<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/oryantalizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Mar 2025 15:01:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Oryantalizm Yanılgısı</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/oryantalizm-yanilgisi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/oryantalizm-yanilgisi.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 05:29:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[istişrak]]></category>
		<category><![CDATA[müsteşrik]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalist]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalizm Yanılgısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=14533</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oryantalistlerin tüm iddialarına cevapları için ayrıca ‘&#8217;İslam tüm dinlerin özüdür’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Kur’an’ın aslı yakıldı mı?’, ‘Oryantalistlerin Hz. Muhammed hakkındaki ithamları ve gerçekler’, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri’, ‘Şeriat ve kadın’, ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’, ‘İslam’da kadın hakları’, ‘Batı medeniyeti’, ‘İncil Papa’, ‘Oksidentalizm’, ‘Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi’, ‘İslam kılıç [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalizm-yanilgisi.html">Oryantalizm Yanılgısı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Oryantalistlerin tüm iddialarına cevapları için ayrıca ‘&#8217;İslam tüm dinlerin özüdür’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Kur’an’ın aslı yakıldı mı?’, ‘Oryantalistlerin Hz. Muhammed hakkındaki ithamları ve gerçekler’, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslam Biliminin Rönesans’a Etkileri’, ‘Şeriat ve kadın’, ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’, ‘İslam’da kadın hakları’, ‘Batı medeniyeti’, ‘İncil Papa’, ‘Oksidentalizm’, ‘Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi’, ‘İslam kılıç zoru ile yayılmadı’, ‘Misyonerlik Dosyası’ başlıklı yazılarımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Tanımı, tarihi, iddiaları, metot ve amaçları, yapılması gerekenler, amacımız</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Metodumuz</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çalışmamızda kaynaklarımız arasına sadece İslami kaynaklar değil, bu kaynaklara objektif yaklaşan Batılı oryantalistlerden de alıntılar ekledik. Bu sayede iddialarımızın çift yönlü belgelendirilmesini amaçlamış bulunuyoruz. “Bu sayede, tarihi veriye karşı güven problemi yaşayan bir arkadaşımızın, en azından bu verinin Müslüman olmayan yazarlarca da kabul edildiğini bilmesi güven oluşturacaktır. Bu bağlamda çoğu alıntımız düşmanın itirafı mahiyetindedir.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 19)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, Kur’an ve Hz. Muhammed hakkında Batılı oryantalistlerce birçok olumsuz hükümler kullanılmakla beraber, objektif araştırmacılar da gerçekleri itiraf etmekten çekinmemişlerdir. Prens Bismarck: “Ben Kur&#8217;an&#8217;ı her yönden inceledim. Onun kelimesinde büyük hikmetler gördüm. İslam düşmanları Kur’an’ı Muhammed&#8217;in kendi eseri olduğunu iddia ediyorlarsa da, ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed seçkin bir kıymettir. Seninle aynı asırda yaşayamadığım için çok üzgünüm Ey Muhammed. Öğreticisi ve yayıcısı olduğun bu kitap, senin değil.” G. Bernard Shaw: “Ben bu dikkat çekici adamı inceledim. Bana göre ona ‘deccal’ demek bir taraf, bilakis onu insanlığın kurtarıcısı olarak öğrenmek gerekir.” Swamı Ramdas: “Arabistan çöllerinden ilahi bir nur yükseliyor. Bu nur Tanrı&#8217;nın nurunun ta kendisidir.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 13-15) Ama bu gibi değerlendirmeler bir Müslüman için asla bir kriter olarak kabul edilmemelidir. Osman Yüksel Serdengeçti’nin dediği gibi, “Müslümanlığı, dinimizin ve Peygamberimizin büyüklüğünü o veya bu gibi Müslüman olmayanlardan öğrenecek değiliz. Onlar ne söylerlerse söylesinler, ister olumsuz, ister olumlu, bu sözler bizim imanımızı ne çoğaltır ne azaltır. Bizim yabancıların desteğine ihtiyacımız yoktur.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 4) Amacımız sadece Kur’an’ın her yönü ile gerçek ve tutarlı olduğunu karşı tarafa ispatlamaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Tanımı</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizm ‘Doğu bilimi&#8217; demektir. (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, 17) Kelime kökeni güneşin doğuşunu ifade eden Latince ‘oriens’ kelimesine dayanır. Oryantalizm; Özellikle Müslüman Doğu medeniyetinin (Din, edebiyat, dil ve kültürü dahil) bütün unsurlarını inceleyerek İslam dünyası hakkında Batılıların sistematik bir bilgiye sahip olmalarını sağlayan, “İslam ve Batı medeniyeti arasındaki mücadelede Batı uygarlığı lehine veriler elde etmeye çalışan” bir akımdır. (G. Endress, an Introduction to Islam, s. 11; Günümüz Din ve Fikir Hareketleri Ansiklopedisi, Milletlerarası İslam Gençlik Konseyi, s.135; Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi, “Oryantal”, IV/625; S. Germaner; Z. İnankur, Oryantalizm ve Türkiye, s 9; Selahattin Sönmezsoy, Kurân ve Oryantalistler, s. 25) Oryantalizm ile uğraşanlara oryantalist denir. Arapçası müsteşrik’tir. “Oryantalist (müsteşrik) yakın, orta ve uzak doğuyu dili, edebiyatı, uygarlığı ve dinleri ile incelemeye çalışan Batılı bilim adamları için kullanılan bir terimdir.” (Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 17) “Oryantalizmle Doğu, Batılı gözle yeniden tanımlanır. Batı karşıtı olarak gösterilen Doğu, rahat bir vicdanla sömürülebilmek için ötekileştirilir.” (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s. 14) “Said ise oryantalizmi, ‘Doğulular kendilerini yeterince tanımaz, Batının onları tanıması ve onlar hakkında konuşması.’ şeklinde tarif eder.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 119) “Katolik kilisesinin skolastik dünyası, dini ve kültürel ötekini her zaman bir hasım/düşman olarak görmüştür.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 68) “Avrupalı için öteki, Hristiyan olmayandır. Öteki, dışlanır ve asimile edilir. Amerikan kıtası da zaten tamamen Latinleştirilerek asimile edilmiştir.” (Hilmi Yavuz, Modernleşme oryantalizm İslam, s. 56) Bu nedenle “İslam dünyasını ‘yönetebilmek için’ Batılıların yürüttüğü tüm çalışmalara oryantalizm denebilir.” (Necdet Sevinç, Misyonerlik faaliyetleri, s. 11) Daha net bir tanımla “Oryantalizm, siyasal emperyalizmdir.” (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s. 181) “Oryantalist ise, İslam&#8217;ı dize getirme mücadelesinin adıdır.” (Asaf Hüseyin, Batının İslam&#8217;la Kavgası, s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Tarihi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalist/Müsteşriklerin Kur’an&#8217;a yaklaşımı aynen Mekkeli müşriklerin tutumu gibidir.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 75) “Müsteşrikler, Kur’an’ın Hz. Muhammed’in uydurup Allah’a nispet ettiğini iddia ederler. Mekke’deki müşriklerin yönelttikleri iddiaları, tarih içerisinde oryantalistler eklemeler yapılarak tekrarlamışlardır.” (Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 40; Hatice Er, Oryantalistlerin Kur’an vahyi ve Kur’an’ın kaynağına yönelik iddiaları, Yüksek lisans tezi, s. 147) “Önceden klasik oryantalistlerce işlenen tasvir ve imgeler yeniden güncelleştirilerek, Batılı zihinler İslam ve Hz. Muhammed aleyhine yönlendirilmektedir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 38) “Batıdaki Hz. Muhammed imajı, &#8220;nesilden nesile aktarılan&#8221; bir mirasa yaslanan imajdır.” (Hıdır, s. 59) “Yazarların çoğunlukla ‘birbirinin aynı olan iddiaları’ söz konusudur.” (Hıdır, s. 27) “Hiçbir metin orijinal olacak kadar yeni değildir ve olamaz.  ‘Referansları ise yine başka Avrupalı bilim adamlarındır.’ Oryantalist bilgiler sadece egemenlik ve çatışmadan değil, aynı zamanda kültürden kaynaklanan bir antipatiden de oluşmaktadır.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 186) “Oryantalistler Kur’an&#8217;ı Hz. Peygamberin bir derlemesi olarak ele alır, değerlendirirler ve bu iddia &#8220;katıksız tekrar ile ‘birbirlerinden alıntı yaparak’ sanki gerçekmiş mertebesine yükselen&#8221; bir görüş haline gelir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 60) “Oryantalistlerce günümüzde oluşturulan imaj, ortaçağdan kalma imajın devamı niteliğindedir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 66) “Ortaçağdan itibaren İslam algısının ‘değişmediğini, aksine pekiştiğini’ görmekteyiz.” (Prof Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 27) “Yahudi ve Hristiyanların, daha ilk günlerden İslam&#8217;a düşmanlıklarını Kur’an ayetlerinden öğreniyoruz. ‘Bugüne kadar süren düşmanlıklar’ işte o günden beri başlamıştır.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 235) “Oryantalistler, tıpkı Peygamberimiz zamanındaki Mekkeli müşrikler gibi, geçmiş peygamberlerle ilgili ‘bilgileri kendisine haber veren kimselerden’ aldığını iddia ederler ve bu konuda ‘birbirinden farklı, birbiriyle çelişkili’ iddialar ileri sürerler.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 45) “Herhangi bir önemli hususta bile, ‘görüş birliğine’ varabilmiş değillerdir.” (Mustafa Sıbai, s. 83) “Mekke müşriklerinin ileri gelenleri İslam&#8217;a karşı takındıkları olumsuz tavrın benzerini bugün hayli fazlasıyla görmekteyiz. Zira, o günde İslam ‘menfaatleri için ciddi anlamda bir tehdit idi bugün de.’ Hristiyanlığı benimseyen Batı, ‘İslam&#8217;a sonsuz bir kin’ beslemektedir.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 86, 88) Müslümanlara karşı olan tarihsel ön yargılar asla unutulmadı. (Hüseyin, s. 36) Çoğu oryantalist, İslam&#8217;ı aslında az gelişmiş bir din olarak görüyordu, oryantalistlerin ideolojisi değişmedi ve hâlâ aynı şekilde sürüp gitmekte, aynı tavır değişik etiketler altında faal olmaya devam etmektedir. (Hüseyin, s. 36, 64)  “Amerikalı tarihçi Washington Irwing, &#8216;Muhammed&#8217;in hayatı&#8217; adlı eserinde şunları yazmaktadır: O, sağlam görüşlü ve namuslu biri miydi? Evet, O güvenilir biriydi. Ama İslam&#8217;a çağırmaya başlayınca düşmanlığı üzerine çekti; Çünkü putlara karşı çıkması Kureyş&#8217;in Kâbe üzerinden  sağladığı ‘kazanca son’ veriyordu.” (Afif  A. Tabbare, Ruhu&#8217;d-dini İslam, s. 456) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mekkeli müşriklerin ileri sürdüğü iddiaların tamamı çağımız oryantalistleri tarafından da aynen tekrar edilmektedir. Değişen tek şey, gerekçelerdir! Müşrikler, taassup ve maddi menfaat nedenleri ile peygamberimize karşı gelmişlerdi. Benzer nedenler ve misyonerlik/ emperyalizm/ ticaret gibi nedenlerle de günümüz ateist ve oryantalistleri Efendimize ve İslam’a karşı çıkmaktadır. Ateist veya oryantalist iddia, modern elbisesinin içerisinde en eski iddiaların tekrarından başka bir şey değildir. Modern çağda Medeni gözüken oryantalist fikirlerin gıdası, Mekkeli müşriklerin taşlaşmış kalplerinin geriye bıraktıkları artıklardan başka bir şey değildir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca &#8220;İslam dinini, onun kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim&#8217;i ve yüce peygamberini yalan yanlış bilgilerle, uydurma isnat ve iftiralarla kötüleme gayreti yeni değildir. İslam&#8217;ın doğuşundan itibaren her dönemde bu tür davranışlar eksik olmamıştır.&#8221; (Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Keleş&#8217;in, İlhan Arsel&#8217;in &#8216;Şeriat ve kadın&#8217; adlı kitap hakkında hazırladığı eleştirel rapor, s. 5; Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 11)  “Tıpkı Mekke&#8217;li müşrikler gibi onlar da, ta ‘baştan’ itibaren, Peygamberi yalanlamakta kesin kararlıdırlar.” (Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 135, 339, 142, 246-247; Elmalılı, Hak Dini, III/En’am 33. ayet tefsiri; İbni İshak, Sire, s. 169)  “Oryantalizm gibi deizmin de izlerini cahiliye müşrik Araplarında görmek mümkündür. Cahiliye Arapları, “Allah var fakat o peygamber göndermemiştir.” diyorlardı.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 46) &#8220;Müşriklerin ahlak ve toplumsal hayatlarında herhangi bir dinin tesiri yoktu. Allah&#8217;a, işini bitirip ayrılan, saltanat makamını insanlara bırakan bir sanatçı gözüyle bakıyorlardı.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 122) Rabbimizin buyurduğu gibi, “Onlardan öncekilerde onlar gibi demişlerdi. Kalpleri nasılda birbirine benzedi.” (Bakara, 118) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an&#8217;ın kaynağı konusunda insanları şüpheye düşürmek için Müşrikler de oryantalistler de benzer iddialarda bulunmuşlardır. Mekkeli müşrikler peygamberimizi cinlenmekle (Zuhruf, 30; Tur, 29; Duhan, 14) itham ederlerken günümüz oryantalistleri ise sara veya epilepsi ithamında bulunurlar. Mekkeli müşrikler putlar sayesinde ekonomik gelir elde eder ve statü kazanırken, oryantalistler de ticaret ve İslam ülkelerini işgale/sömürüye öncülük etmeleri ile hem ekonomik gelir hem de sömürgeci kurumlarda makam elde etmektedir. Dini nedenlerle müşrikler putlarını, oryantalistler de kendi dinlerini oryantalizm ve misyonerlik vasıtası ile savunup Müslümanları müşrik/Hristiyan yapmaya çalışmışlardır ve bu mücadele hâlâ aynen devam etmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam’a karşı çıkan toplumun o  zamanki önderlerinin tek korkuları çıkarları adınadır. Eğer o çıkarcılar, toplumun ileri gelenleri kişisel çıkarlarını değil de insanlığı düşünmüş olsalardı tüm insanlığın hidayetine vesile olacaklardı. Ne yazık ki, kişisel çıkarlar toplumsal menfaatlere baskın gelmiştir.” (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 76, 78) Tıpkı günümüz ateist ve oryantalistleri gibi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Avrupalıların İslam ile ilk tanışmaları hicretin 7. yılında Hz. Peygamberin Bizans kralı Heraklius’a davet mektubu yazması ile başlamıştır. Heraklius’un kendisine danıştığı Ebu Süfyan, yalanları daha sonra ortaya çıkar korkusu ile her soruya doğru cevap vermiş, bu da Rum ileri gelenlerini kızdırmıştı. (Buhari, Cihad, 101; Ahmed, Müsned, I/263; Müslim, III/1395) Görüldüğü gibi daha ortada (siyasi veya ekonomik) hiçbir sebep bulunmaksızın ‘sadece dini nedenlerle’ Avrupalı, İslam’a karşı tavır takınmıştır. Daha sonraki İslami fetihler bu düşmanlığı bilemiş, haçlı seferleri ile kin doruğa çıkmıştır.&#8221; (Prof Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 19, 20) Batıcı bir gazeteci olmasına rağmen Hıfzı Veldet Velidedeoğlu bile anılarında &#8220;Hristiyan milletlerin haçlı devri Avrupa&#8217;sından beri Türklere karşı devam ettire geldikleri düşmanlık duygusu ve peşin hükümlerinden&#8221; bahsetmektedir. (Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Anıların İzinde, s. 428)Yine bir Yahudi olan Prof. Fritz Neumark ise bu konuda şu itiraflarda bulunmaktadır: “Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı, Hristiyanların hücrelerine sinmiştir. Diyelim ki laik şöyle dursun, Hristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam ederler.” (İbrahim Kuyumcu, Aydınlanma sürecinde köy enstitüleri, s. 316)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Alıntılarla konumuza giriş yapalım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İddiaların en eskisi, Dımaşki&#8217;ye aittir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 248; Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 12) “Yuhanna ed-Dımaşki’nin anlayışı günümüze kadar gelmiştir.” (Prof Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 21) “Yuhanna ed-Dımaşki ortaçağda İslam hakkındaki bilgilerin temel kaynağıdır.” (Prof Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 20) “Dımaşki&#8217;nin, İslam&#8217;ı ‘deccalin habercisi’ olarak sunduğu algı, ‘bugüne kadar’ uzanacaktır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 46) &#8220;John of Damascus (Şamlı İoannis veya Şamlı Yuhanna, Doğu dünyasında tanınan adıyla Yuhanna ed-Dımaşki), ‘De Haeresibus’ adlı kitabında İslam&#8217;dan söz eder. (Asaf Hüseyin, Batının İslam&#8217;la Kavgası, s. 13) “Yuhanna ed-Dımaşki&#8217;nin Yunanca ‘De Haeresibus’ adlı eserinin 15 sayfası, &#8216;İsmaili sapıklık&#8217; başlığı altında peygamberimize ayrılmıştır. Bu eser, İslam karşıtı polemiklerin en önemli kaynağı olmuştur. (Hıdır, s. 155) “Hristiyanlar arasında İslam konusundaki ilk otorite olarak kabul edilmiş ve kaleme aldığı ‘Risale’de, &#8220;gelecekteki bütün İslam karşıtı münakaşa eserlerin cephanesi&#8221; haline gelmiştir.” (J. W. Voorhis, John of Damascus on The Muslim Heresy, The Moslem World, XXIV/391) 1943 tarihinde vefat eden Duncan B. MacDonald, tıpkı John of Damascus gibi İslam&#8217;ın Yunan kilisesinin etkisi ile oluştuğunu ileri sürüyordu. Ona göre İslam, Musevi ve Hristiyan inancına aykırı bir mezhep, bir dalalet idi. Dolayısıyla da Müslümanlar ıslaha/düzeltilmeye ihtiyaç duyuyorlardı. Bunu da yapacak olanlar misyonerlerdi. (Asaf Hüseyin, Batının İslam&#8217;la Kavgası, s. 80) “Yuhanna ed-Dımaşki yazdıkları ile gelecekteki tüm oryantalistlere ‘temel teşkil edecek’ ithamlarda bulunmuştur.” (İbrahim Sarıçam, Seyfettin Erşahin, Mehmet Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 32) “Dımaşki&#8217;nin, İsmaili sapıklık başlığı altında İslam&#8217;a reddiye olarak yazdığı 15 sayfayı aşmayan risalesindeki iddialar, Normal Daniel&#8217;in (Islam and West, IX. bölüm) ifadesi ile daha sonra Batıda, &#8216;nesilden nesile aktarılmış ortak bir algılama&#8217; halini almıştır.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı,, s. 72) “8. yüzyıldan beri var olan nefret ve düşmanlık odaklı yaklaşım tarzının” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 69) “kökenini Dımaşki oluşturur. 1156&#8217;da ölen Peter el Venerable gibi birçok oryantalist, Dımaşki&#8217;den aldığı görüşleri aynen eserlerine aktarırlar.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 71) “1045 doğumlu Aziz Peter olarak tanınan Fransız rahip Pierre Maurice de Montboissier direktifiyle hazırlanan koleksiyon ile İslam&#8217;a XIV. yüzyıla dek saldırılır.” (Asaf Hüseyin, Batının İslam&#8217;la Kavgası, s. 16) “Peter the Venerable, Latinceye bazı eserleri tercüme eder. Bu eserlerde, ‘çarpıtmaya yönelik, tarihi gerçeklerle uyuşmayan, fantaziye dayalı çeşitli görüşlerden’ oluşur.” (Daniel Sahas, Islam, s. 86-70, 79-108) Peter, şöyle demektedir: &#8220;Muhammed bir peygamberse ben eşekten kötüyüm.&#8221; (Daniel Sahas, Islam, s. 42) Peter&#8217;in argümanları daha çok Yahya ed-Dımaşki&#8217;ye dayanır. (Hıdır, s. 177) “Dımaşki ve Hristiyan el-Kindi tarafında ortaya atılan olumsuz Muhammed tasavvuru, Bizans ve Batı Hristiyanlığına ait eserlerde bir takım kurgusal-hayali öğelerle daha da olumsuz hale getirilmiştir.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 98) “Hz. Muhammed&#8217;i tasvir ederken kullanılan aşağılayıcı üslup ortaçağda Dımaşki&#8217;nin temsil ettiği geleneksel üslubun devamıdır.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 293, 447) Edward Said, &#8220;Ortaçağ&#8217;dan bu yana Avrupa veya Amerika tarihinde ‘İslam&#8217;ın nefret, ön yargı ve politik çıkarların oluşturduğu bir çerçeve’ dışında yaygın bir şekilde tartışıldığı ya da düşünüldüğü bir döneme rastlayamadım.&#8221; (Asaf Hüseyin, s. 112) demektedir. “Batıda II. yüzyıldan beri ‘Muhammedilik’in sapkınlığı ve yalanlığı tezini’ işlemeleri, dozu değişse de günümüze kadar gelmektedir.” (Mehmet Emin Özafşar, Oryantalist Yaklaşıma İtirazlar, s. 16) Ortaçağda Hristiyan yazarların çoğu, onun iddialarını tekrarlamıştır. Aslında, 19. ve 20. yüzyıldaki oryantalistlerin görüşleri de Dımaşki&#8217;nin görüşlerine dayanır. Dımaşki üzerine ciddi araştırma yapan tarihçi Philip S. Khoury, Dımaşki&#8217;nin İslam ve peygamberimiz üzerine verdiği detayların ‘pek çoğunun asılsız olduğunu ve İslam&#8217;a duyduğu düşmanlık ürünü olarak’ yazdığını belirtmektedir. (Bekir Karlığa, İslam düşüncesinin batı düşüncesine etkileri, s. 70, Khoury&#8217;den alıntı)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mekkeli müşrikler ne ise oryantalist bakış açısı da aynıdır ve tarih boyunca bu hiç değişmemiştir! “Mekke müşrikleri, Hz. Muhammed&#8217;in Kur’an&#8217;daki bilgileri Yahudi ve Hristiyanlardan elde ettiğini iddia etmişlerdir. (Hıdır, s. 272) Mekkeli müşriklerle benzer şekilde, ortaçağ Hristiyanlığı da Hz. Muhammed&#8217;e karşı benzer imajlar ileri sürmüşlerdir.” (Hıdır, s. 76) &#8216;Birçok Batılı oryantalist, Hz. Muhammed&#8217;in ehli kitaptan Kur’an&#8217;ı okuduğunu, öğrendiğini iddia eder. Onların asıl gayesi Kur’an&#8217;ın kaynaklarını bulmaktır.&#8217; (Fazlur Rahman, Kur’an, s. 32, 250, 277; Hıdır, s. 25) “Resulullah devrinde yapılan itirazlar gözden geçilince, ta asrımıza kadar yapılan itirazların da hemen o -Mekkeli müşrikler- devrinde yapılanlardan farksız olduğu anlaşılmaktadır.” (Süleyman Ateş, İslam&#8217;a itirazlar ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den cevaplar, s. 8) Müşriklerin fikirlerini Oryantalistler devam ettirmektedir. (Asaf Hüseyin, s. 64)  “Oryantalizm, temel çıkış noktası olan ‘Hz. Muhammed’in asla peygamber olmadığı’ iddiasını değiştirmiş değildir. Ön yargı değişmemiştir.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 243) “19. yüzyılda, çoğu oryantalist misyoner olan yazarların olumsuz peygamber imajı aynen devam etmektedir.” (Hıdır, s. 111) “19. yüzyılın başlarında, Avrupa&#8217;ya kaçırılan yazma kitapların sayısı 250.000’dir.” (Mustafa Sıbai, s. 36) “19.’dan  ve 20. Yüzyılın ortalarına dek 150 yılda oryantalistlerin İslam hakkında yazdıkları 60.000 eserdir” (Edward Said, s. 316) “Hz. Peygambere ait ortaçağdaki imajla, günümüzdeki &#8216;modern ortaçağ&#8217; imajı arasında alabildiğine benzerlik vardır ve bu imaj tarih boyunca tekrar edile gelmiştir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 23, 28, 29, 32, 33, 36, 45, 49, 53, 57, 66, 70, 71, 72, 77, 87, 91, 112, 132, 143, 155, 175, 239, 246, 276, 295, 365) Watt, “Dünya ünlüleri arasında bugüne değin Hz. Muhammed kadar dil uzatılan biri olmadığını, bunun sebebinin de asırlarca İslam&#8217;ın Hristiyanlığın en büyük düşmanı olarak algılanmasında yattığını” belirtir. (M. Watt, Muhammed at Medina, s. 321-324, 332) “Oryantalistlerin İslam&#8217;a yönelik saldırgan tutum ve küfürleri ‘günümüzde nasıl ise, asırlar önce de’ öyle idi.” (Ömer Baharoğlu,  Oryantalizm, İslam ve Türkler, s. 29) “Batı da haçlılardan bu yana karşıt olarak sadece İslam&#8217;ı görmüş ve  ‘hala’ görmektedir.” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam Arasında Oryantalizm, s. 70) “Oryantalizm, Haçlı Seferlerinin yenilgilerinin bir neticesidir. İslami araştırmaları, Haçlı Savaşları&#8217;ndaki hezimetlerin intikamını alma arzusundan ileri gelmektedir. (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 11-12) İslam’ın daha detaylı araştırılması anlamında “Oryantalizm, haçlı seferlerine dek uzanır.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 10, 12, 119, 130) ve “Haçlı seferleri zamanındaki hissiyatın bir kısmı bugün bile varlığını sürdürmektedir.” (G. E. Philips, The Religion of the World, s. 113) “Müslüman dünyanın askeri ve siyasi manevralarla alt edilemeyeceğini inanan İspanyol kardinal Segoviali John yeni bir strateji geliştirerek, İslam&#8217;ın teolojik argümanlarla önlenmesini önerir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 110)  “Haçlı seferleri ile beraber Moğol istilaları İslam toplumuna büyük zararlar verir ama amaçlarına ulaşamayan Hristiyanlar Arapça kürsüsü (Viyana, 1312) açarak İslam dini ile ilgili bilgileri toplayıp, bunun üzerinden İslam&#8217;a savaş açmaya karar verirler. Müslümanlara karşı olan tarihsel ön yargılar asla unutulmadı. Haçlı seferleri Müslümanlar ile Hristiyanlar arasındaki nefret ve güvensizliği pekiştirdi ve kurumsal açıdan Batıda kiliseler bu çatışmayı insanların evlerine kadar soktu.” (Asaf Hüseyin, s. 18, 36) “Savaşla bir şey yapılamayacağını anlayınca, taktik değiştirerek oryantalizm çalışmalarına yöneltir. Oryantalizm, Müslüman ülkelerinde emperyalistlerce tam bir egemenlik sağlanması için gerekli şartları hazırlama görevini ‘ilim ve doğu halklarını tanıma adı altında’ gerçekleştirmiş, gerçekte ise ‘misyoner ve sömürgeci güçlere ilmi altyapı hazırlama görevini’ yerine getirmişlerdir.” (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. III; Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 7) “Bunun için oryantalistlerin yeterli olmadığını savunanlarda vardır. Oryantalist H. Gibb, “Doğu oryantalistlere bırakılamayacak kadar mühim bir bölgedir.” demektedir.” (Asaf Hüseyin, s. 63) “Batı ekonomik ve teknolojik sömürü ve tekelleşmeye yönelik planlarını uygulamayı sürdürmüştür. Ona karşı değer sistemlerini muhafaza eden tek medeniyet İslam medeniyetidir.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 9) “Batı hâlâ Ortaçağdaki İslam&#8217;a bakış açılarını korumaktadırlar.” (Hamdi Zakzük, s. 102) Mısır’ı İngiltere adına 25 yıl yöneten “Lord Cromer,  &#8216;Modern Mısır&#8217; adlı kitabında, &#8216;Avrupalının akıl yürütmesi sağlamdır, mantık dersi almamış olabilir ama doğuştan mantıklıdır.” (Said, s. 48) derken de bu kibirli ve üstten bakmacı tutumlarını açıkça itiraf etmektedir. “İlk Nobel edebiyat ödülünü alan ve İngiliz sömürgeciliğine övgüleri ile tanınan İngiliz Şair Rudyard Kipling, “Doğu Doğudur, Batı Batıdır ve bu ikili hiçbir zaman bir araya gelemeyecektir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 13) ve &#8220;Batılılar akılcı, barışsever, hürriyetçi, mantıklı ve gerçek değerleri kazanmaya muktedir kimselerdir. Doğulular ise bunlardan hiç birine sahip değildir.” (Hamdi Zakzük, s. 105, 115) demektedir. “Avrupa’da,  &#8216;Doğu ile Batı birbirini anlayamaz&#8217; sözü İngilizler arasında adeta bir darbımesel/atasözü olmuştur.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 288)  “Doğuya ait bilgilere sahip olan araştırmacıların genel eğilimi, bu bilgileri bir şekilde Batı üstünlüğüne ve emperyalizmine hizmet edecek şekilde saptırmak olmuştur.” (Ömer Baharoğlu, s. 105) Ünlü araştırmacı Oliver Kontny&#8217;nin tespiti tam yerindedir: &#8220;Batı kendine bir totem kuruyor. ‘Ben Batıyım; akıl, bilim, demokrasiyim. Sen ise Doğusun; Duygu, fanatizm, diktatörlük!’ Batı için acilen bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Egemen düzeni mutlaklaştırıp, bu düzende yeri olmayanları hiçe sayan anlayış aşılmalıdır artık.&#8221; (Kontny, Oryantalizm ve ataerkillik üzerine, Doğu-Batı, I/120)  Bu bakış açısı 1990’lı yıllarda Samuel Huntington tarafından da ‘Medeniyetler Çatışması’ adı altında yeniden güncellenmiştir ve bu da aslında Batı’da hiçbir şeyin değişmediğini göstermektedir! &#8220;İslam&#8217;ın Avrupa&#8217;daki rolünün çoğunlukla ihmal edilmesinin nedeni, oryantalizmin düşünüş biçimidir.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 28; E. Said, Oryantalizm, s. 2)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalistler kendilerini hem hakim hem savcı makamında görürler.” (Hamdi Zakzük, s. 104) “Oryantalistler tüm araştırmalarında ‘sonucu önceden kararlaştırmışlardır.’  Onlar ‘İslam&#8217;ı, kendi anlayış ve düşünce değerlerine göre değerlendirir ve mahkum’ ederler.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 57) “Oryantalistler ‘önce bir konuda kendi kesin yargılarını’ verdikten sonra, ‘bu yargıyı haklı çıkarmak için veri toplamaya’ başlarlar. (Yaşar, s. 116) “Avrupalıların İslam&#8217;a karşı duydukları nefret, şiddetli bir taassubun kurduğu temeller üzerinde durmaktadır. Avrupalı oryantalistlerin en ileri gelenleri bile, İslam konusunda tarafgirliğe kapılmaktan kurtulamamışlardır. ‘İslam daima hakimlerin önünde duran bir sanıktır, Batılı oryantalistler suçu ispat için uğraşan savcı rolünü oynamaktadır. Avukat rolünü oynayanlar da müvekkilinin suçlu olduğuna bizzat inanmaktadırlar ve bu yüzden hafifletici sebeplerin göz önüne alınmasını istemektedir.’ Meseleye, ‘daha önceden varılmış bir netice ve hüküm açısından’ bakmaktadırlar. Oryantalistler ‘şahitlerini, daha baştan ulaşmayı tasarladıkları sonuca göre’ seçmektedir. “Oryantalistlerin büyük çoğunluğu papaz, rahip ve misyonerlerdendir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s.  11) ‘İlk müsteşrikler Hristiyan misyonerlerdi. Oryantalistlerin İslam&#8217;a hücumları, onlara miras kalmış bir alışkanlıktır.’ Oryantalizm Haçlı seferlerinin getirdiği etkilere dayanır. ‘Haçlı savaşlarının ruhu Avrupa&#8217;ya hakim ola gelmiştir.’ Misyonerler ve papazlar ‘Müslümanlara çok kere putperest’ adını takarlar. Sanki bütün dünya Avrupa için, onun medeniyeti için var edilmiş, sanki diğer milletler birer hizmetçidirler.” (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 61, 68, 80) “Oryantalist akademisyenler İslam söz konusu olduğunda oldukça cüretkar, emredici bir amir konumundadırlar. Bir Hristiyan’ın kendi dini için söylediği gibi: “Kiliseye dair bir soru soran yabancı, içinde olmadıkça onu anlayamaz.” (Paul Ferris, The Church of England, s. 10) Hiçbir dini sistemin dışındakiler, içeridenmiş gibi o sistemin ruh, mana ve önemini tam anlamı ile kavrayamaz.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 78) Ama “Oryantalistler, İslam’ı Hristiyan tabir ve ifadelerle anlamaya çalışmaktadırlar. Dolayısı ile de oryantalizm başarısız olmuştur.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 101, 106)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı’nın Doğu’yu ‘öteki olarak’ görmesi, İslam&#8217;ın tarih sahnesine çıktığı 7. yüzyıla kadar gider.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 13) &#8220;Müslümanlarla ilk karşılaşan doğulu Hristiyanlar, 7. yüzyılda İslam ile ilgili bir imaj oluşturmaya başlamışlar, daha sonra Latin Batı dünyası bu imajı tamamlamıştır. Günümüzde de bu imaj varlığını, &#8216;tekrar edilmek&#8217; suretiyle korumakta ve devam ettirmektedir.&#8221; (Annemarie Schimmel, XII. Asırda İslam dini ile Hristiyanlık arasındaki münasebetler, AÜİF, 1953/2, s. 71; Fuat Aydın, Batı İslam Algısının arkeolojisi, s. 12;  Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 16, 105) “Tıpkı Doğulu Hristiyanlar gibi, Batılı Hristiyanlar da İslam&#8217;ı, putperest, sapkın, Mesih karşıtı olarak sunar.”  (Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, s. 28) “Bazı Amerikalı oryantalistler de Avrupa dillerinde üretilen çalışmalara aşırı bağımlı haldedirler. (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 190) “Volney Kontu François de Chassaboeuf (1757-1820) yazdığı eser ile Kur’an ve Hz. Muhammed hakkında iftiralarda bulunur. Yazarın bu görüşleri dünya çapında etkili olur. ABD Başkanı Thomas Jefferson kitabın çevirisini yapar. Daha sonraki yazarlar da bu fikirlerden etkilenir.” (Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 87) Zaten “Amerikan üniversitelerinde İslam araştırmaları, İslamiyet&#8217;e karşı şiddetli önyargı ve kini olanlar tarafından yönetilirken.” (Mustafa Sıbai, s.  94) siyasette de “İslam ABD’de hâlâ sağcılara göre barbarlığın temsilcisidir; solculara göre ortaçağ dinciliğinin sembolüdür.  (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 17) “Avrupa&#8217;da da İslam ile ilgilenenlerin önemli bir kısmı dini, siyasi veya ideolojik önyargı ile hareket eder. Oryantalistler, İslam medeniyetine taraflı bakmaktan kendilerini kurtaramamışlardır.” (Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 200)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">850’lerde Paul Alvarus, “Hristiyanların Arap roman şiiri okumayı sevdiğinden, Arap filozofları okuduğundan, kendi dillerini unuttuğundan” (K. W. Southern, Wester Views, s. 21) şikayet ederken, 1300’lü yıllarda papaz Ricoldo de Monte Croce, Hristiyanların hızla Müslüman olduğundan yakınmakta idi: “Ben kepaze oldum. Tanrı’nın sözü kepaze oldu. Tanrı İsa ve Meryem, Muhammed’e karşı Hristiyanları desteklemiyor mu?” (Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II/44) Günümüzde de  &#8220;Oryantalist zihniyet, ırkçılığa ve göçmen krizine sebebiyet vermeyi sürdürmektedir.&#8221; (Yeni Şafak, 21 Temmuz 2019) “Yuhanna ed-Dımaşki&#8217;den başlayarak, Müslümanlara saldırmaktan daha çok, Hristiyanların din değiştirerek Müslüman olmamaları için Hristiyanları ikna etmeyi hedefleyen reddiye eserler ortaya çıkmıştır.” (Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, s. 23)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Dımaşki, Kindi, Alfonsi gibi Hristiyan müelliflerinin eserleri, Bizans üzerinden, Avrupa Hristiyanlarına geçer ve bu İslam tasavvuru ‘günümüze kadar aynen’ devam eder.&#8221; (Prof Adnan Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 205, 211, 215, 217; Prof. Dr. Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, s. 131-133) “Doğu Hristiyanları arasındaki İslam tasvirinin kökeni, Dımaşki&#8217;ye dayanır. Onun çizmiş olduğu İslam tasviri, kendisinden sonrakiler için hareket noktası oluşturmuş, daha sonrakiler üzerine eklemeler yaparak zenginleştirilmiştir. Olumsuz İslam tasviri, Dımaşki ile başlamış, Kindi ile zirveye oturmuştur. Günümüz oryantalistleri, Kindi&#8217;nin ileri sürdüğü görüşler dışında, yeni eleştiri getirmezler, yalnızca, var olanı detaylandırırlar. (Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, s. 33, 34) “11. ve 13. yüzyıllarda Avrupa’da Hz. Muhammed hakkında kitaplar yazılmaya başlanır. Bu çalışmaların hepsinin kökeni Bizans&#8217;ın söylenti ve hikayelerine dayanır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 82) &#8220;Yuhanna ed-Dımaşki ve Bizans kaynaklı söylenti ve hikayeler Avrupa&#8217;nın İslam algısını belirlemiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 34) &#8220;İslam karşıtı ilk polemikleri kaleme alan Şam’lı Yuhanna ed-Dımaşki&#8217;nin, Hz. Peygamberi “sahte bir peygamber” olarak suçlamasıyla, 2000’li yıllarda Amerika&#8217;lı Evangelist Jerry Falwell&#8217;in, Hz. Peygamberin terörist olduğunu söylemesi arasında göz ardı edilemeyecek ‘bir süreklilik’ vardır.&#8221; (Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı,  s. 14, 48) “İslam&#8217;ı, teolojik, siyasi ve kültürel bir tehdit olarak algılama, ‘Ortaçağdan itibaren günümüze kadar’ devam etmektedir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 55) “Bu kitapların sunduğu Muhammed imajı, günümüze kadar Avrupa&#8217;nın İslam Peygamberi algısını (Psikolojik hasta, şehvet düşkünü, merhametsiz, Deccal, Hz. İsa’nın zıttı, büyücü) belirlemiştir.”  (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 83)  (Ortaçağda Haçlılarca Müslüman Araplara Halifelik kurumunu da kapsayacak şekilde verilen ve &#8220;Hristiyan olmayan&#8221; anlamında kullanılan) “Sarazenler’e karşı ortaçağ bağnazlığı devam etmektedir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 170-171) “Yaygın bir şekilde kullanılmamakla birlikte, Saracen ismi modern zamanlara kadar varlığını devam ettirmiştir.” (Pınar Savaş, Yüksek Lisans Tezi, Ortaçağ ingiltere’sinde “saracen” algısı) “Ortaçağda, Müslümanlara Sarazen, yani &#8216;çöl halkı’ veya ‘İsmaili’ veya ‘Haceri&#8217; isimleri verilirdi. (Hz. Hacer&#8217;in oğlu İsmail, Mekke civarındaki Arapların atası olması nedeni ile, Hz. Hacer&#8217;in de cariye olması üzerinden küçümseme amaçlı olarak Yahudi kaynaklarında Araplar için bu isim kullanılmaktadır.) Bu iki ismin de kullanımı, kökeni, Dımaşki&#8217;ye kadar gider.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, s. 24) “11. yüzyıla kadar kökeni Dımaşki&#8217;ye kadar dayanan, Sarazenler&#8217;in Venüs anısına dikilen bir put olan Kâbe&#8217;ye, Machomet&#8217;in altından yapılmış olan putuna, Allah ve &#8216;Habar&#8217; adındaki iki puta taptıklarına dair görüşler, Batıda oldukça yaygın bir inanış olarak inanıla gelmiştir.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 27) “Hz. Muhammed&#8217;in üstadının, Kimisi Aryüsçü bir keşiş, Kimisi ise Nesturi bir keşiş olduğu ileri sürülmüştür.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 36) “İslam kılıçla yayılan bir dindir.  Bu görüş, 21. yüzyıla kadar savunulmuş bir ithamdır. Papa 16 Benedict, 12 Eylül 2006&#8217;da Bizans İmparatoru 2. Manuel Paleologos&#8217;un (1391-1425) bir İranlı müderrisle Ankara civarında yaptığı bir tartışmadan zikrettiği, &#8220;Muhammed, vaat ettiği inancı kılıçla yayma emrinden başka hangi yeniliği getirmiştir, gösterin bana.&#8221; şeklindeki sözlerini nakletmiş, başlangıcı VII. yüzyıla kadar geri giden bu eleştiri, günümüzde hâlâ İslam&#8217;ın kılıç ile yayıldığı anlayışının canlı bir konu olduğunu göstermiştir.”  (Fuat Aydın, s. 50) Görüldüğü ve devamlı altını çizdiğimiz gibi, “Hz. Peygamber imajında tarih, post-modern versiyonları ile devam etmektedir.” (Hıdır, s. 365) “Papa 16. Benedict&#8217;in İslam&#8217;a hakaret eden konuşması aslında, Hz. Peygamber karşıtlığının en yetkili ağızdan tekrarından başka bir şey değildir. Batı ve Papalık aslında kendini kurtarmak istemekte, &#8216;ötekileştirebilecekleri bir öteki&#8217; bularak bu &#8216;şeytana karşı&#8217; alacakları tutum sayesinde, Avrupa&#8217;yı Hristiyan bir zeminde tutabilmeyi amaçlamaktadırlar.” (Hıdır, s. 381) “Aldığı tepkiler üzerine XIV. yüzyıl Bizans imparatoru II. Mihail Paleologos&#8217;tan alıntı yaptığını söyleyen Papa ikinci kez bir gaf yapmış olur. Çünkü alıntıya katılmıyorsa onu referans almamalı, alınca eleştirmesi gerekirdi.” Aslında papanın bu sözü, klasik haçlı zihniyetini yansıtmaktadır. (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s. 178) Özetle “Papalık gerçekleri bilmiyorsa cahildir, biliyor da gizliyorsa haindir.” (Salih Kapusuz, 16.09.2006) “Kilise ve ruhban sınıfı iktidar imkanı bulursa, insanlığa ne büyük acılar yaşatacaklarının işaretini taşımaktadır bu cümleler. Yoksa ABD, İngiltere emperyalizm tarihi, engizisyon mahkemeleri, Haçlı seferleri, Katolik kilisesinin Protestanlara uyguladığı işkenceler göz önüne alındığında ‘Sizin dininiz size, benim dinim bana’ diyerek Papa&#8217;nın yaptıklarına cevap vermeyi yersiz görürüz.” (Selahattin Çakırgil, Vakit, 16.09.2006)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yüksel Kocadoru, düşman Türk imajının köklerini Viyana’nın kuşatılmasından ve İstanbul&#8217;un fethinden ‘daha eskilere’ bağlamaktadır ve esasen I. Haçlı seferlerinde yaratılan imaj aynen devam etmektedir. Bizans kaynaklarında rastlanan Türk sözcüğüne dayanarak daha da geriye gitmek de mümkündür.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 37) “John Demescen (Yuhanna ed-Dımaşki), Kındi ile başlayıp sonra Bizanslı ve Batı Katoliklerince devam eden süreç günümüze kadar devam etmiştir. Bu sürecin modern vesiyonları ‘karikatür krizi’, ‘Papa 16. Benedict&#8217;in konuşması’, ‘Fitna’ ve ‘Müslümanların masumiyeti’ gibi filmler, ‘karikatür sergi ve yarışmaları’ adı altında İslam’a yapılan saldırılarla ‘devam’ etmektedir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 25) Dımaşki&#8217;den başlayan, İslam&#8217;ı karalayan önyargılı metinler, ‘birbirlerinden alıntı yapan yazarlar vasıtasıyla günümüze kadar’ aynen, sadece biraz ayrıntılı olmak şartıyla tekrar edilmektedir: İslam&#8217;a iftira atan oryantalistlerin, yalan rivayet zinciri özetle şöyle başlar: Yuhanna ed-Dımaşki (ölümü, 753), Abdülmesih el-Kindi (ölümü, 850; kitabının en son basım tarihi, 1887), Petrus Alfonsi (Ölümü, 1140; En son baskı, 1960), Saygın Peter/Peter the Venerable (Ölümü: 1156), Riccordo ve J. Wycliff ‘den günümüz oryantalistleri! “Avrupa kendi içindeki kadar kendi dışında da karşıtlarını üretmiştir. Dışındaki karşıt; &#8216;Doğu&#8217;dur. Batı, Doğuya &#8216;dogmatik akıl&#8217;la yani ‘peşin hüküm ve kapalı zihinle’ yaklaşmıştır. Avrupa düşüncesi, kendi medeniyet dairesi içinde ‘kritik aklı’, kendi medeniyet dairesi dışında ise ‘dogmatik aklı’ kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. (Hilmi Yavuz, s. 48) Bir Hristiyan olan Edward Said bile, “Ben Avrupa ve Amerika tarihinde İslamiyet’in ‘hiddet, önyargı ve siyasal çıkarların oluşturduğu bir çerçeve dışında’ genel olarak incelendiğini ve üzerinde düşünüldüğü döneme rastlamadım. Oryantalizm ideolojiktir ve kirletilmiştir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 58, 60) demektedir. “Avrupalılar için İslam&#8217;ın hızlı yayılışını izah edecek iki temel argüman ortaya çıkmıştır: Şiddet ve cinsellik. Bu iki tema Hollywood ‘filmlerinden karikatürlere kadar günümüzde aynen’ kullanılmaktadır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 51) “Batı kaynaklarında İslam aleyhinde gerçekle bağdaşmayan küçük düşürücü ifadelerin varlığı dikkat çekmektedir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İspanyadaki Endülüs Emevi devletindeki Müslüman Hristiyan arasında yaşanan fikri tartışmalar, Haçlı seferleri, misyonerlik ve ticari egemenlik kurma kaygıları oryantalizmin başlamasında rol oynayan etkin faktörlerdir.” (Hamdi Zakzük, s. 26) “Oryantalistler, İslam araştırmalarında misyonerlik, ilmi, ticari, siyasi ve sömürgecilik gibi farklı amaçları taşımaktaydı.” (Mişel Cuha, ad-Dirasatul-arabiyye, s. 19-23; Mehmet Görmez, Oryantalizmi hadis araştırmaya iten temel faktörler, İslamiyat III, s. 11-31; İ. H. Göksoy, Snouck-Hurgronje, Christian, DİA, XXXVIII, 340; Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 90)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Resmi olarak “Oryantalizm’in tam olarak ortaya çıkış tarihi ve kim tarafından ortaya atıldığı bilinmemektedir.”  (Selahattin Sönmezsoy, Kur’an ve Oryantalistler, s. 29) “Araştırmalar oryantalizmin ne zaman doğduğu konusunda fikir birliğine varamamaktadırlar. Resmen ortaya çıkışının, 1311’de toplanan Viyana Konsili’nin çeşitli Batı üniversitelerinde Arap dili kürsüsü kurulması kararı ile başladığı iddia edilir.” (Said, Oryantalizm, s. 91; Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. V, s. 21) “Bazı çalışmalar da, ilk Kur’an tercümesinin yapıldığı 1143 tarihini oryantalizmin başlangıcı olarak kabul eder.” (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, 16) “Bir kısım araştırmacılar bu tarihin miladi 11. Yüzyılın başlarına kadar dayandığını ileri sürerken, Paret, Kur’an’ın ilk defa Latinceye çevrildiği 12. Yüzyılın başını başlangıç tarihi olarak kabul eder.” (Rudi Paret, ed-Dırasetül-İslamiyye vel-Arabiyye Filcamiatil-Almaniyye, s. 9) ki zaten “13. yüzyıldan günümüze dek yazılan kitapların çoğu sömürgeci düşmanlık ve dini misyonerlik maksadı ile yazılmıştır.” (Adnan Muhammed Vezzan,  s. 143) “Oryantalizmin ortaya çıkışını en erken milattan önce 4. Yüzyıla kadar götürenler.” (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s. 19) olduğu gibi, “Necip el-Akiki’de, el-‘Müsteşrikun’ adlı eserine, Fransız Rahip Gerard de Oraliac’ın (940-1003) hayatına yer vererek eserine başlar ve bu tarihi esas alır. (Ömer Baharoğlu, s. 21) “Oryantalizm kelimesi ilk kez 1779’da İngiltere’de, 1799’da ise Fransa’da kullanılmaya başlanmıştır.”  (Abdülaziz Hatip, s. 18) Doğu araştırmaları bir anda ortaya çıkmamış, ülkeden ülkeye değişiklik göstermiştir. Bunda o ülkenin İslam ile temasa geçip geçmemesinin büyük önemi olmuştur. ‘Oryantalizmin birinci nedeni dini olmasıdır. Yani İslam dinini daha iyi tanıyıp, onunla en etkin şekilde mücadele edebilmektir.’ (Abdülaziz Hatip, s. 19) “Oryantalizm bilgiyi iktidar olmak, sömürmek için kullanmıştır.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 80)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizmin kuruluş kararının verildiği 1245’te toplanan Viyana Konsiline” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 8) dikkat çekilse de aslında &#8220;İslam düşmanlarının ortaya koyduğu düşmanlığın, oryantalizmin başlangıcı olduğunu söylemek mümkündür. Hz. Muhammed&#8217;in peygamberliği hakkında insanları şüpheye düşürtme gayreti ‘Mekke&#8217;li müşriklerden beri’ devam etmektedir. Oryantalistler, geçmiş asırlarda müşriklerin söyledikleri şeylerden başka bir şey söylememektedir. Eskilerin (Müşriklerin) mantığı yenilerin de mantığıdır. Zira küfür tek millettir.&#8221; (Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 18, 29, 30, 37) Müşrikler Hz. Muhammed için, &#8220;Bir topluluk kendisine yardım ediyor.&#8221; (Furkan, 4), &#8220;Bir insan ona öğretiyor.&#8221; (Nahl, 102) şeklinde iddialarda bulunurken, günümüz oryantalistleri de aynı ithamları benzer mantık silsilesi içinde aynen devam ettirmektedir. &#8220;Ateistler ve misyonerler, Kur’an&#8217;daki kıssaların, Hristiyanlardan alındığını iddia eder.&#8221; (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 224)  Mekkeli müşrikler, &#8216;kendi atalarının dinine&#8217; (Maide, 104) aykırı olarak gelen ve politeizmi, putları, kumarı, içkiyi, ahlaksızlığı vb. reddeden bu dinin peygamberine önyargı ile yaklaşmışlardır. Aynı bakış açısı oryantalistlerde de mevcuttur: Teslisi, ki aslında politeizmi (Baba, oğul, kutsal ruh) inkar eden, (İsa, Meryem ve azizlerin heykelleri başta) putları reddeden ve ruhbanlık sınıfını onaylamayan bu din, mutlaka sahte bir din olmalı idi! Öyle ya, bu din ‘tüm ataların dinine&#8217; karşı idi! (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 16) Emile Dermenghim: “Müslümanlar da Hristiyanlar da birbirilerini yanlış anlamışlardır. Fakat şunu itiraf etmek gerekir ki yanlış anlama, Batılıların tarafında Doğuluların tarafından daha fazla olmuştur. Batılı fırsatçı menfaatperest yazar ve şairler, İslamiyet’e asılsız hatta çelişkili ithamlarda bulunmuşlardır.” (Dr. Ğallab, Nazratul İştişrakiyye, s. 9; Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 12) diyerek önemli bir gerçeği itiraf etmektedir. Ama yine de her zaman “Oryantalistler tıpkı cahiliye dönemindeki müşrikler gibi şaşkınlığa düşmüş, kendi kafalarındaki karışıklığı ve tutarsızlığı Hz. Muhammed&#8217;in davranışlarına yüklemeyi çalışmışlardır. Müsteşriklerin iddiaları aslında müşriklerin iddialarının bayatlamış tekrarından başka bir şey değildir ve gerçekte hayal gören, vehmeden, kafası karışık olan eski müşrikler ve yeni müsteşriklerdir.” (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s. 22, 27) “Oryantalistlerin her ne kadar metot ve yöntemleri farklı olsa da İslam&#8217;a yönelik bakışlarında bir değişiklik söz konusu değildir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 72) “1843 yılından itibaren ‘tarihi tenkit metodu’ ile İslam&#8217;a yaklaşılmış ama yine de birden fazla tasavvur ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılla, ‘klasik ve revizyonist yaklaşım’ olarak iki bakış açısı ortaya çıkmış ama sonuç yine de değişmemiştir.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 452) Goldziher, Caetani gibileri şu fikirdedir; Muhammed kavminin düştüğü bataklıkları gördükçe bunları kurtarmayı hayal etmiş, peygamber olduğuna inanmış, tasarladığı düşünceleri ebedi bir üslupla ifade ederek vahiy diye etrafına duyurmuştur. Bu iddialarıyla, 1400 sene önceki Ebu Cehil gibi cahil müşriklerin fikrini tekrar etmiştir. (Ateş, s. 126)  “Goldziher, Peygamberliğinin başlangıcında düşünceleri, &#8216;başkalarına ait örnekler’ şeklinde dışarıya aksediyordu.” (Goldziher, al-Akaide va&#8217;ş-Şeria fi&#8217;l- İslam, s. 8) derken aslında Kur’an’ın deyimi ile ‘Esatirul-evvelin: Eskilerin masalları’ iddiasını aynen devam ettirmektedir. Görüldüğü gibi, Goldziher’in zihniyeti tıpkı Mekkeli müşrikler gibidir!” (Ateş, s. 127) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca oryantalizm, başlangıç ilkeleri ve ruhu, Mekkeli müşriklerin iddialarına dayanan; akademik anlamda 1311 tarihinde başladığı iddia edilse de aslında Dımaşki&#8217;nin ithamları ile başlayan bir süreçtir ve İslam&#8217;ı olduğu gibi değil, görmek istedikleri gibi aktaran; odak noktasında Hz. Muhammed&#8217;in peygamber olmadığı görüşünün yer aldığı; amacı da elde edilen bilgilerle sömürgecilik, misyonerlik, ticaret geliri elde etmek olan ve Doğu, özellikle de İslam âlemi ile ilgilenen bilim dalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist, Marxist ve oryantalist dünya görüşlerinde Mekkeli müşriklerin izlerini bulmakta mümkündür:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deist mantık (Ahiret inancını red): Müşrikler: &#8220;Biz ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, biz tekrar mı diriltilecekmişiz?!&#8221; (Mü&#8217;minun, 82; Vakıa, 47) &#8220;Hayat sadece bu dünya hayatıdır, ölürüz, yaşarız. Bizi ancak zamanın geçmesi helâk eder&#8221; (Casiye, 24) &#8220;Biz ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra mı diriltileceğiz?&#8221; (Saffat, 15-16) &#8220;Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ölürüz, yaşarız, biz diriltilecek değiliz.&#8221; (Mü&#8217;minun, 37) &#8220;Dedi ki: &#8220;Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?&#8221; (Yasin, 78)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Marxist ideoloji(-nin temel iddiası aynen): Mekkeli müşrikler: &#8220;Alışveriş (ticaret) de riba/faiz gibidir.&#8221; (Bakara, 275)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalist zihniyet (Muhammed, Kur’an&#8217;ı ‘İncil-Tevrat&#8217;tan alıntılarla’ yazdı iddiasının diğer bir versiyonu): “Onlara, &#8220;Rabbiniz ne indirdi?&#8221; diye sorulduğunda &#8220;eskilerin masallarını!&#8221; diye cevap verirler.” (Nahl, 24)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Marksizm de, oryantalist geleneği takip etmiştir.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 16) Zaten “Marxizm, sonuçta Batı kültür dünyasının bir ürünüdür. Marx’ın ‘insanoğlunun yazgısını gerçekleştirmek’ gibi ifadeleri de (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 176) aslında Batılı üstünlük ve yönlendirme mantığını kendisinin de taşıdığını göstermektedir. “Batı kaynaklı ideolojilerden Marx&#8217;ın ekonomik, Freud&#8217;un psikolojik, Darwin&#8217;in ise biyolojik teorileri oryantalizmin uç keşif kolları olarak tarihsel işleve sahip olmuşlardır.” (Süphandağı, s. 57)  “Asya&#8217;da özel mülkiyetin olmadığı görüşü destekleyen Boulanger ve Bernier gibi yazarlar, Asya&#8217;nın Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmesi için sözde gizli bir bahane hazırlarlar. Hegel&#8217;e göre İslam, çoktan bütün ayrıntılarıyla tarih sahnesinden çekilmiştir. Komünist Manifestoda Marx ve Engels, Batı kapitalizminin Çin ve Hindistan&#8217;da  ilerlemeci bir güç görevi gördüğünü ileri sürer. Özellikle İngiltere&#8217;nin, Çin ve Hindistan konusunda yürüttüğü sömürgeci siyaset, Marx ve Engelsel&#8217;in görüşleri ile paralellik arz eder. Marx ve Engels&#8217;in Asya hakkındaki görüşlerinde kaynak olarak, Bernier ve İngiliz faydacılığı esas alınmıştır. 1853&#8217;de Engels&#8217;e yazdığı bir mektupta Marx, Bernier&#8217;in haklı olduğunu yazmaktadır.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 21, 22) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batının Hz. Muhammed&#8217;e bakışı, kendi kimlik anlayışı ile paraleldir. Batı, Hz. Muhammed&#8217;e dini, siyasi/askeri, kültürel ve ekonomik etkenlerle bakmışlardır” (Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 199, 201) “Önce Ortodokslar, daha sonra Katolikler İslam&#8217;a saldırırken en son Protestan mezhebinin kurucusu Luther&#8217;de bu gruba dahil olmuştur.” (Asaf Hüseyin, s. 21) Luther de, ‘Refutation of the Quran’ adlı eserinde Hz. Muhammed&#8217;i şeytanın oğlu ve sapkın bir hareketin kurucusu olarak ilan eder. Bu ‘sapkınlığın’ en önemli göstergesi olarak da İslam’ın İsa&#8217;nın ilahlığını inkar etmesini gösterir. (S. A. Francisco, Luther, s. 7-12) “Oryantalistler, yüzyıllar boyunca bıkmadan usanmadan benzer konuları işlemiş ve bu şekilde hedeflerine ulaştıracak büyük bir literatür oluşturmuşlardır.” (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 30) Aloys Springer, Muhammed&#8217;in sapık Hristiyanlardan etkilenmiş olabileceğini iddia eder ve &#8220;Zira bunların teslis ve İnciller ile ilgili görüşleri, Ortodoks Hristiyanlardan farklıdır.&#8221; diye devam eder. (The life of Muhammad, s. 175) C. S. Hurgronje, Muhammed&#8217;in Yahudilerden etkilenerek, &#8216;tek tanrı anlayışını ortaya attığını&#8217;, testisi reddettiğini iddia eder. (Mohammedanism, s. 45) “Teslis&#8217; e karşı çıkan bir din Hristiyan ilahiyatına karşı yapılmış açık bir meydan okumadır. Oysa Batıya göre Hristiyanlık tek hak dindir.” (Prof. Seyfettin Erşahin, Derleyen, Prof. Dr Adnan Demircan, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 201) ‘İnciller, dolayısı ile Hristiyanlık hakikatin kendisi olduğuna’ göre, İncilleri tahrif edilmiş kabul eden veya teslisi reddeden Hz. Muhammed, &#8216;Hakikat düşmanı&#8217;, dolayısı ile &#8216;şeytani&#8217; olmak zorundadır. (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 449) “Dogmatik bir anlayış içerisinde doğup büyüyen oryantalistler, kendi dinlerine alternatif görüşler ileri süren ve kendi dinlerinin yanlışlığını iddia eden bu yeni dini kabul etmek istememektedirler. (İbrahim Sarıçam, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 289) “Batıda Hz. Peygamber, ‘Hristiyan bakış açısına göre’ değerlendirilmektedir. Üç dinin peygamber anlayışlarında farklılıklar vardır.” (Hıdır, s. 403) Halbuki &#8220;Hristiyanlar Hz. peygamberi şiddet yanlısı olarak nitelerken, İslam hazreti İsa’yı bir peygamber olarak kabul etmektedir.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 45) “İslam karşıtlığı daha ziyade Hz. Peygamber üzerinden yürütülmektedir. Şu soruları yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Resulullah hakkında konuşurken en azından nezaket sınırlarını zorlamamak gerekmez mi? Müslümanların Hz. İsa&#8217;ya gösterdiği saygıyı, Batının da Hz. Muhammed&#8217;e gösterme zamanı gelmedi mi?” (Hıdır, s. 28) Oryantalistler daha en başta ilk düğme yanlış iliklenmekte, gerisi de hep yanlış olarak gelmektedir; ‘Teslis gerçek, tevhit yalan’ iddiası ile başlayan her hareket kendi içinde çelişen ve gerçeklere aykırı kurgulardan oluşan bir yalanlar zincirini doğurmakta, ne yalanlarını temellendirmede birleşebilmekte ne de gerçeğin üstünü örtmeye güçleri yetebilmektedir. Fück, siyasi ve dini nedenlerle İslam ve Hz. Muhammed&#8217;e hep nefret ve kaygı ile bakıldığını söyler. &#8220;Avrupalı bugün bile Muhammed kelimesi ile sahte peygamberi düşünebiliyor ve İslam&#8217;ı, ateş ve kılıç ile yayılan bir sapık öğreti olarak tasvir ediyor.&#8221; (J. Fück, Die originalitat des arabischen propheten, s. 154-155)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">İddiaları</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Muaviye’nin sarayında yetişmiş ve babası gibi maliye bakanlığında görev almış olan Hristiyan Dımaşki, Ömer b. Abdülaziz döneminde görevden alınınca İslam aleyhine yazılar yazmaya başlamıştır. Günümüzde de oryantalistlerin aynen tekrar ettikleri görüşlerin temelini atan Dımaşki, Müslümanların eski bir Afrodit heykelinin başı olan Hacerül-Esved’e taptığını ki, günümüz ateistleri bu iddiayı aynen dile getirmektedir; Hz. Peygamber’in Tevrat ve İncil’den yararlanarak Kur’an’ı yazdığını ki, Oryantalistler 1400 senedir bunu tekrarlamaktadır; aldığı vahyin aslında bir rüyadan farklı olmadığını ki, oryantalistler bunu da saradan histeriye çeşitlendirmişlerdir; kölesi Zeyd’in karısı Zeynep’i baştan çıkardığını ki, aynen ateist ve oryantalistler bunu tekrarlar.” (Bulut, s. 30) “Oryantalistler, İslam medeniyetini olduğundan farklı ve gerçeklere tamamen aykırı bir biçimde de göstermişlerdir.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 22) “İslam, şeytanın işidir. Kur’an, saçmalıklar, anlamsız yazılar bütünüdür. İslam peygamberi ise yalancı, sahtekar ve deccal&#8217;dir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 50) “Müslümanlar ise barbar, şehvet düşkünü, siyah, çirkin ve köpek kafalıdırlar.” (Rana Kabbani, Avrupa&#8217;nın Doğu söylenceleri, s. 32-35) “Batı, Hristiyanlığı şeytan ile savaşan bir din olarak görür. İslam hakkında kullanılan dil; zoolojik (hayvanbilimsel) bir dildir.” (Frantz Fanon, Yeryüzünün lanetlileri, s. 39) “Oryantalistlerin genel kabulü, Kur’an&#8217;ın, Hz. Peygamberin yazdığı bir kitap olduğu şeklindedir.” (Hıdır, s. 119) “Oryantalistler Kur’an-ı Kerim’i Hz. Muhammed’in yazdığını iddia eder.” (İ. Goldziher, Muhammedanische Studien, c.1, s.10-11, TDV İslam Ansiklopedisi, XIV/108; H. R. GİBB, Muhammedanism, s.27-38’den nakiller için bak: Muhammed El-Behiy, İslami Düşüncede Oryantalist Etki, s. 34-40) Oryantalistlere göre “Kur’an&#8217;ı, Muhammed kaleme almıştır. Hristiyanlık, ikna yoluyla; İslam ise kılıç yoluyla yayılmıştır.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 37, 41) “Onlara göre, şayet peygamberin vahiy almadığını ispat ederlerse, Kur’an&#8217;ın yazarı olduğunu ispat edip, İslam&#8217;ın çökeceğine inanmaktadırlar. (Hıdır, s. 402) Hammer de “Muhammediler Kur&#8217;an&#8217;ın kelamullah olduğuna inanır. Biz de aynı kesinlikle Muhammed&#8217;in kelamı olduğuna.” demektedir. (Mehmet Akbulut, Tanrı Dersem Çık Allah Dersem Çıkma, s. 93) “Onlara göre, Kur’an, vahiy ürünü değildir. İslam ancak kılıç zoruyla yayılabilmiştir. Onlar bir taraftan İslamiyet&#8217;i yanlış tanıtmış, diğer taraftan Müslümanların zihinlerinde şüphe ve tereddüt uyandırmışlardır.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 16) “Eulogius, Mesih’in tanrısallığını kabul etmeyen İslam&#8217;ı, bir heretiklik (sapkın) olarak kabul eder. Hristiyan entelektüellerine göre Muhammed, mesih karşıtı bir heretiklik, halk nazarında ise İslam, paganist (çok tanrılı yerel) bir inanç olduğu genel kanaat idi. Haçlı seferlerine katılan insanlara, yaptıkları savaşı meşru göstermek maksadıyla İslam&#8217;ı, Arap putperestliği bağlamında açıklamaya gayret etmişlerdir. (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 43, 44) “Norman Daniel, Hz. Muhammed için, &#8216;Papa adayı bir kardinal idi, emellerine ulaşamayınca peygamberlik iddiasında bulundu,&#8217; denildiğini aktarır. Batıda yeni yetişen nesil de aynı fikirler ile beslenmektedir. Amerika’da ders kitapları İslam hakkında, &#8216;Bu din Muhammed adında zengin bir işadamı tarafından başlatıldı, peygamber olduğunu iddia etti.&#8217; gibi söylemler içermektedir. (Ömer Baharoğlu, s. 31) Halbuki başka oryantalistler “zengin olmak için İslam dininin  Muhammed kurdu.” demekte idi! “12. yüzyılın ilk yarısındaki Hristiyanlara göre, Müslümanlar ‘putperest; Araplar Muhammed’e tapan; heykelleri ise kıymetli taşlarla süslü’ insanlardı!” (Normal Daniel, Islam and West, s. 109; Hişam Cuayyıt, Avrupa ve İslam, s. 24) “Oryantalistler hazreti Muhammed&#8217;in hayatı ile ilgili kitaplar kaleme aldılar. Bu çalışmalar, Hz. Muhammed&#8217;e yönelik bir ‘karakter suikastını’ hedefliyordu.” (Asaf Hüseyin, s. 58) “Hristiyanlar Hz. Muhammed&#8217;e saldırırken, bunu kendi dini geleneklerine uygun bir çerçevede yapıyorlardı. Hristiyanlığın merkezinde Hz. İsa vardır ve o bir peygamber değil, tanrının oğludur. Hristiyanlar aynı bakış açısını İslam&#8217;a da uygular ve ‘İslam&#8217;ı bir Muhammedilik’ olarak görürler. Halbuki İslam&#8217;da hiçbir zaman Hz. Muhammed ilahlaştırılmamıştır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 84) “Oryantalistler kendi dinlerini İsa ile temellendirirler. Hristiyanlık O’na nispet edilir ve ‘Nasranilik’ adı ile bu nedenle anılır. İslam’ı da Efendimizin kurduğuna inandıkları için İslam için, Muhammedizm  adını kullanmakta sakınca görmezler.” (Hamdi Zakzük, s. 105) “İslam hakkında kullanılan, &#8220;Muhammedilik, Muhammedanism ve  İslam&#8217;ın kurucusu&#8221; ifadelerinden kasıt, Müslümanların peygambere tapan bir topluluk/putperestler olduğunu ifade etmektir.” (Hıdır, s. 58) Oryantalistlere göre “Müslüman idaresindeki Hristiyanlara da eziyet edilmekte idi.” (Bulut, s. 38) Thierry Hentsch’e göre ise bu iddialar gerçek dışıdır. (Thierry Hentsch, Hayali Doğu, s. 56) “Oryantalistler Kur’an&#8217;ın ilahi kaynaklı olmadığını Hristiyanlıktan esinlenerek yazıldığını, Hz. Muhammed&#8217;in okuma yazma bildiğini, ama bazıları da bilmediğini, O’nun sara hastası olduğunu, Kur’an&#8217;da gramer hatalı bulunduğunu iddia eder.” (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, Hz. Muhammed ve Kur’an bağlamında oryantalistlere cevap, s. 6) “İslam’ın tanımlanması problemi daima oryantalizm söylem için belli bir aciliyet arzetmiştir. Bu nedenledir ki Hristiyan çevrelerinde İslam’ı, Hristiyan kültürü üzerindeki bir parazit ya da Hristiyan inancının bir yan mezhebi olarak kategorize etmek gerekli görülmüştür.”  (Bryan S. Turner, Oryantalizm, postmodernizm ve globalizm, s. 46) “İlk dönem oryantalistleri cahildir, hayalcidir. Kur’an&#8217;ın, Rahip Bahira&#8217;dan alınan bilgilerle yazıldığını iddia eder. İkinci dönemdeki oryantalistler ise İslam&#8217;a eleştirel yaklaşmış ve onu gözden düşürmeye çalışmıştır. Üçüncü dönemde ise, İslam&#8217;ı öğrenerek içinden yıkma gayretine girişmişler, yumuşak bir üslup kullanarak iftira ve hakarete devam etmişlerdir. Oryantalistler her dönemde Kur’an&#8217;ın ilahi kaynaklı olmadığı, Muhammed&#8217;in eseri olduğu iddiası ileri sürülmüşlerdir.” (Yıldırım, s. 10) “Batının bakış açısına göre İslam Doğu&#8217;da, şehvet ve şiddet ile kurulmuştu. İslam hakkındaki çalışmaların çoğu, haçlı dönemine ait sert polemiklerin üzerine inşa edilmiştir.” (Hıdır, s. 33) “Kindi, Peygamberimizin savaşta dişinin kırılmasını, kendisinin melekler tarafından korunmadığına delil olduğunu ileri sürer.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 83) Halbuki kendi ilahı İsa’nın çarmıha gerilmesini normal kabul eden bu zihniyet, önce ‘insan sonra peygamber’ olduğunu ilan eden ve asla melek olmadığı defalarca Kur’an&#8217;da belirtilen birinin bizlere örnek olacak cesaret ve örnek hayatını karalamaya çalışırken, içine düştüğü paradoksu fark edememektedir! Aynı Kindi, Tanrı-oğul İsa’nın “mucizesi olarak ise, “suyu şaraba dönüştürmesini” örnek vermektedir” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 98) “Kindi, Müslümanlığın menfaat ve şehvet için yayıldığını söyler. Halbuki daha İslam&#8217;ın ilk ortaya çıktığı dönem incelendiğinde, bu iddia kendiliğinden çürümektedir: Mekke dönemi, zevk ve sefa dönemi olmayıp, acı ve ıstırap dönemi olarak, Müslümanlara hiçbir dünyevi getirinin olmadığı bir zaman dilimi olmuştur. Bunu, uzun zaman Medine dönemi de izlemiştir.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 87) Rodinson, Batı&#8217;nın Hz. Muhammed algısını şöyle özetler: &#8220;Muhammed bir sihirbazdı, cinsel ilişkiyi serbest bırakmıştı ve Muhammed Müslümanların en büyük putu ve baş tanrısıydı.&#8221; H. Herkomer ise, ‘Ortaçağ edebiyatında İslam tasvirleri’ adlı çalışmasında şöyle yazmaktadır: &#8220;Avrupalı kardinaller, Muhammed&#8217;in Katolik bir kardinal iken, Hristiyanlıktan ayrılıp Doğuda yeni bir mezhep kurduğunu iddia ediyorlar.&#8221; (Muhammed Umera, Vatikan ve İslam 5, 22 Ekim 2007) Francis Bacon ise, ‘cesaret’ adlı makalesinde şöyle bir yalan uydurmuştur: &#8220;Muhammed, dağı yanına çağırınca geleceğini duyurur. Halk toplanır, Muhammed defalarca seslenir dağa ama dağ yerinden kımıldamayınca utanmadan şöyle söyler: Dağ Muhammed&#8217;e gelmezse, Muhammed dağa gider.&#8221; (Altınoluk, 2006, Nisan, Sayı: 242, s.14) Avrupa’da İslam hakkında o kadar kötü imaj çizilir ki, bir insanın düşüncesini kötülemek için “Muhammedi bir düşünce” diye bir tanımlama yapılırdı ve bu bakış açısı günümüze dek aynen gelmiştir. (Hamdi Zakzük, s. 36) Nitekim bu yalan günümüzde Avrupa&#8217;da o kadar yaygınlaşmıştır ki, olmayacak şeyler için, özellikle İngilizcede (ABD dahil)  ve İspanyolcada da bir darbı mesel olarak kullanılır olmuştur. “Müslümanlar vahşi, Hz. Peygamber de şehvet düşkünlüğü ile suçlanmıştır.” (Mehmet Emin Özafşar, Oryantalist Yaklaşıma İtirazlar, s. 19) “Muhammed bir sahtekar, bir şehvet düşkünü ve şeytanla anlaşmış bir anti İsacı’dır.” (Özafşar, s. 25)  Hollanda&#8217;nın önemli oryantalistlerinden Adrian Reeland, 1705&#8217;te yazdığı kitabında şunları yazmaktadır: &#8220;Elbette herhangi bir din, çürütülmeye değmez olarak düşünülürse, bu İslam&#8217;dır. Biri, iğrenç bir doktrin tasarlayacak olsaydı, bu ancak Muhammed olurdu. Muhammedi inançta hemen hiç güzel bir şey yoktur ve her maddesi yozlaşma içindedir. İblis ile Muhammed arasında büyük bir anlaşma vardır.&#8221; (Reeland, Four Treatises Concerning the Doctrine, s. 12) “Norman Daniel, ‘Islam and the West’ adlı eserinde İslam’a karşı yapılan hakaret ve olumsuz yaklaşımların ‘bilgisizlikten daha çok, kötü niyetten kaynaklandığını’ ifade eder.” (Özafşar, s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Halbuki “Batı, değerler açığını ve çaresizliğini, güç gösterisi ile bastırmaya çalışır. Edward W. Lane, Doğuya dönük tasvirlerinde, “Doğulular aşırı bir cinsellik serbestisi ile ahlakı tehdit ediyor.” diyordu.” (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s. 67, 85) “Batı Doğuya hep cinsellikle yaklaştı. Batı Doğulu kadının haklarını savunur gözüktü. Aslında bu, sömürgeci girişimleri normal göstermek için ihtiyaç duyulan bir açıklamaydı.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 13) “Batı İslam ile cinselliği özdeşleştirmeye çalışırken aslında her şeyde olduğu gibi bu konuda da kendi düşünce dünyasını başkalarına yansıtmaktaydı. Batının ‘Libido’ eksenli bakış açısının temelini, S. Freud&#8217;un cinselliği insan davranışlarının temel faktörü kabul eden görüşleri oluşturmaktadır.” (Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, Mehmet Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 352) Mirza Ebu Talep Han 1800’lü yıllarda gelişmiş (!) Avrupa toplumunun ahlaki yapısı ile ilgili gözlemlerini paylaşır. Daha o yıllarda evlilik dışı cinsellik tüm Avrupa’ya yayılmıştır: “İngiliz kadınları oldukça rahat davranıyorlardı. Her iki cinste birbirlerinin engellemesi olmaksızın istedikleri ile görüşmek için çevirdikleri entrikalar için bir servet harcamakta idiler. Evlerin hepsi mobilyalı, yerler ipek halı idi. Çoğunluk temizlik konusunda gereken özeni göstermiyordu. Şehirde bir tane bile hamam yoktu. Hollandalıların dillerini bilmememe rağmen dans esnasında bakışları ve mimikleri ile o kadar ne istediklerini anlatabiliyorlardı ki, her seferinde yüzüm kızarıyor ve böyle bir şeye alışık olmadığım için hemen salonun uzak bir köşesine çekilmeme sebep oluyordu. İngiliz subaylar Hollandalı kızlarla beraber oluyor ve sonra da onlardan birisiyle evleniyorlardı. İrlandalı ev sahibimin aşırı sıcak davranışları bana uygun gelmediği için buradan ayrılmak zorunda kaldım. Zenginler istediklerini yapabiliyor, ister kadın isterse erkek olsun istedikleri saatte istedikleri yerde kalabiliyordu. Bu onlar için özel yaşamdı ve kimse onları gözetlemiyordu. Bayan erkek ayırt etmeden istenen kişilerle beraber olmanın güzelliği, onları bu tehlikeli geçici heveslerinin fazla esiri etmişti. Diğer bir hataları, onların çok iffetsiz olmaları ve evlenmeden sevgilileri ile birlikte aynı evde yaşamalarıydı. Neredeyse şehrin her mahallesinde genelev işletmekteydiler.” (Mirza Ebu Talep Han, Oksidentalizm, Doğulu bir gezginin gözlemleri, s. 42-43, 46, 94, 141-142, 185) 1900’lü yıllarda ise bırakın sokakları, kiliseler bile ahlaksızlıkla anılıyordu “Londra gazetesinde; katedralin başrahibi, &#8220;genç kadın ve erkeklerin aşüftelik maksadıyla ibadet mahallerine gelmemeleri hususunda onları uyarıyordu.&#8221; (Daily Telegraph gazetesi, 27 Eylül 1904) “İstilaya Avrupalılar &#8216;medeniyetin ithali&#8217; ismini verdiler.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 271)  Halbuki amaçları yeni pazarlar bulmak, memuriyet isteklerine Doğu ülkelerinde kadrolar tedarik etmek, artan nüfusa yerleşebileceği yerler temin etmekti.” (Halil Halid, s. 69) Doğuda Avrupa için bir tehlike mevcut olmayıp, aksine Doğu âlemi Avrupalılardan gelen bunca tehlikelere maruz kalmaktadır. Asıl tehlikeye maruz kalanlar Doğular ve tehlikeyi yaratanlar Batılılar değil midir?” (Halil Halid, s. 260, 268)   “Batıda, duyulduğuna göre, bir kız dans arkadaşıyla gece yarıları bir arabaya binip, evine kadar onunla gelmekte serbestmiş. Biz Hristiyan Avrupa&#8217;nın bu gibi medeni hareketlerini kabul etmeyeceğiz.” (Halil Halid, s.  178)  “Batılılar, İslamiyet&#8217;in başarıyla yayılmasını, çok kadınlar evlilik ve İslam&#8217;ın kılıcının zorlayıcı gücüne bağlamaktadırlar.” (Halil Halid, s. 124,126) “Oryantalistler İslam&#8217;ın yayılmasını iki nedene bağlamışlardır: Şiddet ve cinsellik.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 139; İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 51) Oryantalist söylem ve metinler incelendiğinde, onlardan tehlikeli bir cinsellik anlayışının sızdığı anlaşılacaktır. Bolidor Vercil, &#8220;İslam Kılıç zoru ile ve kadın anlayışındaki her şeyi mübah görmesi sebebiyle yayılmıştır.&#8221; derken, cehaletinden değil kininden konuşmakta idi. Louise Colet, &#8220;Doğu kadını bir makineden başka bir şey değildir. Erkekler arasında hiçbir ayrım yapmaz.&#8221; demekte idi. Thomas Carlyle ise, “Muhammed&#8217;in sahte bir peygamber, dininin ihtiraslar yığınından oluştuğu iddiası, bugün artık ayakta duracak vaziyette değildir.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 21) diyerek bir gerçeği dile getirmekte ve “Kur&#8217;an&#8217;ı hokkabazlık eseri olarak itham etmek, benim aklımın almayacağı bir şeydir.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 49) diyerek gerçeği ilan etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İngiltere’de ve Avrupa’da yaşamış ve sömürgelerinde de görev yapmış olan Mirza Ebu Talep Han gözlemlerini şöyle sıralamaktadır: “Kimliğinizle ilgili olarak, bütün yol boyunca yabancı olduğunuz daha doğrusu Avrupalı olmadığınız size hissettirilecektir. (Talep Han, s. 32) İngilizler Hindistan’da üst seviyede mevkileri işgal ediyor ve büyük bir ticari potansiyeli yürütüyorlardı. Ama incelikleri Hindistan’a yansıtmayı asla düşünmüyorlardı. İngiltere’de İngilizcem İrlanda’dakine göre bin kez ilerlediği halde İngilizler bana daima yabancı olduğumu hissettirdiler ve hep bana mesafelerini korudular.” (Talep Han, s. 74, 82) Bu durum 150 sene sonra da değişmemiştir: “Parisliler yabancılarla rahatça konuşmak, kısa da sürse insanca bir ilişki kurma yeteneğinden tümüyle yoksundur. Paris&#8217;te kimse kimseye bakmaz.” (Mina urgan, Bir Dinozorun Gezileri, s. 133) “Sürekli tekrarlanan eşitlik kavramı aslında görüntüten başka bir şey değildi. Burada zengin ile fakir arasındaki uçurum Hindistan&#8217;a göre daha derindi. Hizmetçiler  efendilerinden izin ve belge almadan ayrılamazlardı. Ayrıca burada onlara fazla saygı gösterilmiyordu ki, Hindistan&#8217;da bu durum daha insancıl ve yoğundu.” (Talep Han, s. 141) Londra&#8217;da kaldığım süre içinde bana Müslümanlara ait özel konular hakkında sürekli sataşıldı ve bazı inançlarımın kendilerine çok gülünç geldiği söylendi. Türkler için şöyle diyorlardı: “Onlar kadar dünyada daha kötü alışkanlıkları olan başka bir millet yoktur.”  (Talep Han, s. 188-189) İngilizlerde gördüğüm bir diğer hata, onlardaki geçici heves ve saygısızlıktı. Çok fazla paraya ve dünyanın işlerine düşkün idiler. Onlar böyle yaşamaya alışmışlar ve tadını çıkarıyorlardı. Ancak, cimrilik ve çekememezlik bu insanlar da basit bir düşünce olarak yerleşmişti. ‘Onların nezaketlerinin ve yardımseverliklerinin altında çıkar ilişkileri yatmaktadır.’  Onlar kavga çıktığında sadece seyrediyorlar ve zayıfın ezilmesine sessiz kalıyorlardı. Diğer hataları, nefislerini kontrol edememeleri ve ‘çok şehvetli bir yaşamları’ olmasıydı. Diğer bir hataları da, İngilizlerin boş hevesleri ve kibirleri idi. Genellikle bu, bilimdeki ilerlemelerinden kaynaklanmaktaydı. Yine diğer bir hataları yeni tanıştıkları birisi ile ilişkilerinde her zaman kendi çıkarlarını düşünmeleri idi. Yeni tanıdıkları kişiden bir yarar umut ediyorlarsa kesinlikle ona karşı alçak gönüllülük gösteriyorlar ve sevecen davranıyorlardı. Çıkar elde edemeyeceklerini anladıklarında ise, başlangıçta gösterdikleri sevecenliği derhal bırakıyorlar ve soğuk davranmaya ve uzak durmaya başlıyorlardı. (Talep Han, s. 176-184) Genes&#8217;te halka açık alanlarda hiç fahişelerin olmaması dikkat çekiciydi. Hemen her köşe başında maaşlı hizmetlileri vardı ve erkekler bu kişilerle konuşuyor sonra eve çıkıyorlardı. Buradaki bir diğer adet ise, ‘kadınların genellikle iki eşlerinin olması’ idi. Bir erkek bütün gün karısıyla beraber olduğunda ve ikincisi gelip kapıyı vurduğunda, birincisi toparlanıp evden çıkıyordu. Avrupalılar, kadınlarının özgür davranışlarından fazlasıyla olumsuz etkilenmişlerdir. Avrupalı kadınlar çok serbest bir yaşama alışmışlardı. (Talep Han, s. 229, 342, 344)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. C.E.M. Joad, Philosophy for our Times adlı eserinde şöyle yazmaktadır: &#8220;Asırlardan beri İngiltere&#8217;nin zihnine hakim olan düşünce, servet yığma arzusudur. Servetin çokluğu ve bolluğu, insanın şeref ölçüsüdür.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s.  242)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi “Oryantalizm, İslam dünyasına ilişkin bilinçli bir çarpıtma ortaya koymaktadır.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 39) “Ortaçağdaki oryantalistler İslamiyet&#8217;te iyilik adına bir şey bulunmadığını düşünüyor, kaynaklarda bu kanaatlerine uygun düşen bilgilerden başkasına doğru gözle bakmıyor, İslam peygamberi ve İslamiyet hakkında kötülük içeren bütün dedikoduları dilden dile dolaştırıyorlardı.” (Rudi Paret, Dirasetü&#8217;l-İslamiyye, s. 9-10)  Yani “Oryantalizm, Batının hayal ettiği Doğu’yu ifade etmekteydi.” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 113) “Dini polemiklerin muhatabı hayali Müslümanlar idi. Onları da kağıt üzerinde kolaylıkla yok edebiliyorlardı.’ (Gerhard Endrss, An Introduction to Islam, s. 7) Halbuki Said’in özeleştiri yaparak ifade ettiği gibi, “Kötü niyetimizi sorgulayabilsek, gerçek İslam ile kafamızdaki İslam arasındaki farkı ayırt edebiliriz.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 110) Ama bu tarih boyunca nerede ise hiç gerçekleşmemiştir! “İngiliz ilahiyatçı Humphrey Prideaux, Hz. Muhammed&#8217;in peygamber olmadan önce yaşamını yağma, soygun ve kan dökerek geçirdiğini iddia eder.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 79) Revizyonist oryantalistlere göre İslam tarihi şöyle idi: İslam, Sasaniler/İranlılar tarafından Filistin&#8217;den sürülen Yahudilerin Hicaz bölgesine gelişinden sonra ortaya çıkan Haceriler (Hagerine) adlı mesihi bir mezhebin içinden çıkmıştır. Hz. Muhammed&#8217;de bu hareketin başına geçmiş, hareket içinde yer alanlar &#8216;Hacer&#8217;in Soyundan Gelenler&#8217; anlamına gelen ‘muhacirler’ olarak adlandırılmıştır. Hicret, Yahudi ve Arapların beraber Kudüs&#8217;e yaptıkları sefer olup, ‘Kudüs’ün fethi sırasında Hz. Muhammed hayatta’ idi. (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 159) Rahip Maksimus The Confessor Müslümanları, &#8220;İnsan kılıklı vahşi yaratıklar, tanrının lanetlediği Yahudiler&#8221; olarak nitelendirmektedir. (Hıdır, s. 221-222) S. W. Muir 1857’de yazdığı eserinde Hz. Muhammed için, &#8216;O&#8217;nun kılıcı ve Kur’an, medeniyet ve özgürlüğün iki inatçı düşmanıdır.&#8217; (Muir, The Life of Mahomet, I/522) demektedir. 150 yıl sonra, günümüz Evangelistlerin liderlerinden Pat Robertson, Fox TV&#8217;deki konuşmasında Hz. Muhammed için, &#8220;O bir soyguncu ve eşkiyadır. Bir canidir.&#8221; (10.09.2002) derken, Amerikalı Baptist papaz Jerry Falwell, CBS adlı kanalda, &#8220;Muhammed&#8217;in bir terörist olduğuna inanıyorum.&#8221; demektedir. (03.10.2002) Hz. Peygamberin soyunun İsmail&#8217;e dayanmasından ötürü, ‘İsmaililer’ olarak yapılan nitelendirme aslında bir aşağılama kastı taşır. Pavlus, İsmailoğullarını, ‘kölenin çocukları’ olarak nitelendirir. (Galatyalılar, 4:22-25) “Oryantalizm birkaç önermeye dayanır. Bunlar: Hristiyanlığın ilerici ve dinamik, Müslümanlığın durağan olduğu inancı, İslam&#8217;ın durağanlaşmasının sebebinin özel mülkiyetin İslam’da olmadığı ve İslam&#8217;ın kaderciliği beslediği iddialarıdır.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 17) Halbuki durum tam tersidir. Örneğin &#8220;Hindistan&#8217;ın ilk başbakanı Cevahirl Lal Nehru, ‘Discovery od India’ adlı eserinde, &#8216;İslam, Hint toplumunda sınıf ayrımını ortadan kaldırdığını ve dünyadan el etek çekmek arzularını yatıştırdığını.&#8217; söylemektedir.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 174) Marxistler ise tam zıttına  ‘İslam’ı kapitalist bir din’ olmakla itham ederler! Kader konusu zaten daha önce açıklanmıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hristiyanlık İslam&#8217;a karşı iki yol tercih etmiştir. Birincisi siyasi ve askeri mücadeledir. Haçlı seferleri ve şark politikası ile bu metot uygulanmıştır. İkinci yol kalemle mücadeledir. Tarihi bilgiler tahrif edilmiş, kurgusal masallar anlatılmış, efsaneler uydurulmuş son olarak ta hakaret ve aşağılayıcı bir dil kullanılmıştır. Aydınlanma döneminde de bu bakış açısı korunmuş, Hz. Muhammed seküler bir bakış açısı ile bir devlet başkanına, bir fatihe indirgenmiş, bu sonuç ise kişisel kabiliyet, ihtiyaç veya içinde yetiştiği ortamla irtibatlandırılmıştır.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 102-104, 449)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Haçlı seferleri ile Doğu denince İslam anlaşılmaya başlanmıştır.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi,  s. VIII,  s. 24) Haçlı seferlerinden sonra Batılılar için Doğu demek; İslam demek olmuştur.” (Süphandağı, s. 93) Oryantalizm‘de Doğu, önce Araplar ve İslam, sonra Osmanlı ve Türkler ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır. “İslamiyet, Batı için daima ‘özel bir tehdit’ temsilcisi olmuştur.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s.13, 89) “Batının bilinçaltındaki değişmeyen çizgi, Doğunun her zaman Batı için bir tehdit olduğudur. Doğuya hükmedilmelidir. Oryantalizmin temeli, çatışma üzerine kuruludur.” (Yücel Bulut, s. VIII-IV) “Oryantalist söylem, Doğulunun bütün günahlarını İslam&#8217;a yüklemiştir.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm, kapitalizm ve İslam, s. 15-21) Haçlı seferleri ile de Hristiyanlar “en çok arzuladıkları şeylere kavuşuyorlardı. Sofular tanrı yolunda eziyete, paragözler yağmaya, tüccarlar yeni pazara, küçük subaylar yaldızlı rütbelere, kahramanlar savaşa, dünyayı tanımak isteyenler yolculuğa.” (Emmanuel Berl, Atilla’dan Timur’a Avrupa ve Asya, s. 151) “Avrupa, kutsal savaşlarda özümsediği kinden asla tam olarak kurtulamamıştır.” (R. Kabbani, Avrupa’nın doğu söylenceleri, s.15) “Haçlı seferlerinden günümüze kalan, tarihi İslam karşıtı teolojik ırkçılıktır.” (Süphandağı, s. 93) Bu nedenle de Martin Luther’e göre Türkler ve Müslümanlar, tanrının gazaplarıdırlar. (Bulut, s. 56) “Protestanların İslam&#8217;a bakışı genelde olumsuzdur. Luther, Türkleri &#8216;şeytana tapıcılar&#8217; olarak tanımlar.” (Hıdır, s. 87-88) “Luther, Müslümanların İsa&#8217;ya küfrettiğini söyler.” (Hıdır, s. 253) “Martin Luther, “son nefesime kadar Türklere karşı savaşırım.” diyecek kadar Türklere karşı nefret ve öfke doludur.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 120) Ayrıca Martin Luther “Türk, Almanların olumsuz öğretmenidir.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 5) demektedir. Almanlara göre de ‘Türk, şeytanın hizmetçisi, son ve tehlikeli öfkesidir.’ (Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II/72) “1615 yılında İngiliz rahip William Bedwell tarafından yayınlanan kitabın adı aynen şöyledir: Mohammedis Imposturae: that is, a discovery of the manifold forgeries, falsehood, and horrible impieties of the blasphemous seducer Mohammed/Muhammed&#8217;in sahtekarlıkları: Yani kafir ve insan ayartan Muhammed&#8217;in çeşitli sahtekarlıkları, korkunç ve dinsizce davranışları.” (Hıdır, s. 90) Yine archive.org adlı siteye 2018 yılında eklenen, ilk İngilizce Kur’an çevirisini yapan Sale’in kitabının tanıtım başlığı: ‘The Alcoran Of The Imposter Mohammed/Sahtekar Muhammed&#8217;in Kuran&#8217;ı’ (archive.org/details/TheAlcoranOfTheImposterMohammed1734) şeklindedir. Victor Hugo, ‘Les Orientales’ adlı eseri ile Doğuyu barbarca bir vahşet cümbüşü, haremler, kesilen kelleler, çuval içinde denize atılan kadınlar, beyaz minareler, harem ağaları şeklinde tasvir eder. Bu imaj öylesine yerleşir ki Batılı insanın kafasına, doğuya gittiklerinde bu imajı ararlar, bu imaja uymayan ne varsa görmezden gelirler! (Bulut, s. 98) “Dante, 14. yüzyılda yazdığı ‘İlahi Komedya’ adlı eserde Hz. Muhammed&#8217;i cehennemim en alt tabakasına yerleştirmiş ve onu sapkınlar arasında göstermiştir.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 73) ‘Mary Magdelene’ 15. yüzyılda yazılan bir piyestir ve burada da Hz. Muhammed, Sezar ve Firavun&#8217;un taptığı bir ilah olarak gösterilir. (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 43) “Erasmus, Türklere/Müslümanlara karşı din eksenli savaşa dair teo-politik kitaplar kaleme almıştır. Bugün Avrupa’da var olan bazı olumsuz Türk/Müslüman imajında onun etkisi büyüktür.” (Erasmus, Deliliğe Övgü, s. 116; Hıdır, s. 200) “Voltaire,&#8217;nin ‘La Fanatisme ou Mahomet’ adlı eserinde Hz. Muhammed, Ortaçağ geleneğine uygun en aşağılayıcı kelimelerle tasvir edilmiştir. Frederick&#8217;e yazdığı mektupta ise, &#8216;Muhammed&#8217;i oyunda gerçekte işlemediği bir suçu işlemiş gibi gösterdiğim için tenkit edilebilirim.&#8217; diyerek çarpıtmasını açıkça itiraf etmiştir.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 52) Güya Hz. Muhammed, bir güvercini kulağındaki gizli bezelyeyi omuzuna konarak yiyecek şekilde eğitir ve bunu ‘güvercin vahiy getirdi’ şeklinde etrafına sunar. Bu hikaye aynen Shakespear&#8217;ın eserlerine de girmiştir. Ayrıca, bir de bir boğayı eğiten Muhammed, onu çağırınca hemen gelir ve önünde boğa diz çöker masalı da epey revaçta idi. (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 67) Oryantalistler, “Güvercin ve beyaz boğa kullanarak, Muhammed ‘vahiy aldığını iddia etmiştir’ görüşündedirler. Bu anlayış, hâlâ varlığını devam ettirmektedir.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, s. 51) P. Bayle, güvercin ve öküz kıssalarının uydurma olduğunun kabul edilmesi gerektiğine işaret eder. (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 83) “Pococke, Grotius&#8217;e: “Güvercine ait masalın delili nerededir?” diye sormuştu. Grotius, bir delil olmadığı şeklinde cevap verir. Artık bu gibi şeyleri atmak zamanı çoktan gelmiştir.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 22) “Henry Stubbe, Boğa ve güvercin kıssalarını saçma olarak nitelendirir ve hiç bir Arap kaynakta geçmediğinin altını çizer.” (H. Stubbe, An Account of the Rise and Progless of mahometanism With The Life of Mahomet, s. 149) Tabii böyle hayali birçok iddia Hristiyan dünyasında yaygındır: “Parisli Matthew, Saracenlerin (Müslüman Arapların) domuz eti yemediklerini kaydettikten sonra buna gerekçe olarak “çünkü Saracenler domuzu insanın kardeşi olarak görmektedir” der ve domuz eti yemenin Saracenlerin kutsal kitabında yasaklanmış olduğunu ekler. Matthew, Müslümanların içki içmediğini de kaydetmiştir fakat bu yasağı da Hazreti Peygamber hakkında olumsuzluk isnat eden bir hikaye ile açıklamıştır.” (Pınar Savaş, Yüksek Lisans Tezi, Ortaçağ ingiltere’sinde “saracen” algısı, s. 80) “Bazı kayıtlarda da, Muhammed&#8217;in kendini içkiye verdiği, bir defasında Mekke&#8217;de büyük bir içki âleminden eve dönerken bilinçsizce bir dışkı çukuruna düştüğü; kısa süre sonra oraya gelen domuzların uyuyan Muhammed&#8217;i ısırdıkları anlatılır. Bu efsaneler o kadar yaygındı ki,  İngiltere&#8217;ye kadar uzanmıştır. (Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 213) “Ölünce beni gömmeyin, üç gün sonra göğe çekileceğim.” dediği ve 12 gün beklendiği halde göğe yükselmeyince defnedildiği, meşhur ‘Roland Destanı’nda Saracenlerin aslında Mahumet (Hz. Muhammed), Apollin (Apollo) ve Tervagant (Termagant) isimli üç puta tapan paganlar oldukları, Muhammed’in “Şeytanın ilk doğan çocuğu” olduğu gibi birçok masal Batı literatüründe bilimsel eser adı altında yayınlanmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler ayrıca Saracenlere ‘ismaililer’ diye hitap ederler. Hz. İbrahim’in cariyesi Hacer’den doğan oğlu Hz. İsmail’in soyundan geldikleri için onları küçümsemek amacıyla bu adı kullanırlar. Müslümanlara ise ‘Muhammedi’ diye seslenerek aslında onların ‘Allah’ın değil’de ‘Muhammed’in dininden olduklarını’ ima ederler. Oryantalistler Müslümanların ilahı olan ‘Allah’ kelimesini özellikle eserlerinde kullanırlar. Bundan amaç saygı değil, Müslümanların tanrısını kendi terimleri ile ifade etmekten kaçınmalarıdır! Zaten tüm bu çalışma boyunca Hz. Muhammed kelimesinin geçtiği her yerde, baştaki saygı ifadesi olan ‘Hz.’ ifadesi tarafımızdan eklenmiş olup, hiçbir oryantalist eserde bu ifade geçmemektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15544" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/5768568679656565.jpg" alt="" width="400" height="388" /></span></p>
<p>             Muhammed (&#8220;Machomet&#8221;) ayaklar altında, ayin kitabı, 1500 tahta baskısı.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstte cehennemde Muhammed resmi ve altta iki dişi meleğin ayakları altında çiğnenen ve elinde Kur’an bulunan Hz. Muhammed tasviri (Belçika Dendermonde, Flanders’deki Church Of Our Lady Kilisesi’nde 17. yüzyıl sonlarında Mettehuz van Beveren tarafından yapılan, yaklaşık olarak da 300 yıldır sergilendiği kaydedilen ahşap heykel) “Avrupa Muhafazakarlarının Sesi” sloganıyla yayın yapan ‘Brusselsjournal’ adlı haber sitesine göre, heykel, Hristiyanlığın İslam üzerindeki üstünlüğünü, zaferini temsil etmektedir. (Yeniçağ, 08/05/2008) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-15543" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3532467686446947.jpg" alt="" width="241" height="245" />                                                                                 <img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15545" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ywruertuyıroıyeurtu.jpg" alt="" width="250" height="225" /></span></p>
<p>1493 yılında yayınlanan Muhammed mahkemede resmi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bacon, Türkleri ahlaktan uzak, sanatsız, bilimsiz, bir arsayı ya da günün bir saatini bile hesaplanamayan, yemekte kıt ve pis, kısaca; insan toplumunun yüz karası olarak tasvir etmektedir. Türkler için, &#8216;canavarlara karşı kibar olan gaddar insanlar&#8217; tanımı da ona aittir. Montaigne, Haşhaşileri sadık Müslüman olarak tanımlarken, Dante, Muhammed&#8217;i cehennemin 8. katında resmetmekte idi. Bruno, Türkleri Antik Roma tarihindeki vahşilerle, Godlar, Vandallar, Lombardlarla bir tutarak, ‘kitapları yok eden kimseler’ olduklarını yazmaktadır. Humphrey Prideaux ise, Muhammed&#8217;i cahil bir barbar, şehvet düşkünü ve kötü ruhlu bir sahtekar olarak tasvir ediyordu. (Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 42,45) “Avrupalılar, İslam Kültür ve medeniyetinin başarılarının İslam dinine rağmen gerçekleştiğine inanmıştır. “Renan, Harun Reşit ve Me&#8217;mun&#8217;un İslamiyet&#8217;e inanmadıklarını iddia etmektedir.  Kindi, Farabi, İbni Sina&#8217;nın hayat hikayeleri, Sokrat&#8217;ın Galileo&#8217;nin, Rousseau&#8217;nun maceralarına kıyas mı kabul eder?  Sokrat idam edilmiş, Galileo engizisyon mahkemelerinde işkencelere uğramış, Rousseau tutuklanmakla tehdit edilmiştir. İbni Rüşd, bir müddet Meraşek&#8217;te mahzun ve terk edilmiş bir halde kalmıştır. Fakat öldüğü zaman hem büyük bir memuriyete hem de birçok servete sahip idi. İbni Sina, iki İslam devletinde başbakanlık; İbni Rüşd, iki İslam devletinde baş kadılık makamlarına sahip olmuşlardı. Bu hakikat, Müslümanlar katında felsefenin aşağılanmış mı olduğunu, yoksa saygın bir konumda mı olduğunu fiilen ispat eder?” (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, 36, 39,  s. 41) Bacon, Farabi ve İbni Sina&#8217;nın aslında Hristiyan olduğunu ileri sürebilmiştir. Selahattin Eyyubi de tıpkı İslam filozofları gibi, yer yer gizli bir Hristiyan şövalye olarak Avrupa&#8217;da anılır. Bacon gibi Sandys&#8217;e göre de Müslüman filozoflar aslında Hristiyan idiler. Aydınlanma filozofu Voltaire, ‘söz konusu İslam olunca, akılcılıktan, hümanizmden, hoşgörüden hiçbir iz kendisinde göremeyiz.’ der ve yazdığı piyeste Peygamberimizi fanatik, kaba, sahtekar, şehvet düşkünü biri olarak lanse eder.”  (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 56, 74, 114, 115) “Peygamber Muhammed&#8217;in fanatizmi” isimli bu oyunda Voltaire, ‘kimsenin, deve tüccarı Muhammed&#8217;in davranışlarını mazur göremeyeceğini’ yazar. “Osmanlı yazarlarında Ahmed Midhat ve Beşir ise, zaman zaman Hz. Muhammed ve İslam’a karşı takdirlerini gizlemeyen ve hoşgörü ile yaklaşan Voltaire’in Hz. Peygamber’e karşı yalan ve iftiralar içeren böylesine bir piyes kaleme almasının sebebinin, ‘Hıristiyanlık taassubu eleştirisi nedeniyle tepkisini çektiği Papa’ya kendisini affettirmeye çalışması olduğunu’ ileri sürmüşlerdir.” (Muhammed İhsan Hacıismailoğlu, Voltaire’in Fanatizm veya Peygamber Muhammed’in Bağnazlığı Adlı Tiyatro Eseri Üzerine Değerlendirmeler, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 19, Sayı: 1, s. 334)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Diderot, Muhammed&#8217;in insanları din değiştirip, güzel kadınlarla birlikte olma zevkine ulaşmaya ya da ölümü seçmeye zorladığını ileri sürer. (Michael Curtis, s. 47) İngiltere sınırları dışına hiç çıkmamış olan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin askeri ve siyasi tarihiyle ilgili yazılmış ilk İngilizce kitabın yazarı da olan Richard Knolles, ‘Türklerin erdem ve insanlıktan nasip almadığını’ yazmıştır. Ona göre Türkler gaddar ve kalleştir. (Michael Curtis, s. 66) Sir William Eton, 1799 yılında yazmış olduğu bir kitapta, modern Avrupa&#8217;nın büyük bölümü, ‘yurtsever, yardımsever, soylu, sosyal çevreyi süsleyip çekici hale getiren, hassas zevkler yaratan, dişil toplumun etkilerine atfedilebilir bir yapıdadır.’ Türkler ise aksine, ‘sevgi anlayışları, arkadaşlık ya da saygıdan öte cinsellik üzerine kurulu’ barbarlardır. (Michael Curtis, s. 92) “Siyasi alanda Doğu despotik, baskıcı, kapalı, gerici gösterilmelidir ki aydınlanmış medeni Avrupa&#8217;nın ‘emperyalist müdahalesi’ meşru ve anlamlı bir hale gelebilsin. Yarı barbar toplumlar ancak Avrupa&#8217;nın bir pazarı oldukları zaman medeni milletler kulübüne dahil olabilirler!” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 112, 114) Şark despotizmi kavramının aksiyomatik olarak başlangıç noktası Montesquieu&#8217;dur. (Michael Curtis, s. 102) Montesquieu&#8217;ya göre &#8216;Doğudaki  kadınlar köle, Monarşik rejimdeki kadınlar özgürlük içindedir.&#8217; (Michael Curtis, s. 124) Montesquieu, Hristiyanlığın despotizme engel olduğunu ileri sürer. Hristiyan ülkelerdeki iç ve dış politik eylemlerin İslam ülkelerinden daha merhametli olduğunu, Müslümanların daha zalim olduğunu iddia eder. Ona göre İslam zalimdir ve tembelliğe teşvik eder. (Michael Curtis, s. 127) Türkler, ‘tüm ulusların en cahilidir. Şerefe, yaşama ve halkların sahip olduğu mülke çok az önem verilir&#8217; diye eleştiriye devam eder. (Michael Curtis, s. 144) Halbuki Ortadoğu hakkında uzman olan birçok isim, onun bir şekilde Ortadoğu hakkında hatalı veya eksik bilgi sahibi olduğunu kolaylıkla anlayabilir. (Michael Curtis, s. 146) “Giovanni Botero, ‘Osmanlı&#8217;da halk, tebaa değil emirleri kanun yerine geçen despot büyük Türk&#8217;ün kararlarına bağlı olan köleler’ olduğunu ileri sürerken, (Michael Curtis, s. 59) 1786&#8217;da Fransız Büyükelçiliği görevini yürüten Choiseul Kontu Gouffier ise, &#8220;Osmanlı&#8217;da işler, kralın tek efendi olduğu Fransa&#8217;dakinden farklıdır. Osmanlı&#8217;da sultan, hukuk adamlarını, alimleri, yüksek mevki sahiplerini ve artık mevkilerinde olmayanları da ikna etmesi gerekmekteydi.&#8221; diyerek bu iddianın gerçek olmadığını itiraf eder. Anquetil-Duprrron, “Doğu rejimlerinin, şeytanın somut hali olarak suçlanması oldukça haksızdır&#8221; (Michael Curtis, s. 93, 146) derken, 1829&#8217;da Türkiye&#8217;de ve Doğuda birçok yere seyahat eden İngiliz Deniz subayı Adolphus Slade, &#8220;Osmanlı sultanının sınırsız yetkilere sahip olmadığını, yetki ve gücünün çeşitli faktörler ile kontrol altında tutulduğunu&#8221; yazar.”  Osmanlı’yı ziyaret eden Fransız Castellen’in bu konudaki yorumu da önemlidir: “Osmanlı padişahlarının iradesi Kur’an hükümlerinden üstün değildir.&#8221; (Antoine Laurent Castellan, Moeurs Usages, Costumes des ottomans et abrege de leur historie, III/14; La Turquie actuelle, s. 12) Aslında tüm bu yorum farklılıkları, Osmanlı toplumunu gören veya hiçbir Müslüman ülkeye adımını dahi atmayanlar arasındaki farkı da açıkça göstermektedir. Görüldüğü gibi, “Şark despotizmi kavramı, Doğu toplumlarının ve politikalarının içinde olduğu gerçekliği tarafsız bir şekilde analiz edip anlatılmaktan daha çok, Batının bu toplumlar üzerindeki emperyalist ve sömürgeci hakimiyetini veya Batının politik hedeflerini desteklemek için kullanıldığı görüşü, post modern görüşlerin de genel özetini oluşturur. Şu bir gerçektir ki, Doğu hakkında kaleme alınmış metinlerin bir kısmı, Batılı devletlerin ve ticari şirketlerin temsilcileri ve memurları tarafından yazılmıştır. Bu yazarlardan bir kısmı da, kendi ülkelerindeki yani Avrupa&#8217;daki despot yöneticilere karşı, aşırı monarşik gücün kısıtlanması ve sınırlandırılması çağrısında bulunmak için, Doğu despot imgesini kullanmıştır.” (Michael Curtis, s. 98) “Avukat ve gazeteci olan Linguet’in de, şark despotizmi kavramının özellikle Hindistan&#8217;daki İngiliz egemenliğini haklı göstermek için kullanılan bir kurgu olduğunu ifade eder.” (Michael Curtis, s. 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kendini ontolojik manada evrenin merkezinde gören bir topluluk olan Batı,  herhalde başkalarını barbar, parya olarak görmekten çekinmeyecektir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 7) “Oryantalistlere göre İslam, şeytanın işidir, Muhammed yalancı, kurnaz ve İsa düşmanıdır. Müslümanlar da vahşi ve barbar yaratıklardır. (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 237) “Eski Yunanlıların, Yunan olmayanları barbar olarak tanımlaması yüzyılları aşan yaygın bir uygulamaydı. Yüksek bir kültür inşa ettiklerini inanan Romalıların, şiddet ve barbarlığı bir eğlence ve zevk objesi haline getiren gladyatör oyunlarına düşkünlükleri de bilinmektedir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 64, 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gazze’de yaklaşık 60.000 sivili katleden İsrail devlet başkanı Netanyahu adlı zalim de yaptığı katliamı aynı şablonla savunuyordu. “Hamas&#8217;a karşı savaş barbarlığa karşı bir medeniyet savaşıdır.” (tr.news.rik.cy, 13 Kasım 2023) İsrail Başbakanı, ABD’ye Hamas&#8217;a karşı verilen savaşın sadece İsrail için değil, aynı zamanda ABD için de bir savaş olduğu mesajını da veriyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı, kendisinden farklı görüp ötekileştirdiği Doğuyu, dini açıdan şiddet, uydurulmuş ve şeytan işi; devlet yönetimi açısından despot ve totaliter; halk açısından cahil ve kaderci; yaşantı olarak hayalperest ve cinsellik dolu; sanat olarak da egzotik ve dişil görürken, yüzlerce yıldır işgal ettikleri ülkelerden elde ettikleri kaynaklarla günümüzde ulaştıkları teknolojiyi yine sömürülerini devam ettirmek için kullanmakta, kendilerine de ‘üstün, haklı, uygar, efendi’ rolünü biçmeye devam etmektedir. Batı asla aynaya bakma ihtiyacı hissetmezken, en objektif ve hümanistleri bile, son sınıra geldiğinde &#8216;kendi kültür, din veya milletini&#8217; öncelemekte, onların yanında yer almakta; haklı haksız olduğuna bakmaksızın kendi kültürlerinin yanında durmaktadırlar. Batılılar, kendileri hakkında gerçekleri dile getirenlere ise asla tahammül edemezler. İslam hakkında gerçekleri yazabilme cesareti gösterenler ya fakirlik içinde dışlanmış olarak ölmüşler ya da eserleri çok sonraları ancak basılabilmiş ama mutlaka hepsi çok yönlü saldırıya maruz kalmışlardır. En son bilinen örneklerden olan, Edward Said&#8217;in, ‘Oryantalizm’ adlı eseri basıldığında kendisi sayısız eleştiri yağmuruna tutulmuştur: &#8216;Uydurmacı&#8217; (Justus Weiner, Commentary, Eylül 1999), &#8216;Filistin&#8217;in düzmece peygamberi&#8217; (The Wall Street Journal, 26 Ağustos 1999), &#8216;İkiyüzlü&#8217; (Daniel Pipes, Jerussalem Post, 6 Eylül 1999), &#8216;Arap propagandasının aşağılık uydurması&#8217; (Leon Wieseltier, The New Republic, 7 Nisan 1979, s. 29), &#8216; Oryantalizm sözcüğünü kirleten, tarafsız ve iyi niyetli oryantalistlerin çalışmaları lekeleyen, masum bir çalışma alanı olan oryantalizmi siyasallaştıran&#8217; (Bernard Lewis, Oryantalizm sorunu, The New York Review of Books, 24 Haziran 1982, s.49-55) … Görüldüğü gibi oryantalizm alanında ‘doğruları yazma cesareti gösteren’ asla cezasız kalmamaktadır, ne geçmişte ne günümüzde! Halbuki “Said bize, güç ve bilginin nasıl kaçınılmaz olarak birleştirildiğini ve güç ilişkilerinin söylemler yoluyla nasıl bir dizi analitik obje ürettiğini ve bu objelerin düşünüyü büyük ölçüde beklenmedik ve farkına vanlmadık bir biçimde nasıl etkilediğini göstermek suretiyle, liberalizmin çok köklü bir eleştirisini sunmuştu.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm, postmodernizm ve globalizm, s. 19) Said diğer bir çalışmasında da bu konuya değinmiştir: “Oryantalizmin adlı eserin temel konusu, bilgi birikimi ile güç arasındaki ilişkidir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 9) Bunun ifşa edilmesi de ona suç (!) olarak yetmişti zaten.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Ernest Renan anlayışında olan Avrupa alimlerinin bizimle ilgili her sözü, kendilerince, hiç bir delile ihtiyaç duymadan apaçık ve kesin gerçekler olarak kabul edilir.” (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 20) “Oryantalistlerin hemen hepsi ya Hristiyan rahip, ya sömürgeci zihniyetin temsilcisi ya da Yahudi&#8217;dir.” (Mustafa Sıbai, s. 91) “Oryantalistlerin çoğu asker, misyonerdir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 104) “Oryantalistlerin çoğu, önceden tasarlanmış fikirlerden oluşan çıkarımlarla ortaya çıkmışlardır.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 112) Birçoğu din adamı veya misyoner olan bu oryantalistler hareket noktası olarak kendi dinlerinin hak/tek doğru olduğunu kabul ettikleri; ateistler ise materyalist oldukları ve metafiziği reddederek olaylara baktıkları için her iki kesim de daha araştırmaya başlamadan Hz. Muhammed&#8217;i peygamber, İslamiyet’i bir din, Kur’an&#8217;ı ilahi kitap olarak görmemekte ve dolayısı ile başta zaten bir ön kabul ile İslam’a yaklaşmaktadırlar. İlk düğme yanlış iliklenince de artık geriye sadece, &#8216;o halde Kur’an&#8217;ın yazarı olan bu Muhammed, İslam dinini nasıl uydurdu?&#8217; sorusuna cevap aramak kalmakta ve tüm İslami kaynakları, bu ön yargılı bakış açısı ile incelenmektedir. Fakat işin asıl ilginç yönü, her oryantalist yazar Kur’an için farklı neden, kaynak ve amaç ileri sürmüş ve vardıkları sonuç ile de ‘birbirlerini yalanlayarak’ aslında iddialarını çelişkiler yumağına dönüşmüşlerdir. Oryantalist yayınlar içinde objektif eserler olsa da unutulmamalıdır ki bunlarda son aşamada her zaman sömürge, misyonerlik veya ticari amaçlar için kullanılmaktadır! Hadis fihristi  Concordance veya yazma eserlerin basılması gibi çalışmalar, bu iddiamızın istisnası değillerdir. Mesela ilk ‘Kur’an Ansiklopedisi’ni oryantalistler yazmış ama içi tamamen uydurma ve saptırma ithamlarla doldurulmuştur. Bu iddialara cevaplar tek tek verildiği halde yeni baskılarında da bu cevaplar esere alınmamış, hiçbir düzeltme yapılmamıştır! “Oryantalistlerce yazılan ve ilk baskısı 1913-1938&#8217;de, ikincisi 1954-2005&#8217;te yayınlanan ve Türkçe’ye de tercüme edilen ‘The Encyclopedia of Islam/İslam Ansiklopedisi’ndeki birçok hata, İslam âleminden gelen uyarılara rağmen ikinci baskısında da aynen tekrar ettirilmiştir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 135) Kısaca hadis, İslam tarihi veya Kur’an üzerine yapılan çalışmalar tamamen taraflı, objektiflikten uzak ve peşin hükümlü olarak kaleme alınmıştır. Hatta Amerika’lı tarihçi George Saliba&#8217;nın dediği gibi, &#8220;İslam dünyasında gelişmeye devam eden yüksek seviyede bir matematik ve teknik hareketlilikle ilgili elde edilen sonuçların önemi, onlar üzerinde çalışma yapmaya &#8216;cesaret etmiş&#8217; oryantalistler tarafından bile tam olarak anlaşılamamıştır.&#8221; (Prof. Dr. George Saliba, İslam Bilimi ve Avrupa Rönesans&#8217;ının Oluşumu, s. 40) Misyonerlik ve sömürü için oryantalistleri yetiştirip Arapça öğrenmeye kendileri başladıkları halde, &#8220;Salamanka Üniversitesi&#8217;nden Profesör Hernan Nunez, Louvainli Nicolas Clenardus&#8217;a şöyle diyebilmektedir: “Bu barbar dil Arapça neyinize? Latince ve Yunancayı bilmek yeterli.” Yine 19. yüzyıl oryantalistleri, Gazali sonrası iki eseri dikkatle okumalarına rağmen, &#8216;Sırf böyle bir şey aramadıkları için&#8217; eserlerin içerdiği &#8216;özgünlüğü fark edememiş&#8217; olmaları, kendilerini doğrulayan beklentileri gerçekleştirecek şeyleri aradıklarının göstergesidir.&#8221; (Saliba, s. 233)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hristiyanlık dünyasında, Haçlı Seferleri yerine başka bir yol bulunmuştur.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 237) “Haçlı seferlerinden itibaren fazla bir şey değişmemiştir. Kâfirlerle savaş yerine onlara İncil okutma  -misyonerlik- kavramı gündeme gelmiş, Arapça çalışmaları başlamış, içine ticari ve emperyalist amaçlar eklenmiştir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 112) “Batılı olmayan halkları denetim altına almak için kültürleri ve dinleri hakkında daha çok bilgiye acilen ihtiyaç duyuluyordu. Hristiyan ve Yahudi bilginler İslam&#8217;a karşı yeni bir cephe açtı. Edward Sait, oryantalizmin &#8216;Doğuyu denetim altına almak, kullanmak, işbirliği yapmayı öğrenmek amaçlı&#8217; olduğunu söyler. Oryantalist çalışmalar, sömürgecilerin amaçlarının gerçekleşmesi için bir vasıta olarak, sömürgeleştirilen memleketlerin pasifizasyonu konusunda bir kılavuz haline gelmiştir. Oryantalistler Müslümanların aşağılığını ve Batının üstünlüğünü yazıp çizdiler. Böylece sömürgecilik bu halkları uygarlaştırma için atılmış bir adım olarak mazur gösterildi. Oryantalizm, bir sömürgeci strateji idi. Sömürgeciler ve oryantalistler İslam ülkelerinde birbirlerinin çalışmalarını da tamamlamışlardır.” (Asaf Hüseyin, s. 54-55, 61, 68) “Oryantalizm, emperyalizmin İslam dünyasına sızmakta kullandığı bir araçtır.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 13) “Emperyalist ülkelerde kilise ve Dışişleri Bakanlığı yan yana yürümektedir.” (Mustafa Sıbai, s. 91) “Emperyalist olmayan ülkelerde veya İskandinavya ülkelerinde ise oryantalizm bu nedenle sönük geçmektedir.” (Mustafa Sıbai, s. 91) Kısaca, “Oryantalistler, Müslümanları yok etmeyi arzulamaktadırlar.” (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 4, 12, 16) “Oryantalistlerin amacı ya misyonerlik ya emperyalizmdir. Oryantalistler kin ve taassuptan kurtulamamışlardır. Eserleri önyargılıdır ve amaçların İslam&#8217;ı yıkmak için bahane bulmaktır. Tarihi olayları değiştirerek açıkça yalan söylemekten çekinmezler, sahtekar ve hayalcidirler. Hz. Muhammed&#8217;e olan kin ve düşmanlıklarında sınır yoktur. Nezaketten yoksundurlar. ‘Kendilerine verilen cevaplara hiç bakmadan aynı şeyleri yüzlerce yıldır tekrar etmekten usanmazlar.’ Toleransı hep karşı taraftan beklerler! Sığ düşüncelidirler ve dogma propagandacıdırlar. Kilisenin derin etkisindedirler. Şımarıktırlar, kendilerini sürekli efendi, Müslümanları daima köle, mahkum olarak görürler.” (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s. 221-226) Onlar “Ne akademik işbirliğini kabul etmişler ne de insani ilişkileri geliştirmeye yanaşmışlardır. Çatışmayı maskeli bir şekilde devam ettirmektedirler. Zamanımızda hâlâ Kur’an’ın Hz. Muhammed tarafından İncil-Tevrattan alıntılarla yazıldığını iddia etmektedirler.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 113) Halbuki ABD yönetiminin “Vietnam trajedisinden öğrenmiş olması gereken bir ders varsa, o da ülkelerin nasıl gelişmeleri gerektiğini buyuracak ehliyete sahip olmadıkları.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 140)  gerçeği idi! Ama ne tarihte ne günümüzde Batı asla ders almamıştır, almamaktadır ve ne yazık ki almayacaktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Metot ve amaçları: Oryantalizm, misyonerlik ve emperyalizm</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ötekileştiricidirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kontny, oryantalizmi “Kendini Batı denilen bir siyasi-kültürel oluşuma ait hisseden birinin, Doğu olarak betimlediği bir oluşumun öğeleri hakkında konuşması” (Kontny, Oryantalizm ve ataerkillik üzerine. Doğu-Batı, (20), s. 121) şeklinde tanımlarken aynı zamanda “öteki” vurgusunu da öne çıkarmaktadır. Batı hem sömürülmeye müsait bir bölge olarak Doğu’yu tasvir ederken hem de ötekileştirmeyi pekiştirerek kendi konumunu idealize etmektedir. Bu bağlamda, “Sömürgeciliğin ideallerini besleyen oryantalist çalışmalar başta olmak üzere pek çok faktör, medeniyetlerin kutuplaşmasına hizmet ederek ötekileştirme kavramına zemin hazırlamaktadır.” (Asiye Sezgin Tüylü, İlknur Tatar Kırılmış, Ali Canip Yöntem’de self oryantalizmin izleri, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 2024, Cilt: 25 Sayı: 46,  s. 20)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şarkiyatçılık adı ile de bilinen ve tarafgirli bir bakış açısı ile, ‘odak noktasını’ İslam kültür ve medeniyetinin irdelenmesinin oluşturulduğu oryantalizm, Batılıların ‘kendi kültürlerini merkeze alarak’ Doğu halkını ve özellikle de İslam medeniyetini ‘öteki’leştirmiştir. “Batılı bilince göre, ‘değer kazanmak’ veya kaybetmek, tarihin öznesi olan ‘Batıya yakınlık’ veya uzaklık ile ilgilidir.” (Süphandağı, s. 108) “Günümüzde Batı dünyasının bilinçaltında Müslümanlar &#8216;öteki&#8217; olarak kodlanmıştır. ‘Arapların ardından’ Osmanlı ile yüzleşmeye başlamasından sonra Avrupa&#8217;nın ‘ötekisi’ Müslümanlar anlamında Türkler olmuştur. Martin Luther&#8217;in, &#8216;Türklere karşı Ordu vaazı&#8217;, Erasmus&#8217;un, &#8216;Barbarlara karşı Türklerle Savaş&#8217; adlı eserleri bu nedenlerle yazılmıştır. Batı, kendi medeniyetini merkeze alıp, diğer kültür ve medeniyetleri ona göre değerlendirir ve onları &#8216;öteki&#8217; olarak tanımlar. Müslümanlar, Avrupalı bakış açısına göre &#8220;barbar, putperest, kafir&#8221; olarak etiketlenmiştir. Batılı, kendisindeki tüm olumsuzlukları kendi kurguladığı &#8216;ötekine&#8217; yükleyerek deşarj olur, günahlarından arınır, rahatlar ve böylece düşmanı hep kendi dışında arar.” (Hıdır, s. 71-74) “Şair, ‘Peki biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? Bir çeşit bir çözümdü onlar sorunlarımıza.’ demektedir. Barbarların bir anda yok olmasıyla, eski sorunlar geri gelir, ülke yine ‘kendisiyle baş başa’ kalır.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 9) “Doğu ile Batı arasında ayırımın başlangıç noktasıdır oryantalizmdir.” (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s 16) ve “Avrupa kendi kimliğini oluştururken, bir ötekini ihtiyacı duyar. Öteki Doğu&#8217;dur. Merkez Batı&#8217;dır; eleştirilen, yorumlanan, aşağılanan Doğudur.” (Hilmi Yavuz, Modernleşme, oryantalizm, İslam, s. 56) “Oryantalizm, çıktığı günden bu yana Doğu hakkında onu dışlayan, aşağılayan ve sömürgeleşmesine yol açan bir iktidar söylemi yaratmıştır.” (Ömer Baharoğlu, s. 111) “Oryantalizm zamanla, Doğuluların egemen Batıya boyun eğdirme programına dönüşür.” (Ömer Baharoğlu, s. 23)  “Oryantalistlerin yaklaşım tarzı, kötü niyet ve İslam’da noksan ve kusur arama üzerine kuruludur.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 75)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler araştırmalarında, tarihi, dini, siyasi ve en önemlisi ekonomiyi hep merkeze almış ve genelde Doğu ama özellikle de İslam’a karşı daima önyargılı ve suçlayıcı bir dil kullanılmış, ‘var olan değil gösterilmek isteneni’ aktarmıştır. Çünkü şu an Batı’nın dünyaya uyguladığı sömürüye engel olacak tek gücün İslam olduğunu bilmekte ve buna göre hareket etmektedirler. “Oryantalistler Budizm, Hinduizm gibi insan kaynaklı dinler hakkında her zaman tarafsız/objektif oldukları halde, söz konusu olan din İslam olunca saldırgan ve aşağılayıcı bir dil kullanmayı tercih etmektedirler. Şurası kesin ki, Hristiyanlık âlemi İslam medeniyetini her zaman kendileri için bir tehdit olarak görmüşlerdir.” (Hamdi Zakzük, s. 104) “Oryantalizm, bir hayali İslam tasarısıdır! 14. yüzyıldan itibaren Batı kendisini İslam&#8217;ın tam karşısındaki zihinsel mekanda konumlandırmış, arayı olabildiğince açmış ve peşin hükümlü tavırla, var olabilecek en aşırı noktaya ulaşmıştır: Oryantalizm!” (Hilmi Yavuz, s. 124) “Avrupalılar, İslam&#8217;a diğer milletlerden daha aşağıda bir gözle bakarlar.” (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 18) 1990’lı yıllarda “Bosnalı Müslüman kardeşlerimiz medeni Avrupa&#8217;nın gözleri önünde bir soykırıma uğramıştır. Haçlı zihniyeti günümüzde de bütün hızıyla devam etmektedir. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  9) İslam medeniyetinin hakimiyetine karşı duyulan tepki, bir ideoloji halinde nesillerden nesillere intikal etmiş bulunmaktadır. Günümüzde Bosna-Hersek&#8217;te, Çeçenistan&#8217;da, Filistin&#8217;de, Afganistan&#8217;da, Irak, Azerbaycan ve Kıbrıs&#8217;ta cereyan etmekte olan hadiseler bu zihniyetin en açık örneği olarak gözlerimizin önündedir. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  42) Dinsiz ol veya Buda dinini kabul et; fakat kesinlikle, asla Müslüman olma! Medenileşmiş halkın, ta haçlıların mutaassıp devirlerinden beri miras olageldiği İslam düşmanlığının etkisi pek yamandır. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  151) “Oryantalizm İslam&#8217;ın tahribine yönelik önemli bir araç haline geldi. Oryantalizmin ana görevi sömürgeleşmeye engel olacak İslam&#8217;ın pençelerini sökmekti. Oryantalizm, İslam&#8217;a Batılılaştırılmış bir yorum getirdi ve cihat, ümmet, tevhid gibi İslami kavramların gerçek anlamlarını çarpıttı. (Asaf Hüseyin, s. 55) Hindistan ve Çin dahil, Doğunun öteki bütün medeniyetleri yenilgiye uğratılmıştır. Batıya bir türlü tamamen boyun eğdirilememiş görünen sadece İslam&#8217;dır. Batı kendi dini olan Hristiyanlık dahil her şeye galebe çaldı, kendine güvenini arttırdı ama İslam karşısında bunu gerçekleştiremedi. İslam&#8217;a olan düşmanlığı arttı.” (Asaf Hüseyin, s. 113) Günümüz yazarlarında da bu düşmanlık aynen devam etmektedir: &#8220;Hristiyanlığın zararlı bir rakibi var ise o da, İslam dinidir. İslamiyet&#8217;te bizim için kuvvetli ve tesirli bir düşmanlık vardır.&#8221; (Sir William Muir, Muhammedan Controversy, s. 2) Aynı yazar şöyle devam eder: &#8220;İslam&#8217;ın siyasi itibarı ortadan kaldırıldı; ama Avrupa&#8217;nın büyük devletleri tarafından icra olunan manevi nüfuz korkarız ki, nispeten daha az öneme sahiptir.&#8221; (Sir William Muir, Muhammedan Controversy, s. 100) “Hiçbir din, İslamiyet&#8217;le ilgili iddia edildiği gibi, ‘Batı medeniyetini tehdit ediyor’ türünden bir değerlendirmeye tabi tutulmamıştır.” (Said, Haberler ağında İslam, s. 13) “ABD’deki İslamofobi’nin büyükbabası kabul edilen Daniel Pipes, 1990’da ‘National Review’ için yazdığı bir makalede, ‘Müslümanlar ‘asimilasyona karşı en dirençli’ görünenlerdir.’ (Nathan Lean, İslamofobi Endüstrisi, s. 34) diye yazmaktadır. Daniel Pipes 13 yıl sonra da benzer şeyleri tekrar eder: “Faşist ve komünist tehlikeleri yendik ve şimdi de İslamcı tehlikesini yenmemiz gerek.  İslam hukukunun tümüyle uygulanmasını isteyenlere karşı çok katıyım. İslamcılığı milliyetçi bir Yahudi veya köktendinci Hristiyan&#8217;dan çok daha büyük bir tehdit olarak görüyorum.” (Akşam, 08 Ocak 2013) “1990 Körfez savaşında ABD’de insanlar sohbetlerinde, “Gerçek İslam, sürekli bir tehdittir.” diye kanaatlerini belirtiyorlardı. Halbuki Hristiyan Yahudilere zulmeden, sapkın mezheplileri yaktıran, Haçlı seferlerini düzenleyen, Asya ve Afrika halkları köle edinen, Engizisyon hakimleri hep Hristiyanlardı.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 12-13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm, İslam dünyasında kendilerine karşı olan gücün temel unsurunun İslam dini olduğunu çok iyi kavramıştır.&#8221; (Prof Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 22) “Avrupa emperyalizmine karşı direnişin temel dayanak noktası dindir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 134) “Birinci Dünya savaşından sonra İslam dünyasında uyanma başlar. İslam’ın, özellikle Batının sömürüsüne karşı çıkabilecek tek ideolojiyi temsil ettiği düşünülmektedir.” (T. Hentsch, Hayali Doğu, s. 206) “Oryantalist düşüncenin temelinde, hayali  fakat kesin çizgilerle ayrılmış iki coğrafya yatar. İslamiyet’in kaderi çok özel bir düşmanlık ve korku ile izlenmek olmuştur. Bunun temel nedeni Batının İslamiyet’i Hristiyanlığa ciddi bir rakip olarak görmesidir. İslam, Batıya hiçbir zaman tümüyle boyun eğmeyen tek medeniyet olarak görülüyor.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 38-39) “İslam’ın yayılışı, durağanlaşan Hristiyanlığa kırbaç etkisi yapmıştır.” (Thierry Hentch, Hayali doğu, s. 98) “Batı bizim aktüel gücümüzden çekinmemekte, Müslümanlarda var olan ‘potansiyel güçten’ çekinmektedir. En telaş ettikleri husus, etkili bir İslam devletinin kurulması ve birleşik İslam bloğudur.” (Meryem Cemile, İslam ve Oryantalizm, s. 111) “Batının yüreğinin en gizli köşelerinde hep bir Orta Doğu korkusu saklı kalmıştır. Ya Orta Doğu da yeniden bir İslam uygarlığı ortaya çıkarsa! Ya birlik çizgisinde el ele verip yeniden tek ülke olursa, o zaman Batılılar kimleri sömürebilecektir?” (Mehmet Kahraman, Batıdan kendimize bakmak, Yedi İklim, sayı 58, s. 38)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Aydınlanma, rönesanstan sonra da Batılı insanın zihni aynı kalmış, sadece şekil değişikliğine gidilmiştir.” (Süphandağı, s. 106) “Haçlı Seferleri&#8217;nin, askeri ve siyasi yönlerden hezimete uğramasından bu yana Batılılar, İslamiyet&#8217;ten başka yollarla intikam almak fikrinden, bir an olsun vazgeçmediler.” (Mustafa Sıbai, s. 95) “Haçlı seferleri ile istenen sonuç elde edilemeyince İslam’ı araştırma ihtiyacı doğar.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 59) “İşgal, haçlı seferlerinin yenilgisinin intikamını almak, Avrupa için her zaman bir ideal olmuştur. Bunun için de Müslüman ülkeleri çok iyi tanımak gerekmektedir.” (Edward Said, Oryantalizm, s. 68-70) “Oryantalizm Müslüman ülkelere egemen olmak için bir rehber vazifesi gördü. Askeri ve siyasi istiladan sonra oryantalizm, Müslümanların zihinlerindeki manevi direnci zayıflatmak, onları din ve kültürleri hakkında şüpheye düşürmek için çalışmalara yöneldi. Bu sayede son kaleleri de düşürmek amaçlanmaktadır.” (Hamdi Zakzük, s. 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm, siyasi bir organizasyondur. Müslümanlara egemen olmak için İslam&#8217;a ait bilgileri elde etmek isteyen bir organizasyondur. Sömürgeciliğin hizmetinde olan oryantalizmin amacı, Müslüman kişiliği ortadan kaldırmak, kültüre bağlılığı azaltmak, kişinin Allah ve peygamberi ile olan ilişkisini kesmektir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 17) “Misyonerliğin ileri karakolu olan müsteşriklerin esas gayesi, İslam’ın özünü teşkil eden esas kaynakları bulandırmak, Müslümanlarda inandıkları değerlere karşı tereddüt uyandırmak, onları şüphe girdabında boğmaktır. Onlar ihtilafları körükleyerek işe başladılar. Toplumlara hangi yol ve yöntemle gireceklerini öğrendiler. İslam medeniyeti, İslam kültürü gibi tamamıyla insanın istifadesine sunulmuş bir manzume karşısında şaşkına dönmüşlerdir. Halbuki ‘Batı almadan hiçbir şey vermez ve daima verdiğinin fazlasını alır.’ Onlar arkeolojik kazı yaparken bile antik kentleri ve eserleri çalarlar.” (Ali Osman Ateş, Oryantalistlerin Hz. Peygamber İle İlgili  İddialarına Cevaplar, s. 11-1) İşin diğer bir yönü ise, Doğu hakkında yapılan bu araştırmalar, sömürge ülkeleri için bir ön bilgi ve sömürüye altyapı niteliği taşımış, gerek aydın gerek devlet düzeyindeki küçümser ve sübjektif bakış açısı da sömürgecilere hem psikolojik hem de fikri altyapı oluşturmuştur. Yani &#8220;Oryantalizm, ilmi olmaktan çok sömürgecilik, misyonerlik, Siyonizm, ticari çıkar gibi etkenlerin ilim kisvesi altında ortaya konmasından ibarettir.&#8221; (Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 35) M. Hamdi Zakzük, ‘Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması’ adlı eserinin sunuş bölümünde “Oryantalizmin, sömürgeci Batının fikir ve zihniyetini temsil ettiğini, haçlı seferleriyle Müslümanların kuvvet kullanılarak yenilemeyeceğini anlayan Batının, oryantalistler vasıtasıyla Müslümanları tanıyarak misyonerlerle Müslümanlara karşı sefere çıkıldığını” yazar. “9 Mayıs 1636 yılında Cambridge üniversitesi Arapça bölümünün açılışında, bölüm başkanına hitap eden yazıda şöyle denilmektedir: “Biz sadece dil ve edebiyat öğretmek istemiyoruz, ticaretimizi artırmak yanında Kilisenin sınırlarını genişletmek, Hristiyanlığı yaymakta  istiyoruz.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, Sunuş bölümünden, s. 8) “Haçlı seferleri tam bir başarısızlıkla sonuçlanınca onların yerini oryantalizmin öncüleri olan misyonerler alır.” (Roger Garaudy, İslam&#8217;ın vadettikleri, s. 196) “Ticaret, din ve askeri çatışmalar, oryantalizmin ana sürükleyici gücünü oluşturur. Doğu hakkında bilgi edinme, Avrupa&#8217;nın, Orta Doğu ve Asya üzerindeki yayılma tarihinden ayırt edilemez.” (Bryan S. Turner, s. 106) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendi onlardır! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalistlerin de dogmaları vardır: &#8220;Batı gelişmiş, insancıl ve üstündür. Doğu ise aşağı derecedendir. Doğu Batılı bakış açısıyla tanımlanmalıdır.” (Asaf Hüseyin, s. 67) “Batının diğer kültürleri hor görmesini mümkün kılan emperyalist gücüdür.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 21) “19. asırdaki ekonomik kalkınma Batıda büyük bir kibir ve ırkçı yaklaşımlara neden olur. Güç kendilerinde olduğuna göre kendi dışında kalanların kendilerine hizmet etmeleri gerektiğine inanırlar. Bu da sömürgeciliğe yönelmelerine neden olur. (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. VI) “Batı medeniyeti ile övünmek ve Doğunun zamanımızdaki arka arkaya gelen mağlubiyetini görmeye alışmak, Batılıları büsbütün şımartmış, şirretleştirmiştir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 173) “Avrupalılar, kendilerini bir merkez aktör olarak konumlandırabilmek ve sömürgeciliği meşrulaştırmak için, Batılı ve çoğunlukla Hristiyan olmayan toplumları gayri medeni olarak tasnif etmek durumundaydılar. Medeniyet kavramı, Avrupa merkezciliği ve Avrupa sömürgeciliğini meşrulaştırmak için elverişli bir araç olarak kullanılmıştır. (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 39, 45)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Müsteşrikler, Batı medeniyetinin kafalarda egemen olmasını amaçlamaktadırlar. Kendi Medeniyetlerine bir çeşit kutsiyet meydana getirerek, alternatifsiz bir yol olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadırlar.&#8221; (Maşallah Turan, Batılı iki müsteşrik W. Montgomery Watt ve Rudi Paret&#8217;in İslam&#8217;ı algılama biçimlerinin kritiği, s. 9, 73) “Batılılara göre, Batı her zaman egemenliğin ve efendiliğin adıdır. Batı, Doğu ile arasına bir mesafe koymak, ayrım yapmak için oryantalizmin bilgi birikimi ve kendisine sunduğu donanıma başvurmuştur.” (Ömer Baharoğlu, s. 104; Naif Yaşar, 17)  “Batı, kendisine teslim olunmasını istemektedir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 120) Oryantalizm, “Doğu’ya hakim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için Batı’nın bulduğu bir yol” (Edward Said, Oryantalizm, s.15-16) ve “bir sömürge doktrinidir. Amaç, Batının üstünlüğünü daha belirgin bir şekilde göstermektedir.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin Kısa Tarihi, s 13) “Batı belli bir yaşam biçimini, kültür formunu ifade etmektedir. Batı sadece İslam dünyasını değil, Amerika&#8217;yı, Çin’i, Hint, Afrika ve Uzak Doğu Asya’yı sömürgeleştirmiştir. Bu Sömürgecilik, etkilerini popüler kültürden ekonomik küreselleşmeye kadar pek çok alanda göstermeye devam etmektedir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 28, 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı tarafından bilinmeyen, yok hükmündedir. Bir şey zamanla Batılı tarafından önce keşfedilir ve sonra da adam edilir.” (Süphandağı, s. 67) Avrupa, tarihi kendini yücelterek ve ön plana çıkararak okutur ve bunu Doğuya kabul ettirmeye çalışır. (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 18) Avrupa devleti bakış: ‘Yakın doğu’ sözü ile ‘Doğu Avrupa’yı kast ederken bile bu mekana olan sahiplenmeyi açıkça ifade etmektedir. Avrupa için kendisinin ilk defa gittiği her coğrafya birer ‘keşif’tir. Coğrafi keşifler sözü de, Avrupa merkezli bir bakış açısının ürünüdür. Batı dışı her türlü bilim, düşünce yok sayılmıştır. Bu mümkün olmazsa, bilim insanlarının ismi değiştirilmiştir.  İbni Sina’nın adı Avicenna, el-Kindi; Alkindius, İbni Rüşt; Averros olarak değiştirmiştir. (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 37) Amerika&#8217;ya niçin ‘Uzak Batı’ denmiyor? (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 15)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında Montgomery Watt&#8217;ın &#8220;Endülüs&#8217;te Müslümanların kültürel üstünlüğü karşısında ezilen ve çoğu rahiplerden oluşan oryantalistler, kendi halklarına, her şeye rağmen Hristiyanlığın üstün olduğunu gösterebilmek için İslam imajını çarpıttılar.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 20) şeklindeki itirafının da gösterdiği gibi, ortada sadece bir kıskançlık vardır. Ve emperyalizm ile elde edilen güç sayesinde bu eziklik kendini üstün gö-ste-rme şeklinde devam etmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslamiyet’le ilgili haberlerde de tam bir etnosentrisizm (kendi kültürünün bütün kültürlerden üstün olduğu inancı) vardır.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 12) Alexis de Tocqueville, “Hristiyanlık, modern ahlak kanunlarının en büyük kaynağıdır.” (Michael Curtis, s. 229) derken Curtis, ‘Hristiyanlık, medeniyetleri özgürlüğe ve demokrasiye taşıyabilmiş ve sosyal gelişim ve yüce vazifeler için gerekli bir koşul olmuştur&#8217; (Michael Curtis, s. 232) demektedir. “Batı, imtiyazlı ve hakim olan, ilerici tarafı temsil eder. Doğu ise gericidir.” (Mahmut Mutman, “Oryantalizmin Gölgesi Altında: Batı’ya Karşı İslam”, Oryantalizm, Hegemonya ve Kültürel Fark, s. 28-31;  Recep Şentürk, “Oryantalizm ve Sosyal Teori”, Oryantalizmi Yeniden Okumak-Batı’da İslam Çalışmaları Sempozyumu, 11-12 Mayıs 2003, s. 45-47; İsmail Süphandağı, Batı ve İslam Arasında Oryantalizm, s. 49) “Neyin müsaade edilebilir, neyin edilemez olduğuna ABD karar verir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 28) “18. yüzyılın sonlarında, Batı ötekine (Doğuya) karşı uygarlaştırıcı bir misyon yüklenir. (Recep Boztemur,  Marx, Doğu sorunu ve Oryantalizm, Doğu Batı, sayı 20, I/135) “Oryantalist düşünce üstünlük psikolojisi içinde konuşur ve &#8216;ötekini&#8217; söylemleri ile ‘yeniden üretir.’ Modernizm ise, Batı dışı toplumları Batılılaştırmayı hedefleyen bir ideolojik projenin adıdır. Oryantal söylem, ‘öteki’ olan Batı dışı toplumlara yetersiz ve eksik olduklarını empoze eder.” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 12-13) “Batı, karşıtını üreterek varlığını canlı tutabilmektedir. Batı, sömürücü karakterini, ötekine karşı militarist  tutumunu gizlemektedir. Özne, Avrupa insanıdır. Öteki ise nesnedir. Öteki ile diyalog ya hakimiyet kurmak ya da ötekini kendi içinde eritmek amacıyla geliştirilmektedir.” (Süphandağı s. 44, 51) “Osmanlı ve cumhuriyet aydınlarının farkına varamadığı şudur: Avrupa&#8217;nın zihin tarihi, 18. yüzyılla sınırlı olan bir aydınlanma düşüncesine indirgenemez. Avrupa&#8217;nın zihin tarihi &#8216;kendi karşıtını üreten süreçlerin&#8217; tarihidir.” (Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, s. 43) “Kendisini kalın duvarlar gerisine hapseden bir Avrupalının insanlık barışına bir katkıda bulunabilmesi de beklenemez.” (Süphandağı, s. 48)  Çünkü onlar için “Her durumda odak noktası, Batıdır.” (Alim Arlı, Oryantalizm, Oksidentalizm ve Şerif Mardin, s. 22) “Oryantalist söylemin başlıca özelliği, “Batı’nın benzersizliğini” göstermek için farkı vurgulamaktır.” (Bryan S. Turner, s. 59) “Doğu’yu kurtarma görevinde Batı efendidir, Doğu’ya düşen rol ise efendi karşısında köle olmaktır.” (Süphandağı, s. 114) “Asırlarca Batılılar tarafından ezilen Yahudiler, günümüzde Batılıların ileri karakolu olarak bir anda ezenlerin safına geçmiştir.” (Kemal Tahir, Sanat Edebiyat Notları 4, s. 39) “Batı kendini, evrensel aklın ve medeniyetin tek temsilcisi olarak görmektedir.” (Hıdır, s. 31) “Doğu kendini tanımlayamaz, savunamaz. Onun bir başkası tarafından temsil edilmesi gerekir; bu işlevi yapacak olan ise Batıdır.” (Hilmi Yavuz, Modernleşme Oryantalizm ve İslam, s. 41) Kendi dışındakileri “üçüncü dünya” gibi kategorilere ayıran Avrupa’nın asıl amacı, dünyanın geri kalanının aşağılanması ve aşağılanmış haliyle farklılaştırılmasıdır. Böylece kendi üstünlüğünü daha rahat bir şekilde kabul ettirecek bir alan yaratmış olacaktır. Batının kurguladığı Doğu kavramı coğrafi olmaktan öte,  ideolojiktir. (Yüksel Kanar, Batı’nın Doğu’su, Avrupa Barbarlığının Küreselleşmesi, s. 1-2, 72) “Batının yükselişinde oryantalizmin payı küçümsenemeyecek kadar önemlidir. Zira oryantalizm, Batının üstünlüğünü vurgulamak, bu üstünlüğün yayılmasını sağlamak, ötekilere bunu inandırmak ve Doğunun farklılıklarını ortaya dökmenin, Doğunun zenginliklerini edinebilmenin ideolojisi olmuştur.” (Ömer Baharoğlu, s. 68) “Batı, Batılı olmayanlara “çağdaş ”, kendisiyle “eş zamanlı” olma hakkı tanımaz.” (Nilüfer Göle, “Batı Dışı Modernlik: Kavram Üzerine”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, III/60) Batılı, olaylara iki ayrı pencereden bakar. Mesela bir &#8220;Fransız, kendi gibi Batılı komşusuna hoşgörülü iken öteki kabul ettiği ve yönettiği zannettiği ülke  halklarına ise alaycı, küçümser ve merhametsizdir.” (Attila İlhan, Hangi Batı, s. 41) “Oryantalizmin kurumsallaştırdığı zihinsel kopma, Doğunun Batı ile değil fakat Batının Doğu ile olan diyalogsuzluğunun asıl nedenidir. Oryantalizm, bir monologdur.” (Hilmi Yavuz, s. 125) “Batı ötekini dışlayarak kendini rahatlatmıştır.” (Süphandağı, s. 102) “Batılı ruh, kendi olumsuzluklarını ötekinin üzerine yıkarak, günahlarından arınmayı düşünmüştür. Yunan’da yabancıyı barbar olarak gören düşünce, bütün Batı tarihi boyunca değişmeden devam etmiştir.” (Süphandağı, s. 98, 104, 121) “Avrupa bireyi, her şeyi kendisi için isteyen, maddeye ancak ona sahip olmak ya da egemen olmak için yaklaşan bir bencilliğe sahiptir. Edgar Morin, ‘Avrupa&#8217;yı Düşünmek’ adlı kitabında, &#8216;dialojik&#8217; diye bir kavramdan bahseder. Bundan kastı da, &#8216;kendi karşıtını üretmek ve onunla çatışmasını sürdürerek verimli bir ilişkiye girebilmektir.&#8217; Morin, Avrupa kültürünün ayırt edici özelliğini anlayabilmek için bu kelimeyi kavramanın zorunlu olduğunu belirtir.” (Hilmi Yavuz, s. 47)  Sör Walter Scott’un ‘Tılsım’ adlı romanında cahillik ve kibir kendini şöyle gösterir: Roman kahramanı Sir Kenneth, Müslüman bir Arabı bir çölde köşeye sıkıştırır ve ona şunu söyler: “Bana asıl garip gelen nedir bilir misin? Sizlerin şeytanın evladı olmanız değil, bununla övünmeniz!” (Said, Oryantalizm, s. 138) “Sir William Eton, 1799 yılında yazmış olduğu kitapta, Osmanlı İmparatoru için, “tanrının sesi ve gücü tek bir insanda birleşiyor” derken, başka bir yerde, “müftünün, dini ve ruhani konularda lider konumda olduğunu ve ayrıca subaylar, ulema ve bakanlardan oluşan büyük bir divanın da sultanın gücünün sınırlayıcısı” olduğunu yazarak kendi ile çelişkiye düşmektedir.” (Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 69) Kısaca, Romalılardan beri kendilerinden olmayanlar barbardır: “Avrupa kültürü yüksek, diğer kültürler ise barbardır.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 16, 19)  AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell&#8217;in &#8220;Avrupa bir bahçedir, dünyanın geri kalanı ormandır&#8221; (AA, 18.10.2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">John M. MacKenzie: “Oryantalist incelemeler, Batının entelektüel, teknolojik, siyasi, askeri ve iktisadi üstünlüğünün ifadesinin bir yolu oldu. Oryantalizm iktidarın bir aracı ve hakimiyetin sembolü bir yapıyı temsil eder, hakikati değil.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin Kısa Tarihi, Küre, İstanbul, 2004, s. 4-5)  Montesquieu, 18. Yüzyılda “Doğu despotizmi” fikrinin yayılmasına en büyük katkıyı sağlarken aslında doğuya bir kez bile ayak basmadığı gerçeği görmezden gelinmektedir. Doğuya seyahat yapmış olan <em>Abraham Hyacinthe</em><em> </em>Anquetil-Duperron, ‘Legislation Orientale’ adlı eserinde, Doğuda despotizm kavramının tanıtıldığı gibi olmadığını, bireylerin serbestçe mülk sahibi olduğunu, hükümdarlarında uyması gereken kurallar olduğunu, Doğu konusundaki yanlış anlayışın istisnalar, suistimaller ve ihlallerin abartılması, çarpıtılmasından kaynaklandığını söylemekte, Doğu despotizmi kavramı ile Avrupa’nın Doğuyu sömürme faaliyetlerini meşrulaştırdığının altını çizmektedir. (Bulut, s. 81, 83) “Montesquieu: ‘Türkler dünyanın en çirkin insanlarıdır. Karıları da kendileri gibi kuru, huysuz, çirkindir. Türkler eşek olacaklar öbür dünyada. Sırtlarında Yahudileri Cehenneme taşıyacaklar.’ demektedir. Montesquieu bizi bu kadar tanır. Batı yazarlarında ciddiyet ve dürüstlük aramayacak kadar Batı irfanının aşinası olanlar için bu hükümlerin tek orijinal tarafı, terbiyesizliktir.” (Cemil Meriç, Bu Ülke, s. 194) “Oryantalizm, Batılı emperyalist efendilerin Doğuyu işgal etmelerini meşrulaştırmış ve altyapısını hazırlamıştır. Ortaçağ sanatında birçok tabloda, Hz. İsa&#8217;yı çarmıha gerenlerden birisi Müslüman olarak tasvir edilir.” (Naif Yaşar, s. 19) “Avrupa tarihi, ötekileştirerek sömürme tarihidir. Avrupa ötekini gözlemden daha çok hayal ile tasvir eder. Bu hayalin temelini korku, hedefini sömürü belirler. 17. yy. eserlerini inceleyen Montesquieu, 18 yy.’da ‘Doğu desptizmini’ ilan etmekte, Batılı ressamlar hiç görmedikleri (Oliver Kontny, Oryantalizm ve Ataerkillik Üzerine, Doğu-Batı, 20/121-136) haremin birçok resmini yapmakta idi. (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 45, 60) Oryantalist ressamlar Avrupa şehirlerinde platolar oluşturmuş, hayallerindeki Doğu imajını buralarda resme dökmüş, harem veya köle pazarında diye resmettikleri kadınları ise, Avrupalı model veya kuzey Afrikalı Yahudi kadınlardan oluşturmuşlardı. (Roger Benjamin, The Oriental Mirage, Orientalism, s. 7-31) M. de Chabrol, Mısırlılar hakkında, “Onlara ‘en doğru fikirleri ve Avrupa uygarlığının aydınlığını’ götürebilmiş olsaydık, bu adamlardan umutlu olmaya hakkımız olmaz mıydı?” (Bulut, s. 118) demektedir. İtalyan başbakanı Silvio Berlusconi&#8217;nin &#8220;üstün değerlere sahip Batı yeni insanları Batılaştırıp (Occidentalize) fethetmek zorunda.&#8221; (International Herald Tribune, 27 Eylül 2001) derken “kökleri eskiye dayanan oryantalizmin devam ettiğini göstermektedir.” (Bulut, s. 143) “19. yüzyılda Oryantalist bakış açısı tamamı ile tepeden bakan kibirli bir şekle dönüşmüştür.” (Hamdi Zakzük, s. 39) “Lord Cromer, “Doğulular yalancıdırlar. İngiliz ırkının doğruluk ve asaletine ters düşerler.” (Said, Oryantalizm, s. 62) derken, İsrailli Shotat ve Amerikalı Stam, “Bizim “ulus”umuz, onların “kabileleri”; bizim “din”imiz onların “hurafeleri”; bizim “kültür”ümüz, onların “folklorü”; bizim “sanat”ımız, onların “el işleri”; bizim “miting”lerimiz, onların “ayaklanmaları”; bizim “savunma”mız, onların “terörizmi” vardır.” (Ella Shotat, Robert Stam, Unthinking Eurocentrism s. 2) demektedirler. “Batı Doğuyu anlatırken aslında kendini anlatmaktadır. Doğu despot ise aslında Batı despot değildir.  Kölelikten bahsediliyorsa aslında bu Batının ne kadar özgürlükçü olduğuna duyurmayı amaçlamaktadır.” (E. Said, oryantalizm, s. 144) Batının gözünde Doğu tuhaftır, anlaşılmazdır ama Batı onu anlayacak kalıpları da bulmuştur: “Biz diğer kültürleri, onların tuhaflıklarını anlaşılabilir kılabilecek, önceden var olan bir kural ya da söylev içine yerleştirerek anlıyoruz.” (B. Turner, Oryantalizm, Kapitalizm ve İslam, s.108) “Batı Doğu adına konuşur ve onu temsil etmelidir. Batı Doğuya hep cinsellikle yaklaştı. Doğulu kadının haklarını savunur gözüktü. Avrupa, Doğuya aydınlık ve özgürlük götürme görevini üstlenmiş olarak kendini her zaman Doğunun efendisi olarak gördü. Aslında bu, sömürgeci girişimleri normal göstermek için ihtiyaç duyulan bir açıklamaydı.” (Bulut, s. 13) “Batının hayal dünyasında Doğu imajı; gittikçe, gidip almaları için kendilerini bekleyen edilgen bir nesneye dönüşmektedir. Avrupa kendini dünyanın merkezinde görmekte, sadece merkezi değil tarihi de kendini merkeze alarak bir düzene sokmaktadır.” (Bulut, s. 77) “Batıya hakim olan üç etkin faktör vardır: Yunan felsefe ve aklı, Hristiyanlık inancı ve endüstri devrimi ile beraber ortaya çıkan emperyalist dünya görüşü.” (Ömer Baharoğlu, s.  65) “Batının İslam algısını, hakim medeniyet olma duygusundan ve Greko-Roman ve Yahudi-Hristiyan köklerinden bağımsız ele alamayız. Batı medeniyetinin kökleri Greko-Roman kültürü ile Yahudi ve Hristiyan geleneğidir. Eski Yunan kültürü, politeist yani çok tanrılı bir dine sahip idi. Yunan siyasi-toplumsal yapısı Yunan olmayanları barbar kabul ediyordu.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s.  14, 29)  “Batı, Yunan-Roma ve Hristiyan üçlemesinin terkibinin sonucudur.” (Süphandağı, s. 34, 44) “Oryantalistlere göre &#8220;tarih Yunanlılarla başlar.&#8221; (M. Guidi, Trois de L&#8217;Institut de phlilogie et d&#8217;histoire orientales, s. 171) “Arap dünyasının kültürünü karşılamak amacıyla, antik çağın yeniden canlandırılması birçok cephede yürütülmüştür.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 74) “Oryantalistlere göre her şey Batı ile başlar ve biter.” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 12) “Oryantalist mantık için insan  denince antik çağdan itibaren günümüze dek Avrupa insanı anlaşılır. Geri kalanlar özne değil, incelenmesi gereken nesneler bütünüdür.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s.15) “Oryantalizmin görevi, Doğu’nun sonsuz karmaşıklığını, belli tipler, karakterler ve kurumlar haline dönüştürmektir.” (Bryan S. Turner, s. 45) &#8220;Dünyanın Avrupalılaştırılması, evrensel bir kimlik üretmek anlamına gelmediği gibi, aksine tek tipleştirici bir özellik sergilemektedir. Müslüman&#8217;ın tanrı iradesi karşısında tek tipleşeceğinden söz eden oryantalist söylem, dünyanın, Avrupa merkezci bir söylemle ‘Batılı özneye bağlı olarak tek tipleştiğini’ göz ardı etmektedir.” (Süphandağı, s. 141, 194)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sömürgecidirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm, Doğunun incelemesini ve elde edilen verilerin Batının siyasi ve iktisadi amaçları için kullanılmasını, Avrupa merkezciliği ve ötekileştirmeyi bünyesinde barındırır.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 17) “Batılıların, Doğunun zenginliğine ve kültürel mirasına duyduğu ihtiyaç tarih boyunca devam etmiştir. Avrupa medeniyeti, Doğunun artı-ürününü hem ticaret hem yağma yolu ile tarih boyunca elde etmiştir.” (Bulut, s. 15, 19) “Oryantalistler, Batılı ülkelere akıl hocalığı yapmak için Doğunun dil, din, düşünce tarzlarını araştırmışlardır. Oryantalizmin hedefi, dinleri uğruna cihad etmek ve Hristiyanlığa alternatif olan İslam&#8217;ı kötüleyip, yerüstü zenginliklerini de sömürmektir.” (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. VIII) “Oryantalistler direkt olarak sömürge dairelerine bağlıdırlar.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 18)  “Oryantalizmin teçhizatları ile kendini geliştiren Batı, oryantalizmi kullanarak Doğuyu sömürmeye çalışır.” (Ömer Baharoğlu, s 100) “Sömürgeciler, müsteşriklik kültüründen istifade etmişlerdir. Oryantalistlerin yazıları, emperyalizmin dokümanlarına dönüşmüştür. Sömürgecilik oryantalizme yeni bir boyut kazandırmıştır.” (Ahmet Kavas, “Geçmişten Günümüze Fransız Şarkiyatçılığı ve Kurumları, s. 112-113) “Doğu  hakkındaki araştırmalar, İtalya&#8217;nın sömürgeci yayılım politikalarının en değerli yardımcısı değil midir?&#8221; (A. Cabaton, L&#8217;orientalisme Musulman et L&#8217;Italie Moderne, III/24) “Emperyalizm için oryantalizm, kesinlikle bir ihtiyaçtır. Bu nedenle Napolyon 1798 de Mısır&#8217;ı işgal ederken yanlarında, bilim adamları, araştırmacı getirmişlerdir.” (Ömer Baharoğlu, s. 112) “Oryantalist Volney yaptığı Doğu seyahatleri ile Fransız ordusunu bekleyen tehlike, sıkıntı ve ihtiyaçları belirler. Ona göre İslam, Mısır toplumunun gerilemesinin önünde bir engel, Kur’an birbirine zıt ve gülünç-tehlikeli yargılar dizisidir. (Bulut, s. 93) Curtis’in, “Fransa&#8217;nın, Arapları akıllıca yönetmek ve kültürlerini veya Fas mimarisini tahrip etmemek için, İslami hayat tarzı hakkında araştırmalar yapmalıdır.” (Michael Curtis, s. 236) şeklindeki tespiti, oryantalizmin kime ve niçin hizmet ettiğini açıkça göstermektedir. “Oryantalizmi teşvik eden ana itici güç, ticaret, rekabet ve askeri çatışmadan kaynaklanıyordu. Bu nedenle Orient/Doğu Bilgisi, Avrupa’nın Orta Doğu ve Asya’ya yayılımı tarihinden soyutlanamaz.” (Bryan S. Turner, s. 67) Lord Curzon, ‘Doğu araştırmalar okulları’nın açılımının önemini belirtirken “İmparatorluğun devamı için bunu zaruri gördüğünü, Doğudaki mevkilerinin korunmasına yardım edeceğini” ifade etmekte idi. (Hamdi Zakzuk, s. 46) “Oryantalistler, İslam ile mücadele dürtüsü veya misyonerlik içgüdüsü ile görev yaparlar ve eserleri diplomat, misyoner ve işadamlarını eğitmeye yarar.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 58) “Oryantalistlerin çoğu sömürüye aracı olmakta ve İslam’ı karalamaya çalışmaktadır.” (Bulut, s. 76) “Oryantalistlerin çoğu, İngiliz şirketinin resmi görevlileri ile bazı misyonerlerden oluşuyordu. İngiliz oryantalizmi, yöneten ile yönetilen arasındaki psiko-kültürel boşluğa köprü olmayı amaçlar. Oryantalistler, Hindulara İslam öncesi geçmişleri için sistematik bir bakış açısı sağladılar. Oryantalistler, Hindistan&#8217;daki İngiliz düzeninin muhkem kullanması için araç olurlar. Oryantalistler, kamu görevlileridirler. İngiliz oryantalist siyaseti, Avrupa düşüncelerinin yayılımını sağlamıştır.” (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, Sömürgecilik ve eğitim, 35-37, 44) Sömürgecilik faaliyetlerinin yoğunlaştığı 18. yüzyılda tanışılan yeni toplumlarla ilişkilerin nasıl yürütüleceği sorunu ortaya çıkar. Sömürünün sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Oryantalist çalışmalar işte bu aşamada hızlı bir ilerleme gösterir. (Bulut, s. 105) “19. yüzyılın ortalarından sonra Avrupa’nın Doğu hakkındaki görüşünü belirleyen etken emperyalizmdir.” (Bulut, s. 110) “19. yüzyıldaki İslam araştırmaları, sömürgeci devletlerin dış politikalarına uzman desteği sağlamayı amaçlıyordu.&#8221; (M. Türköne, İslamcılığın doğuşu, s. 38) “Artık mümkün olan tek evrensellik vardır. Avrupa modelini bütünü ile benimsemek. Bu zorunludur!” (Bulut, s. 111) “Oryantalist değişimler, Doğu üzerinde egemenlik kurma arzularının yeni siyasi, sosyal, iktisadi ve askeri alanlarda meydana gelen değişikliklere uygun olarak gözden geçirilmesinden başka bir şey değildir.” (Bulut, s. 124) “Doğu hakkında her konuşulduğunda aslında bir ‘menfaatler örgüsü’nden bahsedilmektedir. Doğu, ‘Batı’da ve Batı için’ ifade ettiği ile önem kazanmaktadır.” (Bulut, s. 166, 167) ‘Batının masum olan bir Doğu fikri yoktur. 19. yüzyıldan sonra yeni bir oryantalist tipi ortaya çıktığını söyler Said ve ‘İngiltere imparatorluk ajanı’ oryantalistlerden bahseder. (Bulut, s. 171) “Emperyalizm, Oryantalist bilgiden yararlanmıştır.” (Hamdi Zakzük, s. 43) “Batının Doğuya bakan yüzü sömürgeciliktir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 59) “19. yy. boyunca İslam ülkeleri baştan sona Batılı sömürgecilerin istilasına uğramıştır. İşgallerinin devamlı ve hakimiyetlerinin sağlam olması için oryantalistlerin bilgileri özellikle önem arz etmeye başlar. Birçok Oryantalist bizzat bu amaçla sömürgeci işgal kuvvetlerinin emrinde çalışmaya başlar.” (Hamdi Zakzük, s. 45) “Batılılar Doğu üzerine ürettikleri tüm siyasal, dini, kültürel, askeri hedeflerde oryantalizme başvurmak zorunluluğundaydılar.”  (Ömer Baharoğlu, s. 89) “Oryantalizme yüklenen sorumluluk; Batı dışı toplumların geleceklerinin, sömürgeci devletlerin tasarladıkları şekilde gerçekleşmesi için yeniden tasarlamaktır.  Bu nedenle birçok Batılı ülke gibi ABD’de, yeni egemenlik alanlarına ilişkin bilgi ihtiyacını karşılamak üzere peş peşe araştırma kuruluşları kurar.” (Bulut, s. 153, 154) “Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması” adlı eserin takdim bölümünde Dr. Ömer Ubeyd Hasene, “Oryantalistler, misyonerlik ve sömürgeciliği ilmen destekleyen temel bir kaynak, fikren besleyen bir kök, sömürgeci güçlere  ilmi teçhizat üreten manevi bir madendir. Kültür savaşında, Müslüman nesilleri Batının hedeflerine yönelik eğitimde oryantalizmin kullanılmış” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 14; Selahattin Sönmezsoy, Kur’an ve Oryantalistler, s. 27) demektedir. “Oryantalist terimi 1973 yılında Paris’te düzenlenen 29. Uluslararası oryantalistler kongresinde terk edilmiştir. Bunun iki sebebinden biri de, oryantalizmin Sömürgeciliğin suç ortağı olmasıdır.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 1-2) “Oryantalizm terimi 1973 kaldırılmış, yerine insanları ürkütmeyecek bir kelime bulunmuştur: Modernleşme!” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 55) Ayrıca Said’in de belirttiği gibi “Liberalizm, sömürgeciliğin ince yüzü.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 75) olarak dünyadaki hakimiyetini sömürgecilik üzerinden devam ettirmektedir. İkinci Dünya savaş sonrasında sömürgeci ülkeler sömürgelerine ‘bir dizi taviz vererek’ oralarda tutunabilirler. (Bulut, s. 135) Bu dönemde pek çok sömürgeye bağımsızlık ‘verilmiştir.’ Bu bağımsızlıklar ‘emperyalizmin onayladığı’ biçimsel türden bağımsızlıklardır. (E. Said, Kültür ve emperyalizm, s. 21) “Oryantalistler zamanla dışişleri bakanlığı ile irtibatlı çalışarak İslam dünyasının yöneticilerini de etkilemişlerdir.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, Sunuş bölümünden, s. 8) “Avrupalılar sadece İslam topraklarını işgal etmediler aynı zamanda, klasik İslam geleneği ile irtibatını koparılmış yeni siyasi ve fikri elitler ürettiler. Modernleşme adına yaşanan sekülerleşme ve köksüzleşme Batıya karşı derin şüpheler yaratmıştır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 40) “Batılılaşmış seçkinler arasında çıkan milliyetçi önderler” kendilerini yönetme hakkı talep ediyorlardı. (Bulut, s. 137) Bu sayede Batılılar devasa ‘sömürge bürokrasisi’ yükünden kurtulmakta idiler. Ayrıca Batı dışı halkların tepkileri, artık, ‘sömürgeci Batıya’ değil, öncelikle toplumların idaresini ellerinde bulunduran “Batıcı seçkinlere” yönelmekte idi. Yeryüzündeki teknolojinin kaynağı sınırlı ülkelerin elinde tutulmak (Oral Sander, 20 yy. tarihinin temel özellikleri, s. 32) isteniyordu. (Bulut, s. 138-139) Ülkemizde de “İlkokuldan üniversiteye kadar ders kitapları, oryantalistlerin Batı merkezli kurgu tarih yığınıyla dolduruldu. Batı, uygarlığın ve çağdaşlaşmanın beşiği olarak öğretildi.” (Soner Yalçın, Saklı Seçilmişler, s. 309) Dolayısı ile aslında “Oryantalizm, kültür emperyalizminin bir aracı haline geldi.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 14) Yani, “İslam ülkelerinde siyasi sömürgecilik azalsa da yerini kültürel emperyalizme bırakmaya başlamış.” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 188) ve “Oryantalistler yeni yeni Batılı devletlerin vesayetinden kurtulmaya başlayan devletleri boş bırakmamış ve Müslüman halkın maddi manevi yükselişlerine kızgınlık duymaya devam etmişlerdir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 100) Batı için “Doğunun mekanı, sömürgeleştirilmesi gereken bir arazidir.” (Süphandağı, s. 60) “Oryantalistik çalışmalar, Doğunun güçlü taraflarını bulup zayıflatmaya dönük bir araçtır. Oryantalistik çalışmaların temelinde sürekli olarak Batının üstünlüğü anlayışı vurgulanır. Batı düşüncesine göre Doğu, Batının yönetimine ihtiyaç duyan cahil, ilkel toplumlardan meydana gelmiştir.” (Naif Yaşar, s. 21-22) “Edward Said&#8217;e göre Doğu, Batının ‘ekonomik kaynaklarının bulunduğu yer’in adıdır.” (Süphandağı, s. 17) “Doğunun ekonomik kaynakları usulüne uygun sömürüldü. Sömürü hunharca ve vahşice idi. Geri kalan zamanda ise Doğuya düşen görev, bir pazar olması idi.” (Süphandağı, s. 65) “Doğu, Avrupa için hammadde ve pazar anlamına gelir ve her ikisi için de oryantalist çalışma zorunludur.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 53) “Sömürge döneminin gayesi, Batılı ihtiyaçlara göre şekillendirilmiş insan gücü üretmekti. Diğer amaç da, bu pazarı Batılı tüketim malları için genişletmekti.” (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, Sömürgecilik ve eğitim, s. 69, 179-184) “Batı zevkleri, yaşam biçimleri reklam, gazete, filmler ve bireysel numuneler aracılığıyla yaygınlaştırıldı. Batılılaştırılmış insan gücünün üreticileri olarak Afrika üniversiteleri, önemli bir rol oynamıştır.” (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, Sömürgecilik ve eğitim, s. 71, 72) Dolayısı ile  “Ticari ham maddelerin ele geçirilme isteğinden sonra oryantalist bakış açısı,  bir siyaset aracı olarak işlev görmeye başlar.” (Oğuz Adanır, Occıdentalısme, Doğu batı dergisi, sayı 14, Nisan 2001, s. 100) &#8220;Sömürgecilik, tarih içinde değişik aşamalardan geçerek evrimleşmiştir; ama asla ortadan kalkmamıştır. Aynı durum oryantalizm için de geçerlidir. Bugün de oryantalistler var ve bugün de “modern” oryantalistler geleneksel misyonlarını devam ettiriyorlar. “Uygar dünya” ile entegrasyondan (uygarlaştırmadan), “demokrasi”, “insan hakları”, “özgürlük” götürmeden dem vuruyorlar. En önemli örneklerden biri Bernard Lewis’tir. Bugün yaşayan en meşhur oryantalistlerden olan Lewis, uzmanlığının gereğini ABD yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi’nin danışmanlığını yaparak yerine getirmektedir Bugün halen, birçok Doğu uzmanının, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin Doğu üzerinde hegemonya tesisinde; savaş ve işgal planlarında görev aldığı görülmektedir.&#8221; (Hakan Mertcan, Oryantalizm &#8211; Sömürgecilik İlişkisi, Milel ve Nihal inanç, kültür ve mitoloji araştırmaları dergisi cilt 4 sayı 2 Mayıs – Ağustos 2007, s. 26) “Oryantalist çalışmalar sömürünün zemin etütleridir. Bu çalışmalar, düşmanı ve sömürülecek olanı en ince ayrıntısına kadar tanıma sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Oryantalizm, günümüzde küreselcilik (globalleşme), İslam korkusu, Türk korkusu, medeniyet ve demokrasi ve insan hakları getirme argümanlarıyla birlikte sunulmaktadır. Yakın zamanda Bosna, Irak, Afganistan, Mısır ve Orta Asya’da Batı tarafından uygulanan birçok politika ya doğrudan emperyalist ve oryantalist uygulamalardır ya da bu uygulamaların değişik adları verilen örtük boyutlarıdır.” (Cengiz Karataş, Emperyalizm Bağlamında Oryantalizm Kavramına Bir Bakış, International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/5 Spring 2014, s. 1275)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Misyonerliği ve oryantalizmi, dinsel ve siyasal emperyalizmin ta kendisi olarak göstermek ve Doğu toplumlarına sızan truva atı olarak görmek yanlış olmaz.” (Ömer Baharoğlu, s. 51) “Bütün İslam âleminde, misyonerlik ve oryantalizm emperyalizmin iki ayağıdır.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 214)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Misyonerlik yaparlar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm, ortama göre şekillenen bir çeşit misyonerliktir.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 223) “Haçlı hareketini rahatlatmak için oryantalizm,  çok boyutlu araştırmalara koyulmuştur.” (Muhammed el-Behiy, s. 19) “Haçlı seferlerinin başarısızlığından ve ezikliğinden kurtulamayan Batı, bu ezikliği oryantalist metin ve söylemlerde saldırgan bir tutumla ve hayali kurgulamalarla gidermeye çalışmıştır.  Oryantalizm vasıtası ile İslam hakkında iftiralar ortaya atılmış veİslam saldırgan, yakıp yıkan, şeytani duygularla simgelenen bir din olarak sunulmuştur. Hristiyan Batı, Hristiyanlığın yaygın olduğu coğrafyalarda, geniş bir kesimin gönlünü fethetmesini hiçbir zaman hazmedememiştir. Buna karşı en kapsamlı tepkiyi Haçlı Seferleri ile gösterilmiştir. Fakat amaçlarına ulaşamayınca, Müslümanların karşısına, silah yerine misyonerlikle çıkmaya karar verilmiştir.” (Ömer Baharoğlu, s. 38-39) “Oryantalizm, ‘ilk defa rahipler eliyle’ başlamıştır, günümüze kadar da ‘aynı şekilde’ devam etmektedir. Hristiyan Batılıların gözünde İslam, Hristiyanların tek rakibi durumundadır.  Her şeyden önce, birer din adamı olan rahipler, İslam araştırmalarında misyonerlik hedeflerini unutmadılar. Müslümanların manevi miraslarına şüphe sokabilmek için, İslam&#8217;a ait bütün değerleri, kendi kültürleriyle yetişmiş Müslümanların gözünde küçük göstermeye çalışmışlardır.” (Mustafa Sıbai, s. 38, 39, 91) “Hazreti peygamberin peygamberliğinin güvenilirliğine ve İslam&#8217;ın ilahi kaynağı olan vahye şüphe sokmak: Oryantalistlerin hepsi ya Musevi ya Hristiyan&#8217;dı. Kendi peygamberlerini kabul ederler ama Hazreti Muhammed&#8217;in peygamberliğini kabul etmezler. Bu durum, çoğunluğu ruhban, papaz veya misyoner olan bu insanların benliklerine işlemiş dini taassuptan kaynaklanan inadi inkardan başka bir şey değildir. Oryantalistler, Kur’an&#8217;ın Allah tarafından indirildiğini de kabul etmezler. İslam&#8217;ın da ilahi bir din olduğunu inkar ederler. Buna delil olarak, İslam dini ile Hristiyanlık ve Yahudilik arasındaki bazı benzer noktalara dayanan kuru iddialar ileri sürerler.” (Mustafa Sıbai, s. 44-45) “Onlara göre ilahi dinlerin esasları birbirine zıt olmalıdır. Sanki bir dini gönderen Allah, diğerini gönderen Allah&#8217;tan başka bir varlıktır.” (Mustafa Sıbai, s. 47) “Oryantalizm akademik bir çalışma gibi gözükür ama aslında o, misyonerlik ve sömürgeciliğin bir parçasıdır. Oryantalizm, askeri savaş yerine fikri bir savaş olarak yeni bir şekil almış çağdaş haçlı savaşlarının bir parçasıdır. Amaçları, Müslümanları Batılılaştırmak ve İslami kimliklerini eritmektir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s.  12, 127) “Emperyalizm, İslam âleminde nüfusunu sürdürmek ve rahat bir şekilde yerleşmek için misyonerlik ve oryantalizmi araç olarak kullanır. Oryantalizmi hazırlayan başka sebepler, ticaret ve siyasettir.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 230)  “Oryantalizmin hem akademik, hem emperyalist ve hem de misyonerlik amacı bulunmaktadır. Hristiyanlaştırmak istenilen kişilerin dillerini bilmek de zorunlu görülüyordu.”(Bulut, s. 7-8) “Hristiyanlaştırmak istediği kimselerin dillerini bilmek zorunlu olduğu için oryantalizm, yani Doğu dil ve kültürlerine yönelik çalışmalar misyonerlikte önemli yer tutar.” (Hamdi Zakzük, s. 31) Misyonerliğe hazırlık için öncelikle Doğu dillerini öğrenme faaliyetine geçerler. ‘Kur’an-ı Kerim’i Latince’ye, İncil’i Arapça’ya çeviren ve Fransa’da ilk defa Arapça’nın gramerini yazan.&#8217; (DİA, postel-guillaume-wilhelm maddesi) Fransız Guillaume Postel, &#8216;Arapçayı güzelce öğrenen kimse, İncil kılıcıyla bütün Hristiyanlık düşmanlarını yenip, onların kendi inanç ilkeleri ile karşılarına çıkıp mağlup edebilir. Bir tek dili bilmek suretiyle kişi bütün dünya ile ilişki kurabilir.&#8217; (M. Hamdi Zakzuk, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 19) şeklindeki beyanıyla gayesini açıkça ilan etmektedir. Müslümanları Hristiyanlaştırmak amaçlı bu çalışmalar 13. yüzyılda yoğunlaşır. 1312’de Viyana’da Arapçanın 5 Avrupa üniversitesinde öğretilmesine karar verilir. Amaç Hristiyanlaştırmak yoluyla Müslümanlara boyun eğdirmektir. (Johann Fueck, Die  Arablaction Studien  in Europe, s. 21-22) Haçlı seferleri ile siyasi ve ekonomik bazı başarılar elde edilse de, dini anlamda fazla bir başarı elde edilemez. Bu nedenle Hristiyanlaştırma yöntemi değiştirilir: Roger Bacon’a göre “Tebliğ/misyonerlik Hristiyanlığın genişleyebileceği yegane yöntem ve yoldur.” (Opus Majus, s. 121) &#8220;Oryantalistin hedefi, Batı için potansiyel tehlike gördüğü İslam&#8217;ı, türlü oyunlarla, ‘objektif görünerek’ eleştirmek, kendi vatandaşlarını uyarmak, Müslümanları, dinlerinden soğutmaktır.&#8221; (Prof. Dr. Mehmet Maksutoğlu, Oryantalist Anlayış, Mirat Haber, 08 Eylül 2019) &#8220;Bu memleketlerde sömürgecilerin uzun müddet oturabilmeleri için Müslümanların dinlerinden uzaklaştırılmaları gerekiyordu.&#8221; (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 14 ) &#8220;Louis Massignun: “Onların her şeylerini yıktık, derin bir boşluğa düştüler.” diyerek hedeflerine ulaştıklarını, Nöldeke de: “Eserlerimin gayesi, Doğuyu ne kadar küçük gördüğümü kanıtlamaktadır.” derken ne kadar objektif olduklarını (!) ilan etmektedir.” (Osman Cilacı, Hristiyanlık propagandası ve misyonerlik faaliyetleri, s. 41-43) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batıda İsa tanrı kabul edildiği için Hz. Muhammed de put ilan edilmiş, İsa ile ilgili kaynak eserler hep polemik dolu olduğu için, efendimizin hayatını anlatan siyer kitaplarına da bu gözle bakılmıştır. Batı, kendi dininde gördüklerini İslam&#8217;da da aramıştır. Bulamayınca da çarpıtmış, değiştirmiş ve polemikleştirmiştir. Spencer&#8217;in -ve aslında çoğu oryantalistin- İslam&#8217;a bakışını, K. Armstrong şöyle değerlendirmektedir: &#8220;Meselelere bakışında temel bilgi hataları yapmakta, mevcut delilleri kasten değiştirmekte, okuyucuyu aldatmaktadır. (Armstrong, Balancingvthe Prophet) Amerikalı yazar Sherry Jones&#8217;un, ‘The Jewel of Medina’ adlı romanı için Texas üniversitesinden İslam tarihi uzmanı Denise Spellberg şöyle yorum yapmaktadır: &#8220;Benim kurgu dolu çalışmalarla sorunum yok. Ancak, tarihi belgeleri kasten çarpıtan çalışmalarla problemim var. Bu eser, Batıdaki insanların İslam hakkındaki cahillikleri üzerinden avantaj elde etme girişiminden başka bir şey değildir.&#8221; Yazar Jones&#8217;un Şiilerle olan bağlantısı da ilgi çekicidir. Hz. Aişe hakkındaki negatif iddialarının arkasında da Şiilerin olabilme ihtimali bulunmaktadır. (Hıdır, s. 387-388) “Misyonerlik ve oryantalizm aynıdır. Aralarındaki fark şudur: Oryantalizm, araştırma süsüne bürünmüş ve araştırmalarının, akademik bilimsel araştırmalar olduğunu söylemiştir. Misyonerlik ise, sadece halk arasında ve halk seviyesinde kalmış, onlara yönelik olmuştur.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 218)  “15. yüzyılın ortalarında Segovia’lı John savaş yerine diyalog ile Hristiyanlığın yayılması ve bunun için de Kur’an&#8217;ın  da çevirisinin yapılması fikrini savunur.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 74) “Nicolas de Cusa ise, ‘Cribratio Alcorani’ adlı kitabında, Kur’an&#8217;ı tümden reddetmek yerine, pek çok ayeti bağlamından kopararak teslisi destekleyecek şekilde yorumlamayı ve bu şekilde Hristiyanlığın gerçek kurtuluş dini olduğunu Hz. Muhammed&#8217;e tasdik ettirmeye gayret eder. Ona göre teslis Muhammed&#8217;in onayladığı bir görüştür. Nicolas&#8217;a göre, Hz. Muhammed ‘İsa ölmedi’ derken bedenen değil ruhen ölmediğini kastetmiştir. Zaten Kur’an&#8217;a göre Allah yolunda ölenlerin gerçekte diri olduğu da ifade edilmektedir.” (Nicolas de Cusa, Cribratio Alcorani, s. 1033) &#8220;Tek bir dili (Arapça) öğrenmek suretiyle yenilebileceğini ileri sürenler.&#8221; (Edward Said, Oryantalizm- el- İstişrak-, s. 81; Fuck, Die  Arablaction Studien  in Europe, s. 39) olduğunu gibi, bu amaç yanında “Ticari ve Hristiyanlaştırma” gibi amaçların yan yana olduğunu ifade ederek, misyonerlik ile oryantalizm arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koyanlar da vardır.” (Hamdi Zakzük, s. 33) Görüldüğü gibi gerek Kur’an, gerek İslam ve gerekse “Hz. Peygamberin hayatına dönük oryantalist ilginin dini, siyasi, sanatsal, edebi, sosyo-kültürel, ekonomik pek çok sebebi vardır.” (Hıdır, s. 24) Ama kesin olan, oryantalizmin emperyalizm kadar Hristiyan misyonerliği için de kullanıldığıdır! (R. Paret, The Study of Arabic and Islam at German Universities, s. 5; M. Rodinson, Batıyı Büyüleyen İslam, s. 46; M. Hamdi Zakzûk, Oryantalizm veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Planı, s. 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">İslamofobi I</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">-‘Batı Medeniyeti’ adlı yazımızda da bu konu ayrıca ele alınmıştır-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“19. yüzyılda bir Türk tehdidi kalmamıştır.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 21) Hatta İslam tehdidi bile! İslam ülkelerinin toprakları, hatta daha da önemlisi eğitim ve kültür yolu ile Müslüman halkların zihinleri işgal edilmiştir. Doğal ve tarihi zenginlikler sömürülmüş, İslam&#8217;ın sadece birkaç ritüeli, o da ruhsuz ve amaçlarından yoksun şekilde toplumlarda uygulanır hale gelmiştir. O halde hâlâ bu İslam korkusu nedir, nedendir?! Aslında en kısa tanımı ile kendisine düşman ilan etmediği zaman birbiri ile kanlı mücadelelere giren Batı medeniyeti, islamofobi sayesinde hem iç dinamiklerini canlı tutmakta hem de bu tehdidi göstererek büyük rantlar elde etmektedir. Tüm toplumların zihni altyapılarında ise şu endişe mevcuttur: Ya bir gün bu Müslüman halk yeniden uyanırsa! Veya bize dönük asıl sorulması gereken soru; ‘Biz Müslüman halklar bu gücün, cevherin, değerin ne kadar farkındayız?!’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslamofobi, Yunanca ‘korku’ anlamına gelen ‘Phobos’ kelimesinden türemiştir. Terim olarak ‘İslam’dan korkma, çekinme ve uzak durma’ anlamlarına gelmektedir. The Runnymede Trust tarafından 1997 yılında hazırlanan ‘Islamophobia: A Challenge For Us All’ isimli raporda İslamofobi, “Müslümanlara karşı duyulan temelsiz korku ve hoşnutsuzluğu ihtiva eden bir bakış açısı veya dünya görüşü” olarak tarif edilmiş ve Müslümanlara karşı toplumsal dışlama ve ayrımcılık olduğu vurgulanmıştır.  (<em>Lacivert Dergi, 04 Haziran 2014</em><em>)</em> Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı İzleme Merkezi tarafından 2015’te yayımlanan İslamofobi Raporu’nda ise İslamofobi, ‘Müslüman karşıtı ırkçılık’ olarak tanımlanmaktadır. “İslamofobi bugün maalesef Avrupa Devletleri, kurumları ve toplumlarında normalleşmiş olan bir ırkçılık türüdür.” (SETA Avrupa İslamofobi Raporu 2017) “İslamofobi, İslam ve Müslümanlara duyulan nefret, düşmanlık ve ayrımcılıktır.” (Nathan Lean, İslamofobi Endüstrisi, s. 46) Ramon Grosfoguel, “biyolojik ırkçılığın yerini kültürel ırkçılığa bıraktığını” (Grosfoguel, Colonial subjects/Koloniyal özneler, s. 25) belirtir. Artık “yeni ırkçılık, kültürel ırkçılık” (Irkçılığın dönüşümü: kavramsal ve kuramsal bir analiz, Emine Erden Kaya, Şenol Durgun, Akademik Hassasiyetler, 2020, , cilt: 7, sayı: 13, s.92) halini almıştır. AB Bakanı Ömer Çelik: &#8220;Avrupa&#8217;da ırkçılığın yerini İslamofobi almıştır. Yeni ırkçılık kültüreldir.&#8221; (Haber Türk, 1.4.2017) Günümüzde artık “Genetiğe dayalı biyolojik ırkçılığın ve kan bağının yerini kültür temelli bir ırkçılığa bırakması, karşımıza İslamofobi sorununu çıkarmış; sadece Avrupa değil, Amerika ve tüm dünya’da varlık gösteren İslam düşmanlığının meşruiyeti olarak bu yeni tür ırkçılık modeline tüm dünya sıkı sıkı sarılmıştır.” (Sena Okumuş, Almanya’da aşırı sağın teşkilatlanması ve İslamofobi, yüksek lisans tezi, Ağustos 2021, s. 1)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Irkçılık, Avrupalıların içini kaplamıştır. Onlara göre beyaz adamı dayanak olarak almayan diğer medeniyetler, aslı ve temeli olmayan çürük medeniyetlerdir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 137) “İslamofobi, Batı&#8217;nın İslam&#8217;ı kendi istediği şekilde insanlığa tanımlama çabasıdır.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 91) “İslamofobi, Müslümanların siyasi alanda düşmüş oldukları zayıflıktan kaynaklanmaktadır. Dağılmışlık, kendimizi ifade edememe başkalarının karalamalarının önünü açmıştır.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 90) Aslında “İslamofobi tarihi neredeyse İslam’ın doğuşuyla aynı yaştadır. İslam yeryüzüne indiğinden beri onu sevip kabul edenlerle birlikte kin besleyip düşmanlık yapanlar her zaman olmuştur.” (Ali Akdemir,  Avrupa’da İslamafobi, kuresel Siyaset, 8 Ağustos 2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa kültürü, kendisini Doğu kültüründen ayırıp, Doğu ile mukayese ederek “güç” ve “özdeşlik” kazanmıştır.  Oryantalist fikirler, daima bu medeniyetler arasında yaşanan tarihi problemleri ve çelişkileri ‘canlı tutarak’ bugüne taşımıştır. İslamofobinin ekonomik temelli olduğu gibi tarihi ve dini temeli bulunmaktadır. Basın ve siyasilerce devamlı bu korku canlı tutulmakta ve oy ve paraya dönüştürülmektedir. “Oluşturulan imaj, daha çok imajı oluşturanlar tarafından özellikle basın, yayın, bilim ve sanat yollarıyla geniş kitlelere aktarılır, onlara uzun vadede kabul ettirilir ve bundan uzun vadede ‘çıkar’ elde edilir.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, S. 40) “Bağnaz blog yazarları, ırkçı politikacılar, kökten dinci liderler, Fox Haber uzmanları ve dindar siyonistler bir nefret endüstrisi kurmuşlardır. Başka birileri için kılıç şakırtıları, finansal olarak kazançtır.” (Nathan Lean, s. 40, 58) “Çoğu Amerikalı ve Avrupalı için onlara İslamiyet’i sunan kültürel mekanizma, büyük çapta, radyo televizyon, gazete ve dergilerden oluşur. Eğer İslamiyet bize karşı ise, bizim de ona bir tepki geliştirmemiz gerektiğinden kuşku duyulmayacaktır. Asıl istenen de budur.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 80) &#8220;Özellikle Batı medyasının yoğun kampanyası, birçok sıradan insanın zihninde İslam ve Müslüman terimlerinin terör, anarşi, savaş, kan, intikam ve şiddet çağrışımı yapmasını sağlamıştır.&#8221; (Prof. Şinasi Gündüz, Dinsel şiddet, Sevgi söyleminden şiddet realitesine Hristiyanlık, s. 10) Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ifade ettiği gibi: &#8220;Medya, İslam karşıtı eylemlerin lokomotif gücü. Emperyalist amaçlarla üretilen ırkçı içerikler medya vasıtasıyla yayılarak dünyadaki İslam karşıtı eylemlere zemin hazırlamaktadır.&#8221; (Habertürk, 10.04.2023)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslamofobiyi canlı tutan, körükleyen ve öncülük edenler: Haçlı askerleri, gezginler, ressamlar, edebiyatçılar, sanatçılar, filozoflar, din adamları, misyonerler, oryantalistler ve medyadır. Batıda, &#8220;Bazıları dini bazıları da seküler-kültürel gerekçelerle İslamofobik bir düşmanlık içine girilmektedir.&#8221;  (Doç. Dr. İbrahim Kalın, Derin Tarih, Ocak 2018, Sayı:70, s. 49) “Avrupa siyasetinin tıpkı eskiden bir “Yahudi Sorunu” icat ettiği gibi günümüzde de bir “Müslüman Sorunu” icat ettiği görülmektedir. İslam düşmanlığı Avrupa’nın siyasi, ideolojik ve ekonomik krizinin başat göstergelerinden biri haline gelmiş durumdadır. İslam düşmanı söylemlerle Avrupa’nın Müslüman dünyaya müdahalelerini meşrulaştıran bir dış politika aracı olarak dışarıda bir dış düşman ve iç siyasetteki başarısızlıkların üstünü örtmek için Müslümanlar hedef gösterilerek içeride de bir iç düşman yaratılmak istenmektedir.” (AA, 15.06.2021) &#8220;Sömürgeci Avrupa devletlerinin, Batı-dışı toplumları bir &#8216;öteki&#8217; olarak eşit yahut muhatap kabul etmeleri söz konusu değildir.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 233) Bunun sonucu olarak da ne yazık ki, Dortmund üniversitesinden Wolfram Richter&#8217;in ifadesiyle, &#8220;İslam karşıtlığı, Avrupa&#8217;da uyanan antisemitizm hastalığının yeni bir yüzüdür. Yeni holochost&#8217;un kurbanları ise Müslümanlar olacaktır.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 381) Artık Batıda insanlar rahatlıkla “İslamiyet’i hoşunu gitmeyen her şeyle bağdaşlaştırabilmektedir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 76) “Sömürgeciliğin düşünüş ve görüşü Batının kurumlarında çok güçlü bir şekilde yerleşmiştir. Sömürgeci düşünüş ve görüşlerini devam ettirmek amacıyla ders kitapları ve çocukların hikaye kitapları gençlerin zihinlerini İslam aleyhine düşüncelerle doldurmak için kullanılmaktadır.&#8221; (Asaf Hüseyin, Batının İslam&#8217;la Kavgası,  s. 95) “Danimarka halk okullarındaki 5. sınıf öğrencilerine din dersinde okutulması planlanan yardımcı kitabın ‘İslam&#8217;la ilgili bölümü, terörizm başlığı altında’ anlatılmaktadır. Kitapta &#8216;her ne kadar her Müslüman terörist değil ise de, her terörist Müslüman&#8217;dır.&#8217; ifadesi yer almaktadır. Kitabın yazarları papaz olan Chiristian Meidahl ve eşi Henny Nörgaard&#8217;dır.” (Milliyet, 21.11.2006) Halbuki gerçekte ise, “her Hristiyan emperyalist değilse de, her emperyalistler Hristiyan’dır!”  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında “Müslümanlar üç yüz yılı aşkın süredir sürekli şiddete, işgallere, savaşlara ve katliamlara maruz kalmışlardır. Yeraltı ve yer üstü kaynakları sömürülmüştür. Bilinçli ve sistematik bir şekilde Müslümanların kutsallarına hakaret edilmekte, değerleri aşağılanmaktadır. İslam toplumları, somut işkencenin yanında soyut ve kültürel bir işkenceye de tabi tutulmaktadır. Günümüzde de İslamofobi güçlenerek Batı’da bir endüstri haline gelmektedir.” (Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez, AA, 18.05.2013) Aslında bir korku değil, tarihi kökleri olan bir düşmanlık söz konusudur: “Avrupa’da İslamofobi değil, İslam düşmanlığı vardır.” (Türkiye, 5.8.2014) “İslamofobi üzerinden otoriter bir avrupa inşa ediliyor. İslam düşmanlığı üzerinden yeni bir Avrupa dizayn ediliyor. Bu yeni Avrupa’nın daha özgürlükçü bir Avrupa olmayacağı açık. Aksine İslam düşmanlığı üzerinden daha otoriter ve daha sağcı bir Avrupa inşa ediliyor. ‘Müslümanları ötekileştirmenin ve onlara ayrımcılık yapmanın hukuki, siyasi, toplumsal ya da iktisadi ciddi bir bedeli yok.’ Bu iddiamızın basit bir kanıtı var. Sadece bugün Avrupa’da Müslümanlarla ilgili yapılan herhangi bir tartışmanın ya da yasanın başka bir dini cemaati hedef aldığını düşünelim. İslamiyet kelimesini silelim ve yerine Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm veya başka bir dini yazalım. Sonuç hepimizi şaşırtacaktır.” (Enes Bayraklı, SETA, 8 Aralık 2020) Artık &#8220;İslamofobi, cezası olmayan bir ayrımcılık türüdür.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 242) “Avrupa&#8217;nın zihin tarihinin ürettiği birey, &#8216;özel birey&#8217;dir. Bencil, kendi benliğini her şeyin üstünde tutan bir birey. Almanlarla Fransızların özgür insanlar olduklarını doğrudur ama özgürlük kavramını &#8216;yalnız ve yalnız kendileri için&#8217; geliştirmiş oldukları da aynı ölçüde doğrudur.&#8221; (Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, s. 45)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Haçlı savaşlarında sömürgecilik konusunda bir başarı elde edemeyince Batı, İslam ile barışarak Müslümanların inancını zayıflattıktan sonra, fikir bazında savaşa başvurur. Zamanla sömürgecilik ile güçlerini toplayan Batı, yeniden saldırıya başlar.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 21) “Batılı zihninde hiç düşmeyen, Türklere karşı eziklik ve onlardan intikam alma güdüsü, güç Batının eline geçince onu harekete geçirmiştir.” (Ömer Baharoğlu, s. 91) ‘İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine’ isimli bir eser yazan Fransız düşünür Arthur de Gobineau, “Türklerin de içinde bulunduğu sarı ırk ile insan değil de insansı sayılan siyah ırk, Medenileşmeye yönelik tabii bir isteksizliğe sahiptir.” (Gobineau, The Inequality of Human Races, s. 205) demektedir. Bu anlayış bir istisna değildir ve günümüzde aydın kabul edilen kişilerce de savunulmaktadır. Batılı-beyaz ırkın diğer ırklardan üstün olduğu fikri Batı’da filozof Voltaire, sosyal bilimci Montesquieu gibi aydınlar tarafından da devam ettirilmiştir. İngiliz filozof John Lock “İnsan beyazdır. İnsanın özünü içeren şey, beyazın özünü de içerir!” (Koray Şerbetçi, “İslamofobinin Tarihsel ve Kültürel Kökenleri”, İslamofobi ve Batı’da Yükselen Irkçılık, s. 11-13) diyerek ırkçılığın felsefi boyutunu da inşa etmektedir. Filozof Hegel de, “Siyahların doğuştan özgürlük dürtüsüne sahip olmadıklarını ve çocuksu mahluklar olduklarını” düşünmektedir. (Selim Özarslan, Avrupa’da İslamofobi’nin Tarihi Kökleri ve Güncel Nedenleri, s. 67)  Irkçı politikacı G. Wilders bile, ırkçılığı reddeden ‘Kur’an&#8217;ı, &#8216;faşist bir kitap&#8217; olarak nitelendirmiştir.’ (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 371)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1603 yılında ‘General History of the Turks/Türkler&#8217;in Genel Tarihi’ isimli eseri yazan İngiliz papaz Knolles, Türkleri, &#8220;dünyaya dehşet saçan teröristler&#8221; olarak nitelemekteydi. Shakespeare&#8217;in cümlelerinde Türk, &#8220;şehvetperest&#8221;, &#8220;cinsel edepten mahrum aciz bir hayvan&#8221;, &#8220;zalim ve sinsi bir insan&#8221; olarak takdim edilmektedir. Luther ise, Türkler&#8217;i kötülemek için daha da ileri gider ve ‘Türk&#8217;ü, cisimlenmiş şeytan ya da şeytanın ta kendisi olduğunu’ ileri sürer. İslami fetihlerin hemen akabinde oluşmaya başlayan bu imaj çerçevesinde Hristiyanlık &#8220;Tanrının dini&#8221;; Hristiyanlar &#8220;Tanrı&#8217;nın askerleri&#8221;; Müslümanlık &#8220;şeytanın yolu&#8221;, Müslümanlar ise &#8220;şeytanın askerleri&#8221; idi. Dolayısıyla, iki din ve iki dinin mensupları tam zıt istikametlerde duruyorlardı. (Prof. Dr. Mehmet Özdemir, İslami Araştırmalar Dergisi, C. XIII, S. 2, 2000, s. 174-177) Shakespeare’in Othello’sunda ‘Iago’ karakteri kendini savunurken şöyle söylemektedir: ‘Gerçekten doğru söylüyorum, yoksa Türk olayım!’ Aynı oyununda dövüşen iki adamına Othello, ‘neden kavga ediyorsunuz, Türk oldunuz da mı bu kadar barbarsınız?’ diye bağırmaktadır. Başka bir oyununda da öldürülen bir Türk için, ‘Sünnetli köpeğin boğazını kesiverdim’ diye yazmaktadır.” (Beyazıt Akman, Kayıp Tarihin İzinde, s. 151, 152, 159) “Fransızların ‘Chansen de Roland’ adlı destanlarında da, &#8216;putperest olarak nitelenen Müslümanlar, Hristiyanlar kadar asil, yiğit ve cesur olmayan şeytanın temsilcileri ve Hristiyanların karşı imajı olarak’ sunulmaktadır.” (Fuat Boyacıoğlu, Fransızların Roland Destanı’nda Dinsel Bağnazlık ve Tarihi Olayların Çarpıtılması, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 27, s. 73) Voltaire, ‘Bütün tarihçiler, uyduruk masalları tekrar edip durdular. Fatih, İstanbul&#8217;u kan ve ateşe boğan bir barbarmış. Çoğu birer alfabetik yalan dergisi olan sözcüklerimizde, böyle gülünç masallara sık sık rastlanır.’ (Voltaire, Türkler Müslümanlar Ötekiler, s. 32) itirafını yapmaktan da geri kalamaz. Marc Galle ise, ‘Sözcüklerimiz, Türk kimliği ile ilgili olumsuz tanımlar içeren deyimler ile doludur.’ derken abartmamaktadır: Fransızca ve İspanyolca’da ‘suçlu’ anlamına gelen ‘Türk kafası’ (Cabeza de Turco, tete de Turc) ve Almanca&#8217;da ise ‘sahtekar’ anlamında (Türken) deyimleri kullanılır. İngilizcede, Türk aynı zamanda ‘gaddar, vahşi insan’ anlamında kullanılır. (Galle, Sevilmeyen ülke Türkiye, s. 11) İngilizcede, &#8216;yaramaz çocuklar&#8217; için kullanılan kelime, &#8216;küçük Türk&#8217; şeklindedir. Primo Levi&#8217;ye göre &#8216;musulman&#8217; sözcüğü Nazi toplama kamplarında, &#8216;pes eden&#8217; tutuklular için kullanılmıştı. (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 30) “Batı’da kullanılan ırkçı söylemlerin bazıları da şunlardır: İtalyanca’da “Anneciğim, Türkler geliyor.” Türkleri korkunç olarak gösteren söylemle beraber “Türk gibi pis kokmak” söylemi ve Sırpça’da “Bir köpeğe bir de Türk’e güvenilmez” ve “Bir Türk gibi bencil” deyimler yanında, “Türk” kavramı Sırpça’da, ‘kadınlara haksız ve eşit olmayan bir şekilde davranan, eski kafalı ve kaba erkeği’ anlatmak için de kullanılan ırkçı söylemlerdir. Yunanca’da “Öfkesinden Türk oldu” deyimi fazlasıyla sinirlenen birisini anlatmak için kullanılır. “Seni Türk!” söylemi ise, ‘bilgisiz birisini’ anlatmak için kullanılan ırkçı bir Rumence söylemdir. Fransızca’da da, “Türk kafası” ve “Gerçek bir Türk” gibi ‘bilgisiz, inatçı, kaba ve acımasız’ kişileri anlatmak için kullanılan ırkçı söylemler vardır. Aynı şekilde Felemenkçe’de “Türk” sözcüğü, ‘kirli, barbar veya kana susamış’ anlamında, “Türk’e benzemek” ise ‘pis ya da iğrenç’ anlamlarında kullanılır. İspanyolcadaki “Türk” sözcüğü, birisini ‘aşağılamak için’ kullanılabilir. “Türk” sözcüğü Malta’da, ‘yapısı gereği korkulan ve istenmeyen korkunç bir kişiyi’ tanımlamak için kullanılabilmektedir. Bütün bu söylemler bir takım tarihi söylenti veya efsanelere dayandırılıp, kuşaklardır tekrarlanmış ve toplumların hafızalarına yer edinmiştir. Batı’da da gösterilen yüzlerce Hollywood filmi üzerine yaptığı araştırmada Jack G. Shaheen, Arapların hemen her zaman acımasız katil, tecavüzcü, petrol zengini aptal ya da kadın istismarcısı gibi şekillerle sunulduğunu göstermiştir. Çok seslilik ve ifade özgürlüğü söylemlerine ve aktif faaliyet gösteren yüzlerce gazete, dergi, kitabevi, televizyon kanalı, radyo istasyonu, sinema şirketi gibi araçlara rağmen; bütün bunların sadece sayılı birkaç büyük şirketin kontrolünde olduğu durumu dikkate alındığında, Batı medyasının kendi içerisinde gerçek anlamda birçok sesliliğe sahip olduğunu söylemek bir yanılgıdır.” (Ali Akdemir  Avrupa’da İslamafobi, kuresel Siyaset, 8 Ağustos 2020) “Alman halk sanatında Türk imajı, din düşmanı ve Hristiyanlık için bir tehdit biçiminde ortaya çıkar. Türklere atfedilen cinayet ve gaddarlık öykülerine geniş yer verilir.” (Ali Osman Öztürk, Alman oryantalizmi, s. 27) “Kaffeelied adlı Alman şarkısında, ‘Çok kahve içilmemesi, bunun bir ‘Türk içkisi’ olduğu, insanları hasta edebileceği’ iddia edilmekte, ‘kahveyi bırakamayan Müslüman gibi olunmaması’ gerektiği talep edilmektedir.” (Ali Osman Öztürk, s. 49) Stemmle&#8217;nin kitabında Hussan; vahşi, öfkeli bir Müslüman’dır: ‘Biri inanıyordu Muhammed&#8217;e. Ve doluydu kinle nefretle.’ Adrian ise Hristiyan’dır, kibar ve eğitimlidir: ‘Güvenilirdi diğerine zor günde. İyi Hristiyan, soylu bir adam.’ (Ali Osman Öztürk, s. 69-70) Almanca’da Türklerle ilgili deyimler şunlardır: Yaşlı bir Türk gibi kokmak. (Ali Osman Öztürk, s. 117), Sarımsakçı (Ali Osman Öztürk, s. 118), Einen Türken  Bauen: Uyduruk, sahtekar, uydurmacı. (Ali Osman Öztürk, s. 119, 125), Kümmeltürke: Dar kafalı, palavracı.” (Ali Osman Öztürk, s. 127)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslamofobinin tarihi kökleri vardır. İslam’ın terörizmin sebebi olarak gösterilmesi, Amerika’nın müdahaleci dış politikası, otoriter rejimlere olan Batı desteği, Batının İslam ülkelerini işgalleri ve sömürmeleri ve İsrail’in katliamlarının incelenmesinden daha kolaydır.”  Avrupa ve Amerika’nın, İsrail’den Irak-Suriye işgallerine dek dış politikalarının geri tepmesinin önemsiz gibi gösterilmesi, bu politikaların sonucu İslam dünyasındaki geniş halk kitleleri arasında meydana gelen Amerikan ve Batı karşıtlığını önemli ölçüde arttırmasını gizleyememektedir.” (Nathan Lean, s. 19, 21) Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı Husein Kavazovic: &#8220;Genel yargının, Bosna Hersek ya da Saraybosna&#8217;da İslamofobi ile karşılaşılmayacağı yönünde olduğunu belirterek, &#8220;Görüyoruz ki durum böyle değil. İslamofobi bir tür ırkçılıktır. Bir arada (Bosna Hersek&#8217;teki gayrimüslimlerle) yaşıyor, birbirimize sık sık görüyor olsak da maalesef durum böyle.&#8221;  (AA, 24.05.2022) demektedir. Aslında bu, İslamofobi’nin temelinin ‘tanımamak veya iletişimsizlikten’ çok ‘din temelli’ olduğunu da göstermektedir. “Düşman Türk imajının sermayesi de din ve siyasettir. (Ali Osman Öztürk, s. 38)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Önemle altını çizmek gerekir ki son yıllarda İslam dünyasında meydana gelen şiddet olayları, bizatihi İslam’dan kaynaklanmamaktadır. Gerek çağımızdaki pozitivist eğitim anlayışı gerekse modern zamanlarda gelişen kimi ideolojilerden etkilenme hali; sömürge, istilalar, işgaller ve zorba yöneticilerin gölgesinde şekillenen ‘yaralı bilinç’ler, bu olayların başlıca nedenleri arasındadır.” (Nathan Lean, s. 9)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din adamları, medya ve siyasilerin ekonomik nedenlerle alevlendirdiği İslamofobi’nin sonuçları: Tarih 24 Ağustos 2010. Michael Enright, ‘selamun akeyküüüüm’ diyerek ticari taksiye biner ve şoför Şerif’i boğazından ve kol, yüz, parmaklarından bıçaklar. Yakalanınca polis memurlarına, ‘bu adam beni soymaya çalıştı’ diye bağırır ve ‘neyi yanlış yaptım?’ diye haykırır. (Nathan Lean, s. 29) Polislere ‘bir vatansever’ olduğunu söyler. (22 Eylül 2010, New York Daily News)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hızlı bir siyonist olan oryantalist Bernald Lewis, Ekim 1976’daki BM Genel Kurulu kararı ile ‘Siyonizm ırkçılık olarak kabul edilince’ Times’ta yazdığı 3 makale ile (8-20-21.10.1972) bu kararı eleştirir ve asıl Nazilerin Arap ülkelerinde bulunduğunu ileri sürer. (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 156) Nil deltasındaki Bahrü’l-Bakar’da öldürülen 40 öğrenci olayı için  “Legal and Illegal Bombing” şeklinde çirkin başlığını makalesine (The Daily Telegraph, 2.6.1970) seçen A. L. Goodhart, çocukların öldürülebilmesini de meşru görmüştür. (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 167) Aradan geçen 50 yılı aşkın zamanda bir şey değişmiş midir? Asla! “İsrail, İkinci İntifada&#8217;dan bu yana 3 bini aşkın Filistinli çocuğu öldürdü. Verilere göre bu yılın ilk 6 ayında 304 çocuk tutuklandı, içlerinden 155&#8217;i halen cezaevinde bulunuyor.” (Independent Türkçe, 21 Kasım 2020) “Gazze&#8217;deki çocuklar İsrail&#8217;in 325 gündür devam eden saldırılarının kurbanı olmaya devam ediyor. İsrail saldırılarında 16 bin 589 çocuk yaşamını yitirdi, 17 bin çocuk ise saldırılarda annesini veya babasını ya da her ikisini birden kaybetti.” (AA, 25.8.2024) Neden ise çok basittir: “Oryantalistlerin gözünde İsrailliler, ‘Haçın hilalden intikamını alan’ haçlılardırlar.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 162) ve “İsrail, Batının orta doğudaki ileri karakoludur.” (Jiri Schneider, Israel, biu.ac.il,  6 Mart 2010, s. 7) Zaten bu nedenle, daha sonra ABD başkanı da olacak olan Joe Biden: “Eğer bir İsrail olmasaydı, çıkarlarımızın korunabildiğinden emin olmak için bir tane (İsrail) kurmak zorunda kalabilirdik” demektedir.” (Türkiye, 02.10.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“ABD’de 11 Eylül’den sonra 9 senede 11 Müslüman’ın terör eylemi yaptığı saldırılarda toplam 33 kişi öldürülmüştü. Buna karşılık ABD’de aynı zaman zarfında yaklaşık 150.000 cinayet işlenmişti.” (Nathan Lean, s. 39) Craig Monteilh, sahtekarlık ve sahte çek yazmaktan mahkum olmuş birisidir. Yeleğinin düğmesine kamera bağlanır ve Müslüman olmuş biri gibi CAIR Los Angeles şubesinin içine sızması istenir. “Müslümanlara cihada hazırlanmak, alışveriş merkezini bombalamaktan bahsedince” cami imamları onu FBI’a, yani ‘onu kendilerine gönderen resmi kuruma’ şikayet ederler. (Nathan Lean, s. 245) 19 Şubat 2012 tarihli bir haber: ABD’yi sarsan tuzak. Washington’da kongreye intihar saldırısına hazırlanırken yakalanan 29 yaşındaki el-Halife’yi, FBI muhbirlerinin yönlendirdiği ortaya çıktı. Adalet bakanlığı sözcüsü muhbirlerini savundu ve muhbirlerin zanlıya bozuk silah ve sahte intihar yeleği verdiğini söyledi. ‘FBI her aşamayı kontrol altına aldı.’ diye konuştu. Birçok şehirde FBI ajanları İslam’ı şiddet eğilimli bir din olarak tanıtan eğitimler alırlar. İslamofobik yazarların kitapları okutulur. Hz. Muhammed karalanır. (Nathan Lean, s. 253) Ve 22.08.2012 tarihli bir haber: New York polisi, 6 yıllık Müslüman takibinde tek terör ipucuna rastlamadı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Daha önce, Hristiyanlara karşı Yahudilerin kullandığı yorumlar, şimdi Hristiyan ve Yahudiler tarafından İslamiyet&#8217;e karşı kullanılmaktadır.” (Prof. Dr. Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, s. 23) 1800’lü yıllar, Amerika’nın Katolikler tarafından ele geçirileceği hikayeleriyle doludur. Amerika’da artan İrlandalı ve Alman göçmenlerden şüphe duyanlar, baskıcı Katolik değerlerin Protestan değerleri yerinden edeceğine inanmaya başlamışlardı. (Nathan Lean, s. 63) Bu konuda açıktan ilk görüş bildiren ise, telgrafın mucidi Samuel F. B. Morse idi. New Havenli presbiteryen papaz Lyman Beecher, Katolikliği sadece Hristiyanlığa değil, ABD ve dünya için de bir tehdit olarak görmekte idi. (Nathan Lean, s. 65) “Yürütmenin başındakilerin, Katolikliğin bulaşıcı zehriyle lekelenmişliğine inanmak için çok geçerli sebeplerimiz var.” diye de yazmaktadır. (Nathan Lean, s. 66) 1887’de APA adlı bir dernek kurulur. Amaçları Katolik göçünü kısıtlamak, kamu eğitim sisteminden Katolik öğretmenleri çıkartmak, Katoliklere kamu dairelerini yasaklamaktı. (Nathan Lean, s. 68) Daha sonraki yıllarda da McCarthy, komünizmin Amerikan politik sistemine sızdığını ileri sürmüştü. Kısa zamanda 10.000’den fazla Amerikalı işinden de olmuştu. (Nathan Lean, s. 72-73) Almanya’da Berlin duvarının yıkılması ile başka bir ideolojik tehdit boşluğu doldurmaya başlar. (Nathan Lean, s. 78) 11 Eylül’den sonra ‘İslami öcü’, Amerika’nın uzun canavar hikayeleri tarihinde en yeni bölümü temsil etmeye başlar. (Nathan Lean, s. 83) “Spencer’e göre ‘gizli cihad’ ile teröristler, ‘özgür insanların diyarı’ Amerika’yı silah, bomba ile değil, topluma sıradan Amerikalı olarak sızan doktorlar, avukatlar, bankacılar ve gazetecilerle yıkacaklardır. Robert Spencer Katolik bir ailede büyümüş Türk kökenli birisidir. Dünyanın en hoşgörüsüz dini olarak İslam’ı ilan eden Spencer’ın yazılarını Prof. Carl Ernst dahil birçok ünlü İslam uzmanı ise reddetmektedir. (Nathan Lean, s. 119, 117) ‘Öcü, barbar, öteki’ ilan edilenler, 1790’dan sonra İlluminati, 1850’ler Katolikler, 1900’lerde Komünizm ve günümüzde, Evanjelik Hristiyan kaynaklı korku salgını ile kışkırtılan ‘İslamofobi.’ (Nathan Lean, s. 84) olmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vietnam savaşı için Kennedy, ‘Pek az nesil, özgürlüğün en fazla tehlike altında olduğu bir zamanda onun büyük savunucusu olma rolüne mazhar olmuştur, bu bizim iyi talihimizdir.’ (J. F. Kennedy, 1962 Kongre konuşması) diyerek savaşı savunmuş ve sonuçta “dört milyon sivil ile bir milyondan fazla komünist savaşçı, 60 bin Amerikan askeri ölmüştür.” (M.Vedat Gürbüz, Soğuk Savaşın kaynama noktası: Vietnam Savaşı ve Amerika Birleşik Devletleri, s. 30) Vietnam&#8217;ının kurucusu Ho Şi Min ise bu rakamları, ‘13 milyon şehit, binlerce kayıp, yüzbinlerce yaralı ve 83 bin sakat, 8 bin felç, 30 bin kör, 10 bin sağır.’ olarak vermektedir. (Ho Chi Minh, Beni Leninizme Götüren Yol) ABD başkanı Bush’ta ‘Irak’a özgürlük ve demokrasi’ getirmek için 20 Mart 2003 tarihinde Irak’ı işgale başlar ve ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin “savaşın vahim bir hata olduğunu belirttiği” (Aljazeera,1.7.2014) bu işgal girişiminde, 1,5 milyondan fazla sivil öldürülmüş, 5 milyon insan ülke dışına göç etmiş ve en az  870.000 çocuk yetim kalmıştır. ABD Başkanı Bush, ‘Irak’ta demokrasi doğuyor.’ (16.06.2004) diyerek girdiği Irak’a getirilen demokrasi (!) ile önce Irak ambargosu (1990-2002) nedeni ile çoğu çocuk 1.5 milyon Iraklı sivil hayatını kaybeder. Ülke petrolü koruma altına alınmış, ülkenin bankaları yağmalanmış, işkence ve tecavüzler sonucu ülkede eğitim ve sağlık da iflas ettirilir. ABD başkan yardımcısı Dick Cheney, ‘Düşmanımızın ölülerini sayacak değiliz’ diye açıklamada bile bulunur. Ama 13 yıl sonra gerçek ortaya çıkar ki, ‘Irak, yalan söylenerek işgal edilmiştir.’ ABD’nin Irak’ı işgaline kaynaklık eden İstihbarat raporlarının tamamı yalan çıkmıştır. (BBC, 18 Mart 2013) Eski ABD Dışişleri bakanı Condeleezza Rice, ‘Irak’a demokrasi için gitmediklerini’ (Sputniknews, 12.05.2017) de itiraf eder. İşin daha kötü tarafı “Emperyalizm altında inleyen ülkelerinden kaçmak zorunda olan insanlar, gittikleri ülkelerde düşmanca bir faşist uygulamalar zinciri ile karşılaşır. Toplumda endişe Müslümanlara yönlendirilmekte ve korkunun gücünü çok iyi bilen sağ kanatta bu belirsiz zamanları kendi avantajlarına kullanmaktadır.” (Nathan Lean, s. 37) Korku endüstrisi, İslam korkusunu topluma yayar, basın bu amaçla kullanılır ve sonunda da silah sanayi kazançlı çıkar. Afganistan’dan Irak, Sudan’a birçok İslam ülkesi işgal edilir, halkı katledilir. Ama her zaman olduğu gibi yine İslam kötü, Müslüman terörist ve Batı ise, hümanist ve demokrat olarak medya yolu ile tanıtılmaya devam eder!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kendini ‘adil ve dengeli’ olarak tanımlayan Fox Haber, korku tüccarlığı yapmanın merkezi olmuştur. Fox haber kanalının sahibi Roger Ailes, Müslümanlara karşı kişisel bir paranoyası olan biridir. Oklahoma City’de bir saldırı olur. S. Emerson, J. Stewart,  D. Pipes, V. Cannistraro gibi analistler ve Newsday, New York Post, Chicago Tribune, New York Times gibi birçok gazete hemen Müslümanları suçlar. Ama saldırgan Timothy McWeigh adlı bir ABD Ordusu gazisi çıkar ve Müslüman değildir ve beyazdır. Timothy Mitchell’in dediği gibi, ‘Uzman görüşü toplumsal olayları şekillendirmeye yarar, toplumu bilgilendirmeye değil’ (Mitchell, Rule of experts Uzmanların kuralları, s. 118) Daniel Pipes ve Neal Livingstone, Ortadoğulu suçlulardan bahsetme meyilli idiler. Zira Araştırmaların finanse edilmesi için bu gibi bağlantılar gerekiyordu ve aynı zamanda kendi mevcut konumları da tamamen terörizm danışmanlığı üzerine kurulu idi. McVeigh suçunu itiraf ettikten sonra bile Livingstone, McVeigh’in saldırıları gerçekleştirmek için Müslüman teröristlerle ‘çalışmış olabileceğini’ şeklinde yorum yapmaktan geri kalmaz!” (Nathan Lean, s. 123-136) TLC kanalı 2001’de ‘All-American Muslim’ adlı bir program yayınlar ve program seyirci rekoru kırar. Galler ve Spencer reklam veren şirketlere tepki gösterilmesini ister ve 64 şirket reklamlarını geri çeker. (Nathan Lean, s. 137, 138) “Avustralya’da bir medya araştırması yapılır ve Fox TV&#8217;nin de sahibi olan  Robert Murdoch’ın sahibi olduğu beş büyük gazeteyi bir yıl boyunca inceler. Araştırma, haberlerin büyük bölümünün İslam karşıtlığını kışkırttığını ortaya çıkarır. Buna göre Murdoch&#8217;a ait beş gazete olan The Australian, The Daily Telegraph, The Herald Sun, The Courier Mail ve The Advertiser gazetelerinde, 2891 makalede “İslami terörizm” veya “Müslüman zulmü” deyimlerine yer verilmiştir. Ayrıca bu gazetelerde bir yılda yaklaşık İslam&#8217;la alakalı 3000 olumsuz habere yer verilmiştir. Bu rakam ise, her gün neredeyse Müslümanları terörizmle ve şiddetle ilişkilendiren sekiz habere denk düşmektedir. Araştırmaya göre Murdoch medyasında bir günde yayımlanan 8 makale ve yılda 152 kapak ile Müslümanlar eleştirilmekte ve İslam olumsuz manada ele alınmaktadır.” (Timeturk, 15.03.2018) Fransız dergisi Causeur&#8217;den İslam düşmanlığı: Bizi koronavirüs değil, İslam tehdit ediyor. Hayat tarzımızı öldüren, medeniyetimizi mezara koyan çok daha ciddi bir tehlike ile karşı karşıyayız. Koronavirüsle mücadele için gösterdiğimiz çabanın sadece yüzde 20&#8217;sini ülkedeki diğer enfeksiyonu (Müslüman nüfusu kast ediyor) gidermek için harcasaydık, Fransa çok daha güzel bir yer olacaktı. (Haber 7, 26 Mart 2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15547" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/464575686486966.jpg" alt="" width="392" height="280" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Camiyi yakma gerekçesi: O gün Fox Tv izlemiştim. ABD’de yaşayan Randolph Linn ABD merkezli Fox News kanalında izlediği görüntülerden sonra yakınlardaki bir camiye giderek binayı ateşe verdi. Mahkemede hiç Müslüman tanıyıp tanımadığı sorulan Linn, “Hayır, sadece Fox News’de izlediklerimi biliyorum” dedi. (Milliyet, 22.12.2012) Cumhuriyetçi başkan adayı Gary Bauer, ‘Biz tüm insanların eşit yaratıldığına ve yaratıcı tarafından bağışlandığına inanıyoruz, bu arada belirteyim millet, kastettiğim Allah değil’ derken, AFA yöneticisi Bryan Fischer, ‘Tehdit radikal İslam değil, İslam’ın kendisi’ demektedir. AFA lideri, Amerika’ya gelen beyazların, yerli halkın topraklarına el koymak için Hristiyan inancı tarafından kendilerine bahşedilmiş ahlaki bir yetkiden bahsedebilmekte, ‘Hristiyan olsalar ve asimile olsalardı durum daha kansız olurdu.’ (Nathan Lean, s. 169) diye yorum yaparak zihniyetini de ortaya çıkarmaktadır. Fischer, ‘İslam’ın, Yahudilik ve Hristiyanlıktaki ahlaki geleneğe eşit bir alternatif olamayacağını da’ ileri sürmektedir. (Nathan Lean, s. 173)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam düşmanı çark nasıl işler, finansman nasıl karşılanır? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peter King, baktığı her yerde Müslüman teröristleri görmektedir. İşin ironisi ise King, terör örgütü IRA ile sıkı bağlantılara sahipti ve bunu o da inkar etmiyor ve kendini şöyle savunuyordu: “Gerçek şu ki IRA ABD’ye hiçbir zaman saldırmamıştır.” (Nathan Lean, s. 242) Aubrey Chernick az tanınan bir güvenlik yazılım şirketi sahibidir. Şirketini IBM, 2004 yılında 750.000.000 dolara satın alır. Önce bir vakıf kuran Chernic, daha sonra bu vakıf üzerinden Spencer, Geller, Horowitz, Gaffney, Pipes… gibi İslamofobik kuruluş ve şahısların her birine yüzbinlerce dolar dağıtır. Od Yosef Chai Yeshiva’nın başkanı Rabbi Yitzhak Shapira, Ocak 2010’da yerel bir camiyi kundaklamaya çalışırken yakalanır. Bu kişi aynı zamanda, ‘Bebekler dahil, Yahudi olmayanlar doğaları gereği merhametsizdirler’ diyen de biridir! (Nathan Lean, s. 225-226) İsrail konusu İslamofobi ile yakından bağlantılıdır. Dindar Siyonistler için Filistinliler sadece davetsiz yerleşimci ve Arap değil, hatta onlar sadece Müslüman da değildirler; Onlar Yahudi değildirler! 2001-2007 arasında İsrail, ‘senede’, işgalin ilk 20 yılı süresince olandan çok daha fazla Filistinliyi katletmiştir. (Nathan Lean, s. 207) David Gaubatz Müslümanları beyaz saraya sızmakla itham eder. Daha sonra oğlu Chris’in içeri sızdığı tespit edilir. Chris, 12.000’den fazla belgeyi çalmıştır. (Nathan Lean, s. 209) EMET (Ortadoğu Gerçeği için Bağış) adlı lobinin ‘Saplantı: Radikal İslam’ın Batı’ya Karşı Savaşı’ adlı filmi 70’den fazla gazete ile 28.000.000 aileye ulaştırır. Yapımcılar, başta Haham Raphael Shore (Dünya Bülteni, 24.09.2008) olmak üzere İsraillidir. Ama zamanla ‘yolsuzluk’ iddiaları ile bu grup çöküşe geçer! Filme bağış yaptığı iddia edilen Barry Seid, 2008’de şirkete yaklaşık 17.000.000 dolar vermiştir. Ancak ‘böyle biri yoktur!’ Barre Seid diye biri vardır o da hiç yardım yapmamıştır! (Nathan Lean, s. 223) Lübnan doğumlu bir Hristiyan olan ve Evanjeliklerin, sert İsrail yanlılarının ve ‘Çay Partisi’ Cumhuriyetçilerinin gözüne girmeye çalışan ‘ACT for America’ grubunun kurucusu Brigitte Gabriel, “10 yaşında bir gece odasında bir roket patlayınca, radikal İslam’ın dünya hakimiyeti için verdiği savaşı fark ettiğini” söyler. Ergun Caner gibi Brigitte Gabriel de yaşam öyküsünü, aşırı görüşlerini ‘pazarlayabilmek için’ kullanmıştır. Halbuki komşuları onun yaşamının herkesinki nasılsa öyle olduğunu söylemektedir. (Nathan Lean, s. 175) Bir başka komşusu da onun için, ‘O hiçbir zaman kendini Arap olarak görmedi, hep Finikeli (Sami/Yahudi dili konuşan Akdenizli) olduğu hayalini kuruyordu’ demektedir. Gabriel, 1975’te, ‘kafir Hristiyanlara cihad edenin Hizbullah olduğunu’ söyler. Halbuki Hizbullah 1982’de kurulmuştur. Gabriel, İslam ve şiddetin birbirinden ayrılamazlığını ileri sürer. “Kur’an’a inanan, camiye giden, her cuma ve günde 5 kere ibadet eden Müslümanlar aslında radikal Müslümandır” der. (www.ajn.com, 6 Haziran 2007) Ona göre, ‘Hani İslam’ın dünyaya katkılarından bahsedilir ya, cebir falan. Aslında onlar gayri Müslimlerdir. Ve bu icatlar Müslüman beyni olmayan beyinlerdendi. Ve işte İslam’ın tüm tarihi budur.’ (Nathan Lean, s. 177) Brigitte Gabriel Arapların &#8216;ruhunun olmadığını&#8217;  da söyler: “İsrail ile Arap dünyası arasındaki fark, medeniyet ile barbarlık arasındaki farktır. İyi ile kötü arasındaki farktır. Arap dünyasında tanık olduğumuz şey budur, Onların ruhu yok, öldürmeye ve yok etmeye kararlılar. Ve inandığımız Tanrı&#8217;dan çok farklı olan &#8220;Allah&#8221; adını verdikleri bir şey adına, çünkü bizim Tanrımız sevgi Tanrısıdır.” (www.cair.com, 20 Temmuz 2007) 2009’da Gabriel’in senelik kazancı 180.000 dolardı. (Nathan Lean, s. 181) Obama’nın Müslüman olduğunu ileri süren Tony Perkins, ‘Ku Klux Klan yöneticisi David Duke ile mali ilişkiye’ girerken aynı zamanda ‘beyaz üstünlüğünü savunan’ CCC konseyine de katılmıştı. Tüm bunlar İslamofobi ile ırkçılığın büyük ölçüde örtüştüğünü de göstermektedir. (Nathan Lean, s. 167)  Mail sahtekarlığı ve güvenlik suçlamalarıyla 1990’da tutuklanan ve cezaevinde 2  sene yatan İnternet Evanjelisti Bill Keller ise, ‘İslam barış dini değildir, hiçbir zaman da olmamıştır’ derken alaylı bir şekilde de gülmektedir. (Nathan Lean, s. 141) 2008 Mayıs ayına kadar 2.500.000 dolar toplayan Keller, yılda 30-35.000 dolar topladığını iddia etmekte ve kayıp ruhları Mesih’e götürmenin verdiği tatminin tüm çabalara değdiğini söylemektedir. (Nathan Lean, s. 147) Babası Türk, annesi İsveç’li olan, anne babası ayrı olan ve 17 yaşında Hristiyan olan Ergun Caner ise, Evanjelist Liberty Üniversitesi ilahiyat fakültesi dekanı olur. Kendini, ‘Hristiyan olan eski bir cihadist’ olarak tanıtır. Onun dokunaklı hidayet öyküsü, dinleyenlere, kendi dinlerinin üstünlüğü ile ilgili güvence sağlamaktadır. İstanbul’da doğduğunu söyler ama resmi mahkeme kayıtları onun İsveç’te doğduğunu, daha 3 yaşına basmadan 1969’da Ohio’ya göçtüğünü göstermektedir. ‘Irak’taki insanları özgürleştirdikleri için’ salon dolusu askere teşekkür eden Caner, Amerikan özgürlüğünün değerlerini över ve İslam faşizmi altında pek çok sene yaşadığını açıklar. Kur’an’da bize, ‘Allah a’loosh ar turoos’ diyen bir ayet vardır diyen ve Arapça olmayan kelimelerin sonuna ‘ayn’ veya ‘in’ ekleri getirerek Arapça’laştırdığı ortaya çıkan Caner’in çocukluk yılları, hukuk sistemi acı bir velayet davasının detaylarını belirlemeye uğraşırken belirsizlik içerisinde geçmiştir. Caner kardeşler mahkeme sonunca Hristiyan anne Monica’nın gözetiminde büyütülürler. “Annem, babamın çok sayıdaki eşlerinden biriydi” der Caner ama babası boşandıktan sonra başka bir kadınla evlenmiştir sadece. Caner’in cihadist iken son anda Mesih tarafından kurtarılma öyküsü 2010 yılına dek ona gerekli makam ve şöhreti sağlamıştır.  Haziran 2010 tarihinde, verdiği çelişkili tarih, isim ve yer adlarından dolayı dekanlıktan uzaklaştırılır. (Nathan Lean, s. 150- 157) “Liberty Üniversitesi, Caner&#8217;i ruhban okulu dekanlığından çıkarılır. Bir İslam uzmanı olarak güvenilirliğini şişirmek için biyografisini tahrif etmiştir.” (www.christianitytoday.com, 26 Haziran 2010)  “11 Eylül saldırılarının ardından “Ben Türkiye’de babam tarafından bir cihadçı ve ABD karşıtı olarak büyütüldüm. Amerika’ya çocukken geldiğimde terörist olmaya gelmiştim ama Hz. İsa kalbimi değiştirdi” diyen ve DVD ile kitap satışlarından zengin olan Caner, okuldan atıldıktan 7 ay sonra Teksas’a taşınarak burada 200 öğrencinin eğitim gördüğü Arlington Baptist College isimli bir okul ile anlaşır. Ancak bu karar okuldaki diğer eğitimcileri çılgına çevirmiştir.” (Gazete Vatan, 22.01.2012) Oklahoma’da bir grup, eyalette şeriat yasasının yasaklanması için çalışmalarda bulunur. Halbuki eyalette böyle bir yasa yoktur! New Gingrich ise, “ABD hükümetinin fedaral mahkemelerde şeriat kanununun tanınmasını yasaklayan yasa çıkarması gerektiğini söyler.”  Böyle bir çalışma olmadığı halde! (Nathan Lean, s. 183) Gingrich’in kariyeri fırsatçılık örneğidir. Üç evlilik ve kanun dışı ilişkisi siyasi kariyerini sekteye uğratır. 2009’da Katolikliğe geçer. (Nathan Lean, s. 186) Bir Fransız gazeteci olduğu söylenen ve,  &#8220;En iyi Müslüman ölü Müslüman’dır. AB uyarı amacıyla Erdoğan’ın sarayını bombalamalı ve bu pislikten kurtulmalı.&#8221; diyen Jean Paul Ney, bir keresinde Fildişi sahillerinde yapılacak darbeden üç-dört gün önce haberdar da olabilmiştir. 20 yıl yatması gereken cezasından da nasıl olduysa 5 ayla kurtarmıştır. Defalarca hapse girip çıkmış ve Fransa’da ‘Canal Plus ve Itele’ için programlar üreten bu ‘gazetecinin’ ilişkiler ağı da kısaca şöyledir: Onu mahkemelerde savunan avukat, Ermeni lobisinin çok iyi tanıdığı ve bildiği, aynı zamanda da Fransa’daki Ermenistan Büyükelçiliğinin avukatı olan, zenginlerin avukatı Sevag Torossian, ‘beş parasız bu serseri başıbozuğu’ savunmaktadır. Bu “Fransız gazetecinin dosyasında hırsızlık, ajanlık, darbecilik dahil bir çok sabıka kaydı olduğu ortaya çıkar. J.Paul Ney için Fransız Gizli Servisi eski başkanı şöyle demektedir: &#8220;Meczup ile ajan arası bir şey&#8230;&#8221; (Sabah, 18.11.2016) Jean Paul Ney’in aleni olarak bilinen ve Fransızların ‘cohabitation’ dedikleri biçimde birlikte yaşadığı bir kadın vardır. Adı Frederique Romano-Scialom. Babası Dominique Romano bir Yahudi. Pek çok alanda çalışması vardır ve çok zengindir. Fransa-İsrail Vakfı’nın da kurucusudur. Romano’nun İbranice “Savaşçı” anlamına gelen ve Ariel Şaron’un lakabı da olan “Guibor” adlı bir şirketi de vardır. Sonunda Jean Paul Ney yargılandığı ve defalarca hapse girdiği Fransa’dan kaçıp Çin’e yerleşir. (Fuat Uğur, Türkiye, 25.05.2017) Kısaca bu İslam düşmanının bir ayağı Fransa&#8217;da ve Ermeni Diasporasında diğer ayağı da Çin ve İsrail&#8217;dedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peki ‘gerçekte’ bombaları patlatan, sivilleri katleden, çocuk öldürenler kimdir? “ABD’nin ‘yanlışlıkla’ katlettiği siviller. ABD&#8217;ya ait savaş uçakları, dün gece Suriye&#8217;nin Halep kentinde bir camiye hava saldırısı düzenledi. ABD, yaptığı katliamı kabul ederek, &#8220;El-Kaide zannettik&#8221; açıklamasını yaptı. ABD&#8217;nin bu açıklaması, son birkaç yıldır ‘Ortadoğu&#8217;nun pek çok ülkesinde’ yanlışlıkla yaptığı katliamları’ hatırlattı: 2007&#8217;de Afganistan&#8217;da 136 sivili katletti! Irak&#8217;ta sivil bina hedef alındı: 10 ölü. Gerani ve Gangabad Katliamları: 140 ölü! ABD bile bile hastane vurdu! Kunduz&#8217;da yine &#8216;yanlışlıkla&#8217; katliam: 33 ölü. ABD Rakka&#8217;da da sivilleri bombaladı. ABD: &#8220;El-Kaide zannettik. Ve bugün&#8230; ABD uçakları Halep&#8217;te camide katliam yaptı. Liste uzayıp gidiyor.” (Yeni Şafak, 17.03.2017)  ABD başkanı Trump, 26.05.2017 tarihinde ramazan mesajı yayınlar ve “Amerikan halkı adına tüm Müslümanların ‘huzurlu bir ramazan’ geçirmesini diliyorum.” der. Ertesi gün ABD koalisyon güçleri, Deyr ez-Zor vilayetine bağlı Mayaadin bölgesinde gerçekleştirdiği bombardımanda en az 35 sivili katleder. Saldırıda hayatını kaybedenler arasında kadın ve çocuklar da bulunmaktadır. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) yaptığı açıklamada, ‘23 Nisan-23 Mayıs arasında’ koalisyonun düzenlediği hava saldırılarında 225 sivilin hayatını kaybettiğini açıklar. Orta Doğu&#8217;daki sivil ölümlerini izleyen Londra merkezli topluluk Airwars, ‘bu hafta başlarında yalnızca Irak ve Suriye&#8217;de’ 366 sivilin öldüğü tahmininde bulunmaktadır. (Sabah, 27.05.2017) MİT üst düzey görevlisi Gündeş’in belirttiği gibi, &#8220;Basının itiraf edemediği bir gerçek de, bölgedeki bütün çatışmaların İngiltere ve Amerika&#8217;nın ‘örtüşen gündemlerinin sonucunda’ ortaya çıkmasıdır.&#8221; (Osman Nuri Gündeş, İhtilallerin ve anarşinin yakın tarihi, s. 499) Evet! ‘Barış ve demokrasi’ sözünü ağızlarından düşürmeyen ülkeler, en çok savaş açan, sivil katleden ve silah satan ülkelerdir! “ABD Başkanı George Bush, 11 Eylül&#8217;ün ardından terörizme karşı &#8221;Haçlı Seferi&#8221; başlattığını söyler, ancak bunun zaman alacağını, bu yüzden de Amerikan vatandaşlarının sabırlı olmasını ister.” (Hürriyet, 17.09.2001) “Bush: Bu bir haçlı seferi. Bush, başlatılan mücadelenin bir haçlı savaşı olduğunu söyledi. Haçlı seferi sözünden sonra çark ederek Müslümanların gönlünü almaya çalışan ABD Başkanı George W. Bush, ABD&#8217;de Müslümanlara yönelik saldırı ve tacizlere son verilmesi çağrısında da bulunur.” (Milliyet, 18.09.2001) Ve üç yıl sonra. Yıl 2004. “Bush ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney&#8217;nin seçim kampanyası başkanı Marc Racicot&#8217;un Florida&#8217;da yeni kampanya çalışanlarına gönderdiği bir mektupta, Bush, &#8221;Terörizme karşı küresel bir haçlı seferine liderlik ediyor&#8221; diye övülmektedir. (Hürriyet, 19 Nisan 2004; Akşam, 20 Nisan 2004)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anders Behring Breivik, 2011’de Oslo’da terör saldırısı gerçekleştirir ve 77 kişiyi öldürür, 242 kişi ise yaralanır. Katil kendini tapınak şövalyelerinin modern zaman lideri olarak görmektedir. Aryan gözükmek için estetik ameliyat geçirmiştir. 1683 Viyana kuşatmasından 400 sene sonra, 2083 yılı yayınladığı manifestosunda önemli bir yer tutmaktadır. “Bana Müslümanların kafirlere cihat ilan etmeden ‘Müslüman olmayanlarla barış içinde yaşadığı tek bir ülke’ gösterin.” demektedir manifestosunda. (Nathan Lean, s. 259-267) Pamela Geller, bu faciayı Müslümanlara atfeder. Hiçbir delile ihtiyaç duymadan bu barbarca suçun ancak bir Müslümanca işlenebileceğine inanmaktadır. Fox haber, olayı Müslüman aşırılıkçıların işi ilan eder. J. Rubin, “Cihadistlere karşı savaş açmanın çok masraflı olduğunu düşünenlere karşı, akılları başlara getiren bir ikaz.”  diye yorum yapar. Murdoch’un sahibi olduğu Wall Street Journal’da da benzer yorumlar yapılır. New York Times, İslamcı teröristleri sorumlu tutmak için bolca sebep bulur. (Nathan Lean, s. 268) Fox haber yapımcısı Bill O’Reilly, “Breivik Hristiyan değildir. İsa’ya inanan hiç kimse kitlesel cinayet işlemez, o kesinlikle bu inancın mensubu değildir” demektedir. Bryan Fishman, el-Kaide’den gördüklerini öğrendiğini ileri sürer. Psikiyatri ekibi onun hakkında şu teşhisi koyar: Paranoyak şizofren. (Nathan Lean, s. 271-273) Aslında Breivik’in İslam düşmanı kurum ve şahısların fikirlerinden etkilendiği kesindir. Manifestosu Evanjelist Hristiyan, Siyonist ve İslamofobi yazarlardan alıntılarla doludur. R. Spencer, Geller bu kişilerin başındadır. Spencer, 162 kere referans gösterilmiştir, Geller ise 12 kere. (Nathan Lean, s. 277) Saplantı filminden de etkilenen katil aynı zamanda bir İsrail sevdalısıdır. Katilin 7 kere kendisinden alıntı yaptığı ve kendisi ‘Güvenlik politikası merkezi’ kurucusu olan Frank Gaffney’ye, “yazılarının şiddetli sonuçlar için kullanılmasıyla ilgili ne düşündüğü” sorulduğunda, “Manifesto, şeriatı hakim kılmayı uman Müslümanlar tarafından oluşturulmuş bir komplo da olabilir” der ve “Manifestonun etraflı bir araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu” söyleyerek kendini savunur. “Bu işin arkasında Müslüman kardeşler olabilir miydi?” sorusuna verdiği cevap ise, ‘kesinlikle’ şeklindedir! İsviçre’de minareler 2009 yılında yasaklanır ki, zaten ülkede toplam 4 minare mevcuttur. (Nathan Lean, s. 281) Saplantı ve Fitne adlı İslam düşmanı filmler de Breivik’in manifestosunda 30 kere geçmektedir. Katilin facebook arkadaşlarından 600’den fazlası da, İngiliz ırkçı kurum EDL üyeleridir. İsviçre’de cami yapılacak yere domuz eti parçaları ve 120 litre domuz kanı dökülür. Fransa, İngiltere’de de camilere saldırılar yapılır. (Nathan Lean, s. 293, 294) Fransa’da ise Müslüman kadınlara peçe yasaklanır. Bunu Belçika takip eder. Norveç minareye karşı çıkar. Hollanda’da Geert Wilders’in tazminatını Daniel Pipes’in başında bulunduğu Orta Doğu Forumu öder. (Nathan Lean, s. 287) Peki kimdir bu Geert Wilders? “Saf kan bir Hollandalı değildir! Annesi Endonezya kökenli bir Yahudi aileden gelmektedir. Dahası, saçları da sarı falan değil aslında, bildiğiniz siyah! Ama “milliyetçilik” oynadığı için, saçlarını cırtlak civciv sarısına boyatıyor! Zaten bilenler bilir. Hollanda’da Wilders’ın arkasında, sadece Yahudiler duruyor. Wilders’ı gerçekte, Yahudiler finanse ediyor, Yahudiler destekliyor! Yani Wilders’ın vahşi İslam düşmanlığının nedeni, Yahudi faşizmidir.” (Mehtap Yılmaz, Akit, 14 Mart 2017) “Katolik bir ailede büyüse ve &#8216;Hristiyan demokratlar müttefikim&#8217; dese de, 1963 doğumlu Wilders kendini agnostik olarak tanımlıyor. Wilders&#8217;ın İslam karşıtı düşüncelerinin gelişmesinde ise, gençliğinde 2 yıl süresince İsrail&#8217;de kalmasının, bu sürede &#8220;anti-demokratik&#8221; olarak tanımladığı Arap ülkelerine yaptığı gezilerin etkili olduğu yorumu yapılıyor. Hollandalı aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri, 15 Temmuz&#8217;da Türkiye&#8217;de yaşanan darbe girişiminin başarısız olmasına da üzüldüğünü söylemiş, &#8220;Askeri rejim, her halükarda Erdoğan&#8217;dan iyidir&#8221; demiştir.” (BBC Türkçe, Takvim<a style="color: #000000;" href="http://www.takvim.com.tr/dunya/2017/03/14/fasist-lider-wildersin-turkiye-ile-derdi-seneler-oncesinden-baslamis">,</a> Milliyet, 14 Mart 2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ünlü Alman dergisi Der Spiegel, bir kapak hazırlar. Kapakta, elinde Türk bayrağı tutan genç bir kız, arkada Kur’an kursuna giden Müslüman kızlar ve ellerinde Uzakdoğu sporu yapanların kullanılan çeşitli aletler bulunan Türk gençleri bulunmaktadır. Derginin yaptığı tastamam şudur: Tehlikeli yabancı iddialarını yeniden gündeme getirmek ve üstü kapalı bir biçimde Türklere karşı olan tepkileri meşrulaştırmak. Amaç, Türk azınlığı her türlü eşitsizliğe ve zor şartlara boyun eğdirerek, teslim olmaya zorlamak. (Hilmi Yavuz, s. 77) Dikkate değer olan neo-nazi dazlak çetelerinin, Türklere karşı giriştikleri kıyımları, Alman halkının dilini, dinini, kimliğini korumaya çalıştıkları bağlamında, bir çeşit meşru müdafaa gibi gösterilmeye çalışılması tehlikesidir. Tarihte katledilen Müslümanlar onlara yetmemiştir! Justin Mccarthy, ‘Death and Exile/Ölüm Sürgün’ ve ‘Müslims and Minorities/Müslümanlar ve azınlıklar’ adlı eserlerinde, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda ölen Müslüman Türk ve Kürt’lerin sayısına 2,5 milyon, 1821-1922 yılları arasında zorla göçe zorlanan Müslümanların sayısının 5 milyon, bu yıllar arasında ölen Müslüman sayısını beş buçuk milyon olarak belirtir. (Hilmi Yavuz, s. 78) Doktor Andrew Mango, &#8216;etnik temizliğin kurbanı Müslümanlar olunca, nedense kimse bu konuya eğilme gereği duymamaktadır.&#8217; demektedir. (Hilmi Yavuz, s. 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peki, Batılı gezginler ne kadar masumdur?! “Seyahat edebiyatının tek özelliği, Müslümanların köleci ve kötü olduklarını ispat etmektir.” (Bryan S. Turner, s. 24) “Seyahat yazılarını çoğunlukla diplomat kişiler, misyoner, asker ve ticaret adamları yazmışlardır. Seyahat yazıları casusluk için de kullanılmaktadır.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 138, 141) “18. ve 19. yüzyıllar boyunca birçok gezgin İslam topraklarının uzak köşelerine yolculuk eder. Yazdıkları kitaplara bakıldığında, İslam&#8217;a olan düşmanlıkları açık bir şekilde görülmektedir.  O halde bunlar halkından ve dininden nefret ettikleri ülkelere seyahat etmek için niçin bu kadar zahmete katlanmışlardı? Bunun iki amacı vardı: Ticari sömürü ve politik istihbarat. (Asaf Hüseyin, s. 37-38, 47) Günümüzde bu tür gezginlerin yerini batılı istihbarat örgütleri almış bulunmaktadır. Bu elemanlar gazeteci veya iş adamı, yardımsever görüntüsü altında Müslüman ülkelere sızmaktadır ve topladıkları istihbarat kendi ülkelerinin çıkarları doğrultusunda kullanılmaya devam etmektedir. (Asaf Hüseyin, s. 50) “Thomas Thornton, Avrupalı seyyahların Türkiye hakkındaki gözlemlerinden şikayet eder ve onların Türklerin davranışlarını, adetlerini &#8216;yüzeysel ve kasten hatalı bir şekilde gözlemlediklerini &#8216; söyler.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 143) Knut Hamsun, 1899 yılında İstanbul&#8217;a bir seyahat gerçekleştirir ve bunu &#8216;İstanbul&#8217;da iki İskandinav Seyyah&#8217; adıyla bir arkadaşı ile beraber kitaplaştırır. Kitabında Hamsun şunları yazmaktadır: &#8220;Türkler adam yemekten vazgeçeli beri, bir arada bulunmanın bir tehlikesi kalmamış artık. ‘Vahşi Türkler ile anlaşmak mümkünmüş’ diye düşünüyorum.&#8221; 20. yüzyılın başında Avrupalının zihnindeki Türk imajı işte budur: Türklerin sultanı, Hristiyan etini yemekten vazgeçmiş midir acaba? Gerçekte ise, insan eti yemek pratiği, 17 ve 18. yüzyıllarda Avrupa&#8217;da görülmüştür, Avrupalının zannettiği gibi Osmanlı&#8217;da değil!  (Hilmi Yavuz, s. 84) Avrupalı Katoliklerin Fransa&#8217;da ve İrlanda&#8217;da; Protestanların ise Hollanda&#8217;da, insan eti yediklerine dair belgeler vardır. (Herbert H. Roven, John De Witt, Grand Pensionary of Holland; Giles Deleuze, Spinoza, Philosophie Pratique, s. 22) Bu konuda ‘özet bilgi’ için, ‘Derin Tarih’ dergisinin Mart 2019 tarihli 84. sayısına, Ayşe Eren’in, ‘Avrupa’da yamyamlığın karanlık tarihi’ ve Emrullah Kaleli’nin ‘Haçlı Seferlerinde Yamyamlık Hadiseleri’ (Turkish Studies &#8211; Historical Analysis Volume 14 Issue 2, 2019) adlı makalesine bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yıl 2023, aylardan Haziran. İsveç ve Danimarka vatandaşı olan Rasmus Paludan, Pegida hareketinin Hollanda&#8217;daki lideri Edwin Wagensveld, Norveç SIAN adlı ırkçı grubun yöneticisi Anna Braten, İsveç&#8217;te ateist ve PKK&#8217;lı Salvan Momika Kur&#8217;an yakmaya devam etmektedir! Daha önce de İslami kurumlara defalarca saldırılar yapılmıştır. Örneğin; Almanya’da 2012’den bu yana 78 camiye saldırı oldu. (Hürriyet, 21 Ağustos 2014) Fransa&#8217;da cami önüne domuz leşi bırakıldı. (Ensonhaber, 23 Eylül 2014) Avrupa&#8217;da ırkçılar camileri hedef alıyor. (NTV, 26 Aralık 2014) Almanya&#8217;da camiye ırkçı saldırı.  (Sözcü, 15 Nisan 2022) Avrupa&#8217;da camiler Müslüman karşıtı saldırılara hedef oluyor. (AA, 21 Ağustos 2014) Viyana&#8217;da Türk Camii kapısına domuz organları bıraktılar. (Sözcü, 26 Aralık 2014) Bosna Hersek&#8217;teki bir cami avlusuna domuz leşi bırakıldı. (AA, 21 Ağustos 2020) Cami önüne domuz leşi. (Milliyet, 23 Eylül 2014) Almanya&#8217;da cami kapısına domuz kafası asıldı. (AA, 17 Mayıs 2020) Almanya&#8217;da cami kapısına domuz başı asıldı. (İndyturk, 5 Aralık 2021) Almanya&#8217;nın Dortmund kentinde cami kapısına gamalı haç çizildi. (AA, 9 Şubat 2022) Cami kapısına gamalı haç çizdiler. (Cumhuriyet, 2 Ocak 2014) Caminin kapısına gamalı haç çizdiler. (Hürriyet, 20 Kasım 2017) Müslüman kadına saldırdı, 2 kişiyi öldürdü; ABD’de Jeremy Christian adlı beyaz ırkçı bir kişi, biri başörtülü diğeri siyahi iki kadına trende hakaret ederek saldırdı. İki kadına bağıran Christian, “Müslümanlardan nefret ettiğini” ve “Müslümanların cani olduğunu” söylerken, orada bulunan bazı vatandaşlar tarafından sakinleştirilmeye çalışıldı. Kendisine engel olmak isteyen üç kişiyi bıçakladı, olayda iki kişi öldü. (Mepanews, 28 Mayıs 2017) Fransa&#8217;da İslam düşmanlığı tırmanıyor! Türk derneğine çirkin saldırı. Paris&#8217;teki Türkiyeli Yurttaşlar Meclisi adlı derneğin duvarına &#8220;İslam=Mort (ölüm)&#8221; yazıldı. (Sabah, 9.11.2020) Almanya’da İslam düşmanlığı tırmanıyor. Alman hükümetinin, Sol Parti&#8217;nin soru önergesine verdiği cevapta, Temmuzdan 17 Eylül&#8217;e kadar toplam 188 İslam düşmanlığı suçunun kayıtlara geçtiği ifade edildi. Saldırılar nedeniyle sadece soruşturmaların bulunduğu ancak hiç kimsenin gözaltına alınmadığı belirtildi. (Sabah, 9.10.2020) ABD&#8217;de İslam düşmanı gruplara 106 milyon dolara yakın fon sağlandı. ABD’de 2017-2019 döneminde Müslüman karşıtı gruplara 106 milyon dolara yakın kaynak aktarıldığı ortaya çıktı. (TRT Haber, 12.01.2022) Fransa&#8217;da kurumsallaşan Müslüman karşıtlığı endişe veriyor. (TRT Haber, 09.11.2022) ABD&#8217;de bir üniversitede Kur&#8217;an-ı Kerim sayfalarını yaktılar. Arizona Eyalet Üniversitesinde İslam düşmanları, Kur&#8217;an-ı Kerim sayfalarını yırtıp yaktı. (11.12.2021) Fransa&#8217;da saldırı girişimi! Aracını camiden çıkanların üzerine sürdü. (TGRT Haber, 29.06.2017) Londra&#8217;da bir araç camiden çıkan yayaların arasına girdi: Ölü ve yaralılar var. (Posta, 19 Haziran 2017) Kanada’da Müslüman anne-kıza İslamofobik saldırı. Kanada’nın Hamilton kentinde, Müslüman anne ile kızı, bir kişinin İslamofobik saldırısına maruz kaldı. (AA;  14.07.2021) “Batı ülkelerindeki İslam ve Müslümanlık karşıtı bazı gruplar ile terör örgütleri, onlarca yıldır çeşitli eylemler yaparak camilere, ibadethanelere ve Müslüman derneklerine saldırı düzenliyor. ‘2016 yılından Ocak 2017&#8217;ye kadar toplam 2800&#8217;den fazla islamofobik saldırı’ gerçekleştirildi. İşte Batıda yükselen İslamofobik saldırı bilançosu: ABD: Donald Trump&#8217;ın başkan seçildiği Kasım seçimlerinden sonra ise ırkçılık yükselişe geçti. ABD&#8217;de bugüne kadar 450&#8217;den fazla İslamofobik saldırı yapıldı. Bu saldırılar özellikle kasım seçimlerinden sonra daha da arttı. Almanya: Almanya&#8217;da bugüne kadar 260 islam karşıtı eylem düzenlendi. 664 sığınmacı Müslüman mültecinin saldırıya uğradığı ülkede, 60&#8217;dan fazla camiye saldırı düzenlendi. Avusturya: 90&#8217;dan fazla saldırı. Belçika: Nüfusun yüzde 60&#8217;ı Müslümanları tehdit olarak görüyor. Müslümanların yüzde 71&#8217;i kendilerinin terörist olarak görüldüğünü düşünüyor. Halbuki terör örgütlerine kucak açan ve teröristlere sahip çıkan ülkelerin başında Belçika yer alıyor. Ülkede 20&#8217;den fazla islamofobik saldırı gerçekleşti. Fransa: Müslüman karşıtı gösterilerin en yoğun olduğu ülkelerden birisi. Özellikle Müslümanlar ile diğer dine mensup kişilerin karşı karşıya getirilmeye çalışıldığı ülkede 360&#8217;tan fazla saldırı oldu. Hollanda: İslamofobik çevreler ülkede en çok camileri hedef alıyor. Öyle ki Hollanda&#8217;da yaşayan Türk vatandaşları ve diğer Müslüman ülkelerin vatandaşları, ibadet için gittikleri camilerin, ibadet esnasında kapılarının kapalı tutulması konusunda şu günlerde çalışma yapmaya başladılar. Hollanda&#8217;da bugüne kadar 100&#8217;den fazla saldırı gerçekleşti. Bu saldırılardan 20&#8217;den fazlasında ise camiler hedef alındı. İngiltere: Başkent Londra başta olmak üzere ülke genelinde bugüne kadar 1000&#8217;den fazla saldırı düzenlendi. Genel olarak bu saldırıların çoğu Müslümanları hedef alsa da asıl hedefin yüzde 60&#8217;lık oranla Müslüman kadınlara yönelik olduğu belirtiliyor. İsveç: 30&#8217;dan fazla saldırı. Kanada: İslam karşıtı saldırıların en az rastlandığı Kanada&#8217;da bugüne kadar 20&#8217;den fazla saldırı yapıldı. Bu saldırıların en büyüğü ise geçen günlerde bir camiye yapıldı ve saldırıda 6 kişi hayatını kaybetti. Norveç: Norveç&#8217;te radikal sağcı Norveç Savunma Ligi ile Norveç&#8217;in İslamileşmesini Durdurma Hareketi taraftarlarınca onlarda kez İslamofobik saldırı gerçekleştirildi. Yunanistan: Müslüman mültecilere sözlü ve fiziki saldırılar yapıldı. &#8216;İslam Avrupa Dışına&#8217; gibi söylemler de ise son günlerde artış yaşanıyor.” (Sabah, 1.2.2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Müslüman karşıtı nefret suçu işleyen esas kişiler çeteler değil, çok çeşitli ‘ana akım medya ve politik yorumların yansıması’ olarak Müslümanları suistimal etmek, onlara saldırmak hakkın olduğuna inanan basit bireyler tarafından yapılmaktadır.” (Vikram Dodd, Guardian, 27.1.2010) “İslamofobi endüstrisi İslam karşıtı nefrete sebep olmaktadır. Ürettikleri ön yargıların sonuçları küçük olmayacaktır. Onlar marjinal gruplar değildir. ‘Daha ziyade politik ve kâr hatırına’ insanları farklı azınlık gruplarına bölmek amacında olanlara karşı direnmek ve karşı durmaya acil ihtiyaç vardır. Zamanın ilerlemesi ile ön yargılar daha da derinleşecek ve yerleşecektir.” (Nathan Lean, s. 301)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Prens William’ın Ukrayna açıklaması tepki çekti. Avrupa&#8217;da değil de, Afrika ve Asya&#8217;da savaş ve kan dökülmesine daha çok alışkın olduklarını söyledi. William, Ukrayna&#8217;ya da seslenerek, &#8220;Hepimiz arkanızdayız&#8221; dedi.” (Sabah, 11.3.2022) “Rusya-Ukrayna savaşında ırkçı söylemler! &#8216;Mavi gözlü ve sarı saçlı insanlar ölüyor.&#8217; ABD merkezli CBS NEWS muhabiri Charlie D&#8217;Agata canlı yayında &#8220;Burası on yıllardır kaosla yaşayan Irak veya Afganistan değil. Burası böyle şeyleri görmeyi hiç ummadığınız medeni Avrupalılara has bir kent.&#8221; ifadelerini kullanması izleyenleri şaşırttı. ITV News muhabiri Lucy Watson da bir tren istasyonundan yaptığı yayında, &#8220;Ukraynalıların başlarına düşünülemez bir şey geldi. Burası gelişmekte olan bir üçüncü dünya ülkesi değil, burası Avrupa.&#8221; ifadelerini kullandı. BBC&#8217;ye konuşan Ukrayna&#8217;nın eski başsavcı yardımcısı David Sakvarelidze ise canlı yayında, &#8220;Benim için bu yaşananlar çok duygusal, çünkü mavi gözlü ve sarı saçlı Avrupalıların öldürüldüğünü görüyorum.&#8221; Fransız kanalı BFM TV&#8217;de konuşan başka bir yorumcu, “Putin&#8217;in desteklediği Suriye rejiminin bombalarından kaçan Suriyelilerden bahsetmiyoruz. Avrupalıların bizimkine benzeyen arabalarla kendilerini kurtarmak için ayrılmalarından bahsediyoruz.” Fransız Gazeteci Ulysse Gosset&#8217;i ise yaptığı bir yayın sırasında “21. yüzyıldayız, bir Avrupa şehrindeyiz ve sanki Irak&#8217;ta ya da Afganistan&#8217;daymışız gibi seyir füzesi ateşi var, hayal edebiliyor musunuz?” ifadelerini kullandı.” (Hürriyet, 28 Şubat 2022)  “Ukrayna duyarlılığı altında ikiyüzlü ırkçılık! Boşnaklar da mavi gözlüydü. ABD ve Avrupa TV&#8217;lerinden ekrana yansıyan, ‘Ukrayna duyarlılığı&#8217; ikiyüzlü ırkçı yaklaşımı ortaya koydu: Sarışın mavi gözlü insanlar saldırıya uğradı. Bizim gibi arabalara biniyorlar. Burası Afganistan, Irak değil!” Mavi göz duyarlılığı akıllara Avrupa&#8217;nın göbeğinde soykırıma uğrayan Boşnakları getirdi. Sırp çeteler, Yugoslavya&#8217;nın dağılması sürecinde Müslüman Boşnaklara karşı sistematik soykırım uyguladı. 1992-95 arasında ‘sarışın, mavi gözlü&#8217; 300 binden fazla Boşnak katledildi. Batı da soykırımı sadece izlemekle yetindi.” (Star, 1 Mart 2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Polonyalı politikacı Tarczynski: 2 milyon Ukraynalı mülteci aldık, 1 tane bile Müslüman almayacağız. Gurur duyuyorum.” (Yeni Şafak, 11/04/2022) “Paralı askerler Ukrayna&#8217;da. Sivillerin vurulması, kadın ve çocukların öldürülmesi savaş suçu. Bunlar durmalı.” (Ukrayna savaşı hakkında konuşan bir Avrupalı. Ülke TV haberden bir kesit) I. ve II. dünya savaşlarını Batılılar çıkarmadı mı? Asya ve Afrika&#8217;daki iç savaşların, işgallerin nedeni Batılı sömürgeciler değil mi idi? Fransa, ABD, İsrail, Çin, Rusya, İngiltere dahil Avrupa ülkeleri Libya, Çeçenya, Afganistan, Irak ve işgal ettikleri birçok İslam ülkesinde sivil Müslüman halkı, çocuk ve kadınları katlederken demokrat, insan hakları, çocuk hakları örgütleri nerede idi?! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14566" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2353426463457537.png" alt="" width="818" height="394" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesince düzenlenen 4. Uluslararası Şeyh Şaban-ı Veli Sempozyumu&#8217;nun açılış programında yaptığı konuşmada, &#8220;İslamofobi&#8221; kelimesiyle ilgili önemli bir çağrı yaptı: &#8220;Son günlerde &#8216;İslamofobia&#8217; diyoruz. Lütfen bu tabiri kullanmayın. Bu emperyal bir dilin parçasıdır. Fobi, kendiliğinden olan bir korku demek. Kişinin yenemediği, doğal olan bir korkudur. Ama bugünkü dünyada var olan, adına emperyal dilin İslamofobia koyduğu şey, ‘üretilmiş’ bir İslam düşmanlığı, üretilmiş bir İslam karşıtlığıdır.&#8221; <span class="style5">(Yeni Akit, 05.05.2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14567" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sinema-oryantalizm-2.png" alt="" width="1036" height="524" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14568" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/predators-islam-algioperasyonu-1-1.jpg" alt="" width="649" height="208" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14569" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Wonder-Woman-1.jpg" alt="" width="1009" height="161" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Lanetli kurt adam’ filmi. &#8216;Vampirler başkaldırdı&#8217; denirken vampirler, &#8216;lailahe illellah&#8217; diye bağırmaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14570" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/897679556454-1.png" alt="" width="421" height="338" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14571" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haginda-2020-1.jpg" alt="" width="395" height="333" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Conan; çizgi roman da bile bilinçaltına mesaj: Cadıların işaretinin hilal olduğunu haykıran kötü cadı!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14572" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/conanda-oryantalizm-1-1.png" alt="" width="342" height="295" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Aslan Kral 2’ adlı çizgi filmden; İyi yürekli aslan kralın kötü yürekli kardeşi, sırtlanlarla anlaşma yapıp kardeşine komplo kurarken, &#8220;savaşa hazır olun&#8221; komutunu verirken sahnede gözüken hilal.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14573" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3754685648-1.png" alt="" width="201" height="168" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                   Yedinci oğul adlı film</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14574" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haberlerinagindaislam-2020-1.jpg" alt="" width="801" height="198" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> &#8220;Güneşin Gözyaşları&#8221; adlı filminden iki kare: ABD askeri &#8220;bunu nasıl yaparlar?&#8221; diye sorunca, iki kerede kadın aynı cümleyi tekrar eder: &#8220;Bunlar böyledir işte&#8221; diye cevap verir. Bunlar dediği Müslümanlar, böyle dediği: Müslümanların din adamlarını öldürüp, kadınlara tecavüz edip işkence ile çocuklar dahil öldürmesi, masum köylüleri katletmesi! Tabii söylemeye gerek yok, ABD askerleri masum köylüleri korumak için Bruce Willis önderliğinde canlarını hiçe sayarlar&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14575" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haberlerin-aginda-islam-2021-12-1.png" alt="" width="774" height="257" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  ‘Gecenin Dişleri’ adlı filmde, vampirlerin broşu </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14576" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/9994755683-1.png" alt="" width="358" height="206" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Walt Disney in 1992 tarihli Alaaddin adlı çizgi filminin şarkısı sözleri şöyle Başlar: &#8220;Ben uzak bir diyardan geliyorum, orada kervan develeri dolanır, orada çehreni beğenmezlerse kulağını keserler. Evet, barbarca bir şey&#8230;. Ama ne yaparsın, bu benim ülkem işte&#8221; (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 71) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15710" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346426357.png" alt="" width="474" height="331" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8216;Da Vinci Şifresi&#8217; adlı filmde kilisede üstüne basılan bir kilim ve üzerindeki desen!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Gitar Hero oyunu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14577" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gitar-hero-oyunu-1.jpg" alt="" width="423" height="329" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Günümüzde, piyasadaki dijital oyunlar, arka planda İslam düşmanlığına zemin hazırlamaktadır.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 393)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14579" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/55553645778568.jpg" alt="" width="1036" height="514" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15542" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/654754686785679.jpg" alt="" width="470" height="193" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15838" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/345426457.jpg" alt="" width="208" height="202" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Apple Arcade&#8217;in lansman oyunlarından Sneaky Sasquatch , tuvalet kapısı ve yine hilal!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bilimsellik iddiası</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizmin bilimsel merak kaynaklı olduğunu, bilinmeyen olarak nitelendirilen ve gizemini koruyan Doğu’nun dillerini, kültürlerini araştıran bir disiplin olduğunu savunan belli bir kesim de olmuştur. Bu kesim, araştırmalarını objektif bir metotla yürüttüklerini savunsalar da, yaptıkları çalışmalarda, Batı’nın Doğu üzerindeki maddi/manevi sömürgecilik faaliyetlerini görmezden gelmişlerdir.” (Furkan Emiroğlu, Oryantalizm nedir? İlim ve Medeniyet, 23 Ocak 2018) Gerçekte ise, “Oryantalistlerin araştırmaları, bilimsel havaya bürünmüş bir şekilde saklanan emperyalist hedeflerdir.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 26)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesela Michael Curtis, emperyalizm veya misyonerlik amaçla değil de, Batının başka nedenlerle Doğuya ilgi ve meraklarının olduğunu savunur: Gezginlik, ticaret, bilim adamlığı! Amaç ise ‘Doğu toplumlarına ışık tutmaktır!’ Bunun aksi durumlar ise ‘nadirdir’!  (Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 450) Yine Bernard Lewis, 1979 yazında “Ortadoğu Araştırmalarının Durumu”nda çıkan, ‘Amerikan bilim adamı’ adlı makalesinde şöyle demektedir: ‘Avrupalı olmayan medeniyetler bugün bile, ‘entelektüel merak’ sahibi olmanın nedenini anlamakta çok güçlük çekerler. İlk Avrupalı Mısırolog ve arkeologlar Orta Doğu’da kazıya başlayınca, halk onları casus ya da ajan olarak nitelendirmişlerdi.’ Aslında, “Oryantalizmi akademik merak nedeniyle açıklamaya uğraş veren ve tüm eleştirilerini bu iddia üzerine kuran Bernard Lewis’in ABD siyasetiyle ilişkilerinin niteliğine bakmak dahi bu konuda yeterince açıklayıcı olacaktır.” (Yücel Bulut, Orientalism’in Ardından, Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 24. Sayı, 2012/1, 1-57) İslam dünyasında birçok katliamlara imza atan ABD Başkanı George W. Bush&#8217;un danışmanlığını yapan Lewis’in mezarı da Tel Aviv&#8217;deki Trumpeldor Mezarlığı&#8217;nda bulunmaktadır. (tr.wikipedia.org/wiki/Bernard_Lewis) Bernard Lewis, Ortadoğu’nun en tartışmalı tarihçisi. O, sağcı oryantalistlerin deniz feneriydi. ABD’nin Irak’ı işgalinde önemli rol oynayan Lewis’in politik yaklaşımı tavizsiz olduğu oranda basitti. 2001 yılında ABD yönetimine sunduğu çözüm önerisi çok açıktı: “Ya sertleşin ya da bölgeden çıkın.” (Gazete Duvar, 27.5.2018) Modern Türkiye’nin Doğuşu adlı eserinde Lewis, “Gerek Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ilacının ve gerekse de modern Türkiye’nin uluslararası arenada yer almasının yegane yolunun modernleşmek, başka bir deyişle Batılılaşmak olduğunu iddia eder. Onun modernlikten anladığı ise laikleşmek ve Batılı hayat tarzını benimsemek suretiyle, ‘eski değerlerden uzaklaşmaktır.’ Bu fikirden hareketle eser boyunca Batılı bir düzen isteyenler her zaman iyi, bunun karşısında olanlar ise kötü olarak sunulmuştur.” (Özgür ORral, Bernard Lewis ve Oryantalist Gelenek, Türkiye Araflt›rmalar› Literatür Dergisi, Cilt 1, Say› 2, 2003, 618) “Oryantalizmi masum bir akademik merak ürünü olarak değerlendiren bu tanımların dışında, söz konusu disiplini Hristiyan misyonerliği (R. Paret, The Study of Arabic and Islam at German Universities, Wiesbaden 1968, s. 5; M. Rodinson, Batıyı Büyüleyen İslam, s. 46; M. Hamdi Zakzûk, Oryantalizm veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Planı, s. 8) ve sömürgecilikle iş birliği içerisinde (Edward Said, Oryantalizm) değerlendiren görüşler de bulunmaktadır.” (DİA, Oryantalizm,  III/428-437)  “Halbuki Avrupa’nın yabancı kültürlere ilgisi her zaman işgal, sömürme,  ticari sebeplerle olmuştur! ABD’nin bölgesel araştırmalar geliştirmesinin temel nedeni de siyasal olmuştur.” (Leonard Binder, Orta Doğu hikayesi, s. 1) “İş âlemi ve hükümet arasındaki ilişkilerin günden güne gürbüzleştiği bir ortamda, bir kültüre ilişkin bilgilerin gerçek amacı ne olabilir? Bugün İslamiyet’e ilişkin hemen hiçbir çalışma bağımsız ve çağdaş baskılardan korunmuş değildir. İslamiyet uzmanı akademisyenler hep bir ağızdan İslamiyet’in Batı’yı tehdit ettiğini haykırırlar.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 162, 163, 167, 168, 177)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kendi entelektüelini yetiştiren oryantalizm, bu durumu sömürgeci dö­nemde siyasal bir misyon olarak kullanmıştır. Batı tarih yazılımıyla, sömürge faaliyetleri bir paralellik göstermiştir. Bu çerçevede biyolojik bir felsefe olarak Darwinizm, sosyal Darwinizm şekline bürünmüş ve canlılar arasındaki sınırsız mücadele olarak algılanan biyolojik Darwinizm, Batılı için sosyal Darwinizm haline alıp sömürmenin meşru bilimsel bir aracı halini alabilmiştir. Böylece Doğu&#8217;ya yönelik hakimiyet alanının genişletilebilmesi mümkün olmuştur. Entelektüeller, son noktada sömürgeci oryantalizmin öncü misyonerleri olarak görevlerini yerine getirmişlerdir.” (Ahmet Davudoğlu, “Batı’daki İslam Çalışmaları Üzerine”, Marife, sayı: 3, Kış Konya 2002, 49)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Zamanla savaş ile alt edilemeyen &#8216;dinsizler&#8217; Hristiyan yapılmaları için Arapça başta İslami ilimlerle ilgili Avrupa’da eğitimlere başlanır. Onların dini araştırmalarından amaç, &#8216;eksik/kusurları&#8217; gün yüzüne çıkarılabilmesidir!” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 53) “İslam inanç sistemini çürütmek için dil öğrenmek gerekliydi. 1321’de Viyana Konsülü ile dil okulları açılma kararı alınır. (Bulut, s. 49) Cuseli Nicholas ise, Kur’an’da üç dairenin mevcut olduğunu iddia eder. İlki Nasturi Hristiyanlığı; ikincisi, İslam peygamberinin Yahudi danışmanlarınca sokulmuş Hristiyan karşıtı fikirler ve son olarak peygamberin vefatından sonra Yahudi düzeltmenler tarafında sokulmuş kötülükler. (Bulut, s. 52) Barthelemy d’Herbelot’nun öncülüğünde İslam Ansiklopedisinin ilk taslağı hazırlanır. Amaç Müslümanların güçlü veya zayıf yanlarını öğrenebilmektir. (Bulut, s. 70) 1793&#8217;de Fransa&#8217;da okul açılırken, amaç İslam inanç sistemine sızmak olduğu için en basit veri ve bilgiler dahi fişlenip kayda geçirilmişti.&#8217; (Ömer Baharoğlu, s. 25) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalistler, ilmi gibi gözüken çalışmalarını çoğu zaman İslami bir konuyu çürütme gayesi ile yapmakta, dini inancı ve İslam şeriatını zayıflatma amacını gütmektedir.” (Dr. İbrahim el-Lebban, el-Müsteşrikun ve’l-İslam, s. 15)  “Oryantalistlerin önemli bir eksiği, Müslümanların genelini temsilden uzak figürleri ön plana çıkarmaları ve tüm İslam âlemini temsil etme eğilimini o seçtikleri kişilerde görmeleridir. Oryantalistler bilerek ve açık bir şekilde İslam âlemindeki çeşitli eğilimleri seçip, onları ön plana çıkarıyorlar. Çalışmalarında politik çıkarlar gittikçe artmakta, yoğun bir siyonist etki yazılarında görülmektedir. Oryantalistlerin İslam üzerine yaptıkları çalışmada anlaşılması gerekli temel nokta, objektiflik, akademik metot, tarafsızlık ve benzeri konulardaki iddialardır. Halbuki kendileri belirli bir inanç ve belirli bir eğilimle İslam’a yaklaştıkları için, yukarıdaki kavramları teğet geçmektedirler.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 194-195, 198)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oryantalist çalışmalarda objektiflik, tarafsızlık ve bilimsel namus aramak!</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Avrupa&#8217;da İslam dinini incelemekle uğraşanlar, ya Hristiyanlığa inanırlar ya da inanmazlar. Eğer Hristiyanlığa inanan biri ise, bu incelemelerinde, nesnel gerçeklik yani mutlak doğru ile şahsi fikir ve hislerini birbirinden ayırması zordur. İslam dini Hristiyanların gözünde ilahi olmadığı için, Hristiyan alimlerinin İslam dini için yapacakları araştırmalarda, ellerine geçen kitapta saldıracak yer aramaktan ibarettir. İnanmayanlara gelince ise, onlar da bütün dinlere bilimsel gelişmelerin en kuvvetli engel gözüyle bakmaktadırlar.” (Namık Kemal, Renan Müdafaanamesi, s. 16) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman olduktan sonra &#8216;Seydi Abdülkerim&#8217; adını alan Roger du Pasquier şöyle söylemektedir: &#8220;Batı hiçbir zaman gerçek anlamda İslamiyet&#8217;i tanımadı. Hristiyanlar sürekli olarak ona iftira ve hakarette bulundu. Batılıların birçoğuna göre İslam üç şeyden ibarettir: Fanatizm, kadercilik ve çok evlilik. Batıda yapılan Doğu araştırmaları tarafsız bir bilimsel anlayışla yapılmamıştır.&#8221; (Pasquier, Decouverte de l&#8217;Islam, s. 16) “Batının Doğu incelemelerinde akademik bir gayeye rastlamak neredeyse imkansızdır.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 50) “Tercüme veya fihrist çalışmaları da görünürde ilmi çalışma gibi gözükse de gerçek hedefleri, Allah&#8217;ın kitabı hakkında insanları şüpheye düşürmek amaca ulaşmak için birer vasıta olarak kullanılmak olmuştur.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 32, 33, 77) “Oryantalistler zayıf hadislere dayanmakta bir sorun görmezler. Tarih ve siyer kitaplarında doğruluğu ispatlanmamış zayıf haberleri inceden inceye araştırırlar. Bu gizli defineyi (!) ortaya çıkarmada ve zayıf rivayetleri arayıp bulmada tükenmez sabırları vardır. Çoğu zaman iddialarını çürüten nas (ayet/hadis) ve haberleri, delilleri ise görmezden gelirler.” (el-Lebban, el-Müsteşrikun ve’l-İslam, s. 33) İşin ilginci birbirinden alıntılar ile  bu delilsiz düşmanca iddialar zamanla şöhret bulup hakikatmiş gibi algılanmaktadır.” (Hamdi Zakzük, s. 73) “Amaçları ilmi araştırma değil, fikir savaşı ve dini yıkımdır.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 31) “Doğu ile ilgili çalışmalar, öncelikle Batı için hazırlanmıştır. Batının Doğu ile çatışma içinde olması, bu bilgilerin düşmanca bir duygunun altında biçimlenmesine yol açmıştır.” (Baykan Sezer, Şarkiyatçılık üzerine, Türk kültürü araştırmaları, sayı 1-2,  s. 170) “Çoğunluğu dindar olan İslami araştırmalarla meşgul Hristiyan oryantalistlerin pek çoğunun, kendi dininin teslis, çarmıha gerilme ve kendisini feda etme gibi temel inançlarını inkar edip karşı çıkan bir dini araştırdıklarını unutmaları çok güçtür. Yine İslam dininin birçok doğu ülkelerinde Hristiyanlığa galip gelip onun yerini aldığını unutmaları da kolay değildir.” (İbrahim el-Lebban, el-Müsteşrikûn ve’l-İslam, s. 34) “Oryantalistler, İslami konularda araştırmaya, zihinlerinde peşin fikirle başlarlar ve o peşin fikre delil aramaya çalışırlar. Kullandıkları ‘delinin sağlamlığı, taşıdıkları peşin fikirleri desteklemesi ile doğru orantılıdır.’ Bu nedenle, çok kere kişisel olaylardan, genel kurallar çıkarırlar. Böyle olunca da, içlerindeki peşin fikir, tarafgirlik ve hastalık olmasa, kendilerini kurtarabilecekleri çelişkilere düşmektedirler. (Mustafa Sıbai, s. 75) “Hem fertler arası ilişkileri düzenleyen hem de nefis tezkiyelerini (nefsi kötülük ve günah kirinden temizlemeyi) sağlayan bir din olarak İslam, Batılıların belirlediği din standardının dışına çıkmaktadır. Ne tuhaftır ki, Batılıların İslam hakkında verdikleri bu hükmü, mesela içinde sosyal ilişkileri belirleyen hükümler olan Yahudilik için hiç uygulamazlar.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 57) Blachere “Biz Doğu’nun dini kitapları arasında Kur’an kadar, okunuşuyla ‘fikri düzenimizi dağıtan’ bir kitap görmedik.” (Blachere, el-Kur’an, s. 41) demektedir. Doğal olarak da, “Düşmanlık ve kıskançlık gölgesinde objektifliğin gerçekleşmesi de mümkün olmamaktadır.”  (Adnan Muhammed Vezzan, s. 96) “Oryantalizmin temeli doğruluğa ve objektifliğe hiçbir zaman dayanmamıştır.” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 9) “Doğu ile özdeşleşen İslam ve Batı ile özdeşleşen Hristiyanlık arasında süren savaş, hâlâ insanlık tarihinin ayrılmaz bir öznesidir. Bu savaşta &#8216;bizler ve ötekiler&#8217; veya &#8216; seçilmişler ve lanetliler&#8217; ayrımı, İslam&#8217;la ilgili yorumlarda başlıca etkeni oluşturmuştur.” (Ömer Baharoğlu, s. 28) “Oryantalistler ne kadar bilgili olursa olsun, objektif olamamışlardır.” (Asaf Hüseyin, s. 28) “Oryantalistler objektif gibi görünüyorlardı. Bir insan fizik bilimiyle uğraşırken objektif olabilir fakat din, kültür ile ilişkin alanlarda bu mümkün değildir.” (Asaf Hüseyin, s. 58)  “12. ve 13. yüzyıllarda Müslümanlara ait birçok bilimsel eser Batı dillerine Peter El Venerable&#8217;nin teşviki ile çevrilmiştir. Amaç, Haçlı seferleri ile Hristiyanlaştırılamayacağı ortaya çıkmaya başlayan Müslümanlar üzerindeki misyonerlik faaliyetlerinde kullanılmak üzere, İslam kaynaklarında bulunacak hataları arama gayretidir. Sonunda misyonerlerin kullanabileceği yedi eserden oluşan Toledo Külliyatı/kolleksiyonu ortaya çıkar.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 42) ki, bu külliyat daha sonra &#8220;Rönesans’ın tetikleyici unsuru olmuştur.&#8221; (Tuğba öztürk, Toledo Koleksiyonu, Milel ce Nihal, inanç, kültür ve mitoloji araştırmaları dergisi cilt 12 sayı 1 Ocak – Haziran 2015, s. 76-77) “1312 yılında Viyana&#8217;da toplanan konsül ile Arapça öğrenimi kararı alınır. Raymond Lull, &#8216;Arapları dininden döndürmenin en iyi yolunun Arapça&#8217;yı öğrenmek olduğunu&#8217; görüşü bu konsülde kabul ettirir.  1294 yılında Papa V. Silistin ile konuşur, &#8216;Eğer barışçıl çalışmalarla İslam ülkelerinde başarı sağlanamazsa, zor kullanarak Müslümanlar Hristiyanlaştırılsın&#8217; teklifinde bulunur. Arapçayı öğrenen misyonerler tercüme faaliyetlerine yönelirler. İlk Kur’an tercümelerini yapanlar Toledo kesişleridir. Roger Bacon bir kitap yazarak Papaya sunar ve &#8216;Arapça eğitiminin, İslam&#8217;a sızma konusunda yardımcı olacağını’ özellikle belirtir.” (Ömer Baharoğlu, s. 44) “Theodor Nöldeke, 1887 yılında, bir oryantalist olarak &#8220;Tüm çalışmasının Doğu halklarına dair &#8216;olumsuz kanaatini&#8217; teyit etmeye yönelik olduğunu&#8221; vurgulamaktadır. (Ömer Baharoğlu, s. 221; Naif Yaşar, 22) “Cambridge Üniversitesinde Arapça kürsüsünü açanlar, gayelerini 9 Mayıs 1936 tarihli resmi yazıda şöyle açıklamaktadır: &#8216;Hedefimiz, Doğu ülkeleri ile yapılacak ticaret yolu ile devlete ve krallığa yararlı bir hizmet yapmak ve kilisenin sınırlarını genişletmektir.” (A. J. Asbesry, The Cambridge Scholl of Arabic, s. 8) Bu bakış açısı Batı dünyasında çok uzun bir müddet İslamiyet&#8217;in yanlış bilinmesine, bu yüzden de İslam&#8217;a karşı kin duyulmasına neden olmuştur. Bu doğal olarak, misyonerlik faaliyetlerinin bir sonucuydu. Bu sonuçta oryantalistlerin ise büyük bir payı vardır. Misyonerlik, &#8216;ötekine&#8217; yönelik üstünlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Oryantalizm gibi misyonerlikte, sömürgeciliğin keşif koludur!”  (Ömer Baharoğlu, s. 50) Ama günümüzde oryantalistler tüm bu “emperyalist ve misyonerlik amaçlı çalışmaları” bilimsel merak ile açıklamaktadırlar! “Müsteşrikler şüpheli olan ne ise, naklediyorlar. Çünkü bu metot onların menfaatine daha uygun görülmektedir. Kur&#8217;an&#8217;da ihtilaf ve çelişki bulunduğu yönündeki iddialar, Batıda ilk olarak Abdülmesih b. İshak el Kindi’ye nispet edilen ‘Risale’ adlı eserde görülmektedir. (Flamur Kasami, Kur&#8217;an&#8217;da çelişkili gibi görünen ayetler, s. 56, 68) Rudi Paret, ‘Hristiyan bilim adamlarının İslam ile tanışırken, Hristiyanlığa düşman bir dinde iyiliğin bulunmasının mümkün olmadığı şeklinde peşin bir hüküm taşıdıklarını’ itiraf etmektedir. (Paret,  ed-Dırasetül-İslamiyye, s.9) “Cambridge Üniversitesi Hristiyan ilahiyat fakültesi mezunu olan ve Londra Üniversitesi Doğu araştırmaları enstitüsünde &#8216;İslam ülkelerinde uygulanan medeni kanunlar&#8217; bölümünün başkanı olan Profesör Anderson, sırf İslam&#8217;da kadın hakları konusunda doktora tezi hazırlayan bir öğrencisinin, İslam&#8217;da kadın hakları olduğunu delilleri ile ortaya koyduğu gerekçesi ile tezini başarısız saymıştır. İskoçya&#8217;da bulunan, Glasgow Üniversitesi İslami araştırmalar bölüm müdürü ise bir rahip ve misyonerdir. Oxford Üniversitesi, İslam Arap araştırmalar bölümü müdürü ise bir Yahudi&#8217;ydi ve en basit bir Arapça cümleyi bile tercüme edemezken, fakültede, tefsir ve fıkıh üzerine dersler vermekteydi.” (Mustafa Sıbai, s. 86) “Oryantalistlere finans sağlayan kuruluşların başında ise, Rockefeller Vakfı ve Ford Vakfı gibi Yahudi güdümündeki şirketler bulunmaktadır.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 234)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14580" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/47168808_522873638192579_7608852800465797120_n-1.jpg" alt="" width="528" height="291" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Tebbet suresi, Ebu Leheb&#8217;in kafir olarak öleceğini ilan eden bir suredir. Leheb aslında azıcık aklını kullanıp, &#8220;Ben Müslüman oldum&#8221; dese, Hz Muhammed zor durumda kalacak ve Kur’an -Haşa- yalancı çıkacaktır! Önceden <span class="style5">(3. ayet ile)</span> verilen bu haber, zamanla gerçekleşir ve Kur’an&#8217;ın ilahi bir mucizesi olarak tarihe not edilir. Peki, bu mucizevi ayete oryantalistler nasıl yaklaşmaktadır? 40 yıl Tel Aviv Üniversitesinde ‘İslam Araştırmaları bölümü profesörü’ olan oryantalist Uri Rubin tarafından yazılan, &#8220;Abu Lahab And Sura CXI&#8221; adlı makalede, Tebbet suresinin 3. ayeti yani, &#8220;O Ebu Leheb alev alev yanan ateşe atılacak&#8221; anlamındaki ayet makalede ‘yoktur’! Sadece 18 ile 21. sayfalarda, ayet mealini vermeden kendi yorumlarını yazarken 3. ayet diyerek yazmakta ama anlamını vermemektedir! Neden? Çünkü ‘önceden hedeflediği amacına ulaşması için 3. ayet ona engel’ olmaktadır! O zaman bu ayet, değersiz; yok hükmündedir! Oryantalist Loth ise, Kur’an&#8217;daki “Yâ sîn, Hâ mîm” gibi sure başlangıçlarının  Medine’de indiğini ve oradaki Yahudiler&#8217;den etkilendiğini ileri sürmektedir. Halbuki bu şekilde başlayan 29 surenin 27&#8217;si Mekke&#8217;de, sadece iki tanesi Medine&#8217;de inmiştir. <span class="style5">(M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 76)</span> Meşhur oryantalist Jeffrey, bir taraftan sahabe&#8217;nin elinde yazılı Kur&#8217;an ayetlerinin olmadığını iddia derken başka bir yerde de, İbni Mesud, Ali, Ubeyy ve Ebu Musa&#8217;nın Kur&#8217;an cemlerine sahip olduğundan bahsetmektedir. <span class="style5">(Prof İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, s. 67)</span> “Başta Goldziher olmak üzere, oryantalizm sıfatı ardına saklanarak dinlerini hiç ön plana çıkarmadan İslam’a olan düşmanlıklarını kusma fırsatlarını bulmuş Yahudi kökenli birçok oryantalistler bulunmaktadır.” <span class="style5">(Hamdi Zakzük, s. 48)</span> Yahudi iken sonradan Müslüman olan Margaret Marcus <span class="style5">(Meryem Cemile)</span> “Oryantalistler kendi misyoner amaçlarına hizmet eden yazarların fikirlerini göklere çıkarırlar.” <span class="style5">(Meryem Cemile, İslam ve Oryantalizm, s. 48)</span> diyerek, bir zamanlar içlerinde bulunduğu bu kesimin gerçek yüzlerini de ifşa etmektedir. Meşhur oryantalist “Goldziher ise, İslami kaynaklar hakkında yalan söylemekte, yorumlarda aşırılığa, delil olamayacak şeyleri delil gibi sunmaya çalışmaktadır. Goldziher, Demiri&#8217;nin,  &#8216;hayvan kitabı&#8217; ya da &#8216;Bin bir gece masalları&#8217; veya çeşitli yazarların edebiyat kitaplarındaki uydurulmuş rivayetlere itibar etmekte, onları önemli deliller gibi sunmakta.” <span class="style5">(Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 15)</span> ve bunlardan hareketle ‘İmamı Azam&#8217;ın, Bedir Savaşı mı önce yoksa Uhud mu önce, bunu bilmediğini’ bile ileri sürebilmektedir. Halbuki “Büyük fıkıh alimi Ebu Hanife&#8217;nin sadece öğrencilerinin yazmış olduğu siyer kitaplarına <span class="style5">(Siyeru’l-Evzai, Siyeru’l-Kebir)</span> bakılsa, büyük imamın, bu konudaki ilmi derecesinin ne kadar büyük olduğunu rahatlıkla görebilirdi.” <span class="style5">(Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 77)</span> “Bu meşhur oryantalist, Ebu Hanife&#8217;nin hayatını anlatan birçok ilmi eseri görmezden gelip, kendi amacına hizmet edecek, ilmi hiçbir delili olmayan böyle bir kitabı kaynak göstererek, yazılarındaki objektiflik ve ilmi seviyeyi de ortaya koymaktadır.” <span class="style5">(Mustafa Sıbai, s. 77)</span> </p>
<p style="text-align: justify;">James William Hampson Stobart, &#8216;Kur’an&#8217;ın, biraz şiir kabiliyeti olan ve biraz Yahudi efsanelerine yabancı olmayan herhangi bir kişinin ilahi vahiy iddiasını taşımadan yazabileceği bir eser olduğunu&#8217;  iddia eder. <span class="style5">(İslam and its Founder, s. 68)</span> Ama, 600&#8217;lü yıllarda fil suresine nazire yapmak için, Müseylemetül kezzab&#8217;ın uydurduğu:&#8221; el-Filu me’l-Filu ve ma edrake me’l-filu, lehu zenebun kasirun ve hurtumun tavil: Fil, filin ne olduğunu bilir misin? Onun kısacık bir kuyruğu ve uzun bir hortumu var.&#8221; <span class="style5">(el-Amidi, Gayetu’l-Meram fi ilmi’l-kelam, 344; el-İci, el-Mevakıf, III/393)</span> türü uydurmalardan, 2000&#8217;li yıllarda &#8220;The True Furqan&#8221; adlı uydurma kitaba dek birçok denemeler yapıldığı ama hepsinin başarısızlıkla sonuçlandığından habersizdir! &#8220;Entelektüeller, profesörler, şairler toplanın ve ülkemiz için bir kitap yazın. O kitabı, yavaş yavaş insanları eğiterek uygulayın. Bizi kısa sürede Çin ve ABD&#8217;den daha güçlü hale getirecek bir eser ortaya koyun, böyle bir eser ortaya koyun. İşte aciz bırakmak <span class="style5">(mucize)</span> budur. Bu Kur&#8217;an&#8217;ın mucizelerinden biridir, bu kadar kısa sürede böyle bir toplumsal atılımın, dünya tarihinde başka bir örneği yoktur. Tarihte böyle etki bırakmış bir şahsa deli diyebilir miyiz? Üstelik o, bu etkiyi önceden bildirmiş ve haber vermiş iken. Hele de bu kişi, 40 yaşına kadar siyasetle uğraşmamış, 53 yaşına kadar da komutanlık yapmamışsa! Mekke&#8217;deki dönemin semeresi, ileride valiler ve komutanlar olacak muhacir nesliydi.&#8221; <span class="style5">(Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 287-288, 413)</span></p>
<p style="text-align: justify;">“Sıbai, Yahudi asıllı oryantalist Schacht ile görüşür ve ona Goldziher&#8217;in İslami metinleri tahrif ettiğinden bahseder. Schacht, &#8216;Bu konuda hata etmiştir&#8217; demekle yetinir. &#8216;Bu sadece soyut bir hata mıdır? diye Sıbai sorunca, Schacht öfkelenir. Başka bir konudaki hatalarını da delilleri ile Sıbai ispatlayınca, &#8216;Bu da Goldziher&#8217;in hatası ama alimler hata etmezler mi?&#8217; diye cevap verir Schacht. Konuşma devam ettikçe oryantalist Schacht kinlenmeye başlar. Sıbai sonunda şöyle söyleyerek konuşmayı bitirmek zorunda kalır: &#8220;Şüphesiz senin isimlendirdiğin bu tür hatalar, geçen asırda meşhur hale gelmiştir ve sizden birçok bir oryantalist de bunları &#8216;ilmi gerçekler&#8217; olarak kullanmaktadır.&#8221; <span class="style5">(Sıbai, el-İstişrak, s. 54-55)</span> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14581" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/okumuscahiloryantalistaday1.jpg" alt="" width="296" height="599" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katolik savunucusu, karşılaştırmalı dinler konusunda uzman ve doktora öğrencisi olan Luis, ‘10 yıl boyunca İslam&#8217;ı araştırmış ve entelektüel ve ruhsal yönden iflas etmiş bir din olduğu sonucuna’ varmıştır! 10 yıllık bilgi birikiminin göstergesine bir bakalım. &#8220;Fatiha&#8221; suresinde &#8220;kaç rekat var?&#8221; şeklinde kendisine sorulan soruya verdiği cevap şu şekildedir: &#8220;2, mutlu musun!&#8221; Yanlış cevabının farkında olmadan bir de bilgiçlik taslamaya devam etmektedir uzman Luis! En ılımlı oryantalist olarak bilinen &#8220;M. G. Watt, &#8216; Müslümanlar ve Araplar savaş toplumudur, barış toplumu değildir. Savaş Arapların bir özelliğidir ve onu sistemli hale Muhammed sokmuştur&#8217; demektedir. Dünya savaşlarını çıkaran toplumun içinden biri olan bu profesöre, bir öğrenci Bakara suresi 216. ayetini (Hoşunuza gitmediği halde, yine de size savaş farz kılındı.) okuyunca adam şaşırıp kalır ve sessizliğe sarılır.&#8221; (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 3-4) &#8220;Papaz ve oryantalist olan Watt, Kuveyt üniversitesinde verdiği bir konferansta ise, &#8216;İslam ve Müslümanlara özgü yazdıklarımızda, insaf ve objektiflik içerisinde kalmaktayız.&#8217; (M. Abdülfettah Ulyan, Adva&#8217; ale&#8217;l-İstişrak, s. 11) demekte idi. Bu sözlerin birer aldatmaca olduğunu, aynı oryantalistin İngiltere&#8217;de Edinburgh Üniversitesinde yapılan 10. oryantalizm toplantısında ‘sünnet, rivayetler ve İbni İshak&#8217;ın tarihinden’ bahsederken, hiçte ‘İslam ve Müslümanlara uygun olmayan ifadeler’ kullanarak (Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 108)  bizzat ispat etmiştir. “M. G. Watt Hz. Muhammed&#8217;i daha iyi bir imajla ortaya koymaya çalışmaktadır. Muhtemelen ‘soğuk savaş dönemi komünizme karşı işbirliği siyasetinin’ de etkisi ile, “Hz. Muhammed kendi dönemi, yer ve zaman şartları ile değerlendirilmelidir.” demektedir. Watt’a göre &#8220;Araplara bir din lazım idi ve Muhammed de tam zamanında bu ihtiyacı gidermiştir.&#8221; (Montgomery Watt, İslam ve toplumsal dayanışma, s. 269) Watt bir dünya savaşı olur da İslam dünyaya hakim olursa, nelerden insanlığın yoksun kalacağını ise şöyle sıralamaktadır: “Kimse İslam&#8217;ın kökeninin Yahudi ve Hristiyanlığa dayandığını bilmeyecek ve İslam dünya toplumunun kültürel zenginliğini yok edecektir.” (Watt, İslam ve toplumsal dayanışma, s. 276) C. Brockelmann tarafından yazılan, &#8216;İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi&#8217; adlı kitabında yazar, Müslüman Arap idareciler, sonradan Müslüman olan ve Arap asıllı olmayanları, raiyye; &#8216;sürü&#8217; gözüyle gördükleri, iddiasında bulunur. Halbuki, &#8216;Rai&#8217; kelimesi &#8216;Lider, başkan&#8217; ve &#8216;Raiyye&#8217; kelimesi ise &#8216;kavim, millet, topluluk&#8217; anlamına gelmektedir. Ayrıca raiyye kelimesi, sadece yabancılar için değil, &#8216; bütün halk&#8217; anlamında da kullanılmaktadır. Ayrıca, &#8216;Hepiniz çobansınız, emriniz altındakilerden sorumlusunuz.&#8217; anlamındaki meşhur hadiste (Buhari, Cum`a 11, İstikraz 20, İtk 17, 19, Vesaya 9, Nikâh 81, 90, Ahkam 1; Müslim, İmare 20; Ebû Davud, İmare I/13; Tirmizi, Cihad 27) &#8216;Rai&#8217; kelimesinin &#8216;Emanete güvenilir muhafız olan, emri altında bulunanlara adaletli davranan&#8217; anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. Başka bir hadiste ise (Buhari, Ahkam 8:8 /107 ; Müslim, İman 63:I/88) &#8216;Raiyye&#8217; kelimesinin &#8216;Müslümanlar&#8217; anlamda kullanıldığı da görülmektedir. (Mustafa Sıbai, s. 80) Albert Hourani, Ortadoğu siyasetinde güç mücadelelerinin, geleneksel olarak ‘soyluların’ siyaseti olduğunu (A. Hourani, Ottoman reform ABD the politics if notables) ileri sürerken, bu görüşün zıttına bir görüşü ise başka bir oryantalist ileri sürmektedir. Fransız asıllı Protestan diplomat ve İngiltere&#8217;nin Osmanlı Büyükelçisi Pauk Rycau, Osmanlı’da eksik olan şeyi şöyle açıklamaktadır: ‘Avrupa ülkelerinin aksine, yüksek mevkileri elinde bulunduran asil kana sahip bir ‘soylular sınıfı’ Osmanlılarda yoktur.’ (Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 61) “Gibb ve Bowen, İslamiyet&#8217;in şahsi teşebbüsün söndürülmesine neden olduğu iddia etmektedir.  Weber&#8217;in İslami bilgisi Yahudilik ve Hristiyanlık hakkındaki bilgisine göre çok zayıftır ve ona göre de İslam toplumu, akılcı bir kapitalist ruh ortaya çıkarmamış ya da çıkmasına katkıda bulunmamıştır.” (Bryan S. Turner, s. 24, 26) Weber, amaç olarak kapitalizmi hedeflemiştir ve ona ulaşan her şey iyi, doğrudur. Tersi ise, zararlı, yanlıştır.  Weber&#8217;e göre, İslam&#8217;da kapitalist gelişme için gerekli olan hukuk geleneği yoktur. (Bryan S. Turner, s. 93)  Oysaki Faik Bulut gibi ateist yazarlar da, İslam&#8217;ın kapitalizm arasında paralellik kurmakta (Yazarın, başta İslam Ekonomisinin Eleştirisi ve Tarikat Sermayesinin Yükselişi adlı eserleri; Milliyet, İslam kapitalizmi, 10.3.1997 ve özellikle İslam’ı anti emperyalist olmamakla suçladığı İslamcı Örgütler 1-2 adlı eserleri, bu ve benzeri iddialarla doludur. Halbuki, oryantalistlerin bile farkına vardığı şey, Batı emperyalizmine engel olacak tek gücün İslam olduğunu gerçeğidir. Zaten yüzlerce yıldır çok yönlü olarak İslam ile de bu nedenle savaş halindedirler.) ve tıpkı oryantalistler gibi önyargılı, peşin hükümlü olduğu için de, kendisi gibi önyargılı oryantalistlerle aynı konuda birbirine zıt fikirler ileri sürebilmektedir. Doğal olarak da, gerek ateist gerek oryantalistler bu önyargılarından dolayı İslam&#8217;ın ruhunu asla kavrayamamaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı üniversitelerindeki Müslüman doktora öğrencileri sınavı geçmek için oryantalist teorilerin bilmek değil, aynı zamanda bunların temelden ‘doğru olduğunu kabul etmek’ zorundaydılar.” (Asaf Hüseyin, s. 56) “Avrupa’da mastır ve doktora yapan öğrencilere sözlü sınavlarda daima sorulan soru şudur: “Schact’ın hadis’e olan ilişkin teorisi hakkında neler biliyorsun?” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 192) “Ezher Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve kahire Üniversitesi Edebiyat fakültesi mezunu Doktor Emin el Mısri, İngiltere&#8217;de, oryantalist Schacht&#8217;ın iftiralarına cevap vermek için bir tez almaya karar verir fakat diğer bir oryantalist olan Profesör Anderson, &#8216;onun kitabını tenkit tez konusu olmaz, abes bir şey olur.&#8217; diyerek bu teklifi reddeder. Bunun üzerine üniversiteden ayrılarak Cambridge Üniversitesi&#8217;ne başvurur. Orada da aynı konuda tez almak ister fakat oradan da ret cevabı alır. Sonunda bu tez çalışmasından vazgeçmek zorunda kalır. Kısaca oryantalistlerin hilelerini açığa çıkaracak tezler hazırlamalarına müsaade edilmemektedir.” (Mustafa Sıbai, s.  91-94) “Oryantalist gelenek sanıldığı gibi güçlü değildir ve aynı zamanda çözülmemiş analitik sorunlar barındırmaktadır.” (Bryan S. Turner, s. 64) Schacht hakkında, ‘İslam Fıkhı ve Sünnet, Oryantalist Schacht&#8217;a Reddiye’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İlk Kur’an tercümesi, Fransız papaz Peter the Venerable&#8217;in önderliğinde, Robert von Ketton tarafından yapılan Kur’an tercümesidir.” (Hıdır, s. 139-140) Müsteşriklerin yaptıkları çevirileri üzerine yaptığı araştırmalar sonucu Prof. Dr. Salih Akdemir şu tespitte bulunmaktadır: “Onlar (müsteşrikler) tarafından yapılan tercümelerin sağlıklı olmadığı, kasıtlı ya da kasıtsız birçok hata ihtiva ettiğini özellikle belirtmek isteriz.’’ (Salih Akdemir,  Cumhuriyet Dönemi Kur’an tercümeleri, s. 42) Zaten Kur’an’ı ilk tercüme ettiren Fransız başrahip Pierre le Venerable, “İslam’ı yaymak için değil, ona reddiye yapmak için çeviri yapıyoruz, İslam’ı yenmek için onu tanımak gerekir.” (Jacques  Waardenburg, E. De l’Islam,  VII/738; M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması,  s. 29) derken, yazdığı İslam tarihi Türkçeye de çevrilen ve birçok insanın zihnini bulandıran Leone Caetani, “vazifelerimizden biri, bu savaşçı dinin insanlığa verdiği zararı tarafsız olarak anlatmaktır. İslamiyet, inananlarının derin inançları dolayısı ile Hristiyanlık mezhebinin ilerlemesine büyük bir engeldir.” (Annali Dell’İslam, II/16-20) diyerek yapılan tüm bu çalışmaların objektiflikten ve ilmi olmaktan ne kadar uzak olduğunu da itiraf  etmektedir. Yazdığı eserin cevaplarının özet hali bu çalışmamızın ayrı bir bölümünde ele alınmış olan Caetani, peygamberimizle ilgili birçok ithamda bulunmuş ve sonra bu iddialarını çürüten rivayetler için, sonradan uydurulmuşlardır anlamında; “Daha sonraki fikirlerin yansımasıdır.” (Leon Caetani, İslam tarihi, I/389-390) diye sübjektif bir değerlendirmede bulunmuştur. Yani bu oryantaliste göre, Efendimizi öven veya iftiralarına cevap veren rivayetler “muhtemel değildir”, “sonraki fikirlerin bir yansımasıdır.” Ama İslam’a saldırı malzemesi olabilecek olan her rivayet sağlamdır, güvenilirdir. Hem de bu rivayetler dini değil, havyalarla ilgili edebiyat türü bir eserde olsa bile! Dolayısı ile, bir şeyin sağlamlığının ölçüsü ilmi bir takım kriterlere uyması değil, oryantalistlerin gönüllerindeki duygulara hizmet etmesi ile ölçülmektedir. Yine Caetani, Hişam b. Urve&#8217;nin Hz. Aişe&#8217;den hadis rivayet edemeyeceğini çünkü Hişam&#8217;ın vefat tarihi 146 iken Hz. Aişe&#8217;nin vefat tarihinin ise 58 olduğunu, dolayısı ile bu iki kişinin birbirlerini görmeleri imkansız olduğunu da ileri sürer. Bu şekliyle iddia doğru gözükse bile aslında Caetani bir şeyi gizlemektedir. Hadisi rivayet eden Hişam hadisi &#8220;babasından&#8221; almış, babası Hz. Aişe&#8217;den dinlemiştir! Ama Caetani ‘babasını’ isnad zincirinden silince ortada birbirini görmesi imkansız iki ravi kalmaktadır! Caetani bir taraftan “hadisleri daha çok genç sahabece aktarılmış, Ebu Bekr, Ömer, Osman gibi daha yaşlı sahabe ise neden daha az aktarmış?” diye sorarken, diğer taraftan da, &#8220;Hadisler bize, II. Hicri asırda yaşayan Müslümanların, ‘Muhammed&#8217;in ne söylemiş olmasını istediklerini’ gösterirler. Muhammed&#8217;in ne söylediğini bildirmezler.&#8221; diyerek, aslında birçok oryantalist gibi, hadislerin II. asır Müslümanlarının uydurduğunu ileri sürmektedir. Eğer genç sahabeler hadisleri uydurmuşsa, II. asır Müslümanlarını bu oryantalistin devamlı suçlamasının nedeni nedir? Hadisler II. asırda uydurulmuş olsa idi, hadis rivayetini genç  sahabeye söylettirip 1300 sene sonra gelecek olan oryantalistlerin bile eline itiraz edebileceği bir koz vermek yerine, neden Hulefa-yi Raşidin, <em>Aşere-i mübeşşere</em>den rivayet ettirmemişlerdir? Hem sonra neden uydurdukları hadislerin sıhhat derecelendirmesini yapmak için, uydurulan isnad zincirindeki insanların hayatlarını tek tek araştırıp ciltler dolusu eserler yapma zorunluluğu hissetmişlerdir? Onlar mı çok saftı, Caetani mi çok kurnazdır? Ayrıca genç sahabelere hadis rivayet etme hakkı tanımayanlar, 1300 sene sonra, hem de Hristiyan oldukları halde nasıl İslam tarihi yazma hakkını kendilerinde görebilmektedir? Yine ‘neden daha yaşlı sahabeler hadis rivayet etmedi?’  diyen Caetani, yaşlı sahabe diye adlarını saydıkları arasında yer alan Ebu Bekir&#8217;in evinin mescide bir mil uzakta olduğunu ve ticaretle uğraştığını, Ömer&#8217;in de ticaretle uğraşıp günaşırı Medine&#8217;ye gelebildiğini, Hz. Osman&#8217;ın da hurma ticaretiyle uğraştığını ama mescidin yanında bulunan ve kendilerini ilme adamış bu genç sahabelerin daima Efendimizle içli dışlı olup O&#8217;ndan daha fazla hadis rivayet edebilmelerinin gayet normal olduğunu nasıl olur da kavrayamaz? Bu arada II. asırda, Ebu Hureyre&#8217;nin haberi olmadan kendilerini ravi gösterip hakkında hadis senedi uyduran (!) muhaddisler yüzünden Caetani neden Ebu Hureyre’yi suçlayıp eleştirmektedir? Ateist iken sonradan İslam’la şereflenen A. Can Meriç’in tespiti çok yerindedir: “Hz. Muhammed yaşamamıştır gibi ilginç bir iddianın sahibi aynı zamanda, evlilikleri üzerinden itirazın da sahibi olabiliyor. Özellikle oryantalist yazarlar bu açıdan ilginç örneklerdir.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 142-143) Yaşamamış birinin evlilikleri üzerinden neden bu hayali kişi suçlanmaktadır?! Ülkemizde ateizmin yayılmasında yazdığı eser nedeni ile önemli bir yer tutan Caetani&#8217;nin çarpıtmalarına örneklerle devam edelim. İbn-i Abbas, peygamberimizin eşi Meymune annemizin yeğenidir. Yani Meymune annemiz, İbn-i Abbas&#8217;ın teyzesidir. Ayrıca İbn-i Abbas, peygamberimizin de amcasının oğludur. Abbas ‘akıl baliğ olmadan önce’ küçük bir çocuk iken, bir gece Efendimizde misafir kalır ve onlarda geceler. Gece yatakta Efendimiz ve eşi yastığın uzunluğuna başını koyar, küçük Abbas ise enine. Sonra gece efendimiz -Kendisine farz, ümmetinin ise kılmakta serbest bırakıldığı- gece namazını kılmak için kalkar. Abbas da uyanır ve onunla kalkar, Efendimiz başını, kulağını okşar. (Bunlar da çocuk olduğunun delilleridir) ve beraber namaz kılarlar. Abbas daha sonra bu çocukluk devri hatırasını anlatır. (Buhari, I/53-53) Ama Caetani (İslam tarihi, V/199) bu olayı bakın eserinde nasıl aktarır: “Kendi kendine paye vermek, Muhammed&#8217;le samimiyetini göstermek için, Muhammed ve zevcesi ile aynı yatakta yattıklarını anlatır.&#8221; Caetani, yastığı, yatak; Abbas&#8217;ı çocuk değil, delikanlı; Meryem ve Efendimizi ise akrabası olmayan biri gibi göstermiştir! Caetani, Nisa 15. ayette geçen, &#8220;Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara sizden dört şahit isteyin. Eğer şahitlik yaparlarsa, ölünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu verinceye kadar evlerde tutun.&#8221; ayetini bakın nasıl anlamıştır? Ayeti okuyan herkes, bunun bir ev hapsi cezası olduğunu hemen anlar ama bakın Caetani bu ayeti nasıl yorumlamaktadır: &#8220;Kur’an iki yerde zina cezasında bahseder. Birincisi kadını canlı canlı bir yere kapayarak açlıktan öldürmek…!&#8221; (VI/348) Caetani Hayber savaşı sırasında Efendimizin dua ettiğini ve &#8220;Allah&#8217;tan hücum edeceği memleketteki bütün malları, kendine bahşetmesi için yalvardığını.&#8221; yazar ve &#8220;Müslümanların büyük kısmının kafirlerin mallarını elde etmek için bu yeni dine girdiğini&#8221; de (V/82-83) iddia eder. Peki gerçek aslında nedir ve Efendimiz nasıl dua etmiştir?  Efendimiz duasında, Allah&#8217;ın büyüklüğü andıktan sonra şöyle devam eder: &#8220;Ey her şeyin sahibi Allah&#8217;ım! Senden bu yerin, hayrını ve iyiliğini, ‘bu yerin halkının, hayrını ve iyiliğini, bu yörede bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini’ dileriz.&#8221; (İbn-i Hişam, III/343) Efendimiz savaşacakları yerin halkının iyiliğini dahi dualarında Yaradan’dan talep etmektedir. Onların sadece ‘Hayr’ını istemektedir! Hayr, yani güzellik, iyilik! (hayr, iyi yahut iyilik manasında ve kötülüğün karşıtı olarak kullanılır: İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, hyr maddesi) Devam edelim: Caetani, Efendimizin &#8220;Ben çok şiddetli-öfkeli bir adamım, bazen gözlerim hiddetten kararıyor.&#8221; dediğini iddia etmektedir. (İslam Tarihi, IV/351) Halbuki söz konusu olan bir duadır ve aslı şöyledir: &#8220;Ey Allah&#8217;ım! Ben de sonuçta bir insanım. İnsanların kızdığı gibi benimde bazen kızdığım, darıldığım olabilir.&#8221; (Vakidi, II/554-555; Ahmed b. Hanbel, X/233; Köksal, XIII/65) Caetani yine ve birçok kez yaptığını yapar ve Efendimizin Osman b. Ebi’l-As’a söylediği: &#8220;Ey Osman! Namazı itidal üzere (orta hızla) kıldır. En zayıf olanları göz önünde bulundur, onların içinde yaşlı, küçük, zayıflar bulunabilir.&#8221; şeklindeki sözünü (Müsned, I/165) &#8220;En zayıfların (yani pek isteye isteye namaz kılmayanların) halini de göz önünde bulundur.&#8221; şeklinde tercüme eder. (VI/291) İslam muhaddislerini durmadan uydurmacılık ve yalancılıkla suçlayan İslam tarihi yazarı Caetani, İbni- Hacer&#8217;e  dayanarak “İbrahim&#8217;in cenaze namazının kılınmadığını” da ileri sürer. (I/93) Halbuki İbn-i Hacer, İbrahim&#8217;in cenazesinin kılınıp kılınmadığı hakkındaki iki rivayeti de sıraladıktan sonra, Nevevi&#8217;nin dört tekbirle namazının kılındığı görüşüne katıldığını belirtmektedir. (İbn-i Hacer, İsabe, I/93) Yine Caetani, İbn-i Hacer&#8217;e dayanarak bir hadisin kesin doğru olduğunu (VII/8) ileri sürer ki, aslında İbn-i Hacer  hadis hakkında İbni- Abdulberr&#8217;in &#8220;sahih değildir.&#8221; dediğini aktarmaktadır. (İsabe, I/94) Ayrıca Caetani&#8217;nin hayli önemsediği en büyük kaynağı olan İbn-i İshak bile, bu hadisin ravilerinden olan Abdullah b. Ebi Bekr&#8217;in hadisini kabul etmediği görülmektedir. Yine Caetani, İbn-i Hacer&#8217;e dayanarak, “İbrahim&#8217;in ancak  sekiz ay yaşadığını.&#8221; aktarır ki (VII/9) aslında İbn-i Hacer, İbrahim&#8217;in sekizinci yılda vefat ettiğini bildirmektedir! (İsabe, I/95) Merhum Asım Köksal yazdığı meşhur İslam tarihinde, Caetani&#8217;nin özentisizliği (XII/89, XVI/ 412); yanlış okuma (XIII-XIV/8 XV/37, XVII/332); kaynakları yanlış-keyfi değerlendirme-yorumlamasını (XIII-XIV/57, 83,90, XIII-XIV/101, XV/142, XVI/70, XVII/110,132,140); olayları ve okuduğunu kavrayamamasını (XIII-XIV/71, XV/552, 562, XVI/80,101,112,272,329, 353, 399, 403, XVII/32, 85, XVII/120,165); isimleri karıştırmasını (XIII-XIV/96,286); yanlış tercümelerini (XIII-XIV/236, XV/519, 523,544, XVI/291, 375, XVII/30, 41, 49,87,88, 90,91, XVII/120,124,144,149,160, 162,173,174,176, 178, 217); çelişkilerini (XIII-XIV/56,83); arzu ve amacına uygun, tek kaynaklardan aldığı haberleri değiştirerek aktarmasını (XV/27-29, XVI/86,91,440); kaynakları tahrif etmesini (XV/48, 133,XVII/135,185, 317) verdiği birçok örnekle ispat etmektedir. Tüm bunlardan sonra da o, hadis alimlerini hadis uydurmakla, hadisleri tahrif etmekle suçlamakta ve &#8220;Müslüman hadisçiler bazen çok saf bir şekilde  boş boğazlık yaparlar.&#8221; (V/285) şeklinde suçlamalarda bulunmaktadır! Kısaca Caetani defalarca tarihi rivayetler arasında dilediğince dolaşmakta, istediğini alıp istemediğini görmezlikten gelmekte, anlamamakta, anlamak da istememektedir! Hz. Aişe, Hayber fethedildikten ‘sonra’ sade yaşamında belki çok az da olsa bir değişiklik olur düşüncesi ile &#8220;Hayber fethedildiğinde (Bu söz bile fetihten sonra sözün söylendiğinin delilidir) artık, hurmaya doyarız.&#8221; diye insani bir temennisinde bulunur. Dikkat lütfen, ‘altın, mal, atlas, ipeğe doyarız’ değil, zaten Arap çöllerinde bolca bulunan ‘Hurma’ya, azıcıkta olsa doymak ümidini’ dile getirmektedir Hz. Aişe. Caetani ise bakın bu sözü nasıl yorumlamaktadır: “Anlaşılıyor ki, Hayber&#8217;i zapt etmeyi, açlıktan kurtulmak için arzu ediyorlardı.” (V/65)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evet, tüm oryantalistler gibi Oryantalist Caetani’nin eserleri ile tüm ateistler gibi, mesela İlhan Arsel’den Arif Tekin’e dek tümünün İslami kaynakları yorumlayış tarzları da hep aynıdır; Önyargılı, sübjektif, bilimsellikten uzak ve düşmanca! “Ulrich Harmann’ın ifade ettiği gibi oryantalistler özellikle “İslam hakkında düşmanca bir ruh” taşımaktadırlar. Batının çıkarları doğrultusunda işlev gören oryantalizm, Batı’nın İslam ülkelerindeki menfaatleri devam ettiği müddetçe de önemini koruyacaktır.” (Hamdi Zakzük, s. 49-50, 52) Mustafa el-Azami&#8217;nin ‘Kur’an Tarihi&#8217;nden, oryantalistlerin ilmi seviyeleri konusunda bir örnek daha aktaralım: Prof. A. J. Wensinck, İslam&#8217;daki kelime-i şehadetin peygamberimizden sonra  Suriye&#8217;deki Hristiyanlardan sahabelerce alındığını iddia eder. Wensinck, kelime-i şehadetin namazda devamlı okunduğunu öğrenince iddiasını değiştirip, namazın da peygamberimiz zamanında olmadığını, sonradan sahabelerce uydurulduğunu ileri sürer. Halbuki kelime-i şehadet, ezan ve kamette okunmaktadır ve ne yazık ki Wensinck, ezan ve kametin İslam&#8217;a ne zaman girdiği (!) konusunda bizi bilgilendirmemiştir! “Bugün Doğunun birçok yazılı eseri, Batı müzelerini süslemektedir. Ama aslında bu durum avcının avladığı geyiğin kafasını salondaki şöminenin üstüne asmasına benzemektedir.”(Bulut, s. 9-10) “12. ve 13. yüzyıllarda İslam&#8217;ın kendisini nasıl tanımladığı değil, İslam&#8217;a karşı Hristiyanların olumsuz olarak nasıl ikna edilebileceği önemli görülmüştür.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 82) Bu bakış açısı asla değişmemiş ve aynen devam etmektedir. “Oryantalistler Kur’an’ın kendini nasıl tanımladığına bakmazlar. O insan ürünüdür ve bu bilgi asla sorgulanamaz.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 191)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Protestan&#8217;ların kurucu lideri Luther, ‘Theodor Bibliander’ tarafından Latinceye tercüme edilen Kur’an&#8217;a bir önsöz yazarak, &#8221;Kur’an&#8217;larının ne kadar tanrı belası, ne kadar bozuk, ne kadar umutsuz, yalanlar ve uydurma efsanelerle dolu bir kitap olduğunu Hristiyanlara göstermek suretiyle Muhammed&#8217;e ve Türklere bundan daha çok can sıkacak ve daha fazla zarar verecek bir şey olmaması beni buna sevk etti&#8221; notuyla Basel kent konsiline tercümeyi sunmuş ve 1543&#8217;te de bu çevirinin basılması sağlanmıştır. (Hakan Olgun, Luther ve Reformu, s.191) “Luther, Riccoldo da Monte di Croce&#8217;nin Kur’an karşıtı kitabını tercüme etmiş ve amacının, &#8216;Muhammed&#8217;in inancının ne kadar bozuk olduğunu Almanlara öğretmek&#8217; olduğunu ifade etmiştir.” (Hıdır, s. 206) Protestanlığın kurucusu “Luther&#8217;in bu eser ve söylemleri, günümüzde de radikal evangelist Protestanların &#8220;İslam karşıtı-kültürel ırkçı&#8221; söylem ve eylemlerinde etkilidir.” (Hıdır, s. 204)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“20. yüzyılda İslam ve Müslümanlar hakkında sert ve radikal kampanyaların hız kesmelerinin esas nedeni, bilimsellikten ziyade, soğuk savaş ortamıdır. Ama Doğu bloku yıkılınca İslam yeniden düşman ilan edilmiş, ortaçağ söylemi güncellenip yeni modern argümanlarla tekrarlana gelmiştir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 121) “Sovyet komünizmin çöküşü, İslam’ın global konumunu çok önemli, ancak sorunlu hale getirmektedir.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm, postmodernizm ve globalizm, s. 31) “Batının İslam dünyasına bakışını esas belirleyen bilimsellikten ziyade, Batının &#8216;Ben&#8217; merkezci medeniyet algısı ve &#8216;öteki&#8217;leştirici tavrıdır. Doğu blokunun yıkılmasından sonra Batı, düşman olarak artık komünizmi değil İslam&#8217;ı görmeye başlamıştır. Özetle oryantalizm, ortaçağdan itibaren İslam&#8217;a karşı olan negatif tutumunu güncelleyerek devam ettirmektedir.” (Özcan Hıdır, s. 366, 370) “Huntington, &#8216;Globalleşen dünyada mücadelenin asıl kaynağı ideolojik veya ekonomik değil kültürel&#8217;dir” (Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, s. 54) derken aslında yeni bir şey söylememekte ve sadece oryantalist söylemeyi tekrarlamaktadır.  Jos Krassen, &#8220;İdeolojik tehdit (Rusya) var iken, Türklerin başka dinden veya başka medeniyetten olmalarını hiç önemsenmezdi. Sovyet tehdidi ne zaman ki son buldu, Avrupa gerçek yüzünü Türklere gösterdi. Avrupa&#8217;nın yüzü, oryantalizmin ve Hristiyanların gerçek yüzüdür.  (Hilmi Yavuz, s. 55) “Batı, genellikle kendini güvensiz hissettiği durumlarda Hz. Muhammed&#8217;e saldırmış, yardıma ihtiyaç duyduğu durumlarda (Mesela Sovyet tehdidine karşı) ise dost ilan etmiştir. Avrupa&#8217;nın din düşmanı olduğu söylenemez. Buda, Zerdüşt, Konfüçyüs gibi din kurucularına olumlu yaklaşırlar. Söz konusu din, İslam olunca sorun başlamaktadır. (Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 218) “Haçlı saldırılarının getirdiği yenilgi ve taşıdıkları dini taassup, oryantalistleri İslam&#8217;a düşman bir konuma oturtmaktadır.”  (Adnan Muhammed Vezzan, s. 97)  Kısaca,  Muhammed Gazali’nin de ifade ettiği gibi, &#8220;Oryantalistler sadece İslam’a düşmandır.&#8221; (Gazali, Difa&#8217; anil-Akide ve&#8217;ş-Şeria zıdde Metaınil-Müsteşrikin, s. 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı, İslam düşmanlığını başka etiketler altında devam ettirmektedir. Eski nefret ruhu hâlâ akademik etiketler altında sürmektedir.” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s.117,  118, 124) “Batı, İslam kültürüne karşı derin nefret” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 15) duyar. “Oryantalistler ‘had safhada/aşırı derecede taraflı’ insanlardır.” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 145) “Mustafa es-Sıbai, oryantalistlerin özelliklerini şöyle sıralar: İslami metinleri, önceden verdikleri peşin hüküm-kararlarla değerlendirmek; metinleri, şüphe oluşturmak için anlamından saptırmak; kaynak göstermede rahat ve serbest davranmak.”  (Adnan Muhammed Vezzan, s. 14) “Oryantalistler, araştırdıkları tarihi olaylarla, bunların sebep ve sonuçlarını ortaya koymakta taraflı tutum takınırlar.”  (Mustafa Sıbai, s. 81) “Batılı oryantalistler çoğunlukla taraflı, olumsuzluğa ve gerçeğin inkarına daha yakın olmuşlardır.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 173)  “Birbirini ‘tekrarlayan’ ve birbirinden ‘alıntılarla’ yapılan iddialar, ‘bilimsel kılıf’ seviyesine ulaşabilmektedir.” (Tibawi,  Enver, Algar, s. 128) Oryantalistlerden hemen tamamına yakınının kendilerinden öncekilere bir şekilde atıfta bulundukları görülmektedir. (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 411) “Batının bütün İslami inceleme ve araştırmaları ile bilimsel gerçeklikler arasında daima şu iki engel bulunmuştur: Avrupa siyaset adamlarının ve askeri kesimin dini taassubu. Batılıların son iki yüzyılda uğraştıkları maddi ve ilmi güç, tarihçi ve yazarlarının gurura kapılmalarına neden olmuştur.” (Mustafa Sıbai, s. 96, 97) “Oryantalistler Avrupa merkezcidirler. Bilimsellikten önce siyasi kanaatlerini önplana çıkarırlar. Mükemmel avukat, kötü yargıçtırlar.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 150-151,154; Adnan Muhammed Vezzan, s. 106) “Muhammed Esed, &#8216;Yolların Ayrılış Noktasında İslam&#8217; adlı eserinde, Oryantalistlerin en ileri gelenleri bile, İslam konusunda inceleme ve yazılarında kendilerini bilimsel olmayan tarafçılığa kaptırmaktan kurtulamamışlardır.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 23) demektedir. İslam daima yargıçların önünde duran bir sanıktır. Oryantalistlerin yargılama yöntemleri bize engizisyon mahkemelerini hatırlatmaktadır. Her meseleye daha önceden varılmış bir netice ve hüküm açısından bakarlar. Oryantalistler, kanıtlarını daha baştan ulaşmayı tasarladıkları sonuca göre seçmektedir. (Muhammed Esed, Yolların Ayrılış Noktasında İslam, s. 49-50; el-İslam ala Müfteriki&#8217;t-Turuq, s. 53) “Oryantalistlerin İslam&#8217;a beslediği kin ve nefret kadar başka kültürlere düşmanlık beslemezler. Birçokları için İslam, yargıcın karşısında duran bir sanık durumundadır. Oryantalistlerin tutumu bize, engizisyon mahkemelerinin tutumunu hatırlatmaktadır. Oryantalistler tüm araştırmalarında sonucu önceden kararlaştırmışlardır. Onlar İslam&#8217;ı, kendi anlayış ve düşünce değerlerine göre değerlendirir ve mahkum ederler. ” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 20, 57) Ganalı Müslüman araştırmacı Jabal Muhammad Buaben, ‘Image of the Prophet Muhammad in the West’ adlı eserinin I. bölümünde, &#8216;Oryantalistlerin İslam&#8217;ı ve onun tarihini ele alırken kullandıkları rivayetlerin hemen tamamında, kendi işlerine yarayan, kendi tezlerini kuvvetlendirecek rivayetleri ele aldıklarının, diğer görüşlere ise yer vermediklerinin altını çizer. (Buaben, Image, s. 4) &#8220;Oryantalistler, bilgiler içinden iddialarına uygun olanları seçerek peygamberimize saldırmayı da ihmal etmemişlerdir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 47, 116) &#8220;Oryantalistler cımbızlama yöntemi ile kaynaklardan alıntılar yaparlar ama ‘aynı kaynaklardaki verilen cevapları’ göz ardı ederler.&#8221; (Ali Bulaç, Kur&#8217;an&#8217;a Deist itirazlar, Umran, Kasım 2011, 207. Sayı, s. 60-67) &#8220;Batılı oryantalistler de, kaynakları tanımasına rağmen onlardaki bilgileri çarpıtmaktan, işlerine geleni cımbızla çekip almaktan ve işlerine geldiği gibi bir metot uygulamaktan geri kalmamışlardır.&#8221; Tilman Nagel, ‘Die Islamische Welt Bis 1500’ adlı eserinde, &#8216;Avrupa&#8217;da ortaçağdan 19. yüzyıla kadar peygamberin siyah renklerle karakterize edilmediği ya da peygamberliğinin alaylı bir şekilde tartışılmadığı an adeta yok gibidir.&#8217; demektedir. Dolayısı ile oryantalizmde “bilgi yerine kurgu hakim olmuş, amaç Hz. Muhammed&#8217;i sahte peygamber olarak göstermek olduğundan, ulaştıkları tüm kaynaklara bu açıdan bakmışlardır.” (Sarıçam, Erşahin, Özdemir, s. 448) Batıda ilk ansiklopedi olarak kabul edilen, ‘Bibliotheque Orientale’ de D&#8217;Herbelot adlı eserde şu yazmaktadır: &#8220;Muhammed; meşhur düzenbaz.&#8221; (Hıdır, s. 96) Efendimizi düzenbazlıkla suçlayan Avrupalılar, “İbni Sina ve İbn Rüşd gibi Müslüman filozofların gizli Hristiyan olduklarını ise iddia edebilmekte idiler. (Prof. İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 203)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">H. Stubbe&#8217;nin, 1671&#8217;de yazdığı peygamber öven eseri ‘An Account of the Rise’ ancak 1911 yılında basılabilmiştir. (Hıdır, s. 98; İbrahim Sarıçam, Seyfettin Erşahin, s. 209) 1832 tarihinde vefat eden Goethe, peygamberimizi öven şiirler yazmış, ‘İslam’ adı ile eser ancak 2013 tarihinde Türkçe olarak yayınlanabilmiştir! 18. yy. boyunca daha objektif yaklaşımlarla İslam hakkında yorumlar yapılsa da, amaç “daha etkin metotlarla Hristiyanlığın İslam’la mücadele etmesini sağlamaktan” başka bir şey değildir. Mesela Hadrian Reland, ‘Diyanetü&#8217;l-Muhammediye’ adlı eserini yazma amacını “şeytanın tuzak ve hilelerini derinlemesine ortaya çıkarmak ve İslamiyet&#8217;i daha iyi tanıyarak onunla en güvenilir ve en güçlü bir şekilde savaşmak” olduğunu belirttiği halde, yazdığı bu kitap Katolik Kilisesince okunması yasaklanan arasına eklenmekten kurtulamamıştır. Bu dönemin “daha ılımlıları” arasında sayılan Simon Ockley bile, peygamberimizi “kötü ve hilekar” olarak nitelendirmektedir. (Hamdi Zakzük, s. 35)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İstisnai olarak Michael H. Hart, Lev Tolstoy, Thomas Carlyle peygamberimizi öven yazılar yazmışlardır. Örneğin Goethe, Mahomets Gesang adlı şiirinde Hz. Muhammed&#8217;i över. Ünlü divanında Kur’an için, “onun kitapların kitabı olduğuna, Müslümanlık gereği inanıyorum” der. Thomas Carlyle ise, ‘On Heroes Hero-Worship and The Heroic in History’ adlı eserinde Hz. Muhammed için, “kahramanın en büyük özelliği samimiyetidir, bu da onun görüşünün doğruluğunun bir sonucudur. Peygamberler arasında kahraman olarak ele alınmaya müsait en uygun örnek, Hz. Muhammed’dir.” (Thomas Carlyle, Kahramanlar, s. 65-66) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yani , “Oryantalizm ne Batılıların İslam&#8217;ı, ne de Müslümanların Batıyı daha iyi anlamasına bir katkı sağlamamıştır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 139)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oryantalistlerde insanlık aramak!</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler ‘bilimsel araştırma’ kılıfı altında elde ettikleri bilgileri bağlı oldukları devlet yöneticileri ile paylaşmakta ve &#8220;ırkçılığı körükleyip bütünlük içinde yaşayan halkları bölmek suretiyle küçük gruplar haline getirip, böl, parçala, yönet formülünü uygulamayı hedeflemektedirler. “Oryantalizm, farklılıklar ve ayrılıklar konusuna önem vermektedir.” (Bryan S. Turner, s. 122) “Siyasi işgal ve emperyalizmi ondan daha kurnaz ve yıkıcı olan kültür emperyalizmi izler. Oryantalist eğitim ve misyonerlik, Müslümanların yaşadıkları hayat hakkında şüpheler yayma görevinde işbölümü yapar.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 239) “Oryantalistlerin eserlerinde en göze çarpan husus, yazdıklarının kendi şahsi görüşleri olmayıp, bir tabiat kanunu gibi, kimsenin soru sormaya cesaret edemeyeceği, itiraz edemeyeceği mutlak hakikatler gibi sunulmasıdır. Küstahlık ve gururda o kadar ileri gitmişlerdir ki, Müslümanlara dinlerini nasıl reforme etmeleri gerektiğini emretme hakkını bile kendilerinde görürler.” (Meryem Cemile, İslam ve Oryantalizm, s. 128)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hatta kendilerini o kadar bu işe kaptırmışlardır ki, artık dinimizi bile onlar bize öğretmeye kalkmaktadır. “Biz, İslam&#8217;ın eskiden olduğu gibi aynı tekdüze biçimde kalmasına müsaade etme hakkına haiz değiliz. İslam değişecektir. İslam&#8217;ın realize edilmesinde, biz Hristiyanlara az görev düşmüyor.” (Misyoner Prof. Kenneth Cragg, The Call of the Minaret/Minarenin çağrısı, s. 208) Aslında bu iddialı cümleler şu görüş yanında hiçbir şeydir: Alphonse Mingana, &#8220;İslam alimlerinin baştan beri Kur’an&#8217;ı hem yanlış yazmış hem de yanlış yorumlamış olduğunu&#8221; (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 63) ileri sürmüştür. Ve “Tüm oryantalistler gibi Smith de, Müslümanlara akıl vermekten geri kalmaz: &#8220;İslam&#8217;ı aydın bir insanın kabul edebileceği bir hale getirmek gerekir. Kuralları yeni anlayışa göre formüle edilmelidir.” (Wilfred Cantwell Smith, Modern Çağda İslam, s. 178) Bu formüller nelerdir? Arapça yasaklanmalı, camilere sıra konmalı, batı stili org eşliğinde ilahiler söyleyen korolar oluşturulmalıdır. Smith, amacının Hristiyanlığa adaptasyon olmadığını da ısrarla belirtmektedir. Amacı sadece ortaçağ anlayışı yerine modern anlayışın oturtulmasıdır! (Smith, Modern Çağda İslam, s. 204) Halbuki aslında “Oryantalistlerin sömürgecilik hedefi söz konusudur. Müslümanların kendi kültürlerine olan güvenlerini zayıflatmaya, çeşitli ülkelerde yaşayan Müslümanlar arasındaki kardeşlik ruhunu zayıflatmak için, İslam öncesi var olan ırkçılık duygularını canlandırmaya, aralarındaki anlaşmazlık ve ihtilafları artırmaya”  çalışmaktadırlar. (Mustafa Sıbai, s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam medeniyetini yok sayıp, tarihi köklerinden kendilerine yeniden bir medeniyet kurma hayali, bağımsızlığını kazanan hemen hemen Tüm İslam ülkelerinde yaşatılan ve sonradan üretilen bir ideolojidir!” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 9-17) Oryantalistler “Müslümanların ruhundaki manevi direnme gücünü kırmak için İslami eserleri incelemişlerdir. Sonunda Arap ülkelerinde, zamanla izleri silinmiş, Arapların Müslüman olmalarıyla adı sanı unutulmuş tarihi ırkçılığı körüklemişlerdir. Mısır&#8217;da firavuncuğu, Suriye Lübnan ve Filistin&#8217;de Fenike&#8217;ciliği, Irak&#8217;ta Asuriliği canlandırmaya çalışmışlardır.” (Mustafa Sıbai, s. 40) “Mısır&#8217;da firavunculuk, Suriye&#8217;de ve Irak&#8217;ta Asurculuk, Kuzey Afrika&#8217;da Berberilik, Suriye ve Lübnan&#8217;da Fenikecilik, Türkiye&#8217;de Şamancılığın diriltilmesini teşvik etmişlerdir. (Muhammed el-Behiy, s. 218) “Mısır&#8217;da firavunculuğu, Irak&#8217;ta Asuriliği, Kuzey Afrika&#8217;da berberiliği canlandırmaya gayret etmektedirler.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 44) “H. Corbin gibi kimi oryantalistler, mezhepçilik ve fırkacılık ateşini körüklemeye gayret etmiştir. İran&#8217;ın İslam öncesi tarihi ile ilgilenip, İran&#8217;da 2500 yıllık bir monarşi görüşünü öne süren Pehlevi&#8217;ye yazdıklarıyla katkıda bulunmuştur.” (Asaf Hüseyin, s. 67)  &#8220;Oryantalistler, Hindu Müslümanlara İslam öncesi geçmişleri için sistematik bir bakış açısı sağlamıştır.&#8221; (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, Sömürgecilik ve eğitim, s. 36) “Fransız Katolik enstitüsü üyesi olan Baron Carra de Vaux, İslam dünyasında milliyetçilik duygusunu canlandırmak ve dini cemaat düşüncesini zayıflatmak için farklılıkları vurgulayarak, İslam dünyasını parçalamayı tavsiye etmişti. Çünkü sömürgeci güçleri rahatsız eden İslam, bir tehlike oluşturuyordu.” (Asaf Hüseyin, s. 52) İlk Türkoloji Fransa&#8217;da kurulmuş, ilk ırkçı fikirler Yahudilerden çıkmıştır.&#8221; (Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. IX)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Mısır milliyetçiliği ve İran&#8217;ın bağımsızlığı için yürütülen kampanyalara  Edward G. Browne destek olmuş, Arap milliyetçiliğini W. S. Blunt desteklemiştir. Michael Curtis, “Batılıların Doğu ülkeleri üzerinde yürüttükleri çalışmaların Doğu üzerinde güce sahip olma arzusuna sahip emperyalist veya sömürgeci bir yaklaşımla sıkı sıkıya bağlı ‘olmadığını’ belirtmek yerinde olacaktır. Doğu üzerinde yürütülen Batılı çalışmaların bir tür ‘sömürgeci güç olduğunu tartışmak’ mantıksızdır.”  demekte ve Napolyon&#8217;un Mısır işgalini, “bir çeşit Kahire’yi modernleştirmek” olarak yorumlamaktadır! Yine ona göre, “Haçlı seferleri, Arapların servetini ya da topraklarını ele geçirmek için açgözlü bir istekle başlamamıştır. Aksine, Haçlı Seferleri katılımcılar için maliyetli bir girişimdi.” (Michael Curtis, Şarkiyatçılık ve İslam, s. 7, 11, 22, 28) Avrupa bu sömürgecilik hareketini, modernleştirme/medenileştirme söylemiyle yapmıştır. Avrupa kendini evrensel değerlere sahip takdim etmiştir. (Samir Amin, Avrupa-merkezcilik, Bir ideolojinin eleştirisi, s.15; İmmanuel Wallerstein, Avrupa Evrenselciliği,  iktidarın retoriği, s. 40) İslam modeli diyalog üzerinden, Batı modeli ise çatışma üzerinden bir değerlendirmedir. Medeniyet götürmek &#8220;beyaz adamın yükü&#8221; ise, dünyanın geri kalanı Batıdan o yükü sırtından indirmesini rica edecektir. (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 118) Batının tüm amacı, ekonomik olarak maliyetli olsa da, Doğu’ya özgürlük getirmek ve onları medenileştirmektir! Sömürge amaçlı olmayan bu çalışmalara emperyalist yakıştırması da mantıksızdır zaten! Öyle ya, “İslam Ortaçağa sıkışıp kalmıştır. Batı tarafından çıkarılması gerekmektedir. Bu siyasi işgal ya da ekonomik işgal şeklinde olabilir. O halde Batılı bireylerin, İslam coğrafyasında yaptıkları için vicdan azabı çekmelerine de gerek yoktur. Çünkü ‘Batı, medeniyete kavuşturmak için’ işgal etmektedir. Doğu, Batı tarafından zorla geliştirilmelidir… Bunun sömürgeciliği meşru kılan yapısı oldukça açıktır.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 351, 353) “Oryantalizm, merkezi Avrupa olmak üzere, dünyanın her yerinde kolonicilik ve emperyalizmle hem eş anlamlı hem de eş amaçlıdır.” (Ömer Baharoğlu, s. 118) “Batı düşüncesinde medeniyet kavramı sömürgeciliğin öncü kolu olarak kullanılmış ve asli  manasından koparılmıştır.” 19. yıl Avrupa devletleri, insan topluluklarını köleleştirirken, ‘medenileştirme’ kavramına başvuruyordu.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 16, 32) “Avrupalılar Medenileştirme görevlerinde kendilerini bir yetkiye sahip bulunmuş sanıyorlar. Haçlı ruhu da denilebilecek bu zihniyet, görünüşte kendisini insanlığı kurtarmaya görevli bir mümessil rolü oynamaktadır.  Bağımsızlıkları ortadan kaldırmak, Mukaddes sayılan her şeyi bozmak gibi işlere &#8216;Medenileştirmek&#8217; ismi verilemez. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s.  43-45) Batı Avrupa devletlerinin sömürgeler kazanma yöntemi iki türlüdür. Birincisi, ele geçirilen ülkenin yerli halklarının kendi çıkarlarına engel olabileceklerini hissederlerse onları ortadan kaldırmakta güçlük çekmezler. Sağ kalanlar olursa, onlar da Hristiyanlaştırılarak ancak kendilerine has bir &#8216;aşağı sosyal tabaka&#8217; dairesinde kalırlar ve daima istilacılara hizmet etmekle görevlendirilirler. İkinci yöntem, ülke halkının kendilerine özel medeni durumlara sahip olmalarıdır. Güya bunlar ülkelerine getirilen medeni idareyi bir türlü anlayamazlarmış: Dolayısıyla medenileştirmesi amacına ulaşmak için gerekli her türlü fedakarlığı yerine getirilmesi gerektiğinden, muhalefet edenler &#8216;zorla bastırılmalı&#8217; imiş. (Halil Halid, s. 245)  “Avrupa, Doğuya aydınlık ve özgürlük götürme görevini üstlenmiş olarak kendini her zaman Doğunun efendisi olarak görmüştür. Aslında bu, sömürgeci girişimleri normal göstermek için ihtiyaç duyulan bir açıklamadan başka bir şey değildir.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 13) Servet kaynakları halkın istifadesinden ziyade istilacılarının kârı dikkate alınarak işletilir. Avrupalıların istila ettikleri Asya ve Afrika ülkelerinin birçoğu, &#8216;anonim şirketler&#8217; vasıtasıyla yönetilmiştir. (Halil Halid, s.  251) Sömürge düzeninde asıl amaç “vurgunculuk hevesi, zenginlik hırsı, mal sahibi olma amacı ve hükmetme arzusudur” ve bunlar “medeniyet kılıfı ile saklanmaktadır.” Hristiyan âleminin işlediği barbarlıklara, medeniyet getirme ve insanlık hizmetleri adları takmaktadırlar! (Halil Halid, s. 281-282)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Emperyalizm, bedenden önce ruhların köleleştirilmesi programıdır. Kolonyal/sömürgeci toplulukların öncelikle zihin dünyalarının ele geçirilmesi gerekirdi. Bunun içinde kapsamlı ve disiplinli eğitim programları düzenlenmeli, kolonilerindeki geri kalmış insanlar (!) eğitilmelidir. (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 110) Batının Yahudi-Hristiyan ve seküler medeniyeti, Avrupa ile sınırlı kalmayacak kadar büyük ve önemli bir hazinedir! Gerektiğinde zorla kabul ettirilmelidir&#8230; Sömürgecilik, modern Avrupa&#8217;nın kendini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu bir kaynaktır. Sömürgeleştirilmiş öteki üzerinden kurulan hayali kimlikler, Avrupalı aydınların kendilerini daha iyi ve daha üstün hissetmelerine de katkı sağlamaktadır. Avrupalı milletlerin kendi aralarında gözetmek durumunda oldukları eşitlik ilkesi, Batılı olmayan toplumlar için geçerli değildi. (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 111) Misyonerlerin Afrika içerisinde güya Hristiyan ve medeni yapmak iddiasında bulundukları yerliler de eşya ve sanayi işinde çalıştırmışlardır. (Halil Halid, s. 97)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında Said’in ifade ettiği gibi, &#8220;Doğu yalnızca Batının coğrafi komşusu değil, aynı zaman da en büyük, en zengin, en eski sömürgesidir.&#8221; (Osman Sarı, Oryantalizm üzerine bir araştırma, Yüksek Lisans Tezi, s. 10) ve “Oryantalizmin her zaman emperyalizmle el ele gitmiştir.” (Said, Kültür ve Emperyalizm; Jale Parla, Oryantalizm, Hayali Doğu, Atlas, Sayı: 96 s. 47) Batı ne zaman ki “Müslüman ülkelerin kaynaklarına el koyup, bir yandan da ulus devletlere bölüp, iç savaşlar başlatmış” (Michel Chossudovsky, Müslümanların İblisleştirilmesi ve Petrol Savaşları, globalreserach.ca) bunu üzerine de “Doğulu, bu emperyalist düşünceye karşı direnmeye geçmiş, o zaman da ‘bir Doğu sorunu’ ortaya çıkmış.” (Osman Sarı, s. 97) ve bu defa medya kullanılarak Doğu yine suçlu olarak kamuoyunda gösterilmiştir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Lamartine “Doğu ülkeleri üzerine araştırmalar yapıp 1833 yılında Fransız parlamentosuna bir proje sunar. “Roma Dünyası yeniden kazanacaktır. Modern Avrupa, eski Roma’dır. Avrupa; Asya ve Afrika&#8217;yı kolonize etsin. Uygarlığıyla ve ilerici dini ile oralarda yayılsın ve siz baylar, bu ‘kutsal insanlık zaferinin’ başına geçin.” (Lamartin, Doğu sorununa ilişkin görüş ve yazılar,  s. 31-32) Zaten “Amerika da, Irak’a ‘Demokrasi, uygarlık ve barış getirme’ palavraları kullanarak sızmıştı.” (Ömer Baharoğlu, s. 120) “Batılılar Doğuyu, öteki olarak ele almış, ruhsuz bir obje gibi incelemişlerdir. Böyle bir yaklaşım, sömürgeciliği de kolaylaştıran bir ortam yaratmıştır.” (Ömer Baharoğlu, , s. 122) Bu nedenle “Fanon, ‘insanı düşünmekten başka bir meselesi olmadığını ilan etmekten vazgeçmeyen’ Avrupa&#8217;nın ‘her bir başarısının, insanlığın çektiği acılar pahasına gerçekleştiğini biliyoruz.” demektedir.” (Frantz Fanon, Yeryüzünün lanetlileri, s. 251) Peki gerçek nedir? Jean Paul Sartre: &#8220;Eğer dayanabilirsen, kendimize bakalım. İnsanlığımızın çırılçıplak haliyle yüzleşelim. Gördüğümüz, bir yalanlar ideolojisinden, yağmaya mükemmel bir meşruiyet hazırlamaktan başka bir şey değildir. Tatlı sözler, duyarlılık iddiaları, saldırganlığımızın bir kılıdır.&#8221; (Yeryüzünün lanetlileri, s. 24; Jale Parla, “Hayali Doğu”, Atlas Dergisi, Mart 2001, s. 49; Ali Asker Bal, Oryantalist Resimde Bedenin Kolonileştirilmesi Bağlamında “Türk Hamamı” İmgesi, ACTA TURCICA, Yıl II, Sayı 2, Temmuz 2010, s. 22) “Batılıların; Amerika, Asya ve Afrika&#8217;da yaptığı soykırım ve sömürgeler neredeyse meşru ve haklıymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.” (Ömer Baharoğlu, s. 107) “Alphonse de Lamartine, ‘Doğu yolculuğu’nda, “Osmanlı İmparatorluğu yıkılırsa orada ‘uygarlaştırıcı’ bir yönetim kuracak ve bölgenin varlığı ve milliyet özellikleri güvencede olacaktır.” demektedir.” (Said, s. 121) Petrarca, Hristiyan Batının, Doğuya karşı ‘insanlığın son kalesi’ olduğuna inanıyordu. (Michael Curtis, s. 44) “İngiliz ekonomi politiği, “Doğu toplumları ancak yabancı bir işgal tarafından değiştirilebileceği” görüşünü kabul eder.” (Bryan S. Turner, s. 24) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Siyonizm&#8217;in önderliğini yapan Balfour Deklarasyonu&#8217;nun fikir babası Arthur James Balfour, 1910 yılında İngiliz avam kamarasında şöyle bir konuşma yapar: &#8220;Doğulu ulusların bizim yönetimimiz altında olması iyi midir?  ‘İyidir’ derim ben! Onlar için Mısır&#8217;da olsak da, sırf onlar için orada değiliz, gene de Avrupa için oradayız.&#8221; (Said, s. 42) “Emperyalizmle ilerlemeyi özdeşleştiren Leroy Bealien, ‘Sömürgeciliğin, sömürülen topluma hayat kazandıracağını, hatta onun doğuşunu sağlayacağını.” yazmaktadır. Ona göre bir toplum, yüksek bir olgunluk ve güç düzeyine ulaştığında sömürgeciliğe girişir. Sömürdüğü topluma şekil verir, gelişimini gözetir ve doğuşunu sağladığı topluma hayat kazandırır.” (Agnes Murphy, Fransız emperyalizmin ideolojisi, aktaran, Necdet Sevinç, Osmanlı’dan günümüze misyonerlik faaliyetleri, s. 22) “Gabriel Charms daha açık konuşur: “Avrupalı güçler Doğuda olmayınca, Akdeniz ticaretimiz bitti demektir. Asya&#8217;daki geleceğimiz bitti demektir. Güney limanları bizim için öldü demektir. Ulusal zenginliğimizin en önemli kaynaklarından biri kuruyup gitti demektir.” (Murphy, Fransız emperyalizmin ideolojisi, aktaran Sevinç, s. 22) “Chateaubriand, Müslümanların şöyle tasvir eder: Özgürlük hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Ayrıca edepten, ahlaktan yoksunlar. Haçlılar daha ziyade, yeryüzünde cehaletin (İslam&#8217;ın), zorbalığın, uygarlık düşmanı bir inancın mı yoksa modern insanda hikmet dolu bir antik çağ ruhunun uyanmasını sağlayan itikadın mı galip geleceğini öğrenmenin peşindedir.” (Said, s. 184) Bu cümlede, &#8216;Bir uygarlığı yok etme&#8217; siyasetinin &#8216;uygarlık götürme&#8217; söylemiyle perdelendiği açıkça görülmektedir. “Uygarlık götürme hastalığı 1000 yıldır oryantalist söylemin dilinden düşmediği için, yani Haçlı Seferlerinin başlangıcına neden olanı Papa II. Urban&#8217;ın fetvalarından günümüze kadar, hem oryantalizme hem de emperyalizme, tarih üstü bir kimlik kazandırmıştır.” (Ömer Baharoğlu, s.  34) John Stuart Mill’in yorumu daha nettir: &#8220;Despotizm politikaları yani işgal, baskı, sömürgeleştirme, kültürel yabancılaştırma barbarlara yönelik muamelede ‘meşru’ bir yönetim şeklidir. 19. Yüzyıl Avrupa aydınlarının çoğunluğu Mill ile aynı görüştedir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 73, 74) Bir Alman Generali, &#8216;Savaş, medeniyet için ahlaki bir mecburiyet ve vazgeçilmez bir faktördür.&#8217; demektedir. (Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 81) Batıda bazı gazeteler, Türk esaretinden kurtulan Doğu Hristiyanlarının süratle medenileştiklerinden bahsetmektedir. (Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 85) Jules Harmand ise, &#8216;işgal medeniyet için kaçınılmazdır.&#8217; derken, Lord Curzon, &#8217;emperyalizm sömürgeleştirilenler için ahlaki ve maddi nimet kaynağı olan ilahi bir kaderdir.&#8217; demektedir. (Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 110) Lee Harris&#8217;in, &#8216;medeniyetin koruması&#8217; ile kastettiği şey de, &#8216;Amerikan emperyalizminin herkes tarafından meşru kabul edilmesidir.&#8217; (Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 118) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“J. B. Kelly, ‘Arabistan, Körfez ve Batı’ adlı kitabında Asya ve Afrika ülkelerindeki sorunlar için çözüm olarak yeniden işgali önermektedir. Sanki oradaki sorunların nedeni bu işgaller değildir!” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 15) “28 Haziran 1970 tarihli New York Times gazetesinde George Ball, ‘Orta Doğudaki Amerikan çıkarlarının çok önemli olmaları nedeniyle, Başkan’ın Amerikalıları muhtemel bir Orta Doğu ‘işgali’ olgusuna karşı “eğitmesi” gerektiğini’ söylemektedir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 67) Kısaca, “Sömürgecilik, evrimcilik ve ilerlemeci tarih anlayışı, ilkel toplumların ancak dışarıdan radikal müdahalelerle dönüşebileceği kabulünü de insanlara dayatmaktadır.” (Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Curtis, “Batı ülkelerinin Arap ve İslam ülkelerindeki sosyal ve politik tutumda değişim yaratılması için harcanan çabaya destek bulunmasının, demokrasiyi desteklemesinin ya da &#8216;insancıl amaçlar doğrultusunda müdahalede bulunmasının&#8217; gerekli olup olmadığı hâlâ bir sorundur” (Michael Curtis, s. 455) diye yazmakta ve &#8220;Fransa&#8217;nın Afrika&#8217;daki hakimiyet hegemonyası, Doğunun yaşam şartlarını iyileştirecek, daha az gelişmiş olan bu ilkellerin çağdaşlaşmasına yardımcı olacaktır.” diyen ve Fransız emperyalizmini savunan Michael Curtis’e göre Fransa, Akdeniz ve Kuzey Afrika&#8217;daki konumunu İngiltere&#8217;nin egemenliğine karşı kurmak zorundadır. Ona göre savaş, toplumların ufkunu genişletir, alevlendirir, insanlara hareket zemini sağlar. Ülkeyi güçten düşüren savaş değil, barışseverliktir. (Michael Curtis, s. 233-235) Michael Curtis, Fransa’nın rekabet halinde bir ülke olarak gördüğü İngiltere&#8217;nin, Sepoy İsyanını bastırması sırasında gösterdiği şiddetin de medenileştirme misyonu olduğuna inanmakta (Michael Curtis, s. 247) ve bu vahşeti şöyle yorumlamaktadır: &#8220;Bu vahşileri yönetmek için aldığınız ünvan, onlardan daha iyi olduğunuzu göstermektedir. Yapmanız gereken onları cezalandırmaktır; ‘onlar gibi davranmak’ değil.&#8221; Yazar yapılan bu katliamı &#8216;Hristiyanlığın ve medeniyetin zaferi sayılan bir başarı&#8217; olarak da kabul etmektedir. (Michael Curtis, s. 253) Bir ulusun, ‘ruhunun sömürgeleştirme sayesinde ayakta tutulabileceğini’ ileri süren (Michael Curtis, s. 257) ve “İngilizler, Doğudakiler gibi barbar veya yarı barbar toplumlar üzerinde hegemonya kurmaya belki de en uygun toplumdur. Çünkü tüm Medeni toplumlar içerisinde kendi geleneklerine kesinlikle en sağlam şekilde bağlı olan toplum onlardır” demektedir. (Michael Curtis, s. 308) &#8216;İslam&#8217;ın ortaya çıkışından beri Avrupa için daimi bir tehdit oluşturmuş olmasının tarih gerçekliğine&#8217; dikkat çeken (Michael Curtis, s. 444) Curtis’e göre, “batının son  yüzyıllar boyunca Doğuya karşı takındığı tutum ve davranışlar ile ilgili bir &#8216;suçluluk kompleksinin&#8217;, bir nebzeye kadar hâlâ Batı kültürü içinde &#8216;kol geziyor&#8217; olduğu şüphesiz olsa da, iki unsuru hatırlamak faydalı olacaktır: Öncelikle Doğu, &#8216;Batının Doğuya yönelttiği  saldırganlığa&#8217; karşı pasif kalmamıştır. Batılıların, Doğu toplumlarındaki &#8216;arzu edilen ilerici değişiklikler olarak gördükleri unsurları geliştirmek adına&#8217; gerçekleştirdikleri faaliyetler ve girişimleri hatırlamak da aynı zamanda faydalı olacaktır.” Yazar ayrıca, “Batı toplumlarının öteki kültürlerle uğraşırken emperyalizm, ırkçılık veya avrosantrik (Avrupa ve Avrupalılara ve onların kültürüne odaklanan) bir tutum  takınmadıklarını ileri sürmektedir.” (Michael Curtis, s. 445) Kısaca yazar, Müslümanların yaptıklarını, Avrupalıları  &#8216;aşağılama&#8217; olarak nitelendirirken, kendi yaptıkları katliamları, “medenileştirme, modernleştirme” olarak takdim etmektedir. Yine o Avrupalıların kendisini savunmasını ve Müslümanlara karşı saldırılarının emperyalizm olarak suçlanmasını da &#8216;ironi&#8217; olarak nitelendirilmektedir! Edmund Burke ise, İngiltere gibi demokratik bir devletin, despotik bir devleti yönetirken olumsuz bir şekilde ‘etkileyebilme ihtimali’ olabileceği konusunda endişelidir! (Michael Curtis, s. 452)  Adam Smith, anti-emperyalist birisidir! O, ‘sömürgelerin’ vergi mükellefi İngilizler&#8217;in ‘sırtında ağır bir yük’ olduğunu belirtmekte ve bir İmparatorluğun güç kazanması için, ‘ne mali ne de askeri bir katkısı olmayan’ sömürgelerin &#8216;gösterişli donanımını&#8217; eleştirmektedir. James Mill, sömürgeleştirmenin İngiltere için ‘çok sorumluluk olduğunu, genel anlamda anavatanda daha az yatırım yapılmasına neden olduğunu, büyük masraflar anlamına geldiğini’ ileri sürmektedir. Michael Curtis, benzer görüşteki diğer yorumları da sıraladıktan sonra ‘Emperyalizmin, Avrupalıların tüm önemli görüşlerinin doğasında otomatik olarak var olmadığı sonucuna varılabilir.’ (Michael Curtis, s. 453) diyerek, kendince Batı emperyalizmini masum ve fedakar taraftar olarak göstermektedir. Yazar, &#8216;yer verdiğimiz yazarların görüşleri ‘emperyalist kibrin göstergeleri ya da Doğunun maruz kaldığı sömürgeci aşağılamanın tezahürleri değildir&#8217; (Michael Curtis, s. 443)  diyerek aslında gerçeklerin farkında olup üzerini örtmeye çalıştığını da gizlemeye çalışmaktadır. Curtis ve kitabında fikirlerini ifade ettiği diğer yazarlar, sömürgeciliğin, emperyalizmin, Batı hegemonyasının bir modernizasyon aracı olduğu, ilerleme ve gelişim sağladığını ileri sürmektedir. Bu yazarlar, Batılı ülkelerin daha az gelişmiş toplumlara, Batı medeniyetini götürmek görev ve idealine önayak olması gerektiği de ileri sürer. (Michael Curtis, s. 456)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-14946" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/424565776856845.jpg" alt="" width="359" height="250" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Victor Gillam, Judge dergisi, 1 Nisan 1899 tarihli &#8220;Beyaz Adamın Yükü&#8221; adlı bir karikatür yayınlar. Yükü taşıyan İngiltere ve ABD’dır! İşte Batı hem sömürmekte hem de ‘Barbarlık, baskı, ahlaksızlık’ gibi zorlukları aşarken, Batılı olmayan halkları <span class="style5">(Küba, Hawaii, Samoa, Porto Riko, Filipinler, Zulu, Çin, Hindistan, Sudan ve Mısır)</span> sırtlarında taşıyarak onları medenileştirme idealine götürdüklerini ileri sürmektedirler!</p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-95484" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2313553.png" alt="" width="281" height="335" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-95485" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/347357357.png" alt="" width="418" height="333" /></p>
<p>The Call, San Francisco, 5 Şubat 1899; Detroit Journal , 1898</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Afganistan’daki Müslümanlar iyidir, çünkü ABD çıkarlarına uygun kabul edilmektedirler. (Günümüzde ise -2024-  aynı insanlar Taliban adı altında düşman ilan edilmişlerdir.) İslamiyet hakkındaki açıklamalar esas itibariyle, İslam dünyasındaki ulusal ‘çıkarlara gerekçe’ bulmak üzere düzenlenmiştir. (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 174-176) “Amerikalıların çoğu, Amerikalı avukat ve politikacı Patrick Henry’yi, ‘Bana ya istiklal ya ölüm verin’ dediği için fanatik kabul etmez. Ama Ray Moseley, 25 Kasım tarihli Chicago Tribune yazdığı makalede, ‘Ölümün bir şeref olduğunu düşünen insanlar, tanım itibariyle fanatiktirler. Şehadet iştiyakı İran’ın Şii Müslümanları arasında sivrilmiştir.’ diye yazmaktadır.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s.141) “Pek az kişi Sovyetlere karşı Afgan direnişini, İsrail’e karşı Filistin direnişi ile eş tutacaktır.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 149) &#8220;Bir Filistinli, bir yerleşimciyi rehin alırsa bu &#8216;terörizm&#8217;dir. Bir İsrailli 3.000 çocuğu öldürürse bu &#8216;kendini savunma&#8217;dır. Bu mantıklı mı? &#8221; (Jackson Hinkle, Twitter, 31 Ekim 2023) Bu sayı 2024’de ise on bini çoktan aşmıştı. “İsrail, Gazze&#8217;de ‘108 günde 11 bin çocuk’ öldürdü.&#8221; (AA, 22.1.2024) “Oryantalistler, Doğu medeniyetlerinin Avrupa medeniyetine ne kazandırdığını belirleyerek onları bu eksen üzerinde değerlendirirken, zamanla özünü tanımaya dönük Doğudaki faaliyetlere de ‘fundemantalizm/aşırı dinci’ adını vermiştir.” (Abdullah Topçuoğlu, Postmodernizm ve İslam, s. 218) “Batılılar, yabancı istilaya direndikleri zaman bunun adı, vatanseverliktir olur ve öve öve göklere çıkartılır.  Aynı şeyi, Doğulular yapınca bu, ‘yabancı düşmanlığı’ ve ‘yobazlık’ olur. (Rene Guenon, Modern dünyanın bunalımı,  s. 132) “İslam dünyası üzerinde Batının siyasi ve ekonomik çıkarları devam ettiği sürece, bu menfaatlere karşı koyan kim olursa olsun, terörist damgası yemekten kurtulamayacaktır.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 17) Soykırım ise, “terörizm ve insan hakları ihlalleri suçlamaları esasında, kendini uluslararası arenada güçlü hisseden devletlerin egemenlik kurmak maksadıyla hedef seçtikleri ülkeleri kendi ürettikleri tezlerle saldırmak için kullandıkları ithamlardır.” (Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları, s. 149) Halbuki “Toprakları işgal edilen, onurlu ve özgür vatandaşları köleleştirilen, tarihi ve medeniyeti reddedilen İslam dünyasından, tüm bunların nedeni olan Batıya tepkiler olması doğaldır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 20) “Amerika&#8217;daki kürtaj kliniklerini bombalayan papaz Michelle Bray, Oklahama’daki hükümet binasını bombalayan Timothy McVeigh, Amerikan hükümetine savaş açan David Koresh, Katolikler ve Protestanlar arasında onlarca yıl süren çatışmalar, Bosna&#8217;daki Ortodoks Sırpların katliamları ve tecavüzleri, Amerika&#8217;daki evangelist grupların Irak&#8217;ta katlettiği yüz binlerce masum Müslüman vd. yakın tarihte Hristiyanlık adına pek çok cinayetin işlendiğini göstermektedir. 1994 yılında Brooklyn&#8217;li  bir psikolog olan Baruch Goldstein, el Halil Cami’ne giderek sabah namazında, namazı kılan Müslümanların üzerine ateş açmış ve 38 Müslümanı katletmişti. Yahudi Başbakan İzak Rabin’i, terörist bir örgüt üyesi olan Yigal Amir öldürmüştü. En son Yeni Zellanda’daki katliamda camide 50 Müslüman şehit edilmişti.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 167, 168) “İslam, ulusal sınırları aşmaktaydı. Sömürgecileri İslam&#8217;ı ciddi bir şekilde araştırmaya yönelten şey, işte bu endişeydi. İslam yeniden yorumlanmalıydı. Cezayirli Muhammed Ben Rahal konuyu şöyle özetlemektedir: &#8220;Eğer bir Müslüman vatanını, dinini savunursa bir vatanperver değil vahşi bir kimse olarak görülür. Kahramanlık gösterirse fanatik olarak adlandırılır. Yenilgi esnasında tevekkül gösterecek olursa kaderci olarak isimlendirilir. (Asaf Hüseyin, s. 52) İsrail&#8217;in Filistinlilere veya Lübnan&#8217;a yönelik saldırıları &#8216;misilleme&#8217; olarak görülürken, Filistinlilerin İsrail&#8217;e gerçekleştirdiği bir hücum &#8216;terörist saldırı&#8217; olarak nitelendirilmektedir. İslam konusunda olumsuz olan her şey haber olarak görülmektedir. (Asaf Hüseyin, s. 115-116) The Chicago Tribune adlı gazete Arapları suçlayarak, &#8220;Arapların, İsrail&#8217;i ortadan kaldırmaya yönelik bir silah olarak Filistin problemini yarattıklarını&#8221; ileri sürer. Halbuki 2024 İsrail’in Gazze’de yaptığı büyük katliamda gördük ki, hiçbir –ne arap ne de başka bir- İslam ülkesi asla İsrail’e karşı bir şey yapmamıştır. Ayrıca artık bilinmektedir ki İsrail, Batılılarca Arap ülkelerini kontrol etmede kullanılan bir üs olarak bizzat Batılılarca kurulmuştur ve kullanılmaktadır! Amerikan deniz bombardımanında sivil halk hedef alınır. Ama bunun fazla bir haber değeri yoktur. Ama eğer böyle bir bombardıman İsraillilere karşı Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmiş olsaydı, kuşkusuz geniş bir şekilde haber yapılırdı. Washington Post&#8217;un bir muhabiri, &#8220;İsrail&#8217;in tek amacı Lübnan&#8217;ı terörizm tehlikesinden kurtarmaktı&#8221; diye yazmaktadır. İsrail&#8217;in misket bombalarının biri hastaneye isabet etmesi ‘bir savaş kazası’ olurken, bunu İsraillilerin yaptığını gösteren hiçbir delilin bulunmadığı da ileri sürülmekte idi. Sanki bu teknolojiye sahip başka ülke vardı civarda! Bu ve benzeri birçok olay, konunun dini boyutunu ve Batının anti İslami geleneğini gözler önüne sermektedir. Gazeteci, batı toplumunun bir ürünüdür ve ister seküler olsun ister dini, bu toplumun bütün geleneklerini aynı oranda özümsemeye müsaittir. Verilmek istenen mesaj, ‘Müslümanlar ne kadar seküler hale getirilirse, herhangi bir ülkedeki Batı çıkarlarını o kadar az tehdit ettiği’ şeklinde özetlenebilir. kitle iletişim araçları Batılı haber ajanslarının denetimi altındadır. Medya, kamuoyunu etkilemek için güçlü bir araç olarak kullanılmaktadır ve politik, ekonomik ve stratejik çıkarlara hizmet etmektedir.  Medya, dünyadaki batı yanlısı devletlerin yanında yer almaktadır. Medya Batı&#8217;nın propaganda silahı haline gelmiştir ve İslam ise onun en zavallı kurbanıdır. (Asaf Hüseyin, s. 118, 127) “Oryantalist mantığa göre bir Batılının yurdunu diğerlerine savunması kahramanlık, bir Doğulunun benzer nedenlerle ülkesini savunması ise gericilik, taassup, uygarlık düşmanlığıdır. İngiliz işgaline karşı Sudan Müslümanlarının verdiği mücadeleyi, Julious Richter şöyle yorumlar, &#8216;Bu İslami taassup, kültüre karşı bir hınçtan ve dar ufuktan kaynaklanır.’ (Richter, History of the protestant missions in the near East, s. 47) Michael Curtis, “Müslümanların kendini savunmasını militanlık (Michael Curtis, s. 448, 449) ve daha genel anlamda, terör diye tanımlamakta, Avrupa&#8217;da yaşayan Müslümanların (entegrasyonu değil) asimile olması gerektiğini de savunmakta (Michael Curtis, s. 449) ve yapılan zulümleri dile getirmeyi de &#8216;modern İslami tutuculuk&#8217; olarak nitelendirmektedir.  (Michael Curtis, s. 452) “Hristiyan kilisesi&#8217;nin gazetecileri, bazı Yahudi hücumların ön saflarında yer almaktadır. Bu insanlar, Hristiyan çeteler tarafından icra edilen kanunsuzluk ve terör hareketlerine sempati duymakta, Sultan&#8217;ın askerleri de bunları bastırdığında onları acımasızlık ve zalimlik ile suçlamakta ve bu bastırma hareketini ‘Muhammedi fanatiklik’ olarak nitelendirmektedirler. Fransa, evinde laiktir ama dışarıda emperyalizmin ajanları olan papazları korumaktadır.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bir taraf için terörist olan diğer taraf için özgürlük savaşçısı olabilmektedir. Fakat bu taraflardan biri gücü eline geçirdiğinde hemen meşruiyet kazanmaktadır.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 179) “Terörist nitelemesi, gücü elinde bulunduran devletlerin kendi ideolojik amaçlarına karşı çıkan muhaliflerine yaptıkları bir yakıştırma olarak kabul edilmiştir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 119) “1998 yılında ABD, kimyasal silahlar için malzeme ürettiğini iddia ettiği Sudan&#8217;daki bir fabrikayı vurmuştur. Ama bu fabrikanın söz konusu malzemeyi üretip üretmediğine ilişkin kuşkular seslendirilmiştir. Bu saldırıların uluslararası hukuktaki yeri nedir? Aynı saldırıların Japonya&#8217;nın 1942 yılında Hawaii&#8217;ye düzenlediği önleyici saldırılardan ya da Almanya&#8217;nın 1930&#8217;lu yıllarda birçok ülkeyi işgal etmesinden ne farkı vardır? Sudan, Usama bin Ladin&#8217;i barındırdığı için ABD tarafından tehdit olarak görülür. Ancak bu durumun, ABD&#8217;nin IRA örgütü için para toplayan kişileri barındırmasından ne farkı vardır? Bu durum herhalde İngiltere&#8217;ye, ABD deki hedefleri bombalama hakkı vermez. Saddam, İsraillileri kendisi için bir tehdit olarak görme hakkına sahip değil miydi? Terörizmin gerilla savaşı olarak karşımıza çıktığı yaygın durumlardan biri, kişinin ülkesinin düşman güçlerince işgal edilmedir. Tıpkı II. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra tüm Avrupa&#8217;nın karşılaştığı durum gibi. Bu direniş işgal güçleri tarafından kaçınılmaz olarak terörizm olarak görülecektir ama işgal güçlerinin kendileri de sık sık terörist taktiklere başvurmuşlardır. Örneğin işgal güçleri sivil halkın üzerine ateş açmakta çoğu zaman bir sorun görmemektedir. (Goody, s. 182, 184) Medyada Filistin&#8217;li savaşçılar hemen hemen her zaman terörist olarak yer alır. Genelde aşırı dini görüşler ile hareket eden taraf ise aslında İsraillilerdir. ABD&#8217;deki yerli topluluk Çerokilerin 3000 silahlı adamı &#8211; asker değil; zira asker sözcüğü sömürgeciler ya da eski İngiliz askerleri için kullanılmıştır- olduğu söylenmiştir. Dolayısıyla öyle görülüyor ki, ‘silahlı adamlar’ kelimesi, devletin emrinde olmayan ya da üniforma taşımayan ama başka amaçlar için silah taşıyan herkesi için kullanılmıştır. Devlet terörizminin birçok örneğine yakın geçmişte de rastlanmıştır. Mesela CIA&#8217;nın Güney Amerika&#8217;da beğenmediği hükümetlere karşı savaşan silahlı grupları, Şili&#8217;de Allende ve Nikaragua&#8217;da Sandinistaları teşvik etmesi bu türdendir. Demokratik güçlerin kendi kısa ya da uzun vadeli çıkarları için bu türden terörist faaliyetlere destek vermesini hiçbir şey engellememiştir. Hatta bunu özgürlük mücadelesi kisvesine bürünmüşlerdir. İsrail devletinin kurulmasıyla teröristlerin statüsü değişmiş ve daha önce illegal olan terörist örgüt daha sonra devletin ordusu haline gelmiştir. Aslında 17. yüzyıl Amerika’sında olan biten tekrarlanıyordu. Zira bu dönemde, Avrupa&#8217;dan gelen sömürgeci göçmenler, Kızılderililerin topraklarını ellerinden almış ve kalanları da koruma bölgelerinden sürmüşlerdi. (Goody, s. 187, 189-190) İslami grupların kolayca terörist olarak damgalanmaları, onların siyasi ve sosyal gündemlerinin gözden kaçırılmasına yol açmıştır. Filistin ve Keşmir&#8217;in bağımsızlığı, Batılı güçlerin petrolleri çıkarması gibi konular gözden kaçırılmaktadır. İsrail&#8217;in Yakın Doğuya nüfuz etmesi, başka bir tür Haçlı savaşı olarak görülebilir.” (Goody, s. 20, 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizmin işlevi, oryantal toplumları yönetilebilir ve kavranabilir seviyeye indirmektir.” (Bryan S. Turner, s. 77) “Oryantalist mantık, Doğunun insanını, yönetimleri istenilecek bir sorun olarak görmüştür.” (Ömer Baharoğlu, s. 87) &#8220;Batı oryantalizminin gerçek amacı, Müslüman Doğu ülkelerinin dilini, dinini, tarihini, kültürünü mükemmel bir şekilde öğrenip, bu ülkelerin ele geçirilerek yeniden kurulmasında, yönetilmesinde ve sömürgeleştirilmesinde kullanmaktır. Oryantalist General Von Niedermayer bilgisini ve tecrübesini Nazi Alman devletinin hizmetine sunmuştu.&#8221; (Enver Altaylı, Ruzi Nazar, s. 115, 146) “Batıda zaten İslam imajı tamamen oryantalistlerce belirlenmiştir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 187) “Bir Hristiyan misyoneri veya Yahudi din adamı olan bir oryantalist, herhangi bir İslami konuya, kendi öz kültürünün tesiriyle bakmaktan kendini ne ölçüde koruyabilir?” (Mustafa Sıbai, s. 17) “Genelde İslam ve özelde hadis hakkında araştırma yapan oryantalistler, kendi tarihsel ve kültürel arka planlarından etkilenmişlerdir.” (Harald Motzki, Hadis tarihlendirme metotları, s. 113) Zaten “Oryantalizm de daha başlangıcında papazlar, Hristiyanların elinde gelişip, sonra misyonerliğin temsil ettiği fikri ve sömürgeciliğin temsil ettiği silah gücü haline gelmiştir. Oryantalizm, misyonerlik ve sömürgecilik gücüne dayanarak günümüze kadar gelebilmiştir. Oryantalizm ruhbanların ve misyonerlerin omuzlarında ayağa kalkmıştır.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 19, 48) &#8220;Kilise, Müslümanlığı karalama ve onu Avrupalı mensuplarına çirkin bir imaj ile sunmak için oryantalistleri görevlendirmiştir. Bunların çoğu aynı zamanda Hristiyan din adamıydı. Oryantalist Carra de Vaux şu itirafta bulunmaktadır: “Muhammed, Batıda uzun zaman çok kötü olarak tanındı. Kendisine nispet edilmedik hiçbir hurafe ve hakaret bırakılmadı.” Oryantalistler misyonerlerle de yardımlaşarak, Müslümanları inançlarından şüpheye düşürmek ve sömürgecilere daha kolay teslim olmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Çünkü sömürgeciliğin bir aleti durumundaki oryantalizm, İslam dünyasında kendilerine karşı olan gücün temel unsurunun İslam dini olduğunu çok iyi kavramıştır.&#8221; (Prof Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 22) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizm her zaman Batı’ya hizmet eder. C.E.M. Joad şöyle demektedir: Bir İngiliz, bilmeyerek yahut bilmezden gelerek milletlerin uğradıkları acıları unutarak, İngilizlerin barışçı bir millet olduklarına inanır. Başkalarını ise savaş delisi ve kan dökücü olmakla suçlar. Elindeki bitmez tükenmez serveti kendisi ile paylaşmak isteyenlere ‘savaş delisi’ lakabını takar. Batıda savaşların demokrasiyi korumak için yapıldığı ne kadar söylenirse söylensin, hakikat ortadadır. Bu savaşlar sadece kuvvet yarışına girişen blokların mücadelesidir. (Guide to Modern Wickedness, s. 180, 191) &#8220;Müsteşriklerin herhangi bir konuda insaf ve orta yol üzere olmaları bizi aldatmamalıdır. Çünkü çok geçmeden başka bir konudaki dengesizlikleri ve aşırılıkları hemen kendini gösterir. Bu yüzden aynı oryantalisti bazımız, ‘İslam’ı öven ve takdir eden biri’ olarak görürken başka birimiz aynı şahsı ‘İslam düşmanı ve İslam’ı karalayıcı’ olarak görebilmekteyiz.&#8221; (A. Hatip, İddialara cevaplar, s. 26) “Arap dostu olarak tanınan (L. Massignon, Situation de l’Islam, I/11) Louis Massignon, Fransa’nın Filistin ve Suriye yüksek komiser yardımcı olarak çalışmıştır. Fransa&#8217;nın, “sonuna dek tutmak istemediği sözlerin bir güvencesi” olarak Fransız hükümeti tarafından kullanılan bir figür olmuştur.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 150)  Müslüman olduğunu açıklayan ve Hollanda&#8217;nın Endonezya sömürge valiliği de yapan ve ‘Mekka’ isimli eseri de olan Christiaan Snouck Hurgronje, &#8220;Düşmanını iyi tanırsan onu kolayca alt edersin.&#8221; demektedir. O, Müslüman rolünü çok iyi oynamış ve İslami kültür bilgisini, Aceh sakinlerinin direnişini ezmeye ve onlara Hollanda sömürge yönetimini empoze etmeye önemli ölçüde yardımcı olan stratejiler geliştirmek için kullanmıştır. (https://en.wikipedia.org/wiki/Christiaan_Snouck_Hurgronje)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Richard Simon, İslam’ın savunuculuğunu üstlenen biri olarak ün salmıştır. Ama o bile, Müslümanlığın iyi yanlarını Hristiyanlık ve Yahudiliğe borçlu olduğunu ileri sürmüştür. M. Rodinson tarafından “İslam peygamberini yücelten” bir kitap olarak tarif edilen Henri Boulainvilliers’in ‘Vie de Mahomed’ adlı eserinde İslam’dan, ‘tarihsel bir felaket’ olarak bahsetmektedir.&#8221; (Bulut, s. 79) G. Sale, 1736 da yayınladığı İngilizce Kur’an-ı Kerim tercümesinde şunları yazmaktadır: &#8220;Hz. Muhammed’in Kur’an-ı Kerim’in müellifi/yazarı olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Kur’an’ı yazarken de başkalarından az yardım da görmemiştir.&#8221; Halbuki G. Sale  “Yarı Müslüman “kabul edilecek kadar objektif kabul edilen birisidir. (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 75) Sale tercümeden amacını ise şöyle açıklamıştır: Çalışmanın başlangıcı okuyucuya, benim Hristiyanlığa karşı İslam&#8217;ı savunacağım izlenimi verebilir. Fakat ben açıkça ifade edeyim ki, benim planım bunun tam tersidir. (Sale, Reflections on Mohammedism, s. 2)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, “İstisnai olarak ortaya çıkan bir takım objektif çalışmalarda bile hiç bir zaman, Hz. Muhammed&#8217;in peygamberliği kabul edilmemiştir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 60) Hüseyin Akgün&#8217;ün, &#8220;Goldziher ve Hadis&#8221; adlı eserinden devam edelim. &#8220;İslam&#8217;ın kendi doktriner resmi şekliyle bile, felsefi kafaları tatmin edebilecek yegane din olduğunu akıllıca tespit ettim.&#8221; diyen Goldziher son tahlilde, &#8220;Benim idealim, Yahudiliği de benzer bir rasyonel seviyeye yükseltmektir.&#8221; diyerek yine kendi dinine hizmet etmeye çalıştığını göstermektedir. David E. Stannard, &#8220;Ne zaman yerliler barış istediyse, hep İngilizler tarafından sahte bir anlaşma yapıldı ve ardından da İngilizler, barış zamanında olduğunu sanan yerlilere beklenmedik bir biçimde tekrar saldırdılar.&#8221; demektedir. (Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları, s. 44) &#8220;İslam’a insaflı bir şekilde bakan az sayıdaki oryantalist de, içinde yaşadıkları ortam nedeni ile İslam’ı gerçek manada anlayamamışlardır. Oryantalist araştırmaların asıl amacı Müslümanlarla mücadele ederken yararlanmaları için misyonerlere malzeme hazırlamaktı. Bu nedenle söz konusu araştırmalar hiçbir zaman sağlıklı, iyi niyetli ve tarafsız olmamıştır.&#8221; (Muhammed Gallab, Nazaratün istişrakiyye fil-İslam, s. 8) Batılılar İslam milletlerini insaflı ve tarafsız bir şekilde düşünmemektedir. Mısırlıların bir yabancı devletin medeniyeti altına girmeye çok muhtaç olduğunu ilan edip duranlar, Bulgarlara tam bir istiklal verdirmeye ve onları dışarının vesayetinden kurtarmaya uğraşmaktadır. Bulgarları, genellikle Mısırlı’lardan daha medeni saymak da, Avrupa&#8217;ya mahsus olan uydurma safsatalardandır. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 289)  “Avrupa Birliği&#8217;nin Türkiye&#8217;ye bakışında iki belirleyici düzlemden söz edilebilir. Birincisi ekonomik,  ikincisi din.” (Hilmi Yavuz, s. 52) &#8220;Hiçbir ülke, Türkiye gibi Batılılaşmaya çalışmamıştır. Avrupa hiçbir zaman, Türkiye&#8217;nin Batılılaşma çabalarını ciddiye almamıştır. Bu çabaları küçük görmüştür. Türkiye&#8217;yi küçük görmekte haklıyız. Çünkü bizi taklit edene niçin saygı duyalım? Ben ancak medeniyetime katkıda bulunabilecek olana saygı duyarım.&#8221; (Arnold Toynbee, uygarlık sınavı adlı eserinden nakleden Hilmi Yavuz, Modernlesme Oryantalizm ve İslam, s. 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizmin temelleri, 17. Ve  18. yüzyıllara kadar gider, 19. yüzyılda ise büyük bir patlama yaşar.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı,s. 138) 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa&#8217;da, Arapça kürsüleri kurulmaya başlanır. Amaç sadece ilmi değil, daha çok ekonomik çıkar ve misyonerliktir. 19. yüzyılın ikinci yarısında İslam dünyasının yaklaşık yüzde seksenini işgal etmiş olan Avrupa, hükmettiği coğrafyanın insanları hakkında bilgi sahibi olmak zorundaydı. Hollanda&#8217;lı A. Relandus, 1704&#8217;te ‘Mahommedica’ adlı eser yazar. Yazar, eserini &#8216;İslam&#8217;la daha iyi mücadele etmek amacıyla yazdığını&#8217; söylerken, kendisi ise İslam propagandası yapmakla suçlanmıştır. (Hıdır, s. 111-114) “Hindistan valisi Hestingens şöyle diyordu: “İngiltere’nin saldırgan ruhu, öte yandan İngiliz vatandaşlarının kayıtsız hatta teşvik gören ahlaksızlığı, ulusal ünümüze, silahlarımızın ve kuvvetimizin verdiği zarardan daha korkunç zarar vermiştir.” Tarihçi Mill diyor ki:’ Ode ülkesi daha önce yüksek bir refah düzeyinde idi. Fakat İngiliz memurların çokluğu, aylıkların yüksekliği, emekli, asker ve sivillerin masrafları dayanılmaz bir hale geldi.’ Zamanla İngiltere bütün ülkede düşman kabul edilir hale geldi. Mister Hestingens, olayı şöyle özetler: Biz diyoruz ki, ‘Siz bu orduyu istemiyorsunuz fakat onun masraflarını ödemeye mecbursunuz.’ Lord Dalhussi, 1836 yılında imzalanan anlaşmaların hükümlerini bozarak Ode’yi İngiliz ülkesine katar. Halbuki Mister Key’in ifadeleri ile, ‘bu ülke başındaki hükümdar ülkemizin dostu idi, halkı ordumuza dahil edilmişti.’ Lord Cornwallis şüphesiz ‘adaletli’ bir adam idi. Lord Tingmaus ‘dinine düşkündü.’ Lord Velesley ‘büyüktü.’ Fakat Ode hükümdarına yaptıkları işlemde zerre kadar adalet, beceri, büyüklük veya din düşkünlüğü yok idi.” (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an-ı Kerim; Hazreti Muhammed&#8217;den Özür Diliyorum,  s. 77, 79) “Papa 4. Nikola şöyle demişti: “Verilen sözü tutmamak günahtır ama Müslümanlara verilen söze itibar etmek daha büyük bir günahtır.” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 14) Türk sadrazamının İngiltere elçisi Sir Robert Ensley’e gönderdiği resmi yazı, İngiliz milletvekili Mister Grey tarafından 1792 yılı 29 Şubatında avam kamarasında okunur: “İyi huylar çoktan Avrupa’dan kovulmuştur. İngiltere, insanları alıp sattığından ona hiç güvenmemek gerekir. Sizin dostluğunuza, yardımınıza istekli değiliz. (Rusya ile arabuluculuk önerisinde bulunmaktadır İngiltere)  Bakanınız sadece, paraya taptığını haber aldığımız ulusunuzu eğlendirmek için bir iş çevirmektedir. Sizin ayırt edici özelliğiniz cimriliğinizdir. Siz tanrısınız alır ve satarsınız. Taptığınız paradır. Bakanlarınız ve ulusunuzun gözünde her şey ticarettir. Türkler hile ve oyun bilmezler. Sizin gibi herkesi yoldan çıkaracak bir ulusun nesine güvenilebilir? Halbuki Türk, hiçbir söz vermesine, şerefine karşı koymuş mudur? Asla! Buna karşılık hiçbir Hristiyan devleti faydanın ve hırsın gerektirdiği zamandan başka hiçbir sözünü tutmuş, hiçbir taahhüdünü yapmış mıdır?  Hayır! Eğer siz, denildiği gibi dünyanın en alçak Hristiyan ulusu değilseniz, en atak ve en sahteci ulusu olduğunuz gerçektir. Sizin aranızda yaptığınız barışlar rüşvete dayanır. Osmanlı vezirleri Avrupalıların sözlerini çok dinlemişler fakat her zaman hainlik görmüşler, satılmışlar ya da aldatılmışlardır. Sizin amacınız bütün insanlığı birbirine düşürmek, sonra faydalanmaktır. Sizin dininiz para kazanmaktır. Taptığınız put cimriliktir.” (Lord John Davenport, s. 80-82) Bir yüzyıl öncesi için Oskar Kolling ise bakın ne demektedir: “16. asır Türk idarecilerinin, zavallı halkın hukukunu korumak huşusundaki gayretleri önünde eğilmek arzusunu duyarız. Türk yöneticileri, en buhranlı zamanlarında bile, düşmanlarına veya dostlarına karşı olan sözlerini bozmak hatasına asla düşmek istememişlerdir.” (Macar Serhadlerinde XVI. Asır Türk Devri, Ülkü, nr. 82, s. 309) Tarihte de durum aynıdır. Sokrates, “üç şey için şansa teşekkür ederim der ve birini, Yunanlıyım barbar değilim.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 42) şeklinde açıklar. Yunan medeniyetini Pers medeniyeti ile karşılaştıran Aristo ise, &#8216;Uygun olan, Yunanlıların barbarlar üzerinde hüküm sürmesidir.&#8217; (Aristotle, Politics, 1252 b4) diyerek, son tahlilde herkesin kendi üyesi olduğu grubun tarafında duracağını göstermektedir. Oryantalistler gibi basın çalışanları için de durum aynıdır. &#8220;Her Amerikan muhabiri kendi ülkesinin çıkarları olduğunu ve ülkesinin bir süper güç olduğunu bilmekle yükümlüdür. Kendi şirketinin Amerikan gücünün bir parçası olduğunun farkındadır.&#8221; (Said, İslam, s. 83, 84) “Her normal insan gibi bir muhabirde, içinde doğup büyüdüğü bir takım değer yargılarını, kendi toplumunun alışkanlıklarını oldukları gibi kabullenir. Yabancı kültürleri ve toplumları tarif ederken kendi eğitiminden, ulusal kimliğinden ve dininden sıyrılmayacaktır. (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 83) Amerikalılar, komünist propagandaların baskılarla halkı yönlendirildiğine inanır. Ancak kendi ülkeleri söz konusu olduğunda, Amerikalıların çoğu basın tarafında çizilen sınırlardan ve uygulanan baskılardan habersizdir. Bir avuç şirket basın tekeli oluşturmuş ve dünyayı yönlendirmektedir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 85-88) “Özellikle haberlerde İslam hakkında eksik ve hatalı bilgiler ortaya atmışlar ve bunları da ‘uzman’ sıfatı ile yapmışlardır.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 188) “Amerikan basınında tek parça ve kemikleşmiş bir İslamiyet kavramı yer etmiştir.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 131) “İslamiyet hakkında konuşacak kişi, bazı fikirleri kanun seviyesinde kabul etmelidir. Örneğin ‘İslamiyet Ortaçağdan kalma ve tehlikelidir, İslam düşman bir kültürdür.’ İslam hakkında konuşmak isteyen önce bu fikirleri göz önünde bulundurmalıdır.” (Edward Said, s.181, 189)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sömürgeci devletler kültürel ve askeri sömürgeleri altındaki ülkeleri nasıl idare edeceklerinin bilgilerini, Müslüman halkı nasıl dejenere edip dinlerinden uzaklaştırıp kendilerine tabi kılıp, taklit ettireceklerinin metodunu oryantalistlerden öğrenir.” (Hamdi Zakzük, s. 70) “Oryantalistlere büyük maaş ve makamlar sağlanmıştır. Siyaset ve kilise çevrelerince oryantalistlere büyük önem verilmektedir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 10) Oryantalist Karl Heinrich Becker, Alman; oryantalist Snouck Hurgronje, Hollanda;  oryantalist Barthold,  Rus; oryantalist Sacy, Louis Massignon ve Hanotaux Fransız emperyalizmine hizmet etmişlerdir.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 45) Zaten “Oryantalistlerin çalışmalarına emperyalist devletlerin verdiği ekonomik destek göz önüne alınınca, başından itibaren akademi ile ulusal güvenlik çıkarları arasında çok güçlü bir bağ kurulduğu ortaya çıkmaktadır.” (Bulut, s. 158) “Batı’nın İslam imajı ve “oryantal toplumları” analizinde emperyalist politikaların rolü  belirleyicidir.” (N. Daniel, Islam and West, s. 44) “Özellikle 19. yüzyıldan sonra oryantalizm, emperyalizme malzeme sağlayan bir kurum haline gelir.”  (Ömer Baharoğlu, s. 27) Kısaca &#8220;İslamiyet uzmanı olup da hükümete danışmanlık yapmayan veya şirket, basın hesabına çalışmayan hemen hiç kimse yoktur.&#8221; (Edward Said, Haberlerin ağında İslam, s. 9) &#8220;Profesörler, İngiliz ve Fransız koloni bakanlarına ve özel sektöre de zaman zaman danışmanlık yapmıştır.&#8221; (Said, s. 177) “Sömürgeleştirilen her ülkede oryantalistler tercüman, askeri ateşe, sekreter, akademisyen olarak bol kazançlı makamlara gelmişlerdir. (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 25) İslam’a en hoşgörülü yaklaşanlardan biri olan oryantalist Watt, &#8220;İslam’ın köklerinde, Yahudilik ve Hristiyanlığın tarihi etkisi ve Arap monoteizmi olduğunu” ileri sürmektedir. (Montgomery Watt, Hz. Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;si, s. 84; A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 194; Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, İbrahim Sarıçam, Prof. Seyfettin Erşahin, s. 282; İslam and the Intefration of society, s. 293) İslam hakkında &#8216;en objektif yazarlardan olan&#8217; Slomp&#8217;tan yapacağımız alıntı da, aynı bakış açısının izlerini taşımaktadır: &#8220;Muhammed bir peygamberdir; ancak İsa ise peygamberin ötesinde özelliklere sahiptir. Dolayısı ile Hz. Peygamberden üstündür.&#8221; (Slomp, Het debat over de christelijke erkening van Muhammed, s. 64) Kısaca “Sömürgecilik, oryantalizmin birikimlerinden istifade etmiştir.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 61) “Napolyon’un Mısır seferi de, kalemin kılıçla ittifakını gösteren bir seferdir.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 102) &#8220;Napolyon Mısır savaşında çok farklı yöntemler kullanmıştır. Napolyon,  amacının Mısır’ı Memlüklerin zulmünden ve Hindistan’ı da İngilizlerin elinden kurtarmak olduğunu ilan etmiş, halifenin dostu olduğunu belirtmiş, bildirisine de besmele ile başlamıştır. Bildiride Fransa’nın gerçek bir Müslüman ülke sayılabileceği iddiası bile ileri sürülmüştür.&#8221; (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 90) “Napolyon Bonapart, Mısır&#8217;ı elinde bulunduran Memlüklerle savaşmadan önce bir ferman yayınlar: Rahman ve rahim olan Allah&#8217;ın adıyla. Allah&#8217;tan başka ilah yoktur. Onun bir oğlu olmadığı gerçektir. Memlükler, yeryüzünün bu en güzel beldesinde fesat içerisinde hareket etmişlerdir, fakat âlemlerin rabbi olan Allah, artık onların hükmünün sona ermesini takdir etmiştir. Ben buraya sizin haklarınızı zalimlerin elinden almak için geldim ve ben Allahü Teala’ya, Memlüklerden daha fazla kulluk eder, onun Peygamberi Muhammed’e ve kitabı Kur’an-ı Kerim’e onlardan daha fazla hürmet ederim. Ey kadılar, şeyhler ve imamlar! Halkınıza şunu söyleyin; Fransızlar da sadık Müslümanlardır. Fransızlar, papalık merkezini yerle bir etmiştir. Osmanlı sultanının &#8211; Allah onun saltanatının daim kılsın &#8211; en sadık dostu Fransızlardır. Bize yardıma koşacak olanlar için de büyük nimetler vardır. Bütün ahali, camilerde namazları adet olduğu üzere kılmaya devam edecektir. Bütün Mısırlılar yüksek bir sesle şöyle diyecektir: Allah, Fransız ordusunu muhafaza etsin.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 130-133) &#8221; Halkı yanına çeken Napolyon kısa sürede Memlükler&#8217;i mağlup etti ve 22 Temmuz&#8217;da Kahire&#8217;ye girdi. Mısır artık Fransızlar&#8217;ın elindeydi. Napolyon Kahire&#8217;de kaldığı sürece sık sık dini törenler yaptırdı ve böylelikle halkın direnişe kalkmamasını sağladı.&#8221; (Hürriyet, 7.11.2003) Constantin-François de Chassebof Volney, ‘Mısır’ın işgalini, Mısır’ın kurtarılması’ olarak ilan eder. (Hentsch, Hayali Doğu, s. 163) Günümüzde benzer kurtarıcılık rolünün en çok bilineni de, ABD’nin Irak’ı Saddam despotluğundan kurtarıp ‘Irak’a demokrasi getireceği’ vaadidir. Sonuç, 500.000 ölü, milyonlarca evsiz ve yurtsuz mülteci. Ama petrol artık ABD’nin kontrolündedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İngiltere kralı Charles gizli bir Müslüman mı? Rusya devlet başkanı Putin İslam’a övgüler yağdırdı, Kur’an’ı öptü. İngiltere devlet başkanı Tony Blair her gün Kur’an okuyor, Kur’an’ı hatmetmiş, Müslüman mı oldu? ABD başkanlarından Franklin Roosevelt gizlice Müslüman olmuş, tarikata girmiş! CIA Başkanı Müslüman mı?” türü, kamuoyunu yönlendiren hidayet (!) haberleri de bizim basınımızda hiç eksik olmamıştır! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14911" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/23523465357356856.jpg" alt="" width="511" height="271" /></span></p>
<p><strong>Oryantalizm, aydınlanma ve materyalizm</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm çalışmaları genel olarak, Müslümanları yıldırmak, kendilerine olan güvenlerini sarsmak ve ruhi çöküntüyü sağlamak konusunda odaklanmıştır. Amaçları, Müslümanların bu şekilde, Batının maddeci medeniyetlerine boyun eğmelerini sağlamaktır.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 131) “Bir grup oryantaliste, Avrupa tarafından işgal edilen halkların bilinçlerine Avrupalı güçlere köle olmalarının kuvvetlice işlenmesi görevi verilmiştir.” (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, Krizdeki oryantalizm, s. 12-13)  Bu oryantalistler de görevlerini eksiksiz yerine getirmişlerdir. “Geçmişlerini Batılılardan öğrenen topluluklar, kendi tarihlerinde kayda değer bir bilginin olmadığına inandırılmıştır. Çünkü Batı, dünya üzerindeki tek uygarlığın Batı uygarlığı olduğunu zihinlere kazımıştır. Buradan Doğulunun Batılılara benzemesi gerektiği sonucu da, kendiliğinde ortaya çıkmaktadır. Bir şeye benzemek ise, kendi olmaktan vazgeçmekle mümkündür. Doğulu toplum içinde, elit kabul edilen bir kesim zamanla oluşturulmuştur. Bu kesim, topluma  oryantalist düşüncenin biçtiği yolu tavsiye eder. Bu elitlerin görevi, ‘cahil halkları eğitmek, uygarlaştırmaktır.’ Bilinçlenmenin yolu ise dini ve ahlaki  değerleri inkardan geçmektedir.” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 31, 33) Halbuki “Dinine sırtını çeviren Müslüman&#8217;ın elleri boş kalır ve artık kendisinin kim olduğunu bilemez hale düşer.” (Eaton, s. 32) “Kendimizi Avrupalının gözü ile görmek” (Hilmi Yavuz, Batılılaşma Değil, Oryantalistleşme, Doğu Batı Dergisi, Nisan 1998, Sayı 2, s. 100) İşte “Türk aydınının Batılılaşma serüveni sonunda geldiği son nokta; Oryantalistleşme!” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 158) “200 yıllık Avrupalılaşma serüveninin bizi getirip bıraktığı yer oryantalizmdir. Oryantalizm, yani kendimizi Avrupalının gözüyle görmek! Ne Hazin!” (Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, s. 44)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Fuat Sezgin anlatıyor: &#8220;Biz talebeyken her şey Halk Partisi&#8217;nin elindeydi. Onlara çalışkan talebelerin listesi gider, listeye göre burs verirlerdi. Benim adım da çalışkan talebelerin arasındaydı. Oradaki adam bana ne yaptığımı sordu. Şarkiyat tahsili yaptığımı söyledim. “Niye yapıyorsunuz?” diye sordu. Arapça öğreniyorum gibi şeyler söyleyince, bana “Bu bizim ‘prensiplerimize aykırı.’ Size burs veremeyeceğim” dedi. Ben de onlara ‘büyük bir Alman oryantalistin yanında çalıştığımı’ ve onun bana ‘Arapça&#8217;nın yanı sıra Latince, Yunanca gibi dilleri de öğrenmem gerektiğini’ söylediğini açıkladım. “O zaman olur” diyerek burs verdiler.&#8221; (Risale Haber, 30 Haziran 2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Reform öncesi ezici ve zulmedici bir özelliği olan Hristiyanlık, aydınlanma sonrası sömürgecilikle bütünleşmiş ve sömürgeciliğin keşif kolu haline gelmiştir.” (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam arasında Oryantalizm, s. 127) “Batı sömürücü karakterini, aydınlanma, modernleşme ve küreselleşme maskesiyle  örtmekte,  ötekine karşı militarist  tutumunu gizlemektedir.” (İsmail Süphandağı, s. 44) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Aydınlanma çağı ‘ilahi müeyyidesi olmayan bir siyasi sistem, dogmasız bir ahlak’ kurmak peşinde, ilerici ve laik bir ideoloji kuruyor. Avrupa artık bilime inanmaktadır.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin Kısa Tarihi, s. 71) “Marxizm ve evrim teorileri sonuç olarak ‘Bilimsel materyalizmi’ bir din haline getirmiştir.” (Meryem Cemile, İslam ve Oryantalizm, s. 19) “Batı, bilim devrimini yaptıktan sonra iki temel felsefe akımı ortaya çıkarmıştır. Rasyonalizm ve empirizm. Aydınlanma 18. yüzyılda bu iki geleneğin bir sentezidir! Bizim için Batının tarihsel anlamı aydınlanma dönemi ile başlar. 1774-1820 yılları arası Batılılar ordunun donanımı anlamında askeri alanda taklit edilmiş, tanzimatla beraber 1826 yılından itibaren de zihniyet düzenlenmesine gidilmeye başlanmıştır. Batılılaşmak demek, Avrupalılaşmak demek, aydınlanmacı olmak demektir.” (Hilmi Yavuz, s. 42-43)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Aydınlanma düşünürlerinin mutlak hakikate sahip olduklarına dair sarsılmaz inancı, felsefi çoğulculuğun her türüyle çatışma halindeydi. Aydınlanmanın tek akıl, tek tarih, tek bilim, tek medeniyet modeli, modern dönemdeki mutlakiyetçi siyasi akımların da temel beslenme kaynağıdır.” (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 233)  “Yöntemi, yargılarıyla, Doğulu ve Batılı araştırma konuları ile reform adına Mısır&#8217;da uyulması istenen Batılı düşünce, Avrupa&#8217;da 19. asrın düşüncesinden başka bir şey değildir. Avrupa&#8217;nın 19. asır düşüncesi, materyalist ve pozitivist düşüncedir.” (Muhammed el-Behiy, s. 17) “Türk ateisti, aydınlanmanın mirasıdır. Daha doğrusu ateizm, Fransız aydınlanmasının, Türk entelijansiyası tarafından fevkalade yanlış bir biçimde anlaşılmasının sonucudur.” (Hilmi Yavuz, s. 113, 134) “Din, kültür ortadan kaldırılmaya çalışılınca yerine sahte dinlerin ikame edilmesi kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır: &#8220;Bizim ilk aydınlanmacılarımız pozitivizmi, neredeyse yeni bir din olarak algıladılar. Şinasi&#8217;ye göre, bilim, kul köle olunması gereken yeni bir değer, yeni bir kutsaldır. Tanzimat aydını olan Tevfik Fikret, &#8220;kul köleyiz bilime&#8221; demektedir.” (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 295) &#8220;Oryantalizmin etkisiyle, &#8216;Doğulular ve Müslümanlar, Batı gözlükleri takarak&#8217; kendilerine bakmak zorunda kalmışlardır. Batılılaşanlar kendini ilerici olarak görmüşler, dinden uzaklaşmak da sınıf atlamak için gerekli görülmüştü.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 11, 17) Fransız Katolik enstitüsünden Prof. J. Danielov, &#8220;Aydınların zihnine, eserlerine Hristiyan unsurlar sokun.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 66) demektedir. “Batılı ülkeler, gazeteciler, aydınlarla irtibata geçip onlar vasıtasıyla içişlerine karışmakta, aralarında ayrılık çıkardıkları ülkeleri birbirine düşünmektedir.” (Mustafa Sıbai, s. 42) Doğal olarak da, &#8220;Batı prensiplerine göre yetişmiş aydınlar arasında, dini inancın süratle çökmeye yüz tuttuğu hususunda şüphe yoktur. Halbuki hiçbir medeniyet, maziye bağlılığını kaybettikten sonra varlığını korumaya muktedir olamaz.&#8221; (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 73, 87) “Oryantalistlerin özellikle aydın çevreler üzerindeki tesirleri vardır.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 12) “Oryantalistler İslam&#8217;dan uzaklaşanları ‘aydın’ olarak nitelendirmektedir.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 104) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“1945’te demokrasiye Batılıların dikte etmesiyle geçmedik mi? Biz Avrupalı olmadık, kendimizi Avrupalı gözlüğüyle görmeye başladık.” (Hilmi Yavuz, s. 50, 51) “Bizler, her konuda Avrupa&#8217;yı rakipsiz bir otorite olarak kabul etmemizden dolayı, tarihimizi bile Avrupalılardan alıp öğrenmeyi adet haline getirdik.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 10, 24) &#8220;Müslümanlar tarihinde ilk defa İslam dünyası, kendisi hakkındaki şeyleri Batı imalatı imajlardan, haberlerden öğrenmektedir. Yönetici sınıf ise, Batı kontrolündedir.&#8221; (Edward Said, Haberlerin ağında İslam, s. 90) “Sömürgeciler, dini siyasetten ayırma yollarını araştıran sekülerist doktrinler ithal ettiler. Sekülerist fikirler sadece Arap, Türk ve İranlı entelektüeller arasında değil, fakat onların Batılılaşmış siyasi liderleri arasında da pek çok yeni taraftarlar buluyordu.” (Asaf Hüseyin, s. 55) “Müslüman geçinen yarı aydınlar, oryantalistlerin tesiri altında kalmışlardır. Bunun sonucu olarak, Batı kültürünün tesiri altında kalan bu aydınlar, oryantalistlerin gözüyle İslam&#8217;ı ve Müslümanları değerlendirmeye başlamışlardır. Onlar zannetmişlerdir ki, oryantalistler gerçek olandan başka söz söylemezler. Onlar son derece hassas ilmi metotlara uygun hareket ederler.” (Sıbai, s. 97-98) &#8220;Meğer Nureddin Mahmut Zengi (1118-1174) CIA ajanıymış. Ben demiyorum bunu. Cumhuriyet Gazetesi’nin mümtaz şahsiyetlerinden Aydın Engin beyefendinin iddiası bu yönde. 100 yaşındaki edebiyat dergimiz Varlık, “İbn Taymiyya” diye İslam aliminden söz ediyor mesela. Zira “aydınımsı” dediğimiz adam, İbn Teymiye’yi hayatı boyunca hiç “Türkçe yazılışından” okuyacak kadar tanımamıştır. Ancak bir oryantalistin yahut bir Batılı araştırmacının metninde tesadüf etmiştir ismine. Özdemir İnce’nin, Paulo Coelho’nun romanının çevirisinde yer verdiği, “birden kulelerden şarkılar yükselmeye başladı” cümlesindeki kulenin minare, şarkının ezan olduğunu söylememize bilmem gerek var mıdır? Türk aydınımsısı diye, halka, toprağa, tarihe, dine karşı cehalet geliştirmeyi neredeyse vazife edinmiş adama derler. Opera tarihini kusursuz şekilde bilmemesi suçtur bunun; ama barak havasıyla bozlağı birbirinden ayırt edememesi normaldir.&#8221; (İsmail Kılıçarslan, Yeni Şafak, 03 Şubat 2018) “Oryantalistlerin özellikle aydın çevreler üzerindeki tesirleri vardır.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 12) “Aydın kesim, gerek eski metinleri okuyup anlamadaki zorluğu göze alamamaları, gerekse bir an önce neticeye varmak arzularına sahip olmaları ve bir de dini çevrelerde bilinenlere aykırı, yeni şeyler ortaya atma hevesi yüzünden, oryantalistlerin eserlerini kaynak kabul etmişlerdir.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 98) &#8220;Oryantalistler, Batı hayranı olan elitlerden azımsanamayacak bir kitleyi peşlerine sürüklemişlerdir.&#8221; (Halil Çiçek, Müşkilu&#8217;l-Kur&#8217;an&#8217;ı Yeniden Değerlendirmek, s. 12) &#8220;Kendi kültürüne yabancılaşan, oryantalist fikirlerden etkilenen birçok yerli aydın kendi kültür ve dinine yabancılaşmış, kendilerini onlardan farklı-uzak ve Batının yanında görmeye ve göstermeye çalışmışlardır.&#8221; (Mehmed Said Hatiboğlu, “İrtica Nerede?”, İslamiyât, C. X, Sayı: 2, Nisan-Haziran 2007, s. 9-23; Mehmet Doğan, Batılılaşma: Mağlubiyet İdeolojisi, Eski Yeni, Sayı:8, Kış 2008, s. 58) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1962&#8217;de yayınlanan bir eserin önsözünde, ‘Bugün İslam âleminin birçok yerlerinde Batıya karşı aşırı bir hayranlık fırtınası ortalığı kasıp kavurmaktadır.’ (Haydar Bammat, Batı medeniyetinin kuruluşunda Müslümanların rolü, s. 5) diye yazmaktadır. Bugün bu fırtına çok daha artmıştır ne yazık ki! Dr. Hamid Algar tarafından ilk kez 1969 yılında yazılan makalesinin giriş bölümünde, Batı’nın İslam dünyasına yönelik yıllarca süren askeri ve siyasi saldırılarının bir sonucu olarak, “Müslümanların Batıya karşı daima ‘özür dilemeci’ bir tavır içerisinde olduklarını belirtmektedir. (A.L. Tibawi, Enver Abdülmelik, Hamid Algar, s. 187) Ateist, toplumun manevi değerlerine düşman ama Müslüman olmayan gavura aşıktır her zaman. &#8220;İsrailli arkadaşımın önünde saygıyla eğiliyorum. Ama ben Ömer’in önünde eğilmem, Osman’ın önünde eğilmem.&#8221; demektedir ateist sanatçı İlyas Salman. (Yeni Şafak, 18 Haz 2023; www.youtube.com/watch?v=RPaerMH3jvY) &#8220;Mısırlılardan da Avrupa&#8217;ya köle olma şuurunu taşıyan ve bu şuuru dibine kadar da ilan bir nesil yetiştirilmiştir.&#8221; (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 15) “Edward Said, sömürge entellektüeli kavramını şöyle açıklamaktadır: Kendini Avrupa kültürü ile tanımlayarak, sömürgeci ülkeyi anavatan sayan, her zaman Avrupai hakimiyetin kültürel perspektifi ile yazan. Sömürgeci entelektüel, kendini kendi halkı karşısında yenik düşmeye yazgılı konumda göstermenin dışında bir meşrulaştırma olanağına sahip değildir.” (Hilmi Yavuz, s. 66, 67) &#8220;Aydın sınıf, Batı medeniyetinin tesiri altında şahsiyetini kaybetmiş ve aşırı derecede Batı hayranlığına müptela olmuştur.&#8221; (Said Halim Paşa, Buhranlarımız ve Son Eserleri, s. 61) &#8220;Batı karşısında toplumun her alanında ve her kesiminde birey birey içselleştirilmiş bir eziklik taşıyoruz.&#8221; (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s. 35) “Oryantalistlerin takipçileri, Batıyı kendilerine kıble ve hayatlarının rehberi yaptılar.” (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. 68) “Türkiye&#8217;de, kendisini modernleşmiş, Avrupalılaşmış, Batılılaşmış sayan bir kısım insanımız, geleneksel kimliğini ön plana çıkaran bir başka kısım insanımızı ilkel,  pislik olarak kabul etmektedir. Onlara ancak aşağılayıcı, horlayıcı bir söylemle atıfta bulunmaktadırlar. Kendi yerli halkını öteki olarak işaretlemektedirler. Batılılaşmanın bizi getirip bıraktığı yer burasıdır: Kendi yerli halkını, insandan daha aşağı, Batılıyı ise insandan daha yukarı, neredeyse bir tanrı gibi görmek. Modernin kendi halkına ve Batıya bakışı hemen hemen hiç sorgulanmadı. Neden acaba?” (Hilmi Yavuz, s. 74) &#8220;İslam ülkelerinde sömürgecilerin uzun müddet hüküm sürebilmesi için, Müslümanların dinlerinden uzaklaştırılmaları lazımdı. İngilizler, Mısır&#8217;da okullarda iktisadi ve toplumsal adaleti içeren bir devlet nizamı, öğretim ve eğitim için bir sistem, başlı başına bir hayat ve hayatı içine alan bir düzen olan İslam&#8217;ın emirlerinden hiç birisini öğrencilere okutmadılar. Mısırlılardan, Avrupa&#8217;ya köle olma şuurunu taşıyan ve bu şuura dibine kadar dalan bir nesil yetiştirdiler.&#8221; (Profesör Muhammed Kutup, s. 14-15) Bunun sonucunda aydın kesim hem kendi kültürlerinden habersiz kalmış hem de gerçeğin tek ölçüsünün Batı&#8217;da olduğunu kabul etmiştir. Bu durumumuz yabancıları bile şaşırtmaktadır: “Zihinsel ve entelektüel köleliği anlayamıyorum.” (Wael Hallaq, Cins Dergisi, 9 Ocak 2019)  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cezayir ziyareti sırasında (28 Nisan 2018) Cezayirli bir gazeteci, Erdoğan’a “Türkler burayı işgal etmedi mi?” diye sorar. Erdoğan: “Eğer öyle olsaydı, siz bu soruyu bana Fransızca değil, Türkçe soruyor olurdunuz.” diye cevap verir. 1960’larda Cezayir’den kanlı bir şekilde çekilen Fransa Cumhurbaşkanı’na böyle bir soru soramayıp da 500 yıl önce yapılan bir fütuhatın hesabını sormaya kalkışmak, ancak “sömürge aydını” olmanın derine işlemiş bir ruh halini göstermektedir. “Bir yanı ile Müslüman, bir yanıyla Batılı fakat kendini ne İslam medeniyetine ne de Batıya ait hisseden insanlar bu ikircikli ruh halinin ağır baskısı altında sürekli krizlere maruz kalırlar.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 174) “Roman ve sinema ile Batılı olmayanı ötekileştiren oryantalizm, Batıyı da hakim bir evrensel norm ve merkez olarak ilan etmektedir.” (Fuat Keyman, Oryantalizm, Derleme, s. 10) Twitter’da (x.com’da) ‘Sevinçli’ adlı bir kullanıcı 3 Temmuz 2017 tarihli paylaşımında, “Kızım Disney Channel izleyerek büyüdü. Amerikan kültürüne son derece hakim ve ben annesi olarak ölünceye kadar kızımla gurur duyacağım.” diye yazmakta idi. ‘Shrike’ adlı twitter kullanıcısı da, Arda Güler Real Madrid&#8217;e transfer olunca, Arda ve annesinin fotoğrafını paylaşıp altına şunları yazmakta idi: “Annesinin açık ve sarışın olması ülkemizin imajı açısından mükemmel.” Evet, tam da oryantalistlerin istediği ideal &#8216;Doğulu, ezik ve kimliksiz’ tipoloji örneğidir bu! Halbuki Bosna&#8217;lılar full sarışın nerdeyse ama sadece Müslüman oldukları için Avrupa’nın ortasında 4 sene (1992-1995) katliama maruz kalmışlardı. “Paris 2024 Olimpiyatları&#8217;nda sergilediği performansla dünya çapında tanınan milli atıcı Yusuf Dikeç, sosyal medya hesabından annesiyle çekildiği bir fotoğrafı &#8220;En Kıymetlim&#8221; notuyla paylaşır. Ancak, Dikeç’in annesinin başörtülü olduğunu gören bazı kullanıcılar, “Sil şunu, Arap sanacaklar, Avrupa&#8217;ya küçük düştük, Maalesef rezil olduk dünyaya, Keşke annenizi paylaşmasaydınız.” şeklinde yorum yazarlar.” (26 Ağustos 2024) Oyuncu Bade İşçil, bir zamanlar arabeks şarkı söyleyen &#8220;Mahsun&#8217;dan ayrıldıktan sonra hayatında ne değişti?&#8221; şeklindeki gazetecilerin sorusuna &#8220;Artık lahmacun yemiyorum. Ben Batılı bir kızdım ve özüme döndüm.&#8221; (Hürriyet, 11 Ekim 2007) diye cevap vermektedir. Ama çiğ balık veya balık yumurtası (suşi, havyar) Batı ruhuna uygundur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İnsanları sömürülebilir hale getirmek için önce onların dayandığı değerler sisteminin çökertilmesi gerekmektedir. Kendi değerler sistemini kuramayan toplumlar taklitçi durumuna düşer ve nihayet başkalarının sömürü ağlarında yem olurlar. İnsanları sömürülebilir hale getirebilmek için önce benliklerini tahrip etmek, tarihleri ile ilişkilerini kopararak kimliklerini yok etmek gerekmektedir.” (Prof. Hasan Ayık, Ahlak sorunumuz, s. 31-32) “Müslüman toplumları, hem entelektüel hem de kültürel açıdan zayıflamış ve dejenere olmuşlardır. B. A. Zaki Badawi: &#8220;Batı&#8217;yı ideal olarak tanıtan iki tip sosyal grup olduğunu belirttir: Batılılaşanlar ve laikler.&#8221; Mısır tarihi, İslami karakterlerini mümkün olduğunca yok ekmek amacından yola çıkarak yeniden yazıldı. Türkiye ve İran&#8217;da da buna benzer eğilimler iyi bilinmektedir.” (Hilmi Yavuz, s. 204 -205) “Türk entelijansiyası, laikliği yanlış anladı. Modernite projesinin devlet ile sınırlı tuttuğu laikliği, bireysel alana taşıdı.” (Hilmi Yavuz, s. 115) “Vulgarlaisizm (kaba laikçilik), bu ülkenin en barbar ideolojisi. Çünkü kendisini hakikat görüyor, egemenlik kibriyle bakıyor ve modern olmanın havasıyla üstün sanıyor. Toplumuna, tarihine ve coğrafyasına yabancılaşan bir self-bilinci temsil ediyor. Bu topluma, kötü bir modernlik kopyacılığıyla bakıyor. O nedenle bilgili ama cahil. Bilimsel sanıyor kendisini ama dogmatik. Her şeyi kopya ettiği kaba modernliği, vulgarlaisizmin üzerinden okuyor. Din karşıtı, toplum karşıtı ve tarih karşıtı bir zihin haline geliyor.” (Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 6 Eylül 2020) “Müslüman toplumların birçoğunda, sömürgeciliğin izleri kalmıştır.” (Hilmi Yavuz, s. 231) “Batıcılık, Müslümanlar arasında tehlikeli bir alçaklık kompleksi hissi oluşturan bir dünya görüşünü temsil eder. &#8216;Gelin Batıyı her yönüyle benimseyelim&#8217; gibi sloganlar ürettiler.” (Hilmi Yavuz, s. 261)<strong> </strong>&#8220;Yalnız edebiyatımızla değil, bütün hayatımızın gelişmesi için her şeyden önce eskiden silkinmemiz gerekir, geçmişle bütün bağlarımızı kesmeliyiz; ne alaturka musiki, ne alaturka şiir. Kapamalıyız onları. Gençleri, kendilerine hür edebiyatı öğreterek kurtarabiliriz. Eski Yunan&#8217;ın, eski Roma&#8217;nın edebiyatı. Çocuklarımıza Yunancayı, Latinceyi öğretmeliyiz.&#8221; (Nurullah Ataç, Edebiyatçılarımız Konuşuyor, s. 40) &#8220;Taklit ve aşağılık kompleksi ile bazı genç yazarlar eskiye karşı savaş açma konusunda cesaretlendirilmiştir. O günden beri, eskinin adı gericilik ve ilkellik olurken, yeninin adı da ilericilik ve uygarlık olmuştur. Müslüman Doğuda reform, Batı düşüncesini kötü bir şekilde taklit etmekten ibarettir.&#8221; (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 32, 54, 205) &#8220;Oryantalistlere bağlanıp onlara hizmetçi olan, kendisini Batılı değerlere teslim edenler, kültürel, ruhi ve psikolojik şahsiyetini de çifte dönüştürür, zamanla da kendini tam bir yabancı gibi hissederler. Batılılaşmış Müslüman gençlik, oryantalistlerin güç sahibi olduklarına inanan ve kuvvetin sadece Allah&#8217;a ait olduğunu bilmeyen kimselerdir.&#8221; (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 66) “E. J. W. Gibb, &#8216;Osmanlı Şiir Tarihi&#8217; isimli kitabında, Osmanlı şiirini &#8216;bıktırıcı tekrarlar ve basmakalıp tedailerden (detay, ayrıntılardan) öte bir şey olmadığını&#8217; iddia eder. Bu bakış açısı Cumhuriyet döneminde Divan şiirine karşı öne çıkarılan resmi ideolojik söyleminde başat, baskın temalarından biri olmuştur. Türk entelijansının (aydınlar topluluğunun) zihni, oryantalist bir yapılaşmadan öte bir şey değildir. Prof. Walter G. Andrews ise, &#8216;Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı&#8217; adlı kitabında Gibb&#8217;in Divan edebiyatı ile ilgili iddialarına yanıt verir.” (Hilmi Yavuz, s. 86, 88-91) Aslında &#8220;Türküleri güncel hale getirmek ya da Batılılar sevsin diye modernleştirmek onu bir kafese koymak gibidir. Türklerin bazıları sınıfsal farklardan dolayı türkülere köylü zihniyeti olarak bakmaktadır.&#8221; (Amerikalı Bob Beer ile röportajdan, Yeni Şafak,  19 Ağustos 2018) “Biz kendimizi sevmiyoruz. Dede&#8217;yi Wagner olmadığı için; Bâki&#8217;yi Goethe yapamadığımız için beğenmiyoruz. Dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz halde, çırılçıplak yaşıyoruz. Biz ‘misyonlarımızın’ farkında değiliz.” (Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, s. 270) Hürriyet yazarı Tufan Turenç, 10.09.2014 tarihli twitter paylaşımında, “Bale izleme kültürüne erişmeyen insan ne atom rektörü yapabilir, ne de teknolojik gelişmeleri kavrayabilir.” demektedir. ‘Tarafsız Bölge’ adlı programda Ahmet Hakan ile İlber Oltaylı arasında şöyle bir konuşma geçer: Oltaylı, ‘Fatih, muhteşem bir dil bilgisi vardı ve büyük bir deha idi.’ deyince Ahmet Hakan, ‘Yani Batıya açık biri. Bilime açık biri, tipik bir Müslüman örneği değil’ diye yorumda bulunur. Oltaylı, Hakan’a ‘Hayır efendim, o zaman Batı da böyle adam yoktu ki! Ne Batısı diyorsun. Asıl Müslüman örneği Fatih! Sizin bildiğiniz gibi değil. Zaten Müslüman dediğin böyle olur. Senin kafandaki Müslüman örneği başka tabii.’ diye cevap verir. (youtube.com/watch?v=H112S2vgeQg; https://web.archive.org/web/20170817213446/http://www.bolgepostasi.com/gundem/ahmet-hakan-boyle-bi-sey-uydurmuslar-dolastiriyorlar-h1214.html) Fuat Uğur, Türkiye Gazetesi’nde bu durumu şu başlıkla değerlendirir: &#8220;Batı oryantalizminin kölesi olan ezik portre&#8221; (Türkiye, 17 Ağustos 2017) ‘Batıcılık denilen bir belanın batırdığını’ (Attila İlhan, Hangi Batı, s. 11) “Genç bir ozan hatırlıyorum: Beyoğlu&#8217;nun artık bütün bir edebiyat kuşağınca bilinen &#8216;malum&#8217; pastanesinde, yumruğunu göğsüne vura vura; &#8220;Ben,&#8221; demişti, &#8220;Türk olmak istemiyorum. Çevremde gördüğüm her şey kızgın bir demir dehşetiyle etime yapışıyor. Sanatımla ve duygulanma gücümle başka ve Batılı bir ortama aitim ben.&#8221; Yanlış bilmiyorsam, erkek deyişli, iri ve serüvenci dizelerle başlamış, solukluya benzer bir delikanlı ozandı bu; biraz Beyoğlu, biraz lanetli Fransız şairleri, biraz da isyancı tabiatı onu çarçabuk yedi. Bir başkası: Daha yaşlı, basbayağı ünlü, oldukça ipe sapa gelmez biri, bir Ankara birahanesinde üç aşağı beş yukarı, buna benzer şeyler söylemiş; içi sıra haçlar, Hıristiyan duaları, Tevrat ya da İncil hikayeleri kımıldanan birkaç şiir okumuştu.” (Attila İlhan, Hangi Batı, s. 23) Sonradan Müslüman olan Pickthall ‘yabancılaşmış liberal bir Türk’le karşılaşır. Genç, ‘ya dinimiz ne kadar cahilce, ne kadar geri kalmış, ne zaman ilerleme aramışsak bizi engellemiş, bir Luther’e şiddetle ihtiyacımız var, bizi ancak Avrupa kurtarır.’ demekte idi. Pickthall ise, ‘İslamiyet&#8217;in Batılıların sandığı gibi gelişmeye engel olmadığını’ söylemektedir. (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 70-71) “Türk aydını, Batı’nın manevi ajanıdır. Batı diye bir şey yoktur. Bu hayali bir kavramdır. Türkiye’de basın da Türk değildir.” (Attila İlhan, Ceviz Kabuğu, Star, 6.2.2004) diyen İlhan ayrıca, “gerekmediği halde aydınlarımız, nasıl Batılılara bakarak, liberal oluyorlardıysa, aynı biçimde Batılılara bakarak sosyalist de oluyorlardı.” (Attila İlhan, Hangi Batı, s. 197) haklı tespitinde de bulunmaktadır. Ateist Celal Şengör: &#8220;Halk cahil, halkı yönetenler de nihayetinde halkın içinden gelen kimseler. ‘Ben bir yabancı gibiyim Türkiye&#8217;de.’ Türkiye&#8217;ye gelip akıl veren bilim adamlarından bir tek farkım İstanbul&#8217;da oturuyor olmamdır.&#8221; (Haber 7, 1.1.2018: Prof. Dr. Celal Şengör&#8217;ün kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul&#8217;un 219 üyesine birden gönderdiği mektuptan, yıl 2008) Bu ülke halkını şucu bucu diye damgalayanlar ve “Bu kolay suçlamayı yıllar yılı dillerinden düşürmeyenler bir de kalkmışlar &#8220;biz Batılıyız&#8221; diye göğüs kabartıp utanmadan böbürleniyorlar. Ama Batılılar onların yüzüne gülüyormuş. Umurlarında mı?” (Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi Abalıoğlu&#8217;nun oğlu Nadir Nadi, Ben Atatürkçü Değilim, s. 75) Hz. Muhammed’i bir ‘kahraman’ olarak nitelendiren bir oryantalist için Osman Yüksel Serdengeçti şöyle bir değerlendirmede bulundurmaktadır: “Oryantalist yazar Thomas Carlyle, bizim aydınlarımızdan çok daha insaflı, çok daha idrakli, şüphesiz çok daha bilgili bir adamdır.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 8) Görüldüğü gibi “Batı güdümüne giren toplumlar her zaman dağılmış, parçalanmış ve özüne yabancılaşmıştır.” (Süphandağı, s. 35) Profesör Mehmet Aydın benzer bir tespitte bulunur: “Aydınlarımız bize tamamen yabancı bir kesimdir.” (Mehmet Yazıcı, Unutulmayan Anılar, s. 275) &#8220;Beyaz efendilerine teslim olmuş sömürge aydını, kendini Batı kültürünün bir parçası olarak görür. Bu kültür alanının dışına çıktığında kimliksiz, kişiliksiz, önemsiz bir varlık olduğunu düşünür.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 279) Aslında “Kültürel ve teknolojik emperyalizm, politik emperyalizm kadar tehlikelidir.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 278) “İkbal&#8217;e göre de, kişiliğin kaybolması, tüm kayıplardan daha üzücüdür. Yine İkbal&#8217;in düşüncesine göre, Müslümanların geleceği, fert olarak kişiliklerini yeniden bulmalarına ve bilinçli olarak yaşam tarzları ile kimliklerini pekiştirme çabalarına bağlıdır.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 225) Haçlı emperyalizmi, İslam ülkelerinde bölünmeyi daha da büyütecek bir takım şartlar oluşturmuştur. Kurtuluş hareketleri, İslam&#8217;ı toplumsal hayattan soyutlama ve ayırma hareketlerine dönüşmüştür. “Çağdaş Arap edebiyatı dalında, oryantalistlerin ilk talebesi Taha Hüseyindir.” (Mustafa Sıbai, s. 26) Mısırlı bir yazar olan Taha Hüseyin 1936 tarihinde, &#8220;Artık İslam&#8217;dan ve Arapça&#8217;dan tümüyle kurtulmanın zamanı geldi&#8221;, 1938 yılında ise, &#8220;Batılıların iyi kötü bütün kültür ve düşüncelerini, eski ve yeni dillerini harfiyen öğrenmenin tam zamanı olduğunu&#8221; söylemekte idi.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 204) İngilizlerin Mısır&#8217;ı işgalinden sonra dil üzerinde yapmak istedikleri değişiklikleri &#8220;aşırı yenilik taraftarları olduğu gibi benimsemiş, hatta bununla da kalmayıp bu değişikliği aşırı derecede övmüşlerdir.” (Erol Akyıldız, Mısır &#8216;da İngiliz işgalinin arap dili üzerindeki tesirleri, s. 74) Taha Hüseyin, Mısır&#8217;da üniversitelerden önce lisede Latince ve Yunanca dillerinin öğretilmesi gerektiğini savunur. &#8220;Batı ile eş olmamız, iyiliği ve kötülüğü ile acısı ve tatlısıyla, sevilen ve sevilmeyen yönleri ile kısaca, her şeyi ile uygarlıkta onlara ortak olmamız için Avrupalıların yolundan gidilmesi gerektiğini&#8221; ilan etmekte, “Dini siyasetten ayırıp, İslam toplumunda düşünce reformu&#8221; yapılması gerektiğini savunmaktadır.” (Taha Hüseyin, Mustakbelu&#8217;s-Sakafe fi Mısr, II/289-292; Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 68) Ona göre, &#8216;Mısır&#8217;ın mantalitesi, Avrupalılara çok yakındır. Bu medeniyet Yunan medeniyetine yakın, Şark/Doğu mantalitesine/zihniyetine ise uzaktır.&#8217; Firavunlar devrinden beri gelen medeniyeti savunan yazar, Pers, Roma, Arap veya İslam&#8217;dan hiç etkilenmemiş bir kültürü savunmakta (Taha Hüseyin, I/9-11) ve &#8220;Mısır halkının Avrupalılar ile özde bir olduğunu&#8221; söyleyerek, &#8220;Avrupalılar içinde erimek gibi bir korkuya&#8221; gerek olmadığını, &#8216;zaten aynı olduklarını&#8217; (Taha Hüseyin, I/63) ileri sürmektedir. (Taha Hüseyin, II/372) “Almanya da 4 yıl kalan Ali Hasan Abdulkadir, Ezher&#8217;de ilk dersine şöyle başlamıştır: &#8220;İtiraf etmeliyim ki, 14 yıla yakın süre Ezher&#8217;de okudum ama İslam&#8217;ı hiç mi hiç anlayamamışım. Onu ancak Almanya&#8217;daki eğitimim sırasında anlayabildim.&#8221; (Mustafa Sıbai, s. 28) Türk olan A. Cevdet de, &#8216;medeniyet Avrupa medeniyetidir, bunu gülü ile dikeni ile almak mecburiyetindeyiz.&#8217; (Abdullah Cevdet, Şime-i Muhabbet, İctihad dergisi, 89, sayfa 1984) diyerek -tıpkı Taha Hüseyin gibi- ‘aydın’ kesiminin Batı’ya tam teslim olma zihniyetinde sınır tanımadığını göstermektedir. “Kendilerinin gerçekte inanmadıkları ve ancak merasim görevlerine uyarak yapmacık bir surette inandıkları bir dini, birisi kalkar ve Hristiyan medeniyetinin fikirlerinin ve eserlerinin Fas&#8217;ta ve daha bilmem nerelerde acilen uygulanması lüzumundan açıkça bahseder. Hristiyan medeniyeti namına bu kişilerin gösterdikleri gayretin başlıca sebebi, eskiden beri Hristiyanların kalplerinden silinmemiş olan İslamiyet&#8217;e karşı miras olarak intikal eden düşmanlık hissidir.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 286-287)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Amerika’dan Afrika ve Asya’ya, kendi dillerini ve kültürlerini öğrettikleri yerli aydınlar vasıtası ile toplumu yönlendirmenin daha ucuz ve kolay bir yol olduğunu Batı kısa zamanda öğrenmişti: “Birçok yabancı okul da, aynı vatanın çocuklarını, farklı yönlere yönlendirir.&#8221; (Ömer Furuh, et-Tebşir ve&#8217;l-İsti&#8217;mar fil Biladil Arabiyye, s. 112) Fanon Frantz, Batıcı aydın tipini şöyle karakterize etmektedir: &#8220;Doğu&#8217;dan yerliler getirip onları eğittik. Zira Batı eliti, yerli elit üretmek istiyordu. Kısa bir süre sonra ful doktoralı olarak memleketlerine geri gönderildiler. Artık bu yürüyen yalanların kendi kardeşlerine söyleyebilecekleri hiçbir şeyleri yoktu.&#8221; (Fanon Frantz, Les Dammes de la Terre, s. 17) “Afrika dilleri, üniversite seviyesinde yıllarca tahsil edilemedi. Uganda Makerere Üniversitesinde öğretilen tek dil, bağımsızlıktan sonra bile İngilizceydi.” (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, Sömürgecilik ve eğitim, s. 66) “Kızılderili komisyon kurulu şöyle diyordu: “Kızılderilileri siyasetimizde güvenilir ve kullanışlı bir unsur haline getirmek için cesurca çalışmalı. Batı, pahalı bir bedelle Kızılderili ile dövüşmektense onu eğitmenin daha ucuz olduğunu öğrendi.” (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, s. 101) “Sömürge altındaki toplumlar, kendi tarihlerinden mahrum bırakılmışlardır. Sömürülen, sömürgecinin dilini efendisinden daha nazik şekilde konuşmaya yönlendirildi.” (Philip G. Altbach, Gail P. Kelly, s. 133, 134) “İngiliz tarihçi, siyasetçi ve şair Thomas Macaulay, &#8216;Hint eğitimi üzerine notlar&#8217; isimli eserinde, &#8216;yapmamız gereken şey, hükmettiğiniz milyonlarla bizim aramızda tercüman görevini üstlenecek bir sınıf yetiştirmektir. Bu sınıfın kanı ve rengi Hintli fakat zevkleri, kanaatleri, ahlakı ve aklı İngiliz olacaktır.&#8217; demektedir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 113) Tüm bu faaliyetlerin sonunda, ABD’yi savaşta yenen Vietnam’da bile “Ülke halkı, sosyalizm ve milliyetçilik doğrultusunda eski efendilerini taklit etme ayrıcalığını kazanmak için savaşmış oldular.&#8221; (Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 45) Ülkemizde de “Batılılaşma hastalığına duçar olmuş Cumhuriyet aydınlarının Türkçü medeniyeti söylemi, İslam ve Osmanlı kimliklerinden arındırılmış bir toplum düzeni inşa etmeyi hedefliyordu.” <span style="font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); font-weight: var(--body-fweight); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);"> </span></span></p>
<p><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-95486" src="https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/35424553764568.jpg" alt="" width="942" height="221" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kolombiya’da bir kızcağız bir TV programına misafir olmuş ve İngilizce (Hello, Good afternoon) diye selam vererek içeri girmişti. Bayan spikerin milliyetçi hisleri galeyana gelir ve kıza sert şekilde çıkışır: “Sen Kolombiyalısın! Damarlarında Kolombiya kanı akıyor. Ve burası ‘İspanyolca’ konuşulan bir program.  İspanyolca konuşmazsan defolur gidersin!&#8221; Kendi ana dili olan Chibchan dillerini konuşmayı savunmayan bu spiker İspanyolca değil de İngilizce konuştuğu için konuğunu azarlayan bu kadın bir de milliyetçilik yaptığını zannetmektedir. İşte durum bu kadar girift/karmaşık bir hal almıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sosyalist ve antiemperyalist iddiası ile kendini lanse eden Ankara Üniversitesi Hukuk Mensupları Fikir Kulübü, 20 Kasım 1953 yılında yıllık faaliyetlerini sıralarken bir tanesi olarak da radyoda “Batı müzik saatlerinin artırılmasını sağlamaları” saymaktadır. (Turhan Feyizoğlu, KFK, Fikir Kulüpleri Federasyonu, s. 82) Hukuk profesörü Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ise, Iğdır&#8217;daki bir düğün için &#8220;uygar bir düğün&#8221; tanımlamasını kullanmaktadır. Nedeni ise, sadece &#8220;düğünde kadın ve erkeklerin ‘beraber’ eğlenmesi, dans etmesi’dir!” (Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Anıların izinde, s. 199) Türk devrimci solunun lider kadınlarından olan Behice Boran, babasını &#8216;ilerici&#8217; olarak tanıtmaktadır. Nedeni, ablasını “Fransız Rahibeler okuluna” göndermesidir. (Emel Koç, Behice, s. 20) Ülkemin sol aydınlarının memleketimi çağdaşlaştırma gayretlerine, kullandıkları metot ve bakış açılarına ilginç örneklerdir bunlar. İngiliz Gezgin A. Slade, 1829&#8217;da Blonde gemisinde verilen bir baloya katılan Türklerin &#8216;Medeni tutumu&#8217; hakkında şu gözlemlerde bulunmakta idi: &#8220;Ayrılmadan önce, birkaç saat içerisinde medeniyet yolunda üç büyük adım attılar. Kadınlarla dans ettiler, herkesin ortasında içki içtiler ve kumar oynadılar.&#8221; (Tuncer Baykara, Osmanlılarda medeniyet kavramı, s. 24) &#8220;Ülkenin elitleri arasında sayıldım çünkü İngilizce konuşabiliyor ve Batı kıyafetleri giyebiliyordum. Benim gibi insanları dinden uzaklaştıran en büyük faktör, vaizlerinin uyguladıkları ile vaaz ettikleri arasında büyük bir fark olması idi. Ayrıca, dinin arkasındaki felsefeyi açıklamak yerine, ritüellere aşırı vurgu yapılıyordu. Neslimin miras aldığı aşağılık kompleksi, yavaş yavaş birinci sınıf bir sporcu olarak geliştikçe geçti. Her iki toplumun avantajlarını ve dezavantajlarını görmeye başladım. Üstün olduğumuz ve hâlâ da üstünlüğümüzün devam ettiği bir alan vardı ve bu da bizim aile hayatımızdı. Materyalist ve hedonistik kültür insanda psikolojik sorunlara neden olmaktadır.” (Pakistan Başbakanı Imran Khan ile röportajdan, Arabnews, 25 Mayıs 2019) Sosyal medyada ‘Σελήνη’  adlı bir kullanıcı, “Türk olduğumu öğrenen Amerikan garson ‘selamünaleyküm’ dedi. Aleyküm selam demediğim için saygısız olduğumu iddia etti.” diye twit paylaşmıştı. Ona destek olmak isteyen bir twit kullanıcısı da, “Biz merhaba deriz deseydiniz keşke. Ben Amerika’ya ilk geldiğimde giydiğim kıyafetlere çok şaşırmışlardı. İran gibi düşünüyorlar bizi maalesef ve Arap alfabesi kullandığımızdan eminler.” diye yazmakta idi. Kıyafetle Batılı olmak veya zaten Arapça kökenli bir kelime olan ‘Merhaba’ ile Arapçılığa savaş açtığını zanneden modern insanlar türemiştir günümüzde. Yine twitter’de Yusuf Demirkapu adlı bir kullanıcı, “Asurlara ait en eski kraliyet arşivi British Museum” diye paylaşımda bulununca, Umut K. adından bir kullanıcı “Burda olsa üç günde yağma olurdu. Emin ellerde olduğuna inanıyorum” diye yorum yaparak aslında sömürgeci hırsızlara güzelleme yaptığının ve kendi kültürüne düşmanlığını ilan ederek tam bir Stockholm sendromu örneği olduğunu gösterdiğinin farkında bile değildir. Yine sosyal medyada, “Taksim’deki Arapça tabelaların sökülmesini keyifle sigara yakıp izlediğini” yazan bir kullanıcıya Eray K. adında biri, “İngilizce tamam da Arapça bize ters hacı” diye yorum yapmaktadır. Cem Yılmaz’ın ‘açık büfe’ adlı komedi videosuna göre, &#8220;Biz Türkler açık büfede &#8221;acayip&#8217;mişiz! Ama &#8216;bir İngiliz&#8217;de böyle bir şey görmezmişiz, bir zeytin, bir avokado alıp gidiyormuş” Sayın Yılmaz keşke İngilizlerin dünyanın öbür ucundaki insanların yemeklerini önlerinden aldıklarını, yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürdüklerini, yaptıkları zulümlerini ve katliamlarını da komedisine ilave edebilseydi! “2005 ile 2016 yılları arasında Afganistan&#8217;da özel kuvvetler personelinin ‘yaptıklarına’ ilişkin soruşturmanın bulgularını detaylandıran Avustralyalı General Angus John Campbell, 23 ayrı olayda 25 Avustralyalı Özel Kuvvetler personelinin 39 &#8216;yasa dışı cinayet işlediğinin&#8217; ortaya çıktığını söyler.” (Euronews, 19/11/2020) Haberi “icmihraklar” adlı twitter kullanıcısı bakın nasıl yorumlamaktadır: “Ancak Batılı bir devletin vereceği medeni bir tepki. Şark devletlerinde bunlar hiç olmaz.” 39 kişiyi öldürüyorlar, olay ‘basına sızınca’ sadece lafla özür diliyorlar ve bizim celladına aşık zihniyet sahipleri konuyu ‘medeniyet’ olarak değerlendiriyor! F. A. Eroğlu, 07.06.2019 tarihinde Twitter hesabından Norveç’te çitlere asılmış elma poşetlerinin fotoğrafını paylaşır ve &#8220;Bu fotoğraf Norveç’ten. Bahçelerinden topladıkları elmaların fazlasını başkaları da yesin diye çitlere asmışlar. Dilerim güzel ülkemde bir gün bu refah ve medeniyet seviyesine ulaşır&#8221; ifadelerini kullanır.  dogrulukpayi.com adlı site olayı araştırır ve “Norveçlilerin ağaçtan toplanan elmaların fazlasını, başkalarının yemesi için bahçe duvarlarına astıkları iddiasının yanlış.” olduğunu ilan eder. Peki, gerçekte durum nedir? “İngiltere merkezli &#8220;Development Initiatives&#8221; kuruluşu tarafından hazırlanan Küresel İnsani Yardım 2022 Raporu&#8217;na göre, Türkiye, 2021&#8217;de gayrisafi milli hasılasına oranla ‘en çok insani yardım yapan ülke’ sıralamasında zirvedeki yerini korudu.” (AA, 27.07.2022) “Oryantalistlerin hemen hepsi, Doğunun kültürünü harap etmeye çalışmışlardır.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 10)  “Anlam haritası tarumar edilen, algısı uyuşturulan genç, kendi kültüründen utanç duymaya, başka kültürlere özenmeye başlamıştır.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 53) Meşhur Fransız oryantalist Louis Massignon, ‘Müslümanların her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler.’  (E. Said, Oryantalizm, s. 8) derken, İslam âleminde yıllardır süren anarşi ve bölünmüşlüğün temelinde yatan sebeplere de ışık tutmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hristiyan Batı düşüncelerinin İslam ülkelerinde yayılması, Müslümanlardaki dini ruhu zayıflatmış ve onların din dışı yönetim ve sistemlere alışmalarına neden olmuştur.”  (Muhammed Bakır el-Hakim, s. 28) &#8220;Ahmet Hamdi Tanpınar, Türkiye’de yaşanan Batılılaşma tecrübesini “kültürel inkar” olarak tarif eder. Ülkemizin sosyal teorisyenlerinden Şerif Mardin ise, Tanzimat’la başlayan Cumhuriyet’le sürdürülen modernleşme projesini, “Türklerin İslam kültüründen uzaklaştırılması” olarak tanımlar.&#8221; (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 09 Ağustos 2019) Bu aşağılık kompleksinden bir an önce kurtulup köklerimizin farkına varmalı ve bir an önce Batı karşısında öz kültürümüzü yeniden oluşturmalıyız! &#8220;Fuat Köprülü de Osmanlı&#8217;nın her kurumu Bizans&#8217;lılardan aldığını iddia eden hem oryantalist hem de Osmanlı kültürünü reddeden, onu küçük gören seküler Türkçülerle mücadele etmiştir.&#8221; (Doğan Gülpınar, Ottoman, s. 94) “Türkiye&#8217;yi yaşanmaz bulanlar Türkiye&#8217;ye yaşanmazlaştıranlardır. Oryantalizm illetinin, Türkiye&#8217;nin entelektüel gündeminin bir numaralı mesele olduğunu söyleyebiliriz.” (Cemil Meriç, Jurnal, s. 69, 70) “Medya İslam&#8217;a saldırıyor; Biz ise kendimizi savunuyoruz? En mükemmel dine sahibiz! Peki, neden çekiniyoruz, neden korkuyoruz? Durumu tersine çevirmemizin zamanıdır.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 172)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizmin yetiştirdiği insanların zihin yapısı ülkemizde özellikle 28 Şubat sürecinde zirve noktasına ulaşmıştır! Konuyu uzatmamak için sadece birkaç örnek verelim: Gaziantep 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Harekat Eğitim Şubesi Eğitim Subay Yardımcısı Öğretmen Yüzbaşı İbrahim Keleş, eşi başörtülü olduğu gerekçesiyle ihraç edilir. Kendisine gönderilen 7 Nisan 1999 tarihli &#8220;Gizli&#8221; ibareli yazıda; İbrahim Keleş&#8217;in eşi Gülsen Keleş&#8217;in başörtüsü için, &#8220;Tesettür denilen bu acayip kıyafet&#8221; tanımlaması yapılmıştır. (Yeni Akit, 23 Kasım 2010) Sağlık Bakanlığı’nın türban nedeniyle güneşten mahrum kalan kadınlar için D vitamini dağıtımını öngören bir proje hazırlayan ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Paris’te bulunan ve Elele Derneği’nde düzenlenen belgesel film gösterimine katılan İsmet İnönü&#8217;nün kızı Özden Toker ile gazeteci Metin Toker&#8217;in kızı Gülsün Bilgehan, kendisiyle birlikte 3 Türk kadının daha anlatıldığı ’Laik ve Türk kadınlar’ adlı belgeselin ardından yapılan tartışmada, “13 yaşındaki çocuklara ‘ilkel kostüm’ giydiriliyor.” derken kastedilen de tesettür kıyafetidir. (Türbanlı kadınlara D vitamini, Hürriyet, 23 Mart 2007) 28 Şubat döneminde din dersi kitabı hazırlama görevi verilen öğretmen taslağı hazırlar. Talim terbiye kuruluna gönderir ama taslak geri iade edilir. ‘Cami toplumsal birliği sağlar, oruçta beraber yemek yenir.’ metni ile beraber bir cami resmi vardır. Görevli,  kalem ile cami resmindeki başörtülü bir iki kadın resmini yuvarlak içine alır, ok çıkarır ve her birine ayrı ayrı ‘ilkel kesit’ yazısını yazar! Ali Nejat Ölçen de başörtüsü için, &#8220;ilkel ve çirkin kılık&#8221; tanımlamasını yapmakta idi. Prof. Yalçın Küçük ise Ulusal Kanal’daki bir konuşmasında, “HDP’li vekillerin çocukları mini etekli. Hiç birinde türban yok. Hiç birisinin kafasına ‘ilkel şeyler’ koyamadınız.” demektedir. (www.youtube.com/watch?v=apeSp_7cQlc)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kim demiş Avrupa insanı medeni? Ne edep var ne haya çırılçıplak bedeni! Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni; Desenize hayvanlar bizden daha medeni!” M. A. Ersoy</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Batılıların gözünde Müslümanlar</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm, İslam dinine Müslüman olmayanların düşmanlıklarının bir ürünüdür.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 20) &#8220;Bir oryantalist için Doğulu her zaman Doğuludur.” (Edward Said, Oryantalizm, s. 19, 144) &#8220;Bütün Kur&#8217;an&#8217;ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız. Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!&#8221; (Cemil Meriç, Jurnal 11, s. 383) “Avrupa&#8217;nın bir kimlik inşa edebilmesi için ötekine ihtiyacı olduğu öteden beri biliniyor. Bu öteki Doğu olarak işaretlenir ama Batıdan farklı, ondan aşağı, barbar, ilkel bir Doğu imgesi kurgulanır. Öteki diye işaretlemeler düpedüz Hristiyan olmayanlardır. Oryantalizm gücünü, &#8216;yoktan bir şeyi var etmesinden değil, olan bir şeyi olmayana indirilmesinden&#8217; alır.”  (Hilmi Yavuz, s. 56, 58) &#8220;Doğulunun sağcı solcu, devrimci olması bir şeyi değiştirmez. Hiç bir Batı kaynaklı bile olsa, ideoloji bir Doğuluyu Batılı yapmaya yetmez. Doğulu her şeyden önce doğuludur; bir Müslüman yarı Fransız olabilir ama yarı Hristiyan asla olamaz.&#8221; (İsmail Süphandağı, Batı ve İslam Arasında Oryantalizm, s. 19-20) “Misyonerler İslam&#8217;dan dönenleri de şüphe ile yaklaşmışlardır.” (Asaf Hüseyin, s. 82) &#8220;Bizzat Batı&#8217;nın kendisi tarihsel köklerini kaşıyor, derin çatışmayı ve düşmanlık duygularını yeniden diriltiyor. Bunu anlayalım artık.&#8221; (Haşmet Babaoğlu, Sabah, 19 Mart 2019)  &#8220;Edward W. Said bir Hristiyan’dır ama Filistinlidir, Arap’tır ve neticede Doğuludur.” (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 183) “Bir fert ne kadar Batıcı olursa olsun, eğer Doğulu ise önce Doğuludur sonra Batıcı.” (Süphandağı s. 68) Alman bilim adamı Fritz Neumark: “İçtenlikle itiraf etmeliyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez, sevmesi de mümkün değildir. Türk ve İslam düşmanlığı Hristiyanların ve kilisenin asırlardır hücrelerine sinmiştir. Avrupalılar Türkleri Müslüman olduğu için sevmez, ama &#8216;laiklik&#8217; şöyle dursun, &#8216;Türkler Hristiyan olsa da&#8217; onlara düşman olarak bakmaya devam ederler.” (Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, s. 182) Neden mi bizi sevmezler? Çünkü onlara anlatılan budur: &#8220;Viyana piskoposu Johann Fabri: “Dünyada yaş ve cinsiyet ayrımı yapmadan çocuk yaşlı herkesi kesen, hatta ana rahmindeki bebeği bile katleden Türkler kadar acımasız ve kaba bir ırk yoktur.” (Turkey, Sweden and the EU Experiences and Expectations”, Report by the Swedish Institute for European Policy Studies, Nisan 2006, s. 6) Halbuki Batıda balkanlarda katledilen, doğuda Ermenilerce soy kırıma uğratılan, Arakan’dan Gazze’ye topluca katliama uğratılan çocuklar hep Müslüman çocukları olmuştur! &#8220;Batılıların dediği olursa, sizin Alevi-Sünni, Kürt-Türk, sağ-sol, laik-ateist olduğunuza da bakmayacaklar. Adınıza, geldiğiniz yere bakacaklar. Zaman ve coğrafya kaderimizdir. Kaderine karşı yürümeye kalkışanlar, Allah’ın iradesine karşı durmaya çalışıyorlar demektir.&#8221; (Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 09.03.2017)  “Oryantalistler, kendilerini fikri yönden takip eden, amaçlarına yardımcı olan beyaz insan cinsinden, Yahudi veya Hristiyan olsalar bile, onların Doğulu Arap asıllı olduklarını bilmektedirler. Bu nedenle onlar bu oryantalist efendilerinin gözünde yabancı kimselerdir.” (Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 64) Evet, değil bir Müslüman&#8217;ın sonradan Hristiyan olması, yüzlerce yıldır Hristiyan olan Ortodokslara Katoliklerin bakışı ortadadır! İstanbul&#8217;u işgal eden, Haçlı seferleri sırasında Ortodokslara uygulanan şiddet ortada iken ve en son Bosna savaşında ortaya çıkan bölünme göstermektedir ki,  kendi dindaşlarına, Doğulu ve farklı mezhepten olduğu için birçok zulüm yapan Katolik ve Protestanların yeni Hristiyan olanlara güvenebileceği, onlara samimi davranabileceğini iddia etmek mümkün değildir! &#8220;Müslüman dünya istediği kadar Batılılaşsın, sekülerleşsin, sanayileşsin, aradaki ontolojik mesafenin kapanması mümkün değildir. B. Lewis, Huntington gibi yazarlar ve Müslümanların masumiyeti gibi filmler bunun göstergesidir.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 241) &#8220;İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Batının İslam konusundaki tarihi cehaleti, bir imkan ve kapasite meselesi olmaktan ziyade ‘bilinçli bir tercih’ gibi görünüyor.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 240) &#8220;Batılı her zaman oryantalisttir. Bu bakış her şeyi mahvediyor.&#8221; (Osmanlı tarihi uzmanı Japon Prof. Yuzo Nagata, Milliyet, 24 Mart 2000) Fransız Türkolog François Georgeon&#8217;un 15.01.2021 tarihli Paris&#8217;teki söyleşisinde şöyle demektedir: &#8220;Türkiye hiç sömürgeci olmadı ama Batı Türkiye&#8217;ye sömürgeci bir dil kullandı. Bunun hesabını da vermedi. 70&#8217;lerde Fransa&#8217;ya çalışmaya gelen Karadenizli köylülere aynı muamele yapıldı. Bu bir paket onlar için, kendileri dışında herkes aynı!&#8221; Prof. Oktay Sinanoğlu’nun şu cümle her şeyi özetlemektedir: “Sen ne kadar Batı&#8217;ya yaranmaya çalışırsan çalış. Batı için sen Türk&#8217;sün, Müslümansın. İşte bu yüzden Batı senin ezeli ve ebedi düşmanındır ey çocuk!” Oryantalist Toynbee’nin sözünü tekrar hatırlayalım: “Türkiye&#8217;yi küçük görmekte haklıyız. Çünkü bizi taklit edene niçin saygı duyalım.&#8221; (Arnold Toynbee, Uygarlık Sınavı adlı eserinden nakleden Hilmi Yavuz, Modernlesme Oryantalizm ve İslam, s. 68) “Türkler Avrupa düşünce tarzını kabul ettiler. Buna ulaşmak için bütün güçlerini sarf ettiler. Jön Türkler İngiltere&#8217;nin hâlâ niçin kendileriyle anlaşma yapamadığını anlayamamışlardı: ‘İşte şimdi anayasamız var, despotizmi yıktık, halka özgürlük bildirisi yayınladık, bütün bunları yaptığımız halde İngiltere niçin bizi sevmiyor?’ diye soruyorlardı.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 53, 67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi ne yaparsak yapalım Batı bizi asla kabul etmeyecektir. O halde öncelikli yapmamız gereken Batılı kavramlar ve kurumlar karşısında eziklik psikolojisinden kurtulup kendi özümüze, dinimize dönmek ve tarihsel misyonumuzu yeniden kuşanmaktır ‘Tevhid, adalet ve emanet’ bilincini tüm evrene yaymak, evrensel barışı tesis edip zülme ve sömürüye engel olmak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler, yüzlerce yıldır birçok ülkede üniversite seviyesinde binlerce akademisyen yetiştirmiştir. Tefsir, hadis, İslam tarihi, kelam, fıkıh birçok konuda araştırmalar yaparak bu alanlarda ‘hata, eksik, yanlış arama’ faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Amaçları “Hz. Muhammed&#8217;in peygamber olmadığı; Kur&#8217;an&#8217;ı kendisinin yazdığı, Müslümanların barbar ve bilim düşmanı” olduğunu ispat etmektir. Ayrıca bu bilgileri kullanarak misyonerlik, ticaret ve sömürü düzenlerinin devamını sağlamaktır. Oryantalistler dini veya siyasi nedenle üzerlerine düşen görevi yerine getirmeye de devam etmektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerek tarihi ve gerek dini/ekonomik/emperyalist nedenlerle İslam Batıda hep kötü bir imajla sunulmuştur. Yüzyıllardır Batı âleminde İslam ve Müslümanlar hep &#8220;şeytanın dininden, uydurma, gerici, vahşi&#8221; olarak tanıtılmıştır. Bu yaftayı yapıştırmaya çalışan papazlar ve oryantalistler kadar, bu imajın yanlışlığını ortaya çıkarmayan Müslümanlar da bu tablodan sorumludur! &#8220;Batıda İslam imajı yerleşik bir hal almıştır. Bugün Batıda bu imajın restorasyonu Müslümanlar açısından kaçınılmazdır.&#8221; (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 45) &#8220;İslam âlemi iki ayağı üzerinde doğrulmak istiyorsa, ne yapıp ne edip boynundaki kölelik zincirini kırmalıdır. Oryantalistlerin yazdıkları eserleri ve onların görüşleri, fikir süzgecinden geçirilip, hatalarını düzeltebilecek kapasiteli alimler ve yazarlar yetiştirmelidir.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 348) “İslam ülkelerinden gelip oryantalistlerin gözetiminde çalışan birçok Müslüman öğrenci kendi ülkelerine döndüklerinde, İslam hakkında oryantalist fikirlerin daha fazla yayılmasında aracı görevi görmektedir.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 188) “Avrupa&#8217;ya gidip eğitim gören Müslüman öğrenciler, ülkelerine pek çok yeni fikirler ama çoğunlukla da bulanık zihinlerle dönerler. Çünkü büyük sentezler yapabilecek entelektüel donanıma sahip değildirler.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 155) &#8220;Oryantalistler, birçok Müslümanın düşüncelerini etkilenmiş ve birçok oryantalistik görüş Müslümanlar tarafından kaleme alınan eserler de yerini almıştır.&#8221; (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 7) “Oryantalistlerce eğitilen gençler İslam medeniyetini ve tarihi değerlerini inkara dayalı bir eğitim ile yetişmektedir.” (Adnan Muhammed Vezzan, s. 54) “Oryantalistlerin en büyük etkisi yetiştirdikleri öğrenciler ve yazdıklarını okuyan (akademisyen, gazeteci, siyaset adamı) çevrelerdeki insanların, onların fikri yapılarından etkilenmelerinden kaynaklanmaktadır. (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 57) “Sömürge ülkelerindeki ‘yerli araştırmacılar da’ uzun zaman Batılı araştırmacılar için ‘bilgi taşıyıcı’ olmaktan öte bir role sahip olmamışlardır.” (Bulut, s. 144) “Oryantalistlerce yönlendirilenlerin gerçekleri öğrenmeleri için yeni bir bakış açısı kazanmaları, yeni bir sözlük kullanmaları zorunlu olmaktadır. Müslüman öğrenciler, sınavı geçme hevesi ile donanımsızlıklarından dolayı aldıkları bilgileri özümsemekte ve zamanla Batılı hocalarının etkilerinde kalmaktadırlar. Daha sonra da onların yazdığı makale ve kitapların tesirinde kalan okuyucular ve yazdıkları ders kitaplarını okuyan geleceğin yetişkini olan öğrenciler bu etkilemeden paylarına düşenleri almaktadır. Kısaca oryantalistler Müslümanları farklı maskeler altında kötülemeye devam etmektedirler.” (Tibawi, Abdülmelik, Algar, s. 161-162; Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 7) “Georges Mahe adında yaşlı bir Fransız ile dost olduk. Bir gün bu zatla konuşurken ‘Avrupa&#8217;ya öğrenci göndermek’ meselesi açıldı. O şöyle dedi: “Avrupa&#8217;ya öğrenci göndermek doğru değildir. Göndereceğiniz öğrenciler, orayı gördükten sonra içlerinden &#8220;memlekete dönmek&#8221; istemezler. Döndükleri vakit, &#8220;bilmedikleri yurtlarına&#8221; alışamazlar; memleketlerine yararlı hizmetler göremezler.” (Kazım Nami Duru, Hatıralar, s. 107) Massignon, Nurettin Topçu&#8217;ya şöyle demektedir: “Yenilik diye, Avrupalı olacağız diye giriştiğiniz bu hareketlerin ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu biliyor musunuz? Allah size cennet gibi bir vatan vermiş, şanlı bir tarihiniz, yüce bir dininiz, muhteşem bir kültürünüz, dünyada eşi benzeri olmayan bir mimariniz ve sanat eserleriniz var. Bütün bunları yok sayarak mı yoksa yok ederek mi büyük millet olacaksınız? Kendi kendinizi inkar ve imha ederek mi Avrupalı olacaksınız? Bu çılgınlığı hiç bir millet yapmadı ve yapmaz.’ Hele siz hiç yapmamalısınız. Bu size yakışmaz. ‘Buna hakkınız da yok! Siz kendiniz olmalısınız. Bu çılgınlığınıza anlam veremiyorum.” (Emin ışık, Nurettin Topçu, s. 33) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalizm bir söylem olarak dünyayı tereddüte yer bırakmayacak şekilde, Occident ve Orient/ Batı ve Doğu olarak ikiye ayırmıştır.” (Bryan S. Turner, s. 77) “Batı, tarihlerinin başlangıcından itibaren gücü, dolayısıyla güç üreten araçları kutsadılar. Çünkü Batı uygarlığı umutlara değil korkulara dayanıyor, varlığını hep ötekiler, düşmanlar, canavarlar icat ederek sürdürüyor.” (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 07 Ocak 2018) “Varlığını ötekine bağlı üreten Batı Hristiyanlığı, İslam&#8217;ı her zaman farklı göstermeye çalışmış ve bu eğilimini bugüne dek sürdürmüştür.” (Süphandağı, s. 90)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Emperyalistler, Müslüman halkın kendilerine karşı ortaya çıkan mücadele ruhunu yok etmek için geleneksel hukuk, eğitim ve bilim sistemlerini ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdir.” (Özafşar, s. 37) “Batı aynı zamanda içimizdedir, zihnimizi işgal etmiş durumdadır.” (Edward Said, Haberlerin Ağında İslam, s. 6-8) Sadece alimler değil “Bütün Müslümanlar oryantalist faaliyetlerin farkında olmalı ve gereğini yapmalıdır.” (Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve Oryantalistler, s. XIV) Bu nedenle eğitimden hukuka, her alanda kendi özümüze dönmek öncelikli sorumluluğumuz olmalıdır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Meselenin çözümü için bir medeniyet yüzleşmesine gidilmesi ve mevcut &#8216;öteki&#8217;leştirmenin &#8216;ötesi&#8217;ne geçilmesi gerekir. Ben ile öteki arasındaki ayırımı mutlak manada ortadan kaldırmak mümkün değildir. Buna gerek de yoktur ama öteki ile yapıcı, insani, üretken, adil, saygılı bir ilişki kurulabilir. Önyargılardan arındırılmış bir İslam-Batı tartışması, modernlik, akıl, birey, özgürlük ve gelenek konularında daha derinlikli ve ufuk açıcı bakış açılarının gelişmesine katkı sunabilir. Yeter ki biz, sözümüzü güzelce söylemeye (Nahl, 125; Taha, 44; Ali İmran, 159), dostluk elimizi uzatmaya devam edelim. Bir arada yaşamanın en aşağı şartı, ‘herkesin kendi kalarak ortak iyi de’ uzlaşmasıdır. İslam ve Batı Medeniyetleri &#8216;iyilikte yarışan topluluklar.&#8217; (Maide, 48) oldukları zaman bölgesel ve küresel barışa katkıda bulunacaklardır.&#8221; (İbrahim Kalın, Derin Tarih, s. 1, 40, 53; sayı: 70, Ocak 2018) &#8220;Kur’an’ın iyi ve övgüye layık olanı (maruf) emretme ve ahlaken kötü ve nefret edileni (münker) yasaklama çağrısı, belli bir kültüre has bir emir değildir. Dini geleneklerine bakmaksızın bütün halklara hitap eder.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s 220) &#8220;Yapılması gereken, İslam geleneğindeki zengin tecrübeyi eleştirel bir gözle değerlendirmek ve barış, savaş, bir arada yaşama ve çoğulculuk gibi temel kavramları bu tecrübe ışığında yeniden ele almaktır. İslam medeniyeti kozmopolittir. Bir değerler hiyerarşisine tabi olarak farklılıkların bir arada yaşandığı kültür vizyonu, Bağdat&#8217;tan Endülüs&#8217;e İslam topraklarına hakim olan bir bakış açısıydı.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 229, 252) İslam&#8217;ın, Batı medeniyetinden farklı olarak bir arada yaşama kültürünü Cemil Meriç söyle tanımlamaktadır: &#8220;Batı, kültürün vatanıdır, Doğu İrfan&#8217;ın. İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelimedir, ‘ayırmaz’ birleştirir.&#8221; (Cemil Meriç, Kültürden İrfana, s. 33) “İslama; İspanya, Sicilya, Malta, Yugoslavya ve Balkanların Batılı bir dini, Hristiyanlığa; Suriye, Mısır ve kuzey Afrika&#8217;nın Doğulu bir dini olarak gönderme yapabiliriz.” (Bryan S. Turner, s. 121) &#8220;İspanya Kralı Ferdinand ve Kraliçe İsabella’nın orduları reconquista olarak bilinen, İspanya&#8217;daki Endülüs Emevi devletini işgal harekatını tamamladığında, sadece İslam’ın Avrupa’daki tarihi sona ermedi, aynı zamanda Avrupa tarihinin gördüğü en kapsamlı ‘bir arada yaşama tecrübesi’ olan ‘convivencia’da yine trajik bir şekilde tarihe gömüldü. Böylece Yahudi, Müslüman ve Hristiyanların beş asırdan fazla süren ortak bir medeniyet inşa etme çabası, reconquista ile sona erdi. Belki şöyle de diyebiliriz, Müslümanların İspanya’da örneğini gösterdikleri bu çok dinli medeniyet aslında Batılı ile ortaklaşa kurulmadı. Onu Müslümanlar tek başlarına kurdular, diğerlerini de buna dahil edip himaye ettiler. Böyle düşünüyorum ve bu nokta bence önemli. Ötekini tolere edip idare edemeyen bir anlayış medeniyet kuramaz.&#8221; (Faruk Beşer, Yeni Şafak, 26.8.18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Yapılması gerekenler</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanların öncelikli hedefi Batı kültürü karşısında eziklikten kurtulmak olmalıdır! Bunun için gerek tarihi köklerinden gerek kaynaklarından hareketle geleceğe dönük dinamizmi harekete geçirecek enerji onlarda fazlasıyla vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Beyrut Safir Gazetesi Sahibi Talal Selman&#8217;ın Milliyet Gazetesi Yazarı Can Dündar&#8217;a söylediği, &#8220;Doğu&#8217;da bir numaralı devlettiniz, Batı&#8217;da son numarala olmayı tercih ettiniz.&#8221; sözünün benzerini merhum Erol Güngör&#8217;de ifade etmektedir: &#8220;Avrupa Ortak Pazarının kuyruğu mu, yoksa Ortadoğu&#8217;nun başı mı olacağız? Bize düşman olan ve düşman kalacak olan bir medeniyetin çöpçülük hizmetini mi yoksa kendi medeniyetimizin öncülüğünü mü yapacağız?” (Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, s. 266)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlarca yapılan ‘ferdi çalışmalar’ genellikle bir alanda olsa da, toplamda tüm oryantalist ithamlara cevap vermişlerdir. Fakat bu çalışmalar dünyanın dört bir tarafında dağınık durumda ve düzensiz olarak bulunmaktadır. Oryantalistlerin yüzlerce yıldır birçok ülkede yaptığı gibi, bir tane bile ne yazık ki ‘oksidentalist’ çalışma yapacak akademik kürsü henüz hiçbir İslam ülkelerinin kurulabilmiş değildir. “Oryantalistlere karşı “Ferdi plandaki çalışmaların yanında kurumsal temelde planlı, stratejik bazı çalışmalara ihtiyaç olduğu açıktır.” (Hıdır, s. 405) Şimdi, Müslüman akademisyenlere düşen görev, oryantalistlere verilen cevapları akademik bir disiplin dahilinde ele alıp sistemli bir şekilde bir araya getirmektir! Sorun büyüktür ama çözüm de aslında çok basittir: Uzmanlar, küresel bazda yapılan tüm çalışmaları toplayıp, belli bir disiplinler altında yayına hazır hale getirecektir. TDV tarafından hazırlanan İslam Ansiklopedisi bu çalışmanın ilk adımı olabilir. Devamı da acilen yerine getirmesi gereken önemli bir görevdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun olan bazı gençlerin Yunanca ve Latince öğrenmeleri ve Hristiyanların dini üniversitelerinde bu din üzerine ihtisas yapmaları şarttır.” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 5) “Bize düşen, İslam ülkelerinde, İngilizce eğitim yapan yüksek lisans ve doktora bölümlerini kurma zorunluluğudur.” (Mustafa Sıbai, s.  94) “Bir gün gelecek, evlatlarımız ve torunlarımız, Batılıların koyduğu tenkit ölçüleriyle, onların ilimlerini, itikatlarını eleştirecekler ve bir de bakacaklar ki, bugün bize yakıştırdıkları çelişki ve karışıklıkların çok daha fazlası kendilerinde mevcut!  O zaman geldiğinde, Batılı yazar ve siyasilerinin faziletin kırıntısını dahi taşımadıkları, üstelikte ahlaksız ve vicdansız oldukları ortaya çıkmayacak mı?” (Mustafa Sıbai, s.  99) “İlimlerimizin ve tarihimizin kaynaklarını öğrenmek üzere -ellerinde Müslümanların yazdıkları eserlerden başka kaynak olmadığını bile bile- Batılılara başvurma devri artık geçmiştir. Artık, ilmi hazinelerimizin üzerindeki tozları silkeleyip, sağduyu ve hür şahsiyet şuuruyla, manevi değerlerimizi, bütün ihtişamıyla gün ışığına çıkarmanın tam zamanıdır.” (Mustafa Sıbai, s. 101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hâlâ Müslümanlarca tercüme edilen bir İncil, Tevrat olmaması ama buna karşı oryantalistlerce hazırlanan birçok Kur’an tercümesinin olduğunu” hatırlatan Prof. Zakzuk ise, Müslüman âleminin acilen geçmişine bakıp hayal kurmaktan kurtulup, öncelikle “Oryantalistlere cevap ansiklopedisi, milletler arası bir İslami/ilmi müessesenin kurulması, yeni bir İslam ansiklopedisinin yazılması, İslam’a davet için uluslararası bir teşkilatın kurulması, Kur’an’ın Batı dillerine çevirilerinin bizzat Müslümanlarca yapılması, İslam kültüründen başta İsrailiyyat olmak üzere bir ayıklamanın yapılması, Batıda İslam’ın daima gündemde tutulması için çalışmalar yapılması, tarafsız oryantalistlerle diyalogun yoğunlaştırılması ve en son uluslararası bir İslami yayınevinin kurulması” için çalışılması gerektiğini belirtmekte ve bu konuda yapılması gerekenleri sıra ile maddeler halinde kitabında açıklamaktadır. (Hamdi Zakzük, veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 111- 136) &#8220;Müslüman bilginler arasında bir koordinasyon sağlanmalı, İslam devletlerinin oryantalistlerin iftiralarına reddiye yazacak, farklı ilim dallarında uzmanlaşmış ilmi heyetler kurulmaları ve oryantalistlere gereğinde cevap vermek, onların yalan ve uydurmalarını açığa çıkarmak ve incelemek için sorumlu uzman ilmi heyet oluşturmalıyız.&#8221; (Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. XII, s. 126, s. 161) “Bir an önce yabancı hayranlığından kurtulup, kendi kültürümüzü canlandırıp, kendimize güvenerek, hedefe ulaşacağımız inancına tam manası ile inanmamız gerekmektedir.” (Hamdi Zakzük, s. 117) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ne yazık ki, “Batı, dini felsefeleştirirken Doğu, gelenekselleştirmiştir.” (Süphandağı, s. 15) Kaynaklarımıza, geleneğimizi ihmal etmeden yeniden bakmalıyız. Bu konuda, ‘Tefsir, hadis, fıkıh, İslam tarihi, kelam gibi ana dallardaki usul, ıstılah, tarih çalışmaları bütüncül olarak ele alınmalı ve ‘Rical, tabakat, mevzuat, israiliyat, Müşkilü’l-Kur’an, Muhtelifu’l-Hadis’ gibi ilim dalları yeniden aktif hale getirilmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Müslümanların Hz. İsa&#8217;ya olan saygın bakış açısı uygun dille anlatılmalıdır. Bir oksidentalist araştırma merkezi kurulmalı, dini ve dili iyi bilen araştırmacı, akademisyen ve entelektüeller yetiştirilmelidir. İyi bir dil eğitimi çok önemlidir. Müslümanların protesto kültürünü geliştirmeleri de gerekmektedir. Soğukkanlı tepkiler konusunda toplum bilinçlenmelidir. İslam, politik bir dille değil, poetik-şiirsel-edebi bir dille anlatılmalıdır. Batıda Hz. Peygamber hakkındaki negatif iddialar tespit edilmeli ve modern metodolojiler kullanılarak bunlara uygun cevaplar verilmelidir. Oryantalistlerin kendi aralarındaki reddiyelerden de istifade edilmelidir. Hz. Peygamberin yönetici konumunda bulunurken, &#8216;ötekilere&#8217; yönelik adaletli muameleleri, söz ve uygulamaları mukayeselerle anlatılmalıdır. Hz. Peygamber&#8217;in insanlığa esasen ne tür-büyük katkılar ve insani değerler kattığı anlatılmalıdır. Hz. Peygamberin dönemindeki uygulamalarına bakılarak, günümüze dönük evrensel ne tür mesajlar verdiğinin üzerinde durulmalıdır.  Doğru peygamber imajı, yepyeni bir dünyanın kurulmasında da öncü rol oynayacaktır. Batıda peygamberimize yönelik söylemleri  izleyip, uygun yollarla onlarla mücadele için stratejiler belirleyen bir merkez oluşturulmalıdır. İslam ülkelerinin bu tür temel meselelerdeki siyasi birliği ve ortak tutumu ancak sonuç alıcı olabilir. Reaksiyoner ve şiddet/hakarete yol açan gösteriler ve tutumların Batıda, &#8216;İslam şiddet yanlısıdır&#8217; yönünde aleyhte kullanıldığı unutulmamalıdır.” (Hıdır, s. 406-417)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı ülkelerinde, insanlığın İslam dini ile alakalı her şeyde ne kadar cahil bırakıldıklarını bilmekteyiz. Batıda İslamiyet hakkında yanlış fikirlere dayalı gerçek dışı o kadar çok yargılarda bulunulmuştur ki, hakiki İslamiyet’in ne olduğu hususunda fikir sahibi olmak çok güçtür.”  (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 9, 183) &#8220;İslam gerçeğini bütün insanlığa anlatmak bizim kaçınılmaz görevlerimizdendir.&#8221; (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 15 ) “Ümmet olarak daha ne kadar bizzat kendi kitabımız, peygamberimiz, inancımız ve kültürümüzle ilgili alanlarda yapılanlara seyirci kalacağız? Bizi üzen davranışlar karşısında eli kolu bağlı ve daima seyirci koltuğunda oturmakla mı yetineceğiz? Unutmamalıdır ki onların kuvvetli görünmelerinin nedeni bizim zayıf oluşumuzdandır.” (Prof Dr. Abdülaziz Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 12) “Oryantalistler, gücünü bizim zafiyetimizden almaktadır.” (Hamdi Zakzuk, s. 115) İngiltere sömürge bakanı Gladstone’un Ocak 1938 yılında, İngiltere hükümet başkanına sunduğu raporda şunları yazmaktadır: “Savaş bize öğretti ki, İslam birliği, İngiltere imparatorluğunun sakınması ve mücadele etmesi gereken en büyük tehlikedir. Sadece imparatorluğun değil, Fransa’nın da aynı şeyi yapması lazımdır. Ne mutlu bize ki, halifelik gitti. Bir daha geri dönmemesini temenni ederim.” (Hamdi Zakzuk, s. 88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle &#8220;Biz  kendimizi anlatmalıyız. İslam dünyası ciddi anlamda organize olmadığı ve birliktelik sergileyemediği için sonuçta  güçlü bir kamuoyu da oluşturamamaktadır.&#8221; (Doç. Dr. Serhat Ulağlı, Yeni Şafak, 18.01.2015) Bize düşen &#8220;Öncelikli olarak, Batı’nın zihnen ve fiilen işgalini görmek, bu çifte işgali yok etmenin yollarını bulmak.&#8221; (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 20.01.2018) ve İslam’a saldıran, hakaret/iftira eden her türlü film, kitap gibi çalışmalara bağırarak, yıkarak, öfkeli görüntüler sergileyerek değil, yine aynı araçları (Kitap, film, internet sitesi) kullanarak, vahyin aydınlığında bilimsel, tarihi belgelerle ve akılcı  cevaplar vermek olmalıdır. Günümüzde ilahi mesajı doğru metotlarla toplumla buluşturmak sorumluluğu, her Müslüman&#8217;ın üzerine düşen en önemli görevlerdendir. &#8220;Her şeyden önce Müslümanlar açısından, yeni metot ve stratejiler belirlenerek sistemli bir &#8220;imaj restorasyonu&#8221; çalışması yapılmak zorundadır. (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 40) Öncelikle sergilememiz gereken tutum, reaksiyoner olmaktan ziyade aksiyoner ve nitelikli adımlar olmalı, tebliğden ziyade temsil öncelenmelidir. Hz. Peygambere yönelik her saldırıya, medeni tarzda, akademik/ilmi yanıt vermeli, bunu yapamıyorsak şiddete yol açan gösteriler yapmaktan uzak durmalıyız.&#8221; (Hıdır, s. 405) &#8220;Oryantalizm ve misyonerliğin kalıntılarından Müslümanlar kendilerini temizlenmeye çalışmalıdır. Müslüman kuruluşlar misyonerlik ve oryantalizme karşı koyma gereğini bile doğru dürüst anlamamaktadır. Oryantalistlerin İslam aleyhine yaptıkları konuşmaları cevaplandıracak birimlerinin oluşturulması gerekir. Oryantalizmin söylediklerine birçoklarımız, &#8220;boş sözler&#8221; der geçeriz. Ama bunlar, bizimle savaşırken düşmanlarımızın kullandığı silah ve ateştir. Demir ve ateşe ancak demir ve ateşle karşılık verilir. Bilim alanında demir ve ateş ise, çalışmak, sürekli çok çalışmaktır.&#8221; (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 219, 222, 268) &#8220;Bu yüzyılın en büyük ayıbı, ‘İslam dinini yalan ve Hz. Muhammed&#8217;in aldatıcı ve yalanı yaldızlayıcı bir kişi olduğunu sananların sözlerini dinlemektir.’ Bu gibi akılsızca ve utanmazca sözlere savaş açmamızın zamanı gelmiştir.&#8221; (Afif  A. Tabbare, Ruhu&#8217;d-dini İslam, s.458) &#8220;Onların hücumlarına, sağlam metotlar geliştirmek suretiyle yapılacak ilmi araştırmalardan elde edilecek fikirlerle karşı çıkmak gerekmektedir. ‘Müslümanların görevi, emperyalist ve oryantalistlerin düşmanlarımız olduğu gerçeğini hatırlamaktır.’ Oryantalistlerin iftiralarını çürütmek, biz Müslümanların görevi olmuştur.&#8221; (Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. XII, s. 5) &#8220;Batı, medyanın ve sanatın gücünü kullanarak terörün en büyük mağduru olduğu izlenimini yaratmaktadır. Kuşkusuz medya ve sanatın gücüyle başa çıkmanın en iyi yolu bu konuda yakınmak değil, sanat ve medyanın gücünü kullanarak haklı olduğunu göstermektir.&#8221; (Emre Dorman, Hürriyet, 18 Haziran 2017) &#8220;İslam dünyası birkaç asırdır gaflet uykusundadır. Uyanışın gerçekleşmesi, karşı tarafın hücumlarını bertaraf etmenin yanı sıra fikren karşı hücuma geçmekle mümkün olacaktır.&#8221; (A. Hatip, İddialara cevaplar, s. 36)  &#8220;Günümüzde, İslam’ı gerçek yüzü ile tanıtmaya her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç vardır.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 8) &#8220;Oryantalistik çalışmalar ciddi bir şekilde ele alınmalı ve her yönüyle incelenip gerekli cevaplar verilmelidir. Müslümanların yapacağı en önemli çalışma, her iddianın hakkını vermeye çalışarak gerekli cevap ve açıklamalarda bulunmaktadır.&#8221; (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 8, 174)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Oryantalizm kuşkusuz sütten çıkmış ak kaşık değildir ama hatalarımızı yalnızca başkaları objektif olmayan amaçlarla konuşuyorlar diye reddetmek başımıza daha fazla çorap örebilir. Bu aşamada bizim kültürel görevimiz, gerilik boğasını boynuzlarından yakalamak ve başkalarının bizim hakkımızda çizdikleri resmi (bu resim kasten çarpıtılmış olsa bile) eleştirmeden önce kendimizi eleştirmektir.&#8221; (Prof. Fuad Zakaria, Naqd al-Istishraq wa&#8217;azmat al-thaqafa al-Arabiyya al-mu&#8217;aşira, Fikr, 10, 1980, s. 75) Ayrıca, &#8220;Hiçliğin kucağında çırpınan yerli seyyar ateistlere de el uzatmalıyız; Bunu kalpleri taşlaşmadan, mühürlenmeden yapmalıyız.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Adnan Bülent Baloğlu, s. 88) &#8220;Günümüzde bilhassa internette ‘yeni ateizmin’ en çok destekçi bulan ateist ekol olduğu söylenebilir. Bu noktada Müslümanlara düşen internette ilgi gören bu iddiaların geçersiz olduğunu tarih, felsefe ve sosyolojinin tanıklığından da faydalanarak göstermek olmalıdır.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Dr Alper Bilgili, s. 101) &#8220;Müslüman entelektüellerin dinin temel meselelerini rasyonel,  makul bir şekilde izah etmesi gerekmektedir.&#8221; (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, s. 108, 117) “Din hizmetleri açısından internet merkezli alana daha fazla önem verilmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Bu konuda diyanet işlerine, akademisyenlere önemli görevler düşmektedir. İnsanımızın sorunlarına ve sorularına doğru, gerçekçi ve makul cevaplar aranması zorunludur. Gençleri bu sanal âlemde yalnız bırakmamak ve onların dünyalarına iştirak etmek ve bir şekilde doğru bilgiye erişimlerini sağlamak son derece önemlidir. (Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 81, 263) Evet, ne yazık ki günümüzde &#8220;Bilimsel cihad hâlâ dar bir çerçevededir.&#8221; (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 22)  Az da olsa “Kimi gayretli İslam alimleri, oryantalistlerin çalışmalarına ve İslami konuları araştırırken taşıdıkları art niyetlere eğilerek, faaliyetlerinin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 23) Ancak oryantalistlerin hücumlarına karşı koymak “ihtiyacı karşılamayan ferdi gayret ve teşebbüsler” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 12) ile mümkün değildir. “Oryantalistlere karşı “Ferdi plandaki çalışmaların yanında kurumsal temelde planlı, stratejik bazı çalışmalara ihtiyaç olduğu açıktır.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 405) Geçmişten günümüze, Mekkeli müşriklerden oryantalistlere, değişen sadece iftiracıların adları ve dinleridir. Ama ne olursa olsun sonuç değişmeyecek ve cahiliye dönemi nasıl son buldu ise günümüzün &#8216;bilinçli cehaleti de&#8217; bir gün son bulacaktır, bi-iznillah. &#8220;Andolsun onların söylediklerinin senin göğsünü daralttığını biliyoruz.&#8221; (Hicr, 97; Hud, 12) &#8220;Sen, sana buyurulanı açıkça duyur, müşriklere aldırış etme! Allah’ın yanında başka bir tanrı daha edinen o alaycılara karşı biz senin yanındayız. Onlar ileride anlayacaklar!&#8221; (Hicr, 94-96) &#8220;Onların söylediklerinden dolayı canın sıkılarak sana vahyedilen ayetlerin bir kısmının tebliğini terkedecek değilsin ya! Sen ancak bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.&#8221; (Hud, 12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O gün artık gelmiştir. “Oksidentalizm, Doğunun özgürleşme hareketleri ile ortaya çıkmış, Fransızca ‘occident’ kelimesinden türemiştir. Türkçe ‘Batı bilimi’ şeklinde tercüme edilebilecek bu kavram garbiyat veya istiğrab kavramı ile de ifade edilebilir.” (Abdullah Metin, Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı, s. 65) Oksidentalizm, ‘Batı&#8217;yı anlamaya çalışma ve karşı söylem üretmeye çalışılma’ sürecidir. “Oksidentalizm, medeniyetler tarihi yazımında bir denge sağlamayı amaçlamaktadır, onda bir emperyalist hakimiyet düşüncesi gözükmez.” (Hasan Hanefi, “Oryantalizmden Oksidentalizme”, Uluslararası Oryantalizm Sempozyumu, s. 80-82; Alim Arlı, Oryantalizm, Oksidentalizm ve Şerif Mardin, s 60) “Müslüman&#8217;a yakışan, Kur’an’ın bakış açısı ile olayları değerlendirmektir.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 55) Bu konuda ana eksenimizi de,  “Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten alıkoymasın.” (Maide, 7) ayeti oluşturmalıdır. “Batı bir coğrafyadan daha çok bir yaşam tarzıdır.” (Abdullah Metin, s. 76) “Oksidentalist öncelikle Doğu&#8217;yu çalışmalı ve kendi saf  &#8216;ben&#8217;ini ortaya koymalıdır.” (Abdullah Metin, s. 72) “Oksidentalizm, Ben&#8217;i ortaya koyacak, Batı&#8217;nın gözlüklerini çıkaracak, hem kendi toplumuna hem de Batı toplumuna kendi gözlükleriyle bakacaktır ve sonuçta kendini tanımanın özgüveni ile görevini daha doğru şekilde yerine getirecektir.”  (Abdullah Metin, s. 145) Oksidentalizmin  temeli, modernleşmeye tepki ve sömürgelerin bağımsızlıklarını  kazanırken kullandıklarına dayanır. (Abdullah Metin,, s. 98) &#8220;Nasıl Avrupalıların başkalarını çözümlemeye hakları varsa, başkalarının da Batıyı çözümlemeye hakları vardır.&#8221; (Samir Amin, Avrupa-merkezcilik, s. 125) Oksidentalizm bağımsızlık mücadeleleri ile paralellik gösterir, bu mücadele ikinci dünya savaşında başlamıştır. (Abdullah Metin, s. 105) “İslam ülkeleri bağımsızlaşmıştır ama işgalciler  kültürleriyle beraber tekrar geri dönmüş, zihinleri işgal etmiştir. Oksidentalizm, Batı&#8217;yı uyarırken, Doğu&#8217;yu da uyandırma gayreti içindedir. Sadece askeri değil, ekonomik ve kültürel işgalden de kurtulunması gerekmektedir. Oksidentalizm kültürler arası bir dengeyi savunur… Sanki Avrupa dışı halkların varlığı, Avrupa tarafından bilinmelerine bağlıdır.” (Abdullah Metin, s. 111-113) Kısaca oksidentalizm, önce kendini tanıma, sonra tanıtma ve ötekileştirmeden muhatabını tanımak demektir. Sömürgecilik karşıtıdır ve insani/dini/ticari iletişime açıktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Amerikalı tarihçi ve yazar, Cumhuriyetçi ve İsrail yanlısı tezleri savunmakla ünlü Daniel Pipes: “Komünizmi yendik şimdi sıra İslamcılarda! Faşist ve komünist tehlikeleri yendik ve şimdi de İslamcı tehlikesini yenmemiz gerek. İslam hukukunun tümüyle uygulanmasının yollarını arayan bir hükümete karşı çok katıyım. İslam hukukunun tümüyle uygulanmasının yollarını arayan bir hükümet, hareket veya kişiler neredeyse her ülkede oldukça küçük bir azınlık. Hiçbir yerde çoğunluk değiller ve evet, onlara karşı çok katıyım.” (Aksam, 08 Ocak 2013) Siyonist bu yazar, 70 senedir Filistin’lilere kan kusturan ve Yahudi şeriatı ile yönetilen İsrail’e veya son 250 senedir dünyayı sömüren Hristiyan hukukuna değil de, dünyaya adaleti ve birlikte yaşamayı öğreten, İslamcılık adı altında İslam’a  sadece ‘katı’ şekilde karşı çıkmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalizmin amacı hammadde, toprak ve iş gücüde dahil hakimiyet kurmaktır. Oksidentalizm amacı ‘ben’i önyargılardan kurtarmak ve ötekini aydınlatmaktır. Oryantalizm egoist ve ırkçıdır. Oksidentalizmde kendini müdafaa vardır. (Abdullah Metin, s. 8) Oryantalizm ile önce sömürgecilik sonra zihinsel işgal amaçlanırken, oksidentalizm ile bir özgürleşme hareketine girilir. (Abdullah Metin, s. 12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam, Yahudi ve Hristiyanlara hukuki bir statü vermiş, din özgürlüklerini güvence altına almıştır ki, dinler tarihinde bu ilk defa olan bir şeydir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 49) “Yaklaşık 400 yıl boyunca Müslümanlar, Yahudi ve Hristiyanlarla özgür fakat rekabetçi bir ortamda, ortak bir kültürün inşasına katkıda bulunmuş ve birbirlerinden çeşitli şekillerde etkilenmiştir. Endülüs kültürü, iki dünyanın barış içinde yaşayabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçecektir. Endülüs&#8217;te farklılıklar bir çatışma gerekçesi değil, iyi ve güzel olan da yarış için bir zemin oluşturmuştur.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s.85-93) “Yapılması gereken, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanları ortak ahlaki ve manevi değerlerde buluşmaya davet etmektir. Kendimiz kalarak evrensel değerlere sahip çıkabildiğimiz gün, yerel olanla evrensel olan arasındaki gerilimde bitecektir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 183)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kendimiz kalarak ötekine açılmayı öğrenmek zorundayız.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 10)  “İslam medeniyeti kendi dışındaki din ve kültürleri kucaklayabilecek esnekliğe sahip bir dünya görüşüne dayanmaktadır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 19) “İslam ve Batı Medeniyetleri, ‘iyilikte yarışan topluluklar’ (Maide, 48) oldukları zaman Barış&#8217;a ulaşılacaktır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 21) “Dr. Mustafa es-Sıbai: &#8220;Bizim, Batılıların kültürünü araştıracağımız, onların din, ilim ve medeniyetini tenkit edeceğimiz bir gün gelecektir.” demektedir. (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 126)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabii bizi ‘öteki’leştiren Batı’ya da büyük görevler düşmektedir: &#8220;Politik düzeyde olduğu kadar, dini düzeyde de İslam&#8217;la bir uzlaşma sağlamak Batının en başta gelen hedefleri arasında yer alması gerektiği gibi, geleceği için de son derece zorunludur.&#8221; (Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 53) Avrupa&#8217;da on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır ve bu, İslam&#8217;ın artık bizzat Avrupa&#8217;nın içinde yaşadığını göstermektedir. Jack Goody&#8217;nin Batılılara teklifi ise, İslam&#8217;la çatışmayı bir tarafa bırakıp onu anlamak için çaba göstermeleri gerektiği şeklindedir: “Çatışmayı azaltmak istiyorsak, bu dinin geçmişi ve bugünü hakkında bir şeyleri anlamaya ihtiyacımız vardır. Bu fevkalade başarılı olmuş dünya çapındaki dinin amaç ve etkilerini değerlendirmek, onu ehli kitaptan biri olarak ele almak zorundayız.” Tarımı unutan bir kıtaya sulama tekniklerini öğretmekten tutun da, hoşgörü ve bir arada yaşama pratiğinin cennetini tesis etmeye kadar yığınla olgunun Avrupa&#8217;ya, İslam kanalından taşındığı net bir biçimde Goody&#8217;nin yazdığı kitapta açıkça ifade edilmektedir. (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 11-12) “Sorun ancak siyasal ve toplumsal bir perspektifle çözülebilir. Batı, Yakın Doğuya ilişkin politikaları konusunda Müslüman çoğunluğun taleplerine karşı farklı tutum geliştirene dek, saldırılar sürecektir. İşgal, gerginlikleri daha da artıracaktır. İslam, asla faşizmin bir çeşidi değildir. Bu yüzden onunla uzlaşmak zorundasınız; Tıpkı Güney Afrika&#8217;da ve Amerika&#8217;nın güneyinde beyazların siyahlarla anlaşması gibi.” (Goody, s. 18) İslam hakkında peşin hükümlü olmaktan kaçınmamız gerekir. (Goody, s. 24) Avrupa, hiçbir zaman tamamen izole olmuş ve tamamen Hristiyan kalmış bir kıta değildir. İslam&#8217;a dönersek, onun ortaya çıkışını Hristiyan Avrupa&#8217;ya el koyması olarak görmemek gerekir, zira Hristiyanlıkta aynı şeyi Yahudilik için yapmıştır. Bu üç dinin de var olmaya hakkı vardır. Hepsi Avrupa&#8217;nın birer parçasıdır. (Goody, s. 32) Büyük enerji tüketimine sahip Batı dünyası, Ortadoğu petrolüne muhtaçtır. (Goody, s. 20) Doğu, Avrupalılar için daima siyasi bir ilgi kaynağı olmuştur; önce Grekler ve daha sonra Romalılar doğuda büyük imparatorluklar kurmuştur. &#8216;Öteki&#8217;, coğrafi olarak hiçbir zaman ayrı olmamış, hep aramızda olmuştur. İslam geçmişte de öteki değildi, şimdi de değildir. Müslümanlar artık Avrupa sahnesinin bir parçası haline gelmişlerdir.” (Goody, s. 34, 36, 213) İslam&#8217;ın Avrupa&#8217;ya gelişi daha çok Yahudilik ve Hristiyanlığın Avrupa’ya gelişine benzemektedir. Zira Hristiyan ve Yahudiler Avrupa&#8217;ya geldiklerinde, önceki rejimlere entegre olmak yerine, onlarla çatışmış ve onları dönüştürmüştür. İslam, hiçbir zaman &#8216;öteki&#8217; yani Doğu olmamış, tam tersine her zaman Avrupalıların hayatının bir parçası olmuştur. İslam&#8217;ın önemini takdir etmeliyiz. Müslümanlar, Hristiyan bir ortamda kendi dini kimliklerini muhafaza etmek istemektedir. Noel, Paskalya, azizler ve diğer tatiller, Hristiyanlık dinine dayanmaktadır. Müslümanları gurbet havasından kurtarıp, kendilerini evde hissetmelerini sağlayacak &#8216;çok kültürlülük&#8217; gibi bir anlayış uygulanabilecek midir? Avrupa, göçmenlerin Hristiyan gibi davranmaları dışında bir çözüme yanaşmamaktadır. Göçmenler güvenlerini kısmen İslam&#8217;dan, daha doğrusu gurbette yeniden doğan İslam&#8217;dan almaktadır. Almanya&#8217;da Türkler ayrımcılığa uğradıkları için tıpkı Fransa&#8217;dakiler gibi, İslam&#8217;a sarılmaktadır. Müslüman gruplarının diğer Müslüman güçlerden yardım alması olgusu, Yahudi cemaatinin İsrail&#8217;e yaptığı yardımlar bağlamında ele alınması gereken bir konudur. Her halükarda İslam&#8217;ı dünyamızın bir parçası olarak kabul etmek durumundayız; tıpkı geçmişimizin bir parçası olduğu gibi. (Goody, s. 128, 132, 136, 138-140, 144-145) Avrupa&#8217;da din, kimlik ile özdeşleşmiştir. (N. Daniel, The Araba and the Medieval Europe, s. 303) Din, kimliğin asli unsurlarından biridir.  Amerikalı Yahudiler hiçbir zaman Amerikalı olmamışlardır. Bu Yahudiler kendisini Yahudi olarak tanımlayan bir başka devlete yani İsrail&#8217;e destek vermektedirler. Bu durum, gelecekte Avrupa&#8217;daki Müslüman toplulukların intibakına ve onların ortaya koyacakları siyasi hareketlere de model teşkil edecektir. (Goody, s. 170, 171)</span></p>
<p> </p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalizm-yanilgisi.html">Oryantalizm Yanılgısı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/oryantalizm-yanilgisi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oryantalistlerin Kur&#8217;an, İslam ile ilgili eleştirilerine cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2012 11:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalist iddialarına cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistler]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=2245</guid>

					<description><![CDATA[<p>  “Ehli kitaptan bir çoğu Müslümanları tekrar kafirliğe çevirmek” (Bakara, 109) ve “onları doğru yoldan sapıttırmak” (Ali İmran, 69) istemekte ve bu yönde yüzlerce yıldır misyoner ve oryantalist merkezli çalışmalar yapmaktadırlar. İslam’la ilgili eleştirilerinde belli bir kural, metot kullanmayan oryantalistler İslami kaynaklar içerisinde işlerine gelenleri cımbızla seçmekte, ortamında kopardıkları metinleri önceden belirdikleri amaçlarına ulaşmak için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html">Oryantalistlerin Kur’an, İslam ile ilgili eleştirilerine cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ehli kitaptan bir çoğu Müslümanları tekrar kafirliğe çevirmek” (Bakara, 109) ve “onları doğru yoldan sapıttırmak” (Ali İmran, 69) istemekte ve bu yönde yüzlerce yıldır misyoner ve oryantalist merkezli çalışmalar yapmaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’la ilgili eleştirilerinde belli bir kural, metot kullanmayan oryantalistler İslami kaynaklar içerisinde işlerine gelenleri cımbızla seçmekte, ortamında kopardıkları metinleri önceden belirdikleri amaçlarına ulaşmak için kullanmaktadırlar. En aşırı Şii kaynağı delil getirir; Kur’an’a saldırır, Kur’an’da bir ayette geçen kelime ile hadislerde geçen aynı anlamdaki bir ‘başka bir kelimeyi’ birleştirir, aralarında irtibat bulunmayan konuları birbirlerine ekler; ayet ve hadisleri istedikleri gibi yorumlar, kelimeleri istedikleri gibi anlamlandırabileceklerini zanneder; hadislerin ve İslam tarihinin sonradan uydurulduğunu ileri sürer ama sonra ‘uydurma’ kabul ettikleri bu kaynakları kullanarak da İslam’a saldırırlar. İncil ile ilgili birçok gerçeği gizler, bilmiyormuş gözükür ve bu konuda muhataplarına karşı da “saldırı en iyi savunmadır” metodunu kullanırlar. Yalan ve iftiradan asla sakınmaz ve gerçeği bile bile gizlerler. Kaynak gösterdikleri eserlere hemen hemen hiçbir okuyucusunun başvurmayacağını bildiklerinden kaynaklar arasında dolaşıp istedikleri hedefe ulaşmak için, işlerine gelenleri seçip itham ve iftiralarında kullanırlar! Hakbuki &#8220;ilerideki yüzyıllarda insan cinsinin düşünceleri ve inançları üzerinde barışçı bir etki yapmak üzere Haktan gönderilen en kuvvetli vasıtayı (Kur’an’ı), en inatçı taassup ve en cahil saldırılarla karşılamak kadar yanlış ve hem de gülünç bir hareket olamaz.&#8221; (Lord John Davenport, Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim, s. 55) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ile terörü özdeşleştirmeye çalışan Batı dünyası önce kendi tarihleri ile yüzleşmelidirler! &#8220;Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla anasının, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanları, kendi av halkı olacaktır.&#8221;  (Matta:10-34-36)  Sadece son yüzyılda Hristiyan Batı, dünyaya iki dünya savaşı, iki atom bombası, 4 kıtaya da (Afrika, Asya, Avustralya ve Amerika) işkence, katliam, sömürü ve asimilasyon sığdırdı! Onlar  &#8220;Barış, müjde&#8221; ile geldik derken geride bıraktıkları sadece zulüm, kan, gözyaşı  olmuştur. Kenya Devlet Başkanı Kenu Kenyattu: “Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.” (Bayram Küçükoğlu, Türk dünyasında misyonerlik, s, 11; Ahmet Şerif İzgören, Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, s. 96; Mustafa Balbay, Avrupa&#8217;nın Terör sorunu, Cumhuriyet, 18.2.1999; Melih Aşık, Milliyet, 15.02.2008) &#8220;Peru fatihi&#8221; Francisco Pisarro, bu ülkenin kıyılarına ulaşıp İnkalar&#8217;ı kitleler halinde  katletmeye başladığında, yüreğinde hâlâ azıcık vicdan duygusu bulunanlar duruma isyan etmiş ve ünlü komutana bu kadar çok kan dökmemesi yolunda uyarıda bulunmuşlardı. Pisarro homurdanmalar gitgide artınca bir kaç kardinalden insanlık tarihine geçecek  şöyle bir fetva almıştır:  &#8220;Fethedilen bu topraklarda yaşayan canlılar (İnka İmparatorluğu&#8217;nda yaşayan insanlar) her ne kadar insana benzer bir görünüme sahip olup iki ayakları üzerinde yürümekteyseler de, sonuç itibarıyla Engizisyon Mahkemesi bunların farklı bir hayvan türü oldukları kanaatine varmıştır. Bu vesileyle, düşünme ve iman etme yetisinden yoksun olan bu &#8216;hayvanların&#8217; katli vacip görülmüştür.&#8221; (Ali Murat Güven, Yeni Şafak, 26.01.2003) Bu ‘Hayvanların’ teknoloji, mühendislik, astronomide ne kadar ilerledikleri ve kendilerini katledenleri katbekat aştıkları ise daha sonra anlaşılacaktı! Amerika’nın keşfinin ilk 50 yılında Katolik İspanyollar bir  milyon yerlinin katliam, kölelik ve enfeksiyonal hastalıklardan dolayı ölümüne sebep  olmuştur. Ve daha sonra 150 yıl içinde 100 milyon insan yani yerli halkın 90%  haritadan silinmiştir. Amerika’nın keşfinden 19. yüzyıla kadar 13 milyon Afrikalı  köleleştirilip Amerika’ya götürülmüştür. Kendi mezhepleri arasında yüzyıl savaşları yapan, iki cihan savaşına neden olup yeryüzünü cehenneme çeviren, gizli örgütlerle dünyayı yönlendirip yönetmeye çalışanlar acaba hiç iç muhasebe yapabilecek midir? “Onlara: &#8216;Yeryüzünde fesat çıkarmayın&#8217; denildiğinde: &#8216;Biz sadece ıslah edicileriz&#8217; derler. İyi bilin ki, onlar fesat çıkaranların ta kendileridir, fakat anlamazlar.” (Bakara, 11-12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesih’in çarmıhta kendini kurban vermesi (1. pet.2:24) kendi kanını bizim günahlarımız için dökmesi, Tanrı’nın gazabını (Yuhanna 2: 2; Yuhanna 1: 12) bizden uzaklaştırmasına neden oldu. Kişiyi Tanrı’nın gazabından kurtaracak tek şey, Mesih’in o kişinin yerine çarmıhta kurban olarak ölmesidir. (1. pet. 2: 24) Cehennem,  Tanrı’nın huzurunun bulunmadığı, ateşle işkence edilen bir yerdir.  (Matta 25: 46)  “Hristiyan olmayanlar cehenneme ‘sonsuza dek’ atılacaklar.” (Matta 25: 46) E hani  tanrınız &#8220;sevgi&#8221; idi? Kutsal kitap, ‘tanrı sevgidir.’ (Yuhanna 4:16) ‘ve o herkesi’ sever. (Matta 5:43-48; Yuhanna 3:16) diyordunuz? Bizim ilahımız zalimlere kızınca “Tanrı hiç kızar mı?” diye sorarsınız ama sizinki acı çekip, oğlunu (!) çarmıha gerdirip gazabını  ancak bu şekilde söndürünce iyi oluyor öyle mi? Ya peki bizim ‘Melek’ tabir ettiğimiz bebekler için, günahkar doğum (asli günah) iddianıza ne demeli? “Orijinal günah, günahlı doğum Adem’den kaynaklandı ve aileden çocuklarına geçmeye başladı. Bizler doğal olarak Tanrı’nın gazabının çocuklarıyız.” (Efes, 2:3) Bebekler günahkar doğar ve onlar tanrının gazabının eseridir. Bu tanrı bir de “sevgi” tanrısı olmasa ne olurdu acaba?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teslis; Baba, oğul ve kutsal ruh hakkındaki kendi açıklamaları şöyledir: Tanrı tek bir varlık olduğu halde üç kişide kendini gösterir. Üçlü birlik; üç tanrıdan oluşan tek tanrı veya tek kişinin üç şekilde görünmesi değildir. Üçlü birlikçilik, tek tanrıcıdır (monoteisttir). Var olmuş tek tanrı dışında hiçbir tanrı yoktur ve her şeyin hakimidir.” Çok ikna edici değil mi? ‘Başta bir hata yaptık şimdi zorlama ile anca bu kadar kıvırabiliyoruz’ demeyen bu kesim, İslam’daki tevhit, yaratıcının tek olmasını ise içselleştirememektedir! Peki, ‘Baba ve oğul’u geçtik, sadece kutsal ruh için yapılan şu tanrı tanımı, bu monoteist tanrı teorilerini çürütmüyor mu: “Kutsal ruh; Üçlü birliğin üçüncü kişisidir. Kutsal ruh ‘tamamen’<strong> </strong>Tanrı’dır.” Ya oğul İsa? “Üçlü birliğin ikinci kişisidir. ‘Beden almış söz’dür. (Yuhanna 1:1, 14) Hem tanrı hem ‘insan’dır. (kol. 2:9)  ‘Tanrının oğlu’ terimi İsa’nın fiziksel anlamdaki Tanrı’nın oğlu değil, ruhsal anlamda İsa’nın tanrısallığını anlatmak için kullanılır. (Yuhanna 5:18) Bakalım gerçekte öyle mi? Yuhanna 18: “Bundan dolayı Yahudiler onu öldürmeye daha ziyade çalışıyorlardı, çünkü yalnız cumartesi gününü bozmakla kalmadı, fakat ‘Tanrı’nın  kendi babası   olduğunu  söyleyerek’ kendisini tanrı ile ‘bir’ kıldı&#8221; Nerede “Ruhsal anlamda” oğul ifadesi? Aksine tanrı ile ‘Bir’ olma ifadesi açıkça İncil’de geçmektedir. Zaten çarmıha gerilme olayı çürütmüyor mu bu iddiayı? İsa, bizim için, ‘insanlık için kendini feda eden tanrı’ değil mi idi? İsa Hristiyanlara göre tanrının sözüdür, sözün et kemiğe bürünmüş halidir: Başlangıçta söz vardı. Söz Tanrı’yla ‘birlikteydi’ ve ‘söz Tanrı’ydı.’ Ve söz ‘insan olup’ aramızda yaşadı.&#8221; (Yuhanna 1:1, 14)  Söz tanrı ile birlikte idi, aramıza insan olarak geldi, tanrının oğlu idi, bir de kutsal ruh var tabii, yani böl parçala yönet taktiğini tanrıya da uygulayan kilise! Ya peki insan? “insan, Tanrı’nın benzerliğinde yaratıldı.” (Yar. 1:26) İnsan olan İsa tanrı olunca, diğer insanlar da tanrı benzeri oluyor doğal olarak! “Cennet, Tanrı’nın bulunduğu yerdir.” Tanrıyı üçe çıkarma yetmedi, bir de O’na yer isnat etmektedirler. Tabii “yorulan, sarhoş gibi uyanan, güreşte yenilen vd.” tanrı inancı yanında, O’na yer izafe etmek ne kadar günah olabilir ayrı konu? (Detay, ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımızda) Kurtuluş, “Mesih’e ve ‘O’nun çarmıhtaki kurban oluşuna güvenen’ herkese Tanrı’nın karşılıksız bir armağanıdır. (Efes. 2:8-9) O bizim aracımızdır. (1. tim. 2:5) Kurtuluşu kazanmak için ‘iyi işlerimiz yetersizdir’<strong> </strong>ve Tanrı’nın huzurunda ‘kabul edilmez.’ (Yeşaya 64:6) Tüm bu alıntılar, “answering-islam” ve “hristiyanturk” adlı kendi web sitelerden aktarılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/engisizyon-2" rel="attachment wp-att-2247"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2247" title="engisizyon-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/engisizyon-2.jpg" alt="" width="153" height="641" /></a> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/engisizyon-1" rel="attachment wp-att-2248"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2248 aligncenter" title="engisizyon-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/engisizyon-1.jpg" alt="" width="700" height="175" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/engisizyon-3" rel="attachment wp-att-2249"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2249" title="engisizyon-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/engisizyon-3.jpg" alt="" width="743" height="138" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendi kutsal kitapları insan yazması olunca, Kur’an’ın ilahiliği tabii ki oryantalistlerin canını sıkmaktadır: “Kur’an’ı Muhammed kendisi yapmıştır. Esinlenmemiştir veya kutsal yazı değildir. Orijinallerinden bugüne doğru geldiği kanıtlayacak deliller yoktur.” Çekememezlik, kıskançlık böyle bir şey işte!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cevabı bir oryantalist (John Bertin) versin: &#8220;Bütün olumsuzluklarına rağmen, Müslümanların hadisleri vesikalandırma şansı, bizim Kutsal Kitabımızı vesikalandırma şansımızdan  daha fazladır.” (Münih’teki Ocak 1998 tarihli konuşmasından.) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Misyoner ve oryantalistlerin soruları ve cevaplarımız</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Tanrı neden İsa’dan yaklaşık 600 yıl sonra, başlangıçtan beri var olan eşsiz planını değiştirip yeni bir mantıkla ortaya yeni bir din çıkartmıştır? Özellikle şeriat yani yasa, Mesih öncesine aittir. Tevrat’ta bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Mesih’in gelişi şeriata yeni bir boyut</strong><strong> getirmiştir. Durum bu olunca Tanrı önce şeriatı verip sonra kaldırıp tamamlayıp sonra neden yeniden İslam inancı ile yenilemiştir?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eşsiz planın değiştirilmesi iddiası, olaylara  Hristiyan inanç merkezli  bakış açısının sonucudur. Oryantalistler kendi dinlerini merkeze koyup böyle bir yorum yapabilirler ama aynı yorumu bizim kabul etmemiz veya bu çerçeve üzerinden değerlendirme yapmamızı istemeleri mantıklı değildir. Allah&#8217;ımızın eşsiz planı aksaksız devam etmektedir ve bu planda da bir değişiklik olmaz! (Fetih, 23) Yahudi şeriatı bozuldu bu doğru! Bu yanlışı İsa&#8217;nın şeriatı -kuralları-  düzeltti ve eksiklik giderildi! Bu da doğru. Eksik olan, İsa şeriatının da tıpkı Musa şeriatının olduğu gibi zamanla bozulmuş olmasıdır. Tevrat&#8217;ın bozulduğunu ve İsa (as) ile vahyin yeni bir boyut kazandığını kabul eden zihniyet, aynı şeyin kendi kitabının başına gelince onu düzelten, ona yeni boyutlar kazandıran İslam&#8217;a itiraz etmesi hayli düşündürücüdür. Bu konuda, “İslam tüm dinlerin özüdür” isimli yazımızı özellikle tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Kutsal Kitap mantığı ile baktığımızda bizler Mesih’i kurtarıcı ve Rab olarak, ayrıca görünmeyen Allah’ın görüntüsü ve kelamı olarak kabul ediyoruz. Bunun dışında da biyolojik bir anlam katmadan oğlu diyoruz. Biyolojik anlam katmadan diyorum çünkü Tanrı’nın bir insanla biyolojik bir ilişkiye girmesi inancımız gereği Tanrı’ya hakaret ve küfürdür. Ancak Kur’an bizleri ve inancımızı aşağıdaki ayetlerde belirttiği gibi niteliyor. Sizce bizim inancımızda böyle bir bakış olmadığı halde her şeye gücü yeten Allah, geçmiş tarihi ve insanların ibadetlerini bilmediği için yeni gönderdiğinde böyle bir açıklama yapma gereğini mi hissediyor? Kur’an şöyle diyor; Dediler ki: &#8220;Allah çocuk edindi!&#8221; Hâşâ! O, münezzehtir! O, müstağnidir! Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur! Yunus/68; “Bir de: &#8220;Allah çocuk edindi.&#8221; diyenleri uyarmak için.”; Keyf/4 &#8220;Rahman çocuk edindi. dediler.” Meryem/88; Böyle iken dediler ki: &#8220;Rahman çocuk edindi.&#8221; Allah bundan münezzehtir. Doğrusu (o çocuk dedikleri) sadece şerefli bir takım kullardır; Enbiya/26.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle bu ayetler müşrikleri kasteder. Ama bir realite var ki, zaten Hristiyanlar da bunu hissetmekte ve üzerlerine almaktadırlar ki ve haklılar da! Aslında Hristiyanlık literatüründe &#8220;oğul&#8221; ifadesi zaten vardır ve bunu Kur’an uydurmıştır! Yetmedi bir de Anne var (Detay aşağıda verilmiştir.) Baba ise zaten var, asıl tanrı O! İsa&#8217;yı biyolojik oğul ilan eden zaten İncil&#8217;in bizzat kendisidir: İsa yiyor, uyuyor, acı duyuyor, ölüyor. O Tanrı&#8217;nın gönderdiği melek olsa kimse ona zaten zarar veremezdi. Onu insan/oğul/kelam karışımı hilkat garibesi yarı tanrı yarı kral ilan eden bizzat Hristiyanların kendisi değil midir? Eğer İsa biyolojik bir figür değilse, İsa&#8217;nın fizyolojisi, onu oluşturan elementlerin yapısı ne idi?  2000 yıllık İsa figürünü, ‘İslam tevhit inancına muhatap olmasa idiniz,’ böyle farklı açıklamaya ihtiyaç duyar mıydınız acaba? İsa&#8217;yı biyolojik tanrı ilan eden Kur’an değil bizzat İncil kaynaklı Hristiyan bakış açısıdır! İsa için; &#8220;üçlü birliğin ikinci kişisi, ‘Beden almış’ söz (Yuhanna1:1), Hem tanrı hem ‘insan’ (Kol.2:9), başlangıçta söz vardı, söz tanrıyla birlikteydi ve ‘söz insan olup’ aramızda yaşadı. (Yuhanna 1: 14) ifadeleri bizzat sizin kitaplarınızda bulunmakta değil midir? Ayrıca bırakın oğlu, Baba (!) insanı yaratırken kendine benzer yarattı (Yar.1:26) diyen sizin kutsal kitabınız değil midir? Bunlar Kur’an’dan mı alıntılardır?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Tarih boyunca bilinir ki İncil’i İsa değil esinleme yolu ile O’nun yaptıklarını görenler ve O’nun kurtarış müjdesini alanlar esinleme yoluyla yazmıştır. Ancak Kur’an bize bunun aksini iddia ediyor yine soruyorum. Her şeye gücü yeten Allah geçmişte kime ne verip vermediğini bilmemekte midir? Ayetlere bakalım; “Allah o günde şöyle buyuracak: &#8220;Ey Meryem oğlu İsa, sana ve anana olan nimetimi düşün; hani seni Cebrail ile destekledim, insanlarla hem beşikte hem de yetişkin iken konuşuyordun; sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i öğrettim.” Maide/110; “Sonra onların izleri üzerinde ardarda peygamberlerimizle izledik; arkasından Meryem oğlu İsa&#8217;yı gönderdik, ona İncil&#8217;i verdik ve ona uyanların kalplerinde bir şefkat ve merhamet yarattık. Bir de rahipliği ki, onu onlar uydurdular, Biz onu üzerlerine yazmamıştık; ancak Allah&#8217;ın rızasını aramak için yaptılar, sonra da ona hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman etmiş olanlara mükâfatlarını verdik, çokları ise yoldan çıkmış fasıklardır.” Hadid/27.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir kere altını özellikle çizelim ki esinlenme ile vahit çok farklı kavramlardır! Esinlenme, vahiy ile kıyas bile edilemez ama bu ayrı ve uzun bir konudur…‘Esinleme yani ilham/içlerine doğan ile İncil’in nasıl yazıldığını daha sonra açıklayacağız! Konumuza gelirsek; İslami bakış açısının ana kaynağı Kur’an’dır. Biz Müslümanlar İncil&#8217;i Kur’an gibi, Hz. İsa&#8217;ya indirilmiş kutsal bir kitap olarak kabul ederiz. Kur’an&#8217;da bu anlamda birçok ayet de vardır! (Al-i İmran, 3-4; Meryem, 30; Maide, 46; Hadid, 27) Ama sizler Kur’an&#8217;ın olayları bizzat sizin bakış açınıza göre, sizin inancınıza göre kabul etmesini ve yorumlamasını bekliyorsunuz. Sizler, Allah&#8217;ı sizin yaptığınız delalete şahit tutmak istiyorsunuz. Bir de bu olmayınca, Hâşâ, kınıyor, O&#8217;na iftirada bulunuyorsunuz! Ey Ehli Kitap! Tarafsız olmaya çalışın ve hangi iddianın daha tutarlı olduğuna siz karar verin: Peygamberler silsilesinde aniden bir insanın Tanrı’nın oğlu olup politeizme kayan bir inanç sistemi ile ortaya çıkması mı, yoksa Yüce Yaratıcının ilk insandan itibaren ‘sadece insan olan peygamberlerden elçiler seçip’ hep aynı mesajı insanlara bildirmesi mi?! Ki, İslam tüm peygamberleri hak kabul eden tek dindir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Üçlü birlikle ilgili, bizler üçlü birliği Baba Oğul ve Kutsal Ruh olarak algılarken (ki bunun açılımı kesinlikle biyolojik kavramlarla ilgili değildir) Kur’an nasıl olup ta bizlerin Baba oğul ve Anne üçlemesine inandığımızdan bahseder. Ve Allah şöyle buyurduğu zaman: &#8220;Ey Meryem oğlu İsa, sen misin o insanlara &#8220;Beni ve o anamı Allah yanında iki tanrı edinin.&#8221; diyen? Maide/116.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1300’lü yıllarda papaz Ricoldo de Monte Croce, Hristiyanların hızla Müslüman olduğundan yakınırken, “Ben kepaze oldum. Tanrı’nın sözü kepaze oldu. Tanrı İsa ve Meryem, Muhammed’e karşı Hristiyanları desteklemiyor mu?” (Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, s. 44) demektedir. ‘Tanrı İsa’ yanında neden Meryem’den de papaz ‘destek’ beklemektedir?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Öyle bir takım Hristiyan mezhepleri türemişti ki, Allah’a ait değer ve sıfatları Yusuf Neccar’ın karısına/Meryem’e (İnciller&#8217;e göre Yusuf en-Neccar, Meryem&#8217;in İsa&#8217;yı dünyaya getirmesinden sonra onunla evlenmiş, bu evlilikten erkek ve kız çocukları doğmuştur: Matta, 13/55; Markos, 6/3; Galatyalılar&#8217;a Mektup, 1/18-19; DİA; Yusuf en-Neccar/marangoz Yusuf maddesi) verecek kadar utanılır hareketlerde bulunmuşlardır. Meryemliler denilen mezhep sahipleri, kutsal ruh yerine Meryem Betul’u (Betul: Hz. Meryem ve Hz. Fatıma için kullanılan “iffetli ve namuslu kadın” anlamında bir sıfat) koyan yeni bir üçlemeye inanırlardı. İsa, tek tanrıya ibadete çağırdığı halde tapınmaya layık görülen şeyler oyma ve boyalı resimler olmuştu.” (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an-ı Kerim; Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 3) Zamanla da &#8220;Rum Kilisesinde, halkın dininin yoğun coşkusu,  Meryem&#8217;e, azizlere, tasvirlere ve kutsal emanetlere ‘tapınmakla’ kendine bir çıkış yolu bulmuştur.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 216) Zaten, “Ey kutsal olan bakire Meryem. Bizi kutsa ve koru”  türü dualar da aynı inancın tezahüründen başka bir şey değildir. Özellikle Katolik ve Or­todoks mezheplerinde Hz. Meryem, ‘Tanrının annesi’ olarak ön plana çıkmaktadır. “Meryem Kültü 5. ve 6. asırda doğuda başlamış ve batıya da yerleşmiştir. Meryem&#8217;e tapınma iddiaları Katoliklerle Protestanlar arasındaki en büyük ayrışma konularından biridir.” (Mevcut kaynaklara göre Hristiyanlık, s. 223, 313) İslam geldikten çok sonra ortaya çıkan Protestan mezhebinde bu yaklaşım daha az görülmektedir. Meşhur Efes Konsili Meryem&#8217;in Theotokos/Tanrı&#8217;yı doğuran/Tanrı&#8217;nın anası olduğunu tasdik ve ilan etmiştir. (DB, IV/1, s. 793; J. de Baciocchi, Immaculée conception, Catholicisme, VIII. 570; XIV. 1128; DİA, Meryem maddesi) “431&#8217;de yapılan Efes konsilinde hazreti Meryem’e ‘Tanrı doğuran’ sıfatı verildi. 787&#8217;de yapılan ikinci İznik konsilinde ikonlara tapmanın günah olmadığı kararı verildi.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 62) Luka İncili (1/28, 30, 35, 42, 45) Hz. Meryem&#8217;in sahip olduğu üstün nitelikleri ve onun kutsallığını nakletmektedir. 1 Kasım 1950&#8217;de Papa XII. Pie, Hz. Meryem&#8217;in öldükten sonra bedeniyle birlikte semaya kaldırıldığı dogmasını ilan etmişti. İsa, Meryem’in karnında iken, ilah taşıyan normal bir insan olamazdı zaten! Görüldüğü gibi, bir yanlış devamında birçok yanlışı getirmiştir. Ayrıca kiliseleri/evleri süsleyen Meryem ana resim/heykelleri ne anlama geliyor? Onlar önünde ibadet maksadı ile yapılan ritüeller neyi ifade ediyor? Tarihte  var olan  &#8220;Berberaniyye&#8221; adlı  tarikat Hz. Meryem&#8217;i tanrı ilan etmedi mi? (İbn-i Hazm, Fisal; Elmalılı, maide 116. Ayet tefsiri) “Meryem’i ilahlaştıran tarihte Collyridiens gibi akımlar bulunmuştur.” (D. Masson, Le Coran et la revelastion Jude – o – Chetienne, I/93) İbni Teymiyye de, Said bin el-Batrik&#8217;in &#8216;Hristiyanların haberleri&#8217; adlı eserinde, ‘el-Merisiyye adlı bir mezhebin Hz. Meryem’i ilah gördüğünü’ bizlere haber vermektedir. Günümüzde de bu artık açıkça belgelenmiştir. Alman asıllı bilim adamı Nureddin Steinhorst: &#8220;Hristiyanlıkta İsa&#8217;nın annesi, Allah’ın annesi ilan edilmiştir. Papalıkça ortaya konulan son kurala göre Meryem, Allah&#8217;ın annesi sıfatı ile bedeni olarak miraca çıkmıştır.” (Yeni Sabah gazetesi, 23.04.1958) “Günümüzde Hristiyanlar Hz. Meryem&#8217;i bir ilah mertebesinde kabul eder, adına dua eder ve ibadet yaparlar.” (Salih Akdemir, Rahip G. Basetti-Sani, A.Ü.İ.F.D., XXVII, s. 197) Papalık 1854&#8217;te ‘immaculee conception’ (Hz. Meryem&#8217;in asli günahtan uzak olarak yaratıldığını) ve 1950&#8217;de ‘Assomption’ (Hz. Meryem mucizevi şekilde meleklerce göğe yükseltildiği) inancı kabul etmiştir. &#8220;Scutari şehrinde bakire Meryem&#8217;in güzel bir heykeli vardı. Ülkenin her yerinden binlerce insan hediyelerini &#8216;takdim&#8217; ederdi.&#8221; (L. M. J. Garnett,The Woman of Turkey and their Folklore, s. 268) Aynısını Mekke’li müşrikler de putlara yapardı! &#8220;Bosna&#8217;lı Bogomillere karşı ‘Papalık, birkaç kez haçlı seferi’ yapmak istemişti. ‘Bogomiller, bakire Meryem&#8217;e tapınmayı hiçbir şekilde kabul etmiyorlar’ ve dini tasvirlerin önünde eğilmenin şirk olduğunu düşünüyorlardı.&#8221; (A. J. Evans, Through Bosnia and the Herzegovina, s. 30-31) Evet ‘Papa, Meryem’e ‘tapmayanlara’ haçlı seferi düşünmüştü, hem de defalarca! Demek ki Meryem’e tapmamak, Papa’lığa göre İslam kadar tehlikeli bir inanç şekli idi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/meryem-ana-1" rel="attachment wp-att-2250"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2250" title="meryem-ana-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-1.jpg" alt="" width="599" height="825" /></a></span><br />
<span style="color: #000000;">            </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/meryemana-2" rel="attachment wp-att-3942"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3942" title="meryemana-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryemana-2.jpg" alt="" width="500" height="344" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2252" title="meryem-ana-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-3.jpg" alt="" width="420" height="233" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ey Hristiyan arkadaş! Meryem Ana&#8217;yı kutsal kabul etmiyorsanız bu resim/heykeller neden? İsa heykelleri O&#8217;nu kutsal kabul ettiğinizin göstergesi değil midir? &#8220;İsa gibi ışık saçan, İsa gibi cehennemden kurtaran, nur alan, başına İsa gibi taç konan, etrafını İsa gibi havarilerin sardığı, çocuklara gözüküp ilham veren, İsa ile beraber olan&#8221; bir kadının kilisede ne işi var? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meryem Ana Dualarından bazılar: “Ey Meryem&#8217;in lekesiz kalbi, sana bugünkü dualarımı, eylemlerimi ve fedakarlıklarımı ‘sunuyorum.’ Amin”; “Ey Meryem, ‘ayaklarına kapanıyorum.’ Tüm benliğimi, varlığımı ellerine ve kalbine ‘teslim ediyorum.’ Bu yeni günde, merhametli şefkatinle bende Oğlun Mesih İsa&#8217;nın hayatını ‘yarat’. Ey ‘göklerin Kraliçesi’, Amin.”; “Lekesiz Bakire, benim annem, Meryem, Ey Kraliçem ve ‘Kilise&#8217;nin Annesi’, Mesih İsa&#8217;nın egemenliğinin dünyaya gelmesi için senin kutsal görevine sadakatle iştirak etmeme izin vermeni rica ediyorum.”; “Ey Lekesiz Bakire, Adalet aynası, ‘tanrısal yardımın sevgisini bizde koru.’ Amin.”; “Her zaman bakire anne, biz günahkarlara merhamet et.”; “Ey ‘Allah&#8217;ın Aziz Annesi’, denenmede olan bizlerin yakarışlarını hor görme ve bizi her tehlikeden ‘kurtar.’ Amin.”; “Aziz Bakire Meryem, daima birlik içinde kalmaları için ‘ailelerimizi koru’ ve çocuklarımı­zın eğitimini ‘kutsa.’ Amin.”; “Ey şefkatli bakire Meryem, ‘sana sığınan, yardımını dileyen ve aracılığını isteyen’ hiç bir kimse­nin, senin ‘yardımını görmeden geri çevrilmediğini’ hatırla. Bundan cesaret alarak sana koşuyorum. Ey Mesih İsa&#8217;nın annesi ve benim şefkatli Annem, sana geliyorum ve günahlarım yüzünden çektiğim acılarla ‘ayaklarına kapanıyorum.’ Ey kurtarıcımız Mesih&#8217;in annesi, ‘dualarımı reddetme, onları dinle ve kabul et.’ Amin.”; “Sağ ol Kraliçe, merhametli annemiz, ‘hayatımız, aşkımız ve ümidimiz sensin.’ Bizler cennetten kovulmuş olan Havva&#8217;nın evlatları, ‘sana yalvarıyoruz.’ Bu dünyada gözyaşı dökerek ve sızlanarak seni hasretle özlüyoruz. Bizim için ‘şefaatte bulunan’ annemiz, merhametli gözlerini bize çevir.” Amin; “Tanrım, bizleri, annemiz Meryem Ana ‘aracılığıyla, bu dünyada günahtan ve ebedi ölümden kurtar.’ Amin.”; “Tanrı Doğuran Bakire Kraliçe Meryem Anamız&#8217;a Dua: ‘Kutsalların Kutsalı Tanrı-doğuran’ bizi ‘kurtar.’ Ey ‘iyiliklerin sebebi’, ‘imanlıların dayanağı’, tüm ilahilere layık olan Bakire Tanrı-doğuran, sensin benim ‘hayatımın yardımcısı ve koruyucusu’, beni kendi limanına ulaştır. Ey ilahilerle övülen Tanrı-doğuran, vücudumun ağrılarına şefkatle dokun ve acılarıma ‘şifa ver.’ Bizler seni samimi ‘aracı’, yıkılmaz sağlam bir kale, ‘merhamet pınarı’ ve ‘herkesin sığınağı’ bilerek, sürekli iman ile yalvarıyoruz: ‘sürekli bizi koruyabilen sen her zaman bizlerin yardımına’ yetiş ve bizleri ‘her türlü tehlikeden kurtar.’ Ey bakire kız, sensin benim ömrümün yardımcısı ve ‘koruyucusu’ çünkü ayartılmaları bozup dağıtarak ‘şeytanların eziyetlerinden kurtarırsın’ beni. Sana daima yalvarıyorum, bozukluk getiren tutkularımdan beni kurtar. Ey bakire kız, ‘sen bizim sığınağımız, canlarımızın kurtarıcısı, sıkıntılarımız esnasında bizlere kutsal ışığınla esenlik ve huzur verensin.’ Ey Kutsal Hanımefendi, şimdi de ‘hastalıklardan ve her türlü kötülükten’ bizi kurtar.” (Hristiyan dininin Özü, s. 79-80; http://www.hristiyanforum.com/forum/showthread.php?t=350544) “Katoliklerin en çok söylenilen ve en üstün duaları olan Aziz merdiven duasından: Selam sana ey lütuf ile dolu Meryem, Allah senin iledir. Aziz Meryem, &#8216;Allah annesi&#8217; bize dua et.” (Ali Ömer, Hristiyanlığı terk ederek İslamiyet’i kabul edişimin sebepleri, s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’a göre, “Kendisinden yardım isenen, koruyan, şifa veren, yaratan, kurtaran, şifa veren, yardıma yetişen, tehlikelerden koruyan, huzur veren, sığınak olan ve kendisine yalvarılan” sadece Allah’tır. Yoksa tüm bu dualar şirk doludur ve şirk de İslam’ın dünyadan silmek istediği ilk ve en büyük günahtır! Evet, yukarıdaki dualarda, ‘tırnak içinde’ verilen terim, kavramların hepsi İslam’a göre Allah’a ait özelliklerdir ve bu özelliklerin başkalarına izafe edilmesi şirktir! Kur’an&#8217;ın ilk suresi olan Fatiha suresindeki Allah&#8217;a ait tüm özellikleri Meryem Ana&#8217;ya atfeden ve ayrıca Allah&#8217;ın sıfatlarından olan,&#8221; Birr, Rahman, Mecid, Vekil, Veli, Rahim, Müheymin, Hafız, Mukit, Mani, Hamid, Şafi, Afüv, Rauf, Mümin, Fettah, Macid, Selam&#8221; gibi birçok sıfatları da üzerinde toplayan bir insan tanrı ilan edilmiş olmuyor mu? Ki, duaların çoğunu buraya almadık bile…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katoliklere göre, &#8220;Meryem Ana’nın ‘analığı bitmemiştir’ ve ‘ebedi/sonsuz’ esenlikler sağlayan armağanları ‘garanti altına almaya devam’ etmektedir.” (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf: 969); “Coredemptrice (Tanrının, insanların günahına kefaret olarak kendisini feda etmesine ortak olan), Mére de Dieu (Tanrının annesi) inanışları, diğer taraftan fiili marianisme (Meryemperestlik) ki, İslam nazarında ‘Allah&#8217;a mahsus olan tazimin ihlalini’ teşkil eder. Nihayet İslam, Arap müşriklerine çok yakın olan ve bazı şark mezheplerinde görülen ‘Meryem&#8217;e tapmaya (Mariolatrie) karşı’ vaziyet almalıydı.” (Alman asıllı İsviçreli bir metafizikçi Frithjof Schuon, De l&#8217;Unite&#8217; transcendante des Religions, s. 38.) Günümüz Katolik inancının Meryem&#8217;e verdiği &#8220;Tanrının Annesi&#8221; (Inroduction à la Foi Catholique, s. 113)  sıfatı, duaları ona yöneltme, onu ruh ve bedeniyle diri sayma, dünyada hazır ve icraat yapan bir sıfatlar verme, İslam nazarında şirktir. İlah/Tanrı, ‘ibadetin kendisine yöneltildiği varlık’ demektir. Bu şartlar altında, Hristiyanların Meryem&#8217;i bir anlamda tanrılaştırdıkları görülmektedir. Onun heykelinin bile karşısına geçip, takdimlerde bulunmak, huşu ile eğilerek ona dua etmek ve ondan ancak Allah&#8217;ın yapabileceği şeyleri istemek, onu tanrılaştırmak, ilah seviyesine çıkarmak demektir. Kur&#8217;an nazarında tevhid, her türlü şaibeden uzak, halis ve arınmış olmalıdır. Dolayısı ile İslam tevhid akidesine göre Meryem&#8217;de Hristiyanlarca ilah kabul edilmiştir ve hâlâ edilmektedir ki, defalarca gittiğim birçok kilisede Meryem ana heykeli önünde diz çöküp dua eden Hristiyanlara defalarca rastladım! Ama günümüzde putlara taptıklarının bile farkında olmayan Hristiyanların bu tevhid inancını anlamalarını beklemek de itopik olur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Boşuna H. Rousseau, “Kabul etmek gerekir ki, halk dindarlığı putperest bir eğilime sahiptir.” (Reşit Rıza, Tefsiru’l-Menar, VII/262) dememektedir. Şimdiki Katolikler de Hz İsa gibi Meryem’inde “Dünyada hazır ve faaliyette bulunduğuna” inanıp göğe yükseldiğini kabul eder. 431’deki Efes Konsilinden itibaren onu” Tanrının anası” tanırlar. (İntroduction a la foi catholique, s. 113599) &#8220;Katolik inancına göre, ‘Meryem&#8217;in, İsa ve Tanrı ile aynı özden’ geldiğine, ‘şefkati ve merhametliliğiyle de’ Tanrıya uzanan bu yolda ‘ilk sırayı’ aldığına, hiç kuşku duyulmamaktadır.&#8221; (Boyer M.F. The Cult of Virgin: Offerings, Ornaments and Festivals London, s.  76) &#8220;Aynı özden gelmenin ve Tanrı anası olmanın bir ‘iman temeli olarak benimsendiği andan’ itibaren; ‘Meryem, Tanrıya tapınmada ilk sırayı almış’, cennet kraliçesi unvanına hak kazanmış bulunuyordu.&#8221; (Milburn R.L.P., Early Christian Interpretations of History London, s.  93) &#8220;İsa&#8217;nın Tanrı olarak kabulü, öz birliği ilkesi nedeniyle, Tanrıyı doğuranın da Tanrılığının benimsenmesi’ sonucunda, Tanrı Anası (Theotokos) kavramı  ortaya çıkmıştır.&#8221; (Caroll M.P., The Cult of Virgin Mary : Psychological Origins Princeton,  s. 62) Collyridiens diye adlandırılan, dördüncü asırda Arabistan&#8217;da doğup sonra kaybolan bir Hristiyan cemaati, tekerlekli bir taht üzerinde Meryem&#8217;i tazim ediyor, ona pastalar takdim ediyorlardı. Tamamen kadınlara mahsus, Meryem&#8217;e ait geniş bir ibadet merasimi vardı. (Duchesne, Historie ancienne de Eglise, II. 622&#8217;den Masson, Le Coran et la revelation Judeochreteenne 193-194) Wellhausen&#8217;e göre Uzza (Venüs yıldızı), Suriyeli Hristiyanlara göre göğün kraliçesi idi. Müşrik iken Uzza&#8217;ya tapmış olanlar, Hristiyan olduktan sonra onu, tanrıça Meryem şekline soktular ve Meryem&#8217;e çörek sunarak &#8216;Uzza ibadetini Meryem ibadeti şekline dönüştürmüşlerdir. (Wellhausen, Reste Arabischen Heldentums, Leipzig, 1927&#8217;den İbn el-Kalbî, Kitab al-Asnam, Putlar Kitabı, s. 70, n. 131&#8217;de mütercimin notu.) Daha 2. asırda St. İrenée, ‘Bidatlara Reddiye’ kitabında Ophites&#8217;lerin Ruhu &#8220;İlk Kadın&#8221; yahut &#8220;Yaşayanların Anası&#8221; ile karıştırarak, bunun Mesih&#8217;i doğurduğunu iddia ettiklerine dikkati çeker. Birkaç sene sonra Origene (&#8220;Yuhanna İncilinin Şerhi&#8221; adlı eserinde), özellikle ebionites muhitlerde bilinen ve İsa&#8217;nın annesini &#8220;Ruhu&#8217;l-Kudüs&#8221; ile aynı sayan bir &#8220;İbraniler İncili&#8217;ni zikreder. Aphraates nezdinde, birkaç anlama gelebilecek, şöyle tuhaf bir formül vardır: O der ki: &#8220;(Dindar) İnsan, babası, olan Allah&#8217;ı ve anası olan Ruhu&#8217;l-kudüs&#8217;ü sever ve ibadet eder.&#8221;  (Duchesne, Historie ancienne de Eglise, I, 94&#8217;den Masson, Le Coran et la revelation Judeochreteenne 193-94) İmparator Justinien kanunlarından birinde Meryem&#8217;in, imparatorluk hamiyesi olduğu kabul edilmiştir. (H. Atay, Kur’an&#8217;a Göre İman Esasları, s. 40 n. 132; Encycl. Americana, Vol, XVIII, p. 347, New York. 1957; Encyc. Britannica. Vol, XIV, p. 1000) Blachere&#8217;e göre, Kur’an&#8217;ın Meryem&#8217;in tanrılaştırılmasından bahsetmesinin sebebi, şark Hristiyanlığı tarafından Meryem&#8217;e tanınan büyük yerde aranmalıdır. (Blachere, Le Coran (Traductlon selon un essai de reclassement des Sourates), III/1133-1134, n. 77) Katolik Hristiyanlık &#8220;Meryem&#8217;e yöneltilen duaları Tanrının kabul edeceğini&#8221; ikrar eder. &#8220;Kilise, bütünüyle Meryem&#8217;i takdise inanır ve açıkça kabul eder ki Meryem, ruh ve beden olarak dirilmiştir. Halbuki öbür ölüler hakkında, sadece dirileceklerini söyleriz.&#8221; Keza ‘Hz. İsa gibi, Meryem&#8217;in de dünyada hazır ve icraatta bulunan olduğu’ ifade olunur ve onun göğe çıktığı akidesi (assomption) üzerinde durulur. (Introduction ala Foi Catholique, s. 599-600) Nitekim bugün bir bayram halinde kutlanır. “Meryem Ana tapınmasının dayandığı temel anlayış ‘Tanrısal Analıktır.’ Meryem&#8217;i en çok ‘kutsal’ kılan, Tanrıya annelik etmiş olması, merhametiyle insana şefaat hissini üstlenmiş olmasıdır. Meryem Ana ilahiyatı da, sadece, bu ‘Tanrısal Annelik’ sıfatı üzerine kurulmuştur. Katolik kiliselerinde Meryem Ana tapınması, ‘Tanrı gibi’ (İsa&#8217;yı da daha yüce fakat daha geride kılmış, inanan ile Tanrı arasına İsa&#8217;dan önce Meryem Ana da girmiştir.” (Pelikan J.J. The Byzantine Apologia for Icons Princeton-1990 s. 20; Dr. Kürsat Haldun Akalın, Orta çağın Hristiyanlık öğretisinde meryem ana yüceltmesi, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 27, 2007)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Meryem Ana tapınması, en tipik Hristiyan niteliklerini etkileyici sembollerle öne çıkartılarak bir taraftan iyilikseverlik ve merhametlilik, şefkat ve acıma hislerini galeyana getirmekte, diğer taraftan da Meryem yoluyla İsa&#8217;ya, İsa sayesinde de Tanrıya ulaşılabileceği fikri telkin edilmektedir.&#8221; (Boyer M.F. The Cult of Virgin: Offerings, s. 62-63) “Meryem&#8217;in Tanrıyla aynı özden geldiği inancı yerleşmeye başlamış, Bakire doğumu nedeniyle ve Tanrının Oğlunun annesi nitelemesiyle, Meryem&#8217;in de Tanrı seviyesinde ve özünde olduğu inancına ulaşılmıştır. Artık Meryem Ana, şefkatliliği ve şefaatçılığıyla Tanrıya uzanan yolda ilk sırayı almış, İsa&#8217;ya tapınmanın da önceliğini oluşturmuştur.” (Kürsat Haldun Akalın, s. 305)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" title="meryem-ana-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-2.jpg" alt="" width="504" height="436" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                          <strong>Bunlarda bir  Hristiyan&#8217;ların kendi itirafları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/meryem-ana-5-2" rel="attachment wp-att-2256"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2256" title="meryem-ana-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-51.jpg" alt="" width="672" height="744" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8688 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/teslis-meryem-tanri-3.jpg" alt="" width="758" height="355" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katolikler ve Ortodokslar (Ermeni Apostolik Kilisesi, Süryani Kadim kilisesi vs…) Meryem anayı adeta bir tanrıçaya dönüştürmüşlerdir. Ayinleri ve öğretilerinin merkezi neredeyse Mesih değil ama Meryem anadır. O‘nun onuruna yapılan kiliseler, hac yerleri ve bayramların sayısı İsa Mesih‘inkinden daha fazladır. Kutsal Kitap ışığında Katolik ve Ortodoks‘ların Meryem ana konusunda düşmüş oldukları beş temel yanılgı kısa olarak şunlardır…” (hristiyanturk.com, Meryem Ana’nın Kimliği ve Rolü Konusundaki Farklılık? 29. Nisan 2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katolik kilisesi 1950 yılındaki bir konsülde, Meryem&#8217;le ilgili olarak bütün Katoliklerce kabul edilmesi gereken yeni bir dogma ortaya attı. Bu dogma Meryem ananın ‘yeryüzündeki yaşamı sona erince, bedeni ve canıyla&#8217; aynı Mesih gibi göğe kaldırılıp, hükmetmek amacıyla ‘Rab tarafından evrenin kraliçesi olarak yüceltilmesi&#8217; öğretisiydi (hristiyanturk.com, Meryem Ana yalnızca bir insan; CEC. s. 254) O tarihten bu yana her sene, 15 Ağustosta tüm Katolik ve Ortodokslar Meryem&#8217;in göğe alınışını kutlarlar. ‘Hristiyan Dininin Özü’ adlı kitap ‘Aziz Meryem&#8217;in göğe alınışı bir iman maddesi midir? diye sorar ve hemen ardından da yanıtlar: ‘Aziz Meryem&#8217;in göğe alınışı bir ‘iman maddesidir’, çünkü o ‘Kilise&#8217;nin yanılmaz yetkisiyle’ belirlenmiştir. Katolik ve Ortodokslar (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim vd.) kiliseleri Meryem&#8217;e bağlılıklarında daha da ileri gidip, ‘ona özel bir ibadet, tapınış ve dua sunarak’ yanılgılarının doruğuna varırlar. Meryem&#8217;e sunmuş oldukları birçok dua da ‘ondan merhamet, yardım, günahlardan bağış dileyip, yaşamlarını onu eline teslim ettiklerini’ dile getirirler. Katoliklerce hazırlanan bir kitapçıkta Meryem&#8217;e şu dua yükseltilir: &#8220;Ey şefkatli Bakire Meryem, himayene sığınan, yardımını dileyen ve aracılığını isteyen hiç kimsenin, senin yardımını görmeden geri çevrildiğini hatırla. Bundan cesaret alarak sana koşuyorum. Ey Mesih İsa&#8217;nın Annesi ve benim şefkatli Annem, sana geliyorum ve günahlarım yüzünden çektiğin acılarla ayaklarına kapanıyorum. Ey Kurtarıcımız Mesih&#8217;in Annesi, dualarımı reddetme, onları dinle ve kabul et. Amin &#8221; (Hristiyan dininin Özü, s. 32, 79-80)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13622" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryam-ana-kutsal35346.png" alt="" width="864" height="570" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, Katolik-Ortodoks olan Hristiyanlarda -ki Hristiyanların büyük çoğunluğunu teşkil eder- hala ruhbanlık sınıfı devam etmektedir. Protestanlar arasında ise zaten fikir birliği yoktur ve onlar zaten param parça olmuş, birçok kliğe ayrılmışlardır. Bize bu itirazda bulunanlar küçük bir klik -akım olabilirler- belki hatta ruhbanlık sınıfına karşı da olabilirsiniz. O ruhban sınıfı ki, Hak olan İncil’i değiştirip şirk kaynağı haline getirmişlerdir. Aynı şeyi Yahudi hahamları da yapmıştır! Eğer bu şekilde düşünüyor iseniz, bu konuda Kur’an&#8217;a yaklaşmışsınız demektir ki o zaman ne mutlu sizlere! O halde buyurun gelin, Kur’an ile beraber Hristiyanlığın çoğunluğu oluşturan  ruhbanlık inancına karşı  beraber  mücadele edelim. Kur’an&#8217;da öyle demiyor mu zaten: “De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” (Ali İmran, 64) Ama lütfen, Hristiyanlık dünyasının ekseri çoğunluğunca kabul edilen &#8220;ruhbanlık sınıfı yoktur.&#8221; iddiasında bulunmayın, bu aklımızla alay etmek olur! Sizlere son bir teklif: Buyurun, bizim Hz. İsa (as) &#8216;a gösterdiğimiz sevgi ve saygıyı sizde, hatta vazgeçtim yarısını da bizim peygamberimize sizler gösteriniz. “Biz İsa’yı ret etsek İslam’dan çıkarız!” Sizlerde Hz. Muhammed’e hakaret edenleri, dikkat  sevmeyenleri değil, dinden de çıkarmayın, azarlayın yeter…! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/hiristiyanlikta-kadin-1-2-1" rel="attachment wp-att-2257"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2257" title="hiristiyanlikta-kadin-1-2-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hiristiyanlikta-kadin-1-2-1.jpg" alt="" width="542" height="545" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> İslam dinindeki bayan vaizeler ve bayanlara özel imamları düşünüp kıyaslayalım! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/islam-hiristiyanliktancanli-3" rel="attachment wp-att-3602"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3602" title="islam-hiristiyanliktancanli-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-hiristiyanliktancanli-3.jpg" alt="" width="400" height="471" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/hiristiyanlaragunaydin-1" rel="attachment wp-att-2282"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2282" title="hiristiyanlaragunaydin-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hiristiyanlaragunaydin-1.jpg" alt="" width="504" height="1253" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bilimsel ayetleri kabul etmeyen Hristiyan sitesine reddiye</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış&#8221; </strong><strong>(Zariyat Suresi, 7)</strong><strong> Ayete bakalım. Zariyat 7- “Yollara sahip göğe andolsun ki, (elmalılı)”Görüldüğü gibi Kur’an’daki bu ayet bilimsel verilere yaklaştırmak/uydurmak uğruna “yollar” ya da benzeri anlamdaki kelime, “yörünge” diye çevrilmiştir!!! Bir de şu ayetler: “Geceyi, gündüzü, Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor” </strong><strong>(Enbiya Suresi, 33)</strong><strong> “14:33- Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi” İlk önce çok çok önemli olan bir şey dikkatimizi çekiyor bu ifade sayesinde Kur’an’ın ne demeğe çalıştığına dair önemli bir ipucunu yakalıyoruz. Güneş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya neden dünyadan bahsedilmiyor?!?  Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi ki Kur’an’ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi yoktur.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gündüz gece  (Enbiya, 33) nerede gerçekleşir? Dünyamızda değil mi? İşte aradığın dünya! Yoksa gündüz gece ile ay ve günesin ne bağlantısı var ki, aynı  fiile (yüzmek) bağlanmış  olsunlar? Gece gündüzün  yörüngesi  olmaz; Gece gündüzün meydana geldiği dünyanın ve ay ile güneşin yörüngesi vardır. Ayrıca, 1400 sene önce güneş ve ayın yörüngesinin olduğunu haber veren Kur’an’ın bu ayeti, dünyanın yörüngesinin olduğunu haber vermese bile neden mucize olmasın? Ki, haber de veriyor zaten o da ayrı bir konu! Ayrıca aslında bu bir itiraf değil midir? Bilimsellik  illa ki Hristiyanların  istedikleri olunca mı mucize olarak kabul edilecektir? Onlara bu yetkiyi kim verdi ve bu ne kibir? Peki, yörünge nedir? Evrimci ve İslam karşıtı bir site olan ‘evrim ağacı’ adlı sitenin 25 Ağustos 2020 tarihli yazısından yörüngenin tanımını alalım: “Yörünge, uzayda bir cismin başka bir cisim etrafında düzenli olarak izlediği ‘yola’ denir.” Yani, gökcisimlerinin ‘yoluna yörünge’ denir. Artık meselenin detaylarını Hristiyanlar ile ateistler kendi aralarında halletsinler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yasin suresi 38-40. ayetlerle ilgili diğer iddiaları ise, ‘Kur’an&#8217;da bilime aykırı olduğu  iddia  edilen ayetler’ adlı yazımızda ele alıp cevapladık! Oryantalistler daha sonra Kur’an’daki tıpla ilgili ayetlerden hareketle peygamberimizin bunları eski ‘Yunan, Hint, İngiliz ve Süryani’ kaynaklardan  elde ettiğini ileri sürerler. Ümmi olan, okuma yazma bilmeyen (Bu konuyu ‘Ümmi peygamber’ adlı yazımızda ele aldık) Efendimizi Hipokrat ile tıp ilminde yarıştırmada bir beis görmeyen oryantalistler, Kur’an’daki bilimsel olarak reddedilemeyecek olan ve o zamanın şartlarında bilinmesine imkan olmayan şeylerin Kur’an’da olmasına itiraz edemeyince, Efendimizin bu bilgileri yukarıda saydığımız kaynaklardan ulaşabileceğini ileri sürerler ve  buna delil olarak da yine bir oryantalist kaynakları gösterip, Efendimizi Kur’an’ı yazan kişi olduğu iddiasını yinelerler. Önce Efendimize iftira dolu eserler yazdırtıp, sonra bunları delil gösterip Efendimizin Kur’an’ı yazdığı iftirası ile O’nu karalama çalışan oryantalistlerin, kendi kutsal kitaplarının insan  yazması olduğu için ilahi olan tek hak kitaba karşı bu düşmanlık, çekememezlik ve kıskançlıkları anlaşılabilir olsa da, hem polis, hem hakim, hem yargıç olma hakkını onlara kimin verdiği sorusu üzerinde epey düşünülmelidir ki bu kibirli yaklaşım tarzlarını ‘oryantalizm’ ve ‘oksidentalizm’ adlı bölümlerde ele alıp değerlendirdik! Yine, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızda da Kur’an’ın yazarı iddiasına cevap verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hristiyanforum sitesinin bir iddiası da, Kur&#8217;an-ı Kerim’in Tevrat, Zebur ve İncil’in değişmediğine tanıklık ettiği yönündedir.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yıllardır bu iddiaları gerek kitaplarında<strong> </strong>(John Gilchrist, Kur’an ile kutsal kitap arasında karşılaştırmalı bir inceleme, s. 53; Tanrı’ya gerçekten teslim olmanın vakti, Yalova’nın şahitlerinin yayını, s.18, 19, 30) gerek Internet sitelerinden (İsamesih, müjde, Hristiyanforum vb.) tekrarlayıp duran Hristiyanlar madem Kur’an’ı kaynak kabul ediyorlar, o zaman Müslüman olsunlar. Hayır, kabul etmiyorlarsa ondan delil getirmeleri mantıkla bağdaşmaz! Peki gerçek nedir? Kur’an, İncil, Tevrat ve Zebur’un ‘bozulmamış’ asıllarına inanmamızı ve onları asla reddetmememizi bizden ister. Ama şu anki kitaplar tahrif edilmiş, bozulmuştur! ‘Allah&#8217;ın sözü değişmez’ ayetini kendilerine delil olarak kullanmak ister misyonerler ki, bu konu ‘Kur’an’da çelişki yoktur.’ adlı yazımızda ‘Nesh konusu’ başlığı altında ele alınıp işlenmiştir ve ayetin kastettiği ile onların anlattığı asla aynı değildir! Diğer iddialar ve cevaplar için, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir. Ayrıca misyoner/oryantalistlerin verdikleri ayetlerden Tevrat ve İncil’in bozulmadığı anlamı çıkmaz, çünkü iddialarının aksine bozulduklarına dair Kur’an’da birçok ayet vardır. (Bakara, 75, 88-89, 100, 116, 120; Nisa, 46, 171, 155;  Ali İmran, 70-71, 78; Nisa, 156, 171; Maide, 15, 18, 51, 64, 72,-73, 75 82; Beyyine, 6; Tevbe, 30-31, 34; Kehf, 4-5) Kur’an’da, bu ayetleri neden görmezden geliyorlar ki aslında onların verdikleri ayetlerin yarısının da iddia  ettikleri konu ile hiç alakalı yoktur. (Mesela 16:43, 21:7, 5:44, 5:66, 5:72, 9:31)  Maide 43. ayet: “İçinde Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış değildir.” Ayet neden inmiştir? Yahudiler zina edenlerle ilgili peygamberimize gelip, ‘aramızda hükmet’ derler. Peygamberimizde Tevrat’ta olan recm hükmünü onlara açıklayınca, işlerine gelmeyen bu hükmü reddedip geri dönerler. (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, V/2342-2343; Kur&#8217;an Yolu Tefsiri, II/277) Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Evet, gerçek Tevrat yanlarındaysa, Efendimizi neden hakem kılıyorlar? Ellerindeki Tevrat’a gerçekse niye güvenmiyorlar? İnandıkları ve ellerinde bulunan Tevrat’a göre onlar hakkında hüküm vermesi de işlerine gelmiyor ve sonunda Yahudiler çekip gidiyorlar. &#8220;Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ve o, ahirette de kaybedenlerden olacaktır.&#8221; (Ali İmran, 85) &#8220;Ehl-i kitaba bir şey sormayınız. Çünkü onlar, sapıtmış oldukları için sizi hidayete eriştiremezler. Eğer siz böyle yaparsanız, ya batıl sözü doğrular, ya da doğru bir sözü yalanlamış olursunuz. Allah’a yemin olsun ki, eğer Musa bile hayatta olsaydı, o&#8217;nun bile bana uymaktan başka yapacağı bir şey yoktur.&#8221; (Ahmed bin Hanbel, Müsned, III/338; İbni Kesir Tefsirin Kur’an-il Azim, I/386; Suyuti, Dürrü’l-Mensur, II/85; Alusi, Ruhu’l Meani III/210) Kur’an ile İncil’in farkları: Hristiyanlıkta teslis akidesi olduğu halde İslam’da tevhid akidesi vardır. İslam bütün semavi dinleri ve peygamberleri içine alır; Hristiyanlık ise, yalnız Kitab-ı Mukaddes&#8217;i hak bilir ve Kur&#8217;an-ı Kerim’i vahye dayalı bir kitap olarak kabul etmez. Hristiyanlık, insanın doğuştan günahkar olduğunu ve bu sebeple temizlenmesi için vaftiz edilmesi gerektiğini savunur; İslam ise, bütün insanların günahsız doğduğunu ve hiç kimsenin bir başkasının günahını yüklenmeyeceğinin altını çizer. Hristiyanlıkta papaz ve rahiplerin günah çıkarmak ve affetmek yetkisi vardır; İslamiyet’te ise, günahlar yalnız Allah tarafından bağışlanır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın sözleri Allah kelâmı olarak telakki edilir; İslamiyet’te ise, ilahi emirler vahiy yoluyla, Cebrail vasıtasıyla bildirilir. Efendimizin sözlerine ise ‘hadis’ denir ve Kur’an’dan ayrıdır! Bu konuda ‘Hadis müdafaası’ adlı yazımıza bakılabilir. Hristiyanlara göre İsa (a.s) çarmıha gerilmiştir. İslam’a göre ise, Allah onu kendi katına yükseltmiştir. (Ahmet güç, Şamil İslam ansiklopedisi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“İncil&#8217;de Hz Muhammed&#8217;in geleceğinden bahsediliyor mu? </strong><strong>Eğer tanrı böyle bir peygamberin geleceğini bildirmek isteseydi, tek bir ya da iki yerde zor anlaşılan ipuçları vermekle kalmazdı.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">E bozmasa idiniz çok ipuçları zaten gözükürdü, olanı da (Parakletos) siz kabul etmiyorsunuz! Ayrıca söylemlerinde ilginç bir iddia da yer alıyor, diyorlar ki: “İncil’in ve önceki peygamberlerin bildirdiği gibi, tanrı İsa Mesih aracılığıyla bütün insanlar için tam bir kurtuluş sağladı.” Bu  cümlelerine ispat olarak ise yine kendi elleri ile yazdıkları kitaptan (İbraniler 1:1-8, vahiy 22:18 ) delil getiriyorlar. Tabii ki böyle bir ilmi  bir metot olmaz. İncil diyor ki; Tanrı İsa’dır, delil  ne peki? İncil! Ayrıca, Kitab-ı Mukaddes’te İbraniler 1. ayet (Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.)  iddialarına delil teşkil etmez çünkü orada Yaratıcının birçok peygamber gönderdiğinden bahsedilmektedir. Bu ayet, İsa’nın oğul olduğunun eski peygamberlerce bildirildiğinden bahsetmez. Hatta 2. ayet (bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi oğlu&#8217;yla bize seslenmiştir.) ise, önceden peygamber gönderen tanrıdan bahsederken birden &#8220;peygamber&#8221; yerine oğul gönderdiğinden bahseder ki, aslında yukarıda ‘tanrının sözünde değişme olmaz’ ayetini kabul ediyorlarsa bu misyonerler, bu ‘çizgiden sapma’ tam bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Tanrı yarattığı kullarına peygamber gönderiyor, sonra yine peygamber sonra yine &#8230; Ve yine sonra bir anda &#8220;oğul!&#8221; gönderiyor. Ama İslam ne diyor, Allah hep peygamber gönderdi, Hz. Adem de, İsa’da, Muhammed’de &#8220;peygamber’dir! Vahiy 18. ayet ise tamamen saptırmacadan ibarettir: &#8220;Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.&#8221; Bir, bu ayette eski peygamberlerden ve onların İsa’nın oğul olduğundan bahsetmez. İki, &#8220;Her kim bu sözlere bir şey katarsa&#8221; diye başlayan bu ayet ve devamını, kitabı elleri ile değiştirenlerin dikkatlice tekrar tekrar okumalarını tavsiye ediyoruz! Gelelim paraklit (parakletos) kelimesinin ‘Kutsal Ruh/Cebrail’ anlamına geldiğini iddia eden misyoner sitesinin iddiasının cevabına: Eskiden Yahudi iken Müslüman olan Maurice Bucaille, &#8220;Burada öne sürülen insanlara bildirme işi hiçbir surette Kutsal Ruh&#8217;un (Cebrail’in) işlerinden olan bir ilhamdan ibaret değildir. Aksine kendisini belirleyen yunanca ke­li­medeki ‘yayma’ kavramı sebebiyle, onun açıkça maddi bir niteliği vardır. Şu halde, yunanca &#8216;Akouo&#8217; ve &#8216;Laleo&#8217; fiilleri bir takım maddi işleri ifade ederler ve bu fiiller ancak işitme ve konuşma organlarına sahip bir varlıkla ilgili olabilir. Dolayısıyla bu fiilleri Kutsal Ruh&#8217;a (Cebrail’e) uygulamak mümkün değildir. Öyleyse Yuhanna&#8217;nın ‘paraklit&#8217;inde Hz. İsa gibi işitme ve konuşma melekesi olan bir insan gör­mek, mantığın götürdüğü bir sonuç sayılmalıdır. Yunanca metin bu melekeleri kesin olarak gerektirmektedir. Demek ki; Hz. İsa, ken­disinden sonra Allah’ın yeryüzüne bir başka insan göndereceğini ve onun rolünün, tek bir cümleyle söylemek gerekirse “Allah’ın kelamını işiten ve onun mesajını insanlara tebliğ eden bir peygamberlik” olacağını haber vermektedir. Şimdi elimizde mevcut me­tinde bulunan Kutsal Ruh kelimeleri tamamen kasıtlı olarak sonradan yazılmış bir ilaveden ileri gelmektedir. İlavenin gayesi Hz. İsa’dan sonra bir peygamberin geleceğini haber veren bir parçanın ilk anlamını değiştirmektir. Çünkü buna inanmak, Hz. İsa’nın son peygamber olmasını isteyen gelişme halindeki Hristiyan cemaatleriyle çelişkiler ortaya çıkarıyordu.&#8221; (M. Bucaille, la Bible le Coran et la Science, s. 108-109) Prof. Abdulahad Davud, paraklit kelimesinin anlamını etimolojik olarak şöyle açıklamaktadır:  &#8220;Paraklit kelimesi &#8216;periqlytos&#8217; kelimesinin bozulmuş şeklidir. &#8216;Periqlytos&#8217; gerek etimolojik, gerekse lügat anlamı itibariyle &#8216;şanı yüce, övülmeye layık olan &#8216; demektir. Bu hususla ilgili şahidim Alexandre&#8217;nin &#8216;Dictionnaire Grec Français&#8217; isimli eseri olup kelimeyi şöyle açıklar: &#8216;Bu birleşik isim &#8216;peri&#8217; ön eki ile &#8216;övmek &#8216; kökünden türeyen &#8216; kleotis&#8217; kelimesinden mürekkeptir. Bu kelime Arapça’da en meşhur, en çok öven, şanı en yüce olan &#8216;Ahmet&#8217; kelimesinin tam karşılığıdır. Burada halledilmesi gereken tek mesele, Hz. İsa tarafından kullanılan bu ismin Arami dilindeki aslını bulmaktır.&#8221; (Abdülahad Davud, Muhammad in the Bible, s. 198-223, 287-288)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Kur’an Maide suresi 110. Ayette, Allah’ın Hz. İsa’ya Tevrat’ı öğrettiği yazar. Hz. İsa’ya öğretilen bu Tevrat, o dönemdeki Yahudilerin elinde bulunan Tevrat’tan farklı mıydı? Eğer Hz. İsa’nın öğrendiği Tevrat ve Yahudilerin elindeki Tevrat farklı olsaydı bu durum bir tarihsel belgeye yansımaz mıydı veya Hristiyanlar ve Yahudiler arasında bu farklılıktan kaynaklanan bir ihtilaf meydana gelmez miydi? Oysa Hristiyanlar Yahudiler ile aynı Tevrat’ı kullandıklarını ısrarla belirtiyorlar</strong><strong>.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevrat  farklı olmasa yani bozulmuş olmasa neden Allah yeniden ilahi kitap (İncil) indirsin? Tarihsel belge isteyenler, her ikisi de değiştirildiği halde,  hangisi  bunu kabul etmektedir? Ayrıca  aynı Tevrat inandıklarını söyleseler de, aslında İncil’in -Ahdi Cedid&#8217;in-  Tevrat’ı -Ahdi Atik&#8217;i- kaldırdığını  da söylerler. Yani aralarında farklılık günümüzde dahi var ve bu farklılığı ‘Tevrat’ın hükmünü İncil kaldırmıştır’ diyerek ortadan kaldırmaya çalışırlar. Gerçekte İsa’ya öğretilen Tevrat ise, ‘bozulmayan asıl Tevrat’ hükümleridir. Zaten İncil, bozulan Tevrat’ın eksiğini tamamlamak için gönderilmiştir. Aslını öğrenen İsa (as) gerçek Tevrat (İman, ibadet, toplumsal kurallar hakkında ayetleri içerirdi) ile İncil’i  (Ahlak ile ilgili ayetleri içerirdi) birleştirip insanlara anlatmakla görevli idi. Zaten Maide 110. ayet, İsa peygambere Tevrat ve İncil’le beraber ‘Hikmetin’ de öğretildiğini ifade etmektedir. Aynı hikmet Davud’a (Bakara, 251; Sad, 20); İbrahim&#8217;e (Nisa, 54); Muhammed&#8217;e (Cuma, 2; Bakara, 151; Ali İmran, 164)… Tüm peygamberlere (Ali İmran, 81) de öğretilmişti! İsa Peygamber tam anlamı ile bir manevi eğitimden geçmiş bir peygamberdir. O, hikmeti de kapsayan ve Tevrat ve İncil’i de içine alan geniş bir eğitimden geçmiştir. “Rabbimiz İsa (a.s)’a verdiği İncil ile daha önce gönderdiği ve İsrail oğullarının bozup tahrif ettikleri Tevrat’ın aslını da ortaya koyu­yordu. Çünkü kitaplar ve peygamberler birbirlerini ‘tasdik ederek’ geli­yorlardı.” (Ali Küçük, Besairu’l-Kur’an, Maide 110. ayet tefsiri) Detay, ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımızdadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hz Musa kendi kavminden olanla diğerinin kavgasına mülaki oluyor ve adamı bir tokatta istemeden de olsa öldürüyor. Sonra esas edepsizin kendi adamı olduğunu öğreniyor ve af diliyor. Bu olay sonrasında müritleri ona haber gönderiyor ve hemen kaçmasını, arandığını söylüyorlar. Ve Musa şöyle diyor Allah’ım bana yardım et, bu zalimler beni bulamasın. Aslında olayın aslına bakarsak kim zalim! İstemeden de olsa bir ölü var ortada. Bu durumda onu yakalamak isteyenler mi zalim?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddiada doğru olan nerede ise bir tane gerçek bilgi yok! Öncelikle, olay esnasında Hz. Musa’nın  peygamber olmadığını hatırlatalım. (Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, Mefatihu’l-Gayb, XVII/490-492; DV, Kur&#8217;an Yolu Tefsiri, IV/219) O’na haber veren de müridi veya ona inanan biri değil kendi soyundan olan bir İsrailoğlu idi. Bahsedilen ayetin meali ise şöyledir: “Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim; beni bağışla!” (Kasas, 16) Yani iddia edildiği gibi Hz. Musa karşı tarafı değil, bizzat kendi nefsini kötülemekte, hata yaptığını kabul etmektedir. Gelelim olaya: Yahudilere birçok zülüm yapan firavunun emrindeki bir  memuru olan bu adam, Beni İsrail’den birisiyle kavga ediyor. Onun canına kıymak niyetindeydi. Musa mazlum görünümündeki o kişiye sahip çıkmak niyeti ile  kavgaya karışır.  Ayette  &#8220;feveqzehû&#8221;  kelimesi geçmektedir. &#8220;vekz&#8221;, parmak uçları ile itmek demektir. Bu itmenin bütün avuçla olduğu da söylenmiştir. İbn Mes&#8217;ud bunu şeklinde okumuştur. Bazıları &#8220;vekz&#8221;in, önden, döşten itmek, &#8220;lekz&#8221;in de sırttan itmek olduğunu söylemişlerdir. Yani Hz. Musa, kaza ile bu şekilde o adamın ölümüne neden olmuştur.  (Fahruddin er-Râzi, XVII/490) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Firavun Ahenaton Hz İbrahim mi?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudi kökenli iki Fransız bilim adamı Roger ve Messod Sabbah sadece Yahudi kaynaklarından hareketle İslami kaynaklara bakmadan ileri sürdükleri bu görüş sadece kendilerini bağlar. Çalışmalarında ulaştıkları sonuçlarla firavun Ahenaton&#8217;un hayatı hakkında farklı kaynaklardaki bilgiler arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır. Mesela, firavunun yaşı, çocuklarının  sayısı, bedensel özürlü olup olmaması, eşi Nefertiti’nin  kız/erkek çocuk sayısı veya çocuğu olup olmaması gibi birçok çelişki örnek olarak verilebilir. İslami kaynaklarla taban tabana zıt olan ve tek taraflı yapılan çalışmalar, yanlı ve sübjektif  ilan edilmeye  mahkumdur. İslami kaynaklar Hz. İbrahim’in yaşlılığında çocuk sahibi olduğunu bildirir. Fransız bilim adamlarına göre ise, 17 yıl krallıktan sonra firavun ölür. Yaşlı iken Kâbe’yi yapan İbrahim rivayetlerine zıt olan bu iddiada, İbrahim olduğu ileri sürülen firavun Ahenaton genç yaşta ölmüş/öldürülmüştür!  Ayrıca, ‘Yahudiler yukarı Nil nehrine de göz koydukları için, kendi ülke sınırlarını genişletmek amacı ile bu çalışmaları ortaya atmışlardır’ şeklinde yorumlarda bulunmaktadır ki, tarihi geçmişten hareketle bugün Filistin’de hak iddia eden İsrail’in böyle planlarının olması ve amacın siyasi hedefleri gözettiği gerçeği göz ardı edilmemelidir! Zaten Hz. İbrahim’in Urfa’da ikamet ettiği de ispatlanmıştır! “Hz. İbrahim Harran’a Ur kentinden gelmiştir. Buna dair yer alan bilgilerde Doğu ve Batı kaynakları adeta ittifak içindedir.” (Ahmet Gündüz, İbrahim (as) ve Ailesinin Urfa ile Olan Bağlantısı, 2022, 6 (1): s. 265-293)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“En’am/6: 104: &#8220;(doğrusu) size rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.&#8221;  bu ifadede de, “rab” ve “bekçi” olarak iki özne bulunmaktadır. “ben bekçiniz değilim” diyen herhalde Muhammed’dir, Allah değil.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ve ben tutup da sizin elinizden yok buraya gideceksiniz diye zorlayıcı değilim diyor Allah (cc) &#8221; (Mahmut Toptaş, Kur’an-ı kerim Şifa tefsiri, III/111) &#8220;Müşrikler Allah&#8217;ın koruma ve himaye için verdiği ve gösterdiği basiretlere körlük etmiş, Allah&#8217;ın muhafaza ve korumasına tenezzül etmemiş ve çekinmişlerdir. Bu hususta sorumluluk kendilerine aittir. Basiret körlüğü eden kimselere kendi &#8220;ene&#8221;si, yani benliği/egosu, bizzat muhafız olmadığı gibi, yüce yaratıcı da onlara Hafîz (koruyucu) şerefli ismiyle muamele etmez. İşte bizim anladığımıza göre Allah’u Teâlâ&#8217;nın gönderdiği basiretlere körlük ve hakkına nankörlük eden kafirlere, müşriklere karşı &#8220;kim körlük ederse ben size bekçi değilim.&#8221; buyurması bu mana iledir. Ayette &#8220;sizin Rabbiniz&#8221; (Üçüncü şahıstan) mütekellimine (birinci şahsa) iltifat (dönüş) vardır.&#8221; (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili) ‘İltifat sanatı’ için, ‘<strong>Kur’an&#8217;da hitap tarzları, &#8220;Ben- Biz, Sen, O&#8221; ifadeleri’ adlı yazımıza ve ‘Ateistlere cevaplar’ adlı yazımızdaki ‘Hud, 2. ayet’ hakkındaki soruya verilen cevaba bakılabilir. </strong>Türkçeye bekçi olarak aktarılan “hafîz” kelimesinin  aslı  “h-f-z” kökünden türemiştir. Hfz, “korumak” anlamına gelir. Yani ‘Hafîz’ kelimesinin asıl anlamı “koruyan” demektir. Zaten Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Ali Bulaç gibi alimler de meallerinde bu kelimeyi  “gözetleyici ve muhafız “ olarak çevirmişlerdir. Allah (cc) bu ayette, “Size kitap gönderdim, açıklayıcı ve yol gösterici peygamber gönderdim, iyiyi kötüden ayıran akıl ve vicdan verdim, cennetteki nimetleri açıkladım, cehennem azabı ile uyardım, bundan sonra sizi iyilik yaparken alıkoymadığım gibi kötülük yaparken de engellemeyeceğim, iyi olup cennete, kötü olup cehenneme gidecek olan sizsiniz” buyurmaktadır.  Zaten 3 ayet sonra, 107. ayette de bizzat Hz. Muhammed’e  ben onların muhafızı olmadığım gibi ey Muhammed sende ”onlara hafız-koruyucu ve vekil değilsin” buyurulmaktadır.  Yani -haşa-  Muhammed  Kur’an’ı yazdı  iftirasını atmak isteyenlere cevap 3 ayet sonra gelir ve Allah bizzat Muhammed’e “Sen de muhafız değilsin “ buyurur. Hidayet gönül işidir. İsteyen, talep eden ve o yola kendi arzusu ile girene verilen bir lütuftur. Bu konuyu tamamlayan konular için ‘Kaza kader’ ve ‘Allah kalpleri mühürler mi?’ başlıklı yazılara bakılabilir. Bu soru ile aslında verilmek istenen, ‘Kur’an’ı Muhammed yazdı’ iddiasının cevabına, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hz. İsa Allah katına yükseldikten ve vazettiği din bozulduktan tam 600 sene sonra Kur’an indirildiyse, Allah (haşa) insanların 600 sene boyunca kendisinden uzak ve karanlıkta kalmasına izin vermiş olmaz mı?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vahiy ulaşıp da unutulduğu yerlerde yaşayanlar, ‘tek ve bir olan yaratıcıya ve ahirete inanmak ve ahlak üzere yaşamakla’ (Bakara, 62) sorumludurlar. (Bu konuda, ‘Kur&#8217;an&#8217;daki bilimsel hatalar, çelişkiler iddiasına cevap’ adlı yazımızdaki ‘Hristiyanlar cennete girebilecek mi?’ başlıklı soruya verdiğimiz cevaba da bakılabilir.) “Son­ra da sa­na, ‘Tevhid önderi olan ve putperestler arasında yer almamış bulunan İbrahim’in dinine uy’ diye vahyettik.” (Nahl, 123) Bu se­bep­le haniflik, İslam di­ni hak­kın­da da kul­la­nıl­mış ve samimi, ihlaslı her Müs­lü­ma­n’a ‘ha­nif’ vas­fı ve­ril­miş­tir. Ni­te­kim Pey­gam­ber Efen­di­miz, “Ben, müsamahakar ha­nif di­ni ile gön­de­ril­dim.” bu­yur­muş­tur. (Ah­med, V/266) Özelde Arabistan yarımadası için örnek verecek olursak; Hak dinin özü, Hz. Muhammed dönemine dek devam etmiştir. Efendimiz dönemde İbrahim din üzere yaşayan insanlar hâlâ vardı ve onlara ‘hanif’ deniyordu. Cahiliye dö­ne­min­de, her tür­lü sa­pık­lık­tan ve put­pe­rest­lik­ten yüz çe­vi­rip Hakk’a yö­ne­len, Hz. İbrahim’in di­ni­ne bağ­lı ka­la­rak yal­nız bir olan Allah’a ina­nan bu kişiler ahlak üzere yaşarlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haniflik nedir? İb­rahim’in dinine “ha­nif­lik” de­nilmektedir. Ha­nif ke­li­me­si lü­gat­te, ‘eğ­ri­li­ği bı­ra­kıp doğ­ru­ya gi­den, is­ti­ka­met üze­re bu­lu­nan, baş­ka din­ler­den, ba­tıl inanç­lar­dan ka­çıp yal­nız bir olan Allah’a iman eden’, ‘mu­vah­hid’ de­mek­tir. Ce­nab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöy­le bu­yur­mak­ta­dır: Onlar, “Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. Sen de şöyle de: “Hayır! Biz, Hanif olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.” (Ba­ka­ra, 135) “İbrahim ne bir Yahudi ne de bir Hristiyandı. Fa­kat o, Allah’ı bir ta­nı­yan dos­doğ­ru (ha­nif) bir Müslüman idi ve müş­rik­ler­den de de­ğil­di.” (Al-i İm­ran, 67)  Görüldüğü gibi Efendimiz de bu öz üzerinden, Hz. Adem’den gelen İslam dinini (‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir) insanlığa tebliğ etmiştir. Va­ra­ka bin Nev­fel, Ab­dul­lah bin Cahş, Os­man bin Hu­vey­ris, Zeyd bin Amr, Kuss bin Sa­ide gi­bi zat­lar, ha­nif­ler­den bazı­la­rı­dır. Hanifler; can­sız, dil­siz, hiç­bir şe­ye gü­cü yet­me­yen put­la­rın önün­de eğil­me­yi, on­la­ra yal­var­ma­yı çir­kin sa­yar­lar­dı: “Peygam­ber Efen­di­miz nü­büv­vet­ten ön­ce, Bel­dah’ın aşa­ğı kıs­mın­da bu­lun­du­ğu bir sı­ra­da, ora­da­ki­ler ta­ra­fın­dan bir sof­ra­ya davet edil­di. Sof­ra­da Zeyd bin Amr bin Nü­feyl’de bu­lu­nu­yor­du. Alem­le­rin Efen­di­si’ne et ik­ram edil­di. Fahr-i kainat efen­di­miz bu ye­mek­ten ye­me­di­ği gi­bi Zeyd de ye­mek­ten kaçındı. Zeyd, et­ten ye­me­me­si­nin se­be­bi­ni şöy­le izah et­ti: Ben si­zin put­la­rı­nız adı­na kes­ti­ği­niz et­ten ye­mem. Ben sa­de­ce Allah’ın is­mi zik­re­di­le­rek ke­si­len­den yerim. Zeyd, Ku­reyş ka­bi­le­si­nin, hay­van­la­rı­nı put­lar adı­na kes­me­le­ri­ni ayıp­lar ve şöy­le der­di: “Ko­yu­nu Allah ya­rat­tı. Onun için gök­ten yağ­mur in­dir­di, yer­den de ne­bat bi­tir­di. Ama siz onu Allah’ın is­mi­ni zik­ret­me­den ke­si­yor­su­nuz!” (Buhari, Me­na­kı­bu’l-En­sar, 24; Ze­ba­ih, 16) “Zeyd bin Amr, Va­ra­ka bin Nev­fel’i de ya­nı­na ala­rak, hakiki dini so­rup ona uymak üze­re Şam’a git­ti. Ora­da bir Yahudi ali­me rast­la­dı. Onda aradığını bulamadı. Zeyd onun ya­nın­dan çı­kın­ca Hristiyan alim­le­rin­den bi­riy­le kar­şı­laş­tı, onunla da anlaşamadı. Dı­şa­rı çı­kın­ca el­le­ri­ni kal­dı­rıp: Allah’ım, seni şa­hit kı­lı­yo­rum, ben İbrahim’in di­ni üze­re­yim! de­di.” (Buhari, Me­na­kı­bu’l-En­sar, 24) Es­ma bint-i ebi Be­kir der ki: “Zeyd bin Amr’ın ayak­ta di­ki­lip sır­tı­nı Kâbe’ye da­ya­ya­rak şöy­le de­di­ği­ni işit­tim: Ey Ku­reyş ce­ma­ati! Vallahi ben ha­riç hiç­bi­ri­niz İbrahim’in dini üze­re de­ğil­si­niz! Zeyd, di­ri di­ri top­ra­ğa gö­mü­le­cek kız­la­rı (kur­ta­rıp) hayatını ba­ğış­lar­dı. Kı­zı­nı öl­dür­mek is­te­yen ada­ma: ‘Onu öl­dür­me, onun kül­fe­ti­ni ben üze­ri­me alıyorum’ der ve kı­zı alır­dı. Kız bü­yü­yüp ser­pi­lin­ce ba­ba­sı­na: ‘Di­ler­sen onu sa­na tes­lim ede­yim, di­ler­sen ih­ti­yaç­la­rı­nı gör­me­ye de­vam ede­yim.’ der­di.” (Buhari, Me­na­kı­bu’l-En­sar, 24) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“İsa neden babasız yaratıldı, İbrahim değil, Musa değil, Davut değil ya da inandığınız Hz. Muhammed değil de neden İsa. Allah insanları yanıltıp, milyonlarca insanın cehenneme gitmesi için mi, onu babasız yaratıp, zavallıların kafasını karıştırdı. Sorunun cevabını bil derken mantıklı bir açıklama yapmanı bekliyorum sadece.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önce şunu belirtelim, eğer İbrahim olsa idi neden İbrahim, Musa olsa neden Musa diyeceğiniz için Rabbimiz en doğrusunu bilir, İsa ‘peygamberimizi’ babasız yaratmıştır. Gelelim sorunuza. Her peygamberin  mucizesi vardır. O mucizeler onların peygamber olduklarının delilidir. Yoksa mucizelere bakıp peygambere  ilahi vasıflar yüklersek, kuşu gösteren parmağı görünce kuşa değil parmağa takılmak gibi mantıksız sonuçlara ulaşabiliriz. Araçları amaç edinmek sadece hedeften saptırır. İşte örnek Hristiyanlık! Aynı mantığı Hz.  Adem için kullanırsak, O sadece babasız değil hem anne hem babasız yaratılmıştır ve sizler de buna iman edersiniz! Onu ne yapacaksınız? Babasıza ‘tanrının oğlu’ diyen sizler, anne babasız yaratılanı direkt ilah ilan etmez misiniz veya hâlâ neden etmediniz? Sahi Hz. Adem’in suçu ne idi?  O neden ilahi vasıfla nitelendirilmedi de bir de aksine, ilk günah gibi Hristiyanlıktaki  vaftizsiz  silinmez suçun ilk temsilcisi  ilan edildi? Başa dönersek, mucizenin amacı vasıtanın ilahi mesaj ile geldiğini ispat etmektir, yoksa bizzat mucizeyi gösterenin ilah olduğunu işaret etmek değildir. &#8220;Bu olayı insanlara gücümüzü kanıtlayan bir mucize olarak sunmak istiyoruz.&#8221; (Meryem, 21) ayetinin mesajı açık değil midir? Allah bu mucize ile kendisine ulaşılmasını istiyor, siz ise vasıtaya takılıp kalıyor hatta onu ilah seviyesine çıkarıyorsunuz! Şunu da unutmayalım ki, 325 yılındaki İznik konsülüne dek İsa’yı tanrının oğlu kabul etmeyen mezhep ve İnciller de vardı ve hâlâ günümüzde de bulunmaktadır. Başta Üniteryen kilisesi, Amerika&#8217;daki &#8220;Üçleme karşıtları&#8221; adlı birlik ve The worldwide Church of God. Bu kilisenin kurucusu Herbert W. Armstrong, üçleme inancının putperest kültürlerin etkisiyle ortaya çıkan bir batıl inanç olduğunu savunmaktadır! Ayrıca Kuzey Amerika&#8217;da 19. yüzyılda doğan ve Hz. İsa’nın dönüşünün çok yakın oluşuna dikkat çeken “Seventh Day Adventist” hareketi de üçlemeyi reddeder! Gelelim Kitabı Mukaddes&#8217;ten delillere: Bizzat İncil’de, İsa’nın tanrıya dua örnekleri bulunmaktadır: “Biraz ileriye giderek yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu.” (Matta, 26/39) “Halka çimenlerin üzerine oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe dikerek şükran duasını yaptı.” (Matta, 14/19) “Halkı salıverdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı.” (Matta, 14/23) “Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı.” (Markos, 1/35) “Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı.” (Markos, 6/46) “İsa öğrencilerine, &#8220;ben dua ederken siz burada oturun&#8221; dedi.” (Markos, 14/32) “O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah’a dua ederek geçirdi.” (Luka, 6/12) “İsa bir yerde dua ediyordu. Duasını bitirince öğrencilerinden biri ona, &#8220;öğretmen&#8221; dedi, &#8220;Yahya’nın kendi öğrencilerine öğrettiği gibi sen de bize dua etmesini öğret.&#8221; (Luka, 11/1) “Ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir.” (Luka, 22/32) Ayrıca Kitab-ı Mukaddes’te tek tanrıya işaret eden ayetler de hâlâ vardır: Tesniye (4-39): &#8220;Yukarıda göklerde ve aşağıda yerde rab, o Allah’tır, başka yoktur.&#8221; Tesniye (6-4): &#8220;Dinle ey İsrail: Allah’ınız rab, bir olan rabdir.&#8221; Tesniye (32-39): &#8220;Şimdi görün ki, ben O&#8217;yum, katımda ilah yoktur&#8221; I. Samuel (2-2): &#8221; Senden başka ilah yoktur.&#8221; I. Krallar (8-60): &#8220;Rab, Allah olan odur, Ondan başka yoktur.&#8221; İsafa (45-5,6): &#8220;Rab benim ve başkası yoktur, benden başka Allah yoktur.&#8221; Markos: (29-30): “En önemlisi şudur: &#8216;Dinle, ey İsrail! Allah’ımız olan Rab tek Rab&#8217;dır. Allah’ın olan rab&#8217;bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev.&#8221; Markos (17-18): &#8220;İyi olan tek biri var, o da Allah’tır.&#8221; Markos (9-32): “İsa ona dedi. &#8220;Allah’ımız bir olan rab&#8217;dir.&#8221; Yazıcı ona dedi: &#8220;Çok iyi öğretmen, hakikat üzere dedin ki, o birdir; o&#8217;ndan başkası yoktur.&#8221; Galatyalılara mektup ( 3/20): “Allah birdir.” Korintoslulara 1. mektup (8/6): “Bizim için tek Allah vardır: Her şeyin kendisinden oluştuğu Allah. Bizler de O&#8217;nun için yaşamaktayız.” Timoteos&#8217;a 1. mektup (1/17): “Sonsuz çağların hükümranı, ölümsüz, göze görünmez tek Tanrı&#8217;ya çağlar çağı onur ve yücelik olsun.” Timoteos&#8217;a 1. mektup (2/5): “Tek bir Allah vardır.” Yakup&#8217;un mektubu (2/19): “Sen Allah’ın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun.” Yahuda&#8217;nın mektubu (24): “Kurtarıcımız tek Allah’a yücelik olsun.” İsa (as) Yine Kitab-ı Mukaddes’te Hz. İsa Allah’ın kulu ve resulü olarak da geçer: Matta (12-18): &#8220;İşte benim seçtiğim kulum.&#8221; Luka (24-19): &#8220;Kudretli bir peygamber olan Nasıra’lı İsa.&#8221; Hz. İsa’nın tebliğ ettiği İncil, günümüzde, elimizde bulunan İncil değildir. Bunun en büyük delili yine İncil’de bulunmaktadır. Markos: 1/14: &#8220;İsa tanrının İncil’ini tebliğ ederek Galile&#8217;ye gelir.&#8221; Daha Matta, Markos, Luka, Yuhanna  yazmamıştı ki İncil’lerini, Hz. İsa hangi İncil’i tebliğ etmişti? Tabii ki hak, bozulmamış asıl İncil’i! Baba, oğul mecazi anlamda kullanılmış olabilir mi? Bu mecaz, zamanla asıl anlam gibi algılanmış olabilir mi? Matta (5-9): &#8220;Ne mutlu sulh edicilere, çünkü onlar Allah oğulları çağrılacaklar.&#8221; Matta (6-14): &#8220;İnsanların suçlarını bağışlarsanız, semavi babanız da size bağışlar.&#8221; Bu konuda detay için, ‘Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımıza bakılabilir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Meryem’in  babasının adı İmran, ama Musa’nın babasının adı da İmran. Musa’nın babasının adı İmran olanın kızı var Meryem adı, birileri &#8220;Ey Harun’un kız kardeşi&#8221; ayetini hatalı olduğunu çünkü karıştırılmış diyorlar, yukarıdaki isimlerin aynı olmasından ötürü Hz. Muhammed kişileri karıştırmış ve zamanı da. Hakikaten Harun’un babası İmran mıdır? Ve kızının ismi Meryem?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önce temel kuralı hatırlatalım: Kur’an’ı Hz. Muhammed yazmamıştır! O, vahiy ürünüdür. Bu konu detaylı olarak ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızda ele alınmıştır. Sorunuza gelirsek: Bir dilde kullanılan cümleler, kendi dil ailesi içindeki kurallar ile değerlendirilmelidir. Türkçe’yi bilse bile bir yabancının, Yozgat yöresinin &#8220;Eğle&#8221; diye kullandığı fiilin, ‘Dur’ anlamında kullanıldığını bilmesine imkan yoktur! Yabancı biri o kelimeyi duyunca, ‘Eğilmek, eğlenmek’ten hareketle kökenini arar durur! Türkçe ’de bir işe girmek için &#8220;Dayın var mı?&#8221; diye bir deyim kullanılır. Ama hiçbir Türk bunu, annenin kardeşi olarak anlamaz! “İbn”  Arapça’da ‘oğul’ anlamına gelir ama  Türkçe’de hakaret olarak kabul edilir. ‘İhtiyar’ Arapça asıllı bir kelimedir, ‘seçilmiş’ anlamına gelir ama Türkçe’de ‘yaşlı’ anlamında kullanılır. Kısaca Arap dilinin kendine özel kuralları, özellikleri vardır. Onları anlamak için özelde o kelimenin kullanıldığı dönemin Arapçasına veya genelde ise Arapça’nın edebi sanatına hakim olmak gereklidir. Gelelim sorunun cevabına: Sahabeden Müğire b. Şube anlatıyor: Hz. peygamber beni, Necran halkına gönderdi. Onlar bana; gerçekten siz Kur’an’da “Ey Harun’un kız kardeşi!” diye bir ayet okuyorsunuz değil mi?” diye sordular. Ben de “Evet” dedim. Onlar, “Herhalde, Hz. İsa ile Hz. Musa arasında ne kadar zaman geçtiğini de biliyorsunuz.” dediler. Ben Resulullah’ın yanına döndüğümde bunu kendisine anlattım. Efendimiz: ‘Deseydin, onlar daha önceki peygamberlerin ve salih kimselerin ismini kullanıyorlardı.’ diye buyurdu. (Taberi, İbn aşur, Meryem, 27-28. ayetlerin tefsiri) Arapça’da eb (baba), eh (kardeş) ve uht (kız kardeş) kelimeleri birçok durumda geniş manada kullanılır. Gerçek bir kardeşlik değil, akrabalık ve mensubiyet de bildirir. Hz. Meryem validemiz Beni İsrail’den olup Yahudi idi. Hz. Peygambere bu bir soru  olarak sorulmuş, O da: “Meryem zamanındaki insanlar, kendilerinden önce geçen peygamberlerinin ve iyi kimselerin isimlerini çocuklarına isim yaparlardı, yani onlara nispet edilirlerdi.” buyurmuştur. Nitekim: Hz. Safiyye, bazı kadınların kendisine “Yahudi kızı Yahudi!” dediklerini şikayet edince Hz. peygamber şöyle buyurmuştu: “Sen niçin onlara: “Oh ya! Harun babam, Musa amcam, Muhammed eşim oluyor, daha ne isterim!” deseydin ya!” (Tirmizi, Menakıb 63; Hakim, el-Müstedrek, IV/31) buyurmuştur. Ayrıca  Kureyş&#8217;te Haşimoğulları kolu vardı. Bu kabileden birisi yanlış bir şey yaptığında &#8220;Ey Haşimoğlu bu yanlışı sen nasıl yaparsın&#8221; gibi bir söz söylenir, bu, o kişinin gerçek anlamda Haşim ismindeki soy büyüğünün oğlu olduğunu göstermeyip, o soyun bir ferdi olduğuna kinaye olarak söylenirdi. (Razi, Meryem, 27-28. ayetlerin tefsiri) Bu tür isimler soyu hatırlatan ve soyun büyüklerine hürmeten koyulan isimlerdir. Nitekim günümüzde de bazı yörelerde büyüklere hürmeten bazı isimler, son derece fazla sayıda isim olarak kullanılmaktadır. Efendimizin açıklamasından da anlaşıldığı gibi, Meryem’in babası olan İmran ile Musa ve Harun’un babası olan İmran birbirinden tamamen farklı ayrı kişilerdir. İsim benzerliğinden başka,  zaman ve mekan bakımından bir yakınlıkları söz konusu değildir. Tıpkı, kendi toplumunda Hz. Meryem’e &#8220;ey Harun’un kız kardeşi!&#8221; diye hitap edilmesi ve bu kelimenin &#8220;Onun din kardeşi ve onun soyundan gelen&#8221; anlamını kullanılması gibi. Genellikle Hristiyan çevrelerden gelen bu eleştirilerin objektif olmadığı, Hristiyanların kendi kutsal kitaplarında da aynı şekilde kullanım tarzlarına rastlanmasından anlaşılmaktadır. Nitekim Luka İncil’inde Hz. Zekeriyya&#8217;nın eşi Elizabeth için &#8220;Harun kızlarındandı&#8221; (Luka, 1/5) denmektedir. (Ömer Faruk Harman, Hz. İsa, İfav, IV/424)  Zaten günümüze dek hiç bir İslam alimi, bu ayetten Hz. Meryem’in gerçekten Hz. Harun’un kız kardeşi olduğunu anlamamış ve böyle bir şeyi düşünmemiş ve eserlerinde böyle bir şeyi dile getirmemişlerdir. Dolayısı ile Arap dili ve Kur’an mantığı çerçevesinde ayetler arasında bir sorun yoktur. Hud suresi 50. ayet: “Ad halkına da kardeşleri Hud’u gönderdik” buyrulmuştur. Buradaki eh (kardeş) kelimesi kullanılmıştır. Ama ayetteki kardeş kelimesi, “kabile üyelerinden biri, onlardan biri” anlamında kullanılmıştır. Hz. Ali, N. Belağa adlı eserde Hevazin kabilesinden olan ibn-i Simmah’ı kastederek, “Kema kale ehu hevazin” yani ‘Hevazinin kardeşinin dediği gibi’ tabirini kullanmıştır. Sakif kabilesinden olan Haccac için ‘Ehu sakif’ denilmektedir. Tüm bu örnekler “Ya uhte Harun” ayetinin “ey Harun’un soyundan gelen” anlamında kullanıldığını göstermektedir. Zaten Medine’de Yahudi ve Hristiyanlarından hiç kimse de bu söze hiçbir zaman itiraz etmemişlerdir. D. Herbelot, ‘Bibliothéque Orientale’ adlı eserinde, bu ayetin manasını “Ey Harun’un kutsal sülalesinden gelen” diye açıklamıştır. Hz. Harun’un görevini İmran döneminde devam ettirenlerden olan Hanne, oğlu olması halinde onu tapınağa hizmete adayacağını vaad eder. Meryem erkek ismidir, erkek beklenirken bir kızları olur, ismini ve adağını değiştirmez bu aile ve görevlerine devam ederler. İşte bu tapınak görevinde olanlar, Hz. Harun’un erkek ise ‘oğlu/soyu’ olarak isimlendirilirler. Ayette de soya atıfta bulunulmaktadır. Bu kutsal görevi Meryem’in soyu devam ettirecektir, bu nedenle, “Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de iffetsiz değildi.” (Meryem, 28) denilmiştir. Kısaca üstlenilen göreve atıfla, Hz. Harun’un ismi zikredilmiştir. (H. Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı İddialar ve izahlar, s. 139) Zaten Hz. Muhammed de, Hz. İbrahim’in ‘milletindir’ (Bakara, 135; Ali İmran, 95)  Halbuki arada, kimi rivayetlere göre üç bin yıl vardır. İşte bu evrensel İslam kardeşliğini anlayamayanlar, aradaki zaman veya mekanların birer sınır olduğunu zannederek insan ve mesajlar arasında set koymaya çalışmakta veya başka zihinlerde sorular oluşturmak istemektedirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hz İsa için Kur’an’da Mesih sözcüğü kullanılıyor, Mesih ne demektir, Yahudilikte ve Hristiyanlıkta kullanılan Mesih kavramıyla aynı anlamda mı kullanılır?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesih, kelime olarak ‘bir şey üzerinde el yürütmek, bir şeydeki eseri gidermek, el ile temas etmek’ manalarında olan &#8220;Mesh&#8221; kökünden gelen bir kelimedir. &#8220;Mesih&#8221; kelimesi hem Hz. İsa’ya, hem de Deccala unvan olmuştur. Hz. İsa’ya bu unvanın verilmesinin sebebi ve hikmeti şöyledir: Kur’an-ı kerimin 11 ayetinde geçtiği üzere, &#8220;Mesih&#8221; unvanı İsa aleyhisselama Allah tarafından verilmiştir. Ali İmran süresinin 45. ayetinde mealen şöyle buyurulmaktadır: &#8220;Hani melekler Meryem’e şöyle demişlerdi: &#8216;Ey Meryem! Allah seni, bir ol emriyle yaratacağı bir oğul ile müjdeliyor. Onun adı Meryem oğlu Mesih İsa’dır.&#8221; Bu ayetin tefsirinde Kurtubi şu izahı vermektedir: “Hz. İsa’ya mesih denmesi ve nedenleri: İbni Abbas&#8217;a göre Hz. İsa (as), değişik hastalara el sürüp, onları Allah&#8217;ın izniyle sağlıklarına kavuşturduğu için bu lakabı almıştır. Ali İmran 49. ve Maide 110. ayetlerde de bu özelliği belirtilir. Bazı dilcilere göre, bu kelime İbranicede &#8220;meşiha&#8221; olup, ‘güzel bir yaratılışı ve mübarek bir sima ve bir kişiliği’ ifade etmektedir.” (Kurtubi, IV/89) Bazı alimler ise, ‘mesih kelimesinin, ‘tertemiz’ anlamında olup Hz. İsa&#8217;nın günahlardan arındırılmış bir insan olduğunu ifade ettiğini’ söylemişlerdir. (Taberi, IV/35) Diyanetin Ali İmran 45. ayet tefsirinde, “Kelimenin Aramice aslı olan meşiha ve İbranice aslı olan maşiah, “sıvazlanmış” anlamına gelmekte olup, İsrailoğullarında hükümdarlık görevine başlarken kahin (üst düzey din adamı) tarafından kutsal yağ sürülmesi geleneğine bağlı olarak krala mesih unvanı verilir olmuştur.” (Zemahşeri, I/189; Reşid Rıza, III/305; Ömer Faruk Harman, Hz. İsa, İFAV Ans., II/423; Mesih, III/224) denmektedir. Muhammed Abduh ayetin tefsirini, “Hükümdar, adaleti gerçekleştirmesi ve halkın uğradığı haksızlıkları gidermesi için başa geçirilir. İsa Mesih de bunu yapmıştır. Mesih, onların dinin gerçek amaçlarına dönmelerini ve haksızlıkları ortadan kaldıran kardeşliğe yönelmelerini sağlamıştır.” şeklinde yorum yapmaktadır. Burada üzerinde asıl durulması gereken konu, bizzat misyonerlerce de dile getirilen, &#8220;İsa&#8217;nın mesih olduğunun Kur’an&#8217;da da dile getirilmesi&#8221; iddiasıdır ki, Kur’an&#8217;daki İsa aleyhisselam ile ilgili ayetlerin tümüne bakıldığında, bu iddianın tamamen Hristiyan misyonerlerin amaçlarının dışında bir kullanımı ifade ettiği açıkça görülmektedir. İsa peygamberin bizzat bir kul olduğu; Meryem&#8217;in oğlu olduğu (Ali İmran, 45) ve tıpkı Adem peygamber gibi yaratıldığı (Ali İmran, 59; Meryem, 19; Nisa, 157-160, 171) şeklindeki ayetler, misyonerlerin iddialarına Kur’an&#8217;dan kaynak bulma çabalarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Bu konuda ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımıza da bakılabilir. İsa peygambere;  babasız doğumu, doğduğunda bebekken konuşma, kendisine öğretilen “kitap, hikmet, Tevrat, İncil&#8221;, ölüleri diriltme (Maide, 110) gibi mucizeler verilmiş ve bu özelliklerin vurgulanması için de, tefsirlerde farklı özellikleri ayrı ayrı ifade edilen ‘Mesih’ terimi kendisi için kullanılmıştır. Ama sonuçta O (as) “Meryem ‘oğlu’ Mesih” yani sadece bir peygamberdir: Maide 75: “Meryem oğlu Mesih (İsa) bir peygamberden başka (bir şey) değildir. Ondan evvel de peygamberler gelip geçmiştir. Anası çok sadık bir kadındı. İkisi de (birer kul ve beşer olarak) yemek yerlerdi. Bak, biz ayetleri onlara nasıl apaçık bildiriyoruz. Sonra da bak onlar nasıl hakikatten çevriliyorlar.” Bakara, 136: “Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yakup oğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” Biz Müslümanlara göre tüm peygamberler gibi İsa peygamberde bir kul ve resuldur ve diğerlerinden bize göre bir farkı yoktur. Her birinin ayrı mucizeleri olsa da hepsi Allah’ın kulu ve peygamberidir! Hepsi bizim peygamberimizdir! &#8220;Andolsun, “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) “Ey israiloğulları, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü o, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.&#8221; (Maide, 72) İsevilikteki  Mesih, direk rab olan İsa’dır ve asla İslam&#8217;la ‘içerik olarak’ bir benzerliğe sahip değildir! Yine Kur’an&#8217;da Hz. İsa için geçen &#8220;kelimetullah&#8221; sıfatı da asla başka anlamlara çekilmemelidir. Kur&#8217;an&#8217;da üç yerde Hz. İsa&#8217;nın &#8220;Allah&#8217;tan bir  kelime&#8221; olduğu ifade edilir. (Al-i İmran, 39, 45; Nisa,171) Nasıl ki, Hz. Musa&#8217;ya ‘Kelimullah’, Hz. İbrahim&#8217;e ‘Halilullah’ isimleri verilmişse, Hz. İsa&#8217;ya da bu sıfat Allah tarafından verilmiştir. Hz. İsa&#8217;yı Cenab-ı Allah, babasız olarak &#8220;ol&#8221; emriyle yani ‘kelimesiyle’ yarattığı için, ‘Allah&#8217;ın kelimesi’ sıfatını kendisine vermiştir. (Rağıb el-İslahani, el-Mufredât fî Garibi&#8217;l-Kur&#8217;an, s. 439-440) Ama Hristiyanlar İsa’yı, Allah’ın kelam/konuşma sıfatının et-kemiğe bürünmüş hali olarak kabul etmektedir! Tıpkı, ‘oğul’ kelimesini farklı anladıkları gibi! Nitekim Allah’u Teâlâ, Adem&#8217;i de anasız babasız topraktan yaratmıştır. &#8220;Allah nezdinde İsa&#8217;nın durumu, Adem&#8217;in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona &#8220;Ol&#8221; dedi o da oluverdi&#8221; (Ali İmran, 59) Bu konudaki uyarı ayetleri ile konumuzu bitirelim: Meryem, 30, 36, 88-92; Maide, 73, Nisa, 171: “Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. İsa şunu da söyledi: “Muhakkak ki Allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin, doğru yol budur.” Rahman çocuk edindi” dediler.  Hakikaten çok çirkin bir iddia ortaya attınız. Öyle ki bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer ortasından yarılacak, dağlar yıkılıp çökecek! Çünkü Rahman’a çocuk yakıştırıyorlar. Halbuki çocuk edinmek Rahman’ın şanına yakışmaz. Şüphesiz &#8220;Allah üçün üçüncüsüdür&#8221; diyenler kafir olmuşlardır. Oysa bir tek ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse onlardan inkar edenlere acıklı bir azap dokunacaktır. Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah’ın elçisidir, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir ve O’ndan bir ruhtur. Şu halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Tanrı) üçtür” demeyin, bundan vazgeçin; hakkınızda hayırlı olan budur. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Güvenmek ve dayanmak için Allah yeter.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Kur’an da adı gecen peygamberlerin hepsi orta doğuya gelmiş peygamberler. Oysa Kur’an’da 250 bin peygamber gönderildiği söyleniyor, dolayısıyla neden sadece orta doğudaki peygamberlerin ismi zikrediliyor?”; “Allah neden hep Yahudilere peygamber göndermiştir?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’da 250 bin peygamberden bahsedilmez, böyle bir ayet yoktur! Kur’an&#8217;da Yahudiler bir prototip olarak, onların düştüğü yanlışlığa düşülmemesi, tarihten ders alınması, ibret alınmaları için özellikle üzerlerinde durulan bir topluluktur. Günümüzde Yahudi sermayesinin ve siyonizmin dünyayı ne hale getirdiğini canlı olarak da yaşamaktayız! Günümüzde ‘Yahudileşme Temayülü’ şeklinde tarif edilebilecek olan, İlahi vahyi dünyevi menfaatler için değiştirmeye, kullanma ve dünyevileşmeye karşı İslam toplumunu uyarmak için Kur’an, bir numune/örnek olarak Yahudilerden bahsetmektedir. Yoksa sadece peygamber Yahudilere gönderilmiş değildir. Konu, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ başlıklı yazımızın “Kur’an sadece Araplara mı indirilmiştir?” adlı soruya cevapta ele alınıp cevaplanmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/musa-kizildeniz-1" rel="attachment wp-att-2371"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2371" title="musa-kizildeniz-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musa-kizildeniz-1.jpg" alt="" width="400" height="284" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="center"><span style="color: #000000;"><strong>     </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bilim Musa mucizesini de aydınlattı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Binlerce yıllık Hz. Musa peygamber esrarı çözülmüş olabilir mi? Musa Peygamber’in Mısır’da firavundan kaçan İsrailoğullarını kutsal topraklara ulaştırmasını sağlayan ‘denizin yarılması’ mucizesinin arkasında fizik kanunları olduğunu öne süren bir araştırmanın iddiası bu şekilde. ABD’li araştırmacıların bilgisayar simülasyonlarına dayanan çalışmasına göre, kutsal kitaplarda tarif edilen ‘mucizenin’ gerçekleştiği gece esen sert rüzgarlar ve deniz yatağının coğrafi yapısı, suyun geriye doğru çekilmesine neden oldu.  Rüzgarların suyu nasıl etkilediği üzerine Colorado Üniversitesi’ndeki ulusal atmosfer araştırmaları merkezi’nde yürütülen daha geniş bir çalışmanın parçası olan bilgisayar simülasyonlarında, nehrin bir lagüne ya da göle döküldüğü durumlarda, rüzgarın suyu geriye itebildiği görüldü. Araştırmayı yürüten ekipten Carl Drew, simülasyonların kutsal kitaplarda anlatılan göçteki durumla uyuştuğunu söylüyor. Buna göre, “suyun ikiye yarılması, akışkanlar dinamiğiyle anlaşılabilir. Rüzgar, suyu fizik kanunlarına uyumlu bir şekilde hareket ettiriyor ve iki tarafından su geçen, güvenli bir pasaj açıyor. Daha sonra da su tekrar yerini alıyor.” simülasyon eski haritalar, uydu verileri ve bölgenin arkeolojik yapısı incelenerek uygulanmış. Sonucunda da doğudan saatte100 km. hızla ve 12 saat süreyle esen rüzgarların, suların iki yana açılmasını sağladığı görülmüş. Bu da yaklaşık 3 km. uzunluğunda, 5 km. genişliğinde kara geçişi yaratıyor. (Reuters, 23/09/2010) Mucizenin aynen böyle olduğunu iddia etmemiz mümkün değildir! Bu sadece, ateist itirazlara cevap vermede bir aşama olabilir. Yoksa zaten mucize, normal dışı ilahi kaynaklı olaylardır! (DİA, mucize maddesi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/musamucizesi-1" rel="attachment wp-att-2372"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2372" title="musamucizesi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musamucizesi-1.jpg" alt="" width="650" height="481" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/guncel-yunus-as-1" rel="attachment wp-att-2374"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2374" title="guncel-yunus-as-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/guncel-yunus-as-1.jpg" alt="" width="650" height="436" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">          </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/allah-rab-1" rel="attachment wp-att-2258"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2258" title="Allah-rab-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allah-rab-1.jpg" alt="" width="232" height="156" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html">Oryantalistlerin Kur’an, İslam ile ilgili eleştirilerine cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oryantalizm</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/oryantalizm.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/oryantalizm.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jun 2012 15:47:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=2073</guid>

					<description><![CDATA[<p>                                                                ORYANTALİZM                                                          Sömürgeciliğin Keşif Yolu                                                              Edward Wadie SAİD                                             EDWARD WADİE SAİD (1935–2003)             Karşılaştırmalı edebiyat profesörü ve aktivist, teorisyen. Amerikan vatandaşı Hristiyan Filistinli bir baba ile Lübnanlı Hristiyan annenin Filistin&#8217;de dünyaya gelmiş tek oğlu. 1935 yılında varlıklı bir Hristiyan ailenin çocuğu olarak Kudüs’te dünyaya geldi. 1948 yılında ailesi göçmen olarak Mısır’a [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalizm.html">Oryantalizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                                                              </strong>  <strong>ORYANTALİZM</strong><br />
                                                         Sömürgeciliğin Keşif Yolu</p>
<p><strong>                                                          </strong>   Edward Wadie SAİD</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>                                          EDWARD WADİE SAİD (1935–2003)</strong></p>
<p><strong>            </strong>Karşılaştırmalı edebiyat profesörü ve aktivist, teorisyen. Amerikan vatandaşı Hristiyan Filistinli bir baba ile Lübnanlı Hristiyan annenin Filistin&#8217;de dünyaya gelmiş tek oğlu. 1935 yılında varlıklı bir Hristiyan ailenin çocuğu olarak Kudüs’te dünyaya geldi. 1948 yılında ailesi göçmen olarak Mısır’a yerleşti ve İngilizce dışında başka bir dilin konuşulmasının yasak olduğu seçkin koloni okullarında eğitim aldı. Aldığı bu Anglosakson eğitim sırasında kendisine “Avrupalı olmayan diğer” olduğu da öğretildi. Kendisi bu durumu şöyle anlatıyor: &#8220;Biz&#8217;i Onlar’dan ayıran dilsel, kültürel, ırksal ve etnik çizgi idi. Benim Anglikan kilisesine bağlı olarak doğmuş, orada vaftiz edilmiş ve kilisenin bir üyesi olmuş olmam işimi kolaylaştırmıyordu.&#8221;  Edward W. Said, 1951&#8217;de Mısır&#8217;daki okuldan haylazlık nedeniyle uzaklaştırılınca babası tarafından eğitimini sürdürmek üzere Amerika&#8217;ya gönderildi. O yıllar, Ortadoğu&#8217;nun giderek karıştığı yıllardır. Üniversite eğitimini Princeton ve Harvard&#8217;da tamamlar. Bu yıllarda, tatillerinde ailesinin Mısır&#8217;dan ayrılarak yerleştiği Lübnan&#8217;a gitmekte, edebiyat, müzik ve felsefe eğitimi almaktadır. 1963 yılında New York&#8217; da Columbia Üniversitesinde ders vermeye başlar. O yıllarda Arap ya da Filistinli olarak değil herkesi daha rahatlatan bir terimle, Orta Doğulu olarak anılmaktadır. Durumunun garipliğini hissetmekle birlikte bilinçli bir tepki oluşturmadığı, geleneklerinden kopuk olarak yaşadığını söylediği 1967 yılına kadar politik bir eylemin içinde yer almaz. 1967 yılındaki Arap-İsrail Savaşı ile çakışan üniversitedeki politik hareketlilik ve Vietnam Savaşı değişikliklerin başlangıcıdır. Filistin milliyetçiliği hareketine katılır. Yahudi karşıtı olduğu gerekçesiyle ABD&#8217;de eleştiri alır. Kazanılmış kimliği ile doğduğu ve uzaklaştırıldığı kültür arasındaki farklılıkların oluşmasına izin verdiği düşüncesinden hareketle daha önce yapmadığı bir şeyi yapar ve 1972 yılında sabbatical hakkını Beyrut&#8217; da Arap edebiyatı konusunda çalışarak kullanır. Böylece, hem Arap hem de Amerikalı olarak, hem birlikte hem de birbirine karşı düşünmeye ve yazmaya başlar. 70&#8217;lerin sonlarında Enver Sedat ve Yaser Arafat tarafından barış görüşmelerine Filistin temsilcisi olarak atanır. Sürgünde Filistin Parlamentosunda 14 yıl görev yapar. 1980&#8217;lerin sonunda Filistin Komünist Örgütü lideri Yaser Arafat&#8217;la görüş ayrılığına düşerek barış görüşmelerinde görev almaz ve barış karşıtı olmakla suçlanır. 1985&#8217;de İsrail Savunma Gücü tarafından Nazi olmakla suçlanan Said çeşitli tehditler alır. 1999&#8217;da &#8220;Out of Place&#8221; adını verdiği anılarını yayınlamıştır. İngilizce ve Arapça dışında Fransızcayı da iyi bilen Said, Londra&#8217;da yayınlanan The Guardian, Fransa&#8217;da yayınlanan Le Monde Diplomatique ve Arapça yayınlanan günlük Al-Hayat gazetelerine düzenli olarak yazılar yazmaktadır.  1978 yılında yayınlanan “Oryantalizm” (Şarkiyatçılık) üzerinde çok konuşulan ve tartışılan bir kitap olmuş. Bunu &#8220;Kültür ve Emperyalizm&#8221;, Filistin ve İslam&#8217;a dair diğer kitapları izlemiş ve yayınladığı toplam 10 kitabı 14 dile çevrilmiştir. Farklı yayınevleri tarafından Türkçeye de çevrilmiş ve basılmış olan &#8220;Orientalism&#8221; dışında Türkçede basılmış diğer kitapları; &#8220;Filistin Sorunu&#8221;, seçme yazılarının yer aldığı &#8220;Kış Ruhu&#8221;, &#8220;Haberlerin Ağında İslam&#8221;, &#8220;Kültür ve Emperyalizm&#8221;, &#8220;Entelektüel; Sürgün, Marjinal, Yabancı&#8221;, ve F. Jameson T. Eagleton ve Said&#8217;in yazılarından oluşan &#8220;Milliyetçilik, Sömürgecilik ve Yazım&#8221; dır. 1990&#8217;lı yılların başından bu yana lösemi hastası olan Said, 25 Eylül 2003&#8217;te New York&#8217;taki bir hastanede 67 yaşında hayata veda etti.</p>
<p><strong> BU TEZİ ORTAYA KOYARKEN KULLANDIĞI VARSAYIMLAR:</strong></p>
<p>            Oryantalizm eleştirisinde Edward W. Said, Michel Foucault’tın yönteminden (bilgi, toplumsal olaylardan ve tarihten filizlenir ki Said’de bu çalışmasında tarihsel olgu ve toplumsal olaylardan harekete geçmiştir.) faydalanmıştır. “… Ancak eserine çok şeyler borçlu olduğum Michel Foucault’nun tersine ben, bireysel olarak ayrı ayrı yazarların Oryantalizm üzerinde belirleyici etkilerine inanmaktayım” demektedir.</p>
<p>            Said “Oryantalizm” ilminin bir siyasal propaganda aracı olarak Batı’nın Doğu üzerindeki üstünlüğünü kanıtlamaya çalışırken aynı zamanda Batı’nın Doğu’ya ve özellikle İslâm’a saldırmasını da haklı çıkarmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Yazarın yakın çağı ele aldığı sırada ileri sürdüğü görüş daha da sert ve acımasızdır “Modern Oryantalizmin aynı zamanda kapitalizmin bir parçası olduğunu söylemek yanlış sayılmaz. Ancak bu kadarı yetmez, onu analitik ve tarihi bir incelemeye tabi tutmak gerekmektedir…”</p>
<p>            Said “Oryantalizm” eleştirisinde zaman zaman oryantalist düşüncenin İslâm’a düşman olduğunu ileri sürmektedir ancak oryantalizme karşı girişilecek bir reddin İslâm’ın doğrulanması olduğunu ileri sürmemektedir. Oryantalizmle ilgili sorularına cevap ararken de oksidentalist bir paradigma geliştirmenin bir avuntu olmayacağını söylemektedir. Oryantalizm hakkında bilgi sahibi olmanın faydası olacaksa bu, “bilginin ayartıcı biçimde mecrasından saptırılışına karşı bir uyarı olacaktır” demektedir.       Said, yapısal antropoloji ve hümanizmi (Marksist yorum) çıkış noktası olarak kullanmaktadır. Ayrıca Said, oryantalizmi tek tek yazarlar ile, üç büyük imparatorluğun (İngiliz, Fransız, Amerikan) şekil verdiği (ve entelektüel) ve tasavvur sahası dâhilinde eserlerin ortaya çıktığı geniş siyasi varlıklar arasındaki dinamik bir alış-veriş olarak ele almakta ve “öylece etüt ediyorum” demektedir.            Oryantalizm adlı kitapta özcü bir anlayış olarak gördüğü Doğu-Batı karşıtlığına karşı çıkmakta olup Gramsci’den (ve aynı zamanda Foucault’dan) yola çıkarak Doğu hakkında bilgi edinme sürecinin Doğu üzerinde iktidar kurma sürecine nasıl eklemlendiğini göstermekte ve oryantalizmin ideolojik yansımalarını açığa çıkarmaktadır. Said Batı’lıların Doğu’yu nasıl çarpıtarak ele aldıklarını ve bunu hangi yöntemlerle gerçekleştirdiklerini ve böylece bir davranışa hangi gaye ile başvurduklarını gözler önüne sermeye çalışmaktadır.</p>
<p><strong>                                       KİTAP HAKKINDA GENEL BİLGİ:</strong></p>
<p><strong>            </strong>Kitap, önsöz, giriş ve üç uzun, on bir kısa bölümden müteşekkil olup, 472 sayfadır.”Oryantalizmin alanı” başlıklı birinci bölümde, gerek tarih ve tecrübe, gerekse felsefi ve siyasi temalar açısından Oryantalizm konusunun bütün boyutlarının altı çizilmektedir. İkinci bölüm, “Düzenlenen ve yeniden düzenlenen oryantalizm” geniş kronolojik bir anlatım ve önemli şair, sanatçı ve bilim adamlarının eserlerinde görülen ortak bazı araçlara işaret ile, çağdaş oryantalizmin ortaya çıkışını anlatmaktadır. “Bugünkü oryantalizm” başlıklı üçüncü bölüm, ikinci bölümün sonundan yani 1870’den, Doğu’daki büyük sömürgeci genişlemesini konu edinerek II. Dünya savaşında son bulur. Bu bölümde Doğunun İngiliz-Fransız hegomanyasından Amerikan hegomanyasına geçişi tasvir edilmektedir. Yine bu bölümde Amerika’daki oryantalizm konusundaki fikri ve sosyal gelişmelerden ve gerçeklerden söz edilmektedir.             Edward Said bu eserinde Batı’lıların Doğu’yu ele alırken bütünü ile kendi görüşlerinden ve varsayımlarından hareket ettiklerini, hayallerini konuşturduklarını ve Batı’nın çıkarlarına uygun bir Doğu manzarası ortaya koyduklarını ispat etme gayretindedir. Çok defa Batı’lı yazarların görüşlerine başvurarak ve Batı’lı eserlerden örnekler vererek onlara suçlarını kendi ağızlarından itiraf ettirmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><strong>ORYANTALİZM: SÖMÜRGECİLİĞİN KEŞİF YOLU</strong></p>
<p align="center"><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>         Edward W. Said kitabın giriş bölümünde nasıl yazma yoluna gitiiğini anlatmaktadır. Neden Oryantalizmle ilgilendiğini ve kitabı yazarken izlediği yöntemi belirtmiştir. Said bir değerler dizisi geliştirdiği eserinde, “hepsi birbirine dayalı birçok şey” olarak anladığı oryantalizmin genel kabul gören anlamlarını “en kolay kabul gören akademik manası”ndan başlayarak sıralar: “Antropolog, sosyolog, tarihçi yahut dil bilimci olsun, özel yahut genel bir açıdan Doğu’yu öğreten, yazıya döken yahut araştıran kimse Doğubilimcidir ve yaptığı şey Doğubilim’dir…”. Oryantalizm’in daha geniş bir manası vardır: “Oryantalizm ‘Doğu’ ile ‘Batı’ arasında ontolojik ve epistemolojik ayrıma dayalı bir düşünüş biçimidir…” Şimdi oryantalizmin üçüncü anlamına bakacak olursak: On sekizinci yüzyıl sonlarını kabaca belirlenmiş bir başlangıç noktası kabul edersek, oryantalizm Doğu ile uğraşan toplu müessesedir; yani Doğu hakkında hükümlerde bulunur, Doğu hakkındaki kanaatleri onayından geçirir, Doğu’yu tasvir eder, tedris eder, iskan eder, yönetir; kısacası ‘Doğu’ya hakim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için’ Batı’nın bulduğu bir yoldur.” Said bu kitapta derin bir literatür araştırması yapmıştır. Said’in kitabın bütününde ileri sürdüğü tez “Oryantalizm”in sömürge doktrini olarak kullanıldığıdır. “Onun için Oryantalizm, Avrupa ile Asya arasındaki farkın hissedilir hale gelmesine sebep olan genel ‘kültürel basıncı’ arttırmış, bundan da yarar görmüştür. Ben diyorum ki; Oryantalizm Doğu Batı’dan daha zayıf olduğu için Doğu’ya tahakkümü öngören Doğu’nun farkını onun zayıflığından ibaret bulan siyasi bir doktrindir.” Bu siyasi doktrini özellikle Gramsci’nin ‘kültürel hegemonya’ kavramı ile desteklemektedir. “O halde, totaliter olmayan herhangi bir toplumda, nasıl bazı fikirler diğerlerinden daha etkili ise, bazı kültürel biçimler de diğerlerine nazaran hakim durumdadırlar. Bu kültürel önderliği şemaili, Gramsci’nin hegemonya adını verdiği şeydir ve bu ‘sanayileşmiş Batı’nın kültürel yaşamını anlamak isteyen’ herkes için vazgeçilmez bir kavramdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>            Said, “Oryantalizm”i özellikle bu kültürel hegemonya üzerine kurmaya çalışmıştır “Kültürel güç kolayca müzakere edebileceğimiz bir şey değildir ve elimizdeki kitabın amaçlarından biri, Oryantalizm’i bir kültürel tahakküm konusu olarak anlatmak ve tahlil etmektir”. Kitabın giriş bölümünde Said’in “Oryantalizm” üzerine birbirine benzeyen çok fazla tanımlamasını görüyoruz. “Avrupalı için mühim olan, Şark’ın ve onu encamını ‘Avrupa gözü ile’ resmedilmesiydi.”</p>
<p>         “Doğu sadece Avrupa’ya bitişik değildir; o, ayrıca Avrupa’nın en büyük, en zengin ve en eski sömürgelerinin bulunduğu yerdir, kurduğu medeniyetlerin ve konuştuğu dillerin membaıdır, kültürel uzanımıdır ve onun en derin ve en ziyade tekerrür eden ‘öteki’ imgelerinden biridir.”</p>
<p>“Oryantalizm, kültürel ve hatta ideolojik bir açıdan, arkasında müesseseler, kelimeler (ilim, tasvirler, hatta müstemleke bürokrasileri ve müstemleke usulleri) kavramlar olan bir muhakeme biçimini ifade ve temsil eder.”</p>
<p>“Oryantalizm daha ziyade ‘jeopolitik bilincin’ estetik, akademik, iktisadi, sosyolojik, tarihi ve filolojik metinler arasında dağılımıdır; sadece (Dünya Doğu ve Batı diye birbirine eşit olmayan iki parçadan oluşmuştur diyen) temel bir coğrafi ayrımın değil, bilimsel keşif, filolojik restorasyon, psikolojik tahlil, coğrafi görünüm ve sosyolojik tasvir yolu ile ‘yaratıp’ muhafaza da ettiği bir dizi ‘menfaatin’ ayrıntılı ifadesidir.”</p>
<p>            Said, oryantalizmde ayrıntılar üzerinde durmaktadır. “…Ben Oryantalizm’i tek tek yazarlar ile, üç büyük imparatorluğun (İngiliz, Fransız, Amerikan) şekil verdiği (ve entelektüel ve tasavvur sahası dahilinde eserlerin ortaya çıktığı) geniş siyasi varlıklar arasındaki dinamik bir alış-veriş adamı olarak beni en çok ilgilendiren, geniş siyasi hakikat değil ayrıntıdır.” Said eserinde de ortaya koymaya çalıştığı gibi, önce Avrupa’nın daha sonra Amerika’nın Doğu’daki çıkarlarının politik olduğunu düşünmektedir. Bu çıkar ilişkilerinin yarattığı kültürün sert politik, ekonomik ve askeri gerçeklere dayandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p align="center"><strong>I. BÖLÜM</strong></p>
<p align="center"><strong>ORYANTALİZMİN ALANI</strong></p>
<p>            Bu bölümde gerek tarih ve tecrübe, gerekse felsefi ve siyasi temalar açısından Oryantalizm konusunun bütün boyutlarının altı çizilmektedir. Edward W. Said bu bölümde Oryantalizm’in düşünüş ve faaliyet olarak neleri kapsadığını anlatmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken de Yakın Doğu ile İslam ve Araplarla ilişkileri içinde İngilizler ve Fransızlardan bahseden örneklerden faydalanmaktadır. Burada yine Said’in öne sürdüğü tez hegemonik güç ilişkileridir. Batı güçlüdür ve Doğu’ya hükmetmektedir. Doğu ile Batı arasında yüzyıllar öncesine dayanan yoğun bir temas vardır. Onların bu teması daha kapsamlı bir Doğu-Batı ilişkisinin bir bölümünü teşkil eder ve Said Oryantalizme en fazla etki eden hususun Doğu ile karşılaşan Batılılarda daima bir çatışma hissinin olduğu inancında bulur.   Doğu’ya atfedilen “zayıf ve zafiyet” sıfatı, Batı’ya atfedilen “üstünlük ve kuvvet” sıfatı Doğu-Batı arasında bir coğrafi ayırımı da beraberinde getirmiştir. “Batılılar vardır, bir de Doğulular vardır. Birinciler hükmederler; ötekiler hüküm altında olmalıdırlar, bu da ekseriya ülkelerinin işgal edilmesi, iç işlerine tam bir müdahale, can ve mallarının şu ya da bu Batılı gücün eline bırakılması demektir. Balfour ve Cromer’in insanlığı bu ‘kültürel ve ırksal özlere’ acımasızca indirgeyebilmeleri, hiç de onların şahsi ve özel kötülüğünden kaynaklanmıyordu. Bu daha ziyade genel bir doktrinin onlar onu yürürlüğe koyduklarında nasıl usturuplu bir hale gelmiş olduğunun bir göstergesiydi…” Ve bu hegemonik güç sayesinde Batılılar Doğu’yu değiştirip dönüştürmekte. Yani Doğu’nun bütün modernleşme argümanları Batı’nın birer ürünüdür. Said ironik bir söylemle bunu şöyle dile getirmektedir: “Neye dokunduysa ihya etti… Lord Cromer’in geçtiğimiz yirmi beş yıl içindeki hizmetleri Mısır’ı düştüğü sosyal ve iktisadi çöküntüden kurtararak, bugün Doğu ulusları arasında, bence zenginlik ve ahlak bakımından yerini kimse ile paylaşmadığı müreffeh mevkie getirmiştir.”</p>
<p>            “Avrupalı sürekli mantık yürütür. Hükümlerinde muğlaklık yoktur; mantık tahsil etmemiş olsa bile, tabiatında mantıkçıdır; doğal olarak şüphecidir ve herhangi bir önermenin gerçekliğini kabul etmeden önce ispat ister; eğitilmiş zekası bir mekanizma gibi çalışır.” “… Doğulu mantıksızdır, azgındır (dinsiz), çocuk ruhludur, sapkındır. Böylece makuldür; fazıldır, olgun ve normaldir.” Said Batı’nın sahip olduğu gücün onlara konuşma hakkı verdiğini ve farklı bir dünyada yaşadıklarını vurguluyordu. “Doğulular kendi dünyalarında yaşıyorlardı, biz kendi dünyamızda yaşıyorduk.”</p>
<p>            “İnsan Doğulu ve Batılı gibi kategorileri (bu kategorilerin Balfour ve Cromer tarafından kullanılışı gibi) tahlil, araştırma ve kamu politikasının hem başlangıç hem de nihayet noktası olarak kullandığında, sonuç genellikle ayırımın kutuplaşması (Doğulu’nun daha Doğulu, Batılı’nın daha Batılı hale gelmesi) ve farklı kültürler, gelenekler ve toplumlar arasında insanca ilişkinin tehdide uğramasıdır. Kısacası, çağdaş döneme girişinden bu yana, yad ile uğraşan bir düşünce şekli olarak Oryantalizm, tipik olarak böyle Doğu ve Batı türünden sıkı ayırımlara tesanüt eden bir bilgi dalının (tamamıyla müessir) bütün eğilimlerini göstermiştir: Düşünceyi Doğu yahut Batı kompartımanına sevk etmek! Bu eğilim Batı’daki Oryantalist teori, uygulama ve değerlerin ta merkezinde olduğu için, Batı’nın Doğu’dan üstün olduğu fikrine bir bilimsel hakikat statüsü tanınmaktadır.”</p>
<p>            Oryantalist Balfour Doğuluların kendi kendilerini yönetemediklerini ve Doğu’daki yönetimin Batı’ya geçmesinin daha iyi olacağını “Bu büyük uluslar için ‘büyüklüklerini teslim ediyorum’ söz konusu mutlak hükümetin bizim elimizde olması iyi midir? Bence iyidir. Sanırım ki tecrübeler, onların bizim hükümetimiz zamanında dünya tarihinde evvelce hiç sahip olmadıkları kadar iyi bir hükümete sahip olduklarını gösteriyor. Bu ise sadece onların menfaatine değil, hiç kuşkusuz uygar Batı’nın da menfaatinedir… Bizim Mısır’daki mevcudiyetimiz, her ne kadar biz orada onların hatırı için bulunmakta isek de yalnızca onların işine yaramıyor. Biz ayrıca bütün Avrupa’nın çıkarına Mısır’dayız.” Şeklindeki sözleriyle bunu ortaya koymaktadır. Oryantalist Balfour’un ifadelerine göre, Mısır İngiltere’nin bildiği nesnedir, İngiltere Mısırlıların kendi kendini yönetemeyeceğini bilmektedir ve Mısır’ı işgal ederek bunu teyit etmiştir. Mısırlılar için İngiltere’nin idari ettiği peydir. Mısır medeniyeti de İngiltere idaresine girmekle mümkündür.            Balfour bu konuşmasında kendisini birçok değişik karakterin yerine koyuyor ve o değişik karakterlerin hepsini temsil edercesine konuşuyordu. Said bunu şöyle yorumlamaktadır: “Eğer doğrudan doğruya Doğulular için konuşmuyorsa bunun sebebi onların ne de olsa değişik bir dil konuşmalarıdır: ama o yine de onların neler hissettiğini bilmektedir, çünkü onların tarihini, kendisi gibi adamlara olan ihtiyacını ve beklentilerini bilmektedir. Yine de bir manada onlar adına konuşmuş olmaktadır: onlara sorulacak olsaydı, onlar da cevap verebilecek olsalardı, söyleyecekleri şey işe yaramayacak ancak zaten ayan olanı beyan edecekti. Yani: hüküm altında olduklarını, kendilerini ve kendileri için neyin hayırlı olduğunu kendilerinden iyi bilen bir ırkın hükmü altında olduklarını söyleyeceklerdi. Onların büyüklüğü geçmişte kalmıştı; şimdi yararlı idiyseler bunun sebebi, günün güçlü İmparatorluklarının onları düşüşün getirdiği düşkünlükten kurtarıp üretken sömürgelerin kendini bulmuş sakinleri haline getirmiş olmasıydı.”     Oryantalizmin başlangıcı olarak genellikle Hristiyan Batı’da 1312 Viyana Konsilinin kararları gösterilmektedir. Kelimenin kökeni “Orient” olup Schwab bunu “Asya’ya ait olan her şeye karşı duyulan amatör ya da profesyonel bir ilgiyi belirtmektedir ki bu da mükemmelen, Doğu-özlü, esrarengiz, deruni, yaratıcı olan şeyler ile ‘anlamdaş’ olarak tanımlamaktadır.” Burada önemli olan Asya’nın Avrupa’nın tahayyülü yolu ile ifade edilişidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>            Oryantalizm’de nakledilen bir Doğu vardır, yani Doğu Batı’da nasıl algılanıyor? Oryantalizm’in temel sorusu da budur. “Alışılmış olanın bu şekilde tanınıp anlaşılmasında özellikle tartışılacak yahut ayıplanacak bir cihet yoktur; muhakkak ki bunlar bütün kültürler, bütün insanlar arasında cereyan etmektedir. Yalnız benim vurgulamak istediğim şudur: Oryantalist de, Batı’da, Avrupa’da Doğu hakkında düşünmüş yahut Doğu’ya gitmiş herhangi biri kadar bu tür zihinsel işleme başvurmuştur. Fakat bundan sonra daha da önemlisi, netice olarak başımıza dikilen mahdut kelime haznesi ve mahdut izlenimdir. İslâm’ın Batı’daki anlaşılışı konumuza mükemmel örnektir. Ve Norman Daniel tarafından hayran olunacak bir üslupla ifade edilmiştir. İslâm’ı anlamaya çalışan Hristiyan düşünürlerin takıldıkları bir nokta, bir benzetmeden kaynaklanıyordu: Hz. İsa Hristiyan inanışın temeli olduğuna göre, (pek tabi haksız olarak!) Hz. Muhammed’in İslam için manasının, aynen Hz. İsa’nın Hristiyanlık için taşıdığı manaya muadil olduğu varsayılmaktaydı. İşte bu yüzdendir ki İslâm’a tartışmalı bir isim Muhammedanizm-Muhammedilik, akabinde de Hz. Muhammed’e düzenbaz vasfı layık görülmüştür…” Hristiyanlığın bu pek müthiş İslâm anlayışı sayısız şekillerde güçlendiriliyordu. Bunlara (Orta Çağlarda ve Rönesans’ın ilk senelerinde olduğu gibi) değişik manzum eserler, aydınların tartışmaları, ve halkın hurafeleri dâhildi. Doğu ve Batı ayrımının ortaya çıkması seneler hatta yüz yıllar almıştır. Keşif seyahatleri yapılmış, ticaret ve savaş vasıtasıyla temaslar sağlanmıştır. On sekizinci yüzyıl ortasından itibaren doğu- batı ilişkisinde iki ana öğe vardı;</p>
<p>1-      Doğu hakkındaki sistematik bilginin gelişmesi,</p>
<p>2-      Batı’nın tahakkümü.</p>
<p>Yazar oryantalizmi, bir kültürel tahakküm konusu olarak tahlil ve taktik peşindedir. Said buradan oryantalizmi, Doğu’lu nesneleri inceleme, eleştirme, hüküm, disiplin, yahut yönetim için sınıfa, mahkeme salonuna, hapishane yahut el kitabına yerleştirilen ‘Doğu bilgisidir’ şeklinde tanımlamaktadır. Asya ve Avrupa ya da Doğu ile Batı eserlerde birbirinden oldukça farklı olarak aksettirilmiştir. “… İki kıta arasına bir hat çizilmiştir. Avrupa güçlü ve mümeyyizdir; Asya yenik ve sönüktür. Aşilus Asya’yı Serkis’in anası yaşlı Pers Kraliçesi’nin ağzından konuşturur, onunla temsil eder. Doğu’ya sesini veren Avrupa’dır; bu ses verme ihtiyacı, bir kuklacıya değil, hayat veren, temsil eden, can veren, aşina olunan hudutlar ötesindeki sessiz ve tehlikeli mekânı biçimleyen sahici bir yaratıcıya aittir. Oyun yazarının anladığı biçimde Asya’yı temsil eden orkestra ile Oryantalist bilim adamları etiketi arasında bir benzerlik vardır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Napolyon Mısır’ın fethinde yine oryantalist argümanları kullanmıştır. “Napolyon’un Mısır Ordusu Mısır ufuklarında göründüğü andan itibaren Müslümanları, gerçek Müslümanların yeni gelenler olduğuna inandırmak için her çaba sarf edildi. Napolyon’un İskenderiyelilere hitaben yazılmış 2 Temmuz 1978 tarihli bildirisinde ‘biz gerçek Müslümanlar’ denmekteydi. Napolyon’un etrafı Oryantalistlerle doluydu, gemisinin adı da ‘Orient’ idi.” “Napolyon, ordusunun Mısır halkını ezecek güçte olmadığını anladığı zaman, bütün imamların, kadı, müftü ve ulemanın Kuran’ı İmparatorluk Ordusu’nun lehinde yorumlarını sağlamaya çalıştı. Bunu temin için, Ezher’de hocalık yapan altmış ulemayı ordugâha çağırdı. Bunlara bütün askeri payeler verildi, arkasından da Napolyon onlara İslâm’a, Hz. Muhammed’e ve Kuran’a duyduğu saygıyı anlattı. Kuran’ı iyi bildiği belli oluyordu. Bu oyun semeresini verdi, bir müddet sonra Kahire halkının işgalcilere duyduğu güvensizlikten eser kalmadı.”</p>
<p>Said Oryantalizmin problemlerini iki ana başlıkta toplamıştır;</p>
<p>1-      Sorunun teorik takdim meselesi (Oryantalistler). Bir tetkik nesnesi olarak Doğu ve Doğulular üzerine bir başkalık damgası vuruyorlar.</p>
<p>2-      Sorunun anlaşılması meselesi. Oryantalistler tetkik ettikleri Doğu ülkeleri ve ulusları konusunda özcü davranıyorlar, bu da ırkçı bir tasnif (typology)i sonuçlanıyor. Buradan da ırkçılığa gidiliyor.</p>
<p>Bununla beraber Said’e göre Oryantalizm iki özellik taşımaktaydı;</p>
<p>1-      Yeni bir bilimsel şuur ki kökeninde ‘Doğu dillerinin taşıdığı önem’ düşüncesi yatmaktaydı.</p>
<p>2-      Garip derecede şiddetli bir tahlilci tutum. Avrupa Doğu’yu defalarca ayrıntılarına bölüyor, tekrar tekrar tasnif ediyor, ama onu hep o ‘değişmez aynı tek-düze ve acayip şey’ olarak görmeyi de sürdürüyordu.</p>
<p>I. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlığını kazanan çoğu Doğu ülkesinin artık karşısında iki büyük güç vardı. Bunlar ABD ve SSCB idi. “1920’lerden itibaren, bir baştan bir başa bütün Üçüncü Dünya ülkelerinde, imparatorluklarla emperyalizm ile ilişkiler karşılıklı etkileşim halinde olmuştur. 1955’de (Bağlantısızlar hareketini başlatan) Bandung Konferansı’na gelindiğinde Doğu Batı’nın İmparatorluklarından yakayı sıyırmıştı. Şimdi karşısında yeni güç dengeleri, yeni imparatorluklar bulunmaktaydı: ABD ve SSCB. Oryantalizm yeni üçüncü dünyada kendisine ait olan Doğu’yu göremez durumdaydı. Doğu siyasi sesi olan akıllı bir Doğu idi. Şimdi güdülecek iki yol vardı:</p>
<p>1-      Hiçbir şey olmamış gibi davranmak</p>
<p>2-      Eski yöntemleri yeni duruma tatbik etmek.</p>
<p>Ama Oryantalist için, yeni Doğu eskiye ihanet halinde, yeni, anlayışsız, Doğulu gibi olmayan (o Doğu’nun hiç değişmeyeceğine inanır), Doğuluların Doğusudur. Bir üçüncü görüş vardı: Oryantalizm’i tamamen terk etmek! Ama bu görüş bir azınlığın görüşü idi…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><strong>II. BÖLÜM</strong></p>
<p align="center"><strong>DÜZENLENEN VE YENİDEN DÜZENLENEN ORYANTALİZM</strong></p>
<p>            Bu bölümde Çağdaş Oryantalizm’in başlangıç safhası anlatılmaktadır. Oryantalist yapılar: Eski ve Yeni geniş kronolojik bir anlatım ve mühim şair, sanatçı ve bilim adamlarının eserlerinde görülen ortak bazı araçlara işaret ile, çağdaş oryantalizmin ortaya çıkışını anlatmaktadır. Bu safha on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve on dokuzuncu yüzyılın ilk yıllarını da etkisi altına alan bir süreçtir. Doğu’nun genişlemeye başlaması ve İslâm ülkelerini aşması ve Avrupa’nın başka kıtaları keşfetmesi bu genişlemenin başlıca sebebi olarak gösterilebilir. İşte bundan dolayı Çağdaş Oryantalizmin fikri ve kurumsal yapıları, on sekizinci yüzyıldaki düşünce dalgalarına dayalıdır. On sekizinci yüzyılda yeni eklenen ilk gözlemlere göre Doğu, İslâm ülkelerinin dışında ortaya çıkıyordu. Bu temel değişim, genellikle geniş bir anlamda, Avrupalıların durmaksızın ilerleyen dünyanın yeni yerlerini keşfetme arzularına uygun bir gelişme idi. Batı’nın Doğu hakkındaki görüşlerine on sekizinci yüzyılda eklenen ikinci gözlem ise tarafların birbirlerine karşı daha fazla bilgilerle donatılmış olmaları idi. Bu durum sadece gezginler ve kâşifler yolu ile değil aynı zamanda tarihçiler tarafından yaratılmıştı. Edward W. Said bu bölümde çağdaş oryantalistlerin düşüncesini ortaya koymaktadır. Çağdaş oryantaliste göre gerçek insan Batılıdır. Doğu nimetlerinden kullanım hakkı da öncelikle bu gerçek insana aittir. Onun gözünden Doğu’lu: deve üstünde, eli kamalı, ukala, her türlü ahlaksızlığa meyyal, şehvet düşkünü bir insandır.</p>
<p>            “…Çağdaş Oryantalizm on sekizinci yüzyıl Avrupa kültürünün laik unsurlarından meydana gelmiştir: İlk olarak Doğu nosyonunun coğrafi bakımdan ileriye ve tarihi bakımdan geriye doğru genişleme göstermesi, dini çerçeveyi hayli daralttı, hatta ortadan kaldırdı. Tanım noktaları artık, takvimleri ve haritaları ile birbirinden basitçe ayrılan Hristiyanlık ve Musevilik değildi. Hindistan, Çin, Japonya, Sümerler, Budizm, Sanskritçe, Zerdüştilik ve Hint Dini idi… İkinci olarak, tarih anlayışının daha köklü bir biçime dönüşmesi neticesinde Avrupalı, Hristiyan ya da Musevi olmayan kültürleri tarihi çerçevede ele alma yetikliği arttı.”</p>
<p>            “Çağdaş Oryantalizmi doğuran teori ve pratik, Doğu ile ilgili bilgilerin birden objektiflik kazanmasının sonucu değildir. Maziden bazı yapılar miras kalmış, bunlar örneğin, filoloji gibi (kendileri de aslında Hristiyan doğaüstücülüğünün yerini alan doğallaşmış, modernleşmiş, laikleşmiş ikame unsurları olan) bazı bilimlerce laikleştirilmiş, yeni bir mahiyet kazandırılmış, yeniden şekillendirilmişlerdir.”</p>
<p>            I. Dünya Savaşı bittiğinde dünya topraklarının yüzde 85’i Avrupa’nın sömürgesi durumundaydı. Bu durum Said’e göre, çağdaş Oryantalizmin hem emperyalizmin hem de sömürgeciliğin bir cephesini teşkil ettiğinin ifadesidir.</p>
<p>            Bu bölümde Sacy ve Renan’da oryantalist düşünceler anlatılmıştır. Said, Sacy ve Renan arasındaki temel farkı şöyle belirtmiştir; “Sacy ve Renan arasındaki fark; başlangıç ile devam arasındaki farktır. Sacy işin başıdır, yaptığı çalışmalar Oryantalizmin ortaya çıkışını hazırlamıştır. Renan, Oryantalizmin ikinci nesline dâhildir. Oryantalizmin resmileşmiş ağzına kesinlik kazandırmak, ona has görüşleri bir sisteme bağlamak ve onun fikri ve maddi müesseselerini ihdas etmek onun görevidir. Sacy’ye göre bu sahayı ve onun kurumlarını başlatan ve canlı tutan, kendisinin şahsi gayretleriydi. Renan’a göre ise, Oryantalist kurumların fikri hayatiyetini temin eden ve onlara daha berrak bir görünüm getiren şey, Oryantalizm’in filolojiye ve bu ikisinin birden o zamanın ‘fikri kültürüne’ uyarlanışı idi.”</p>
<p>            Said, Sacy ve onun şahsında dinci Oryantalistlerin Arap şiirinin batılıya zevk verebilmesi için Oryantalistin ona belli bir şekil vermesi gerektiğini düşündüklerini belirtmektedir. Oryantalistlerin bazıları özellikle ilk Oryantalistler hiç Doğu’da bulunmadan tamamen kitaplara dayalı bir Oryantalizm ortaya koymuşlardır. (Bu noktada Said Sacy ve Renan’a atıf yapmaktadır.) Bazıları ise Doğu’da bulunmuş ve Doğu’lularla temas halinde bulunmuş olarak Oryantalist fikirler ileri sürmüşlerdir. Bu ikinciler Doğu’lular için hem yerli hem de yabancı idiler. Yazdıkları faydalı bilgiler idi fakat Doğu’lular için değil, Avrupa için ve onların neşriyat kurumları için bir gücün temsilcisi olarak onların içinde idiler. Said on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla geçerken oryantalizmin çizdiği tabloyu: “İlk oryantalistler (Renan, Sacy, Laen) Doğu’nun anlatımını mizansenli olarak gerçekleştirdiler; sonraki Oryantalistler alim veya yazar olsun sahneye sıkı sıkıya bağlı kaldılar. Daha sonra sahnenin yönetilmesi gerektiği görüldü ki; yönetim oyununda kurumlar ve hükümetler şahıslardan daha fazla ön plana çıktı” şeklinde açıklamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="center"><strong>III. BÖLÜM</strong></p>
<p align="center"><strong>BUGÜNKÜ ORYANTALİZM</strong></p>
<p>            Üçüncü bölümde Oryantalizmin düşünüş ve faaliyet olarak neleri kapsadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Oryantalizmde en fazla beliren husus Doğu ile karşılaşan batılılarda daima bir çatışma hissinin olmasıdır. Doğu-Batı derken orada bir sinirin tayin edilmesi, Batı’ya ‘üstünlük ve kuvvetin’ Doğu’ya ise ‘zaafın’ atfolunmasıdır. Yapılan bütün çalışmalarda iradi olarak coğrafi bir ayrımın yapılması sıkıntılarına yüzyıllardan beri katlanılmaktadır. Edward W. Said ayrıca bu bölümde ‘gizli’ oryantalizm adını verdiği Oryantalizmle ‘açık’ olarak isimlendirdiği Oryantalizm arasındaki ayrımı da ortaya koymaya çalışmaktadır. <em>Gizli Oryantalizm</em> bilinçsizdir, Doğunun ne olduğu hakkında belirsiz bir kesinliğe sahiptir. Onun temel içeriği statik ve belirlidir. Doğu ayrı, egzantirik, geri, farklı, tensel ve pasif görülür. Despotizme eğilimli ve ilerlemeden uzaktır. Onun ilerlemesi ve erdemi hakkında Batı ile karşılaştırmalı ve Batılı terimlerle hükme varılır ki o her zaman ötekidir, aşağıdır ve fethe açıktır. Dişil bir nüfuz edilebilirlik ve kaygısız bir uysallık sergiler. <em>Açık Oryantalizm</em> ise üzerine konuşulan ve eylemde bulunulan şeydir. <em>Doğu</em> hakkında değişen enformasyon ve bilgiyi ve Doğucu düşüncede politik kararları içermektedir. O, gizli oryantalizmin söz ve eylemde ifade edilen halidir.    “Bugünkü oryantalizm” başlıklı üçüncü bölüm, ikinci bölümün sonundan yani 1870 den, Doğu’daki büyük sömürgeci genişlemesini konu edinerek II. Dünya Savaşı’nda son bulur. Bu bölümde Doğu’nun İngiliz-Fransız hegemonyasından Amerikan hegemonyasına geçişi tasvir edilmektedir. Yine bu bölümde Amerika’daki oryantalizm konusundaki fikri ve sosyal gelişmelerden ve gerçeklerden söz edilmektedir.            Oryantalizm geleneksel öğrenim (klasikler, İncil, filoloji) kamu müesseseleri (hükümetler, şirketler, coğrafya, cemiyetler, üniversiteler) ve genel eserler (Doğu tasvirleri, fantezi kitapları, seyahat kitapları) ile ilgilenir. Doğu’dan bahseden her Avrupalının ırkçı, emperyalist ve milliyetçi olduğu söylenebilir. Yazara göre oryantalizm Doğu Batı’dan daha zayıf olduğu için Doğu’ya tahakkümünü öngören Doğu’nun farkının onun zayıflığından ibaret bulan siyasi bir doktrindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>            “O halde Oryantalizmde görülen Doğu ‘bir izlenimler sistemidir’ ki bunun çerçevesini en iyi çizen, sayısı hayli kabarık bir takım güçlerdir. Bu güçler, Doğu’yu Batı’nın öğrenimine, bilincine ve daha sonra da İmparatorluğuna sunmuşlardır. Eğer Oryantalizmin bu tanımı okuyucuya politik geliyorsa bunun sebebi şahsi kanaatimce Oryantalizmin kendisinin bazı politik güçlerin ve faaliyetlerin sonucu oluşudur. Oryantalizm bir tefsir ekolüdür ve kullandığı materyal, Doğu’dur, onun medeniyetleri, insanları ve mahalleridir…”</p>
<p>            “Doğu ile Batı arasındaki bu dengesizlik hiç şüphe yok ki değişen tarihi koşulların sonucudur. Sekizinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla kadarki şaşaalı devresinde İslâm hem Doğu’ya hem Batı’ya hakimdi. Sonra kuvvetin sıkleti Batı’ya kaydı ve şimdi yirminci yüzyılda galiba yeniden Doğu’ya kayıyor.”</p>
<p>            Said’e göre yirminci yüzyıl oryantalist anlayışında artık sadece Doğu’nun anlaşılması hedeflenmiştir. Bu devrede Doğu uzmanından beklenen, Doğu’yu çalışan bir makine haline getirmesi ve onda ne takat varsa Batı medeniyetinin menfaat ve araçlarını kazandırılmasıdır. Burada doğrudan bilgi faaliyete dönüştür ve sonuçlar Doğu’da yeni düşünce ve eylem akımlarına yol açar der. Said Batı’nın Doğu hakkında düştüğü hatayı da şöyle anlatmaktadır: “Doğu hakkındaki bu son derece şekilsiz imajların sebebi Batı’da bir şeyin eksikliğidir: Doğu’ya karşı hassasiyet, hakiki bir Doğu tecrübesi. Bazı açık nedenlerle Doğu, Batı için hem yabancı hem de zayıf bir ortak özelliğinde idi. Batı’lı âlimler çağdaş Doğuluların yahut Doğu’da bazı düşünce ve kültür hareketlerinin farkında oldular diyelim. O zaman, bunlar ya Oryantalistçe diriltilmesi, gerçeklik kazandırılması gereken sessiz gölgelerdi, ya da bir çeşit kültürel ve entelektüel proleterler söz konusu idi ki, bunlar Oryantalist’in geniş yorumlayıcı faaliyeti için yararlı idiler, üstün hükmetme gücünü, üstün öğrenimi, üstün kültürel iradesini kullanması için elzem idiler. Doğu konuşulurken Doğu yoktur. Konuşan (Oryantalist) vardır. Ama unutmamamız gerekir ki, Oryantalist’in varlığının sebebi Doğu’nun efektif yokluğudur. Biz buna ‘yokluk-ikame’ etkisi diyeceğiz ki, işte bu etki Oryantalisti, üzerinde yıllar harcadığı bir konuyu hiçe saymaya itmektedir.”</p>
<p>            Said bu bölümde bazı oryantalistlerden de seçmeler yapmıştır:</p>
<p><strong>Barres: </strong>“Doğu’da Fransa’ya karşı dini ve güçlü bir duygu var. Çoğu arzularımız ifadesini bu güçlü duyguda buluyor, çoğu hasretimiz onunla diniyor. Doğu’da biz ruhaniliğin, adaletin ve ideal olan ne varsa onun temsilcisiyiz. İngiltere orada güçlü, Almanya çok çok güçlü ama pek çok Doğulu ruh bizim elimizde.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Macdonald: </strong>“Araplar görünüm itibariyle her şeye inanan insanlar izlenimini bırakmıyorlar. Tersine, dik başlı, maddi hayata düşkün, tartışmacı, şüpheci, kendi hurafe ve teamülleri konusunda bile alaycı ve gayb ile fazla uğraşan insanlar. Ve bunu yaparken, hoppadırlar, çocukturlar.”</p>
<p><strong>Sylvain Lévi: </strong>“Doğu uygarlığını anlamak bizim vazifemizdir. Şimdi insanca bir sorun ile karşı karşıyayız: Yabancı uygarlıkların hem mazisine hem atisine fikri düzeyde yaklaşmak, akıllıca ve insan canlısı bir yolla konuyu kavramak zorundayız. Biz Fransızlar için sömürgelerimiz göz önünde tutulduğunda bu cihet aynı zamanda pratik bir zarurettir.”</p>
<p><strong>Paul Valery: </strong>“Kültürel bakımdan artık Doğu’dan yana bir korkumuz olması gerekmiyor. Tanımadığımız bir şey değil ki! Doğu’ya sanatımızın başlangıcını ve bildiğimiz birçok şeyi borçluyuz. Doğu’dan gelenlere hoş geldin deriz de, artık ne gelecek ki!&#8230;”</p>
<p><strong>John Buchan: </strong>“Dünya zırva güçler ve teşkilatsız akılla dolu. Çin’e bakın! Milyonlarca beyin saçma sapan işlerde harcanıyor. İstikametleri yok, itici güç yok, çalışmaları boşuna ve dünya Çin’e gülüyor!”</p>
<p><strong>George Orwell: </strong>“Böyle bir şehirde yürüyünce (200.000 nüfusu var, en azından 20.000 ferdin üstündeki çuldan başka bir şeyi yok) nasıl yaşadıklarını ne derece kolay öldüklerini görünce, insanlar arasında olup olmadığınızdan şüpheye düşersiniz. Bütün sömürge imparatorlukları bu hakikat üzerine kurulmuştur.”</p>
<p><strong>Hamilton Gibb:</strong>“Hayatı doğru-dürüst görememek, bütün olarak görememek, bir hayat anlayışının bütün vakıaları içermesi gerektiğini kavrayamamak, bir fikre kapılanıp başka her fikre kulak tıkamak zorunda olmak… İşte sanıyorum Doğu ile Batı arasındaki fark burada yatıyor.”</p>
<p>            Said, oryantalizmin birbiriyle ilişkili üç farklı boyutundan bahsetmektedir. Birincisi, Avrupa ile Asya arasındaki tarihi ve kültürel bağ, ikincisi, Batı’da bir kültür dalı yani Doğu kültürü ve Doğu gelenekleri üzerine çalışma sahası, üçüncüsü ise dünyanın Doğu ile ilgili ideolojik varsayımları. Bu üç tanımın ortak yanı ise Doğu’yu Batı’dan ayıran bir hat olmasıdır, oysa Said kitap boyunca bunun bir insan işi olduğunu bir tasavvur olduğunu belirtmektedir. Yani Doğu ve Batı’yı ontolojik olarak ayırmak sadece bir tasavvurdan ibarettir. “Oryantalist şimdi Doğu’yu Batı’nın bir taklidi olarak görmeye çalışıyor. Bernard Lewis’e göre, bu Doğu ancak ‘milliyetçileri Batı ile uzlaştığında’ düzelir. Bu arada, Araplar, Müslümanlar yahut Üçüncü ve Dördüncü Dünyalar beklenmedik yollara girerlerse herhalde bir Oryantalist çıkıp ‘Doğuluların adam olmayacaklarının ve onlara güven duyulamayacağının kanıtlandığını’ söyleyecektir.”</p>
<p>            ‘‘Gerçek Doğu’nun Oryantalist portrelerindeki Doğu’dan farklı olduğunu söyleyerek yahut “Oryantalistler ekseriya Batılı oldukları için, Doğu’yu derinlemesine görmelerine imkân yoktur”, diyerek Oryantalizm’in metodolojik başarısızlıklarını tam bir surette dile getirmiş olamayız. Her iki öneri de yanlıştır. Ne bu kitabın tezi (İslam, Arap yahut her neyse) ‘gerçek’ bir Doğu’nun var olduğudur; ne de Robert K. Merton’un yararlı ayırımına müracaat etmek gerekirse, ‘içeriden’ bakan birisinin, ‘dışarıdan’ bakana oranla üstünlüğünden bahsetmektir. Tam tersine ben ‘Doğu’nun kendisinin de mürekkep bir varlık olduğunu söylüyorum. Söylediğim şey şudur: Belli bir coğrafi bölgeye has bir din, kültür yahut ırk özüne dayanılarak tanımlanabilecek belli, birbirinden ‘kökten farklı’ insanlar olabileceği düşüncesi son derece tartışılır bir düşüncedir. Pek tabii ki siyahlar hakkında ancak bir siyahın, Müslümanlar hakkında da ancak bir Müslüman’ın laf edebileceği kanaatinde de değilim.”.</p>
<p>            Sonuç olarak Said’in; “Oryantalist, Doğu tarihi denince akla gelen bir simadır, onun (Doğu) ayrılmaz bir parçası ve şekillendiricisidir, onun Batı’dan gelen karakteristik alametidir. Bir dizi inanış ve tahlil metodu olarak oryantalizm gelişmeye kapalıdır.” sözlerine yer verebiliriz.</p>
<p align="center"><strong>EDWARD W. SAİD VE ORYANTALİZM HAKKINDAKİ ELEŞTİREL YAKLAŞIMLAR</strong></p>
<p>             Edward W. Said’in Oryantalizm adlı eseri hakkında Türkiye’de ilk önemli değerlendirmeyi yapan Cemil Meriç olmuştur. Eser hakkında Türk Edebiyatı dergisinin Aralık 1982 sayısında ‘Bir Çıkmazda Dolaşırken’ başlığıyla bir tanıtım yazısı kaleme alan Meriç, Batı’da ortaya konmuş oryantalist çalışmaların bütünüyle reddedilemeyeceğini ve art niyetli görülemeyeceğini ifade etmekle beraber Said’in oryantalizm hakkındaki düşüncelerini onaylamaktadır. Meriç’e göre Said bu eseriyle Batı’nın maddi ve manevi tahakkümü altında susan, susmaya mahkûm edilmiş Doğu’nun duygularına tercüman olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>            Oryantalizmi Edward W. Said’in düşünceleri çerçevesinde teorik olarak tartışan Türk akademisyen ve araştırmacılar arasında Fuat Keyman, Mahmut Mutman, Aslı Çırakman, Necdet Subaşı, Nilgün Tutal, Ali Kemal Yıldırım, Babur Turna akla gelen ilk isimlerdir.</p>
<p>            Türkiye’de Edward W. Said’e eleştirel yaklaşan isimlerin başında Şerif Mardin gelmektedir. Mardin Batı’nın Doğu hakkındaki düşünce ve telakkilerinin konjonktürel olduğunu, tarihin bütün dönemlerini kapsamadığını belirterek bu konuda Said’in ‘cımbızla seçtiği eserler’ doğrultusunda genellemelere gittiğini öne sürer ve bu tavrından dolayı Said’i eleştirir. Batı’daki Doğu düşüncesinin gelişimini ve değişimini Osmanlı örneğinden hareketle ele alan Aslı Çırakman ise özellikle on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda bazı Batılı seyyahların Osmanlı hakkında olumlu düşünceler beslediğini, on sekizinci yüzyıldan sonra ise olumsuz düşüncelerin arttığını öne sürer. Said’i bu noktada genelleme yapmakla ve bütünü görmemekle eleştiren Çırakman’a göre sırf bu nedenle “Oryantalizm’i tarih aşırı, sürekli ve tutarlı bir söylem olarak kavramsallaştırmak mümkün değildir” der.</p>
<p>            Edward W. Said’i en açık şekilde eleştirenlerden biride New York Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Robert J.C. Young’dır. Oryantalizm kitabının Said’in kendi kafa karışıklıklarının yansıttığını savunan Young, bu kitabında hem ‘kozmopolitan’ hem de ‘milliyetçi’ Said’in bir arada bulunduğunu dile getirmektedir. Said’in çalışmalarının iç tutarlılıktan yoksun olduğu görüşünü dile getiren Prof. Young, Said’in aslında batının dışından konuşuyormuş gibi yaptığını, ancak içinden konuştuğunu vurgulamaktadır.</p>
<p>            Edward W. Said ve Oryantalizm ile ilgili eleştiriler birkaç noktada toplanmaktadır. Meto­do­lojik açıdan Said’in bilhassa Foucault’yu, zorlayıcı ve keyfi bi­çimde kullandığı, ontolojik bir Doğu-Batı ayrımı varmış gibi dav­ranmakla kal­mayıp tehlikeli biçimde bunu yeniden ürettiği, Orta Doğu’daki kimi radikal oluşumlara ilham kaynağı olduğu belirtil­mektedir. Onun en sıkı muhalifi Bernard Lewis ile Aijaz Ahmad ve Ernest Gellner, Said’e eleştirel yaklaşan grubun başını çekmektedir. Yine Said’in bir disip­lin olarak oryanta­liz­min Doğu dili, kültürü ve tarihi için sağladığı yararlara fazlasıyla umursamaz yaklaştığı, kendine has bir seçicilikle bazı ülkelerin ana­lizine katarken bazılarını –tezini boşa çıkarabileceği için– dışarıda tuttuğu ve neredeyse her yönüyle ‘Batı’da yetişip eği­tim görmüş ve zihinsel donanımını bu kültüre borçluyken, şimdi nasıl olup da ken­disini bu gerçeklikten münezzeh kılabildiği sorusu dillendirilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://islamicevaplar.com/oryantalizm.html/oryantalizm-esaid-1" rel="attachment wp-att-2074"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2074" title="oryantalizm-esaid-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oryantalizm-esaid-1.jpg" alt="" width="324" height="515" /></a></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalizm.html">Oryantalizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/oryantalizm.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İncil, Hıristiyanlık, Papa</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 May 2012 07:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oksidentalizm]]></category>
		<category><![CDATA[İncil]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[katolik]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab-ı Mukaddes]]></category>
		<category><![CDATA[mesih]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[papa]]></category>
		<category><![CDATA[protestan]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[zebur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=1735</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hıristiyanlık, papa ve İncil Hz. İsa ‘sadece’ İsrailoğullarını ıslah etmekle görevlendirilmiş (Ali İmran, 49; Matta, 10, 5-6; 15, 24) bir peygamberdir ki, kendisi de bunu açıklamıştır. Matta 15:24: İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim.” İsrailoğulları ilahi kitap Tevrat’ı bozdukları, zinayı bile suç olmaktan çıkardıkları, azgın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html">İncil, Hıristiyanlık, Papa</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hıristiyanlık, papa ve İncil</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa ‘sadece’ İsrailoğullarını ıslah etmekle görevlendirilmiş (Ali İmran, 49; Matta, 10, 5-6; 15, 24) bir peygamberdir ki, kendisi de bunu açıklamıştır. Matta 15:24: İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim.” İsrailoğulları ilahi kitap Tevrat’ı bozdukları, zinayı bile suç olmaktan çıkardıkları, azgın bir toplum haline geldikleri  için Hz. İsa onları bu aşırılıklarından kurtarmak, tövbe etmelerini sağlamak ve vicdanlarını temizlemek içinde ‘ahlak’ temelli ilahi mesajlarla dolu İncil’le onlara gönderilmişti. Hz. İsa, Yahudilerin tahrif ettiği Eski Ahid&#8217;i (Tevrat) yeniden diriltmeye ve Hz. Musa&#8217;nın getirdiği akideyi yerleştirmeye çalışmıştır. Hz. İsa, &#8220;Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.&#8221; demiştir. (Matta, 5, 17-18) Fakat İsa’nın mesajı daha sonra Pavlus tarafında bozularak evrenselleştirilmiştir. Hristiyanların iddialara göre Hz. İsa 3 yıl tebliğ yaptıktan sonra Yahudi bilginlerin şikayetleri ile yakalattırılmış ve çarmıha gerdirilmiştir. Kabrinde 3 gün kaldıktan sonra, Fısıh bayramında dirilip 40 gün dünyada kalmış sonra havarilerinin gözü önünde göğe yükseliştir. İslam’a göre ise Hz. İsa çarmıha gerilmemiş, Allah tarafında göğe kaldırılmış, Hz. İsa’nın yerini askerlere ihbar eden hain daha sonra çarmıha gerilmiştir. (Nisa, 156)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlara göre tek Allah inancını Yahudilik ulusallaştırmış, Hristiyanlık ise İsa&#8217;nın kişiliği ile ayın güneşin ışığı kesmesi gibi uluhiyyetin ışığını kesmiştir. Diğer bir değişle, Yahudilik tevhid inancını sabitleştirmiş, ona bir vatan ve bir ordu vermiş, fakat aynı zamanda da ona el koymuştur. Hristiyanlıksa bu hakikati evrenselleştirmiş fakat saflığını bozmuştur. İbni Teymiyye, İslam&#8217;ın, Yahudiliğin sertliği ile İsa&#8217;nın merhameti arasında orta bir yol izlemiş olduğunu ileri sürmüştür. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 87) “Doğru bir karşılaştırma, İsa ile Kur’an arasında yapılabilir. Hristiyanlar için, etten kemikten bir hale getirilmiş olan &#8216;kelime&#8217; Müslümanlar için kitap formu içinde dünyevi bir şekil almıştır.” (Eaton, s. 125) “İsa için İnciller neyse hadis kitapları da Müslümanlar için odur.” (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 205)  İncil Kur’an ile değil, Hz. Muhammed&#8217;in hadisleri ile kıyaslanabilir. (Eaton, s. 142) İslam&#8217;ı anlamayı arzulayan Hristiyan, Hz. Muhammed ve Hz. İsa&#8217;yı mukayese etme isteğini bastırmak zorundadır. Çünkü bu ikisi eşyanın nizamında tamamıyla farklı roller almışlardır. (Eaton, s. 181)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyan mezhepleri, üçe ayrılır: Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık. “Katolik mezhebinin merkezi Vatikan&#8217;dır, Katolikliğin başı Papadır. Ortodoksluğun birçok merkezi vardır.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 14, 15) Slav dünyası Doğu Kilisesine (Ortodoksluk), Batı dünyası Latin Kilisesine (Katoliklik) has kılınmıştır. Bölgesel ve hatta kilise temelli olarak Protestan kilisesi, günümüzde Kuzey Avrupa ve Amerika’da yaygın olan mezheptir. Kiliselerin farklılıkları tarihi, ‘imani’ ve amelidir. Ki zaten o nedenle de &#8220;Hristiyan mezhepleri birer din haline gelmiştir.&#8221; (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 44) Bizans&#8217;taki Yunan Ortodoks rejimi, bu topraklarda yaşayan diğer mezhepten olan Hristiyanlara kafir gözüyle bakmakta ve onlara bu bakış açısı doğrultusunda muamele etmekteydi. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 251) Papa Gregorie XV, Kral XIII. Lois&#8217;e, &#8220;Sevgili evladım. Katolik olmayan imansızlara karşı acımasız olun.&#8221; derken, İspanya kralına da &#8220;Onlara hiç acımayın&#8221; diyordu. (Ural, s. 91) Martin Luther Papa tarafından aforoz edilmiş ve aradan 430 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ affedilmemiştir. 1054 tarihinde Papa, Humbert isimli kardinali İstanbul&#8217;a gönderir ve Doğu kilisesini aforoz ettiğini ilan eder. İstanbul patriği de Vatikan&#8217;ı aforoz eder ve bu aforozlar 1967&#8217;de ancak kaldırılabilmiştir. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 103-104)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Hz. İsa sonrası Hristiyanlıkta peygamberlik misyonu, &#8216;azizlik&#8217; anlamında devam etmektedir. Bu sebeple Protestanlar tarafından Martin Luther, &#8216;bir peygamber&#8217; olarak algılanır.&#8221; (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 363) Yani &#8220;Hristiyanlar, peygamber olmayan bazı kimselere İsmet/günahsızlık sıfatını vermişlerdir.&#8221; (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 209) Bu sıfat, papa ve kutsal saydıkları insanlar başta birçok azizlere verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman’lar, İsa peygambere ve Musa peygambere inanmasa ‘İslam’dan’ çıkarlar. Ama Hz. Musa ve İsa’ya inandığını iddia edenler İslam peygamberine inanırlarsa ‘dinlerinden’ çıkarlar. Dolayısı ile kapsayıcı, kuşatıcı olan din İslam’dır. Bu konuda ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam âleminin en güçlü olduğu dönemlerde bile, Hristiyanlarla iyi geçinmeye çalışıldığını ispat eden birçok durum vardır.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 82) “Şam&#8217;da beldenin fethinden sonra Müslümanlar Hristiyanların rızasıyla, Saint John mabedinin bir köşesinde ibadete başlamışlardır. İslam halifelerinin saraylarında da ilim ve kemal sahibi birçok Hristiyan saygı ve hürmet görmüşlerdir. O zamanlar Avrupa&#8217;da hiçbir ülke yoktur ki, aynı maksatla İslam alimlerinden birinin varlığına tahammül edebilsin. Bir Hristiyanlık mezhep mensubu diğer bir Hristiyanlık mezhebine mensup olan alimlerin varlığına bile tahammül edemezdi. Hakimiyeti ele geçiren, diğer din mensubunu ateşte yakılarak ortadan kaldırır ve yakma hususunda gösterilen arzu ve iştiyak batıl tanrıları adına insan kurban eden vahşi kabilelere gıpta ettirecek dereceye ulaşırdı.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 84-85, 87) “Hristiyanlık için İslam&#8217;ın varlığı yenilip yutulmaz bir hareket olduğu halde, Müslümanlar bu ehli kitabın varlığını kabul etmekte bir sakınca görmemektedir.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 41) Bunu gerek fethettikleri topraklarda onları dinlerini özgürce yaşama hakkı tanıyarak, gerekse dinlerinden taviz verdirmeden ülke yönetiminde, günümüzdeki adı ile bakanlıklar vererek kanıtlamıştır. Bu konuda ‘İslam barış dinidir’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah (cc) Hz. İsa’ya dört büyük kitaptan birini vermiştir. Hz. İsa, Meryem&#8217;in oğludur. 3. ve 19. sureler Meryem ve Meryem’in babası İmran&#8217;ın adını taşır. (Meryem ve Ali İmran) Meryem annemiz Hz. Zekeriya&#8217;nın koruması altında yetişmiştir. (Ali İmran, 33-49) Dünyada bütün dinler arasında Hz. İsa&#8217;yı peygamber kabul edip, İncil&#8217;e inanan ve Hz. Meryem&#8217;i bakire olarak kabul eden tek din İslam&#8217;dır.  Buna rağmen Batı, oryantalistler vasıtasıyla İslam&#8217;ı gerçek anlamı ile asla tanıyamamışlardır. Bu konuda ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yüce Yaradan Hz. Adem’den itibaren peygamberler vasıtasıyla hep aynı emir ve yasakları ve en önemlisi de tek tanrı inancını insanlara bildirmiştir. Tüm peygamberler önce insan ve sonra da ilahi mesajı tebliğ eden birer görevlidirler. İslam’a giriş parolası olan kelime-i şehadette bile Peygamberimiz için önce ‘abduhu: Allah’ın kulu’ sonra ‘Resuluhu: Allah’ın Peygamberi’ ifadesi geçmektedir. Hz. İsa’da birçok peygamber gibi ilahi mucizeler göstermiş bir insan ve elçidir. Ama özellikle Hz. İsa’nın vefatından sonra Pavlus bu tevhit inancını bozmuş ve insan olan İsa peygamberi tanrının ‘oğlu’, vahiy meleğini de ‘kutsal ruh’ ilan etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Pavlus ve evrenselleştirme ile dejenerasyona uğrayan İncil, çarmıh, teslis (Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesi)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa&#8217;nın 3 yıllık tebliğinden sonra O’nun yardımcıları olan havariler fazla bir başarı elde edemezler ve sayıları ancak yüze ulaşır. Yahudilerin direnci nedeni ile Filistin diyarında başarıya ulaşamayan davet, Yunan diyarına kaydırılır ki, bu hem Hz. İsa&#8217;nın Yahudilere özel davetini genelleştirir ve evrensel olmayan mesaja yeni kuralların eklenmesine neden olur ve hem de Yunan tesiri ile tevhid dini Yunan mitolojisi içinde boğulur ve zamanla da bozulup kaybolur. Bu süreçte en etkin olan kişi de Pavlus&#8217;tur. Pavlus, fikri olarak Yunan etkisinde olan Tarsus&#8217;ta büyümüş Yahudi bir ailenin çocuğudur. Yunanca bilen ve Hz. İsa&#8217;yı hiç görmemiş olan Pavlus başlarda amansız bir Hristiyanlık düşmanı iken, ruhi bir buhran geçirir ve gördüğü rüya ile<strong> </strong>Hz. İsa&#8217;nın onu 12 havariler arasına kattığını, ondan talimat aldığını söylemeye başlar. Metin tenkitçileri Pavlus&#8217;a ait risaleleri inceleyince, ilk başta bir fikir karışımı ile karşılaşırlar. Yahudi fikirlerinin, yeni yorum ve putperest Yunan çevresinde yaygın bazı kavramların ve sonunda İncil hatıralarının ve Doğuya ait dini efsanelerin bir karışımıdır bu fikirler. Pavlus, İsrailoğullarına gönderilen bir mesajı bütün insanlığa yönelik evrensel bir çağrıya dönüştürmüş ve içeriğini de epeyce değiştirmiştir. “İsa&#8217;nın bu dünyayı terk ettiği an ile ikinci asrın yarısı arasında, yani bir yüzyılı aşkın sürede iki dini akım arasında geçen bir mücadeleye şahit olunmuştur. Bu iki akım, Paulcu (Pavlus) Hristiyanlık denebilecek Hristiyanlık ile Musevilik Hristiyanlığıdır. (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 93) “Kardinal Danielou’nun belirttiği gibi, deyim yerindeyse havarilerin çevresinde oluşan “Musevi-Hristiyanlık” (Judeo-chretienne) ve “Pavlus’un oluşturduğu Hristiyanlık” olmak üzere iki akım gelişmiştir.” (Mehmet Aydın, “Batı ve Doğu Hristiyanlığına Tarihi Bir Bakış”, Ank. Üniv. İlahiyat Fak. Dergisi, cilt: 27, s. 123) “İznik Konsili’nde Hristiyanların hemen hemen tamamının anlamadığı bir ‘amentü’ empoze edilmiştir. Bunu Konsil pederlerinin çoğunluğu da anlamamıştır. Sonuçta Hristiyanlık hem Yunanlılaştırılmış hem de Romalılaştırılmıştır.” (Garaudy, 20. Yüzyıl Biyografisi, s. 206, 208; Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 92) “Teslis inanışının doğuşu Hristiyan inancının eski Yunan Felsefesi ile harmanlanması sonucu olmuştur.” (Adnan Şensoy, s. 99) Hamdi Yazır: &#8220;Hristiyanlık şirkin bir tekamülünden ibaret kalmıştır.&#8221; tespitinde bulunmaktadır. (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 12) Zaten “Antikçağ Yunan mitolojisinde de Herkül, annesi insan babası ise Tanrı olduğu için yarı insan yarı Tanrı bir yaratık idi.” (Adnan Şensoy, s. 93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa&#8217;nın bildirdiği din, Pavlus&#8217;tan sonra bir de İmparator Konstantin&#8217;in elinde, ikinci bir dönüşüm yaşamıştır. (Adnan Şensoy, s. 88) Pavlus, peygamberlikle görevlendirildiğini ileri sürüyordu.” (Galatyalılara mektubunda, 1/11-12) “Tanrı, İsa&#8217;da bedenleşmiştir. Pavlus tevhidi Helen paganizmine boğdurup tanınmaz hale getirmiştir. Pavlus, Hz. İsa&#8217;yı ilahlaştırıp, boşalan yere kendisini oturtmuştur.” (Adnan Odabaş, s. 11) “Tanrı insan inancı, Roma imparatorluğu tarafından benimsenmişti.” (Adnan Şensoy, s. 75)  “Baba Tanrı imajının, Hristiyanlıkta ciddi bir ‘insan biçimli Tanrı’ inanışına (atropomorfizme) yol açtığı muhakkaktır. Bu durum daha çok eski Hint Avrupa kültürünün bir sızıntısıdır.” (Adnan Şensoy, s. 71, 72) Zaten “Yunan felsefesi, Hint Avrupa kültürünün izlerini taşımaktadır.” (Adnan Şensoy, s. 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pavlus, Roma İmparatorluğunda öğretisini rahatça yayabilmek için, zalim Roma idarecileriyle iyi geçinmeye, dahası düzenin yardakçılığını yapmaya büyük özen göstermiştir: “Herkes, altında bulunduğu yönetime boyun eğsin. Çünkü Tanrı&#8217;dan olmayan yönetim yoktur.” (Romalılar 13:1-7) Pavlus&#8217;un Romalıların şirk ve zulüm düzenini Allah&#8217;ın düzeni olarak görmesi ve dolayısıyla ona karşı çıkılmasını Allah&#8217;ın düzenine karşı çıkılması olarak kabul etmesi, dinin bir sömürü unsuru &#8220;halkın afyonu&#8221; (Marx, Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie, s. 24) olduğu görüşünün daha sonra ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sonuçta, özellikle IV. asırda Hristiyanlık ile Roma uzlaşma sağlamıştır. Beşinci asır, züht ve ruhban sınıfının ortaya çıkış asrıdır. Kiliseler ideal Hristiyanlığı yaşamak isteyenlere manastırların yolunu göstermiştir. Bu sayede toplum onların tesirinden de uzak tutulmuş olmaktadır. Devlet ile din ittifak yapar ve bunun neticesinde ‘papalık makamı da’ imparatorluğa benzer bir teşkilatlanmaya gider. İsa&#8217;nın geri dönüş inancı, zamanın devamlı ileri atılması ile lakayt bir hale dönüşür ve “zamanla tevhid dini mağlup olur.” (Charles Guignebert, Le Christianisme Antique, s. 190) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katolikler ve Ortodokslar  dahil çoğu Hristiyan, kutsal kitapların tanrı sözü olduğunu, katiplere yazdırıldığını, yazdıranın da tanrı olduğuna inanır. Tevrat 39, İncil 27 bölümden oluşur. Hristiyanlar, K. Mukaddesin tamamına (yani sadece İncil&#8217;e değil, Tevrat, İncil, Zebur üçüne birden) inanır. Yahudiler ise sadece Eski Ahit&#8217;e -Tevrat&#8217;a- inanır. Hristiyan inancına göre, Yeni Ahidi eski ahitten ayırmak mümkün değildir. Eski ve yeni ahit, kutsal ruhun esiniyle yazıldıklarından, bunların yazarı tanrıdır. (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB,  s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. Richard Friedman&#8217;a göre, ‘Tevrat&#8217;ı peygamber Yermiah ve havarisi Baruh ben-neriya yazmıştır.’ (Yahudi yayın organı Şalom Gazetesi: 13 Mayıs 1987) Tevrat’ı yazdığı söylenen Hz. Musa&#8217;nın, yine Tevrat&#8217;ta öldüğü ve gömüldüğü yerlerden bahsedilmesi de (Tesniye: 34/6: Rabbin sözüne göre; Rabbin kulu Musa orada, Moab diyarında öldü  ve Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü.) Tevrat&#8217;ın daha sonra yazıldığının kanıtıdır. “İlmi çalışmalar, Tevrat’ın çeşitli dönemlerde farklı yazarlar tarafından kaleme alındığını, metin üzerinde düzeltme, değiştirme ve ilaveler yapıldığını, metnin tek kişi yani Hz. Musa’ya nispet edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kutsal metinlerin belli şahıslara ait oluşuyla ilgili dini gelenek geçerliliğini yitirmiştir.” (Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yeni Yaşam Yayınları’nın bastığı İncil’de, “İncil’e göre, İsa Mesih’in kendisi ne bir kitap yazdı, ne de gökten kendisine bir kitap indirildi. Buna karşılık İncil’de İsa’nın, Tanrıyı bize açıklamak için dünyaya gelmiş olan ‘Tanrı Sözü’ olduğu belirtilir. (Yuhanna 1:1-18)” denmektedir. Daniel  Wickwire,<strong> </strong>“Kitap olarak İncil’i de İsa yazmadı. Onu kaleme alan kişiler, İsa’nın ‘bunun için tayin ettiği’ elçilerdir. Elçiler, ‘Kutsal Ruh’un denetimi altında’ yazarak tanık oldukları olayları ve ‘kendi anlayışlarını’ ifade tarzlarını birleştirerek Tanrı’nın istediği sözleri yazdılar. Esin (içten gelen duygu, düşünce) Tanrı’nın nefesidir. Kutsal Ruh ‘yanlışlık olmadan, her kelimeyi denetleyerek’ yazdırıyordu.” (Daniel Wickwire, Kutsal Kitap Değiştirildi mi?, s. 10) derken; Thomas Paine, “The Age of Reason” (Aydınlanma Dönemi) adlı eserinde, “Ahd-i Atik&#8217;in (Tevrat&#8217;ın) müstehcen hikaye&#8217;lerle, şeheviliklerle, gaddarlıklarla, intikamcılıklarla dolu sayfalarını okuduğumuzda bu kitabın Tanrı sözleri olmaktan ziyade, şeytan sözleri olduğunu söylemenin daha uygun olduğunu anlarız. Bu kitap(ları) Tanrı kitabı olarak benimsemeyi Yaradan&#8217;a (Tanrı&#8217;ya) karşı saygısızlık sayarım” demekte ve Lloyd M. Graham ise, “Deceptions and Myths of the Bible” (İncil&#8217;in Aldatıcı ve Efsanevî yönleri) adlı eserinde: &#8220;Kutsal Kitap gerçekten kutsal mıdır? Gerçekten Tanrının sözleri midir? Hayır! İncil&#8217;de kutsal olan bir şey olmadığı gibi bu kitap Tanrı sözleri de değildir. Bu kitap Tanrı&#8217;dan esinlenmis azizler tarafından değil fakat iktidara susamış (muhteris) papazlar tarafından yazılmıştır. İncil Tanrı sözleri değil fakat putperestlik dönemine ait kaynaklardan aşırılmış (şeylerle dolu bir kitap&#8217;tır).&#8221; demektedir. “Kudüs kitab-ı Mukaddes Okulu profesörlerinden Benoit ile Boismard&#8217;ın beraber yazdıkları &#8216;Dört İncil&#8217;in kaynaklarının topluca özeti&#8217; adlı eserde, “sözlü rivayetin uzun bir oluşum safhası geçirmesi sonunda meydana gelen sözler, bu sözler ilk zamanlardaki şekillerinin sahip olduğu sıhhate sahip olmadığını” ifade eder ve şöyle devam ederler: Bazı okuyucular İsa&#8217;nın sözlerinin İncillerde okuduğumuz gibi onun ağzından çıkmadığını fakat onları bize nakleden kişilerce ‘değiştirilerek çevreye intibak ettirildiğini’ öğrenince belki şaşıracak yahut rahatsız olacaklardır. Bu araştırmada, hayrete, hatta skandala yol açabilecek çok şeyler vardır.” (Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 129-130, 133) “Paris Katolik Enstitüsü profesörü Kannengiesser, “İncillerin İsa hakkında naklettiklerini &#8216;artık zahiri manalarına göre anlamamak gerekmektedir.&#8217; İnciller &#8216;belli şartlar veya mücadele dolayısıyla yazılmış kitaplar&#8217; olup, müellifleri mensubu bulundukları &#8216;toplumların İsa’ya dair sözlü rivayetlerini yazıyla tespit etmişlerdir.” (Bucaille, s. 90) demektedir. İncil’in içindeki çelişki ve yazılımının kesin kanıtlanamaması sonucunda “Hristiyanlar, imanlarının Kutsal kitabın ‘doğruluğuna değil’, İsa Mesih’in yaşamı, ölümü ve ölümünden sonra dirilmesi üzerine kurulduğunu” ve “saygınlığı olan hiçbir Hristiyan yetkili de Kitabı Mukaddes’in Tanrı tarafından indirildiğine ve teker teker peygamberlere yazdırıldığına inanmadığını” (John Gılchrıst, Kur’an İle Kutsal Kitap Arasında Karşılaştırmalı Bir İnceleme, s. 13) artık açıkça ilan etmektedir. Tabii, bu konuda da Hristiyanlar arasında bir birlik yoktur! Mesela, John Gilchrist tarafında yazılan kitabın adı “Evet! Kitabı Mukaddes Tanrı sözü’dür.” şeklindedir. (Müjde yayıncılık, İstanbul, 1993) Tabii bu ‘Tanrı sözü’ olan kitaptaki çelişki ve yazımındaki itirazlara açıklama gayretine girilen bu eserde (Gilchrist, s. 138-219) oldukça zorlamalara gidilmiş, ‘Yazıcıların yanlış rakam yazmaları’ (Gilchrist, s. 97, 140, 145, 148) ve ‘kopyalama esnasındaki yazıcılara’ ait hataların varlığı kabul edilerek çelişkilerin varlığını dolaylı olarak itiraf edilmektedir! Bu bakış açısına göre doğal olarak da yazar, İnciller arasında farklı rakamların olmasını “pek fazla önemi yoktur.” (Gilchrist, s. 145) diye önemsenmez göstermeye çalışmaktadır. Aynı savunmayı bir ilde buluştuğumuz iki misyonerde benzer açıklamalarla tarağıma yapmış idi! Kısaca, Kutsal kitap insan yazması olarak ‘yazımından içindeki çelişki ve müstehcenliğe dek’ sorunlarla doludur! Yine Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği İncil de günümüzde elimizde bulunan İncil değildir. Bunun en büyük delili yine İncil&#8217;de bulunmaktadır. “İsa, Tanrının İncil&#8217;ini tebliğ ederek Galile&#8217;ye gelir.&#8221; (Markos, 1/14) Günümüzde ise tebliğ edilen bu İncil değil, 4 yazarın farklı İncilleri elimizde bulunmaktadır. Sonuç itibari ile, “Evet, Kitap-ı Mukaddes (İncil ve Tevrat) insan eseridir. Bazı kimseler, neden olduğunu anlamadığım sebeplerden ötürü bunu inkar etmektedir. Kitab-ı Mukaddes, insanların dimagında teşekkül etmiş, insanlar tarafından, insan dili ve insan eli ile yazılmış ve tamamen ‘insan karakteri taşıyan’ bir eserdir.” (Moody İncil Enstitüsünden Dr. Grahamn Scroggie, İncil Allah kelamı mıdır?  s.17)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Elleriyle kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için, “Bu Allah’ın katındandır” diyenlere yazıklar olsun!” (Bakara, 79)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14666" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/342634577.jpg" alt="" width="255" height="268" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyan siteden bir alıntı: “Kore’deki Aziz Nikolaos Manastır Kilisesi: Rab’bimiz sağ eliyle kutsamakta ve diğer eliyle ‘İncil’i tutmaktadır.’ Yüksek noktaya çizilmiş Rab’bimiz İsa, kesintisiz olarak dünyayı kutsamakta, kiliseye gelen insanlara Tanrı’nın bereketiyle Efendimiz’in öğretileri uygulanırsa kurtarılacaklarını belirtmektedir.” Hz. İsa hangi İncil&#8217;i tebliğ ediyor, anlatıyordu? Matta&#8217;yı mı, Luka&#8217;yı mı, diğerlerini mi yoksa 300 sene sonra yasaklanacak İznik konsülünün reddettiği İncil&#8217;leri mi? İncil metinleri doğrudan tarihsel dokümanlar olmayıp, İsa&#8217;ya ilişkin hikayelerin, kilise tarafından şekillendirilmiş metinleri olduğu gerçeği ortadadır. (M. Borg, A new vision, s. 15) İncil metinlerindeki İsa, ilah oğul İsa&#8217;dır. Bu İsa figürünün, Filistin&#8217;de yaşayarak halkı Musa&#8217;nın öğretilerini çağıran İsa ile bir ilişkisi yoktur. (P. M. Casey, From Jewish Prophet to Gentile God; Ş. Gündüz, Pavlus, s.121-201) Tarihsel İsa, İncil&#8217;in İsa&#8217;sı kesinlikle değildir. (Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 233) Günümüzdeki İncil şu an Hz. İsa&#8217;nın hayatını anlatır. “Bütün İnciller biyografilerdir, Hz. İsa&#8217;nın hayat hikayeleridir.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 53) “İncil, ne Kur&#8217;an ne de hadis külliyatlarına benzer, olsa olsa siyer kitaplarını andırır, hatırlatır.” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 8) Peki Hz. İsa insanlara neyi anlatıyordu, kendi hayat hikayesini mi, doğumunu mu? Asıl soru: Matta&#8217;ya göre İncil var da, İsa&#8217;ya göre İncil neden yok?! “İncil&#8217;in asıl dili İbranicedir. İsa ve havariler bu dili konuşuyorlardı.” (J. Dheilly, Dictionnaire Biblique, Arameenne maddesi, s. 79) “Hz. İsa Aleyhisselam Arami dilini konuşuyordu ama en eski İncil, Yunancadır. Yunanca tercümelerin doğru olup olmadığını kontrol edecek Aramice bir metin de yoktur!” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 10) Zaten “Elimizdeki İnciller de, asıl İncillerin tercümelerinin tercümeleridirler.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 18) Kitabı Mukaddesin bilinen ‘en eski İbranice metni, MS 9. asra’ aittir. Günümüzde içeriğindeki farklılık ve çelişkiler dışında, her Hristiyan mezhebi, aynı dili konuşsalar da, ‘aynı tercümeyi değil, mezheplerine göre yapılmış ayrı ayrı tercümeleri’ okumaktadırlar.  Hz. İsa, teslise göre Tanrı’nın üç kimliğinden biri ve Tanrı’ya eşit ise, kendinden üstün bir otoriteden direktif alan bir emir kulu gibi, &#8220;O beni gönderdi, Tanrı sözünü duyurayım. Tıpkı bana öğrettiği gibi konuşuyorum&#8221; (Markos 1:29-39; Yuhanna 8:28-29) demezdi. Sözlerini insanlara duyurmak için gönderen bir Tanrı varsa ve kendiliğinden konuşmuyorsa, duyurduğu bu ‘Tanrı Söz’leri de apaçık vahiy (Tanrı’dan alınan sözler) olmaktadır. Gerçekte olan şuydu: Hz. İsa, kendisini gönderen Tanrı’nın Buyruklarını/Müjdesini insanlara duyurmakta idi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Matta İncil’i: 65 yılında yazıldığı kabul edilir. Markos İncil’i: 63-70 yılları arasında yazıldığı kabul edilir. 65-70 arası diyenler de vardır. (A. Robert ve A. Feuillet, Introduction, II/227) Katolik din adamlarından Roguet&#8217;ye göre, Markos, acemi bir yazardır. (A. M. Roguet, Initiation a l&#8217;evangile, s. 60) Luka İncil’i: Luka, genç yaşında Pavlus&#8217;u tanımış ve ondan ayrılmamıştır. Bu İncil, Yunan asıllı olmayan Hristiyanlar için yazılmıştır. Müşrikleri cezbedecek hikayeleri en göze çarpacak şekilde sergiler. Şer’i/dini hükümlerden bahsetmez. Yuhanna İncil’i: 90-110 yılları arasında yazılmıştır. Havari Yuhanna&#8217;ya ait olduğuna dair şüpheler vardır. (W. Durant, The Story of Civilization II, s. 208; E. Royston Pike, Dictionnaire des religions, s. 173-174; Ayrıca eski Hristiyan, mühtedi Müslüman M. Bucaille ve Encyclopedia Britannica da bu görüşü savunur.) Bu İncil 96 yılında, İsa&#8217;nın tanrılığını kabul etmeyenlere karşı, &#8216;öteki İncillerden farklı olarak Mesih&#8217;in ilahi tarafını anlatmak için yazılmıştır.&#8217; (A. Şelebi, el-Mesihiyye, s. 179-180) Yuhanna diğer İncillerden farklıdır. Bu İncil&#8217;de sadece kendine özel hikayeler anlatılır. Dirilen İsa&#8217;nın görülmesi gibi. Bu hikaye, Yuhanna inciline ‘sonradan eklendiğine dair ittifak olan’ 21. bölümde yer alır. “Markos, Matta, Luka ve Yuhanna İncilleri 70 yılından itibaren 110 yılına varmayan bir tarih arasındaki dönemin ürünleridir. En son, Yahudi isyanının vuku bulduğu 140 yılına kadar Musevi Hristiyanlık kültürel yönden yine kendi egemenliğini koruyacaktır. Paul, İsa&#8217;yı sağlığında görmediği halde, İsa dirildikten sonra kendisine Şam yolunda göründüğünü iddia ederek görevine meşruiyet/yasallık kazandırmıştır. Culmann, &#8220;Markos, Matta ve Luka İncil kadrosu, tarihi bir dayanaktan yoksun, tamamen edebiyat üründen kitaplardır.&#8221; demektedir. İncil yazarları, kişisel görüşlerine uygun düşeni İsa&#8217;ya söyletirken, İsa&#8217;nın sözlerini bizlere, kendilerinin mensup oldukları toplumların zihniyetini yansıtacak biçimde rivayet etmektedir.   Matta ve Luka, İsa için farklı soy kütükleri verirler. Yuhanna&#8217;nın İncil&#8217;de verdiği haberlerin tarihi değeri, çok defa reddedilmiş durumdadır. Culmann, &#8216;Yuhanna&#8217;ya yol gösteren, onun teolojik hedefleridir.&#8217; yorumunu da yapmaktadır.” (Bucaille, s. 97, 102, 117, 123) Zaten, “Resmi dört İncil müellifleri, anlattıkları olayların görgü tanıkları da değildirler.” (Bucaille, s. 14, 387) Dolayısı ile aşağıda vereceğimiz çelişki örnekleri karşısında “Çoğu kez Hristiyanlar, şaşa kalırlar. Zira kendilerine İncil müelliflerinin, İncillerde hikaye ettikleri olayların görgü tanığı oldukları hususunda emin olmaları tekrar tekrar söylenmiştir. (Bucaille, s. 158)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arthur Jeffery, &#8220;Hristiyanlar İncil&#8217;e değil bizzat İsa&#8217;ya önem verip İncil&#8217;e ikincil derecede baktılar. ‘İncil yazarları da İncilleri kutsal metin olacak niyetiyle’ yazmamışlardı.&#8221; (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 77) İnciller inanç esaslarının oluşumundan sonra yazılmıştır ve bu durum büyük problem oluşturmaktadır. ‘Normalde İncillerin Pavlus&#8217;tan önce olması gerekirdi. Yani din, İncil&#8217;e göre yapılanmalı idi. Halbuki bunun aksi olmuş ve önce Pavlus çalışmaları ile inanç esaslarını büyük ölçüde ortaya çıkartmış, daha sonra İnciller, onlar göz önüne alınarak kaleme alınmıştır.’ Katolik İncil araştırmacısı A. M. Roguet bunu şöyle ifade etmektedir: &#8220;Katoliklere göre İnciller Kiliseden ortaya çıkmıştır, yoksa Kilise, İncillerden doğmuş değildir.&#8221; (Initiation a L&#8217;evangile, s. 22) Pavlus&#8217;un risaleleri 52-63 yılları arasında yazılmıştır. Halbuki en erken İncil’in 63&#8217;te yazıldığı ileri sürülür. Yani “Pavlus ve fikirleri İncilleri etkilemiştir.” (Papaz Paul Ilyas, Yesu&#8217;ul- Mesih, s. 18) Ayrıca aynı konu hakkında neden 4 İncil vardır? Halbuki gerek Kur’an gerek İncil&#8217;de, tek İncil&#8217;den bahsedilmektedir. (Markos, 1, 14; Romalılar risalesi, 1,10,16,15,19; Matta, 4,23) Hristiyanlığın ilk asrında çok fazla olan bu İnciller önce 70&#8217;e sonra 4&#8217;e indirilmiş, geri kalanlar apokrif  (kanonik yani, ‘dini otoritelerce genel kabul’ görmüş ‘olmayan’) metin sayılmıştır.<strong> </strong>İznik konsilinin bile bire indiremediği bu 4 İncil arasında farklar, fazlalık ve eksiklikler mevcuttur. Müslüman olup Abdulehad Davud adını alan eski Hristiyan din bilgini şöyle demektedir: “Bu dört İncil, 325 yılında konsil tarafından resmen kutsal ilan edilir. O tarihten önce bunlardan hiçbiri Kilise ve Hristiyanlarca tamamen onaylanmış değildi. Yeni Ahid&#8217;i (İncil’i) seçenler,<strong> </strong>iki bin delegeden çoğu uzaklaştırıldıktan sonra geri kalan 318 kişi olup,  bu kişiler İsa&#8217;yı tanrı ilan etmişlerdir.” (A. Davus, el-İncilu ve&#8217;s-salib, s. 26) “İncil, yazarlar tarafında kaleme alınmış ancak tanrı, yazarların yaptığı işin sorumluluğunu üstüne almıştır. İçerik bakımından birbirini tutmayan yazılı metinler, İznik konsili ile elemeye tabi tutulmuştur.” (Ahmet Yücel, Oryantalist hadis anlayışı ve eleştirisi, s. 31) Bu azınlık, imparatorluk gücü ile bu inancı kabullenmiş ve etrafa empoze etmiştir. İlk konsiller, papa tarafından değil imparatorlar tarafından şekillendirilmiştir. (Rene Metz, Histoire des consiles, s. 13; Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 101) İznik, İstanbul, Efes, Kadıköy, İstanbul II, İstanbul III, İznik II, İstanbul IV, Trente, Vatikan, Vatikan II şeklinde birbirini takip eden konsiller yapılmıştır. Her yapılan konsil ile yeni inançlar eklemiş veya çıkarılmıştır: Günahları papazların affetmesi, Papa&#8217;nın yanılmazlığı, Meryem&#8217;in asli günahtan uzak olması, İsa&#8217;nın Yahudilerce değil de Roma valisi tarafında öldürülmüş olması, Endüljans (Ortaçağ Avrupası&#8217;nda, ölümden sonra cennete gitmek için Papa&#8217;nın sattığı af belgesi) gibi. Vatikan, II. Konsili ile, &#8216;Dört İncil, aslına uygun olarak nakledilmektedir.&#8217; kararını resmi görüş olarak ilan etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlar Helenistik dünyanın şirkinden etkilenerek ‘tanrıyı yere’ indirmişlerdir. </span><br /><span style="color: #000000;">“Yıllar süren titiz araştırmalardan sonra, Hristiyanlığın geleneksel  tarihinin en iyi ihtimalle ümitsiz bir şekilde yanlış olduğu ve en kötü ihtimalle bir sürü yalan olduğu sonucuna varmıştık. Kanıtlar, bizim, düşünülemez olanı düşündüğümüzü gösteriyordu. ‘Hristiyanlık birinci yüzyıldaki bir Mesih kültü değil, antik Pagan gizem dininin Yahudi bir uyarlamasıydı.’ Tarihsel bir İsa’nın var olmuş olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamadık.” (Timothy Freke, Peter Gandy, İsa ve kayıp tanrıça, s. 17) Hristiyan iken sonradan Müslüman olan Paris Tıp Fakültesi&#8217;nde Cerrahi Kliniğini Başkanı Prof. Maurice Bucaille de, “Hristiyanlık, İbranice Kitabı Mukaddes&#8217;e bazı ekler yapmak suretiyle onu kabul etmiştir.” (Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an, s. 8) demektedir. “Yunan felsefesi ve Roma hukuk&#8217;u, İncil&#8217;i, gerçeği temsil edemeyeceği bir hale dönüştürmüştür.” (Alfred E. Sarvie, Encyclopedia of Religion and Ethic Vol. 5, p. 634) “Yahudi olmayan Roma vatandaşları, pagan kültürüne sahip idi.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 88) “1000&#8217;li yıllardan itibaren de pagan inançları Hristiyanlaştırılmıştır.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 106) Davenport: “Eski putperestliğin ilahlar grubu yerine, şehitler ve azizlerden meydana gelen bir kalabalıktan oluşan yeni bir olimp ortaya çıkmıştı.” (A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 223) &#8220;Saul isimli Tarsuslu Yahudi (Yani Pavlus) biraz paganizm, biraz Roma geleneği ile ortaya karma bir din çıkarıyor. Domuzu, şarabı, faizi helal kılan da o. Sünneti kaldıran, Papa’yı kutsayan o. Katolizm, Hristiyanlık adını alarak böyle doğdu ve Roma’nın ‘resmi din’i oldu. Ondan sonra Roma, daha önce kendini pagan kültüre göre kutsarken artık Hristiyanlık adına kutsamaya başladı. Hristiyanlık, bugün artık ‘kültürel bir aidiyet’ten başka bir şey değildir. Ruhaniyetini kaybetmiştir. Seremoni/tören ve ritüel/ayinlerden ibaret bir gelenekten söz ediyoruz. Yahudilik zaten kendini ırkına hapsetmiş bir başka gelenektir.” (Abdurrahman Dilipak, Yeniakit, 21 Haziran 2016) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlığın vahiy anlayışı İslam&#8217;ınkinden çok farklıdır. Orijinal vahyin korunamaması durumundan dolayı daha esnek ve gevşek bir vahiy inancı benimsenmiştir. (Esinlenme) Bir taraftan &#8216;metinler tanrı sözü&#8217; kabul edilirken, diğer taraftan &#8216;İncil yazarlarının hürriyetinden, kendi kültür seviyelerine göre vahyi aktarmalarından, tanrının bu özel kültür vasıtası ile sesini işittirmesinden&#8217; bahsedilir! Meşhur bir Hristiyan alimi olan &#8216;Yesuu&#8217;l-Mesih&#8217; kitabının yazarı Pavlus İlyas, İncil yazarlarının hatalarından, gafletlerinden bahsetmektedir: Markos, Matta ve Luka gibi yanlış anlamaz. Luka, Matta ve Markos gibi yanlış anlamaz.&#8221; (P. İlyas, Yesûu&#8217;l-Mesih, s. 27-28; A. Şelebi, el-Mesihiyye, s. 180) “İnciller bağlantısız ve zıtlıkların giderilmesi imkansız gibi görünen edebiyat manzumesidir.” (Bucaille, s. 126)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnciller tanrı esinlemesi mi konsillerin seçmesi mi? Daniel Wickwire’in ‘Kutsal Kitabın Değişmezliği’ adlı kitapta, “Roma Katoliklerinin ağırlığını ortaya koymasıyla Trent Konsili’nde Latince Vulgata’nın tek otantik nüsha olarak kabul edilmesi üzerine, Katoliklerle Doğu Ortodoksları arasında ayrılık meydana gelmiştir. Doğu Ortodoksları, otantik nüsha olarak Septuagint’i kabul etmiş, reform yanlısı Protestanlar ise, Eski Ahid kısmı olarak, Yahudi versiyonunu esas almışlardır.” diye yazmaktadır. Tabii yazar, her üç Hristiyan mezhebinin de farklı farklı bölümlerden oluşan 3 ayrı İncil&#8217;e inandığını da eklerse, şu ayeti nasıl yorumlayacaktır acaba? “Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (Vahiy 22: 18-19) Sadece Tevrat üzerindeki farklılıkları açıklayacak olursak: Tevrat’ın son 6 kitabı konusunda MS 1612 Kudüs konsilinde Ortodokslar Katolikler’den farklı olarak 4 bölüm daha ilave etmektedir. Bu 6 kitap Katoliklerde 13 bölümden, Ortodokslarda ise 17 bölümden oluşur. Bunun sebebi, Ortodoksların Tevrat olarak, kendi dillerinde Yunanca ilk tercüme olan, yine 45 bölümden oluşan Septuagint’i esas almalarıdır. Bu durumda Katolikler, kendi dilleri Latince’ye tercüme edilen ve Yahudilerin Tevratı ile uyuşmadığı için çıkarılan (Ortodoksların kabul ettikleri) 4 bölüm hariç, 45 kitaptan oluşan ve Vulgate adını alarak yeniden düzenlenmiş olan, Kutsal Kitaptaki Septuagint’i esas almış olmaktadır. Bu durumda Katolikler ve Ortodoksların Tevrat Kanonu, Protestanlardan 6 kitap daha fazla olmaktadır. Protestanlar ise bu 6 kitabı bütün bölümleriyle reddetmektedirler. Sonuçta Protestanların kutsal kitabı 66 bölüm (Tevrat 39, İncil 27 bölüm), Katolik ve Ortodoksların ise 72 bölümdür. (Tevrat 45, İncil 27 bölüm) Ayrıca Katolikler ve Ortodoksların, Protestanlarla olduğu gibi kendi aralarında da (6 kitap arasındaki 4 bölüm) farklılıklar bulunmaktadır. Yine Daniel Wickwire, ‘Apokrifa Kitapları Nedir?’ adlı çalışmasında, “İncil’de, İsa ve elçileri tam 2.559 kez Tevrat, Zebur ve peygamberlerden alıntılanma vardır. Bunlardan hiçbiri Apokrifik bir kısımdan alınmış değildir. Mesih ve elçileri Apokrifa hakkında bilgi sahibiydiler, fakat İsa ve elçiler Apokrifa yazılarından bir kez bile alıntı ya da aktarma yapmamışlardır. Bu yazılarla ilişkisi olan bir peygamber bile yoktur ve bu kitaplar Tanrı esini olarak asla kabul edilemez. Erken dönem kilisesindeki misyonerler, Grekçe konuşan dünyada misyonerlik yaparken, Grekçe yazılmış olan Septuagint’ten alıntılar ve daha sonra Yahudiler tarafından kanon dışı olarak tanımlanan kitaplardan da alıntılar yapmaktan ve bunlara referans vermekten çekinmediler. Örneğin, kanonik İncil’deki Yahuda 14-16, apokrif Enok kitabından (Enok 1:19) alıntı yapmaktadır. Yakup 1:19, Sirak Kitabı 5:11 ve İbraniler 11:37’de, Apokrif The Martyrdom of Isaiah’ta (işaya’nın şahadeti) bulunmaktadır. Yuhanna’ya göre İncil’deki 7:38 ile Yakup 4:5’in kaynakları bilinmemektedir. (The New Catholic Bible) Bu sözler’in hiçbir Eski Ahid kitabında olmadığını belirtmektedir. Yine ayrıca &#8220;Tomas İncili dünya üzerinde bulunan kitaplar arasında Hz. İsa’nın sözlerini en doğru ve en eski yazılmış tek kitaptır.&#8221; görüşü resmi Katolik görüşü iken, diğer İncillerin esinti kaynağı ne peki diye sormamız gerekmez mi? Yine İncil&#8217;de, farklı İncil nüshalarına karşı mücadele izleri vardır: 10. Bölüm, Pavlus&#8217;un Korintlilere ikinci mektubu: 11. Bölüm, 4. ayet: Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsa’yı tanıtanları pekala hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“325 senesinde İznik&#8217;te bir sürü kitap ile insanlar toplanıyor ve hangisinin ilahi vahiy eseri olabileceğine karar veriyor. Seçilen dört kitap ise birçok hususta birbirinden ayrıdır, biri diğerine uymamaktadır. İlk orijinal nüshaları da elde bulunmamaktadır.” (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 120) “En eski el yazması İncil&#8217;in tarihi II. yüzyıl başlarıdır ve bu, İncil&#8217;in çok küçük bir parçasıdır.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 45) “325 yıl boyunca, standart bir kutsal kitabı olmayan Hristiyanlar, İznik Konsili’nde bu konuyu da bir sonuca bağlamıştır. İlk kuşak Hristiyanlar 4 İncil&#8217;den açık ve seçik bir biçimde söz etmemektedir.” (Adnan Şensoy, s. 94) “Hz. İsa&#8217;nın dili İbranice ise de, Hristiyan kutsal metinleri Yunanca yazılmıştır.” (Adnan Şensoy, s. 100) “İsa, Aramca ya da İbranice konuşmuştur, ancak İnciller Yunanca yazılmıştır.” (Adnan Odabaş, s. 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ve akla takılan bazı sorular: Binden fazla Ruhani ve yüzlerce İncil’in toplanıp tartışıldığı ve ancak 318 ruhani liderin kararı ile seçilen 4 İncil’in doğru kabul edildiği İznik konsiline kadar geçen 325 yılına dek yaşayan Hristiyanlar kafir mi idiler? O 4 İncil dışındakilere iman edenlerin durumu nedir? Ya 700’den fazla dini liderin savunduğu görüş ve kitaplar, onların yolundan gidenlerin hali ne olacaktır? Tek tanrıya inanan Airus’u kim öldürmüştür? Konsüle baskı ile 4 İncil kararını aldıran ve eski putperest öğeleri içinde barındıran bu yeni inanışın temellerini attırtan Roma imparatoru Kosttantin’in, Kayseri Piskoposu olan ve tarihçilerin sultanı olarak adlandırılan Eusebius tarafından dile getirilen ‘Kosttantin’in mecusi olduğu ve ancak ölürken vaftiz edildiği’ görüşüne Hristiyan din alimleri ne diyeceklerdir? Günümüz İncil’lerinin sağlamlık yönünden bırakın Kur’an’ı, hadislerle bile boy ölçüşemeyeceği görüşünü dile getiren Batılı yazarlara Hristiyanlar ne cevaplar vereceklerdir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İnanç esasları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tecessüd (incarnation) inancı: Tanrının bedenleşmesi, cisim olarak maddileşmesi konusu Yuhanna 1,1-1,14&#8217;de: &#8220;Kelam  eden olup aramızda yaşadı.&#8221; ifadeleri ile bulunur. (Hristiyanlığa göre Hz İsa, baba tanrının konuşma sıfatının et kemik bulmuş halidir.) Diğer üç İncil&#8217;de bu konuda bir delil yoktur. Sadece Pavlus&#8217;un mektuplarında buna benzer ifadeler vardır. (I. Timoteosa, 3, 16; İbranilere, 2,15) W. Durant&#8217;ın dediği gibi Yuhanna İncil&#8217;i, &#8216;Peşin bir fikirle hareket etmektedir. Diğer üç İncil&#8217;e muhaliftir. Araştırmacılar bu eserin Yuhanna&#8217;ya ait olmadığını ileri sürer.&#8217; (Durant, The Story of Civilization XI, s. 209) Bu cisimlenme konusunda 1977 yılında Londra&#8217;da İlahiyat Fakültesi profesörlerinden altı kişi (Don Cupitt, M. Goulder, L. Houlder, D. Nineham, M. Wiles, F. Young) ortaklaşa bir eser yazarlar: The Myth of God Incarnate (Tanrının cisimlenme efsanesi) Özetle, İsa&#8217;nın tanrının seçtiği bir insan olduğunu, bunların birbirine karıştırılmaması gerektiğini, teslisin bir şiir ve mitoloji gibi algılanması gerektiğini sonucuna ulaşılır. (New York Time, 27 Şubat 1978) Kitabın yazarlarından Birmingham Üniversitesi teoloji profesörlerinden John Hick, İsa&#8217;nın, tanrının cisimlenmiş hali olması iddiası ile Buda&#8217;nın Budist felsefedeki konumunu kıyaslar ve Buda&#8217;nın Mutlak Hak ile birleşmesi ile İsa&#8217;nın tanrı ile bir olduğu iddiası arasındaki bağlantıya dikkat çeker. Kitabı Mukaddes’te cisimlenme inancının tek geçtiği yer, Yuhanna, 1,4 cümlesidir. Resullerin işlerinde ise, İsa&#8217;nın tanrı olmadığı, seçkin bir kul olduğu ifade edilmektedir. Kesin olan tek şey, İsa&#8217;nın bir anneden doğduğu ve diğer insanlar gibi bir hayat sürdüğüdür. E. Renan da, İsa&#8217;nın tanrı ile bir olduğunu iddia etmediğini, ilk üç İncil&#8217;de de buna dair bir kanıt olmadığını söylemektedir. (Renan, İsa&#8217;nın Hayatı, s. 183) H. G. Wells de, Pavlus&#8217;un İsa&#8217;yı ne gördüğü ne de ondan bir mesaj aldığını, Yahudilik ve Mitra dinlerini çok iyi bilen Pavlus&#8217;un birçok fikirleri Hristiyanlığa naklettiğini, İsa&#8217;nın kendini kurban etmesinin ise daha önceki milletlerde görülen kurban tanrı inançlarından alındığını söylemektedir. (A. Short History of the World, s. 170-178) Yani özetle, “O zamana kadar ilahlar topluluğuna inanmış olan insanların Hristiyanlığı daha kolay kabul edebilmelerini sağlamak için dinde değişiklikler yapılmıştır.” (Ali Ömer, Hristiyanlığı terk ederek İslamiyet’i kabul edişimin sebepleri, s. 15) Şirk dolu ortamda Pavlus’un, İsa&#8217;nın tanrılığı fikri rahatlıkla kabul görmüş ve ilk üç asırda baskı altındaki bu din aslını  değiştirilmiştir. Arius, &#8216;Tanrı yalnız babadır, oğlu mahluktur.&#8217; görüşüne sahipti. “Ama Konsilde 2048 din adamından 318 delegenin dediği kabul edilir.” A. Davud haklı olarak sorar, &#8216;Luka, işlerin şiddetlendiği her zaman Ruhu’l Kudüs’ün inip din adamlarını yöneteceğini yazıyordu, Acaba neden İznik Konsiline inmemiştir?&#8217; (el İncilu ve&#8217;s-salib, s. 32) Sonuçta Arius ve bazı din adamları öldürülür ve imparatorun baskısı ile şu karar alınır: &#8216;İsa hak tanrıdır, her şeyi yaratan baba ile aynıdır, eşittir.&#8217; Dikkat çeken bir husus da baba ve oğuldan bahsedilen bu metinde Ruhu’l Kudüs&#8217;ün tanrılığından hiç bahsedilmemesidir. Ancak 381 yılında Ruhu’l Kudüs teslise ilave edilir. (A. Hatib, el-Mesih, s. 251-252) 533&#8217;teki konsil ile nihai sonuca ulaşılır: &#8220;Üç parçadan oluşan tek tanrıya tapınılmalıdır.&#8221; (D. Masson, Le Coran et la revelation judeo-chretienne, I/90) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Teslis</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Üçleme” anlamındaki teslis kelimesi, İslam geleneğinde Hıristiyanlığın üç unsurlu (baba-oğul-kutsal ruh) ilâhlık anlayışını ifade eder. (DİA, Teslis maddesi) “Havarilerin tebliğinde teslis yer almaz.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 98) Hristiyanlarca yazılan eserlerde, tanrının sıfatları da açıkça yer almamaktadır. (About the Myth of God Incarnate, s. 29) “Pavlus&#8217;un tavrında ısrarı, İsa&#8217;nın gerçek havarilerini ve bağlılarını öfkelendirmişti ve bunları, kutsal kitabında da (Elçilerin işleri, 21 /17- 40) anlatıyordu.” (Adnan Şensoy, s. 82) Teslis, büyük ölçüde “Kahramanları tanrılaştırma” kültürünün yansımasından başka bir şey değildir. İsa’dan bin yıl önce Hindistan’da Brahma-Vişna-Şiva şeklindeki teslis, yine ayrıca  MÖ 331’de İskenderiye’de Sirabis-İzis-Horus üçlemesi bir inanç şeklinde eski Mısır, Asur, Babil, İran, Hint, Çin gibi ülkelerde yaygın olarak bulunmakta idi. (A. Şelebi, Edyanul âlemil kübra, s. 18; el-Mesihiyye, s. 144, A. Short History of the World, s. 166) İskenderiye’de ise ortaya çıkan Yeni Eflatunculuğun kurucusu Plotin de ‘tek-akıl-nefs’ üçlemesi yapıyordu. İskenderiye okulunun temsil ettiği Yunan felsefesini iyi bilen Pavlus Hristiyan dinine girince, tevhid dini olan Hristiyanlığı teslis dinine çevirmiştir. Luka zaten Pavlus&#8217;un yoldaşı idi. Matta ve Yuhanna&#8217;ya isnat edilen İnciller de Pavlus&#8217;un öğrencileri tarafından yazılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hatta Katolik yorumcuları, &#8220;günahların bağışlanması” ifadesinin bile Pavlus tarafından İncillere ilave edildiğini belirtmektedirler. (P. Benoit, M.E. Boismard, Synopse des quatre Evangiles, s.11, 385)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Havariler İbranice konuşurlardı ama bu İnciller latince yazılmıştır. Markos incilini yazan kişi ise, Pavlus&#8217;a bağlı dualist bir Yahudi filozoftu. (Ali Çankırılı, Batıda İlmi Skandallar, s. 180) Mezopotamya dahil birçok yerde bir takım tanrılara inanılırdı. Temmuz, Mitra gibi. Bunlar bir mevsimde ölür başka mevsimde dirilirlerdi. ‘Bunlar birçok yönden insana benzer tanrılardı.’ Ayrıca mesela, Frigya tanrısı Attis için din mensupları mistik bir yemeğe katılır ve sonra şöyle derlerdi: Sendurdakileri ‘yedik’, sancdakileri ‘içtik’, böylece Attis&#8217;e uyanlardan olduk.&#8221; Bazı deliller göstermektedir ki bu iki alete konan yiyecekler ‘ekmek’, kutsal balık eti ve ‘şarap’ idi. Attis ‘buğday’ı temsil ederdi. “Ele verildiği gece, Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.”  Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.” (Korintliler/11, 23-26) Teslis tabiri ilk kez Antakyalı Theophile tarafından kullanılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kutsal Ruhun tanrılığı 381&#8217;de İstanbul&#8217;da toplanan konsilde karara bağlanmış, böylece Teslis (Trinite) inancına ulaşılmıştır.” (Adnan Şensoy, s. 95)  Kilise, kurumsallaşmış İsa&#8217;dır. (Adnan Odabaş, s. 13) “325 İznik Konsilinde baba ve oğul aynı cevherden ilan edilirken,  533 yılında toplanan Konstantinopolis Konsilinde ise 3 unsur tek tanrı inancı kabul görür.” (D. Masson, Le Coran, I/90) Teslis büyük ölçüde kahramanları tanrılaştırma şeklindeki yaygın şirkten kaynaklanmıştır. MÖ. 331&#8217;de İskenderiye&#8217;de ‘Sirabis-İzis-Horus’ üçlemesine tapılırdı. Bunlar ayrı ayrı tanrı kabul edilmiyor, ‘tek tanrının üç durumu’ olarak kabul ediliyordu. (H. G. Wells, A. Short History of the World, s. 166) L. Gautier ve birçok araştırmacı, Hristiyan teolojisinin Yunan felsefesinden ve özellikle Yeni Eflatunculardan fazlasıyla etkilendiklerini söyler. (el-Medhal ila D. F. İslamiyye, s. 93) Eğer üçlü tanrı inancının tanıtılması gerekiyorsa, aslında bunu bizzat İsa&#8217;nın yapması gerekirdi ve sonrakilere bırakmazdı. Halbuki O, “Çekil şeytan, Yalnız Allah&#8217;a kulluk edeceksin.’ diye yazılmıştır” (Matta, 4, 10) demekte idi. A. Davud, Hristiyan tanrılarının hiçbirinin tek başına kamil, mükemmel olmadığını, bunun da bir noksanlık işareti olduğunu ifade eder. (el- İncil, s. 21) Bu üç parçadan biri nasıl olmuşta Meryem&#8217;in karnına girmiş, insan şeklini almıştır? Bu çokluğa delil olmaz mı? (el- Hatib, el-Cevabus-sahih, II/ 37) Halbuki “Hiç kimse, iki efendiye kulluk edemez!” (Matta, 6-24) “Hz. İsa&#8217;nın çarmıhta öldürüldüğü de kabul edildiğine göre, o ölü iken kainatın devam ve bekası, tanrısız/eksik tanrı ile nasıl mümkün olabilmiştir?” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 9) Ayrıca Baba tek başına tanrı değildir, ancak diğer iki parçaya izafe ile tanrıdır. Bir çocuk gibi ihtiyaçları olup büyütülen bir kişi hiç ilah olabilir mi? Hiç bir peygamber de baba, oğul, kutsal ruh üçlemesinden bahsetmemiştir. (Hatib, el-Cevabus-sahih, II/ 253) “Babanın sağ tarafında oturduğu iddia edildiğine göre, bu da Baba’dan bir ayrı varlık olduğu kabul edildiği anlamına gelmez mi” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 9) “Hz. ‘İsa Allah&#8217;ın sağındadır, oradan canlıları ve ölüleri yargılayacaktır’ denildiği zaman, bu, onun babasından ayrı olduğu manasına gelir.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 65) “Hz. İsa sonradan dünyaya geldiğine ve üçlemede Hz. İsa&#8217;nın da bulunması zorunlu olduğuna göre, bu bir eksiklik işareti olmaz mı? Tanrı inancına zarar vermez mi?” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, s. 7) İsa iki bin yıl önce yoktu, sonradan doğdu. Bu bir ilave olmamakta mıdır? İncillerde İsa&#8217;nın ‘istemeden çarmıha gerildiğini’ ifade eden ayetler de vardır. (Matta 27, 46; Markos, 15, 34) Halbuki Hristiyan inancına göre İsa kendi arzusu ile asılmıştı! Hristiyanlar içinde de Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini kabul eden mezhepler de vardır. Cerinthi ve Tatianos mezhepleri gibi. İlk Hristiyanlardan Cerinthian&#8217;lar ve daha sonra Basilidian&#8217;lar, Hz. İsa&#8217;nın dirilişini de kabul etmezler. Çarpoçratian&#8217;lar da çarmıha gerildiğini reddederler. “Katharlar, 11. yüzyılda ortaya çıkmışlar ve Katolik kilisesine karşı gelmişlerdir. Üçlü tanrı inancını reddetmiş ve çarmıh olayını kabul etmemişlerdir. Pek çok mensubu engizisyon mahkemeleri sonucu öldürülmüştür.” (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 187) “İlk Hristiyan topluluklarından birisi olan Ebyonitler, Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini, fakat onun yerine bir benzerinin çarmıha gerildiğini söylemektedir.” (S. Akdemir, Hristiyan Kaynaklara ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hz. İsa, s. 75) Sorbonne Üniversitesi Dinler tarihi bölümü Hristiyanlık tarihi profesörü Guignebert, &#8216;Haça gerilme olayının İncillerde yazılmasından önce, müminlerin hatıralarında pek belirgin olmadığını da’ ifade etmektedir. (Charles Guignebert, Le Chiristianisme antique, s. 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti İsa çarmıha gerilmedi. Dünyada büyük yankı uyandıran ve Hıristiyanlığın tarihini değiştirdiği söylenen Da Vinci Şifresi kitabının yazarı Dan Brown Hürriyet gazetesine konuştu. Brown, &#8220;Hazreti İsa&#8217;nın çarmıha gerilmediğini gösteren kanıtlar var&#8221; dedi. (Hürriyet, 10.12.2009)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. İsa&#8217;ya Kudüs&#8217;te ilk inananlar katışıksız Yahudi olup diğer Yahudilerden tek farkları, onun Mesih olduğuna inanmaları idi. Yunan Yahudileri ise hayatlarının çoğunu Yunan şehirlerinde geçiren kimselerdi. Sadece hac ve bayram için Kudüs&#8217;e gelirlerdi. Şirk diyarında yaşayan bu insanlar, onlardan etkilendikleri kadar çevrelerini de bu yeni dinlerine davet ederler ve böylece Antakya Kilise&#8217;si doğar. İlk Hristiyan (Mesihi) adı da burada ortaya çıkar. Zamanla bu Mesih kavramı yerine ‘efendi-rab’ kullanılmaya başlanır. Halbuki aynı dönemlerde el-Celil&#8217;deki İsa ashabı, İsa ve dediklerine iman ve büyük Yahudi mabedi ile irtibatlı bir hayat sürdürüp, Yahudi kurallarına saygı göstermekte idiler. Bu iki kesimden ne yazık ki, Helenistik-Yunan tesirindeki taraf galip gelir. Pavlus’un çevresinde zaten ölüp dirilen tanrılar inancı mevcuttur. Duyduklarını kendine göre yorumlayıp kabul eden Pavlus, saf İsa inancı olan el-Celil Hristiyan anlayışı ile değil, Yunan ruhu ile boyanmış bir Mesihlik inancını yayar. Pavlus mutaassıp bir Yahudi idi, yeni dininde de mutaassıp olmuş ve E. Renan&#8217;ın ifadesi ile, &#8216;O sadece taassubunun konusunu değiştirmiş&#8217; (E. Renan, Havariler, s. 183) bulunmakta idi. Pavlus, görevine Kudüs&#8217;te başlamadığı gibi, on iki havariden de bilgi ve icazet almamıştır. Zaten onun hiç bir insanın irşat ve nasihatine ihtiyacı yoktur!: &#8216;Ben İncili insandan almadım, fakat İsa Mesih&#8217;in vahyi ile aldım. Tanrı, milletler arasında onu anlatayım diye kendi oğlunu bende keşfetmeye razı olunca, Kudüs&#8217;e havarilerin yanına gitmedim&#8217; (Galatyalılara 1, 10-17) Yahudilerin Yunan düşüncesi ile bağdaşmayan bazı kuralları ortadan kaldırılır. Hristiyanlık artık Yahudilikten ayrılmıştır. Pavlus, her tarafı memnun edecek bir yorum bulmaya çalışır.<strong> </strong>İsa&#8217;yı rab ilan eden bu yeni din, tanrılar arasında derecelendirmeyi kabul eden Yunanlılarca kolayca kabul edilir. Saf Yahudi Hristiyanlar Pavlus&#8217;a karşı çıkarlar. İkinci asırda Hristiyanlık iki yola ayrılır. Üçüncü asırda ise bu ‘yeni Hristiyanlık’ tüm Yunan&#8217;da yaygınlaşır. Bu yeni sentez, esnekliği sayesinde bu topraklara yerleşir ve artık asli özelliklerini yitirip tanınmaz hale gelir. İnanç esasları kadar ibadet kuralları da zamanla yeniden şekillenir. İlk zamanlarda Hristiyanlığa en zorlu direnme, kırsal kesimden gelmiştir Buralarda mahalli tanrılar ve büyücülük destekli eski inanç ve adetler yaygındı.<strong> </strong>Hristiyanlık, tazim edip büyüklediği kendi şahsiyetlerinin heykellerini, köylülerin alıştığı yerel küçük tanrısal şahısların yerine koyar. Bu da dinin yayılmasını kolaylaştırır. Artık Roma ileri gelenleri, yeni dine girerken eski öğrendiklerini terk etmiyorlardı. Hayatlarının birçok yönü, hâlâ eski putperest şekliye devam eder. Mesela, İsa&#8217;nın tanrı ilan edilmesi, Meryem dahil birçok azize tapılması gibi “neredeyse çok tanrılı bir din ortaya çıkmış olur.” (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 187) “Havariler putlarla dolu kiliseleri görseler, buna felaket gözü ile bakarlardı.” (Charles Guignebert, Le Christianisme antique, s. 182) Günlük ibadetler bırakılıp sadece pazar ayinlerine gitmekle ibadet görevi kolaylaştırılır. Artık Roma hayatına Hristiyanlık elbisesi giydirilmiştir. Tüm bu gelişmelere karşı çıkanlarda vardı. Bu ortamda dördüncü asırda tüm bunlara tepki olarak manastırlar ortaya çıkar, insanlar kendilerini toplumdan soyutlar&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İncil’de ‘Baba, oğul’ mecazi anlamda kullanılmış ve bu mecaz zamanla asıl anlam gibi algılanmış olabilir mi?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Baba tabiri gerçek manada değildir. İncillerde, Cenabı Hakkın insanların da babası olduğu yazılmaktadır. &#8220;Ne mutlu o sulh edicilere! Çünkü onlar Tanrının oğulları diye çağrılırlar.&#8221; (Beşinci Bab, Matta,  9. fırka) &#8220;Ta ki, (babanızın) evladı olasınız.&#8221; (Beşinci Bab,45. fırka) Oğulluğun Hz. İsa&#8217;ya özel okunmasında bir münasebet/alaka görülemez.” (Adnan Şensoy, s. 169) Evet, aslında ‘Tanrının oğlu, sevgili oğlum’ ifadeleri mecazidir. Yahudiler hakkında Tevrat&#8217;ta da &#8216;Siz rabbin oğullarısınız&#8217; (Tesniye, 14,1) denilmektedir. Tıpkı İncil, Matta 5, 9&#8217;da olduğu gibi! Aynı kullanım çeşitleri, Yuhanna, 12; Luka 6, 36’te de görülür: “Sizde ışık varken ışığa iman edin ki, ışık oğulları olasınız.”; “Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi&#8217;nin oğulları olacaksınız.” İncil yani “Yeni ahitte Baba ifadesinin ‘tüm kulların Tanrısı’; Oğullar ifadesinin ise ‘sevgili kullar’ anlamında defalarca kullanıldığı görülmektedir.” (Caner Taslaman, Neden Müslüman’ım? s. 153) Tanrı tüm insanların babası; Rabbi&#8217;dir. Hristiyanlar İsa (as) söz konusu olunca baba, oğul kelimelerini hakiki manalarında, diğer insanlar söz konusu olunca mecazi manalarda anlamaktadırlar. Bu ayırımın sebebi nedir? “Kitab-ı Mukaddes’te biricik oğul ifadesi Hz. Adem ve Hz. Davut hakkında da kullanılmaktadır.” (Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 11) “Peder/baba, hakiki manada olmayıp yöneten ve koruyan anlamındadır.” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 9) “Kitabı Mukaddes’te oğul kelimesi salih kul anlamında kullanılmıştır.” (Mevcut kaynaklara göre Hristiyanlık, s. 188) Zaten Pavlus bile, aslında oğlu olmayan Timoteos hakkında, &#8220;sevgili oğlum&#8221; ifadesini kullanmıştır. (I. Koristoslulara 4, 17) Şurası da önemli bir husustur ki, Hz. İsa kendi hakkında ‘tanrının oğlu’ tabirini kullanmamıştır. Bu tabiri Yunan kültüründen etkilenen Hristiyanlar kullanmıştır. (Charles Guignebert, LeChiristianisme antique, s. 39) Bu sıfatı önce Pavlus, sonra 4. İncil yazarı Yuhanna kullanmıştır. İbranicedeki &#8216;Tanrının abd/kulu&#8217; kelimesi, Yunancada çoğu kez çocuk  (Xaıs Tou Oeou) kelimesi ile tercüme edilmiştir. Çocuk kelimesinin oğul&#8217;a dönüşmesi zor olmamıştır. Tanrı&#8217;nın oğlu kavramı, Yunan fikir dünyasından doğmuş ve zamanla Hristiyan olanların çoğu, dini tam öğrenme imkanı bulamadıklarından, eski inançların çoğunu dini renge boyanmıştır. (M. Ebu Zehra, Muhadarat, s. 31-37) “Daha önceki dinlerde, özellikle İbranicede Allah&#8217;a rahman ve rahim anlamlarından mecaz olarak baba denilmesi caiz idi. Hz. İsa&#8217;da vaazlarında bu tabiri bu anlamda kullanmış olabilir. Ama sonradan bu kelime asıl anlamı ile kullanılarak suistimal edilmiştir.” (M. Hamdi Yazır, Hak Dini, II/1632) “Günümüzdeki üniteryan bazı kiliseler, ilahi kimliği olmayan İsa anlayışına sahiptir. İslam Yahudilik ve Hristiyanlığı kucaklar ve birbirine bağlar.” (Taslaman, s. 154) Tarihte, Ludwig Hetzer, Mıchael Servetus, Socinianizm kurucusu Faustus Socinus, jhon Locke, Samue] Clarke bu akımın öncüleri olmuşlardır! “Nesturi Hristiyanları bugünkü 4 İncili benimsememiştir. Dört İncilin seçimi, içinde siyasetinde olduğu bir tercihtir. Bu tercih, ilahi bir tercih de değildir.” (Taslaman, s. 165)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birçok meşhur ilahiyatçı, insanlaşmış Tanrı&#8217;nın bir mit (efsane) olduğunu ortaya koymuştur ve John Hick, bu ilahiyatçıların araştırmalarını ‘The Myth of God Incarnate’ adlı eserde bir araya getirmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İsa (as) Allah&#8217;ın kulu ve Resulüdür</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Müjdeyi iletmek için beni gönderdi.” (Luka 4) “Oralarda da ‘tanrı sözünü’ duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.” (Markos-1) “Bunun için ne söylüyorsam, ‘Baba’nın bana söylediği gibi’ söylüyorum.” (Yuhanna 12) “Bu öğretinin ‘Tanrı’dan’ mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir.” (Yuhanna 7) “Ben ‘O’ndan işittiklerimi’ dünyaya bildiriyorum.” (Yuhanna 8) “İşittiğiniz söz ‘benim değil’ beni gönderen Baba’nındır.” (Yuhanna 14) İsa Havarilere hitaben: “Sizi kabul eden. Beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden, ‘beni peygamber olarak göndereni’ kabul etmiş olur. Bir peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan bir ödül alacaktır.” (Matta 10:40-41) “İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı şöyledir.” diye başlar ve 16. ayete dek liste sürer. (Matta 1:16)  O insan olmasa idi, atalarından nasıl bahsedilebilirdi ki?! Bir gün bir kimse İsa’ya “Ey iyi ve hayırlı öğretici!” diye hitap ettiğinde İsa ona “Bana niçin iyi diyorsun? İyi ancak Allah’tır.” (Matta 19:16-17) diye cevap verir. Kendi tanrı olsa idi, kendisini de iyi sıfatı ile vasıflandırması gerekirdi. Mesih, gözlerini semaya kaldırıp yegane/tek yaratıcı olan Allah&#8217;a dua ile  “İnsanlara senin biricik yaratıcı olduğunu ve beni peygamber olarak gönderdiğini bilmek vaciptir.” (Yuhanna, 17:1-3. Ayrıca; Matta 21. Bab, 10-11. Fıkralar; 27. Bab, 35. Fıkra; 13. bab 53, 54, 57 ve 58. Fıkralar; Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, s. 11) demiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14667" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/42764357457457.jpg" alt="" width="396" height="434" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Markos 4:38: “Öğrenciler teknenin kıç tarafında uyuyan İsa’yı uyandırdılar.” Tanrı’nın üçte biri uykuda iken, evrenin yönetiminde bir eksiklik oluyor mu idi?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İblis aynı şekilde İsa&#8217;yı çok yüksek bir dağa çıkarıp O&#8217;na tüm görkemleriyle dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. <sup>‘</sup>Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim’ dedi.” (Matta 4:8) Eğer Hz. İsa peygamber değil de tanrı olsa idi şeytan ona bu teklifle nasıl gelebilirdi ki?! O Zaten her şeyin sahibi tanrı değil midir?! İsa neden bu teklife, ‘Asıl sen bana tap, ben tanrıyım demedi de, “Tanrın olan Rab&#8217;be tap, yalnız O&#8217;na kulluk et&#8217; diye yazılmıştır.” (Matta 4:10) diye cevap verdi? Bu cevap bile O’nun ‘kul’ olduğunun ilanı değil midir?! Halbuki o direkt ‘Kul etmekten’ bahsetmektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyan amentüsü (Özetle), &#8216;Ben, Baba tanrıya ve Rabbimiz İsa Mesih&#8217;e inandım.&#8217; şeklindedir. Hristiyanlıkta İslam&#8217;da olduğu gibi bir tanrı inancı yoktur. Baba olan figür sadece oğul ile bağlantılı olduğu için vardır ve onunla irtibatı kadar önemsenir. Hristiyanlıkta asıl olan oğuldur: &#8220;Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğu&#8217;a vermiştir.&#8221; (Yuhanna 5:22) Halbuki İsa, İncil&#8217;e göre bile Allah&#8217;ın resulüdür: Luka 6:12: “O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrı’ya dua ederek geçirdi.” Yuhanna 6, 14; 7, 16: &#8216;Gerçekten, dünyaya gelecek olan peygamber budur.&#8217; Matta 12-18: &#8220;İşte benim seçtiğim kulum&#8221;; Luka 24-19: &#8220;Kudretli bir ‘peygamber’ olan Nasıralı İsa.&#8221;  İşte bu nedenle &#8220;İstanbul patriği olan Makdonyas, Hz. İsa&#8217;yı bir kul, bir elçi ve bir peygamber olarak kabul ediyordu.&#8221;  (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 3/199)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ey kitap ehli. Dininizde aşırı gitmeyin. Allah hakkında yalnız gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih Sadece Allah&#8217;ın peygamberleridir.(Allah) üçtür demeyin, bundan vazgeçin.&#8221; (Nisa, 171) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14668" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/3254354365477.jpg" alt="" width="503" height="251" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yorulan: “Ve tanrı yaptığı işi yedinci günde bitirdi ve yaptığı bütün işten yedinci günde istirahat etti, dinlendi…” (Tekvin 2/2-3, Çıkış 31/17) Kim dinlenir, tabii ki yorulan tanrılar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pişman olan, acı duyan: “Ve Rab yeryüzünde insanı yarattığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu.” (Tekvin 6/6) Kim acı duyar, pişman olur? Hata, yanlış yapan teslisin tanrısı!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güreşte yenilen: ” Ve Yakup, seher sökünceye kadar bir adamla güreşti. (adamı yenince) adam Yakup’a dedi: Adın nedir? Yakup. Yine adam ona, “artık sana Yakup değil, ancak ‘İsrail’ denecek çünkü insanlarla ve Allah ile uğraşıp onları yendin.” (Tekvin 33/24-29) Gerek 28.3.2024 tarihinde Amerikalı Siyonist Haham Shmuley Boteach: “Bir Yahudi olarak, Tanrıdan daha güçlüyüm. Benim adım İsrail. Tanrıyla güreş tuttum ve Tanrıyı yendim. Benim önümde Tanrı dahil kimse duramaz.” derken ve gerekse devletlerine verdikleri bu isimle bu görüşe inanmaya devam ettiklerini tüm dünyaya ilan etmektedirler! Son tahlilde Yahudiler tanrılarının güreşte yenildiğine (Tekvin 32/22-32) Hristiyanlar ise çarmıhta öldürüldüğüne (Markos 15/26) inanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Korkak : “Ve rab derede oturanlar, kovamadı, çünkü ‘demirden savaş arabaları’ vardı.” (Hakimler 1/19)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kinci: “Rab diyor, seninle milletleri, atı ve binicisini, cenk arabasını ve binicisini, erkeği ve kadını, kocamış adamı ve genci, genç adamı ve ere varmamış kızı, çobanı ve sürüsünü, çiftçiyi ve çiftini, valileri ve kaymakamları kıracağım.” (Yaremya 51/20-26)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sarhoş: “Şaraptan bağıran yiğit gibi uyandı tanrı ” (Mezmurlar 79/65)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öfkeli: “Çünkü rab öfkelenmişti. Burnundan duman yükseldi, ağzından ateş yiyip bitirdi.” (Samuel 22/8-9)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Uyuyan: ” Kalk, uyan niçin uyuyorsun ya rab” (Mezmurlar 44/23)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı Uykuda: Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benediktus, Aziz Petrus Meydanı&#8217;nda son kez halkın önüne çıktı. Papa, göreve geldiği 2005 yılından beri omuzlarına ağır bir yük bindiğini söyleyerek, &#8220;Bu dönemde Tanrı bana her daim yol gösterdi&#8221; diyerek sözlerine şöyle devam etti: &#8220;Son dönemde Kilise&#8217;nin zor dönemleri de güzel dönemleri de oldu. Sular dalgalıydı, rüzgar ters esiyordu ve ‘Tanrı sanki uykuda gibiydi’ ama ben her zaman Tanrı&#8217;nın bu teknede olduğunu biliyordum. Bu tekne Kilise&#8217;nin, benim değil.&#8221; (Ensonhaber, 27 Şubat 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000; font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);">K. Mukaddes&#8217;te tevhid, Allah&#8217;ın bir olduğuna dair deliller</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Markos 12, 28-32: &#8216;O, ‘birdir’, O&#8217;ndan ‘başka tanrı’ yoktur.&#8217; Yuhanna 20:17: İsa, Havarilere: “Ben babama ve ‘babanıza’, Allah&#8217;ıma ve ‘Allah&#8217;ınıza’ giderim.” Matta 5-9: &#8220;Ne mutlu sulh edicilere, çünkü onlar Allah oğulları çağrılacaklar.&#8221; Matta 6-14: &#8220;İnsanların suçlarını bağışlarsanız, semavi ‘babanız da’ size bağışlar.&#8221; I. Yuhanna 5-19: &#8220;Biliriz ki biz Allah&#8217;tanız.&#8221; Tesniye 4-39: &#8220;Yukarıda göklerde ve aşağıda yerde Rab, O Allah&#8217;tır ‘başka’ yoktur.&#8221; Tesniye 6-4: &#8220;Dinle ey İsrail: Allah&#8217;ınız Rab, ‘bir olan’ Rabtır.&#8221; Tesniye 32-39: &#8220;Şimdi görün ki, ben O&#8217;yum, katımda ilah yoktur.&#8221; I. Samuel 2-2: &#8220;Senden başka ilah yoktur.&#8221; I. Krallar 8-60: &#8220;Rab, Allah olan odur, ondan başka yoktur.&#8221; İsaya 45-5,6: &#8220;Rab benim ve başkası yoktur, benden başka Allah yoktur.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adolf von Harnack, ‘İsa&#8217;nın, rabbi tek tanrı olarak vasıflandırıldığını’ ifade eder. (Harnack, What is Christianity, s. 126) Markos 12,29 &#8216;Dinle ey İsrail, tanrımız olan Rab tek Rabdir.&#8217; denir. Ayrıca, Yuhanna, 20, 17; Luka, 7, 16 da da benzer ifadeler bulunur. Teslise delil kabul edilen Matta 28, 19&#8217;un, eski nüshalarda bulunmayan sonraki bir ilave olduğu artık açıkça bilinmektedir. (J. Dheilly, Dic. Biblique, s. 1192; De Glasenapp, H. , Les cinq grandes religions du Monde, s. 303)<strong> </strong>Hristiyanlar teslise İncil’den iki ayet (Matta, 3/16-17, 28/19) delil olarak getirilir, o da zorlamadır. Zaten Matta 28/19’un da eski nüshalarda olmadığı, sonradan ilave edildiği ortaya çıkmıştır. Hz. İsa’nın tanrının oğlu olarak İncil’de bahsedilmediğini ileri süren Hristiyan yazarlar da vardır: E. Renan (İsa’nın Hayatı, s.183) W. Durant (The Story of civilizationXI/208) H. G. Wells (A. Shot History of the World, s. 170) gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’da Allah (cc) kendini nasıl tanıtır? “De ki: O, Allah&#8217;tır, bir tektir. Allah Samed&#8217;dir. (her şey O&#8217;na muhtaçtır, o, hiçbir şeye muhtaç değildir.) Ondan çocuk olmamıştır (kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).” (İhlas, 1-4) “Eğer göklerde ve yerde Allah&#8217;tan başka ilâhlar olsaydı, ikisinin de dengesi ve düzeni kesinlikle bozulur giderdi. Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdığı her türlü çirkin vasıflardan uzaktır, yücedir!” (Enbiya, 22) “İnsanlar bütün ümitlerini yitirdikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan O’dur. Gerçek dost ve koruyucu, her türlü hamde lâyık olan da O’dur. Gökleri, yeri ve oralarda üretip yaydığı canlıları yaratması O’nun kanıtlarındandır. O dilediği zaman onları bir araya getirme gücüne de sahiptir.&#8221; (Şura, 28-29) “Andolsun bize hiç bir zaman yorgunluk çökmedi.” (Kaf, 38) “O (Allah) görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır. O, Rahman ve Rahim olandır. O, kendinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal, esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, ulu olan Allah’tır. Allah müşriklerin (putperest, Yahudi ve Hristiyanların) ileri sürdüğü sıfatlardan (yorulan, yenilen vs.) münezzehtir. O, var eden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel isimler kendisinin olan Allah’tır. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tespih ederler. O güçlüdür, her şeye hakimdir.” (Haşr, 22-24) &#8220;Yeryüzünde bulunanların hepsi fânidir. Azamet ve kerem sahibi rabbinin zâtı ise bâki kalır.&#8221; (Rahman, 26-27)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000; font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);">K. Mukaddes’te peygamberler</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Lut&#8217;a iftira: Lut&#8217;a iki kızı şarap içirip sıra ile yanlarına girip, onunla yatıp, babalarından hamile kalırlar. (Tekvin 33-36) Hz. Yahuda peygambere iftira: Gelini ile yatıp, hamile kalınca onun yakılmasını emretmiştir. (Tekvin 38/15-25) Hz. Davud&#8217;a iftira: Bir komutanın karısı ile yatıp hamile kalınca, kocasını savaşa gönderip ölmesi için tezgah hazırlayıp, sonra da dul eşi ile evlenmiştir. (I. Samuel 2-27) Ayrıca oğlu Amnon kız kardeşi Tamar ile zorla yatıp onu &#8220;alçaltır.&#8221; (I. Samuel 13/1-39) Hz. Nuh&#8217;a iftira: Nuh&#8217;a oğlu tecavüz eder: Ve Nuh, çiftçi olmağa başladı ve bir bağ dikti, ve şaraptan içip sarhoş oldu ve çadırının içinde çıplak oldu. Ve Nuh, şarabından ayıldı ve küçük oğlunun kendisine yaptığını anladı ve dedi: Kenan lanetli olsun; kardeşlerine kullar kulu olacaktır.&#8221; (Tekvin 9/20-25) Ayrıca, Haşa, güya Harun, çok tanrıcılık yapmıştır. (Çıkış 32) ve Davud, cinayet işlemiştir. (II. Samuel, 14) Süleyman ise zinacı ve putperesttir. (I. Krallar 11) Bizzat ‘ben’ tüm bunları, kendilerini ‘İnanç turizmi’ ile ilgilenen kişiler olarak tanıtan 2 misyonere sormuş ve “Onlar da insan, bunlar normal, biz de bunları kabul ediyoruz.” cevabını kulaklarımda duymuştum!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong style="color: #000000; font-family: var(--body-family); font-size: var(--body-fsize); font-style: var(--body-font-style); letter-spacing: var(--body-fspace); text-transform: var(--body-transform);">K. Mukaddes nasıl bir kitaptır?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İncil’lere göre çarmıha gerildiği sırada Hz. İsa Allah&#8217;a şöyle isyan etmiştir: “Biri sağında, biri solunda iki haydudu onunla beraber haça gerdiler. Geçenler&#8217; Vay! Sen ki mabedi yıkar, üç günde yaparsın, haçtan inerek kendini kurtar&#8217; diye başlarını sallayıp ona söverlerdi. Aynı saatlerde baş kahinler, yazıcılarla eğlenerek dediler: O, başkalarını kurtardı, kendisini kurtaramıyor. Dokuzuncu saatte İsa Yüksek sesle bağırdı: Eloi, Eloi! Lama sabaktani: &#8216;Allah&#8217;ım, Allah&#8217;ım! Niçin beni bıraktın?” (Markos 15:25-34) &#8220;Ben size diyorum ki, kimde varsa ona daha çok verilecektir. Ama kimde yoksa kendisinde olunan da alınacaktır. Üzerinde kral olmamı istemeyen düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde öldürün&#8221; (Lula 19: 26-27) İsa: &#8220;Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğula babasının, kızla anasının, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanları, kendi av halkı olacaktır.&#8221;  (Matta:10-34-36) “Kalça, karın, göbek yuvarlağı, göğüs, boyun, göz, saç, dudaktan vs. bahseden bölümleri” (Neşideler neşidesi 7:1-13) dışında, Yahudi olmayanların yabani hayvan kabul edildiği (Tesniye 8/ 21-22), Fırat ırmağı civarının (Türkiye’nin güneydoğusu dahil!) tanrı tarafından Yahudilere verildiği (Tesniye 12/24), insanların kasaplık koyun gibi ölüm gününe hazırlanmayı emreden (Yaremya 13/3) ve insanları delik deşik edip çocukların yere çalınıp, karılarının kirletilmesini emreden (İşaya 13/15-16) ayetler bu kutsal (!) kitapta bulunmaktadır. “Yaratılış merdiveninde farklı basamaklar olduğunu herkes doğal olarak kabul eder; önce inorganik nesneler, bitkiler ve hayvanlar âlemi, sonra konuşan yaratıklar ve hepsinin üstünde Yahudiler.” (Sources de la pense&#8217;e juive contemporaine, Siyonizm ve ırkçılık, , s. 49) &#8220;Ve Allah&#8217;ın Rab Yehova o milletleri senin önünden azar, azar kovacak, onları çabukça bitiremezsin yoksa senin üzerine kır hayvanları (Goyim)  çoğalır. Ve Yahova onların krallarını senin eline verecek.&#8221; (Tesniye Bab: 22/24) İsrailli haham Rabbi Shim&#8217;on: &#8220;Yahudi olmayanların en iyisi  mi; öldür. Yılanın en iyisi mi; beynini parçala.&#8221; (İsael Shahak, Jewish History, s. 78)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Matta (5: 29-30): &#8220;Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir.&#8221; Gözünü haramdan sakındır, elini harama yaklaştırma değil; Kes, Çıkar, At! Luka (14:26) Hz. İsa şöyle buyuruyor: &#8220;Eğer bir kimse bana gelir ve kendi anasına, babasına, karısına, çocuklarına, kardeşlerine, kız kardeşlerine, hatta kendi canına buğzetmezse benim şakirdim olamaz.&#8221; Luka (12:49-52) Yine Hz. İsa şöyle diyor: &#8220;Ben dünyaya ateş atmaya geldim, eğer şimdiden tutuşmuşsa daha ne isterim. Dünyaya selamet getirmeye mi geldim sanıyorsunuz? Size derim ki hayır, fakat daha doğrusu ayrılık getirmeye geldim. Çünkü bundan sonra bir evde beş kişi olacak, üçü ikiye, ikisi üçe karşı ayrılacaklar.&#8221; Yuhanna İnciline göre Hz. İsa, insanlara şöyle hakaret etmektedir: &#8220;Neden söylediğimi anlamıyorsunuz? Çünkü benim sözümü dinlemiyorsunuz. Siz babanız iblistensiniz ve babanızın heveslerini yapmak istiyorsunuz.&#8221; (Yuhanna 8:43-44) Yeni Ahid de dul kadınlar hakkında şu aşağılayıcı tabirleri kullanılır: &#8220;Genç dul kadınları reddet. Çünkü Mesih&#8217;e muhalif olarak nefsani heveslerine düştükleri zaman evlenmek isterler. Bununla beraber evleri gezerek aylak olmayı da öğrenirler, ancak yalnız aylak değil, fakat üzerlerine düşmeyen şeyleri söyleyerek başkalarının işlerine karışan boşboğaz olurlar.&#8221; (Timoteos&#8217;a I. Mektup 5:9-15) İncillere göre Hz. İsa, evlenmemeyi, hatta erkeklerin kendilerini hadım etmelerini şöyle teşvik etmektedir: &#8220;Ben size derim: Kim zinadan ötürü olmayıp karısını boşar ve başkası ile evlenirse, zina eder; boşanmış olanla da evlenen zina eder. Şakirtler İsa&#8217;ya dediler: Eğer erkeğin karısı ile hali böyle ise evlenmek iyi değil, fakat İsa onlara dedi: Bütün insanlar bu sözü kabul edemez, ancak kendilerine verilmiş olanlar kabul edebilir, çünkü anadan doğma hadım vardır ve insanlar tarafından yapılmış hadım vardır, göklerin melekutu uğrunda kendilerini hadım edenlere de vardır. Bunu kabul edebilen kabul etsin.&#8221; (Matta 19: 9-12) İncillere göre eli ile günah işleyen elini, ayağı ile günah işleyen ayağını kesmeli, gözü ile günah işleyen ise gözünü çıkarmalıdır: &#8220;Eğer elin sürçmene sebep olursa onu kes; senin için hayata çolak olarak girmek, iki elin olarak cehenneme, sönmez ateşe atılmaktan daha iyidir. Eğer ayağın sürçmene sebep olursa onu kes; senin için topal olarak hayata girmek, iki ayağın olarak cehenneme atılmaktan daha iyidir. Eğer gözün sürçmene sebep olursa onu çıkar; senin için bir gözün olarak Allah&#8217;ın melekûtuna girmek, iki gözün olarak cehenneme atılmaktan daha iyidir.&#8221; (Markos 9:43-47) İncillere göre Hz. İsa, ağaçları da lanetleyerek kurutmuştur: &#8220;Ertesi gün Beytanya&#8217;dan çıktıkları zaman İsa acıktı. Uzakta yapraklı bir incir ağacı görüp belki onda bir şey bulurum diye geldi, yanına varınca üzerindeki yapraklarından başka bir şey bulamadı; çünkü incir mevsimi değildi. İsa cevap verip ona dedi: Artık hiç kimse senden ebediyyen meyve yemesin. Sabahleyin, yanından geçerken incir ağacını kökünden kurumuş gördüler.&#8221; (Markos l1:12-20) Yeni Ahid’e göre akılsız olmak, akıllı olmaktan daha iyidir: &#8220;Allah hikmetlileri utandırmak için dünyanın akılsız şeylerini seçti. Allah kudretli şeyleri utandırmak için dünyanın zayıf şeylerini seçti.&#8221; (Korintoslulara I. Mektup 1:27) Lord John Davenport şöyle demektedir: “Kitabı mukaddes bu gibi kusurlarla baştan başa doludur. Kur’an öteki kitaplar adına kesinlikle o kadar bu kusurlardan temizlenmiştir ki, utanma sahibi bir insan hiç kızarmadan onu baştan sonuna kadar okuyabilir.” (Hz Muhammed ve Kur’an-ı Kerim, s. 49)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitab-ı Mukaddes insan ürünü olduğu için, içinde birbiri ile çelişen pek çok ayeti de barındırmaktadır. “R.P. Roguet, ‘İncil&#8217;e Giriş’ kitabının 182. sayfasında, &#8220;İsa&#8217;nın kabrine gelen kadınların isim listesi, ilk 3 İncil&#8217;de birbirini tutmuyor.&#8221; demektedir. Matta ve Luka İncillerinde, İsa&#8217;ya baba tarafından ve üstelik birbirinden farklı soy kütükleri verilmiştir.” (Bucaille, s. 338) Luka İncil’inde (5: 1-11) Hz. İsa&#8217;nın sağlığında olmuş gösterilen mucizevi balık avı kıssası Yuhanna İncil&#8217;inde (21: 1-4) Hz. İsa&#8217;nın ölümünden sonra gerçekleşmiş bir olay olarak gösterilmiştir. Çelişkilerden birkaç tane kısaca sıralayalım: Şela kimin oğlu?: Arpakşad&#8217;ın (Tekvin, 11-12) &#8211; Kainan&#8217;ın (Lukas, 3-36); Harun (as) nerede öldü?: Hor dağında (Sayılar, 20-28) &#8211; Mosereya&#8217;da (Tesniye, 10-6); Davud (as)&#8217;u kim tahrik etti?: Tanrı (II. Samuel, 21/1) &#8211; Şeytan (Tarihler, 21-8); Yehoyakin kaç yaşında kral oldu?: 18 yaşında (II. Krallar, 24-8) &#8211; Sekiz (II.Tarihler, 36-9); Nuh (as) her canlıdan kaçar tane aldı?: İkişer (Tekvin, 6-19) &#8211; Yedişer (Tekvin, 7-2); Ahazya kaç yaşında kral oldu?: Yirmi iki (II. Krallar, 8-26) – Kırk iki (II.Tarihler, 22-7); Saulun kızı Mikal çocuk doğurdu mu?: Çocuğu olmadı (I. Samuel, 6-23) &#8211; Beş çocuğu oldu (I. Sauel, 21-8); İnsan kaç yıl yaşayabilir?: En çok 120 yıl: (Tekvin, 6-3) &#8211; 403 yıl (Tekvin, 11-13); Tanrı yorulur mu?: Rab yorulmaz (İşaya, 40-28) &#8211; İstirahat eder. (Tekvin, 2-3); Hz. İsa, Hz.Davud&#8217;un oğlu mu?: Evet Davud&#8217;un oğlu (Luka, 18-38) &#8211; Hayır, tanrının oğlu (Matta, 22-45); Yusuf (as) &#8216;ın babası kim?: Yakup (Matta, 1-16) &#8211; Heli (Luka, 3-23); İbrahim&#8217;den Davud&#8217;a kaç nesil vardır?: 14 (Matta, 1-17) &#8211; 15 (Luka, 3-31-34); Eriha&#8217;dan çıkarken İsa&#8217;dan kaç kör yardım istedi?: İki : (Matta, 20-30) &#8211; Bir (Markos, 10-46); Hz. İsa&#8217;nın şehadeti doğru mudur?: Evet (Yuhanna, 5-31) &#8211; Hayır (Yuhanna, 8-14); Haçı kim taşıdı?: Simon (Luka, 23-26) &#8211; İsa (Yuhanna, 19-17); Yahuda İsa&#8217;yı öptü mü?: Öptü (Matta, 26-49) &#8211; Öpmedi (Luka, 22-49); Kabirden çıkan cinlenmişler kaç kişi idi?: İki (Matta, 8-28) &#8211; Bir (Markos, 5-7); Hz. İsa&#8217;yı kim kabre koydu?: Yusuf ve Nikodimus (Markos, 15-46) &#8211; Sadece Yusuf: (Yuhanna, 19-42); Mezarda kaç melek göründü?: Bir (Matta, 28-2) &#8211; İki (Yuhanna, 20-12) vd.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kannengiesser&#8217;e göre, &#8216;toplumlararası mücadeleden doğma kitaplar olan İncillerde’ İsa&#8217;ya dair nakledilen hususların &#8216;artık dış görünümlerine itibar edilmez.&#8217; Kudüs Kitab-ı Mukaddes Okulu çalışmaları (Benoit ve Boismard), &#8220;İncillerin birçok yerinde artık doğrudan doğruya İsa&#8217;nın sesini işitme umudunu kesmelidir&#8221; diyerek, İncil okuyucusuna ikazda bulunmaktadır. İnciller, İncil yazarlarının taşıdıkları zihniyet hakkında bilgi vermektedirler. İsa&#8217;nın yaşamış olduğu bazı olayların İncil yazarlarında kişisel bir düşünceyi savunmak amacıyla kılığı değiştirilerek nakledilmiş olduğuna niçin hayret edelim? İnciller arasındaki apaçık çelişkiler, gerçeğe benzemez durumlar gösteriyor ki, İnciller, tek kaynağı insan hayali olan birçok bab ve parçalar ihtiva etmektedir. (Bucaille, s. 178-179) Mühtedi Dr. Maurice Bucaille “Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur&#8217;an” adlı eserinin 98-179. sayfalar arasında İncillerdeki çelişkileri örneklerle sıralamıştır. Bu çelişkilere örnekler için Ahmet Deedat’ın, “Kitab-ı Mukaddes Allah sözü müdür?” adlı kitaba da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlar teslise (Baba- Oğul- Ruhul Kudüs) inanırlar. Baba doğmamış, oğul ve ruh doğmuştur. Üçü her zaman bir arada idiler: Yuhanna (10/25-30): &#8220;Ben ve Baba biriz.” Morkos (13-32) : &#8220;Ne melekler, ne de oğul, babadan başka kimse bir şey bilmez.&#8221; Markos (10-18): &#8221; İsa dedi: Birden başka kimse iyi değildir o da Allah&#8217;tır.&#8221; İsa, baba ile bir olsa onun gibi her şeyi bilmesi gerekmez mi? Yuhanna (5/27): &#8220;Baba Tanrı hiç kimseye hükmetmez, bütün hükmü oğlu İsa&#8217;ya vermiştir.&#8221; Markos (15/25-37): &#8220;Baba tanrı hükümsüz iken oğul tanrı çarmıhta acı çekiyor.&#8221; Ve sonra İsa, baba tanrıya şikayette bulunuyor, ‘Beni neden terk ettin?!’ (Matta 27:46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlıkla ilgili birçok eseri olan Emile Gillabert, Pavlus&#8217;a psikanalizi uygulamış ve sonuç olarak da şu teşhisi koymuştur: Paranoya. (Gillabert, Saint Paul ou le Colosse aux Pieds d&#8217;argile, s. 191. Ayrıca, s. 86) Zaten, “Biz ya da gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz İncil&#8217;e ters düşen bir İncil bildirirse lanet olsun ona! Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum, bir kimse size, kabul ettiğinize ters düşen bir Müjde bildirirse, ona lanet olsun! Ben bu İncil&#8217;i insandan almadım, kimseden de öğrenmedim. Bunu bana İsa-Mesih açıkladı.” (Gal. 1: 6-12) türü sert çıkışlar yapan biri için bu teşhis yabana atılacak bir sonuç değildir! Ağır bir hastalıktan uzun süredir ıstırap çeken   (I. Kor. 12: 7-9; Gal. 4: 14-15) Pavlus’u yönlendiren biri olmalıdır ki o kişi Luka&#8217;dır. (Salih Akdemir, Hıristiyan Kaynaklara ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Hz. İsa, s. 59) Daha önce putperest olan Luka, eski inanç tohumlarını Pavlus ile birlikte atmış ve bu yeni dini oluşturmuştur. “Luka, gerçek havarileri bir bir dışlayarak Kilise&#8217;nin başına Pavlus&#8217;u geçirdiğini açıkça görebilmekteyiz.” (Salih Akdemir, s. 74) Efendimize benzer teşhis koyan Hristiyanlara zaten cevaplarımızı ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızda verdik de, kendilerinden birinin Hristiyanlığın merkezindeki bir şahsiyet için bu teşhisi koymaları hayli ilginçtir! Demek ki, kişi kendi gibi bilir işi!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlar her ne kadar ‘teslisi anlama değil inanma konusu’ olarak ilan etseler de Müslümanlarla karşılaştıkça bu inancı mantıki olarak izah etme gayreti içine girmişlerdir.  (D. Masson, Trinite, Le Coran et la revelatiaon, I/84) Vatikan’ın Müslümanlarla ilgili dairenin başkanlığı, Teslis konusunda Müslümanlarla irtibata geçen misyonerleri uyarmakta ve Müslümanları teslise inandırma gayretinden kaçınmalarını savunmaktadır. Müslümanlara “tek tanrıya inandığımızı söyleyeceğiz” diye yönlendirme yapmaktadır.” (H. A. Wolfson, The Muslim Attributes and the christian Trinity, s. 1-18) Fakat ortada bir gerçek vardır ki, o da, teslisin tanrısal şahıslarının Allah’ın sade sıfatlarına sahip olmadığı gerçeğidir. Zaten sonradan Müslüman olan Abdulehad Davud, teslis hakkında “Onlardan her birinin diğerlerinde olmayan kendine özel sıfat ve görevleri olduğu müddetçe başkalık mevcuttur ve hiç biri tek başına kamil/mükemmel değildir. Bu noksanlık ise ilah olmaya engeldir.” demektedir (el- İncil ves-salib, s. 9) Üçlemeden biri nasıl olmuşta Meryem’in rahmine girmiş, insanlık âlemine karışmış ve insan şeklini almıştır? Bu çokluk demek değil midir? Bu şirk değil midir? Tanrı tek olsa idi, sadece birinin ayrılıp yeryüzüne inmesi mümkün olamazdı. Ayrıca bilindiği gibi Hristiyanlık inancında ‘Baba’ değil ‘Oğul’ birinci plandadır. Yine Hristiyan inancında baba rolündeki parçanın azameti, büyüklüğü, sıfatları konusunda açık bir görüş bulunmamaktadır! İsa 2100 sene önce yoktu. Tanrı’ya sonradan ilave olabilir mi? Haça gerilebilir mi? Eğer kendi arzusu ile gerilmişse Yahudilere bu düşmanlık neden? 2000 yıldır Yahudiler “Tanrıyı öldüren, lanetli kavim, rahmetten kovulmuş” olarak neden anılmıştır?  Bu beddualar 1963 yılında neden kaldırılmıştır? 2000 yıllık bu uygulama mı yanlıştı şimdiki uygulama mı? Baba, Hristiyanlıkta tek başına tanrı değildir. O, ancak diğer iki şahıs ile tam bir tanrı olabilir! Diğer iki unsur içinde durum aynıdır! Herhangi bir insan gibi ihtiyaçları olup büyütülen bir kişi hiç tanrı olabilir mi? Şurası da unutulmamalıdır ki, ayrı ilahlardan bahseden bizzat Hristiyanlardır, yoksa Müslümanlar onlara herhangi bir isnatta bulunmamaktadır! Oğul’dan kasıt tanrının kelam-konuşma sıfatı ise yine unutulmamalıdır ki, bu oğulda aynı zamanda hayat, ilim gibi sıfatlar da bulunmaktadır. Mesela biz Müslümanlar Allah’ın insanlarla konuşma vasıtası olan Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an’ı ilah kabul etmeyiz. Ayrıca, acaba Meryem; Halık/yaratıcı mıdır? Sevgi dini olan (!) Hristiyanlık neden doğuştan günahkar olma inancını kabul eder (Tekfir inancı!) ve onlar Nasturiler’in Meryem’e Tanrı’nın annesi denemeyeceği görüşü hakkında neler düşünmektedirler?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14669" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/342634754745745.png" alt="" width="867" height="433" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı tektir ama üç şahıstır. Baba Tanrıdır, Oğul Tanrıdır ve Kutsal Ruh Tanrıdır ama Baba Oğul değildir, Oğul Kutsal Ruh değildir ve Kutsal Ruh Baba değildir. Hepsi eşit derecede yücedir. Ancak üç Tanrı değil tek Tanrıdır. Üç yüce değil tek yücedir… Ancak akılla tam olarak kavramak mümkün olmadığı gibi basit örneklerle açıklamaya çalışırsak birçok yanlışa ve hatta sapkınlığa düşebiliriz. Tanrı’nın ne olmadığını biliyoruz. Ne olduğu bilgisi, yani Üçlü Birlik oluşunu, Üç Kişi ve tek varlık oluşunu ise akıl ile ‘tamamen kavramak’ imkansız iken iman ile kabul edilebilir ve teoloji (mantık-felsefe ve vahiy) ile açıklanabilir durumdadır. (veritasdei.com/icerik/makaleler/trinitas-uclu-birlik-gizemi) Kutsal Kitap bizlere Rabbin “bir” olduğunu öğretir. Ama buna rağmen Kutsal Kitap, hem Baba’nın hem Oğul’ un hem de Kutsal Ruh’un Rab olduğunu vurgular. (İbraniler 1:10, 2; Petrus 1:16, 2; Korintliler 3:16) Ama yine üç Rab değil bir tek Rab vardır. Kutsal Kitap yine Tanrı’nın bir olduğunu söylemektedir, fakat bunun yanında, yine hem Baba’nın hem Oğul’un hem de Kutsal Ruh’un Tanrı olduğunu vurgular, buna rağmen Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, birbirlerinden bağımsız, üç tanrılar heyeti (triteizm) değil bir ve tek Tanrılıktır. Bu derin gizi fiziksel örneklerle anlatmak güçtür. Bununla birlikte uzun zaman önce okuduğum bir makalede dikkatimi çeken bir açıklamayı paylaşmak isterim, malum teşbihte hata olmaz demiş atalarımız. Örnek anımsadığım kadarıyla şöyleydi; Üç mum yakarak karanlık bir odaya girdiğinizi düşününüz. Karanlık odanın birden aydınlandığını göreceksiniz. Ama odada gerçekte kaç tane ışık oluşacaktır? Birbirinden ayrı üç mum ışığı mı, yoksa üç mumun kaynaşarak oluşturduğu tek bir ışık mı? Şüphesiz, üç mum olmasına rağmen odayı kaplayan ışık tek olacaktır. Bunun gibi Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un oluşturduğu Tanrılık da tek, bileşik bir Tanrılıktır. (hristiyanturk.com/forums/topic/tanrysal-ueclue-birlik; tuzlakilisesi.org, Tanrısal Üçlü Birlik) Hristiyanlar İle Müslümanlar Aynı Tanrı’ya Mı Taparlar? Hristiyanlarla Müslümanların Tanrı hakkındaki görüşleri arasındaki önemli bir fark, Kutsal Kitap’ın Üçlü Birlik kavramıdır. Kutsal Kitap&#8217;ta Tanrı Kendisini üç kişilik’teki tek bir Tanrı olarak açıklamıştır: Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı. ‘Üçlü Birlik&#8217;in her bir Kişisi tamamen Tanrı olsa da, Tanrı üç tanrı değil, üçü birdir. Üçlü Birlik, Hristiyan inancının çok önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Üçlü Birlik olmadan, Tanrı Oğlu, İsa Mesih’in Kişiliğinde beden alıp dünyaya gelemezdi. İsa Mesih olmadan günahtan kurtuluş olmazdı. Kurtuluş olmadan, günah herkesi sonsuz cehennem cezasına çarptırırdı. (gotquestions.org/Turkce/ayni-Tanri.html) Tanrı, Baba mıdır? Hıristiyanlara göre, yarattığı dünyaya Tanrı kendi ebedi sözünü İsa isimli bir kişi aracılığı ile açıklar. O nedenledir ki, İncil ebedi sözden ya da Tanrı&#8217;dan, “Söz vücut buldu” ifadesini kullanarak bahseder. O, insan olan İsa&#8217;dır. İsa Tanrı&#8217;nın Oğlu mudur? İsa&#8217;da Tanrısal, ebedi Söz ile ölümlü olan vücut iç içedir. Tanrı Sözü ve Oğul olarak İsa, aynı zamanda Tanrı mesajını sadece iletmekle yetinen bir peygamber olmanın ötesindedir. O, kendisi Tanrı&#8217;nın mesajı ya da Sözüdür! Hıristiyan anlayışı ne putperestlikle ilgilidir, ne de matematiksel bir bilinmezliğin ifadesidir. (answering-islam.org/turkce/kimdir/isa1.html) “Baba’nın Kendisi Oğul aracılığıyla Ruh’ta çalışır.” (Herman Bavinck, Tanrı Doktrini, s. 318) Ya da, Baba’nın her şeyi Oğul aracılığıyla Kutsal Ruh’un gücüyle yaptığını söyleyebiliriz. ‘Bütün bunları anlayamayız, fakat bu anlaşılamaz ve şaşılası Tanrı’ bizlerin O’nu nasıl tanıyacağımıza açıklık getirmiştir. Tanrı’nın nasıl olması gerektiği ile ilgili belirsiz fikirler yaratmaya ya da kendi aklımızdan veya popüler düşüncelerden fikirler ortaya atmaya gerek yoktur. Baba Tanrı, Kutsal Ruh’un gücüyle Oğul Tanrı aracılığıyla gelmiştir; işte bu, Kendisini bize nasıl gösterdiğidir.” (hristiyanlik.org/baba-ogul-kutsal-ruh) Matematik sınıflandırmalar Tanrının gerçeğini ifade edemezler. İsa Mesihte Tanrı gerçekten insan olmuştur. Böylece acıya ve ölüme Tanrı kayıtsız kalmamıştır. Hristiyan imanı için de Tanrı tarif edilemez olandır. (Müslümanlar soruyor, Hristiyanlar yanıtlıyor. Üçlü birlik. Bu site, herhalde artık cevap veremeyeceğini anladıkları için kapanmış olsa da, ekran görüntüsü üsttedir. Detaylı görüntü de internet sitemizdedir!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, &#8216;Allah birdir&#8217; demese, Hristiyanların umurunda değildir tanrının sayısının kaç olduğu!  Hristiyan üç siteden, &#8216;üçlü birlik&#8217; iddiasına cevap verdiğini iddia eden, yukarıdaki cümlelerden anlamlı bir sonuç çıkarabilen var mıdır acaba? Thomas Paine boşuna “Hristiyanlık kılıçla kurulmuştur. Kutsal kitap insanlara sadece zalimlik ve cinayet öğretmiştir. Teslis, tek tanrı inancını zayıflatmıştır. Hristiyanlık denilen bu şey kadar tanrıyı aşağılayan bir başkası daha yoktur. Tevrat ve İncil&#8217;in masalları insanda ancak aşağılık duygusu uyandırır.” (T. Paine, Akıl Çağı, s. 216-224) dememektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6516 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tektanrimidedibiri-1.jpg" alt="tektanrimidedibiri-1" width="760" height="1467" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanların sapmasında aşırı sevgi ve büyükleme önemli rol oynamıştır. Bakara suresi 165. ayette, &#8220;İnsanlardan bazıları Allah&#8217;tan başkasını Allah&#8217;a denk tanrılar edinir de onları, Allah&#8217;ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah&#8217;a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.&#8221; ve Nisa, 171. ayette, &#8220;Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah&#8217;a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah&#8217;ın elçisidir.” buyurulmaktadır. Efendimiz de, “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasulu’ deyin!” (Buhari, Enbiya, 48) buyurmuştur. İslam’a göre Hz. Muhammed önce kul/insan sonra peygamberdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tekfircilik: “Hristiyanların itikadına göre Hz. İsa öldürüldükten sonra cehenneme inip, Hz. Adem aleyhisselam ile zürriyetinden (soyundan) olan ‘bütün peygamberleri’ oradan çıkarmıştır.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 167) “Hz. İsa öldürüldükten sonra cehenneme inip Hz. Adem’le ondan sonra gelen bütün peygamberleri oradan çıkardığına inanılır.” (Bir Amerikalının Müslümanlık hakkındaki 23 sualine cevaplar, Diyanet yayınları, Ankara 1959, s. 8) “Kilise, Adem ve Havva da dahil olmak üzere tüm Eski Ahit&#8217;in doğru ruhlarının Mesih tarafından cehennemden (o zamana kadar sadece İlyas, Enoch ve ihtiyatlı hırsızın olduğu) cennetteki meskenlere getirildiğine inanır.”  (themeformen.ru/tr/scabies/iisus-kogda-byl-mertv-tri-dnya-propovedoval-v-adu-shturm-ada-vseh) &#8220;İsa ‘öldürülüp’ cesedi kabre konulunca ‘ilah olarak’ cehenneme iner. Orada Adem, Nuh, İbrahim ve tüm peygamberleri çıkarır.&#8221; (Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 7) “Aurelius Augustinus; &#8216;Tanrım, senin karşılığı hiç kimse günahsız değildir, 1 günlük bir bebek bile olsa&#8217; demektedir.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 12) Hristiyanlara göre her bebek günahkar doğar. Buna peygamberler de dahildir’ Peki, Baba tanrı ‘asli günah’ı af ettirmek için kendisine ibadet edilen bir tanrının kanına ellerini bulandırarak mı insanların kurtuluşunu amaçlamıştır? Günahtan kurtulduğuna inanan Hristiyan’ın yapacağı daha ne kalmaktadır artık? Asıl mesele de çarmıhtan önce ve sonra hiç bir şey değişmemiştir! Hayat aynı hayat, kötülük aynı kötülük. Katolik bilgin  J. Dheilly, ‘Dictionnaire biblique’ adlı eserinde, &#8216;Pavlus&#8217;un iddiasına göre, artık Mesih gelmiş olduğundan, şeriat/dini kurallar faydasızdır. Kurtuluşu şeriattan beklemek, tanrının bu iyiliğini ortadan kaldırmak olurdu.&#8217; demektedir. Tanrı bunu insanlığın kurtuluşu için yapmışsa başta neden yapmamıştır? O zamana kadarki insanlar bundan mahrum kalmış olmadı mı? Sadece çarmıha gerilme efsanesine inandı diye böyle bir ebedi kurtuluş ödülü nasıl izah edilebilir?  İnsanların inandığı tek tanrı öldürülünce, dünya üç gün tanrısız mı veya eksik tanrılı mı kalmıştır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kilise</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yuhanna, 20, 21-23&#8217;ten hareketle Kilise, Hz. İsa adına iş yapma yetkisini kendisinde görür. Kilise kendini diğer insanlardan da ayırmıştır. ‘Mesih&#8217;e inanmayan insanlarda tanrı yoktur. Eğer böyle biri size gelirse, kendisini eve kabul etmeyin ve ona selam vermeyin. Ona selam veren, onun kötü işlerine hissedar olur.’ (II. Yuhanna, 9-11) Kendini sevgi dini olarak tanıtan Hristiyanlık tarih boyunca hem kendi aralarında kanlı mücadelelere girişmiş hem dünyayı kana (Haçlı seferleri, kolonileşme faaliyetleri, sömürü ve dünya savaşları ile) kana bulamıştır. Her Hristiyan senede en az bir kere günah itiraf etmelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katolikler, Trente konsili ile resim ve heykellere tazimi/yüceltmeyi, önlerinde diz çökmeyi, aslında temsil ettikleri ‘Mesih ve azizlere ibadet’ şeklinde anlaşılması gerektiği kararını vermiştir. (Glasenopp, Les cinq grandes religions, s. 347-348) Hristiyanlar, ayinlerde kullanılan ekmek ve şarabın bir sembol değil, bizzat ‘tanrının kendisinin olduğuna inanmakla’ sorumludurlar. Buna &#8216;La presence reelle&#8217; esası denir. Kısaca ‘Hristiyanlık; bir kul olan insanı önce tanrılaştırıp, sonra onu zavallı şekilde öldürtüp, sonra da onu ekmek ve şarap içine sığdırıp yemek ve içmekle herkese tanrılık dağıtmak şeklinde’ özetlenebilir. İnsan olan Papa&#8217;yı yanılmaz kabul etmek, yine insan olan papazların diğer insanları af etme yetkisi vermek ve makamlarını yükseltmek yetkileri, aslında onları bir çeşit tanrılaştırmaktır. Bu insanın insana tahakkümüdür ve çok suiistimale yol açan bir durumdur. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hristiyanlıkta ruhanilerin ve din adamlarının yetkileri çoktur. Günah çıkartmışlar, kralları bile aforoz ederek din dışına itebilmişlerdir. Endüljans senetleri çıkartarak cennetten arsa satmışlardır.” (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 123) “Ruhaniler/din adamları vahiy alıyormuş gibi davranıyor ve hadlerini aşarak Allah&#8217;ın irade ve takdirine karışırlar.” (Kerim Aytekin, s. 127) İslam&#8217;da ise ruhbanlık yoktur. Ashap, Hz. Muhammed&#8217;e bazı konularda, “Bu vahiy midir yoksa sizin görüşünüz müdür?” (Hakim, el-Müstedrek, VII/177; Hişam, ll/238; Köksal, I/lll) ‘Eğer izniniz olursa bu konuda bizim de bir görüşümüz var.’ derlerdi. (Kerim Aytekin, s. 124)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Luther&#8217;den önce Prag Üniversitesi rektörü Jean Hus ve Jerome, reform taleplerinde bulununca diri diri yakılmışlardı.İngiltere&#8217;de Thomas More, Katolik kaldığı halde, reform talebinde bulununca idam edilmişti. M. Luther ise, af yetkisine karşı çıkarak ve papazların bekar kalmalarını reddederek ortaya çıkmıştır. Reform sonunda kilise mülklerine el koyma imkanına kavuşmayı amaçlayan prenslerce Luther desteklenmiştir. (Kerim Aytekin, s. 135) Lutheryanlığı seçen prens, Katolik kiliselerine ve mallarına el koyuyordu. Katolikler ve Protestanlar arasındaki savaşlarda Avrupa nüfusu 1/3 oranında erimiştir. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son Hurafe Deizm, s. 165) “Luther&#8217;in en önemli destekleyicileri Almanya imparatorluğu ile anlaşmazlık içinde bulunan Alman prensleri idi ve bunların sayısı 500 kadardı. Kilise malları yağmalandı ve prensler de bu mallara el koydular.” (Kerim Aytekin, s. 135) “İspanya&#8217;da Engizisyon mahkemeleri çok sayıda Protestan&#8217;ı idama mahkum etti.” (Kerim Aytekin, s. 137) “Tarihçi Preserved Simit&#8217;in dediği gibi, Protestanlarda ceza verme gücüne erişir erişmez, bu gücü kullandılar ve Avrupa tamamen mezarlığa dönüştü.” (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 18) Zamanla olay iyice siyasi boyut kazanmış ve İngiltere kralı kilisenin başına getirilmiştir. Mezhepler arası, 1562 Vassy katliamı, 1577 Saint-Barthelemy katliamları gibi katliamlar olmuştur. Hristiyan mezhepleri içinde Tevrat&#8217;a en bağlı olan mezhep Protestanlıktır. (Adnan Odabaş, s. 40)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı kendini, evrensel aklın ve medeniyetin tek temsilcisi olarak görmektedir. Hristiyanlık döneminde tanrı, İsa&#8217;ya indirgendi, İsa Kilise&#8217;de bedenleşti ve modern Avrupa, Tanrısı&#8217;nın bedeni olan kuruma karşı mücadele ederek var oldu.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 31, 39) İsa, kilisenin başıydı; kilise onun bedeniydi. (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 146) Kilise, Tanrı ile Hristiyan topluluk arasında aracılık yapan bir kurumdu. (Adnan Bülent Baloğlu, s. 194) Yetkisini doğrudan İsa’dan aldığını iddia eden kilise, siyasi entrikalara da bulaşınca toplumdaki hizipleşme ve bölünmenin baş sorumlularından biri olup çıkar. (Adnan Bülent Baloğlu, s. 214) “Dünyaca ünlü ilahiyatçılar, Vatikan&#8217;ın baskısından bıkarak, gizlice ilk İsa akademilerini kurmuşlardır. Yaklaşık 200 bilim adamı birlikte çalışarak İncil&#8217;i tartışmışlardır. ‘İncil&#8217;de yer alan sözlerin ne kadarı İsa&#8217;ya aittir? İsa bu sözleri söylemiş midir? Yoksa bunlar sonradan uydurularak kilise tarafından İncillere sokuşturulmuş mudur?’ İsa Semineri üyelerinin vardıkları sonuçları şöyle özetleyebiliriz: İncil&#8217;de yani Yeni Ahit diye bildiğimiz kitapta İsa&#8217;ya atfen anlatılmış olan yaklaşık 1500 sözden en iyimser bakış açısıyla sadece yüzde 20&#8217;si İsa tarafından söylenmiştir. Gerisi, ilk Hristiyanlar tarafından uydurulmuştur. İsa, Mesih olduğunu öne sürmemiştir. Mesih kelimesi, Christ kelimesinin Türkçesidir. &#8216;Christ&#8217; aynı zamanda Hristiyan kelimesinin de köküdür. Christ kavramı, İsa&#8217;nın yaşadığı dönemde bir &#8216;makamın&#8217; adıydı o kadar. İsa, kilise kurmamış ve her insanın Tanrı imanının göğüs kafesinde olduğunu söylemiştir. Kilise kurmayı düşünmemiş ve söylememiş olan İsa, bugün kiliseye bağlı kılınmıştır.” (Aytunç Altındal, Hangi İsa, 83-85)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Papa</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1439 tarihli Floransa Konsili&#8217;nin tekid ettiği üzere, &#8216;Katolik kilisesi dışında, kurtuluş yoktur.&#8217; görüşü Katolik âlemine hakim görüşü ifade eder. Ortodokslar bölgesel iken, mezheplerden biri olan Protestanlar sayılamayacak kadar çokturlar. Papa XI. Gregorius 1378&#8217;de ölünce, bir İtalyan olan VI. Urbanus papa seçilir. Muhalif kardinaller ise seçimi hükümsüz sayarak VII. Clementis&#8217;i papa seçerler. Bu ikiliğe &#8220;Antipapa&#8221; ve &#8220;Büyük Nifak&#8221; adı verilmiştir. Fransa ve İskoç Kralı, Portekiz ve bazı Cermen prensleri Avignon&#8217;daki anti-papayı desteklerken, Fransa&#8217;nın karşısındaki blokta yer alan Almanya, İngiltere, Macaristan, Lehistan ve Kuzey Avrupa devletleri de Vatikan&#8217;a sahip çıkmıştır. “Her iki papa da birbirlerini ve taraftarlarını aforoz etmişlerdir.” Bu durum 1378&#8217;den 1417&#8217;ye kadar devam etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2006 yılında Papa 16. Benedikt, &#8220;Muhammed&#8217;in getirdiği hiçbir yenilik yok. Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler getirdi&#8221; sözlerine yer verdi. &#8220;İslam&#8217;da Tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok. İslami cihad, akla ve Tanrı&#8217;ya karşı&#8221; diyen Papa, İtalya&#8217;da büyük yankı yarattı. &#8220;Papa, Muhammed&#8217;in kılıcını aforoz etti&#8221; diye yazan La Repubblica gazetesi, konuşmanın Türklerin çok olduğu Almanya&#8217;da yapılmasına dikkat çekti. &#8220;Hristiyanlık ile akıl arasında sıkı bir bağ var&#8221; diyen Papa, İslam&#8217;da ise ‘Tanrı kavramının çok soyut olduğunu’ ve bu nedenle böyle bir bağın olmadığını söyledi.” (Habertürk, 14.09.2006) Diyanet işleri başkanı Prof. Ali Bardakoğlu: “Batıda İslam ile Hz. Peygamberimiz&#8217;le ilgili değerlendirme ve kanaatler önyargılı, taraflı, objektiflikten uzak oldu. Kilise, İslam&#8217;ı rakip gördüğü için, hasmane, düşmanca tavır izledi. İslam önce haçlı seferleri ile önlenmek istendi. Binlerce insan öldü. Sadece Müslümanlar değil, Ortodokslar, Yahudiler de öldü. 60 yıl İstanbul&#8217;u işgal ettiler. &#8216;Kardinal külahı yerine Şeyhülislam kavuğu görmek isterim&#8217; sözü bu dönemin dehşetini çok iyi anlatır. Bu kutsal savaş ve haçlı savaş anlayışı Hristiyan din adamlarının genlerine işlemiştir. Papa&#8217;nın saldırgan, küstahlık dolu açıklaması da hem içindeki İslam&#8217;a karşı kinini, hem de o kutsal savaş ve haçlı zihniyetini yansıtmaktadır. Bardakoğlu, Papa&#8217;nın &#8220;İslam&#8217;da tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok&#8221; sözlerine de şu yanıtı verdi: ‘Bu sözde akıl yok ki ben Hristiyanlıkta akıl olduğunu anlayayım. Aslında kilise, aklı devre dışı bıraktığı için batı aydınlanma süreci yaşadı, reform süreci yaşadı. Hristiyan kilise, insanların dindarlıklarına tahakküm ettiği için, yaratan ile fert arasına girip kutsalı adeta tekelinde tutup sömürdüğü için, insanların beyinlerine tahakküm ettiği için, kutsalı sömürdüğü için, batı reform süreci yaşadı. Batıdaki din karşıtlığının en büyük sorumlusu kilisedir. Aklı devre dışı bırakarak kendi hiyerarşik yapılarını ve çıkarlarını öne aldılar. Üç tanrı inancını kilise icat etti. İsa&#8217;nın Allah&#8217;ın oğlu olduğunu uydurdu.’ Evrensel ahlakın, ‘ötekinin kutsalına saygılı olmayı’ gerektirdiğini vurgulayan Bardakoğlu, ‘Bir din adamı, diğer dinin uygulanmasında yanlışlık varsa eleştirebilir. Teröre bulaşan Müslüman&#8217;ı eleştirsin. Ama bir dinin kitabına, peygamberine saygısızlık, ahlak sınırının ötesindedir. Bu eleştiri değil, küstahsızlıktır.’ Batı insanının din konularına, ‘teknolojik gelişmişliğin, askeri, ekonomik gücün yarattığı kendini beğenmişlik, ukalalık ve ötekini adam etmeci tavır içerisinde yaklaştığını’ belirten Diyanet İşleri Başkanı, ‘Gerçek medeniyet uzun menzilli silahlar üretmek, daha çok para kazanmak değil, ‘insani değerlerde’ yol alabilmektir.’  dedi. (Sabah, 15/09/2006)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/papa-nefret-1" rel="attachment wp-att-1832"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1832" title="papa-nefret-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-nefret-1.jpg" alt="" width="314" height="204" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/papa-islam-tanri-1" rel="attachment wp-att-1831"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1831 size-full" title="papa-islam-tanri-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-islam-tanri-1.jpg" alt="" width="299" height="311" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye&#8217;ye &#8216;laiklik&#8217; övgüsü. Vatikan ‘din devletinin başı’ olan “Papa 16. Benedictus, Vatikan&#8217;ın Ankara Büyükelçiliği&#8217;nde yabancı misyon şeflerini kabulünde yaptığı konuşmada, Türkiye&#8217;nin laik rejim seçimiyle, büyük ve modern bir devlet olma yolunda önemli adımlar attığını söyledi.” (Milliyet, 29 Kasım 2006) Aynı Papa daha sonra laikliğe savaş ilan eder: ABD’ye 6 günlük tarihi ziyaret için adım atan ikinci Papa olan 16’ncı Benedict, Amerikalı 9 kardinal ve 350 rahibe hitaben yaptığı konuşmada laiklik tartışması başlattı.” Avrupa’da sanki ‘Tanrı yokmuş gibi hayatımızın her alanından dini çıkarmak için adımlar atılıyor.’ Bunun adına da laiklik deniyor. Bu çok tehlikeli ve din karşıtı bir laiklik anlayışıdır. Buna karşı ‘var gücümüzle savaş’ vermek zorundayız.” (Milli Gazete, 18 Nisan 2008) dedi. Papa: Laiklik Saldırganlaştı: 16. Benedict, laikliğe açık bir şekilde savaş ilan etti. Toplumsal uzlaşmanın sadece politikalarla sağlanamayacağını kaydeden Papa, dinin özel alana hapsedilemeyeceğine vurgu yaptı. (Haksöz Haber, 19.09.2010) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <strong> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-7231 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-papa-laikus-1.jpg" alt="" width="768" height="395" /></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                         Hristiyanlıkta nesh; Tanrı ile irtibatlı ruhani lider Papaların hangileri yanıldı?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4055" title="papa-yanilmaz-miacaba-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-yanilmaz-miacaba-1.jpg" alt="" width="663" height="472" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hristiyanlıkta nesh; Tanrı ile irtibatlı ruhani lider Papaların hangileri yanıldı?!</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14670" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/7457345734835.jpg" alt="" width="504" height="272" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa yanılır mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İl Manifesto Gazetesi: Papa söylediklerinin nereye gideceğini kavrayamadı. Papa 16. Benedikt bir konuşma yaptı. Bunu bir teoloji profesörü gibi yaptı. Papa olduğunu ve söylediklerinin nereye gideceğini kavrayamadı. Şimdi İslam dünyası özür bekliyor. Bu, Papa’yı zor durumda bırakıyor. Çünkü bu ‘Papa’nın yanılmazlık dogması’na ters düşüyor. Haberde kullanılan ve Papa’yı ağlar gibi gösteren fotoğraf üzerine ise büyük puntolarla ‘O’nun hatası’ yazılması dikkat çekti. Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz ise La Rebubblica Gazetesi’ne açıklamada bulunarak şöyle dedi: Papa tanrı adına konuşur. Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz ise La Rebubblica Gazetesi’ne açıklamada bulunarak, “Papa her zaman ‘kutsal ruhlar tarafından yönlendirilir.’ Papa ‘direkt Tanrı adına’ konuşur. O basitçe iyiye yönelmek isteyen insanları diyaloğa ve karşılıklı saygıya davet etti.” (Hürriyet, 17 Eylül 2006) dedi. Katoliklere göre Papa, havarilerin vekilidir. İsa&#8217;nın yeryüzünde görülen temsilcisidir. Vatikan I. Konsili ile 1870 tarihinde ‘papanın yanılmazlığı’ dogmasını benimsenmiştir. 1870 yılında toplanan Vatikan Ruhani meclisi, Papa&#8217;nın yanılmazlığını ilan etmiştir. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur  s. 46, 48; Nadide Şahin, Hristiyanlık’ta ruhbanlık anlayışı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara-2008, s. 19; Hatice Çiçek, Papanın Yanılmazlığı Meselesi Katolik Dünyada Nasıl Algılanmaktadır?, I. Türkiye Lisanüstü Çalışmaları Kongresi &#8211; Bildiriler Kitabı IV, s. 880; Wilhelm, Joseph and Thomas Scannell. Manual of Catholic Theology. Volume 1, Part 1. London: Kegan Paul, Trench, Trübner &amp; Co. Ltd. 1906. pp. 94–100) Vatikan Adalet Bakanı Kardinal Julian Herranz, ‘Papa direkt Tanrı adına konuşur.’ dedi. (Hürriyet:17.09.06) “Papa yanılmaz bir otorite olarak kabul edilmektedir.”<strong> </strong>(Osman Cilacı, Günümüzün Dünya Dinleri, s. 84; Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 14) “Katolik inancına göre Papa&#8217;nın yanılması mümkün değildir. Çünkü o, kutsal ruh aracılığıyla konuşmaktadır.” (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB,  s. 65)<strong> </strong>&#8220;Aurelius Augustinus: &#8216;Tanrım, hiç kimse günahsız değildir, bir günlük bir bebek bile olsa&#8217; derken, Katolik inancına göre papa yanılmaz ve yanıltılamazdır.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 12-13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Asli günah: “Tatlı, masum bir bebeğin günahkar olduğunu hayal etmek zor, ama Kutsal Kitap çocukların bile günahkar bir doğaya sahip olduğunu gösterir. Ama Oğlu İsa’yı dünyaya göndermeyi seçen Tanrı’ya şükürler olsun. İsa günahsız yaşadı ve çarmıhtaki ölümü, günahlarımızdan dolayı hak ettiğimiz cezayı ödedi. Tanrı’nın bize olan büyük sevgisi, bize böylesine harika bir armağan -günah bağışlama armağanı- vermesinin tek nedenidir!” (izmirprotestan.org/p/cocuklar-gunahli-midir) &#8220;Çocuğun Hıristiyanlıkta daha doğumuyla birlikte “asli günah” sebebiyle günahkar olarak vasıflandırılması&#8221; (Yasin İpek, yahudi ve hıristiyan kutsal metinlerinde çocuk algısı, s. 256) inancına karşılık İslam’da her çocuk masum ve temiz doğar sonra tercihlerine göre günahkar olur veya masum kalır. (Buhari, cenaiz 92; Ebu Davut, sünne 17; Tirmizi, kader 5) Papa’dan cennet promosyonu: Vatikan, ‘İslam’la rekabet’ için ‘1000 yıllık vaftiz inanışını değiştirdi.’ Papa’nın ‘kararıyla’ artık Hristiyan bebekler günahsız doğacak, bebekken ölmeleri durumunda direkt cennete gidecek. Papa 16’ıncı Benedict’in aldığı bu kararla bir anda yüzbinlerce çocuğun cennete gideceğini söylemesi, akıllara 11’nci yüzyılda Haçlı Seferleri için adam toplayan Papa Urbanus’un, sefere katılanların direkt cennete gideceğini açıklamasını getirdi. (Vatan, 05.10.2006)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evrim: &#8220;Darwin&#8217;e göre insan, diğer hayvanlardan daha ileri bir safhaya sıçramış bir hayvandır. Darwin öldüğü zaman ise ‘İngiliz Kilisesi’ onu bir insana verilebilecek en büyük şeref payesi ile taltif edip, din adamlarının defnedildiği yere gömülmesine izin vermiştir.&#8221; (Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 251, 253) Yıl 1996: Papa John Paul II, Evrim Teorisi ile Hristiyanlığın uzlaştırılabileceğini açıklamıştır, ama bunun Katolik öğretiler ile çelişmeden yapılması gerektiğini söylemiştir. (John Paul II, The Pope’s Message On Evolution, Quarterly Review of Biology 72 Journal (1997), s. 377-383) Papa II. Jean Paul’un 1996 yılında Papalık Bilimler Akademisi’ndeki mesajı: &#8220;Yeni bilgiler bizi evrim teorisinin bir varsayımdan öte olduğuna inanmaya itti. Bu teorinin, çeşitli bilim dallarındaki bir dizi buluştan sonra, araştırmacılar tarafından giderek kabul edilmesi gerçekten ‘hayranlık’ uyandırıcı. Birbirinden bağımsız çalışmaların önceden kararlaştırılmamış, uydurulmamış, sonuçlarının aynı noktada birleşmesi, teorinin lehinde bir kanıt olarak yeterli.&#8221; diye açıklama yapar. Ve yıl 2005. Yeni Papa XVI. Benedict ise bu konuda daha da somut bir açıklama yaparak, Akıllı Tasarım teorisine çok paralel bir görüşte olduğunu ifade eder. İtalyan basınının duyurduğu, The Washington Post gazetesinin de verdiği habere göre, Papa, evreni &#8220;akıllı bir proje&#8221; (intelligent project) olarak tanımlar ve evrenin tarihini ‘rastlantısal ve amaçsız bir süreç olarak gösteren sözde bilimsel görüşlere karşı olduğunu’ vurgular. (Basından, 10.11. 2005)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Beddua: İki bin yıldır Yahudilere beddua eden Hristiyan âlemi, 1965 Vatikan II. konsili ile bundan vazgeçerler. (Concile Oecumenique Vatican II, s. 208-210,217)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistler cennete: Papa Francis&#8217;in &#8220;Ateistler de cennete gider&#8221; sözleri İtalya&#8217;da tartışma yarattı. Bir milyar iki yüz milyon mensubu bulunan Katolik Kilisesi’nin baş temsilcisi Papa Francis’in ateistlere mektup yazarak diyalog çağrısında bulunması. “Papa: Ateistler de cennete gidebilir” başlığıyla dünyanın birçok bölgesinde manşetleri süslerken, birçokları için de soru işaretleri doğurdu. (BBC, 15 Eylül 2013) “Papa: Ateistler Cennet&#8217;e gidecek, Vatikan: Ateistler Cennet&#8217;e gidemez. Papa Franciscus&#8217;un salı günü toplu ayininde &#8220;Tanrı hepimizi affetmiştir, hepimizi, İsa&#8217;nın kanı ile. Sadece katolikleri değil, herkesi. Ateistleri de&#8221; sözleri hıristiyan âleminde ölümden sonrasına ilişkin tartışmaları körüklemişti. Papa Franciscus’un açıklamasının ardından Vatikandan düzeltme geldi. Rahip Thomas Rosica tarafından yapılan açıklamada &#8216;ateistlerin cennete gidemeyecekleri&#8217; belirtildi. Thomas Rosica, &#8220;ruhun kurtuluşu için, Katolik kilisesinin varlığından haberdar olan insanlar kilisenin nufusuna girmeleri gerekir&#8221; dedi.” (T24, 26 Mayıs 2013) İtalyan La Repubblica gazetesi, Katoliklerin ruhani lideri Papa Francesco&#8217;nun &#8220;Cehennem yoktur&#8221; dediğini iddia etti. La Repubblica&#8217;nın kurucusu ve eski yayın yönetmeni Eugenio Scalfari: Kötü ruhlar? Nerede cezalandırılacaklar? Papa: “Cezalandırılmayacaklar, tövbe edenler Tanrı tarafından bağışlanır ve O&#8217;nu tefekkür edenlerin arasına girer. Tövbe etmeyenler ve bu yüzden bağışlanmayanlar ise yok olur. Cehennem yoktur, günahkar ruhların yok olması vardır.” Bu sözlerin kimi kesimlerden ‘tepki çekmesi ve tartışma yaratması üzerine’ Vatikan basın ofisinden bir açıklama yapılır. Açıklamada, &#8220;Söz konusu makalede alıntı olarak tırnak içinde verilen ifadeler, Papa&#8217;nın sözlerinin birebir dökümü olarak kabul edilemez&#8221; denilmektedir. (BBC, 29 Mart 2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aristo: Bir dönem Platoncu felsefeyi kabul ederek kutsamış, söz konusu kutsal felsefeye ters düşen Aristoteles’in Fiziğini 1209 da, Metafizik adlı eseri 1215’de yasaklamış olan kilise daha sonra 13. yüzyılın ortalarına doğru Aristoteles/Aristo felsefesini kabul ederek bu kere onu kutsamış, Aristocu bilime karşı gelen herkesi ise ölümle cezalandırmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Eşcinsellik</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6518 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kimyanildi-4.jpg" alt="kimyanildi-4" width="546" height="657" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evlilik: Madem bu iş oluyodu 1700 senedir neyi beklediniz?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7187 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/katolik-evlilik-pedofili-1.jpg" alt="" width="695" height="319" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Jeanne d’Arc</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8499" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/JEANNE-D’ARC-1-300x216.jpg" alt="" width="300" height="216" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eşcinsellik, zina: ‘https://hristiyan.net/hristiyanahlaki/5.htm’ adlı internet sayfasında cinsel sapkınlıklar başlığı altında homoseksüellik, lezbiyenlik, travestilik sayılırdı. (Şimdi -19.9.2024- bu sayfaya girilmiyor! Ama ekran görüntüsü yukarıda ve internet sayfamızda! Arşiv üzerinden; web.archive.org/web/20070807120843/http://www.hristiyan.net/hristiyanahlaki/5.htm) Sonra basına haberler düşmeye başlar: &#8220;Katolik kilisesi boşananlara kapılarını açtı, eşcinseller hâlâ girişte bekliyor.&#8221; (Sputnik, 09.04.2016) Çok beklemelerine gerek kalmaz: Papa Francesco, aile, evlilik dışı birliktelik ve eşcinsellere yönelik katı tutumu nedeni ile kiliseyi eleştirir. (8.4.2015) “Katolik Kilisesi&#8217;nden tarihi onay: Eşcinsel çiftler kutsanabilir. Heteroseksüel evliliğin &#8220;kutsallığı&#8221; ile eşcinsel çiftlerin kutsanmasının karıştırılmaması gerektiğini de ekleyen Papa Francis, rahiplerin &#8220;duruma göre&#8221; karar vermesi gerektiğini ifade etti. Katolik Dünyası&#8217;nın ruhani lideri Papa Francis rahiplerin eşcinsel çiftleri kutsayabileceğini açıkladı.” (Euro News, 19/12/2023) Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco: ‘Eşcinsellik suç değil.’ Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, ‘Eşcinsellik suç değil’ dedi ve LGBT karşıtı yasaların ‘adil olmadığını’ söyledi. (BBC, 25 Ocak 2023) “Papa Francis, rahiplerin eşcinsel çiftleri kutsamasına izin verme kararına yönelik eleştirilerde &#8220;ikiyüzlülük&#8221; gördüğünü söyledi. Bu açıklama Papa&#8217;nın eşcinsel evlilikleri kutsama kararına gelen tepkilere ilişkin yaptığı en sert ifadeli savunma oldu.” (NTV, 7.2.2024) Ve sonuç: “Katolik Kilisesi&#8217;nde bir ilk. Polonyalı rahip eşcinsel olduğunu açıkladı. Vatikan&#8217;da önemli görevler yürüten 43 yaşındaki Polonyalı rahip Krzysztof Charamsa, eşcinsel olduğunu açıkladı. Papa’nın son olarak, geçen hafta ABD seyahati sırasında eşcinsel bir çiftle özel bir görüşme gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştı.” (Hürriyet, 3 Ekim 2015) &#8220;70 yaşındaki Papa, &#8220;Zina günahların en büyüğü değil. Bunun sebebi de bedensel bir günah olması. En önemli günahlar kibir ve nefret&#8221; dedi.&#8221; (sözcü, 10.12.2021)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evlilik: “Evlenmek için rahiplik cübbesini geri verdi. Lyon’da Sainte-Blandine Kilisesi’nde görevli David Grea isimli rahip evlenmek için görevini bıraktı.” (Euro News, 20/02/2017) Bir ay sonra: “Evli papaz devrimi. Hristiyanlığın Katolik mezhebinde, rahiplerin evlenmesine izin verilmiyor. Papa, artık evli kişilerin de din adamı olarak görevlendirebileceğini açıkladı.” (Karar, 11.3.2017) “Eski Papa&#8217;dan yeni Papa&#8217;ya: Rahiplerin evlenmesine izin vermeyin. Katolik Kilisesi&#8217;nin eski ruhani lideri 16. Benedikt, Papa Francis&#8217;in &#8220;bazı rahiplerin evlenmesine sıcak bakma fikrini&#8221; eleştirerek bu eylemi &#8220;şeytani yalanların&#8221; bir etkisi olarak niteledi.” (Euro News, 13/01/2020) “İspanya&#8217;da ilk evli rahip. İspanya&#8217;da evli ve iki çocuklu bir kişi ilk kez Katolik bir rahip olarak cüppe giydi.” (BBC, 22 Ağustos, 2005) Madem bu iş oluyordu, 1700 senedir neden beklendi?! “Pederlerin günahları. Konunun, Amerikan toplumunu en rahatsız eden boyutu, kilise ve ona bağlı yurt, hastane, sosyal hizmet merkezi ve okullarda çalıştırılan görevlilerin çocukları istismar ettiği bilindiği halde buna göz yumulması ve suçu işleyenin işine son verileceğine, olayın gizlenerek görevlinin bir başka kilise, yurt ya da okula, hatta bir başka ülkeye tayin edilmesi olmuştur. 2002’de ABD genelinde patlayan skandal, Boston Başpiskoposluğunun 550 kişiye 85 milyon dolar tazminat ödemesiyle sakinleştirilmiş, peder John Geoghan’ın çocukları istismar ettiğini bildiği halde, onu görevden almayıp başka yere tayin ettiği ortaya çıkan Kardinal Bernard Francis Law istifa etmişti. 2004’te, Orange kilisesinin 90 mağdura ödediği 100 milyon dolar, geçen yıl beş ayrı kilisenin 360 kişiye ödemek zorunda kaldığı milyonlar ve geçen ay Portland Başpiskoposluğunun 175 kurbana ödediği 52 milyon dolar, ABD’nin Katolik kiliselerini birer birer iflasa götürüyor.” (Sevil Atasoy, Hürriyet, 22.7.2007)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kilise Galile’yi mahkum ettiği zamanda yanılmıştır, itibarını geri verdiği zamanda.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 19) “Aradan 20 asır geçtikten sonra kilisenin Hz. Meryem’i göğe kaldırılması dogmasını ilan etmesi ve Hristiyanları buna inanmaya zorlamaya karar vermesi.” (Eva de Vitray Meyerovitch, s. 45) de çelişkilidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Jeanne d’Arc: D’Arc’ı yargılayan Beauvais piskoposu Pierre Cauchon onu büyüyle uğraşmakla suçlamış ve mahkemenin kararıyla odun ateşinde diri diri yakılmasına karar vermiş ve henüz 19 yaşındayken 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yakılmıştır. İşin ilginci, ölümünden 490 yıl sonra öldürme kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edilmesidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kilise hata yapıyorsa onu yöneten baştaki Papa bunun sorumlusudur! Papa, tanrı olan Kutsal Ruh ile de irtibatlı olduğuna göre, hata silsilesi yukarı doğru çıkmaya devam etmektedir!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu ekonomi bakanı Papa tarafından atandı ama çocuk istismarcısı çıktı. Bu mu tanrı ile irtibatlı ruhani lider? İrtibatlı ise irtibatlı olduğu kim veya ne? “Vatikan Ekonomi Bakanı ve Avustralya Kardinali George Pell (Euronews, 29.02.2016) cinsel tacizden suçlu bulunduktan sonra da Papa ile buluştu. (Milliyet, 12.10.2020) Çocuklara cinsel tacizden suçlamasıyla da yattığı cezaevinde 81 yaşında öldü. (Cumhuriyet, 11 Ocak 2023) “Sağlık nedeni ile emekli olan Papa 16. Bededikt, halefi Francesco ile bir araya geldi. Ancak buluşmada yeni papa için ‘Bu kim?’ dedi. Yaşlı eski papa tedaviye alındı.” (Takvim, 11.5.2013) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6510 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yanilmazpapa-1.jpg" alt="yanilmazpapa-1" width="607" height="247" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7651 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/almanya-kilise-koro-taciz-1.png" alt="" width="346" height="603" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı tarafından kendisi ile konuşması için özel seçilen Papa Benedict, 1977 ile 1982 yılları arasında Münih ve Freising başpiskoposu olarak görev yaptığı süre boyunca, oradaki Katolik din adamlarının istismarına ilişkin Kilise tarafından yaptırılan bir raporun yayınlanmasının ardından eleştirilere maruz kaldı. Raporda, görevdeyken kendisinin, görevde olduğu süre boyunca meydana gelen küçüklerin dahil olduğu dört cinsel istismar vakasından haberdar edildiği ancak harekete geçmediği ortaya çıktı. (CNN, 31.12.2022) Demek ki, kendisi ile konuşulan her kim ise, geçmiş siciline ya önem vermedi ya da habersizdi! Her iki şık da sorun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İmparator Louis&#8217;in oğlu Lothaira kendini takdis ettirmek için Papa I. Pascal&#8217;ın yanına gider ama gördükleri karşısında şok olmuştur, kendi deyimiyle &#8220;Roma muazzam bir genelev&#8221; idi. Tarihçi Baronius ve İngiltere kralı Edward’ın yorumları da aynıdır. Tarihte birçok papanın sevgilisi, gayrimeşru oğlu, ensest ve eşcinsel ilişkileri olmuştur. 1549 tarihinde papalık tahtına oturan 3. Jules, 16 yaşındaki erkek sevgilisini kardinal yapmak ister, karşı çıkanlara şu cevabı verir: &#8220;İçinizde bir defa olsun zina etmemiş olan var mı? Kabul ediniz ki, hepimiz birer insanlık utancıyız. Beni ele alınız. Ne gibi bir fazilet, beni papa yaptı acaba?&#8221; 1471&#8217;de Vatikan&#8217;da görev yapan Sixtus IV, eşcinsel ilişki için ruhsat vermiş, lüks genelevler açmış, İspanya&#8217;da engizisyonu kurarak binlerce Müslüman&#8217;ın kanını dökmüştü. Papa 23. Jean, ensest ilişkiler, gece hücrelerinde rahibelere tecavüz etmelerle adı anılan birisiydi. Sn. Gregory ise Filistin manastırlarının, manastırların genelevi haline geldiğini yazmaktaydı. 1328&#8217;de Papa 5. Nicolas ahlaksız vergi tarifesi ile anılacaktır. Bir kızı iğfal eden rahip 2 lira 8 kuruş, kendisini erkeklere peşkeş çeken rahibe, rahibelik titrini korumak için 131 lira 15 kuruş, fahişeler ise papaya 87 kuruş ödemek zorunda idi. Papalık önce birini aforoz ediyor, ardından onu yüklü ödemeyle tekrar Hristiyanlığa alıyordu. Kadın Papa Jean, 2,5 yıla yakın papalık tahtında oturmuştu, sevgilisinden hamile kalınca, 1855 yılında bir törende herkesin ortasında doğum yapmıştır. 1200 yıllarında Salzburg&#8217;da tek kadınla yaşayan papazlara ise evliya gözüyle bakılırdı.” (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 72-81, 85) &#8220;Papazlar, kızlarımızın ve oğullarımızın iffetine saldırmakta, altınlarımızı çalmakta ve siz şikayet edince de sizi yakmaktadırlar.&#8221; dediği için Jean Hus da yakılarak idam edilmişti. (Ural, s. 101)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Regensburger Domspatzen skandalı. Katolik Kilise korosunda &#8217;60 yılda 547 çocuk istismara uğradı.&#8217; Katolik Kilisesi&#8217;nin 49 üyesinin, 1945 ve 1990&#8217;ların başı arasında bu suçları işlediğinden şüphe ediliyor. Olaylara sessiz kalmakla suçlananlar arasında eski Papa 16&#8217;ıncı Benediktus&#8217;un ağabeyi olan ve 30 yıl boyunca koroyu yöneten Georg Ratzinger de var. Kurbanlar yaşadıklarının &#8220;hapishane, cehennem ve toplama kampını&#8221; andırdığını söyledi. Bazıları, yaşananları &#8220;sessiz kalma kültürüne&#8221; bağladı. (BBC, 19 Temmuz 2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski Papa&#8217;nın ağabeyi. &#8216;Tanrı ile konuşan papa&#8217; mı bunu gizledi, konuştuklarına göre tanrı gizleyeni neden bildirmedi, gizleyince neden ceza vermedi, yoksa tanrı haber mi vermedi!? Yoksa aslında tanrı ile konuşan bir papa hiç mi olmadı?!  Nerden bakılsa facia! Papa gerçekten yanılmaz olsaydı, bu kadar çok sayıda konsüle niçin ihtiyaç duyulmuştu? Neden son derece kolay bir yöntemle o sırada görevde olan Papanın Tanrı tarafından esinlenmiş fikri alınmamıştı? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4056" title="tarihte-yanilmazlik-yokmu-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tarihte-yanilmazlik-yokmu-2.jpg" alt="" width="557" height="295" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bazıları bu noktada skandallar içerisinde yaşamış bir papanın nasıl olup da yanılmaz olduğunu sorarlar. Bir papanın hiç günah işlemeyeceğine veya önderi olduğu diğerlerine kötü örnek olmayacağına dair bir garanti yoktur. Doğruyu söylemek gerekirse ne mutlu ki tarih boyunca papalıkta “çok çok büyük bir oranda” garantisi olmayan bu kutsallık gözlenmiştir, “kötü papalar” gelmişse de çok nadir olarak o mevki de bulunmuşlardır.” (hristiyanturk.com/forums/reply/protestanlarla-katolikler-arasindaki-10-fark. Ayrıca; hrisityanforum.com/forum/showthread.php?t=317826 ve meryemana.net) Kime göre kötü, kötülük nedir? Çünkü yukarıda papa örneklerinde gördük, papa nazdinde kötülük göreceli bir kavramdır. Ayrıca hem seçimi yapanlar hem kutsal ruh bu günahlara neden izin vermiştir? Kötü olmayanları da görelim ve gelelim ‘nadir olan’ kötü papalardan bir kaçına: Papa Liberius (M.S. 352-366): Bu Papa görevden alındı; çünkü İmparator II. Konstantin’in baskısıyla “Oğul’un Baba ile aynı değil benzer özde” olduğunu söyleyen yarı-Ariusçu iman ikrarını ve Aziz Athanasius’un mahkumiyetini onaylamaya rıza göstermişti. (Aziz Athanasius, Arius Yanlılarının Tarihi E41, Sozomenou Ecclesiastic History D 8-11) Papa I. Onorius (M.S. 625-638): Bu Papa yanılmaz olmamakla kalmadı, &#8220;Monotheletism&#8221; (Mesih’te insani ve Tanrısal olmak üzere iki ayrı irade yerine tek bir irade olduğu inancı) denen öğretiyi benimsedi, sonra lanetlendi ve İmparator huzurunda bizzat Roma’daki yeni Papa Agathon tarafından suçlandı. (Sergios, Theodoros, Cyrus, Petrus, Pyrrhus and Paulus, Kanun 13, 16 18) Bu papa daha sonra Papa II. Leo tarafından da lanetlenmiştir. (Charles J. Hefele, &#8220;A History of the Councils of the Church&#8221;, Edinburgh: Clark, 1896, Cilt V, s. 181-187) Papa IV. Innocentius (M.S. 1243-1254): Bu Papa, sapkın öğreti taraftarlarına Engizisyon mahkemesi tarafından işkence edilmesini dinsel bir uygulama haline getirdi ve ondan sonra gelen Papalar da resmi mühürleriyle sapkınların yakılmasını onayladı. Ortodoks Papa III. Leo (796-816) “ve oğuldan” ibaresine inatla karşı çıktı. Papa IV. Sergios (1009-1012) ise “ve oğuldan” sözcüklerini keyfi bir şekilde İznik İman Kanununa ekledi. Papa VI. Pavlus, Azize Barbara gibi pek çok azizin isimlerini Azizlerin Latin Kitabından çıkardı. Böyle yaparak sadece Kilisenin kutsal geleneğini değil, kendinden önce görev yapmış tüm Papaları da hiçe saydı. İki sene beş ay dört gün boyunca Papalık tahtında oturan Papa 8. Joan&#8217;ın, 855 yılında Aziz Petrus Kilisesi&#8217;nin dışında kortej halinde yapılan dini tören sırasında doğum sancıları başlayınca çocuğunu doğurdu, kadın olduğu ortaya çıktığı içinde orada hemen çocuğu ile birlikte öldürüldü. Joan&#8217;ın ismi daha sonra papalar listesinden de silindi! 17 yıl sonra başka bir papa Joan adını alınca, ona dokuzuncu değil, sekizinci Joan adı verilir ve sıralamanın namusu kurtarılır. “Cadı avı ile yakılan kadın bilançosu 200.000 ile 2 milyon arasında gezinen bir rakamla literatüre girmiştir. Fransız bilim adamı La Peyrere&#8217;e, &#8220;kuzeyde niçin bu kadar büyücü var?&#8221; diye sorulunca, &#8220;şundan ki, hakimler büyücünün mal varlığına sahip olmaktadır.&#8221; şeklinde cevap vermişti. Bilge otacı (otlardan ilaç yapan, şifacı) kadınlar da cadı olarak tanınmışlardı.” (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 71) “Müslümanlarla Yahudilerin Hristiyanlaştırılması, Katoliklik dışındaki mezheplerin baskılanması için” kurulan engizisyon mahkemeleri, haçlı seferleri, II. Dünya savaşı sırasında naziler ile olan ilişkileri, çocuk tacizlerini gizlemeleri, tacizci sapık piskopos, papazları korumaları, sadece 33 gün Papalık yapabilen l. John Paul&#8217;ün ani ölümü (Vatikan uzmanı araştırmacı David Yallop&#8217;un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa, Vatikan&#8217;ın içindeki bir &#8220;Konspirasyon=Fesat Örgütü&#8221; ile &#8220;P2Mason Locası&#8221;nın ortak girişimiyle öldürülmüştür.) ve Opus Dei&#8217;den (Tanrının İşleri) Malta Şövalyelerine ve en son kara para aklama ile ilgili suçlamalar hatta son zamanlarda ancak ‘gündeme gelebilen’ cinsel istismar suçlamaları… Bunların hepsine nadir denebilir mi? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4078" title="kadin-papa-joan-hayl-papa-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kadin-papa-joan-hayl-papa-1.jpg" alt="" width="622" height="611" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4077" title="eskipapalararinmamismi-idi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/eskipapalararinmamismi-idi-1.jpg" alt="" width="466" height="296" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski papalar arınmama yolunu mu seçmişti yani?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7694 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatan_290717.jpeg" alt="" width="452" height="412" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Vatikan Bank Paranın Günahını Çıkarıyor. Vatikan Bankası mali cenneti yeryüzünde kurmaya aday. Kurulduğu günden bu yana Nazi altınlarını saklamaktan karapara aklamaya birçok iddiayla karşı karşıya kalan Vatikan Bankası hakkında yüzlerce soruşturma açılmış durumda.” (Radikal, 17 Mart 2013) “Yeni Papa, seçilir seçilmez delikli koltukta testis kontrolünden geçecek. Kardinallerin en yaşlısının, yeni seçilecek olan Papa’nın -ayıptır söylemesi- testislerini muayene ettikten sonra Latince ‘Duo testis bene benedata!’ yani ‘İki adet testisi var, uygundur!’ diye müjde verip yeni ruhani liderin ‘erkekliğini’ dünyaya ilan edecek.” (Hürriyet, Murat Bardakçı, 3 Nisan 2005) Eski papalar arınmama yolunu mu seçmişti acaba? “Ortodoks Ermeni Vakfı arazisinde 25 milyonluk komisyon kavgası İstanbul Ermeni Cemaati, eski Patrik Vekili Aram Ateşyan’ın da adının geçtiği milyonluk komisyon skandalıyla çalkalanıyor.” (Vatan, 29.07.2017) “Yeni Papa Francis döneminde &#8220;arınma yolunu seçen&#8221; Vatikan kara para aklamayı kabul etti.” (Sabah, 24.5.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlginç bir olay! Papa 16. Benediktus görevinden istifa etti! (15 Şubat 2013) Ama şöyle bir ilginç detay var ki O, “Tanrının yeryüzündeki temsilcisi” idi ve “ölüm şartı ile seçilmişti, ölmeden görevinden ayrılamazdı!” O sıradan bir devlet memuru değildi. Bir insan nasıl tanrı ile irtibatlı olduğu görevinden istifa edebilir ki? “Bin yıllık iddiadan dönüş. Vatikan İsa’nın yeryüzündeki temsilcisi olma iddiasından vazgeçiyor.” (Gazete Vatan, 19.11.2007) Ya 1000 küsur yıllık geçmiş ve iddialar, inançlar mı yalan ve sahte? Lütfen dikkat! Bunlar ‘nadir kötüler arasında’ sayılmayan papalar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa bir puttur. Woltaire, &#8220;Papa bir puttur.&#8221; der. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 10, 130) Kendisi sıkı bir Hristiyan olan tarihçi Arthur Weigall, 1924 yılında yazmış olduğu &#8220;Hristiyanlığımızdaki putperestlik&#8221; isimli eserinde, &#8220;Hristiyan doktrinlerinin putperest kaynaklardan alındığına inanmaktayım, bir kimse kilise hakkında &#8216;eski putperest tanrıların son kalesi&#8217; dahi diyebilir. İsa tarafından dışarı atılan eski tanrılar tekrar nüfuz ettiler. Hristiyan çağından çok önce haç, tapınma nesnesiydi. Attis&#8217;e tapınma İsa&#8217;ya tapınmaya dönüşmüştür. İzis, Osiris ve Horus büyük Mısır teslisidir, antik Tanrı İzis&#8217;in heykelcik ve resimleri Meryem Ana ve çocuğuna dönüşmüştür. Putperestleşen Hristiyan adeti açıkça, yamyam özelliği alarak ekmek ve şarabın İsa&#8217;nın gerçek eti ve kanı olma fikrini geliştirmiştir&#8221; demektedir. Servetus ise &#8216;teslis&#8217;in hataları&#8217; isimli kitap yazdığı için 26 Ocak 1553 tarihinde Cenova&#8217;da yakılarak öldürülmüştü. (Ural, s. 43-44) Jeanne D&#8217;arc, papazlar tarafından yakılmış, ancak papalık 1920 yılında onu Aziz ilan etmişti. (Ural, s. 59) Hristiyanlığın bininci yılına doğru papalık, &#8220;1000. senede kıyamet kopacak&#8221; diye ilan etmiş, cahil haktan büyük paralar toplamıştı. (Ural, s. 63) 11. yüzyıldan evvel Roma kilisesine bağlı rahipler evlenebiliyorlardı. (Ural, s. 77) Sadece Meryem değil, annesi olarak kabul edilen ‘Sant Anna&#8217;da bakire iken Meryem&#8217;i doğurmuştu’ ama 18. yüzyıla kadar hiçbir Hristiyan böyle bir doğumdan haberdar olmamıştı. Papa &#8220;Ben yaptım oldu&#8221; demişti. (Ural, s. 67) Haçlı seferleri, papaların gözetim ve teşvikleri ile yapılmıştır (Ural, s. 51, 108-113) Haçlı seferleri sonucunda Müslümanlar, Bizanslılar ve Yahudiler çok zarar gördü, haçlıların kılıcıdan sadece Müslümanlar değil Yahudiler özellikle Ortodokslar nasibini aldı. Marciout&#8217;lu Petrus 1269 yılında mıknatıs ve pusulayı Fransa&#8217;ya getirmiş, 50 yıl sonra 1320&#8217;de İtalyan F. Gioja sözde pusulayı keşfetmiştir. Damascus, &#8216;De Haeresbius&#8217; da, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in peygamber tarafından kaleme alındığını ve yazma sırasında Bahire isimli kişinin kendisine yardım ettiğini ileri sürmüştür.  Jean Damascene (Dımeşki) Müslümanların şeytanın yanı sıra Jüpiter, Apollon ve Mahon isimli puta taptığını ileri sürmüş ve Müslümanlar için Mahon, şeytan ve Apollon üçlemesini kurgulamıştır. (Ural, s. 118-120) Günümüzde papalık her bakımdan dünyanın en küçük devleti olmasına rağmen, çok büyük gelirleri olan gayrimenkul varlıkları elinde bulundurmaktadır. (Ural, s. 52) İşkenceyi resmileştiren engizisyon şüpheli şahısları yakalıyor, onları zorla itiraf ettirip sonunda yakıyor ve mallarını el koyuyordu. (Ural, s. 70) Papalık tarihinin istisnai faziletli papaları da mevcuttur ama papalık süreleri &#8216;3 gün, 4 ay 4 gün, 6 ay, 6 ay 20 gün, 12 gün&#8217; gibi sürelerle kısıtlı kalmış, çoğu da kardinaller tarafından zehirlenmiştir. (Ural, s. 83, 85) Ortaçağ&#8217;da Hristiyanlar yıkanmamakla övünürlerdi. Doktor A. Brayer, yazdığı kitapta Müslüman ve Hristiyanların arasındaki temizlik farklarını aktarır ve &#8220;bir taraf ne temiz ne hoş, öbür taraf pislik, bit, pire ve pis koku içinde&#8221; diye yakınırdı. Nietzsche de, Deccal isimli kitabında aynı konulara değinmiştir. Endülüs Emevi devleti bir asker devleti değildi, dileyen Avrupalılar Endülüs&#8217;e serbestçe gelir, emniyet içinde ülkeyi dolaşabilir, ilaçtan ticaret ve sanayiye istediklerini alırlardı. (Ural, s. 87-88) Nietzsche, İspanya&#8217;daki İslam medeniyetini över ve &#8220;Haçlıların bir kültürle savaştılar ki, daha bizim 19. yüzyılımız bile onun karşısında pek fakir, pek geç kalsa gerek. Haçlıların tek istediği doğunun zenginliği idi. Yansız olalım, en azından Haçlı seferleri yüksek bir korsanlıktan başka bir şey değildir.&#8221; demektedir. Endülüs ve Abbasi dönemlerinde pek çok Hristiyan alim Müslüman yöneticilerin idaresinde İslam&#8217;a karşı Hristiyanlığı savunan kitaplar kaleme alabilmişlerdir. (Ural, s. 90) Tarık Bin Ziyad&#8217;la başlayan İslam Endülüs&#8217;ü 8 asır sonra sona ermiştir. Haçlılarca Endülüs&#8217;te katliamlar yapıldığı sırada Cebelitarık Boğazı&#8217;nın karşı yakasında ise Müslüman devletler Hristiyanlara katiplik, mütercimlik, doktorluk hatta zaman zaman idarecilik gibi görevler veriyordu. (Ural, s. 92) Engizisyon mahkemesi 18 sene içinde 24.000&#8217;den fazla Müslüman&#8217;ın idamına karar vermişti. Engizisyon mahkemesinin kararıyla Gırnata&#8217;da 1 milyon cilt kitap yakılmıştır. Gustave le Bon, &#8220;Hristiyanların Müslümanlara karşı yaptıkları her cins ve şekildeki işkencelerin detaylarını okurken titrememek mümkün değil&#8221; diye yazıyordu. (Ural, s. 93) Fransız Calvin, Meryem Ana ve azizlere tapma gibi törenleri kabul etmiyordu ki, bu nedenle pek çok Calvin&#8217;ci yakılmıştır. Saint Barthelemy katliamında 70.000 kalvinci Katoliklerce öldürülmüştür. 1618 yılında ünlü 30 yıl savaşları başlar, savaşların sonunda pek çok Avrupa ülkesi laikleşir. (Ural, s. 97-98) Papalıkta diğer bir sorun, işkenceyi üstelik sistematik ve mevzuatı var olacak biçimde, dönemin en yüksek kamu otoritesince yapılır hale getirmesidir. Tarihte 3 büyük engizisyondan bahsedilir: Ortaçağ, İspanyol ve Roma engizisyonları. İspanyol engizisyonundan amaç Müslümanlarla Yahudilerin Hristiyanlaştırılması idi. (Ural, s. 100) Gerbert, İslam alimlerinden aldığı eğitimin yardımıyla Hristiyan dünyasının başına Papa 2. Silvertes olarak geçecektir. (Ural, s. 90) Sadece kardinaller papa olabilir. Bugüne kadar Vatikan&#8217;da görev yapan papa sayısı 266&#8217;ya ulaşmıştır. (Ural, s. 127)  Fransa&#8217;da sadece 2003 yılında Müslüman olanların sayısı 30.000 ile 40.000 arasında artmıştır. Latin Amerika&#8217;da her saat başına 400 kişi, bağlı olduğu kiliseden ayrılmaktadır. 840 milyon Katolik Hristiyan&#8217;ın yalnızca %1&#8217;i yani, 9 milyonu pazar ayinlerine katılmaktadır. (Ural, s. 129) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Vatikan</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti” statüsündedir. Vatikan bu özelliği nedeniyle “Kutsal-Kent”tir. Bu Tanrı-Kent aynı zamanda bir “devleti” içinde barındırır. Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katoliklerden kesilen kilise vergisi, aidatlar, bağışlar, şirket gelirleri, hisse senedi-tahvil-bono gelirleri; bankacılık ve faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın gelir kaynağından en ilginç olanları da, Hristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı paralardır.<strong> </strong>Bu açıdan bakıldığında ‘Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi pazarlayan holding olduğu’ apaçık görülmektedir! (Hürriyet, 28.11.2006; Yeni Mesaj, 19.12.2000)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6532 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-satilik-3.jpg" alt="isa-satilik-3" width="769" height="410" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan’ın gelirleri sadece bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrı menkulü vardır. Birçok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kar getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de karlı yatırımları ve ortaklıkları vardır.  Bu güç nedeni ile de Vatikan’ın içinde sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi “laik”, dördü “dinsel” niteliktedir. Laikler Opus Dei  (Tanrı’nın İşleri) ile Malta Şövalyeleri’dir. (Tanrı’nın İşleri) adlı gizli örgüt 2 Ekim 1928 de Madrid’te kurulmuştu. Kurucusu sıradan bir papazdı. Adı Jose Maria Escriva de Balaguery Albas. Escriva, Diktatör Franko’ya çok yakın bir din adamıydı. Opus Dei var gücüyle onu destekledi. Karşılığında da Franko kabinesinden 10 Bakanlık aldı. Halen Opus Dei’nin dünyada 428 üniversitesi ve sayısız okulu vardır. Peru, Kolombiya ve Guatamala’da yatırımlara başlamıştır. Daha sonra da Şili de General Pinochet ile temas kurmuştur. Bu diktatörü de sonuna kadar desteklemiştir. Opus Dei önderi Escriva, Papa yaptırdığı 2. John Paul tarafından ölümünden 15 yıl sonra aziz yapılmak için sırada bekleyen 2000 kişinin önüne geçirilmiştir. Normal olarak 300 yıl beklenmesi gerekirken Escriva 15 yılda aziz olma yoluna girmiştir. Vatikan’ın iç siyasetinde ve çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen tarikattır. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar kurdurmuş ve milyonlarca insanı -özellikle de cadı diye nitelendirdikleri kadınları- yaktırmışlardır. Dominikenler’in tam karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce Roma’daki Kilise değil, “Önce Hristiyanlık” gelir. Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan keşişler topluluğudur. Üçüncü topluluk Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar için önemli olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaları yücelten dördüncü topluluk  Opus Dei ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Avrupa mantığı putperest ve pragmatisttir. Tanrısına bile bu gözle bakar. Dini inançlar, biyolojik duygularına hitap ederse doğrudur. Kiliselerde müzik, ibadet yerine geçer ve cinayet dahil her günah, günah çıkarmayla affedilebilir. Karnavalları da cinsel duygularını doyurma güdüsüne dayalıdır. Ağızlarından düşürmedikleri sevgi ise, cinsler arası şehvetten başka bir şey değildir. Yardım kampanyaları bile kadınların verdiği çıplak pozlarla gerçekleştirilir. Böyle bir dine mensup oryantalistlerin, &#8216;doğmamış, doğrulmamış, eşi dengi olmayan, gücü her şeye yeten, şarabı, alkolü, ahlaksız ilişkileri yasaklayan  bir tanrıyı, sarhoş ve daracık beyinlerine sığdırabilirler mi?&#8221; (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s. 207-208) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6533" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa_ayak_yikadi_optu_1-300x156.jpg" alt="papa_ayak_yikadi_optu_1" width="300" height="156" />  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6534" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatikan-kara-para-1-300x166.jpg" alt="vatikan-kara-para-1" width="300" height="166" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papa Francis, Kutsal Perşembe ritüelinde kadınların ayaklarını yıkadı ve öptü. Papa Francis, &#8216;hizmet ve tevazu anlayışını&#8217; vurgulamak amacıyla gerçekleştirdiği Kutsal Perşembe ayini sırasında, Roma&#8217;daki bir hapishanede 12 kadın mahkûmun ayaklarını yıkadı ve öptü. Papa Francis, kadınların çıplak ayaklarından birinin üzerine su döktü ve küçük bir havluyla kuruladı. Daha sonra her bir ayağı öperek kadınlara gülümsedi. (Euro News, 29/03/2024)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan Bankası&#8217;nda kara para soruşturması. (T24, 21 Ekim 2010) Vatikan&#8217;a şok soruşturma Vatikan Bankası&#8217;nın diğer bankalarla yaptığı kimi transfer işlemlerinde AB ülkelerinde kara para aklamayı önlemeye yönelik kuralları çiğnediğini ortaya çıktı. (Dunya.com, 21 Ekim 2010) Vatikan Bankası&#8217;nda sahtekarlık girişimi. Adı sıklıkla yolsuzluk ve kara para aklama gibi skandallarla anılan Vatikan bankası IOR, bu kez de milyarlarca Euro tutarında bir sahtekârlık girişimine sahne oldu. (BBC, 30 Mart 2014) Vatikan’ı sarsan yolsuzlukla ilgili biri kardinal toplam 10 kişiye yargı yolu. Vatikan&#8217;da biri kardinal olmak üzere 10 kişi hakkında &#8216;zimmete para geçirme&#8217; ve &#8216;kara para aklama&#8217; gibi suçlardan düzenlenen iddianame kabul edildi. (Euro News  03/07/2021)  Vatikan, AB kurallarını çiğnedi, savcılık kara para incelemesi başlattı. (Hürriyet, Ekim 22, 2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nadir olan kötü papalar arasında bulunmayan bu Papa herkesin önünde yıkama yapsa da, gizlice yıkayıp akladığı kirli para ve ilişkiler nasıl temizlenecektir acaba?! İyi ki Kutsal Ruh bunlardan habersizdir! Habersiz ise sorundur, haberdar ama papayı uyarmadı ise (!) daha büyük sorun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6535 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mussolini-Laterano-3.gif" alt="mussolini- Laterano-3" width="669" height="262" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Faşist sosyalist lider  Mussolini papa ile anlaşır ve 1929 Laterano Anlaşması ile Vatikan Devleti kurulur. Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandallarla doludur. Mesela iki önceki papa I. John Paul, 33 gün Papalık yapabilmiş sonra öl-dürül-müştür. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların -başta Fransa, Polonya ve Almanya- istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu. Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk Fundamentalist Tanrı-Krallığıdır. Papaların Vatikan’a geçişleri 1377 yılında, Avignon’daki Papaların sultasının yıkılmasından sonra olmuştur. “Papalık seçimlerinde Vatikan’ın tüm iç dengeleri ve uluslararası siyaset çok önemli bir yer tutar.” Gerçi inanca göre Papa’yı Kutsal Ruh seçiyordur ama gerçekte CIA’sından KGB’sine ve MOSSAD’a kadar tüm istihbarat örgütleri de Kutsal Ruh’un seçiminde parmak oynatmaktadır. Dünyanın en küçük devletinin hükümdarı olan Papa, aynı zamanda bir milyar Katolik’in ruhani lideridir. 0,44 kilometrekarelik arazisiyle ve 1000 nüfusuyla dünyanın en küçük devleti olan Vatikan, gizli örgütler, masonik ilişkiler, cinayetler ve kirli para aklama gibi kavramlarla hep yan yana olan bir merkez olmuştur. <em> </em>1054’te birbirine eşit olan iki patrik, İstanbul ile Roma patrikleri birbirini aforoz etmiştir. Bundan sonra Hristiyanlar Katolik ve Ortodoks olarak ikiye ayrılmıştır. Katolikler, Roma patriğini ruhani lider kabul eder. IX. asırda en güçlü barbar kavimlerinden Frankların kralı Büyük Karl’ı Roma İmparatoru ilan etme karşılığında Papa, Roma civarında cismani iktidar kurabilmiştir. Halka, mahsulün 1/10’unu kiliseye vermeleri zorunlu kılınmıştır. Zamanla Haçlı seferlerine teşvik etmekten, Engizisyon Mahkemeleri ile insanları yaktırmaya, aforoz etmeden kralları interdit (dışlama) cezası vermeye birçok yetkiyi bünyesinde toplamıştır. Papa III. Innocentus (1198-1216) kendisini bütün Hristiyanların, hatta kralların hükümdarı bile ilan edebilmiştir. 1309’da Fransa kendi papasını seçtirir. Sonunda da Avignon ve Roma’da oturan, birbirlerini aforoz eden iki papa ortaya çıkmıştır. 1377’de ise bütün piskoposlar toplanıp, iki papayı azletmiş ve Roma’da oturan yeni bir papa seçmişlerdir. 1530’da ise Almanlar papaya kazan kaldırmış ve süreç sonunda Protestanlık ortaya çıkmıştır. (1648 Vestfalya Kongresi)<strong> </strong>Aziz Papa gizli örgüt üyesi çıktı. Vatikan&#8217;ın &#8220;aziz&#8221; ilan ettiği Papa 23. Jean&#8217;ın, İstanbul&#8217;da görev yaptığı sırada İlluminati adlı gizli örgüte üye olduğu ileri sürüldü (Milliyet, 6.9.2000)</p>
<p style="text-align: justify;">Skandallar, kitaplar dolduracak kadar boldur kilise tarihinde. Geçmiş asırlarda dönemin önde gelen isimleri tarafından yazılmış Vatikan değerlendirmeleri ağır suçlamalarla doludur. Bu kalemler tanık oldukları pek çok yakışıksız olay naklederler. Bu bakımdan yakın zamanda Amerika&#8217;daki Katolik kilisesinin bir dizi çocuk taciziyle gündeme gelmesi ve çok sayıda rahibin görevden uzaklaştırılması skandallar zincirine eklenen son halka olmanın ötesinde anlam taşımaz. Ama tarih, Roma kilisesi söz konusu olduğunda sadece bu tür &#8216;hazcı tablolarla&#8217; değil öldürülen papalarla da Vatikan’ı kaydeder. Bugüne kadar görev yapmış 264 papanın önemli bir kısmı komploya kurban gitmiştir. Bunun en yakın örneği 1978 Ağustos&#8217;unda papalık makamına seçilip 33 gün sonra öldüğü açıklanan I. John Paul&#8217;dür. Geçmişte de VIII. Urbanus, XIV Clement gibi zehirlenerek öldürüldüğü söylenen papalar vardır. Uzmanların gözünde VIII. Urbanus&#8217;un katili, halefi papa X. Innocent&#8217;tir. X. Innocent&#8217;in yolsuzluk ve cinsel sapmayla suçladığı VIII. Urbanus&#8217;u öldürdükten sonra dini bir konseyde yargılattığı ve suçlu bulunması üzerine cesedini mezarından çıkartıp elini kestirdiği anlatılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6536" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dakkabirgolbir3473478-300x286.jpg" alt="dakkabirgolbir3473478" width="300" height="286" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6537" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/onlarhicbirseyi-unutmuyor737-300x274.jpg" alt="onlarhicbirseyi-unutmuyor737" width="300" height="274" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6538 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa_turkler_haberturk_040513.jpg" alt="papa_turkler_haberturk_040513" width="639" height="453" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni papa işkenceyi kutsamış. Papa Francis ABD destekli cuntanın işkencelerine göz yummuş! (18.3.2013) Papa Francesco’nun İlk İcraatı. Emerit unvanıyla emekliye ayrılan Papa 16. Benedikt’in görevdeyken verdiği son kararı yeni Papa Francesco uygulayacak. Otranto seferinde Osmanlı ile savaşırken öldürülen 800 Hıristiyan bugün Vatikan’daki Sen Piyer Meydanı’nda toplu halde “aziz” ilan edilecek. (Hürriyet, 12 Mayıs 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Haçlı soyu. Müslümanları topraklarından çıkarmak için tarihte 9 haçlı seferi düzenleyen Katolik dünyasının ruhani lideri Papalığın, Müslümanlara olan kini yüzyıllar geçse de bir türlü bitmiyor. Peygamber Efendimize yönelik çirkin sözleriyle Müslümanların tepkisini çeken Papa 16.Benediktus’un ardından koltuğa oturan yeni papa Fransuva’nın da selefinden çok farklı düşünmediği ortaya çıktı. 3 yıl önce Yahudi bir hahamla yazdığı kitapta Osmanlı’yı  ‘soykırımcı’ ilan eden Papa, Türkleri Nazilerle bir tutmayı da ihmal etmemiş. Geçtiğimiz günlerde gözden geçirilerek yeniden yayımlanan kitapta bu bölümler aynen duruyor. Fransuva’nın Yahudileri memmnun etmek adına yazdığı bu kitap kendisinin kimler tarafından papa seçildiğini de gözler önüne serdi. Fransuva’nın görev yaptığı Arjantin’de ABD karşıtlarını ihbar ederek yakalattığı basında sıkça yer almıştı. İngiliz Mail on Sunday Gazetesi, Papa Fransuva’nın Arjantin’de 1976-1983 yılları arasındaki, ABD destekli askeri cunta döneminde kilisenin din adamlarına yönelik korumasını kaldırıp işkence, adam kaçırma, faili meçhul cinayetlere göz yummasına ilişkin belgeleri yayımlayarak Hıristiyan dünyasında büyük bir tartışma başlatmıştı. 1095 yılında başlayan birinci haçlı seferiyle de Katolikler var güçleriyle İslam beldelerine saldırdılar. Müslümanlara ait ne varsa yağmalayan, yakıp döken Katolik askerlere en büyük destek Papalık makamından geliyor, Papa adeta Hıristiyanları barbarlığa teşvik ediyordu. Haçlı seferleri 1272 yılına kadar sürdü. Her gelen Papa yeni bir haçlı seferi organize ederek Müslümanlara saldırdı. Yeni Papa Fransuva milyonlarca Müslümanı katleden kendileri değilmiş gibi Osmanlı’yı soykırımcı ilan etmesi gülünç olmanın ötesinde trajikomik bir durum. (Milli Gazete, 5.5.2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Densiz Papa. Kasımda Türkiye&#8217;ye gelecek olan Papa 16. Benedikt şok çıkışla Bizans imparatorunun, Hz. Muhammed&#8217;i hedef alan kin dolu açıklamalarını gündeme taşıdı. Papa 16. Benedictus neler diyor: Papa, 14&#8217;üncü yüzyılda yaşamış olan ve Hristiyan dünyasında Türklere karşı mücadelesiyle tanınan Bizans İmparatoru Paleologos&#8217;un &#8220;Muhammed&#8217;in getirdiği hiçbir yenilik yok. Sadece kötü ve insanlık dışı şeyler getirdi&#8221; sözlerine yer verdi.&#8221;İslam&#8217;da Tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ yok. İslami cihad akla ve Tanrı&#8217;ya karşı&#8221; diyen Papa, İtalya&#8217;da da büyük yankı yarattı. &#8220;Papa, Muhammed&#8217;in kılıcını aforoz etti&#8221; diye yazan La Repubblica gazetesi, konuşmanın Türklerin çok olduğu Almanya&#8217;da yapılmasına dikkat çekti.&#8221;Hristiyanlık ile akıl arasında sıkı bir bağ var&#8221; diyen Papa, İslam&#8217;da ise Tanrı kavramının çok soyut olduğunu ve bu nedenle böyle bir bağın olmadığını söyledi. (Sabah, 14/09/2006) Halbuki, &#8220;Kur’an ayetlerinin kılıçla yayıldığını sanmak korkunç bir hatadır.&#8221;  (Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kur’an’ı kerim, s. 55) Thomas Carlyle, İslam&#8217;ın kılıç yoluyla yayıldığı iddialarını ciddiye almaz. ‘Saksonların Hristiyan yapılması vaaz yoluyla olmamıştır’ diye de ekler! (Thomas Carlyle, kahramanlar, s. 99-100)  Henry Stubbe, (An account of the rise and progress of Mahometanism with the Life of Mohamet and a Vindication of Him Religion from the Calumnies of the Christians) &#8216;Hristiyanların iftiralarına karşı onun ve dininin savunulması&#8217; adlı  eserinde, Müslümanların savaşlarının haklılığı anlatılır, Hz Muhammed&#8217;in idarecilikte, üstün kabiliyeti övülür, bunların Hristiyanların onun hakkında o güne dek iddia ettikleriyle uyuşmadığının altını çizer. İslam&#8217;ın kılıçla yayıldığı iddiasının büyük bir yalan olduğunu, onun savaşlarının yeni bir din getirmek değil, eskisini restore etmek amacıyla yaptığını ifade eder ve kimseyi Müslüman yapmak için zorlamadığını belirtir. Daha fazla detay için, “İslam kılıç zoru ile yayılmadı” ve “İslam barış dinidir” adlı yazılarımıza bakılabilir. </p>
<p style="text-align: justify;">Türk tarihçi ve ilahiyatçılardan Papa&#8217;ya geçmişi hatırlattı! Cordoba için de acı çekiyor mu? Papa Francis haftalık vaazında Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla ilgili, “Aklım İstanbul’da. Ben Azize Sophia’yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum” dedi. Türk tarihçi ve ilahiyatçılar da Papa’ya Endülüs’te kiliseye çevrilen Cordoba Camisi’ni (Kurtuba Ulu Camii) ve Haçlı seferlerinde Ayasofya’nın talan edilişini hatırlattı. (Milliyet, 13.07.2020)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10785 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/108182577_910898706056735_1293984977091811466_o.jpg" alt="" width="482" height="596" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok tanrıcılık ve Hıristiyan azizleri</span></p>
<p style="text-align: justify;">“Denizcilerin koruyucu azizi Noel Baba. Noel Baba’nın Myra’da (Bugünkü Demre) yaşayan Aziz Nicholas olduğu kabul gören bir gerçek. Konunun fazla bilinmeyen yanı ise bu azizin denizcileri koruyan bir güce sahip olduğu inancı.” (Turksail, 31 Aralık 2011) “Madenciler Azize Santa Barbara&#8217;nın ruhunun kendilerini koruduğuna, koruyacağına inanırlar. Onu madencilerin koruyucu azizesi ilan ederler ve böylece dilden dile aktarılır.” (Evrensel, 26 Aralık 2022) İzmir’in Koruyucu Aziz’i: Sen Polikarp. Havari ve İncil yazarı Sen Jan’ın ilk müritlerinden biri olan Sen Polikarp, İsa’nın şehidi olarak anılırken, İzmir’de adını yaşatan kilise de inanç turizminin önemli durakları arasındadır. (izmirdergisi.com/tr/turizm/inanc-turizmi/69-izmir-in-koruyucu-aziz-i-sen-polikarp)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6523" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aziz-nikolas-heykeli-1-200x300.jpg" alt="aziz-nikolas-heykeli-1" width="200" height="300" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6526" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/st-nicholas-patron-saint-of-sailors.jpg" alt="st-nicholas-patron-saint-of-sailors" width="200" height="145" /> Aziz Nicholas, denizcilerin koruyucu azizi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6522 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/azizbarbara-1.jpg" alt="azizbarbara-1" width="483" height="273" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6524" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/izmir-polycarpos-1-225x300.jpg" alt="izmir-polycarpos-1" width="225" height="300" /> Aziz Şehit Policarpos, İzmir&#8217;in koruyucu azizi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hristiyanlık ve Putperestlik</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Siz kendi ellerinizle yonttuğunuz bu putlara mı tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Allah&#8217;tır” (Saffat Suresi 95-96)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/rio-yapilisi-2" rel="attachment wp-att-1738"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1738" title="rio-yapilisi-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rio-yapilisi-2.jpg" alt="" width="298" height="457" /></a> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6491" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-heykel-1.jpeg" alt="isa-heykel-1" width="163" height="297" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1736" title="isa-heykel-yildirim-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-heykel-yildirim-1.jpg" alt="" width="281" height="474" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5112" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isaheykeli-yildirim-2-1.jpg" alt="isaheykeli-yildirim-2-1" width="403" height="211" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10550 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/coronayakarsiilaclanirken.jpg" alt="" width="499" height="369" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Corona virüsüne karşı ilaclanırken&#8230; 26..3.2020</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7648 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/AzizPetrusBazilika-Pieta-1.jpg" alt="" width="544" height="239" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan Şehrinin Aziz Petrus Bazilikası&#8217;ndaki Michelangelo&#8217;nun Pieta heykeline çekiçle saldırı olur ve heykelin sol kolu ve burnu kırılıp, yanaklarına ve sol gözüne zarar verilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5386" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/658648579.jpg" alt="658648579" width="500" height="332" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7668 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/jesus-carpancarpana-1.jpg" alt="" width="301" height="530" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Videoda, kilisede omuzda taşınan İsa heykeli düşüyor, insanlar çığlık çığlığa bağırışıyor. Rio’da ‘Kurtarıcı İsa’ heykeli yıldırım sonucu hasar görür. ‘Onarım’  çalışmaları başlar. (Ntv, 22.1.2012)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Budist versiyonu-</span><br /><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10177 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tum-putlar-oldurur-1.jpg" alt="" width="369" height="269" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“İsa&#8217;ya yıldırım düştü! Hristiyanlar kiliselere koştu. Herkes, din adamlarının olaya açıklık getirmesini istedi. Papazlar halkı yatıştırmaya çalıştı ama kiliselere koşturup dua edenler &#8220;O tepede paratoner de var. O varken nasıl oluyor da yıldırım heykele düşüyor?&#8221; dedi.” (Haberturk, 14.02.2008) Hz. İsa heykeline yıldırım düşmesi sonucu küle döndü. Yıldırım nedeniyle fiberglastan yapılan heykelde yangın çıkarken, kısa sürede heykel küle döndü. (Cumhuriyet, 12 Eylül 2023) Brezilya&#8217;nın sembolik kentlerinden Rio de Janeiro&#8217;nun, kent körfezine bakan ünlü sembolü Kurtarıcı İsa heykeline yıldırım çarptı. Rio&#8217;daki Kurtarıcı İsa heykeline düşen yıldırım. (Cumhuriyet, 11 Şub 2023) Hz. İsa heykeline yıldırım çarptı. Hz. İsa heykeline yıldırım çarptı. Alevlerin heykelin yakınındaki amfitiyatroya da sıçradığı, ancak yangının kontrol altına alındığı belirtildi. (NTV, 15 Haz 2010) Kurtarıcı İsa Heykeli&#8217;ne yıldırım çarptı. Brezilya&#8217;nın en çok turist çeken Rio de Janeiro şehrinin simgesi olan devasa boyutlardaki Kurtarıcı İsa heykeline yıldırım düştü. (Sabah, 18 Oca 2014) Yıldırım parmağını kopardı &#8220;İsa&#8221; heykeline yıldırım düştü. Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrinin sembolü Corcovado Dağı üzerinde bulunan “Kurtarıcı İsa” heykeline yıldırım düştü. 2007 yılında yapılan oylamayla dünyanın yeni yedi harikasından biri seçilen ve turistlerin büyük ilgisini gören heykelin düşen yıldırım nedeniyle zarar gördüğü ve başparmağının koptuğu bildirildi. (Habertürk, 17.01.2014) Rio’da ‘Kurtarıcı İsa’ heykeli yıldırım sonucu hasar görür. ‘Onarım’  çalışmaları başlar. (Ntv, 22.1.2012) Meksika’da yıldırım düşen 33 metrelik Hz. İsa heykeli yanarak küle döndü. Yıldırım nedeniyle heykelde yangın çıktı. (TGRT Haber, 11 Eylül 2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Michelangelo&#8217;nun Aziz Petrus Bazilikası&#8217;nda bulunan ünlü heykeli &#8216;Pietà&#8217;, 1972 yılında Laszlo Toth adlı Macar doğumlu Avustralyalı bir jeolog tarafından şiddetli bir saldırıya uğradı. Pieta ciddi hasara uğradı; Mary&#8217;nin kolu kırıldı, göz kapağı kırıldı ve burnu parçalandı.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’nın Brescia kenti yakınlarındaki Cevo Belediyesi’nde, 21 yaşındaki Marco Gusmini’nin halatlarla tutturulan 30 metre yüksekliğinde ve 600 kilo ağırlığındaki Hz. İsa heykelinin altında kalarak ölmesi şok etkisi yarattı. Hz. İsa’nın heykelinin bulunduğu 30 metre uzunluğundaki direğin çökmesi sonucunda bir kişi de ağır yaralandı. (26 Nisan 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Taylandlı dini lider &#8216;şans getiren&#8217; Buda heykelinin altında kalarak öldü. 52 yaşındaki Taylandlı Saman Chanthayothi, konuk olarak katıldığı Budist heykelin açılışında, kutsal kabul edilen yapının altında kalarak hayatını kaybetti. (Mepa News, 06 Kasım 2019)</p>
<p style="text-align: justify;"> “O halde Allah&#8217;ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?” (Enbiya Suresi 66); “Allah&#8217;ı bırakıp da, kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvarışlarından habersizdirler.” (Ahkaf suresi 5)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şaka niyetine</span></p>
<p style="text-align: justify;">NBC televizyonu Amerika Savunma Bakanlığı&#8217;nın (Pentagon) savunma istihbaratına müsteşar yardımcısı olarak atanan Korgeneral William Boykin&#8217;in kilisilerde ibadet sırasında askeri üniformayla yaptığı bazı konuşmaların video görüntülerini yayınladı. İşte üst düzey bir Amerikalı yetkilinin İslamiyet üzerine yaptığı açıklamalar. Korgeneral William: “Sen de biliyorsun ki benim ‘Tanrım seninkinden büyük. Benim Tanrım gerçek senin ki ise put.’ dedi. (Sabah,18.10.2003); &#8220;ABD savunma istihbarat müsteşar vekili Korgeneral William G. Jerry Boykin, “Biz Hristiyanız, düşmanımız ise şeytandır. Biz tanrının ordusuyuz.” derken Mogadishulu Osman Atto için, ‘Ben, benim tanrımın gerçek olduğunu biliyorum, onunki ise puttu’ demişti.&#8221; (Nathan Lean, İslamofobi Endüstrisi, s. 191) Kur’an 1400 sene öncesinden Boykin zihniyetine cevap vermektedir: &#8220;İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O&#8217;nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür.&#8221; (Hac, 62)</p>
<p style="text-align: justify;">‘Kendi kiliselerinin putlarla dolu olduğunu’ görmeyen bu zihniyetin kökeni Orta Çağa dek uzanmaktadır: &#8220;Haçlı savaşları sırasında özellikle Hz Muhammed put veya pagan bir tanrı olarak tasvir edilmiş ve bu konuda birçok eser yazılmıştır.&#8221;  (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 38) Nicetas da Byzance, İslamiyet&#8217;i, putperestlikle karşılaştırmıştır. (Y. Moubarac, La Pensee Chretienne Concernant l&#8217;Islam, I/5) “12. ve 13. yüzyıllarda yazılan eserler 3 başlıkta ele alınabilir: Kronikler (tarih sırasına göre yazılmasıyla oluşan siyer), efsaneler ve risaleler. Efsanelerin en büyük özelliği Müslümanları putperest, Hz Muhammed&#8217;i de onların taptığı putlardan biri olarak göstermektir.”  (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, s. 38) Pseudo-Turpin kroniği yazarına göre  Büyük Karl, Salam Cadiz adlı yerde putlara tapan Kuzey Afrika yöneticisi Igolando ile bir tartışmaya girer: &#8220;Biz baba, oğul ve kutsal ruha inanıyor ve ibadet ediyoruz; buna mukabil siz ise ‘şeytana inanıyor ve heykellerini’ kutsuyorsunuz.&#8221;  (R. Barkai, Cristianos  Musulmanes en la Espana medieval, s. 157) Wolfram von Eschenbach&#8217;ın Willehalm&#8217;ında, “Muhammed (Mahun) Sarazenlerin (Müslümanların) tapınmak dışında savaşlara da beraberlerinde götürdükleri bir put olarak tasvir edilir. Savaştaki yenilgiden sonra güya put yere atılır ve köpek ve domuzlar üstüne çullanır.” (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, s. 70) “Avrupa&#8217;da Müslümanların, Hz Muhammed&#8217;e  &#8216;Mahomerien&#8217; adını verdikleri ibadethanelerde büyük bir huşu içinde secde ettiklerine inanılırdı. &#8216;Maometis&#8217; Müslümanların taptığı üç puttan biri idi.” (Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 212)  &#8220;Piskopos Aziz Galien&#8217;in, Hristiyanların &#8216;putperestlere&#8217; karşı kazandığı zaferde payı olduğu söylenmektedir.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 43) &#8220;İngiliz tarihçi, siyasetçi ve şair Thomas Macaulay: Kesin inancım odur ki, eğer eğitim planlarımız uygulanırsa Hindistan&#8217;da 30 yıl içinde saygın sınıflar arasında tek bir puta tapan kalmayacaktır.&#8221;  (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 113) &#8220;Haçlıların cahilce taassupları Avrupa&#8217;nın her tarafına dal budak salmış, aynı taassup, memleketlerini ‘putperestlerin’ boyunduruğundan kurtarmak için Endülüs Hristiyanlarını harbe teşvik etmiştir.&#8221; (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 66)  &#8220;Haçlı seferlerine katılan bir Haçlı askerinin şu ifadesi çarpıcıdır: “Türkler ve putperestleri kutsal topraklardan sürdük ama Rum, Yunan, Ermeni,  Süryani ve Yahudi sapıklardan kurtulamadık.&#8221; (Doç.  İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 77) “Thedor bar Konai, Müslümanları putperest, Hz Muhammed&#8217;i de Müslümanların putu olarak nitelendirir.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 242) “Papaz Conrad&#8217;ın yazdığı şiirde, Müslümanların puta taptıklarını ileri sürer.” (Hıdır,  s. 244) Nikiu patriği John, Hristiyan gözle yaptığı bir yorumda, “Mısırlılar, tanrının düşmanı Müslümanların dinine girmekle, o amansız Muhammed&#8217;in kötü inancını kabul ediyorlardı. Böylece onlar ‘putperestlerin sapıklığını’ paylaşıyorlardı.” (Chronique de Jean, Eveque de Nikiu, s. 585) demektedir. Halbuki Sale, Miladi 6. yüzyıl Hristiyanlığı için şu tespitte bulunmaktadır: &#8216;Hristiyanlar, papazlara ve Hristiyan azizlerin resimlerine ibadette çok aşırı gitmişlerdi. Bunda en çok da, Katolikler ilerideydi.&#8217; (Sale&#8217;s Translation, s. 62) İslam’dan etkilenen &#8220;Roma İmparatorluğu 3. Louis, Miladi 726 yılında resim ve heykellere takdisi yasaklar. 730 yılında çıkardığı ikinci emirle, bunu putperestlik olarak ilan eder. Endülüs&#8217;te doğup büyüyen Torin papazı Claudius, kendi devrindeki kiliselerdeki haç ve resimleri yakmıştır. İslam, Hristiyanlıktan tamamen ayrılmaktadır. Çünkü İslam putperestliğin köklerini tamamen kazanmıştır.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 172, 223)</p>
<p style="text-align: justify;">‘La chanson de Roland/ Roland Destanı’, ‘Roman de Mahon/ Muhammed&#8217;in Romanı’ gibi eserler, Müslümanların Jüpiter, şeytan ve Apollon ile beraber bir de Mahon adlı puta taptığını iddia etmekte idi. Papa XI. Pie’de, Müslümanlarla müşrikler arasında bir fark gözetmezdi. &#8220;Hristiyan entelektüellerine göre Muhammed, mesih karşıtı bir heretiklik. Halk nazarında ise İslam, paganist (çok tanrılı yerel din) bir inanç olduğu  genel kanaat idi.&#8221; (Prof. Dr. Fuat Aydın, Batı İslam Arkeolojisinin Algısı, s. 43) Oryantalist Bodley bu iddiayı şöyle yalanlamaktadır: &#8220;Kendisine hiçbir zaman ilahi bir özellik atfetmedi, müminlerin hiçbiri onu hiçbir zaman tapınma konusu yapmadı.&#8221; (Ronald Victor Courtenay Bodley, Hz Muhammed, s. 94) &#8220;Allah&#8217;ın birliğinin birçok anlamı olduğunu ve bunların her birinin kendi içinde sıkıntıları bulunduğunu söyleyen Hristiyan Kindi, Hristiyanlıkta ise tek tanrı olduğunu, sadece zatıyla kaim olan üç uknumdan ibaret olduğunu&#8221; göstermeye çalışmıştır. Yani bu yazar, üç parçadan oluşan bir şeye tevhid/birlik derken; tek olanı savunmayı ise, &#8216;kendi içinde sıkıntılı&#8217; ilan etmiştir. (Fuat Aydın, s. 80) Bir taraftan Müslümanları puta tapmakla suçlayan oryantalistler ve diğer taraftan da putperestliğin zıttı olan tevhid akidesinden dolayı İslam inanç sistemini eleştirenler: “Fransız oryantalist Renan, &#8216;İslam&#8217;daki tevhid inancının Müslüman bireyi şaşkınlığa düşürdüğünü&#8217; ileri sürerken Hartford kurumu&#8217;nun müdürü Dr. Keric ise; “Hristiyanlıktaki teslis inancı, insanı tanrıya yaklaştırır. Tevhid akidesi ise, insan ile Tanrı arasına mesafe koyar.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 16, 19) diyerek oryantalist bağnazlığın nerelere varabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde Papa 16. Benedikt’te 2006 yılında, &#8220;İslam&#8217;da ‘Tanrı kavramının çok soyut olduğunu’ ve bu nedenle ‘Hristiyanlıktaki gibi akla dayalı bir bağın’ İslam’da olmadığını.” (Habertürk, 14.09.2006) ileri sürmüştür. Bağnazca ve gerçeklerle tamamiye zıt olan bu iddia, tarihten günümüze, en üst konumdaki yetkililerin bile bu yalanı hala gerçekmiş gibi ileri sürüldüğüni göstermektedir! Kısaca, &#8220;Oryantalistler, Allah&#8217;tan başka ilah olmadığını söyleyen birisini bizzat ilah ilan etmişlerdir. Halbuki Hristiyanlıkta İsa&#8217;nın kendisi, tanrının vahyi iken İslam&#8217;da ise vahiy, Hz peygamberin hayatı değil, Kur’an&#8217;ı Kerim&#8217;in kendisidir.&#8221;<strong> </strong>(Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 82, 128) Çünkü &#8220;İslam, insanı yüceltir ama putlaştırmaz.&#8221; (Nietzsche, Deccal Sahte İsa, s. 25) Ve gerçekte &#8220;Muhammed, Arapları putperestlikten vazgeçirebilmiştir.&#8221; (Norman Daniel, Islam and West, s. 42) Charles Forster ise, ‘Le Mahomerisme Devoile’  adlı eserinde gerçeği şöyle ifade etmektedir: “Muhammed geldiğinde Hristiyanlar putları ululardı ve bu nedenle de bozulmuştu. Muhammed putları kırmakla Hristiyanlığı bozulmaktan kurtardı.” İlk Arapça kürsüsü 1539’da Paris’te Guillaume Postel için kurulur. Postel İslam’a iki nedenle olumlu bakar. Bunlardan ilki, İslam&#8217;ın  ‘putperestliğe karşı’ zafer kazandığı içindir. (Thierry Hentsch,  Hayali doğu, s. 101) Aslında “Putlara tapma köleliğinden kurtulamamış Hristiyanlık borazanları, kendileri gibi puta tapan bir topluluk aramakta, bulamayınca da kural tanımadan Kur’an&#8217;a saldırmaktadırlar.” (Doç. Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş 2, s. 32) Amerikalı tarihçi Washington Irwing, &#8216;Muhammed&#8217;in hayatı&#8217; adlı eserinde şunları yazmaktadır: “O, sağlam görüşlü ve namuslu birimiydi? Evet, O güvenilir biriydi. Ama İslam&#8217;a çağırmaya başlayınca düşmanlığı üzerine çekti; çünkü ‘putlara karşı çıkması’ Kureyş’in Kabe üzerinden  sağladığı kazanca son veriyordu.” (Afif  A. Tabbare, Ruhu&#8217;d-dini  İslam, s. 456) Meşhur İslam karşıtı oryantalist “Goldziher: İslam, şirk unsurlarını hoş görmeyen tek dindir.” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 330) itirafında bulunurken, Bernardo Levis de, “Peygamber, hayatında büyük işler yapmıştı. Arabistan&#8217;ın putperest kavmine yeni bir din getirmişti.” (Meriç, s. 399) diyerek, bu tür iddiaları geçersiz kılmaktadır. G. Sale, Hz Muhammed&#8217;in hedefini, ‘putperestliği yok etmek, bozulan Yahudi ve Hristiyanlığı asli haline döndürmek ve bir Allah&#8217;a tapınmak’ olarak ifade etmiş ve Prideux&#8217;un, ‘İslam peygamberinin putperest bir kavme yeni bir putperestliği kabul ettirdiği’ şeklindeki tezi reddetmiştir. (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 81) Yine “George Sale, ‘Muhammed&#8217;in Arapları putperestlikten çıkarıp tek Allah&#8217;a inanmalarını sağladığını’ söylemektedir.” (Naif Yaşar, Oryantalistlere göre Kur’an&#8217;ın kaynağı ve metinleşmesi, s. 34) Kwangtung tarih yazıcıları (618-907 arası bir tarihli kayıtta), “Medine krallarının mabetlerinde ne heykel, ne put, ne de resimler vardır.” diye tarihi bir kayıtta düşmüşlerdir. (Thiersant, Le Mahometisme en Chine, I/19) Zaten bu nedenle de, &#8220;Putperestliği bırakıp Müslümanlığa döndürülen insanların sayısı, samimi misyonerlerin iştiyaklı çabalarına rağmen, Hristiyanlığa döndürülenlerden daha fazladır.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 452) Aynı kaynaktan iki örnek daha: &#8220;Şeyh Abdullah, Kedah’a gelince, Racayı ziyaret ederek, “Demek ki Allah’ı duymamışsınız?” Raca:” O zaman, bize bu yeni dini öğretip aydınlatmanızı rica ediyorum.” Raca onun anlattıklarından ikna olunca saraydaki ‘tüm putların hepsini’ parçalayıp yaktırmıştı&#8221; (Thomas Walker Arnold, s. 479) &#8220;İslam, Malay Takım Adalarındaki ‘puta tapıcılığı’ hızla çıkarıp atmıştır.&#8221; (Thomas Walker Arnold,  s. 520)</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihteki en büyük İslam düşmanlarından biri olan Peter the Venerable bile, peygamberin, Arapları puta tapmaktan kurtardığını kabul eder. (J. Kritzeck, Peter the Venerable and Islam, s. 132) “Yakın zamana kadar İslam, Avrupalıların hayal dünyasında putperest bir din olarak algılanmıştır. Bu &#8220;bilinçli bir cehalet&#8221; örneğidir. Bu yargı günümüzde de devam etmektedir.” (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 30, 36) A. Comte, İslam&#8217;daki  tek tanrı inancını överek, Hz. peygamberin Batıya yeni bir çözüm önerdiğini ifade etmiştir. (Hıdır, s.105)  Fransız tarihçi ve sosyolog Maxime Rodinson da bu iddiaları reddeder ve &#8220;Anlatılan ‘efsanelere göre’ Muhammed, bedevilerin baş tanrısıydı.&#8221; (Hıdır, s. 243) der. M. Luigi Massano da bu bu konuda şunları yazmaktadır: &#8220;Türklerin (Herkesin sandığının aksine) Muhammed&#8217;e değil Allah&#8217;a taptıklarını, Muhammed&#8217;i bir peygamber olarak kabul ettiklerini söylemek yerinde olur.&#8221; (Ö. Kumrular, Türk korkusu, s. 116) A. Toynbee, &#8216;Civilisation on Trial&#8217; adlı eserinin 76. sayfasında şunları yazmaktadır: &#8220;Hristiyan kilisesinin Yunan çoktanrıcılığı ve putçuluğu gibi utanç verici bir konumunun aksine İslam, İbrahim&#8217;in saflığına tabi olmuştur.&#8221; (Toynbee, Civilisation on Trial, s. 76) Zaten &#8220;Kur’an&#8217;ın getirdiği bütün deliller, Allah&#8217;tan başka ilahın bulunmadığı ile ilgilidir&#8221; (H.A.R. Gibb, Muhammedanism, s. 38) &#8220;Tek Allah’a ibadet etmek, yerini en kötü bir putperestlik almıştı. Eski putperestliğin ilahlar grubu yerine azizler ve meleklerden olan bir kalabalıktan kurulu yeni bir Olimp ortaya konmuştu. Muhammed Allah’ın birliğine davetle yetinmeyerek putperestliği de yok edeceğini söylemiştir. Hayatı işkence ve hakaretler içinde geçmiştir. Kur’an, ‘birlik inancının’ en şerefli anıtıdır. Müslümanlık, insanları azizlere, resimlere tapmaktan alıkoyar. Böyle bir dinin putperestlik, Zerdüştlük ve sabiliği yok etmesine şaşmamak gerekir. Hz Muhammed, Allah’ın bir olduğu inancını o kadar sağlam bir şekilde topluma yerleştirmiş, putperestliği o kadar kesin şekilde ortadan kaldırmıştır ki, putperestlik bir daha ortaya çıkamamıştır. Halbuki putperestli Hristiyan kavimleri arasında yeniden ortaya çıkmış, putları olmayanlar dinsiz sayılacak kadar da ileri gidilmiştir. Bizans imparatoriçesi İrin, 787’de İznik konferansını toplatararak, putlara ve heykellere tapmayı yeniden uyandırmıştır.&#8221; (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an’ı Kerim; Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 3, 13, 45, 50, 91)</p>
<p style="text-align: justify;">“Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine dişi isimler verdikleri putlara taparlar. Böyle yapmakla aslında başkasına değil, ancak hayırsız ve azgın şeytana tapmış olurlar.” (Nisa, 117) “Aslında bu putlar, sizin ve atalarınızın uydurduğu bir takım kuru isimlerden, gerçekliği olmayan boş lafızlardan ibarettir.&#8221; (Necm, 23) &#8220;Allah’tan başka ilah yerine koyup taptığınız putlar, bütün imkanlarını toplayıp bir araya gelseler de, tek bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapıp götürse, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de aciz, kendisinden bir şey istenilen de!&#8221; (Hac, 73)</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanlara putperest diyenler! </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6137 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/camidekiputlar-1.jpg" alt="camidekiputlar-1" width="583" height="404" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10558 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/EUL0sGfWAAALdcQ-294x300.jpg" alt="" width="294" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6448 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/katolik-heykel-tapinma-1.jpg" alt="katolik-heykel-tapinma-1" width="788" height="1082" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8691 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/iha-4turkiyeden-1.jpg" alt="" width="630" height="354" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-6649 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-secde-kat-1.jpg" alt="isa-secde-kat-1" width="263" height="286" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3928" title="hindularianlarim-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hindularianlarim-1.jpg" alt="" width="394" height="212" /><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/hindularianlarim-1" rel="attachment wp-att-3928"><br /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">             Resme çiçekler </span><span style="color: #000000;"> &#8211; Nedense bu sahne bana Budizmi hatırlatır!-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hinduizm-evdeput-isevilik.bmp"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7531" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hinduizm-evdeput-isevilik.bmp" alt="" width="465" height="350" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Hindu evinde put ! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-7649 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/tumblr_inline_n0fog6scvf1sotwi9-2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Ateşli-Dua-Polonya-1981-800x551.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6254 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Ateşli-Dua-Polonya-1981-800x551-300x192.jpg" alt="Ateşli-Dua-Polonya-1981-800x551" width="300" height="192" /></a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/biri-putmu-dedi-1" rel="attachment wp-att-4205"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4205" title="biri-putmu-dedi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/biri-putmu-dedi-1.jpg" alt="" width="400" height="515" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1805 size-full" title="kilise-put-4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-put-4.jpg" alt="" width="730" height="1173" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/milan_duomo_cathedral1" rel="attachment wp-att-1807"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1807 size-full" title="Milan_Duomo_cathedral1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Milan_Duomo_cathedral1.jpg" alt="" width="480" height="320" /></a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/kilise-put-5" rel="attachment wp-att-1806"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1806 size-full" title="kilise-put-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-put-5.jpg" alt="" width="700" height="466" /></a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/kilise-put-3" rel="attachment wp-att-1775"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1775 size-full" title="kilise-put-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-put-3.jpg" alt="" width="350" height="263" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Tanrı, heykelleri tapınılmasını yasaklar ‘ama’ heykellerin dinsel kullanımını yasaklamadığı gibi aslında dinsel bağlam içerisinde kullanımını bile kendisi ‘emreder!’ Katolikler heykelleri sanatsal işlevleri için kullanılırlar. Bir kişi fotoğrafına bakarak annesini nasıl hatırlıyorsa, bizim de baktığımız resimler azizileri ve onların bize örnek olan olaylarını hatırlamamıza yardım eder. İmajlar aynı zamanda eğitici malzeme görevi de görmektedir. Özellikle de okur yazar olmayanlar için. Katolikler Mesih İsa&#8217;nın veya azizlerin ikonları karşısında eğilir veya diz çökerler. ‘Tapınma sırasında’ nasıl bir beden hareketi olarak dik bir şekilde duruluyorsa, eğilme hareketi de kullanılabilir. Kaldı ki tüm tapınma eğilerek yapılmaz. Bir ikonanın önünde diz çökerek dua eden bir Katolik ona tapınıyor değildir. Tarihin ilk dönemlerinde tanrıyı herhangi bir şekilde tasvir etmek israillilere yasaklanmıştı çünkü Tanrı hiçbir şekilde kendini görünür kılmamıştı. Ama en önemlisi, Tanrı kendisini oğlu Mesih İsa&#8217;nın doğumuyla görünür kılmıştır.” (meryemana.net sitesinden alınmıştır!) Heykel yasaklanmaz, aksine emredilir, heykeller eğitim ve hatırlatma amacı ile kullanılır, önünde eğilip diz çökülebilir, heykel resimler zaten İsa ve azizleri görülerek yapılmıştır. İsa görülen Tanrı’dır. Ama tüm bunlar tapma değildir! Hristiyanların Hz Meryem’i tanrı seviyesine çıkarmaları meselesi, &#8220;Oryantalistlerin sorularına cevaplar&#8217; bölümünde ele alınmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">“787&#8217;de yapılan ikinci İznik konsilinde ‘ikonlara tapmanın günah olmadığı’ kararı verildi.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 62) “II. İznik Konsili, ile Azizlerin resimlerine yapılan ibadetin meşruluğu kabul edilerek İkonoklazm anlayışı reddedilmiş ve resimlere, ikonlara dönüş serbest bırakılmıştır. Hatta günümüzde kiliselerde ikonasız gerçekleştirilmeyen ayinin temeli de atılmıştır. Konsil’de, ikonalara ‘saygı gösterme serbestliği’ getirilmiştir. Ama yine onlara göre bu onlara tapınma değildir.” (Mehmet Alparslan Küçük, II. İznik konsili’ne ikonografik açıdan yaklaşım, Türk &#8211; İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, Yıl: 8, Sayı : 16 Konya 2013 Yaz, s. 168, 170) “İkonoklast/putkırıcı karşıtı Şamlı Yohannes için, “tasvirlere ‘ibadet etmenin’ putatapıcılık ile bir ilgisi yoktur.” (Mehmet Alparslan Küçük, s. 167) “787 tarihinde II. İznik Konsili’nde ikonalara tapma onaylanmıştır. 843’te Ayasofya’da toplanan konsilde, ikonalara tapma onaylanmış ve o tarihten günümüze kadar bütün Ortodoks kiliselerinde varlığını sürdürmüştür.” (Sevcan Yıldız, Ayşegül Doğrucan, Hristiyan konsilleri ve ikonoklast akımlara etkileri, Al-Farabi International Journal on Social Sciences, Volume 6, 2021, s. 87)</p>
<p style="text-align: justify;">İtiraflar</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs&#8217;taki Chrysoroyiatissa manastırına gelen Kıbrıslı Rumlar, önce girişin yanında bulunan ana ikonun önünde başını eğerek ona kutsal bir öpücük kondurur, daha sonra aynı şeyi diğer ikonlar içinde yapar. Burada olup biten şey, sadece figüratif temsilleri benimsemekten ibaret olmayıp bunun yanında, bu ikonlara sanki onlar birer suret ya da heykel değil de canlı birer varlık yahut resimdekilerin kendisiymiş gibi ibadet edilmekte ve saygı gösterilmektedir. (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 150) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3965" title="boykine-4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/boykine-4.jpg" alt="" width="563" height="1317" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8497 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/once-dilini-kopardilar-sonra-diri-diri-yaktilar.jpg" alt="" width="400" height="266" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8089 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/resimleretapinmayokdedi-yakildi-1.png" alt="" width="228" height="288" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Güneş sistemi hakkındaki görüşleri nedeni ile Bruno;  &#8216;Resime tapınma yok&#8217; dediği için Rahip Huss diri diri yakılırlar!  Demek ki tapınma var!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8495 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20180511_151556.jpg" alt="" width="340" height="485" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teslisi reddettiği ve &#8216;İsa tanrı değil&#8217; dediği için M. Servet yakılarak öldürülür! </span></p>
<p style="text-align: justify;">‘cagatay151’ adlı kullanıcının, hristiyanforum.com&#8217;da &#8216;Heykel, resim ve ikonları hangi düşünce ile 2. emre karşı bulmuyor ve kullanıyorsunuz?&#8217; şeklinde sorduğu soruya, ‘FormerlySaul’ adlı kullanıcının verdiği cevap: &#8220;Kısacası biz İsa&#8217;nın veya azizlerin heykellerine ibadet etmiyoruz o heykelleri yardımcı olarak kullanıyoruz.&#8221; Halbuki yardım istenen varlığa zaten ilah denir! (Fatiha, 5)</p>
<p style="text-align: justify;">Ortodoks moderatör Alexios’un “İkona nedir?” sorusuna verdiği cevap: “İkona Tanrıyı tanımamız ve Onunla birleşmemiz için bir araçtır. Tanrı salt sesini duyurmakla kalmamış, kendisini göstermiştir de: Mesih&#8217;in beden alması ikonanın temelidir. İkona, Tanrı olan insanı da gösterir.” (www.hristiyanforum.com/forum/showthread.php?t=333967) Müşrikler, “Biz putlara, yalnız bizi Allah’a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz” derler.” (Zümer, 3) “Onların yalvarıp durdukları da, hangisi (Allah&#8217;a) daha yakındır diye Rablerine bir vesile ararlar.” (İsra, 57) “Mekke’li müşrikler de putları Allah ile kendi aralarında aracı varlıklar olarak görüyorlardı.” (Fatih Tok, Şirkin tevhide dönüştürülmesinde ilahî metot, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, Ağustos-2019 Cilt:11 Sayı: 2, s. 718)</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerini ‘Mesih İnanlılarını’ şeklinde tanıtan Protestan’lar açıkça diğer iki mezhebi puta tapmakla itham eder: “Melek ve Azizler, Resim Heykel ve Suretlerin Kullanımı Konusundaki Farklılıklar. Mesih İnanlılarını Katolik ve Ortodokslar’dan ayıran diğer bir özellik de onların melek, Meryem ve azizleri şereflendirmeyip tapınmamaları ve yine tapınış yerlerinde onların resim heykellerini bulundurmamalarıdır. Fakat Katolik ve Ortodoks kiliselerin bu suret ve heykellerin kullanımı sembol veya eğitimsel kullanımdan daha da öteye gidip, melekler ve azizler de içinde olmak üzere özel bir şerefe ve tapınışa hedef olmaktadır. Örneğin son olarak yayımlanmış Katolik kilisesinin eğitim kitabı her ne kadar Tanrı‘ya sunulan tapınıştan daha aşağı derecede bir tapınış sunduklarını belirtse de Katolik kilisesi açık bir şekilde Mesih‘in, Meryem‘in ve azizlerin tasvir ve heykellerine tapınıp onları şereflendirmek gerektiğini öğretir. (Catéchisme de l‘Eglise Catholique, Ssyfa 308-309,536-537) Katolik kilisesi öncülerinden biri olan Akinalı Tomas açık bir şekilde ‘Mesih‘e tapındığımız gibi O‘nun haçına da aynı şekilde tapınırız‘ der ve ‘haça da dua yöneltilme‘ sinden söz eder. (Somme Théologique, cilt III, sayfa 253-270) Hatta bazı kiliselerde direkt olarak haça yöneltilmiş dualar vardır.” (Dan Wickwire, Katolik ve Protestan kiliseleri arasındaki farklılıklar nedir, s. 21-23; hristiyanturk.com, Melek ve Azizler, Resim Heykel ve Suretlerin Kullanımı Konusundaki Farklılıklar)</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları kapansa da, alıntı yaptığımız sitelerin ekran görüntüleri sitemizde mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">Teslisi reddettiği ve &#8216;İsa tanrı değil&#8217; dediği için M. Servetus yakılarak öldürülür! Güneş sistemi hakkındaki görüşleri nedeni ile Bruno;  &#8216;Resime tapınma yok&#8217; dediği için Rahip Huss diri diri yakılırlar!  Demek ki tapınma var!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;16. Yüzyılın başlarında bir tabip ve teolog olan İspanya asıllı Michael Servitus, ‘tanrının tek olduğunu, İsa&#8217;nın da peygamber olmakla birlikte bir insan olduğunu’ söylediği için, canice ve aleme ibret olacak şekilde öldürülmüştür. Tek tanrı inancını haykırmak bir bakıma paganizme meydan okumak anlamına gelmekteydi. Bu tutum ya da tahammülsüzlük, bugün Batı&#8217;nın neden İslam dinine tahammül edemediğinin de ipuçlarını vermektedir. Hristiyanlıkta tam ve mükemmel tanım, bir kitapta değil de, bir insanda gerçekleşir. ‘Putperestlik, insanı vahiy olarak algılama biçimine bürünür.’ İnsanın kurtuluşu insan-tanrı sayesinde olmuştur. Pavlus kendi tanrısallığını İsa üzerinden ilan eder. Nietzsche, bu dinin tanrısının ölümünü ilan etmektedir.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 213-215) “Kuruluşundan beri Hristiyanlık neden akıl ile kavgalıdır? Rönesans, reform kime karşı yapılmıştır? Kilise neden engizisyon mahkemeleri ile Bruno, J. D&#8217;arc, L. Vanini gibi nice fikir adamlarını diri diri yakmış, Kepler&#8217;e zulmetmiş, Galilei&#8217;yi &#8216;dünya dönüyor&#8217; dediği için hapse atmıştır?” (A.Weber, Felsefe tarihi, s.181-192) Ayrıca “günahları bağışlama yetkisi ve bu bağışlamayı vergiye bağlamak ne kadar aklidir? Haçlı Seferleri, dinden aforoz etme uygulamaları zorlama değil midir?” (M. Emin Parlaktürk, Vakit,16.09.2006) “Amerika&#8217;nın keşfi sırasında İspanyol işgalcilerin yaptığı katliamların sorumlusu, 1492&#8217;de Amerika&#8217;ya ayak bastıktan 22 yıl sonra, 8 milyonluk Kızılderili nüfusunu 8 bine indirenler, milyonlarca Meksikalıyı katleden, Avustralya&#8217;da 750 bin Aborjinin soyunu kurutan, 40 bin Hindu çıkrık ustasının ellerini kesen, pirinç ekmesinler diye Bengal bölgesindeki 50 bin çiftçinin parmaklarını doğrayan İngiltere; 1.5 milyon Cezayirliyi katleden Fransa; dünya savaşlarına neden olan Almanya; Irak, Afganistan&#8217;ı işgal eden ABD; Filistinlilere soykırım yapan İsrail; Bosna&#8217;da yapılan katliam ve tecavüzleri gerçekleştiren Sırplar&#8230;  Müslüman mı idiler?” (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s.193)</p>
<p style="text-align: justify;">“1232 yılında Papa Gregory IX, heretiklerin (Kilise ile çelişenlerin) yakılmalarını öngören bir papalık bildirgesi yayınlanmıştır.  Aziz Augustine, Matta İncil&#8217;inde geçen bir benzetmeden hareket ile heretiklerin yakılmasına izin vermiştir.” (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB, s. 67, 69)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8504 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/425565188202192_1259754987.jpg" alt="" width="482" height="173" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Roma Katolik Kilisesi&#8217;nin savunduğu öğretiyi korumak için” (tr.wikipedia.org/wiki/Engizisyon) kurulan engizisyon işkencesine iki örnek: Metalden yapılmış olan bu boğanın karnındaki kapağa suçlu canlı olarak konur ve ardından kapak kapatılır. Boğa ateşe tutulurken içinde kavrulan mahkum bağırmaya başlar. Bu da boğanın böğürme gibi ses çıkarmasını sağlar. Sesin şiddetine göre kişinin suçunun ne kadar olduğu anlaşılır. Şayet kişi hiç bağırmadan can verdiyse, ailesine mahkumun ‘iyi bir Hristiyan’ olduğu söylenir. Boğarak öldürülmede ise, mahkumun elleri ve ayakları bağlanır, ayaklarına bağlanan bir ağırlıkla birlikte suya atılırdı. Şayet kişi kurtulabilirse (!) cadı olduğu onaylanmış olurdu, zira sıkıca bağlanmış bir düğümden kimse kurtulamazdı. Şayet ölürse, mahkumun ‘hala iyi bir Hristiyan’ olduğu için ailesine teşekkür edilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında her şey ortadadır: &#8220;Katolik kilisesi açık bir şekilde Mesih‘in, Meryem‘in ve azizlerin tasvir ve heykellerine tapınıp onları şereflendirmek gerektiğini öğretmektedir.&#8221; (Catéchisme de l‘Eglise Catholique, s. 308-309, 536-537) &#8220;Katolik kilisesi öncülerinden biri olan Akinalı Tomas açık bir şekilde ‘Mesih‘e tapındığımız gibi O‘nun haçına da aynı şekilde ‘tapınırız‘ der ve ‘Haça da dua yöneltilme‘ sinden söz eder.&#8221; (Somme Théologique, III/253-270)  Hatta bazı kiliselerde direkt olarak haça yöneltilmiş dualar vardır. &#8216;Ey Mesih‘in kanlı haçı&#8217; gibi! &#8220;Halk adeta bir alay şehide, azize, meleklere tapan müşrikler gibiydi.&#8221; (Canon Taylor, Kiliseler Kongresi tebliği, Wolverhampton, 7.10.1887) Protestanlar heykel konusunda daha hassastırlar! “Protestanlığın Kalvinist ve Presbiteryen mezheplerinin kiliselerinde neden resim heykel bulunmaz?&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 220) &#8220;Protestanların din değiştirmeye Katoliklerden daha eğilimli olmaları&#8221; (M. F. Gmelin,Christensclaverei und Renegatenthum unter den Vokern des Islam, s. 21) bu putperestliğe olan uzak durmaları neden olabilir mi?<strong>  </strong>&#8220;Bosna&#8217;lı Bogomillere karşı Papalık, birkaç kez haçlı seferi yapılması yönünde telkinde bulunmuştu. Bogomiller, bakire Meryem&#8217;e tapınmaya hiçbir şekilde kabul etmiyorlar ve dini tasvirlerin önünde eğilmenin şirk olduğunu düşünüyorlardı.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 264) Bilindiği gibi Bosnalılar daha sonra Müslüman olmuşlardır!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5018" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dinimielestireniseviler-1.jpg" alt="dinimielestireniseviler-1" width="238" height="332" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12188 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/put-isa-heykelcilik-2021.jpg" alt="" width="462" height="558" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hangi İsa? Hangi Meryem?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6499 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gercekisa-2.jpg" alt="gercekisa-2" width="865" height="329" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/sadece-mezhep-degil-goruntuolarakta-isa-hangisi-1" rel="attachment wp-att-4206"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4206" title="sadece-mezhep-degil-goruntuolarakta-isa-hangisi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sadece-mezhep-degil-goruntuolarakta-isa-hangisi-1.jpg" alt="" width="360" height="726" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9162 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hangimeryem-1.jpg" alt="" width="528" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Katliamlar; Sevgi ve müjde dini, siyaset, savaş, gerçekleri!</p>
<p style="text-align: justify;">1994&#8217;te Ruanda&#8217;da Hutu&#8217;lilere destek veren Katolik kilisesi, 3 ayda 1.000.0000 Tutsi&#8217;nin katliama uğramasına neden oldu. Katliam devam ederken Kilise&#8217;ye bağlı George Ruggi Georgesruggio adlı radyo yayıncısı: &#8220;Tutsi topluluğu yaratıcıya karşıdır. İsa/Yaratıcı onları ebediyen mahkum etti. Onları İsa adına cezalandırın. İsa’nın ve halkın şimşeklerini onların kafalarına yağdırın.&#8221; diye yayın yapmakta idi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7356 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_220317.jpeg" alt="" width="727" height="447" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir ana doğurmuş; yıllarca emek verilerek büyütülmüş. Suçu yok, ama elleri arkadan bağlı. Ne yapacağınızı beklerken nefes alıp verdikçe omuzları kalkıp iniyor. Elinizdeki tüfeğin namlusu ensesine dayalı. &#8220;Hadi&#8221; denince tetiği çekebilir misiniz? Çektiler. Sekiz binden fazla delikanlının nefesi öyle kesildi. Emir kulu askerler arasında duraksayanlar oldu. Onların tereddütlerini kimler giderdi, biliyor musunuz? Papazlar. Vaazlarında, dinlerinin &#8220;Düşmanını bile sev&#8221; mesajını pazarlayan kara cüppeliler, Sırp Ortodoks Kilisesi&#8217;nin talimatıyla dağ yamaçlarında askerlere bağırdılar: &#8220;Çekinmeyin, vurun! Günahınızı peşin peşin bağışlıyoruz!&#8221; Ratko&#8217;nun kızının niçin intihar ettiği de biliniyor. Babasının sicili öyle iğrenç ki, onun hakkındaki savcılık iddianamesini okuyunca, bu dünyanın yaşanacak yer olmadığına karar vermişti.&#8221; (Refik Erduran, Sabah, 30 Mayıs 2011) “Ratko Mladiç’in kızı Ana Mladiç, 23 yaşındayken 25 Mart 1994 tarihinde intihar etti. Belgrad’ın “Kurir” gazetesinin intihardan birkaç gün sonra verdiği haberde, Ana’nın, babasının Bosna’da karıştığı katliamları anlayınca depresyona girip intihar ettiği belirtildi.” (Vatan, 26.05.2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Haçlı seferlerinde, 1096-1291 yılları arasında yazar Hans Wollschager’e göre 22 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 1099 yılında Kudüs´ün alınması ile 70 bin Müslüman ve Yahudi katledilir.  İnnozenz, 4. haçlı seferini başlatmış, 1202´de Zara’yı ve 1204´de Konstantinopel’i (İstanbul) yağmalatmış ve kendi mezhebleri arasındaki ayrılıkları körüklemiştir. İspanyollar, 1391 yılında 50 bin Yahudiyi öldürmüş ve 1492 yılında ise 50 bin Yahudinin zorla dinleri değiştirilmiş, geriye kalan 100 bin ile 200 bin arasında Yahudi göçe zorlanmıştır.Ve yine 1615 yılında İspanyollar zulüm ve baskılarına rağmen dinlerinde kalan sayıları 300 bin ile 3 milyon arasında tahmin edilen Müslümanları göçe zorlayarak köklerini İspanya’dan kazımıştır. Amerika’nin keşfinin ilk 50 yılında katolik ispanyollar 1 milyon yerlinin katliam, kölelik ve enfeksiyonel hastalıklardan dolayı ölümüne sebeb olmuştur. Ve daha sonra ki 150 yıl içinde 100 milyon insan yani yerli halkın 90% haritadan silinmiştir. Yerlilerin ellerini ve burunlarını kesip köpeklere yem etmişlerdir. Kurbanlarını 13’lü guruplar halinde asmalarının sebebi ise, 12 Havari<strong> + </strong>1 Hz. İsa formülüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Paris 1572. ‘Bartholomaus-Gecesi’nde 3000-5000 arası insan öldürülmüştür. Amerika’nın keşfinden 19. yüzyıla kadar 13 milyon afrikalı köleleştirilip Amerika´ya götürülmüştür. Engizisyon katliamlarının başlamasına, 1488 yılında papalığın onayıyla yazılan &#8220;Der Hexenhammer&#8221; isimli kitab sebeb olmuştur. 18. Yüzyılın sonuna kadar çoğunluğu kadın ve içinde çocukların da bulunduğu 40 bin ile 100 bin arasında insan yakılarak ve çeşitli metotlarla katledilmiştir. 1941-1943 yılları arasında katolik Hırvatistan’da 750 bin Ortodoks Sırp katledilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Papa XII. Pius, Hitler’i ve Mussolini’yi desteklemiştir. “1930&#8217;larda Katolik piskoposlar, Franco&#8217;nun ordularını kutlamış, Papa XII. Pius, Hitler&#8217;i ve Mussolini’yi desteklemişti. (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 68) Papa, milyonlarca insanın Nazi ölüm kamplarında yok edilmesi karşısında sessiz kalmıştır. Resmi olarak Vatikan’ın İkinci Dünya Savaşında tarafsız kaldığı varsayılsa da, gerçekte Nazi yanlılığı açıkça belgelenmiştir. G. Lewy şöyle yazmaktadır: “Hitler egemenliğinin başından sonuna kadar, piskoposlar inananlara, Hitler hükümetinin itaat edilmesi gereken meşru bir otorite olarak kabul edilmesi gerektiğini öğütlemekten asla bıkmadılar. 8 Kasım 1939’da, Münih’te Hitler’e düzenlenen başarısız suikasttan sonra, Kardinal Bertram Alman piskoposluğu adına ve Kardinal Faulhaber Bavyera piskoposları adına Hitler’e kutlama telgrafları göndermişlerdi. Almanya’daki tüm Katolik basın, Reichspresskammer’den gelen talimat doğrultusunda, bunun Führer’i koruyan mucizevi bir ilahi takdir olduğundan bahsediyordu.” (G. Lewy, The Catholic Church and Nazi Germany, NY, 1965, s. 310) “Alman dokümanları iki önemli noktada birbirini etkileyici bir şekilde tutmaktadır”, diyor Saul Freidhandler ve ekliyor, “Birincisi, görünüşe göre Bağımsız Papalık, Nazi rejiminin niteliği nedeniyle azalmış görünmeyen ve 1944’e kadar da yalanlanmamış bir biçimde Almanya’dan yana bir tercih yaptı; İkincisi, XII. Pius hiçbir şeyden korkmadığı kadar Avrupa’nın Bolşevikleşmesinden korkuyordu ve göründüğü kadarıyla, sonunda Batılı müttefiklerle uzlaşsaydı, Hitler Almanya’sının Sovyetler Birliği’nin Batıya doğru ilerlemesinin önünde başlıca duvar olacağını umuyordu.” (Saul Friedhandler, Pius XII and the Third Reich, A Documentation, NY, 1958, s. 236)</p>
<p style="text-align: justify;">“Norveç&#8217;te ari ırk teorisi, Kilise Bakanlığının gayretleriyle ülkede uygulanmıştır.” (Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları, s. 65) 15 yaşındaki kızlar bile zorla kısırlaştırılmıştır. Papaz Carlsen, &#8220;Bu kısırlaştırmadan tanrının çok memnun kaldığını, kendisini de çok rahat hissettiğini.&#8221; ifade etmiştir. Benzer uygulama, Norveç Devlet Kilisesi tarafından da uygulanmış ve hatta çocuklara sadistçe cinsel tacize varan sapıklıklar yapılır. (Yürükel, s. 66-67) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1810" title="papa-hitler-4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-hitler-4.jpg" alt="" width="360" height="662" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Piskoposun laik olanı bu kadar! ABD Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Elphidophoros ABD’nin California eyaletinin San Diego şehrinde düzenlenen 47. Din Adamları Laik Kongresi’nde “onur konuğu” olarak yaptığı konuşmada “Kıbrıs Cumhuriyeti 50 yıldır işgal altında” dedi. (Haber 7,  08.07.2024) &#8220;Haçlı seferlerinde askerleri denizaşırı görevlere teşvik edenler hep, papalık ve dini kurumlar olmuştur.&#8221; (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam damgası, s. 35) </p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı zamanının iki emperyalist ülkesi Portekiz ve İspanya arasında bölen, tanrının yeryüzündeki iki temsilcisi (!) Papa VI. İskender (Rodrigo Borgia) ve Papa VI. Alexander.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6879 alignleft" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-somuru-1.jpg" alt="papa-somuru-1" width="788" height="367" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/2011-07-19_vatan_1" rel="attachment wp-att-1809"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1809" title="2011-07-19_vatan_1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2011-07-19_vatan_1.jpg" alt="" width="250" height="160" /></a>                                                         </strong>Sevgi dini, müjde ve siyaset, savaş gerçekleri&#8230;!<strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-savas-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-6231 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-savas-1-300x204.jpg" alt="din-savas-1" width="300" height="204" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11381 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunan-pis-1.jpg" alt="" width="532" height="270" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6374 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ortodoks-haclirihu-1.jpg" alt="ortodoks-haclirihu-1" width="685" height="312" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8968 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aa-12-1.jpg" alt="" width="480" height="166" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10473" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20200122-173541-242x300.png" alt="" width="242" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10933" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/azeri-ermenisavasi-2792020-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Azeri-Ermeni savası, Ermenistan resmi sitesindeki fotoğraf, tarih: 27.9.2020 </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10662 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/45635638.jpg" alt="" width="539" height="316" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Süryani Ortodoks Piskoposu Kamışlı&#8217;da Rus askerleri ile Türkiye&#8217;ye karşı çalışırken. (11.5.2020) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsalsu-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6229 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kutsalsu-1.jpg" alt="kutsalsu-1" width="328" height="431" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  Kutsal su, her şeyi temizler ( Suriye için kutsanan silahlar, Ekim 2015)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7650 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/654756768.jpg" alt="" width="294" height="231" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12325 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/32645735675676.jpg" alt="" width="407" height="249" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kıbrıs&#8217;lı Rumlar papazlara silah eğitimi veriyor </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                            <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12276" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yunanistan_ilk_rafalelar20122.jpg" alt="" width="434" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yunanistan&#8217;ın Fransa&#8217;dan satın aldığı 18 adet Rafale savaş uçağının ilk partisi (6 adet) Yunan topraklarına iniş yaptı. Yunanistan Başbakanı Miçotakis törende Türkiye&#8217;yi hedef alırken, Yunan din adamları da savaş uçaklarını kutsal suyla kutsadı. (Yeni Şafak, 20/01/2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sevgi dini kitabı İncil&#8217;den ilham ile üretilmiştir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6207 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sevgidini-inceilden-1.jpg" alt="sevgidini-inceilden-1" width="434" height="773" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı İkiye Ayıran Anlaşma: Tordesillas Antlaşması. Tordesillas Antlaşması dönemin en büyük deniz güçleri olan Portekiz ve İspanya arasında imzalanmıştır. 1493’te, İspanya ve Portekiz kralları yeni keşfedilen topraklardaki ticaret ve “sömürgeleştirme faaliyetlerini kimin kontrol edeceği” konusunda anlaşmazlığa düştü. İspanya bu anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için Papa VI. Alexander’a başvurdu. Papalık, Hristiyanlığın yayılmasını güvence almak amacıyla anlaşmaya aracılık etmiştir. İki devlette Papalığın aracılığını tanımıştır. Keşfedilen topraklarda hakimiyet kralların olmakla birlikte Papanın adına bölgede faaliyet gösterilmiştir. Yazar Barnaby Rogerson şunları söylemektedir: “Roma’daki bir papanın iki küçük Avrupa krallığı yararına bütün kıtaları bölüştürmesi şimdi bize inanılmaz gelse de, o zamanlar Batının kibirli tutumunu ortaya seren görkemli bir olaydı.” Rogerson’a göre, bu papalık kararı “daha sonraki sömürge imparatorluklarında görülen zalimliğin başlangıcı olarak kabul edilebilir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Rusyalı din adamlarından Suriye&#8217;ye operasyona destek. Rusya Ortodoks Kilisesi Halkla İlişkiler Departmanı Yetkilisi Vsevolod Çaplin, Rusya&#8217;nın Suriye&#8217;deki askeri operasyonlarını ‘kutsal mücadele&#8217; olarak niteledi. Kararın hem uluslararası hukukla hem de Rus halkının zihniyeti ile bağdaştığını vurgulayan Çaplin, &#8220;Rusya şimdiye kadar barışın korunması için farklı bölgelerde, özellikle de Ortadoğu&#8217;da önemli rol oynadı. Terörle mücadele, insanlık onuru, adalet ve barış için yapılan mücadele kutsal mücadeledir&#8221; dedi.” (Sputnik, 30 Eylül 2015)</p>
<p style="text-align: justify;">Rus Ortodoks Kilisesi, &#8216;Rusya&#8217;nın saldırıları İncil&#8217;e uygun&#8217; Patrik açıklamasında, Rusya&#8217;nın Suriye&#8217;deki askeri eylemleri İncil&#8217;e ve St. Augustinus&#8217;un &#8216;Haklı Savaş&#8217; kuramına uygun&#8221; olduğunu ifade etti. Suriyeye giden rus savaş uçaklarını ve askerlerini kutsayan Ortodoks kilisesi birinci ağızdan, bir kez daha Suriye&#8217;de yürütülen savaşın bir haçlı saldırıd silsilesi olduğunu kabul etmiş oldu. (Yeni Akit, 8.1.2016) Aynı gün diğer haber: Rusya 100 günde 135 Çocuğu Öldürdü. Rusya, &#8216;IŞİD ile mücadele&#8217; gerekçesiyle Suriye&#8217;de başlattığı sadırılar da 100. gününü tamamladı. Bu 100 gün içinde Rus saldırılarında 135 çocuğun öldürdü. (Risale Haber, 8.1.2016)</p>
<p style="text-align: justify;">Türk elektriği harammış! Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu, halktan Türk elektriği kullanmamasını istedi: Türk elektriğiyle aydınlanmak yerine fener kullanmayı tercih ederim. (Hürriyet, 19 Temmuz 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan Başpiskoposu haddini aştı! Yunanistan Başpiskoposu Ieronimos, OPEN TV kanalında katıldığı Yunanistan’ın kurtuluş savaşı ile ilgili bir programa katıldı. Ieronimos katıldığı programda &#8220;İslam’ın bir din olmadığını&#8221; ve &#8220;Müslümanların savaş yanlısı insanlar olduğunu&#8221; söyledi. (Milliyet, 17.01.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">“SİHA’lar Mor Yakup Manastırı’nda saklanan PKK’lı teröristleri iki gün bekleyip vurdu Mardin Nusaybin’de rahip Sefer Bileçen tarafından Mor Yakup Manastırı’nda saklanan PKK’lı teröristlerden ‘Akif’ ve ‘Medya’ kod adlı teröristlerin bölgede iki gün keşif yapan SİHA’lar tarafından vurulduğu ortaya çıktı. İtirafçı terörist M.S.’nin “Ona çok güvenirdik” dediği rahip Sefer Bileçen, uzunca bir süredir PKK üyelerinin barınma ve gıda ihtiyaçlarını karşılıyordu.” (Star, 22.01.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Kıbrıs Rum kesiminde din adamlarının silah eğitimi alması tepkilere yol açtı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi&#8217;nde (GKRY) papazların Rum Milli Muhafız Ordusuna (RMMO) ait silahlarla atış talimi yapması tepki topladı. (AA, 11.02.2022) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile İnsan Hakları Derneği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Yeorgios&#8217;un silahlanma ve seferberlik çağrısına tepki gösterdi. Bununla birlikte, GKRY&#8217;de papazlara, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) askerleri gözetiminde atış eğitimi verildi. (NTV, 19.04.2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Azeri-Ermeni savası sırasında, Ermenistan resmi sitesinde yayınlanan fotoğraf. (27.9.2020) Dağlık Karabağ&#8217;daki çatışmalar sırasında elinde kalaşnikof ile Azerbaycan&#8217;a tehditler savuran ve &#8220;Tek başıma kalsam bile Kelbecer&#8217;i savunacağım&#8221; diyen papaz Hovhannes Hovhannisyan&#8217;ın Erivan&#8217;a kaçtığı öğrenildi. (Haberler, 30 Kasım 2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Süryani Ortodoks Piskoposu Kamışlı&#8217;da Rus askerleri ile Türkiye&#8217;ye karşı çalışırken. (11.5.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Kutsal su, her şeyi temizler. (Rus silahları Suriye için kutsanıyor. Ekim 2015) ve “Yunanistan&#8217;ın Fransa&#8217;dan satın aldığı 18 adet Rafale savaş uçağının ilk partisi (6 adet) Yunan topraklarına iniş yaptı. Yunanistan Başbakanı Miçotakis törende Türkiye&#8217;yi hedef alırken, Yunan din adamları da savaş uçaklarını kutsal suyla kutsadı.” (Yeni Şafak, 20/01/2022)</p>
<p style="text-align: justify;">“Osmanlı&#8217;nın hoşgörüsü Kilise&#8217;nin fırsatçılığı. Katoliklerin yok etme noktasına getirdiği Rum Ortodoks Kilisesi, en güçlü dönemini Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde yaşadı. Buna rağmen Osmanlı’ya karşı başkaldırılarda da hep Rum Ortodoks Kilisesi’nin izleri oldu. Enosis kaynaklı tüm olaylarda karşımıza Kilise çıkar. 1821 Mora ayaklanması dahil Osmanlı’ya karşı başkaldırılarda hep Rum Ortodoks Kilisesi’nin izleri oldu. İngilizler, Ada’nın yönetimini aldıklarında Kilise’nin ayrıcalıklarını kaldırdılar. Osmanlı Dönemi’ndeki ekonomik rahatlık ve özgürlüğünü bulamayan Kilise, tüm gücüyle beraber Enosis fikrinin savunucusu oldu.” (Özay Şendir, Milliyet, 10 Temmuz 2024)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD’de Florida merkezli ‘Spike’s Tactical’ adlı bir silah üreticisi, üzerinde İncil’den ayet yazılı bir taktik saldırı silahı üretti. AR-15 tipi tüfek, şirket tarafından “Crusader” (Haçlı) diye adlandırıldı. Silahın logosu Haçlı Savaşları süresince Tapınak Şövalyeleri tarafından kullanılan simgelerle beraber haç işareti de barındırıyor. Üzerinde “144. Mezmur: Ellerimle vuruşmayı, parmaklarımla savaşmayı öğreten Rabbe övgüler olsun” yazan tüfek, 1.395 dolar fiyat ve ömür boyu kullanım garantisiyle satışa sunuldu. Üretici firma Spike’ın sözcüsü ve eski bir Deniz Komandosu Ben “Mookie” Thomas, mütedeyyin hiçbir Müslümanın söz konusu silahı eline almaya cesaret edemeyeceğini savunarak, “Müslümanlar’ın erişemeyeceği bir silah üretmek istedik” dedi. Thomas, tüfeği pazarlarken “Müslüman teröristler tarafından asla kullanılmayacaktır” sloganı ile satışa çıkardıklarını da söyledi. (Vatan, 05.09.2015)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13402 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/323414439_744483747100946_5789840270983334141_n.jpg" alt="" width="585" height="631" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyanlık adına şiddet utanç verici. İtalya’nın Perugia kentine bağlı Assisi Beldesi’ndeki bazilik kilisesinde, farklı inançlara mensup yaklaşık 300 dini lider önünde konuşan Papa, “Bir Hıristiyan olarak bir noktayı belirtmem gerekiyor: evet, doğrudur, tarih boyunca şiddet, Hıristiyan inancı adına da uygulanmıştı. Bunun utanç verici birşey olduğunu kabul ediyoruz.” dedi. Papa adını anmadı; ama uzmanlar, “utanç verici” şiddetten kastedilenlerin başında Haçlı Seferleri’nin bulunduğunu belirtiyor. (Hürriyet, Ekim 28, 2011) Tabii, liste uzun: Engizisyon, Aforoz, Sömürgeciliğe verilen destek, Dünya savaşları, Haçlı seferleri, 2000 yılından sonra ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve İsrail merkezli yürütülen gayri resmi haçlı seferleri ve en son Ezan, başörtüsü, m,nare yasakları ile beraber Kur’an yakma gösterileri!</p>
<p style="text-align: justify;">Yansıtan Korkunç Yapı: Sedlec&#8217;in İskelet Kilisesi. İç mimarisi tamamen gerçek insan kemikleri ve kafatasından oluşan bu kilise şimdi ne kadar korkunç gözükse de Orta Çağ karanlığına oldukça uyan bir görüntüye sahip. Bu tür bir camiye ise tarihte asla rastlanmamıştır!</p>
<p style="text-align: justify;">Vatikan günah çıkarıyor. Yüzyıllar boyu insanlara işkence çektiren ve tahminen 10 milyon insanın barbarca ölümüne neden olan Engizisyon&#8217;un sırları artık gün ışığına çıkıyor. Alman Der Spiegel Dergisi, bugüne kadar Vatikan tarafından sır gibi saklanan 4500 banttan oluşan insan avı arşivlerinin dünya kamuoyuna açıklanacağını bildirdi. Tahminlere göre, bu insanlık dışı uygulamalar 10 milyon insanın ölümüne, hatta bazılarının canlı canlı toprağa gömülmesine yol açtı. Kötü bir tümör gibi asırlar boyunca Hıristiyanlık aleminde Engizisyon uygulamaları yaygın hale geldi. Yine yapılan tahminlere göre 1450 ile 1750 yılları arasında 1 milyondan fazla kadın Tanrı adına infaz edildi. Alınan her karar Tanrı adına alındı, Tanrı adına uygulandı. Engizisyon uygulamalarında davalının hiçbir hakkı yoktu. Davacı, kilisenin görevlisi aynı zamanda hem savcı hem de hakimdi. İşkenceye sadece izin verilmemişti, bu aynı zamanda bir emirdi. Kilisenin kararları doğrultusunda yapılan kıyımlara karşı durabilecek, vazgeçirebilecek hiçbir kurum yoktu. baş Engizisyoncusu olan Dominiken papaz Tomas de Torquemada 12 bin Yahudi’yi, inançlarından vazgeçmedikleri için yaktırdı. (Hürriyet, 2 Haziran 1998)</p>
<p style="text-align: justify;">Vatikan günah çıkarıyor. Katolik Kilisesi, modern gök biliminin öncüsü Polonyalı astronom Nicholas Kopernik (1473-1543) ile Galileo&#8217;yu yüzyıllar önce &#8221;Dünya&#8217;yı evrenin merkezinde kabul etmiyorlar&#8221; ifadesiyle kınamıştı. Kilise, &#8221;Dünya, Güneş etrafında dönmektedir&#8221; saptamasını şiddetle reddetmişti. Vatikan Kilisesi, Rönesans&#8217;ın bilim devriminin öncüleri Galileo ile Kopernik&#8217;ten yüzyıllar sonra 1992&#8217;de ilk kez resmen özür dilemişti. Benediktus&#8217;un selefi olan Papa II. Jean Paul, 16 yıl önce eski Katolik engizisyon mahkemelerinin Galileo ve Kopernik için biçtiği kınama genelgesi ve ev hapsi cezalarının &#8221;feci hata olduğunu&#8221; bildirmişti. (CNN Türk, 21.12.2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Camide katliam ‘terör’ değil. Kanada’da bir camiye silahlı saldırı düzenleyen Fransız asıllı öğrenci hakkında terör yerine cinayet soruşturması açıldı. “Quebec Büyük Camii” olarak da bilinen merkeze gerçekleşen saldırıda kurbanların sırtlarından vurulduğu açıklandı. (Karar, 01/02/2017)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7226 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hiristiyanlik-siddet-1.jpg" alt="" width="485" height="801" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7229 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2Haz1998-2.jpg" alt="" width="602" height="1268" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7761 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Sedlec-kilisesi-1.jpg" alt="" width="602" height="426" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7165 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isa-evlimi-hangi-isa-1.jpg" width="614" height="1900" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi söyleminden şiddet realitesine Hristiyanlık</p>
<p style="text-align: justify;">Her dinsel gelenek kendi öğretileri doğrultusunda insanı eğitmeye ve yönlendirmeye çalışır. (Şinasi Gündüz, Dinsel Şiddet Sevgi Söyleminden Şiddet Realitesine Hristiyanlık, s. 19) Son zamanlarda, medyanın çoğunlukla Müslümanlarla ilişkili şiddet eylemlerinin geri planında yatan yabancı işgaller, sömürü, küresel süper güçlerce desteklenen yerel diktatörler ve cuntaların yol açtığı sorunlar gibi nedenler göz ardı edilmekte, yalnızca İslam inancı ve dinsel kaynakları bağlamında sürdürülen terör ve şiddet tartışmaları yapılmaktadır. “İsrail&#8217;in Filistin&#8217;de yerli halk üzerinde 50 yılı aşkın bir süredir uyguladığı terör ve şiddet eylemlerini gerisinde din faktörünü kimse aramamaktadır.” Madalyonun diğer tarafında, ülkeleri işgal edilmiş, işleri, aileleri, gençlikleri ve gelecekleri ipotek altına alınmış gençlerin işgalci güçlere karşı direnebilmek ve onları ülkelerinden kovabilmek amacıyla yaptığı saldırılar bulunmaktadır. Dinsel görünümlü her şiddet eyleminin ardında aslında politik, ekonomik ve benzeri nedenler tespit etmek mümkündür. Yahudi geleneğinde &#8216;goyim&#8217; olarak adlandırılan, ‘Yahudi olmayanlara karşı takınılacak şiddet içerikleri’ ile ilgili şu kaynaklara bakılabilir: Yeşu, 6:21-24; Krallar, 15:16; Sayılar, 31:7-12; Tesniye, 7:16; Yeşu, 8: 24-27; Talmut, Sanhedrin, 59. Her şiddet hareketi kendisini mutlaka bir metne dayandırır. 11 Eylül olayından sonra, Afganistan&#8217;a yönelik hareket öncesi eylemlerine meşruiyet zemini sağlamak doğrultusunda oluşturulan bir metinde, ‘demokrasi, insan hakları ve Batının sahip olduğu çağdaş değerlerin korunması, savunulması’ gibi argümanlara yer veriliyordu. ABD başkanı Bush, şer güçleri ile mücadele, iyinin kötüye karşı savaşı, yeni bir ‘Haçlı Seferi’ gibi dinsel motiflerle konuşmalar yapmıştı. (Şinasi Gündüz, s. 24-27)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlıkta şiddet: “Yeryüzüne barış getirmeye geldim sanmayın; ben selamet değil, fakat kılıç getirmeye geldim; çünkü ben adamla babasının ve kızla anasının ve gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim ve adamın düşmanları kendi ev halkı olacaktır. Canını bulan onu zayi edecektir; benim uğruma canını zayi eden onu bulacaktır.” (Matta, 10:34-36, 39); &#8220;Gökten bir melek bile size bildirdiğimiz müjdeyi ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun. Lanet olsun ona.&#8221; (Galatyalılara mektup, 189); &#8220;(Mesih&#8217;in ikinci gelişi ile ilgili olarak) onları demir çomakla güdecek ve çömlek kaplar gibi kırıp parçalayacak.&#8221; (Vahiy, 2: 27,28); &#8220;Bir kimse, düşmanlarının boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır. Sadece bir ahmak, boğazlamanın ve çalmanın Hristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir. Gerçekte sevgi budur.&#8221; (Martin Luther, Luther&#8217;s Works, Weimer edition, 11,2;19,625)</p>
<p style="text-align: justify;">Sömürge dönemlerinden itibaren askeri, siyasal ve ekonomik gücü arkalarına alan sömürgeci Hristiyan uluslar sayesinde, dünyanın hemen her köşesinde yayılma imkanı bulan Hristiyanlık, egemenlerin dini olarak dikkati çekmektedir. Öteden beri Hristiyanlığın en önemli iddialarından birisi, &#8216;sevgi&#8217; ilkesine yaptığı vurgu olmuştur. Sinoplu Marcion, eski Ahit tanrısının kötü bir tanrı olduğunu savunmuş, buna karşı bağışlayıcı ve seven tanrıya yani İsa Mesih&#8217;e inanmayı vurgulamıştır. İsa&#8217;ya göre, kişi düşmanını, hatta kendisine zulmedenleri bile sevmeli, onlardan nefret etmemelidir. Sevgi ve barış dini sloganı ile tanıtılan Hristiyanlık, gerçekten de gerek kutsal metinlerinde gerekse tarihinde böyle midir? Orta Çağdan günümüze, şiddeti kışkırtan kiliselerin, Hristiyan konsillerin ve şiddeti uygulayan Hristiyanların, Hristiyanlığın sevgi ve barış dini olduğu söylemi aslında, bu dinin ötekiler arasında yaygınlaştırılması misyonunda Hristiyanlarca uygulanan ve Hristiyanlığın şiddete dayalı gerçeğini perdeleyen bir örtü müdür acaba?  Günümüzde Hristiyan mezhepler, hem toplu intiharlar ve içe dönük şiddet eylemleri, hem de çeşitli bombalama ve terör eylemleri gibi dışa dönük şiddet eylemlerine başvurmaktadırlar. Bunların karakteristik özellikleri, Mesih&#8217;in gelişinin an meselesi olduğuna inanmaları ve içinde bulunduğumuz dönemi, Mesihi&#8217;in gelişi öncesi kaos, savaş ve şiddet ortamının yaşanacağı dönem olarak görmeleridir. Hatta bu akımlar, Mesih&#8217;in gelişini hızlandırmak amacıyla çeşitli şiddet eylemlerine başvurmayı dindarlık saymaktadırlar. Hristiyanlık bağlamındaki şiddet hareketleri, Mesihçi tarikatlarla mı sınırlıdır? Geçmişten günümüze Hristiyanlık tarihi dikkate alındığında, buna ‘evet’ demek oldukça güçtür. Hristiyanlık tarihine baktığımızda, Orta Çağdan günümüze kadar süregelen bir şiddet tarihine şahitlik ediyoruz. Gerek Hristiyan olmayan ötekilere karşı, gerekse Hristiyanlık içerisinde yer almak almakla birlikte, İnanç olarak sapkın diye nitelendirilen gruplara karşı sürdürülen şiddet hareketleri tarihin hafızasına kazılmıştır. Roma İmparatorluğunun, 313 Milan Fermanı ile birlikte, Hristiyanlığın resmi olarak din statüsüne kavuşturulmasını izleyen kısa bir süre içerisinde, heretik/sapın ilan edilen çeşitli gruplara karşı adeta bir sürek avı başlatılmıştır. Örneğin, İmparator Konstantin tarafından atanan piskoposu tanımayan Donatus ve Donatistler birçok katliamı uğramıştır. Kilise, Arius, Makedonius ve Nestoryus örneklerinde olduğu gibi birçok grup ve kişi yaşamlarından olmuştur. Zira, devlet dini haline gelerek siyasallaşan Pavlus&#8217;çu Hristiyan geleneğine karşı inanç ve değerler, siyasal otoriteye karşı yapılanmalar olarak değerlendirilmiştir. 384 yılına ait ünlü Theodosius kuralında, &#8220;Biz, tanrılara kurban sunulmasına karar veriyoruz. Kim Böylesi bir suç işlerse, öfke kılıcıyla vurursun.&#8221; denilmektedir. (Code  of Theodosius, XVI 1, 2, V 1, X  4; J. Wheless, Forgeryin Christianity, s. 243) Kilise kurumunun ilk dönemlerde, gerekse ilerleyen dönemlerde kendi öğretilerini benimsemeyenlere karşı uygun gördüğü, cemaatten dışlamadan afaroz ve işkence ile öldürülmeye kadar uzanan uygulamaları genelde konseyler, daha sonraki dönemlerde ise engizisyon mahkemeleri onaylamıştır. Kilise, iktidarda söz sahibi olmaya başlamasına paralel olarak Hristiyanlık dışı akımlara ve bağımlılarına karşıda şiddetli tavırlar almıştır. 5. yüzyılda Batı Roma&#8217;nın yıkılması sonrası Latin Kilisesi, Hristiyanlık dışı dinsel geleneklere savaş açmıştır. Asimile etmiş, cadılıkla suçlamış, ölüm cezalarına çarptırılmışlardır. Özellikle 15. yüzyıl, cadılıkla suçlananlara karşı şiddetli bir cezalandırma dönemi olmuştur. Hristiyanlık dışı diğer dinsel akımlara karşı da şiddet politikası sürdürülmüştür. Müslümanlara karşı sık sık Haçlı Seferleri&#8217;nin düzenlenmesi çağrısı yapılmış, bu savaşa katılanlar kilise tarafından takdis edilmiş, ayrıca  kilise, Müslümanların şeytan olduklarını savunmuştur. Haçlı seferlerinde Müslümanlarla birlikte Yahudilerde zaman zaman cezalandırılmıştır. Yahudilere karşı Hristiyan tepkisi, 13. yüzyılda İngiltere&#8217;den, 15. yüzyıl sonlarında İspanya&#8217;dan, daha sonra da Portekiz&#8217;den kovmaları ile sonuçlanmıştır. Bazen de, Haçlı Seferleri&#8217;nin muhatapları Bogomiller ve benzeri düalist Hristiyan akımları, ayrıca Ortodokslar ve diğer Doğu kiliseleri olmuştur. Katolisizmin bu şiddet tavrına karşı oluşan reform hareketi temsilcilerinin de şiddeti savunmaları dikkat çekicidir. Luther, Papa&#8217;yı Deccal olarak niteler. Luther, Hristiyan karşıtlarından İntikam almayı öğütlemiş, &#8216;Mesih karşıtlığının gövdesi&#8217; olarak nitelendirdiği Müslümanlarla ilgili olarak, &#8216;biz onları din adamlarıyla birlikte kılıçtan geçirmedikçe ve onları ölüme atmadıkça, onlara karşı galip gelemeyiz.&#8217; demiştir. ‘Luther aslında şiddete değil, kilisenin egemenliğine karşıdır.’ Luther&#8217;in Hristiyanlıkta savaşa ve şiddete yer olmadığı gibi bir fikri yoktur.  Şu çarpıcı sözler Luther&#8217;e aittir: &#8220;Bir kimse, kendi düşmanlarını boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır. Sadece bir ahmak, boğazlamanın ve çalmanın Hristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir.&#8221; (P.F. Wiener, M. Luther; Hitler&#8217;s Spritual Ancestor, naklen, tentmaker.org/books/MartinLuther-HitlersSpiritualAncestor.html) Ayrıca Luther, köylüler isyanı sırasında halka karşı prenslerin yanında yer almış ve halkın katledilmesinin dinen meşru olduğunu savunmuştur. (Şinasi Gündüz, s. 33-45, 71) O, &#8220;Köylüyü öldürmek, vahşi bir köpeği öldürmek gibidir.&#8221; demektedir. Yahudilere karşı şiddeti teşvik etmiş, sinagoglarının yakılıp yıkılması yönünde vaazlar vermiştir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9900 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/luther-savas-1.jpg" alt="" width="645" height="312" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanların şiddet ve baskı anlayışları sömürü ve emperyalist dönemlerde de devam etmiştir. Batılı Hristiyan uluslar, sömürge bölgelerinde yerel inanç ve değerlere karşı hızlı bir ‘asimilasyon süreci’ başlatmışlar ve neticede kısa zamanda, Amerika ve Amerika ile başta Avustralya ve Yeni Zelanda olmak üzere Okyanusyanın önemli kesimi ve Afrika ile Asya&#8217;nın kimi bölgeleri Hristiyanlaştırılmıştır. ‘Kiliseler, sömürgeci güçlerle işbirliği içinde olmuştur.’ Misyonerler, sömürgenin sürmesi konusunda adeta bir ‘öncü kuvveti’ gibi çalışmışlardır. 15. yüzyılın sonlarında Endülüs&#8217;ün yıkılmasıyla kilise, Müslüman ve Yahudilere karşı zoraki bir Hristiyanlaştırma sürecini yürütmüştür. Günümüzde, laisizmi benimsemiş birçok batı ülkesinde Hristiyanlık hala belirleyici bir kimlik, bir alt yapıdır. Şu anda bile dünyanın hemen her bölgesinde çeşitli Hristiyan mezhepleri ve grupları ile irtibatlı şiddet hareketleri devam etmektedir. Örneğin Kuzey İrlanda&#8217;daki çatışma aslında bir din savaşıdır. Yakın geçmişimizde derin izler bırakan katliamların sorumlarının da Hristiyan geleneğine sahip olduğu bilinmektedir. Örneğin Libya, Cezayir, Sudan ve Anadolu gibi ülkeler İtalyan, Fransız, İngilizler tarafından işgal edilmiş ve katliamlar yapılmıştır. Amerika&#8217;nın yaptığı uygulamalar, işgaller, darbeler, attığı atom bombaları ve  son olarak iki büyük Dünya Savaşı&#8217;nın temel oyuncularının da Hristiyan uluslar olduğunu ve kilisenin şu veya bu tarafa tanrı adına destek verdiğini, kutsadığını da hatırda tutmak gerekir. 18 Kasım 1978&#8217;de rahip Jim Jones liderliğindeki ‘Halk Tapınağı Kilisesi’ bağlıları toplu intihar etmiştir. 19 Nisan 1993&#8217;te Teksas&#8217;ta, Waco yakınlarında Mesih olduğunu ileri süren David Koresh ve taraftarları FBI ajanları ile girdikleri çatışmada topluca öldürülmüştür. 19 Nisan 1995 Sabahı patlayıcı yüklü bir aracın patlaması ile Oklahaoma şehri federal binası bir kan gölüne dönmüştür. Medya, faillerin kim olduğundan emindir, Ortadoğu ile irtibatlı radikal Müslümanlar! Ancak, olayın sorumlusu ‘Timothy McVeigh’ adlı dindar bir Hristiyan&#8217;dır. 1994&#8217;te İsviçre ve Kanada&#8217;da toplu intiharlar ve katliamlarla gündeme gelen ‘Güneş Tapınağı Tarikatı’ ile, 1997&#8217;de San Diego da toplu bir intihar eylemi gerçekleştiren ‘Cennetin Kapısı Hareketi&#8217;de bu listeye eklenebilir. Pavlus, mektuplarında Mesih&#8217;in ikinci gelişinin an meselesi olduğunu düşünmekte ve cemaatini buna hazır olmak konusunda uyarmaktadır. Hatta o, bunun kendi yaşamları esnasında gerçekleşeceğini düşürmekte idi. (Şinasi Gündüz, s. 46-53) Mesih, gökten melekler ile birlikte görkemli bir şekilde gelecek, ulusları birbirlerinden ayıracak ve solundakilere, &#8216;Ey lanetliler, iblis ile ‘onun melekleri’ için hazırlanmış sonsuz ateşe yollanın.&#8217; diyecektir. (Matta, 24, 25; Markus, 13; Luka, 21)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9901 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ZaCXDzcy4vBrlKmn-636571613314520132.jpg" alt="" width="944" height="814" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlar üzerinde yapılan bir anket sonuçları ilginçtir. ABD Hristiyanlarının yaklaşık yüzde otuzu, dünyanın Armagedon Savaşı ile son bulacağına inanmakta, bunların önemli bir bölümü bunun, kendi yaşamları esnasında gerçekleşeceğini düşünmektedir. Hatta böyle düşünenler arasında kimi ABD başkanlarının da bulunması oldukça önemlidir! Mesihçi Hristiyanlar, yaklaşmakta olduğuna inandıkları bu şiddet olaylarına hazırlıklı olmak ve layıkıyla Mesih&#8217;in yanında yer alabilmek amacıyla maddi ve manevi hazırlık yapmaktadır. Bazı Hristiyan grupları, Mesih döneminin gelişini hızlandırmak amacıyla bir takım şiddet hareketlerine girişmeyi ve kutsal metinlerde Mesih öncesi dönemde olacağı söylenen şiddet olaylarının gerçekleşmesini sağlamaya yönelik bazı girişimlerde bulunmayı gerekli görmeleri ve bunlara başvurmaları önemli bir sorundur. Şiddet, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve dinsel birçok nedenden kaynaklanabilir. Amerika ve Okyanusya&#8217;ya ayak basan Hristiyanlar, bu bölgenin Hristiyanlaştırmasını, ayrıca yerli dinlerin ve kültürlerin yok edilmesini, sosyal, askeri ve ekonomik diğer hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından bir zorunluluk olarak görmüşlerdir. Hristiyan kutsal metinlerinde şiddete dayanak oluşturacak çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Çağdaş Hristiyan ilahiyatçılara göre, eski ahit döneminde yargılama ve İntikamı önceleyen tanrı, yeni ahit ile birlikte, sevgi, bağışlanma ve affetmeyi ön plana çıkarmıştır. (Şinasi Gündüz, s. 56-58) &#8220;Ben, barış değil kılıç getirmeye geldim.&#8221; (Matta, 10:34, 35; Luka, 12:51- 53) İsa, &#8220;kılıcı olmayan, arabasını satıp bir kılıç alsın.&#8221; da demektedir. (Luka, 22: 36-38) İsa, sık sık muhaliflerini yerici, aşağılayıcı ifadeler kullanmaktan çekinmemekte ve zaman zaman onlara karşı şu ya da bu şekilde şiddet içeren tavır ve davranışlarda bulunmaktadır. Ferisilere, &#8221; engerek soyu, yılan, budalalar.&#8221; gibi yakıştırmalar ile hitap etmektedir. Yine İsa, meşhur tapınağı giriş kısmında, satış yapanları bir kırbaçla kovalamakta, sarrafların masalarını devirmekte, kuş satıcıların sehpaların altüst etmektedir. İsa, muhalifleri ile ilgili olarak zaman zaman, &#8220;cehennem azabından, ateşten, lanetten&#8221; bahsettiği rivayetler de bulunmaktadır. İsa&#8217;nın incir ağacını lanetlemesi de ilginçtir. İncir yemek ümidiyle ağaca yaklaşmış fakat bulamayınca incire lanet etmiştir. Halbuki incir mevsimi de değildir. Kısaca, bir ağaca bile lanet etmekten kaçınmamıştır. Tüm bu rivayetlerde öfkeli ve kompleksli bir İsa figürü ön plana çıkmaktadır. Pavlus, &#8216;gökten bir melek bile, size bildirdiğimiz müjdeye ters düşen bir müjde getirirse, lanet olsun ona, lanet olsun ona.&#8217; demektedir. (Galatyalılar, 1:8,9) &#8216;Gazapla cezalandıran Tanrı&#8217; ve &#8216;tanrının gazabı&#8217; ifadeleri, Pavlus mektuplarında seven tanrı motifi ile yan yana yer almaktadır. Sünnet konusundaki tartışmada kendisinden farklı düşünenleri kastederek &#8216;köpekler, İkiyüzlüler.&#8217; ifadelerini kullanmakta ve muhaliflerinin &#8216;iğrenç kişiler, asi, boşboğaz&#8217; olduklarından bahsetmektedir. Yahudileri, İsa ve peygamberlerin katili olmakla suçlayan ifadelerinde, antisemitizme temel teşkil eden bazı yaklaşımlar görmekte mümkündür. (Şinasi Gündüz, s. 61-64) Vahiy kitabına göre tanrısal öfke, yeryüzünde mutlak bir kaosa, düzensizliğe ve felakete yol açacaktır. (Vahiy, 16: 18-21; Vahiy, 19: 20, 21) Bu şiddet sahneleri, Milenyarist Hristiyan akımlar için temel referanslar olmuştur. Evanjelik Hristiyanlar, bu şiddet olaylarının bir an evvel olması beklentisi içerisindedirler. (Hallsell, Tanrıyı kıyamete zorlamak, s. 26- 90) Nitekim bu gruplar, Yahudilerin Filistin halkına yönelik şiddet eylemlerine büyük bir sempati ile bakmakta, ilahi takdirin birer tecellisi olarak değerlendirmektedir. Pavlus, yine bir yerde şöyle demektedir: &#8220;Yönetim, kılıcı boş yere taşınmıyor. Onlar öç alıcı olarak tanrının hizmetindedirler.&#8221; (Romalılar, 13:1-5) İlk dönem şiddete karşı pasif tutum takınan kilise, ilerleyen dönemlerde pasifist tavrı bir kenara hızla bırakarak, gerek Donanistler ve Ariusçular gibi heretik ilan edilen Hristiyan gruplara, gerekse Hristiyan olmayanlara karşı şiddeti meşrulaştırmışlardır.<strong> </strong> Çarmıh teolojisi bağlamında düşünülen kefaret doktrini, Hristiyan geleneğinde şiddetin meşrulaştırılmasında önemli rol oynayan bir doktrin olarak karşımızda durmaktadır.  Çarmıhta İsa&#8217;nın ölmesiyle beraber, ilahi yasalara riayet etme yoluyla kurtuluş modeli ortadan kalkmış ve yeni bir dönem başlamıştır. Pavlus, Mesih&#8217;in tanrı tarafından insanların günahların bağışlanması için bir kurban olarak sunulduğunu ve bununla tanrının adaletini gösterdiğini belirtmektedir. Tanrı, kendi öz oğlunu kurban olarak göndermiş ve bizim için onu kendi eliyle ölüme teslim etmiştir. İsa&#8217;nın çarmıhta acı çekerek ölmesi, İsa&#8217;nın şahsında gerçekleşen bir şiddettir. Tanrı, oğlunu acıya ve ölüme teslim etmekle insanlığa olan sevgisini göstermiştir. &#8216;Günah ve ölümün&#8217; ortadan kaldırılması için tanrının, İsa&#8217;nın acı çekerek öldürülmesine izin vermesi, tanrının, şiddeti bir diğer şiddet eylemi ile ortadan kaldırması anlamına gelmektedir. Neden acı ve ölüm kurtuluş için bir gereklilik olsun? Gerçek sorumlu kimdir? Ölmesine izin veren tanrı mı, Yahudiler mi, yoksa cezayı infaz eden Romalı askerler mi? Hristiyan ilahiyatının üç temel yorumunun ortak özelliği, cezalandırıcı bir tanrı ya da başkalarının faydasına kendi öz oğlunu ölüme göndermekten kaçırmayan tanrı modeli olarak ortaya çıkmaktadır. Bir sevgi tanrısının, başkalarının günahlarının sorumlusu olmayan bir varlığı neden acı ve şiddet dolu bir olayın kurbanı yaptığı konusu açıklama gerektirmektedir. Tanrının kötülere karşı kendi zaferini ilan etmesi için, oğul İsa&#8217;nın ölümünü kullandığı görülmektedir. İsa&#8217;ya yapılan şiddet, sebebi ne olursa olsun, bir haklılık ve meşruiyet temeli taşımamaktadır. Günümüzde haça gerilme ritüellerinin, başta Latin Amerika ülkeleri, Filipinler olmak üzere dünyanın birçok yöresinde hala Hristiyanlarca uygulandığı bilinmektedir.  Donatistlere karşı uygulanan sindirme ve yok etme girişiminde, gelecekteki iyi olayların gerçekleşebilmesi, kötülüğün yok edilebilmesi ve sapkın akımların önlenebilmesi amacıyla şiddete başvurmanın caiz/gerekli olduğu düşüncesi ön plana çıkmaktadır. İlerleyen dönemlerde şiddete başvurmayı meşrulaştıran, &#8216;haklı savaş&#8217; kavramı üretilmiştir. Haçlı Seferleri&#8217;nden günümüze, ‘medeni değerlerin korunması’ gibi argümanlar, Hristiyan halkların zihninde, yürütülen şiddete meşruiyet kazandırma girişimleridir. İslam&#8217;a göre insanın anlamı, &#8216;seçim yapabilme özgürlüğüne sahip bir varlık&#8217; demektir. İnsan, halife yani sorumlu varlıktır. Kur’an insanın yaratılış gayesini, Allah&#8217;a ibadet olarak açıklar. “Kur’an&#8217;da ibadet, bütün tavır ve davranışlarda, Allah&#8217;ın emir ve yasaklarını gözetmek anlamındadır. Şeytan, Allah&#8217;ın belirlemiş olduğu insanın özgürlük alanını sınırlarının dışına taşıran her şeyin adıdır.” Kur’an, doğru ile yanlışın insana açıklandığını, doğruyu seçenin kendi lehine bunu seçeceğini vurgular. (Şinasi Gündüz, s.67, 81-88) Kur’an, ilah kavramına, insanın düşünce, tavır ve davranışlarında etkin olan güç anlamını yüklemektedir. Dolayısıyla Kur’an&#8217;ın kullandığı ilah kavramının, insan yaşamına egemen olan güç anlamına geldiği görülmektedir. (Şinasi Gündüz, s. 90) İslam, halife kavramı çerçevesinde insanı açıklar ve özgür seçimiyle tercihlerinin sorumlusu olan varlık olarak tanımlarken;  Hristiyanlıkta insanı tanımlayan anahtar ifade, &#8216;doğuştan asli günah ve ölümün tutsağı olan varlık&#8217; kavramlardır. İslam&#8217;ın, doğuştan günahsız ve  özgür irade ile donatılmış insan tanımı ön plana çıkarken, Hristiyanlık insanın doğuştan günaha bağımlılığını savunur. Hz. Adem&#8217;den insana miras kalan &#8216;günah ve ölümden&#8217; kurtuluşun ancak, tanrısal oğul İsa Mesih&#8217;e iman yoluyla olabileceğini savunur. Öte yandan Hristiyanlık, insandan kaynaklanan kötülükleri ve şiddet eylemlerini bir bakıma, Adem&#8217;in şahsında tanrısal iradeye dayandırmaktadır. Hristiyan tarihinde ruhban sınıfı, kurtuluş yolunu ve bilincini kontrol eden bir mekanizma olarak ortaya çıkmıştır. Kişisel özgürlük alanı bir yandan günah ve ölümle, bir yandan da kilise kurumu ve rahiplik teşkilatı ile disiplin altına alınmıştır. St. Augustine gibi ilahiyatçılar, katı kaderci bir yaklaşımla bir kişinin kurtulamayacağını, tanrının baştan karar verdiğini, dolayısıyla kişinin bunu değiştirmesinin söz konusu olamayacağını savunur. Pavlus, herkesin, altında yaşadığı yönetime itaat etmesini, zira bütün yönetimlerin tanrı tarafından kurulduğunu ileri sürer. Yine o, bütün yönetimlerin tanrının hizmetinde olduğunu vurgular. Bu yaklaşımıyla Pavlus ve onu temel alan Hristiyan geleneği, bireyin iradesi üzerinde egemen olan iki temel gücün varlığını kabul etmektedirler; Tanrı ve dünyevi iktidarlar. Hristiyan geleneği, metafizik bağlamda bireysel özgürlük alanını tanrıyla sınırlarken, dünyevi alanda ise kişisel özgürlükleri, dünyalı iktidarların belirlediğini savunmaktadır. Bir bakıma öte dünya bağlamında tanrıya kulluk eden insan, bu dünya bağlamında da krallara kulluk etmektedir. Protestanlar ile Katolikler arasında yapılan bir uzlaşma toplantısını ifade eden Ausburg Barış metninde, &#8220;halkın, prensin dinine bağlı olması gerektiği&#8221;  belirtilerek &#8220;kimin toprağı onun dini&#8221; ilkesi vurgulanmıştır. (Şinasi Gündüz, s. 95-101)  “Cuius regio, eius religio (kimin diyarı, onların dini) ilkesi ile prensin dini, devletin ve tüm sakinlerinin dini haline geldi.” (tr.wikipedia.org/wiki/Augsburg_Barışı)</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç. Hristiyanlık, her ne kadar bağlılarınca ve özellikle misyonerlerce, &#8216; sevgi ve barış dini&#8217; olarak tanıtılmaya çalışırsa da, tarih boyu Hristiyanlık, şiddet içeren ve başvurduğu şiddeti meşrulaştıran bir din olarak olagelmiştir. Hristiyanlık, milattan sonra 4. yüzyıldan günümüze, dinsel kaynaklarının referansı ışığında sürekli şiddete başvuran bir din olarak tarihe geçmiştir. “Hristiyanlar, her tür inançsızlığın ortadan kaldırılması amacıyla şiddete başvurmaktan kaçırmamış, tıpkı, tanrının oğlu İsa&#8217;yı acı ve ıstırap çekerek ölüme göndermesi/kurban etmesi gibi, kendi gayeleri uğruna insanları/ulusları kurban etmekten ve ölüme göndermekten kaçınmışlardır.” Bu şiddet, Haçlı seferlerinde, sömürgeleştirilen bölgelerde, dünya savaşlarında ve yakın geçmişte Balkanlar, Ortadoğu ve Afganistan olaylarında, şimdi ise, Irak, Suriye, Arakan, Doğu Türkistan, Afrika&#8217;da görülmektedir. Şiddetin meşruiyeti ile ilgili çarmıh teolojisi bağlamında oluşturulan metin, Hristiyan bireylerin bilinçaltlarında her zaman şiddet ateşini yakmaya hazır bir kıvılcım durumundadır ve korkarım ileride de bu özelliğini sürdürmeye devam edeceklerdir. (Şinasi Gündüz, s. 103-105)</p>
<p style="text-align: justify;">Şiddet karşısında İslam</p>
<p style="text-align: justify;">Katoliklerle ve Protestanlar, daha sonra Protestan grupların kendi aralarındaki kanlı çatışmalar yıllarca sürmüştür. Buna dayanarak aydınlanma hareketinin önde gelen düşünürleri, Haçlı savaşlarını ve engizisyonu da hatırlatarak, dinin sosyal hayattan çıkarılmasıyla şiddetin en aza indirileceği sonucuna ulaşmışlardır. Buna göre din; özel alana hasredilmeli, sosyal hayatta ise akıl egemen olmalıydı. (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB, s. 29) Yahudilerde evrimcilik ruhu dinsel kaynaklıdır: Kabbalacıların çoğu, Yahudi olmayanların ruhunun Yahudilerin ruhundan daha aşağı seviyede olduğuna İnanır. (Şiddet karşısında İslam, s. 36) Hristiyanlık, adeta barış ve sevgi kavramları ile birlikte anılan bir dindir. Halbuki aslında; Haçlı Seferleri, engizisyon mahkemeleri, savaşçıların kutsanması, sehitlik anlayışı, savaşçı papalar, idam cezasının onaylanması, köleliğin desteklenmesi, sömürgecilik faaliyetlerine verilen onay ve destek, Hristiyanlığın şiddet yönünü gösteren örneklerdir. Luther, köylü ayaklanmalarını çok kanlı bir şekilde bastırmayı onaylamış ve desteklemiştir. Luther&#8217;e göre, &#8216;Yeryüzünün en çılgınları ve en alçak rezilleri&#8217; olsalar da, hükümdarlar &#8216;tanrının cellatları ve gardiyanları&#8217;dır. Aziz Barthelemy katliamı&#8217;nda da binlerce Protestan öldürülmüştür. 1618-1648 yıllarındaki Katoliklerle Protestanlar arasında devam eden 30 yıl savaşlarında yine binlerce insan öldürülmüştür. Sadece Almanya nüfusunun yüzde 20&#8217;si bu savaşlarda ölmüştür. (Şiddet karşısında İslam, s. 54-59) “Selahattin Kudüs&#8217;ü geri aldığı zaman hiçbir cana kıymadı. İngiltere ve Gal&#8217;de 643 Manastır, 90 kolej, 2374 kilise, 100 hastane kapatılmıştı. Kraliçe Elizabeth zamanında Katolikler diri diri yakılmışlardı.” (Dr. Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 82, 84-85) Luka, 19:27: &#8220;Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin.&#8221; denilmektedir. İbraniler, 9: 22: &#8220;Hemen her şey kanla temiz kılınır ve kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.&#8221; Vahiy, 2:27-28: &#8220;Mesih&#8217;in ikinci gelişinde insanlar, demir çomakla güdülecek ve çömlek kaplar gibi kırıp parçalanacaktır. Hristiyan olmayanların liderleri, kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atılırlar. Bunların taraftarları ise tamamen öldürülür.&#8221; (Vahiy, 19: 20-21) &#8220;İsa şöyle der: Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben, baba ile oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanı, kendi ev halkı olacak.&#8221; (Matta, 10:34) Yine İsa, &#8220;Kılıcı olmayan, elbisesini satıp bir kılıç alsın. (Luka, 22: 36) demekte ve yine İsa, &#8220;Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim, yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size, hayır diyorum, Ben ayrılık getirmeye geldim.&#8221; diye eklemektedir. (Luka, 12: 49-53) Hristiyanlık tarihi, bu söz konusu bu cümlelerin sadece birer sembolik sözden ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. Aziz Pavlus&#8217;un ilk dönemlerden itibaren elinde kılıçla tasvir edilmiş olması da ilginç bir değerlendirme konusudur. Aziz Augustine, tanrının emri ile savaş yapılabileceğini onay vermiştir. Zamanla kutsal savaş, arzu edilir bir şey olmuştur. İnançsızlarla savaşanların günahlarının affedileceği iddiası, kutsal savaş çağrısı yapan papaların kullandığı bir argümana dönüşmüştür. Haçlı Seferleri çağrısında Papa II. Urban&#8217;ın kullandığı slogan, &#8220;Tanrı böyle istiyor!&#8221; idi. Katolik inancına göre Papa&#8217;nın yanılması mümkün değildir. Çünkü o, kutsal ruh aracılığıyla konuşmaktadır. Haçlı akınları doğuya doğru ilerledikçe, hem heretikleri, hem Ortodoksları ve Yahudileri, hem de Müslümanları hedef almaları nedeniyle tamamen bir din savaşı özelliği taşımaktadır. Engizisyon kurumu heretik kabul edilenleri yüzyıllarca baskı altında tutmuş, binlercesini değişik işkence yöntemleri ile öldürmüştür. Bir savaş esnasında askerlerin, ‘kimin heretik, kimin sahih inançlı olduğunu nasıl ayıracağız?’ şeklindeki sorularına Bezier şehrinin Katolik piskoposu, &#8220;Siz hepsini öldürün, Tanrı onları birbirinden ayırır.&#8221; şeklinde cevap vermişti. Heretiklerin tek günahı, Katolikler gibi inanmamalarıydı. 1232 yılında Papa Gregory IX, heretiklerin yakılmalarını öngören bir papalık bildirgesi yayınlanmıştır. Engizisyoncular, bir ihbarda bulunanların can güvencesini sağlarken, suçlanan kişilere ne ile suçladıkları söylenmiyor, bütün deliller gizleniyor, suçunu itiraf eden cezalandırılırken, etmeyen itirafına kadar işkence görüyordu. Aziz Augustine&#8217;e göre tanrı, sadece eski Ahit&#8217;te değil, yeni Ahit&#8217;te de şiddeti tercih etmektedir. O, ‘haklı zulüm’ teorisinden bahsetmiş, insanların kurtuluşa erdirilmeleri için onlara baskı uygulanabileceğini söylemiştir. (Alan Kreider, Violence and Mission in the Fourth and Fifth Centuries, Lessons for Tuday, 129) Yine o, Matta İncil&#8217;inde geçen bir benzetmeden hareketle heretiklerin yakılmasına izin vermiştir. Hristiyan geleneği, dünyadaki adaletsizliğin, yoksulluğun hatta ölümün nedeni olarak asli günah teorisini ileri sürer. 21. yüzyılda bile, Roma Katolik kilisesinin ölüm cezasını ilmihalinden çıkarmayı reddetmesi düşündürücüdür. Günümüzde bile kullanılan, &#8216;İsa&#8217;nın Hristiyan askerleri&#8217;, &#8216;misyon stratejisi&#8217; , &#8216;Evanjelik Haçlı Seferleri&#8217; ve &#8216;Hristiyan şövalyelik ruhu&#8217; gibi kavramlar, Hristiyanların militarist yanının en çarpıcı örnekleridir. (Şiddet karşısında İslam, s. 63-71, Prof.  Dr. Kadir Albayrak) İsa, Luka, 19:27&#8217;de: &#8220;Düşmanların kılıçtan geçirilmesini istemektedir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyada, soğuk savaştan sonra kimlik savaşları diyebileceğimiz yeni dönem başlamıştır. Araplar tarafından milli gururu zedelenmiş olan İranlılar, Müslüman olduktan sonra Araplara karşı tepkilerini Hazreti Hüseyin&#8217;e sarılarak, farklılıklarını vurgulamak için bu mezhebi geliştirerek ifade etmişlerdir. Muhammed Ali, 11 Eylül 2001&#8217;de Dünya Ticaret Merkezi&#8217;nin yıkıntılarını görmeye gittiğinde gazetecilerin, &#8220;el-Kaide ile aynı dinden olduğunuz için ne hissediyorsunuz?&#8221; sorusuna, &#8220;Siz Hitler&#8217;le aynı dinden olduğunuz için ne hissediyorsanız, ben de aynı şeyi hissediyorum.&#8221; diyerek cevap vermişti. “İslam dünyasında şiddet, sebep değil sonuçtur.” Terörist kişiler incelendiğinde, hepsinin terör kurbanı olduğu görülmüştür. Pasif kalmalarının, kurban olma durumunu sürdüreceklerine dair inançları pekişmiştir. Çözüm, şiddeti besleyen ayrımcılığa acil çözüm geliştirilerek ve şiddeti yöntem olarak seçmeyen bölgesel değerleri güçlendirerek ulaşılabilir. Richard Dawkins (The Selfish Gene) &#8220;başarılı bir genden beklenen baskın özellik, acımasız bir bencilliktir.&#8221; derken, Mary Clark (In Search of Human Natürel) ise, &#8220;Başka insanlara yardım etmeye genetik olarak yatkın ve programlıyız.&#8221; demektedir. (Şiddet karşısında İslam, s. 103-125, Prof. Dr. Nevzat Tarhan)</p>
<p style="text-align: justify;">Batı tarihinde insanlık suçları</p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan araştırmalar, soykırımın sadece gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerin halk ve üyelerinin ya da devlet iktidarlarının ürettiği veya üretebileceği bir olay değil, aynı zamanda kendini üstün kültür ve gelişmiş ülke ve medeniyet merkezi olarak gören ülkelerin, sadece tarihte değil aynı zamanda günümüzde de soykırım uygulayan toplumlar olduklarını ortaya koymaktadır. (Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları, s. 2) Uluslararası güçler, soykırım iddialarını kullanarak, kendinden başka grupları terörizme ve çıkar endüstrisine dönüştürmektedir. Rudolf J. Rummel, 19. ve 20. yüzyıllarda gerçekleşen soykırımlar da 170 milyon insanın öldürüldüğü açıklamaktadır. (Sefa M. Yürükel s. 4, 6) 1600&#8217;lü yıllarda İspanya&#8217;da ve diğer Avrupa ülkelerinde baş gösteren ekonomik ve siyasi krizler, Avrupalıların denizaşırı bölgelere yönelmelerine yol açmıştır. Bunun için her bir Avrupa devleti, Afrika, Asya ve  Amerika kıtasını sömürgeleştirmeye başlamıştır. Sömürgelerde ilk önce yeni gelir getiren tarım alanlarının açılması ile emperyalizme başlandı. Bunu, köleleştirme ve yer altı-yer üstü zenginliklerini sömürme takip etti. Karayipler&#8217;deki İngiliz sayısı, 1710 yılında 64.100 iken, köle sayısı 336.500 idi. 1650 yılında adalara gelen her 4 kişiden 3&#8217;ü, Afrika&#8217;dan getirilen kölelerden oluşuyordu. 1680&#8217;de Amerika&#8217;ya geçirilen her Afrikalı köle, 5 veya 6 İngiliz sterlini karşılığında satışa çıkarılıyordu. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İngiliz, Portekiz, İspanyol, Danimarka, Norveç, Fransız ve Hollandalı köle tacirleri tarafından Afrika kıtası&#8217;ndan 13 milyon Afrikalı insan Amerika&#8217;ya köle olarak taşınmıştır. Kölelerin yüzde 25&#8217;i, ağır yaşam ve iş koşullarına dayanamayarak ilk 18 ay içerisinde ölmüştür. Köle ticaretinde İngilizler birinci sırayı alırken, onu İspanyollar ve onları da Fransızlar takip etmekteydi. 1680&#8217;lerde Danimarkalı bir şirket 249 köle ticaret gemisini elinde bulunduruyordu.  Köle ticaretindeki esas sayısının 25.000.000 kişiyi kapsadığı, araştırmalarda belirtilmektedir. Amerikan kıtasının Kolomb tarafından keşfedilmesinden sonra, önce Karayipler ve Meksika, daha sonra tüm güney ve kuzey Amerika işgale başlanmıştır. 1492 yılında bugünkü adları ile Haiti ve Dominik Cumhuriyetlerinin olduğu adalarda toplam 8 milyon yerli yaşıyorken, 22 yıllık İspanyol egemenliği sonunda bu sayı 28 bine inmişti. 50 sene sonra ise adada yaşayan yerli sayısı sadece 200 kişi idi! Bir İspanyol misyoneri Bartolome de las Casas Bölgesi&#8217;nde gerçekleşen katliamı şöyle ifade etmektedir: Bir gün İspanyollar, 3000 kişinin kellesini kesti. Organlarını parçaladı ve kızlarının ırzına geçti. Cesetlerini bir kancaya bağladı ve kızarttılar. (Barry Lopez, The Rediscovery of North America, s. 4) İspanyollar Meksika&#8217;yı işgal ettiklerinde 12 milyon olan yeli nüfus, 80 sene sonra 1 milyona inmişti. Hans Koning, &#8220;İspanyollar, Amerikalı yerlileri ölene kadar çalıştırılacak bir mahluk gibi görüyordu. İngilizler, yerlileri şeytana tapan insanlara olarak görüyor, yerlileri katletmenin gerekliliğine inanıyorlardı.&#8221; demektedir. Amerika’da, Kaliforniya&#8217;daki 700.000 olan yerli nüfusunu yaptıkları katliamlarla 15.000&#8217;e indirmişdiler. İspanyollar, Kuzey Amerika&#8217;daki 7 milyon yerli  nüfusunu, 100 senede 500.000 kişiye indirmişti. İspanyollar, 400 yılda yerli nüfusun %95&#8217;ini soykırıma uğratmıştır. İngilizler, hastalık yayarak 50.000 yerliyi 7 yılda 5 bine indirmişti. İngilizler, 1666 yılında Virginia&#8217;da bütün yerlirleri öldürmüşler, yalnızca kadın ve çocukları esir alıp köle olarak satışa çıkarmışlardı. Yerli katliamlarından sorumlu Amerikalı Binbaşı John Vance Lauderdale, &#8220;Bütün Kızılderililerin yeryüzünden gitmeleri, medeniyetin iyiliği için gereklidir.&#8221; demektedir. İngilizler, çiçek hastalığı mikrobu taşıyan battaniyeleri yerlilere vererek, yerli halklardan 100.000 kişiyi hastalık yoluyla katletmiştir. Aynı yöntemi Amerikalılar da daha sonra yaygın olarak kullanmıştır. (Sefa M. Yürükel s. 31-47) Amerika&#8217;da 1900 yılına gelindiğinde, milyonlarca yerliden geriye kalan kişi sayısı 1900 idi.  R. H. Pratt, &#8220;İnsanları koruyabilmek için yerlileri öldüreceksin.&#8221; demektedir. 1970-1980 yılı arasında, zamanın Amerikan başkanı R. Reagan tarafından bizzat direktif verilerek, Guatemala&#8217;daki 200.000 Maya yerlisi katledilmiştir. Kuzey ve orta Amerika&#8217;daki yerlilere uygulanan sömürgeci soykırımlarda olduğu gibi, Latin Amerika&#8217;daki Avrupa asıllıların yaptıkları soykırımlarda da benzer metotlar kullanılmıştır. Mesela, Brezilya&#8217;da, 10.000 kişilik nüfusa sahip olan bir yerli kabilesi, sömürgeciler tarafından tamamen katledilmiş ve tesadüfen 20 kişi kurtulabilmiştir. Venezüella&#8217;da yaşayan yerliler, Katolik papazlar ve askerler tarafından 1964 yılında yok edilmek amacıyla küçük gruplara bölünerek sürgün edilmelerinden dolayı tamamen yok olmuşlardır. ABD hükümeti ile Amerikan yerlileri arasında 300 ila 400 arası anlaşma yapılmasına rağmen sömürgeci Avrupa kökenli Amerikalılar, canları istedikleri zaman anlaşmaları tek taraflı olarak defalarca bozmuşlardır. Amerika&#8217;da Avrupalılar gelmeden önce yaklaşık 150 milyon civarında yerli yaşarken, birçoğu soykırıma uğratılmıştır. Fransızlar, Cezayir&#8217;e geldikleri 1830 yılından 1962 yılına kadar sistemli bir kültürel asimilasyon ve insan beyninin sömürgeleştirilmesi politikası izlediler. Cezayirlilerden hayatın her alanında Fransızca konuşması, Fransızca düşünmesi ve Fransızca okuması istenmiş ve zorlanmışlardır. Fransa&#8217;dan Cezayir&#8217;e göç eden Fransızlara, kendi sömürge yönetimleri tarafından en iyi olanaklar sağlandığından, Cezayir köylüsü Fransız fabrikalarında işçi olarak çalışmak zorunda bırakılmıştı. Fransız istihbaratının başında bulunan general, hiçbir pişmanlık duymadan kendi elleri ile katlettiği Cezayirlilerden bahsedebilmektedir. 1962 yılına gelindiğinde, Fransızların katlettiği insan Cezayirli sayısı 1 milyonu bulmuş, 8000 köy yok edilmiş ve 2,5 milyon Cezayirli toplama kamplarına sürgün edilmişti.  Francis Galton, kuzeni Charles Darwin&#8217;in de etkisiyle, Ari ırk kavramını kuramcısı olarak ortaya çıkmıştır. (Sefa M. Yürükel, s. 49-63) ve sonuçta 21 milyon insan, Alman nazizmi sonucu öldürülmüştür. (Sefa M. Yürükel, s. 107) Galton, insan ırkının ıslahını amaçlayan öjenik kuramını sosyal politikada, toplum birimlerinde uygulanmasının gerekliliği üzerinde ısrar eder. Bu iddiaya göre Avrupalı beyaz ırktan olan ve özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden insanlar en üst değerdeki insan kategorisine sahiptir. Bunun dışındakiler ise, aşağı kategorideki insanlardır. (Sefa M. Yürükel, s. 64) Ama Hitler, Kuzey Avrupa&#8217;yı da işgal etmekten de geri kalmamıştır! İngiltere, Avustralya&#8217;da yerli halkı katleder. Yerli erkeklerin cinsel organlarını keserek hadım eder. 100.000 yerli çocuğu ailesinden kopararak asimile edilir, kadınlar da kısırlaştırılır. İngiltere, yerlilerin yiyeceklerine zehir katmak dahil yaptığı katliamlarla, 1788 yılında 750 bin nüfusa sahip Aborjinleri, 1911&#8217;e geldiğinde 31 bine düşürmüştü. Almanlarda, Namibya&#8217;da soykırımlar yapmış, 80.000 Herero yerlisini kısa sürede, 15.130 kişiye indirmişti. Almanlar II. Dünya Savaşı&#8217;nda, ari ırk olmadığını iddia ettiği Alman olmayan 21 milyon insanı, soykırıma uğratmıştır. Rumlar, Türklere 12 Mayıs 1912 yılında saldırıya geçmiş, Rum Ortodoks Kilisesi&#8217;nin desteği ile 35 yerleşim biriminde terör eylemleri uygulamıştır. Bu eylemlerin başını,  papaz Nikodimos çekmekte idi. Sadece 1963 yılında, yüzlerce Türk katledilir, 20 Türk köyü yakılıp yıkılır. 25 bin Türk evlerini terk etmek zorunda bırakılır. Bunların en ünlüsü de meşhur Noel yılbaşı katliamıdır! Birçok Türk&#8217;ün gırtlakları kesilir, kadınların ırzına geçilir. (Sefa M. Yürükel, s. 99-129) Amerikalı ve İngilizler, İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Dresden şehrine sığınan 600.000 kadar mülteci Almana bomba yağdırır, yaklaşık 200.000 sivil üç günlük bombardıman sırasında hayatını kaybeder. Amerika&#8217;nın Japonya&#8217;ya attığı iki atom bombasında ölen insan sayısının toplamı ise 120.000&#8217;dir. (Sefa M. Yürükel, s. 82) Rus ordusundan kaçan 250.000 Alman mülteci Danimarka&#8217;ya sığınır. (Sefa M. Yürükel, s. 142) Toplama kampında insanlık dışı şartlarda zorla tutulurlar ve kendilerine yardım edilmesine izin dahi verilmez. Kızılhaç bile, doktorlar ve  hemşireler dahil, ilaç yardımda bulunmayı reddeder. Sadece 13.741 kişi hastalıktan ölür. (Sefa M. Yürükel, s. 87) İngiltere, Avustralya&#8217;da 1788 yılından 1938 yıllarına kadar Aborjinlere sistematik olarak ve acımasızca soykırım ve sürgün uygular. İngilizler, yerlileri insan olarak saymıyorlardı. Bu da, İngilizlerin huzur içinde yerlilere her türlü eziyeti yapması için bir bahaneden başka bir şey değildi. Bundan hiç bir huzursuzluk ve ahlaksızlık da duymuyorlardı. (Sefa M. Yürükel, s. 93-94) 1923 yılında Batı Trakya&#8217;nın % 67&#8217;si Türklerden oluşuyor iken, Yunanlıların yıllar süren baskısı sonucu Türk oranı %36&#8217;ya gerilemiştir. (Sefa M. Yürükel, s. 131) Bulgarların nüfusu 9 milyon iken, bunların bir buçuk milyonu Türk idi. Ari Bulgar yaratma politikası sonucunda, katliamlar yapılır, mezarlıklardan bile Türk isimleri sökülür, zorla Hristiyan isimler verilir, yüz binlerce Türk zorla Türkiye&#8217;ye göç etmek zorunda bırakılır. Soykırım, terörizm ve insan hakları ihlalleri suçlamaları esasında, kendini uluslararası arenada güçlü hisseden devletlerin egemenlik kurmak maksadıyla hedef seçtikleri ülkeleri kendi ürettikleri tezlerle saldırmak için kullandıkları ithamlardır. (Sefa M. Yürükel, s. 143, 149) Devamı için, ‘Batı medeniyeti’ adlı yazımıza bakılabilir!</p>
<p style="text-align: justify;">Menfaat</p>
<p style="text-align: justify;">“Rahip cezanın durumuna göre günahkar kişiye bir bağış gibi yükümlülükler Yükleyebilir.” (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, s. 355)</p>
<p style="text-align: justify;">“Vatikan&#8217;da her şey ticaret konusu olmuştu. Roma kilisesi imtiyaz belgeleri ve günah çıkarma ticaretine başlamıştı.” (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s.  s. 96) “Papalık, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedardır. Bankacılık ve faiz gelirleri, vergi gelirleri, aidatlar, bağışlar ile gelir elde ederken ihraç malı olarak sadece &#8220;dualar ve emirleri&#8221; olan bir devleti temsil eder.” (Taceddin Ural, s. 126) Xavier Forneret: &#8220;Kilise gerçekten iyi kalplidir, herkese af dağıtır. Asıl affa kendisi muhtaç iken&#8221; (Ural, s. 131) </p>
<p style="text-align: justify;">1517 yılında, Papa X. Leo, kişinin ruhunu makul bir para karşılığında kurtarabilmesi için ‘Taxa Camarae’yi başlatır. Bu basit tedbirle, ne kadar kötü olursa olsun bağışlanamayacak suç yoktu. 35 madde arasından şunları okuyoruz: İster rahibelerle, ister kendi kuzenleriyle, yeğenleriyle ya da kızlarıyla, yani bir şekilde herhangi bir kadınla cinsel günah işleyen bir rahip, 67 pound 12 şilin ödemesi karşılığında bağışlanacaktır. Eğer rahip, zina günahıyla birlikte doğaya ya da hayvanlara karşı işlenmiş günahlarının da bağışlanmasını istiyorsa, 219 pound15 şilin ödemek zorundadır. Fakat kadınlarla değil de sadece oğlanlarla ve hayvanlarla, doğal olmayan günahlar işlemişse131 pound 15 şilin ödemelidir. Bir bakirenin kızlığını bozan rahip, 2 pound 8 şilin ödemelidir. İster kaldığı manastırda ister dışarıda, aynı anda veya art arda bir ya da birden çok erkeğe kendini veren rahibe, baş rahibenin saygısını kazanmak istiyorsa 131 pound 15 şilin ödemelidir. Tüm davalardan azade tutulmak ve yasak ilişkilerini sürdürmek için geniş bir muafiyet elde etmek isteyen zinacı bir kadın, Papaya 87 pound 3 şilin ödeyecektir. Aynı şekilde, koca da aynı miktarı ödeyecektir, eğer koca kendi çocuklarıyla ensest ilişkiye girmişse, ek olarak 6 poundluk bir vicdani ödeme yapacaktır. Tecavüz, soygun veya kundakçılık suçları için eziyet yapılmaması ve bağışlanması, suçluya 131 pound 7 şiline mal olur. Ruhban kesime ait olmayan birinin şahsında gerçekleşen adi cinayetin bağışlanma bedeli 15 pound 3 penstir. Eğer katil aynı gün iki veya daha fazla kişinin ölmesine neden olmuşsa, bir kişiyi öldürmüş gibi ödeme yapar. Karısına kötü davranan koca, kilise kasasına 3 pound 4 şilin öder; eğer karısını öldürmüşse 17 pound 15 şilin, eğer karısını başka biri ile evlenmek için öldürmüşse ekstra olarak 32 pound 9 şilin öder. Kocaya suç işlerken yardım edenler adam başı 2 poundla bağışlanır. Çocuğunu boğarak öldüren baba 17 pound 15 şilin ödemelidir, baba bunu annenin izni ile yapmışsa bağışlanması için 27 pound 1 şilin ödemelidir. Kendi çocuğunu rahminden çıkararak yok eden annenin ve suça katkıda bulunan kocanın, her ikisi birden 17 pound 15 şilin ödemelidir. Kendisinin olmayan bir çocuğun kürtajını kolaylaştıranlar1 poundeksik öderler. Kardeş, kız kardeş, anne ya da babasını öldüren 17 pound 5 şilin ödemelidir. Bununla birlikte, hiyerarşinin yüksek kademelerindeki piskopos veya baş keşiş öldürülürse, ödenecek miktar çok ağır biçimde artıyordu; ilk saldırı için 131 pound 14 şilin, geri kalanlar için yarı miktarı. Üstelik katil “çeşitli zamanlarda birçok rahibi öldürürse, ilk cinayet için 137 pound 6 şilin ve geri kalanlar için de bunun yarısını ödemek zorundaydı.” Fakat cinayet, tecavüz veya çocuk öldürmekten çok daha ağırı, menfur dinsel sapkınlık suçuydu; yani resmi Kilisenin fikirlerinden farklı fikirlere sahip olmak. Kadın ya da erkek bir sapkın, fikirlerinden dönmüş olsa bile toplam 269 pound ödemek zorundayken, “yakılmış, asılmış ya da herhangi bir şekilde idam edilmiş bir sapkının oğlunun itibarı 218 pound 16 şilin 9 penslik ödeme yapmadığı sürece” iade edilemezdi. Liste, sahtekarlık, kaçakçılık, borçların ödenmemesi, kutsal günlerde et yeme, papazlık rütbesi almak isteyen rahiplerin gayri meşru çocukları ve hatta rahip olmak isteyen hadımlarla devam ediyor. (Ey misyonerler cevap verin, Adnan Şensoy, s. 63-65; Hakan Olgun, Katolik kilisesi’nin endüljans uygulaması ve Protestan reformuna etkisi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 18/18-19 (Ocak 2005), s. 333-334) Bu çıkarcı rezillik listesine rağmen, Papa X. Leo, Katolik tarihçiler tarafından “Kilise tarihinde papalık makamının en parlak ve belki de en tehlikeli döneminin” baş kişisi olarak tanımlanır. (P. Rodríguez, (1997). Mentiras fundamentales de la Iglesia católica. Barcelona: Ediciones B., Anexo, s. 397-400)</p>
<p style="text-align: justify;">Endüljans: Katoliklere göre en büyük günahlar ancak kilisece af edilebilir.<strong> </strong>Papalık, para karşılığı, piyango bileti gibi, af makbuzları çıkartıp onları para karşılığı dağıtmış, satmıştır. Ayrıca haçlı seferlerine katılanlara da bu belgelerden verilmiştir. </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6496 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/enduljans-3.png" alt="enduljans-3" width="401" height="261" />  1521 tarihli bir endüljans belgesi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">16.Yüzyıla altenduljans beratı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14649" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/353453453444.jpg" alt="" width="463" height="640" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">16. yüzyıla ait endüljans beratı: Papa&#8217;nın Adıyla.Ömürlük. Üç Mark (O zamanki Alman para birimi) Papalığın bana verdiği yetki ile kilisenin, senin hakkında yapmış olduğu tüm suçlamaları, yükümlü olduğun tüm hüküm ve cezaları, ayrıca yapmış olduğun aşırılıkları, “ne kadar büyük ve utanç verici olsa da, hangi sebepten işlenmiş olsa da ve hatta Mukaddes Pederimiz Papa için söz konusu olsa da” işlemiş olduğun tüm günah ve suçlarını ‘ben bağışlıyorum.’ Ben, senin kendi iraden ve isteğin dışında karşı karşıya kaldığın her türlü kusur ve erdemsizlik belirtisini bütünüyle ‘siliyor ve ortadan kaldırıyorum.’ Seni Arafta yükümlü olacağın tüm günahlardan ‘azad ediyor, kilise ayinlerine katılmana izin veriyorum.’ Seni yeniden ‘kutsal topluluğa dahil ediyor ve vaftiz anında olduğun gibi seni, eski saf ve günahsız haline geri getiriyorum.’ Böylece ölüm anında, günahkarları ceza ve azap yerine götüren kapı senin için kapanacak ve ‘sana sevinç cennetlerinin kapısını açacaktır.’ Şu anda ölüm seni bulmasa dahi, ömrünün sonuna kadar bu bağışlanma belgesi senin için geçerli olacaktır. ‘Mukaddes Babamızın adıyla’ Amin. Rahip Johdnn Tetzel. Azizlerin sana olan şehadeti ve merhameti ile on gün süresince işlemiş olduğun tüm günah ve kötülüklerden seni azad ediyor ve tüm cezalarını bağışlıyorum. Johann Tetzel. (James Atkinson, The Trail ofLuther, s. 32)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bunlar da güncel versiyonları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12069 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/gunumuz-Enduljansi-2021.jpg" alt="" width="496" height="284" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1811" title="papazmatik-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papazmatik-3.jpg" alt="" width="408" height="1001" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Telefon, Papazmatik, Pos makinesi, Twit (En ucuzu)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4198" title="papacik_afediyor-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papacik_afediyor-1.jpg" alt="" width="496" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">“Evanjelik papaz Jesse Duplantis, kiliselere yeterince para bağışı yapılmadığı için İsa Peygamber&#8217;in dünyaya geri dönmediğini öne sürdü. Papaz Duplantis, &#8216;Eğer insanlar yeterince bağış yaparsa Tanrı, İsa&#8217;ya &#8216;Dünyaya geri dön&#8217; diyecek. Tanrı, bizim İsa&#8217;yı görmeyi ne kadar istediğimizi bilmeli. Bana senin yatın var, diyorlar. Evet var. Öbür dünyada sizin de olur.&#8217; dedi. Duplantis, daha öncede takipçilerinden kendisine özel jet satın almaları için 54 milyon dolar talep etmişti.” (30.09.2021)</p>
<p style="text-align: justify;">Günah çıkarmak için 2&#8217;yi tuşlayınız. &#8216;Fransa&#8217;da Katolik bir grup &#8216;günah çıkarılması  için&#8217; telefon hattı kurdu. Fransa’nın başkenti Paris’te AABAS adlı telefon şirketi için çalışan Katolik bir grup, kurduğu telefon hattıyla ortalığı karıştırdı. Bir erkek sesinin arayanları Tanrının hattına hoş geldiniz” diye karşıladığı hat paralı. Ses kaydı şöyle devam ediyor: Günah çıkarma ile ilgili tavsiyeler için 1’i, günah çıkarmak için 2’yi, bazı günah çıkarmaları dinlemek için 3’ü tuşlayınız. Ciddi ya da affedilmez günahlar durumunda bir rahibe başvurmak zorunludur.” (Posta, 28.04.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">Telefon, Papazmatik, Pos makinesi, Radyo, Twit (En ucuzu)</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya Gençlik Günü dolayısıyla Brezilya&#8217;da halka seslenecek olan Papa, kendisini görmeye gelenlerin yanısıra konuşmasını radyo, televizyon ve sosyal medyadan samimiyetle takip edenlerin de günahlarının bağışlanacağını müjdeledi. (Sabah, 18.7.2013) Twitter&#8217;dan günahları bağışlayacak. Papa Twitter üzerinden günahları bağışlayacağını açıkladı. (sözcü,  18 Temmuz 2013) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1772 size-full" title="klingklangklong" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/klingklangklong.jpg" alt="" width="450" height="607" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Vatikan’ın gelirleri başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse Senedi-Tahvil-Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i, azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır. Vatikan, dünyanın önde gelen birçok şirketinde hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü vardır. Birçok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları vardır. (Hürriyet, 28.11.2006; Yeni Mesaj, 19.12.2000)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6318" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islama-kurana-onyargi-1-300x159.jpg" alt="islama-kurana-onyargi-1" width="300" height="159" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Oryantalistlerin İslam hakkındaki olumsuz etkilerinin sonucu, kendi kitaplarından bile habersiz Avrupalılar, Kur’an düşmanı oldular.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                       <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6321 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islama-kurana-onyargi-2.jpg" alt="islama-kurana-onyargi-2" width="682" height="561" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistlerin İslam hakkındaki olumsuz etkilerinin sonucu, kendi kitaplarından bile habersiz Avrupalılar, Kur’an düşmanı oldular.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kadın</p>
<p style="text-align: justify;">Aziz Paul, &#8220;evlenmektense yakılarak ölmek daha iyidir&#8221; derken kilise, Havva yüzünden tüm insanlığın ilk masumiyetinin lekelendiğini ilan etmektedir. Meryem ananın öne çıkartılması, Havva&#8217;nın tam karşıtı olarak değerlendirilmesi ile sağlanabilmiştir. (Taceddin Ural, Papa Bir Puttur, s. 65)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Kadın alçak bir yaratıktır.&#8221; Augustinus. &#8220;Bir kadın gördüğün zaman o şeytandır, bir çeşit cehennemdir&#8221; Papa II. Pius. &#8220;Kadınların en büyük şerefleri erkekleri doğurmalarıdır&#8221; Martin Luther. (Nüket Örnek Buken, Kadın hareketini oluşturan farklı. dinamiklerin karşılaştırılması, S. Sesi, Mart, 2012, s. 14)</p>
<p style="text-align: justify;">Katolik Hristiyanforum.com&#8217;dan alıntı: Pavlus “herkesin” dua ve peygamberlikte bulunmasını istiyor, teşvik ediyor. Aynı zamanda arka arkaya yazdığı 117 (veya 14) cümlede kadınların “toplantılarda sessiz kalmalarını” istiyordu. Bu sessiz kalma isteği dua ve peygamberliği kapsamıyordu. Kadınlar kilisede önder olamazlar, öğretiş veremezler. Önemli olan günümüze uymak veya toplam fayda hesabı değil, Kutsal Kitap’a uygunluktur. “Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa&#8217;nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.” (1. Korintliler 14:34-40)</p>
<p style="text-align: justify;">Protestan gotquestions.org’tan: Kutsal Kitap Kadın Önderler İçin Ne Diyor? Tanrı, kilisede ruhsal öğretim yetkisi taşıyan konumlarda sadece erkeklerin hizmet etmesini uygun görmüştür. Bu sadece Tanrı&#8217;nın kilisenin işleyişini tasarlama şeklidir. Erkeklerin, yaşamları ve sözleriyle ruhsal önderlik konusunda örnek teşkil etmeleri gerekmektedir. Kadınlar da yaşamlarında örnek olmalıdırlar, ama farklı bir şekilde (1. Petrus 3:1-6) Kadınların engellendiği tek etkinlik, erkeklere öğretmek ya da onların üzerinde ruhsal yetkiye sahip olmaktır. Bu, kadınların erkeklere pastör (Protestan din görevlisi) olarak hizmet etmesini engeller. Bu, kadınları hiçbir şekilde daha az önemli yapmaz. Aksine, onlara Tanrı&#8217;nın tasarımıyla daha uyumlu bir hizmet odağı verir. (www.gotquestions.org/Turkce/Kadin-cobanlar.html)</p>
<p style="text-align: justify;">Protestan hristiyanturk.com’dan: “Kadından pastör olur mu? Pastörlük bambaşka birşeydir. Kadınlarımız bastacımızdır. Isa Mersih ve öğrencilerine de cok hizmet etmişlerdir. Şimdi de hizmet etme armağanlari vardır. Ama egemenlik etme ve toplulugu yönetme onların görevleri arasında değildir.” Devamı için, &#8220;Hristiyanlık ve yahudilikte kadın&#8221; adlı yazıya müracaat edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kiliseler ve cinsel istismar</p>
<p style="text-align: justify;">Papa Benedict XVI görevinden istifa etti!  Herkes sordu niye istifa etti diye. Böylesi bir görev niye bırakılır? Papa, yaşlandığını, yorulduğunu öne sürdü gerekçe olarak. Ama asıl gerekçe bu güne kadar Vatikan’ın  kasalarından çıkan 2.3 milyar doları aşkın, cinsel tacize uğramış çocuk ve ailelerine ödenen tazminatlar ve çığ gibi büyüyen yeni cinsel taciz suçlamaları olabilir mi?  Açılan yeni davalar, iyimser bir tahminle 15 milyara tırmanacağı kestirilen tazminat ödemeleri, papaz, piskopos, başpiskopos ve kardinallere yöneltilen sonu gelmek bilmeyen cinsel taciz suçlamaları,  kardinallerden yüzde 30’unun geçmişte polisçe cinsel taciz suçlamaları nedeniyle soruşturulmuş olması mıdır istifasının nedeni? Yoksa Teksas’da üç erkek çocuğun cinsel taciz davasında bizzat kendisinin taraf olarak gösterilip diplomatik dokunulmaz istemiyle dava dışında bırakılmayı sağlaması mıdır? “Katolik seminerlerden mezun olanların yüzde 10’unda pedofil yani çocuk tacizcisi olma eğiliminin saptayan raporun”<em> </em>dünya medyasına düşmesi olabilir mi Papa’lıktan ayrılmasının gerçek nedeni? Papa Benedict XVI önceleri liberal bir din adamı ama 1968’den sonra kökten dinci kesiliyor. Sonuna kadar Katolik kilisesinde cinselliğe uygulanan yasakları savunuyor, papazların evlenmesi için yapılan girişimleri engelliyor ve en vahimi 2001 yılında kaleme aldığı “de delictis gravioribus”<em> </em>başlıklı gizli belgede cinsel taciz suçlamalarına yönelik kanıtların yok edilmesini, bu suçu işlediği adli makamlarca öne sürülen papazların Vatikan’a gönderilip koruma altına alınmasını öneriyor. Aslında Vatikan’ın ağzına almadığı bir gerçek var:  İsa’nın 12 havarisinden 11’i evli, çoluk çocuk sahibi! Papalar ve diğer bütün Katolik din adamları da 1039 yılında Papa IX. Leo dönemine kadar evlenebiliyor, çocuk sahibi olabiliyor. Papa IX. Leo, Kardinal’den sıradan bir papaza kadar din adamlarının ölünce mal varlıklarının çocuklarına kalmasından rahatsızlık duyuyor. Bu mallar Vatikan’ın olmalı. Ve önce evlenmeyi sonra da papazların cinsel ilişkide bulunmalarını yasaklıyor! Yani Tanrısal, kutsal, Hz İsa’nın öğretileriyle bir ilgisi yok cinsel yasakların Katolik Mezhebinde. Parayla ilgisi var parayla; malla mülkle! Aziz Petrus, yani ilk Papa, Hz. İsa’nın en yakını, evlidir, çocukları vardır. Borgia’lara bakın! Lucretia ve Cesare Borgia, Papa Alaxander’ın  çocukları değil midir!  (Aziz Üstel, Star, 04 Mart 2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Daha o yıllarda!</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;On beşinci asırda Güney İspanya&#8217;ya gönderen gönderilen piskopos Egila, evli kadınlarla metres hayatı yaşayan İspanyol rahipleri ihbar etmekteydi.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 183) &#8220;1600&#8217;lü yıllarda ise Arnavutluk Ortodoks kilise rahipleri, metres tutmak ve ayyaşlıkla suçlanmışlardı.&#8221; (Antivari Başpiskoposu Marino Bizzi&#8217;nin Türkiye, Antivari, Arnavutluk ve Sırbistan&#8217;a, Efendimiz Papa Beşinci Paul Hazretleri&#8217;ne yaptığı ziyaretin raporu, Bibliotheca Barberina, Rome. Nr- Ixiii. 13) “Sapıklık, dini merkezlere kadar yayıldı. Papazlar, büyük günahlar ve ciddi suçlarla itham edildiler. Rahip Jarun: ‘Papazların ahlakı tamamen bozuluş, kalplerini ihtiras ve mal sevgisi bürümüştü. Fransa&#8217;nın bütün geliri, papazların masraflarına ve arzularının doyurulmasına yeterli gelmiyordu.” (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 229) &#8220;Rahiplerin özel hayatları iğrenç ahlaksızlıklar ile doluydu.&#8221; (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 131)</p>
<p style="text-align: justify;">Kiliselerdeki tecavüz ve eş cinsellik haberlerinden seçmeler&#8230; !</p>
<p style="text-align: justify;">Vatikan Ekonomi Bakanı ve Avustralya Kardinali George Pell, “Kilise çok büyük hatalar yaptı” dedi. (Milliyet, 3.3.2026) Bu söylemi yapanın temiz ve iyi niyetli olmasını beklersiniz değil mi?: Avustralya Polisi, Katolik Kilisesi&#8217;nin en üst en üst düzey üçüncü ismi olan Vatikan Hazinedarı Avustralyalı Kardinal George Pell&#8217;e cinsel taciz suçlamaları yöneltti.&#8221; (BBC, 29.6.2017) “Avustralya&#8217;nın Victoria eyaletinde Yüksek Mahkeme, cinsel tacizden suçlu bulunan Kardinal George Pell&#8217;in temyiz başvurusunu reddetti.” (BBC, 21.9.2019) &#8220;Çocuklara cinsel taciz suçlamasıyla yargılanan Kardinal George Pell hayatını kaybetti. Geleneksel Katolik değerlerinin güçlü bir destekçisi olarak Kilise içinde adı öne çıktı. Rahiplerin bekar kalması gibi muhafazakar görüşleri savunuyordu. Hazineden sorumlu olan Pell, bir dönem Vatikan&#8217;ın 3 numaralı ismi konumundaydı. (Milliyet, 11.1.2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8346 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_20180304-2243462.png" alt="" width="393" height="378" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8769 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG_20180725_131323.jpg" alt="" width="408" height="325" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8967 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/40093961_477257122754231_1668060500564377600_n.jpg" alt="" width="475" height="308" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7012 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aedb09ff-f4b1-4adf-a9a6-52ae0b1b620c.jpg" alt="aedb09ff-f4b1-4adf-a9a6-52ae0b1b620c" width="396" height="675" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9118 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43333383_495654274247849_1551319350974087168_n.jpg" alt="" width="423" height="302" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7613 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/8546846769.png" alt="" width="657" height="552" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7096 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yenisoz_110217.jpeg" width="472" height="849" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6911 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatikan-tecavuz-afetti-1.jpg" alt="vatikan-tecavuz-afetti-1" width="491" height="488" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8912 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/katolik-istismar-2018.png" alt="" width="614" height="563" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10198 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-taciz-istismar-pedofili-1.png" alt="" width="405" height="301" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10294 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-taciz-2019-son-1.png" alt="" width="335" height="516" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12634 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Screenshot_2022-05-20-2.jpg" alt="" width="357" height="507" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11905 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/isevililk20216.jpg" alt="" width="459" height="347" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12349 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/274298053_10159724201729723_8901200117596199376_n.jpg" alt="" width="516" height="439" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-13163 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4654446746869.jpg" alt="" width="480" height="504" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Papa: 50 din adamından biri pedofil. Kiliselerin cinsel istismar olaylarıyla anıldığı birçok olayda din adamlarının korunduğu, olayların üstünün örtüldüğü iddia edildi. Ancak bazı olaylarda din adamları kiliseden uzaklaştırıldı. Katolik dünyasının lideri Papa Franciscus da 2014’te verdiği bir röportajda, bazı din adamlarının çocuk istismarına karıştığını kabul etmişti. Papa, İtalyan La Repubblica gazetesine verdiği röportajda, Katolik Kilisesi&#8217;ndeki her 50 din adamından birinin pedofil olduğunu söylemişti. Dünya genelinde kiliseye bağlı yaklaşık 414 bin din adamı bulunuyor. Papa’nın sözünü ettiği yüzde 2&#8217;lik oran yaklaşık ‘8 bin’ kişiye karşılık geliyor. Katolik rahiplerin yüzde 1 ile yüzde 5&#8217;i: Vatikan&#8217;ın BM Temsilcisi Başpiskopos Silvano Tomasi de benzer bir oran vererek Katolik Kilisesi&#8217;ne bağlı din adamlarının karıştığı cinsel istismar olaylarını doğrulamıştı. Tomasi, 2004 ile 2014 arasında Vatikan&#8217;a 3 bin 400 çocuk istismarı vakası rapor edildiğini, bu çerçevede Vatikan&#8217;ın 848 papazı görevden aldığını, 2 bin 572 papaza da hayat boyu kefaret cezası verildiğini açıklamıştı. Tomasi, &#8220;Son 50 yılda Katolik rahiplerin yüzde 1 ile yüzde 5&#8217;inin cinsel istismar vakalarına karıştığını biliyoruz.&#8221; ifadesini kullanmıştı. Katolik Kilisesi&#8217;ne bağlı din adamlarının karıştığı cinsel istismar olaylarını araştıran ABD&#8217;nin John Jay Enstitüsünün 1950 ile 2002 arasına yönelik incelemesinden de çarpıcı sonuçlar çıkmıştı. Katolik Kilisesi&#8217;ndeki çocuk istismarlarıyla ilgili 2004 yılı raporunda, din adamlarının istismar ettiği çocukların çoğunlukla erkek ve bunların yüzde 85&#8217;inin 8 ila 10 yaşında olduğu belirtilmişti. 2004 yılında rahiplerin çocuklara karşı cinsel istismarları hakkında bir rapor yayımlandı. ABD Piskoposlar Konferansının yaptırdığı araştırmada, ABD’de 1950 ile 2002 arasında 10 bin 667 çocuğun 4 bin 392 rahip tarafından cinsel tacize uğradığı açıklandı. Rapora göre, mağdurların büyük çoğunluğu 11-17 yaş aralığındaki erkek çocuklardan oluşuyordu. Almanya’da yüzlerce vaka:Çok konuşulan olaylardan bazıları da Almanya’da görüldü. Almanya’da 2010’da Katolik Kilisesi&#8217;nin tarihi korolarından “Regensburger Domspatzen&#8221; ile kilisenin okulunda papaz ve öğretmenlerin 422 çocuğa yıllarca cinsel tacizde bulunduğu, şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Dava sürecinde 13 papaz cinsel istismar nedeniyle mahkum edildi. Almanya&#8217;nın Haren şehrinde 1996 yılında bir Katolik rahibin 227 cinsel istismar vakası ortaya çıktı. Hapis cezasına çarptırılan rahip şartlı tahliye edildi ve para cezasına mahkum edildi. Krefeld şehrinde 2002’de pedofil ağına mensup bir rahip, 1990’lı yıllarda çocuklara istismarlarda bulunduğunun ortaya çıkması üzerine yargılanarak 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bamberg şehrinde, 2008’de bir Katolik erkek yatılı okulundaki rahibin 1978-1984 yılları arasında çocuklara cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı. “Rahibe karşı açılan dava ise zaman aşımı sebebiyle düştü. Kilise, 2012 yılında rahibi emekli yaparak görevinden aldı.” Almanya’da 2010’da açıklanan bir raporda ise 15 papazın en az 100 çocuğa şiddet uyguladığı ve istismarda bulunduğu belirtildi. Aynı yıl Augsburg bölgesinde 1946-2003 arasında meydana gelen 34 cinsel istismar vakası, Münih ve Freising bölgesinde 159 rahibin 1945 ve 2009 arasındaki 365 cinsel istismarı gün yüzüne çıktı. İrlanda’da üstü örtülmüş: İrlanda&#8217;da ise 2009’da yayımlanan bir raporda, 1975-2004 arasında Dublin başpiskoposunun yönetimi altındaki bölgelerde çocuk istismarı vakalarının kilise yetkilileri tarafından gizlendiği ifade edildi. Raporda, yaklaşık 40 yıllık dönemde 100&#8217;den fazla papazın çocuklara karşı cinsel istismar ile suçlandığı, binlerce çocuğun &#8220;sıklıkla ve ritüel haline gelmiş&#8221; şekilde istismara uğradığı kaydedildi. İrlanda Ulusal Çocukları Koruma Kurulunun 2016 raporuna göre, 1975 yılından beri çocuklara karşı cinsel istismarda bulunduğu düşünülen “325 zanlıdan sadece 9&#8217;u tutuklandı.” Aynı kurulun bir başka araştırmasında, cinsel istismarla suçlanan 101 zanlının 49&#8217;unun öldüğü, 34&#8217;ünün ‘hala papaz olarak görevine devam ettiği’ ve sadece 18&#8217;inin papazlığı bıraktığı belirtildi. Bu zanlılar toplamda 432 ayrı istismar vakasıyla suçlandı. Belçika’da intiharlar: Belçika&#8217;da ise polis, küçük yaştakilere cinsel istismar davası kapsamında Katolik Kilisesi&#8217;nin Anvers, Hasselt ve Mechelen kentlerindeki merkezlerini bastı. Ülkede 1960-1980 döneminde 500 civarında çocuğa cinsel istismar iddialarını soruşturan federal savcılık cinsel istismarlarda Katolik Kilisesi&#8217;nin oynadığı muhtemel rolü araştırıyordu. Kilise yetkilileri, daha önce ölmüş bazı papazlara ait dosyaları savcılığa teslim ettiklerini açıkladı. Yine Belçika’da 2010 yılında yayımlanan bir araştırmada, Katolik Kilisesi rahiplerinin 1950 ila 1980 yıllarında en az 475 çocuğa cinsel istismarda bulunduğu belirtildi. Kurbanların 10 ila 14 yaş aralığında ve üçte birinin kız olduğu belirtildi. Kurbanlardan 13’ünün intihar ettiği 6’sının ise intihar teşebbüsünde bulunduğu vurgulandı. Bunların dışında Fransa, Çekya, Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesinin yanı sıra bazı Afrika ülkelerinde de benzer pek çok vaka basına yansıdı. Bu olayların kimisinde suçlanan din adamları çeşitli hapis cezalarına çarptırılırken ‘kimi olayların üstünün örtüldüğü’ eleştirileri getirildi.  Başpiskopos yargılandı: Vatikan’ın Dominik Cumhuriyeti’ndeki temsilcisi ve diplomatı kabul edilen Başpiskopos Jozef Wesolowski Ağustos 2013’te çocuk istismarı suçundan görevinden alındı. Polonya kökenli başpiskoposun bilgisayarında 100 bin adet çocuk pornosu verisi çıktı. Wesolowski’ye 7 çocuğa da cinsel istismarda bulunduğu suçlaması yöneltildi. Wesolowski, çocuk istismarı suçlamasıyla Vatikan’da mahkeme önüne çıkan ilk ve en üst düzey kilise temsilcisi oldu. Başpiskopos Wesolowski, ev hapsindeyken Vatikan&#8217;daki evinde ölü bulundu. Ölümünün doğal yollardan kaynaklandığı açıklandı.  BM&#8217;nin Vatikan raporu: Birleşmiş Milletler (BM) de Katolik Kilisesi görevlilerinin çocuk istismarları hakkında 2014’ta bir rapor yayımladı. BM Çocuk Hakları Komitesi, çocuk istismarında bulunmakla suçlanan bütün rahiplerin Vatikan tarafından derhal görevden uzaklaştırılması gerektiğini belirtti. Komite, ‘Vatikan&#8217;ı aldığı sistematik kararlar nedeniyle geçen 10 yılda papazlara, on binlerce çocuğa tecavüz ve tacizde bulunma ortamı sağladığı’ suçlamasını getirdi. Vatikan ise 2014 yılının ocak ayında 400 papazın önceki iki yılda çocuklara cinsel istismar suçlaması nedeniyle eski Papa 16. Benediktus tarafından papazlık görevinden çıkarıldığını kabul etti. Ancak kiliseye yönelik eleştirilerde bu sayının çok daha fazla olması gerektiği dile getirildi. (AA, 09 Şubat 2017) </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7388 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/18341757_238760259937253_2538787890484893665_n.jpg" alt="" width="672" height="259" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir sene sonra:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10312 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/43646247.jpg" alt="" width="465" height="297" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7933 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/escinselpapalar-1.jpg" alt="" width="633" height="322" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8006 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rahip-taciz-2017-12-1.png" alt="" width="556" height="366" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9120 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa-istismar-sorumlu-1.png" alt="" width="413" height="471" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-11912 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/67885985985.jpg" alt="" width="530" height="375" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-11911 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/65875454473.jpg" alt="" width="627" height="539" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Evlilik müessesesinin yasaklanması, din adamları sınıfının oluşturulması bu rahip statüsünden olan insanların kaldırmayacağı yükleri onlara yüklemek anlamına gelir ki tarih bu sınıfın sapıklık ve aşırılıkları ile her zaman mücadele etmek zorunda kalmışlardır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10814 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/suryani-tcvz-2020.jpg" alt="" width="379" height="385" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10902 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/misyoner-tecavuz-1.png" alt="" width="581" height="417" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tecavüz, sapıklık onlarda (Devamı, &#8220;Dinsiz ahlak olur mu?” ve “Batı Medeniyeti&#8221; adlı yazılarımızda) ama kadın düşmanı (!) ilan edilen yine biziz?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9404 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/458346.jpg" alt="" width="495" height="960" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9418 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rahibe-taciz-katolik-1.png" alt="" width="528" height="490" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6541 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/evlirahip-2.jpg" alt="evlirahip-2" width="721" height="651" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="https://islamicevaplar.files.wordpress.com/2016/04/kilise-skandal-2.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6540" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/skandal-4-26x300.jpg" alt="skandal-4" width="26" height="300" /></a>            <a style="color: #000000;" href="https://islamicevaplar.files.wordpress.com/2016/04/kilise-skandal-3.jpg" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6539" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise-skandal-5.jpg" alt="kilise-skandal-5" width="96" height="188" /></a>  Resimleri görmek için üzerlerine tıklayınız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Erkek kılığına girip Papa seçilen kadın</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6543 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kadinpapayicocugunudogururkengosterenbirgravur-2.jpeg" alt="kadinpapayicocugunudogururkengosterenbirgravur-2" width="404" height="214" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6542 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kadinpapahakkindacekilmisbirfilminafisi-2-210x300.jpg" alt="Pope Joan 70x100.indd" width="210" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;da 1940&#8217;tan bu yana 200 binden fazla çocuğun Katolik din adamları tarafından cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı. (Euro News, 27.10.2023) İsviçre&#8217;de Katolik Kilisesine yönelik resmi soruşturmada, 1950&#8217;li yıllardan bu yana yaşanan yaklaşık 1000 cinsel taciz vakası tespit edildi. (BBC, 13.9.2023) Dünya son günlerde Katolik Kilisesi hakkındaki haberlerle sarsılmaya devam ediyor. Yayınlanan son raporlar, kiliseye bağlı din adamlarının bilinenden çok daha fazla çocuğa istismarda bulunarak, hayatlarını kararttığını ortaya koyuyor. Almanya&#8217;daki Freiburg Başpiskoposluğu, kiliselerdeki cinsel istismarlarla ilgili raporda 250&#8217;den fazla rahibin muhtemel failler arasında olduğunu bildirdi. İspanya&#8217;da 1945&#8217;ten bu yana 706 cinsel istismar. Portekiz&#8217;de 4 bin 815 çocuk istismara uğradı. Avustralya&#8217;da 4444 çocuk taciz mağduru oldu. Fransa&#8217;daki Bağımsız Komisyon, son 70 yılda kiliselerde 330 bin çocuğun cinsel istismar mağduru olduğunu duyurmuştu. ABD’de de binlerce çocuk istismara uğradı. (TRT Haber, 24.05.2023) Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, &#8220;Vakit, utanma vakti&#8221; dedi. Fransa&#8217;da kiliselerde 1950&#8217;den bu yana 216 bin çocuk cinsel istismara maruz kaldı Papa, taciz skandalları nedeniyle kiliseyi eleştiren kardinalin istifasını kabul etmedi Vatikan&#8217;dan tarihi cinsel istismar raporu: &#8216;Tacizci kardinal hakkındaki suçlamalar dikkate alınmadı&#8217; Papa, cinsel taciz davalarında &#8216;papalık sırrı&#8217; uygulamasını kaldırdı. (BBC, 6 Ekim 2021) Portekiz&#8217;deki Katolik Kilisesi&#8217;nde gerçekleşen cinsel istismar vakalarını araştıran bağımsız bir komisyon, kuruluşundan bir yıl sonra nihai raporunu kamuoyuyla paylaştı. Rapora göre, 70 yılı aşkın bir sürede en az 5 bin çocuk istismara uğradı. Portekiz medyası, raporun Kilise için olası sonuçlarını irdeliyor. (eurotopics.net, 13.2.2023) Bağımsız bir komisyon tarafından, olası suçları savcılara yönlendirmek üzere 400&#8217;den fazla cinsel istismar iddiası kayıt altına alındı. İddialara göre önde gelen Portekizli piskoposlar istismar suçlarından yıllardır haberdardı, ancak şu ana kadar hiçbiri suçlamaları kabul etmedi. Ülke basını öfkeli. (eurotopics.net, 12.10.2022) Münih ve Freising Katolik Başpiskoposluğu&#8217;ndaki istismar vakalarıyla ilgili 1.900 sayfalık yeni soruşturma raporunda, emekli Papa 16. Benedikt ağır biçimde suçlanıyor. (eurotopics.net, 21.1.2022) İngiltere&#8217;de Katolik Kilisesi, çocuklara yönelik 3 binden fazla taciz şikayetini görmezden geldi. Çocuklara Yönelik Cinsel İstismara İlişkin Bağımsız Soruşturma Komisyonu raporunda, gerçek sayının çok daha fazla olduğu ve muhtemelen asla bilinemeyeceği belirtildi. (BBC, 11.11.2020) Rapor: İngiltere Anglikan Kilisesi çocukları cinsel istismardan koruyamıyor. (Euronews, 6.10.2020) Belçika Kilisesi&#8217;nin yıllık raporuna göre, geçen yıl kilise içinde 86 cinsel istismar vakası bildirildi. (BBC, 3.12.2022) İsviçre&#8217;de Katolik Kilisesine yönelik resmi soruşturmada, 1950&#8217;li yıllardan bu yana yaşanan yaklaşık 1000 cinsel taciz vakası tespit edildi. Vakaların bir çoğunda çocukların söz konusu olduğu belirtilirken, soruşturma raporunda kurbanların % 56&#8217;sının da erkek olduğu vurgulandı. (BBC, 13 Eylül 2023) Almanya&#8217;da Katolik kilisesine bağlı okullardaki cinsel istismar skandalının bir benzerinin de Danimarka&#8217;da yaşandığı ortaya çıktı. Danimarka Katolik kilisesi, Almanya&#8217;dakine benzer 4 istismar vakasının da Danimarka&#8217;da yaşandığını itiraf etti. (Haber Vaktim, 21.3.2010) Yeni Zelanda&#8217;da devlete ve kiliseye emanet edilen 200.000 çocuk, muhtaç yetişkin istismara uğradı. (Euronews, 25/07/202) Yeni Zelanda&#8217;da Katolik Kilisesi, yıllar boyunca kilise bünyesinde eğitim alan ve cinsel istismara uğramış binlerce kurbandan resmi olarak özür dilediğini açıkladı. (Euro News, 26.3.2021) Hollanda&#8217;da bağımsız bir komisyon, Katolik Kilisesi&#8217;ne bağlı kurumlarda on binlerce çocuğun cinsel tacize uğradığını açıkladı. Kiliseye ait okullar, dini eğitim kurumları ve yetimhanelerde 1945&#8217;ten itibaren taciz vakalarını araştıran komisyon, bu olayların 2010 yılına dek sürdüğünü bildirdi. (BBC, 16 Aralık 2011) Polonya Katolik Kilisesi, 1958 ile 2020 yılları arasında 300 çocuğun din görevlileri tarafından istismar edildiğini açıklayarak özür diledi. (iskandinavyagundemi.com, 29.6.2021) Papa Franciscus İrlanda seyahati öncesinde Katolik Kilisesi&#8217;nde cinsel istismara karşı &#8216;sıfır hoşgörü&#8217; gösterilmesini talep etti, bu vakaların aydınlatılması gerektiğini söyledi ve &#8216;Kilise&#8217;de anormal otorite anlayışını&#8217; şiddetle kınadı. (urotopics.net, 20.8.2018) Papa&#8217;dan cinsel taciz skandalları yorumu. Papa Franciscus, Katolik Kilisesini sarsan skandalların inananları öfkelendirdiğini dile getirdi. (AA, 25.09.2018)</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin California eyaletini sarsan “Sübyancı rahip” skandalının yeni olmadığı ortaya çıktı. Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal yeni yazdığı “Papa 16.Benedikt-Avrupa Birliği ve Türkiye” kitabında Vatikan&#8217;ın 2002 yılında yaptığı açıklamasında 4450 Katolik papazın cinsel sapıklık olaylarına karıştıklarını itiraf ettiğini yazdı. Vatikan uzmanı olarak bilinen araştırmacı yazar Aytunç Altındal&#8217;ın “Papa 16.Benedikt-Avrupa Birliği ve Türkiye” adlı yeni kitabında, Vatikan&#8217;ın soğuk duvarlarının ardında yaşanan skandalları ortaya çıkardı. Altındal, papaların ve Katolik papazların yüzyıllardır cinsel sapıklık olaylarına karıştıklarını ancak olayların mağdurlarının kilise ve din korkusu nedeniyle bu cinsel sapıklıklara göz yumduklarını da belirtti. Altındal, yeni seçilen Papa 16.Benedikt&#8217;in Kardinallik döneminde kendi imzaladığı bir itirafında 1950–2002 yılları arasında 4450 papazın “Delicta Graviora”(Cinsel sapıklık, cinsel taciz) suçunu işlediklerini belirtti. 2001 yılında ise Amerika&#8217;da büyük bir skandal patlak vermiş ve en az altı papaz bu suçlamaların sonucunda kilisenin onurunu kurtarmak için intihar etmişler, bazıları da ‘beklenmedik şekilde’ hayata veda etmişlerdi. Bunun üzerine Ratzinger 18 Mayıs 2001&#8217;de Latince bir mektup yollayarak tüm kilise önderlerini uyarmak zorunda kalmış ve ‘Seküler’ mahkemelere intikal eden bu tip suçlarla ilgili açıklamalar yapılmasını yasaklamıştı. Onun bu girişimi tacize uğramış olan çocukların ailelerini savunan avukatlar tarafından davaya müdahale ve bilgi gizlemeye teşvik olarak değerlendirilmişti. ABD&#8217;deki skandal taraflar arasında uzlaşma sağlanarak ve 45, 75 milyon dolar tazminat ödenerek hasıraltı edildi. Ancak Katolik kilisesindeki bu pis “düşkünlük” ile ilgili her an her yerde yeni bir skandal patlak verebilir” Kilise kurbanları: Antik çağ ve orta çağda Hristiyanlığı yaymak için birçok millet göç etmeye zorlanmış, işkencelere maruz kalmış ve tarihten silinmiştir. Engizisyon: Katolik kilisesi 10 milyon insanı katletmiş ve sayısız kişiye de işkence uygulamıştır. 1209 yılında Beziers´in fethedilmesiyle 22 bin kişi öldürülmüş ve 1244 yılında 215 kişi toplu olarak yakılmıştır. İspanyol Torquemeda 10 bin kişiyi yakarak öldürtmüş ve 100 bin kişiyi de kürek mahkumiyetine çarptırmıştır. Engizisyonun baş figuranlarından Pedro Arbuen´e, Papa IV. Pius tarafından &#8220;yücelik&#8221; unvanı verilmiştir.  Haçlı seferlerinde 1096 &#8211; 1291 yılları arasında yazar Hans Wollschager’e göre 22 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 1099 yılında Kudüs´ün alınmasıyla 70 bin Müslüman ve Yahudi katledilmiştir. Papa III. İnnozenz, 4. haçlı seferini başlatmış, 1202´de Zara´yı ve 1204´de Konstantinopel´i (İstanbul) yağmalatmış ve kendi mezhepleri arasındaki ayrılıkları körüklemiştir. İspanyollar 1391 yılında 50 bin Yahudiyi öldürmüştür ve 1492 yılında ise 50 bin Yahudi&#8217;nin zorla dinleri değiştirilmiş geriye kalan 100 bin ile 200 bin arasında Yahudi göçe zorlanmıştır.Ve yine 1615 yılında İspanyollar zulüm ve baskılarına rağmen dinlerinde kalan sayıları 300 bin ile 3 milyon arasında tahmin edilen Müslümanları göçe zorlayarak köklerini İspanya´dan kazımıştır. 1348-1350 yılları arasında Almanya´da 300 Yahudi yerleşim bölgesi tarihten silinmiş ve Yahudiler veba salgını için sorumlu tutulmuştur.   Amerikanın keşfinin ilk 50 yılında katolik İspanyollar 1 milyon yerlinin katliam, kölelik ve enfeksiyonel hastalıklardan dolayı ölümüne sebep olmuştur. Ve daha sonra ki 150 yıl içinde 100 milyon insan yani yerli halkın % 90’ı haritadan silinmiştir.</p>
<p>Erkek kılığına girip Papa seçilen kadın</p>
<p style="text-align: justify;">9. yüzyılda evlatlık olarak dindar bir ailenin yanına yerleştirilen İngiliz kızın hayatı gezgin bir rahibin kendisine aşık olup kaçırmasıyla değişti. Bir din adamının yanında kadınla dolaşmasının iyi karşılanmayacağı düşüncesiyle sevgilisini erkek kılığına sokan rahip hiçbir sorunla karşılaşmadan onunla birlikte Fransa, Marsilya, Galya&#8217;da pek çok manastırı ziyaret ettikten sonra Atina&#8217;ya yerleşti. Bilgili bir din adamı olan sevgilisi genç kızın hocasıydı aynı zamanda. 847 senesinde Papa Leon ölünce yerine kilise dışından bir kişi olmasına rağmen ittifakla seçildi ve 8. Jean adıyla göreve başladı. Kaynaklar onun bu görevi iki yılı aşkın bir süre sorunsuz sürdürdüğünde müttefik. Ama kadınlığı baskın gelip kardinallerden bir sevgili edinince durum değişti. Jean bir adım daha ileri gidip hamile kaldı ve bol, dökümlü resmi kıyafetlerinin altında karnının büyümesini saklayabileceğini, çocuğu doğurup onu kilise içinde &#8216;terk edilmiş bebek&#8217;lerden biri olarak büyütülebileceğini düşünüyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. 855 senesinde Domitien Tiyatrosu önünde katıldığı bir dini tören sırasında doğum sancıları başlayınca her şey tersine döndü. Kardinaller Papa 8. Jean&#8217;ın kadın olduğunu öğrenmekten dolayı donmuş kalmışlardı. Kimi tarihi kaynaklar Jean&#8217;ın idam edildiğini, kimi ise çılgına dönen halk tarafından taşlanarak öldürüldüğünü yazıyor. Ama 8. Jean&#8217;ın kiliseye adını hiçbir zaman unutturmayacak bir anı bıraktığına şüphe yok. Bu &#8216;Sedia Stercoraria&#8217; diye anılan ve papa olacak kişilerin erkek olup olmadıklarının elle yoklanarak kontrolüne olanak veren iskemle! (Radikal:26 Kasım 2006)</p>
<p style="text-align: justify;">Amerika’daki yerli ırklar yok ettiler; katliamlar yapıp, altın ve topraklarını sömürdüler! Afrika’daki kara ırkı köleleştirip, toprakları işgal edildi; madenleri sömürdü ve hala bu devam ediyor! Çin/Hindistan işgal edildi, toplu katliamlarla 200 yıl sömürüler! Hristiyan olmayan beyaz ırkı da ihmal etmedirler; Haçlı seferlerinden, I. Ve II. Dünya savaşlarına -ara renk Araplar ihmal edilmeden- işgal edildiler, sömürü, katliama uğradılar! Tüm bunlar olurken tanrı ile devamlı görüşen papalık makamını işgal eden insanlar ne tepki verdiler? Bırakın engel olmayı, eleştirmeyi, ‘destek olmayanı’ var mı idi ?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6545" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/SediaStercoraria-1.jpg" alt="SediaStercoraria-1" width="259" height="264" />  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-6544" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kilise_papa_kontrol-1.jpg" alt="kilise_papa_kontrol-1" width="250" height="206" /></span></p>
<h5 style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;"><strong><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6547" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/piushitler.jpg" alt="piushitler" width="200" height="218" /><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14659" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hitler-300x136121.jpg" alt="" width="290" height="132" /></strong></span></h5>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konrad Gröber´den Papa´ya (1944):  &#8220;Nazi´lerin yeni dünya bakışında bazı iyi şeyleri yanlış anlıyoruz. Ama yakından baktığımızda olayın Hıristiyanlığın bir kopyası olduğunu görüyoruz.&#8221; </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6548" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hexenhammer-225x300.jpg" alt="hexenhammer" width="225" height="300" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14657" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/montsegur-244x3001.jpg" alt="" width="234" height="296" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9571 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/58698593_602210256925583_7381724712126119936_n.jpg" alt="" width="283" height="242" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7010 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/esefleozur-sekizyuzbin-1.png" alt="esefleozur-sekizyuzbin-1" width="521" height="470" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                         800.000 cana karşılık &#8216;özür ve esef&#8217;&#8230;!!! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11114 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cagdaspapis-2020-1.jpg" alt="" width="492" height="392" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Papa da, kilise de, Katoliklik de post-modern nihilizm, alkolizm ve eşcinsellik içinde kayıplara karışarak buharlaşıyor. Katı günahkarlıktan çıkıyor, ancak katı hazcı bir yola koyuluyor. Artık gay Papa bile yakında görebiliriz.&#8221;  (Ergün Yıldırım, Yeni Şafak, 11.11.2020)</p>
<p style="text-align: justify;">Hz İsa&#8217;yı bu kilise&#8217;den kurtaralım! O ne tanrı ne de eşcinsel idi! O (as) Allah&#8217;ın elçisi ve bir kulu idi!</p>
<p style="text-align: justify;">“Müslümanların inancına göre İsa Aleyhisselam bir Resul idi. Hristiyan yazarlar, Müslümanların Hz İsa&#8217;yı tanımadıklarını ileri sürüyorlar. Müslümanlar elbette İsa aleyhisselam&#8217;ı Hristiyanlarca verilen bir sıfatta tanıyamazlar.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 76,77) “Bir Hristiyan İslam&#8217;ı kabul etmiş ve yeni dindaşlarını güya memnun etmek gibi bir cahiliye düşüncesi ile İsa aleyhisselam&#8217;a sövüp lanet etmiş. Bunun üzerine Müslümanlar onu kadının/hakimin huzuruna götürmüşler ve idamına hükmetmesini istemişlerdi.” (E. Bosworth-Smith, Muhammed and Muhammedanism, s. 269)</p>
<p style="text-align: justify;">ccc</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7105 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/insan-tanriolursa-buhalededuser-1.png" width="596" height="372" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7104 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ateistpapaz-rahip-1.png" width="543" height="940" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12373 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/papa76744864798.png" alt="" width="375" height="306" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hem sapık hem kumarbaz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12448" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hemsapikhemkumarbaz-2022164.png" alt="" width="382" height="440" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Transeksüel Pastör(e)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7652 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ameliyatla-kadinolmus-pastor-protestanrahip-1.png" alt="" width="412" height="547" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Noel öncesi bir Hristiyan klasiği Hz. İsa’yı sorgulamak. Bu sefer bambaşka. Yeni Zelanda’da bir rahip Hz. İsa’nın cinsel kimliğini sorguluyor. Auckland (Yeni Zelanda) kentindeki St. Matthew Anglikan Kilisesi’nin hazırladığı afişte Hz. İsa, başının üzerinde gökkuşağından hale bulunan bir çocuk olarak resmediliyor. Afişte; ’’Noel’deyiz, Hz.İsa’nın cinsel kimliğini açıklama vakti geldi’’ yazıyor. (İnternet Haber, 18.12.2012) Hz. İsa&#8217;yı eşcinsel olarak betimleyen fotoğraflar kilisede sergileniyor. İsveçli sanatçı Elisabeth Ohlson Wallins’in Hz.İsa’yı eşcinsel olarak gösteren fotoğrafları Dünya’da ilk kez bir kilisenin duvarlarında sergileniyor. (Hürriyet, 21 Mayıs 2016) Şok iddia: hz. isa eşcinsel miydi? Harvard mezunu, ilahiyatçı Dr Reverend Bob Shore-Goss geçtiğimiz gün Vine dergisine verdiği röportajda ortaya şaşırtıcı bir iddia attı. Hz. Isa’nın eşcinsel, hatta transeksüel ya da interseks olabileceğini iddia eden ilahiyatçı, “Hz. Isa ile yatağa girmek isterdim” dedi. (7 Temmuz 2015) Hz. İsa&#8217;yı eşcinsel yaptı. Avusturyalı ressam Alfred Hrdlicka Hz.İsa’yı eşcinsel, havarilerini de birbirlerini okşarken gösteren bir sergi açtı. Başpiskopos Christoph Schoenborn resimler arasından sadece İsa’nın havarilerini homoseksüel ilişki içinde gösteren “Leonardo’nun Son Akşam Yemeği” adlı tablonun kaldırılmasını emretti. (Hürriyet, 10 Nisan 2008)</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır&#8217;daki El Ezher Kurumu, Fransa’nın 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nın açılış kutlamalarında, Hazreti İsa’yı konu alan “Son Akşam Yemeği” tablosunun canlandırılmasında LGBT temalarının kullanılmasını kınadı. (AA, 28.7.2024) Dünya Müslüman Alimler Birliğinden Fransa&#8217;daki LGBT temalı Hazreti İsa canlandırmasına tepki. (Kıbrıs Gen. TV, 29.7.2024)</p>
<p style="text-align: justify;">Luther, Hz. İsa&#8217;nın üç kez zina ettiğini yazarken (Arnold Lunn, The Revolt Against Reason, s. 233; Lyndal Roper, Martin Luther: Renegade and Prophet, s. 295; John Henderson, Abuse: Finding Hope in Christ, s. 43) 1967 yılında Cambridge Katedrali papazı C. H. Montefiore ise Hz İsa&#8217;nın bir homoseksüel olduğunu ima etmiştir. (Times, 28.7.1967) </p>
<p style="text-align: justify;">Ateist papazlar! &#8220;Ölümden sonraki hayat hakkındaki inançlarının ne olduğu sorusuna, İrlandalı rahip,&#8217; ölmüş olan bir insanın aynı bir hayvan gibi ölü olduğuna inandığını&#8217; belirtmiş ve &#8216;İşte bu kadar&#8217; demiştir.&#8221; (Conor Crusio O&#8217;Brien, The Observer, london, 22.2.1981)</p>
<p style="text-align: justify;">Humboldt Üniversitesi dinler sosyolojisi kürsüsü başkanı Jöns&#8217;ün, kilise görevlileri arasında yaptığı araştırma sonucu: &#8216;Papazların yüzde 20&#8217;si ateist&#8217; (Yörünge Haber 10-16 Ağustos 1997 339. Sayı, s. 24)</p>
<p style="text-align: justify;">Tanrıtanımaz papaz kiliseden atılmadı. Hollanda’nın sahil kasabası Zierikzee’deki Protestan Kilisesi’nin papazı Klaas Hendrikse, Tanrı’nın olmadığını vaaz edince, ülkede tartışma başlattı. Papaz, cemaatin tepkisine rağmen kiliseden aforoz edilmedi. “Olmayan bir Tanrı’ya İnanmak” adlı kitabın da yazarı olan Hendrikse, pazar ayinlerinde Tanrı’nın olmadığını vaaz etti. Hendirkse aforoz edilmemesine şaşırdığını belirterek, “Buna rağmen kalmama izin veriliyorsa, kilisenin temelleri işe yaramıyor demektir” diye konuştu. (Milliyet, 10.02.2010) 26 Haziran 2018 ölen Var Olmayan Bir Tanrıya İnanmak: Ateist Bir Papazın Manifestosu Tanrı yoktur ve İsa onun oğludur. (en.wikipedia.org/wiki/Klaas_Hendrikse) Amsterdam Özgür Üniversitesi&#8217;nin yaptığı bir araştırmaya göre Hollanda&#8217;daki Protestan Kilisesinde (PKN) ve Hollanda&#8217;nın diğer birkaç küçük mezhebinde, altı din adamından biri agnostik veya ateisttir. (bbc.com/news/world-europe-14417362) Kilise, Tanrı&#8217;ya inanan rahip arıyor! Danimarka, Viborg kentinde bir kilisenin gazetelere verdiği iş ilanını konuşuyor. Kaynak: Kilise, Tanrı&#8217;ya inanan rahip arıyor! Peter Grosböl adlı bir rahip, Dünyayı yaratan ve idare eden bir Tanrı’ya inanmadığını söylemişti. İlanla rahip arama Danimarka&#8217;da normal bir prosedür. Ancak işe alınacak yeni rahipte inanç şartı aranması ülke tarihinde bir ilk. (Risale Haber, 29 Ocak 2013) 1 yıl boyunca ateist olmayı deneyen papaz şaşırttı. Yedinci Gün Adventist Kilisesi’nde papaz ve Azusa Pasifik Üniversitesi’nde profesör olan Ryan Bell, yaklaşık bir yıl önce ‘ateist olmayı deneyeceğini’ açıklamıştı. Ryan Bell tam 12 ay boyunca ‘Tanrı yokmuş gibi’ yaşadıktan sonra, kendince yaptığı çıkarımı halkla da paylaştı; “Bence Tanrı yok.” Öte yandan Bell, ateist inancının kesinlikle doğru olduğunu da savunmuyor. Bell de pek çok ateist gibi Tanrı’nın varlığına dair kanıtlara açık olduğunu, sadece bu kanıtları henüz bulamadığını iddia ediyor. (Posta, Radikal, 29 Aralık 2014)</p>
<p style="text-align: justify;">Hem sübyancı hem satanist rahip. İtalya&#8217;nın Cenova kenti yakınındaki Santo Spirito Ponente Kilisesi Rahibi Riccardo Seppia, pedofili ve uyuşturucudan tutuklandı. Rahibin satanist olduğu da iddia ediliyor. (Hürriyet, 20 Mayıs 2011)</p>
<p style="text-align: justify;">Hem sapık hem kumarbaz. Almanya Köln başpiskoposluğu&#8217;nun, bir rahibin 1.15 milyon euro kumar borcunu ödediği ortaya çıktı. Para, kilise üyeleri tarafından cinsel istismar mağdurlarına ödeme yapmak için kullanılan özel bir fondan kullanıldı. Başpiskoposluk şunu ileri sürdü: &#8220;Bugün böyle bir vakanın artık yaşanmayacağını varsayıyoruz çünkü vakadan ders aldık ve insan kaynakları departmanı ile din adamları arasındaki temas artık daha yoğun ve daha iyi organize olmuş durumda.&#8221; (Bild, 14 Nisan 2022)</p>
<p style="text-align: justify;">Transeksüel Pastör(e) Meleklerle Konuşan &#8216;Raikal&#8217; Baptist Transgender Vaizle Tanışın. Allyson Dylan Robinson, Baptist kilisesinde rahip olarak atanan ilk açık transseksüeldir. Uzun kızıl saçları ve kalın çerçeveli gözlükleriyle,  Baylor Üniversitesi George W. Truett İlahiyat Semineri&#8217;ne ilk geldiğinde Baptistler İttifakı&#8217;na &#8220;beyaz, heteroseksüel, alt/üst orta sınıf, Avrupa kökenli bir adam&#8221; olduğunu söylemiştir. (charismanews, 19 Nisan 2016)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Protestan&#8217;tanlıktan Ortodoks&#8217;luğa geçmiş olan bir adamın anıları!</span></p>
<p style="text-align: justify;">“Biz kendimize Protestan falan demiyorduk. Sadece “imanlı” diyorduk. Pastörlerin konuşmalarına göre, Müslümanlar, ateistler ve Hristiyanlığın özünü bozmuş olan “diğer mezhepler” imansızlardı. Kimdi bu diğer mezhepler? Ortodoks ve Katolikler idi. Daha ilk iman ettiğimizde bize anlatılan şey, Ortodoks ve Katoliklerin İslamcılardan farkı olmadığı, onların Meryem&#8217;e taptıkları ve dolayısıyla putperestleştikleri, Martin Lutherin bir kahraman gibi çıkarak tüm bozukluğu yerle bir ettiği ve “gerçek imanlıların” tekrar böyle ortaya çıktığı bize anlatılmıştı. Gerçek imanlılar, Protestanlardı. Bir gün Pentecostal olduğunu henüz bilmediğim (çünkü o zamanlar Protestanlık içinde ayrımlar olduğunu bilmiyordum)  şifa almak için yere düşüp kalktıklarına şahit olduğum bir cemaat ile karşılaştım. Gittiğim kilisedeki pastörüm ise bu cemaat hakkında “Onlar tam imanlı değil. Onlara dikkat et” diye beni uyarmıştı. O zaman anladım ki imanlılar arasında da “gerçek imanlılar” ve “dikkat edilmesi gereken imanlılar” vardı. Yani az çok fark ettiğim kadarıyla Hristiyan dünyasında gerçek imanlı olmak için Protestan olmak gerekiyordu, ancak Protestanlığın da doğru kolunda kalmak gerekiyordu. Peki, ben gerçek imanlı mıydım? Pastörüme göre evet. Oysa diğer Pentecost kilisesine gittiğimde bu sefer oradaki pastörün kendi cemaatinin gerçek imanlı olduğunu söylemesi ilginçti. Sonra bulunduğum şehirden ayrılıp İstanbul’a geldim ve bir süre bu tarz canlı insanların olduğu bir kiliseye katılmaya başladım. Araştırdım ve çok geçmeden anladım. Burdaki tarz aslında “prosperity” gospel idi. Yani Bolluk Kilisesi. Ücüncü bir Protestan grup ile bu şekilde tanışmış oldum. Kilise arayışım devam etti. Çok geçmeden hoşuma giden bir pastörle tanıştım. Hoşuma giden diyorum çünkü artık anlamıştım ki “İstanbul&#8217;da çok kilise vardı ve hepsi farklıydı.” Yeni bulduğum işte böyle bir kilise, oldukça kuralcıydı ve yapıları farklıydı. Öğretişe çok önem veriyorlardı ve Eski ahitten çok bahsediyorlardı. Kelamı daha iyi öğrenmek adına bu “Kore kilisesine” birkaç sene devam ettim. Ancak bir gün bir konuşmamız sırasında bana pastörün çocuğunun 8 günlükken vaftiz olduğunu söylediler. Şaşırmıştım. O zamanki araştırmalarımda kelamda böyle bir şey olmadığını düşünüyordum.  O kiliseyle bu konuda tartıştık ve o kilisenin bir Presbiteryen Kilisesi olduğunu tespit etmiş oldum. Oradan da ayrıldım. Böylece İsa ile olan yaşantımda dördüncü mezhebi de görmüş oldum. “Her kilise öğretiş olarak farklıydı” ve bu konuları araştırmak ve doğru kiliseye ait olmak da vakit alıyordu ve bu konuda kurallar da mevcut değildi. Yani kendi el yordamımla “iman arayışıma” devam ediyordum. Kendime öyle bir kilise aradım ki, aşırı uçlarda olmayan, nazik, tutarlı bir kilise olsun, fanatik olmasın. Sapık öğretiş barındırmasın. En önemlisi de Kutsal Kitap konusunda saygılı olsun. Ancak gözlemlediğim çoğu Protestan kiliselerinde pastörlerin bazı tavırları beni rahatsız ediyordu. Neydi bu rahat tavırlar? Kilisedeki vurdumduymazlıktı mesela. “Rab burada, aramızda kardeşler. Haydi dua edelim” derken bile kişilerin ellerinin cebinde olmasıydı. Dua ederken bile ayak ayaküstüne atan kişileri görüyordum. Düşünemiyordum, eğer o odaya günümüzün devlet başkanı dahi gelse, hatta şehrin valisi o anda odadan içeri girse, kişiler ellerini cebine sokamazlardı ve ayak ayaküstüne atamazlardı, ancak “Rab burada, aramızda!” derken Protestanlar oldukça korkusuzdular. Bir başka gözüme çarpan sorun da ilahiler idi. Protestanlıktaki ilahilerin fazlalılığı (yani her önüne gelenin ilahi yazması), bestelerin basitliği ve sözlerdeki gramer ve teoloji hataları da gözüme çokça ilişmişti. Görüşüme göre Rab ile ilgili yapılan şeyler korku ile yapılmalıydı. Korkarak Rabbe yaklaşılmıyor ise bu durum er ayda geç laçkalığa ve sistemsizliğe dönüşüyordu. Protestanlıktaki bu rahat ve sistemsiz tavırlar çok geçmeden beni büyük ölçüde rahatsız eder olmuştu. O dönemde “Amerika’ya gittim. Yani tüm Protestanlığın merkezine.” Hristiyanlığın bollukla ve bereketle yaşandığını düşündüğüm, güzel insanların kurmuş olduğu temiz kalpli, “Mesih severlerin ülkesine.” Oysa orada işin renginin çok daha farklı olduğunu çok geçmeden anladım. Assemblies of God, Southern Baptist, Non- denominational, Charismatic, Messianic Jewish gibi isimlerle var olan ve bunu da açıkça belirten kiliseleri gözlemledim ve Pazar servislerinde bulundum. “Hepsindeki pastörlerin birbirleri hakkında farklı şeyler söylediklerini, hatta birbirlerini suçlarcasına konuştuklarını” bizzat gördüm. “Amerika’da mezhep farkı inanılmaz yoğun ve kalınca belirgindi.” Türkiye’de bulamadığım o birliği Amerika’da bulacağımı sanarken tam tersi bir durum ile karşılaşmıştım. Türkiye’deki gibi daha saf ve yeni imanlılar neredeyse yok gibiydi.  “Amerika tecrübesi mezhepler konusunda bir nevi gözümü açmıştı. Türkiyedeki gibi gizlice yapılmıyordu iş.” Resmen ve açıkça insanlar “mezheplerini söylüyorlar ve birbirlerini kalın çizgiler çekerek birbirinden ayırıyorlardı.” Amerika’da sadece mezhepçilikle degil, aynı zamanda Protestanlığın sığ ve maddi yüzeyiyle de karşılaşmıştım ve artık Protestanlığa şüphe ile bakar olmuştum. Türkiye’deki imanlıları da artık mezhep süzgecinden görür olmuştum. Özellikle bazı arkadaşlarımın Kalvinciliğe geçmesi iyice beni bu ayrışmalardan tiksindirir hale getirmişti. “300’e yakın ve birbirinden çok farklı Protestan mezhebi” vardı, fakat gerçek mezhep hangisiydi? Ev kilisesi yaptığımız dönemde de şunu görmüş oldum. Protestansan, özgürsündür. İstediğin kiliseyi kurarsın. İstersen kapatırsın. Her konuda bir özgürlük vardı. Yani “o kadar özgürdü ve rahattı ki, hiç kimseye güvenim kalmamıştı” artık. Birlik yoktu kimsede. “Madem geleneğin ve Katolikliğin sapıklıklarını atıp temizlenmişlerdi, neydi onları bu kadar ayıran fikir ayrılıklarının çokluğu?” Yine bir gün birisi, ‘Protestanlık fikirsel zenginliktir. Rab zenginliğe önem verir. Ne kadar çok mezhepimiz var. Ne kadar renkliyiz. Rab bunu seviyor’ demişti. Hangisi gerçek olandı? Bilemiyordum ve kafam her daim karışıktı. İçten içe de bir tatminsizlik baş göstermişti bende. Çevreme bunu aktardığımda “Kiliseni değiştirmeyi bırak. Değişen sen olmalısın. Her kilisede hata vardır. Ama insanlara bakma. Kendine ve Rabbe bak. Kendinden sorumlusun.” yanıtını alıyordum. Ancak yine de bunu söyleyen kişilerin bile hayatında yolunda gitmeyen çok şeyler vardı ve bu gördüğüm sistemsizlikleri ve düzensizlikleri insanların yüzüne vurmak da fayda vermiyordu. İtiraf etmeliyim ki, 6 senede gitmiş olduğum kiliselerin hepsinde hata gördüm. “Kimi pastör karısını dövüyordu. Kimisi eşcinsel idi. Kimisi aldatıyordu. Kimi para sevdalısıydı.” Tüm bunları sorguladığımda bana tekrar ve tekrar şu cevap veriliyordu: “Doğru kilise veya mükemmel kilise zaten yok ki? Bulunduğun kiliseyi geliştir. İlahi yaz. Beste yap. Vaaz et. Kendini geliştir. Böylece kilise de gelişir.” İşin ilginci, “Protestan imanlıların pek çoğu, inançlarındaki sistemsizliğin farkındaydı.” Hemen hemen hepsi kiliselerden ve gidişattan şikayet ediyordu. Kimi pastörden, kimi parasal düzenden, kimi kültürü anlamayan yabancı imanlılardan. Ve en ilginci de şuydu. Hiçbiri açık açık “Ben Protestanım ve bundan gurur duyuyorum” demiyordu. “Protestan değilim” diyorlardı çoğu kez. Hep bir şeyleri saklama ve açık oynamama seziyordum. “Çoğu pastör olma sevdasında, vaaz verme peşinde, kiliseyi kurtarma ve Türkiye&#8217;deki Müslümanları iman ettirme peşindeydi.” Bir Protestan için ‘tapınma=Vaaz ve Gitarla ilahi söylemektir.’ Protestanların “Tapınma” dedikleri gitar, davul ve klavye ile yapılmak istenen şey ise, Tanrı hakkında güzel ve etkileyici bir bilgi/duygu verebilmektir. “Özellikle Amerikan kiliselerinde bu olay yoğun olup, kiliselerin pek çoğu konser sahnesini andırır.” İlahiler çoğunlukla moderndir ve dünyada alışık olduğumuz pop/rock melodilerine yakın bestelerdir. “Protestanlıktaki pek çok mezhep ise, daha çok Tanrı’ya uymak için değil, insanın mutluluğu için kendi geleneklerini yazar.” Örnek verecek olursak; Kişi üzülmesin ve kilise dağılmasın diye eşcinselliğe göz yumulabilir, eşcinsel kişi kilisede pastör atanabilir, hatta daha ileri gidilip ameliyatla kadın olmuş pastörün pastörlüğüne devam etmesi hoş karşılanır. İnsanların kusurlarına ve günahlarına  müsamaha gösterilip susulursa, sevginin korunacağı, negatifliğin olmayacağı ve bu şekilde kilisenin sayısının artacağı varsayılır. Bunun sonucunda olan şey, sallantılı ve dağılmaya yüz tutan otoritesiz kiliselerdir. Avrupa’da bu yüzden Protestanlığın büyük çoğunluğu hemen hemen yok olmuştur. Eski tarz gelenekleri olan Protestan kiliseler (Anglican, Alman Evangelic, Luteryen vs) son derece kötü durumdadır. Diğer canlı kiliselerde ise imanlılar, kiliselere güvenmemekte, topluluklar genelde devamlı kilise değiştiren kişilerden oluşmakta ve kendilerine uygun cemaatler yaratmaktadırlar. Çoğu Protestan bugün ya kızıp kilise değiştirmiş, ya da yeni akımlar ışığında kilise değiştirmek ve yenilemek istemektedir. Kanımca, Protestanlığın içine Amerikan kafa yapısı oldukça girmiştir. O da şöyledir:  Kişinin iman ettiği gün tamamen mucize bir şekilde değişmiş olduğuna inanmak ve “basitçe iman edip kurtulmak.” Yani bir hokus pokus imanı! Bu hokus pokusu da başkalarını cezbederce anlatarak, sanki Hristiyanlığı bir yeni yıl hediyesiymiş gibi süsleyerek pazarlamak. “Protestan inancında pastörler tek kişilik silahşör gibi kahramanlığa soyunurlar. Kurtarabildikleri koyunları kurtarmak isterler. Başka Protestan kiliseleri ile ortaklaşmaya girmekten çok, sahip oldukları ufak cemaati korumaya çalışırlar.” Protestan kiliseler, merkezi otoritenin bulunmayışından ötürü kiliselerinde sağlamlığı ve devamlılığı arttırmak adına “kişi sayısına odaklanırlar ve kişilerin kilise hakkında kötü düşünmemesi ve sayının azalmaması için stratejiler geliştirirler.” Gereğinde kilise içi kanunlar (ki kanun da yoktur aslında. Sadece kişisel prensipler vardır) kişi sayısını korumak için yenilenir, değiştirilir. Pastörünüzün bireysel ve ufak yanlışlarına da mahkumsunuzdur. “Her Protestan pastör kendi kilisesinin otantik ve gerçek Hristiyanlığın tek kilisesi olduğunu düşünür ve diğer kiliselerdeki uygulamalardan daha ilerde, daha geliştirici bir işlere imza attığına inanır.” Artık insan sayısı arttıkça, insanlar kendi özgür cemaatlerini diğerlerinden nasıl ayırabilirim ve geliştirebilirim yarışmasına soyunmuşlardır. Dolayısıyla “sayı artınca muhasebe departmanı daha çok çalışır.” Protestanlık ise kendi kendisini doktor ilan eden diplomasız mahalle şifacılarına benzer. Her ev kilisesinin pastörü kendini doktor sanar ve kendi aralarında “biz daha iyi bir doktoruz çünkü ayetleri daha iyi yorumladık. Yani ilacın prospektüsünü daha iyi anladık” derler. Hali hazırda disiplinli yaşam süren, namaz kılan İslami kesim ise, henüz Protestan müjdeciler tarafından etkilenmeyi başaramamışlardır Çünkü “misyonerlik tamamen Amerikanvari bir özgürlük ve sekülerleşme öğretisi haline gelmiş olup” kendi içinde mütevazi ve kuralcı yaşayan bu Müslüman kesimi etkilemek bu öğretilerle mümkün olmamıştır. Dolayısıyla “Protestan müjdeciler, daha çok dinsiz kesime, Kürtlere, seküler veya sosyalist kesime hitap eder hale gelmiştir.” Her Protestan mezhebin uygulaması farklıdır. Presbiteryenler yeni bir uygulamayı kabullenirlerken, bunun 5 sene sonra gelenek haline dönüşeceğini bilmez. Karizmatik olsun, Baptist olsun, Brethren olsun ve diğerleri olsun, hepsi zamanla kendi kilise geleneğini oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki daha sonra bu arkadaş ne yaptı? Daha kötü bir tercih ile, yağmurdan kaçarken doluya tutuldu; Ortodoks olur ve sonra da, ‘sadece katolik ve protestanlar bölündü, ortodokslar bölünmedi’ izlemini verip bu defa diğer iki mezhebe karşı delillerini sıralamaya devam eder. Çelişkilerle dolu bu ortodoksluk savunmasına bakalım: 300 senesinde ‘dönemin Kralı ‘-Konstantin Rabbe iman etmiştir.’ İman etmesinin ardından “o zamanki pagan gelenek ve göreneklerine uyumlanmış günlük yaşam, zaman içerisinde Hristiyan adetlerine çevrilerek halkın da bu süreçte yavaş yavaş Hristiyanlığa iman etmesi sağlanmıştır.” Bu noktada halkın tam olarak Rabbi anlayıp da iman edip etmediği  konusuna girmeyeceğim. Ama 300 senesinde ‘Konstantin’in gerçekten Rabbe iman ettiğini ve halkın da bu güzel inanca sahip olabilmesi için uğraş verdiğini biliyoruz.’ Yani “Protestan arkadaşların söylediği gibi Konstantin, Hristiyanlığı bozmaya çalışmamış, aksine Hristiyan dininin daha çok yayılması için elindeki imkanları kullanarak kiliseler açılmasına izin vermiştir.” Konstantin bilinçli olarak bir “din yaratalım” ve Hristiyanlığı bozalım yarışına girmemiştir. Yaptığı şey, Hristiyanlığın tek görüşte birleşmesi idi. “Hatta Hristiyanlıktaki bütünlüğü korumak için” Hristiyan Ana Kilisesinden kopmak isteyen bazı akımlar karşısında (Arius vs) bu akıma sahip dini önderleri İstanbul’a çağırtmış, Konsil toplatarak farklılaşmaya başlayan teolojik konularda “kiliseler arasında bütünlüğü sağlamak için bu Konsilleri yönetmiştir.” Burada “amaç farklılıkları önleyerek bütünlüğü korumaktı.” 10. yüzyıldan itibaren “kiliseye bulaşan Batıcılık geleneği (Katolizm, zihinsellik ve sonrasında gelişen Reformist devrim/Protestanlık), köhnemiş bulduğu eski gelenekleri  elinin tersiyle itmiş, Hristiyanlığa ait tüm ‘görsel ve işitsel sanatlara’ darbe koymuş, atalarımızdan kalan tüm mirası baltalamaya çalışmıştır.” Ortodokslara göre, kilise otoriter, değişmez, ortodoks Kilisenin her durumda aynı kalacağına inanılır. Değişme niyeti de  yoktur, çünkü dünyevi değişimlere inanmaz kilise. Bazı zaman ise sorularıma yanıt alamadım. Ama en azından şunu diyebiliyordu Peder: “Onun yanıtını ben de bilmiyorum. Rab büyüktür. Şu anda bilemiyoruz. Ancak belki sonra ölünce Rab açıklayacaktır.” Eski imanlılar günümüze kadar bu inancı korumuşlardır. Nasıl korumuşlardır? Görünmeyen  ve asla kurşungeçirmez bir cam sayesinde. İşte bunun adı ‘gelenektir.’ Çoğu Protestan arkadaş diyor ki “Ortodoksların o şaşaalı kıyafetlerine, altın rengi ikonlara veya gösterişe ne gerek var? Sade olmak ve sadece Tanrıyı anlamak yetmiyor mu?” O zaman şunu soralım: “Şeytanın stratejileri sade mi yoksa komplike midir?” Ortodokslar da “biliyor ki, uzun cüppe tarzı kıyafetler gerçekten normal hayata göre abartıdır ve gereksizdir. Fakat kilise içindeki hayat, normal hayat mıdır? Asla değildir.” Ortodokslar “Tanrı’yı gözleri ile (kıyafetler, ikonlar vs.), kulakları ile (değişmeyen ilahiler ve vaazlar), burunları ile (tütsüler), elleri ile (ekmeği tutarak, cisimlere dokunarak, bedenleri ile eğilerek) yaşamak isterler.” Rabden gelecek ekmeği ve kanı isterler, çünkü dünya bozuktur ama kilisede verilen kan ve şarap bozuk değildir. “Trafikte aracınızı kullanırken yol kenarında gördüğünüz trafik levhalarına benzer ikonlar.” Ortodoks Kilisesi’ne “gösterişli” diyen kişilere bir soru sormak istiyorum. Sizce gösteriş şu şekilde dua edip vaaz veren bir kilisede çok daha mevcut değil mi?:  “Ya Rab müjdecilik yapıyoruz. Ya Rab bize para gönder. Ya Rab bize yeni kilise kurdur, yeni topluluk sağla. Araba ver, vesait ver. Daha çok para ver, vesaire.” Görüyorsunuz bu tip kiliselerde günahtan, düşmüşlükten, benlikten bahsedilmez, zira tüm kötülüklerden muaf olduğuna inanılır. “Yeri geldiğinde vaaza gelmiş olabilecek Müslümanlara iyi imaj çizmek ve sayıyı artırmak adına özgürlüğe dair her türlü şey anlatılır. Ortodoksluk size Protestanlıkta olduğu gibi bol keseden özgürlük vaat etmez.” Katılımcılık, itaat etmek, kurallara uymak gerekir. Çünkü “bu kurallar binlerce senede oluşmuş köklü geleneklerle sabitlenmiştir.” Kişi “kiliseye güvenmelidir.” 2000 yıllık değişmez gelenekler uygulanır. Verilen hapı yüzde yüz alman gerekir. “Boyun eğmelisin.” Boyun eğmeyen herkes (peder dahi olsa) kiliseden atılır. Protestanlığı karşılaştırmış olduğunuz “kadim kiliselerde -Ortodoksluk- ise kişinin karizmasından çok itaatkar olması ve ‘yukarıdan gelen karara saygı duyan’ güvenilir bir birey olma şartı ön plandadır.” Protestanlar, Katoliklerden kopup “Ortodokslara danışmak” yerine ‘biz kendimiz kendi yorumumuzu yaparak İncil&#8217;deki eski kiliseyi tekrar yaratacağız,’ demişler.” Aynen eskiden Katoliklerin yaptığı gibi yeni bir akım yaratmışlar ve tüm kadim gelenekleri toptan reddedip kendi bölünmüş ve özgür yollarını hazırlamışlardır. Kilise değişmemiştir. Protestanlar kabul etmese de kilise, hep kuralları ve gelenekleri olan bir yerdi ve hala öyledir. Ortodokslardaki geleneklerden biri de spiritüel/ruhani baba uygulamasıdır. ‘Bu kişiye itaat şarttır.’ Kilisede büyüğe karşı (peder/piskopos/patrik/kilisedeki ihtiyarlar) büyük saygı vardır. İhtiyarlar el üstünde tutulur. Ortodoks peder ayin sırasında ne yaptığını bilir. Prospektüsü değiştirmez, yorumlamaz ve insanların düşüncelerinden korkmaz. “Kanın ve ekmeğin şifa aracı olduğuna yüzde yüz emindir.” Ortodoks peder Rable ilgili konuşurken ve ayini yönetirken sadıktır. Korkar ve titrer. ‘O an Tanrı oradadır.’ Vaaz sırasında ve ayinde ‘Rabbin orada olduğundan’ emindir. “Rabbin bedenini ve kanını (ekmek-şarap) ellerinde taşırken onların kutsiyetine” tam saygı duyar. “Amerika’da Protestanlık tam anlamıyla siyasallaşmıştır” ve orada da pek çok kilisenin sona yaklaştığını, dağıldığını görüyoruz. Worship müzikleri pop listelerine girmiş, kiliseler konser salonu atmosferine getirilmiştir. Ama bunlar da değişiyor ve sona gidiyor. Yani tarih sahnesinde Protestanlığın varlığı en fazla 300-400 sene olmuştur ve Hristiyanlık içinde modernleşmeye, sekülerleşmeye izin verildiği sürece de tamamen yok olacaktır.” Hristiyanlığı, devletinin geleceği için istediği şartlarda değiştiren Roma kralı Konstantin’i kutsallaştırması ve tırnak içinde verdiğimiz sözlerindeki aşırılık ve çelişkileri dışında, bu arkadaşımıza Ortodoksların da siyasallaştığı ve bölündüğünü hatırlatıp konumuzu burada noktalayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortodoks kiliseleri: Birlik içindeki Ortodoks Kiliseleri: İstanbul Ekümenik Patrikhanesi,Finlandiya Ortodoks Kilisesi,Özerk Estonya Apostolik Ortodoks Kilisesi,Özerk Girit Kilisesi,Özerk Athos Dağı Manastır Topluluğu,Batnaz Piskoposluğu,Thyateira ve Büyük Britanya Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,İtalya ve Malta Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,Amerika Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,Avustralya Rum Ortodoks Başpiskoposluğu,Kore Metropolitliği,Filipinler Piskoposluğu,Batı Avrupa&#8217;daki Rus Ortodoks Eksarhlığı,İskenderiye Rum Ortodoks Patrikhanesi,Antakya Rum Ortodoks Patrikhanesi,Kuzey Amerika Antakya Ortodoks Hristiyan Başpiskoposluğu,Kudüs Rum Ortodoks Patrikhanesi,Özerk Sina Kilisesi,Rus Ortodoks Kilisesi,Japon Ortodoks Kilisesi,Çin Ortodoks Kilisesi,Letonya Ortodoks Kilisesi,Estonya Ortodoks Kilisesi (Moskova Patrikliği),Rusya Dışındaki Rus Ortodoks Kilisesi,Sırp Ortodoks Kilisesi,Ohri Ortodoks Başpiskoposluğu,Rumen Ortodoks KilisesiBesarabya Metropolitliği,Bulgar Ortodoks Kilisesi,Gürcü Ortodoks Kilisesi,Kıbrıs Ortodoks Kilisesi,Yunan Ortodoks Kilisesi,Polonya Ortodoks Kilisesi,Arnavut Ortodoks Kilisesi,Ukrayna Ortodoks Kilisesi,Amerika Ortodoks Kilisesi,Çek ve Slovak Ortodoks Kilisesi,Estonya Apostolik Ortodoks Kilisesi. Birlik tarafından tanınmayan Ortodoks Kiliseleri:Yunanistan Orijinal Ortodoks Hristiyanlar Kilisesi,Yunanistan Ortodoks Kilisesi (Kutsal Sinod Direnişi),Eski Takvim Rumen Ortodoks Kilisesi,Eski Takvim Bulgar Ortodoks Kilisesi,Amerika&#8217;da Rus Ortodoks Kilisesi,Rus Ortodoks Eski-Rite Kilisesi,Lipova Ortodoks Eski-Rite Kilisesi,Pomoren Eski Ortodoks Kilisesi,Abhazya Ortodoks Kilisesi,Özerk İskenderiye Doğu Pan Ortodoks Kilisesi,Belarus Otosefal Ortodoks Kilisesi,Bulgar Alternatif Sinod,Kuzey Amerika&#8217;daki Kutsal Ortodoks Kilisesi,Makedon Ortodoks Kilisesi,Karadağ Ortodoks Kilisesi,İtalya&#8217;daki Ortodoks Kilisesi,Rus Gerçek Ortodoks Kilisesi,Türk Ortodoks Patrikhanesi,Ukrayna Ortodoks Kilisesi (Kiev Patrikhanesi),Ukrayna Otosefal Ortodoks Kilisesi,Kutsal Ukrayna Otosefal Ortodoks Kilisesi. Oryantal Ortodoks Kiliseler: Ermeni Apostolik Kilisesi,Kutsal Eçmiadzin Ana Makamı,Kilikya Kutsal Makamı,İstanbul Ermeni Patrikhanesi,Kudüs Ermeni Patrikhanesi,İskenderiye Kıpti Ortodoks Kilisesi,İngiliz Ortodoks Kilisesi,Fransız Kıpti Ortodoks Kilisesi,Tevhidi Kilisesi,Eritre Ortodoks Tevhîdî Kilisesi,Etiyopya Ortodoks Tevhîdî Kilisesi,Malankara Ortodoks Süryani Kilisesi,Brahmavar (Goa) Ortodoks Kilisesi,Süryani Ortodoks Kilisesi,Malankara Yakubi Süryani Ortodoks Kilisesi. (tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_Ortodoks_Kilisesi; tr.wikipedia.org/wiki/Oryantal_Ortodoksluk)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7653 size-full aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/54756868.png" alt="" width="611" height="237" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7655 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ortodokskiliseler-1.png" alt="" width="433" height="515" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Özetle Hristiyanlık</p>
<p style="text-align: justify;">Tarsus&#8217;ta doğan Saint Paul yani Pavlus, kendi İsa&#8217;sının peygamberidir. Haham Baruch Efrati, 2015&#8217;te, &#8220;Hristiyanlık ve onlara ait peygamber kıssaları, 1 ile 15. asır arasında yaşamış Yahudi hahamlarca yazılmıştır.&#8221; demektedir. Pavlus, ilk günahı icat ederek faturayı Hz Adem&#8217;e keser. Hiçbir İncil yazarı Hz İsa peygamberin havarisi değildir. Hz İsa&#8217;nın şeriatındaki, sünnet olma emri, domuz yeme ve şarap içme yasağı, paganların hoşuna gitmeyeceği gerekçesiyle Pavlus tarafından çıkartılır. Pavlus, nasıl Hristiyan olduğunu anlatırken aslında şeytan ile karşılaşmasını açıkça beyan eder: &#8220;Şam&#8217;a doğru yola çıktım, birdenbire gökten parlak bir ışık çevremi aydınlattı, &#8216;Ben Nasıralı İsa&#8217;yım&#8217;, dedi. Papa 16&#8217;ncı Benedikt Merkel ile, 2006&#8217;da, &#8216;AB&#8217;ye giriş kartı Hristiyanlıktan geçer.&#8217; demiştir. Forbes dergisine göre Vatikan dünyanın en gizli ve karanlık bankasıdır. Vatikan kürtaja karşıdır fakat kürtaj malzemesi üreten tüm büyük kuruluşların hepsinin de hissedarıdır. Papa Francis, 2014&#8217;te Katolik kilisesinin 50 din adamından birinin sübyancı olduğunuz açıklamıştır. 2015 yılında bizzat Papa Francis tarafından göreve getirilen Vatikan hazine bakanı George Pell, iki çocuğa tacizde bulunmaktan suçlu bulunduğunda 77 yaşındaki idi. Avustralya eski kardinali Theodor Mcbahseder ise tacizden dolayı görevden azledildiğinde 88 yaşında idi. Akla şu doru gelmektedir. Bu yaşa kadar beklenilmesi gerekiyor muydu? &#8220;Vatikan hücresinde&#8221; isimli kitapta, &#8216;Vatikan, dünyanın en büyük eşcinsel topluluğu&#8217; olarak ilan edilir. Papa şubat ayında ise, &#8216;papazların seks kölesine çevirdiği rahibelerden&#8217; bahseder. 1946 ile 2014 yılları arasında 3600 çocuğun papazlar tarafından suiistimale uğradığı itiraf edilir. ABD&#8217;nin Pennsylvania eyaletinde, binden fazla çocuk tacizi uğramıştır. Taciz kurbanlarını savunan platform Rete L&#8217;abuso, piskoposların tacizleri inceleme toplantısının, &#8216;bir zaman kaybı olduğunu&#8217; söylemektedir. Papa Francis&#8217;i yalancılıkla suçlayan bu platform, Papa&#8217;nın, &#8216;tacize sıfır tolerans&#8217; ifadesinin aslında, &#8216;Kiliseye sıfır güvene&#8217; dönüştüğünü ilan eder. Tacizci olduğu ispatlanan binlerce Katolik din adamının kovulması gerekirken, &#8216;yalancı papa&#8217; korkusundan bunu gerçekleştirilmemiştir! Vatikan Dün de böyleydi. 432 yılında göreve gelen ilk papalardan Üçüncü Sixtus, bir rahibeyi ayartmadan suçlu bulununca mahkemede, itiraf gibi bir savunma yapar: &#8220;Aranızda suçsuz olan kim varsa, ilk taşı o fırlatsın.&#8221; Papa 3. Sergius, 904 yılında önceki papayı öldürmekle kalmamış çocuk yaşta fahişelik yapan Marozia&#8217;dan peydahladığı gayrimeşru oğlunu da kendinden sonraki Papa olmasını sağlamıştır. 955 yılında Papa olan 12. John, kilise tarihine iki kız kardeşiyle yatan Papa olarak geçmiştir. 1032 yılında göreve gelen 9. Benedick, genç erkeklere düşkünlüğü ile bilinirdi. 1294 yılının papası 8. Boniface, hem annesi hem de bu kadının küçük kızını birlikte nikahlanmıştı. 1342 yılında göreve gelen 6. Clement, sayısız metrese sahipti ve bel soğukluğu ile biliniyordu. 6. Sixtus, biri kız kardeşinden olmak üzere altı gayrimeşru çocuğa sahipti. 1492 yılında papalık makamına gelen Rodrigo Borgia, şehri adeta fahişeler başkenti haline getirmiştir. Kilise kurbanlardan Fiona Barnett, &#8216;Vatikan olarak bilinen taciz amaçlı çocuk kaçırma teşkilatının, üst rütbeli üyelerini de koruma altına aldığını&#8217; söylemektedir. İngiliz Kraliyet Komisyonu pedofili iddialarını soruşturma için Avustralya&#8217;ya gelince, Komisyon başkanı yargıç Coate, &#8216;Biz buraya geçmiş kurbanların şikayetleri dinlemeye gelmedik, şu an bilgi toplama aşamasındayız, ne yapacağımıza henüz karar vermedik.&#8217; demişti. Barnett, &#8216;bu komisyonda diğerleri gibi olayın üstünü örtmek için buradadır.&#8217; açıklamasını yapar. Popüler Science dergisinin bir haberine göre Vatikan, Arizona Üniversitesi ile işbirliği içinde devasa bir teleskop inşa eder. Teleskopun ismi ise, Lucifer&#8217;dir, Yani; şeytan! Vatikan Avrupa&#8217;nın en güçlü emlak mafyasıdır, yüzyıllar boyu cennetten arsa satma işini son yüzyılda gerçek manada şekillendirmiştir. Tom Horn ve Chris Putman, Exo-Vaticana isimli bir kitap yazmışlardır: Bu kitaba göre Vatikan, tüm dünyayı uzaydan gelecek olan bir Mesih yani bir uzaylı kurtarıcı için hazırlamaktadır. Bundan sonra tayin ettikleri rahipler ve rahibelerin cinsel hayatları ne olacaktır? Katolik dogma, papaz da olsa insan fıtratı ile mücadele ederek, bu ahlaksızlıklardan asla kurtulamaz. Papa Ratzinger&#8217;in istifa etmesinin nedeni olarak, hizmetçisiyle homoseksüel bir ilişki yaşadığı ima edilmektedir. Asıl sorgulanması gereken, evlenme yasağıdır. Sadece rahiplerin değil rahibeler arasında da gizli ilişkilerden söz edilmektedir. Dinlerde asıl olan, kadın ve erkeğin meşru şekilde evlenmeleri ve hayatlarını devam etmeleridir. Konsillerin, kutsal ruhun tecelli ettiği yer olduğuna inanılır. Konsil kararları öyle çıkar. Papa, İsa&#8217;nın biricik halefi olan Petros&#8217;un halefidir. Papa, &#8216;dini anlamda hata yapmaz&#8217; sıfatına sahiptir. Vatikan&#8217;ın dünya üzerinde 400&#8217;e yakın üniversite, 1500 tane koleji vardır. Vatikan Bankası, dünyanın en büyük bankadır. Uyuşturucu trafiği yoluyla kara para aklama işleri yapar. Papalık içerisinde güç dengeleri vardır. Vatikan 4 yapıdan oluşur: Cizvitler, dominikenler, fransiskenler ve Opüs deiler. Hala Hristiyan dünyası, Türklerin İstanbul&#8217;u fethetmesinin unutmamıştır. Avrupa, Katolik kökenli bir politika izleyerek, paylaşım savaşı&#8217;nda yer almak istediği için hedeftir. Avrupa&#8217;nın birleşmiş bir askeri ve ekonomik güç olarak karşısına çıkmasını istemeyen Amerika ile dinleri ortadan kaldırmak isteyen &#8216;felsefe&#8217; sahibi küreselci şeytanların bu konuda menfaatleri örtüşmektedir. Müslüman toplumların sömürüye olan başkaldırıları, Müslümanların diğer inançlara karşı yaptığı bir din savaşıymış gibi dünyaya sunulmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Henri Pirenne, &#8216;Orta Çağ Avrupa&#8217;sının ekonomik ve sosyal tarihi&#8217; adlı eserinde, (sayfa, 138-142) özetle şöyle demektedir: Orta Çağın kaçınılmaz faizcisi kilise idi. Kilisenin, Shell, General Motors, B. Steel, General Electric gibi şirketlerin hisselerine sahip olduğu biliniyor. 1483&#8217;te Katolik İspanya kralı, 15 yıl içinde dinini değiştirmeyi red eden 2000 sanığı diri diri yakmıştır. (J. Attali, Yahudiler, Dünya ve Para,  s. 200)</p>
<p style="text-align: justify;">Fransız sosyolog yazar Frederic Martel, 4 yıllık araştırması sonucu bir kitap yazar. Kardinal, piskopos, monsenyör, Vatikan Büyükelçileri dahil, 1500&#8217;e yakın üst düzey kişiyle görüşür. Kitabının son cümlesi şöyledir: &#8216;Dünyanın tek gay Devleti Vatikan&#8217;dır. Papa&#8217;nın etrafındaki üst düzey din adamlarının yüzde sekseni eşcinseldir. Vatikan dünyadaki en büyük eşcinsel topluluktur.&#8217; Cinsel istismar mağdurları başlarından geçenleri anne babalarına, doktorlarına, yan taraftaki kilisenin papazını anlatmamış var mıdır? (Gerçek Hayat, Sayı, 959, 11-17 Mart 2019, sayfa: 8-46)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlığın İslam&#8217;a bakışı</p>
<p style="text-align: justify;">İslam, Hristiyanlığı kaynağından olduğu kadar, Asya ve Afrika&#8217;dan da koparmıştır. İslam&#8217;ın hakim olduğu yerlerde büyük ölçüde “teori kadar pratikte de, savaşmaksızın birlikte yaşamak” mümkün olmuştur. Fakat fikir planında yenilince, Hristiyanlık savaşa başvurmuştur ve bu sayede ayakta kalmaya çalışmaktadır. Müslümanlar Hristiyanlara geniş hürriyet tanımışlardır. Müslümanlar hakikatin kendilerinde olduğundan emindirler. Emevi ve Abbasiler Hristiyanlara çeşitli memuriyet hatta bakanlık görevleri vermiştir. Hatta bu hürriyet, onları İslam hakkında polemik eserler yazmalarına izin verecek boyutta idi. Jean Damascene, Timothee, Th. Ebu Kurra, Yahya b. Adi gibi yazarlar İslam aleyhine yazılar yazabilmişlerdir. Günümüzde Batı dünyasında yaşayan Müslüman azınlıklar, Zımmilerin (İslam topraklarında yaşayan gayri müslimlerin) statüsüne razıdırlar ama henüz bu seviyeye ulaşamamışlardır. Kur’an, Hristiyanlara 1400 sene önce açık ve samimi bir çağrıda bulunmuştur. “Bütün dinler içinde Hristiyanlığın hazreti İsa hakkında babasız doğmuş olması akidesini kabul eden yegane din İslamiyet’tir.” (İspanyalı eski Katolik papaz Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Hristiyanlığa Reddiye, s. 7) Hz İsa İslam&#8217;a göre en büyük peygamberlerdendir. Onu inkar eden İslam’a göre kafir olur. İslam, Hristiyanların şirkten uzak bir inanca kavuşmalarını ister: &#8216;İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehli kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O&#8217;na teslim olmuşuzdur.&#8217; (Ankebut, 46); &#8216;De ki: Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.&#8217; (Ali imran, 64) Nicetas da Byzance ise, İslamiyet&#8217;i putperestlikle karşılaştırır. (Y. Moubarac, La Pensee Chretienne Concernant l&#8217;Islam, I/5) ‘La chanson de Roland’, ‘Roman de Mahon’ gibi eserlerde Müslümanların Jüpiter, şeytan ve Apollon ile beraber bir de Mahon adlı puta taptığı iddia edilir. ‘Les chanson da Geste’, Müslümanların Muhammed&#8217;in putuna taptığını ileri sürer. Papa XI. Pie, Müslümanlarla müşrikler arasında bir fark gözetmezdi. Muhammed&#8217;in tanrı değil bir peygamber olduğunu ancak ‘12. Yüzyılda’ Guillaume de Malmesbury yazabilmiştir! 13. yüzyılda ise Alexandre du Pont, Hristiyanlığı bozmak için Musa&#8217;nınkine benzer bir dinle İslam&#8217;ın geldiğini ileri sürmekte idi. İslam çok &#8216;kocalı&#8217; bir aile anlayışını kabul eden bir dindir onlara göre. Başka bir iddia, Muhammed Romalı bir kardinaldir, papalığa seçilemeyince Romen kilisesinden öç almak için yeni bir mezhep kurmuş ve sonunda sarhoş olarak domuzların arasında ölmüştür. Onlara göre Kur’an, Muhammed iyi bir Hristiyan olmadığından, üç Yahudinin tesiri ile yazılmıştır. Ricoldo de Montecroce, Müslümanları sevimli bir tarzda tasvir eder ama sonra, &#8216;Nasıl oluyorsa bu çiçekler, böyle bir çöplükte açabiliyor? Kur’an&#8217;ınki gibi zalim ve insafsız bir şeriat nasıl oluyor da böylesine faziletli müminler yetiştirebiliyor?&#8217; diye devam eder. İslam&#8217;a karşı olumsuz tavrın sebebini Hristiyan din adamı Youakim Moubarac şöyle açıklar: “Akla gelen ilk sebep, İslam&#8217;ın cazibesi olmalıdır. Bu güçlü cazibe yüzündendir ki, din adamları İslam&#8217;a saldırmakta ve onu yanlış bir biçimde tanıtmaktadır.” (La Pensee Chretienne Concernant I&#8217;Islam, II/ 14)<strong> </strong>Luther, Türkleri deccalin bedeni, Muhammed&#8217;i şeytanın elçisi ilan etmiştir. Protestanlar İslam&#8217;ı, iç siyasi ve dini çekişmelerine alet etmekten çekinmemişlerdir ve hala daha da bu devam etmektedir. Pierre Viret, Müslümanları, papa ile birlikte, Hristiyanlıktan dönenler şeklinde tasvir eder. Kendini Katolik veya Protestan saymayan ve Kabalizme yakın olan Guillaume Postel ise, &#8216;Muhammed&#8217;in Hristiyanlığı değiştirme konusunda yaptıklarını, Protestanların yaptıklarına göre daha insaflı&#8217; bulur. Bale şehrinde Kur’an&#8217;ın Almanca tercümesi yayınlanınca, hukukçu Boniface Amerbach, &#8216;böyle sapık bir kitabın&#8217; basılmasına karşı çıkar. Düşmanlık Rönesans başladıktan sonra da devam eder! Pascal iftiraları tekrar eder, Moliere, Türkleri merhametsiz ve katı gösterir, Voltaire de onun yolundan yürür. E. Renan, İslam&#8217;ın ilmi ve felsefeyi her zaman baskı altında tuttuğunu ileri sürer. R. Simon, ‘l&#8217;Histoire Xritique des Nations du Levant’ adlı eserinde İslamiyet&#8217;te bir takım iyi şeylerin bulunduğunu ama bunları ‘Yahudi ve Hristiyanlıktan alındığını’ ileri sürer. Charles Forster ise, ‘Le Mahomerisme devoile’  adlı eserinde &#8216;Muhammed geldiğinde Hristiyanlar putları tazim ederdi ve bu nedenle bozulmuştu. Muhammed putları kırmakla Hristiyanlığı bozulmaktan kurtardı.’ demektedir. J. Henry Newman, İslam&#8217;ın Allah&#8217;ın diniyle şeytanın dini arasında olduğunu söylerken (Mahomet et les origines de Islamisme, s. 14) Youakim Moubarac, ‘Kur’an&#8217;ı Muhammed&#8217;in yazdığını’ söylemektedir. (La pensee Chretienne et LIslam, II/ 294) ki, İslamiyet hakkında oryantalistlerce yazılan eserlerin hemen hepsinde bu fikir hakimdir. M. A. M. Goichon ise İslam&#8217;ın Hristiyanlıktan çıkmış bir bidat olduğunu ileri sürer. (Etudes, Nisan 1948, s. 38-51) M. D. Masson, Le Coran adlı eserinde &#8216;Allah&#8217; lafzı yerine &#8216;Dieu&#8217; kelimesini kullanınca büyük tepki çeker. Çünkü Allah  -haşa- Müslüman putperestlerin tanrısının adıdır ama Dieu ‘kendi hak tanrılarının’ adıdır. Oliver Lacombe ise Müslümanlarda gördüğü dini bağlılıktan hareketle, Hristiyanların daha iyi Hristiyan olması için çaba sarf etmekte idi. (O. Lacombe, Existence de Ihomme, s. 130) L. Marraci, ‘Prodromus’ adlı eserinde, &#8216;Eğer Muhammed&#8217;in hayatını, bizim Avrupalı yazarların dediklerine göre yazsaydım, Müslümanlar nezdinde gülünç duruma düşerdim. Kaldı ki bu yazarlar anlattıkları şahıs olan Muhammed konusunda da ‘ittifak halinde aynı şeyleri söylememektedirler.’ O derece ki, bunların aynı şahıstan bahsettiklerini anlamak son derece zordur.’ haklı tespitinde bulunur.</p>
<p>Çürütme, reddiye</p>
<p style="text-align: justify;">Rahip Prevost bir vasiyetname yazmış ve Voltaire&#8217;ye göndermiştir. &#8220;Kilisede 20 yıl milleti aldattım, din namına söylediğim şeylere kendim de inanmazdım. Hepsi yalan ve hepsi hurafedir. Halkın bilgisizliği, çevrenin taassubu buna engel oldu. Bu dünyadan gidiyorum. Benim vasiyetimi okuyunuz, gerçeği anlayınız.&#8221; (Dr. Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 28) Hristiyanların iddialarına göre Hz Peygamber, Hristiyan rahipten öğrenerek, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yazmıştır. Bu doğru değildir. Zira Kur&#8217;an-ı Kerim, İncil&#8217;in iddialarının tamamen zıttını söylemiştir. İslamiyet&#8217;te karısını boşayan, zina etmiş olmaz, başka bir dul kadın almakla da zina etmiş olmadığı gibi, kocasından boşanan ve başka birisiyle evlenen kadın dahi zina etmiş sayılmaz. İslamiyet, çalışın fakir kalmayın der. Misyonerler, Katolikler, Protestanlardan daha fazla çalışıyorlar. (Not: Bu eser 1972 yılında yazılmıştır. Şimdi ise, Protestanlar misyonerlikte daha aktifler!) Hz İsa bir Yahudi&#8217;den başka bir şey değildi. (Mehmet Ali Derman, 30-s. 33) Resulüllah&#8217;a eziyet ve sıkıntı çoğaldı, sokaklarda sövüp taşa tutmaya başladılar. Bazıları diyor ki, Hz Muhammed cihangirlik için, dünya menfaatleri için peygamberliğini iddia etti. Bütün bu eziyetlere tahammül edemezdi. Çirkin ve ağır muamelelere sabredemezdi. İslamiyet&#8217;e davetten önce herkes ona saygı gösterirdi. Bu sebepten sosyal statüsü büyük idi. Hatice&#8217;ül Kübra&#8217;nın servetiyle ticarete başlamış ve bununla da büyük bir servet elde etmişti. Ömrünün sonuna kadar bu servetle rahat geçinebilirdi. Kendisini bütün bu eziyetlere sokmaya da lüzum yoktu. Peygamberliğini ilan ettiği zaman birçok düşmanlar ortaya çıktı. Akrabalarından birçok düşmanlar edindi. Eğer onun daveti Allah&#8217;ın emriyle olmasaydı, bir insan olarak bütün bu eziyetlere ve zahmetlere katlanamazdı. Amcaları ve yakınları, &#8220;sen bizim milletimizin arasına ayrılık soktun, cemiyetimizi birbirine düşürdün, bu işten maksadı nedir? Maksadın mal toplamaksa, eğer yönetime geçmek istiyorsan&#8230; hepsini verelim.&#8221; Tekliflerine cevabı, &#8220;ben menfaat için sizleri davet etmiyorum.&#8221; olmuştu. (Mehmet Ali Derman, s. 37-39) Thomas Carlyle: &#8220;Muhammed&#8217;e yalancılık affetmek doğru değildir. O&#8217;nun aleyhinde yazılan sözlerden ben kendi hesabıma utanıyorum. Onun fazileti doğruluğundan ileri geliyor.” (Mehmet Ali Derman, s. 41) Doktor Duzi, İslam Tarihi yazmıştır. Diyor ki, &#8220;Hz Muhammed isteryayi adali&#8217;ye (Histeri) Müptela idi.&#8221; 13 yüzyıl önce hayattan göçmüş bu Yüce peygambere Dr. Duzi, Dr. Sprenger veya Dr. Moir nasıl bu teşhisi koyabildiler? Moir diyor ki: &#8220;İslam Peygamberi saraya müptela idi.&#8221; Dr. Sprenger diyor ki: &#8220;Hayır isteryayi adaliye müptela idi. Hastalık icabı nöbeti vahiy zannediyordu.&#8221; Doktor o dur ki, hastasını görmeli, muayene etmeli ve bir hastaya bu teşhisi koymalı. (Mehmet Ali Derman, s. 46-47) O zaman doktor var mıydı? Evet vardı. Medine&#8217;de Haris İbni Kelde adıyla Cundi Shapur okulundan mezun olan bir doktor çalışıyordu. Hz Muhammed&#8217;i de hemen her gün görüyordu. Haris İbni Kalbi, Hz Peygamberin hasta olduğuna dair veya isteryai adaliye müptela olduğuna dair bir rapor, bir yazı yazmamış olduğuna göre, Dr. Duzi ile Dr. Sprenger&#8217;in iddiaları sırf isnat ve iftiradan ibaret kalmaktadır. Cahiliyette Arapların yaşayışlarının barbarlardan hiçbir farkı yoktu. Çirkinlikleri düzeltmek için zorluklara katlanıp göğüs geren bir kimse, asla hasta olamaz. Yalnız yüce bir kuvvet tarafından muhafaza edilmeseydi, insan kuvvet ve kudreti asla onun çektiği zorlukları çekmeye ve sabretmeye yetmezdi. 12 ciltlik bir İslam Tarihi yazmış bulunan Leona Kaytano, kitabının 2. cildinin 281. sayfasında diyor ki: &#8220;Sprenger ve Duzi, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e iftira ediyorlar ve yalancı oluyorlar. Bütün bu söylediklerini incelemesiz/araştırmadan kabul etmişlerdir. İslamiyet&#8217;i iyice tanıyamamışlardır.&#8221; Ernest Renan diyor ki, &#8220;İspanya&#8217;daki İslamların, ilmi incelemeleri olmasaydı, Avrupa ilerleyemezdi.&#8221; (s. 56) Diyorlar ki, ‘İslamiyet ilerleme ve yükselmeye engeldir.’ Çin müşrik Budist olduğu halde Hz Peygamber, ilmi öğrenmek için oraya bile gitmeyi tavsiye buyuruyor. (Mehmet Ali Derman, s. 48-60) Doktor Gustav Lebon İslam medeniyeti kitabının 459. sayfasında, &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim manevi gücü morali İncil&#8217;ninkinden kat kat üstündür.&#8221; demektedir. (Mehmet Ali Derman, s. 63) Muhammed&#8217;in 25 yaşından 50 yaşına kadar bir tek zevce ile yaşadı. (Mehmet Ali Derman, s. 74) Mocheim diyor ki, &#8220;Avrupa&#8217;da ortaya çıkan hikmet, fizik heyet, felsefe, matematiğin İslam okullarından alındığı, özellikle Endülüs Müslümanlarının Avrupa felsefesinin üstadı oldukları kesindir.&#8221; Endülüs medreselerinin kitapları Avrupalılara açılmamış olsaydı, İslam irfanı pek zayıf bir şekilde hissedilecek, Rönesans ve reformda olmayacaktı. Bütün Arabistan kendisine itaat ettiği halde, evinin bütün işlerini bizzat kendisi görürdü. Elbisesinin söküklerini bile kendi dikerdi. Yemeğini hizmetçi ile birlikte yerdi. Muhammed&#8217;in kurduğu birlik Bizans imparatorluğunu hezimete uğrattı. İran saraylarını yok etti. Zerdüşlüğü tarumar etti. Kur&#8217;an-ı Kerim, Arap lisanı için bir delildir. Kur&#8217;an-ı Kerim siyasi bir sistemdir, devletin her kanunu ona dayanır. Müslümanlıkta da papazlık yoktur. Kur&#8217;an&#8217;ın tek hedefi, Musevilerle Hristiyanların bozuklukları kutsal levhaları düzeltmektir. (Mehmet Ali Derman, s. 78-81) Hz Muhammed, yeni bir din getirmediği, tersine İbrahim ve İsmail&#8217;e vahiy olunan dini ihya&#8217;ya geldiğini söyledi. (Mehmet Ali Derman, s. 87)</p>
<p>Detay için, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir’, ‘Oryantalistler ve Hz Muhammed’, ‘İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi’, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ ve ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir.</p>
<p><strong>Zemzem şarap bağlamında, İslam ve Hristiyanlık</strong></p>
<p>İncil: &#8220;Biraz da şarap iç.&#8221; (Timeteos&#8217;a Mektuplar, 5, 23) Kur’an: &#8220;İçki pisliktir.&#8221; (Maide, 90)</p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanlık’ta, Yahudilikte haram olan  (Tevrat, Levililer, Bab, 10, A. 8, 9-11) şarap hükmünün, Hz. İsa tarafından kaldırdığına ve şarabın Hristiyanlıkta helal olduğuna inanılır. “Onlar yemek yerlerken, İsa ekmek aldı, şükran duası edip parçaladı ve takipçilerine verdi ve dedi ki: Alın, yiyin, bu benim bedenimdir. Ve bir kase şarap alıp şükretti ve onlara vererek dedi ki, bundan içiniz. Çünkü bu benim kanım, günahların bağışlanması için birçokları uğrunda dökülen sözün kanıdır.” (Matta, 26/26-29, Yuhanna, A:30 )</p>
<p style="text-align: justify;">Konuya bir de Hristiyan sitelerden alınan bilgilerle devam edelim:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kutsal Kitap bir Hristiyan’ın bira, şarap ya da içinde alkol olan herhangi bir içecek içmesini yasaklamaz. Hatta bazı Kutsal Kitap ayetleri alkolden olumlu sözlerle bahseder. Vaiz 9:7, “Neşeyle şarabını iç” diye talimat verir. Mezmurlar 104:14-15, “Yüreklerini sevindiren şarabı” Tanrı’nın verdiğini bildirir. Amos 9:14 insanın kendi bağının şarabını içmesini bir bereket olarak ele alır. Yeşaya 55:1, “Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın” diye teşvik eder. İsa, suyu şaraba çevirmiştir. Hatta İsa’nın zaman zaman şarap içtiği de anlaşılmaktadır.” (Yuhanna 2:1-11; Matta 26:29) Peki neden şarap içilirmiş? Aynı siteden devam edelim: “Yeni Antlaşma olan İncil zamanlarında su çok temiz değildi. Modern sağlık koruma yöntemleri olmadan su, bakteriler, virüsler ve her türlü atık maddeyle doluydu. Bunun üzerine insanlar, daha güvenli olduğu için genelde şarap (ya da üzüm suyu) içiyordu. 1 Timoteos 5:23’de Pavlus, Timoteos’a (büyük bir olasılıkla mide sorunlarına neden olan) su içmeyi bırakıp şarap içmesi talimatını vermişti. Kutsal Kitap Hristiyanların bira, şarap ya da alkol içeren herhangi başka bir içki içmesini yasaklamaz. Alkol kendi başına günahla lekelenmiş bir şey değildir. Bir Hristiyan’ın kesinlikle uzak durması gereken şey, sarhoşluk ve alkole bağımlılıktır.” (Efesliler 5:18; 1 Korintliler 6:12) “Tanrı’nın Hıristiyanlar’a alkol konusunda buyurduğu şey sarhoşluktan kaçınmalarıdır.” (divinerevelations.info/dbs/turkish/books/010_gotquestions/025_gunahhakkindakisorular/alkollu-hristiyan.html) Bu nasıl bir mantıktır ki alkole başlayanların zamanla bağımlı olduğu bilinen bir gerçek iken, içmesi helal hatta dince (Hristiyanlıkça) teşvik edilirken, sonuçları sakınılacak şey diye tarif edilebilmektedir?! “Alkol, az miktarlarda içildiğinde ne zararlı ne de bağımlılık yaratıcıdır. Hatta bazı doktorlar sağlığa, özellikle de kalbe olan yararından ötürü küçük miktarlarda kırmızı şarap içmeyi tavsiye ederler. Az miktarda alkol içmek Hristiyan özgürlüğüyle ilgili bir konudur.” Zaten işin tutarının olmadığını bu Hristiyan site de kabul ettiğinden son cümleleri şöyle tamamlar: “Ancak, Kutsal Kitap’ın alkol ve etkileri konusundaki uyarılarından, aşırı miktarda alkol almanın kolay bir ayartılma olmasından ve başkalarını gücendirme ya da tökezletme olasılığından ötürü, genelde bir Hristiyan’ın alkol içmekten tamamen uzak durması en iyisidir.” (http://www.gotquestions.org/Turkce/alkollu-Hristiyan.html)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14664" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sarap-hristiyanlik-2023.jpg" alt="" width="1086" height="438" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1989 ABD&#8217;de basılan, &#8220;Doğu-batı diyalogları&#8221; adlı eser üzerinde görüşlerini açıklayan Protestan papaz Alvin V. Hart, &#8220;Hz İsa&#8217;nın tanrı olduğunu inancının sonradan uydurulmuş, basit bir kilise doktrini&#8221; olduğunu ifade eder. Hart ayrıca &#8220;Şarap kelimesinin orjinalinin manasının üzüm suyu&#8221; anlamına geldiğini, İsa&#8217;nın kanının şarap olduğu iddiasının aslının olmadığını ifade eder.  (Yahudilik- Hıristiyanlık ve İslam&#8217;da içki, Yüksek lisans tezi, Ramazan Tunalı) Zaten günümüzde (Hıristiyan mezheplerden olan ) Adventistler ve Mormonlar içki içmezler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14671" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/72346234624724.jpg" alt="" width="191" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">1989 ABD&#8217;de basılan, &#8220;Doğu-batı diyalogları&#8221; adlı eser üzerinde görüşlerini açıklayan Protestan papaz Alvin V. Hart, &#8220;Hz İsa&#8217;nın tanrı olduğunu inancının sonradan uydurulmuş, basit bir kilise doktrini&#8221; olduğunu ifade eder. Hart ayrıca &#8220;Şarap kelimesinin orijinalinin manasının üzüm suyu&#8221; anlamına geldiğini, İsa&#8217;nın kanının şarap olduğu iddiasının aslının olmadığını ifade eder.  (Ramazan Tunalı, Yahudilik- Hristiyanlık ve İslam&#8217;da içki, Yüksek lisans tezi) Zaten günümüzde (Hristiyan mezheplerden olan ) Adventistler ve Mormonlar da içki içmemektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İsa, son yemekle birlikte bir daha içki içmeyeceğini söylemektedir. (Luka 22:18) &#8220;Size şunu söyleyeyim, Tanrı&#8217;nın Egemenliği gelene dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.&#8221;, (Ayrıca bakınız: Markos, 14/25 , Matta, 26/26-29, Yuhanna, 6/13-17, Korintoslulara 1. mektup 11/23) Ama takipçisi olduğunu iddia edenler hararetle içkiyi savunmaktadırlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14672" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/646234642754737.jpg" alt="" width="490" height="528" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Hristiyanforum.com adlı sitede, ‘Alkol günah mıdır?’ adlı soruya ‘gabriel33’ adlı kullanıcı şöyle cevap vermektedir: “Az miktarda içilen şarabın insan sağlığına faydalı olduğu bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Pozitif bilim bu konuda incili haklı çıkarmaktadır. Pozitif bilim İslamın içki konusunda yanıldığını Hristiyanlığın doğru olduğunu gösterir.” (Sitede bu yazılar kaldırıldı ama ekran görüntüsü yukarıdadır!)</p>
<p style="text-align: justify;">İşin diğer bir ilginç boyutu, evharistiya (Ekmek şarap ayini) esnasında kullanılan ekmek ve şaraba sembolik anlam yüklenmemekte, “bizzat İsa&#8217;nın et ve kanı” olarak, Prence Reele (Şaraplı ekmekte İsa&#8217;nın maddi varlığı) kabul edilmekte ve onları yiyenin tanrının varlığına katıldıkları kabul edilmektedir. Gerçek Hristiyan her yediği ekmek ve her içtiği şarap ile daha da İsa ile bütünleşir ve O&#8217;nun koruması altına girer. (Ali Erbaş, Hristiyanlıkta ibadet, s.172-173) &#8220;Cannibalisme/yamyamlık, Hristiyan Katolik öğretisi ile de ilişkilendirilmiştir. Katoliklikteki Eucharistie&#8217;nin (yani Hazreti İsa&#8217;nın eti ve kanını temsil etmek üzere ekmek ve şarap kullanılarak yapılan kutsal ayinin) bir tür sembolik insan yiyicilik sayılıp sayılmayacağı bizzat katolikler tarafından çok tartışılmıştır.&#8221; (Hilmi Yavuz, Modernleşme, Oryantalizm ve İslam, s. 82) </p>
<p style="text-align: justify;">Halen Avrupa, alkolizmle nasıl başa çıkacağını bilemiyor. İngiliz tarihçi Arnold Toynbee&#8217;ye bakarsanız bu gidişle başa çıkması mümkün de değil. Çünkü Hristiyan kültüründe şarap kutsal sayılıyor. Hz. İsa&#8217;nın kanı niyetine içiliyor. O niyetin içeriğini sorgulamak bize düşmez, öyle kabul ediyorsa öyle olsun. Ancak bu kabulün doğurduğu sonuç önemli: şarap demek ki, dini bir ritüel hükmünde. Böyle olunca frene basma imkanı elden kaçıyor. Toynbee&#8217;nin dediği şu: Alkolle ancak İslam dini başa çıkar! (Rasim Özdenören, Yenişafak, 7.5.2013)</p>
<p style="text-align: justify;">Şarap, alkol ve sağlık</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünyada işlenen her 100 cinayetten 85&#8217;i, intiharların yüzde 90&#8217;ı boşanmaların yüzde 80&#8217;i ve aile içi şiddet olayları ile trafik kazalarının yüzde 70&#8217;inin sebebi alkol. (Haber 7, 13 Mart 2010) Alkol uyuşturucudan tehlikeli. İngiltere’de yapılan ve sonuçları The Lancet dergisinde yayınlanan bir araştırmada, sağlığa zararlı maddelerin tehlikesi, topluma verdikleri gerçek zarara göre yeniden derecelendirildi. Araştırmada alkol ve tütün topluma en çok zararlı 10 madde arasında yeraldı. Sıralamada alkol en zararlı 5. madde belirlenirken, tütün 9. oldu. Hint keneviri 11. sırada, Ekstasi ise listenin sonlarında yeraldı. (Milliyet, 23 Mart 2007) Dünya kamuoyunda şarabın sağlık için yararlı olduğu yönünde genel bir düşünce olduğunu hatırlatan Dr. Boyle, &#8220;Bu yanlış, ‘her şarap bardağı, kanser riskini yüzde 7 oranında artırıyor.’ Alkollü her içecek aynı oranda kanser riskine sebep oluyor.&#8221; dedi. (08 Nisan 2007) Alkol 7 ayrı kanser türüne neden oluyor. (BBC, 22.6.2016)  Az alkol bile kanser riskini artırıyor. (BBC, 19.8.2015) Alkol, uyuşturucudan bile tehlikeli. (Milliyet, 01.11.2010) İngiltere&#8217;de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu. Kanser Araştırma Enstitüsünden Profesör Tim Key ve ekibinin yaptığı araştırma, günde 2 büyük kadeh şarap ya da 2 bardak bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini yaklaşık yüzde 25 artırdığını gösterdi. Her gün bir kadeh şarap ya da bir bardak bira içenlerinse hastalığa yakalanma riskinin yüzde 10 arttığı ortaya çıktı. (Hürriyet, 31 Temmuz 2007) Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kalp Damar Hastalıklarını Önleme Projesi Türkiye Koordinatörü ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Görenek, ‘kırmızı şarabın kesinlikle bir kalp ilacı olmadığını’ söyledi. Kırmızı şarap kesinlikle bir kalp ilacı değildir.<strong> </strong>Bu bakımdan bugünkü kanıta dayalı tıpta koroner kalp hastalarına rutin olarak önerilmesi doğru değildir. Hatta belli bir seviyenin üzerinde kalp hastalarına zararlı olabilmektedir.&#8221; (Milliyet, 12 Ağustos 2005) Fransızların daha az kalp hastalığına yakalanmalarının sebebinin şarap olduğu görüşü, dünyanın önde gelen otoriteleri arasında kabul görmemektedir. Kalp hastalıkları konusunda tüm dünyadaki uzmanların referans olarak kabul ettikleri Amerikan Kalp Vakfı (AmericanHeartAssociation) kesinlikle şarap içmeyi tavsiye etmemektedir. (www.americanheart.org/presenter.jhtml?identifier=4422) Amerikan Kalp Vakfı beslenme komitesi üyesi olan Columbia Üniversitesi&#8217;nden Prof. Ira Goldberg, şarap içmenin kalp krizini azalttığını gösteren hiçbir kabul edilebilir bilimsel veri olmadığını söylemektedir. Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin: Gerçekte kalp-damar hastalıklarından koruyucu etkiye sahip olan şarap değil, üzüm suyudur. (22 Aralık 2010) 1980&#8217;li ve 1990&#8217;lı yıllarda elde edilen veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, haftada 6 adet ya da daha fazla bira içen kişilerin akciğer kanserine yakalanma riski, içmeyenlere göre yüzde 20 ila 50 oranında artıyor. (İnternethaber, 13 Nisan 2006) Alkolün zararları için “İçki neden yasaktır?” adlı yazımıza da bakılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14673" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/353463462347426742.jpg" alt="" width="441" height="526" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14674" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/58556588788888.jpg" alt="" width="336" height="454" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14675" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2343253532463246.jpg" alt="" width="630" height="482" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14676" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4353246436464742747.jpg" alt="" width="505" height="141" /></span></p>
<p>Zemzem</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece kutsal olduğu ‘kabul edilen’ sularını karşılaştırmak bile, iki din arasındaki farkı göstermesi açısından yeterlidir zannederiz ki, zemzem İslam’a göre kutsal bile değildir!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14677" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/23523452346346346346.jpg" alt="" width="536" height="862" /> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-14678" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/346236236342632634632634.jpg" alt="" width="595" height="347" /></span></p>
<p style="text-align: justify;">Zemzem&#8217;in sırları ortaya çıkıyor. Uzun yıllardır zemzem suyu ve kristalleri üzerinde araştırma yapan Müslüman araştırmacı uzmanların yanı sıra; Japon ve Alman bilim adamları da Zemzem suyunun sırlarını, ilk kez bir belgesele açıkladılar. Kaynak: Zemzem&#8217;in sırları ortaya çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütünün raporlarına göre, zemzem en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri. (Türkiye, 02 Ocak 2013) Zemzemdeki esrarengiz sır: Bilim dünyasını bile şaşkına çevirdi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından biri de zemzem. (Yeni Şafak, 9/04/2023)</p>
<p style="text-align: justify;">Zemzem suyunun sırrı çözüldü. Alman bilim adamı Dr. Pfeiffer, şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşır. Zemzemin mayalama özelliği bulunduğunu, bir bardağının bir kova şebeke suyunu temizlediğini, bu özelliğiyle bile enerji ve şifa kaynağı olduğunu tespit eder. Dr. Pfeiffer, &#8220;Su her şart atlında değişmiyor ama değiştiriyor. Çok acayip bir deney yaptım. Bir damla zemzem suyuna yüz damla normal su karıştırdım. Sonuçta gördüm ki suyun hepsi zemzeme dönüşmüş. Sonra bir damla zemzeme bin damla normal su karıştırdım. Ve yine gördüm ki hepsi zemzeme dönüşmüş. Bunun sebebi nedir, neden? Zemzem&#8217;de öyle bir enerji var ki başkasını değiştirir ama kendi değişmez&#8221; diyor.Zemzem kristallerini mikroskop ortamında inceleyen Japon bilim adamı Dr. Masura Emot, suyun moleküler (kristal) düzeninin değişen frekanslara göre farklılaştığını görür. Zemzem kristallerinin çan sesinde karardığını Kur&#8217;an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını fark eder. İncelemede her bir kristalin, Kâbe-i muazzamaya benzeyen bir doku oluşturduğu, zemzemin çan sesinde kristallerinin karardığını, Kur&#8217;an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını ve netleştiği tespit edildi. Zemzem üzerine kaleme aldığı kitabı Japonya&#8217;da en çok satanlar arasına giren Dr. Emoto&#8217;ya göre zemzem, fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından yeryüzündeki bütün sulardan farklı. Dr. Emoto, &#8220;Zemzem, çevresinde cereyan eden bütün değişimleri hafızasına alıyor. Yapısı çok farklı. Bu, onu dünyadaki diğer elementlerin efendisi yapıyor. Müslümanların niçin hastaları tedavi etmek ümediyle Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den sûreler okunup, suya üflediğini daha iyi anlıyorum&#8221; ifadesini kullanıyor. (Sabah, 2.1.2013) </p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html">İncil, Hıristiyanlık, Papa</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/incil-hiristiyanlik-papa.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
