Bütün tarihi cuntalar ve 1931’de olduğu gibi köylü katliamlarıyla geçen Guatemala’nın yaşadığı en korkunç dönem 1954’teki ABD işgali ve cuntası dönemidir. United Fruit Company adlı ABD tekelinin desteğiyle toparlanan paralı askerler ve ABD yeşil berelilerinin yaptığı müdahaleden bu yana devam eden faşist cuntalar sırasında toplam 200 binden fazla insan katledildi. Sadece 1986 yılı içerisinde öldürülen işçi, köylü ve devrimci sayısı 18 bindir. Kolombiya’daki manzara ise tam bir faciadır. 1948’de United Fruit Company ve Standart Oil’in siparişiyle CIA’nın Kolombiya devlet başkanı Gaitan’ı öldürmesiyle başlayan cuntalar dönemi aynı zamanda cinayetler dönemidir. 1948 ile 1957 arasındaki cuntalar sırasında 300 bin kişi, 1957 ile1963 arasında ise 20 binden fazla insan öldürüldü. Meksika’nın tarihi ABD’nin saldırganlığının tarihidir aynı zamanda. Daha 1848’de topraklarının büyük bölümünü ABD’ye kaptıran Meksika, yerli kültürünün ve bütün maddi zenginliklerinin yağmalandığı yüzyıl boyunca ayaklanmalarla sarsıldı. Nikaragua’nın acılı günleri 1885’te Amerikalı korsan Walker’in bölgeyi işgal girişimiyle başladı. 1894’ten sonra ise artık Nikaragua tam bir ABD eyaleti haline getirilmişti. Bütün zenginlikleri ABD tarafından denetleniyor ve oradan yönetiliyordu. 2 Mayıs 1926’da “yoksulların generali” Sandino’nun önderliğinde başlayan antiemperyalist direniş, Sandino’nun ABD uşağı Somoza tarafından tuzağa düşürülerek katledilmesine dek sürdü. Somoza’nın diktatörlüğü başladı. CIA ajanı olan Somoza, ülkeyi 1979’da iktidardan alaşağı edilene kadar kan ve dehşetle yönetti. Bu süreçte bizzat CIA ajanlarının yönettiği işkence haneler tam kapasite çalışarak binlerce insanı katletmişti. Ama FSLN’nin iktidarı ele almasından sonra da emperyalizmin komploları bitmedi. 1780’de ünlü Kızılderili önderi Tupac Amuru’nun katlinden beri Peru’da da cinayet makineleri hiç boş durmadı. 1968’den en son diktatör olan Fujimori’ye dek her zaman baskı ve zulümle yönetilen Peru’da sadece 1980’den bu yana 30 bin kişi işkenceler ve kurşuna dizmeler yoluyla öldürülmüştür. Şili ise artık dünyadaki birçok insan tarafından faşist Pinochet cuntasının marifetleriyle tanınmaktadır. Darbenin ilk gününde toplam 35 binin üstünde insan işkencelerle, kurşuna dizmelerle katledildi, binlerce insan sakat bırakıldı, binlercesi “kayıp” edildi. CIA’nın bizzat katıldığı ve planladığı bu darbe sonrasında ülke baştanbaşa işkencehaneye döndürüldü. Buna karşılık Şili cuntası ABD ve IMF’den tarihin en yüksek yardım ve kredilerini aldı. Ancak buna rağmen Pinochet döneminin sonunda Şili ekonomisi tam bir harabe halindeydi. ABD işbirlikçilerinin düzenlediği 1973 cuntasından sonra Uruguay ise tam bir cehenneme döndürüldü. Bu dönemde her 54 Uruguaylıdan biri tutuklandı. Diktatörlük binlerce insanı işkencelerden geçirerek katlederken ABD’nin tavsiyesiyle Tupamarosların lider kadroları uzun yıllar boyu en katı tecrit koşullarında, hücrelerde tuttu.  Aynı şekilde Venezuela’da CIA operasyonlarının deneme laboratuvarı yapıldı. Petrol üretimi bakımından önemli olan Venezuela ABD’nin güneydeki yatırımlarının %66’sını barındıran ülke olarak her zaman cuntalar ve faşist yönetimlerin elinde olmuştur. ABD’nin arka bahçesindeki ülkelerden Haiti’de en kanlı kıyımlardan nasibini aldı. Yalnızca 1915’teki ABD işgali sırasında birkaç günde 3 bin 500 kişi öldürüldü. Daha sonra ABD işgali resmen bittiğinde de kıyımlar bitmedi. ABD destekli cuntalar boyunca 1957’den 1971’e kadar Haiti’de 26 bin kişi öldürüldü. Panama Kanalı ise daha kazılırken 28 bin can almıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Afrika: Emperyalist sömürgeciliğin en büyük acılarını çeken şüphesiz Afrika kıtası olmuştur. Yüzyıllardır işgal altında tutulan, sömürülen ve baskı altında tutulan Afrika’nın çektiği acı emperyalist aşamayla birlikte daha da artmış, başkaldırdığı her noktada ise kirli savaşın en acımasız yöntemleriyle karşılaşmıştır. 1950’lerde Afrika madenlerinin ve diğer zenginliklerinin %60’ından fazlası emperyalistlerin elindeydi, bütün kaynakları vantuzlanan kıta insanları ise açlık ve sefaletin pençesindeydi. %99’a yakın bir bölümü okuma yazma bilmeyen bu dev kıtanın insanları, nasıl doğup nasıl yaşadıklarının bile farkına varmadan ölüp giderken emperyalist şirketler kasalarını doldurmaktaydılar. O kadar ki, uyanan Afrika, topraklarından sömürgecileri kovduktan sonra bile açlık ve sefaletin pençesinden kurtulamadı.  Uyanışın ilk ve en tutarlı sembollerinden biri Angola’ydı. Portekiz sömürgecilerine karşı mücadeleyi başlatan MPLA’nın hareketi Salazar diktasının en acımasız işkence ve saldırılarıyla karşılaştı. Buna rağmen iktidarı alarak işgalcileri kovan Angola halkı, bu kez de ABD komplolarından kurtulamadı. 1976’daki zaferden sonra CIA güdümlü kontra örgütlerinin saldırıları 300 bin Angolalının ölümüne neden oldu, 80 bini ise sakat kaldı.  Batı Sahra’da 1973’te mücadeleye başlayan Polisario gerillaları da karşılarında aynı güçleri, binlerce ABD ve Mısır askerini buldular. Zengin fosfat yataklarına sahip Sahra, emperyalistler için vazgeçilmezdi ve bu nedenle işkence tezgahlarını Batı Sahra’ya kurmakta gecikmediler.1830’da Fransa işgaliyle başlayan acılar Cezayir halkının yakasını hiç bırakmadı. Petrol ve maden yataklarıyla bütün emperyalistlerin iştahını kabartan Cezayir, 1832-39 arasında Abdülkadir Cezayir’i önderliğinde ilk direnişine başladı. Yedi yıl içersinde binlerce ölü, sömürgeciliğin Cezayir’e armağanıydı. Daha sonra, sadece 1945’teki Sedif ayaklanmasında 45 bin ölü sayılabildi. 1954’te bağımsızlık hareketi yeniden başladığında bu kez sahnede Fransız İstihbarat örgütü OAS’ın işkence haneleri ve suikastları vardı. 1954-1962 arasındaki tablo korkunçtu: 1.5 milyon ölü, 2 milyon 800 bin tutsak. 1891’den sonra Fransız sömürgesi olan Çad da aynı kaderi paylaştı. 1961’den sonra başlayan bağımsızlık savaşına karşı gerçekleştirilen ABD-Fransız işbirliği binlerce ölüye mal oldu. Yeraltı zenginlikleri yağma edilen Çad, daha sonra da ABD güdümlü Habre cuntasıyla karşı karşıya kaldı ve bugün hâlâ ABD’nin egemenlik alanı içinde. Etiyopya ise aşağı yukarı ne kadar sömürgeci güç varsa, ülkesinde gördü ve hepsi tarafından da ayrı ayrı sömürüldü. 1930’da kukla kral Selasiye iktidar olduğunda da bir şey değişmedi. En önemlisi de açlık hiç azalmadı; emperyalistlerin yoksulluğa mahkûm ettiği Etiyopya halkı sadece 1973’teki kıtlıkta 100 binden fazla insanını açlığa kurban verdi. Gana’da da bağımsızlık hareketi emperyalizm tarafından hoş görülmedi. Kwame Nkrumah’ın başlattığı bağımsızlık hareketini bastırmak için bütün kaynaklarını kullanan CIA 1966’da askeri bir darbe düzenledi ve Nkrumah’ı deviren cuntacılar ABD tekellerinin oyuncağı olarak hüküm sürmeye başladılar. Emperyalizmin asıl yüz karası ise şüphesiz bölgedeki en kanlı diktatörlük olan ırkçı Güney Afrika’ydı. Emperyalizmin bu ülkede işlediği suçların hesabı bile tutulamaz. Nüfusun %90’ı Afrikalı-siyah olduğu halde beyazların vahşi diktası altında bu ülkede kurulan sömürü ağı emperyalistler için öylesine önemlidir ki, yıllar boyunca bu dünyanın en gerici rejimine bütün dünya kapitalizmi destek vermiştir. Neredeyse kölelik koşullarında elmas madenlerinde çalıştırılan siyahlar ise her ayaklanma girişimlerinde vahşi katliamlarla karşılaşmışlardır. Başlıcaları Soweto ve Sharpeville’de gerçekleşen onlarca katliamda sayısız çocuk, kadın ve sivilin kanına giren ırkçı rejim, yönetiminin son anına dek ABD ve NATO’dan tam destek aldı.  Eski bir İngiliz sömürgesi olan Kenya’da yeni-sömürgeciliğin çürütücü etkisinden nasibini aldı. 1950’lerde Jomo Kenyatta’nın önderliğinde kazanılan “bağımsızlık” bu bakımdan bir anlam ifade etmedi. Onca mücadele ve katliamlardan sonra gelen istikrarsız hükümetler kaosunda Kenya, IMF reçetelerini uygulayan yoksulluk içindeki bir ülke olarak kaldı. Birçok parçaya ayrılarak sömürgeciler arasında paylaşılan Kongo’nun en büyük parçasını elinde tutan Belçikalılar başka emperyalistlerden hiç farklı değillerdi. 1960’ta sağlanan bağımsızlıktan sonra beceriksiz Belçikalıların yerini alan ABD danışmanları ise kanlı yüzlerini hemen gösterdiler. Mozambik halkı, sömürgecilerden kolay kolay kurtulamadı. 1980’de iktidara gelen ve ABD’ye sıcak davranmayı reddeden Doe yönetiminin CIA darbesiyle devrilmesi ve devlet başkanının CIA ajanları tarafından kurşunlanması Liberya’da olup bitenleri anlamak bakımından iyi bir örnektir.  Libya ise bilindiği gibi İtalyan sömürgecilerinin elinden yıllar boyunca zulüm çektikten sonra bağımsızlığa kavuştuğunda, bu kez de dünyanın jandarması ABD’nin elinden kurtulamadı. Her fırsatta bir bahane bularak Libya topraklarını bombalayan ABD jetlerinin dışında CIA’nın en yoğun komplo uyguladığı alanlardan biri Kaddafi’nin ülkesi oldu. Somali 1992-1994 arasında bölgedeki istikrarsızlığı bahane eden ABD, 28 bini kendi ordusundan olmak üzere 50 bine yakın bir güçle Somali’yi işgal etti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğu ve Güney Asya: Çin tarihini emperyalizmin suçları bakımından özetleyebilmek ve emperyalizmin ülkeye verdiği zararları sayılarla ifade edebilmek mümkün değildir. Sadece afyon savaşları boyunca 1840’larda yapılan katliamlar ve Çin’in bir afyonkeşler ülkesi haline getirilmesi bile tarihin en ağır suçlarındadır. Çin’in defalarca işgal edilmesine tarih boyunca katılan ABD, 1900’deki Boxer Ayaklanması sırasında da yedi emperyalist ülkeyle birlikte Çin’i işgal eden ve şehirleri topçu ateşiyle mahveden güçtür. Daha sonraki Japon işgalini silah yardımıyla destekleyen ABD, nihayet Çin Mao önderliğinde emperyalist boyunduruktan kurtulduğunda da boş durmadı. Bu kez de Taiwan adasındaki işbirlikçileri aracılığıyla Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı provokasyonlarını sürdürdü. Günümüzde ise Çin dünya kapital sermeyesinin merkezi olmuştur. İlk başlarda Hollanda sömürgesi olan Endonezya ise daha sonra 5 ayrı emperyalist gücün işgalini tattı ve en sonunda ABD sömürgesi haline getirildi. Siyasi tarihi boyunca ABD uşaklığı eden diktatörlerin, general bozuntularının pençesinde yaşayan Endonezya’nın en trajik olayı, şüphesiz 1965’te gerçekleşmiştir. Suharto başkanlığında CIA ajanı generaller cunta yaptıklarında tarihin en büyük katliamına imza attılar. 5 ay içinde CIA’nın bilgileri ve bizzat katılımıyla bir milyondan fazla insan katledildi. Daha sonrası ise tam bir yeni-sömürge felaketidir; yoksulluk, birbirini izleyen cuntalar, katliamlar. Doğu Timor’da ABD’nin Endonezya’yı kullanarak yarattığı katliam alanlarından biridir. Endonezya tarafından 1975’te işgal edilen Doğu Timor, başlattığı bağımsızlık savaşı boyunca akla sığmaz katliamlarla tanıştı. Toplam ölü sayısının 200 bine ulaştığı bu büyük kıyımı gerçekleştiren birliklerin ABD ve İngiliz ortak yapımı olan bir kontr-gerilla eğitim programı çerçevesinde eğitildikleri açığa çıktı. Bugün hâlâ aynı birlikler, cinayetlerini sürdürüyorlar. Sömürgecilik dendiğinde dünyada ilk akla gelen ülke olan Hindistan ise özellikle İngiltere tarafından yüzyıla yakın bir süre baskı altında tutuldu. Yıllar boyunca süren bağımsızlık mücadelesi sırasında öldürülen on binlerce insanın dışında daha sonraki kışkırtılmış din savaşları dönemi korkunç katliamlara sahne oldu. 1898’de ABD tarafından işgal edilen Filipinler’de ABD generali Smith’in emri “yakın, yıkın, hapsetmeyin, on yaşından büyükleri öldürün” idi. Sonraki yüz yıl boyunca ABD ve işbirlikçileri hep bu emre uydular. Yüz binlerce ölüden oluşan Filipinler tarihi, Marcos gibi kanlı diktatörler ve diğer işbirlikçiler tarafından yürütüldü. ABD’nin bölgedeki en sadık müttefiki olan Filipin yöneticileri DB ve IMF bütçesinden her zaman en yüksek rakamları aldılar. Buna karşın Filipinler Asya’nın en yoksul ülkelerinden biri olmaya devam etti.  1970-1975 arasında ABD ve işbirlikçi Güney Vietnam tarafından işgal edilen Kamboçya ise en büyük can kaybını ABD bombardımanları sırasında verdi. 600 bin insanın öldüğü bu bombalamalar sona erdiğinde ülke bir harabe haline dönmüştü. Vietnam ise hem dünyanın en büyük kahramanlık destanlarından biridir hem de ABD emperyalizminin suç dosyasının en ağır klasörlerinden birini oluşturur. Yüzyılın başından beri devam eden ve önce Fransızları, sonra da dünyanın en büyük ordusuyla üstlerine gelen ABD emperyalizmini hezimete uğratan Vietnam halkı, bütün bu savaşlar boyunca akıl almaz kıyımlara uğradı. 500 binlik ABD ordusu ve bir buçuk milyonluk işbirlikçi Güney Vietnam ordusu, bütün teknolojik olanaklarına karşın Vietnam halkını yenemeyince büyük bir soykırıma başvuruldu. Tarihin en büyük hava bombardımanı yıllarca Vietnam’da vurulmadık tek bir metrekare alan bırakmadı. 1963-1973 arasında öldürülen sivil Vietnamlı sayısı 4.5 milyon kişiydi. ABD bombardımanlarının etkisi bakımından Laos’da Vietnam’la aynı kaderi paylaştı. Laos, bağımsızlık savaşı sırasında toplam 2 milyon ton ABD bombasını topraklarında gördü ki bu, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda atılan toplam bomba sayısından daha fazlaydı. Afganistan, yıllardır işgal altında, yer altı-üstü zenginlikleri sömürülmekte, kendi menfaatleri için köprü gibi kullanılmakta, milyonlarca insanın aç, sefil göçe zorlanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ortadoğu: Ortadoğu emperyalizm için her şeyden önce petrol demektir; ama petrolün de ötesinde dünyanın bu en sıcak bölgesinde egemen olmak, politik olarak halkları sindirmek çok önemlidir. Bu amaçla Türkiye dahil onlarca Ortadoğu ülkesini baskı altına alan ABD, bölgede bir dizi askeri üs oluşturmayı baştan beri amaçlamış ve başarmıştır. Filistin yalnızca Ortadoğu’nun değil, dünyanın kanayan yarasıdır. 1947’de kurulan İsrail devletinden sonra Filistinliler sürgün edilirken, İsrail ABD toplam dış yardımının neredeyse yarısını alıyordu. Böylece bölgede bir bekçi köpeği haline getirilen İsrail, 70 yılı aşkın bir süredir onlarca katliama imza atmış bir “terör devleti” olarak varlığını sürdürmekte ve topraklarını her gün büyütmektedir. Ama aslında Filistinli katliamları İsrail’den de önce başlamıştır. Bu katliamların en büyüğünü 1936 yılında İngiliz yönetimi sırasındaki genel grevde olmuştur. 1939 yılında ayaklanma bastırıldığında 40 bin Filistinli öldü. 20 bini tutuklandı ve 110 Filistinli de asıldı. ABD’nin uşağı Ürdün Kralı’nın 19 Eylül 1970’de yaptığı katliam ise “Kara Eylül” diye bilinir. Filistin kamplarını yoğun top ateşine tutan Ürdün, bu kıyımda 30 bin kadar Filistinliyi öldürmüştür. İsrail ve bölgedeki işbirlikçilerinin katliamları ise sayılacak gibi değildir. Bunların en büyüklerinden birkaçı, Ocak 1976, Haziran 1976’daki Tel Zaatar karantina göçmen kampları katliamı ve 17 Eylül 1981’deki Sabra ve Şatila &#8220;göçmen kampları&#8221;ndaki katliamlardır. İsrail’in 1982’deki Lübnan işgalinin bilançosu ise 17 bin 500 ölüdür. 1953’te petrolleri ulusallaştırmak isteyen Musaddık’ı askeri darbeyle deviren CIA, İran halkının başına Şah Rıza’yı bela ettiğinde bir katliamlar döneminin de kapısı açılmıştır. Yaklaşık 10 bin ABD’li danışmanın kuklası olan Şah döneminde on binlerce insan öldürüldü. Bölge petrolünü elinde tutmak isteyen ABD, Şah’ın işkence hanelerine en büyük desteği verdi. 1979’da Şah, 20 milyon dolarlık varlığıyla ABD’ye kaçtığında geride bir harabe kalmıştı.  Irak ise bölge ülkeleri içerisinde son dönem ABD saldırganlığından en çok zarar gören ülkedir. 200 bin insanın öldüğü Körfez Savaşı ve sonra çoğu çocuk 1.5 milyon Iraklının öldüğü ambargo dönemi bunun en açık örneğidir. Ama Irak olayı bu son olayla açıklanamayacak kadar karışıktır. Daha yüzyılın başında “böl-yönet” politikasıyla bölge ülkelerinin sınırlarını cetvelle çizen emperyalizm, bugünkü despotik yönetimlerin başlıca kaynağı olmuştur. Halkların özgür iradelerini hiçe sayarak bölgede bir sürü kerameti bilinmez Emirlik ve Şeyhlik kuran ABD, sonuçta ortaya böyle bir diktalar manzarası çıkarmıştır. Saddam ile ABD bombardımanları arasında ezilen yoksul Irak halklarından başkası değildir. Kaldı ki, Halepçe’de kullandığı ve bir anda binlerce Kürdü öldüren Hardal Gazı’nı da Saddam daha önceden kendisine verilmiş ABD yardımları sayesinde yapabilmiştir. </span></p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’nın katliam sicili</p>
<p style="text-align: justify;">Batılılar, Afrika kıtasını sömürgeleştirdikten sonra Müslümanları silahtan ve diğer din kardeşlerinin desteğinden mahrum bırakıp onları istedikleri gibi ezip işkenceye maruz bıraktılar. Pek çok Afrika ülkesinde Müslümanları ağır baskılarla dinlerini değiştirmeye zorladılar. Dinlerini değiştirmek istemeyenleri de topluca katlettiler. Zengibar’da 26 bin Müslümanın 23 bini yani ortalama yüzde 88’i öldürüldü. Bu da yaklaşık her on Müslüman dan dokuzunun öldürülmesi demekti. Uganda’daki katliamlar sonucu 20. yüzyılın başlarına doğru Müslümanlar azınlık durumuna düşürüldüler.  Avrupa’nın yönlendirdiği Uganda Hristiyanları sadece 1980-85 yılları arasında 100 bin Ugandalı Müslüman&#8217;ı şehit ettiler. 1830’da Cezayir’i işgal eden Fransa sadece 1954-62 Cezayir Kurtuluş Savaşı süresince bir buçuk milyon Müslüman&#8217;ı şehit etti. Fransızlar bu savaşta mücahitler üzerinde caydırıcı etkisi olması için esir ettikleri kişileri uçaklardan atıyorlardı. Fransızlar benzer katliamları Tunus ve Fas’ta da gerçekleştirdiler. Osmanlıların Balkanlardan çekilmek zorunda kaldığı 1912 yılında Müslümanlar üzerinde baskı ve zulüm de başladı. Osmanlı döneminde nüfusun üçte ikisini Müslümanların oluşturduğu Batı Trakya’da katliamlar ve sürgünler sebebiyle bugün oranları yüzde yirminin altına düşmüştür. İngiliz Channel 4 televizyonu yayınladığı bir programda gizli belgelere dayanarak İngiliz Hava Kuvvetleri’nin 1920-30 yılları arasında Irak’ta Kürt köylerine yaptıkları saldırılarda binlerce sivili öldürdüklerini bildirdi. O dönemde İngiliz Hava Kuvvetleri 30. Filo komutanlığı yapmış olan M. Gale programda yaptığı konuşmada “Kürtlerin uygar yaşam biçimi konusunda bizi örnek almamaları durumunda onları yola getirmemiz gerekiyordu. Bunu da bombalar ve silahlarla yapıyorduk” diye söyledi. Hristiyan Avrupalılar Kudüs’ü işgal etmek için Müslümanların üzerine sekiz haçlı seferi düzenlediler. Bu seferlerinde ele geçirdikleri her yeri harabeye çeviriyor, insanlarını kırıp geçiriyorlardı. Haçlılar ilk seferlerinde Kudüs’ü ele geçiremeyince kendilerinin günâhlarının çok olduğu için bunu başaramadıkları kanaatiyle dördüncü seferlerinden sonra bir çocuk ordusu oluşturdular. Kudüs’ü işgal etmeleri üzere oluşturulan çocuk ordusuna alınan kırk bin çocuğun çoğu yolda soğuktan veya yorgunluktan öldü ve Akdeniz sahiline ancak altı bin çocuk inebildi.  1099 yılında Kudüs’ü işgal eden haçlılar Mescid-i Aksa çevresinde yetmiş bin Müslüman&#8217;ı şehit ettiler. Katliamda sadece Müslümanlar değil Yahudiler de öldürüldü. Katliam öncesinde Kudüs’te ikamet eden Müslüman ve Yahudilerden 1099 katliamından sağ çıkan olmadı. Kızılderililer Amerika’nın yerlileridir. Ancak bugün Amerika kıtasında çok az Kızılderili var. Çünkü bunlar ciddi bir soykırımı ile karşı karşıya kaldılar. Bu soykırımında 70 milyon Kızılderili yok edildi. Avrupalıların Amerika kıtasını keşfetmelerinden sonra milyonlarca yerli Meksikalı kasıtlı olarak açlık ve salgın hastalıklar yoluyla ölüme terk edildi. Bu durum karşısında İspanyollar, “inançsızları cezalandırmak için Tanrı’nın gönderdiği hastalıkla mücadele edilmez” demişlerdi. Bu olaylar üzerinde düşününce insan, 1992’de Somali’de bugün de Suriye’de yüz binlerce insanın açlıktan ölüme terk edilmesini daha iyi anlıyor. Aradan asırlar geçtikten sonra aynı Batı, Somali’de yüz binlerce insanı açlık yüzünden ölmekten kurtarmaya yetecek 23 milyon doları göndermeyerek onları ölüme terk etti. Demek ki Batı, Ortaçağ’daki anlayış ve politikasını aynen sürdürüyordu. Avrupa ülkelerinin koruduğu Sırp militanların 1992’de Bosna-Hersek’te gerçekleştirdikleri katliam Batı’nın gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Torontolu araştırmacı James Bacque, ABD ordusunun kaynak ve arşivlerine dayanan bir araştırmasında 1945-46 yıllarında bu ordunun açtığı esir kamplarında 1 milyon Alman askerin kasten açlığa mahkum edilerek öldürüldüğünü ortaya çıkardı. ABD eski adalet bakanı Ramsey Clark öncülüğünde Körfez savaşında izlenen tutumu ve gerçekleştirilen insanlık dışı uygulamaları soruşturmak üzere oluşturulan Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi uzun süren araştırmaları sonunda hazırladığı raporlarda şunlara dikkat çekti: “Körfez savaşında ABD ve müttefikleri Irak’a Hiroşima’ya atılan atom bombasının yedi katı değerinde bomba attılar. Bunların sadece yüzde yedisinin belli hedefi vardı. Bombaların yüzde altmışı doğrudan sivil halkı hedef aldı. Bu savaşta nükleer savaş başlığı dışında her tür silah kullanıldı. Bombalamalar sonucu Irak’ta 51 cami, 28 hastane 687 okul imha edildi. Savaş sonuçları nedeniyle kötü beslenme yüzünden 45 bin Iraklı çocuk öldü.” (Ahmet Varol, Vakit, 3- 4 Haziran 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir beyazın topraklarınıza ayak basmasına izin verirseniz haritadan silinirsiniz. Uygarlığımız soykırıma dayanıyor. Soykırım politikası ancak bizim kıtamıza ulaştığında bir suç sayıldı.&#8221; (İsveç&#8217;li gazeteci Peter Kadhammar, 3.12.2018) “Paris&#8217;te bir adam öldürülürse, bu bir cinayettir; doğuda elli bin insan boğazlanırsa, bu sadece bir meseledir&#8221; Fransız Victor Hugo&#8217;nun bu sözünü, Stalin&#8217;in “1 kişinin ölümü trajedi 1 milyonunki istatistiktir” sözüyle toplayıp sadece 18 Mart 2011&#8217;den 8 Mayıs 2015&#8217;e kadar geçen zamanda Suriye&#8217;de ölen 240 bin 381 kişiyi bir yere not edin ve altını istatistiki bilgi diye çizin.” (Ahmet Rıfat Albuz, Yeni Şafak, 23.12.2015) Batı daima düşman üreterek ayakta kalmıştır. Komünizmden sonra yeni düşmanı İslam’dır! &#8220;Batı&#8217;da bu olaylara bakılırken; Müslüman mazlum olduğunda &#8216;iç savaş&#8217; ama Hristiyan mazlum olduğunda &#8216;soykırım&#8217; diyorlar. Müslümanların çektikleri acıları kabul etmiyorlar.&#8221; (Amerikalı tarihçi William Holt, Yeni Vakit, 23.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz&#8217;in sözde yardım kuruluşu Oxfam&#8217;ın, Haiti&#8217;de ve onlarca Afrika ülkesinde yardım bahanesiyle evsiz ve kimsesiz yüzlerce kadın ve çocuğa tecavüz ettiği ortaya çıktı. (Yeni Söz, 16.02.2018)  Haiti, çalışanlarının cinsel istismar soruşturması devam eden İngiliz yardım kuruluşu Oxfam&#8217;ın ülkedeki faaliyetlerini 2 aylığına askıya aldı. (Euronews, 23/02/2018)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’nin ‘tecavüz’ ordusu. İşgal ettiği topraklarda insanlık enkazı bırakan ABD’nin iğrenç bir yüzü daha ortaya çıktı. Pentagon raporunda, ABD ordusu personellerinin birbirlerine tecavüz etme oranları, korkunç boyutlara ulaştı. Raporda yer alan verilere göre, sadece bir yıl içerisinde 20 bin 500 kadın asker, meslektaşının tecavüzüne uğradı. (Akit, 2019-05-0) Amerika Birşelik tecavüz Ordusu. Pentagon raporunda ABD ordusu personellerinin birbirlerine tecavüz etme oranlarının korkunç boyutlara ulaştığı, sadece tespit edilmiş vakıalara göre, her saat bu tip 3 tecavüz yaşandığı kaydedildi. (Memleket, 14 Mayıs 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Sapık ve ahlaksızlık</p>
<p style="text-align: justify;">(‘Dinsiz ahlak olur mu?’ adlı yazımızla paralel okunmasını tavsiye ederiz.)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Batı&#8217;da toplum öldü, tam bir boşluk içindeyiz&#8221; Hocaların hocası, yaşayan en önemli toplum bilimcilerden Fransız Alain Touraine, Paris&#8217;te haberturk.com&#8217;a konuştu! Sosyal sorunlar çözümsüz artık. Bu sorunlar karşısında dünyanın mutlak bir sessizliği ve güçsüzlüğü söz konusuydu. Bu yüzden Touraine’e göre “sosyal” olanın sonuna gelmiştik. Yani artık “toplum” (societé) ölmüştü. Toplumun bütün mutlak değer yargıları ortadan kalktı. Bir örnek vereyim: Biz neyi sanat olarak isimlendiriyoruz? 20. yüzyılın başlarında Marcel Duchamp bir ördek idrarını alır, onu müzeye koyar ve bunun bir sanat eseri olduğunu söyler. Neden? Çünkü müzeye koyarak onu bir sanat eseri haline getirmeye karar vermiştir. Çağdaş sanat müzelerine giderseniz, birçoğunda bir sürü taşın, kumun vs. sergilendiğini görürsünüz. Bu tam manasıyla inşacı bir tavır. “Bunu inşa eden benim” diyor. İkinci bir örnek vereyim: Pornografi müthiş bir gelişim içinde. Bugün Batı dünyasında gençlerin büyük çoğunluğunun cinsel eğitimlerini esas itibarıyla porno filmlerden aldıklarını düşünebilirsiniz. Evli çiftlerin ekmek alır gibi porno film aldıklarını görebiliyorsunuz ve evde de genellikle bu filmleri çocuklarla birlikte izliyorlar. Özellikle de Facebook gibi sosyal ağlar kanalıyla bu eğilim olağanüstü gelişti.” (Habertürk, 01.11.2010) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10172 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/74235572_10221194201831516_5304914604952911872_n.jpg" alt="" width="775" height="547" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7268 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tekdis-2.jpg" alt="" width="644" height="549" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8285 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_160218.jpeg" alt="" width="548" height="590" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8956 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/abdallarordusu-sapik-1.jpg" alt="" width="531" height="160" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sapık ve ahlaksızlık</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Dinsiz ahlak olur mu? Adlı yazımızda benzer içeriklere sahiptir-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7306 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-ahlak-1.jpg" alt="" width="662" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7303" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isvicrede-zavallikiz-2-169x300.jpg" alt="" width="169" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">İsviçre Zürih şehrinden bir fotoğraf.  Zavallı kızın göz, ağız ve elinin duruşuna dikkat lütfen! İsviçre en zengin Batı ülkesi kabul ediliyor ama işte gençliğinin hali bu! (Fotoğraf, 12.09.1994 tarihli Milliyet gazetesinden alınmıştır!)</p>
<p style="text-align: justify;">Hollanda hükümeti, temmuz ayından itibaren esrar üreticileri istihdam edeceğini belirtti. Hollanda hükümeti, temmuz ayından itibaren belli kriterler kapsamında esrar üreticilerinin istihdam edileceğini belirtti. Kafelere esrar dağıtımı yapılacak, bu durumun suç örgütleri üzerindeki etkisi ölçülecek. (Euronews, 09/06/2020) ABD seçimlerinde esrar kullanımı da oylandı: Halkın onayını aldı. (Euronews, 05/11/2020) Sandıktan esrar çıktı. ABD seçimlerine Barack Obama ile Mitt Romney çekişmesi kadar esrar kullanımının bazı eyaletlerde oylanması da damgasını vurdu. (Mesude Erşan, Hürriyet, 2.12.2012) ABD&#8217;nin California, Nevada ve Massachusetts eyaletleri keyif için esrar kullanılmasının yasallaştırılması yönünde karar verdi. (BBC, 9.11.2016) ABD Temsilciler Meclisi, esrarı yasallaştırmaya yönelik tasarıyı kabul etti. (Euronews, 05/12/2020) Esrarın şifresi: 4&#8217;ncü ayın 20&#8217;si, 4&#8217;ü 20 geçe. Pazar günü ABD’deki esrar içicileri bir araya gelecekler ve takvimlerinde kutsal bir tarih haline gelen 4’üncü ayın 20’sini marihuana içerek kutlayacaklar. Muhtemelen toplanma saatleri de 4’ü 20 geçe olacak. (BBC, 18 Nisan 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Arjantin&#8217;de &#8216;mutluluk hakkı&#8217; kararı. Arjantin&#8217;de bir mahkeme anayasadaki &#8216;mutlu olma hakkı&#8217; gereğince bir anne ile üvey kızının evlenmesine izin verdi. (Hürriyet, 7.12.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">AB&#8217;de bebeklerin yüzde 43&#8217;ü evlilik dışı ilişkilerden doğuyor. Avrupa Birliği&#8217;nde (AB) 2016 yılında bebeklerin yüzde 43&#8217;ünün evlilik dışı ilişkilerden dünyaya geldiği açıklandı. AB İstatistik Ofisinin (Eurostat) son yayımladığı veriler, evlilik dışı doğan bebek sayısında 2000 yılına göre yüzde 15 civarında artış olduğunu ortaya koydu. Evlilik dışı ilişkilerden doğan bebekler oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında Fransa (yüzde 60), Bulgaristan (yüzde 59), Slovenya (yüzde 59), Estonya (yüzde 56), İsveç (yüzde 55), Danimarka (yüzde 54), Portekiz (yüzde 53) ve Hollanda (yüzde 50) öne çıktı. AB ortalamasının üstüne çıkan bu ülkelerde evlilik dışı ilişkilerden doğan bebek sayısı evlilik içi doğan bebek sayısını aştı. (AA, 09.08.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’da  &#8216;bebek kutuları&#8217; artıyor. (Radikal, 14.6.2012) Almanya&#8217;da &#8216;bebek kutuları&#8217;nın sayısı artıyor. Son olarak başkent Berlin&#8217;de bir hastane, ebeveynlerinin gizlice bebeklerini terk edebilmesi için bir “bebek kutusu” geliştirdi. Saint Joseph hastanesinin dış duvarına yerleştirilen “Babyklappe” adı verilen sistemde, bebek, fırına benzeyen kapaklı bir bölmeye yerleştiriliyor. Kutu kapatıldıktan sonra içindeki alarm çalmaya başlayarak hastane personelini uyarıyor. (Hürriyet, 11.12.2013) Yüzlerce yıldır gizlice bırakıyorlar! Avrupa&#8217;nın kimsesiz bebekleri duvardaki kutularda. Avrupa&#8217;nın neredeyse her yerinde hastane sirenleri, minicik kalpler atmaya devam etsin diye çalıyor. Sayısız bebek 9 asırdır anneleri tarafından bazen yeniden kavuşmak üzere, bazen de sonsuza dek ayrılmak üzere &#8216;bebek kutuları&#8217;na bırakılıyor. Saatler önce dünyaya gelen bebeklerin ilk &#8216;merhaba&#8217;sı ise hemşirelere! (Milliyet, 4.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Medeniyetin beşiği diye pazarlanan ve taklit edilen avrupa &#8216;da (Belçika-Brüksel) kafası metro&#8217;nun kapısına sıkışan yaşlı kadın için kimse oralı olmadı. (Video: https://www.facebook.com/watch/?v=1132308030994410, 9 Ekim 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı Berlin&#8217;de evsiz çocuklar &#8220;deney&#8221; adı altında pedofili erkeklerin evine yerleştirilmiş! Batı Berlin&#8217;de 1970&#8217;li yıllarda bir &#8220;deney&#8221; başlığı altında evsiz çocukların pedofili erkeklerle aynı evlere yerleştirildiği ortaya çıktı. Yaklaşık 30 yıl devam ettiği öğrenilen &#8220;deneyin&#8221; arka planında pedofili erkeklerin &#8220;ideal&#8221; koruyucu aile olacağı düşüncesi yattığı öğrenildi. (T24, 17.6.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">AB: Avrupa&#8217;da her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Mogherini,&#8217;Kıtada cinsel istismar ve kaçakçılığa maruz kalan mağdurların hemen hemen hepsi kadınlardan oluşuyor.&#8217;dedi. (Hürriyet, 25.11.2019)</p>
<p style="text-align: justify;">İngilere’de kadın öğretmenler okul koridorlarında yürümekten korkuyor. Öğretmen sendikası NASUWT, birçok kadın personelin cinsel saldırı ve taciz bildirdiğini söyledi. Kadın öğretmentler de kurban. (Daily Mail, 4.4.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Çocuk sahibi olan çocuklar. Genç yaştaki hamilelikler Amerika&#8217;nın sosyal dokusunu aşındırıyor. Her yıl bir milyondan fazla Amerikalı genç hamile kalacak ve bunların beşinden dördü evli değil. Birlikte Amerika&#8217;nın sosyal dokusundaki üzücü bir kusuru temsil ediyorlar. Angela, Michelle ve Stephanie gibi çoğu ergenlik çağında veya ortasında hamile kalıyor; bunların yaklaşık 30.000&#8217;i 15 yaşın altında. Araştırmacılar, mevcut eğilimler devam ederse, günümüzün 14 yaşındaki kızlarının tam olarak %40&#8217;ının en azından hamile kalacağını tahmin ediyor.&#8221; (Time, 21 Haziran 2005)</p>
<p style="text-align: justify;">Batıda sosyal deprem: Avrupa’da evlilik dışı çocuk sayısı: Danimarka % 48, İngiltere % 30, Almanya % 18, Fransa % 14’tür. İspanya’da ilkokul 4 ve 5. sınıf çağında 80 bin kız çocuğu hamile bırakılmıştır. Boşanma oranı Rusya’da % 33, İngiltere&#8217;de % 32, Fransa’da % 19’dur. Anne babası ile beraber yaşayan aile sayısı devletin sağladığı ekonomik teşviklere, verdiği özel izinlere rağmen Avrupa’da % 8 ‘dir. Zamanın başkanı  Clinkton’un 15 danışmanı eşcinseldir. ABD’de 20 milyon eşcinsel vardır. Bu da nüfusun  %   10’udur. Bu oran Yunanistan&#8217;da % 17 ‘dir. Yani altıda birdir. ailesi ile ilgilenmeyen Avrupa halkı şu an kedi köpek beslemeye adeta mahkum olmuşlardır! ABD&#8217;de günde 1900 kadına tecavüz ediliyor (Amerikan tecavüz merkezi raporu), Her 23 dakikada bir cinayet, her 49 saniyede bir saldırı gerçekleşiyor. ABD&#8217;de kadın nüfusunun %50&#8242; si kocasından veya bir erkekten dayak yiyor. (Milliyet, 05.08.1990)</p>
<p style="text-align: justify;">Eurostat&#8217;ın yayınladığı bir rapora göre Fransa&#8217;da her on bebekten altısı evlilik dışı dünyaya geliyor. Avrupa İstatistik Kurumu Eurostat’ın yayınladığı bir raporda, Avrupa Birliği ülkelerinde evlilik dışı doğan bebeklerin sayısı arttı. AB ülkelerinde 2016’da yaklaşık 5 milyon bebek dünyaya gelirken bu ülkelerin sekizinde bebeklerin çoğunluğu evlilik dışı dünyaya geldi. Evlilik dışı dünyaya gelen bebeklerin en çok olduğu diğer ülkeler ise; yüzde 56,1 oranla Estonya, yüzde 54,9’la İsveç, yüzde 54’le Danimarka, yüzde 52,8’le Portekiz ve yüzde 50,4’le Hollanda oldu. AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerinden İzlanda ise yüzde 69,6 ile evlilik dışı dünyaya gelen bebeklerin en çok olduğu ülke. (Euronews,  16.04.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı toplumlarında bunalım: İngiltere’de çocukların yarısı 16 yaşına varmadan aile parçalanmalarıyla karşılaşıyorlar, ebeveynlerin boşanmasıyla yüzleşiyorlar. II. Dünya Savaşı’ndan önce çiftlerin 1/30 evlilik öncesi beraberliği yaşarken, şimdi bu oran 9/10’a varmış durumda. Sosyal Adalet Araştırma Merkezi’ne göre çocukların %46’sı evlilik dışı ilişkilerden doğuyor. Çocukların % 70’i bir madde bağımlılığına yönelme içinde. % 50’si olası alkol problemine sahip. Merkezin direktörlerinden Duncan Smith, ailenin çöküşüne yol açan en büyük anahtar faktörün evlilik öncesi partnerlik yaşam tarzının yaygınlaşması olduğunu söylüyor. Evliliğin ve ailenin yaşadığı bu çöküşün, sosyal hayat için büyük bir tehdit olduğunu ve bunun önlenmesi için ailenin yeniden gündeme alınması gerektiğini vurguluyor. ABD’de de ailenin durumu pek parlak değil. Bir araştırma merkezin yaptığı araştırmaya göre ABD’de 25-34 yaş grubu arasında evlilik oranı % 44.4 düzeyinde. Evli çiftlerin yarısından fazlası evlilik öncesi beraber yaşıyor. Üç çocuktan birisi babasız yaşıyor. 8 yaşın altındakilerin % 20’si çocuk istismarına uğruyor. Hastalıkları Kontrol Merkezi’ne göre 2007 yılında her 1000 kadından sadece 69.3’ü doğum yapıyor. (Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 8.7.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı’da kadına şiddet Türkiye’den 6 kat fazla. Kadın politikalarında Türkiye’ye akıl vermeye kalkan Avrupa ülkeleri ve ABD’de şiddet sonucu ölen kadın oranlarının ülkemizden daha fazla olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de şiddet sonucu ölen kadın oranı milyonda 5 iken; Belçika, Avustralya, Finlandiya, ABD ve Rusya’da bu 6 ila 32 arasında ölçüldü. (Akit, 22.1.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İşte meşhur sübyancı satanist sapıklar. ABD derin devleti, İngiliz Kraliyet üyeleri ve Siyonist baronların sapkın görüntüleri dünyayı sarstı. Sübyancılıkla suçlananlar arasında Obama, Clintonlar, Joe Biden, İngiltere prensi Charles, Rothschild ailesinden bazı kişiler, FETÖ lideri Gülen, George Soros, Hillary Clinton’ın kampanya yürütücüsü ve FETÖ’nün PR’cısı John Podesta’da yer alıyor. Pizza Gate olarak anılan skandallarla ilgili gelişmeler Yeni Söz’ün 11 Nisan tarihli ‘Dünyayı sübyancı satanist sapkın bir çete yönetiyor’ manşetini akla getirdi. Dünyayı satanist sapkın bir çete yönetiyor. (Yeni Söz, 17.11.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Futbolun değil sapıklığın beşiği İngiltere. “Futbolun beşiği” olarak nitelenen İngiltere’deki futbol takımları, çocuklara yönelik cinsel istismarın “merkezi” çıktı. Dünyaca ünlü Premier Lig&#8217;den amatör takımlara kadar her kademede sübyancı sapkınların kol gezdiği İngiltere’de, bugüne dek 639 ihbar telefonu kaydedilirken, 83 kişi gözaltına alındı, dünyaca ünlü futbolcular çocukken uğradıkları tecavüzleri ağlayarak anlattı. Dünya İngiliz futbolundaki skandalın şokunu yaşarken, yüzlerce İngiliz polisinin de organize şekilde uzun yıllardır çocuklara taciz ve tecavüzde bulunduğu ortaya çıktı. İngiltere ve Galler&#8217;de görev yapan 300&#8217;den fazla polis memurunun, Mart 2014-Mart 2016&#8217;da hem şüphelilere hem de mağdurlara cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı. (Yeni Söz, 11.12.2016) Carl Beech: Pedofili çetesi ihbarlarıyla İngiltere&#8217;yi karıştıran adam pedofil çıktı. (BBC, 15 Mayıs 2019) Çocuk istismarına ilişkin yürütülen kamu soruşturmasının ilk ön duruşmasında, Lord Janner&#8217;ın 1950&#8217;lerin ortasından 1980&#8217;lerin sonuna kadar 30 mağdura istismarda bulunduğu iddiaları ortaya atıldı. (The Guardian, 9 Mart 2016) Kraliçe pedofili sapığı Yahudi lideri 25 yıl korumuş. Kraliyet tarafından İngiltere yahudilerinin lideri siyonist Janner&#8217;in suçlarının  25 yıldır örtbas edildiği ortaya çıktı. (Yeni Söz, 30.1.2016) Janner hiç ceza almadan 19 Aralık 2015 tarihinde öldü ve “Old Bailey yargıcı, ölen İşçi Partisi üyesi Lord Janner&#8217;a yönelik cinsel taciz suçlamasıyla açılan ceza davasının, onun ölümü nedeniyle sona erdiğini söyledi.” (BBC, 15 Ocak 2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Porno endüstrisinde feminizm akımı: Batı ülkelerinde pornografi sektöründe feminizm akımı git gide yayılıyor. Feminist anlayışla porno film çeken yönetmenlerin sayısı artıyor. Feminist yönetmenler mevcut pornografi sektörünün erkek egemen anlayışla üretimlerde bulunduğunu ve kadınları pasif oyuncular olarak ele aldıklarını iddia edip &#8216;kadınların da etkin olduğu, şiddet görmediği ve aşağılanmadığı porno filmler çekmek&#8217; istediklerini belirtiyor. Akımın ürünlerini sergilediği film festivallerinin sayısı da sürekli artıyor. Almanya&#8217;nın Berlin kentinde 25 Kasım&#8217;da başlayacak Porno Film Festivali de feminist porno sinemasının ürünlerinin sergileneceği önemli etkinliklerden biri. Festivalde gösterilecek 100&#8217;den fazla film arasında feminist anlayışla hazırlanmış eserlerin önemli bir ağırlığı bulunuyor. Kadın yönetmenlerin söyleşilere katılıp kendi sinema anlayışlarını anlatacakları festival sonunda yönetmen ve oyunculara çeşitli başlıklarda ödüller de verilecek.  (Mynet, 09.11.2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’daki üniversitelerde 3 kişiden 1’i cinsel tacize uğruyor. Leibniz Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, Avrupa’daki üniversitelerde okuyan veya çalışan her 3 kişiden 1’inin cinsel tacize maruz kaldığı tespit edildi. Çalışmayı değerlendiren Leibniz Sosyal Bilimler Enstitüsünden Anke Lipinsky, “Cinsiyete dayalı şiddet, toplumun diğer kesimleri kadar bilimsel kurumları da etkileyen sistematik bir sorundur” açıklamasını yaptı. (Hürriyet, 9.11.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Bir Türk tarafından çekilen bir videoda, “Kadınların gece vakti İngiltere sokaklarında rahatça gezemediklerini de öğrendik.” (6.12.2022) denmekte iken, Katar’da Dünya kupasına giden bir İngiliz kadının yorumu aslında çok şey anlatmaktadır: “Katar&#8217;da hiç tacize uğramadım: Kadın taraftarlar İngiltere&#8217;de bu kadar rahat değil. Katar, Dünya Kupası’nda statlarda alkol yasağı uyguladığı için özellikle İngiliz basınının hedefindeydi. 19 yaşındaki İngiliz kadın taraftar Ellie Molloson burada en rahat maçını izlediğini anlattı. Yeni Şafak’ın sorularını cevaplayan Molloson şunları söyledi: Katar’da hiçbir erkek tarafından sözlü tacize uğramadım. “Bir kadın olarak bu durum, mümkün olduğunu bilmediğim bir şeydi.” Sadece ben değil, tanıştığım tüm kadın taraftarlar gece olduğunda bile sokaklarda rahat şekilde gezebiliyor. İngiltere’de kadın taraftarlar hava karardıktan sonra bunu asla yapamaz.” (Yeni Şafak, 5/12/2022) En rahat maçımdı: Statta alkol yasağı kadın taraftarları tacizden korudu. 19 yaşındaki İngiliz Ellie Molloson, “Burada İngiltere’den daha rahat maç izledim. Küfürsüz, taciz edilmediğimiz, ev rahatlığında bir ortamdan keyif aldık” dedi. Molloson, alkol yasağının özgürlükleri kısıtlamadığını, aksine tüm izleyicilerin özgürce futbol izlemesini sağlayan bir karar olduğunu söyledi. (Yeni Şafak, 3/12/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Babamın, kadın olması muhteşem. Kendal Jenner, ameliyatla kadın olan babası Caitlyn Jenner için &#8220;Yaptığı şeyin muhteşem olduğunu düşünüyorum. Nasıl isterse öyle yaşamayı seçti&#8221; dedi. Birlikte kuaföre gidip tırnaklarını yaptırdıklarını belirten Jenner, bunun çok eğlenceli olduğunu söyledi. (Gazete Vatan, 17.05.2016) Önemli olan eğlenmek, zevk almak gerisi (Ahlak, eğitim, psikoloji, toplumun devamı) hikaye! Kendal Jenner değişimi &#8220;muhteşem, eğlenceli&#8221; olarak (Milliyet, 17.05.206) nitelendirirken, annesi ise olayı “büyük bir şok” olarak (NTV, 07.04.2022) değerlendirmektedir!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Ukrayna&#8217;yı NATO konusunda kandırdık. ABD&#8217;nin eski Moskova Büyükelçisi Anthony Mcfaul, Rusya-Ukrayna savaşına dair itiraf niteliğinde bir açıklama geldi. Mcfaul, ABD&#8217;li diplomatların Ukrayna&#8217;yı, NATO&#8217;ya katılabileceğini inandırmak için kandırdığını söyledi. (CNN Türk, 25.05.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransa&#8217;da neler oluyor? Her 2 günde bir kadın katlediliyor. Fransa’da istatistik kurumu tarafından yayınlanan bir raporda her 2 günde bir kadının cinayete kurban gittiği, 2022’nin başından bu yana 121 kadının öldürüldüğü belirtildi. (Hürriyet, 24.11.2022) Fransa&#8217;da yeni yılın ilk gününde işlenen üç kadın cinayeti, harekete geçme çağrılarını ateşledi. (Independent, 9.1.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">“Yılda 250 bin kadın fuhşa zorlanıyor. Avrupa&#8217;daki kadın örgütü Avrupa Kadınları Lobisi&#8217;nin (The European Women&#8217;s Lobby) verilerine göre AB ülkelerinde yılda 250 bin kadın “hayat kadını” olarak çalışmaya zorlanıyor. AB ülkelerinde 5 kadından 1&#8217;i evde şiddete maruz kalıyor. Almanya&#8217;da Federal İçişleri Bakanlığı&#8217;nın yaptığı araştırmaya göre 16 yaş ve üzeri her 4 kadından 1&#8217;i hayatında en az bir kere şiddete maruz kalıyor. Bu oranın yüzde 90&#8217;ı eş ya da akrabaları tarafından gerçekleştiriliyor. Almanya&#8217;da yılda 45 bin kadın sığınma evine gidiyor. Almanya&#8217;da kadınların en az yüzde 10&#8217;una eşleri tarafından sık sık şiddet uygulandığı tahmin ediliyor. Almanya genelinde koca dayağı nedeniyle yılda yaklaşık 45 bin kadın çocukları ile birlikte kadın barınma evine müracaat ediyor. Sadece Aşağı Saksonya eyaletinde bir yılda 40 kadın barınma evine başvuran kadınların sayısının 2 bin 400 olduğu, bunların 2 bin 200 çocukları bulunduğu belirtiliyor. Kadın koruma örgütleri ise Avrupa&#8217;da kadına karşı şiddetin resmi rakamlara yansıyanlardan çok daha fazla olduğunu, daha kapsamlı araştırmaları yapılması gerektiğini ifade ediyor. Eğitimli batılı kadın da dayak yiyor. Almanya İçişleri Bakanlığı&#8217;nın 2009 yılında açıklanan “Eşler arası ilişkide kadına karşı şiddet” adlı araştırması, ülkede sadece eğitimsiz kadınların değil, lise ve üniversite eğitimi almış kadınların da bilinenden çok daha fazla şiddete maruz kalabildiğini gösteriyor. Kadına karşı şiddetinin maliyetinin de çıkarıldığı araştırmalarda hastane ve mahkeme masraflarıyla birlikte kadına karşı şiddetin yıllık 14,5 milyar Avro&#8217;ya mal olduğu belirtiliyor. Almanya&#8217;da Kadına Yönelik Şiddete Karşı Müdahale Merkezi&#8217;nin (RIGG) istatistiklerine ve resmî sayılara göre ülke genelinde her yıl, yaşları 14 ile 80 arasında değişen 40 bin kadın şiddete maruz kalıyor. Almanya&#8217;da kadın devlet tarafından da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. OECD&#8217;nin en son verilerine göre aynı işi yapan kadın ile erkeklerin aldığı ücret oranlarındaki fark yüzde 22 ile en fazla Almanya&#8217;da kadınla aleyhinde. İngiltere&#8217;de iki cinayetten birinin faili eski sevgili: İngiltere&#8217;de her üç günde bir kadın, şiddete maruz kaldığı için hayatını kaybediyor. Haftada yaklaşık 2 kadın eşi veya arkadaşı tarafından öldürülüyor. İçişleri Bakanlığı&#8217;nın istatistiklerine göre her yıl yaklaşık 150 kadın ev içi şiddete kurban gidiyor ve tüm şiddet suçlarının dörtte birini ev içi şiddet oluşturuyor. Başka bir araştırma ise ülkede öldürülen her 2 kadından 1&#8217;inin eski erkek arkadaşı ya da eski kocası olduğunu gösteriyor. Fransa&#8217;da dört günde bir kadın cinayeti. Fransa&#8217;da her 4 günde bir kadın eşi veya erkek arkadaşı tarafından öldürülüyor. Her yıl 25.000 kadın tecavüze uğruyor. İtalya&#8217;da ise, her üç günde bir kadın sevgilisi, eşi ya da eski eşi tarafından öldürülüyor. İtalyan kadınların yüzde 64&#8217;ü kendi evlerinde öldürülüyor. Hollanda da her beş kadından biri, erkek arkadaşının şiddetine uğruyor. İspanya da 2005 yılında 60&#8217;tan fazla kadın, aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybetti. Ülkede 2 milyon kadının eşleri tarafından kötü muamele gördüğünü açıklayan İspanyol hükümeti, 2006 yılında “Şiddete Karşı Duyarlılık Planı” hazırladı. kadına şiddetin sebepleri: Araştırmalarda, Avrupa&#8217;da kadına karşı şiddetin nedenleri arasında psikolojik sorunlar, uyuşturucu ve alkolizmin önemli rolü olduğu belirtiliyor. Özellikle AB ülkelerinde sınırların kalkması ve pasaportsuz geçişle birlikte kadına karşı şiddet sorununun yeni boyutlar kazandığına dikkat çekilirken Avrupa&#8217;da kadınların en güvenli olduğu ülkelerin İspanya ve İsviçre olduğu ifade ediliyor. Yunanistan ile ilgili ise kadına karşı şiddet konusunda doğru dürüst bir araştırmanın bile yapılmadığı belirtiliyor. ABD&#8217;li öldüresiye dövüyor. ABD&#8217;de kadınların dörtte biri aile içi şiddete maruz kalırken, her yıl 4 bin kadın dövülerek hayatını yitiriyor, yılda 4 milyon kadın da eşinden dayak yiyor; her 15 saniyede bir kadın dayak yerken, her 6 dakikada 1 kadına tecavüz ediliyor. 2 milyon kadar kadın da yaralanıyor. Kanada&#8217;da kadınların yüzde 51&#8217;i 16 yaşına gelene kadar en az bir defa fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. ABD&#8217;de kadına yönelik şiddetin doğrudan maliyeti yıllık 3-5 milyar dolar, ülke ekonomisine dolaylı etkisi ise 100 milyar dolar. Ünlüler de mağdur. Hollywood yıldızı Diana Lane 2004 yılında kocası Josh Brolin&#8217;nin fiziksel şiddetine maruz kaldı. Ünlü şarkıcı Tina Turner, şiddete uğradığı fotoğrafıyla medyada yer almıştı. Whitney Houston, kocası Bobby Brown&#8217;un fiziksel şiddetine maruz kalmış. Madonna da Sean Penn ile evliliğini dayak yediği için bitirmişti. Amerikalı sunucu Oprah Winfrey, verdiği bir röportajda çocukluğunda fiziksel ve cinsel şiddet gördüğünü söyledi. Ünlü şarkıcı Rihanna, erkek arkadaşı Chris Brown&#8217;dan dayak yedi. Ünlü oyuncu Pamela Anderson 1996 yılında evlendiği şarkıcı Tommy Lee ile 2 yıl evlikten sonra şiddet gördüğü iddiası ile boşandı. Lee eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle 6 ay hapse mahkum edildi. Eski eşini döven mel gibson&#8217;a 36 ay göz hapsi. Aile içi şiddetten yargılanan Avustralya asıllı ünlü Amerikalı oyuncu ve yönetmen Mel Gibson&#8217;a, şartlı tahliye çıktı. Gibson, eski eşi Oksana Grigorieva&#8217;ya karşı Ocak 2010 tarihinde şiddet uyguladığını reddetmedi ve savcı ile anlaşma yaptı. 55 yaşındaki Gibson üç yıl boyunca göz hapsinde tutulacak, bir yıl boyunca aile içi şiddetle ilgili eğitim alacak, 16 saat kamu hizmetinde bulunacak, mahkeme masraflarını ödeyecek ve 400 dolar da para cezası ödeyecek. Gibson&#8217;ın, son birkaç yıl içinde, alkollü araba kullanma, eşine kötü davranma, ayırımcılığa yol açacak cümleler sarf etme gibi suçlardan dolayı başı adaletle birçok defa derde girmişti.” (Ertuğrul Cesur, Akit, 8 Mart 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Basından derlediğim ‘Batının ahlak standardı’ merkezli haberler: Norveç’te temyiz mahkemesi, striptizin bir sanat olduğuna hükmetti. Oslo Yüksek Mahkemesi, striptiz yapılan özel kulüplerin giriş biletlerinin katma değer vergisinden muaf olmasına yönelik daha önce bir mahkemenin verdiği kararı onayladı ve mahkemenin 3 yargıcı da oy birliğiyle striptizin bir sanat olduğunu tescil etti. (Haberturk, 6 Aralık 2006) ABD&#8217;li  oyuncu Halk Berry, oscar ödülü aldığı törende, evli olduğu halde ödülü aldığı aktör A. Brody ile &#8220;ateşli bir şekilde&#8221; öpüşerek tebrik edilir! (2003) İngiltere&#8217;de 8 premier lig oyuncusu, 17 yaşındaki bir kıza tecavüz ile suçlanır (Milliyet, 6 Ekim 2003) Oyuncular: &#8220;sık sık otellerde oda ve kızları değiştiriyorduk.&#8221; derler. Her 4 kadından birisinin tecavüze uğradığı ABD&#8217;de bekaret kemeri yeniden satılmaya başlanır! ABD&#8217;de 50  eyaletin 48&#8217;inde, yapılan araştırmalar sonucuna göre genç  kızlar ev  kadınlığını iş hayatına tercih etmektedir. (New york  ve California  hariç) 2023&#8217;te 259 milyon yetişkinin bulunduğu ABD&#8217;de 82 milyon 880 bin kişinin en az bir silaha sahip olduğu düşünülüyor. (AA, 14.7.2024) ABD ulusal araştırma enstitüsü: Her üç eşten biri boşanma davası açıyor! ABD ve Avrupa&#8217;da özgürlükten yana olan evli çiftler, tatillerini tek başlarına geçirmeyi tercih ediyor. Time dergisi: 1985-1995 yılları arasında  çocuklar arasındaki  cinayet oranı % 153 arttı! Alman kadınlarının %60&#8217;ı  eşinden dayak yiyor, bunların arasında doktor, avukat eşleri de var. Sığınma evlerine dayaktan sonra en çok kızını kocasından kurtarmak isteyen kadınlar sığınıyor. Liselerde uyuşturucu ise çok yaygın. (Hamburg sığınma evi çalışanı Işık Soner ile Milliyetin yaptığı mülakat, 13 Mart 2011) İsviçre Zürih kenti, Sihl ırmağı kıyısı, uyuşturucu kullananların  &#8220;cenneti&#8221; olarak kabul edilir. İsviçre&#8217;de uyuşturucu kullanmak serbest, satmak suç  kabul ediliyor. ABD Ünitaryen kilisesi  eşcinsel evliliğine onay verdiğini ilan eder. Alman Bild gazetesi Detlef ile Christian adlı iki erkeğin kilisedeki düğün fotoğraflarını yayınlar.  ABD New jersoy  eyaleti iki eşcinsel erkeğin  evlatlık edinebilmelerine izin verilir. New York&#8217;ta ise William cash ile Roy andrew adlı erkekler evlenir. ABD&#8217;de New York&#8217;ta iki lezbiyen (Jenni Blossom ve Bianca Powell) evlenir. Madonna ile Bayan C. Love  bir arada beraber  yaşarlar. Robert  Kennedy’nin Rus balet  Rudolph    Nureyen   ile birlikte yaşadığı ortaya çıkar. ABD&#8217;li lezbiyen Albay (Debra  Meeks) 12 kadın askerle zorla aşk yapar. ABD&#8217;de eşcinselliğini açıkça ilan edip seçilen kongre üyesi, yargıç, belediye başkanı, meclis üyesi sayısı 61&#8217;dir. (1992) ABD  NBC televizyonu: Polis kayıtlarına  göre  yılda 3 milyon  kişi  aile bireylerinin tecavüzüne  uğruyor. Günde tam  1100  çocuk  tecavüze  uğruyor. Dale Carneige: ABD’de   her  35  dakikada  bir intihar, 120 saniyede bir delirme olayı oluyor. Her  23  dakikada bir kişi öldürülüyor, 6 dakikada bir bir kadının ırzına geçiliyor, 49 saniyede bir kişi  saldırıya  uğruyor. ABD’de  polis dışında  gönüllü  koruyucu birlikler  kuruluyor. (1986 verileri) ABD&#8217;de AIDS&#8217;den ölen eşcinsel sayısı 17.789&#8217;dur. (1992) Nevada&#8217;da her yıl kadınlar çıplak iken baştan aşağı boyalarla boyanıp, sınırsız özgürlüğün tadını çıkarttırmaktadırlar. İngiliz Ulaştırma bakanının (S. N. Blackpool) bir eşi, 4 metresi olduğu ortaya çıkar. İngiltere&#8217;de uyuşturucu kullanmak serbest, satmak yasak. Adam başı eşcinsel lokali var. Soho&#8217;daki kulüplerin yarısı ise lezbiyenlere ait. İngiltere&#8217;de Channel 4 televizyonu, kral Edward&#8217;ın  vatan haini olduğu için krallıktan uzaklaştırıldığını, olayı örtmek için ise &#8220;aşkı uğruna tahtı terkettiğini&#8221; dünyaya duyurduklarını ortaya çıkarır ki, daha sonra eşinin bu eski kralı aldattığı da ortaya çıkar. Ünlü ET filminin çocuk oyuncusu D. Barry More 11 yaşında alkolik olur. 13’ünde uyuşturucuya başlar, 20’sinde kliniğe yatar. Aktör Marlon Brando&#8217;nun oğlu cinayetten hapse atılır, kızı ise intihar eder. Brando&#8217;nun  özel bir adası bile vardır. Almanya Bild gazetesi: Alman baba ve kızın 4  çocuğu oldu (1990) Rick Mardin ile erkek şarkıcı G. Michael arasında tuhaf bir arkadaşlık olduğu medyaya yansır! İspanya’da ilkokul 4 ve 5. sınıf çağında 80 bin kız çocuğu hamile  kalır. Boşanma oranı Rusya’da % 33, İngiltere’de % 32, Fransa’da % 19’dur. Anne babası ile beraber yaşayan aile sayısı devletin sağladığı ekonomik teşviklere, verdiği özel izinlere rağmen Avrupa’da % 8’dir. Zamanın başkanı  Clinkton’un 15 danışmanı eşcinseldir. ABD’de 20 milyon eşcinsel bulunmaktadır. Bu da nüfusun  %   10’una tekabül eder. Bu oran yunanistanda % 17 yani altıda birdir. Amerika, çocuk  yıldız Jonbenet Rramsey&#8217;in  tecavüz edilip öldürülmesi ile  sarsılır.  6 yaşınsaki bu  çocuğun wamp görünüşlü bir barbie&#8217;ye  dönüştürülmesi tartışma yaratır. (Annesi de 1977 Virginia güzelidir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Babasız büyüyen çocuklarda suç oranları: Amerika’da çocukların yüzde 60’ı babası veya genellikle de annesiyle yalnız yaşıyor. Amerikalı anne-babalar, 20-30 yıl öncesine kıyasla çocuklarına yüzde 40 daha az zaman ayırdıkları tespit edilmiş; “hafta boyunca sadece 17 saat.” Ayrıca, çocukların dışarıda “gözetim altında olmaksızın” oynayabilme şansları yok artık. Suç oranlarının artması ve çalışmak zorunda olan annelerinin ilgisizliği yüzünden güvenli bir ortamda özgürce koşturamayan çocuklar, bunun bedelini büyüyünce topluma ödetiyorlar. ABD’de yapılan bazı istatistiklere göre; babasından ayrı büyüyen çocuklar aileleri ile büyüyenlere oranla: 8 kat daha fazla suç işleme ihtimali, 5 kat daha fazla intihar etme ihtimali, 12 kat davranışsal bozukluk gösterme ihtimali, 12 kat daha fazla tecavüze meyilli, 32 kat daha fazla evden kaçma ihtimali, 10 kat daha fazla uyuşturucu kullanma ihtimali, 9 kat daha fazla liseden atılma ihtimali, 33 kat daha fazla ciddi suiistimallere maruz kalma ihtimali, 73 kat daha fazla öldürülme ihtimali, Okulda ‘A’ alma ihtimali 10 kat daha az, Ortalama % 44 ölüm oranı daha fazla, Ortalama % 72 hayat standardı daha düşük, Öğrencilerden davranış bozuklukları gösterenlerden % 85’i babasız evden gelenler, Evsiz veya evden kaçanlar çocukların % 90 ı babasız evden, Okuldan atılanların % 71 i babasız evden, Gençlerden intihar edenlerin % 63 ü babasız evden, Tecavüzcülerin % 80 i babasız evden, Cezaevlerinde yatan gençlerin % 85 i babasız evden, Babasız kızların 1 kat daha fazla, Babası yetişen kızların 13-19 arası evlenme oranı aile ortamında yetişen kızlara göre % 53 daha fazla, Bu kızların prematüre bebek yapma oranı % 164 oranında daha fazla, 1983’te ABD’de yapılan ir araştırmada ülke genelinde tüm suçlu çocukların % 60 ı anne vesayeti altında yani babasız, Şu anda ABD’de 18 milyon çocuk annesiz ya da babasız yaşamaktadır Bu rakam tüm Amerikan çocuklarının % 75 ine tekabül ediyor, Şu anda Türkiye’de sokak çocuklarının % 82 si parçalanmış aile çocuklarıdır. (Sefa Saygılı, Zafer Dergisi, 06.17.2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Rezalet! Çocuklar için prezervatif satışı! onunda bu da oldu. Isviçre&#8217;de 12-14 yaş grubu için yeni küçük boy prezervatiflerin satişına başlandı. Abone ol Isviçre&#8217;de yapilan bir araştirmada 12-14 yaşindaki çocuklarin 1990&#8217;lara göre daha fazla cinsel birliktelik yaşadiği ortaya çikinca, hükümet yeni bir adim daha attı. Isviçrede reşit olma yaşi 16 olsa da yasalara göre ilişki yaşayanlar arasinda 3 yaş bulunmasi durumunda hiçbir cezai hüküm bulunmuyor. (İnternet Haber, 05.03.2010) Reyting uğruna satılık bekaret. Avustralya’da televizyon yapımcısı Justin Sisley, gençlerin en yüksek teklif karşılığında bekaretlerini satacakları bir program hazırladı. (Posta, 12 Mayıs 2010) Sadakat şart değil. Amerikalı oyuncu Angelina Jolie ilişkilerin yürümesi için sadakatin önemli olmadığını söyledi. Sevgilisi Brad Pitt ile birlikte üçü evlatlık 6 çocuk büyüten Amerikalı oyuncu Angelina Jolie ilişkilerin yürümesi için sadakatin gerekli olmadığını söyledi. (Posta, 24 Aralık 2009)</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni vali: Karım istediğiyle yatar. Telekız skandalı ile istifa eden valinin yerine gelen New York valisi David Peterson: Sonra haber yapmanoza gerek yok. Evliyken tam 3 yıllık bir ilişkim oldu. Eşim de istediği adamla yatıyor. Eşimle açık bir evlilik anlaşması yapmıştık. Michelle de istediği erkekle sevişiyor. (Akşam, 19.3.2008) Öz kızıyla ilişkisini TV&#8217;de anlattı. Avustralya öz kızı ile ilişki yaşayan ve çocuk sahibi olan 61 yaşındaki John Deaves’i konuşuyor. ‘Kanal 9’da yayınlanan ‘60 Dakika&#8217; isimli programa konuk olan John Deaves ve öz kızı 39 yaşındaki Jenny Deaves&#8217;le ilişkisini anlattı. (Gazete vatan, 08.04.2008) 13’lük baba olayı sarpa sardı. 13 yaşındaydı. Kız arkadaşı kucağına &#8220;al bu senin bebeğin&#8221; diye bir bebek tutuşturdu. (İnternet haber, 27.03.2009) Kardeşler ama 4 çocukları var. Almanya&#8217;nın Saksonya eyaletinde yaşayan Patrick S. ve Susan K. kardeş olmalarına rağmen evlenerek ortak dört çocuk sahibi oldu. Ülkede şimdi yakın akrabalar arasındaki evliliğin suç olup olmadığı tartışması yapılıyor. Almanya&#8217;da ensest ilişki yasalara göre suç sayılmasına rağmen ikili bu ilişkiden vazgeçmedi. Patrick S. ensest ilişki nedeniyle iki yıl hapis yattı. Çift ilişkilerinde bir yanlışlık olmadığını savunuyor. (Hürriyet, 14.3.2008) &#8220;Babamın bebeğine hamileyim ve birbirimize çok aşığız&#8221; (Sun, 25 Oca 2012) Metroda akıl almaz görüntüler. Kanada&#8217;nın Toronto kentindeki bir metro istasyonunda bir çift uluorta seks yaptı. (En Son haber, 13.12.2011) Belçika cinsel ilişki rıza yaşını 16&#8217;dan 14&#8217;e indirdi Belçika&#8217;da ceza yasasında yapılan yeni değişiklikle, 16 olan cinsel ilişkiye rıza yaş sınırı 14&#8217;e indirildi. Bu yaştaki bir kişinin ilişkiye girdiği kişi ile arasındaki yaş farkı 5&#8217;ten fazla olmayacak. (BBC, 22 Temmuz 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz kız 11 yaşında hamile kalıp 12 yaşında doğum yaptı. 12 yaşında İngiltere’nin en genç annesi oldu. İngiltere, daha ilkokulda hamile kaldıktan sonra doğum veren kızın haberiyle çalkalandı. Sağlıklı doğan bebeğin anneannesi sadece 27 yaşında. Londra’nın kuzeyindeki Bedford kentinde 1998’da çocuğu olan Sean Stewart, halen bu rekoru elinde tutuyor. Stewart, sadece 12 yaşındaydı. (Cumhuriyet, 2 Haziran 2010) Bu lisede 90 kız hamile ya da anne. ABD&#8217;nin Tennessee eyaletine bağlı Memphis kentindeki bir lisede, 90 kız öğrencinin hamile ya da doğum yapmış olduğunun ortaya çıkması Amerikan kamuoyunda şok etkisi yarattı. Frayser Lisesi&#8217;nde, eğitim gören, yaşları 13 ile 17 arasında değişen kız öğrencilerden yüzde 26&#8217;sının hamile olduğu ya da bu eğitim yılı içinde doğum yapmış oldukları belirtildi. Her dört kız öğrenciden birinin hamile ya da anne olduğu lisedeki hamilelik oranı, Memphis kentinin yüzde 15-20 arasında bulunan, küçük yaşta hamile kalan kız çocukları oranını da geçiyor. Reşit olmayan yaşta hamilelik, dünyada en çok ABD&#8217;de yaşanıyor. Hastalık Önleme ve Denetleme Merkezi&#8217;nin verilerine göre, ABD&#8217;de her üç genç kızdan biri, 20 yaşına varmadan hamile kalıyor. (Hürriyet, 15 Oca 2011) Fransa&#8217;da genç kızlara doğum kontrol hapı bedava. (En Son haber, 27.10.2012) Ulusal Meclis’te Perşembe günü onaylanan kararla Fransa’da 2013 yılından itibaren yaşları 15-18 olan genç kızlara istenmeyen gebeliklerin önüne geçilmesi için doğum kontrol haplarının sağlık sigortaları tarafından ücretsiz verilmesi kararlaştırıldı. (Hürriyet, 27.10.2016) Ama uzun etek sakıncalı: Fransa&#8217;da ikinci &#8216;uzun etek&#8217; krizi Fransa&#8217;da geçen yıl bir kız öğrencinin &#8220;uzun etek&#8221; giydiği gerekçesiyle okula alınmamasının ardından benzer bir olay bu sefer Paris yakınlarında bir banliyöde yaşandı. Nouvel Obs gazetesinin haberine göre, 16 yaşındaki Müslüman bir kız, etek boyunun uzun olması dini bir simge olarak yorumlanarak okula alınmadı. (AA, 06.05.2016) &#8216;Uzun etek takıntısı Müslümanlara yönelik&#8217; Fransa&#8217;da uzun etek giydiği için okula alınmayan genç kız, okulda Müslüman olmayan ama uzun etek giyen kızlara yaptırım uygulanmadığını, yaptırımın Müslümanlara yönelik olduğunu söyledi. (AA, 01.05.2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Ivana sert: Kocam beni herkes görsün istiyor. Bırakın İvana&#8217;ya herkes baksın. İvana Sert de Hülya Avşar&#8217;ın programında &#8220;Kocam herkes beni görsün istiyor&#8221; deyince manşetlere fırlayıverdi. &#8220;Siz sadece bakıyorsunuz ama o benim&#8221; duygusunun cazibesini kim inkar edebilir? Bir Prof diyor ki &#8220;Güzel bir eşe sahip olmak erkeğin egosunu tatmin eder.&#8221; (Takvim, 3.11.2009) Boşandılar. Ivana Sert&#8217;in yılan hikayesine dönen davası sonuçladı. Ivana Sert Yargıtay’ın onadığı 400 bin liralık tazminatı eşinden faiziyle aldı. Yurdal Sert, &#8220;şiddetli geçimsizlik ve haysiyetsiz hayat sürme&#8221; iddialarıyla açtığı davada ayrıca eşinin Hatem Yavuz&#8217;la aşk yaşadığını iddia ederek 1 milyon lira tazminat istemişti. (Hürriyet, 5.10.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Hollanda&#8217;da seks ile ödeme yapılabilecek. Hollanda&#8217;nın Rotterdam kentinde, bir sürücü kursunun öğretmenlerinin seks karşılığında ders vermesi ülkede yeni bir tartışma başlattı. Bunun ardından başlayan tartışmalar sonucunda yasada değişik yapılmasına karar verildi. Öte yandan Van der Steur ve Hollanda Ulaştırma Bakanı Melanie Schultz, bugün parlamentoda yaptıkları açıklamada uygulamanın yasallaşacağını duyurdu. Yasanın çıkmasıyla birlikte eğitmenler, 18 yaşından büyük öğrencilere hizmet takası usulüyle ders verebilecek. (Sözcü, 19 Aralık 2015)</p>
<p style="text-align: justify;">İsviçreli performans sanatçısı Milo Moiré, &#8220;Aynalı Kutu&#8221; adını verdiği gösteriyi aralarında Dusseldorf ve Amsterdam&#8217;ın da olduğu Avrupa şehirlerinde daha önce sergiledi. 18 yaş üzeri insanların, 30 saniye boyunca memelerine ve cinsel organına dokunmasına izin verdi. (1 Haziran 2017)</p>
<p style="text-align: justify;">Her 5 İngiliz kadından biri tatil yaptığı ülkede hamile kalıyor. Hotel.com internet sitesinin çocuk sahibi veya hamile 2 bin İngiliz kadın üzerinde yaptığı araştırmaya göre, kadınların yüzde 20’si yurt dışında tatil yaparken hamile kaldıklarını bildirdi. İngiliz kadınların en fazla hamile kaldığı tatil noktası yüzde 19’la İspanya. İspanyol tatil merkezlerini sırasıyla Fransa, İtalya ve Portekiz izliyor. İngiliz turistlerin en gözde tatil yerlerinden biri olan Türkiye ise bu sıralamada yer almıyor. Araştırma, yurt dışında tatil yapan her 4 İngiliz&#8217;den birinin bu sırada yabancı biriyle seks yaptığını ve her 20 İngiliz turistten birinin bu tatillerde cinsel yolla bulaşan hastalık kaptığını da ortaya çıkardı. Araştırmanın ortaya koyduğu başka bir veri ise, İngiliz erkeklerin yüzde 40’ının, kadınların ise yüzde 38’inin tatil sırasında plajda seks yaptığını itiraf etmesi oldu. (Milliyet, 06.07.2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Sokak ortasında çiftleşenlere, ‘sokakta tuvaletinizi de yapıyor musunuz?’ diye sorardık, onu da yapıyorlarmış! Sokak ortasında tuvalet. İngiltere&#8217;nin Bristol şehrinde belediye tuvalet sorununa öyle ilginç bir çözüm buldu ki, görenler hayrete düşüyor. İngiltere&#8217;de ülkenin beş büyük şehrinden biri olan Bristol&#8217;da belediyenin umumi tuvalet sorununa bulduğu &#8216;sokak ortasına tuvalet&#8217; çözümü görenlere, &#8216; Burası İngiltere mi?&#8217; dedirtiyor. Ülkenin beş büyük şehri arasında yer alan Bristol&#8217;da belediye haftasonları artan talebi karşılamak için şehrin göbeğine portatif tuvaletler koydu. Dört tarafı açık tuvaletlerin özellikle haftasonları barlardan çıkan vatandaşların tuvalet ihtiyaçlarını karşılamaları amacıyla düşünüldüğü ifade ediliyor. Haftasonları aşırı alkol alanların sokaları kirletmemeleri için başvurulan bu yöntem şehre gelen turistleri hayrete düşürüyor. (TRT Haber, 05.12.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Londra&#8217;da işlek bölgelerin &#8216;idrar kokan&#8217; sokakları yetkilileri farklı önlemler almaya zorluyor. Londra&#8217;nın gece hayatıyla ünlü ama aynı zamanda çok sayıda kişinin yaşadığı zengin Soho bölgesi, sokaklarda işeme sorunuyla mücadele etmek için yeni bir yol deniyor. Barlar, restoranlar, tiyatrolar ve farklı eğlence mekanlarının bulunduğu bu bölgede yaşayanlar, uzun zamandır sokakların idrar kokmasından şikayetçi. Yetkililer bu mahalledeki sokaklarda neredeyse tüm köşe başlarında görülen idrar kokusu sorununa son vermek için bu alanları özel bir sprey ile kaplıyor. Duvarı kaplalyan bu özel sprey boya ile yüzeyde bir tür &#8216;itici tabaka&#8217; oluşuyor ve bu da yüzeye çarpan sıvıyı geri sıçratıyor.  Bu yöntem, köşe başlarında rastgele ihtiyacını giderenlerin &#8216;kirlenmemek için&#8217; böyle bir davranıştan kaçınmasını amaçlıyor. Londra&#8217;da işlek bölgelerin &#8216;idrar kokan&#8217; sokakları yetkilileri farklı önlemler almaya zorluyor. (Euronews, 29/01/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;de grup seks neden arttı? Yapılan bir araştırmada genç kızların yüzde 7&#8217;si grup seks yaptığını kabul etti. Araştırma Boston Sağlık Merkezi tarafından 14 ile 20 yaş arası 328 genç kadın arasında yapıldı. Araştırmanın lideri Emily Rothman bu tür ilişkinin bu kadar yaygın olmasının sebebini porno filmlere bağlanabileceğini söyledi. (Habertürk, 22.12.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">P Diddy ismiyle bilinen rapçi ve müzik yapımcısı Sean Combs&#8217;a cinsel taciz, cinsel saldırı ve tecavüz suçlaması yönelten kadın ve erkeklerin sayısının 120’ye ulaştığı ifade edildi. (BBC, 2 Ekim 2024) İsveç&#8217;te tecavüz oranları neden yüksek? İsveç Ulusal Suçları Önleme Konseyi (BRA), Avrupa&#8217;da nüfusuna oranla en fazla tecavüz vakalarının görüldüğü ülkelerden birinin neden İsveç olduğunu araştırdı. İspanya&#8217;da 2020 yılına kadar şiddet içermeyen eylemler tecavüz olarak değerlendirilmiyordu. (Euronews, 10.10.2020) Fransa&#8217;da bir erkeğin ilaç verdiği eşine, en az 70 kişiyle birlikte 10 yıldır cinsel saldırıda bulunduğu ortaya çıktı. (Sputnik, 3.9.2024) Beş Amerikalı kadından biri cinsel saldırı kurbanı. ABD&#8217;de kadınların yaklaşık yüzde 20&#8217;si yaşamlarının bir noktasında tecavüze ya da tecavüz girişimine hedef oluyor. Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi&#8217;nce yapılan araştırmada kadınların yüzde 25&#8217;inin de eşlerinin veya birlikte yaşadıkları kişilerin saldırısına uğradıkları belirlendi. Amerika&#8217;da kadın ve erkeklere yönelik cinsel şiddetin boyutlarının incelendiği ulusal çaptaki ilk araştırmaya göre, dakikada 24&#8217;den fazla insan tecavüze, şiddete veya ısrarlı izlemeye maruz kalıyor. Bu nitelikte 12 milyon suç duyurusu yapıldığını belirten merkez, &#8220;Cinsel Partner ve Cinsel Şiddet Araştırması&#8221;nın sonuçlarını, &#8220;son derece hayret uyandırıcı&#8221; diye niteledi. Araştırmaya göre, önceki bir yıl içinde Amerika&#8217;da 1 milyonu aşkın kadın tecavüze uğradığını bildirdi. (BBC, 15.12.2011) Tecavüzü gülerek izlediler. ABD&#8217;de piknik alanında 10 genç bir kıza tecavüz etti. Çevreden geçen 25 kişiden hiçbiri yardım etmedi. (İHA, 30 Ekim 2009) Damadın spermleriyle doğurdu. Kaynana, damadının spermleriyle üçüz annesi oldu. (Haber 3, 27 Ekim 2008) Annesi öldü, onu halası doğuracak. (Milliyet, 25.01.2009) Bu bilim adamının 600 çocuğu var! İngiltere&#8217;de sperm bağışı yapılan bir kliniğin sahibi bilim adamı Bertold Wiesner&#8217;ın, 600 çocuğunun olduğu kaydedildi. (Cumhuriyet, 8 Nisan 2012) İlişki yaşamadan 46 çocuk! O Avrupa&#8217;nın en fazla çocuk sahibi erkeği. 46 çocuğu var ama çocuklarının annelerinin hiçbiriyle ilişkisi olmadı. Avrupa&#8217;nın bir numaralı sperm vericisi Hollandalı Ed Houben Hollanda&#8217;nın Maastrich kentinde yaşıyor. Turizm rehberiliği yapıyor ve Avrupa&#8217;nın dört bir yanında toplam 46 çocuğu var. (Milliyet, 02.12.2008) Neden annemle evlendim? Phyllis Irwin (sağdaki), Lillian Faderman adlı partnerini evlat edindi ve bu sayede yasal bir şekilde çocuklarının anneannesi oldu. (BBC, 4 Mart 2020) ABD&#8217;de yaşayan Ukrayna asıllı Katya isimli genç bir kız, uluslararası bir eskort sitesi üzerinden bekaretini 1.2 milyon euro karşılığında sattı. (Sputnik, 18.1.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Oğlunun spermiyle hamile kaldı, torununu doğurdu! ABD&#8217;nin Nebraska eyaletinde 61 yaşındaki Cecile Eledge, oğlu ve oğlunun kocası için taşıyıcı anne olarak kendi torununu doğurdu. Eşcinsel çift çocuk sahibi olmak istedi ve 61 yaşındaki anne oğluna yardımcı olmak için oğlunun partnerinin kız kardeşinin yumurtası ile oğlunun sperminden olma tüp bebek için taşıyıcı olarak kendi torununu doğurdu. (Euronews, 2 Nis 2019</p>
<p style="text-align: justify;">Amacı da dünyayı gezmek. Genç model Giselle, 3,9 milyon dolara bekaretini sattı. Giselle, kazandığı parayla dünyayı gezmeyi ve eğitimi için yatırım yapmayı planlıyor. (Sözcü, 3 Ocak 2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Bakire kalmak yarışmaktan zor. ABD’li atlet Lolo Jones’un (29) bir programda bakire olduğunu açıklaması ve evlenene kadar cinsel ilişkiye girmeyeceğini söylemesi ABD basınında geniş yer buldu. Londra Olimpiyatları’nda ABD’yi temsil edecek olan Jones, “Bakire olmak olimpiyatlara hazırlanmaktan, üniversiteyi bitirmekten zor. Bu hayatımda yaptığım en zor şey. 22-24 yaşlarındayken sevimliydi. Birçok erkek gerçeği öğrenince sizden uzaklaşıyor” dedi. (Milliyet, 24 Mayıs 2012)</p>
<p style="text-align: justify;">Fahişelik itibarlı meslekmiş. Ukrayna&#8217;da liseli kız öğrenciler arasında yapılan bir araştırma, öğrencilerin hayat kadınlığını itibarlı meslekler arasında gördüğünü ortaya koydu. Araştırma sonuçlarını değerlendiren uzmanlar, genç kızların &#8220;Vip&#8221; müşterilerin lüks otomobil ve mücevher gibi vaatlerine kandıklarını, gelecekte onları &#8220;köle hayatı, aç bırakılma ve dayak gibi tehlikelerin yanı sıra şişman ve kirli kişileri tatmin etme zorunluğunun&#8221; beklediğini bilmediklerini söylediler. (Posta, 04 Mart 2010)</p>
<p style="text-align: justify;">Teşhirci sapıklığa mazeret! İngiltere&#8217;nin kentlerinde binlerce kişi cumartesi günü &#8216;Dünya Çıplak Bisiklet Sürme Günü&#8217; hareketine katılarak çıplak halde bisiklet sürdü. Etkinliğe katılanların amacı insan bedenini yüceltmek, çevresel konulara ve otomobil yerine daha fazla bisiklet kullanımına dikkat çekmekti. (Sputnik, 10 Haz 2019) Bütün köy yardım kuruluşuna gelir için soyundu! İngiltere&#8217;nin Kent şehrindeki Iwade köyünün sakinleri yardım kuruluşuna gelir sağlamak için çırılçıplak soyunarak objektiflere poz verdi. İngiltere&#8217;nin Kent şehrindeki Iwade köyünün sakinleri yardım kuruluşuna gelir sağlamak için çırılçıplak soyunarak objektiflere poz verdi. Köylüler elde edilen gelirin fazla olması halinde kalan parayı kiliseye bağışlayacaklarını ifade etti. (Bursa Hakimiyet, 05.12.2018) Hostesler yardım için soyundu. İngiliz havayolu şirketlerinden Ryanair&#8221;da görev yapan &#8220;iyiliksever&#8221; hostesler evsizler için bikinili pozlar verdi. 2009 yılı takvimi için çekilen fotoğraflardan elde edilen gelir, Dublin Simon Community isimli evsizler derneğine bağışlanacak. (Milliyet, 13.11.2008) Çek vekiller yardım için soyundu. Çek Cumhuriyeti&#8217;nin 4 kadın milletvekili yardım amaçlı satılacak bir takvim için seksi pozlar verdi. (Milliyet, 14 Tem 2010) Avustralya&#8217;da 20 yaşındaki manken, &#8220;Bir sivil toplum kuruluşuna bağış yapan ve makbuzunu bana gönderenlere çıplak fotoğraf göndereceğim&#8221; dedi. Genç kadın saatler içinde rekor para topladı. (Sözcü, 6 Ocak 2020)</p>
<p style="text-align: justify;">İnternetten Tanıştığı Adamı Yiyen Alman Yamyam 15 Yıl Sonra Konuştu 2001 yılında yaşanan tuhaf hadisede Armin Meiwes internetten tanıştığı Bernd Brandes&#8217;i öldürüp cesedini de aylar boyunca yemişti. Bernd Brandes internette birileri tarafından yenmek istediğini söyledi. İçinde insan yeme isteğiyle yanıp tutuşan Armin Meiwes de onu evine davet etti. Önce Brandes&#8217;in penisini kesip birlikte yediler. Daha sonra Brandes uyku ilaçları aldı ve Meiwes de onu boğazını keserek öldürdü. &#8220;Hayatımda yediğim en güzel akşam yemeğiydi. Sırtından bir parça etle kendime biftek yaptım. Yanında patates kızartması ve salata yedim. Tadı domuz etine benziyordu ama daha farklıydı. 40 yıldır böyle bir şey hissetmeyi bekliyordum. Bernd öldüğünde çok mutluydu. Akşam yemeğim olmayı kendisi istedi.&#8221; 2002 yılında yakalandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. Şimdilerde ise vejeteryan olduğu söyleniyor. (Haberself, 12.02.2016) Babamın küllerini kokainle karıştırıp burnuma çektim. Rock dünyasının &#8220;en vahşi&#8221; müzisyenlerinden olan efsanevi Rolling Stones’un gitaristi Keith Richards, 2004 yılında 84 yaşında ölen babası Bert Richards’ın yakılan küllerini kokainle karıştırıp burnuna çektiğini söyledi. (Hürriyet, 5.4.2007)</p>
<p style="text-align: justify;">ATV’de ‘Kim Milyoner Olmak İster’ adlı programda sorulan soru: 1980&#8217;lere kadar hangi ülkedeki yetim, gayrimeşru doğmuş, ebeveyni alkolik, ayrılmış veya fakir olan çocuklar devlet tarafından bazen açık artırmada satılarak çiftliklerde zorla çalıştırılmıştır? A: Danimarka B: Norveç C: İsviçre D: Belçika. Cevap: C şıkkı. (ATV, 21.01.2022)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10731 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/104693946_892013737945232_6888173735629369182_o.jpg" alt="" width="440" height="645" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7304 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-abd-esrr-serbest-1.jpg" alt="" width="637" height="201" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7305 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/alkol-bati-1.jpg" alt="" width="633" height="201" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8914 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20180810_142354.jpg" alt="" width="528" height="522" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11519 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bebek-kutulari-2021-1.png" alt="" width="428" height="234" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-13089 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/6856758.jpg" alt="" width="539" height="326" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11139" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/123697307_998531233960148_44516872973453401900_o.jpg" alt="" width="408" height="365" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">       <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10264 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiran-bati-2019.jpg" alt="" width="426" height="228" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11765 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/846679.jpg" alt="" width="547" height="346" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10477 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Dinsiz-ahlak-olurmu-2010-1.jpg" alt="" width="414" height="372" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-sapik-1b.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7307 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-sapik-1k.jpg" alt="" width="582" height="307" /></a> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7309 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gunes_180816.jpeg" alt="" width="651" height="544" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7310 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tekdisikalmis-1.jpg" alt="" width="640" height="1135" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7311 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ingiltere-ahlak-1.jpg" alt="" width="661" height="522" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13178 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/314726717_1484210122058921_5894634330712763997_n.jpg" alt="" width="642" height="363" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13245" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/463578.jpg" alt="" width="492" height="383" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7312 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/egoyuilahedinme-2.png" alt="" width="400" height="340" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12543 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/281493949_10159880905344723_421711612277521146_n.jpg" alt="" width="461" height="303" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7313 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/avrupa-bati-ahlak-1.jpg" alt="" width="598" height="455" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7314 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/babapez-1.jpg" alt="" width="712" height="435" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15835 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3624734738.jpg" alt="" width="537" height="294" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8771 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/belcika-ahlak-zina-2018-1.png" alt="" width="439" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7335 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ingilizahlaki-3.jpg" alt="" width="737" height="290" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7316 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ahlaksizlik-1.jpg" alt="" width="614" height="401" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7317 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batiahlaki-kultur-farkli-1.jpg" alt="" width="426" height="455" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11491" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sapikligamazeretaramayin.png" alt="" width="807" height="267" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7318 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ahlaksizbati-2.jpg" alt="" width="675" height="329" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10536 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/batimed-ahlak-mart-1.jpg" alt="" width="417" height="477" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8665 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sapikingiliz-lgbtciahlaksiz-1.jpg" alt="" width="446" height="388" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10469 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/462476247-300x158.png" alt="" width="300" height="158" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13644 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3462457357356.png" alt="" width="373" height="426" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10306 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yamyamalman-1.jpg" alt="" width="309" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10357 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med-2019.png" alt="" width="512" height="316" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12280" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bati-med-cevap-isvicre.png" alt="" width="456" height="495" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12440" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fransizsiyasetcilepen-1.jpg" alt="" width="289" height="341" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Macron&#8217;un rakibi Marine Le Pen ırkçılığını tescilledi: Siyahi kadına dokunmamak için çaba sarf etti. (Yeni Şafak, 12.4.2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, Batı medeniyeti kendi ülkelerinin dışında refah, barış veya demokrasi ile asla ilgilenmez! Onlara göre her şey Batı için, Batıya göre, Batıya kadardır! Kendini onlara beğendirmek için ömrünü harcayan ev zencileri için ise, sadece onların yemek artıkları ve ona göre de saygıları kalacaktır!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-7194" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/17200951_1903503863205567_8963148367611105317_n-300x265.jpg" alt="" width="300" height="265" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/tek-disi-kalmis-canavar-bati-medeniyet.html">Tek dişi kalmış canavar; Batı Medeniyeti!</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/tek-disi-kalmis-canavar-bati-medeniyet.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İncil, Hıristiyanlık, Papa</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 May 2012 07:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oksidentalizm]]></category>
		<category><![CDATA[İncil]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[katolik]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab-ı Mukaddes]]></category>
		<category><![CDATA[mesih]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[papa]]></category>
		<category><![CDATA[protestan]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[zebur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=1735</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hıristiyanlık, papa ve İncil Hz. İsa ‘sadece’ İsrailoğullarını ıslah etmekle görevlendirilmiş (Ali İmran, 49; Matta, 10, 5-6; 15, 24) bir peygamberdir ki, kendisi de bunu açıklamıştır. Matta 15:24: İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim.” İsrailoğulları ilahi kitap Tevrat’ı bozdukları, zinayı bile suç olmaktan çıkardıkları, azgın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html">İncil, Hıristiyanlık, Papa</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hıristiyanlık, papa ve İncil</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa ‘sadece’ İsrailoğullarını ıslah etmekle görevlendirilmiş (Ali İmran, 49; Matta, 10, 5-6; 15, 24) bir peygamberdir ki, kendisi de bunu açıklamıştır. Matta 15:24: İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim.” İsrailoğulları ilahi kitap Tevrat’ı bozdukları, zinayı bile suç olmaktan çıkardıkları, azgın bir toplum haline geldikleri  için Hz. İsa onları bu aşırılıklarından kurtarmak, tövbe etmelerini sağlamak ve vicdanlarını temizlemek içinde ‘ahlak’ temelli ilahi mesajlarla dolu İncil’le onlara gönderilmişti. Hz. İsa, Yahudilerin tahrif ettiği Eski Ahid&#8217;i (Tevrat) yeniden diriltmeye ve Hz. Musa&#8217;nın getirdiği akideyi yerleştirmeye çalışmıştır. Hz. İsa, &#8220;Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.&#8221; demiştir. (Matta, 5, 17-18) Fakat İsa’nın mesajı daha sonra Pavlus tarafında bozularak evrenselleştirilmiştir. Hristiyanların iddialara göre Hz. İsa 3 yıl tebliğ yaptıktan sonra Yahudi bilginlerin şikayetleri ile yakalattırılmış ve çarmıha gerdirilmiştir. Kabrinde 3 gün kaldıktan sonra, Fısıh bayramında dirilip 40 gün dünyada kalmış sonra havarilerinin gözü önünde göğe yükseliştir. İslam’a göre ise Hz. İsa çarmıha gerilmemiş, Allah tarafında göğe kaldırılmış, Hz. İsa’nın yerini askerlere ihbar eden hain daha sonra çarmıha gerilmiştir. (Nisa, 156)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlara göre tek Allah inancını Yahudilik ulusallaştırmış, Hristiyanlık ise İsa&#8217;nın kişiliği ile ayın güneşin ışığı kesmesi gibi uluhiyyetin ışığını kesmiştir. Diğer bir değişle, Yahudilik tevhid inancını sabitleştirmiş, ona bir vatan ve bir ordu vermiş, fakat aynı zamanda da ona el koymuştur. Hristiyanlıksa bu hakikati evrenselleştirmiş fakat saflığını bozmuştur. İbni Teymiyye, İslam&#8217;ın, Yahudiliğin sertliği ile İsa&#8217;nın merhameti arasında orta bir yol izlemiş olduğunu ileri sürmüştür. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 87) “Doğru bir karşılaştırma, İsa ile Kur’an arasında yapılabilir. Hristiyanlar için, etten kemikten bir hale getirilmiş olan &#8216;kelime&#8217; Müslümanlar için kitap formu içinde dünyevi bir şekil almıştır.” (Eaton, s. 125) “İsa için İnciller neyse hadis kitapları da Müslümanlar için odur.” (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 205)  İncil Kur’an ile değil, Hz. Muhammed&#8217;in hadisleri ile kıyaslanabilir. (Eaton, s. 142) İslam&#8217;ı anlamayı arzulayan Hristiyan, Hz. Muhammed ve Hz. İsa&#8217;yı mukayese etme isteğini bastırmak zorundadır. Çünkü bu ikisi eşyanın nizamında tamamıyla farklı roller almışlardır. (Eaton, s. 181)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyan mezhepleri, üçe ayrılır: Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık. “Katolik mezhebinin merkezi Vatikan&#8217;dır, Katolikliğin başı Papadır. Ortodoksluğun birçok merkezi vardır.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 14, 15) Slav dünyası Doğu Kilisesine (Ortodoksluk), Batı dünyası Latin Kilisesine (Katoliklik) has kılınmıştır. Bölgesel ve hatta kilise temelli olarak Protestan kilisesi, günümüzde Kuzey Avrupa ve Amerika’da yaygın olan mezheptir. Kiliselerin farklılıkları tarihi, ‘imani’ ve amelidir. Ki zaten o nedenle de &#8220;Hristiyan mezhepleri birer din haline gelmiştir.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 44) Bizans&#8217;taki Yunan Ortodoks rejimi, bu topraklarda yaşayan diğer mezhepten olan Hristiyanlara kafir gözüyle bakmakta ve onlara bu bakış açısı doğrultusunda muamele etmekteydi. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 251) Papa Gregorie XV, Kral XIII. Lois&#8217;e, &#8220;Sevgili evladım. Katolik olmayan imansızlara karşı acımasız olun.&#8221; derken, İspanya kralına da &#8220;Onlara hiç acımayın&#8221; diyordu. (Ural, s. 91) Martin Luther Papa tarafından aforoz edilmiş ve aradan 430 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ affedilmemiştir. 1054 tarihinde Papa, Humbert isimli kardinali İstanbul&#8217;a gönderir ve Doğu kilisesini aforoz ettiğini ilan eder. İstanbul patriği de Vatikan&#8217;ı aforoz eder ve bu aforozlar 1967&#8217;de ancak kaldırılabilmiştir. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 103-104)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Hz. İsa sonrası Hristiyanlıkta peygamberlik misyonu, &#8216;azizlik&#8217; anlamında devam etmektedir. Bu sebeple Protestanlar tarafından Martin Luther, &#8216;bir peygamber&#8217; olarak algılanır.&#8221; (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 363) Yani &#8220;Hristiyanlar, peygamber olmayan bazı kimselere İsmet/günahsızlık sıfatını vermişlerdir.&#8221; (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 209) Bu sıfat, papa ve kutsal saydıkları insanlar başta birçok azizlere verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman’lar, İsa peygambere ve Musa peygambere inanmasa ‘İslam’dan’ çıkarlar. Ama Hz. Musa ve İsa’ya inandığını iddia edenler İslam peygamberine inanırlarsa ‘dinlerinden’ çıkarlar. Dolayısı ile kapsayıcı, kuşatıcı olan din İslam’dır. Bu konuda ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam âleminin en güçlü olduğu dönemlerde bile, Hristiyanlarla iyi geçinmeye çalışıldığını ispat eden birçok durum vardır.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 82) “Şam&#8217;da beldenin fethinden sonra Müslümanlar Hristiyanların rızasıyla, Saint John mabedinin bir köşesinde ibadete başlamışlardır. İslam halifelerinin saraylarında da ilim ve kemal sahibi birçok Hristiyan saygı ve hürmet görmüşlerdir. O zamanlar Avrupa&#8217;da hiçbir ülke yoktur ki, aynı maksatla İslam alimlerinden birinin varlığına tahammül edebilsin. Bir Hristiyanlık mezhep mensubu diğer bir Hristiyanlık mezhebine mensup olan alimlerin varlığına bile tahammül edemezdi. Hakimiyeti ele geçiren, diğer din mensubunu ateşte yakılarak ortadan kaldırır ve yakma hususunda gösterilen arzu ve iştiyak batıl tanrıları adına insan kurban eden vahşi kabilelere gıpta ettirecek dereceye ulaşırdı.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 84-85, 87) “Hristiyanlık için İslam&#8217;ın varlığı yenilip yutulmaz bir hareket olduğu halde, Müslümanlar bu ehli kitabın varlığını kabul etmekte bir sakınca görmemektedir.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 41) Bunu gerek fethettikleri topraklarda onları dinlerini özgürce yaşama hakkı tanıyarak, gerekse dinlerinden taviz verdirmeden ülke yönetiminde, günümüzdeki adı ile bakanlıklar vererek kanıtlamıştır. Bu konuda ‘İslam barış dinidir’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah (cc) Hz. İsa’ya dört büyük kitaptan birini vermiştir. Hz. İsa, Meryem&#8217;in oğludur. 3. ve 19. sureler Meryem ve Meryem’in babası İmran&#8217;ın adını taşır. (Meryem ve Ali İmran) Meryem annemiz Hz. Zekeriya&#8217;nın koruması altında yetişmiştir. (Ali İmran, 33-49) Dünyada bütün dinler arasında Hz. İsa&#8217;yı peygamber kabul edip, İncil&#8217;e inanan ve Hz. Meryem&#8217;i bakire olarak kabul eden tek din İslam&#8217;dır.  Buna rağmen Batı, oryantalistler vasıtasıyla İslam&#8217;ı gerçek anlamı ile asla tanıyamamışlardır. Bu konuda ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yüce Yaradan Hz. Adem’den itibaren peygamberler vasıtasıyla hep aynı emir ve yasakları ve en önemlisi de tek tanrı inancını insanlara bildirmiştir. Tüm peygamberler önce insan ve sonra da ilahi mesajı tebliğ eden birer görevlidirler. İslam’a giriş parolası olan kelime-i şehadette bile Peygamberimiz için önce ‘abduhu: Allah’ın kulu’ sonra ‘Resuluhu: Allah’ın Peygamberi’ ifadesi geçmektedir. Hz. İsa’da birçok peygamber gibi ilahi mucizeler göstermiş bir insan ve elçidir. Ama özellikle Hz. İsa’nın vefatından sonra Pavlus bu tevhit inancını bozmuş ve insan olan İsa peygamberi tanrının ‘oğlu’, vahiy meleğini de ‘kutsal ruh’ ilan etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Pavlus ve evrenselleştirme ile dejenerasyona uğrayan İncil, çarmıh, teslis (Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesi)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa&#8217;nın 3 yıllık tebliğinden sonra O’nun yardımcıları olan havariler fazla bir başarı elde edemezler ve sayıları ancak yüze ulaşır. Yahudilerin direnci nedeni ile Filistin diyarında başarıya ulaşamayan davet, Yunan diyarına kaydırılır ki, bu hem Hz. İsa&#8217;nın Yahudilere özel davetini genelleştirir ve evrensel olmayan mesaja yeni kuralların eklenmesine neden olur ve hem de Yunan tesiri ile tevhid dini Yunan mitolojisi içinde boğulur ve zamanla da bozulup kaybolur. Bu süreçte en etkin olan kişi de Pavlus&#8217;tur. Pavlus, fikri olarak Yunan etkisinde olan Tarsus&#8217;ta büyümüş Yahudi bir ailenin çocuğudur. Yunanca bilen ve Hz. İsa&#8217;yı hiç görmemiş olan Pavlus başlarda amansız bir Hristiyanlık düşmanı iken, ruhi bir buhran geçirir ve gördüğü rüya ile<strong> </strong>Hz. İsa&#8217;nın onu 12 havariler arasına kattığını, ondan talimat aldığını söylemeye başlar. Metin tenkitçileri Pavlus&#8217;a ait risaleleri inceleyince, ilk başta bir fikir karışımı ile karşılaşırlar. Yahudi fikirlerinin, yeni yorum ve putperest Yunan çevresinde yaygın bazı kavramların ve sonunda İncil hatıralarının ve Doğuya ait dini efsanelerin bir karışımıdır bu fikirler. Pavlus, İsrailoğullarına gönderilen bir mesajı bütün insanlığa yönelik evrensel bir çağrıya dönüştürmüş ve içeriğini de epeyce değiştirmiştir. “İsa&#8217;nın bu dünyayı terk ettiği an ile ikinci asrın yarısı arasında, yani bir yüzyılı aşkın sürede iki dini akım arasında geçen bir mücadeleye şahit olunmuştur. Bu iki akım, Paulcu (Pavlus) Hristiyanlık denebilecek Hristiyanlık ile Musevilik Hristiyanlığıdır. (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 93) “Kardinal Danielou’nun belirttiği gibi, deyim yerindeyse havarilerin çevresinde oluşan “Musevi-Hristiyanlık” (Judeo-chretienne) ve “Pavlus’un oluşturduğu Hristiyanlık” olmak üzere iki akım gelişmiştir.” (Mehmet Aydın, “Batı ve Doğu Hristiyanlığına Tarihi Bir Bakış”, Ank. Üniv. İlahiyat Fak. Dergisi, cilt: 27, s. 123) “İznik Konsili’nde Hristiyanların hemen hemen tamamının anlamadığı bir ‘amentü’ empoze edilmiştir. Bunu Konsil pederlerinin çoğunluğu da anlamamıştır. Sonuçta Hristiyanlık hem Yunanlılaştırılmış hem de Romalılaştırılmıştır.” (Garaudy, 20. Yüzyıl Biyografisi, s. 206, 208; Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 92) “Teslis inanışının doğuşu Hristiyan inancının eski Yunan Felsefesi ile harmanlanması sonucu olmuştur.” (Adnan Şensoy, s. 99) Hamdi Yazır: &#8220;Hristiyanlık şirkin bir tekamülünden ibaret kalmıştır.&#8221; tespitinde bulunmaktadır. (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 12) Zaten “Antikçağ Yunan mitolojisinde de Herkül, annesi insan babası ise Tanrı olduğu için yarı insan yarı Tanrı bir yaratık idi.” (Adnan Şensoy, s. 93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa&#8217;nın bildirdiği din, Pavlus&#8217;tan sonra bir de İmparator Konstantin&#8217;in elinde, ikinci bir dönüşüm yaşamıştır. (Adnan Şensoy, s. 88) Pavlus, peygamberlikle görevlendirildiğini ileri sürüyordu.” (Galatyalılara mektubunda, 1/11-12) “Tanrı, İsa&#8217;da bedenleşmiştir. Pavlus tevhidi Helen paganizmine boğdurup tanınmaz hale getirmiştir. Pavlus, Hz. İsa&#8217;yı ilahlaştırıp, boşalan yere kendisini oturtmuştur.” (Adnan Odabaş, s. 11) “Tanrı insan inancı, Roma imparatorluğu tarafından benimsenmişti.” (Adnan Şensoy, s. 75)  “Baba Tanrı imajının, Hristiyanlıkta ciddi bir ‘insan biçimli Tanrı’ inanışına (atropomorfizme) yol açtığı muhakkaktır. Bu durum daha çok eski Hint Avrupa kültürünün bir sızıntısıdır.” (Adnan Şensoy, s. 71, 72) Zaten “Yunan felsefesi, Hint Avrupa kültürünün izlerini taşımaktadır.” (Adnan Şensoy, s. 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pavlus, Roma İmparatorluğunda öğretisini rahatça yayabilmek için, zalim Roma idarecileriyle iyi geçinmeye, dahası düzenin yardakçılığını yapmaya büyük özen göstermiştir: “Herkes, altında bulunduğu yönetime boyun eğsin. Çünkü Tanrı&#8217;dan olmayan yönetim yoktur.” (Romalılar 13:1-7) Pavlus&#8217;un Romalıların şirk ve zulüm düzenini Allah&#8217;ın düzeni olarak görmesi ve dolayısıyla ona karşı çıkılmasını Allah&#8217;ın düzenine karşı çıkılması olarak kabul etmesi, dinin bir sömürü unsuru &#8220;halkın afyonu&#8221; (Marx, Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie, s. 24) olduğu görüşünün daha sonra ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sonuçta, özellikle IV. asırda Hristiyanlık ile Roma uzlaşma sağlamıştır. Beşinci asır, züht ve ruhban sınıfının ortaya çıkış asrıdır. Kiliseler ideal Hristiyanlığı yaşamak isteyenlere manastırların yolunu göstermiştir. Bu sayede toplum onların tesirinden de uzak tutulmuş olmaktadır. Devlet ile din ittifak yapar ve bunun neticesinde ‘papalık makamı da’ imparatorluğa benzer bir teşkilatlanmaya gider. İsa&#8217;nın geri dönüş inancı, zamanın devamlı ileri atılması ile lakayt bir hale dönüşür ve “zamanla tevhid dini mağlup olur.” (Charles Guignebert, Le Christianisme Antique, s. 190) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katolikler ve Ortodokslar  dahil çoğu Hristiyan, kutsal kitapların tanrı sözü olduğunu, katiplere yazdırıldığını, yazdıranın da tanrı olduğuna inanır. Tevrat 39, İncil 27 bölümden oluşur. Hristiyanlar, K. Mukaddesin tamamına (yani sadece İncil&#8217;e değil, Tevrat, İncil, Zebur üçüne birden) inanır. Yahudiler ise sadece Eski Ahit&#8217;e -Tevrat&#8217;a- inanır. Hristiyan inancına göre, Yeni Ahidi eski ahitten ayırmak mümkün değildir. Eski ve yeni ahit, kutsal ruhun esiniyle yazıldıklarından, bunların yazarı tanrıdır. (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB,  s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. Richard Friedman&#8217;a göre, ‘Tevrat&#8217;ı peygamber Yermiah ve havarisi Baruh ben-neriya yazmıştır.’ (Yahudi yayın organı Şalom Gazetesi: 13 Mayıs 1987) Tevrat’ı yazdığı söylenen Hz. Musa&#8217;nın, yine Tevrat&#8217;ta öldüğü ve gömüldüğü yerlerden bahsedilmesi de (Tesniye: 34/6: Rabbin sözüne göre; Rabbin kulu Musa orada, Moab diyarında öldü  ve Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü.) Tevrat&#8217;ın daha sonra yazıldığının kanıtıdır. “İlmi çalışmalar, Tevrat’ın çeşitli dönemlerde farklı yazarlar tarafından kaleme alındığını, metin üzerinde düzeltme, değiştirme ve ilaveler yapıldığını, metnin tek kişi yani Hz. Musa’ya nispet edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kutsal metinlerin belli şahıslara ait oluşuyla ilgili dini gelenek geçerliliğini yitirmiştir.” (Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni Yaşam Yayınları’nın bastığı İncil’de, “İncil’e göre, İsa Mesih’in kendisi ne bir kitap yazdı, ne de gökten kendisine bir kitap indirildi. Buna karşılık İncil’de İsa’nın, Tanrıyı bize açıklamak için dünyaya gelmiş olan ‘Tanrı Sözü’ olduğu belirtilir. (Yuhanna 1:1-18)” denmektedir. Daniel  Wickwire,<strong> </strong>“Kitap olarak İncil’i de İsa yazmadı. Onu kaleme alan kişiler, İsa’nın ‘bunun için tayin ettiği’ elçilerdir. Elçiler, ‘Kutsal Ruh’un denetimi altında’ yazarak tanık oldukları olayları ve ‘kendi anlayışlarını’ ifade tarzlarını birleştirerek Tanrı’nın istediği sözleri yazdılar. Esin (içten gelen duygu, düşünce) Tanrı’nın nefesidir. Kutsal Ruh ‘yanlışlık olmadan, her kelimeyi denetleyerek’ yazdırıyordu.” (Daniel Wickwire, Kutsal Kitap Değiştirildi mi?, s. 10) derken; Thomas Paine, “The Age of Reason” (Aydınlanma Dönemi) adlı eserinde, “Ahd-i Atik&#8217;in (Tevrat&#8217;ın) müstehcen hikaye&#8217;lerle, şeheviliklerle, gaddarlıklarla, intikamcılıklarla dolu sayfalarını okuduğumuzda bu kitabın Tanrı sözleri olmaktan ziyade, şeytan sözleri olduğunu söylemenin daha uygun olduğunu anlarız. Bu kitap(ları) Tanrı kitabı olarak benimsemeyi Yaradan&#8217;a (Tanrı&#8217;ya) karşı saygısızlık sayarım” demekte ve Lloyd M. Graham ise, “Deceptions and Myths of the Bible” (İncil&#8217;in Aldatıcı ve Efsanevî yönleri) adlı eserinde: &#8220;Kutsal Kitap gerçekten kutsal mıdır? Gerçekten Tanrının sözleri midir? Hayır! İncil&#8217;de kutsal olan bir şey olmadığı gibi bu kitap Tanrı sözleri de değildir. Bu kitap Tanrı&#8217;dan esinlenmis azizler tarafından değil fakat iktidara susamış (muhteris) papazlar tarafından yazılmıştır. İncil Tanrı sözleri değil fakat putperestlik dönemine ait kaynaklardan aşırılmış (şeylerle dolu bir kitap&#8217;tır).&#8221; demektedir. “Kudüs kitab-ı Mukaddes Okulu profesörlerinden Benoit ile Boismard&#8217;ın beraber yazdıkları &#8216;Dört İncil&#8217;in kaynaklarının topluca özeti&#8217; adlı eserde, “sözlü rivayetin uzun bir oluşum safhası geçirmesi sonunda meydana gelen sözler, bu sözler ilk zamanlardaki şekillerinin sahip olduğu sıhhate sahip olmadığını” ifade eder ve şöyle devam ederler: Bazı okuyucular İsa&#8217;nın sözlerinin İncillerde okuduğumuz gibi onun ağzından çıkmadığını fakat onları bize nakleden kişilerce ‘değiştirilerek çevreye intibak ettirildiğini’ öğrenince belki şaşıracak yahut rahatsız olacaklardır. Bu araştırmada, hayrete, hatta skandala yol açabilecek çok şeyler vardır.” (Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 129-130, 133) “Paris Katolik Enstitüsü profesörü Kannengiesser, “İncillerin İsa hakkında naklettiklerini &#8216;artık zahiri manalarına göre anlamamak gerekmektedir.&#8217; İnciller &#8216;belli şartlar veya mücadele dolayısıyla yazılmış kitaplar&#8217; olup, müellifleri mensubu bulundukları &#8216;toplumların İsa’ya dair sözlü rivayetlerini yazıyla tespit etmişlerdir.” (Bucaille, s. 90) demektedir. İncil’in içindeki çelişki ve yazılımının kesin kanıtlanamaması sonucunda “Hristiyanlar, imanlarının Kutsal kitabın ‘doğruluğuna değil’, İsa Mesih’in yaşamı, ölümü ve ölümünden sonra dirilmesi üzerine kurulduğunu” ve “saygınlığı olan hiçbir Hristiyan yetkili de Kitabı Mukaddes’in Tanrı tarafından indirildiğine ve teker teker peygamberlere yazdırıldığına inanmadığını” (John Gılchrıst, Kur’an İle Kutsal Kitap Arasında Karşılaştırmalı Bir İnceleme, s. 13) artık açıkça ilan etmektedir. Tabii, bu konuda da Hristiyanlar arasında bir birlik yoktur! Mesela, John Gilchrist tarafında yazılan kitabın adı “Evet! Kitabı Mukaddes Tanrı sözü’dür.” şeklindedir. (Müjde yayıncılık, İstanbul, 1993) Tabii bu ‘Tanrı sözü’ olan kitaptaki çelişki ve yazımındaki itirazlara açıklama gayretine girilen bu eserde (Gilchrist, s. 138-219) oldukça zorlamalara gidilmiş, ‘Yazıcıların yanlış rakam yazmaları’ (Gilchrist, s. 97, 140, 145, 148) ve ‘kopyalama esnasındaki yazıcılara’ ait hataların varlığı kabul edilerek çelişkilerin varlığını dolaylı olarak itiraf edilmektedir! Bu bakış açısına göre doğal olarak da yazar, İnciller arasında farklı rakamların olmasını “pek fazla önemi yoktur.” (Gilchrist, s. 145) diye önemsenmez göstermeye çalışmaktadır. Aynı savunmayı bir ilde buluştuğumuz iki misyonerde benzer açıklamalarla tarağıma yapmış idi! Kısaca, Kutsal kitap insan yazması olarak ‘yazımından içindeki çelişki ve müstehcenliğe dek’ sorunlarla doludur! Yine Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği İncil de günümüzde elimizde bulunan İncil değildir. Bunun en büyük delili yine İncil&#8217;de bulunmaktadır. “İsa, Tanrının İncil&#8217;ini tebliğ ederek Galile&#8217;ye gelir.&#8221; (Markos, 1/14) Günümüzde ise tebliğ edilen bu İncil değil, 4 yazarın farklı İncilleri elimizde bulunmaktadır. Sonuç itibari ile, “Evet, Kitap-ı Mukaddes (İncil ve Tevrat) insan eseridir. Bazı kimseler, neden olduğunu anlamadığım sebeplerden ötürü bunu inkar etmektedir. Kitab-ı Mukaddes, insanların dimagında teşekkül etmiş, insanlar tarafından, insan dili ve insan eli ile yazılmış ve tamamen ‘insan karakteri taşıyan’ bir eserdir.” (Moody İncil Enstitüsünden Dr. Grahamn Scroggie, İncil Allah kelamı mıdır?  s.17)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Elleriyle kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için, “Bu Allah’ın katındandır” diyenlere yazıklar olsun!” (Bakara, 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14666" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/342634577.jpg" alt="" width="255" height="268" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyan siteden bir alıntı: “Kore’deki Aziz Nikolaos Manastır Kilisesi: Rab’bimiz sağ eliyle kutsamakta ve diğer eliyle ‘İncil’i tutmaktadır.’ Yüksek noktaya çizilmiş Rab’bimiz İsa, kesintisiz olarak dünyayı kutsamakta, kiliseye gelen insanlara Tanrı’nın bereketiyle Efendimiz’in öğretileri uygulanırsa kurtarılacaklarını belirtmektedir.” Hz. İsa hangi İncil&#8217;i tebliğ ediyor, anlatıyordu? Matta&#8217;yı mı, Luka&#8217;yı mı, diğerlerini mi yoksa 300 sene sonra yasaklanacak İznik konsülünün reddettiği İncil&#8217;leri mi? İncil metinleri doğrudan tarihsel dokümanlar olmayıp, İsa&#8217;ya ilişkin hikayelerin, kilise tarafından şekillendirilmiş metinleri olduğu gerçeği ortadadır. (M. Borg, A new vision, s. 15) İncil metinlerindeki İsa, ilah oğul İsa&#8217;dır. Bu İsa figürünün, Filistin&#8217;de yaşayarak halkı Musa&#8217;nın öğretilerini çağıran İsa ile bir ilişkisi yoktur. (P. M. Casey, From Jewish Prophet to Gentile God; Ş. Gündüz, Pavlus, s.121-201) Tarihsel İsa, İncil&#8217;in İsa&#8217;sı kesinlikle değildir. (Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 233) Günümüzdeki İncil şu an Hz. İsa&#8217;nın hayatını anlatır. “Bütün İnciller biyografilerdir, Hz. İsa&#8217;nın hayat hikayeleridir.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 53) “İncil, ne Kur&#8217;an ne de hadis külliyatlarına benzer, olsa olsa siyer kitaplarını andırır, hatırlatır.” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 8) Peki Hz. İsa insanlara neyi anlatıyordu, kendi hayat hikayesini mi, doğumunu mu? Asıl soru: Matta&#8217;ya göre İncil var da, İsa&#8217;ya göre İncil neden yok?! “İncil&#8217;in asıl dili İbranicedir. İsa ve havariler bu dili konuşuyorlardı.” (J. Dheilly, Dictionnaire Biblique, Arameenne maddesi, s. 79) “Hz. İsa Aleyhisselam Arami dilini konuşuyordu ama en eski İncil, Yunancadır. Yunanca tercümelerin doğru olup olmadığını kontrol edecek Aramice bir metin de yoktur!” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 10) Zaten “Elimizdeki İnciller de, asıl İncillerin tercümelerinin tercümeleridirler.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 18) Kitabı Mukaddesin bilinen ‘en eski İbranice metni, MS 9. asra’ aittir. Günümüzde içeriğindeki farklılık ve çelişkiler dışında, her Hristiyan mezhebi, aynı dili konuşsalar da, ‘aynı tercümeyi değil, mezheplerine göre yapılmış ayrı ayrı tercümeleri’ okumaktadırlar.  Hz. İsa, teslise göre Tanrı’nın üç kimliğinden biri ve Tanrı’ya eşit ise, kendinden üstün bir otoriteden direktif alan bir emir kulu gibi, &#8220;O beni gönderdi, Tanrı sözünü duyurayım. Tıpkı bana öğrettiği gibi konuşuyorum&#8221; (Markos 1:29-39; Yuhanna 8:28-29) demezdi. Sözlerini insanlara duyurmak için gönderen bir Tanrı varsa ve kendiliğinden konuşmuyorsa, duyurduğu bu ‘Tanrı Söz’leri de apaçık vahiy (Tanrı’dan alınan sözler) olmaktadır. Gerçekte olan şuydu: Hz. İsa, kendisini gönderen Tanrı’nın Buyruklarını/Müjdesini insanlara duyurmakta idi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Matta İncil’i: 65 yılında yazıldığı kabul edilir. Markos İncil’i: 63-70 yılları arasında yazıldığı kabul edilir. 65-70 arası diyenler de vardır. (A. Robert ve A. Feuillet, Introduction, II/227) Katolik din adamlarından Roguet&#8217;ye göre, Markos, acemi bir yazardır. (A. M. Roguet, Initiation a l&#8217;evangile, s. 60) Luka İncil’i: Luka, genç yaşında Pavlus&#8217;u tanımış ve ondan ayrılmamıştır. Bu İncil, Yunan asıllı olmayan Hristiyanlar için yazılmıştır. Müşrikleri cezbedecek hikayeleri en göze çarpacak şekilde sergiler. Şer’i/dini hükümlerden bahsetmez. Yuhanna İncil’i: 90-110 yılları arasında yazılmıştır. Havari Yuhanna&#8217;ya ait olduğuna dair şüpheler vardır. (W. Durant, The Story of Civilization II, s. 208; E. Royston Pike, Dictionnaire des religions, s. 173-174; Ayrıca eski Hristiyan, mühtedi Müslüman M. Bucaille ve Encyclopedia Britannica da bu görüşü savunur.) Bu İncil 96 yılında, İsa&#8217;nın tanrılığını kabul etmeyenlere karşı, &#8216;öteki İncillerden farklı olarak Mesih&#8217;in ilahi tarafını anlatmak için yazılmıştır.&#8217; (A. Şelebi, el-Mesihiyye, s. 179-180) Yuhanna diğer İncillerden farklıdır. Bu İncil&#8217;de sadece kendine özel hikayeler anlatılır. Dirilen İsa&#8217;nın görülmesi gibi. Bu hikaye, Yuhanna inciline ‘sonradan eklendiğine dair ittifak olan’ 21. bölümde yer alır. “Markos, Matta, Luka ve Yuhanna İncilleri 70 yılından itibaren 110 yılına varmayan bir tarih arasındaki dönemin ürünleridir. En son, Yahudi isyanının vuku bulduğu 140 yılına kadar Musevi Hristiyanlık kültürel yönden yine kendi egemenliğini koruyacaktır. Paul, İsa&#8217;yı sağlığında görmediği halde, İsa dirildikten sonra kendisine Şam yolunda göründüğünü iddia ederek görevine meşruiyet/yasallık kazandırmıştır. Culmann, &#8220;Markos, Matta ve Luka İncil kadrosu, tarihi bir dayanaktan yoksun, tamamen edebiyat üründen kitaplardır.&#8221; demektedir. İncil yazarları, kişisel görüşlerine uygun düşeni İsa&#8217;ya söyletirken, İsa&#8217;nın sözlerini bizlere, kendilerinin mensup oldukları toplumların zihniyetini yansıtacak biçimde rivayet etmektedir.   Matta ve Luka, İsa için farklı soy kütükleri verirler. Yuhanna&#8217;nın İncil&#8217;de verdiği haberlerin tarihi değeri, çok defa reddedilmiş durumdadır. Culmann, &#8216;Yuhanna&#8217;ya yol gösteren, onun teolojik hedefleridir.&#8217; yorumunu da yapmaktadır.” (Bucaille, s. 97, 102, 117, 123) Zaten, “Resmi dört İncil müellifleri, anlattıkları olayların görgü tanıkları da değildirler.” (Bucaille, s. 14, 387) Dolayısı ile aşağıda vereceğimiz çelişki örnekleri karşısında “Çoğu kez Hristiyanlar, şaşa kalırlar. Zira kendilerine İncil müelliflerinin, İncillerde hikaye ettikleri olayların görgü tanığı oldukları hususunda emin olmaları tekrar tekrar söylenmiştir. (Bucaille, s. 158)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arthur Jeffery, &#8220;Hristiyanlar İncil&#8217;e değil bizzat İsa&#8217;ya önem verip İncil&#8217;e ikincil derecede baktılar. ‘İncil yazarları da İncilleri kutsal metin olacak niyetiyle’ yazmamışlardı.&#8221; (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 77) İnciller inanç esaslarının oluşumundan sonra yazılmıştır ve bu durum büyük problem oluşturmaktadır. ‘Normalde İncillerin Pavlus&#8217;tan önce olması gerekirdi. Yani din, İncil&#8217;e göre yapılanmalı idi. Halbuki bunun aksi olmuş ve önce Pavlus çalışmaları ile inanç esaslarını büyük ölçüde ortaya çıkartmış, daha sonra İnciller, onlar göz önüne alınarak kaleme alınmıştır.’ Katolik İncil araştırmacısı A. M. Roguet bunu şöyle ifade etmektedir: &#8220;Katoliklere göre İnciller Kiliseden ortaya çıkmıştır, yoksa Kilise, İncillerden doğmuş değildir.&#8221; (Initiation a L&#8217;evangile, s. 22) Pavlus&#8217;un risaleleri 52-63 yılları arasında yazılmıştır. Halbuki en erken İncil’in 63&#8217;te yazıldığı ileri sürülür. Yani “Pavlus ve fikirleri İncilleri etkilemiştir.” (Papaz Paul Ilyas, Yesu&#8217;ul- Mesih, s. 18) Ayrıca aynı konu hakkında neden 4 İncil vardır? Halbuki gerek Kur’an gerek İncil&#8217;de, tek İncil&#8217;den bahsedilmektedir. (Markos, 1, 14; Romalılar risalesi, 1,10,16,15,19; Matta, 4,23) Hristiyanlığın ilk asrında çok fazla olan bu İnciller önce 70&#8217;e sonra 4&#8217;e indirilmiş, geri kalanlar apokrif  (kanonik yani, ‘dini otoritelerce genel kabul’ görmüş ‘olmayan’) metin sayılmıştır.<strong> </strong>İznik konsilinin bile bire indiremediği bu 4 İncil arasında farklar, fazlalık ve eksiklikler mevcuttur. Müslüman olup Abdulehad Davud adını alan eski Hristiyan din bilgini şöyle demektedir: “Bu dört İncil, 325 yılında konsil tarafından resmen kutsal ilan edilir. O tarihten önce bunlardan hiçbiri Kilise ve Hristiyanlarca tamamen onaylanmış değildi. Yeni Ahid&#8217;i (İncil’i) seçenler,<strong> </strong>iki bin delegeden çoğu uzaklaştırıldıktan sonra geri kalan 318 kişi olup,  bu kişiler İsa&#8217;yı tanrı ilan etmişlerdir.” (A. Davus, el-İncilu ve&#8217;s-salib, s. 26) “İncil, yazarlar tarafında kaleme alınmış ancak tanrı, yazarların yaptığı işin sorumluluğunu üstüne almıştır. İçerik bakımından birbirini tutmayan yazılı metinler, İznik konsili ile elemeye tabi tutulmuştur.” (Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 31) Bu azınlık, imparatorluk gücü ile bu inancı kabullenmiş ve etrafa empoze etmiştir. İlk konsiller, papa tarafından değil imparatorlar tarafından şekillendirilmiştir. (Rene Metz, Histoire des consiles, s. 13; Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 101) İznik, İstanbul, Efes, Kadıköy, İstanbul II, İstanbul III, İznik II, İstanbul IV, Trente, Vatikan, Vatikan II şeklinde birbirini takip eden konsiller yapılmıştır. Her yapılan konsil ile yeni inançlar eklemiş veya çıkarılmıştır: Günahları papazların affetmesi, Papa&#8217;nın yanılmazlığı, Meryem&#8217;in asli günahtan uzak olması, İsa&#8217;nın Yahudilerce değil de Roma valisi tarafında öldürülmüş olması, Endüljans (Ortaçağ Avrupası&#8217;nda, ölümden sonra cennete gitmek için Papa&#8217;nın sattığı af belgesi) gibi. Vatikan, II. Konsili ile, &#8216;Dört İncil, aslına uygun olarak nakledilmektedir.&#8217; kararını resmi görüş olarak ilan etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlar Helenistik dünyanın şirkinden etkilenerek ‘tanrıyı yere’ indirmişlerdir. </span><br /><span style="color: #000000;">“Yıllar süren titiz araştırmalardan sonra, Hristiyanlığın geleneksel  tarihinin en iyi ihtimalle ümitsiz bir şekilde yanlış olduğu ve en kötü ihtimalle bir sürü yalan olduğu sonucuna varmıştık. Kanıtlar, bizim, düşünülemez olanı düşündüğümüzü gösteriyordu. ‘Hristiyanlık birinci yüzyıldaki bir Mesih kültü değil, antik Pagan gizem dininin Yahudi bir uyarlamasıydı.’ Tarihsel bir İsa’nın var olmuş olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamadık.” (Timothy Freke, Peter Gandy, İsa ve kayıp tanrıça, s. 17) Hristiyan iken sonradan Müslüman olan Paris Tıp Fakültesi&#8217;nde Cerrahi Kliniğini Başkanı Prof. Maurice Bucaille de, “Hristiyanlık, İbranice Kitabı Mukaddes&#8217;e bazı ekler yapmak suretiyle onu kabul etmiştir.” (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 8) demektedir. “Yunan felsefesi ve Roma hukuk&#8217;u, İncil&#8217;i, gerçeği temsil edemeyeceği bir hale dönüştürmüştür.” (Alfred E. Sarvie, Encyclopedia of Religion and Ethic Vol. 5, p. 634) “Yahudi olmayan Roma vatandaşları, pagan kültürüne sahip idi.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 88) “1000&#8217;li yıllardan itibaren de pagan inançları Hristiyanlaştırılmıştır.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 106) Davenport: “Eski putperestliğin ilahlar grubu yerine, şehitler ve azizlerden meydana gelen bir kalabalıktan oluşan yeni bir olimp ortaya çıkmıştı.” (A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 223) &#8220;Saul isimli Tarsuslu Yahudi (Yani Pavlus) biraz paganizm, biraz Roma geleneği ile ortaya karma bir din çıkarıyor. Domuzu, şarabı, faizi helal kılan da o. Sünneti kaldıran, Papa’yı kutsayan o. Katolizm, Hristiyanlık adını alarak böyle doğdu ve Roma’nın ‘resmi din’i oldu. Ondan sonra Roma, daha önce kendini pagan kültüre göre kutsarken artık Hristiyanlık adına kutsamaya başladı. Hristiyanlık, bugün artık ‘kültürel bir aidiyet’ten başka bir şey değildir. Ruhaniyetini kaybetmiştir. Seremoni/tören ve ritüel/ayinlerden ibaret bir gelenekten söz ediyoruz. Yahudilik zaten kendini ırkına hapsetmiş bir başka gelenektir.” (Abdurrahman Dilipak, Yeniakit, 21 Haziran 2016) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlığın vahiy anlayışı İslam&#8217;ınkinden çok farklıdır. Orijinal vahyin korunamaması durumundan dolayı daha esnek ve gevşek bir vahiy inancı benimsenmiştir. (Esinlenme) Bir taraftan &#8216;metinler tanrı sözü&#8217; kabul edilirken, diğer taraftan &#8216;İncil yazarlarının hürriyetinden, kendi kültür seviyelerine göre vahyi aktarmalarından, tanrının bu özel kültür vasıtası ile sesini işittirmesinden&#8217; bahsedilir! Meşhur bir Hristiyan alimi olan &#8216;Yesuu&#8217;l-Mesih&#8217; kitabının yazarı Pavlus İlyas, İncil yazarlarının hatalarından, gafletlerinden bahsetmektedir: Markos, Matta ve Luka gibi yanlış anlamaz. Luka, Matta ve Markos gibi yanlış anlamaz.&#8221; (P. İlyas, Yesûu&#8217;l-Mesih, s. 27-28; A. Şelebi, el-Mesihiyye, s. 180) “İnciller bağlantısız ve zıtlıkların giderilmesi imkansız gibi görünen edebiyat manzumesidir.” (Bucaille, s. 126)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnciller tanrı esinlemesi mi konsillerin seçmesi mi? Daniel Wickwire’in ‘Kutsal Kitabın Değişmezliği’ adlı kitapta, “Roma Katoliklerinin ağırlığını ortaya koymasıyla Trent Konsili’nde Latince Vulgata’nın tek otantik nüsha olarak kabul edilmesi üzerine, Katoliklerle Doğu Ortodoksları arasında ayrılık meydana gelmiştir. Doğu Ortodoksları, otantik nüsha olarak Septuagint’i kabul etmiş, reform yanlısı Protestanlar ise, Eski Ahid kısmı olarak, Yahudi versiyonunu esas almışlardır.” diye yazmaktadır. Tabii yazar, her üç Hristiyan mezhebinin de farklı farklı bölümlerden oluşan 3 ayrı İncil&#8217;e inandığını da eklerse, şu ayeti nasıl yorumlayacaktır acaba? “Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (Vahiy 22: 18-19) Sadece Tevrat üzerindeki farklılıkları açıklayacak olursak: Tevrat’ın son 6 kitabı konusunda MS 1612 Kudüs konsilinde Ortodokslar Katolikler’den farklı olarak 4 bölüm daha ilave etmektedir. Bu 6 kitap Katoliklerde 13 bölümden, Ortodokslarda ise 17 bölümden oluşur. Bunun sebebi, Ortodoksların Tevrat olarak, kendi dillerinde Yunanca ilk tercüme olan, yine 45 bölümden oluşan Septuagint’i esas almalarıdır. Bu durumda Katolikler, kendi dilleri Latince’ye tercüme edilen ve Yahudilerin Tevratı ile uyuşmadığı için çıkarılan (Ortodoksların kabul ettikleri) 4 bölüm hariç, 45 kitaptan oluşan ve Vulgate adını alarak yeniden düzenlenmiş olan, Kutsal Kitaptaki Septuagint’i esas almış olmaktadır. Bu durumda Katolikler ve Ortodoksların Tevrat Kanonu, Protestanlardan 6 kitap daha fazla olmaktadır. Protestanlar ise bu 6 kitabı bütün bölümleriyle reddetmektedirler. Sonuçta Protestanların kutsal kitabı 66 bölüm (Tevrat 39, İncil 27 bölüm), Katolik ve Ortodoksların ise 72 bölümdür. (Tevrat 45, İncil 27 bölüm) Ayrıca Katolikler ve Ortodoksların, Protestanlarla olduğu gibi kendi aralarında da (6 kitap arasındaki 4 bölüm) farklılıklar bulunmaktadır. Yine Daniel Wickwire, ‘Apokrifa Kitapları Nedir?’ adlı çalışmasında, “İncil’de, İsa ve elçileri tam 2.559 kez Tevrat, Zebur ve peygamberlerden alıntılanma vardır. Bunlardan hiçbiri Apokrifik bir kısımdan alınmış değildir. Mesih ve elçileri Apokrifa hakkında bilgi sahibiydiler, fakat İsa ve elçiler Apokrifa yazılarından bir kez bile alıntı ya da aktarma yapmamışlardır. Bu yazılarla ilişkisi olan bir peygamber bile yoktur ve bu kitaplar Tanrı esini olarak asla kabul edilemez. Erken dönem kilisesindeki misyonerler, Grekçe konuşan dünyada misyonerlik yaparken, Grekçe yazılmış olan Septuagint’ten alıntılar ve daha sonra Yahudiler tarafından kanon dışı olarak tanımlanan kitaplardan da alıntılar yapmaktan ve bunlara referans vermekten çekinmediler. Örneğin, kanonik İncil’deki Yahuda 14-16, apokrif Enok kitabından (Enok 1:19) alıntı yapmaktadır. Yakup 1:19, Sirak Kitabı 5:11 ve İbraniler 11:37’de, Apokrif The Martyrdom of Isaiah’ta (işaya’nın şahadeti) bulunmaktadır. Yuhanna’ya göre İncil’deki 7:38 ile Yakup 4:5’in kaynakları bilinmemektedir. (The New Catholic Bible) Bu sözler’in hiçbir Eski Ahid kitabında olmadığını belirtmektedir. Yine ayrıca &#8220;Tomas İncili dünya üzerinde bulunan kitaplar arasında Hz. İsa’nın sözlerini en doğru ve en eski yazılmış tek kitaptır.&#8221; görüşü resmi Katolik görüşü iken, diğer İncillerin esinti kaynağı ne peki diye sormamız gerekmez mi? Yine İncil&#8217;de, farklı İncil nüshalarına karşı mücadele izleri vardır: 10. Bölüm, Pavlus&#8217;un Korintlilere ikinci mektubu: 11. Bölüm, 4. ayet: Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsa’yı tanıtanları pekala hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“325 senesinde İznik&#8217;te bir sürü kitap ile insanlar toplanıyor ve hangisinin ilahi vahiy eseri olabileceğine karar veriyor. Seçilen dört kitap ise birçok hususta birbirinden ayrıdır, biri diğerine uymamaktadır. İlk orijinal nüshaları da elde bulunmamaktadır.” (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 120) “En eski el yazması İncil&#8217;in tarihi II. yüzyıl başlarıdır ve bu, İncil&#8217;in çok küçük bir parçasıdır.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 45) “325 yıl boyunca, standart bir kutsal kitabı olmayan Hristiyanlar, İznik Konsili’nde bu konuyu da bir sonuca bağlamıştır. İlk kuşak Hristiyanlar 4 İncil&#8217;den açık ve seçik bir biçimde söz etmemektedir.” (Adnan Şensoy, s. 94) “Hz. İsa&#8217;nın dili İbranice ise de, Hristiyan kutsal metinleri Yunanca yazılmıştır.” (Adnan Şensoy, s. 100) “İsa, Aramca ya da İbranice konuşmuştur, ancak İnciller Yunanca yazılmıştır.” (Adnan Odabaş, s. 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ve akla takılan bazı sorular: Binden fazla Ruhani ve yüzlerce İncil’in toplanıp tartışıldığı ve ancak 318 ruhani liderin kararı ile seçilen 4 İncil’in doğru kabul edildiği İznik konsiline kadar geçen 325 yılına dek yaşayan Hristiyanlar kafir mi idiler? O 4 İncil dışındakilere iman edenlerin durumu nedir? Ya 700’den fazla dini liderin savunduğu görüş ve kitaplar, onların yolundan gidenlerin hali ne olacaktır? Tek tanrıya inanan Airus’u kim öldürmüştür? Konsüle baskı ile 4 İncil kararını aldıran ve eski putperest öğeleri içinde barındıran bu yeni inanışın temellerini attırtan Roma imparatoru Kosttantin’in, Kayseri Piskoposu olan ve tarihçilerin sultanı olarak adlandırılan Eusebius tarafından dile getirilen ‘Kosttantin’in mecusi olduğu ve ancak ölürken vaftiz edildiği’ görüşüne Hristiyan din alimleri ne diyeceklerdir? Günümüz İncil’lerinin sağlamlık yönünden bırakın Kur’an’ı, hadislerle bile boy ölçüşemeyeceği görüşünü dile getiren Batılı yazarlara Hristiyanlar ne cevaplar vereceklerdir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İnanç esasları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tecessüd (incarnation) inancı: Tanrının bedenleşmesi, cisim olarak maddileşmesi konusu Yuhanna 1,1-1,14&#8217;de: &#8220;Kelam  eden olup aramızda yaşadı.&#8221; ifadeleri ile bulunur. (Hristiyanlığa göre Hz İsa, baba tanrının konuşma sıfatının et kemik bulmuş halidir.) Diğer üç İncil&#8217;de bu konuda bir delil yoktur. Sadece Pavlus&#8217;un mektuplarında buna benzer ifadeler vardır. (I. Timoteosa, 3, 16; İbranilere, 2,15) W. Durant&#8217;ın dediği gibi Yuhanna İncil&#8217;i, &#8216;Peşin bir fikirle hareket etmektedir. Diğer üç İncil&#8217;e muhaliftir. Araştırmacılar bu eserin Yuhanna&#8217;ya ait olmadığını ileri sürer.&#8217; (Durant, The Story of Civilization XI, s. 209) Bu cisimlenme konusunda 1977 yılında Londra&#8217;da İlahiyat Fakültesi profesörlerinden altı kişi (Don Cupitt, M. Goulder, L. Houlder, D. Nineham, M. Wiles, F. Young) ortaklaşa bir eser yazarlar: The Myth of God Incarnate (Tanrının cisimlenme efsanesi) Özetle, İsa&#8217;nın tanrının seçtiği bir insan olduğunu, bunların birbirine karıştırılmaması gerektiğini, teslisin bir şiir ve mitoloji gibi algılanması gerektiğini sonucuna ulaşılır. (New York Time, 27 Şubat 1978) Kitabın yazarlarından Birmingham Üniversitesi teoloji profesörlerinden John Hick, İsa&#8217;nın, tanrının cisimlenmiş hali olması iddiası ile Buda&#8217;nın Budist felsefedeki konumunu kıyaslar ve Buda&#8217;nın Mutlak Hak ile birleşmesi ile İsa&#8217;nın tanrı ile bir olduğu iddiası arasındaki bağlantıya dikkat çeker. Kitabı Mukaddes’te cisimlenme inancının tek geçtiği yer, Yuhanna, 1,4 cümlesidir. Resullerin işlerinde ise, İsa&#8217;nın tanrı olmadığı, seçkin bir kul olduğu ifade edilmektedir. Kesin olan tek şey, İsa&#8217;nın bir anneden doğduğu ve diğer insanlar gibi bir hayat sürdüğüdür. E. Renan da, İsa&#8217;nın tanrı ile bir olduğunu iddia etmediğini, ilk üç İncil&#8217;de de buna dair bir kanıt olmadığını söylemektedir. (Renan, İsa&#8217;nın Hayatı, s. 183) H. G. Wells de, Pavlus&#8217;un İsa&#8217;yı ne gördüğü ne de ondan bir mesaj aldığını, Yahudilik ve Mitra dinlerini çok iyi bilen Pavlus&#8217;un birçok fikirleri Hristiyanlığa naklettiğini, İsa&#8217;nın kendini kurban etmesinin ise daha önceki milletlerde görülen kurban tanrı inançlarından alındığını söylemektedir. (A. Short History of the World, s. 170-178) Yani özetle, “O zamana kadar ilahlar topluluğuna inanmış olan insanların Hristiyanlığı daha kolay kabul edebilmelerini sağlamak için dinde değişiklikler yapılmıştır.” (Ali Ömer, Hristiyanlığı terk ederek İslamiyet’i kabul edişimin sebepleri, s. 15) Şirk dolu ortamda Pavlus’un, İsa&#8217;nın tanrılığı fikri rahatlıkla kabul görmüş ve ilk üç asırda baskı altındaki bu din aslını  değiştirilmiştir. Arius, &#8216;Tanrı yalnız babadır, oğlu mahluktur.&#8217; görüşüne sahipti. “Ama Konsilde 2048 din adamından 318 delegenin dediği kabul edilir.” A. Davud haklı olarak sorar, &#8216;Luka, işlerin şiddetlendiği her zaman Ruhu’l Kudüs’ün inip din adamlarını yöneteceğini yazıyordu, Acaba neden İznik Konsiline inmemiştir?&#8217; (el İncilu ve&#8217;s-salib, s. 32) Sonuçta Arius ve bazı din adamları öldürülür ve imparatorun baskısı ile şu karar alınır: &#8216;İsa hak tanrıdır, her şeyi yaratan baba ile aynıdır, eşittir.&#8217; Dikkat çeken bir husus da baba ve oğuldan bahsedilen bu metinde Ruhu’l Kudüs&#8217;ün tanrılığından hiç bahsedilmemesidir. Ancak 381 yılında Ruhu’l Kudüs teslise ilave edilir. (A. Hatib, el-Mesih, s. 251-252) 533&#8217;teki konsil ile nihai sonuca ulaşılır: &#8220;Üç parçadan oluşan tek tanrıya tapınılmalıdır.&#8221; (D. Masson, Le Coran et la revelation judeo-chretienne, I/90) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Teslis</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Üçleme” anlamındaki teslis kelimesi, İslam geleneğinde Hıristiyanlığın üç unsurlu (baba-oğul-kutsal ruh) ilâhlık anlayışını ifade eder. (DİA, Teslis maddesi) “Havarilerin tebliğinde teslis yer almaz.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 98) Hristiyanlarca yazılan eserlerde, tanrının sıfatları da açıkça yer almamaktadır. (About the Myth of God Incarnate, s. 29) “Pavlus&#8217;un tavrında ısrarı, İsa&#8217;nın gerçek havarilerini ve bağlılarını öfkelendirmişti ve bunları, kutsal kitabında da (Elçilerin işleri, 21 /17- 40) anlatıyordu.” (Adnan Şensoy, s. 82) Teslis, büyük ölçüde “Kahramanları tanrılaştırma” kültürünün yansımasından başka bir şey değildir. İsa’dan bin yıl önce Hindistan’da Brahma-Vişna-Şiva şeklindeki teslis, yine ayrıca  MÖ 331’de İskenderiye’de Sirabis-İzis-Horus üçlemesi bir inanç şeklinde eski Mısır, Asur, Babil, İran, Hint, Çin gibi ülkelerde yaygın olarak bulunmakta idi. (A. Şelebi, Edyanul âlemil kübra, s. 18; el-Mesihiyye, s. 144, A. Short History of the World, s. 166) İskenderiye’de ise ortaya çıkan Yeni Eflatunculuğun kurucusu Plotin de ‘tek-akıl-nefs’ üçlemesi yapıyordu. İskenderiye okulunun temsil ettiği Yunan felsefesini iyi bilen Pavlus Hristiyan dinine girince, tevhid dini olan Hristiyanlığı teslis dinine çevirmiştir. Luka zaten Pavlus&#8217;un yoldaşı idi. Matta ve Yuhanna&#8217;ya isnat edilen İnciller de Pavlus&#8217;un öğrencileri tarafından yazılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hatta Katolik yorumcuları, &#8220;günahların bağışlanması” ifadesinin bile Pavlus tarafından İncillere ilave edildiğini belirtmektedirler. (P. Benoit, M.E. Boismard, Synopse des quatre Evangiles, s.11, 385)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Havariler İbranice konuşurlardı ama bu İnciller latince yazılmıştır. Markos incilini yazan kişi ise, Pavlus&#8217;a bağlı dualist bir Yahudi filozoftu. (Ali Çankırılı, Batıda İlmi Skandallar, s. 180) Mezopotamya dahil birçok yerde bir takım tanrılara inanılırdı. Temmuz, Mitra gibi. Bunlar bir mevsimde ölür başka mevsimde dirilirlerdi. ‘Bunlar birçok yönden insana benzer tanrılardı.’ Ayrıca mesela, Frigya tanrısı Attis için din mensupları mistik bir yemeğe katılır ve sonra şöyle derlerdi: Sendurdakileri ‘yedik’, sancdakileri ‘içtik’, böylece Attis&#8217;e uyanlardan olduk.&#8221; Bazı deliller göstermektedir ki bu iki alete konan yiyecekler ‘ekmek’, kutsal balık eti ve ‘şarap’ idi. Attis ‘buğday’ı temsil ederdi. “Ele verildiği gece, Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.”  Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.” (Korintliler/11, 23-26) Teslis tabiri ilk kez Antakyalı Theophile tarafından kullanılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kutsal Ruhun tanrılığı 381&#8217;de İstanbul&#8217;da toplanan konsilde karara bağlanmış, böylece Teslis (Trinite) inancına ulaşılmıştır.” (Adnan Şensoy, s. 95)  Kilise, kurumsallaşmış İsa&#8217;dır. (Adnan Odabaş, s. 13) “325 İznik Konsilinde baba ve oğul aynı cevherden ilan edilirken,  533 yılında toplanan Konstantinopolis Konsilinde ise 3 unsur tek tanrı inancı kabul görür.” (D. Masson, Le Coran, I/90) Teslis büyük ölçüde kahramanları tanrılaştırma şeklindeki yaygın şirkten kaynaklanmıştır. MÖ. 331&#8217;de İskenderiye&#8217;de ‘Sirabis-İzis-Horus’ üçlemesine tapılırdı. Bunlar ayrı ayrı tanrı kabul edilmiyor, ‘tek tanrının üç durumu’ olarak kabul ediliyordu. (H. G. Wells, A. Short History of the World, s. 166) L. Gautier ve birçok araştırmacı, Hristiyan teolojisinin Yunan felsefesinden ve özellikle Yeni Eflatunculardan fazlasıyla etkilendiklerini söyler. (el-Medhal ila D. F. İslamiyye, s. 93) Eğer üçlü tanrı inancının tanıtılması gerekiyorsa, aslında bunu bizzat İsa&#8217;nın yapması gerekirdi ve sonrakilere bırakmazdı. Halbuki O, “Çekil şeytan, Yalnız Allah&#8217;a kulluk edeceksin.’ diye yazılmıştır” (Matta, 4, 10) demekte idi. A. Davud, Hristiyan tanrılarının hiçbirinin tek başına kamil, mükemmel olmadığını, bunun da bir noksanlık işareti olduğunu ifade eder. (el- İncil, s. 21) Bu üç parçadan biri nasıl olmuşta Meryem&#8217;in karnına girmiş, insan şeklini almıştır? Bu çokluğa delil olmaz mı? (el- Hatib, el-Cevabus-sahih, II/ 37) Halbuki “Hiç kimse, iki efendiye kulluk edemez!” (Matta, 6-24) “Hz. İsa&#8217;nın çarmıhta öldürüldüğü de kabul edildiğine göre, o ölü iken kainatın devam ve bekası, tanrısız/eksik tanrı ile nasıl mümkün olabilmiştir?” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 9) Ayrıca Baba tek başına tanrı değildir, ancak diğer iki parçaya izafe ile tanrıdır. Bir çocuk gibi ihtiyaçları olup büyütülen bir kişi hiç ilah olabilir mi? Hiç bir peygamber de baba, oğul, kutsal ruh üçlemesinden bahsetmemiştir. (Hatib, el-Cevabus-sahih, II/ 253) “Babanın sağ tarafında oturduğu iddia edildiğine göre, bu da Baba’dan bir ayrı varlık olduğu kabul edildiği anlamına gelmez mi” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 9) “Hz. ‘İsa Allah&#8217;ın sağındadır, oradan canlıları ve ölüleri yargılayacaktır’ denildiği zaman, bu, onun babasından ayrı olduğu manasına gelir.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 65) “Hz. İsa sonradan dünyaya geldiğine ve üçlemede Hz. İsa&#8217;nın da bulunması zorunlu olduğuna göre, bu bir eksiklik işareti olmaz mı? Tanrı inancına zarar vermez mi?” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, s. 7) İsa iki bin yıl önce yoktu, sonradan doğdu. Bu bir ilave olmamakta mıdır? İncillerde İsa&#8217;nın ‘istemeden çarmıha gerildiğini’ ifade eden ayetler de vardır. (Matta 27, 46; Markos, 15, 34) Halbuki Hristiyan inancına göre İsa kendi arzusu ile asılmıştı! Hristiyanlar içinde de Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini kabul eden mezhepler de vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhepleri gibi. İlk Hristiyanlardan Cerinthian&#8217;lar ve daha sonra Basilidian&#8217;lar, Hz. İsa&#8217;nın dirilişini de kabul etmezler. Çarpoçratian&#8217;lar da çarmıha gerildiğini reddederler. “Katharlar, 11. yüzyılda ortaya çıkmışlar ve Katolik kilisesine karşı gelmişlerdir. Üçlü tanrı inancını reddetmiş ve çarmıh olayını kabul etmemişlerdir. Pek çok mensubu engizisyon mahkemeleri sonucu öldürülmüştür.” (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 187) “İlk Hristiyan topluluklarından birisi olan Ebyonitler, Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini, fakat onun yerine bir benzerinin çarmıha gerildiğini söylemektedir.” (S. Akdemir, Hristiyan Kaynaklara ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hz. İsa, s. 75) Sorbonne Üniversitesi Dinler tarihi bölümü Hristiyanlık tarihi profesörü Guignebert, &#8216;Haça gerilme olayının İncillerde yazılmasından önce, müminlerin hatıralarında pek belirgin olmadığını da’ ifade etmektedir. (Charles Guignebert, Le Chiristianisme antique, s. 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti İsa çarmıha gerilmedi. Dünyada büyük yankı uyandıran ve Hıristiyanlığın tarihini değiştirdiği söylenen Da Vinci Şifresi kitabının yazarı Dan Brown Hürriyet gazetesine konuştu. Brown, &#8220;Hazreti İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini gösteren kanıtlar var&#8221; dedi. (Hürriyet, 10.12.2009)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa&#8217;ya Kudüs&#8217;te ilk inananlar katışıksız Yahudi olup diğer Yahudilerden tek farkları, onun Mesih olduğuna inanmaları idi. Yunan Yahudileri ise hayatlarının çoğunu Yunan şehirlerinde geçiren kimselerdi. Sadece hac ve bayram için Kudüs&#8217;e gelirlerdi. Şirk diyarında yaşayan bu insanlar, onlardan etkilendikleri kadar çevrelerini de bu yeni dinlerine davet ederler ve böylece Antakya Kilise&#8217;si doğar. İlk Hristiyan (Mesihi) adı da burada ortaya çıkar. Zamanla bu Mesih kavramı yerine ‘efendi-rab’ kullanılmaya başlanır. Halbuki aynı dönemlerde el-Celil&#8217;deki İsa ashabı, İsa ve dediklerine iman ve büyük Yahudi mabedi ile irtibatlı bir hayat sürdürüp, Yahudi kurallarına saygı göstermekte idiler. Bu iki kesimden ne yazık ki, Helenistik-Yunan tesirindeki taraf galip gelir. Pavlus’un çevresinde zaten ölüp dirilen tanrılar inancı mevcuttur. Duyduklarını kendine göre yorumlayıp kabul eden Pavlus, saf İsa inancı olan el-Celil Hristiyan anlayışı ile değil, Yunan ruhu ile boyanmış bir Mesihlik inancını yayar. Pavlus mutaassıp bir Yahudi idi, yeni dininde de mutaassıp olmuş ve E. Renan&#8217;ın ifadesi ile, &#8216;O sadece taassubunun konusunu değiştirmiş&#8217; (E. Renan, Havariler, s. 183) bulunmakta idi. Pavlus, görevine Kudüs&#8217;te başlamadığı gibi, on iki havariden de bilgi ve icazet almamıştır. Zaten onun hiç bir insanın irşat ve nasihatine ihtiyacı yoktur!: &#8216;Ben İncili insandan almadım, fakat İsa Mesih&#8217;in vahyi ile aldım. Tanrı, milletler arasında onu anlatayım diye kendi oğlunu bende keşfetmeye razı olunca, Kudüs&#8217;e havarilerin yanına gitmedim&#8217; (Galatyalılara 1, 10-17) Yahudilerin Yunan düşüncesi ile bağdaşmayan bazı kuralları ortadan kaldırılır. Hristiyanlık artık Yahudilikten ayrılmıştır. Pavlus, her tarafı memnun edecek bir yorum bulmaya çalışır.<strong> </strong>İsa&#8217;yı rab ilan eden bu yeni din, tanrılar arasında derecelendirmeyi kabul eden Yunanlılarca kolayca kabul edilir. Saf Yahudi Hristiyanlar Pavlus&#8217;a karşı çıkarlar. İkinci asırda Hristiyanlık iki yola ayrılır. Üçüncü asırda ise bu ‘yeni Hristiyanlık’ tüm Yunan&#8217;da yaygınlaşır. Bu yeni sentez, esnekliği sayesinde bu topraklara yerleşir ve artık asli özelliklerini yitirip tanınmaz hale gelir. İnanç esasları kadar ibadet kuralları da zamanla yeniden şekillenir. İlk zamanlarda Hristiyanlığa en zorlu direnme, kırsal kesimden gelmiştir Buralarda mahalli tanrılar ve büyücülük destekli eski inanç ve adetler yaygındı.<strong> </strong>Hristiyanlık, tazim edip büyüklediği kendi şahsiyetlerinin heykellerini, köylülerin alıştığı yerel küçük tanrısal şahısların yerine koyar. Bu da dinin yayılmasını kolaylaştırır. Artık Roma ileri gelenleri, yeni dine girerken eski öğrendiklerini terk etmiyorlardı. Hayatlarının birçok yönü, hâlâ eski putperest şekliye devam eder. Mesela, İsa&#8217;nın tanrı ilan edilmesi, Meryem dahil birçok azize tapılması gibi “neredeyse çok tanrılı bir din ortaya çıkmış olur.” (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 187) “Havariler putlarla dolu kiliseleri görseler, buna felaket gözü ile bakarlardı.” (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 182) Günlük ibadetler bırakılıp sadece pazar ayinlerine gitmekle ibadet görevi kolaylaştırılır. Artık Roma hayatına Hristiyanlık elbisesi giydirilmiştir. Tüm bu gelişmelere karşı çıkanlarda vardı. Bu ortamda dördüncü asırda tüm bunlara tepki olarak manastırlar ortaya çıkar, insanlar kendilerini toplumdan soyutlar&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İncil’de ‘Baba, oğul’ mecazi anlamda kullanılmış ve bu mecaz zamanla asıl anlam gibi algılanmış olabilir mi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Baba tabiri gerçek manada değildir. İncillerde, Cenabı Hakkın insanların da babası olduğu yazılmaktadır. &#8220;Ne mutlu o sulh edicilere! Çünkü onlar Tanrının oğulları diye çağrılırlar.&#8221; (Beşinci Bab, Matta,  9. fırka) &#8220;Ta ki, (babanızın) evladı olasınız.&#8221; (Beşinci Bab,45. fırka) Oğulluğun Hz. İsa&#8217;ya özel okunmasında bir münasebet/alaka görülemez.” (Adnan Şensoy, s. 169) Evet, aslında ‘Tanrının oğlu, sevgili oğlum’ ifadeleri mecazidir. Yahudiler hakkında Tevrat&#8217;ta da &#8216;Siz rabbin oğullarısınız&#8217; (Tesniye, 14,1) denilmektedir. Tıpkı İncil, Matta 5, 9&#8217;da olduğu gibi! Aynı kullanım çeşitleri, Yuhanna, 12; Luka 6, 36’te de görülür: “Sizde ışık varken ışığa iman edin ki, ışık oğulları olasınız.”; “Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi&#8217;nin oğulları olacaksınız.” İncil yani “Yeni ahitte Baba ifadesinin ‘tüm kulların Tanrısı’; Oğullar ifadesinin ise ‘sevgili kullar’ anlamında defalarca kullanıldığı görülmektedir.” (Caner Taslaman, Neden Müslüman’ım? s. 153) Tanrı tüm insanların babası; Rabbi&#8217;dir. Hristiyanlar İsa (as) söz konusu olunca baba, oğul kelimelerini hakiki manalarında, diğer insanlar söz konusu olunca mecazi manalarda anlamaktadırlar. Bu ayırımın sebebi nedir? “Kitab-ı Mukaddes’te biricik oğul ifadesi Hz. Adem ve Hz. Davut hakkında da kullanılmaktadır.” (Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 11) “Peder/baba, hakiki manada olmayıp yöneten ve koruyan anlamındadır.” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 9) “Kitabı Mukaddes’te oğul kelimesi salih kul anlamında kullanılmıştır.” (Mevcut kaynaklara göre Hristiyanlık, s. 188) Zaten Pavlus bile, aslında oğlu olmayan Timoteos hakkında, &#8220;sevgili oğlum&#8221; ifadesini kullanmıştır. (I. Koristoslulara 4, 17) Şurası da önemli bir husustur ki, Hz. İsa kendi hakkında ‘tanrının oğlu’ tabirini kullanmamıştır. Bu tabiri Yunan kültüründen etkilenen Hristiyanlar kullanmıştır. (Charles Guignebert, LeChiristianisme antique, s. 39) Bu sıfatı önce Pavlus, sonra 4. İncil yazarı Yuhanna kullanmıştır. İbranicedeki &#8216;Tanrının abd/kulu&#8217; kelimesi, Yunancada çoğu kez çocuk  (Xaıs Tou Oeou) kelimesi ile tercüme edilmiştir. Çocuk kelimesinin oğul&#8217;a dönüşmesi zor olmamıştır. Tanrı&#8217;nın oğlu kavramı, Yunan fikir dünyasından doğmuş ve zamanla Hristiyan olanların çoğu, dini tam öğrenme imkanı bulamadıklarından, eski inançların çoğunu dini renge boyanmıştır. (M. Ebu Zehra, Muhadarat, s. 31-37) “Daha önceki dinlerde, özellikle İbranicede Allah&#8217;a rahman ve rahim anlamlarından mecaz olarak baba denilmesi caiz idi. Hz. İsa&#8217;da vaazlarında bu tabiri bu anlamda kullanmış olabilir. Ama sonradan bu kelime asıl anlamı ile kullanılarak suistimal edilmiştir.” (M. Hamdi Yazır, Hak Dini, II/1632) “Günümüzdeki üniteryan bazı kiliseler, ilahi kimliği olmayan İsa anlayışına sahiptir. İslam Yahudilik ve Hristiyanlığı kucaklar ve birbirine bağlar.” (Taslaman, s. 154) Tarihte, Ludwig Hetzer, Mıchael Servetus, Socinianizm kurucusu Faustus Socinus, jhon Locke, Samue] Clarke bu akımın öncüleri olmuşlardır! “Nesturi Hristiyanları bugünkü 4 İncili benimsememiştir. Dört İncilin seçimi, içinde siyasetinde olduğu bir tercihtir. Bu tercih, ilahi bir tercih de değildir.” (Taslaman, s. 165)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birçok meşhur ilahiyatçı, insanlaşmış Tanrı&#8217;nın bir mit (efsane) olduğunu ortaya koymuştur ve John Hick, bu ilahiyatçıların araştırmalarını ‘The Myth of God Incarnate’ adlı eserde bir araya getirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İsa (as) Allah&#8217;ın kulu ve Resulüdür</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Müjdeyi iletmek için beni gönderdi.” (Luka 4) “Oralarda da ‘tanrı sözünü’ duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.” (Markos-1) “Bunun için ne söylüyorsam, ‘Baba’nın bana söylediği gibi’ söylüyorum.” (Yuhanna 12) “Bu öğretinin ‘Tanrı’dan’ mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir.” (Yuhanna 7) “Ben ‘O’ndan işittiklerimi’ dünyaya bildiriyorum.” (Yuhanna 8) “İşittiğiniz söz ‘benim değil’ beni gönderen Baba’nındır.” (Yuhanna 14) İsa Havarilere hitaben: “Sizi kabul eden. Beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden, ‘beni peygamber olarak göndereni’ kabul etmiş olur. Bir peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan bir ödül alacaktır.” (Matta 10:40-41) “İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı şöyledir.” diye başlar ve 16. ayete dek liste sürer. (Matta 1:16)  O insan olmasa idi, atalarından nasıl bahsedilebilirdi ki?! Bir gün bir kimse İsa’ya “Ey iyi ve hayırlı öğretici!” diye hitap ettiğinde İsa ona “Bana niçin iyi diyorsun? İyi ancak Allah’tır.” (Matta 19:16-17) diye cevap verir. Kendi tanrı olsa idi, kendisini de iyi sıfatı ile vasıflandırması gerekirdi. Mesih, gözlerini semaya kaldırıp yegane/tek yaratıcı olan Allah&#8217;a dua ile  “İnsanlara senin biricik yaratıcı olduğunu ve beni peygamber olarak gönderdiğini bilmek vaciptir.” (Yuhanna, 17:1-3. Ayrıca; Matta 21. Bab, 10-11. Fıkralar; 27. Bab, 35. Fıkra; 13. bab 53, 54, 57 ve 58. Fıkralar; Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, s. 11) demiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14667" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/42764357457457.jpg" alt="" width="396" height="434" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Markos 4:38: “Öğrenciler teknenin kıç tarafında uyuyan İsa’yı uyandırdılar.” Tanrı’nın üçte biri uykuda iken, evrenin yönetiminde bir eksiklik oluyor mu idi?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İblis aynı şekilde İsa&#8217;yı çok yüksek bir dağa çıkarıp O&#8217;na tüm görkemleriyle dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. <sup>‘</sup>Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim’ dedi.” (Matta 4:8) Eğer Hz. İsa peygamber değil de tanrı olsa idi şeytan ona bu teklifle nasıl gelebilirdi ki?! O Zaten her şeyin sahibi tanrı değil midir?! İsa neden bu teklife, ‘Asıl sen bana tap, ben tanrıyım demedi de, “Tanrın olan Rab&#8217;be tap, yalnız O&#8217;na kulluk et&#8217; diye yazılmıştır.” (Matta 4:10) diye cevap verdi? Bu cevap bile O’nun ‘kul’ olduğunun ilanı değil midir?! Halbuki o direkt ‘Kul etmekten’ bahsetmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyan amentüsü (Özetle), &#8216;Ben, Baba tanrıya ve Rabbimiz İsa Mesih&#8217;e inandım.&#8217; şeklindedir. Hristiyanlıkta İslam&#8217;da olduğu gibi bir tanrı inancı yoktur. Baba olan figür sadece oğul ile bağlantılı olduğu için vardır ve onunla irtibatı kadar önemsenir. Hristiyanlıkta asıl olan oğuldur: &#8220;Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğu&#8217;a vermiştir.&#8221; (Yuhanna 5:22) Halbuki İsa, İncil&#8217;e göre bile Allah&#8217;ın resulüdür: Luka 6:12: “O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrı’ya dua ederek geçirdi.” Yuhanna 6, 14; 7, 16: &#8216;Gerçekten, dünyaya gelecek olan peygamber budur.&#8217; Matta 12-18: &#8220;İşte benim seçtiğim kulum&#8221;; Luka 24-19: &#8220;Kudretli bir ‘peygamber’ olan Nasıralı İsa.&#8221;  İşte bu nedenle &#8220;İstanbul patriği olan Makdonyas, Hz. İsa&#8217;yı bir kul, bir elçi ve bir peygamber olarak kabul ediyordu.&#8221;  (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 3/199)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ey kitap ehli. Dininizde aşırı gitmeyin. Allah hakkında yalnız gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih Sadece Allah&#8217;ın peygamberleridir.(Allah) üçtür demeyin, bundan vazgeçin.&#8221; (Nisa, 171) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14668" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3254354365477.jpg" alt="" width="503" height="251" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yorulan: “Ve tanrı yaptığı işi yedinci günde bitirdi ve yaptığı bütün işten yedinci günde istirahat etti, dinlendi…” (Tekvin 2/2-3, Çıkış 31/17) Kim dinlenir, tabii ki yorulan tanrılar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pişman olan, acı duyan: “Ve Rab yeryüzünde insanı yarattığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu.” (Tekvin 6/6) Kim acı duyar, pişman olur? Hata, yanlış yapan teslisin tanrısı!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güreşte yenilen: ” Ve Yakup, seher sökünceye kadar bir adamla güreşti. (adamı yenince) adam Yakup’a dedi: Adın nedir? Yakup. Yine adam ona, “artık sana Yakup değil, ancak ‘İsrail’ denecek çünkü insanlarla ve Allah ile uğraşıp onları yendin.” (Tekvin 33/24-29) Gerek 28.3.2024 tarihinde Amerikalı Siyonist Haham Shmuley Boteach: “Bir Yahudi olarak, Tanrıdan daha güçlüyüm. Benim adım İsrail. Tanrıyla güreş tuttum ve Tanrıyı yendim. Benim önümde Tanrı dahil kimse duramaz.” derken ve gerekse devletlerine verdikleri bu isimle bu görüşe inanmaya devam ettiklerini tüm dünyaya ilan etmektedirler! Son tahlilde Yahudiler tanrılarının güreşte yenildiğine (Tekvin 32/22-32) Hristiyanlar ise çarmıhta öldürüldüğüne (Markos 15/26) inanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Korkak : “Ve rab derede oturanlar, kovamadı, çünkü ‘demirden savaş arabaları’ vardı.” (Hakimler 1/19)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kinci: “Rab diyor, seninle milletleri, atı ve binicisini, cenk arabasını ve binicisini, erkeği ve kadını, kocamış adamı ve genci, genç adamı ve ere varmamış kızı, çobanı ve sürüsünü, çiftçiyi ve çiftini, valileri ve kaymakamları kıracağım.” (Yaremya 51/20-26)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sarhoş: “Şaraptan bağıran yiğit gibi uyandı tanrı ” (Mezmurlar 79/65)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öfkeli: “Çünkü rab öfkelenmişti. Burnundan duman yükseldi, ağzından ateş yiyip bitirdi.” (Samuel 22/8-9)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Uyuyan: ” Kalk, uyan niçin uyuyorsun ya rab” (Mezmurlar 44/23)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı Uykuda: Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benediktus, Aziz Petrus Meydanı&#8217;nda son kez halkın önüne çıktı. Papa, göreve geldiği 2005 yılından beri omuzlarına ağır bir yük bindiğini söyleyerek, &#8220;Bu dönemde Tanrı bana her daim yol gösterdi&#8221; diyerek sözlerine şöyle devam etti: &#8220;Son dönemde Kilise&#8217;nin zor dönemleri de güzel dönemleri de oldu. Sular dalgalıydı, rüzgar ters esiyordu ve ‘Tanrı sanki uykuda gibiydi’ ama ben her zaman Tanrı&#8217;nın bu teknede olduğunu biliyordum. Bu tekne Kilise&#8217;nin, benim değil.&#8221; (Ensonhaber, 27 Şubat 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000; font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);">K. Mukaddes&#8217;te tevhid, Allah&#8217;ın bir olduğuna dair deliller</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Markos 12, 28-32: &#8216;O, ‘birdir’, O&#8217;ndan ‘başka tanrı’ yoktur.&#8217; Yuhanna 20:17: İsa, Havarilere: “Ben babama ve ‘babanıza’, Allah&#8217;ıma ve ‘Allah&#8217;ınıza’ giderim.” Matta 5-9: &#8220;Ne mutlu sulh edicilere, çünkü onlar Allah oğulları çağrılacaklar.&#8221; Matta 6-14: &#8220;İnsanların suçlarını bağışlarsanız, semavi ‘babanız da’ size bağışlar.&#8221; I. Yuhanna 5-19: &#8220;Biliriz ki biz Allah&#8217;tanız.&#8221; Tesniye 4-39: &#8220;Yukarıda göklerde ve aşağıda yerde Rab, O Allah&#8217;tır ‘başka’ yoktur.&#8221; Tesniye 6-4: &#8220;Dinle ey İsrail: Allah&#8217;ınız Rab, ‘bir olan’ Rabtır.&#8221; Tesniye 32-39: &#8220;Şimdi görün ki, ben O&#8217;yum, katımda ilah yoktur.&#8221; I. Samuel 2-2: &#8220;Senden başka ilah yoktur.&#8221; I. Krallar 8-60: &#8220;Rab, Allah olan odur, ondan başka yoktur.&#8221; İsaya 45-5,6: &#8220;Rab benim ve başkası yoktur, benden başka Allah yoktur.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adolf von Harnack, ‘İsa&#8217;nın, rabbi tek tanrı olarak vasıflandırıldığını’ ifade eder. (Harnack, What is Christianity, s. 126) Markos 12,29 &#8216;Dinle ey İsrail, tanrımız olan Rab tek Rabdir.&#8217; denir. Ayrıca, Yuhanna, 20, 17; Luka, 7, 16 da da benzer ifadeler bulunur. Teslise delil kabul edilen Matta 28, 19&#8217;un, eski nüshalarda bulunmayan sonraki bir ilave olduğu artık açıkça bilinmektedir. (J. Dheilly, Dic. Biblique, s. 1192; De Glasenapp, H. , Les cinq grandes religions du Monde, s. 303)<strong> </strong>Hristiyanlar teslise İncil’den iki ayet (Matta, 3/16-17, 28/19) delil olarak getirilir, o da zorlamadır. Zaten Matta 28/19’un da eski nüshalarda olmadığı, sonradan ilave edildiği ortaya çıkmıştır. Hz. İsa’nın tanrının oğlu olarak İncil’de bahsedilmediğini ileri süren Hristiyan yazarlar da vardır: E. Renan (İsa’nın Hayatı, s.183) W. Durant (The Story of civilizationXI/208) H. G. Wells (A. Shot History of the World, s. 170) gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’da Allah (cc) kendini nasıl tanıtır? “De ki: O, Allah&#8217;tır, bir tektir. Allah Samed&#8217;dir. (her şey O&#8217;na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.) Ondan çocuk olmamıştır (kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).” (İhlas, 1-4) “Eğer göklerde ve yerde Allah&#8217;tan başka ilâhlar olsaydı, ikisinin de dengesi ve düzeni kesinlikle bozulur giderdi. Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdığı her türlü çirkin vasıflardan uzaktır, yücedir!” (Enbiya, 22) “İnsanlar bütün ümitlerini yitirdikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan O’dur. Gerçek dost ve koruyucu, her türlü hamde lâyık olan da O’dur. Gökleri, yeri ve oralarda üretip yaydığı canlıları yaratması O’nun kanıtlarındandır. O dilediği zaman onları bir araya getirme gücüne de sahiptir.&#8221; (Şura, 28-29) “Andolsun bize hiç bir zaman yorgunluk çökmedi.” (Kaf, 38) “O (Allah) görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır. O, Rahman ve Rahim olandır. O, kendinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal, esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, ulu olan Allah’tır. Allah müşriklerin (putperest, Yahudi ve Hristiyanların) ileri sürdüğü sıfatlardan (yorulan, yenilen vs.) münezzehtir. O, var eden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel isimler kendisinin olan Allah’tır. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tespih ederler. O güçlüdür, her şeye hakimdir.” (Haşr, 22-24) &#8220;Yeryüzünde bulunanların hepsi fânidir. Azamet ve kerem sahibi rabbinin zâtı ise bâki kalır.&#8221; (Rahman, 26-27)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000; font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);">K. Mukaddes’te peygamberler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Lut&#8217;a iftira: Lut&#8217;a iki kızı şarap içirip sıra ile yanlarına girip, onunla yatıp, babalarından hamile kalırlar. (Tekvin 33-36) Hz. Yahuda peygambere iftira: Gelini ile yatıp, hamile kalınca onun yakılmasını emretmiştir. (Tekvin 38/15-25) Hz. Davud&#8217;a iftira: Bir komutanın karısı ile yatıp hamile kalınca, kocasını savaşa gönderip ölmesi için tezgah hazırlayıp, sonra da dul eşi ile evlenmiştir. (I. Samuel 2-27) Ayrıca oğlu Amnon kız kardeşi Tamar ile zorla yatıp onu &#8220;alçaltır.&#8221; (I. Samuel 13/1-39) Hz. Nuh&#8217;a iftira: Nuh&#8217;a oğlu tecavüz eder: Ve Nuh, çiftçi olmağa başladı ve bir bağ dikti, ve şaraptan içip sarhoş oldu ve çadırının içinde çıplak oldu. Ve Nuh, şarabından ayıldı ve küçük oğlunun kendisine yaptığını anladı ve dedi: Kenan lanetli olsun; kardeşlerine kullar kulu olacaktır.&#8221; (Tekvin 9/20-25) Ayrıca, Haşa, güya Harun, çok tanrıcılık yapmıştır. (Çıkış 32) ve Davud, cinayet işlemiştir. (II. Samuel, 14) Süleyman ise zinacı ve putperesttir. (I. Krallar 11) Bizzat ‘ben’ tüm bunları, kendilerini ‘İnanç turizmi’ ile ilgilenen kişiler olarak tanıtan 2 misyonere sormuş ve “Onlar da insan, bunlar normal, biz de bunları kabul ediyoruz.” cevabını kulaklarımda duymuştum!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000; font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);">K. Mukaddes nasıl bir kitaptır?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İncil’lere göre çarmıha gerildiği sırada Hz. İsa Allah&#8217;a şöyle isyan etmiştir: “Biri sağında, biri solunda iki haydudu onunla beraber haça gerdiler. Geçenler&#8217; Vay! Sen ki mabedi yıkar, üç günde yaparsın, haçtan inerek kendini kurtar&#8217; diye başlarını sallayıp ona söverlerdi. Aynı saatlerde baş kahinler, yazıcılarla eğlenerek dediler: O, başkalarını kurtardı, kendisini kurtaramıyor. Dokuzuncu saatte İsa Yüksek sesle bağırdı: Eloi, Eloi! Lama sabaktani: &#8216;Allah&#8217;ım, Allah&#8217;ım! Niçin beni bıraktın?” (Markos 15:25-34) &#8220;Ben size diyorum ki, kimde varsa ona daha çok verilecektir. Ama kimde yoksa kendisinde olunan da alınacaktır. Üzerinde kral olmamı istemeyen düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde öldürün&#8221; (Lula 19: 26-27) İsa: &#8220;Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğula babasının, kızla anasının, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanları, kendi av halkı olacaktır.&#8221;  (Matta:10-34-36) “Kalça, karın, göbek yuvarlağı, göğüs, boyun, göz, saç, dudaktan vs. bahseden bölümleri” (Neşideler neşidesi 7:1-13) dışında, Yahudi olmayanların yabani hayvan kabul edildiği (Tesniye 8/ 21-22), Fırat ırmağı civarının (Türkiye’nin güneydoğusu dahil!) tanrı tarafından Yahudilere verildiği (Tesniye 12/24), insanların kasaplık koyun gibi ölüm gününe hazırlanmayı emreden (Yaremya 13/3) ve insanları delik deşik edip çocukların yere çalınıp, karılarının kirletilmesini emreden (İşaya 13/15-16) ayetler bu kutsal (!) kitapta bulunmaktadır. “Yaratılış merdiveninde farklı basamaklar olduğunu herkes doğal olarak kabul eder; önce inorganik nesneler, bitkiler ve hayvanlar âlemi, sonra konuşan yaratıklar ve hepsinin üstünde Yahudiler.” (Sources de la pense&#8217;e juive contemporaine, Siyonizm ve ırkçılık, , s. 49) &#8220;Ve Allah&#8217;ın Rab Yehova o milletleri senin önünden azar, azar kovacak, onları çabukça bitiremezsin yoksa senin üzerine kır hayvanları (Goyim)  çoğalır. Ve Yahova onların krallarını senin eline verecek.&#8221; (Tesniye Bab: 22/24) İsrailli haham Rabbi Shim&#8217;on: &#8220;Yahudi olmayanların en iyisi  mi; öldür. Yılanın en iyisi mi; beynini parçala.&#8221; (İsael Shahak, Jewish History, s. 78)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Matta (5: 29-30): &#8220;Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir.&#8221; Gözünü haramdan sakındır, elini harama yaklaştırma değil; Kes, Çıkar, At! Luka (14:26) Hz. İsa şöyle buyuruyor: &#8220;Eğer bir kimse bana gelir ve kendi anasına, babasına, karısına, çocuklarına, kardeşlerine, kız kardeşlerine, hatta kendi canına buğzetmezse benim şakirdim olamaz.&#8221; Luka (12:49-52) Yine Hz. İsa şöyle diyor: &#8220;Ben dünyaya ateş atmaya geldim, eğer şimdiden tutuşmuşsa daha ne isterim. Dünyaya selamet getirmeye mi geldim sanıyorsunuz? Size derim ki hayır, fakat daha doğrusu ayrılık getirmeye geldim. Çünkü bundan sonra bir evde beş kişi olacak, üçü ikiye, ikisi üçe karşı ayrılacaklar.&#8221; Yuhanna İnciline göre Hz. İsa, insanlara şöyle hakaret etmektedir: &#8220;Neden söylediğimi anlamıyorsunuz? Çünkü benim sözümü dinlemiyorsunuz. Siz babanız iblistensiniz ve babanızın heveslerini yapmak istiyorsunuz.&#8221; (Yuhanna 8:43-44) Yeni Ahid de dul kadınlar hakkında şu aşağılayıcı tabirleri kullanılır: &#8220;Genç dul kadınları reddet. Çünkü Mesih&#8217;e muhalif olarak nefsani heveslerine düştükleri zaman evlenmek isterler. Bununla beraber evleri gezerek aylak olmayı da öğrenirler, ancak yalnız aylak değil, fakat üzerlerine düşmeyen şeyleri söyleyerek başkalarının işlerine karışan boşboğaz olurlar.&#8221; (Timoteos&#8217;a I. Mektup 5:9-15) İncillere göre Hz. İsa, evlenmemeyi, hatta erkeklerin kendilerini hadım etmelerini şöyle teşvik etmektedir: &#8220;Ben size derim: Kim zinadan ötürü olmayıp karısını boşar ve başkası ile evlenirse, zina eder; boşanmış olanla da evlenen zina eder. Şakirtler İsa&#8217;ya dediler: Eğer erkeğin karısı ile hali böyle ise evlenmek iyi değil, fakat İsa onlara dedi: Bütün insanlar bu sözü kabul edemez, ancak kendilerine verilmiş olanlar kabul edebilir, çünkü anadan doğma hadım vardır ve insanlar tarafından yapılmış hadım vardır, göklerin melekutu uğrunda kendilerini hadım edenlere de vardır. Bunu kabul edebilen kabul etsin.&#8221; (Matta 19: 9-12) İncillere göre eli ile günah işleyen elini, ayağı ile günah işleyen ayağını kesmeli, gözü ile günah işleyen ise gözünü çıkarmalıdır: &#8220;Eğer elin sürçmene sebep olursa onu kes; senin için hayata çolak olarak girmek, iki elin olarak cehenneme, sönmez ateşe atılmaktan daha iyidir. Eğer ayağın sürçmene sebep olursa onu kes; senin için topal olarak hayata girmek, iki ayağın olarak cehenneme atılmaktan daha iyidir. Eğer gözün sürçmene sebep olursa onu çıkar; senin için bir gözün olarak Allah&#8217;ın melekûtuna girmek, iki gözün olarak cehenneme atılmaktan daha iyidir.&#8221; (Markos 9:43-47) İncillere göre Hz. İsa, ağaçları da lanetleyerek kurutmuştur: &#8220;Ertesi gün Beytanya&#8217;dan çıktıkları zaman İsa acıktı. Uzakta yapraklı bir incir ağacı görüp belki onda bir şey bulurum diye geldi, yanına varınca üzerindeki yapraklarından başka bir şey bulamadı; çünkü incir mevsimi değildi. İsa cevap verip ona dedi: Artık hiç kimse senden ebediyyen meyve yemesin. Sabahleyin, yanından geçerken incir ağacını kökünden kurumuş gördüler.&#8221; (Markos l1:12-20) Yeni Ahid’e göre akılsız olmak, akıllı olmaktan daha iyidir: &#8220;Allah hikmetlileri utandırmak için dünyanın akılsız şeylerini seçti. Allah kudretli şeyleri utandırmak için dünyanın zayıf şeylerini seçti.&#8221; (Korintoslulara I. Mektup 1:27) Lord John Davenport şöyle demektedir: “Kitabı mukaddes bu gibi kusurlarla baştan başa doludur. Kur’an öteki kitaplar adına kesinlikle o kadar bu kusurlardan temizlenmiştir ki, utanma sahibi bir insan hiç kızarmadan onu baştan sonuna kadar okuyabilir.” (Hz Muhammed ve Kur’an-ı Kerim, s. 49)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitab-ı Mukaddes insan ürünü olduğu için, içinde birbiri ile çelişen pek çok ayeti de barındırmaktadır. “R.P. Roguet, ‘İncil&#8217;e Giriş’ kitabının 182. sayfasında, &#8220;İsa&#8217;nın kabrine gelen kadınların isim listesi, ilk 3 İncil&#8217;de birbirini tutmuyor.&#8221; demektedir. Matta ve Luka İncillerinde, İsa&#8217;ya baba tarafından ve üstelik birbirinden farklı soy kütükleri verilmiştir.” (Bucaille, s. 338) Luka İncil’inde (5: 1-11) Hz. İsa&#8217;nın sağlığında olmuş gösterilen mucizevi balık avı kıssası Yuhanna İncil&#8217;inde (21: 1-4) Hz. İsa&#8217;nın ölümünden sonra gerçekleşmiş bir olay olarak gösterilmiştir. Çelişkilerden birkaç tane kısaca sıralayalım: Şela kimin oğlu?: Arpakşad&#8217;ın (Tekvin, 11-12) &#8211; Kainan&#8217;ın (Lukas, 3-36); Harun (as) nerede öldü?: Hor dağında (Sayılar, 20-28) &#8211; Mosereya&#8217;da (Tesniye, 10-6); Davud (as)&#8217;u kim tahrik etti?: Tanrı (II. Samuel, 21/1) &#8211; Şeytan (Tarihler, 21-8); Yehoyakin kaç yaşında kral oldu?: 18 yaşında (II. Krallar, 24-8) &#8211; Sekiz (II.Tarihler, 36-9); Nuh (as) her canlıdan kaçar tane aldı?: İkişer (Tekvin, 6-19) &#8211; Yedişer (Tekvin, 7-2); Ahazya kaç yaşında kral oldu?: Yirmi iki (II. Krallar, 8-26) – Kırk iki (II.Tarihler, 22-7); Saulun kızı Mikal çocuk doğurdu mu?: Çocuğu olmadı (I. Samuel, 6-23) &#8211; Beş çocuğu oldu (I. Sauel, 21-8); İnsan kaç yıl yaşayabilir?: En çok 120 yıl: (Tekvin, 6-3) &#8211; 403 yıl (Tekvin, 11-13); Tanrı yorulur mu?: Rab yorulmaz (İşaya, 40-28) &#8211; İstirahat eder. (Tekvin, 2-3); Hz. İsa, Hz.Davud&#8217;un oğlu mu?: Evet Davud&#8217;un oğlu (Luka, 18-38) &#8211; Hayır, tanrının oğlu (Matta, 22-45); Yusuf (as) &#8216;ın babası kim?: Yakup (Matta, 1-16) &#8211; Heli (Luka, 3-23); İbrahim&#8217;den Davud&#8217;a kaç nesil vardır?: 14 (Matta, 1-17) &#8211; 15 (Luka, 3-31-34); Eriha&#8217;dan çıkarken İsa&#8217;dan kaç kör yardım istedi?: İki : (Matta, 20-30) &#8211; Bir (Markos, 10-46); Hz. İsa&#8217;nın şehadeti doğru mudur?: Evet (Yuhanna, 5-31) &#8211; Hayır (Yuhanna, 8-14); Haçı kim taşıdı?: Simon (Luka, 23-26) &#8211; İsa (Yuhanna, 19-17); Yahuda İsa&#8217;yı öptü mü?: Öptü (Matta, 26-49) &#8211; Öpmedi (Luka, 22-49); Kabirden çıkan cinlenmişler kaç kişi idi?: İki (Matta, 8-28) &#8211; Bir (Markos, 5-7); Hz. İsa&#8217;yı kim kabre koydu?: Yusuf ve Nikodimus (Markos, 15-46) &#8211; Sadece Yusuf: (Yuhanna, 19-42); Mezarda kaç melek göründü?: Bir (Matta, 28-2) &#8211; İki (Yuhanna, 20-12) vd.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kannengiesser&#8217;e göre, &#8216;toplumlararası mücadeleden doğma kitaplar olan İncillerde’ İsa&#8217;ya dair nakledilen hususların &#8216;artık dış görünümlerine itibar edilmez.&#8217; Kudüs Kitab-ı Mukaddes Okulu çalışmaları (Benoit ve Boismard), &#8220;İncillerin birçok yerinde artık doğrudan doğruya İsa&#8217;nın sesini işitme umudunu kesmelidir&#8221; diyerek, İncil okuyucusuna ikazda bulunmaktadır. İnciller, İncil yazarlarının taşıdıkları zihniyet hakkında bilgi vermektedirler. İsa&#8217;nın yaşamış olduğu bazı olayların İncil yazarlarında kişisel bir düşünceyi savunmak amacıyla kılığı değiştirilerek nakledilmiş olduğuna niçin hayret edelim? İnciller arasındaki apaçık çelişkiler, gerçeğe benzemez durumlar gösteriyor ki, İnciller, tek kaynağı insan hayali olan birçok bab ve parçalar ihtiva etmektedir. (Bucaille, s. 178-179) Mühtedi Dr. Maurice Bucaille “Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an” adlı eserinin 98-179. sayfalar arasında İncillerdeki çelişkileri örneklerle sıralamıştır. Bu çelişkilere örnekler için Ahmet Deedat’ın, “Kitab-ı Mukaddes Allah sözü müdür?” adlı kitaba da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlar teslise (Baba- Oğul- Ruhul Kudüs) inanırlar. Baba doğmamış, oğul ve ruh doğmuştur. Üçü her zaman bir arada idiler: Yuhanna (10/25-30): &#8220;Ben ve Baba biriz.” Morkos (13-32) : &#8220;Ne melekler, ne de oğul, babadan başka kimse bir şey bilmez.&#8221; Markos (10-18): &#8221; İsa dedi: Birden başka kimse iyi değildir o da Allah&#8217;tır.&#8221; İsa, baba ile bir olsa onun gibi her şeyi bilmesi gerekmez mi? Yuhanna (5/27): &#8220;Baba Tanrı hiç kimseye hükmetmez, bütün hükmü oğlu İsa&#8217;ya vermiştir.&#8221; Markos (15/25-37): &#8220;Baba tanrı hükümsüz iken oğul tanrı çarmıhta acı çekiyor.&#8221; Ve sonra İsa, baba tanrıya şikayette bulunuyor, ‘Beni neden terk ettin?!’ (Matta 27:46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlıkla ilgili birçok eseri olan Emile Gillabert, Pavlus&#8217;a psikanalizi uygulamış ve sonuç olarak da şu teşhisi koymuştur: Paranoya. (Gillabert, Saint Paul ou le Colosse aux Pieds d&#8217;argile, s. 191. Ayrıca, s. 86) Zaten, “Biz ya da gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz İncil&#8217;e ters düşen bir İncil bildirirse lanet olsun ona! Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum, bir kimse size, kabul ettiğinize ters düşen bir Müjde bildirirse, ona lanet olsun! Ben bu İncil&#8217;i insandan almadım, kimseden de öğrenmedim. Bunu bana İsa-Mesih açıkladı.” (Gal. 1: 6-12) türü sert çıkışlar yapan biri için bu teşhis yabana atılacak bir sonuç değildir! Ağır bir hastalıktan uzun süredir ıstırap çeken   (I. Kor. 12: 7-9; Gal. 4: 14-15) Pavlus’u yönlendiren biri olmalıdır ki o kişi Luka&#8217;dır. (Salih Akdemir, Hıristiyan Kaynaklara ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hz. İsa, s. 59) Daha önce putperest olan Luka, eski inanç tohumlarını Pavlus ile birlikte atmış ve bu yeni dini oluşturmuştur. “Luka, gerçek havarileri bir bir dışlayarak Kilise&#8217;nin başına Pavlus&#8217;u geçirdiğini açıkça görebilmekteyiz.” (Salih Akdemir, s. 74) Efendimize benzer teşhis koyan Hristiyanlara zaten cevaplarımızı ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızda verdik de, kendilerinden birinin Hristiyanlığın merkezindeki bir şahsiyet için bu teşhisi koymaları hayli ilginçtir! Demek ki, kişi kendi gibi bilir işi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlar her ne kadar ‘teslisi anlama değil inanma konusu’ olarak ilan etseler de Müslümanlarla karşılaştıkça bu inancı mantıki olarak izah etme gayreti içine girmişlerdir.  (D. Masson, Trinite, Le Coran et la revelatiaon, I/84) Vatikan’ın Müslümanlarla ilgili dairenin başkanlığı, Teslis konusunda Müslümanlarla irtibata geçen misyonerleri uyarmakta ve Müslümanları teslise inandırma gayretinden kaçınmalarını savunmaktadır. Müslümanlara “tek tanrıya inandığımızı söyleyeceğiz” diye yönlendirme yapmaktadır.” (H. A. Wolfson, The Muslim Attributes and the christian Trinity, s. 1-18) Fakat ortada bir gerçek vardır ki, o da, teslisin tanrısal şahıslarının Allah’ın sade sıfatlarına sahip olmadığı gerçeğidir. Zaten sonradan Müslüman olan Abdulehad Davud, teslis hakkında “Onlardan her birinin diğerlerinde olmayan kendine özel sıfat ve görevleri olduğu müddetçe başkalık mevcuttur ve hiç biri tek başına kamil/mükemmel değildir. Bu noksanlık ise ilah olmaya engeldir.” demektedir (el- İncil ves-salib, s. 9) Üçlemeden biri nasıl olmuşta Meryem’in rahmine girmiş, insanlık âlemine karışmış ve insan şeklini almıştır? Bu çokluk demek değil midir? Bu şirk değil midir? Tanrı tek olsa idi, sadece birinin ayrılıp yeryüzüne inmesi mümkün olamazdı. Ayrıca bilindiği gibi Hristiyanlık inancında ‘Baba’ değil ‘Oğul’ birinci plandadır. Yine Hristiyan inancında baba rolündeki parçanın azameti, büyüklüğü, sıfatları konusunda açık bir görüş bulunmamaktadır! İsa 2100 sene önce yoktu. Tanrı’ya sonradan ilave olabilir mi? Haça gerilebilir mi? Eğer kendi arzusu ile gerilmişse Yahudilere bu düşmanlık neden? 2000 yıldır Yahudiler “Tanrıyı öldüren, lanetli kavim, rahmetten kovulmuş” olarak neden anılmıştır?  Bu beddualar 1963 yılında neden kaldırılmıştır? 2000 yıllık bu uygulama mı yanlıştı şimdiki uygulama mı? Baba, Hristiyanlıkta tek başına tanrı değildir. O, ancak diğer iki şahıs ile tam bir tanrı olabilir! Diğer iki unsur içinde durum aynıdır! Herhangi bir insan gibi ihtiyaçları olup büyütülen bir kişi hiç tanrı olabilir mi? Şurası da unutulmamalıdır ki, ayrı ilahlardan bahseden bizzat Hristiyanlardır, yoksa Müslümanlar onlara herhangi bir isnatta bulunmamaktadır! Oğul’dan kasıt tanrının kelam-konuşma sıfatı ise yine unutulmamalıdır ki, bu oğulda aynı zamanda hayat, ilim gibi sıfatlar da bulunmaktadır. Mesela biz Müslümanlar Allah’ın insanlarla konuşma vasıtası olan Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ı ilah kabul etmeyiz. Ayrıca, acaba Meryem; Halık/yaratıcı mıdır? Sevgi dini olan (!) Hristiyanlık neden doğuştan günahkar olma inancını kabul eder (Tekfir inancı!) ve onlar Nasturiler’in Meryem’e Tanrı’nın annesi denemeyeceği görüşü hakkında neler düşünmektedirler?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14669" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/342634754745745.png" alt="" width="867" height="433" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı tektir ama üç şahıstır. Baba Tanrıdır, Oğul Tanrıdır ve Kutsal Ruh Tanrıdır ama Baba Oğul değildir, Oğul Kutsal Ruh değildir ve Kutsal Ruh Baba değildir. Hepsi eşit derecede yücedir. Ancak üç Tanrı değil tek Tanrıdır. Üç yüce değil tek yücedir… Ancak akılla tam olarak kavramak mümkün olmadığı gibi basit örneklerle açıklamaya çalışırsak birçok yanlışa ve hatta sapkınlığa düşebiliriz. Tanrı’nın ne olmadığını biliyoruz. Ne olduğu bilgisi, yani Üçlü Birlik oluşunu, Üç Kişi ve tek varlık oluşunu ise akıl ile ‘tamamen kavramak’ imkansız iken iman ile kabul edilebilir ve teoloji (mantık-felsefe ve vahiy) ile açıklanabilir durumdadır. (veritasdei.com/icerik/makaleler/trinitas-uclu-birlik-gizemi) Kutsal Kitap bizlere Rabbin “bir” olduğunu öğretir. Ama buna rağmen Kutsal Kitap, hem Baba’nın hem Oğul’ un hem de Kutsal Ruh’un Rab olduğunu vurgular. (İbraniler 1:10, 2; Petrus 1:16, 2; Korintliler 3:16) Ama yine üç Rab değil bir tek Rab vardır. Kutsal Kitap yine Tanrı’nın bir olduğunu söylemektedir, fakat bunun yanında, yine hem Baba’nın hem Oğul’un hem de Kutsal Ruh’un Tanrı olduğunu vurgular, buna rağmen Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, birbirlerinden bağımsız, üç tanrılar heyeti (triteizm) değil bir ve tek Tanrılıktır. Bu derin gizi fiziksel örneklerle anlatmak güçtür. Bununla birlikte uzun zaman önce okuduğum bir makalede dikkatimi çeken bir açıklamayı paylaşmak isterim, malum teşbihte hata olmaz demiş atalarımız. Örnek anımsadığım kadarıyla şöyleydi; Üç mum yakarak karanlık bir odaya girdiğinizi düşününüz. Karanlık odanın birden aydınlandığını göreceksiniz. Ama odada gerçekte kaç tane ışık oluşacaktır? Birbirinden ayrı üç mum ışığı mı, yoksa üç mumun kaynaşarak oluşturduğu tek bir ışık mı? Şüphesiz, üç mum olmasına rağmen odayı kaplayan ışık tek olacaktır. Bunun gibi Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un oluşturduğu Tanrılık da tek, bileşik bir Tanrılıktır. (hristiyanturk.com/forums/topic/tanrysal-ueclue-birlik; tuzlakilisesi.org, Tanrısal Üçlü Birlik) Hristiyanlar İle Müslümanlar Aynı Tanrı’ya Mı Taparlar? Hristiyanlarla Müslümanların Tanrı hakkındaki görüşleri arasındaki önemli bir fark, Kutsal Kitap’ın Üçlü Birlik kavramıdır. Kutsal Kitap&#8217;ta Tanrı Kendisini üç kişilik’teki tek bir Tanrı olarak açıklamıştır: Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı. ‘Üçlü Birlik&#8217;in her bir Kişisi tamamen Tanrı olsa da, Tanrı üç tanrı değil, üçü birdir. Üçlü Birlik, Hristiyan inancının çok önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Üçlü Birlik olmadan, Tanrı Oğlu, İsa Mesih’in Kişiliğinde beden alıp dünyaya gelemezdi. İsa Mesih olmadan günahtan kurtuluş olmazdı. Kurtuluş olmadan, günah herkesi sonsuz cehennem cezasına çarptırırdı. (gotquestions.org/Turkce/ayni-Tanri.html) Tanrı, Baba mıdır? Hıristiyanlara göre, yarattığı dünyaya Tanrı kendi ebedi sözünü İsa isimli bir kişi aracılığı ile açıklar. O nedenledir ki, İncil ebedi sözden ya da Tanrı&#8217;dan, “Söz vücut buldu” ifadesini kullanarak bahseder. O, insan olan İsa&#8217;dır. İsa Tanrı&#8217;nın Oğlu mudur? İsa&#8217;da Tanrısal, ebedi Söz ile ölümlü olan vücut iç içedir. Tanrı Sözü ve Oğul olarak İsa, aynı zamanda Tanrı mesajını sadece iletmekle yetinen bir peygamber olmanın ötesindedir. O, kendisi Tanrı&#8217;nın mesajı ya da Sözüdür! Hıristiyan anlayışı ne putperestlikle ilgilidir, ne de matematiksel bir bilinmezliğin ifadesidir. (answering-islam.org/turkce/kimdir/isa1.html) “Baba’nın Kendisi Oğul aracılığıyla Ruh’ta çalışır.” (Herman Bavinck, Tanrı Doktrini, s. 318) Ya da, Baba’nın her şeyi Oğul aracılığıyla Kutsal Ruh’un gücüyle yaptığını söyleyebiliriz. ‘Bütün bunları anlayamayız, fakat bu anlaşılamaz ve şaşılası Tanrı’ bizlerin O’nu nasıl tanıyacağımıza açıklık getirmiştir. Tanrı’nın nasıl olması gerektiği ile ilgili belirsiz fikirler yaratmaya ya da kendi aklımızdan veya popüler düşüncelerden fikirler ortaya atmaya gerek yoktur. Baba Tanrı, Kutsal Ruh’un gücüyle Oğul Tanrı aracılığıyla gelmiştir; işte bu, Kendisini bize nasıl gösterdiğidir.” (hristiyanlik.org/baba-ogul-kutsal-ruh) Matematik sınıflandırmalar Tanrının gerçeğini ifade edemezler. İsa Mesihte Tanrı gerçekten insan olmuştur. Böylece acıya ve ölüme Tanrı kayıtsız kalmamıştır. Hristiyan imanı için de Tanrı tarif edilemez olandır. (Müslümanlar soruyor, Hristiyanlar yanıtlıyor. Üçlü birlik. Bu site, herhalde artık cevap veremeyeceğini anladıkları için kapanmış olsa da, ekran görüntüsü üsttedir. Detaylı görüntü de internet sitemizdedir!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, &#8216;Allah birdir&#8217; demese, Hristiyanların umurunda değildir tanrının sayısının kaç olduğu!  Hristiyan üç siteden, &#8216;üçlü birlik&#8217; iddiasına cevap verdiğini iddia eden, yukarıdaki cümlelerden anlamlı bir sonuç çıkarabilen var mıdır acaba? Thomas Paine boşuna “Hristiyanlık kılıçla kurulmuştur. Kutsal kitap insanlara sadece zalimlik ve cinayet öğretmiştir. Teslis, tek tanrı inancını zayıflatmıştır. Hristiyanlık denilen bu şey kadar tanrıyı aşağılayan bir başkası daha yoktur. Tevrat ve İncil&#8217;in masalları insanda ancak aşağılık duygusu uyandırır.” (T. Paine, Akıl Çağı, s. 216-224) dememektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6516 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tektanrimidedibiri-1.jpg" alt="tektanrimidedibiri-1" width="760" height="1467" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanların sapmasında aşırı sevgi ve büyükleme önemli rol oynamıştır. Bakara suresi 165. ayette, &#8220;İnsanlardan bazıları Allah&#8217;tan başkasını Allah&#8217;a denk tanrılar edinir de onları, Allah&#8217;ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah&#8217;a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.&#8221; ve Nisa, 171. ayette, &#8220;Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah&#8217;a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah&#8217;ın elçisidir.” buyurulmaktadır. Efendimiz de, “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasulu’ deyin!” (Buhari, Enbiya, 48) buyurmuştur. İslam’a göre Hz. Muhammed önce kul/insan sonra peygamberdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tekfircilik: “Hristiyanların itikadına göre Hz. İsa öldürüldükten sonra cehenneme inip, Hz. Adem aleyhisselam ile zürriyetinden (soyundan) olan ‘bütün peygamberleri’ oradan çıkarmıştır.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 167) “Hz. İsa öldürüldükten sonra cehenneme inip Hz. Adem’le ondan sonra gelen bütün peygamberleri oradan çıkardığına inanılır.” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 8) “Kilise, Adem ve Havva da dahil olmak üzere tüm Eski Ahit&#8217;in doğru ruhlarının Mesih tarafından cehennemden (o zamana kadar sadece İlyas, Enoch ve ihtiyatlı hırsızın olduğu) cennetteki meskenlere getirildiğine inanır.”  (themeformen.ru/tr/scabies/iisus-kogda-byl-mertv-tri-dnya-propovedoval-v-adu-shturm-ada-vseh) &#8220;İsa ‘öldürülüp’ cesedi kabre konulunca ‘ilah olarak’ cehenneme iner. Orada Adem, Nuh, İbrahim ve tüm peygamberleri çıkarır.&#8221; (Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 7) “Aurelius Augustinus; &#8216;Tanrım, senin karşılığı hiç kimse günahsız değildir, 1 günlük bir bebek bile olsa&#8217; demektedir.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 12) Hristiyanlara göre her bebek günahkar doğar. Buna peygamberler de dahildir’ Peki, Baba tanrı ‘asli günah’ı af ettirmek için kendisine ibadet edilen bir tanrının kanına ellerini bulandırarak mı insanların kurtuluşunu amaçlamıştır? Günahtan kurtulduğuna inanan Hristiyan’ın yapacağı daha ne kalmaktadır artık? Asıl mesele de çarmıhtan önce ve sonra hiç bir şey değişmemiştir! Hayat aynı hayat, kötülük aynı kötülük. Katolik bilgin  J. Dheilly, ‘Dictionnaire biblique’ adlı eserinde, &#8216;Pavlus&#8217;un iddiasına göre, artık Mesih gelmiş olduğundan, şeriat/dini kurallar faydasızdır. Kurtuluşu şeriattan beklemek, tanrının bu iyiliğini ortadan kaldırmak olurdu.&#8217; demektedir. Tanrı bunu insanlığın kurtuluşu için yapmışsa başta neden yapmamıştır? O zamana kadarki insanlar bundan mahrum kalmış olmadı mı? Sadece çarmıha gerilme efsanesine inandı diye böyle bir ebedi kurtuluş ödülü nasıl izah edilebilir?  İnsanların inandığı tek tanrı öldürülünce, dünya üç gün tanrısız mı veya eksik tanrılı mı kalmıştır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kilise</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yuhanna, 20, 21-23&#8217;ten hareketle Kilise, Hz. İsa adına iş yapma yetkisini kendisinde görür. Kilise kendini diğer insanlardan da ayırmıştır. ‘Mesih&#8217;e inanmayan insanlarda tanrı yoktur. Eğer böyle biri size gelirse, kendisini eve kabul etmeyin ve ona selam vermeyin. Ona selam veren, onun kötü işlerine hissedar olur.’ (II. Yuhanna, 9-11) Kendini sevgi dini olarak tanıtan Hristiyanlık tarih boyunca hem kendi aralarında kanlı mücadelelere girişmiş hem dünyayı kana (Haçlı seferleri, kolonileşme faaliyetleri, sömürü ve dünya savaşları ile) kana bulamıştır. Her Hristiyan senede en az bir kere günah itiraf etmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katolikler, Trente konsili ile resim ve heykellere tazimi/yüceltmeyi, önlerinde diz çökmeyi, aslında temsil ettikleri ‘Mesih ve azizlere ibadet’ şeklinde anlaşılması gerektiği kararını vermiştir. (Glasenopp, Les cinq grandes religions, s. 347-348) Hristiyanlar, ayinlerde kullanılan ekmek ve şarabın bir sembol değil, bizzat ‘tanrının kendisinin olduğuna inanmakla’ sorumludurlar. Buna &#8216;La presence reelle&#8217; esası denir. Kısaca ‘Hristiyanlık; bir kul olan insanı önce tanrılaştırıp, sonra onu zavallı şekilde öldürtüp, sonra da onu ekmek ve şarap içine sığdırıp yemek ve içmekle herkese tanrılık dağıtmak şeklinde’ özetlenebilir. İnsan olan Papa&#8217;yı yanılmaz kabul etmek, yine insan olan papazların diğer insanları af etme yetkisi vermek ve makamlarını yükseltmek yetkileri, aslında onları bir çeşit tanrılaştırmaktır. Bu insanın insana tahakkümüdür ve çok suiistimale yol açan bir durumdur. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hristiyanlıkta ruhanilerin ve din adamlarının yetkileri çoktur. Günah çıkartmışlar, kralları bile aforoz ederek din dışına itebilmişlerdir. Endüljans senetleri çıkartarak cennetten arsa satmışlardır.” (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 123) “Ruhaniler/din adamları vahiy alıyormuş gibi davranıyor ve hadlerini aşarak Allah&#8217;ın irade ve takdirine karışırlar.” (Kerim Aytekin, s. 127) İslam&#8217;da ise ruhbanlık yoktur. Ashap, Hz. Muhammed&#8217;e bazı konularda, “Bu vahiy midir yoksa sizin görüşünüz müdür?” (Hakim, el-Müstedrek, VII/177; Hişam, ll/238; Köksal, I/lll) ‘Eğer izniniz olursa bu konuda bizim de bir görüşümüz var.’ derlerdi. (Kerim Aytekin, s. 124)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Luther&#8217;den önce Prag Üniversitesi rektörü Jean Hus ve Jerome, reform taleplerinde bulununca diri diri yakılmışlardı.İngiltere&#8217;de Thomas More, Katolik kaldığı halde, reform talebinde bulununca idam edilmişti. M. Luther ise, af yetkisine karşı çıkarak ve papazların bekar kalmalarını reddederek ortaya çıkmıştır. Reform sonunda kilise mülklerine el koyma imkanına kavuşmayı amaçlayan prenslerce Luther desteklenmiştir. (Kerim Aytekin, s. 135) Lutheryanlığı seçen prens, Katolik kiliselerine ve mallarına el koyuyordu. Katolikler ve Protestanlar arasındaki savaşlarda Avrupa nüfusu 1/3 oranında erimiştir. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son Hurafe Deizm, s. 165) “Luther&#8217;in en önemli destekleyicileri Almanya imparatorluğu ile anlaşmazlık içinde bulunan Alman prensleri idi ve bunların sayısı 500 kadardı. Kilise malları yağmalandı ve prensler de bu mallara el koydular.” (Kerim Aytekin, s. 135) “İspanya&#8217;da Engizisyon mahkemeleri çok sayıda Protestan&#8217;ı idama mahkum etti.” (Kerim Aytekin, s. 137) “Tarihçi Preserved Simit&#8217;in dediği gibi, Protestanlarda ceza verme gücüne erişir erişmez, bu gücü kullandılar ve Avrupa tamamen mezarlığa dönüştü.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 18) Zamanla olay iyice siyasi boyut kazanmış ve İngiltere kralı kilisenin başına getirilmiştir. Mezhepler arası, 1562 Vassy katliamı, 1577 Saint-Barthelemy katliamları gibi katliamlar olmuştur. Hristiyan mezhepleri içinde Tevrat&#8217;a en bağlı olan mezhep Protestanlıktır. (Adnan Odabaş, s. 40)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı kendini, evrensel aklın ve medeniyetin tek temsilcisi olarak görmektedir. Hristiyanlık döneminde tanrı, İsa&#8217;ya indirgendi, İsa Kilise&#8217;de bedenleşti ve modern Avrupa, Tanrısı&#8217;nın bedeni olan kuruma karşı mücadele ederek var oldu.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 31, 39) İsa, kilisenin başıydı; kilise onun bedeniydi. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 146) Kilise, Tanrı ile Hristiyan topluluk arasında aracılık yapan bir kurumdu. (Adnan Bülent Baloğlu, s. 194) Yetkisini doğrudan İsa’dan aldığını iddia eden kilise, siyasi entrikalara da bulaşınca toplumdaki hizipleşme ve bölünmenin baş sorumlularından biri olup çıkar. (Adnan Bülent Baloğlu, s. 214) “Dünyaca ünlü ilahiyatçılar, Vatikan&#8217;ın baskısından bıkarak, gizlice ilk İsa akademilerini kurmuşlardır. Yaklaşık 200 bilim adamı birlikte çalışarak İncil&#8217;i tartışmışlardır. ‘İncil&#8217;de yer alan sözlerin ne kadarı İsa&#8217;ya aittir? İsa bu sözleri söylemiş midir? Yoksa bunlar sonradan uydurularak kilise tarafından İncillere sokuşturulmuş mudur?’ İsa Semineri üyelerinin vardıkları sonuçları şöyle özetleyebiliriz: İncil&#8217;de yani Yeni Ahit diye bildiğimiz kitapta İsa&#8217;ya atfen anlatılmış olan yaklaşık 1500 sözden en iyimser bakış açısıyla sadece yüzde 20&#8217;si İsa tarafından söylenmiştir. Gerisi, ilk Hristiyanlar tarafından uydurulmuştur. İsa, Mesih olduğunu öne sürmemiştir. Mesih kelimesi, Christ kelimesinin Türkçesidir. &#8216;Christ&#8217; aynı zamanda Hristiyan kelimesinin de köküdür. Christ kavramı, İsa&#8217;nın yaşadığı dönemde bir &#8216;makamın&#8217; adıydı o kadar. İsa, kilise kurmamış ve her insanın Tanrı imanının göğüs kafesinde olduğunu söylemiştir. Kilise kurmayı düşünmemiş ve söylememiş olan İsa, bugün kiliseye bağlı kılınmıştır.” (Aytunç Altındal, Hangi İsa, 83-85)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Papa</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1439 tarihli Floransa Konsili&#8217;nin tekid ettiği üzere, &#8216;Katolik kilisesi dışında, kurtuluş yoktur.&#8217; görüşü Katolik âlemine hakim görüşü ifade eder. Ortodokslar bölgesel iken, mezheplerden biri olan Protestanlar sayılamayacak kadar çokturlar. Papa XI. Gregorius 1378&#8217;de ölünce, bir İtalyan olan VI. Urbanus papa seçilir. Muhalif kardinaller ise seçimi hükümsüz sayarak VII. Clementis&#8217;i papa seçerler. Bu ikiliğe &#8220;Antipapa&#8221; ve &#8220;Büyük Nifak&#8221; adı verilmiştir. Fransa ve İskoç Kralı, Portekiz ve bazı Cermen prensleri Avignon&#8217;daki anti-papayı desteklerken, Fransa&#8217;nın karşısındaki blokta yer alan Almanya, İngiltere, Macaristan, Lehistan ve Kuzey Avrupa devletleri de Vatikan&#8217;a sahip çıkmıştır. “Her iki papa da birbirlerini ve taraftarlarını aforoz etmişlerdir.” Bu durum 1378&#8217;den 1417&#8217;ye kadar devam etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2006 yılında Papa 16. Benedikt, &#8220;Muhammed&#8217;in getirdiği hiçbir yenilik yok. Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler getirdi&#8221; sözlerine yer verdi. &#8220;İslam&#8217;da Tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok. İslami cihad, akla ve Tanrı&#8217;ya karşı&#8221; diyen Papa, İtalya&#8217;da büyük yankı yarattı. &#8220;Papa, Muhammed&#8217;in kılıcını aforoz etti&#8221; diye yazan La Repubblica gazetesi, konuşmanın Türklerin çok olduğu Almanya&#8217;da yapılmasına dikkat çekti. &#8220;Hristiyanlık ile akıl arasında sıkı bir bağ var&#8221; diyen Papa, İslam&#8217;da ise ‘Tanrı kavramının çok soyut olduğunu’ ve bu nedenle böyle bir bağın olmadığını söyledi.” (Habertürk, 14.09.2006) Diyanet işleri başkanı Prof. Ali Bardakoğlu: “Batıda İslam ile Hz. Peygamberimiz&#8217;le ilgili değerlendirme ve kanaatler önyargılı, taraflı, objektiflikten uzak oldu. Kilise, İslam&#8217;ı rakip gördüğü için, hasmane, düşmanca tavır izledi. İslam önce haçlı seferleri ile önlenmek istendi. Binlerce insan öldü. Sadece Müslümanlar değil, Ortodokslar, Yahudiler de öldü. 60 yıl İstanbul&#8217;u işgal ettiler. &#8216;Kardinal külahı yerine Şeyhülislam kavuğu görmek isterim&#8217; sözü bu dönemin dehşetini çok iyi anlatır. Bu kutsal savaş ve haçlı savaş anlayışı Hristiyan din adamlarının genlerine işlemiştir. Papa&#8217;nın saldırgan, küstahlık dolu açıklaması da hem içindeki İslam&#8217;a karşı kinini, hem de o kutsal savaş ve haçlı zihniyetini yansıtmaktadır. Bardakoğlu, Papa&#8217;nın &#8220;İslam&#8217;da tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok&#8221; sözlerine de şu yanıtı verdi: ‘Bu sözde akıl yok ki ben Hristiyanlıkta akıl olduğunu anlayayım. Aslında kilise, aklı devre dışı bıraktığı için batı aydınlanma süreci yaşadı, reform süreci yaşadı. Hristiyan kilise, insanların dindarlıklarına tahakküm ettiği için, yaratan ile fert arasına girip kutsalı adeta tekelinde tutup sömürdüğü için, insanların beyinlerine tahakküm ettiği için, kutsalı sömürdüğü için, batı reform süreci yaşadı. Batıdaki din karşıtlığının en büyük sorumlusu kilisedir. Aklı devre dışı bırakarak kendi hiyerarşik yapılarını ve çıkarlarını öne aldılar. Üç tanrı inancını kilise icat etti. İsa&#8217;nın Allah&#8217;ın oğlu olduğunu uydurdu.’ Evrensel ahlakın, ‘ötekinin kutsalına saygılı olmayı’ gerektirdiğini vurgulayan Bardakoğlu, ‘Bir din adamı, diğer dinin uygulanmasında yanlışlık varsa eleştirebilir. Teröre bulaşan Müslüman&#8217;ı eleştirsin. Ama bir dinin kitabına, peygamberine saygısızlık, ahlak sınırının ötesindedir. Bu eleştiri değil, küstahsızlıktır.’ Batı insanının din konularına, ‘teknolojik gelişmişliğin, askeri, ekonomik gücün yarattığı kendini beğenmişlik, ukalalık ve ötekini adam etmeci tavır içerisinde yaklaştığını’ belirten Diyanet İşleri Başkanı, ‘Gerçek medeniyet uzun menzilli silahlar üretmek, daha çok para kazanmak değil, ‘insani değerlerde’ yol alabilmektir.’  dedi. (Sabah, 15/09/2006)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/papa-nefret-1" rel="attachment wp-att-1832"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1832" title="papa-nefret-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-nefret-1.jpg" alt="" width="314" height="204" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/papa-islam-tanri-1" rel="attachment wp-att-1831"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1831 size-full" title="papa-islam-tanri-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-islam-tanri-1.jpg" alt="" width="299" height="311" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye&#8217;ye &#8216;laiklik&#8217; övgüsü. Vatikan ‘din devletinin başı’ olan “Papa 16. Benedictus, Vatikan&#8217;ın Ankara Büyükelçiliği&#8217;nde yabancı misyon şeflerini kabulünde yaptığı konuşmada, Türkiye&#8217;nin laik rejim seçimiyle, büyük ve modern bir devlet olma yolunda önemli adımlar attığını söyledi.” (Milliyet, 29 Kasım 2006) Aynı Papa daha sonra laikliğe savaş ilan eder: ABD’ye 6 günlük tarihi ziyaret için adım atan ikinci Papa olan 16’ncı Benedict, Amerikalı 9 kardinal ve 350 rahibe hitaben yaptığı konuşmada laiklik tartışması başlattı.” Avrupa’da sanki ‘Tanrı yokmuş gibi hayatımızın her alanından dini çıkarmak için adımlar atılıyor.’ Bunun adına da laiklik deniyor. Bu çok tehlikeli ve din karşıtı bir laiklik anlayışıdır. Buna karşı ‘var gücümüzle savaş’ vermek zorundayız.” (Milli Gazete, 18 Nisan 2008) dedi. Papa: Laiklik Saldırganlaştı: 16. Benedict, laikliğe açık bir şekilde savaş ilan etti. Toplumsal uzlaşmanın sadece politikalarla sağlanamayacağını kaydeden Papa, dinin özel alana hapsedilemeyeceğine vurgu yaptı. (Haksöz Haber, 19.09.2010) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <strong> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-7231 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-papa-laikus-1.jpg" alt="" width="768" height="395" /></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                         Hristiyanlıkta nesh; Tanrı ile irtibatlı ruhani lider Papaların hangileri yanıldı?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4055" title="papa-yanilmaz-miacaba-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-yanilmaz-miacaba-1.jpg" alt="" width="663" height="472" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hristiyanlıkta nesh; Tanrı ile irtibatlı ruhani lider Papaların hangileri yanıldı?!</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14670" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/7457345734835.jpg" alt="" width="504" height="272" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa yanılır mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İl Manifesto Gazetesi: Papa söylediklerinin nereye gideceğini kavrayamadı. Papa 16. Benedikt bir konuşma yaptı. Bunu bir teoloji profesörü gibi yaptı. Papa olduğunu ve söylediklerinin nereye gideceğini kavrayamadı. Şimdi İslam dünyası özür bekliyor. Bu, Papa’yı zor durumda bırakıyor. Çünkü bu ‘Papa’nın yanılmazlık dogması’na ters düşüyor. Haberde kullanılan ve Papa’yı ağlar gibi gösteren fotoğraf üzerine ise büyük puntolarla ‘O’nun hatası’ yazılması dikkat çekti. Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz ise La Rebubblica Gazetesi’ne açıklamada bulunarak şöyle dedi: Papa tanrı adına konuşur. Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz ise La Rebubblica Gazetesi’ne açıklamada bulunarak, “Papa her zaman ‘kutsal ruhlar tarafından yönlendirilir.’ Papa ‘direkt Tanrı adına’ konuşur. O basitçe iyiye yönelmek isteyen insanları diyaloğa ve karşılıklı saygıya davet etti.” (Hürriyet, 17 Eylül 2006) dedi. Katoliklere göre Papa, havarilerin vekilidir. İsa&#8217;nın yeryüzünde görülen temsilcisidir. Vatikan I. Konsili ile 1870 tarihinde ‘papanın yanılmazlığı’ dogmasını benimsenmiştir. 1870 yılında toplanan Vatikan Ruhani meclisi, Papa&#8217;nın yanılmazlığını ilan etmiştir. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur  s. 46, 48; Nadide Şahin, Hristiyanlık’ta ruhbanlık anlayışı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara-2008, s. 19; Hatice Çiçek, Papanın Yanılmazlığı Meselesi Katolik Dünyada Nasıl Algılanmaktadır?, I. Türkiye Lisanüstü Çalışmaları Kongresi &#8211; Bildiriler Kitabı IV, s. 880; Wilhelm, Joseph and Thomas Scannell. Manual of Catholic Theology. Volume 1, Part 1. London: Kegan Paul, Trench, Trübner &amp; Co. Ltd. 1906. pp. 94–100) Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz, ‘Papa direkt Tanrı adına konuşur.’ dedi. (Hürriyet:17.09.06) “Papa yanılmaz bir otorite olarak kabul edilmektedir.”<strong> </strong>(Osman Cilacı, Günümüzün Dünya Dinleri, s. 84; Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 14) “Katolik inancına göre Papa&#8217;nın yanılması mümkün değildir. Çünkü o, kutsal ruh aracılığıyla konuşmaktadır.” (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB,  s. 65)<strong> </strong>&#8220;Aurelius Augustinus: &#8216;Tanrım, hiç kimse günahsız değildir, bir günlük bir bebek bile olsa&#8217; derken, Katolik inancına göre papa yanılmaz ve yanıltılamazdır.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 12-13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Asli günah: “Tatlı, masum bir bebeğin günahkar olduğunu hayal etmek zor, ama Kutsal Kitap çocukların bile günahkar bir doğaya sahip olduğunu gösterir. Ama Oğlu İsa’yı dünyaya göndermeyi seçen Tanrı’ya şükürler olsun. İsa günahsız yaşadı ve çarmıhtaki ölümü, günahlarımızdan dolayı hak ettiğimiz cezayı ödedi. Tanrı’nın bize olan büyük sevgisi, bize böylesine harika bir armağan -günah bağışlama armağanı- vermesinin tek nedenidir!” (izmirprotestan.org/p/cocuklar-gunahli-midir) &#8220;Çocuğun Hıristiyanlıkta daha doğumuyla birlikte “asli günah” sebebiyle günahkar olarak vasıflandırılması&#8221; (Yasin İpek, yahudi ve hıristiyan kutsal metinlerinde çocuk algısı, s. 256) inancına karşılık İslam’da her çocuk masum ve temiz doğar sonra tercihlerine göre günahkar olur veya masum kalır. (Buhari, cenaiz 92; Ebu Davut, sünne 17; Tirmizi, kader 5) Papa’dan cennet promosyonu: Vatikan, ‘İslam’la rekabet’ için ‘1000 yıllık vaftiz inanışını değiştirdi.’ Papa’nın ‘kararıyla’ artık Hristiyan bebekler günahsız doğacak, bebekken ölmeleri durumunda direkt cennete gidecek. Papa 16’ıncı Benedict’in aldığı bu kararla bir anda yüzbinlerce çocuğun cennete gideceğini söylemesi, akıllara 11’nci yüzyılda Haçlı Seferleri için adam toplayan Papa Urbanus’un, sefere katılanların direkt cennete gideceğini açıklamasını getirdi. (Vatan, 05.10.2006)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrim: &#8220;Darwin&#8217;e göre insan, diğer hayvanlardan daha ileri bir safhaya sıçramış bir hayvandır. Darwin öldüğü zaman ise ‘İngiliz Kilisesi’ onu bir insana verilebilecek en büyük şeref payesi ile taltif edip, din adamlarının defnedildiği yere gömülmesine izin vermiştir.&#8221; (Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 251, 253) Yıl 1996: Papa John Paul II, Evrim Teorisi ile Hristiyanlığın uzlaştırılabileceğini açıklamıştır, ama bunun Katolik öğretiler ile çelişmeden yapılması gerektiğini söylemiştir. (John Paul II, The Pope’s Message On Evolution, Quarterly Review of Biology 72 Journal (1997), s. 377-383) Papa II. Jean Paul’un 1996 yılında Papalık Bilimler Akademisi’ndeki mesajı: &#8220;Yeni bilgiler bizi evrim teorisinin bir varsayımdan öte olduğuna inanmaya itti. Bu teorinin, çeşitli bilim dallarındaki bir dizi buluştan sonra, araştırmacılar tarafından giderek kabul edilmesi gerçekten ‘hayranlık’ uyandırıcı. Birbirinden bağımsız çalışmaların önceden kararlaştırılmamış, uydurulmamış, sonuçlarının aynı noktada birleşmesi, teorinin lehinde bir kanıt olarak yeterli.&#8221; diye açıklama yapar. Ve yıl 2005. Yeni Papa XVI. Benedict ise bu konuda daha da somut bir açıklama yaparak, Akıllı Tasarım teorisine çok paralel bir görüşte olduğunu ifade eder. İtalyan basınının duyurduğu, The Washington Post gazetesinin de verdiği habere göre, Papa, evreni &#8220;akıllı bir proje&#8221; (intelligent project) olarak tanımlar ve evrenin tarihini ‘rastlantısal ve amaçsız bir süreç olarak gösteren sözde bilimsel görüşlere karşı olduğunu’ vurgular. (Basından, 10.11. 2005)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Beddua: İki bin yıldır Yahudilere beddua eden Hristiyan âlemi, 1965 Vatikan II. konsili ile bundan vazgeçerler. (Concile Oecumenique Vatican II, s. 208-210,217)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler cennete: Papa Francis&#8217;in &#8220;Ateistler de cennete gider&#8221; sözleri İtalya&#8217;da tartışma yarattı. Bir milyar iki yüz milyon mensubu bulunan Katolik Kilisesi’nin baş temsilcisi Papa Francis’in ateistlere mektup yazarak diyalog çağrısında bulunması. “Papa: Ateistler de cennete gidebilir” başlığıyla dünyanın birçok bölgesinde manşetleri süslerken, birçokları için de soru işaretleri doğurdu. (BBC, 15 Eylül 2013) “Papa: Ateistler Cennet&#8217;e gidecek, Vatikan: Ateistler Cennet&#8217;e gidemez. Papa Franciscus&#8217;un salı günü toplu ayininde &#8220;Tanrı hepimizi affetmiştir, hepimizi, İsa&#8217;nın kanı ile. Sadece katolikleri değil, herkesi. Ateistleri de&#8221; sözleri hıristiyan âleminde ölümden sonrasına ilişkin tartışmaları körüklemişti. Papa Franciscus’un açıklamasının ardından Vatikandan düzeltme geldi. Rahip Thomas Rosica tarafından yapılan açıklamada &#8216;ateistlerin cennete gidemeyecekleri&#8217; belirtildi. Thomas Rosica, &#8220;ruhun kurtuluşu için, Katolik kilisesinin varlığından haberdar olan insanlar kilisenin nufusuna girmeleri gerekir&#8221; dedi.” (T24, 26 Mayıs 2013) İtalyan La Repubblica gazetesi, Katoliklerin ruhani lideri Papa Francesco&#8217;nun &#8220;Cehennem yoktur&#8221; dediğini iddia etti. La Repubblica&#8217;nın kurucusu ve eski yayın yönetmeni Eugenio Scalfari: Kötü ruhlar? Nerede cezalandırılacaklar? Papa: “Cezalandırılmayacaklar, tövbe edenler Tanrı tarafından bağışlanır ve O&#8217;nu tefekkür edenlerin arasına girer. Tövbe etmeyenler ve bu yüzden bağışlanmayanlar ise yok olur. Cehennem yoktur, günahkar ruhların yok olması vardır.” Bu sözlerin kimi kesimlerden ‘tepki çekmesi ve tartışma yaratması üzerine’ Vatikan basın ofisinden bir açıklama yapılır. Açıklamada, &#8220;Söz konusu makalede alıntı olarak tırnak içinde verilen ifadeler, Papa&#8217;nın sözlerinin birebir dökümü olarak kabul edilemez&#8221; denilmektedir. (BBC, 29 Mart 2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aristo: Bir dönem Platoncu felsefeyi kabul ederek kutsamış, söz konusu kutsal felsefeye ters düşen Aristoteles’in Fiziğini 1209 da, Metafizik adlı eseri 1215’de yasaklamış olan kilise daha sonra 13. yüzyılın ortalarına doğru Aristoteles/Aristo felsefesini kabul ederek bu kere onu kutsamış, Aristocu bilime karşı gelen herkesi ise ölümle cezalandırmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Eşcinsellik</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6518 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kimyanildi-4.jpg" alt="kimyanildi-4" width="546" height="657" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evlilik: Madem bu iş oluyodu 1700 senedir neyi beklediniz?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7187 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/katolik-evlilik-pedofili-1.jpg" alt="" width="695" height="319" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Jeanne d’Arc</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8499" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/JEANNE-D’ARC-1-300x216.jpg" alt="" width="300" height="216" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eşcinsellik, zina: ‘https://hristiyan.net/hristiyanahlaki/5.htm’ adlı internet sayfasında cinsel sapkınlıklar başlığı altında homoseksüellik, lezbiyenlik, travestilik sayılırdı. (Şimdi -19.9.2024- bu sayfaya girilmiyor! Ama ekran görüntüsü yukarıda ve internet sayfamızda! Arşiv üzerinden; web.archive.org/web/20070807120843/http://www.hristiyan.net/hristiyanahlaki/5.htm) Sonra basına haberler düşmeye başlar: &#8220;Katolik kilisesi boşananlara kapılarını açtı, eşcinseller hâlâ girişte bekliyor.&#8221; (Sputnik, 09.04.2016) Çok beklemelerine gerek kalmaz: Papa Francesco, aile, evlilik dışı birliktelik ve eşcinsellere yönelik katı tutumu nedeni ile kiliseyi eleştirir. (8.4.2015) “Katolik Kilisesi&#8217;nden tarihi onay: Eşcinsel çiftler kutsanabilir. Heteroseksüel evliliğin &#8220;kutsallığı&#8221; ile eşcinsel çiftlerin kutsanmasının karıştırılmaması gerektiğini de ekleyen Papa Francis, rahiplerin &#8220;duruma göre&#8221; karar vermesi gerektiğini ifade etti. Katolik Dünyası&#8217;nın ruhani lideri Papa Francis rahiplerin eşcinsel çiftleri kutsayabileceğini açıkladı.” (Euro News, 19/12/2023) Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco: ‘Eşcinsellik suç değil.’ Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, ‘Eşcinsellik suç değil’ dedi ve LGBT karşıtı yasaların ‘adil olmadığını’ söyledi. (BBC, 25 Ocak 2023) “Papa Francis, rahiplerin eşcinsel çiftleri kutsamasına izin verme kararına yönelik eleştirilerde &#8220;ikiyüzlülük&#8221; gördüğünü söyledi. Bu açıklama Papa&#8217;nın eşcinsel evlilikleri kutsama kararına gelen tepkilere ilişkin yaptığı en sert ifadeli savunma oldu.” (NTV, 7.2.2024) Ve sonuç: “Katolik Kilisesi&#8217;nde bir ilk. Polonyalı rahip eşcinsel olduğunu açıkladı. Vatikan&#8217;da önemli görevler yürüten 43 yaşındaki Polonyalı rahip Krzysztof Charamsa, eşcinsel olduğunu açıkladı. Papa’nın son olarak, geçen hafta ABD seyahati sırasında eşcinsel bir çiftle özel bir görüşme gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştı.” (Hürriyet, 3 Ekim 2015) &#8220;70 yaşındaki Papa, &#8220;Zina günahların en büyüğü değil. Bunun sebebi de bedensel bir günah olması. En önemli günahlar kibir ve nefret&#8221; dedi.&#8221; (sözcü, 10.12.2021)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evlilik: “Evlenmek için rahiplik cübbesini geri verdi. Lyon’da Sainte-Blandine Kilisesi’nde görevli David Grea isimli rahip evlenmek için görevini bıraktı.” (Euro News, 20/02/2017) Bir ay sonra: “Evli papaz devrimi. Hristiyanlığın Katolik mezhebinde, rahiplerin evlenmesine izin verilmiyor. Papa, artık evli kişilerin de din adamı olarak görevlendirebileceğini açıkladı.” (Karar, 11.3.2017) “Eski Papa&#8217;dan yeni Papa&#8217;ya: Rahiplerin evlenmesine izin vermeyin. Katolik Kilisesi&#8217;nin eski ruhani lideri 16. Benedikt, Papa Francis&#8217;in &#8220;bazı rahiplerin evlenmesine sıcak bakma fikrini&#8221; eleştirerek bu eylemi &#8220;şeytani yalanların&#8221; bir etkisi olarak niteledi.” (Euro News, 13/01/2020) “İspanya&#8217;da ilk evli rahip. İspanya&#8217;da evli ve iki çocuklu bir kişi ilk kez Katolik bir rahip olarak cüppe giydi.” (BBC, 22 Ağustos, 2005) Madem bu iş oluyordu, 1700 senedir neden beklendi?! “Pederlerin günahları. Konunun, Amerikan toplumunu en rahatsız eden boyutu, kilise ve ona bağlı yurt, hastane, sosyal hizmet merkezi ve okullarda çalıştırılan görevlilerin çocukları istismar ettiği bilindiği halde buna göz yumulması ve suçu işleyenin işine son verileceğine, olayın gizlenerek görevlinin bir başka kilise, yurt ya da okula, hatta bir başka ülkeye tayin edilmesi olmuştur. 2002’de ABD genelinde patlayan skandal, Boston Başpiskoposluğunun 550 kişiye 85 milyon dolar tazminat ödemesiyle sakinleştirilmiş, peder John Geoghan’ın çocukları istismar ettiğini bildiği halde, onu görevden almayıp başka yere tayin ettiği ortaya çıkan Kardinal Bernard Francis Law istifa etmişti. 2004’te, Orange kilisesinin 90 mağdura ödediği 100 milyon dolar, geçen yıl beş ayrı kilisenin 360 kişiye ödemek zorunda kaldığı milyonlar ve geçen ay Portland Başpiskoposluğunun 175 kurbana ödediği 52 milyon dolar, ABD’nin Katolik kiliselerini birer birer iflasa götürüyor.” (Sevil Atasoy, Hürriyet, 22.7.2007)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kilise Galile’yi mahkum ettiği zamanda yanılmıştır, itibarını geri verdiği zamanda.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 19) “Aradan 20 asır geçtikten sonra kilisenin Hz. Meryem’i göğe kaldırılması dogmasını ilan etmesi ve Hristiyanları buna inanmaya zorlamaya karar vermesi.” (Eva de Vitray Meyerovitch, s. 45) de çelişkilidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Jeanne d’Arc: D’Arc’ı yargılayan Beauvais piskoposu Pierre Cauchon onu büyüyle uğraşmakla suçlamış ve mahkemenin kararıyla odun ateşinde diri diri yakılmasına karar vermiş ve henüz 19 yaşındayken 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yakılmıştır. İşin ilginci, ölümünden 490 yıl sonra öldürme kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edilmesidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kilise hata yapıyorsa onu yöneten baştaki Papa bunun sorumlusudur! Papa, tanrı olan Kutsal Ruh ile de irtibatlı olduğuna göre, hata silsilesi yukarı doğru çıkmaya devam etmektedir!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu ekonomi bakanı Papa tarafından atandı ama çocuk istismarcısı çıktı. Bu mu tanrı ile irtibatlı ruhani lider? İrtibatlı ise irtibatlı olduğu kim veya ne? “Vatikan Ekonomi Bakanı ve Avustralya Kardinali George Pell (Euronews, 29.02.2016) cinsel tacizden suçlu bulunduktan sonra da Papa ile buluştu. (Milliyet, 12.10.2020) Çocuklara cinsel tacizden suçlamasıyla da yattığı cezaevinde 81 yaşında öldü. (Cumhuriyet, 11 Ocak 2023) “Sağlık nedeni ile emekli olan Papa 16. Bededikt, halefi Francesco ile bir araya geldi. Ancak buluşmada yeni papa için ‘Bu kim?’ dedi. Yaşlı eski papa tedaviye alındı.” (Takvim, 11.5.2013) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6510 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yanilmazpapa-1.jpg" alt="yanilmazpapa-1" width="607" height="247" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7651 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/almanya-kilise-koro-taciz-1.png" alt="" width="346" height="603" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı tarafından kendisi ile konuşması için özel seçilen Papa Benedict, 1977 ile 1982 yılları arasında Münih ve Freising başpiskoposu olarak görev yaptığı süre boyunca, oradaki Katolik din adamlarının istismarına ilişkin Kilise tarafından yaptırılan bir raporun yayınlanmasının ardından eleştirilere maruz kaldı. Raporda, görevdeyken kendisinin, görevde olduğu süre boyunca meydana gelen küçüklerin dahil olduğu dört cinsel istismar vakasından haberdar edildiği ancak harekete geçmediği ortaya çıktı. (CNN, 31.12.2022) Demek ki, kendisi ile konuşulan her kim ise, geçmiş siciline ya önem vermedi ya da habersizdi! Her iki şık da sorun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İmparator Louis&#8217;in oğlu Lothaira kendini takdis ettirmek için Papa I. Pascal&#8217;ın yanına gider ama gördükleri karşısında şok olmuştur, kendi deyimiyle &#8220;Roma muazzam bir genelev&#8221; idi. Tarihçi Baronius ve İngiltere kralı Edward’ın yorumları da aynıdır. Tarihte birçok papanın sevgilisi, gayrimeşru oğlu, ensest ve eşcinsel ilişkileri olmuştur. 1549 tarihinde papalık tahtına oturan 3. Jules, 16 yaşındaki erkek sevgilisini kardinal yapmak ister, karşı çıkanlara şu cevabı verir: &#8220;İçinizde bir defa olsun zina etmemiş olan var mı? Kabul ediniz ki, hepimiz birer insanlık utancıyız. Beni ele alınız. Ne gibi bir fazilet, beni papa yaptı acaba?&#8221; 1471&#8217;de Vatikan&#8217;da görev yapan Sixtus IV, eşcinsel ilişki için ruhsat vermiş, lüks genelevler açmış, İspanya&#8217;da engizisyonu kurarak binlerce Müslüman&#8217;ın kanını dökmüştü. Papa 23. Jean, ensest ilişkiler, gece hücrelerinde rahibelere tecavüz etmelerle adı anılan birisiydi. Sn. Gregory ise Filistin manastırlarının, manastırların genelevi haline geldiğini yazmaktaydı. 1328&#8217;de Papa 5. Nicolas ahlaksız vergi tarifesi ile anılacaktır. Bir kızı iğfal eden rahip 2 lira 8 kuruş, kendisini erkeklere peşkeş çeken rahibe, rahibelik titrini korumak için 131 lira 15 kuruş, fahişeler ise papaya 87 kuruş ödemek zorunda idi. Papalık önce birini aforoz ediyor, ardından onu yüklü ödemeyle tekrar Hristiyanlığa alıyordu. Kadın Papa Jean, 2,5 yıla yakın papalık tahtında oturmuştu, sevgilisinden hamile kalınca, 1855 yılında bir törende herkesin ortasında doğum yapmıştır. 1200 yıllarında Salzburg&#8217;da tek kadınla yaşayan papazlara ise evliya gözüyle bakılırdı.” (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 72-81, 85) &#8220;Papazlar, kızlarımızın ve oğullarımızın iffetine saldırmakta, altınlarımızı çalmakta ve siz şikayet edince de sizi yakmaktadırlar.&#8221; dediği için Jean Hus da yakılarak idam edilmişti. (Ural, s. 101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Regensburger Domspatzen skandalı. Katolik Kilise korosunda &#8217;60 yılda 547 çocuk istismara uğradı.&#8217; Katolik Kilisesi&#8217;nin 49 üyesinin, 1945 ve 1990&#8217;ların başı arasında bu suçları işlediğinden şüphe ediliyor. Olaylara sessiz kalmakla suçlananlar arasında eski Papa 16&#8217;ıncı Benediktus&#8217;un ağabeyi olan ve 30 yıl boyunca koroyu yöneten Georg Ratzinger de var. Kurbanlar yaşadıklarının &#8220;hapishane, cehennem ve toplama kampını&#8221; andırdığını söyledi. Bazıları, yaşananları &#8220;sessiz kalma kültürüne&#8221; bağladı. (BBC, 19 Temmuz 2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski Papa&#8217;nın ağabeyi. &#8216;Tanrı ile konuşan papa&#8217; mı bunu gizledi, konuştuklarına göre tanrı gizleyeni neden bildirmedi, gizleyince neden ceza vermedi, yoksa tanrı haber mi vermedi!? Yoksa aslında tanrı ile konuşan bir papa hiç mi olmadı?!  Nerden bakılsa facia! Papa gerçekten yanılmaz olsaydı, bu kadar çok sayıda konsüle niçin ihtiyaç duyulmuştu? Neden son derece kolay bir yöntemle o sırada görevde olan Papanın Tanrı tarafından esinlenmiş fikri alınmamıştı? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4056" title="tarihte-yanilmazlik-yokmu-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tarihte-yanilmazlik-yokmu-2.jpg" alt="" width="557" height="295" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bazıları bu noktada skandallar içerisinde yaşamış bir papanın nasıl olup da yanılmaz olduğunu sorarlar. Bir papanın hiç günah işlemeyeceğine veya önderi olduğu diğerlerine kötü örnek olmayacağına dair bir garanti yoktur. Doğruyu söylemek gerekirse ne mutlu ki tarih boyunca papalıkta “çok çok büyük bir oranda” garantisi olmayan bu kutsallık gözlenmiştir, “kötü papalar” gelmişse de çok nadir olarak o mevki de bulunmuşlardır.” (hristiyanturk.com/forums/reply/protestanlarla-katolikler-arasindaki-10-fark. Ayrıca; hrisityanforum.com/forum/showthread.php?t=317826 ve meryemana.net) Kime göre kötü, kötülük nedir? Çünkü yukarıda papa örneklerinde gördük, papa nazdinde kötülük göreceli bir kavramdır. Ayrıca hem seçimi yapanlar hem kutsal ruh bu günahlara neden izin vermiştir? Kötü olmayanları da görelim ve gelelim ‘nadir olan’ kötü papalardan bir kaçına: Papa Liberius (M.S. 352-366): Bu Papa görevden alındı; çünkü İmparator II. Konstantin’in baskısıyla “Oğul’un Baba ile aynı değil benzer özde” olduğunu söyleyen yarı-Ariusçu iman ikrarını ve Aziz Athanasius’un mahkumiyetini onaylamaya rıza göstermişti. (Aziz Athanasius, Arius Yanlılarının Tarihi E41, Sozomenou Ecclesiastic History D 8-11) Papa I. Onorius (M.S. 625-638): Bu Papa yanılmaz olmamakla kalmadı, &#8220;Monotheletism&#8221; (Mesih’te insani ve Tanrısal olmak üzere iki ayrı irade yerine tek bir irade olduğu inancı) denen öğretiyi benimsedi, sonra lanetlendi ve İmparator huzurunda bizzat Roma’daki yeni Papa Agathon tarafından suçlandı. (Sergios, Theodoros, Cyrus, Petrus, Pyrrhus and Paulus, Kanun 13, 16 18) Bu papa daha sonra Papa II. Leo tarafından da lanetlenmiştir. (Charles J. Hefele, &#8220;A History of the Councils of the Church&#8221;, Edinburgh: Clark, 1896, Cilt V, s. 181-187) Papa IV. Innocentius (M.S. 1243-1254): Bu Papa, sapkın öğreti taraftarlarına Engizisyon mahkemesi tarafından işkence edilmesini dinsel bir uygulama haline getirdi ve ondan sonra gelen Papalar da resmi mühürleriyle sapkınların yakılmasını onayladı. Ortodoks Papa III. Leo (796-816) “ve oğuldan” ibaresine inatla karşı çıktı. Papa IV. Sergios (1009-1012) ise “ve oğuldan” sözcüklerini keyfi bir şekilde İznik İman Kanununa ekledi. Papa VI. Pavlus, Azize Barbara gibi pek çok azizin isimlerini Azizlerin Latin Kitabından çıkardı. Böyle yaparak sadece Kilisenin kutsal geleneğini değil, kendinden önce görev yapmış tüm Papaları da hiçe saydı. İki sene beş ay dört gün boyunca Papalık tahtında oturan Papa 8. Joan&#8217;ın, 855 yılında Aziz Petrus Kilisesi&#8217;nin dışında kortej halinde yapılan dini tören sırasında doğum sancıları başlayınca çocuğunu doğurdu, kadın olduğu ortaya çıktığı içinde orada hemen çocuğu ile birlikte öldürüldü. Joan&#8217;ın ismi daha sonra papalar listesinden de silindi! 17 yıl sonra başka bir papa Joan adını alınca, ona dokuzuncu değil, sekizinci Joan adı verilir ve sıralamanın namusu kurtarılır. “Cadı avı ile yakılan kadın bilançosu 200.000 ile 2 milyon arasında gezinen bir rakamla literatüre girmiştir. Fransız bilim adamı La Peyrere&#8217;e, &#8220;kuzeyde niçin bu kadar büyücü var?&#8221; diye sorulunca, &#8220;şundan ki, hakimler büyücünün mal varlığına sahip olmaktadır.&#8221; şeklinde cevap vermişti. Bilge otacı (otlardan ilaç yapan, şifacı) kadınlar da cadı olarak tanınmışlardı.” (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 71) “Müslümanlarla Yahudilerin Hristiyanlaştırılması, Katoliklik dışındaki mezheplerin baskılanması için” kurulan engizisyon mahkemeleri, haçlı seferleri, II. Dünya savaşı sırasında naziler ile olan ilişkileri, çocuk tacizlerini gizlemeleri, tacizci sapık piskopos, papazları korumaları, sadece 33 gün Papalık yapabilen l. John Paul&#8217;ün ani ölümü (Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop&#8217;un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa, Vatikan&#8217;ın içindeki bir &#8220;Konspirasyon=Fesat Örgütü&#8221; ile &#8220;P2Mason Locası&#8221;nın ortak girişimiyle öldürülmüştür.) ve Opus Dei&#8217;den (Tanrının İşleri) Malta Şövalyelerine ve en son kara para aklama ile ilgili suçlamalar hatta son zamanlarda ancak ‘gündeme gelebilen’ cinsel istismar suçlamaları… Bunların hepsine nadir denebilir mi? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4078" title="kadin-papa-joan-hayl-papa-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kadin-papa-joan-hayl-papa-1.jpg" alt="" width="622" height="611" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4077" title="eskipapalararinmamismi-idi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/eskipapalararinmamismi-idi-1.jpg" alt="" width="466" height="296" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski papalar arınmama yolunu mu seçmişti yani?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7694 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatan_290717.jpeg" alt="" width="452" height="412" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Vatikan Bank Paranın Günahını Çıkarıyor. Vatikan Bankası mali cenneti yeryüzünde kurmaya aday. Kurulduğu günden bu yana Nazi altınlarını saklamaktan karapara aklamaya birçok iddiayla karşı karşıya kalan Vatikan Bankası hakkında yüzlerce soruşturma açılmış durumda.” (Radikal, 17 Mart 2013) “Yeni Papa, seçilir seçilmez delikli koltukta testis kontrolünden geçecek. Kardinallerin en yaşlısının, yeni seçilecek olan Papa’nın -ayıptır söylemesi- testislerini muayene ettikten sonra Latince ‘Duo testis bene benedata!’ yani ‘İki adet testisi var, uygundur!’ diye müjde verip yeni ruhani liderin ‘erkekliğini’ dünyaya ilan edecek.” (Hürriyet, Murat Bardakçı, 3 Nisan 2005) Eski papalar arınmama yolunu mu seçmişti acaba? “Ortodoks Ermeni Vakfı arazisinde 25 milyonluk komisyon kavgası İstanbul Ermeni Cemaati, eski Patrik Vekili Aram Ateşyan’ın da adının geçtiği milyonluk komisyon skandalıyla çalkalanıyor.” (Vatan, 29.07.2017) “Yeni Papa Francis döneminde &#8220;arınma yolunu seçen&#8221; Vatikan kara para aklamayı kabul etti.” (Sabah, 24.5.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlginç bir olay! Papa 16. Benediktus görevinden istifa etti! (15 Şubat 2013) Ama şöyle bir ilginç detay var ki O, “Tanrının yeryüzündeki temsilcisi” idi ve “ölüm şartı ile seçilmişti, ölmeden görevinden ayrılamazdı!” O sıradan bir devlet memuru değildi. Bir insan nasıl tanrı ile irtibatlı olduğu görevinden istifa edebilir ki? “Bin yıllık iddiadan dönüş. Vatikan İsa’nın yeryüzündeki temsilcisi olma iddiasından vazgeçiyor.” (Gazete Vatan, 19.11.2007) Ya 1000 küsur yıllık geçmiş ve iddialar, inançlar mı yalan ve sahte? Lütfen dikkat! Bunlar ‘nadir kötüler arasında’ sayılmayan papalar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa bir puttur. Woltaire, &#8220;Papa bir puttur.&#8221; der. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 10, 130) Kendisi sıkı bir Hristiyan olan tarihçi Arthur Weigall, 1924 yılında yazmış olduğu &#8220;Hristiyanlığımızdaki putperestlik&#8221; isimli eserinde, &#8220;Hristiyan doktrinlerinin putperest kaynaklardan alındığına inanmaktayım, bir kimse kilise hakkında &#8216;eski putperest tanrıların son kalesi&#8217; dahi diyebilir. İsa tarafından dışarı atılan eski tanrılar tekrar nüfuz ettiler. Hristiyan çağından çok önce haç, tapınma nesnesiydi. Attis&#8217;e tapınma İsa&#8217;ya tapınmaya dönüşmüştür. İzis, Osiris ve Horus büyük Mısır teslisidir, antik Tanrı İzis&#8217;in heykelcik ve resimleri Meryem Ana ve çocuğuna dönüşmüştür. Putperestleşen Hristiyan adeti açıkça, yamyam özelliği alarak ekmek ve şarabın İsa&#8217;nın gerçek eti ve kanı olma fikrini geliştirmiştir&#8221; demektedir. Servetus ise &#8216;teslis&#8217;in hataları&#8217; isimli kitap yazdığı için 26 Ocak 1553 tarihinde Cenova&#8217;da yakılarak öldürülmüştü. (Ural, s. 43-44) Jeanne D&#8217;arc, papazlar tarafından yakılmış, ancak papalık 1920 yılında onu Aziz ilan etmişti. (Ural, s. 59) Hristiyanlığın bininci yılına doğru papalık, &#8220;1000. senede kıyamet kopacak&#8221; diye ilan etmiş, cahil haktan büyük paralar toplamıştı. (Ural, s. 63) 11. yüzyıldan evvel Roma kilisesine bağlı rahipler evlenebiliyorlardı. (Ural, s. 77) Sadece Meryem değil, annesi olarak kabul edilen ‘Sant Anna&#8217;da bakire iken Meryem&#8217;i doğurmuştu’ ama 18. yüzyıla kadar hiçbir Hristiyan böyle bir doğumdan haberdar olmamıştı. Papa &#8220;Ben yaptım oldu&#8221; demişti. (Ural, s. 67) Haçlı seferleri, papaların gözetim ve teşvikleri ile yapılmıştır (Ural, s. 51, 108-113) Haçlı seferleri sonucunda Müslümanlar, Bizanslılar ve Yahudiler çok zarar gördü, haçlıların kılıcıdan sadece Müslümanlar değil Yahudiler özellikle Ortodokslar nasibini aldı. Marciout&#8217;lu Petrus 1269 yılında mıknatıs ve pusulayı Fransa&#8217;ya getirmiş, 50 yıl sonra 1320&#8217;de İtalyan F. Gioja sözde pusulayı keşfetmiştir. Damascus, &#8216;De Haeresbius&#8217; da, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in peygamber tarafından kaleme alındığını ve yazma sırasında Bahire isimli kişinin kendisine yardım ettiğini ileri sürmüştür.  Jean Damascene (Dımeşki) Müslümanların şeytanın yanı sıra Jüpiter, Apollon ve Mahon isimli puta taptığını ileri sürmüş ve Müslümanlar için Mahon, şeytan ve Apollon üçlemesini kurgulamıştır. (Ural, s. 118-120) Günümüzde papalık her bakımdan dünyanın en küçük devleti olmasına rağmen, çok büyük gelirleri olan gayrimenkul varlıkları elinde bulundurmaktadır. (Ural, s. 52) İşkenceyi resmileştiren engizisyon şüpheli şahısları yakalıyor, onları zorla itiraf ettirip sonunda yakıyor ve mallarını el koyuyordu. (Ural, s. 70) Papalık tarihinin istisnai faziletli papaları da mevcuttur ama papalık süreleri &#8216;3 gün, 4 ay 4 gün, 6 ay, 6 ay 20 gün, 12 gün&#8217; gibi sürelerle kısıtlı kalmış, çoğu da kardinaller tarafından zehirlenmiştir. (Ural, s. 83, 85) Ortaçağ&#8217;da Hristiyanlar yıkanmamakla övünürlerdi. Doktor A. Brayer, yazdığı kitapta Müslüman ve Hristiyanların arasındaki temizlik farklarını aktarır ve &#8220;bir taraf ne temiz ne hoş, öbür taraf pislik, bit, pire ve pis koku içinde&#8221; diye yakınırdı. Nietzsche de, Deccal isimli kitabında aynı konulara değinmiştir. Endülüs Emevi devleti bir asker devleti değildi, dileyen Avrupalılar Endülüs&#8217;e serbestçe gelir, emniyet içinde ülkeyi dolaşabilir, ilaçtan ticaret ve sanayiye istediklerini alırlardı. (Ural, s. 87-88) Nietzsche, İspanya&#8217;daki İslam medeniyetini över ve &#8220;Haçlıların bir kültürle savaştılar ki, daha bizim 19. yüzyılımız bile onun karşısında pek fakir, pek geç kalsa gerek. Haçlıların tek istediği doğunun zenginliği idi. Yansız olalım, en azından Haçlı seferleri yüksek bir korsanlıktan başka bir şey değildir.&#8221; demektedir. Endülüs ve Abbasi dönemlerinde pek çok Hristiyan alim Müslüman yöneticilerin idaresinde İslam&#8217;a karşı Hristiyanlığı savunan kitaplar kaleme alabilmişlerdir. (Ural, s. 90) Tarık Bin Ziyad&#8217;la başlayan İslam Endülüs&#8217;ü 8 asır sonra sona ermiştir. Haçlılarca Endülüs&#8217;te katliamlar yapıldığı sırada Cebelitarık Boğazı&#8217;nın karşı yakasında ise Müslüman devletler Hristiyanlara katiplik, mütercimlik, doktorluk hatta zaman zaman idarecilik gibi görevler veriyordu. (Ural, s. 92) Engizisyon mahkemesi 18 sene içinde 24.000&#8217;den fazla Müslüman&#8217;ın idamına karar vermişti. Engizisyon mahkemesinin kararıyla Gırnata&#8217;da 1 milyon cilt kitap yakılmıştır. Gustave le Bon, &#8220;Hristiyanların Müslümanlara karşı yaptıkları her cins ve şekildeki işkencelerin detaylarını okurken titrememek mümkün değil&#8221; diye yazıyordu. (Ural, s. 93) Fransız Calvin, Meryem Ana ve azizlere tapma gibi törenleri kabul etmiyordu ki, bu nedenle pek çok Calvin&#8217;ci yakılmıştır. Saint Barthelemy katliamında 70.000 kalvinci Katoliklerce öldürülmüştür. 1618 yılında ünlü 30 yıl savaşları başlar, savaşların sonunda pek çok Avrupa ülkesi laikleşir. (Ural, s. 97-98) Papalıkta diğer bir sorun, işkenceyi üstelik sistematik ve mevzuatı var olacak biçimde, dönemin en yüksek kamu otoritesince yapılır hale getirmesidir. Tarihte 3 büyük engizisyondan bahsedilir: Ortaçağ, İspanyol ve Roma engizisyonları. İspanyol engizisyonundan amaç Müslümanlarla Yahudilerin Hristiyanlaştırılması idi. (Ural, s. 100) Gerbert, İslam alimlerinden aldığı eğitimin yardımıyla Hristiyan dünyasının başına Papa 2. Silvertes olarak geçecektir. (Ural, s. 90) Sadece kardinaller papa olabilir. Bugüne kadar Vatikan&#8217;da görev yapan papa sayısı 266&#8217;ya ulaşmıştır. (Ural, s. 127)  Fransa&#8217;da sadece 2003 yılında Müslüman olanların sayısı 30.000 ile 40.000 arasında artmıştır. Latin Amerika&#8217;da her saat başına 400 kişi, bağlı olduğu kiliseden ayrılmaktadır. 840 milyon Katolik Hristiyan&#8217;ın yalnızca %1&#8217;i yani, 9 milyonu pazar ayinlerine katılmaktadır. (Ural, s. 129) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Vatikan</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti” statüsündedir. Vatikan bu özelliği nedeniyle “Kutsal-Kent”tir. Bu Tanrı-Kent aynı zamanda bir “devleti” içinde barındırır. Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katoliklerden kesilen kilise vergisi, aidatlar, bağışlar, şirket gelirleri, hisse senedi-tahvil-bono gelirleri; bankacılık ve faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın gelir kaynağından en ilginç olanları da, Hristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı paralardır.<strong> </strong>Bu açıdan bakıldığında ‘Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan holding olduğu’ apaçık görülmektedir! (Hürriyet, 28.11.2006; Yeni Mesaj, 19.12.2000)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6532 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-satilik-3.jpg" alt="isa-satilik-3" width="769" height="410" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrı menkulü vardır. Birçok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kar getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de karlı yatırımları ve ortaklıkları vardır.  Bu güç nedeni ile de Vatikan’ın içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi “laik”, dördü “dinsel” niteliktedir. Laikler Opus Dei  (Tanrı’nın İşleri) ile Malta Şövalyeleri’dir. (Tanrı’nın İşleri) adlı gizli örgüt 2 Ekim 1928 de Madrid’te kurulmuştu. Kurucusu sıradan bir papazdı. Adı Jose Maria Escriva de Balaguery Albas. Escriva, Diktatör Franko’ya çok yakın bir din adamıydı. Opus Dei var gücüyle onu destekledi. Karşılığında da Franko kabinesinden 10 Bakanlık aldı. Halen Opus Dei’nin dünyada 428 üniversitesi ve sayısız okulu vardır. Peru, Kolombiya ve Guatamala’da yatırımlara başlamıştır. Daha sonra da Şili de General Pinochet ile temas kurmuştur. Bu diktatörü de sonuna kadar desteklemiştir. Opus Dei önderi Escriva, Papa yaptırdığı 2. John Paul tarafından ölümünden 15 yıl sonra aziz yapılmak için sırada bekleyen 2000 kişinin önüne geçirilmiştir. Normal olarak 300 yıl beklenmesi gerekirken Escriva 15 yılda aziz olma yoluna girmiştir. Vatikan’ın iç siyasetinde ve çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen tarikattır. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar kurdurmuş ve milyonlarca insanı -özellikle de cadı diye nitelendirdikleri kadınları- yaktırmışlardır. Dominikenler’in tam karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise değil, “Önce Hristiyanlık” gelir. Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar için önemli olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaları yücelten dördüncü topluluk  Opus Dei ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Avrupa mantığı putperest ve pragmatisttir. Tanrısına bile bu gözle bakar. Dini inançlar, biyolojik duygularına hitap ederse doğrudur. Kiliselerde müzik, ibadet yerine geçer ve cinayet dahil her günah, günah çıkarmayla affedilebilir. Karnavalları da cinsel duygularını doyurma güdüsüne dayalıdır. Ağızlarından düşürmedikleri sevgi ise, cinsler arası şehvetten başka bir şey değildir. Yardım kampanyaları bile kadınların verdiği çıplak pozlarla gerçekleştirilir. Böyle bir dine mensup oryantalistlerin, &#8216;doğmamış, doğrulmamış, eşi dengi olmayan, gücü her şeye yeten, şarabı, alkolü, ahlaksız ilişkileri yasaklayan  bir tanrıyı, sarhoş ve daracık beyinlerine sığdırabilirler mi?&#8221; (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s. 207-208) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6533" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa_ayak_yikadi_optu_1-300x156.jpg" alt="papa_ayak_yikadi_optu_1" width="300" height="156" />  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6534" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatikan-kara-para-1-300x166.jpg" alt="vatikan-kara-para-1" width="300" height="166" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa Francis, Kutsal Perşembe ritüelinde kadınların ayaklarını yıkadı ve öptü. Papa Francis, &#8216;hizmet ve tevazu anlayışını&#8217; vurgulamak amacıyla gerçekleştirdiği Kutsal Perşembe ayini sırasında, Roma&#8217;daki bir hapishanede 12 kadın mahkûmun ayaklarını yıkadı ve öptü. Papa Francis, kadınların çıplak ayaklarından birinin üzerine su döktü ve küçük bir havluyla kuruladı. Daha sonra her bir ayağı öperek kadınlara gülümsedi. (Euro News, 29/03/2024)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan Bankası&#8217;nda kara para soruşturması. (T24, 21 Ekim 2010) Vatikan&#8217;a şok soruşturma Vatikan Bankası&#8217;nın diğer bankalarla yaptığı kimi transfer işlemlerinde AB ülkelerinde kara para aklamayı önlemeye yönelik kuralları çiğnediğini ortaya çıktı. (Dunya.com, 21 Ekim 2010) Vatikan Bankası&#8217;nda sahtekarlık girişimi. Adı sıklıkla yolsuzluk ve kara para aklama gibi skandallarla anılan Vatikan bankası IOR, bu kez de milyarlarca Euro tutarında bir sahtekârlık girişimine sahne oldu. (BBC, 30 Mart 2014) Vatikan’ı sarsan yolsuzlukla ilgili biri kardinal toplam 10 kişiye yargı yolu. Vatikan&#8217;da biri kardinal olmak üzere 10 kişi hakkında &#8216;zimmete para geçirme&#8217; ve &#8216;kara para aklama&#8217; gibi suçlardan düzenlenen iddianame kabul edildi. (Euro News  03/07/2021)  Vatikan, AB kurallarını çiğnedi, savcılık kara para incelemesi başlattı. (Hürriyet, Ekim 22, 2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nadir olan kötü papalar arasında bulunmayan bu Papa herkesin önünde yıkama yapsa da, gizlice yıkayıp akladığı kirli para ve ilişkiler nasıl temizlenecektir acaba?! İyi ki Kutsal Ruh bunlardan habersizdir! Habersiz ise sorundur, haberdar ama papayı uyarmadı ise (!) daha büyük sorun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6535 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mussolini-Laterano-3.gif" alt="mussolini- Laterano-3" width="669" height="262" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faşist sosyalist lider  Mussolini papa ile anlaşır ve 1929 Laterano Anlaşması ile Vatikan Devleti kurulur. Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandallarla doludur. Mesela iki önceki papa I. John Paul, 33 gün Papalık yapabilmiş sonra öl-dürül-müştür. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların -başta Fransa, Polonya ve Almanya- istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu. Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist Tanrı-Krallığıdır. Papaların Vatikan’a geçişleri 1377 yılında, Avignon’daki Papaların sultasının yıkılmasından sonra olmuştur. “Papalık seçimlerinde Vatikan’ın tüm iç dengeleri ve uluslararası siyaset çok önemli bir yer tutar.” Gerçi inanca göre Papa’yı Kutsal Ruh seçiyordur ama gerçekte CIA’sından KGB’sine ve MOSSAD’a kadar tüm istihbarat örgütleri de Kutsal Ruh’un seçiminde parmak oynatmaktadır. Dünyanın en küçük devletinin hükümdarı olan Papa, aynı zamanda bir milyar Katolik’in ruhani lideridir. 0,44 kilometrekarelik arazisiyle ve 1000 nüfusuyla dünyanın en küçük devleti olan Vatikan, gizli örgütler, masonik ilişkiler, cinayetler ve kirli para aklama gibi kavramlarla hep yan yana olan bir merkez olmuştur. <em> </em>1054’te birbirine eşit olan iki patrik, İstanbul ile Roma patrikleri birbirini aforoz etmiştir. Bundan sonra Hristiyanlar Katolik ve Ortodoks olarak ikiye ayrılmıştır. Katolikler, Roma patriğini ruhani lider kabul eder. IX. asırda en güçlü barbar kavimlerinden Frankların kralı Büyük Karl’ı Roma İmparatoru ilan etme karşılığında Papa, Roma civarında cismani iktidar kurabilmiştir. Halka, mahsulün 1/10’unu kiliseye vermeleri zorunlu kılınmıştır. Zamanla Haçlı seferlerine teşvik etmekten, Engizisyon Mahkemeleri ile insanları yaktırmaya, aforoz etmeden kralları interdit (dışlama) cezası vermeye birçok yetkiyi bünyesinde toplamıştır. Papa III. Innocentus (1198-1216) kendisini bütün Hristiyanların, hatta kralların hükümdarı bile ilan edebilmiştir. 1309’da Fransa kendi papasını seçtirir. Sonunda da Avignon ve Roma’da oturan, birbirlerini aforoz eden iki papa ortaya çıkmıştır. 1377’de ise bütün piskoposlar toplanıp, iki papayı azletmiş ve Roma’da oturan yeni bir papa seçmişlerdir. 1530’da ise Almanlar papaya kazan kaldırmış ve süreç sonunda Protestanlık ortaya çıkmıştır. (1648 Vestfalya Kongresi)<strong> </strong>Aziz Papa gizli örgüt üyesi çıktı. Vatikan&#8217;ın &#8220;aziz&#8221; ilan ettiği Papa 23. Jean&#8217;ın, İstanbul&#8217;da görev yaptığı sırada İlluminati adlı gizli örgüte üye olduğu ileri sürüldü (Milliyet, 6.9.2000)</p>
<p style="text-align: justify;">Skandallar, kitaplar dolduracak kadar boldur kilise tarihinde. Geçmiş asırlarda dönemin önde gelen isimleri tarafından yazılmış Vatikan değerlendirmeleri ağır suçlamalarla doludur. Bu kalemler tanık oldukları pek çok yakışıksız olay naklederler. Bu bakımdan yakın zamanda Amerika&#8217;daki Katolik kilisesinin bir dizi çocuk taciziyle gündeme gelmesi ve çok sayıda rahibin görevden uzaklaştırılması skandallar zincirine eklenen son halka olmanın ötesinde anlam taşımaz. Ama tarih, Roma kilisesi söz konusu olduğunda sadece bu tür &#8216;hazcı tablolarla&#8217; değil öldürülen papalarla da Vatikan’ı kaydeder. Bugüne kadar görev yapmış 264 papanın önemli bir kısmı komploya kurban gitmiştir. Bunun en yakın örneği 1978 Ağustos&#8217;unda papalık makamına seçilip 33 gün sonra öldüğü açıklanan I. John Paul&#8217;dür. Geçmişte de VIII. Urbanus, XIV Clement gibi zehirlenerek öldürüldüğü söylenen papalar vardır. Uzmanların gözünde VIII. Urbanus&#8217;un katili, halefi papa X. Innocent&#8217;tir. X. Innocent&#8217;in yolsuzluk ve cinsel sapmayla suçladığı VIII. Urbanus&#8217;u öldürdükten sonra dini bir konseyde yargılattığı ve suçlu bulunması üzerine cesedini mezarından çıkartıp elini kestirdiği anlatılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6536" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dakkabirgolbir3473478-300x286.jpg" alt="dakkabirgolbir3473478" width="300" height="286" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6537" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/onlarhicbirseyi-unutmuyor737-300x274.jpg" alt="onlarhicbirseyi-unutmuyor737" width="300" height="274" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6538 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa_turkler_haberturk_040513.jpg" alt="papa_turkler_haberturk_040513" width="639" height="453" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni papa işkenceyi kutsamış. Papa Francis ABD destekli cuntanın işkencelerine göz yummuş! (18.3.2013) Papa Francesco’nun İlk İcraatı. Emerit unvanıyla emekliye ayrılan Papa 16. Benedikt’in görevdeyken verdiği son kararı yeni Papa Francesco uygulayacak. Otranto seferinde Osmanlı ile savaşırken öldürülen 800 Hıristiyan bugün Vatikan’daki Sen Piyer Meydanı’nda toplu halde “aziz” ilan edilecek. (Hürriyet, 12 Mayıs 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Haçlı soyu. Müslümanları topraklarından çıkarmak için tarihte 9 haçlı seferi düzenleyen Katolik dünyasının ruhani lideri Papalığın, Müslümanlara olan kini yüzyıllar geçse de bir türlü bitmiyor. Peygamber Efendimize yönelik çirkin sözleriyle Müslümanların tepkisini çeken Papa 16.Benediktus’un ardından koltuğa oturan yeni papa Fransuva’nın da selefinden çok farklı düşünmediği ortaya çıktı. 3 yıl önce Yahudi bir hahamla yazdığı kitapta Osmanlı’yı  ‘soykırımcı’ ilan eden Papa, Türkleri Nazilerle bir tutmayı da ihmal etmemiş. Geçtiğimiz günlerde gözden geçirilerek yeniden yayımlanan kitapta bu bölümler aynen duruyor. Fransuva’nın Yahudileri memmnun etmek adına yazdığı bu kitap kendisinin kimler tarafından papa seçildiğini de gözler önüne serdi. Fransuva’nın görev yaptığı Arjantin’de ABD karşıtlarını ihbar ederek yakalattığı basında sıkça yer almıştı. İngiliz Mail on Sunday Gazetesi, Papa Fransuva’nın Arjantin’de 1976-1983 yılları arasındaki, ABD destekli askeri cunta döneminde kilisenin din adamlarına yönelik korumasını kaldırıp işkence, adam kaçırma, faili meçhul cinayetlere göz yummasına ilişkin belgeleri yayımlayarak Hıristiyan dünyasında büyük bir tartışma başlatmıştı. 1095 yılında başlayan birinci haçlı seferiyle de Katolikler var güçleriyle İslam beldelerine saldırdılar. Müslümanlara ait ne varsa yağmalayan, yakıp döken Katolik askerlere en büyük destek Papalık makamından geliyor, Papa adeta Hıristiyanları barbarlığa teşvik ediyordu. Haçlı seferleri 1272 yılına kadar sürdü. Her gelen Papa yeni bir haçlı seferi organize ederek Müslümanlara saldırdı. Yeni Papa Fransuva milyonlarca Müslümanı katleden kendileri değilmiş gibi Osmanlı’yı soykırımcı ilan etmesi gülünç olmanın ötesinde trajikomik bir durum. (Milli Gazete, 5.5.2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Densiz Papa. Kasımda Türkiye&#8217;ye gelecek olan Papa 16. Benedikt şok çıkışla Bizans imparatorunun, Hz. Muhammed&#8217;i hedef alan kin dolu açıklamalarını gündeme taşıdı. Papa 16. Benedictus neler diyor: Papa, 14&#8217;üncü yüzyılda yaşamış olan ve Hristiyan dünyasında Türklere karşı mücadelesiyle tanınan Bizans İmparatoru Paleologos&#8217;un &#8220;Muhammed&#8217;in getirdiği hiçbir yenilik yok. Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler getirdi&#8221; sözlerine yer verdi.&#8221;İslam&#8217;da Tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok. İslami cihad akla ve Tanrı&#8217;ya karşı&#8221; diyen Papa, İtalya&#8217;da da büyük yankı yarattı. &#8220;Papa, Muhammed&#8217;in kılıcını aforoz etti&#8221; diye yazan La Repubblica gazetesi, konuşmanın Türklerin çok olduğu Almanya&#8217;da yapılmasına dikkat çekti.&#8221;Hristiyanlık ile akıl arasında sıkı bir bağ var&#8221; diyen Papa, İslam&#8217;da ise Tanrı kavramının çok soyut olduğunu ve bu nedenle böyle bir bağın olmadığını söyledi. (Sabah, 14/09/2006) Halbuki, &#8220;Kur’an ayetlerinin kılıçla yayıldığını sanmak korkunç bir hatadır.&#8221;  (Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kur’an’ı kerim, s. 55) Thomas Carlyle, İslam&#8217;ın kılıç yoluyla yayıldığı iddialarını ciddiye almaz. ‘Saksonların Hristiyan yapılması vaaz yoluyla olmamıştır’ diye de ekler! (Thomas Carlyle, kahramanlar, s. 99-100)  Henry Stubbe, (An account of the rise and progress of Mahometanism with the Life of Mohamet and a Vindication of Him Religion from the Calumnies of the Christians) &#8216;Hristiyanların iftiralarına karşı onun ve dininin savunulması&#8217; adlı  eserinde, Müslümanların savaşlarının haklılığı anlatılır, Hz Muhammed&#8217;in idarecilikte, üstün kabiliyeti övülür, bunların Hristiyanların onun hakkında o güne dek iddia ettikleriyle uyuşmadığının altını çizer. İslam&#8217;ın kılıçla yayıldığı iddiasının büyük bir yalan olduğunu, onun savaşlarının yeni bir din getirmek değil, eskisini restore etmek amacıyla yaptığını ifade eder ve kimseyi Müslüman yapmak için zorlamadığını belirtir. Daha fazla detay için, “İslam kılıç zoru ile yayılmadı” ve “İslam barış dinidir” adlı yazılarımıza bakılabilir. </p>
<p style="text-align: justify;">Türk tarihçi ve ilahiyatçılardan Papa&#8217;ya geçmişi hatırlattı! Cordoba için de acı çekiyor mu? Papa Francis haftalık vaazında Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla ilgili, “Aklım İstanbul’da. Ben Azize Sophia’yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum” dedi. Türk tarihçi ve ilahiyatçılar da Papa’ya Endülüs’te kiliseye çevrilen Cordoba Camisi’ni (Kurtuba Ulu Camii) ve Haçlı seferlerinde Ayasofya’nın talan edilişini hatırlattı. (Milliyet, 13.07.2020)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10785 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/108182577_910898706056735_1293984977091811466_o.jpg" alt="" width="482" height="596" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok tanrıcılık ve Hıristiyan azizleri</span></p>
<p style="text-align: justify;">“Denizcilerin koruyucu azizi Noel Baba. Noel Baba’nın Myra’da (Bugünkü Demre) yaşayan Aziz Nicholas olduğu kabul gören bir gerçek. Konunun fazla bilinmeyen yanı ise bu azizin denizcileri koruyan bir güce sahip olduğu inancı.” (Turksail, 31 Aralık 2011) “Madenciler Azize Santa Barbara&#8217;nın ruhunun kendilerini koruduğuna, koruyacağına inanırlar. Onu madencilerin koruyucu azizesi ilan ederler ve böylece dilden dile aktarılır.” (Evrensel, 26 Aralık 2022) İzmir’in Koruyucu Aziz’i: Sen Polikarp. Havari ve İncil yazarı Sen Jan’ın ilk müritlerinden biri olan Sen Polikarp, İsa’nın şehidi olarak anılırken, İzmir’de adını yaşatan kilise de inanç turizminin önemli durakları arasındadır. (izmirdergisi.com/tr/turizm/inanc-turizmi/69-izmir-in-koruyucu-aziz-i-sen-polikarp)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6523" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aziz-nikolas-heykeli-1-200x300.jpg" alt="aziz-nikolas-heykeli-1" width="200" height="300" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6526" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/st-nicholas-patron-saint-of-sailors.jpg" alt="st-nicholas-patron-saint-of-sailors" width="200" height="145" /> Aziz Nicholas, denizcilerin koruyucu azizi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6522 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/azizbarbara-1.jpg" alt="azizbarbara-1" width="483" height="273" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6524" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/izmir-polycarpos-1-225x300.jpg" alt="izmir-polycarpos-1" width="225" height="300" /> Aziz Şehit Policarpos, İzmir&#8217;in koruyucu azizi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hristiyanlık ve Putperestlik</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Siz kendi ellerinizle yonttuğunuz bu putlara mı tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Allah&#8217;tır” (Saffat Suresi 95-96)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/rio-yapilisi-2" rel="attachment wp-att-1738"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1738" title="rio-yapilisi-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rio-yapilisi-2.jpg" alt="" width="298" height="457" /></a> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6491" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-heykel-1.jpeg" alt="isa-heykel-1" width="163" height="297" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1736" title="isa-heykel-yildirim-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-heykel-yildirim-1.jpg" alt="" width="281" height="474" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5112" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isaheykeli-yildirim-2-1.jpg" alt="isaheykeli-yildirim-2-1" width="403" height="211" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10550 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/coronayakarsiilaclanirken.jpg" alt="" width="499" height="369" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Corona virüsüne karşı ilaclanırken&#8230; 26..3.2020</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7648 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/AzizPetrusBazilika-Pieta-1.jpg" alt="" width="544" height="239" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan Şehrinin Aziz Petrus Bazilikası&#8217;ndaki Michelangelo&#8217;nun Pieta heykeline çekiçle saldırı olur ve heykelin sol kolu ve burnu kırılıp, yanaklarına ve sol gözüne zarar verilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5386" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/658648579.jpg" alt="658648579" width="500" height="332" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7668 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/jesus-carpancarpana-1.jpg" alt="" width="301" height="530" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Videoda, kilisede omuzda taşınan İsa heykeli düşüyor, insanlar çığlık çığlığa bağırışıyor. Rio’da ‘Kurtarıcı İsa’ heykeli yıldırım sonucu hasar görür. ‘Onarım’  çalışmaları başlar. (Ntv, 22.1.2012)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Budist versiyonu-</span><br /><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10177 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tum-putlar-oldurur-1.jpg" alt="" width="369" height="269" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“İsa&#8217;ya yıldırım düştü! Hristiyanlar kiliselere koştu. Herkes, din adamlarının olaya açıklık getirmesini istedi. Papazlar halkı yatıştırmaya çalıştı ama kiliselere koşturup dua edenler &#8220;O tepede paratoner de var. O varken nasıl oluyor da yıldırım heykele düşüyor?&#8221; dedi.” (Haberturk, 14.02.2008) Hz. İsa heykeline yıldırım düşmesi sonucu küle döndü. Yıldırım nedeniyle fiberglastan yapılan heykelde yangın çıkarken, kısa sürede heykel küle döndü. (Cumhuriyet, 12 Eylül 2023) Brezilya&#8217;nın sembolik kentlerinden Rio de Janeiro&#8217;nun, kent körfezine bakan ünlü sembolü Kurtarıcı İsa heykeline yıldırım çarptı. Rio&#8217;daki Kurtarıcı İsa heykeline düşen yıldırım. (Cumhuriyet, 11 Şub 2023) Hz. İsa heykeline yıldırım çarptı. Hz. İsa heykeline yıldırım çarptı. Alevlerin heykelin yakınındaki amfitiyatroya da sıçradığı, ancak yangının kontrol altına alındığı belirtildi. (NTV, 15 Haz 2010) Kurtarıcı İsa Heykeli&#8217;ne yıldırım çarptı. Brezilya&#8217;nın en çok turist çeken Rio de Janeiro şehrinin simgesi olan devasa boyutlardaki Kurtarıcı İsa heykeline yıldırım düştü. (Sabah, 18 Oca 2014) Yıldırım parmağını kopardı &#8220;İsa&#8221; heykeline yıldırım düştü. Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinin sembolü Corcovado Dağı üzerinde bulunan “Kurtarıcı İsa” heykeline yıldırım düştü. 2007 yılında yapılan oylamayla dünyanın yeni yedi harikasından biri seçilen ve turistlerin büyük ilgisini gören heykelin düşen yıldırım nedeniyle zarar gördüğü ve başparmağının koptuğu bildirildi. (Habertürk, 17.01.2014) Rio’da ‘Kurtarıcı İsa’ heykeli yıldırım sonucu hasar görür. ‘Onarım’  çalışmaları başlar. (Ntv, 22.1.2012) Meksika’da yıldırım düşen 33 metrelik Hz. İsa heykeli yanarak küle döndü. Yıldırım nedeniyle heykelde yangın çıktı. (TGRT Haber, 11 Eylül 2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Michelangelo&#8217;nun Aziz Petrus Bazilikası&#8217;nda bulunan ünlü heykeli &#8216;Pietà&#8217;, 1972 yılında Laszlo Toth adlı Macar doğumlu Avustralyalı bir jeolog tarafından şiddetli bir saldırıya uğradı. Pieta ciddi hasara uğradı; Mary&#8217;nin kolu kırıldı, göz kapağı kırıldı ve burnu parçalandı.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’nın Brescia kenti yakınlarındaki Cevo Belediyesi’nde, 21 yaşındaki Marco Gusmini’nin halatlarla tutturulan 30 metre yüksekliğinde ve 600 kilo ağırlığındaki Hz. İsa heykelinin altında kalarak ölmesi şok etkisi yarattı. Hz. İsa’nın heykelinin bulunduğu 30 metre uzunluğundaki direğin çökmesi sonucunda bir kişi de ağır yaralandı. (26 Nisan 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Taylandlı dini lider &#8216;şans getiren&#8217; Buda heykelinin altında kalarak öldü. 52 yaşındaki Taylandlı Saman Chanthayothi, konuk olarak katıldığı Budist heykelin açılışında, kutsal kabul edilen yapının altında kalarak hayatını kaybetti. (Mepa News, 06 Kasım 2019)</p>
<p style="text-align: justify;"> “O halde Allah&#8217;ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?” (Enbiya Suresi 66); “Allah&#8217;ı bırakıp da, kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvarışlarından habersizdirler.” (Ahkaf suresi 5)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şaka niyetine</span></p>
<p style="text-align: justify;">NBC televizyonu Amerika Savunma Bakanlığı&#8217;nın (Pentagon) savunma istihbaratına müsteşar yardımcısı olarak atanan Korgeneral William Boykin&#8217;in kilisilerde ibadet sırasında askeri üniformayla yaptığı bazı konuşmaların video görüntülerini yayınladı. İşte üst düzey bir Amerikalı yetkilinin İslamiyet üzerine yaptığı açıklamalar. Korgeneral William: “Sen de biliyorsun ki benim ‘Tanrım seninkinden büyük. Benim Tanrım gerçek senin ki ise put.’ dedi. (Sabah,18.10.2003); &#8220;ABD savunma istihbarat müsteşar vekili Korgeneral William G. Jerry Boykin, “Biz Hristiyanız, düşmanımız ise şeytandır. Biz tanrının ordusuyuz.” derken Mogadishulu Osman Atto için, ‘Ben, benim tanrımın gerçek olduğunu biliyorum, onunki ise puttu’ demişti.&#8221; (Nathan Lean, İslamofobi Endüstrisi, s. 191) Kur’an 1400 sene öncesinden Boykin zihniyetine cevap vermektedir: &#8220;İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O&#8217;nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür.&#8221; (Hac, 62)</p>
<p style="text-align: justify;">‘Kendi kiliselerinin putlarla dolu olduğunu’ görmeyen bu zihniyetin kökeni Orta Çağa dek uzanmaktadır: &#8220;Haçlı savaşları sırasında özellikle Hz Muhammed put veya pagan bir tanrı olarak tasvir edilmiş ve bu konuda birçok eser yazılmıştır.&#8221;  (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 38) Nicetas da Byzance, İslamiyet&#8217;i, putperestlikle karşılaştırmıştır. (Y. Moubarac, La Pensee Chretienne Concernant l&#8217;Islam, I/5) “12. ve 13. yüzyıllarda yazılan eserler 3 başlıkta ele alınabilir: Kronikler (tarih sırasına göre yazılmasıyla oluşan siyer), efsaneler ve risaleler. Efsanelerin en büyük özelliği Müslümanları putperest, Hz Muhammed&#8217;i de onların taptığı putlardan biri olarak göstermektir.”  (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, s. 38) Pseudo-Turpin kroniği yazarına göre  Büyük Karl, Salam Cadiz adlı yerde putlara tapan Kuzey Afrika yöneticisi Igolando ile bir tartışmaya girer: &#8220;Biz baba, oğul ve kutsal ruha inanıyor ve ibadet ediyoruz; buna mukabil siz ise ‘şeytana inanıyor ve heykellerini’ kutsuyorsunuz.&#8221;  (R. Barkai, Cristianos  Musulmanes en la Espana medieval, s. 157) Wolfram von Eschenbach&#8217;ın Willehalm&#8217;ında, “Muhammed (Mahun) Sarazenlerin (Müslümanların) tapınmak dışında savaşlara da beraberlerinde götürdükleri bir put olarak tasvir edilir. Savaştaki yenilgiden sonra güya put yere atılır ve köpek ve domuzlar üstüne çullanır.” (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, s. 70) “Avrupa&#8217;da Müslümanların, Hz Muhammed&#8217;e  &#8216;Mahomerien&#8217; adını verdikleri ibadethanelerde büyük bir huşu içinde secde ettiklerine inanılırdı. &#8216;Maometis&#8217; Müslümanların taptığı üç puttan biri idi.” (Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 212)  &#8220;Piskopos Aziz Galien&#8217;in, Hristiyanların &#8216;putperestlere&#8217; karşı kazandığı zaferde payı olduğu söylenmektedir.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 43) &#8220;İngiliz tarihçi, siyasetçi ve şair Thomas Macaulay: Kesin inancım odur ki, eğer eğitim planlarımız uygulanırsa Hindistan&#8217;da 30 yıl içinde saygın sınıflar arasında tek bir puta tapan kalmayacaktır.&#8221;  (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 113) &#8220;Haçlıların cahilce taassupları Avrupa&#8217;nın her tarafına dal budak salmış, aynı taassup, memleketlerini ‘putperestlerin’ boyunduruğundan kurtarmak için Endülüs Hristiyanlarını harbe teşvik etmiştir.&#8221; (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 66)  &#8220;Haçlı seferlerine katılan bir Haçlı askerinin şu ifadesi çarpıcıdır: “Türkler ve putperestleri kutsal topraklardan sürdük ama Rum, Yunan, Ermeni,  Süryani ve Yahudi sapıklardan kurtulamadık.&#8221; (Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 77) “Thedor bar Konai, Müslümanları putperest, Hz Muhammed&#8217;i de Müslümanların putu olarak nitelendirir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 242) “Papaz Conrad&#8217;ın yazdığı şiirde, Müslümanların puta taptıklarını ileri sürer.” (Hıdır,  s. 244) Nikiu patriği John, Hristiyan gözle yaptığı bir yorumda, “Mısırlılar, tanrının düşmanı Müslümanların dinine girmekle, o amansız Muhammed&#8217;in kötü inancını kabul ediyorlardı. Böylece onlar ‘putperestlerin sapıklığını’ paylaşıyorlardı.” (Chronique de Jean, Eveque de Nikiu, s. 585) demektedir. Halbuki Sale, Miladi 6. yüzyıl Hristiyanlığı için şu tespitte bulunmaktadır: &#8216;Hristiyanlar, papazlara ve Hristiyan azizlerin resimlerine ibadette çok aşırı gitmişlerdi. Bunda en çok da, Katolikler ilerideydi.&#8217; (Sale&#8217;s Translation, s. 62) İslam’dan etkilenen &#8220;Roma İmparatorluğu 3. Louis, Miladi 726 yılında resim ve heykellere takdisi yasaklar. 730 yılında çıkardığı ikinci emirle, bunu putperestlik olarak ilan eder. Endülüs&#8217;te doğup büyüyen Torin papazı Claudius, kendi devrindeki kiliselerdeki haç ve resimleri yakmıştır. İslam, Hristiyanlıktan tamamen ayrılmaktadır. Çünkü İslam putperestliğin köklerini tamamen kazanmıştır.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 172, 223)</p>
<p style="text-align: justify;">‘La chanson de Roland/ Roland Destanı’, ‘Roman de Mahon/ Muhammed&#8217;in Romanı’ gibi eserler, Müslümanların Jüpiter, şeytan ve Apollon ile beraber bir de Mahon adlı puta taptığını iddia etmekte idi. Papa XI. Pie’de, Müslümanlarla müşrikler arasında bir fark gözetmezdi. &#8220;Hristiyan entelektüellerine göre Muhammed, mesih karşıtı bir heretiklik. Halk nazarında ise İslam, paganist (çok tanrılı yerel din) bir inanç olduğu  genel kanaat idi.&#8221; (Prof. Dr. Fuat Aydın, Batı İslam Arkeolojisinin Algısı, s. 43) Oryantalist Bodley bu iddiayı şöyle yalanlamaktadır: &#8220;Kendisine hiçbir zaman ilahi bir özellik atfetmedi, müminlerin hiçbiri onu hiçbir zaman tapınma konusu yapmadı.&#8221; (Ronald Victor Courtenay Bodley, Hz Muhammed, s. 94) &#8220;Allah&#8217;ın birliğinin birçok anlamı olduğunu ve bunların her birinin kendi içinde sıkıntıları bulunduğunu söyleyen Hristiyan Kindi, Hristiyanlıkta ise tek tanrı olduğunu, sadece zatıyla kaim olan üç uknumdan ibaret olduğunu&#8221; göstermeye çalışmıştır. Yani bu yazar, üç parçadan oluşan bir şeye tevhid/birlik derken; tek olanı savunmayı ise, &#8216;kendi içinde sıkıntılı&#8217; ilan etmiştir. (Fuat Aydın, s. 80) Bir taraftan Müslümanları puta tapmakla suçlayan oryantalistler ve diğer taraftan da putperestliğin zıttı olan tevhid akidesinden dolayı İslam inanç sistemini eleştirenler: “Fransız oryantalist Renan, &#8216;İslam&#8217;daki tevhid inancının Müslüman bireyi şaşkınlığa düşürdüğünü&#8217; ileri sürerken Hartford kurumu&#8217;nun müdürü Dr. Keric ise; “Hristiyanlıktaki teslis inancı, insanı tanrıya yaklaştırır. Tevhid akidesi ise, insan ile Tanrı arasına mesafe koyar.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 16, 19) diyerek oryantalist bağnazlığın nerelere varabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde Papa 16. Benedikt’te 2006 yılında, &#8220;İslam&#8217;da ‘Tanrı kavramının çok soyut olduğunu’ ve bu nedenle ‘Hristiyanlıktaki gibi akla dayalı bir bağın’ İslam’da olmadığını.” (Habertürk, 14.09.2006) ileri sürmüştür. Bağnazca ve gerçeklerle tamamiye zıt olan bu iddia, tarihten günümüze, en üst konumdaki yetkililerin bile bu yalanı hala gerçekmiş gibi ileri sürüldüğüni göstermektedir! Kısaca, &#8220;Oryantalistler, Allah&#8217;tan başka ilah olmadığını söyleyen birisini bizzat ilah ilan etmişlerdir. Halbuki Hristiyanlıkta İsa&#8217;nın kendisi, tanrının vahyi iken İslam&#8217;da ise vahiy, Hz peygamberin hayatı değil, Kur’an&#8217;ı Kerim&#8217;in kendisidir.&#8221;<strong> </strong>(Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 82, 128) Çünkü &#8220;İslam, insanı yüceltir ama putlaştırmaz.&#8221; (Nietzsche, Deccal Sahte İsa, s. 25) Ve gerçekte &#8220;Muhammed, Arapları putperestlikten vazgeçirebilmiştir.&#8221; (Norman Daniel, Islam and West, s. 42) Charles Forster ise, ‘Le Mahomerisme Devoile’  adlı eserinde gerçeği şöyle ifade etmektedir: “Muhammed geldiğinde Hristiyanlar putları ululardı ve bu nedenle de bozulmuştu. Muhammed putları kırmakla Hristiyanlığı bozulmaktan kurtardı.” İlk Arapça kürsüsü 1539’da Paris’te Guillaume Postel için kurulur. Postel İslam’a iki nedenle olumlu bakar. Bunlardan ilki, İslam&#8217;ın  ‘putperestliğe karşı’ zafer kazandığı içindir. (Thierry Hentsch,  Hayali doğu, s. 101) Aslında “Putlara tapma köleliğinden kurtulamamış Hristiyanlık borazanları, kendileri gibi puta tapan bir topluluk aramakta, bulamayınca da kural tanımadan Kur’an&#8217;a saldırmaktadırlar.” (Doç. Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş 2, s. 32) Amerikalı tarihçi Washington Irwing, &#8216;Muhammed&#8217;in hayatı&#8217; adlı eserinde şunları yazmaktadır: “O, sağlam görüşlü ve namuslu birimiydi? Evet, O güvenilir biriydi. Ama İslam&#8217;a çağırmaya başlayınca düşmanlığı üzerine çekti; çünkü ‘putlara karşı çıkması’ Kureyş’in Kabe üzerinden  sağladığı kazanca son veriyordu.” (Afif  A. Tabbare, Ruhu&#8217;d-dini  İslam, s. 456) Meşhur İslam karşıtı oryantalist “Goldziher: İslam, şirk unsurlarını hoş görmeyen tek dindir.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 330) itirafında bulunurken, Bernardo Levis de, “Peygamber, hayatında büyük işler yapmıştı. Arabistan&#8217;ın putperest kavmine yeni bir din getirmişti.” (Meriç, s. 399) diyerek, bu tür iddiaları geçersiz kılmaktadır. G. Sale, Hz Muhammed&#8217;in hedefini, ‘putperestliği yok etmek, bozulan Yahudi ve Hristiyanlığı asli haline döndürmek ve bir Allah&#8217;a tapınmak’ olarak ifade etmiş ve Prideux&#8217;un, ‘İslam peygamberinin putperest bir kavme yeni bir putperestliği kabul ettirdiği’ şeklindeki tezi reddetmiştir. (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 81) Yine “George Sale, ‘Muhammed&#8217;in Arapları putperestlikten çıkarıp tek Allah&#8217;a inanmalarını sağladığını’ söylemektedir.” (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 34) Kwangtung tarih yazıcıları (618-907 arası bir tarihli kayıtta), “Medine krallarının mabetlerinde ne heykel, ne put, ne de resimler vardır.” diye tarihi bir kayıtta düşmüşlerdir. (Thiersant, Le Mahometisme en Chine, I/19) Zaten bu nedenle de, &#8220;Putperestliği bırakıp Müslümanlığa döndürülen insanların sayısı, samimi misyonerlerin iştiyaklı çabalarına rağmen, Hristiyanlığa döndürülenlerden daha fazladır.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 452) Aynı kaynaktan iki örnek daha: &#8220;Şeyh Abdullah, Kedah’a gelince, Racayı ziyaret ederek, “Demek ki Allah’ı duymamışsınız?” Raca:” O zaman, bize bu yeni dini öğretip aydınlatmanızı rica ediyorum.” Raca onun anlattıklarından ikna olunca saraydaki ‘tüm putların hepsini’ parçalayıp yaktırmıştı&#8221; (Thomas Walker Arnold, s. 479) &#8220;İslam, Malay Takım Adalarındaki ‘puta tapıcılığı’ hızla çıkarıp atmıştır.&#8221; (Thomas Walker Arnold,  s. 520)</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihteki en büyük İslam düşmanlarından biri olan Peter the Venerable bile, peygamberin, Arapları puta tapmaktan kurtardığını kabul eder. (J. Kritzeck, Peter the Venerable and Islam, s. 132) “Yakın zamana kadar İslam, Avrupalıların hayal dünyasında putperest bir din olarak algılanmıştır. Bu &#8220;bilinçli bir cehalet&#8221; örneğidir. Bu yargı günümüzde de devam etmektedir.” (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 30, 36) A. Comte, İslam&#8217;daki  tek tanrı inancını överek, Hz. peygamberin Batıya yeni bir çözüm önerdiğini ifade etmiştir. (Hıdır, s.105)  Fransız tarihçi ve sosyolog Maxime Rodinson da bu iddiaları reddeder ve &#8220;Anlatılan ‘efsanelere göre’ Muhammed, bedevilerin baş tanrısıydı.&#8221; (Hıdır, s. 243) der. M. Luigi Massano da bu bu konuda şunları yazmaktadır: &#8220;Türklerin (Herkesin sandığının aksine) Muhammed&#8217;e değil Allah&#8217;a taptıklarını, Muhammed&#8217;i bir peygamber olarak kabul ettiklerini söylemek yerinde olur.&#8221; (Ö. Kumrular, Türk korkusu, s. 116) A. Toynbee, &#8216;Civilisation on Trial&#8217; adlı eserinin 76. sayfasında şunları yazmaktadır: &#8220;Hristiyan kilisesinin Yunan çoktanrıcılığı ve putçuluğu gibi utanç verici bir konumunun aksine İslam, İbrahim&#8217;in saflığına tabi olmuştur.&#8221; (Toynbee, Civilisation on Trial, s. 76) Zaten &#8220;Kur’an&#8217;ın getirdiği bütün deliller, Allah&#8217;tan başka ilahın bulunmadığı ile ilgilidir&#8221; (H.A.R. Gibb, Muhammedanism, s. 38) &#8220;Tek Allah’a ibadet etmek, yerini en kötü bir putperestlik almıştı. Eski putperestliğin ilahlar grubu yerine azizler ve meleklerden olan bir kalabalıktan kurulu yeni bir Olimp ortaya konmuştu. Muhammed Allah’ın birliğine davetle yetinmeyerek putperestliği de yok edeceğini söylemiştir. Hayatı işkence ve hakaretler içinde geçmiştir. Kur’an, ‘birlik inancının’ en şerefli anıtıdır. Müslümanlık, insanları azizlere, resimlere tapmaktan alıkoyar. Böyle bir dinin putperestlik, Zerdüştlük ve sabiliği yok etmesine şaşmamak gerekir. Hz Muhammed, Allah’ın bir olduğu inancını o kadar sağlam bir şekilde topluma yerleştirmiş, putperestliği o kadar kesin şekilde ortadan kaldırmıştır ki, putperestlik bir daha ortaya çıkamamıştır. Halbuki putperestli Hristiyan kavimleri arasında yeniden ortaya çıkmış, putları olmayanlar dinsiz sayılacak kadar da ileri gidilmiştir. Bizans imparatoriçesi İrin, 787’de İznik konferansını toplatararak, putlara ve heykellere tapmayı yeniden uyandırmıştır.&#8221; (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an’ı Kerim; Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 3, 13, 45, 50, 91)</p>
<p style="text-align: justify;">“Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine dişi isimler verdikleri putlara taparlar. Böyle yapmakla aslında başkasına değil, ancak hayırsız ve azgın şeytana tapmış olurlar.” (Nisa, 117) “Aslında bu putlar, sizin ve atalarınızın uydurduğu bir takım kuru isimlerden, gerçekliği olmayan boş lafızlardan ibarettir.&#8221; (Necm, 23) &#8220;Allah’tan başka ilah yerine koyup taptığınız putlar, bütün imkanlarını toplayıp bir araya gelseler de, tek bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapıp götürse, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de aciz, kendisinden bir şey istenilen de!&#8221; (Hac, 73)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanlara putperest diyenler! </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6137 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/camidekiputlar-1.jpg" alt="camidekiputlar-1" width="583" height="404" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10558 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/EUL0sGfWAAALdcQ-294x300.jpg" alt="" width="294" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6448 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/katolik-heykel-tapinma-1.jpg" alt="katolik-heykel-tapinma-1" width="788" height="1082" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8691 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/iha-4turkiyeden-1.jpg" alt="" width="630" height="354" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-6649 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-secde-kat-1.jpg" alt="isa-secde-kat-1" width="263" height="286" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3928" title="hindularianlarim-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hindularianlarim-1.jpg" alt="" width="394" height="212" /><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/hindularianlarim-1" rel="attachment wp-att-3928"><br /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">             Resme çiçekler </span><span style="color: #000000;"> &#8211; Nedense bu sahne bana Budizmi hatırlatır!-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hinduizm-evdeput-isevilik.bmp"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7531" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hinduizm-evdeput-isevilik.bmp" alt="" width="465" height="350" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Hindu evinde put ! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7649 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tumblr_inline_n0fog6scvf1sotwi9-2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Ateşli-Dua-Polonya-1981-800x551.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6254 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Ateşli-Dua-Polonya-1981-800x551-300x192.jpg" alt="Ateşli-Dua-Polonya-1981-800x551" width="300" height="192" /></a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/biri-putmu-dedi-1" rel="attachment wp-att-4205"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4205" title="biri-putmu-dedi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/biri-putmu-dedi-1.jpg" alt="" width="400" height="515" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1805 size-full" title="kilise-put-4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-put-4.jpg" alt="" width="730" height="1173" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/milan_duomo_cathedral1" rel="attachment wp-att-1807"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1807 size-full" title="Milan_Duomo_cathedral1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Milan_Duomo_cathedral1.jpg" alt="" width="480" height="320" /></a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/kilise-put-5" rel="attachment wp-att-1806"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1806 size-full" title="kilise-put-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-put-5.jpg" alt="" width="700" height="466" /></a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/kilise-put-3" rel="attachment wp-att-1775"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1775 size-full" title="kilise-put-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-put-3.jpg" alt="" width="350" height="263" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Tanrı, heykelleri tapınılmasını yasaklar ‘ama’ heykellerin dinsel kullanımını yasaklamadığı gibi aslında dinsel bağlam içerisinde kullanımını bile kendisi ‘emreder!’ Katolikler heykelleri sanatsal işlevleri için kullanılırlar. Bir kişi fotoğrafına bakarak annesini nasıl hatırlıyorsa, bizim de baktığımız resimler azizileri ve onların bize örnek olan olaylarını hatırlamamıza yardım eder. İmajlar aynı zamanda eğitici malzeme görevi de görmektedir. Özellikle de okur yazar olmayanlar için. Katolikler Mesih İsa&#8217;nın veya azizlerin ikonları karşısında eğilir veya diz çökerler. ‘Tapınma sırasında’ nasıl bir beden hareketi olarak dik bir şekilde duruluyorsa, eğilme hareketi de kullanılabilir. Kaldı ki tüm tapınma eğilerek yapılmaz. Bir ikonanın önünde diz çökerek dua eden bir Katolik ona tapınıyor değildir. Tarihin ilk dönemlerinde tanrıyı herhangi bir şekilde tasvir etmek israillilere yasaklanmıştı çünkü Tanrı hiçbir şekilde kendini görünür kılmamıştı. Ama en önemlisi, Tanrı kendisini oğlu Mesih İsa&#8217;nın doğumuyla görünür kılmıştır.” (meryemana.net sitesinden alınmıştır!) Heykel yasaklanmaz, aksine emredilir, heykeller eğitim ve hatırlatma amacı ile kullanılır, önünde eğilip diz çökülebilir, heykel resimler zaten İsa ve azizleri görülerek yapılmıştır. İsa görülen Tanrı’dır. Ama tüm bunlar tapma değildir! Hristiyanların Hz Meryem’i tanrı seviyesine çıkarmaları meselesi, &#8220;Oryantalistlerin sorularına cevaplar&#8217; bölümünde ele alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">“787&#8217;de yapılan ikinci İznik konsilinde ‘ikonlara tapmanın günah olmadığı’ kararı verildi.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 62) “II. İznik Konsili, ile Azizlerin resimlerine yapılan ibadetin meşruluğu kabul edilerek İkonoklazm anlayışı reddedilmiş ve resimlere, ikonlara dönüş serbest bırakılmıştır. Hatta günümüzde kiliselerde ikonasız gerçekleştirilmeyen ayinin temeli de atılmıştır. Konsil’de, ikonalara ‘saygı gösterme serbestliği’ getirilmiştir. Ama yine onlara göre bu onlara tapınma değildir.” (Mehmet Alparslan Küçük, II. İznik konsili’ne ikonografik açıdan yaklaşım, Türk &#8211; İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, Yıl: 8, Sayı : 16 Konya 2013 Yaz, s. 168, 170) “İkonoklast/putkırıcı karşıtı Şamlı Yohannes için, “tasvirlere ‘ibadet etmenin’ putatapıcılık ile bir ilgisi yoktur.” (Mehmet Alparslan Küçük, s. 167) “787 tarihinde II. İznik Konsili’nde ikonalara tapma onaylanmıştır. 843’te Ayasofya’da toplanan konsilde, ikonalara tapma onaylanmış ve o tarihten günümüze kadar bütün Ortodoks kiliselerinde varlığını sürdürmüştür.” (Sevcan Yıldız, Ayşegül Doğrucan, Hristiyan konsilleri ve ikonoklast akımlara etkileri, Al-Farabi International Journal on Social Sciences, Volume 6, 2021, s. 87)</p>
<p style="text-align: justify;">İtiraflar</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs&#8217;taki Chrysoroyiatissa manastırına gelen Kıbrıslı Rumlar, önce girişin yanında bulunan ana ikonun önünde başını eğerek ona kutsal bir öpücük kondurur, daha sonra aynı şeyi diğer ikonlar içinde yapar. Burada olup biten şey, sadece figüratif temsilleri benimsemekten ibaret olmayıp bunun yanında, bu ikonlara sanki onlar birer suret ya da heykel değil de canlı birer varlık yahut resimdekilerin kendisiymiş gibi ibadet edilmekte ve saygı gösterilmektedir. (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 150) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3965" title="boykine-4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/boykine-4.jpg" alt="" width="563" height="1317" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8497 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/once-dilini-kopardilar-sonra-diri-diri-yaktilar.jpg" alt="" width="400" height="266" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8089 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/resimleretapinmayokdedi-yakildi-1.png" alt="" width="228" height="288" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güneş sistemi hakkındaki görüşleri nedeni ile Bruno;  &#8216;Resime tapınma yok&#8217; dediği için Rahip Huss diri diri yakılırlar!  Demek ki tapınma var!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8495 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20180511_151556.jpg" alt="" width="340" height="485" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teslisi reddettiği ve &#8216;İsa tanrı değil&#8217; dediği için M. Servet yakılarak öldürülür! </span></p>
<p style="text-align: justify;">‘cagatay151’ adlı kullanıcının, hristiyanforum.com&#8217;da &#8216;Heykel, resim ve ikonları hangi düşünce ile 2. emre karşı bulmuyor ve kullanıyorsunuz?&#8217; şeklinde sorduğu soruya, ‘FormerlySaul’ adlı kullanıcının verdiği cevap: &#8220;Kısacası biz İsa&#8217;nın veya azizlerin heykellerine ibadet etmiyoruz o heykelleri yardımcı olarak kullanıyoruz.&#8221; Halbuki yardım istenen varlığa zaten ilah denir! (Fatiha, 5)</p>
<p style="text-align: justify;">Ortodoks moderatör Alexios’un “İkona nedir?” sorusuna verdiği cevap: “İkona Tanrıyı tanımamız ve Onunla birleşmemiz için bir araçtır. Tanrı salt sesini duyurmakla kalmamış, kendisini göstermiştir de: Mesih&#8217;in beden alması ikonanın temelidir. İkona, Tanrı olan insanı da gösterir.” (www.hristiyanforum.com/forum/showthread.php?t=333967) Müşrikler, “Biz putlara, yalnız bizi Allah’a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz” derler.” (Zümer, 3) “Onların yalvarıp durdukları da, hangisi (Allah&#8217;a) daha yakındır diye Rablerine bir vesile ararlar.” (İsra, 57) “Mekke’li müşrikler de putları Allah ile kendi aralarında aracı varlıklar olarak görüyorlardı.” (Fatih Tok, Şirkin tevhide dönüştürülmesinde ilahî metot, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, Ağustos-2019 Cilt:11 Sayı: 2, s. 718)</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerini ‘Mesih İnanlılarını’ şeklinde tanıtan Protestan’lar açıkça diğer iki mezhebi puta tapmakla itham eder: “Melek ve Azizler, Resim Heykel ve Suretlerin Kullanımı Konusundaki Farklılıklar. Mesih İnanlılarını Katolik ve Ortodokslar’dan ayıran diğer bir özellik de onların melek, Meryem ve azizleri şereflendirmeyip tapınmamaları ve yine tapınış yerlerinde onların resim heykellerini bulundurmamalarıdır. Fakat Katolik ve Ortodoks kiliselerin bu suret ve heykellerin kullanımı sembol veya eğitimsel kullanımdan daha da öteye gidip, melekler ve azizler de içinde olmak üzere özel bir şerefe ve tapınışa hedef olmaktadır. Örneğin son olarak yayımlanmış Katolik kilisesinin eğitim kitabı her ne kadar Tanrı‘ya sunulan tapınıştan daha aşağı derecede bir tapınış sunduklarını belirtse de Katolik kilisesi açık bir şekilde Mesih‘in, Meryem‘in ve azizlerin tasvir ve heykellerine tapınıp onları şereflendirmek gerektiğini öğretir. (Catéchisme de l‘Eglise Catholique, Ssyfa 308-309,536-537) Katolik kilisesi öncülerinden biri olan Akinalı Tomas açık bir şekilde ‘Mesih‘e tapındığımız gibi O‘nun haçına da aynı şekilde tapınırız‘ der ve ‘haça da dua yöneltilme‘ sinden söz eder. (Somme Théologique, cilt III, sayfa 253-270) Hatta bazı kiliselerde direkt olarak haça yöneltilmiş dualar vardır.” (Dan Wickwire, Katolik ve Protestan kiliseleri arasındaki farklılıklar nedir, s. 21-23; hristiyanturk.com, Melek ve Azizler, Resim Heykel ve Suretlerin Kullanımı Konusundaki Farklılıklar)</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları kapansa da, alıntı yaptığımız sitelerin ekran görüntüleri sitemizde mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">Teslisi reddettiği ve &#8216;İsa tanrı değil&#8217; dediği için M. Servetus yakılarak öldürülür! Güneş sistemi hakkındaki görüşleri nedeni ile Bruno;  &#8216;Resime tapınma yok&#8217; dediği için Rahip Huss diri diri yakılırlar!  Demek ki tapınma var!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;16. Yüzyılın başlarında bir tabip ve teolog olan İspanya asıllı Michael Servitus, ‘tanrının tek olduğunu, İsa&#8217;nın da peygamber olmakla birlikte bir insan olduğunu’ söylediği için, canice ve aleme ibret olacak şekilde öldürülmüştür. Tek tanrı inancını haykırmak bir bakıma paganizme meydan okumak anlamına gelmekteydi. Bu tutum ya da tahammülsüzlük, bugün Batı&#8217;nın neden İslam dinine tahammül edemediğinin de ipuçlarını vermektedir. Hristiyanlıkta tam ve mükemmel tanım, bir kitapta değil de, bir insanda gerçekleşir. ‘Putperestlik, insanı vahiy olarak algılama biçimine bürünür.’ İnsanın kurtuluşu insan-tanrı sayesinde olmuştur. Pavlus kendi tanrısallığını İsa üzerinden ilan eder. Nietzsche, bu dinin tanrısının ölümünü ilan etmektedir.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 213-215) “Kuruluşundan beri Hristiyanlık neden akıl ile kavgalıdır? Rönesans, reform kime karşı yapılmıştır? Kilise neden engizisyon mahkemeleri ile Bruno, J. D&#8217;arc, L. Vanini gibi nice fikir adamlarını diri diri yakmış, Kepler&#8217;e zulmetmiş, Galilei&#8217;yi &#8216;dünya dönüyor&#8217; dediği için hapse atmıştır?” (A.Weber, Felsefe tarihi, s.181-192) Ayrıca “günahları bağışlama yetkisi ve bu bağışlamayı vergiye bağlamak ne kadar aklidir? Haçlı Seferleri, dinden aforoz etme uygulamaları zorlama değil midir?” (M. Emin Parlaktürk, Vakit,16.09.2006) “Amerika&#8217;nın keşfi sırasında İspanyol işgalcilerin yaptığı katliamların sorumlusu, 1492&#8217;de Amerika&#8217;ya ayak bastıktan 22 yıl sonra, 8 milyonluk Kızılderili nüfusunu 8 bine indirenler, milyonlarca Meksikalıyı katleden, Avustralya&#8217;da 750 bin Aborjinin soyunu kurutan, 40 bin Hindu çıkrık ustasının ellerini kesen, pirinç ekmesinler diye Bengal bölgesindeki 50 bin çiftçinin parmaklarını doğrayan İngiltere; 1.5 milyon Cezayirliyi katleden Fransa; dünya savaşlarına neden olan Almanya; Irak, Afganistan&#8217;ı işgal eden ABD; Filistinlilere soykırım yapan İsrail; Bosna&#8217;da yapılan katliam ve tecavüzleri gerçekleştiren Sırplar&#8230;  Müslüman mı idiler?” (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s.193)</p>
<p style="text-align: justify;">“1232 yılında Papa Gregory IX, heretiklerin (Kilise ile çelişenlerin) yakılmalarını öngören bir papalık bildirgesi yayınlanmıştır.  Aziz Augustine, Matta İncil&#8217;inde geçen bir benzetmeden hareket ile heretiklerin yakılmasına izin vermiştir.” (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB, s. 67, 69)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8504 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/425565188202192_1259754987.jpg" alt="" width="482" height="173" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Roma Katolik Kilisesi&#8217;nin savunduğu öğretiyi korumak için” (tr.wikipedia.org/wiki/Engizisyon) kurulan engizisyon işkencesine iki örnek: Metalden yapılmış olan bu boğanın karnındaki kapağa suçlu canlı olarak konur ve ardından kapak kapatılır. Boğa ateşe tutulurken içinde kavrulan mahkum bağırmaya başlar. Bu da boğanın böğürme gibi ses çıkarmasını sağlar. Sesin şiddetine göre kişinin suçunun ne kadar olduğu anlaşılır. Şayet kişi hiç bağırmadan can verdiyse, ailesine mahkumun ‘iyi bir Hristiyan’ olduğu söylenir. Boğarak öldürülmede ise, mahkumun elleri ve ayakları bağlanır, ayaklarına bağlanan bir ağırlıkla birlikte suya atılırdı. Şayet kişi kurtulabilirse (!) cadı olduğu onaylanmış olurdu, zira sıkıca bağlanmış bir düğümden kimse kurtulamazdı. Şayet ölürse, mahkumun ‘hala iyi bir Hristiyan’ olduğu için ailesine teşekkür edilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında her şey ortadadır: &#8220;Katolik kilisesi açık bir şekilde Mesih‘in, Meryem‘in ve azizlerin tasvir ve heykellerine tapınıp onları şereflendirmek gerektiğini öğretmektedir.&#8221; (Catéchisme de l‘Eglise Catholique, s. 308-309, 536-537) &#8220;Katolik kilisesi öncülerinden biri olan Akinalı Tomas açık bir şekilde ‘Mesih‘e tapındığımız gibi O‘nun haçına da aynı şekilde ‘tapınırız‘ der ve ‘Haça da dua yöneltilme‘ sinden söz eder.&#8221; (Somme Théologique, III/253-270)  Hatta bazı kiliselerde direkt olarak haça yöneltilmiş dualar vardır. &#8216;Ey Mesih‘in kanlı haçı&#8217; gibi! &#8220;Halk adeta bir alay şehide, azize, meleklere tapan müşrikler gibiydi.&#8221; (Canon Taylor, Kiliseler Kongresi tebliği, Wolverhampton, 7.10.1887) Protestanlar heykel konusunda daha hassastırlar! “Protestanlığın Kalvinist ve Presbiteryen mezheplerinin kiliselerinde neden resim heykel bulunmaz?&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 220) &#8220;Protestanların din değiştirmeye Katoliklerden daha eğilimli olmaları&#8221; (M. F. Gmelin,Christensclaverei und Renegatenthum unter den Vokern des Islam, s. 21) bu putperestliğe olan uzak durmaları neden olabilir mi?<strong>  </strong>&#8220;Bosna&#8217;lı Bogomillere karşı Papalık, birkaç kez haçlı seferi yapılması yönünde telkinde bulunmuştu. Bogomiller, bakire Meryem&#8217;e tapınmaya hiçbir şekilde kabul etmiyorlar ve dini tasvirlerin önünde eğilmenin şirk olduğunu düşünüyorlardı.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 264) Bilindiği gibi Bosnalılar daha sonra Müslüman olmuşlardır!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5018" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dinimielestireniseviler-1.jpg" alt="dinimielestireniseviler-1" width="238" height="332" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12188 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/put-isa-heykelcilik-2021.jpg" alt="" width="462" height="558" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hangi İsa? Hangi Meryem?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6499 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gercekisa-2.jpg" alt="gercekisa-2" width="865" height="329" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/sadece-mezhep-degil-goruntuolarakta-isa-hangisi-1" rel="attachment wp-att-4206"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4206" title="sadece-mezhep-degil-goruntuolarakta-isa-hangisi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sadece-mezhep-degil-goruntuolarakta-isa-hangisi-1.jpg" alt="" width="360" height="726" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9162 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hangimeryem-1.jpg" alt="" width="528" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Katliamlar; Sevgi ve müjde dini, siyaset, savaş, gerçekleri!</p>
<p style="text-align: justify;">1994&#8217;te Ruanda&#8217;da Hutu&#8217;lilere destek veren Katolik kilisesi, 3 ayda 1.000.0000 Tutsi&#8217;nin katliama uğramasına neden oldu. Katliam devam ederken Kilise&#8217;ye bağlı George Ruggi Georgesruggio adlı radyo yayıncısı: &#8220;Tutsi topluluğu yaratıcıya karşıdır. İsa/Yaratıcı onları ebediyen mahkum etti. Onları İsa adına cezalandırın. İsa’nın ve halkın şimşeklerini onların kafalarına yağdırın.&#8221; diye yayın yapmakta idi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7356 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_220317.jpeg" alt="" width="727" height="447" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir ana doğurmuş; yıllarca emek verilerek büyütülmüş. Suçu yok, ama elleri arkadan bağlı. Ne yapacağınızı beklerken nefes alıp verdikçe omuzları kalkıp iniyor. Elinizdeki tüfeğin namlusu ensesine dayalı. &#8220;Hadi&#8221; denince tetiği çekebilir misiniz? Çektiler. Sekiz binden fazla delikanlının nefesi öyle kesildi. Emir kulu askerler arasında duraksayanlar oldu. Onların tereddütlerini kimler giderdi, biliyor musunuz? Papazlar. Vaazlarında, dinlerinin &#8220;Düşmanını bile sev&#8221; mesajını pazarlayan kara cüppeliler, Sırp Ortodoks Kilisesi&#8217;nin talimatıyla dağ yamaçlarında askerlere bağırdılar: &#8220;Çekinmeyin, vurun! Günahınızı peşin peşin bağışlıyoruz!&#8221; Ratko&#8217;nun kızının niçin intihar ettiği de biliniyor. Babasının sicili öyle iğrenç ki, onun hakkındaki savcılık iddianamesini okuyunca, bu dünyanın yaşanacak yer olmadığına karar vermişti.&#8221; (Refik Erduran, Sabah, 30 Mayıs 2011) “Ratko Mladiç’in kızı Ana Mladiç, 23 yaşındayken 25 Mart 1994 tarihinde intihar etti. Belgrad’ın “Kurir” gazetesinin intihardan birkaç gün sonra verdiği haberde, Ana’nın, babasının Bosna’da karıştığı katliamları anlayınca depresyona girip intihar ettiği belirtildi.” (Vatan, 26.05.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Haçlı seferlerinde, 1096-1291 yılları arasında yazar Hans Wollschager’e göre 22 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 1099 yılında Kudüs´ün alınması ile 70 bin Müslüman ve Yahudi katledilir.  İnnozenz, 4. haçlı seferini başlatmış, 1202´de Zara’yı ve 1204´de Konstantinopel’i (İstanbul) yağmalatmış ve kendi mezhebleri arasındaki ayrılıkları körüklemiştir. İspanyollar, 1391 yılında 50 bin Yahudiyi öldürmüş ve 1492 yılında ise 50 bin Yahudinin zorla dinleri değiştirilmiş, geriye kalan 100 bin ile 200 bin arasında Yahudi göçe zorlanmıştır.Ve yine 1615 yılında İspanyollar zulüm ve baskılarına rağmen dinlerinde kalan sayıları 300 bin ile 3 milyon arasında tahmin edilen Müslümanları göçe zorlayarak köklerini İspanya’dan kazımıştır. Amerika’nin keşfinin ilk 50 yılında katolik ispanyollar 1 milyon yerlinin katliam, kölelik ve enfeksiyonel hastalıklardan dolayı ölümüne sebeb olmuştur. Ve daha sonra ki 150 yıl içinde 100 milyon insan yani yerli halkın 90% haritadan silinmiştir. Yerlilerin ellerini ve burunlarını kesip köpeklere yem etmişlerdir. Kurbanlarını 13’lü guruplar halinde asmalarının sebebi ise, 12 Havari<strong> + </strong>1 Hz. İsa formülüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Paris 1572. ‘Bartholomaus-Gecesi’nde 3000-5000 arası insan öldürülmüştür. Amerika’nın keşfinden 19. yüzyıla kadar 13 milyon afrikalı köleleştirilip Amerika´ya götürülmüştür. Engizisyon katliamlarının başlamasına, 1488 yılında papalığın onayıyla yazılan &#8220;Der Hexenhammer&#8221; isimli kitab sebeb olmuştur. 18. Yüzyılın sonuna kadar çoğunluğu kadın ve içinde çocukların da bulunduğu 40 bin ile 100 bin arasında insan yakılarak ve çeşitli metotlarla katledilmiştir. 1941-1943 yılları arasında katolik Hırvatistan’da 750 bin Ortodoks Sırp katledilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Papa XII. Pius, Hitler’i ve Mussolini’yi desteklemiştir. “1930&#8217;larda Katolik piskoposlar, Franco&#8217;nun ordularını kutlamış, Papa XII. Pius, Hitler&#8217;i ve Mussolini’yi desteklemişti. (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 68) Papa, milyonlarca insanın Nazi ölüm kamplarında yok edilmesi karşısında sessiz kalmıştır. Resmi olarak Vatikan’ın İkinci Dünya Savaşında tarafsız kaldığı varsayılsa da, gerçekte Nazi yanlılığı açıkça belgelenmiştir. G. Lewy şöyle yazmaktadır: “Hitler egemenliğinin başından sonuna kadar, piskoposlar inananlara, Hitler hükümetinin itaat edilmesi gereken meşru bir otorite olarak kabul edilmesi gerektiğini öğütlemekten asla bıkmadılar. 8 Kasım 1939’da, Münih’te Hitler’e düzenlenen başarısız suikasttan sonra, Kardinal Bertram Alman piskoposluğu adına ve Kardinal Faulhaber Bavyera piskoposları adına Hitler’e kutlama telgrafları göndermişlerdi. Almanya’daki tüm Katolik basın, Reichspresskammer’den gelen talimat doğrultusunda, bunun Führer’i koruyan mucizevi bir ilahi takdir olduğundan bahsediyordu.” (G. Lewy, The Catholic Church and Nazi Germany, NY, 1965, s. 310) “Alman dokümanları iki önemli noktada birbirini etkileyici bir şekilde tutmaktadır”, diyor Saul Freidhandler ve ekliyor, “Birincisi, görünüşe göre Bağımsız Papalık, Nazi rejiminin niteliği nedeniyle azalmış görünmeyen ve 1944’e kadar da yalanlanmamış bir biçimde Almanya’dan yana bir tercih yaptı; İkincisi, XII. Pius hiçbir şeyden korkmadığı kadar Avrupa’nın Bolşevikleşmesinden korkuyordu ve göründüğü kadarıyla, sonunda Batılı müttefiklerle uzlaşsaydı, Hitler Almanya’sının Sovyetler Birliği’nin Batıya doğru ilerlemesinin önünde başlıca duvar olacağını umuyordu.” (Saul Friedhandler, Pius XII and the Third Reich, A Documentation, NY, 1958, s. 236)</p>
<p style="text-align: justify;">“Norveç&#8217;te ari ırk teorisi, Kilise Bakanlığının gayretleriyle ülkede uygulanmıştır.” (Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları, s. 65) 15 yaşındaki kızlar bile zorla kısırlaştırılmıştır. Papaz Carlsen, &#8220;Bu kısırlaştırmadan tanrının çok memnun kaldığını, kendisini de çok rahat hissettiğini.&#8221; ifade etmiştir. Benzer uygulama, Norveç Devlet Kilisesi tarafından da uygulanmış ve hatta çocuklara sadistçe cinsel tacize varan sapıklıklar yapılır. (Yürükel, s. 66-67) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1810" title="papa-hitler-4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-hitler-4.jpg" alt="" width="360" height="662" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Piskoposun laik olanı bu kadar! ABD Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Elphidophoros ABD’nin California eyaletinin San Diego şehrinde düzenlenen 47. Din Adamları Laik Kongresi’nde “onur konuğu” olarak yaptığı konuşmada “Kıbrıs Cumhuriyeti 50 yıldır işgal altında” dedi. (Haber 7,  08.07.2024) &#8220;Haçlı seferlerinde askerleri denizaşırı görevlere teşvik edenler hep, papalık ve dini kurumlar olmuştur.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 35) </p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı zamanının iki emperyalist ülkesi Portekiz ve İspanya arasında bölen, tanrının yeryüzündeki iki temsilcisi (!) Papa VI. İskender (Rodrigo Borgia) ve Papa VI. Alexander.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6879 alignleft" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-somuru-1.jpg" alt="papa-somuru-1" width="788" height="367" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/2011-07-19_vatan_1" rel="attachment wp-att-1809"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1809" title="2011-07-19_vatan_1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2011-07-19_vatan_1.jpg" alt="" width="250" height="160" /></a>                                                         </strong>Sevgi dini, müjde ve siyaset, savaş gerçekleri&#8230;!<strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-savas-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-6231 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-savas-1-300x204.jpg" alt="din-savas-1" width="300" height="204" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11381 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunan-pis-1.jpg" alt="" width="532" height="270" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6374 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ortodoks-haclirihu-1.jpg" alt="ortodoks-haclirihu-1" width="685" height="312" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8968 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aa-12-1.jpg" alt="" width="480" height="166" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10473" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20200122-173541-242x300.png" alt="" width="242" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10933" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/azeri-ermenisavasi-2792020-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Azeri-Ermeni savası, Ermenistan resmi sitesindeki fotoğraf, tarih: 27.9.2020 </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10662 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45635638.jpg" alt="" width="539" height="316" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Süryani Ortodoks Piskoposu Kamışlı&#8217;da Rus askerleri ile Türkiye&#8217;ye karşı çalışırken. (11.5.2020) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsalsu-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6229 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsalsu-1.jpg" alt="kutsalsu-1" width="328" height="431" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  Kutsal su, her şeyi temizler ( Suriye için kutsanan silahlar, Ekim 2015)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7650 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/654756768.jpg" alt="" width="294" height="231" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12325 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/32645735675676.jpg" alt="" width="407" height="249" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kıbrıs&#8217;lı Rumlar papazlara silah eğitimi veriyor </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                            <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12276" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunanistan_ilk_rafalelar20122.jpg" alt="" width="434" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yunanistan&#8217;ın Fransa&#8217;dan satın aldığı 18 adet Rafale savaş uçağının ilk partisi (6 adet) Yunan topraklarına iniş yaptı. Yunanistan Başbakanı Miçotakis törende Türkiye&#8217;yi hedef alırken, Yunan din adamları da savaş uçaklarını kutsal suyla kutsadı. (Yeni Şafak, 20/01/2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevgi dini kitabı İncil&#8217;den ilham ile üretilmiştir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6207 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sevgidini-inceilden-1.jpg" alt="sevgidini-inceilden-1" width="434" height="773" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı İkiye Ayıran Anlaşma: Tordesillas Antlaşması. Tordesillas Antlaşması dönemin en büyük deniz güçleri olan Portekiz ve İspanya arasında imzalanmıştır. 1493’te, İspanya ve Portekiz kralları yeni keşfedilen topraklardaki ticaret ve “sömürgeleştirme faaliyetlerini kimin kontrol edeceği” konusunda anlaşmazlığa düştü. İspanya bu anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için Papa VI. Alexander’a başvurdu. Papalık, Hristiyanlığın yayılmasını güvence almak amacıyla anlaşmaya aracılık etmiştir. İki devlette Papalığın aracılığını tanımıştır. Keşfedilen topraklarda hakimiyet kralların olmakla birlikte Papanın adına bölgede faaliyet gösterilmiştir. Yazar Barnaby Rogerson şunları söylemektedir: “Roma’daki bir papanın iki küçük Avrupa krallığı yararına bütün kıtaları bölüştürmesi şimdi bize inanılmaz gelse de, o zamanlar Batının kibirli tutumunu ortaya seren görkemli bir olaydı.” Rogerson’a göre, bu papalık kararı “daha sonraki sömürge imparatorluklarında görülen zalimliğin başlangıcı olarak kabul edilebilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Rusyalı din adamlarından Suriye&#8217;ye operasyona destek. Rusya Ortodoks Kilisesi Halkla İlişkiler Departmanı Yetkilisi Vsevolod Çaplin, Rusya&#8217;nın Suriye&#8217;deki askeri operasyonlarını ‘kutsal mücadele&#8217; olarak niteledi. Kararın hem uluslararası hukukla hem de Rus halkının zihniyeti ile bağdaştığını vurgulayan Çaplin, &#8220;Rusya şimdiye kadar barışın korunması için farklı bölgelerde, özellikle de Ortadoğu&#8217;da önemli rol oynadı. Terörle mücadele, insanlık onuru, adalet ve barış için yapılan mücadele kutsal mücadeledir&#8221; dedi.” (Sputnik, 30 Eylül 2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Rus Ortodoks Kilisesi, &#8216;Rusya&#8217;nın saldırıları İncil&#8217;e uygun&#8217; Patrik açıklamasında, Rusya&#8217;nın Suriye&#8217;deki askeri eylemleri İncil&#8217;e ve St. Augustinus&#8217;un &#8216;Haklı Savaş&#8217; kuramına uygun&#8221; olduğunu ifade etti. Suriyeye giden rus savaş uçaklarını ve askerlerini kutsayan Ortodoks kilisesi birinci ağızdan, bir kez daha Suriye&#8217;de yürütülen savaşın bir haçlı saldırıd silsilesi olduğunu kabul etmiş oldu. (Yeni Akit, 8.1.2016) Aynı gün diğer haber: Rusya 100 günde 135 Çocuğu Öldürdü. Rusya, &#8216;IŞİD ile mücadele&#8217; gerekçesiyle Suriye&#8217;de başlattığı sadırılar da 100. gününü tamamladı. Bu 100 gün içinde Rus saldırılarında 135 çocuğun öldürdü. (Risale Haber, 8.1.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Türk elektriği harammış! Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu, halktan Türk elektriği kullanmamasını istedi: Türk elektriğiyle aydınlanmak yerine fener kullanmayı tercih ederim. (Hürriyet, 19 Temmuz 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan Başpiskoposu haddini aştı! Yunanistan Başpiskoposu Ieronimos, OPEN TV kanalında katıldığı Yunanistan’ın kurtuluş savaşı ile ilgili bir programa katıldı. Ieronimos katıldığı programda &#8220;İslam’ın bir din olmadığını&#8221; ve &#8220;Müslümanların savaş yanlısı insanlar olduğunu&#8221; söyledi. (Milliyet, 17.01.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">“SİHA’lar Mor Yakup Manastırı’nda saklanan PKK’lı teröristleri iki gün bekleyip vurdu Mardin Nusaybin’de rahip Sefer Bileçen tarafından Mor Yakup Manastırı’nda saklanan PKK’lı teröristlerden ‘Akif’ ve ‘Medya’ kod adlı teröristlerin bölgede iki gün keşif yapan SİHA’lar tarafından vurulduğu ortaya çıktı. İtirafçı terörist M.S.’nin “Ona çok güvenirdik” dediği rahip Sefer Bileçen, uzunca bir süredir PKK üyelerinin barınma ve gıda ihtiyaçlarını karşılıyordu.” (Star, 22.01.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Rum kesiminde din adamlarının silah eğitimi alması tepkilere yol açtı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi&#8217;nde (GKRY) papazların Rum Milli Muhafız Ordusuna (RMMO) ait silahlarla atış talimi yapması tepki topladı. (AA, 11.02.2022) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile İnsan Hakları Derneği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Yeorgios&#8217;un silahlanma ve seferberlik çağrısına tepki gösterdi. Bununla birlikte, GKRY&#8217;de papazlara, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askerleri gözetiminde atış eğitimi verildi. (NTV, 19.04.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Azeri-Ermeni savası sırasında, Ermenistan resmi sitesinde yayınlanan fotoğraf. (27.9.2020) Dağlık Karabağ&#8217;daki çatışmalar sırasında elinde kalaşnikof ile Azerbaycan&#8217;a tehditler savuran ve &#8220;Tek başıma kalsam bile Kelbecer&#8217;i savunacağım&#8221; diyen papaz Hovhannes Hovhannisyan&#8217;ın Erivan&#8217;a kaçtığı öğrenildi. (Haberler, 30 Kasım 2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Süryani Ortodoks Piskoposu Kamışlı&#8217;da Rus askerleri ile Türkiye&#8217;ye karşı çalışırken. (11.5.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Kutsal su, her şeyi temizler. (Rus silahları Suriye için kutsanıyor. Ekim 2015) ve “Yunanistan&#8217;ın Fransa&#8217;dan satın aldığı 18 adet Rafale savaş uçağının ilk partisi (6 adet) Yunan topraklarına iniş yaptı. Yunanistan Başbakanı Miçotakis törende Türkiye&#8217;yi hedef alırken, Yunan din adamları da savaş uçaklarını kutsal suyla kutsadı.” (Yeni Şafak, 20/01/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">“Osmanlı&#8217;nın hoşgörüsü Kilise&#8217;nin fırsatçılığı. Katoliklerin yok etme noktasına getirdiği Rum Ortodoks Kilisesi, en güçlü dönemini Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde yaşadı. Buna rağmen Osmanlı’ya karşı başkaldırılarda da hep Rum Ortodoks Kilisesi’nin izleri oldu. Enosis kaynaklı tüm olaylarda karşımıza Kilise çıkar. 1821 Mora ayaklanması dahil Osmanlı’ya karşı başkaldırılarda hep Rum Ortodoks Kilisesi’nin izleri oldu. İngilizler, Ada’nın yönetimini aldıklarında Kilise’nin ayrıcalıklarını kaldırdılar. Osmanlı Dönemi’ndeki ekonomik rahatlık ve özgürlüğünü bulamayan Kilise, tüm gücüyle beraber Enosis fikrinin savunucusu oldu.” (Özay Şendir, Milliyet, 10 Temmuz 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’de Florida merkezli ‘Spike’s Tactical’ adlı bir silah üreticisi, üzerinde İncil’den ayet yazılı bir taktik saldırı silahı üretti. AR-15 tipi tüfek, şirket tarafından “Crusader” (Haçlı) diye adlandırıldı. Silahın logosu Haçlı Savaşları süresince Tapınak Şövalyeleri tarafından kullanılan simgelerle beraber haç işareti de barındırıyor. Üzerinde “144. Mezmur: Ellerimle vuruşmayı, parmaklarımla savaşmayı öğreten Rabbe övgüler olsun” yazan tüfek, 1.395 dolar fiyat ve ömür boyu kullanım garantisiyle satışa sunuldu. Üretici firma Spike’ın sözcüsü ve eski bir Deniz Komandosu Ben “Mookie” Thomas, mütedeyyin hiçbir Müslümanın söz konusu silahı eline almaya cesaret edemeyeceğini savunarak, “Müslümanlar’ın erişemeyeceği bir silah üretmek istedik” dedi. Thomas, tüfeği pazarlarken “Müslüman teröristler tarafından asla kullanılmayacaktır” sloganı ile satışa çıkardıklarını da söyledi. (Vatan, 05.09.2015)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13402 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/323414439_744483747100946_5789840270983334141_n.jpg" alt="" width="585" height="631" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyanlık adına şiddet utanç verici. İtalya’nın Perugia kentine bağlı Assisi Beldesi’ndeki bazilik kilisesinde, farklı inançlara mensup yaklaşık 300 dini lider önünde konuşan Papa, “Bir Hıristiyan olarak bir noktayı belirtmem gerekiyor: evet, doğrudur, tarih boyunca şiddet, Hıristiyan inancı adına da uygulanmıştı. Bunun utanç verici birşey olduğunu kabul ediyoruz.” dedi. Papa adını anmadı; ama uzmanlar, “utanç verici” şiddetten kastedilenlerin başında Haçlı Seferleri’nin bulunduğunu belirtiyor. (Hürriyet, Ekim 28, 2011) Tabii, liste uzun: Engizisyon, Aforoz, Sömürgeciliğe verilen destek, Dünya savaşları, Haçlı seferleri, 2000 yılından sonra ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve İsrail merkezli yürütülen gayri resmi haçlı seferleri ve en son Ezan, başörtüsü, m,nare yasakları ile beraber Kur’an yakma gösterileri!</p>
<p style="text-align: justify;">Yansıtan Korkunç Yapı: Sedlec&#8217;in İskelet Kilisesi. İç mimarisi tamamen gerçek insan kemikleri ve kafatasından oluşan bu kilise şimdi ne kadar korkunç gözükse de Orta Çağ karanlığına oldukça uyan bir görüntüye sahip. Bu tür bir camiye ise tarihte asla rastlanmamıştır!</p>
<p style="text-align: justify;">Vatikan günah çıkarıyor. Yüzyıllar boyu insanlara işkence çektiren ve tahminen 10 milyon insanın barbarca ölümüne neden olan Engizisyon&#8217;un sırları artık gün ışığına çıkıyor. Alman Der Spiegel Dergisi, bugüne kadar Vatikan tarafından sır gibi saklanan 4500 banttan oluşan insan avı arşivlerinin dünya kamuoyuna açıklanacağını bildirdi. Tahminlere göre, bu insanlık dışı uygulamalar 10 milyon insanın ölümüne, hatta bazılarının canlı canlı toprağa gömülmesine yol açtı. Kötü bir tümör gibi asırlar boyunca Hıristiyanlık aleminde Engizisyon uygulamaları yaygın hale geldi. Yine yapılan tahminlere göre 1450 ile 1750 yılları arasında 1 milyondan fazla kadın Tanrı adına infaz edildi. Alınan her karar Tanrı adına alındı, Tanrı adına uygulandı. Engizisyon uygulamalarında davalının hiçbir hakkı yoktu. Davacı, kilisenin görevlisi aynı zamanda hem savcı hem de hakimdi. İşkenceye sadece izin verilmemişti, bu aynı zamanda bir emirdi. Kilisenin kararları doğrultusunda yapılan kıyımlara karşı durabilecek, vazgeçirebilecek hiçbir kurum yoktu. baş Engizisyoncusu olan Dominiken papaz Tomas de Torquemada 12 bin Yahudi’yi, inançlarından vazgeçmedikleri için yaktırdı. (Hürriyet, 2 Haziran 1998)</p>
<p style="text-align: justify;">Vatikan günah çıkarıyor. Katolik Kilisesi, modern gök biliminin öncüsü Polonyalı astronom Nicholas Kopernik (1473-1543) ile Galileo&#8217;yu yüzyıllar önce &#8221;Dünya&#8217;yı evrenin merkezinde kabul etmiyorlar&#8221; ifadesiyle kınamıştı. Kilise, &#8221;Dünya, Güneş etrafında dönmektedir&#8221; saptamasını şiddetle reddetmişti. Vatikan Kilisesi, Rönesans&#8217;ın bilim devriminin öncüleri Galileo ile Kopernik&#8217;ten yüzyıllar sonra 1992&#8217;de ilk kez resmen özür dilemişti. Benediktus&#8217;un selefi olan Papa II. Jean Paul, 16 yıl önce eski Katolik engizisyon mahkemelerinin Galileo ve Kopernik için biçtiği kınama genelgesi ve ev hapsi cezalarının &#8221;feci hata olduğunu&#8221; bildirmişti. (CNN Türk, 21.12.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Camide katliam ‘terör’ değil. Kanada’da bir camiye silahlı saldırı düzenleyen Fransız asıllı öğrenci hakkında terör yerine cinayet soruşturması açıldı. “Quebec Büyük Camii” olarak da bilinen merkeze gerçekleşen saldırıda kurbanların sırtlarından vurulduğu açıklandı. (Karar, 01/02/2017)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7226 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hiristiyanlik-siddet-1.jpg" alt="" width="485" height="801" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7229 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2Haz1998-2.jpg" alt="" width="602" height="1268" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7761 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Sedlec-kilisesi-1.jpg" alt="" width="602" height="426" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7165 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-evlimi-hangi-isa-1.jpg" width="614" height="1900" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi söyleminden şiddet realitesine Hristiyanlık</p>
<p style="text-align: justify;">Her dinsel gelenek kendi öğretileri doğrultusunda insanı eğitmeye ve yönlendirmeye çalışır. (Şinasi Gündüz, Dinsel Şiddet Sevgi Söyleminden Şiddet Realitesine Hristiyanlık, s. 19) Son zamanlarda, medyanın çoğunlukla Müslümanlarla ilişkili şiddet eylemlerinin geri planında yatan yabancı işgaller, sömürü, küresel süper güçlerce desteklenen yerel diktatörler ve cuntaların yol açtığı sorunlar gibi nedenler göz ardı edilmekte, yalnızca İslam inancı ve dinsel kaynakları bağlamında sürdürülen terör ve şiddet tartışmaları yapılmaktadır. “İsrail&#8217;in Filistin&#8217;de yerli halk üzerinde 50 yılı aşkın bir süredir uyguladığı terör ve şiddet eylemlerini gerisinde din faktörünü kimse aramamaktadır.” Madalyonun diğer tarafında, ülkeleri işgal edilmiş, işleri, aileleri, gençlikleri ve gelecekleri ipotek altına alınmış gençlerin işgalci güçlere karşı direnebilmek ve onları ülkelerinden kovabilmek amacıyla yaptığı saldırılar bulunmaktadır. Dinsel görünümlü her şiddet eyleminin ardında aslında politik, ekonomik ve benzeri nedenler tespit etmek mümkündür. Yahudi geleneğinde &#8216;goyim&#8217; olarak adlandırılan, ‘Yahudi olmayanlara karşı takınılacak şiddet içerikleri’ ile ilgili şu kaynaklara bakılabilir: Yeşu, 6:21-24; Krallar, 15:16; Sayılar, 31:7-12; Tesniye, 7:16; Yeşu, 8: 24-27; Talmut, Sanhedrin, 59. Her şiddet hareketi kendisini mutlaka bir metne dayandırır. 11 Eylül olayından sonra, Afganistan&#8217;a yönelik hareket öncesi eylemlerine meşruiyet zemini sağlamak doğrultusunda oluşturulan bir metinde, ‘demokrasi, insan hakları ve Batının sahip olduğu çağdaş değerlerin korunması, savunulması’ gibi argümanlara yer veriliyordu. ABD başkanı Bush, şer güçleri ile mücadele, iyinin kötüye karşı savaşı, yeni bir ‘Haçlı Seferi’ gibi dinsel motiflerle konuşmalar yapmıştı. (Şinasi Gündüz, s. 24-27)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlıkta şiddet: “Yeryüzüne barış getirmeye geldim sanmayın; ben selamet değil, fakat kılıç getirmeye geldim; çünkü ben adamla babasının ve kızla anasının ve gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim ve adamın düşmanları kendi ev halkı olacaktır. Canını bulan onu zayi edecektir; benim uğruma canını zayi eden onu bulacaktır.” (Matta, 10:34-36, 39); &#8220;Gökten bir melek bile size bildirdiğimiz müjdeyi ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun. Lanet olsun ona.&#8221; (Galatyalılara mektup, 189); &#8220;(Mesih&#8217;in ikinci gelişi ile ilgili olarak) onları demir çomakla güdecek ve çömlek kaplar gibi kırıp parçalayacak.&#8221; (Vahiy, 2: 27,28); &#8220;Bir kimse, düşmanlarının boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır. Sadece bir ahmak, boğazlamanın ve çalmanın Hristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir. Gerçekte sevgi budur.&#8221; (Martin Luther, Luther&#8217;s Works, Weimer edition, 11,2;19,625)</p>
<p style="text-align: justify;">Sömürge dönemlerinden itibaren askeri, siyasal ve ekonomik gücü arkalarına alan sömürgeci Hristiyan uluslar sayesinde, dünyanın hemen her köşesinde yayılma imkanı bulan Hristiyanlık, egemenlerin dini olarak dikkati çekmektedir. Öteden beri Hristiyanlığın en önemli iddialarından birisi, &#8216;sevgi&#8217; ilkesine yaptığı vurgu olmuştur. Sinoplu Marcion, eski Ahit tanrısının kötü bir tanrı olduğunu savunmuş, buna karşı bağışlayıcı ve seven tanrıya yani İsa Mesih&#8217;e inanmayı vurgulamıştır. İsa&#8217;ya göre, kişi düşmanını, hatta kendisine zulmedenleri bile sevmeli, onlardan nefret etmemelidir. Sevgi ve barış dini sloganı ile tanıtılan Hristiyanlık, gerçekten de gerek kutsal metinlerinde gerekse tarihinde böyle midir? Orta Çağdan günümüze, şiddeti kışkırtan kiliselerin, Hristiyan konsillerin ve şiddeti uygulayan Hristiyanların, Hristiyanlığın sevgi ve barış dini olduğu söylemi aslında, bu dinin ötekiler arasında yaygınlaştırılması misyonunda Hristiyanlarca uygulanan ve Hristiyanlığın şiddete dayalı gerçeğini perdeleyen bir örtü müdür acaba?  Günümüzde Hristiyan mezhepler, hem toplu intiharlar ve içe dönük şiddet eylemleri, hem de çeşitli bombalama ve terör eylemleri gibi dışa dönük şiddet eylemlerine başvurmaktadırlar. Bunların karakteristik özellikleri, Mesih&#8217;in gelişinin an meselesi olduğuna inanmaları ve içinde bulunduğumuz dönemi, Mesihi&#8217;in gelişi öncesi kaos, savaş ve şiddet ortamının yaşanacağı dönem olarak görmeleridir. Hatta bu akımlar, Mesih&#8217;in gelişini hızlandırmak amacıyla çeşitli şiddet eylemlerine başvurmayı dindarlık saymaktadırlar. Hristiyanlık bağlamındaki şiddet hareketleri, Mesihçi tarikatlarla mı sınırlıdır? Geçmişten günümüze Hristiyanlık tarihi dikkate alındığında, buna ‘evet’ demek oldukça güçtür. Hristiyanlık tarihine baktığımızda, Orta Çağdan günümüze kadar süregelen bir şiddet tarihine şahitlik ediyoruz. Gerek Hristiyan olmayan ötekilere karşı, gerekse Hristiyanlık içerisinde yer almak almakla birlikte, İnanç olarak sapkın diye nitelendirilen gruplara karşı sürdürülen şiddet hareketleri tarihin hafızasına kazılmıştır. Roma İmparatorluğunun, 313 Milan Fermanı ile birlikte, Hristiyanlığın resmi olarak din statüsüne kavuşturulmasını izleyen kısa bir süre içerisinde, heretik/sapın ilan edilen çeşitli gruplara karşı adeta bir sürek avı başlatılmıştır. Örneğin, İmparator Konstantin tarafından atanan piskoposu tanımayan Donatus ve Donatistler birçok katliamı uğramıştır. Kilise, Arius, Makedonius ve Nestoryus örneklerinde olduğu gibi birçok grup ve kişi yaşamlarından olmuştur. Zira, devlet dini haline gelerek siyasallaşan Pavlus&#8217;çu Hristiyan geleneğine karşı inanç ve değerler, siyasal otoriteye karşı yapılanmalar olarak değerlendirilmiştir. 384 yılına ait ünlü Theodosius kuralında, &#8220;Biz, tanrılara kurban sunulmasına karar veriyoruz. Kim Böylesi bir suç işlerse, öfke kılıcıyla vurursun.&#8221; denilmektedir. (Code  of Theodosius, XVI 1, 2, V 1, X  4; J. Wheless, Forgeryin Christianity, s. 243) Kilise kurumunun ilk dönemlerde, gerekse ilerleyen dönemlerde kendi öğretilerini benimsemeyenlere karşı uygun gördüğü, cemaatten dışlamadan afaroz ve işkence ile öldürülmeye kadar uzanan uygulamaları genelde konseyler, daha sonraki dönemlerde ise engizisyon mahkemeleri onaylamıştır. Kilise, iktidarda söz sahibi olmaya başlamasına paralel olarak Hristiyanlık dışı akımlara ve bağımlılarına karşıda şiddetli tavırlar almıştır. 5. yüzyılda Batı Roma&#8217;nın yıkılması sonrası Latin Kilisesi, Hristiyanlık dışı dinsel geleneklere savaş açmıştır. Asimile etmiş, cadılıkla suçlamış, ölüm cezalarına çarptırılmışlardır. Özellikle 15. yüzyıl, cadılıkla suçlananlara karşı şiddetli bir cezalandırma dönemi olmuştur. Hristiyanlık dışı diğer dinsel akımlara karşı da şiddet politikası sürdürülmüştür. Müslümanlara karşı sık sık Haçlı Seferleri&#8217;nin düzenlenmesi çağrısı yapılmış, bu savaşa katılanlar kilise tarafından takdis edilmiş, ayrıca  kilise, Müslümanların şeytan olduklarını savunmuştur. Haçlı seferlerinde Müslümanlarla birlikte Yahudilerde zaman zaman cezalandırılmıştır. Yahudilere karşı Hristiyan tepkisi, 13. yüzyılda İngiltere&#8217;den, 15. yüzyıl sonlarında İspanya&#8217;dan, daha sonra da Portekiz&#8217;den kovmaları ile sonuçlanmıştır. Bazen de, Haçlı Seferleri&#8217;nin muhatapları Bogomiller ve benzeri düalist Hristiyan akımları, ayrıca Ortodokslar ve diğer Doğu kiliseleri olmuştur. Katolisizmin bu şiddet tavrına karşı oluşan reform hareketi temsilcilerinin de şiddeti savunmaları dikkat çekicidir. Luther, Papa&#8217;yı Deccal olarak niteler. Luther, Hristiyan karşıtlarından İntikam almayı öğütlemiş, &#8216;Mesih karşıtlığının gövdesi&#8217; olarak nitelendirdiği Müslümanlarla ilgili olarak, &#8216;biz onları din adamlarıyla birlikte kılıçtan geçirmedikçe ve onları ölüme atmadıkça, onlara karşı galip gelemeyiz.&#8217; demiştir. ‘Luther aslında şiddete değil, kilisenin egemenliğine karşıdır.’ Luther&#8217;in Hristiyanlıkta savaşa ve şiddete yer olmadığı gibi bir fikri yoktur.  Şu çarpıcı sözler Luther&#8217;e aittir: &#8220;Bir kimse, kendi düşmanlarını boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır. Sadece bir ahmak, boğazlamanın ve çalmanın Hristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir.&#8221; (P.F. Wiener, M. Luther; Hitler&#8217;s Spritual Ancestor, naklen, tentmaker.org/books/MartinLuther-HitlersSpiritualAncestor.html) Ayrıca Luther, köylüler isyanı sırasında halka karşı prenslerin yanında yer almış ve halkın katledilmesinin dinen meşru olduğunu savunmuştur. (Şinasi Gündüz, s. 33-45, 71) O, &#8220;Köylüyü öldürmek, vahşi bir köpeği öldürmek gibidir.&#8221; demektedir. Yahudilere karşı şiddeti teşvik etmiş, sinagoglarının yakılıp yıkılması yönünde vaazlar vermiştir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9900 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/luther-savas-1.jpg" alt="" width="645" height="312" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanların şiddet ve baskı anlayışları sömürü ve emperyalist dönemlerde de devam etmiştir. Batılı Hristiyan uluslar, sömürge bölgelerinde yerel inanç ve değerlere karşı hızlı bir ‘asimilasyon süreci’ başlatmışlar ve neticede kısa zamanda, Amerika ve Amerika ile başta Avustralya ve Yeni Zelanda olmak üzere Okyanusyanın önemli kesimi ve Afrika ile Asya&#8217;nın kimi bölgeleri Hristiyanlaştırılmıştır. ‘Kiliseler, sömürgeci güçlerle işbirliği içinde olmuştur.’ Misyonerler, sömürgenin sürmesi konusunda adeta bir ‘öncü kuvveti’ gibi çalışmışlardır. 15. yüzyılın sonlarında Endülüs&#8217;ün yıkılmasıyla kilise, Müslüman ve Yahudilere karşı zoraki bir Hristiyanlaştırma sürecini yürütmüştür. Günümüzde, laisizmi benimsemiş birçok batı ülkesinde Hristiyanlık hala belirleyici bir kimlik, bir alt yapıdır. Şu anda bile dünyanın hemen her bölgesinde çeşitli Hristiyan mezhepleri ve grupları ile irtibatlı şiddet hareketleri devam etmektedir. Örneğin Kuzey İrlanda&#8217;daki çatışma aslında bir din savaşıdır. Yakın geçmişimizde derin izler bırakan katliamların sorumlarının da Hristiyan geleneğine sahip olduğu bilinmektedir. Örneğin Libya, Cezayir, Sudan ve Anadolu gibi ülkeler İtalyan, Fransız, İngilizler tarafından işgal edilmiş ve katliamlar yapılmıştır. Amerika&#8217;nın yaptığı uygulamalar, işgaller, darbeler, attığı atom bombaları ve  son olarak iki büyük Dünya Savaşı&#8217;nın temel oyuncularının da Hristiyan uluslar olduğunu ve kilisenin şu veya bu tarafa tanrı adına destek verdiğini, kutsadığını da hatırda tutmak gerekir. 18 Kasım 1978&#8217;de rahip Jim Jones liderliğindeki ‘Halk Tapınağı Kilisesi’ bağlıları toplu intihar etmiştir. 19 Nisan 1993&#8217;te Teksas&#8217;ta, Waco yakınlarında Mesih olduğunu ileri süren David Koresh ve taraftarları FBI ajanları ile girdikleri çatışmada topluca öldürülmüştür. 19 Nisan 1995 Sabahı patlayıcı yüklü bir aracın patlaması ile Oklahaoma şehri federal binası bir kan gölüne dönmüştür. Medya, faillerin kim olduğundan emindir, Ortadoğu ile irtibatlı radikal Müslümanlar! Ancak, olayın sorumlusu ‘Timothy McVeigh’ adlı dindar bir Hristiyan&#8217;dır. 1994&#8217;te İsviçre ve Kanada&#8217;da toplu intiharlar ve katliamlarla gündeme gelen ‘Güneş Tapınağı Tarikatı’ ile, 1997&#8217;de San Diego da toplu bir intihar eylemi gerçekleştiren ‘Cennetin Kapısı Hareketi&#8217;de bu listeye eklenebilir. Pavlus, mektuplarında Mesih&#8217;in ikinci gelişinin an meselesi olduğunu düşünmekte ve cemaatini buna hazır olmak konusunda uyarmaktadır. Hatta o, bunun kendi yaşamları esnasında gerçekleşeceğini düşürmekte idi. (Şinasi Gündüz, s. 46-53) Mesih, gökten melekler ile birlikte görkemli bir şekilde gelecek, ulusları birbirlerinden ayıracak ve solundakilere, &#8216;Ey lanetliler, iblis ile ‘onun melekleri’ için hazırlanmış sonsuz ateşe yollanın.&#8217; diyecektir. (Matta, 24, 25; Markus, 13; Luka, 21)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9901 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ZaCXDzcy4vBrlKmn-636571613314520132.jpg" alt="" width="944" height="814" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlar üzerinde yapılan bir anket sonuçları ilginçtir. ABD Hristiyanlarının yaklaşık yüzde otuzu, dünyanın Armagedon Savaşı ile son bulacağına inanmakta, bunların önemli bir bölümü bunun, kendi yaşamları esnasında gerçekleşeceğini düşünmektedir. Hatta böyle düşünenler arasında kimi ABD başkanlarının da bulunması oldukça önemlidir! Mesihçi Hristiyanlar, yaklaşmakta olduğuna inandıkları bu şiddet olaylarına hazırlıklı olmak ve layıkıyla Mesih&#8217;in yanında yer alabilmek amacıyla maddi ve manevi hazırlık yapmaktadır. Bazı Hristiyan grupları, Mesih döneminin gelişini hızlandırmak amacıyla bir takım şiddet hareketlerine girişmeyi ve kutsal metinlerde Mesih öncesi dönemde olacağı söylenen şiddet olaylarının gerçekleşmesini sağlamaya yönelik bazı girişimlerde bulunmayı gerekli görmeleri ve bunlara başvurmaları önemli bir sorundur. Şiddet, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve dinsel birçok nedenden kaynaklanabilir. Amerika ve Okyanusya&#8217;ya ayak basan Hristiyanlar, bu bölgenin Hristiyanlaştırmasını, ayrıca yerli dinlerin ve kültürlerin yok edilmesini, sosyal, askeri ve ekonomik diğer hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından bir zorunluluk olarak görmüşlerdir. Hristiyan kutsal metinlerinde şiddete dayanak oluşturacak çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Çağdaş Hristiyan ilahiyatçılara göre, eski ahit döneminde yargılama ve İntikamı önceleyen tanrı, yeni ahit ile birlikte, sevgi, bağışlanma ve affetmeyi ön plana çıkarmıştır. (Şinasi Gündüz, s. 56-58) &#8220;Ben, barış değil kılıç getirmeye geldim.&#8221; (Matta, 10:34, 35; Luka, 12:51- 53) İsa, &#8220;kılıcı olmayan, arabasını satıp bir kılıç alsın.&#8221; da demektedir. (Luka, 22: 36-38) İsa, sık sık muhaliflerini yerici, aşağılayıcı ifadeler kullanmaktan çekinmemekte ve zaman zaman onlara karşı şu ya da bu şekilde şiddet içeren tavır ve davranışlarda bulunmaktadır. Ferisilere, &#8221; engerek soyu, yılan, budalalar.&#8221; gibi yakıştırmalar ile hitap etmektedir. Yine İsa, meşhur tapınağı giriş kısmında, satış yapanları bir kırbaçla kovalamakta, sarrafların masalarını devirmekte, kuş satıcıların sehpaların altüst etmektedir. İsa, muhalifleri ile ilgili olarak zaman zaman, &#8220;cehennem azabından, ateşten, lanetten&#8221; bahsettiği rivayetler de bulunmaktadır. İsa&#8217;nın incir ağacını lanetlemesi de ilginçtir. İncir yemek ümidiyle ağaca yaklaşmış fakat bulamayınca incire lanet etmiştir. Halbuki incir mevsimi de değildir. Kısaca, bir ağaca bile lanet etmekten kaçınmamıştır. Tüm bu rivayetlerde öfkeli ve kompleksli bir İsa figürü ön plana çıkmaktadır. Pavlus, &#8216;gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen bir müjde getirirse, lanet olsun ona, lanet olsun ona.&#8217; demektedir. (Galatyalılar, 1:8,9) &#8216;Gazapla cezalandıran Tanrı&#8217; ve &#8216;tanrının gazabı&#8217; ifadeleri, Pavlus mektuplarında seven tanrı motifi ile yan yana yer almaktadır. Sünnet konusundaki tartışmada kendisinden farklı düşünenleri kastederek &#8216;köpekler, İkiyüzlüler.&#8217; ifadelerini kullanmakta ve muhaliflerinin &#8216;iğrenç kişiler, asi, boşboğaz&#8217; olduklarından bahsetmektedir. Yahudileri, İsa ve peygamberlerin katili olmakla suçlayan ifadelerinde, antisemitizme temel teşkil eden bazı yaklaşımlar görmekte mümkündür. (Şinasi Gündüz, s. 61-64) Vahiy kitabına göre tanrısal öfke, yeryüzünde mutlak bir kaosa, düzensizliğe ve felakete yol açacaktır. (Vahiy, 16: 18-21; Vahiy, 19: 20, 21) Bu şiddet sahneleri, Milenyarist Hristiyan akımlar için temel referanslar olmuştur. Evanjelik Hristiyanlar, bu şiddet olaylarının bir an evvel olması beklentisi içerisindedirler. (Hallsell, Tanrıyı kıyamete zorlamak, s. 26- 90) Nitekim bu gruplar, Yahudilerin Filistin halkına yönelik şiddet eylemlerine büyük bir sempati ile bakmakta, ilahi takdirin birer tecellisi olarak değerlendirmektedir. Pavlus, yine bir yerde şöyle demektedir: &#8220;Yönetim, kılıcı boş yere taşınmıyor. Onlar öç alıcı olarak tanrının hizmetindedirler.&#8221; (Romalılar, 13:1-5) İlk dönem şiddete karşı pasif tutum takınan kilise, ilerleyen dönemlerde pasifist tavrı bir kenara hızla bırakarak, gerek Donanistler ve Ariusçular gibi heretik ilan edilen Hristiyan gruplara, gerekse Hristiyan olmayanlara karşı şiddeti meşrulaştırmışlardır.<strong> </strong> Çarmıh teolojisi bağlamında düşünülen kefaret doktrini, Hristiyan geleneğinde şiddetin meşrulaştırılmasında önemli rol oynayan bir doktrin olarak karşımızda durmaktadır.  Çarmıhta İsa&#8217;nın ölmesiyle beraber, ilahi yasalara riayet etme yoluyla kurtuluş modeli ortadan kalkmış ve yeni bir dönem başlamıştır. Pavlus, Mesih&#8217;in tanrı tarafından insanların günahların bağışlanması için bir kurban olarak sunulduğunu ve bununla tanrının adaletini gösterdiğini belirtmektedir. Tanrı, kendi öz oğlunu kurban olarak göndermiş ve bizim için onu kendi eliyle ölüme teslim etmiştir. İsa&#8217;nın çarmıhta acı çekerek ölmesi, İsa&#8217;nın şahsında gerçekleşen bir şiddettir. Tanrı, oğlunu acıya ve ölüme teslim etmekle insanlığa olan sevgisini göstermiştir. &#8216;Günah ve ölümün&#8217; ortadan kaldırılması için tanrının, İsa&#8217;nın acı çekerek öldürülmesine izin vermesi, tanrının, şiddeti bir diğer şiddet eylemi ile ortadan kaldırması anlamına gelmektedir. Neden acı ve ölüm kurtuluş için bir gereklilik olsun? Gerçek sorumlu kimdir? Ölmesine izin veren tanrı mı, Yahudiler mi, yoksa cezayı infaz eden Romalı askerler mi? Hristiyan ilahiyatının üç temel yorumunun ortak özelliği, cezalandırıcı bir tanrı ya da başkalarının faydasına kendi öz oğlunu ölüme göndermekten kaçırmayan tanrı modeli olarak ortaya çıkmaktadır. Bir sevgi tanrısının, başkalarının günahlarının sorumlusu olmayan bir varlığı neden acı ve şiddet dolu bir olayın kurbanı yaptığı konusu açıklama gerektirmektedir. Tanrının kötülere karşı kendi zaferini ilan etmesi için, oğul İsa&#8217;nın ölümünü kullandığı görülmektedir. İsa&#8217;ya yapılan şiddet, sebebi ne olursa olsun, bir haklılık ve meşruiyet temeli taşımamaktadır. Günümüzde haça gerilme ritüellerinin, başta Latin Amerika ülkeleri, Filipinler olmak üzere dünyanın birçok yöresinde hala Hristiyanlarca uygulandığı bilinmektedir.  Donatistlere karşı uygulanan sindirme ve yok etme girişiminde, gelecekteki iyi olayların gerçekleşebilmesi, kötülüğün yok edilebilmesi ve sapkın akımların önlenebilmesi amacıyla şiddete başvurmanın caiz/gerekli olduğu düşüncesi ön plana çıkmaktadır. İlerleyen dönemlerde şiddete başvurmayı meşrulaştıran, &#8216;haklı savaş&#8217; kavramı üretilmiştir. Haçlı Seferleri&#8217;nden günümüze, ‘medeni değerlerin korunması’ gibi argümanlar, Hristiyan halkların zihninde, yürütülen şiddete meşruiyet kazandırma girişimleridir. İslam&#8217;a göre insanın anlamı, &#8216;seçim yapabilme özgürlüğüne sahip bir varlık&#8217; demektir. İnsan, halife yani sorumlu varlıktır. Kur’an insanın yaratılış gayesini, Allah&#8217;a ibadet olarak açıklar. “Kur’an&#8217;da ibadet, bütün tavır ve davranışlarda, Allah&#8217;ın emir ve yasaklarını gözetmek anlamındadır. Şeytan, Allah&#8217;ın belirlemiş olduğu insanın özgürlük alanını sınırlarının dışına taşıran her şeyin adıdır.” Kur’an, doğru ile yanlışın insana açıklandığını, doğruyu seçenin kendi lehine bunu seçeceğini vurgular. (Şinasi Gündüz, s.67, 81-88) Kur’an, ilah kavramına, insanın düşünce, tavır ve davranışlarında etkin olan güç anlamını yüklemektedir. Dolayısıyla Kur’an&#8217;ın kullandığı ilah kavramının, insan yaşamına egemen olan güç anlamına geldiği görülmektedir. (Şinasi Gündüz, s. 90) İslam, halife kavramı çerçevesinde insanı açıklar ve özgür seçimiyle tercihlerinin sorumlusu olan varlık olarak tanımlarken;  Hristiyanlıkta insanı tanımlayan anahtar ifade, &#8216;doğuştan asli günah ve ölümün tutsağı olan varlık&#8217; kavramlardır. İslam&#8217;ın, doğuştan günahsız ve  özgür irade ile donatılmış insan tanımı ön plana çıkarken, Hristiyanlık insanın doğuştan günaha bağımlılığını savunur. Hz. Adem&#8217;den insana miras kalan &#8216;günah ve ölümden&#8217; kurtuluşun ancak, tanrısal oğul İsa Mesih&#8217;e iman yoluyla olabileceğini savunur. Öte yandan Hristiyanlık, insandan kaynaklanan kötülükleri ve şiddet eylemlerini bir bakıma, Adem&#8217;in şahsında tanrısal iradeye dayandırmaktadır. Hristiyan tarihinde ruhban sınıfı, kurtuluş yolunu ve bilincini kontrol eden bir mekanizma olarak ortaya çıkmıştır. Kişisel özgürlük alanı bir yandan günah ve ölümle, bir yandan da kilise kurumu ve rahiplik teşkilatı ile disiplin altına alınmıştır. St. Augustine gibi ilahiyatçılar, katı kaderci bir yaklaşımla bir kişinin kurtulamayacağını, tanrının baştan karar verdiğini, dolayısıyla kişinin bunu değiştirmesinin söz konusu olamayacağını savunur. Pavlus, herkesin, altında yaşadığı yönetime itaat etmesini, zira bütün yönetimlerin tanrı tarafından kurulduğunu ileri sürer. Yine o, bütün yönetimlerin tanrının hizmetinde olduğunu vurgular. Bu yaklaşımıyla Pavlus ve onu temel alan Hristiyan geleneği, bireyin iradesi üzerinde egemen olan iki temel gücün varlığını kabul etmektedirler; Tanrı ve dünyevi iktidarlar. Hristiyan geleneği, metafizik bağlamda bireysel özgürlük alanını tanrıyla sınırlarken, dünyevi alanda ise kişisel özgürlükleri, dünyalı iktidarların belirlediğini savunmaktadır. Bir bakıma öte dünya bağlamında tanrıya kulluk eden insan, bu dünya bağlamında da krallara kulluk etmektedir. Protestanlar ile Katolikler arasında yapılan bir uzlaşma toplantısını ifade eden Ausburg Barış metninde, &#8220;halkın, prensin dinine bağlı olması gerektiği&#8221;  belirtilerek &#8220;kimin toprağı onun dini&#8221; ilkesi vurgulanmıştır. (Şinasi Gündüz, s. 95-101)  “Cuius regio, eius religio (kimin diyarı, onların dini) ilkesi ile prensin dini, devletin ve tüm sakinlerinin dini haline geldi.” (tr.wikipedia.org/wiki/Augsburg_Barışı)</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç. Hristiyanlık, her ne kadar bağlılarınca ve özellikle misyonerlerce, &#8216; sevgi ve barış dini&#8217; olarak tanıtılmaya çalışırsa da, tarih boyu Hristiyanlık, şiddet içeren ve başvurduğu şiddeti meşrulaştıran bir din olarak olagelmiştir. Hristiyanlık, milattan sonra 4. yüzyıldan günümüze, dinsel kaynaklarının referansı ışığında sürekli şiddete başvuran bir din olarak tarihe geçmiştir. “Hristiyanlar, her tür inançsızlığın ortadan kaldırılması amacıyla şiddete başvurmaktan kaçırmamış, tıpkı, tanrının oğlu İsa&#8217;yı acı ve ıstırap çekerek ölüme göndermesi/kurban etmesi gibi, kendi gayeleri uğruna insanları/ulusları kurban etmekten ve ölüme göndermekten kaçınmışlardır.” Bu şiddet, Haçlı seferlerinde, sömürgeleştirilen bölgelerde, dünya savaşlarında ve yakın geçmişte Balkanlar, Ortadoğu ve Afganistan olaylarında, şimdi ise, Irak, Suriye, Arakan, Doğu Türkistan, Afrika&#8217;da görülmektedir. Şiddetin meşruiyeti ile ilgili çarmıh teolojisi bağlamında oluşturulan metin, Hristiyan bireylerin bilinçaltlarında her zaman şiddet ateşini yakmaya hazır bir kıvılcım durumundadır ve korkarım ileride de bu özelliğini sürdürmeye devam edeceklerdir. (Şinasi Gündüz, s. 103-105)</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet karşısında İslam</p>
<p style="text-align: justify;">Katoliklerle ve Protestanlar, daha sonra Protestan grupların kendi aralarındaki kanlı çatışmalar yıllarca sürmüştür. Buna dayanarak aydınlanma hareketinin önde gelen düşünürleri, Haçlı savaşlarını ve engizisyonu da hatırlatarak, dinin sosyal hayattan çıkarılmasıyla şiddetin en aza indirileceği sonucuna ulaşmışlardır. Buna göre din; özel alana hasredilmeli, sosyal hayatta ise akıl egemen olmalıydı. (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB, s. 29) Yahudilerde evrimcilik ruhu dinsel kaynaklıdır: Kabbalacıların çoğu, Yahudi olmayanların ruhunun Yahudilerin ruhundan daha aşağı seviyede olduğuna İnanır. (Şiddet karşısında İslam, s. 36) Hristiyanlık, adeta barış ve sevgi kavramları ile birlikte anılan bir dindir. Halbuki aslında; Haçlı Seferleri, engizisyon mahkemeleri, savaşçıların kutsanması, sehitlik anlayışı, savaşçı papalar, idam cezasının onaylanması, köleliğin desteklenmesi, sömürgecilik faaliyetlerine verilen onay ve destek, Hristiyanlığın şiddet yönünü gösteren örneklerdir. Luther, köylü ayaklanmalarını çok kanlı bir şekilde bastırmayı onaylamış ve desteklemiştir. Luther&#8217;e göre, &#8216;Yeryüzünün en çılgınları ve en alçak rezilleri&#8217; olsalar da, hükümdarlar &#8216;tanrının cellatları ve gardiyanları&#8217;dır. Aziz Barthelemy katliamı&#8217;nda da binlerce Protestan öldürülmüştür. 1618-1648 yıllarındaki Katoliklerle Protestanlar arasında devam eden 30 yıl savaşlarında yine binlerce insan öldürülmüştür. Sadece Almanya nüfusunun yüzde 20&#8217;si bu savaşlarda ölmüştür. (Şiddet karşısında İslam, s. 54-59) “Selahattin Kudüs&#8217;ü geri aldığı zaman hiçbir cana kıymadı. İngiltere ve Gal&#8217;de 643 Manastır, 90 kolej, 2374 kilise, 100 hastane kapatılmıştı. Kraliçe Elizabeth zamanında Katolikler diri diri yakılmışlardı.” (Dr. Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 82, 84-85) Luka, 19:27: &#8220;Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin.&#8221; denilmektedir. İbraniler, 9: 22: &#8220;Hemen her şey kanla temiz kılınır ve kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.&#8221; Vahiy, 2:27-28: &#8220;Mesih&#8217;in ikinci gelişinde insanlar, demir çomakla güdülecek ve çömlek kaplar gibi kırıp parçalanacaktır. Hristiyan olmayanların liderleri, kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atılırlar. Bunların taraftarları ise tamamen öldürülür.&#8221; (Vahiy, 19: 20-21) &#8220;İsa şöyle der: Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben, baba ile oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanı, kendi ev halkı olacak.&#8221; (Matta, 10:34) Yine İsa, &#8220;Kılıcı olmayan, elbisesini satıp bir kılıç alsın. (Luka, 22: 36) demekte ve yine İsa, &#8220;Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim, yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size, hayır diyorum, Ben ayrılık getirmeye geldim.&#8221; diye eklemektedir. (Luka, 12: 49-53) Hristiyanlık tarihi, bu söz konusu bu cümlelerin sadece birer sembolik sözden ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. Aziz Pavlus&#8217;un ilk dönemlerden itibaren elinde kılıçla tasvir edilmiş olması da ilginç bir değerlendirme konusudur. Aziz Augustine, tanrının emri ile savaş yapılabileceğini onay vermiştir. Zamanla kutsal savaş, arzu edilir bir şey olmuştur. İnançsızlarla savaşanların günahlarının affedileceği iddiası, kutsal savaş çağrısı yapan papaların kullandığı bir argümana dönüşmüştür. Haçlı Seferleri çağrısında Papa II. Urban&#8217;ın kullandığı slogan, &#8220;Tanrı böyle istiyor!&#8221; idi. Katolik inancına göre Papa&#8217;nın yanılması mümkün değildir. Çünkü o, kutsal ruh aracılığıyla konuşmaktadır. Haçlı akınları doğuya doğru ilerledikçe, hem heretikleri, hem Ortodoksları ve Yahudileri, hem de Müslümanları hedef almaları nedeniyle tamamen bir din savaşı özelliği taşımaktadır. Engizisyon kurumu heretik kabul edilenleri yüzyıllarca baskı altında tutmuş, binlercesini değişik işkence yöntemleri ile öldürmüştür. Bir savaş esnasında askerlerin, ‘kimin heretik, kimin sahih inançlı olduğunu nasıl ayıracağız?’ şeklindeki sorularına Bezier şehrinin Katolik piskoposu, &#8220;Siz hepsini öldürün, Tanrı onları birbirinden ayırır.&#8221; şeklinde cevap vermişti. Heretiklerin tek günahı, Katolikler gibi inanmamalarıydı. 1232 yılında Papa Gregory IX, heretiklerin yakılmalarını öngören bir papalık bildirgesi yayınlanmıştır. Engizisyoncular, bir ihbarda bulunanların can güvencesini sağlarken, suçlanan kişilere ne ile suçladıkları söylenmiyor, bütün deliller gizleniyor, suçunu itiraf eden cezalandırılırken, etmeyen itirafına kadar işkence görüyordu. Aziz Augustine&#8217;e göre tanrı, sadece eski Ahit&#8217;te değil, yeni Ahit&#8217;te de şiddeti tercih etmektedir. O, ‘haklı zulüm’ teorisinden bahsetmiş, insanların kurtuluşa erdirilmeleri için onlara baskı uygulanabileceğini söylemiştir. (Alan Kreider, Violence and Mission in the Fourth and Fifth Centuries, Lessons for Tuday, 129) Yine o, Matta İncil&#8217;inde geçen bir benzetmeden hareketle heretiklerin yakılmasına izin vermiştir. Hristiyan geleneği, dünyadaki adaletsizliğin, yoksulluğun hatta ölümün nedeni olarak asli günah teorisini ileri sürer. 21. yüzyılda bile, Roma Katolik kilisesinin ölüm cezasını ilmihalinden çıkarmayı reddetmesi düşündürücüdür. Günümüzde bile kullanılan, &#8216;İsa&#8217;nın Hristiyan askerleri&#8217;, &#8216;misyon stratejisi&#8217; , &#8216;Evanjelik Haçlı Seferleri&#8217; ve &#8216;Hristiyan şövalyelik ruhu&#8217; gibi kavramlar, Hristiyanların militarist yanının en çarpıcı örnekleridir. (Şiddet karşısında İslam, s. 63-71, Prof.  Dr. Kadir Albayrak) İsa, Luka, 19:27&#8217;de: &#8220;Düşmanların kılıçtan geçirilmesini istemektedir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyada, soğuk savaştan sonra kimlik savaşları diyebileceğimiz yeni dönem başlamıştır. Araplar tarafından milli gururu zedelenmiş olan İranlılar, Müslüman olduktan sonra Araplara karşı tepkilerini Hazreti Hüseyin&#8217;e sarılarak, farklılıklarını vurgulamak için bu mezhebi geliştirerek ifade etmişlerdir. Muhammed Ali, 11 Eylül 2001&#8217;de Dünya Ticaret Merkezi&#8217;nin yıkıntılarını görmeye gittiğinde gazetecilerin, &#8220;el-Kaide ile aynı dinden olduğunuz için ne hissediyorsunuz?&#8221; sorusuna, &#8220;Siz Hitler&#8217;le aynı dinden olduğunuz için ne hissediyorsanız, ben de aynı şeyi hissediyorum.&#8221; diyerek cevap vermişti. “İslam dünyasında şiddet, sebep değil sonuçtur.” Terörist kişiler incelendiğinde, hepsinin terör kurbanı olduğu görülmüştür. Pasif kalmalarının, kurban olma durumunu sürdüreceklerine dair inançları pekişmiştir. Çözüm, şiddeti besleyen ayrımcılığa acil çözüm geliştirilerek ve şiddeti yöntem olarak seçmeyen bölgesel değerleri güçlendirerek ulaşılabilir. Richard Dawkins (The Selfish Gene) &#8220;başarılı bir genden beklenen baskın özellik, acımasız bir bencilliktir.&#8221; derken, Mary Clark (In Search of Human Natürel) ise, &#8220;Başka insanlara yardım etmeye genetik olarak yatkın ve programlıyız.&#8221; demektedir. (Şiddet karşısında İslam, s. 103-125, Prof. Dr. Nevzat Tarhan)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı tarihinde insanlık suçları</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan araştırmalar, soykırımın sadece gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerin halk ve üyelerinin ya da devlet iktidarlarının ürettiği veya üretebileceği bir olay değil, aynı zamanda kendini üstün kültür ve gelişmiş ülke ve medeniyet merkezi olarak gören ülkelerin, sadece tarihte değil aynı zamanda günümüzde de soykırım uygulayan toplumlar olduklarını ortaya koymaktadır. (Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları, s. 2) Uluslararası güçler, soykırım iddialarını kullanarak, kendinden başka grupları terörizme ve çıkar endüstrisine dönüştürmektedir. Rudolf J. Rummel, 19. ve 20. yüzyıllarda gerçekleşen soykırımlar da 170 milyon insanın öldürüldüğü açıklamaktadır. (Sefa M. Yürükel s. 4, 6) 1600&#8217;lü yıllarda İspanya&#8217;da ve diğer Avrupa ülkelerinde baş gösteren ekonomik ve siyasi krizler, Avrupalıların denizaşırı bölgelere yönelmelerine yol açmıştır. Bunun için her bir Avrupa devleti, Afrika, Asya ve  Amerika kıtasını sömürgeleştirmeye başlamıştır. Sömürgelerde ilk önce yeni gelir getiren tarım alanlarının açılması ile emperyalizme başlandı. Bunu, köleleştirme ve yer altı-yer üstü zenginliklerini sömürme takip etti. Karayipler&#8217;deki İngiliz sayısı, 1710 yılında 64.100 iken, köle sayısı 336.500 idi. 1650 yılında adalara gelen her 4 kişiden 3&#8217;ü, Afrika&#8217;dan getirilen kölelerden oluşuyordu. 1680&#8217;de Amerika&#8217;ya geçirilen her Afrikalı köle, 5 veya 6 İngiliz sterlini karşılığında satışa çıkarılıyordu. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İngiliz, Portekiz, İspanyol, Danimarka, Norveç, Fransız ve Hollandalı köle tacirleri tarafından Afrika kıtası&#8217;ndan 13 milyon Afrikalı insan Amerika&#8217;ya köle olarak taşınmıştır. Kölelerin yüzde 25&#8217;i, ağır yaşam ve iş koşullarına dayanamayarak ilk 18 ay içerisinde ölmüştür. Köle ticaretinde İngilizler birinci sırayı alırken, onu İspanyollar ve onları da Fransızlar takip etmekteydi. 1680&#8217;lerde Danimarkalı bir şirket 249 köle ticaret gemisini elinde bulunduruyordu.  Köle ticaretindeki esas sayısının 25.000.000 kişiyi kapsadığı, araştırmalarda belirtilmektedir. Amerikan kıtasının Kolomb tarafından keşfedilmesinden sonra, önce Karayipler ve Meksika, daha sonra tüm güney ve kuzey Amerika işgale başlanmıştır. 1492 yılında bugünkü adları ile Haiti ve Dominik Cumhuriyetlerinin olduğu adalarda toplam 8 milyon yerli yaşıyorken, 22 yıllık İspanyol egemenliği sonunda bu sayı 28 bine inmişti. 50 sene sonra ise adada yaşayan yerli sayısı sadece 200 kişi idi! Bir İspanyol misyoneri Bartolome de las Casas Bölgesi&#8217;nde gerçekleşen katliamı şöyle ifade etmektedir: Bir gün İspanyollar, 3000 kişinin kellesini kesti. Organlarını parçaladı ve kızlarının ırzına geçti. Cesetlerini bir kancaya bağladı ve kızarttılar. (Barry Lopez, The Rediscovery of North America, s. 4) İspanyollar Meksika&#8217;yı işgal ettiklerinde 12 milyon olan yeli nüfus, 80 sene sonra 1 milyona inmişti. Hans Koning, &#8220;İspanyollar, Amerikalı yerlileri ölene kadar çalıştırılacak bir mahluk gibi görüyordu. İngilizler, yerlileri şeytana tapan insanlara olarak görüyor, yerlileri katletmenin gerekliliğine inanıyorlardı.&#8221; demektedir. Amerika’da, Kaliforniya&#8217;daki 700.000 olan yerli nüfusunu yaptıkları katliamlarla 15.000&#8217;e indirmişdiler. İspanyollar, Kuzey Amerika&#8217;daki 7 milyon yerli  nüfusunu, 100 senede 500.000 kişiye indirmişti. İspanyollar, 400 yılda yerli nüfusun %95&#8217;ini soykırıma uğratmıştır. İngilizler, hastalık yayarak 50.000 yerliyi 7 yılda 5 bine indirmişti. İngilizler, 1666 yılında Virginia&#8217;da bütün yerlirleri öldürmüşler, yalnızca kadın ve çocukları esir alıp köle olarak satışa çıkarmışlardı. Yerli katliamlarından sorumlu Amerikalı Binbaşı John Vance Lauderdale, &#8220;Bütün Kızılderililerin yeryüzünden gitmeleri, medeniyetin iyiliği için gereklidir.&#8221; demektedir. İngilizler, çiçek hastalığı mikrobu taşıyan battaniyeleri yerlilere vererek, yerli halklardan 100.000 kişiyi hastalık yoluyla katletmiştir. Aynı yöntemi Amerikalılar da daha sonra yaygın olarak kullanmıştır. (Sefa M. Yürükel s. 31-47) Amerika&#8217;da 1900 yılına gelindiğinde, milyonlarca yerliden geriye kalan kişi sayısı 1900 idi.  R. H. Pratt, &#8220;İnsanları koruyabilmek için yerlileri öldüreceksin.&#8221; demektedir. 1970-1980 yılı arasında, zamanın Amerikan başkanı R. Reagan tarafından bizzat direktif verilerek, Guatemala&#8217;daki 200.000 Maya yerlisi katledilmiştir. Kuzey ve orta Amerika&#8217;daki yerlilere uygulanan sömürgeci soykırımlarda olduğu gibi, Latin Amerika&#8217;daki Avrupa asıllıların yaptıkları soykırımlarda da benzer metotlar kullanılmıştır. Mesela, Brezilya&#8217;da, 10.000 kişilik nüfusa sahip olan bir yerli kabilesi, sömürgeciler tarafından tamamen katledilmiş ve tesadüfen 20 kişi kurtulabilmiştir. Venezüella&#8217;da yaşayan yerliler, Katolik papazlar ve askerler tarafından 1964 yılında yok edilmek amacıyla küçük gruplara bölünerek sürgün edilmelerinden dolayı tamamen yok olmuşlardır. ABD hükümeti ile Amerikan yerlileri arasında 300 ila 400 arası anlaşma yapılmasına rağmen sömürgeci Avrupa kökenli Amerikalılar, canları istedikleri zaman anlaşmaları tek taraflı olarak defalarca bozmuşlardır. Amerika&#8217;da Avrupalılar gelmeden önce yaklaşık 150 milyon civarında yerli yaşarken, birçoğu soykırıma uğratılmıştır. Fransızlar, Cezayir&#8217;e geldikleri 1830 yılından 1962 yılına kadar sistemli bir kültürel asimilasyon ve insan beyninin sömürgeleştirilmesi politikası izlediler. Cezayirlilerden hayatın her alanında Fransızca konuşması, Fransızca düşünmesi ve Fransızca okuması istenmiş ve zorlanmışlardır. Fransa&#8217;dan Cezayir&#8217;e göç eden Fransızlara, kendi sömürge yönetimleri tarafından en iyi olanaklar sağlandığından, Cezayir köylüsü Fransız fabrikalarında işçi olarak çalışmak zorunda bırakılmıştı. Fransız istihbaratının başında bulunan general, hiçbir pişmanlık duymadan kendi elleri ile katlettiği Cezayirlilerden bahsedebilmektedir. 1962 yılına gelindiğinde, Fransızların katlettiği insan Cezayirli sayısı 1 milyonu bulmuş, 8000 köy yok edilmiş ve 2,5 milyon Cezayirli toplama kamplarına sürgün edilmişti.  Francis Galton, kuzeni Charles Darwin&#8217;in de etkisiyle, Ari ırk kavramını kuramcısı olarak ortaya çıkmıştır. (Sefa M. Yürükel, s. 49-63) ve sonuçta 21 milyon insan, Alman nazizmi sonucu öldürülmüştür. (Sefa M. Yürükel, s. 107) Galton, insan ırkının ıslahını amaçlayan öjenik kuramını sosyal politikada, toplum birimlerinde uygulanmasının gerekliliği üzerinde ısrar eder. Bu iddiaya göre Avrupalı beyaz ırktan olan ve özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden insanlar en üst değerdeki insan kategorisine sahiptir. Bunun dışındakiler ise, aşağı kategorideki insanlardır. (Sefa M. Yürükel, s. 64) Ama Hitler, Kuzey Avrupa&#8217;yı da işgal etmekten de geri kalmamıştır! İngiltere, Avustralya&#8217;da yerli halkı katleder. Yerli erkeklerin cinsel organlarını keserek hadım eder. 100.000 yerli çocuğu ailesinden kopararak asimile edilir, kadınlar da kısırlaştırılır. İngiltere, yerlilerin yiyeceklerine zehir katmak dahil yaptığı katliamlarla, 1788 yılında 750 bin nüfusa sahip Aborjinleri, 1911&#8217;e geldiğinde 31 bine düşürmüştü. Almanlarda, Namibya&#8217;da soykırımlar yapmış, 80.000 Herero yerlisini kısa sürede, 15.130 kişiye indirmişti. Almanlar II. Dünya Savaşı&#8217;nda, ari ırk olmadığını iddia ettiği Alman olmayan 21 milyon insanı, soykırıma uğratmıştır. Rumlar, Türklere 12 Mayıs 1912 yılında saldırıya geçmiş, Rum Ortodoks Kilisesi&#8217;nin desteği ile 35 yerleşim biriminde terör eylemleri uygulamıştır. Bu eylemlerin başını,  papaz Nikodimos çekmekte idi. Sadece 1963 yılında, yüzlerce Türk katledilir, 20 Türk köyü yakılıp yıkılır. 25 bin Türk evlerini terk etmek zorunda bırakılır. Bunların en ünlüsü de meşhur Noel yılbaşı katliamıdır! Birçok Türk&#8217;ün gırtlakları kesilir, kadınların ırzına geçilir. (Sefa M. Yürükel, s. 99-129) Amerikalı ve İngilizler, İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Dresden şehrine sığınan 600.000 kadar mülteci Almana bomba yağdırır, yaklaşık 200.000 sivil üç günlük bombardıman sırasında hayatını kaybeder. Amerika&#8217;nın Japonya&#8217;ya attığı iki atom bombasında ölen insan sayısının toplamı ise 120.000&#8217;dir. (Sefa M. Yürükel, s. 82) Rus ordusundan kaçan 250.000 Alman mülteci Danimarka&#8217;ya sığınır. (Sefa M. Yürükel, s. 142) Toplama kampında insanlık dışı şartlarda zorla tutulurlar ve kendilerine yardım edilmesine izin dahi verilmez. Kızılhaç bile, doktorlar ve  hemşireler dahil, ilaç yardımda bulunmayı reddeder. Sadece 13.741 kişi hastalıktan ölür. (Sefa M. Yürükel, s. 87) İngiltere, Avustralya&#8217;da 1788 yılından 1938 yıllarına kadar Aborjinlere sistematik olarak ve acımasızca soykırım ve sürgün uygular. İngilizler, yerlileri insan olarak saymıyorlardı. Bu da, İngilizlerin huzur içinde yerlilere her türlü eziyeti yapması için bir bahaneden başka bir şey değildi. Bundan hiç bir huzursuzluk ve ahlaksızlık da duymuyorlardı. (Sefa M. Yürükel, s. 93-94) 1923 yılında Batı Trakya&#8217;nın % 67&#8217;si Türklerden oluşuyor iken, Yunanlıların yıllar süren baskısı sonucu Türk oranı %36&#8217;ya gerilemiştir. (Sefa M. Yürükel, s. 131) Bulgarların nüfusu 9 milyon iken, bunların bir buçuk milyonu Türk idi. Ari Bulgar yaratma politikası sonucunda, katliamlar yapılır, mezarlıklardan bile Türk isimleri sökülür, zorla Hristiyan isimler verilir, yüz binlerce Türk zorla Türkiye&#8217;ye göç etmek zorunda bırakılır. Soykırım, terörizm ve insan hakları ihlalleri suçlamaları esasında, kendini uluslararası arenada güçlü hisseden devletlerin egemenlik kurmak maksadıyla hedef seçtikleri ülkeleri kendi ürettikleri tezlerle saldırmak için kullandıkları ithamlardır. (Sefa M. Yürükel, s. 143, 149) Devamı için, ‘Batı medeniyeti’ adlı yazımıza bakılabilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Menfaat</p>
<p style="text-align: justify;">“Rahip cezanın durumuna göre günahkar kişiye bir bağış gibi yükümlülükler Yükleyebilir.” (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, s. 355)</p>
<p style="text-align: justify;">“Vatikan&#8217;da her şey ticaret konusu olmuştu. Roma kilisesi imtiyaz belgeleri ve günah çıkarma ticaretine başlamıştı.” (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s.  s. 96) “Papalık, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedardır. Bankacılık ve faiz gelirleri, vergi gelirleri, aidatlar, bağışlar ile gelir elde ederken ihraç malı olarak sadece &#8220;dualar ve emirleri&#8221; olan bir devleti temsil eder.” (Taceddin Ural, s. 126) Xavier Forneret: &#8220;Kilise gerçekten iyi kalplidir, herkese af dağıtır. Asıl affa kendisi muhtaç iken&#8221; (Ural, s. 131) </p>
<p style="text-align: justify;">1517 yılında, Papa X. Leo, kişinin ruhunu makul bir para karşılığında kurtarabilmesi için ‘Taxa Camarae’yi başlatır. Bu basit tedbirle, ne kadar kötü olursa olsun bağışlanamayacak suç yoktu. 35 madde arasından şunları okuyoruz: İster rahibelerle, ister kendi kuzenleriyle, yeğenleriyle ya da kızlarıyla, yani bir şekilde herhangi bir kadınla cinsel günah işleyen bir rahip, 67 pound 12 şilin ödemesi karşılığında bağışlanacaktır. Eğer rahip, zina günahıyla birlikte doğaya ya da hayvanlara karşı işlenmiş günahlarının da bağışlanmasını istiyorsa, 219 pound15 şilin ödemek zorundadır. Fakat kadınlarla değil de sadece oğlanlarla ve hayvanlarla, doğal olmayan günahlar işlemişse131 pound 15 şilin ödemelidir. Bir bakirenin kızlığını bozan rahip, 2 pound 8 şilin ödemelidir. İster kaldığı manastırda ister dışarıda, aynı anda veya art arda bir ya da birden çok erkeğe kendini veren rahibe, baş rahibenin saygısını kazanmak istiyorsa 131 pound 15 şilin ödemelidir. Tüm davalardan azade tutulmak ve yasak ilişkilerini sürdürmek için geniş bir muafiyet elde etmek isteyen zinacı bir kadın, Papaya 87 pound 3 şilin ödeyecektir. Aynı şekilde, koca da aynı miktarı ödeyecektir, eğer koca kendi çocuklarıyla ensest ilişkiye girmişse, ek olarak 6 poundluk bir vicdani ödeme yapacaktır. Tecavüz, soygun veya kundakçılık suçları için eziyet yapılmaması ve bağışlanması, suçluya 131 pound 7 şiline mal olur. Ruhban kesime ait olmayan birinin şahsında gerçekleşen adi cinayetin bağışlanma bedeli 15 pound 3 penstir. Eğer katil aynı gün iki veya daha fazla kişinin ölmesine neden olmuşsa, bir kişiyi öldürmüş gibi ödeme yapar. Karısına kötü davranan koca, kilise kasasına 3 pound 4 şilin öder; eğer karısını öldürmüşse 17 pound 15 şilin, eğer karısını başka biri ile evlenmek için öldürmüşse ekstra olarak 32 pound 9 şilin öder. Kocaya suç işlerken yardım edenler adam başı 2 poundla bağışlanır. Çocuğunu boğarak öldüren baba 17 pound 15 şilin ödemelidir, baba bunu annenin izni ile yapmışsa bağışlanması için 27 pound 1 şilin ödemelidir. Kendi çocuğunu rahminden çıkararak yok eden annenin ve suça katkıda bulunan kocanın, her ikisi birden 17 pound 15 şilin ödemelidir. Kendisinin olmayan bir çocuğun kürtajını kolaylaştıranlar1 poundeksik öderler. Kardeş, kız kardeş, anne ya da babasını öldüren 17 pound 5 şilin ödemelidir. Bununla birlikte, hiyerarşinin yüksek kademelerindeki piskopos veya baş keşiş öldürülürse, ödenecek miktar çok ağır biçimde artıyordu; ilk saldırı için 131 pound 14 şilin, geri kalanlar için yarı miktarı. Üstelik katil “çeşitli zamanlarda birçok rahibi öldürürse, ilk cinayet için 137 pound 6 şilin ve geri kalanlar için de bunun yarısını ödemek zorundaydı.” Fakat cinayet, tecavüz veya çocuk öldürmekten çok daha ağırı, menfur dinsel sapkınlık suçuydu; yani resmi Kilisenin fikirlerinden farklı fikirlere sahip olmak. Kadın ya da erkek bir sapkın, fikirlerinden dönmüş olsa bile toplam 269 pound ödemek zorundayken, “yakılmış, asılmış ya da herhangi bir şekilde idam edilmiş bir sapkının oğlunun itibarı 218 pound 16 şilin 9 penslik ödeme yapmadığı sürece” iade edilemezdi. Liste, sahtekarlık, kaçakçılık, borçların ödenmemesi, kutsal günlerde et yeme, papazlık rütbesi almak isteyen rahiplerin gayri meşru çocukları ve hatta rahip olmak isteyen hadımlarla devam ediyor. (Ey misyonerler cevap verin, Adnan Şensoy, s. 63-65; Hakan Olgun, Katolik kilisesi’nin endüljans uygulaması ve Protestan reformuna etkisi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 18/18-19 (Ocak 2005), s. 333-334) Bu çıkarcı rezillik listesine rağmen, Papa X. Leo, Katolik tarihçiler tarafından “Kilise tarihinde papalık makamının en parlak ve belki de en tehlikeli döneminin” baş kişisi olarak tanımlanır. (P. Rodríguez, (1997). Mentiras fundamentales de la Iglesia católica. Barcelona: Ediciones B., Anexo, s. 397-400)</p>
<p style="text-align: justify;">Endüljans: Katoliklere göre en büyük günahlar ancak kilisece af edilebilir.<strong> </strong>Papalık, para karşılığı, piyango bileti gibi, af makbuzları çıkartıp onları para karşılığı dağıtmış, satmıştır. Ayrıca haçlı seferlerine katılanlara da bu belgelerden verilmiştir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6496 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/enduljans-3.png" alt="enduljans-3" width="401" height="261" />  1521 tarihli bir endüljans belgesi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">16.Yüzyıla altenduljans beratı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14649" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/353453453444.jpg" alt="" width="463" height="640" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">16. yüzyıla ait endüljans beratı: Papa&#8217;nın Adıyla.Ömürlük. Üç Mark (O zamanki Alman para birimi) Papalığın bana verdiği yetki ile kilisenin, senin hakkında yapmış olduğu tüm suçlamaları, yükümlü olduğun tüm hüküm ve cezaları, ayrıca yapmış olduğun aşırılıkları, “ne kadar büyük ve utanç verici olsa da, hangi sebepten işlenmiş olsa da ve hatta Mukaddes Pederimiz Papa için söz konusu olsa da” işlemiş olduğun tüm günah ve suçlarını ‘ben bağışlıyorum.’ Ben, senin kendi iraden ve isteğin dışında karşı karşıya kaldığın her türlü kusur ve erdemsizlik belirtisini bütünüyle ‘siliyor ve ortadan kaldırıyorum.’ Seni Arafta yükümlü olacağın tüm günahlardan ‘azad ediyor, kilise ayinlerine katılmana izin veriyorum.’ Seni yeniden ‘kutsal topluluğa dahil ediyor ve vaftiz anında olduğun gibi seni, eski saf ve günahsız haline geri getiriyorum.’ Böylece ölüm anında, günahkarları ceza ve azap yerine götüren kapı senin için kapanacak ve ‘sana sevinç cennetlerinin kapısını açacaktır.’ Şu anda ölüm seni bulmasa dahi, ömrünün sonuna kadar bu bağışlanma belgesi senin için geçerli olacaktır. ‘Mukaddes Babamızın adıyla’ Amin. Rahip Johdnn Tetzel. Azizlerin sana olan şehadeti ve merhameti ile on gün süresince işlemiş olduğun tüm günah ve kötülüklerden seni azad ediyor ve tüm cezalarını bağışlıyorum. Johann Tetzel. (James Atkinson, The Trail ofLuther, s. 32)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bunlar da güncel versiyonları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12069 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gunumuz-Enduljansi-2021.jpg" alt="" width="496" height="284" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1811" title="papazmatik-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papazmatik-3.jpg" alt="" width="408" height="1001" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Telefon, Papazmatik, Pos makinesi, Twit (En ucuzu)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4198" title="papacik_afediyor-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papacik_afediyor-1.jpg" alt="" width="496" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Evanjelik papaz Jesse Duplantis, kiliselere yeterince para bağışı yapılmadığı için İsa Peygamber&#8217;in dünyaya geri dönmediğini öne sürdü. Papaz Duplantis, &#8216;Eğer insanlar yeterince bağış yaparsa Tanrı, İsa&#8217;ya &#8216;Dünyaya geri dön&#8217; diyecek. Tanrı, bizim İsa&#8217;yı görmeyi ne kadar istediğimizi bilmeli. Bana senin yatın var, diyorlar. Evet var. Öbür dünyada sizin de olur.&#8217; dedi. Duplantis, daha öncede takipçilerinden kendisine özel jet satın almaları için 54 milyon dolar talep etmişti.” (30.09.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Günah çıkarmak için 2&#8217;yi tuşlayınız. &#8216;Fransa&#8217;da Katolik bir grup &#8216;günah çıkarılması  için&#8217; telefon hattı kurdu. Fransa’nın başkenti Paris’te AABAS adlı telefon şirketi için çalışan Katolik bir grup, kurduğu telefon hattıyla ortalığı karıştırdı. Bir erkek sesinin arayanları Tanrının hattına hoş geldiniz” diye karşıladığı hat paralı. Ses kaydı şöyle devam ediyor: Günah çıkarma ile ilgili tavsiyeler için 1’i, günah çıkarmak için 2’yi, bazı günah çıkarmaları dinlemek için 3’ü tuşlayınız. Ciddi ya da affedilmez günahlar durumunda bir rahibe başvurmak zorunludur.” (Posta, 28.04.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Telefon, Papazmatik, Pos makinesi, Radyo, Twit (En ucuzu)</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya Gençlik Günü dolayısıyla Brezilya&#8217;da halka seslenecek olan Papa, kendisini görmeye gelenlerin yanısıra konuşmasını radyo, televizyon ve sosyal medyadan samimiyetle takip edenlerin de günahlarının bağışlanacağını müjdeledi. (Sabah, 18.7.2013) Twitter&#8217;dan günahları bağışlayacak. Papa Twitter üzerinden günahları bağışlayacağını açıkladı. (sözcü,  18 Temmuz 2013) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1772 size-full" title="klingklangklong" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/klingklangklong.jpg" alt="" width="450" height="607" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse Senedi-Tahvil-Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Vatikan, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Birçok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları vardır. (Hürriyet, 28.11.2006; Yeni Mesaj, 19.12.2000)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6318" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islama-kurana-onyargi-1-300x159.jpg" alt="islama-kurana-onyargi-1" width="300" height="159" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Oryantalistlerin İslam hakkındaki olumsuz etkilerinin sonucu, kendi kitaplarından bile habersiz Avrupalılar, Kur’an düşmanı oldular.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                       <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6321 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islama-kurana-onyargi-2.jpg" alt="islama-kurana-onyargi-2" width="682" height="561" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistlerin İslam hakkındaki olumsuz etkilerinin sonucu, kendi kitaplarından bile habersiz Avrupalılar, Kur’an düşmanı oldular.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kadın</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Paul, &#8220;evlenmektense yakılarak ölmek daha iyidir&#8221; derken kilise, Havva yüzünden tüm insanlığın ilk masumiyetinin lekelendiğini ilan etmektedir. Meryem ananın öne çıkartılması, Havva&#8217;nın tam karşıtı olarak değerlendirilmesi ile sağlanabilmiştir. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 65)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Kadın alçak bir yaratıktır.&#8221; Augustinus. &#8220;Bir kadın gördüğün zaman o şeytandır, bir çeşit cehennemdir&#8221; Papa II. Pius. &#8220;Kadınların en büyük şerefleri erkekleri doğurmalarıdır&#8221; Martin Luther. (Nüket Örnek Buken, Kadın hareketini oluşturan farklı. dinamiklerin karşılaştırılması, S. Sesi, Mart, 2012, s. 14)</p>
<p style="text-align: justify;">Katolik Hristiyanforum.com&#8217;dan alıntı: Pavlus “herkesin” dua ve peygamberlikte bulunmasını istiyor, teşvik ediyor. Aynı zamanda arka arkaya yazdığı 117 (veya 14) cümlede kadınların “toplantılarda sessiz kalmalarını” istiyordu. Bu sessiz kalma isteği dua ve peygamberliği kapsamıyordu. Kadınlar kilisede önder olamazlar, öğretiş veremezler. Önemli olan günümüze uymak veya toplam fayda hesabı değil, Kutsal Kitap’a uygunluktur. “Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa&#8217;nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.” (1. Korintliler 14:34-40)</p>
<p style="text-align: justify;">Protestan gotquestions.org’tan: Kutsal Kitap Kadın Önderler İçin Ne Diyor? Tanrı, kilisede ruhsal öğretim yetkisi taşıyan konumlarda sadece erkeklerin hizmet etmesini uygun görmüştür. Bu sadece Tanrı&#8217;nın kilisenin işleyişini tasarlama şeklidir. Erkeklerin, yaşamları ve sözleriyle ruhsal önderlik konusunda örnek teşkil etmeleri gerekmektedir. Kadınlar da yaşamlarında örnek olmalıdırlar, ama farklı bir şekilde (1. Petrus 3:1-6) Kadınların engellendiği tek etkinlik, erkeklere öğretmek ya da onların üzerinde ruhsal yetkiye sahip olmaktır. Bu, kadınların erkeklere pastör (Protestan din görevlisi) olarak hizmet etmesini engeller. Bu, kadınları hiçbir şekilde daha az önemli yapmaz. Aksine, onlara Tanrı&#8217;nın tasarımıyla daha uyumlu bir hizmet odağı verir. (www.gotquestions.org/Turkce/Kadin-cobanlar.html)</p>
<p style="text-align: justify;">Protestan hristiyanturk.com’dan: “Kadından pastör olur mu? Pastörlük bambaşka birşeydir. Kadınlarımız bastacımızdır. Isa Mersih ve öğrencilerine de cok hizmet etmişlerdir. Şimdi de hizmet etme armağanlari vardır. Ama egemenlik etme ve toplulugu yönetme onların görevleri arasında değildir.” Devamı için, &#8220;Hristiyanlık ve yahudilikte kadın&#8221; adlı yazıya müracaat edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kiliseler ve cinsel istismar</p>
<p style="text-align: justify;">Papa Benedict XVI görevinden istifa etti!  Herkes sordu niye istifa etti diye. Böylesi bir görev niye bırakılır? Papa, yaşlandığını, yorulduğunu öne sürdü gerekçe olarak. Ama asıl gerekçe bu güne kadar Vatikan’ın  kasalarından çıkan 2.3 milyar doları aşkın, cinsel tacize uğramış çocuk ve ailelerine ödenen tazminatlar ve çığ gibi büyüyen yeni cinsel taciz suçlamaları olabilir mi?  Açılan yeni davalar, iyimser bir tahminle 15 milyara tırmanacağı kestirilen tazminat ödemeleri, papaz, piskopos, başpiskopos ve kardinallere yöneltilen sonu gelmek bilmeyen cinsel taciz suçlamaları,  kardinallerden yüzde 30’unun geçmişte polisçe cinsel taciz suçlamaları nedeniyle soruşturulmuş olması mıdır istifasının nedeni? Yoksa Teksas’da üç erkek çocuğun cinsel taciz davasında bizzat kendisinin taraf olarak gösterilip diplomatik dokunulmaz istemiyle dava dışında bırakılmayı sağlaması mıdır? “Katolik seminerlerden mezun olanların yüzde 10’unda pedofil yani çocuk tacizcisi olma eğiliminin saptayan raporun”<em> </em>dünya medyasına düşmesi olabilir mi Papa’lıktan ayrılmasının gerçek nedeni? Papa Benedict XVI önceleri liberal bir din adamı ama 1968’den sonra kökten dinci kesiliyor. Sonuna kadar Katolik kilisesinde cinselliğe uygulanan yasakları savunuyor, papazların evlenmesi için yapılan girişimleri engelliyor ve en vahimi 2001 yılında kaleme aldığı “de delictis gravioribus”<em> </em>başlıklı gizli belgede cinsel taciz suçlamalarına yönelik kanıtların yok edilmesini, bu suçu işlediği adli makamlarca öne sürülen papazların Vatikan’a gönderilip koruma altına alınmasını öneriyor. Aslında Vatikan’ın ağzına almadığı bir gerçek var:  İsa’nın 12 havarisinden 11’i evli, çoluk çocuk sahibi! Papalar ve diğer bütün Katolik din adamları da 1039 yılında Papa IX. Leo dönemine kadar evlenebiliyor, çocuk sahibi olabiliyor. Papa IX. Leo, Kardinal’den sıradan bir papaza kadar din adamlarının ölünce mal varlıklarının çocuklarına kalmasından rahatsızlık duyuyor. Bu mallar Vatikan’ın olmalı. Ve önce evlenmeyi sonra da papazların cinsel ilişkide bulunmalarını yasaklıyor! Yani Tanrısal, kutsal, Hz İsa’nın öğretileriyle bir ilgisi yok cinsel yasakların Katolik Mezhebinde. Parayla ilgisi var parayla; malla mülkle! Aziz Petrus, yani ilk Papa, Hz. İsa’nın en yakını, evlidir, çocukları vardır. Borgia’lara bakın! Lucretia ve Cesare Borgia, Papa Alaxander’ın  çocukları değil midir!  (Aziz Üstel, Star, 04 Mart 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Daha o yıllarda!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;On beşinci asırda Güney İspanya&#8217;ya gönderen gönderilen piskopos Egila, evli kadınlarla metres hayatı yaşayan İspanyol rahipleri ihbar etmekteydi.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 183) &#8220;1600&#8217;lü yıllarda ise Arnavutluk Ortodoks kilise rahipleri, metres tutmak ve ayyaşlıkla suçlanmışlardı.&#8221; (Antivari Başpiskoposu Marino Bizzi&#8217;nin Türkiye, Antivari, Arnavutluk ve Sırbistan&#8217;a, Efendimiz Papa Beşinci Paul Hazretleri&#8217;ne yaptığı ziyaretin raporu, Bibliotheca Barberina, Rome. Nr- Ixiii. 13) “Sapıklık, dini merkezlere kadar yayıldı. Papazlar, büyük günahlar ve ciddi suçlarla itham edildiler. Rahip Jarun: ‘Papazların ahlakı tamamen bozuluş, kalplerini ihtiras ve mal sevgisi bürümüştü. Fransa&#8217;nın bütün geliri, papazların masraflarına ve arzularının doyurulmasına yeterli gelmiyordu.” (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 229) &#8220;Rahiplerin özel hayatları iğrenç ahlaksızlıklar ile doluydu.&#8221; (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 131)</p>
<p style="text-align: justify;">Kiliselerdeki tecavüz ve eş cinsellik haberlerinden seçmeler&#8230; !</p>
<p style="text-align: justify;">Vatikan Ekonomi Bakanı ve Avustralya Kardinali George Pell, “Kilise çok büyük hatalar yaptı” dedi. (Milliyet, 3.3.2026) Bu söylemi yapanın temiz ve iyi niyetli olmasını beklersiniz değil mi?: Avustralya Polisi, Katolik Kilisesi&#8217;nin en üst en üst düzey üçüncü ismi olan Vatikan Hazinedarı Avustralyalı Kardinal George Pell&#8217;e cinsel taciz suçlamaları yöneltti.&#8221; (BBC, 29.6.2017) “Avustralya&#8217;nın Victoria eyaletinde Yüksek Mahkeme, cinsel tacizden suçlu bulunan Kardinal George Pell&#8217;in temyiz başvurusunu reddetti.” (BBC, 21.9.2019) &#8220;Çocuklara cinsel taciz suçlamasıyla yargılanan Kardinal George Pell hayatını kaybetti. Geleneksel Katolik değerlerinin güçlü bir destekçisi olarak Kilise içinde adı öne çıktı. Rahiplerin bekar kalması gibi muhafazakar görüşleri savunuyordu. Hazineden sorumlu olan Pell, bir dönem Vatikan&#8217;ın 3 numaralı ismi konumundaydı. (Milliyet, 11.1.2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8346 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180304-2243462.png" alt="" width="393" height="378" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8769 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20180725_131323.jpg" alt="" width="408" height="325" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8967 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/40093961_477257122754231_1668060500564377600_n.jpg" alt="" width="475" height="308" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7012 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aedb09ff-f4b1-4adf-a9a6-52ae0b1b620c.jpg" alt="aedb09ff-f4b1-4adf-a9a6-52ae0b1b620c" width="396" height="675" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9118 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43333383_495654274247849_1551319350974087168_n.jpg" alt="" width="423" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7613 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/8546846769.png" alt="" width="657" height="552" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7096 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_110217.jpeg" width="472" height="849" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6911 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatikan-tecavuz-afetti-1.jpg" alt="vatikan-tecavuz-afetti-1" width="491" height="488" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8912 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/katolik-istismar-2018.png" alt="" width="614" height="563" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10198 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-taciz-istismar-pedofili-1.png" alt="" width="405" height="301" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10294 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-taciz-2019-son-1.png" alt="" width="335" height="516" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12634 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_2022-05-20-2.jpg" alt="" width="357" height="507" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11905 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isevililk20216.jpg" alt="" width="459" height="347" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12349 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/274298053_10159724201729723_8901200117596199376_n.jpg" alt="" width="516" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13163 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4654446746869.jpg" alt="" width="480" height="504" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Papa: 50 din adamından biri pedofil. Kiliselerin cinsel istismar olaylarıyla anıldığı birçok olayda din adamlarının korunduğu, olayların üstünün örtüldüğü iddia edildi. Ancak bazı olaylarda din adamları kiliseden uzaklaştırıldı. Katolik dünyasının lideri Papa Franciscus da 2014’te verdiği bir röportajda, bazı din adamlarının çocuk istismarına karıştığını kabul etmişti. Papa, İtalyan La Repubblica gazetesine verdiği röportajda, Katolik Kilisesi&#8217;ndeki her 50 din adamından birinin pedofil olduğunu söylemişti. Dünya genelinde kiliseye bağlı yaklaşık 414 bin din adamı bulunuyor. Papa’nın sözünü ettiği yüzde 2&#8217;lik oran yaklaşık ‘8 bin’ kişiye karşılık geliyor. Katolik rahiplerin yüzde 1 ile yüzde 5&#8217;i: Vatikan&#8217;ın BM Temsilcisi Başpiskopos Silvano Tomasi de benzer bir oran vererek Katolik Kilisesi&#8217;ne bağlı din adamlarının karıştığı cinsel istismar olaylarını doğrulamıştı. Tomasi, 2004 ile 2014 arasında Vatikan&#8217;a 3 bin 400 çocuk istismarı vakası rapor edildiğini, bu çerçevede Vatikan&#8217;ın 848 papazı görevden aldığını, 2 bin 572 papaza da hayat boyu kefaret cezası verildiğini açıklamıştı. Tomasi, &#8220;Son 50 yılda Katolik rahiplerin yüzde 1 ile yüzde 5&#8217;inin cinsel istismar vakalarına karıştığını biliyoruz.&#8221; ifadesini kullanmıştı. Katolik Kilisesi&#8217;ne bağlı din adamlarının karıştığı cinsel istismar olaylarını araştıran ABD&#8217;nin John Jay Enstitüsünün 1950 ile 2002 arasına yönelik incelemesinden de çarpıcı sonuçlar çıkmıştı. Katolik Kilisesi&#8217;ndeki çocuk istismarlarıyla ilgili 2004 yılı raporunda, din adamlarının istismar ettiği çocukların çoğunlukla erkek ve bunların yüzde 85&#8217;inin 8 ila 10 yaşında olduğu belirtilmişti. 2004 yılında rahiplerin çocuklara karşı cinsel istismarları hakkında bir rapor yayımlandı. ABD Piskoposlar Konferansının yaptırdığı araştırmada, ABD’de 1950 ile 2002 arasında 10 bin 667 çocuğun 4 bin 392 rahip tarafından cinsel tacize uğradığı açıklandı. Rapora göre, mağdurların büyük çoğunluğu 11-17 yaş aralığındaki erkek çocuklardan oluşuyordu. Almanya’da yüzlerce vaka:Çok konuşulan olaylardan bazıları da Almanya’da görüldü. Almanya’da 2010’da Katolik Kilisesi&#8217;nin tarihi korolarından “Regensburger Domspatzen&#8221; ile kilisenin okulunda papaz ve öğretmenlerin 422 çocuğa yıllarca cinsel tacizde bulunduğu, şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Dava sürecinde 13 papaz cinsel istismar nedeniyle mahkum edildi. Almanya&#8217;nın Haren şehrinde 1996 yılında bir Katolik rahibin 227 cinsel istismar vakası ortaya çıktı. Hapis cezasına çarptırılan rahip şartlı tahliye edildi ve para cezasına mahkum edildi. Krefeld şehrinde 2002’de pedofil ağına mensup bir rahip, 1990’lı yıllarda çocuklara istismarlarda bulunduğunun ortaya çıkması üzerine yargılanarak 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bamberg şehrinde, 2008’de bir Katolik erkek yatılı okulundaki rahibin 1978-1984 yılları arasında çocuklara cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı. “Rahibe karşı açılan dava ise zaman aşımı sebebiyle düştü. Kilise, 2012 yılında rahibi emekli yaparak görevinden aldı.” Almanya’da 2010’da açıklanan bir raporda ise 15 papazın en az 100 çocuğa şiddet uyguladığı ve istismarda bulunduğu belirtildi. Aynı yıl Augsburg bölgesinde 1946-2003 arasında meydana gelen 34 cinsel istismar vakası, Münih ve Freising bölgesinde 159 rahibin 1945 ve 2009 arasındaki 365 cinsel istismarı gün yüzüne çıktı. İrlanda’da üstü örtülmüş: İrlanda&#8217;da ise 2009’da yayımlanan bir raporda, 1975-2004 arasında Dublin başpiskoposunun yönetimi altındaki bölgelerde çocuk istismarı vakalarının kilise yetkilileri tarafından gizlendiği ifade edildi. Raporda, yaklaşık 40 yıllık dönemde 100&#8217;den fazla papazın çocuklara karşı cinsel istismar ile suçlandığı, binlerce çocuğun &#8220;sıklıkla ve ritüel haline gelmiş&#8221; şekilde istismara uğradığı kaydedildi. İrlanda Ulusal Çocukları Koruma Kurulunun 2016 raporuna göre, 1975 yılından beri çocuklara karşı cinsel istismarda bulunduğu düşünülen “325 zanlıdan sadece 9&#8217;u tutuklandı.” Aynı kurulun bir başka araştırmasında, cinsel istismarla suçlanan 101 zanlının 49&#8217;unun öldüğü, 34&#8217;ünün ‘hala papaz olarak görevine devam ettiği’ ve sadece 18&#8217;inin papazlığı bıraktığı belirtildi. Bu zanlılar toplamda 432 ayrı istismar vakasıyla suçlandı. Belçika’da intiharlar: Belçika&#8217;da ise polis, küçük yaştakilere cinsel istismar davası kapsamında Katolik Kilisesi&#8217;nin Anvers, Hasselt ve Mechelen kentlerindeki merkezlerini bastı. Ülkede 1960-1980 döneminde 500 civarında çocuğa cinsel istismar iddialarını soruşturan federal savcılık cinsel istismarlarda Katolik Kilisesi&#8217;nin oynadığı muhtemel rolü araştırıyordu. Kilise yetkilileri, daha önce ölmüş bazı papazlara ait dosyaları savcılığa teslim ettiklerini açıkladı. Yine Belçika’da 2010 yılında yayımlanan bir araştırmada, Katolik Kilisesi rahiplerinin 1950 ila 1980 yıllarında en az 475 çocuğa cinsel istismarda bulunduğu belirtildi. Kurbanların 10 ila 14 yaş aralığında ve üçte birinin kız olduğu belirtildi. Kurbanlardan 13’ünün intihar ettiği 6’sının ise intihar teşebbüsünde bulunduğu vurgulandı. Bunların dışında Fransa, Çekya, Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesinin yanı sıra bazı Afrika ülkelerinde de benzer pek çok vaka basına yansıdı. Bu olayların kimisinde suçlanan din adamları çeşitli hapis cezalarına çarptırılırken ‘kimi olayların üstünün örtüldüğü’ eleştirileri getirildi.  Başpiskopos yargılandı: Vatikan’ın Dominik Cumhuriyeti’ndeki temsilcisi ve diplomatı kabul edilen Başpiskopos Jozef Wesolowski Ağustos 2013’te çocuk istismarı suçundan görevinden alındı. Polonya kökenli başpiskoposun bilgisayarında 100 bin adet çocuk pornosu verisi çıktı. Wesolowski’ye 7 çocuğa da cinsel istismarda bulunduğu suçlaması yöneltildi. Wesolowski, çocuk istismarı suçlamasıyla Vatikan’da mahkeme önüne çıkan ilk ve en üst düzey kilise temsilcisi oldu. Başpiskopos Wesolowski, ev hapsindeyken Vatikan&#8217;daki evinde ölü bulundu. Ölümünün doğal yollardan kaynaklandığı açıklandı.  BM&#8217;nin Vatikan raporu: Birleşmiş Milletler (BM) de Katolik Kilisesi görevlilerinin çocuk istismarları hakkında 2014’ta bir rapor yayımladı. BM Çocuk Hakları Komitesi, çocuk istismarında bulunmakla suçlanan bütün rahiplerin Vatikan tarafından derhal görevden uzaklaştırılması gerektiğini belirtti. Komite, ‘Vatikan&#8217;ı aldığı sistematik kararlar nedeniyle geçen 10 yılda papazlara, on binlerce çocuğa tecavüz ve tacizde bulunma ortamı sağladığı’ suçlamasını getirdi. Vatikan ise 2014 yılının ocak ayında 400 papazın önceki iki yılda çocuklara cinsel istismar suçlaması nedeniyle eski Papa 16. Benediktus tarafından papazlık görevinden çıkarıldığını kabul etti. Ancak kiliseye yönelik eleştirilerde bu sayının çok daha fazla olması gerektiği dile getirildi. (AA, 09 Şubat 2017) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7388 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/18341757_238760259937253_2538787890484893665_n.jpg" alt="" width="672" height="259" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir sene sonra:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10312 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43646247.jpg" alt="" width="465" height="297" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7933 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/escinselpapalar-1.jpg" alt="" width="633" height="322" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8006 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rahip-taciz-2017-12-1.png" alt="" width="556" height="366" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9120 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-istismar-sorumlu-1.png" alt="" width="413" height="471" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-11912 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/67885985985.jpg" alt="" width="530" height="375" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-11911 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/65875454473.jpg" alt="" width="627" height="539" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Evlilik müessesesinin yasaklanması, din adamları sınıfının oluşturulması bu rahip statüsünden olan insanların kaldırmayacağı yükleri onlara yüklemek anlamına gelir ki tarih bu sınıfın sapıklık ve aşırılıkları ile her zaman mücadele etmek zorunda kalmışlardır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10814 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/suryani-tcvz-2020.jpg" alt="" width="379" height="385" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10902 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/misyoner-tecavuz-1.png" alt="" width="581" height="417" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tecavüz, sapıklık onlarda (Devamı, &#8220;Dinsiz ahlak olur mu?” ve “Batı Medeniyeti&#8221; adlı yazılarımızda) ama kadın düşmanı (!) ilan edilen yine biziz?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9404 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/458346.jpg" alt="" width="495" height="960" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9418 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rahibe-taciz-katolik-1.png" alt="" width="528" height="490" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6541 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/evlirahip-2.jpg" alt="evlirahip-2" width="721" height="651" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="https://islamicevaplar.files.wordpress.com/2016/04/kilise-skandal-2.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6540" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/skandal-4-26x300.jpg" alt="skandal-4" width="26" height="300" /></a>            <a style="color: #000000;" href="https://islamicevaplar.files.wordpress.com/2016/04/kilise-skandal-3.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6539" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-skandal-5.jpg" alt="kilise-skandal-5" width="96" height="188" /></a>  Resimleri görmek için üzerlerine tıklayınız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Erkek kılığına girip Papa seçilen kadın</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6543 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kadinpapayicocugunudogururkengosterenbirgravur-2.jpeg" alt="kadinpapayicocugunudogururkengosterenbirgravur-2" width="404" height="214" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6542 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kadinpapahakkindacekilmisbirfilminafisi-2-210x300.jpg" alt="Pope Joan 70x100.indd" width="210" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;da 1940&#8217;tan bu yana 200 binden fazla çocuğun Katolik din adamları tarafından cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı. (Euro News, 27.10.2023) İsviçre&#8217;de Katolik Kilisesine yönelik resmi soruşturmada, 1950&#8217;li yıllardan bu yana yaşanan yaklaşık 1000 cinsel taciz vakası tespit edildi. (BBC, 13.9.2023) Dünya son günlerde Katolik Kilisesi hakkındaki haberlerle sarsılmaya devam ediyor. Yayınlanan son raporlar, kiliseye bağlı din adamlarının bilinenden çok daha fazla çocuğa istismarda bulunarak, hayatlarını kararttığını ortaya koyuyor. Almanya&#8217;daki Freiburg Başpiskoposluğu, kiliselerdeki cinsel istismarlarla ilgili raporda 250&#8217;den fazla rahibin muhtemel failler arasında olduğunu bildirdi. İspanya&#8217;da 1945&#8217;ten bu yana 706 cinsel istismar. Portekiz&#8217;de 4 bin 815 çocuk istismara uğradı. Avustralya&#8217;da 4444 çocuk taciz mağduru oldu. Fransa&#8217;daki Bağımsız Komisyon, son 70 yılda kiliselerde 330 bin çocuğun cinsel istismar mağduru olduğunu duyurmuştu. ABD’de de binlerce çocuk istismara uğradı. (TRT Haber, 24.05.2023) Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, &#8220;Vakit, utanma vakti&#8221; dedi. Fransa&#8217;da kiliselerde 1950&#8217;den bu yana 216 bin çocuk cinsel istismara maruz kaldı Papa, taciz skandalları nedeniyle kiliseyi eleştiren kardinalin istifasını kabul etmedi Vatikan&#8217;dan tarihi cinsel istismar raporu: &#8216;Tacizci kardinal hakkındaki suçlamalar dikkate alınmadı&#8217; Papa, cinsel taciz davalarında &#8216;papalık sırrı&#8217; uygulamasını kaldırdı. (BBC, 6 Ekim 2021) Portekiz&#8217;deki Katolik Kilisesi&#8217;nde gerçekleşen cinsel istismar vakalarını araştıran bağımsız bir komisyon, kuruluşundan bir yıl sonra nihai raporunu kamuoyuyla paylaştı. Rapora göre, 70 yılı aşkın bir sürede en az 5 bin çocuk istismara uğradı. Portekiz medyası, raporun Kilise için olası sonuçlarını irdeliyor. (eurotopics.net, 13.2.2023) Bağımsız bir komisyon tarafından, olası suçları savcılara yönlendirmek üzere 400&#8217;den fazla cinsel istismar iddiası kayıt altına alındı. İddialara göre önde gelen Portekizli piskoposlar istismar suçlarından yıllardır haberdardı, ancak şu ana kadar hiçbiri suçlamaları kabul etmedi. Ülke basını öfkeli. (eurotopics.net, 12.10.2022) Münih ve Freising Katolik Başpiskoposluğu&#8217;ndaki istismar vakalarıyla ilgili 1.900 sayfalık yeni soruşturma raporunda, emekli Papa 16. Benedikt ağır biçimde suçlanıyor. (eurotopics.net, 21.1.2022) İngiltere&#8217;de Katolik Kilisesi, çocuklara yönelik 3 binden fazla taciz şikayetini görmezden geldi. Çocuklara Yönelik Cinsel İstismara İlişkin Bağımsız Soruşturma Komisyonu raporunda, gerçek sayının çok daha fazla olduğu ve muhtemelen asla bilinemeyeceği belirtildi. (BBC, 11.11.2020) Rapor: İngiltere Anglikan Kilisesi çocukları cinsel istismardan koruyamıyor. (Euronews, 6.10.2020) Belçika Kilisesi&#8217;nin yıllık raporuna göre, geçen yıl kilise içinde 86 cinsel istismar vakası bildirildi. (BBC, 3.12.2022) İsviçre&#8217;de Katolik Kilisesine yönelik resmi soruşturmada, 1950&#8217;li yıllardan bu yana yaşanan yaklaşık 1000 cinsel taciz vakası tespit edildi. Vakaların bir çoğunda çocukların söz konusu olduğu belirtilirken, soruşturma raporunda kurbanların % 56&#8217;sının da erkek olduğu vurgulandı. (BBC, 13 Eylül 2023) Almanya&#8217;da Katolik kilisesine bağlı okullardaki cinsel istismar skandalının bir benzerinin de Danimarka&#8217;da yaşandığı ortaya çıktı. Danimarka Katolik kilisesi, Almanya&#8217;dakine benzer 4 istismar vakasının da Danimarka&#8217;da yaşandığını itiraf etti. (Haber Vaktim, 21.3.2010) Yeni Zelanda&#8217;da devlete ve kiliseye emanet edilen 200.000 çocuk, muhtaç yetişkin istismara uğradı. (Euronews, 25/07/202) Yeni Zelanda&#8217;da Katolik Kilisesi, yıllar boyunca kilise bünyesinde eğitim alan ve cinsel istismara uğramış binlerce kurbandan resmi olarak özür dilediğini açıkladı. (Euro News, 26.3.2021) Hollanda&#8217;da bağımsız bir komisyon, Katolik Kilisesi&#8217;ne bağlı kurumlarda on binlerce çocuğun cinsel tacize uğradığını açıkladı. Kiliseye ait okullar, dini eğitim kurumları ve yetimhanelerde 1945&#8217;ten itibaren taciz vakalarını araştıran komisyon, bu olayların 2010 yılına dek sürdüğünü bildirdi. (BBC, 16 Aralık 2011) Polonya Katolik Kilisesi, 1958 ile 2020 yılları arasında 300 çocuğun din görevlileri tarafından istismar edildiğini açıklayarak özür diledi. (iskandinavyagundemi.com, 29.6.2021) Papa Franciscus İrlanda seyahati öncesinde Katolik Kilisesi&#8217;nde cinsel istismara karşı &#8216;sıfır hoşgörü&#8217; gösterilmesini talep etti, bu vakaların aydınlatılması gerektiğini söyledi ve &#8216;Kilise&#8217;de anormal otorite anlayışını&#8217; şiddetle kınadı. (urotopics.net, 20.8.2018) Papa&#8217;dan cinsel taciz skandalları yorumu. Papa Franciscus, Katolik Kilisesini sarsan skandalların inananları öfkelendirdiğini dile getirdi. (AA, 25.09.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin California eyaletini sarsan “Sübyancı rahip” skandalının yeni olmadığı ortaya çıktı. Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal yeni yazdığı “Papa 16.Benedikt-Avrupa Birliği ve Türkiye” kitabında Vatikan&#8217;ın 2002 yılında yaptığı açıklamasında 4450 Katolik papazın cinsel sapıklık olaylarına karıştıklarını itiraf ettiğini yazdı. Vatikan uzmanı olarak bilinen araştırmacı yazar Aytunç Altındal&#8217;ın “Papa 16.Benedikt-Avrupa Birliği ve Türkiye” adlı yeni kitabında, Vatikan&#8217;ın soğuk duvarlarının ardında yaşanan skandalları ortaya çıkardı. Altındal, papaların ve Katolik papazların yüzyıllardır cinsel sapıklık olaylarına karıştıklarını ancak olayların mağdurlarının kilise ve din korkusu nedeniyle bu cinsel sapıklıklara göz yumduklarını da belirtti. Altındal, yeni seçilen Papa 16.Benedikt&#8217;in Kardinallik döneminde kendi imzaladığı bir itirafında 1950–2002 yılları arasında 4450 papazın “Delicta Graviora”(Cinsel sapıklık, cinsel taciz) suçunu işlediklerini belirtti. 2001 yılında ise Amerika&#8217;da büyük bir skandal patlak vermiş ve en az altı papaz bu suçlamaların sonucunda kilisenin onurunu kurtarmak için intihar etmişler, bazıları da ‘beklenmedik şekilde’ hayata veda etmişlerdi. Bunun üzerine Ratzinger 18 Mayıs 2001&#8217;de Latince bir mektup yollayarak tüm kilise önderlerini uyarmak zorunda kalmış ve ‘Seküler’ mahkemelere intikal eden bu tip suçlarla ilgili açıklamalar yapılmasını yasaklamıştı. Onun bu girişimi tacize uğramış olan çocukların ailelerini savunan avukatlar tarafından davaya müdahale ve bilgi gizlemeye teşvik olarak değerlendirilmişti. ABD&#8217;deki skandal taraflar arasında uzlaşma sağlanarak ve 45, 75 milyon dolar tazminat ödenerek hasıraltı edildi. Ancak Katolik kilisesindeki bu pis “düşkünlük” ile ilgili her an her yerde yeni bir skandal patlak verebilir” Kilise kurbanları: Antik çağ ve orta çağda Hristiyanlığı yaymak için birçok millet göç etmeye zorlanmış, işkencelere maruz kalmış ve tarihten silinmiştir. Engizisyon: Katolik kilisesi 10 milyon insanı katletmiş ve sayısız kişiye de işkence uygulamıştır. 1209 yılında Beziers´in fethedilmesiyle 22 bin kişi öldürülmüş ve 1244 yılında 215 kişi toplu olarak yakılmıştır. İspanyol Torquemeda 10 bin kişiyi yakarak öldürtmüş ve 100 bin kişiyi de kürek mahkumiyetine çarptırmıştır. Engizisyonun baş figuranlarından Pedro Arbuen´e, Papa IV. Pius tarafından &#8220;yücelik&#8221; unvanı verilmiştir.  Haçlı seferlerinde 1096 &#8211; 1291 yılları arasında yazar Hans Wollschager’e göre 22 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 1099 yılında Kudüs´ün alınmasıyla 70 bin Müslüman ve Yahudi katledilmiştir. Papa III. İnnozenz, 4. haçlı seferini başlatmış, 1202´de Zara´yı ve 1204´de Konstantinopel´i (İstanbul) yağmalatmış ve kendi mezhepleri arasındaki ayrılıkları körüklemiştir. İspanyollar 1391 yılında 50 bin Yahudiyi öldürmüştür ve 1492 yılında ise 50 bin Yahudi&#8217;nin zorla dinleri değiştirilmiş geriye kalan 100 bin ile 200 bin arasında Yahudi göçe zorlanmıştır.Ve yine 1615 yılında İspanyollar zulüm ve baskılarına rağmen dinlerinde kalan sayıları 300 bin ile 3 milyon arasında tahmin edilen Müslümanları göçe zorlayarak köklerini İspanya´dan kazımıştır. 1348-1350 yılları arasında Almanya´da 300 Yahudi yerleşim bölgesi tarihten silinmiş ve Yahudiler veba salgını için sorumlu tutulmuştur.   Amerikanın keşfinin ilk 50 yılında katolik İspanyollar 1 milyon yerlinin katliam, kölelik ve enfeksiyonel hastalıklardan dolayı ölümüne sebep olmuştur. Ve daha sonra ki 150 yıl içinde 100 milyon insan yani yerli halkın % 90’ı haritadan silinmiştir.</p>
<p>Erkek kılığına girip Papa seçilen kadın</p>
<p style="text-align: justify;">9. yüzyılda evlatlık olarak dindar bir ailenin yanına yerleştirilen İngiliz kızın hayatı gezgin bir rahibin kendisine aşık olup kaçırmasıyla değişti. Bir din adamının yanında kadınla dolaşmasının iyi karşılanmayacağı düşüncesiyle sevgilisini erkek kılığına sokan rahip hiçbir sorunla karşılaşmadan onunla birlikte Fransa, Marsilya, Galya&#8217;da pek çok manastırı ziyaret ettikten sonra Atina&#8217;ya yerleşti. Bilgili bir din adamı olan sevgilisi genç kızın hocasıydı aynı zamanda. 847 senesinde Papa Leon ölünce yerine kilise dışından bir kişi olmasına rağmen ittifakla seçildi ve 8. Jean adıyla göreve başladı. Kaynaklar onun bu görevi iki yılı aşkın bir süre sorunsuz sürdürdüğünde müttefik. Ama kadınlığı baskın gelip kardinallerden bir sevgili edinince durum değişti. Jean bir adım daha ileri gidip hamile kaldı ve bol, dökümlü resmi kıyafetlerinin altında karnının büyümesini saklayabileceğini, çocuğu doğurup onu kilise içinde &#8216;terk edilmiş bebek&#8217;lerden biri olarak büyütülebileceğini düşünüyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. 855 senesinde Domitien Tiyatrosu önünde katıldığı bir dini tören sırasında doğum sancıları başlayınca her şey tersine döndü. Kardinaller Papa 8. Jean&#8217;ın kadın olduğunu öğrenmekten dolayı donmuş kalmışlardı. Kimi tarihi kaynaklar Jean&#8217;ın idam edildiğini, kimi ise çılgına dönen halk tarafından taşlanarak öldürüldüğünü yazıyor. Ama 8. Jean&#8217;ın kiliseye adını hiçbir zaman unutturmayacak bir anı bıraktığına şüphe yok. Bu &#8216;Sedia Stercoraria&#8217; diye anılan ve papa olacak kişilerin erkek olup olmadıklarının elle yoklanarak kontrolüne olanak veren iskemle! (Radikal:26 Kasım 2006)</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika’daki yerli ırklar yok ettiler; katliamlar yapıp, altın ve topraklarını sömürdüler! Afrika’daki kara ırkı köleleştirip, toprakları işgal edildi; madenleri sömürdü ve hala bu devam ediyor! Çin/Hindistan işgal edildi, toplu katliamlarla 200 yıl sömürüler! Hristiyan olmayan beyaz ırkı da ihmal etmedirler; Haçlı seferlerinden, I. Ve II. Dünya savaşlarına -ara renk Araplar ihmal edilmeden- işgal edildiler, sömürü, katliama uğradılar! Tüm bunlar olurken tanrı ile devamlı görüşen papalık makamını işgal eden insanlar ne tepki verdiler? Bırakın engel olmayı, eleştirmeyi, ‘destek olmayanı’ var mı idi ?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6545" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/SediaStercoraria-1.jpg" alt="SediaStercoraria-1" width="259" height="264" />  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6544" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise_papa_kontrol-1.jpg" alt="kilise_papa_kontrol-1" width="250" height="206" /></span></p>
<h5 style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;"><strong><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6547" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/piushitler.jpg" alt="piushitler" width="200" height="218" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14659" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hitler-300x136121.jpg" alt="" width="290" height="132" /></strong></span></h5>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konrad Gröber´den Papa´ya (1944):  &#8220;Nazi´lerin yeni dünya bakışında bazı iyi şeyleri yanlış anlıyoruz. Ama yakından baktığımızda olayın Hıristiyanlığın bir kopyası olduğunu görüyoruz.&#8221; </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6548" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hexenhammer-225x300.jpg" alt="hexenhammer" width="225" height="300" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14657" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/montsegur-244x3001.jpg" alt="" width="234" height="296" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9571 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/58698593_602210256925583_7381724712126119936_n.jpg" alt="" width="283" height="242" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7010 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/esefleozur-sekizyuzbin-1.png" alt="esefleozur-sekizyuzbin-1" width="521" height="470" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                         800.000 cana karşılık &#8216;özür ve esef&#8217;&#8230;!!! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11114 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cagdaspapis-2020-1.jpg" alt="" width="492" height="392" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Papa da, kilise de, Katoliklik de post-modern nihilizm, alkolizm ve eşcinsellik içinde kayıplara karışarak buharlaşıyor. Katı günahkarlıktan çıkıyor, ancak katı hazcı bir yola koyuluyor. Artık gay Papa bile yakında görebiliriz.&#8221;  (Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 11.11.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Hz İsa&#8217;yı bu kilise&#8217;den kurtaralım! O ne tanrı ne de eşcinsel idi! O (as) Allah&#8217;ın elçisi ve bir kulu idi!</p>
<p style="text-align: justify;">“Müslümanların inancına göre İsa Aleyhisselam bir Resul idi. Hristiyan yazarlar, Müslümanların Hz İsa&#8217;yı tanımadıklarını ileri sürüyorlar. Müslümanlar elbette İsa aleyhisselam&#8217;ı Hristiyanlarca verilen bir sıfatta tanıyamazlar.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 76,77) “Bir Hristiyan İslam&#8217;ı kabul etmiş ve yeni dindaşlarını güya memnun etmek gibi bir cahiliye düşüncesi ile İsa aleyhisselam&#8217;a sövüp lanet etmiş. Bunun üzerine Müslümanlar onu kadının/hakimin huzuruna götürmüşler ve idamına hükmetmesini istemişlerdi.” (E. Bosworth-Smith, Muhammed and Muhammedanism, s. 269)</p>
<p style="text-align: justify;">ccc</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7105 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/insan-tanriolursa-buhalededuser-1.png" width="596" height="372" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7104 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateistpapaz-rahip-1.png" width="543" height="940" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12373 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa76744864798.png" alt="" width="375" height="306" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hem sapık hem kumarbaz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12448" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hemsapikhemkumarbaz-2022164.png" alt="" width="382" height="440" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Transeksüel Pastör(e)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7652 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ameliyatla-kadinolmus-pastor-protestanrahip-1.png" alt="" width="412" height="547" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Noel öncesi bir Hristiyan klasiği Hz. İsa’yı sorgulamak. Bu sefer bambaşka. Yeni Zelanda’da bir rahip Hz. İsa’nın cinsel kimliğini sorguluyor. Auckland (Yeni Zelanda) kentindeki St. Matthew Anglikan Kilisesi’nin hazırladığı afişte Hz. İsa, başının üzerinde gökkuşağından hale bulunan bir çocuk olarak resmediliyor. Afişte; ’’Noel’deyiz, Hz.İsa’nın cinsel kimliğini açıklama vakti geldi’’ yazıyor. (İnternet Haber, 18.12.2012) Hz. İsa&#8217;yı eşcinsel olarak betimleyen fotoğraflar kilisede sergileniyor. İsveçli sanatçı Elisabeth Ohlson Wallins’in Hz.İsa’yı eşcinsel olarak gösteren fotoğrafları Dünya’da ilk kez bir kilisenin duvarlarında sergileniyor. (Hürriyet, 21 Mayıs 2016) Şok iddia: hz. isa eşcinsel miydi? Harvard mezunu, ilahiyatçı Dr Reverend Bob Shore-Goss geçtiğimiz gün Vine dergisine verdiği röportajda ortaya şaşırtıcı bir iddia attı. Hz. Isa’nın eşcinsel, hatta transeksüel ya da interseks olabileceğini iddia eden ilahiyatçı, “Hz. Isa ile yatağa girmek isterdim” dedi. (7 Temmuz 2015) Hz. İsa&#8217;yı eşcinsel yaptı. Avusturyalı ressam Alfred Hrdlicka Hz.İsa’yı eşcinsel, havarilerini de birbirlerini okşarken gösteren bir sergi açtı. Başpiskopos Christoph Schoenborn resimler arasından sadece İsa’nın havarilerini homoseksüel ilişki içinde gösteren “Leonardo’nun Son Akşam Yemeği” adlı tablonun kaldırılmasını emretti. (Hürriyet, 10 Nisan 2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır&#8217;daki El Ezher Kurumu, Fransa’nın 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nın açılış kutlamalarında, Hazreti İsa’yı konu alan “Son Akşam Yemeği” tablosunun canlandırılmasında LGBT temalarının kullanılmasını kınadı. (AA, 28.7.2024) Dünya Müslüman Alimler Birliğinden Fransa&#8217;daki LGBT temalı Hazreti İsa canlandırmasına tepki. (Kıbrıs Gen. TV, 29.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Luther, Hz. İsa&#8217;nın üç kez zina ettiğini yazarken (Arnold Lunn, The Revolt Against Reason, s. 233; Lyndal Roper, Martin Luther: Renegade and Prophet, s. 295; John Henderson, Abuse: Finding Hope in Christ, s. 43) 1967 yılında Cambridge Katedrali papazı C. H. Montefiore ise Hz İsa&#8217;nın bir homoseksüel olduğunu ima etmiştir. (Times, 28.7.1967) </p>
<p style="text-align: justify;">Ateist papazlar! &#8220;Ölümden sonraki hayat hakkındaki inançlarının ne olduğu sorusuna, İrlandalı rahip,&#8217; ölmüş olan bir insanın aynı bir hayvan gibi ölü olduğuna inandığını&#8217; belirtmiş ve &#8216;İşte bu kadar&#8217; demiştir.&#8221; (Conor Crusio O&#8217;Brien, The Observer, london, 22.2.1981)</p>
<p style="text-align: justify;">Humboldt Üniversitesi dinler sosyolojisi kürsüsü başkanı Jöns&#8217;ün, kilise görevlileri arasında yaptığı araştırma sonucu: &#8216;Papazların yüzde 20&#8217;si ateist&#8217; (Yörünge Haber 10-16 Ağustos 1997 339. Sayı, s. 24)</p>
<p style="text-align: justify;">Tanrıtanımaz papaz kiliseden atılmadı. Hollanda’nın sahil kasabası Zierikzee’deki Protestan Kilisesi’nin papazı Klaas Hendrikse, Tanrı’nın olmadığını vaaz edince, ülkede tartışma başlattı. Papaz, cemaatin tepkisine rağmen kiliseden aforoz edilmedi. “Olmayan bir Tanrı’ya İnanmak” adlı kitabın da yazarı olan Hendrikse, pazar ayinlerinde Tanrı’nın olmadığını vaaz etti. Hendirkse aforoz edilmemesine şaşırdığını belirterek, “Buna rağmen kalmama izin veriliyorsa, kilisenin temelleri işe yaramıyor demektir” diye konuştu. (Milliyet, 10.02.2010) 26 Haziran 2018 ölen Var Olmayan Bir Tanrıya İnanmak: Ateist Bir Papazın Manifestosu Tanrı yoktur ve İsa onun oğludur. (en.wikipedia.org/wiki/Klaas_Hendrikse) Amsterdam Özgür Üniversitesi&#8217;nin yaptığı bir araştırmaya göre Hollanda&#8217;daki Protestan Kilisesinde (PKN) ve Hollanda&#8217;nın diğer birkaç küçük mezhebinde, altı din adamından biri agnostik veya ateisttir. (bbc.com/news/world-europe-14417362) Kilise, Tanrı&#8217;ya inanan rahip arıyor! Danimarka, Viborg kentinde bir kilisenin gazetelere verdiği iş ilanını konuşuyor. Kaynak: Kilise, Tanrı&#8217;ya inanan rahip arıyor! Peter Grosböl adlı bir rahip, Dünyayı yaratan ve idare eden bir Tanrı’ya inanmadığını söylemişti. İlanla rahip arama Danimarka&#8217;da normal bir prosedür. Ancak işe alınacak yeni rahipte inanç şartı aranması ülke tarihinde bir ilk. (Risale Haber, 29 Ocak 2013) 1 yıl boyunca ateist olmayı deneyen papaz şaşırttı. Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nde papaz ve Azusa Pasifik Üniversitesi’nde profesör olan Ryan Bell, yaklaşık bir yıl önce ‘ateist olmayı deneyeceğini’ açıklamıştı. Ryan Bell tam 12 ay boyunca ‘Tanrı yokmuş gibi’ yaşadıktan sonra, kendince yaptığı çıkarımı halkla da paylaştı; “Bence Tanrı yok.” Öte yandan Bell, ateist inancının kesinlikle doğru olduğunu da savunmuyor. Bell de pek çok ateist gibi Tanrı’nın varlığına dair kanıtlara açık olduğunu, sadece bu kanıtları henüz bulamadığını iddia ediyor. (Posta, Radikal, 29 Aralık 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Hem sübyancı hem satanist rahip. İtalya&#8217;nın Cenova kenti yakınındaki Santo Spirito Ponente Kilisesi Rahibi Riccardo Seppia, pedofili ve uyuşturucudan tutuklandı. Rahibin satanist olduğu da iddia ediliyor. (Hürriyet, 20 Mayıs 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Hem sapık hem kumarbaz. Almanya Köln başpiskoposluğu&#8217;nun, bir rahibin 1.15 milyon euro kumar borcunu ödediği ortaya çıktı. Para, kilise üyeleri tarafından cinsel istismar mağdurlarına ödeme yapmak için kullanılan özel bir fondan kullanıldı. Başpiskoposluk şunu ileri sürdü: &#8220;Bugün böyle bir vakanın artık yaşanmayacağını varsayıyoruz çünkü vakadan ders aldık ve insan kaynakları departmanı ile din adamları arasındaki temas artık daha yoğun ve daha iyi organize olmuş durumda.&#8221; (Bild, 14 Nisan 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Transeksüel Pastör(e) Meleklerle Konuşan &#8216;Raikal&#8217; Baptist Transgender Vaizle Tanışın. Allyson Dylan Robinson, Baptist kilisesinde rahip olarak atanan ilk açık transseksüeldir. Uzun kızıl saçları ve kalın çerçeveli gözlükleriyle,  Baylor Üniversitesi George W. Truett İlahiyat Semineri&#8217;ne ilk geldiğinde Baptistler İttifakı&#8217;na &#8220;beyaz, heteroseksüel, alt/üst orta sınıf, Avrupa kökenli bir adam&#8221; olduğunu söylemiştir. (charismanews, 19 Nisan 2016)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Protestan&#8217;tanlıktan Ortodoks&#8217;luğa geçmiş olan bir adamın anıları!</span></p>
<p style="text-align: justify;">“Biz kendimize Protestan falan demiyorduk. Sadece “imanlı” diyorduk. Pastörlerin konuşmalarına göre, Müslümanlar, ateistler ve Hristiyanlığın özünü bozmuş olan “diğer mezhepler” imansızlardı. Kimdi bu diğer mezhepler? Ortodoks ve Katolikler idi. Daha ilk iman ettiğimizde bize anlatılan şey, Ortodoks ve Katoliklerin İslamcılardan farkı olmadığı, onların Meryem&#8217;e taptıkları ve dolayısıyla putperestleştikleri, Martin Lutherin bir kahraman gibi çıkarak tüm bozukluğu yerle bir ettiği ve “gerçek imanlıların” tekrar böyle ortaya çıktığı bize anlatılmıştı. Gerçek imanlılar, Protestanlardı. Bir gün Pentecostal olduğunu henüz bilmediğim (çünkü o zamanlar Protestanlık içinde ayrımlar olduğunu bilmiyordum)  şifa almak için yere düşüp kalktıklarına şahit olduğum bir cemaat ile karşılaştım. Gittiğim kilisedeki pastörüm ise bu cemaat hakkında “Onlar tam imanlı değil. Onlara dikkat et” diye beni uyarmıştı. O zaman anladım ki imanlılar arasında da “gerçek imanlılar” ve “dikkat edilmesi gereken imanlılar” vardı. Yani az çok fark ettiğim kadarıyla Hristiyan dünyasında gerçek imanlı olmak için Protestan olmak gerekiyordu, ancak Protestanlığın da doğru kolunda kalmak gerekiyordu. Peki, ben gerçek imanlı mıydım? Pastörüme göre evet. Oysa diğer Pentecost kilisesine gittiğimde bu sefer oradaki pastörün kendi cemaatinin gerçek imanlı olduğunu söylemesi ilginçti. Sonra bulunduğum şehirden ayrılıp İstanbul’a geldim ve bir süre bu tarz canlı insanların olduğu bir kiliseye katılmaya başladım. Araştırdım ve çok geçmeden anladım. Burdaki tarz aslında “prosperity” gospel idi. Yani Bolluk Kilisesi. Ücüncü bir Protestan grup ile bu şekilde tanışmış oldum. Kilise arayışım devam etti. Çok geçmeden hoşuma giden bir pastörle tanıştım. Hoşuma giden diyorum çünkü artık anlamıştım ki “İstanbul&#8217;da çok kilise vardı ve hepsi farklıydı.” Yeni bulduğum işte böyle bir kilise, oldukça kuralcıydı ve yapıları farklıydı. Öğretişe çok önem veriyorlardı ve Eski ahitten çok bahsediyorlardı. Kelamı daha iyi öğrenmek adına bu “Kore kilisesine” birkaç sene devam ettim. Ancak bir gün bir konuşmamız sırasında bana pastörün çocuğunun 8 günlükken vaftiz olduğunu söylediler. Şaşırmıştım. O zamanki araştırmalarımda kelamda böyle bir şey olmadığını düşünüyordum.  O kiliseyle bu konuda tartıştık ve o kilisenin bir Presbiteryen Kilisesi olduğunu tespit etmiş oldum. Oradan da ayrıldım. Böylece İsa ile olan yaşantımda dördüncü mezhebi de görmüş oldum. “Her kilise öğretiş olarak farklıydı” ve bu konuları araştırmak ve doğru kiliseye ait olmak da vakit alıyordu ve bu konuda kurallar da mevcut değildi. Yani kendi el yordamımla “iman arayışıma” devam ediyordum. Kendime öyle bir kilise aradım ki, aşırı uçlarda olmayan, nazik, tutarlı bir kilise olsun, fanatik olmasın. Sapık öğretiş barındırmasın. En önemlisi de Kutsal Kitap konusunda saygılı olsun. Ancak gözlemlediğim çoğu Protestan kiliselerinde pastörlerin bazı tavırları beni rahatsız ediyordu. Neydi bu rahat tavırlar? Kilisedeki vurdumduymazlıktı mesela. “Rab burada, aramızda kardeşler. Haydi dua edelim” derken bile kişilerin ellerinin cebinde olmasıydı. Dua ederken bile ayak ayaküstüne atan kişileri görüyordum. Düşünemiyordum, eğer o odaya günümüzün devlet başkanı dahi gelse, hatta şehrin valisi o anda odadan içeri girse, kişiler ellerini cebine sokamazlardı ve ayak ayaküstüne atamazlardı, ancak “Rab burada, aramızda!” derken Protestanlar oldukça korkusuzdular. Bir başka gözüme çarpan sorun da ilahiler idi. Protestanlıktaki ilahilerin fazlalılığı (yani her önüne gelenin ilahi yazması), bestelerin basitliği ve sözlerdeki gramer ve teoloji hataları da gözüme çokça ilişmişti. Görüşüme göre Rab ile ilgili yapılan şeyler korku ile yapılmalıydı. Korkarak Rabbe yaklaşılmıyor ise bu durum er ayda geç laçkalığa ve sistemsizliğe dönüşüyordu. Protestanlıktaki bu rahat ve sistemsiz tavırlar çok geçmeden beni büyük ölçüde rahatsız eder olmuştu. O dönemde “Amerika’ya gittim. Yani tüm Protestanlığın merkezine.” Hristiyanlığın bollukla ve bereketle yaşandığını düşündüğüm, güzel insanların kurmuş olduğu temiz kalpli, “Mesih severlerin ülkesine.” Oysa orada işin renginin çok daha farklı olduğunu çok geçmeden anladım. Assemblies of God, Southern Baptist, Non- denominational, Charismatic, Messianic Jewish gibi isimlerle var olan ve bunu da açıkça belirten kiliseleri gözlemledim ve Pazar servislerinde bulundum. “Hepsindeki pastörlerin birbirleri hakkında farklı şeyler söylediklerini, hatta birbirlerini suçlarcasına konuştuklarını” bizzat gördüm. “Amerika’da mezhep farkı inanılmaz yoğun ve kalınca belirgindi.” Türkiye’de bulamadığım o birliği Amerika’da bulacağımı sanarken tam tersi bir durum ile karşılaşmıştım. Türkiye’deki gibi daha saf ve yeni imanlılar neredeyse yok gibiydi.  “Amerika tecrübesi mezhepler konusunda bir nevi gözümü açmıştı. Türkiyedeki gibi gizlice yapılmıyordu iş.” Resmen ve açıkça insanlar “mezheplerini söylüyorlar ve birbirlerini kalın çizgiler çekerek birbirinden ayırıyorlardı.” Amerika’da sadece mezhepçilikle degil, aynı zamanda Protestanlığın sığ ve maddi yüzeyiyle de karşılaşmıştım ve artık Protestanlığa şüphe ile bakar olmuştum. Türkiye’deki imanlıları da artık mezhep süzgecinden görür olmuştum. Özellikle bazı arkadaşlarımın Kalvinciliğe geçmesi iyice beni bu ayrışmalardan tiksindirir hale getirmişti. “300’e yakın ve birbirinden çok farklı Protestan mezhebi” vardı, fakat gerçek mezhep hangisiydi? Ev kilisesi yaptığımız dönemde de şunu görmüş oldum. Protestansan, özgürsündür. İstediğin kiliseyi kurarsın. İstersen kapatırsın. Her konuda bir özgürlük vardı. Yani “o kadar özgürdü ve rahattı ki, hiç kimseye güvenim kalmamıştı” artık. Birlik yoktu kimsede. “Madem geleneğin ve Katolikliğin sapıklıklarını atıp temizlenmişlerdi, neydi onları bu kadar ayıran fikir ayrılıklarının çokluğu?” Yine bir gün birisi, ‘Protestanlık fikirsel zenginliktir. Rab zenginliğe önem verir. Ne kadar çok mezhepimiz var. Ne kadar renkliyiz. Rab bunu seviyor’ demişti. Hangisi gerçek olandı? Bilemiyordum ve kafam her daim karışıktı. İçten içe de bir tatminsizlik baş göstermişti bende. Çevreme bunu aktardığımda “Kiliseni değiştirmeyi bırak. Değişen sen olmalısın. Her kilisede hata vardır. Ama insanlara bakma. Kendine ve Rabbe bak. Kendinden sorumlusun.” yanıtını alıyordum. Ancak yine de bunu söyleyen kişilerin bile hayatında yolunda gitmeyen çok şeyler vardı ve bu gördüğüm sistemsizlikleri ve düzensizlikleri insanların yüzüne vurmak da fayda vermiyordu. İtiraf etmeliyim ki, 6 senede gitmiş olduğum kiliselerin hepsinde hata gördüm. “Kimi pastör karısını dövüyordu. Kimisi eşcinsel idi. Kimisi aldatıyordu. Kimi para sevdalısıydı.” Tüm bunları sorguladığımda bana tekrar ve tekrar şu cevap veriliyordu: “Doğru kilise veya mükemmel kilise zaten yok ki? Bulunduğun kiliseyi geliştir. İlahi yaz. Beste yap. Vaaz et. Kendini geliştir. Böylece kilise de gelişir.” İşin ilginci, “Protestan imanlıların pek çoğu, inançlarındaki sistemsizliğin farkındaydı.” Hemen hemen hepsi kiliselerden ve gidişattan şikayet ediyordu. Kimi pastörden, kimi parasal düzenden, kimi kültürü anlamayan yabancı imanlılardan. Ve en ilginci de şuydu. Hiçbiri açık açık “Ben Protestanım ve bundan gurur duyuyorum” demiyordu. “Protestan değilim” diyorlardı çoğu kez. Hep bir şeyleri saklama ve açık oynamama seziyordum. “Çoğu pastör olma sevdasında, vaaz verme peşinde, kiliseyi kurtarma ve Türkiye&#8217;deki Müslümanları iman ettirme peşindeydi.” Bir Protestan için ‘tapınma=Vaaz ve Gitarla ilahi söylemektir.’ Protestanların “Tapınma” dedikleri gitar, davul ve klavye ile yapılmak istenen şey ise, Tanrı hakkında güzel ve etkileyici bir bilgi/duygu verebilmektir. “Özellikle Amerikan kiliselerinde bu olay yoğun olup, kiliselerin pek çoğu konser sahnesini andırır.” İlahiler çoğunlukla moderndir ve dünyada alışık olduğumuz pop/rock melodilerine yakın bestelerdir. “Protestanlıktaki pek çok mezhep ise, daha çok Tanrı’ya uymak için değil, insanın mutluluğu için kendi geleneklerini yazar.” Örnek verecek olursak; Kişi üzülmesin ve kilise dağılmasın diye eşcinselliğe göz yumulabilir, eşcinsel kişi kilisede pastör atanabilir, hatta daha ileri gidilip ameliyatla kadın olmuş pastörün pastörlüğüne devam etmesi hoş karşılanır. İnsanların kusurlarına ve günahlarına  müsamaha gösterilip susulursa, sevginin korunacağı, negatifliğin olmayacağı ve bu şekilde kilisenin sayısının artacağı varsayılır. Bunun sonucunda olan şey, sallantılı ve dağılmaya yüz tutan otoritesiz kiliselerdir. Avrupa’da bu yüzden Protestanlığın büyük çoğunluğu hemen hemen yok olmuştur. Eski tarz gelenekleri olan Protestan kiliseler (Anglican, Alman Evangelic, Luteryen vs) son derece kötü durumdadır. Diğer canlı kiliselerde ise imanlılar, kiliselere güvenmemekte, topluluklar genelde devamlı kilise değiştiren kişilerden oluşmakta ve kendilerine uygun cemaatler yaratmaktadırlar. Çoğu Protestan bugün ya kızıp kilise değiştirmiş, ya da yeni akımlar ışığında kilise değiştirmek ve yenilemek istemektedir. Kanımca, Protestanlığın içine Amerikan kafa yapısı oldukça girmiştir. O da şöyledir:  Kişinin iman ettiği gün tamamen mucize bir şekilde değişmiş olduğuna inanmak ve “basitçe iman edip kurtulmak.” Yani bir hokus pokus imanı! Bu hokus pokusu da başkalarını cezbederce anlatarak, sanki Hristiyanlığı bir yeni yıl hediyesiymiş gibi süsleyerek pazarlamak. “Protestan inancında pastörler tek kişilik silahşör gibi kahramanlığa soyunurlar. Kurtarabildikleri koyunları kurtarmak isterler. Başka Protestan kiliseleri ile ortaklaşmaya girmekten çok, sahip oldukları ufak cemaati korumaya çalışırlar.” Protestan kiliseler, merkezi otoritenin bulunmayışından ötürü kiliselerinde sağlamlığı ve devamlılığı arttırmak adına “kişi sayısına odaklanırlar ve kişilerin kilise hakkında kötü düşünmemesi ve sayının azalmaması için stratejiler geliştirirler.” Gereğinde kilise içi kanunlar (ki kanun da yoktur aslında. Sadece kişisel prensipler vardır) kişi sayısını korumak için yenilenir, değiştirilir. Pastörünüzün bireysel ve ufak yanlışlarına da mahkumsunuzdur. “Her Protestan pastör kendi kilisesinin otantik ve gerçek Hristiyanlığın tek kilisesi olduğunu düşünür ve diğer kiliselerdeki uygulamalardan daha ilerde, daha geliştirici bir işlere imza attığına inanır.” Artık insan sayısı arttıkça, insanlar kendi özgür cemaatlerini diğerlerinden nasıl ayırabilirim ve geliştirebilirim yarışmasına soyunmuşlardır. Dolayısıyla “sayı artınca muhasebe departmanı daha çok çalışır.” Protestanlık ise kendi kendisini doktor ilan eden diplomasız mahalle şifacılarına benzer. Her ev kilisesinin pastörü kendini doktor sanar ve kendi aralarında “biz daha iyi bir doktoruz çünkü ayetleri daha iyi yorumladık. Yani ilacın prospektüsünü daha iyi anladık” derler. Hali hazırda disiplinli yaşam süren, namaz kılan İslami kesim ise, henüz Protestan müjdeciler tarafından etkilenmeyi başaramamışlardır Çünkü “misyonerlik tamamen Amerikanvari bir özgürlük ve sekülerleşme öğretisi haline gelmiş olup” kendi içinde mütevazi ve kuralcı yaşayan bu Müslüman kesimi etkilemek bu öğretilerle mümkün olmamıştır. Dolayısıyla “Protestan müjdeciler, daha çok dinsiz kesime, Kürtlere, seküler veya sosyalist kesime hitap eder hale gelmiştir.” Her Protestan mezhebin uygulaması farklıdır. Presbiteryenler yeni bir uygulamayı kabullenirlerken, bunun 5 sene sonra gelenek haline dönüşeceğini bilmez. Karizmatik olsun, Baptist olsun, Brethren olsun ve diğerleri olsun, hepsi zamanla kendi kilise geleneğini oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki daha sonra bu arkadaş ne yaptı? Daha kötü bir tercih ile, yağmurdan kaçarken doluya tutuldu; Ortodoks olur ve sonra da, ‘sadece katolik ve protestanlar bölündü, ortodokslar bölünmedi’ izlemini verip bu defa diğer iki mezhebe karşı delillerini sıralamaya devam eder. Çelişkilerle dolu bu ortodoksluk savunmasına bakalım: 300 senesinde ‘dönemin Kralı ‘-Konstantin Rabbe iman etmiştir.’ İman etmesinin ardından “o zamanki pagan gelenek ve göreneklerine uyumlanmış günlük yaşam, zaman içerisinde Hristiyan adetlerine çevrilerek halkın da bu süreçte yavaş yavaş Hristiyanlığa iman etmesi sağlanmıştır.” Bu noktada halkın tam olarak Rabbi anlayıp da iman edip etmediği  konusuna girmeyeceğim. Ama 300 senesinde ‘Konstantin’in gerçekten Rabbe iman ettiğini ve halkın da bu güzel inanca sahip olabilmesi için uğraş verdiğini biliyoruz.’ Yani “Protestan arkadaşların söylediği gibi Konstantin, Hristiyanlığı bozmaya çalışmamış, aksine Hristiyan dininin daha çok yayılması için elindeki imkanları kullanarak kiliseler açılmasına izin vermiştir.” Konstantin bilinçli olarak bir “din yaratalım” ve Hristiyanlığı bozalım yarışına girmemiştir. Yaptığı şey, Hristiyanlığın tek görüşte birleşmesi idi. “Hatta Hristiyanlıktaki bütünlüğü korumak için” Hristiyan Ana Kilisesinden kopmak isteyen bazı akımlar karşısında (Arius vs) bu akıma sahip dini önderleri İstanbul’a çağırtmış, Konsil toplatarak farklılaşmaya başlayan teolojik konularda “kiliseler arasında bütünlüğü sağlamak için bu Konsilleri yönetmiştir.” Burada “amaç farklılıkları önleyerek bütünlüğü korumaktı.” 10. yüzyıldan itibaren “kiliseye bulaşan Batıcılık geleneği (Katolizm, zihinsellik ve sonrasında gelişen Reformist devrim/Protestanlık), köhnemiş bulduğu eski gelenekleri  elinin tersiyle itmiş, Hristiyanlığa ait tüm ‘görsel ve işitsel sanatlara’ darbe koymuş, atalarımızdan kalan tüm mirası baltalamaya çalışmıştır.” Ortodokslara göre, kilise otoriter, değişmez, ortodoks Kilisenin her durumda aynı kalacağına inanılır. Değişme niyeti de  yoktur, çünkü dünyevi değişimlere inanmaz kilise. Bazı zaman ise sorularıma yanıt alamadım. Ama en azından şunu diyebiliyordu Peder: “Onun yanıtını ben de bilmiyorum. Rab büyüktür. Şu anda bilemiyoruz. Ancak belki sonra ölünce Rab açıklayacaktır.” Eski imanlılar günümüze kadar bu inancı korumuşlardır. Nasıl korumuşlardır? Görünmeyen  ve asla kurşungeçirmez bir cam sayesinde. İşte bunun adı ‘gelenektir.’ Çoğu Protestan arkadaş diyor ki “Ortodoksların o şaşaalı kıyafetlerine, altın rengi ikonlara veya gösterişe ne gerek var? Sade olmak ve sadece Tanrıyı anlamak yetmiyor mu?” O zaman şunu soralım: “Şeytanın stratejileri sade mi yoksa komplike midir?” Ortodokslar da “biliyor ki, uzun cüppe tarzı kıyafetler gerçekten normal hayata göre abartıdır ve gereksizdir. Fakat kilise içindeki hayat, normal hayat mıdır? Asla değildir.” Ortodokslar “Tanrı’yı gözleri ile (kıyafetler, ikonlar vs.), kulakları ile (değişmeyen ilahiler ve vaazlar), burunları ile (tütsüler), elleri ile (ekmeği tutarak, cisimlere dokunarak, bedenleri ile eğilerek) yaşamak isterler.” Rabden gelecek ekmeği ve kanı isterler, çünkü dünya bozuktur ama kilisede verilen kan ve şarap bozuk değildir. “Trafikte aracınızı kullanırken yol kenarında gördüğünüz trafik levhalarına benzer ikonlar.” Ortodoks Kilisesi’ne “gösterişli” diyen kişilere bir soru sormak istiyorum. Sizce gösteriş şu şekilde dua edip vaaz veren bir kilisede çok daha mevcut değil mi?:  “Ya Rab müjdecilik yapıyoruz. Ya Rab bize para gönder. Ya Rab bize yeni kilise kurdur, yeni topluluk sağla. Araba ver, vesait ver. Daha çok para ver, vesaire.” Görüyorsunuz bu tip kiliselerde günahtan, düşmüşlükten, benlikten bahsedilmez, zira tüm kötülüklerden muaf olduğuna inanılır. “Yeri geldiğinde vaaza gelmiş olabilecek Müslümanlara iyi imaj çizmek ve sayıyı artırmak adına özgürlüğe dair her türlü şey anlatılır. Ortodoksluk size Protestanlıkta olduğu gibi bol keseden özgürlük vaat etmez.” Katılımcılık, itaat etmek, kurallara uymak gerekir. Çünkü “bu kurallar binlerce senede oluşmuş köklü geleneklerle sabitlenmiştir.” Kişi “kiliseye güvenmelidir.” 2000 yıllık değişmez gelenekler uygulanır. Verilen hapı yüzde yüz alman gerekir. “Boyun eğmelisin.” Boyun eğmeyen herkes (peder dahi olsa) kiliseden atılır. Protestanlığı karşılaştırmış olduğunuz “kadim kiliselerde -Ortodoksluk- ise kişinin karizmasından çok itaatkar olması ve ‘yukarıdan gelen karara saygı duyan’ güvenilir bir birey olma şartı ön plandadır.” Protestanlar, Katoliklerden kopup “Ortodokslara danışmak” yerine ‘biz kendimiz kendi yorumumuzu yaparak İncil&#8217;deki eski kiliseyi tekrar yaratacağız,’ demişler.” Aynen eskiden Katoliklerin yaptığı gibi yeni bir akım yaratmışlar ve tüm kadim gelenekleri toptan reddedip kendi bölünmüş ve özgür yollarını hazırlamışlardır. Kilise değişmemiştir. Protestanlar kabul etmese de kilise, hep kuralları ve gelenekleri olan bir yerdi ve hala öyledir. Ortodokslardaki geleneklerden biri de spiritüel/ruhani baba uygulamasıdır. ‘Bu kişiye itaat şarttır.’ Kilisede büyüğe karşı (peder/piskopos/patrik/kilisedeki ihtiyarlar) büyük saygı vardır. İhtiyarlar el üstünde tutulur. Ortodoks peder ayin sırasında ne yaptığını bilir. Prospektüsü değiştirmez, yorumlamaz ve insanların düşüncelerinden korkmaz. “Kanın ve ekmeğin şifa aracı olduğuna yüzde yüz emindir.” Ortodoks peder Rable ilgili konuşurken ve ayini yönetirken sadıktır. Korkar ve titrer. ‘O an Tanrı oradadır.’ Vaaz sırasında ve ayinde ‘Rabbin orada olduğundan’ emindir. “Rabbin bedenini ve kanını (ekmek-şarap) ellerinde taşırken onların kutsiyetine” tam saygı duyar. “Amerika’da Protestanlık tam anlamıyla siyasallaşmıştır” ve orada da pek çok kilisenin sona yaklaştığını, dağıldığını görüyoruz. Worship müzikleri pop listelerine girmiş, kiliseler konser salonu atmosferine getirilmiştir. Ama bunlar da değişiyor ve sona gidiyor. Yani tarih sahnesinde Protestanlığın varlığı en fazla 300-400 sene olmuştur ve Hristiyanlık içinde modernleşmeye, sekülerleşmeye izin verildiği sürece de tamamen yok olacaktır.” Hristiyanlığı, devletinin geleceği için istediği şartlarda değiştiren Roma kralı Konstantin’i kutsallaştırması ve tırnak içinde verdiğimiz sözlerindeki aşırılık ve çelişkileri dışında, bu arkadaşımıza Ortodoksların da siyasallaştığı ve bölündüğünü hatırlatıp konumuzu burada noktalayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortodoks kiliseleri: Birlik içindeki Ortodoks Kiliseleri: İstanbul Ekümenik Patrikhanesi,Finlandiya Ortodoks Kilisesi,Özerk Estonya Apostolik Ortodoks Kilisesi,Özerk Girit Kilisesi,Özerk Athos Dağı Manastır Topluluğu,Batnaz Piskoposluğu,Thyateira ve Büyük Britanya Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,İtalya ve Malta Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,Amerika Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,Avustralya Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,Kore Metropolitliği,Filipinler Piskoposluğu,Batı Avrupa&#8217;daki Rus Ortodoks Eksarhlığı,İskenderiye Rum Ortodoks Patrikhanesi,Antakya Rum Ortodoks Patrikhanesi,Kuzey Amerika Antakya Ortodoks Hristiyan Başpiskoposluğu,Kudüs Rum Ortodoks Patrikhanesi,Özerk Sina Kilisesi,Rus Ortodoks Kilisesi,Japon Ortodoks Kilisesi,Çin Ortodoks Kilisesi,Letonya Ortodoks Kilisesi,Estonya Ortodoks Kilisesi (Moskova Patrikliği),Rusya Dışındaki Rus Ortodoks Kilisesi,Sırp Ortodoks Kilisesi,Ohri Ortodoks Başpiskoposluğu,Rumen Ortodoks KilisesiBesarabya Metropolitliği,Bulgar Ortodoks Kilisesi,Gürcü Ortodoks Kilisesi,Kıbrıs Ortodoks Kilisesi,Yunan Ortodoks Kilisesi,Polonya Ortodoks Kilisesi,Arnavut Ortodoks Kilisesi,Ukrayna Ortodoks Kilisesi,Amerika Ortodoks Kilisesi,Çek ve Slovak Ortodoks Kilisesi,Estonya Apostolik Ortodoks Kilisesi. Birlik tarafından tanınmayan Ortodoks Kiliseleri:Yunanistan Orijinal Ortodoks Hristiyanlar Kilisesi,Yunanistan Ortodoks Kilisesi (Kutsal Sinod Direnişi),Eski Takvim Rumen Ortodoks Kilisesi,Eski Takvim Bulgar Ortodoks Kilisesi,Amerika&#8217;da Rus Ortodoks Kilisesi,Rus Ortodoks Eski-Rite Kilisesi,Lipova Ortodoks Eski-Rite Kilisesi,Pomoren Eski Ortodoks Kilisesi,Abhazya Ortodoks Kilisesi,Özerk İskenderiye Doğu Pan Ortodoks Kilisesi,Belarus Otosefal Ortodoks Kilisesi,Bulgar Alternatif Sinod,Kuzey Amerika&#8217;daki Kutsal Ortodoks Kilisesi,Makedon Ortodoks Kilisesi,Karadağ Ortodoks Kilisesi,İtalya&#8217;daki Ortodoks Kilisesi,Rus Gerçek Ortodoks Kilisesi,Türk Ortodoks Patrikhanesi,Ukrayna Ortodoks Kilisesi (Kiev Patrikhanesi),Ukrayna Otosefal Ortodoks Kilisesi,Kutsal Ukrayna Otosefal Ortodoks Kilisesi. Oryantal Ortodoks Kiliseler: Ermeni Apostolik Kilisesi,Kutsal Eçmiadzin Ana Makamı,Kilikya Kutsal Makamı,İstanbul Ermeni Patrikhanesi,Kudüs Ermeni Patrikhanesi,İskenderiye Kıpti Ortodoks Kilisesi,İngiliz Ortodoks Kilisesi,Fransız Kıpti Ortodoks Kilisesi,Tevhidi Kilisesi,Eritre Ortodoks Tevhîdî Kilisesi,Etiyopya Ortodoks Tevhîdî Kilisesi,Malankara Ortodoks Süryani Kilisesi,Brahmavar (Goa) Ortodoks Kilisesi,Süryani Ortodoks Kilisesi,Malankara Yakubi Süryani Ortodoks Kilisesi. (tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_Ortodoks_Kilisesi; tr.wikipedia.org/wiki/Oryantal_Ortodoksluk)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7653 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/54756868.png" alt="" width="611" height="237" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7655 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ortodokskiliseler-1.png" alt="" width="433" height="515" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Özetle Hristiyanlık</p>
<p style="text-align: justify;">Tarsus&#8217;ta doğan Saint Paul yani Pavlus, kendi İsa&#8217;sının peygamberidir. Haham Baruch Efrati, 2015&#8217;te, &#8220;Hristiyanlık ve onlara ait peygamber kıssaları, 1 ile 15. asır arasında yaşamış Yahudi hahamlarca yazılmıştır.&#8221; demektedir. Pavlus, ilk günahı icat ederek faturayı Hz Adem&#8217;e keser. Hiçbir İncil yazarı Hz İsa peygamberin havarisi değildir. Hz İsa&#8217;nın şeriatındaki, sünnet olma emri, domuz yeme ve şarap içme yasağı, paganların hoşuna gitmeyeceği gerekçesiyle Pavlus tarafından çıkartılır. Pavlus, nasıl Hristiyan olduğunu anlatırken aslında şeytan ile karşılaşmasını açıkça beyan eder: &#8220;Şam&#8217;a doğru yola çıktım, birdenbire gökten parlak bir ışık çevremi aydınlattı, &#8216;Ben Nasıralı İsa&#8217;yım&#8217;, dedi. Papa 16&#8217;ncı Benedikt Merkel ile, 2006&#8217;da, &#8216;AB&#8217;ye giriş kartı Hristiyanlıktan geçer.&#8217; demiştir. Forbes dergisine göre Vatikan dünyanın en gizli ve karanlık bankasıdır. Vatikan kürtaja karşıdır fakat kürtaj malzemesi üreten tüm büyük kuruluşların hepsinin de hissedarıdır. Papa Francis, 2014&#8217;te Katolik kilisesinin 50 din adamından birinin sübyancı olduğunuz açıklamıştır. 2015 yılında bizzat Papa Francis tarafından göreve getirilen Vatikan hazine bakanı George Pell, iki çocuğa tacizde bulunmaktan suçlu bulunduğunda 77 yaşındaki idi. Avustralya eski kardinali Theodor Mcbahseder ise tacizden dolayı görevden azledildiğinde 88 yaşında idi. Akla şu doru gelmektedir. Bu yaşa kadar beklenilmesi gerekiyor muydu? &#8220;Vatikan hücresinde&#8221; isimli kitapta, &#8216;Vatikan, dünyanın en büyük eşcinsel topluluğu&#8217; olarak ilan edilir. Papa şubat ayında ise, &#8216;papazların seks kölesine çevirdiği rahibelerden&#8217; bahseder. 1946 ile 2014 yılları arasında 3600 çocuğun papazlar tarafından suiistimale uğradığı itiraf edilir. ABD&#8217;nin Pennsylvania eyaletinde, binden fazla çocuk tacizi uğramıştır. Taciz kurbanlarını savunan platform Rete L&#8217;abuso, piskoposların tacizleri inceleme toplantısının, &#8216;bir zaman kaybı olduğunu&#8217; söylemektedir. Papa Francis&#8217;i yalancılıkla suçlayan bu platform, Papa&#8217;nın, &#8216;tacize sıfır tolerans&#8217; ifadesinin aslında, &#8216;Kiliseye sıfır güvene&#8217; dönüştüğünü ilan eder. Tacizci olduğu ispatlanan binlerce Katolik din adamının kovulması gerekirken, &#8216;yalancı papa&#8217; korkusundan bunu gerçekleştirilmemiştir! Vatikan Dün de böyleydi. 432 yılında göreve gelen ilk papalardan Üçüncü Sixtus, bir rahibeyi ayartmadan suçlu bulununca mahkemede, itiraf gibi bir savunma yapar: &#8220;Aranızda suçsuz olan kim varsa, ilk taşı o fırlatsın.&#8221; Papa 3. Sergius, 904 yılında önceki papayı öldürmekle kalmamış çocuk yaşta fahişelik yapan Marozia&#8217;dan peydahladığı gayrimeşru oğlunu da kendinden sonraki Papa olmasını sağlamıştır. 955 yılında Papa olan 12. John, kilise tarihine iki kız kardeşiyle yatan Papa olarak geçmiştir. 1032 yılında göreve gelen 9. Benedick, genç erkeklere düşkünlüğü ile bilinirdi. 1294 yılının papası 8. Boniface, hem annesi hem de bu kadının küçük kızını birlikte nikahlanmıştı. 1342 yılında göreve gelen 6. Clement, sayısız metrese sahipti ve bel soğukluğu ile biliniyordu. 6. Sixtus, biri kız kardeşinden olmak üzere altı gayrimeşru çocuğa sahipti. 1492 yılında papalık makamına gelen Rodrigo Borgia, şehri adeta fahişeler başkenti haline getirmiştir. Kilise kurbanlardan Fiona Barnett, &#8216;Vatikan olarak bilinen taciz amaçlı çocuk kaçırma teşkilatının, üst rütbeli üyelerini de koruma altına aldığını&#8217; söylemektedir. İngiliz Kraliyet Komisyonu pedofili iddialarını soruşturma için Avustralya&#8217;ya gelince, Komisyon başkanı yargıç Coate, &#8216;Biz buraya geçmiş kurbanların şikayetleri dinlemeye gelmedik, şu an bilgi toplama aşamasındayız, ne yapacağımıza henüz karar vermedik.&#8217; demişti. Barnett, &#8216;bu komisyonda diğerleri gibi olayın üstünü örtmek için buradadır.&#8217; açıklamasını yapar. Popüler Science dergisinin bir haberine göre Vatikan, Arizona Üniversitesi ile işbirliği içinde devasa bir teleskop inşa eder. Teleskopun ismi ise, Lucifer&#8217;dir, Yani; şeytan! Vatikan Avrupa&#8217;nın en güçlü emlak mafyasıdır, yüzyıllar boyu cennetten arsa satma işini son yüzyılda gerçek manada şekillendirmiştir. Tom Horn ve Chris Putman, Exo-Vaticana isimli bir kitap yazmışlardır: Bu kitaba göre Vatikan, tüm dünyayı uzaydan gelecek olan bir Mesih yani bir uzaylı kurtarıcı için hazırlamaktadır. Bundan sonra tayin ettikleri rahipler ve rahibelerin cinsel hayatları ne olacaktır? Katolik dogma, papaz da olsa insan fıtratı ile mücadele ederek, bu ahlaksızlıklardan asla kurtulamaz. Papa Ratzinger&#8217;in istifa etmesinin nedeni olarak, hizmetçisiyle homoseksüel bir ilişki yaşadığı ima edilmektedir. Asıl sorgulanması gereken, evlenme yasağıdır. Sadece rahiplerin değil rahibeler arasında da gizli ilişkilerden söz edilmektedir. Dinlerde asıl olan, kadın ve erkeğin meşru şekilde evlenmeleri ve hayatlarını devam etmeleridir. Konsillerin, kutsal ruhun tecelli ettiği yer olduğuna inanılır. Konsil kararları öyle çıkar. Papa, İsa&#8217;nın biricik halefi olan Petros&#8217;un halefidir. Papa, &#8216;dini anlamda hata yapmaz&#8217; sıfatına sahiptir. Vatikan&#8217;ın dünya üzerinde 400&#8217;e yakın üniversite, 1500 tane koleji vardır. Vatikan Bankası, dünyanın en büyük bankadır. Uyuşturucu trafiği yoluyla kara para aklama işleri yapar. Papalık içerisinde güç dengeleri vardır. Vatikan 4 yapıdan oluşur: Cizvitler, dominikenler, fransiskenler ve Opüs deiler. Hala Hristiyan dünyası, Türklerin İstanbul&#8217;u fethetmesinin unutmamıştır. Avrupa, Katolik kökenli bir politika izleyerek, paylaşım savaşı&#8217;nda yer almak istediği için hedeftir. Avrupa&#8217;nın birleşmiş bir askeri ve ekonomik güç olarak karşısına çıkmasını istemeyen Amerika ile dinleri ortadan kaldırmak isteyen &#8216;felsefe&#8217; sahibi küreselci şeytanların bu konuda menfaatleri örtüşmektedir. Müslüman toplumların sömürüye olan başkaldırıları, Müslümanların diğer inançlara karşı yaptığı bir din savaşıymış gibi dünyaya sunulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Henri Pirenne, &#8216;Orta Çağ Avrupa&#8217;sının ekonomik ve sosyal tarihi&#8217; adlı eserinde, (sayfa, 138-142) özetle şöyle demektedir: Orta Çağın kaçınılmaz faizcisi kilise idi. Kilisenin, Shell, General Motors, B. Steel, General Electric gibi şirketlerin hisselerine sahip olduğu biliniyor. 1483&#8217;te Katolik İspanya kralı, 15 yıl içinde dinini değiştirmeyi red eden 2000 sanığı diri diri yakmıştır. (J. Attali, Yahudiler, Dünya ve Para,  s. 200)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransız sosyolog yazar Frederic Martel, 4 yıllık araştırması sonucu bir kitap yazar. Kardinal, piskopos, monsenyör, Vatikan Büyükelçileri dahil, 1500&#8217;e yakın üst düzey kişiyle görüşür. Kitabının son cümlesi şöyledir: &#8216;Dünyanın tek gay Devleti Vatikan&#8217;dır. Papa&#8217;nın etrafındaki üst düzey din adamlarının yüzde sekseni eşcinseldir. Vatikan dünyadaki en büyük eşcinsel topluluktur.&#8217; Cinsel istismar mağdurları başlarından geçenleri anne babalarına, doktorlarına, yan taraftaki kilisenin papazını anlatmamış var mıdır? (Gerçek Hayat, Sayı, 959, 11-17 Mart 2019, sayfa: 8-46)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlığın İslam&#8217;a bakışı</p>
<p style="text-align: justify;">İslam, Hristiyanlığı kaynağından olduğu kadar, Asya ve Afrika&#8217;dan da koparmıştır. İslam&#8217;ın hakim olduğu yerlerde büyük ölçüde “teori kadar pratikte de, savaşmaksızın birlikte yaşamak” mümkün olmuştur. Fakat fikir planında yenilince, Hristiyanlık savaşa başvurmuştur ve bu sayede ayakta kalmaya çalışmaktadır. Müslümanlar Hristiyanlara geniş hürriyet tanımışlardır. Müslümanlar hakikatin kendilerinde olduğundan emindirler. Emevi ve Abbasiler Hristiyanlara çeşitli memuriyet hatta bakanlık görevleri vermiştir. Hatta bu hürriyet, onları İslam hakkında polemik eserler yazmalarına izin verecek boyutta idi. Jean Damascene, Timothee, Th. Ebu Kurra, Yahya b. Adi gibi yazarlar İslam aleyhine yazılar yazabilmişlerdir. Günümüzde Batı dünyasında yaşayan Müslüman azınlıklar, Zımmilerin (İslam topraklarında yaşayan gayri müslimlerin) statüsüne razıdırlar ama henüz bu seviyeye ulaşamamışlardır. Kur’an, Hristiyanlara 1400 sene önce açık ve samimi bir çağrıda bulunmuştur. “Bütün dinler içinde Hristiyanlığın hazreti İsa hakkında babasız doğmuş olması akidesini kabul eden yegane din İslamiyet’tir.” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 7) Hz İsa İslam&#8217;a göre en büyük peygamberlerdendir. Onu inkar eden İslam’a göre kafir olur. İslam, Hristiyanların şirkten uzak bir inanca kavuşmalarını ister: &#8216;İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O&#8217;na teslim olmuşuzdur.&#8217; (Ankebut, 46); &#8216;De ki: Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.&#8217; (Ali imran, 64) Nicetas da Byzance ise, İslamiyet&#8217;i putperestlikle karşılaştırır. (Y. Moubarac, La Pensee Chretienne Concernant l&#8217;Islam, I/5) ‘La chanson de Roland’, ‘Roman de Mahon’ gibi eserlerde Müslümanların Jüpiter, şeytan ve Apollon ile beraber bir de Mahon adlı puta taptığı iddia edilir. ‘Les chanson da Geste’, Müslümanların Muhammed&#8217;in putuna taptığını ileri sürer. Papa XI. Pie, Müslümanlarla müşrikler arasında bir fark gözetmezdi. Muhammed&#8217;in tanrı değil bir peygamber olduğunu ancak ‘12. Yüzyılda’ Guillaume de Malmesbury yazabilmiştir! 13. yüzyılda ise Alexandre du Pont, Hristiyanlığı bozmak için Musa&#8217;nınkine benzer bir dinle İslam&#8217;ın geldiğini ileri sürmekte idi. İslam çok &#8216;kocalı&#8217; bir aile anlayışını kabul eden bir dindir onlara göre. Başka bir iddia, Muhammed Romalı bir kardinaldir, papalığa seçilemeyince Romen kilisesinden öç almak için yeni bir mezhep kurmuş ve sonunda sarhoş olarak domuzların arasında ölmüştür. Onlara göre Kur’an, Muhammed iyi bir Hristiyan olmadığından, üç Yahudinin tesiri ile yazılmıştır. Ricoldo de Montecroce, Müslümanları sevimli bir tarzda tasvir eder ama sonra, &#8216;Nasıl oluyorsa bu çiçekler, böyle bir çöplükte açabiliyor? Kur’an&#8217;ınki gibi zalim ve insafsız bir şeriat nasıl oluyor da böylesine faziletli müminler yetiştirebiliyor?&#8217; diye devam eder. İslam&#8217;a karşı olumsuz tavrın sebebini Hristiyan din adamı Youakim Moubarac şöyle açıklar: “Akla gelen ilk sebep, İslam&#8217;ın cazibesi olmalıdır. Bu güçlü cazibe yüzündendir ki, din adamları İslam&#8217;a saldırmakta ve onu yanlış bir biçimde tanıtmaktadır.” (La Pensee Chretienne Concernant I&#8217;Islam, II/ 14)<strong> </strong>Luther, Türkleri deccalin bedeni, Muhammed&#8217;i şeytanın elçisi ilan etmiştir. Protestanlar İslam&#8217;ı, iç siyasi ve dini çekişmelerine alet etmekten çekinmemişlerdir ve hala daha da bu devam etmektedir. Pierre Viret, Müslümanları, papa ile birlikte, Hristiyanlıktan dönenler şeklinde tasvir eder. Kendini Katolik veya Protestan saymayan ve Kabalizme yakın olan Guillaume Postel ise, &#8216;Muhammed&#8217;in Hristiyanlığı değiştirme konusunda yaptıklarını, Protestanların yaptıklarına göre daha insaflı&#8217; bulur. Bale şehrinde Kur’an&#8217;ın Almanca tercümesi yayınlanınca, hukukçu Boniface Amerbach, &#8216;böyle sapık bir kitabın&#8217; basılmasına karşı çıkar. Düşmanlık Rönesans başladıktan sonra da devam eder! Pascal iftiraları tekrar eder, Moliere, Türkleri merhametsiz ve katı gösterir, Voltaire de onun yolundan yürür. E. Renan, İslam&#8217;ın ilmi ve felsefeyi her zaman baskı altında tuttuğunu ileri sürer. R. Simon, ‘l&#8217;Histoire Xritique des Nations du Levant’ adlı eserinde İslamiyet&#8217;te bir takım iyi şeylerin bulunduğunu ama bunları ‘Yahudi ve Hristiyanlıktan alındığını’ ileri sürer. Charles Forster ise, ‘Le Mahomerisme devoile’  adlı eserinde &#8216;Muhammed geldiğinde Hristiyanlar putları tazim ederdi ve bu nedenle bozulmuştu. Muhammed putları kırmakla Hristiyanlığı bozulmaktan kurtardı.’ demektedir. J. Henry Newman, İslam&#8217;ın Allah&#8217;ın diniyle şeytanın dini arasında olduğunu söylerken (Mahomet et les origines de Islamisme, s. 14) Youakim Moubarac, ‘Kur’an&#8217;ı Muhammed&#8217;in yazdığını’ söylemektedir. (La pensee Chretienne et LIslam, II/ 294) ki, İslamiyet hakkında oryantalistlerce yazılan eserlerin hemen hepsinde bu fikir hakimdir. M. A. M. Goichon ise İslam&#8217;ın Hristiyanlıktan çıkmış bir bidat olduğunu ileri sürer. (Etudes, Nisan 1948, s. 38-51) M. D. Masson, Le Coran adlı eserinde &#8216;Allah&#8217; lafzı yerine &#8216;Dieu&#8217; kelimesini kullanınca büyük tepki çeker. Çünkü Allah  -haşa- Müslüman putperestlerin tanrısının adıdır ama Dieu ‘kendi hak tanrılarının’ adıdır. Oliver Lacombe ise Müslümanlarda gördüğü dini bağlılıktan hareketle, Hristiyanların daha iyi Hristiyan olması için çaba sarf etmekte idi. (O. Lacombe, Existence de Ihomme, s. 130) L. Marraci, ‘Prodromus’ adlı eserinde, &#8216;Eğer Muhammed&#8217;in hayatını, bizim Avrupalı yazarların dediklerine göre yazsaydım, Müslümanlar nezdinde gülünç duruma düşerdim. Kaldı ki bu yazarlar anlattıkları şahıs olan Muhammed konusunda da ‘ittifak halinde aynı şeyleri söylememektedirler.’ O derece ki, bunların aynı şahıstan bahsettiklerini anlamak son derece zordur.’ haklı tespitinde bulunur.</p>
<p>Çürütme, reddiye</p>
<p style="text-align: justify;">Rahip Prevost bir vasiyetname yazmış ve Voltaire&#8217;ye göndermiştir. &#8220;Kilisede 20 yıl milleti aldattım, din namına söylediğim şeylere kendim de inanmazdım. Hepsi yalan ve hepsi hurafedir. Halkın bilgisizliği, çevrenin taassubu buna engel oldu. Bu dünyadan gidiyorum. Benim vasiyetimi okuyunuz, gerçeği anlayınız.&#8221; (Dr. Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 28) Hristiyanların iddialarına göre Hz Peygamber, Hristiyan rahipten öğrenerek, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yazmıştır. Bu doğru değildir. Zira Kur&#8217;an-ı Kerim, İncil&#8217;in iddialarının tamamen zıttını söylemiştir. İslamiyet&#8217;te karısını boşayan, zina etmiş olmaz, başka bir dul kadın almakla da zina etmiş olmadığı gibi, kocasından boşanan ve başka birisiyle evlenen kadın dahi zina etmiş sayılmaz. İslamiyet, çalışın fakir kalmayın der. Misyonerler, Katolikler, Protestanlardan daha fazla çalışıyorlar. (Not: Bu eser 1972 yılında yazılmıştır. Şimdi ise, Protestanlar misyonerlikte daha aktifler!) Hz İsa bir Yahudi&#8217;den başka bir şey değildi. (Mehmet Ali Derman, 30-s. 33) Resulüllah&#8217;a eziyet ve sıkıntı çoğaldı, sokaklarda sövüp taşa tutmaya başladılar. Bazıları diyor ki, Hz Muhammed cihangirlik için, dünya menfaatleri için peygamberliğini iddia etti. Bütün bu eziyetlere tahammül edemezdi. Çirkin ve ağır muamelelere sabredemezdi. İslamiyet&#8217;e davetten önce herkes ona saygı gösterirdi. Bu sebepten sosyal statüsü büyük idi. Hatice&#8217;ül Kübra&#8217;nın servetiyle ticarete başlamış ve bununla da büyük bir servet elde etmişti. Ömrünün sonuna kadar bu servetle rahat geçinebilirdi. Kendisini bütün bu eziyetlere sokmaya da lüzum yoktu. Peygamberliğini ilan ettiği zaman birçok düşmanlar ortaya çıktı. Akrabalarından birçok düşmanlar edindi. Eğer onun daveti Allah&#8217;ın emriyle olmasaydı, bir insan olarak bütün bu eziyetlere ve zahmetlere katlanamazdı. Amcaları ve yakınları, &#8220;sen bizim milletimizin arasına ayrılık soktun, cemiyetimizi birbirine düşürdün, bu işten maksadı nedir? Maksadın mal toplamaksa, eğer yönetime geçmek istiyorsan&#8230; hepsini verelim.&#8221; Tekliflerine cevabı, &#8220;ben menfaat için sizleri davet etmiyorum.&#8221; olmuştu. (Mehmet Ali Derman, s. 37-39) Thomas Carlyle: &#8220;Muhammed&#8217;e yalancılık affetmek doğru değildir. O&#8217;nun aleyhinde yazılan sözlerden ben kendi hesabıma utanıyorum. Onun fazileti doğruluğundan ileri geliyor.” (Mehmet Ali Derman, s. 41) Doktor Duzi, İslam Tarihi yazmıştır. Diyor ki, &#8220;Hz Muhammed isteryayi adali&#8217;ye (Histeri) Müptela idi.&#8221; 13 yüzyıl önce hayattan göçmüş bu Yüce peygambere Dr. Duzi, Dr. Sprenger veya Dr. Moir nasıl bu teşhisi koyabildiler? Moir diyor ki: &#8220;İslam Peygamberi saraya müptela idi.&#8221; Dr. Sprenger diyor ki: &#8220;Hayır isteryayi adaliye müptela idi. Hastalık icabı nöbeti vahiy zannediyordu.&#8221; Doktor o dur ki, hastasını görmeli, muayene etmeli ve bir hastaya bu teşhisi koymalı. (Mehmet Ali Derman, s. 46-47) O zaman doktor var mıydı? Evet vardı. Medine&#8217;de Haris İbni Kelde adıyla Cundi Shapur okulundan mezun olan bir doktor çalışıyordu. Hz Muhammed&#8217;i de hemen her gün görüyordu. Haris İbni Kalbi, Hz Peygamberin hasta olduğuna dair veya isteryai adaliye müptela olduğuna dair bir rapor, bir yazı yazmamış olduğuna göre, Dr. Duzi ile Dr. Sprenger&#8217;in iddiaları sırf isnat ve iftiradan ibaret kalmaktadır. Cahiliyette Arapların yaşayışlarının barbarlardan hiçbir farkı yoktu. Çirkinlikleri düzeltmek için zorluklara katlanıp göğüs geren bir kimse, asla hasta olamaz. Yalnız yüce bir kuvvet tarafından muhafaza edilmeseydi, insan kuvvet ve kudreti asla onun çektiği zorlukları çekmeye ve sabretmeye yetmezdi. 12 ciltlik bir İslam Tarihi yazmış bulunan Leona Kaytano, kitabının 2. cildinin 281. sayfasında diyor ki: &#8220;Sprenger ve Duzi, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e iftira ediyorlar ve yalancı oluyorlar. Bütün bu söylediklerini incelemesiz/araştırmadan kabul etmişlerdir. İslamiyet&#8217;i iyice tanıyamamışlardır.&#8221; Ernest Renan diyor ki, &#8220;İspanya&#8217;daki İslamların, ilmi incelemeleri olmasaydı, Avrupa ilerleyemezdi.&#8221; (s. 56) Diyorlar ki, ‘İslamiyet ilerleme ve yükselmeye engeldir.’ Çin müşrik Budist olduğu halde Hz Peygamber, ilmi öğrenmek için oraya bile gitmeyi tavsiye buyuruyor. (Mehmet Ali Derman, s. 48-60) Doktor Gustav Lebon İslam medeniyeti kitabının 459. sayfasında, &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim manevi gücü morali İncil&#8217;ninkinden kat kat üstündür.&#8221; demektedir. (Mehmet Ali Derman, s. 63) Muhammed&#8217;in 25 yaşından 50 yaşına kadar bir tek zevce ile yaşadı. (Mehmet Ali Derman, s. 74) Mocheim diyor ki, &#8220;Avrupa&#8217;da ortaya çıkan hikmet, fizik heyet, felsefe, matematiğin İslam okullarından alındığı, özellikle Endülüs Müslümanlarının Avrupa felsefesinin üstadı oldukları kesindir.&#8221; Endülüs medreselerinin kitapları Avrupalılara açılmamış olsaydı, İslam irfanı pek zayıf bir şekilde hissedilecek, Rönesans ve reformda olmayacaktı. Bütün Arabistan kendisine itaat ettiği halde, evinin bütün işlerini bizzat kendisi görürdü. Elbisesinin söküklerini bile kendi dikerdi. Yemeğini hizmetçi ile birlikte yerdi. Muhammed&#8217;in kurduğu birlik Bizans imparatorluğunu hezimete uğrattı. İran saraylarını yok etti. Zerdüşlüğü tarumar etti. Kur&#8217;an-ı Kerim, Arap lisanı için bir delildir. Kur&#8217;an-ı Kerim siyasi bir sistemdir, devletin her kanunu ona dayanır. Müslümanlıkta da papazlık yoktur. Kur&#8217;an&#8217;ın tek hedefi, Musevilerle Hristiyanların bozuklukları kutsal levhaları düzeltmektir. (Mehmet Ali Derman, s. 78-81) Hz Muhammed, yeni bir din getirmediği, tersine İbrahim ve İsmail&#8217;e vahiy olunan dini ihya&#8217;ya geldiğini söyledi. (Mehmet Ali Derman, s. 87)</p>
<p>Detay için, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir’, ‘Oryantalistler ve Hz Muhammed’, ‘İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi’, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ ve ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir.</p>
<p><strong>Zemzem şarap bağlamında, İslam ve Hristiyanlık</strong></p>
<p>İncil: &#8220;Biraz da şarap iç.&#8221; (Timeteos&#8217;a Mektuplar, 5, 23) Kur’an: &#8220;İçki pisliktir.&#8221; (Maide, 90)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlık’ta, Yahudilikte haram olan  (Tevrat, Levililer, Bab, 10, A. 8, 9-11) şarap hükmünün, Hz. İsa tarafından kaldırdığına ve şarabın Hristiyanlıkta helal olduğuna inanılır. “Onlar yemek yerlerken, İsa ekmek aldı, şükran duası edip parçaladı ve takipçilerine verdi ve dedi ki: Alın, yiyin, bu benim bedenimdir. Ve bir kase şarap alıp şükretti ve onlara vererek dedi ki, bundan içiniz. Çünkü bu benim kanım, günahların bağışlanması için birçokları uğrunda dökülen sözün kanıdır.” (Matta, 26/26-29, Yuhanna, A:30 )</p>
<p style="text-align: justify;">Konuya bir de Hristiyan sitelerden alınan bilgilerle devam edelim:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kutsal Kitap bir Hristiyan’ın bira, şarap ya da içinde alkol olan herhangi bir içecek içmesini yasaklamaz. Hatta bazı Kutsal Kitap ayetleri alkolden olumlu sözlerle bahseder. Vaiz 9:7, “Neşeyle şarabını iç” diye talimat verir. Mezmurlar 104:14-15, “Yüreklerini sevindiren şarabı” Tanrı’nın verdiğini bildirir. Amos 9:14 insanın kendi bağının şarabını içmesini bir bereket olarak ele alır. Yeşaya 55:1, “Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın” diye teşvik eder. İsa, suyu şaraba çevirmiştir. Hatta İsa’nın zaman zaman şarap içtiği de anlaşılmaktadır.” (Yuhanna 2:1-11; Matta 26:29) Peki neden şarap içilirmiş? Aynı siteden devam edelim: “Yeni Antlaşma olan İncil zamanlarında su çok temiz değildi. Modern sağlık koruma yöntemleri olmadan su, bakteriler, virüsler ve her türlü atık maddeyle doluydu. Bunun üzerine insanlar, daha güvenli olduğu için genelde şarap (ya da üzüm suyu) içiyordu. 1 Timoteos 5:23’de Pavlus, Timoteos’a (büyük bir olasılıkla mide sorunlarına neden olan) su içmeyi bırakıp şarap içmesi talimatını vermişti. Kutsal Kitap Hristiyanların bira, şarap ya da alkol içeren herhangi başka bir içki içmesini yasaklamaz. Alkol kendi başına günahla lekelenmiş bir şey değildir. Bir Hristiyan’ın kesinlikle uzak durması gereken şey, sarhoşluk ve alkole bağımlılıktır.” (Efesliler 5:18; 1 Korintliler 6:12) “Tanrı’nın Hıristiyanlar’a alkol konusunda buyurduğu şey sarhoşluktan kaçınmalarıdır.” (divinerevelations.info/dbs/turkish/books/010_gotquestions/025_gunahhakkindakisorular/alkollu-hristiyan.html) Bu nasıl bir mantıktır ki alkole başlayanların zamanla bağımlı olduğu bilinen bir gerçek iken, içmesi helal hatta dince (Hristiyanlıkça) teşvik edilirken, sonuçları sakınılacak şey diye tarif edilebilmektedir?! “Alkol, az miktarlarda içildiğinde ne zararlı ne de bağımlılık yaratıcıdır. Hatta bazı doktorlar sağlığa, özellikle de kalbe olan yararından ötürü küçük miktarlarda kırmızı şarap içmeyi tavsiye ederler. Az miktarda alkol içmek Hristiyan özgürlüğüyle ilgili bir konudur.” Zaten işin tutarının olmadığını bu Hristiyan site de kabul ettiğinden son cümleleri şöyle tamamlar: “Ancak, Kutsal Kitap’ın alkol ve etkileri konusundaki uyarılarından, aşırı miktarda alkol almanın kolay bir ayartılma olmasından ve başkalarını gücendirme ya da tökezletme olasılığından ötürü, genelde bir Hristiyan’ın alkol içmekten tamamen uzak durması en iyisidir.” (http://www.gotquestions.org/Turkce/alkollu-Hristiyan.html)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14664" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sarap-hristiyanlik-2023.jpg" alt="" width="1086" height="438" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1989 ABD&#8217;de basılan, &#8220;Doğu-batı diyalogları&#8221; adlı eser üzerinde görüşlerini açıklayan Protestan papaz Alvin V. Hart, &#8220;Hz İsa&#8217;nın tanrı olduğunu inancının sonradan uydurulmuş, basit bir kilise doktrini&#8221; olduğunu ifade eder. Hart ayrıca &#8220;Şarap kelimesinin orjinalinin manasının üzüm suyu&#8221; anlamına geldiğini, İsa&#8217;nın kanının şarap olduğu iddiasının aslının olmadığını ifade eder.  (Yahudilik- Hıristiyanlık ve İslam&#8217;da içki, Yüksek lisans tezi, Ramazan Tunalı) Zaten günümüzde (Hıristiyan mezheplerden olan ) Adventistler ve Mormonlar içki içmezler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14671" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/72346234624724.jpg" alt="" width="191" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">1989 ABD&#8217;de basılan, &#8220;Doğu-batı diyalogları&#8221; adlı eser üzerinde görüşlerini açıklayan Protestan papaz Alvin V. Hart, &#8220;Hz İsa&#8217;nın tanrı olduğunu inancının sonradan uydurulmuş, basit bir kilise doktrini&#8221; olduğunu ifade eder. Hart ayrıca &#8220;Şarap kelimesinin orijinalinin manasının üzüm suyu&#8221; anlamına geldiğini, İsa&#8217;nın kanının şarap olduğu iddiasının aslının olmadığını ifade eder.  (Ramazan Tunalı, Yahudilik- Hristiyanlık ve İslam&#8217;da içki, Yüksek lisans tezi) Zaten günümüzde (Hristiyan mezheplerden olan ) Adventistler ve Mormonlar da içki içmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İsa, son yemekle birlikte bir daha içki içmeyeceğini söylemektedir. (Luka 22:18) &#8220;Size şunu söyleyeyim, Tanrı&#8217;nın Egemenliği gelene dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.&#8221;, (Ayrıca bakınız: Markos, 14/25 , Matta, 26/26-29, Yuhanna, 6/13-17, Korintoslulara 1. mektup 11/23) Ama takipçisi olduğunu iddia edenler hararetle içkiyi savunmaktadırlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14672" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/646234642754737.jpg" alt="" width="490" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanforum.com adlı sitede, ‘Alkol günah mıdır?’ adlı soruya ‘gabriel33’ adlı kullanıcı şöyle cevap vermektedir: “Az miktarda içilen şarabın insan sağlığına faydalı olduğu bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Pozitif bilim bu konuda incili haklı çıkarmaktadır. Pozitif bilim İslamın içki konusunda yanıldığını Hristiyanlığın doğru olduğunu gösterir.” (Sitede bu yazılar kaldırıldı ama ekran görüntüsü yukarıdadır!)</p>
<p style="text-align: justify;">İşin diğer bir ilginç boyutu, evharistiya (Ekmek şarap ayini) esnasında kullanılan ekmek ve şaraba sembolik anlam yüklenmemekte, “bizzat İsa&#8217;nın et ve kanı” olarak, Prence Reele (Şaraplı ekmekte İsa&#8217;nın maddi varlığı) kabul edilmekte ve onları yiyenin tanrının varlığına katıldıkları kabul edilmektedir. Gerçek Hristiyan her yediği ekmek ve her içtiği şarap ile daha da İsa ile bütünleşir ve O&#8217;nun koruması altına girer. (Ali Erbaş, Hristiyanlıkta ibadet, s.172-173) &#8220;Cannibalisme/yamyamlık, Hristiyan Katolik öğretisi ile de ilişkilendirilmiştir. Katoliklikteki Eucharistie&#8217;nin (yani Hazreti İsa&#8217;nın eti ve kanını temsil etmek üzere ekmek ve şarap kullanılarak yapılan kutsal ayinin) bir tür sembolik insan yiyicilik sayılıp sayılmayacağı bizzat katolikler tarafından çok tartışılmıştır.&#8221; (Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, s. 82) </p>
<p style="text-align: justify;">Halen Avrupa, alkolizmle nasıl başa çıkacağını bilemiyor. İngiliz tarihçi Arnold Toynbee&#8217;ye bakarsanız bu gidişle başa çıkması mümkün de değil. Çünkü Hristiyan kültüründe şarap kutsal sayılıyor. Hz. İsa&#8217;nın kanı niyetine içiliyor. O niyetin içeriğini sorgulamak bize düşmez, öyle kabul ediyorsa öyle olsun. Ancak bu kabulün doğurduğu sonuç önemli: şarap demek ki, dini bir ritüel hükmünde. Böyle olunca frene basma imkanı elden kaçıyor. Toynbee&#8217;nin dediği şu: Alkolle ancak İslam dini başa çıkar! (Rasim Özdenören, Yenişafak, 7.5.2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Şarap, alkol ve sağlık</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada işlenen her 100 cinayetten 85&#8217;i, intiharların yüzde 90&#8217;ı boşanmaların yüzde 80&#8217;i ve aile içi şiddet olayları ile trafik kazalarının yüzde 70&#8217;inin sebebi alkol. (Haber 7, 13 Mart 2010) Alkol uyuşturucudan tehlikeli. İngiltere’de yapılan ve sonuçları The Lancet dergisinde yayınlanan bir araştırmada, sağlığa zararlı maddelerin tehlikesi, topluma verdikleri gerçek zarara göre yeniden derecelendirildi. Araştırmada alkol ve tütün topluma en çok zararlı 10 madde arasında yeraldı. Sıralamada alkol en zararlı 5. madde belirlenirken, tütün 9. oldu. Hint keneviri 11. sırada, Ekstasi ise listenin sonlarında yeraldı. (Milliyet, 23 Mart 2007) Dünya kamuoyunda şarabın sağlık için yararlı olduğu yönünde genel bir düşünce olduğunu hatırlatan Dr. Boyle, &#8220;Bu yanlış, ‘her şarap bardağı, kanser riskini yüzde 7 oranında artırıyor.’ Alkollü her içecek aynı oranda kanser riskine sebep oluyor.&#8221; dedi. (08 Nisan 2007) Alkol 7 ayrı kanser türüne neden oluyor. (BBC, 22.6.2016)  Az alkol bile kanser riskini artırıyor. (BBC, 19.8.2015) Alkol, uyuşturucudan bile tehlikeli. (Milliyet, 01.11.2010) İngiltere&#8217;de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu. Kanser Araştırma Enstitüsünden Profesör Tim Key ve ekibinin yaptığı araştırma, günde 2 büyük kadeh şarap ya da 2 bardak bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini yaklaşık yüzde 25 artırdığını gösterdi. Her gün bir kadeh şarap ya da bir bardak bira içenlerinse hastalığa yakalanma riskinin yüzde 10 arttığı ortaya çıktı. (Hürriyet, 31 Temmuz 2007) Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kalp Damar Hastalıklarını Önleme Projesi Türkiye Koordinatörü ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Görenek, ‘kırmızı şarabın kesinlikle bir kalp ilacı olmadığını’ söyledi. Kırmızı şarap kesinlikle bir kalp ilacı değildir.<strong> </strong>Bu bakımdan bugünkü kanıta dayalı tıpta koroner kalp hastalarına rutin olarak önerilmesi doğru değildir. Hatta belli bir seviyenin üzerinde kalp hastalarına zararlı olabilmektedir.&#8221; (Milliyet, 12 Ağustos 2005) Fransızların daha az kalp hastalığına yakalanmalarının sebebinin şarap olduğu görüşü, dünyanın önde gelen otoriteleri arasında kabul görmemektedir. Kalp hastalıkları konusunda tüm dünyadaki uzmanların referans olarak kabul ettikleri Amerikan Kalp Vakfı (AmericanHeartAssociation) kesinlikle şarap içmeyi tavsiye etmemektedir. (www.americanheart.org/presenter.jhtml?identifier=4422) Amerikan Kalp Vakfı beslenme komitesi üyesi olan Columbia Üniversitesi&#8217;nden Prof. Ira Goldberg, şarap içmenin kalp krizini azalttığını gösteren hiçbir kabul edilebilir bilimsel veri olmadığını söylemektedir. Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin: Gerçekte kalp-damar hastalıklarından koruyucu etkiye sahip olan şarap değil, üzüm suyudur. (22 Aralık 2010) 1980&#8217;li ve 1990&#8217;lı yıllarda elde edilen veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, haftada 6 adet ya da daha fazla bira içen kişilerin akciğer kanserine yakalanma riski, içmeyenlere göre yüzde 20 ila 50 oranında artıyor. (İnternethaber, 13 Nisan 2006) Alkolün zararları için “İçki neden yasaktır?” adlı yazımıza da bakılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14673" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/353463462347426742.jpg" alt="" width="441" height="526" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14674" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/58556588788888.jpg" alt="" width="336" height="454" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14675" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2343253532463246.jpg" alt="" width="630" height="482" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14676" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4353246436464742747.jpg" alt="" width="505" height="141" /></span></p>
<p>Zemzem</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece kutsal olduğu ‘kabul edilen’ sularını karşılaştırmak bile, iki din arasındaki farkı göstermesi açısından yeterlidir zannederiz ki, zemzem İslam’a göre kutsal bile değildir!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14677" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/23523452346346346346.jpg" alt="" width="536" height="862" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-14678" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346236236342632634632634.jpg" alt="" width="595" height="347" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Zemzem&#8217;in sırları ortaya çıkıyor. Uzun yıllardır zemzem suyu ve kristalleri üzerinde araştırma yapan Müslüman araştırmacı uzmanların yanı sıra; Japon ve Alman bilim adamları da Zemzem suyunun sırlarını, ilk kez bir belgesele açıkladılar. Kaynak: Zemzem&#8217;in sırları ortaya çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütünün raporlarına göre, zemzem en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri. (Türkiye, 02 Ocak 2013) Zemzemdeki esrarengiz sır: Bilim dünyasını bile şaşkına çevirdi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından biri de zemzem. (Yeni Şafak, 9/04/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Zemzem suyunun sırrı çözüldü. Alman bilim adamı Dr. Pfeiffer, şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşır. Zemzemin mayalama özelliği bulunduğunu, bir bardağının bir kova şebeke suyunu temizlediğini, bu özelliğiyle bile enerji ve şifa kaynağı olduğunu tespit eder. Dr. Pfeiffer, &#8220;Su her şart atlında değişmiyor ama değiştiriyor. Çok acayip bir deney yaptım. Bir damla zemzem suyuna yüz damla normal su karıştırdım. Sonuçta gördüm ki suyun hepsi zemzeme dönüşmüş. Sonra bir damla zemzeme bin damla normal su karıştırdım. Ve yine gördüm ki hepsi zemzeme dönüşmüş. Bunun sebebi nedir, neden? Zemzem&#8217;de öyle bir enerji var ki başkasını değiştirir ama kendi değişmez&#8221; diyor.Zemzem kristallerini mikroskop ortamında inceleyen Japon bilim adamı Dr. Masura Emot, suyun moleküler (kristal) düzeninin değişen frekanslara göre farklılaştığını görür. Zemzem kristallerinin çan sesinde karardığını Kur&#8217;an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını fark eder. İncelemede her bir kristalin, Kâbe-i muazzamaya benzeyen bir doku oluşturduğu, zemzemin çan sesinde kristallerinin karardığını, Kur&#8217;an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını ve netleştiği tespit edildi. Zemzem üzerine kaleme aldığı kitabı Japonya&#8217;da en çok satanlar arasına giren Dr. Emoto&#8217;ya göre zemzem, fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından yeryüzündeki bütün sulardan farklı. Dr. Emoto, &#8220;Zemzem, çevresinde cereyan eden bütün değişimleri hafızasına alıyor. Yapısı çok farklı. Bu, onu dünyadaki diğer elementlerin efendisi yapıyor. Müslümanların niçin hastaları tedavi etmek ümediyle Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den sûreler okunup, suya üflediğini daha iyi anlıyorum&#8221; ifadesini kullanıyor. (Sabah, 2.1.2013) </p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html">İncil, Hıristiyanlık, Papa</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
