<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/ruh/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Apr 2025 15:43:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinlerin varlığı</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/cinlerin-varligi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/cinlerin-varligi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 06:13:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[3 harfliler]]></category>
		<category><![CDATA[cinler]]></category>
		<category><![CDATA[cinlerin varlığının delilleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinlerin varlığının ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[hayalet]]></category>
		<category><![CDATA[peri]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[üç harfliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=1188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cin kelimesi sözlükte; &#8220;örtmek, örtünmek, gizli kalmak&#8221; manalarına gelen ‘cenne’ fiilinden türemiştir. (R. İsfehani, Müfredat. Cin md)  Cin, genel manasıyla ‘örtülü ve gizli olan’ demektir. Müfredi/tekili ‘cinn’ olup, çoğulu ‘cann’ kelimesidir. Cin cemaatine de &#8220;cinne&#8221; denir. (Asım Efendi, Kamus. Cin md) Terim anlamı ise, ‘gözle görülmeyen bir takım ruhani varlıklar’ anlamına gelir. Cinler, türlü şekillere [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/cinlerin-varligi.html">Cinlerin varlığı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cin kelimesi sözlükte; &#8220;örtmek, örtünmek, gizli kalmak&#8221; manalarına gelen ‘cenne’ fiilinden türemiştir. (R. İsfehani, Müfredat. Cin md)  Cin, genel manasıyla ‘örtülü ve gizli olan’ demektir. Müfredi/tekili ‘cinn’ olup, çoğulu ‘cann’ kelimesidir. Cin cemaatine de &#8220;cinne&#8221; denir. (Asım Efendi, Kamus. Cin md) Terim anlamı ise, ‘gözle görülmeyen bir takım ruhani varlıklar’ anlamına gelir. Cinler, türlü şekillere girebilen, havadan ve ateşten yaratılmış, akıllı ve gözle görülemeyen varlıklardır. (Süleyman Ateş, İslam’a itirazlar ve Kur’an-ı Kerîm’den Cevaplar, s. 34)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinlerden bahseden “Ben insan ve cinleri ancak, bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56), “Canı da daha önce, zehirli, dumansız ateşten yarattık.<strong>” </strong><strong>(</strong>Hicr, 27), “Cinni de &#8216;yalın/dumansız bir ateşten&#8217; yarattı.” (Rahman, 15), “Ey ins ve cin topluluğu, içinizden size, ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” (En&#8217;am, 130) gibi ayetler olduğu gibi, Cin suresi adında 28 ayetten oluşan bir özel sure de Kur’an ’da bulunmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’a göre cinler; akıl, idrak, irade ve şuur sahibi varlıklardır. Bu sebeple Allah’a iman etmek, O’nun emirlerine itaat ve ibadet etmekle mükelleftirler. Cinler hem Peygamberimize hem de Hz. Musa ve diğer peygamberlere muhatap olup tebliğlerini dinlemiş ve sonunda bir kısmı iman edip bir kısmı da inkar etmiştir. Nitekim cinlerin kafirlerine şeytan denilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinler ışık gibi latif/ince cisimlerdir. Elle tutulmazlar, fakat gözle görülebilirler. Gerçi İmam-ı Şafii’nin, A’raf suresinin yirmi birinci ayetine istinaden, cinlerin görülemeyeceğini söylediği ve “Cinni gördüm, diyenin şahadeti kabul edilmez” dediği rivayet ediliyorsa da, ‘Hayatu’l-Hayvan’ adlı eserin sahibi Demiri, “Bu sözün cinlerin asıl mahiyetleriyle görülemeyeceği” manasında anlaşılması lazım geldiğini beyan etmiştir. Zira çeşitli şekillere girmiş cinleri, Sahabiden ve başka kimselerden pek çok gören olmuştur. (Kadı İyaz, Şifa-i Şerif, 1/279-280)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aşağıda değineceğimiz gibi eskiden çeşitli hayvanların kılığında görünür olan cinlerin kafir olanları, günümüzde ‘uzaylı, ufo’ görüntüsü ile insanları kandırmaktadır. Günümüz insanına bu varlıkların mahiyet ve mevcudiyetlerini anlatmanın zorluğu ortadayken bazı müellifler pozitif ilimlerin yardımıyla cin meselesini izaha çalışmışlar, kimi cinlerin mahiyetlerinin bir kısım ışınlardan (A. Hulusi, Cin, s. 61) ya da enerjiden (Nurbaki, Kur’an-ı Kerim’den Ayetler ve İlmi Gerçekler, s. 53) veya bazı hadislerde hastalıkların sebebi olarak gösterilmesine nazaran, mikroplardan (Rıza, Menar, III/96) ibaret oldukları tarzında görüşler ileri sürmüşlerdir. Işın veya enerji, yapıları hakkında bilgi verirken, mikrop tanımı ise, Efendimizin teşbih kullanmasını anlamayan alimlerin yanılgısı neticesi oluşan yanlış kanaatleridir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinler, yapıları çok gelişmiş olmakla birlikte, düşünce ve duygu kapasitesi açısından genel olarak insanlardan geridedirler. İman etmeyen kafir cinlerin en büyük özellikleri ve eğlenceleri, insanların zayıflıklarından yararlanarak onları kendilerine boyun eğdirip istediklerini yaptırmaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Cin, şuur ve iradesi bulunan, ilahi emirlere muhatap, dolayısıyla kafir ve müminleri bulunan varlıklardır. Kısa zamanda uzun mesafeleri kat edebilir, ancak gaybı/geleceği bilemezler. Şekil değiştirebilirler. Cinler insanlardan daha uzun ömürlü olsalar da insanlar gibi onlarda ölümlüdür.&#8221; (Prof. Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 171, 175, 176) Ayrıca, “İnsanlar cinleri orijinal şekilleri ile asla göremezler.” (A’raf,  27)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Karabasan, peri, ruh, hortlak, uzaylı, ufodan reenkarnasyon/tenasüh/ruh göçü, ruh çağırmaya  uzanan, farkında olmasak ta, var olan ve bizlerin, gerek iyilik ve daha çok da (kafir cinlerce) gerek kötülük yapmak amacıyla hayatımıza müdahale edebilen cinler, Allah’ın Kur’an’da bizlere bildirdiğine göre dumansız alevden (akıllı enerji alanı, ışınlardan) yaratılmış (Rahman, 15), maddenin içine nüfuz edebilme, içine girebilme özelliğine sahip olup insanlar yaratılmadan önce yaratılan (Hicr, 27), tıpkı insanlar gibi Allah’a ibadetle emrolunmuş (Zariyat, 56) akıllı, iradeli, kadın, erkek cinsi ve çocukları olan, belli bir ömürleri olup en büyük eğlenceleri insanların zayıf noktalarından istifade ederek onları kendilerine tabii kılmaya çalışmak olan, eskiden koyun, keçi, kedi vs. şeklinde insanlara görünürken, günümüzde, uzaylı, uçan daire şekillerinde insanlara gözüken, reenkarnasyon, ruh göçü gibi sahte dirilme-göç oyunları ile insanları kandıran ve büyülerde kullanılan yaratıklarıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinlerin varlığının ispatı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Enerji aslında maddedir, madde de enerji. Aralarındaki fark ise gelip geçicidir. Çeşitli şartlarda madde enerjiye, enerji de maddeye dönüşebilir. Eğer madde, ışık hızında seyretmeye başlarsa, o madde ışına, enerjiye dönüşür. Eğer enerji yoğunlaşırsa ona ‘madde’ deriz. Mesela bir taşkömürünü yakarsak, o değişime uğrar ve ortaya ısı, ışık (enerji) ve kül çıkar. Tersine işlem uygulanabilse tümü bir araya gelip kömürü oluşturabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İşte cinler belli sözlerle, bunu yapabilmektedirler. Yani akıllı ışınlardan oluşan yapılarını Allah’ın izniyle, belli sözlerle yoğunlaştırıp görünür hale gelebilmektedir. Ama asla bu görüntüleri kendi asıl gerçek halleri ile aynı olmaz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuantum teorisine göre cisimler çevrelerine enerji yayarlar. Fakat yayılan bu enerji akarsu gibi devamlı değil, kesik kesik dalgalar halindedir. Madde aslında enerjinin yoğunlaşmış (enerji de maddenin yayılmış) halidir. Maddeyi meydana getiren enerji dalgalar halinde bulunduğuna göre, aslında “dalgaların meydana getirdiği (ses, ışın dalgaları) bir âlemde yaşıyoruz” dersek yanılmış olmayız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Her madde, dalgalar halinde yayılan enerjinin yoğunlaşmış halidir’ şeklinde özetlenebilecek bu teorilerden hareketle, vücudundan geçen röntgen ışınlarından habersiz olan insanın, yapısı dalgalardan meydana gelen canlıları da (cinleri) inkar edemeyeceği ortadadır. Tıpkı ses, ışın, akıl, duygular, elektrik, rüzgar gibi, görmediğimiz halde varlığını kabul ettiğimiz şeyleri nasıl reddedemiyorsak, cinler de varlığını gözle göremesek de, mevcudiyetini kabul ettiğimiz varlıklardandır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinler vardır. Peki, Aynı dinden olduğumuz Müslüman cinler hariç, çünkü onlar insanlar âlemine müdahale etmezler, Hristiyan/ateist cinlerin zararlarından nasıl korunabiliriz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görülmeyen ışınlardan oluşan, maddeye nüfuz edebilen cinlerden, yine görülmeyen ama etkili bir kalkan oluşturan belli dualarla (onları okurken oluşan ses-zihin dalgalarının oluşturacağı kalkanla) korunabiliriz. Bu sureler şunlardır: Euzü besmele ile Mü’minun 97-98. ayetler: “Rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatini ve euzü bike en yahdurun.”; Nas-Felak sureleri; Ayete’l-Kursi suresi ve bir de abdestli dolaşmak. “Bakara son iki ayet (Amenneresulü), Nas-Felak, ayet-el kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez.” (Cami’us Sağir, II/47, no.1289; Buhari, Fezailü’l-Kur&#8217;an,10,17; Tirmizi, Fedailül-Kur’an, 4; Beyhaki, Şu’abül-İman, II/460; Ebu Davud, Edeb, 101; Nesaî, İstiâze 1; Tirmizi, Daavat, 117)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her hastalığın ilacı ayrı ayrıdır. Kafir cin musallatına karşıda ilaç yukarıdaki surelerdir. Özellikle uykuda (karabasan), ruh çağırma, tenasüh (!) olaylarında işe yaradığı bir gerçektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinlerin yaşları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hız arttıkça zaman yavaşlar. Hız belirli bir noktaya ulaştığı zaman ise zaman durur. Bir örnek verelim.  Bir taşıt uzaya yolculuk yapmaktadır. Hızını, ışık hızına yakın kabul edelim. Bu taşıt içindeki insan bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşır ve bir sene sonra bu araç geriye dönüp dünyaya yönelir. Dünyaya döndüğünde kendisi için gidiş bir dönüş bir toplum iki sene geçmiştir. Fakat dünyadaki insanlar için tam iki asır geçmiş dünya üzerinde üç nesil değişmiştir. (İkiz paradoksu) İşte bunun gibi, yapıları gereği madde ile kayıtlı olmadıkları için daima yüksek hızla hareket edebilen cinler, normalde 70 sene civarı ömürleri varken dünyadaki insanlarla kıyaslandığında 700-1000 sene kadar yaşayabilmektedirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinlerin yaşamları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinlerde, insan gibi kadın erkek iki cinsten oluşur. İnsanlar gibi evlenir, yer, içer, çocuk sahibi olur, savaşırlar ve dine inanan veya inanmayanları vardır. Onlar da yaşarlar ve ölürler. Hortlak, hayalet, ruh çağırma, uzaylı, peri, uçan daire, tenasüh şeklinde adlandırılan tüm görüntüler aslında cindir. Fakat Batılılar cinleri tam anlamıyla bilmedikleri, değiştirilmiş İncil’de, günümüz Hristiyanlığında cin konusu ve onların özelliklerinden tamamı ile doğru şekilde bahsedilmediği için cinlerin göründüğü her surete Batılılar ayrı (uzaylı, uçan daire, ruh, peri, hayalet gibi) isimler vermektedir. Halbuki bizler, cinleri bize tanıtılan Yüce Rabbimize hamd olsun ki, onların bu oyunlarına gelmiyor ve onları asıl hüviyetleri ve özellikleri ile tanıyabiliyoruz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinler insanları nasıl aldatır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinler hipnotizma ve trans esnasında, büyü için kullanıldıklarında, ruh (cin) çağırma seanslarında, satanizm inancına sahip olanlarda, tanrı ile iletişim kurduğuna inanılan (Papalık veya masum imam inancına sahip Ayetullah makamına) inananlarda, uzaylı varlıklarla temasa geçtiklerini zanneden insanlar üzerinde tesirleri olur, onlara musallat olurlar. Bedenimizi beyin vasıtasıyla yöneten ruhu; bedeni veya psikolojik bir rahatsızlık esnasında (loğusalık anında, çok sinirli, öfkeli olduğumuz, aşırı duyarlı, hissi olduğumuz anlarda, geceleri aşırı çıplak dolaştığımız zamanlarda, ağır hastalıklar sırasında) beynin yönetiminden uzaklaştırıp vücudun yönetim merkezini ele geçirmesi sonucu ‘cin çarpması’, ‘cinin musallat olması’ gibi olaylar gerçekleşir. Ayrıca trans anında, meditasyon sırasında beyin ile ruh arasına yine (kafir) cinlerin girme olayları da vuku bulmaktadır. Cinler insanları birkaç şekilde aldatabilir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman&#8217;ı (-n cahil, bilgisiz olanlarını) İslami gayeler görüntüsü altında, o kişinin İslam’a olan yakınlığını istismar ederek kandırır. Kafir cinler cahil Müslümanlarla falanca evliya, melek ve sonrada tanrı iddiası ile irtibat kurarlar. O Müslüman’a yakın gelecek hakkında yalan-yanlış bilgiler verir, olağanüstü rüyalar gösterir, bazı zor anlarda ona yardımcı olurlar. Çevresindeki insanların rüyalarına girer, rüyada onu yüce bir insan şeklinde gösterir ve o saf Müslüman’ın kendisini veli, olağanüstü bir insan zannetmesine sebep olurlar. Hasta (olduklarını zanneden) insanları tedavi ettirir, felçlileri yürütmeye başlarlar. Böylece o cahil Müslüman&#8217;ın çevresine insanlar toplamaya başlar. Cahil insan zamanla kendini gerçekten veli, olgun bir mürşit olarak görür ve bu sayede bir cin, bir insan vasıtasıyla binlerce insana hükmetmeye başlar. Türkiye’de İskender Erol Evrenesoğlu, Zühre Ana, Bülent Ö., Tuncer Çiftçi, Eylül Ecem Zal, Pakistan’da Kadıyaniliğin kurucusu Mirza Gulam Ahmed Kadıyani gibileri buna örnektir. Cinler böyle durumlarda önce dini emirleri insanlara uygulatırlar. Namaz, sadaka gibi. Sonra asıl isteklerini, gayri İslami emirlerini Müslümanlara benimsetmeye başlarlar. İtikatları bozulan Müslümanların tenasühe inanmaları sağlanır. Kendini veli zanneden saf Müslümanın ise mesih, mehdi hatta zamanla peygamber/resul olduğuna inandırırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman olmayan insanları ise hümanist, insancıl gayelerle veya şöhret için kandırırlar. Ruh çağırma, transla ruhlarla irtibata girme esnasında görülen cinler, kendilerini başkalarının ruhu, uzaylı, tanrı gibi hissettirerek insanları kandırır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh Çağırma: Bir örnekle açıklayalım: A kişisi farkında olmadan bir cinle yıllar geçirir. Sonra A kişisi (çoğunlukla intihar ederek veya cinayete kurban giderek) vefat eder. Cin uzaya çıkar, dünyadan uzaklaşır. Aradan 50-100 sene geçer. A’nın torunlarından B kişisi dedesinin ruhu (!) ile irtibata girmek için bir ruh çağırma seansı düzenlerler. Seans esnasında transa geçen toplulukla uzaydaki cin arasında zihinsel bir irtibat kurulur. (telepati) Cin çağrıyı alır ve dünyaya döner. Kendisi için 5-10 sene, dünyadakiler için geçen onlarca yıl öncesini anlatmaya başlar. Hem de en ince detaylarına dek ve doğru şekilde. Seanstakiler, gelenin A’nın ruhu olduğuna kesin inanmışlardır. Cin’de kendini dinleyecek cahil bir topluluk bulmuştur. Oyun böylece başlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tenasüh: A kişisi evini farkında olmadan bir cinle paylaşmaktadır. Zamanla A kişisi anormal bir şekilde, intihar, cinayet ile ölür. Cin o anda dünyanın herhangi bir yerinde yeni doğmuş bir bebeğe musallat olur. Duasız, abdestsiz bir ortamda çocuğun iradesini kolaylıkla ele geçirir. Çocuk biraz büyüyüp konuşmaya başlayınca kendi içine A’nın ruhunun girdiğini söylemeye başlar. Görmediği ev, kişiler hakkında çok gizli, sır gibi bilgileri ailesine anlatır ve bu bilgilerin hepsi de doğrudur! Konuşan çocuktur fakat konuşturan cindir. Dışarıdan bakınca, mantıklı bir sonuç çıkarabilmek için çocuğun içine A’nın ruhunun girdiğini kabul etmekten başka çare yoktur! Halbuki çocuğun içine giren cindir ve gerçekte tenasüh diye de bir şey de asla yoktur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Uzaylılar: Eskiden görülen perili ev, konuşan hayvanlara gibi olaylara inanmayan, onları gördüğünü söyleyen her insanla alay edenleri aldatıp, kendilerine tâbi kılıp, bu şekilde kendilerine inanmayanlarla eğlenip alay etmek isteyen cinler, uçan daire, uzaylı şeklinde o insanlara görünürler. Halbuki köyde hayvan, şehir de uzaylı şeklinde görülen her iki şekilde aslında aynıdır; cin! Uzaylılar kılığında görülen cinler, görünür hale geldiklerinde genellikle büyük başlı, patlak gözlü, boyları küçük kolları zayıf ve uzun şekilde görünürler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Büyü: Büyünün özü cinlere dayanır. Bir kelime grubunun belli sayıda, yan yana okunması ile gerçekleşir. İnsan beyninin devamlı ürettiği elektro manyetik dalgalar belli kelimelerin tekrarı ile adeta bir şifre oluşturur. Bu şifre belli cinleri harekete geçirir ve cin o şifreyi açan kişinin isteklerini yapmak zorunda kalır. Büyü vardır fakat dinimizce haram kılınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle cinler (camdan geçen güneş ışınları gibi) maddeye nüfuz edebilme özelliğine sahiptir. Fakat her halükarda insanlar cinlerden üstündür. Gerek zeka, gerek (dua okuyarak cinlere) tesir etme yönünden! Yeter ki cinlerden çekinmeyelim, onlardan  korkmayalım!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Korkulacak da sevilecek de tek varlık, Yüce yaratıcı, ahiret gününün sahibi olan Allah’tır. Zaten Allah’tan, sadece Allah’tan korkana ne cin, ne de insan tesir etmez, korkutamaz. Çünkü o insanın vekili, koruyucusu her şeyin üstünde; Rab, İlâh, Malik, Hafîz olan Allah’ü Teala’dır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed’in bazı hadislerinde bahsettiği cinler: Mikrop!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Resul, &#8220;mikropları&#8221; bilmekte idi ve sahabesini de onlardan korumak istemiştir! Bir hadis-i şeriflerinde Efendimiz: “Tezek ve kemiklerle temizlenmeyin, çünkü onlar cinlerin azığıdır.” (Müslim, salat 150 (450); Tirmizi, tefsir, ahkaf (3254); İbrahim Canan, K. Sitte, IV/244; İmam-ı  Şibli, Cinlerin Esrarı, 96) buyurmuşlardır. Bilindiği gibi hayvan tezekleri ve kemikler mikroorganizmaların, mikropların üreyip çoğaldığı yerlerdir. Hz. Resul, insanlara sakınmaları gereken mikropları o dönemdeki insanların sakındığı diğer bir kavram olan cin ile ifade etmiş ve insanları mikroplardan uzak tutmayı amaçlamıştır. Diğer bir hadisinde de, “Çöplerin cinlerin toplantı yeri olduğunu” (Abdurrezzak, Musannaf, XI/32) buyurmuşlardır. Çöplerde bol miktarda ne olduğu, neyin toplandığı da malumdur! Yine Hz. Resul: “Tırnakların  uzatılmamasını” (Müslim, taharet 49) emretmiştir. Bakımı zor uzun tırnakların içlerinde ne üreyeceği de  malumdur. Bir başka hadislerinde de &#8220;Kapların ağızlarını örtün, dağarcık (ve tulukların) ağzını bağlayın.&#8221; (Buhari, Eşribe: 22, Edebü&#8217;l-Müfred, 1221, Bed&#8217;ü&#8217;l-halk: 11, 14, İsti&#8217;zan: 49, 50; Müslim, Eşribe: 96-99, (2012-2014); İbn Mace, Eşribe 1; Ebu Davud, Eşribe: 22, (3731-3734) ve  &#8220;Şu kenef/tuvaletler, (cin ve şeytanların) hazır bulundukları yerlerdir.&#8221; (Ebu davud, taharet: 3, (6); İbrahim Canan, Kütüb-i sitte tercüme ve şerhi, X/380) buyurmuşlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Resul, zaten devamlı kafirlerin eleştirilerine, iftiralarına maruz kalmış biri idi. Bir de görünmeyen, hastalık sebebi küçük canlılardan bahsetse -Mekke&#8217;li müşrikler cin&#8217;e inanıyorlardı- iftiraların dozu iyice artacaktı. Hz. Resul&#8217;de bilinen ve sakınılan bir kavram olan cin ile insanları mikroplardan sakındırmaya çalışmış ve ‘bazı hadislerinde’ cin kelimesini mecazi anlamda, mikrop anlamında kullanmıştır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Klasik bir örnekle bitirelim ki, Zühre Ana’da da benzer sürece rastlıyoruz! İsrail’de yaşarken (Hürriyet, 22.1.2021) Türkiye’ye gelen  “Şaman Durek. Afro-Amerikan Türk Şamandır! Afrika kabilesinin şifacı kadını olan büyükannesi onun bir şaman olacağını ve selefi olarak atadığını henüz o doğmadan çok önce söylemişti. Çocukken, insanların düşüncelerini duyuyor, enerjilerini görüyor, ruhlarla konuşuyor, olacak olayları olmadan önce biliyor, insanların acılarını hastalıklarını biliyor ve onları iyileştiriyordu. “Her şey Atatürk’ü rüyamda görmemle başladı. Genç, şapkalı, çok iyi giyimli bir adam bana doğru yürüyor. “Türkiye’ye gitmen lazım. Çünkü Türkiye’de insanların derin kökleri var. Onlara köklerini hatırlatmalısın” diyor.  İki gün sonra Türkiye’den arkadaşım Ceyda aradı. “Seni rüyamda gördüm, Türkiye’ye gelmelisin” dedi. Bir hafta sonra İstanbul uçağındaydım.” Kız kardeşimin babasının Türk olduğunu öğrendim. Annemin bir Türk’le ilişkisi olmuştu ama bugüne kadar “bize gerçeği söylememişti”, aslına kendisi de emin değildi. Bunu birkaç ay önce öğrendim. “Atatürk’ün isteğini nasıl yerine getirebilirim” diye sormuş o içindeki sese. “O ses bana ‘kitap yazmalısın’ dedi” diyor. “Tanrı bana Türkiye’ye gelmemi söylediği için buradayım. (<em>Tanrı mı, Kemal mi söyledi, iki ayrı röportajında iki ayrı iddiası var</em><em>.</em>)  ‘Şamanizm bir din değilmiş; yol gösteriyor(muş)’ Hem zaten Şamanizm İslam’la çelişmezmiş! “Hem Şamanist, hem Müslüman olabilirmişsiniz.” “Şamanizm bir yaşam tarzı, gerçeğe ulaşma aracı” imiş.”  (A. Dilipak, Akit, 27 Kasım 2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/cinlerin-varligi.html/besmele-1-1" rel="attachment wp-att-1252"><img decoding="async" class=" wp-image-1252" title="besmele-1-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/besmele-1-1-202x300.jpg" alt="" width="131" height="195" /></a></strong></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/cinlerin-varligi.html">Cinlerin varlığı</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/cinlerin-varligi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahiret, beden, ruh ilişkisi</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 08:06:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruh üfleme]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=811</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Peygamber Efendimize bir müşrik gelerek elindeki kemikleri ufalar ve şu soruyu sorar: “Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek?” Bunun üzerine şu ayet iner: “Kendi yaratılışını unuttu da ‘çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir?’ diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki ‘onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir.’ O yaratılışın her özelliğini bilendir.”  (Yasin, 78-79) Ölen, çürüyen, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html">Ahiret, beden, ruh ilişkisi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamber Efendimize bir müşrik gelerek elindeki kemikleri ufalar ve şu soruyu sorar: “Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek?” Bunun üzerine şu ayet iner: “Kendi yaratılışını unuttu da ‘çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir?’ diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki ‘onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir.’ O yaratılışın her özelliğini bilendir.”  (Yasin, 78-79) Ölen, çürüyen, toprak olan vücut ahirette, haşr günü yeniden nasıl diriltilecektir? Cevaba geçmeden önce insanın tanımını doğru yapmamız gerekir. İnsan sadece bedenden ibaret değildir. İnsan hem beden hem ruhtan oluşan bir bütündür: İnsan = Beden + Ruh. Beden; et, kemik, yağ ve sinirden oluşan ama aslında toprağın şekil değiştirmiş halinden başka bir şey değildir. Ruh ise Allah’ın ilk insan Adem’e (as) üflediği, ondan günümüze dek tüm insanların özünü oluşturan ilahi bir esintidir, cevherdir, özdür. Bir tohum düşünelim. Toprağa düşer düşmez tohum birden canlanır, hareketlenir. Toprağa kök salar, toprağı yararak yeryüzüne çıkar. Büyür, gelişir, dal-budak salar. Çiçek, yaprak, meyve verir ve daha sonra kendi gibi yüzlerce tohumu toprağa salar. Halbuki bu tohum toprağa düşmeden önce cansız idi. Onu toprak canlandırdı. Tıpkı bunun gibi, ölen bir insan, cansız olarak girdiği topraktan mahşer günü canlı bir insan olarak (Beden+ ruh) dirilecektir. Tohumu toprakta canlandıran su ve minerallerdir. İnsanın dirilmesi konusunda tek bilinmezlik, ölü bedeni bir araya getirip onu tekrar diriltecek olan ruhun mahiyetinin bilinmemesidir. Halbuki, ilk insan da çamur halinde iken onu insan haline getiren, ona üflenen ruh idi. İşte öldükten sonra toprağa dönüşen bedeni diriltecek olan da yine bu toprağın ruh ile birleşmesi olacaktır.  Dirilişin genel hatlarıyla formül şudur;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ölü Beden (toprak) + ruh = İnsan (Kıyamet günü, mahşer yerinde)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yeniden diriliş nasıl olacak? Nohut tanesini toprağa atar, su ve güneş&#8217;le buluşturursanız, tohum olur birden canlanır. İnsanı doğumla başlatıyorsunuz, doğum öncesi geçirilen evreleri göz ardı ediyorsunuz.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 70, 71) Haşr esnasında insanın dirilişine zemin hazırlayacak olan (Sahih-i Buhari- İst: 1401 K Tefsirû Sûre, XXXIX/3, 78/1; Sahih-i Müslim- K. Fiten: 141-143; Sünen-İ Nesâi- K. Cenaiz, 117; Sünen-i İbn Mace- K. Zühd, 32; İmam-ı Malik- El Muvatta- K. Cenâiz, 49. 2; İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned, III/28) “Acbü’z-zeneb, hiç yok olmayan, insanın yaratılış özü veya çekirdeğidir, yeniden yaratılış bunun üzerinden gerçekleşecektir.” (Y. Şevki Yavuz, Acbü’z-zebeb, DİA) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan nasıl diriltileceğini daha iyi anlayabilmek için önce insan nasıl yaşar ona bir bakalım: Toprakta bol miktarda madensel mineraller bulunur. Bunlar bitkisel ve hayvansal gıdalar (ki hepsinin aslı topraktır, hepsi toprağın şekil değiştirmiş halidir) vasıtası ile insan vücuduna girince çeşitli şekillerde ve oranlarda birleşip vücut için gerekli enerji, doku, organları meydana getirirler. Yani vücudumuzu canlı tutan, yaşamın devamına vasıta olan mineraller toprak içinde karışık halde bulunur. İnsanlar bunları topraktan seçip, süzüp alamaz. Allah (cc) bu görevi bitkilere ve hayvanlara vermiştir. Kainattaki her varlık (Casiye, 13) gibi bitkilerde insanlara hizmet amacıyla yaratılmıştır. Bitkiler kökleriyle toprağın içindeki mineralleri toplar ve bunları farklı şekil, boyut, renk, koku ve tattaki meyve sebzelere dönüştürür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Popülasyon Profesörü Joel Cohen ve Ekoloji Profesörü David Tilman: “Hiç kimse doğal ekosistemlerin insanlara bedava olarak sunduğu yaşam destek hizmetlerini temin edecek ‘sistemlerin nasıl tasarlanacağını’ henüz bilmiyor.” (P. Raeburn, “Home wreckers”, Popular Science, January, 2000) derken aslında, Allah’ın iradesi ile daha ilk planlandığı andan itibaren Big Bang adlı patlamanın amacının insanlara hizmet eden bir evren oluşumu olduğunu itiraf etmektedir. “Evrendeki ‘insani ilke’ yani evrendeki her ayrıntı, insan yaşamını gözeten bir amaçla var edilmiştir, düzenlenmiştir. Yerçekimi var eden, insanın yaşamını amaçlamıştır.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 36, 45) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Toprakta mineral iken bitki onları meyve sebze haline, hayvanlar da bu meyve sebzeleri yiyerek et, süt, yumurta, bal haline dönüştürmüştür. Topraktaki mineraller, ya direk bitki veya dolaylı yoldan hayvansal gıdalar vasıtası ile insan vücuduna geçer ve tüm bunlar sayesinde insan yaşamını devam ettirir. Zamanı gelip insan öldüğünde de, insan bedenindeki tüm mineraller doğal geri dönüşüm yolu ile yeniden toprağa karışır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çamurdan (Rahman 14) yaratılan ‘İlk’ insanın bedenini oluşturan tüm elementler aynen toprakta da bulunmaktadır. “Bilim, insan vücudundaki tüm elementlerin aynı zamanda toprakta da olduğunu belirtir. Kur&#8217;an’da insanoğlunun spermden, topraktan, sudan yaratıldığı ifade edilir.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 28) Vücudumuz en az 25 elementten oluşur, yüzde 99&#8217;a yakınını 6 element oluşturur. % 65 Oksijen, %18 Karbon, %10 Hidrojen, %3 Nitrojen, %1,4 Kalsiyum, %1,1 Fosfor. Geri kalan kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşturur. (https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/vucudumuzda-kutlece-en-cok-hangi-elementlerin-atomlari-bulunur; https://www.bbc.com/turkce/vert-fut-44926689) Oranlarını verdiğimiz bu temel maddelerin New York Borsası&#8217;ndaki değeri de sadece 4.5 dolardır… (aksam.com.tr/ramazan/insanin-ozu-toprak/haber-419561)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca biz insanlar toprak sayesinde yaşamaktayız. İlk insan Hz. Adem topraktan yaratılmıştır. İlk önce toprak (Çamur) idik <em>(</em><em>Rahman, 14; Fatır, 11; Mü’minun, 12</em><em>) </em>ruh üflendi (Hicr, 29) insan olduk‚ Ölünce yine aslımıza dönüp toprak oluruz. Nasıl ki buz sudan oluşmuştur; eriyince yine aslına döner ve su olur. İnsanda eriyince; ölünce çürür ve aslına döner ve toprak olur. İşte ahirette ilk kez topraktan nasıl insan yaratılmışsa ikinci kez de yine topraktan yaratılacaktır. Bedeni canlı iken (Bitkisel ve hayvansal gıdaların ana maddesi olup) yaşamasına vesile olan toprak, mahşer günü yine hayat bulup dirileceğimiz kaynak olacaktır. Yani insan yürüyen, konuşan bir topraktır. Sadece şekil değiştirmiştir! İnsan yaşarken hayatını devam ettireceği maddeleri bitkiler vasıtasıyla topraktan alır. Kıyamet günü tüm canlılar gibi bitkilerde ölecektir. İşte insanı canlı iken topraktan bitki vasıtasıyla yaşatan Allah (c.c.) kıyamet günü bitki vasıtasını kullanmadan (Çünkü onlar da ölüdürler) direk, vasıtasız topraktan insanı diriltecektir. (Bakara, 28) Nasıl? İlk insanı nasıl diriltmişse (Yasin, 79) işte yine aynen öyle!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan ölünce toprak olur diyoruz, peki ölüm nedir? Ölüm bir son, toprakta dağılıp sonsuz karanlığa gömülmek midir? Aslında ölüm diye bir şey asla yoktur! Ruhlar âleminden yola çıkan bir ruh için artık ölüm, bitiş, yok oluş asla söz konusu değildir. Bir insan toplam altı âlemde yaşar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruhlar âlemi: Allah’ü Teala beden elbisesine sarıp dirilteceği tüm insanların ruhlarını cennet-cehennem yok iken bir âlemde toplanmış ve onlara şu soruyu sormuştur. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Tüm ruhlar, “bilakis elbette sen bizim Rabbimizsin “diye cevap vermişlerdir. (A’raf 172 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anne rahmi: Her insan ruhlar âleminden sonra, sırası geldikçe dünyaya gelebilmek için anne rahminde belli bir süre yaşar. O mekan, kısa sürede olsa küçük bir dünya demektir o bebek için. Ruhlar âleminde ölüp anne karnında dirildiği gibi, doğum esnasında da ölüp (Mekan değiştirip) yeni bir dünyaya gözlerini açar bebek. Temel mesele şudur: Ruh ölmemekte, devamlı mekan değiştirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya hayatı ve rüyalar âlemi: Her ikisi de iki ayrı mekandır, iki ayrı dünyadır. Bu iki âlem/dünya bir arada yaşanır. Dünyada insanın belli bir ömrü vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Berzah ve ahiret âlemi: Ölüm dediğimiz olay vuku bulunca insan bedeni mezarda çürür, ruhu ise “berzah âlemi” denen dünya ve ahiret arası bir âlemde, benzetme yaparak anlatalım, milyarlarca yatağın olduğu dev bir yatakhaneye yatırılır. İnsan rüyasında nasıl kabus görürken bağırır, acı çeker, korkar fakat dışarıdan bakılınca mışıl mışıl uyuyormuş gibi gözükürse, berzahta da kötülük yapanların ruhu için aynı durum söz konusu olacaktır. Ayet-i kerimede de, (Mahşer günü) “Derler ki: Vay başımıza gelenler! Bizi ‘yattığımız yerden’ kim diriltip kaldırdı?” (Yasin, 52) buyrulmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonra beden topraktan oluşur, ruh bedene girer (Ruh+Beden) ve insan yeniden dirilir. Mahşer yerinde insanlar toplanır. (Haşr) Ahirette insanlar amellerine göre mizanda tartılır. Sevabı çok gelen Allah’ın lütfu, rahmeti ile <em>(</em><em>Buhari, Rikak, 18; Müslim, Münafikin, 71-73</em>) cennete, kötülüğü çok olan kendi yaptığı kötü, zararlı, pis işlerin sonucu olarak cehenneme girer.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaten her şeyin çift yaratıldığı (Zariyat, 49) âlemde, dünyanın da zıddının olması akla aykırı değildir. Yani “Varlıkların zıt çiftler halinde yaratılması da ahiretin varlığına delildir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 158) Ahiretin varlığı konusu ayrıca &#8216;Deizm yanılgısı&#8217; adlı yazımızda ele alınmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle ruh ölümsüzdür. Ruhlar âleminden yola çıkan ruh, son durak olan cennet-cehenneme kadar mekan  değiştirir. Biz her mekan değişimini ölüm diye adlandırsak ta, aslında her bir ölüm yeni bir mekanda dirilmedir. Yani ölüm, mekan değiştirmektir, yok  olmak demek değildir. İki âlem geçmiştir: Ruhlar âlemi ve anne rahmi; Şu an iki âlemde yaşıyoruz; dünya Hayatı ve rüyalar âlemi. Gelecekte de iki âlem yaşayacağız; Berzah âlemi ve ahiret (Cennet- cehennem)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret inancı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret inancı insanda sorumluluk hissi uyandırır. Yapılan işlerin bir gün hesabının verileceğinin inancı, insanları kötü fiillerden uzaklaştırır, iyi işlere yönelttirir. Hesap günü bilinci, insanı insan haklarına saygıya götürür, zararlı davranışlardan uzak tutar ve yararlı ve faydalı olmaya yönlendirir, mutlu ve huzurlu kılar. Aile ve akrabaların çürümeyip, sonlu-karanlık bir gelecekte toprak olmak yerine; sonsuz, cennette yaşadığını, insanlara iyiliğin yarın (Ahirette) karşılıksız kalmayıp cennet ile mükâfatlandırılacağını, kötülük yapanların ise cehennem ile cezalandırılacağını bilmek, yaşlı hasta, mahkûm, idamlık, mazlum, fakirlere ümit; zina, rüşvet, cinayet, gösterişe engel olur ve sevgi, şefkat, sadakat, affetme, fedakarlık, ihlas, şükür, kanaatin hakim olduğu bir bakış açısını topluma yerleştirir. Bu nedenle gerçek Müslüman egoist, pragmatist, menfaatperest, yalancı, hilekar olmaz. Çünkü hayat sadece bu dünya ile sınırlı değildir, “Bi daha mı geleceğiz dünyaya.” mantalitesinden uzak olarak, kötülük yapma imkanı varken bile ondan uzak durmaya çalışır, iyi olmak yönünde devamlı motive olur. “Allah’a karşı yalan söyleyen ve doğru kendisine geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim (daha haksız) kim olabilir? Kafirlerin yeri cehennemde değil midir? (Kıyamet günü) Yaptıkları amellerin kötülükleri karşılarına çıkmış ve alay edip durdukları şeyler, kendilerini sarmıştır… (O günden sakının ki günahkar) nefis şöyle diyecektir: Allah’ın yanında yaptığım kusurlardan dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim.” ( Zümer, 32, 48, 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sana ruhtan sorarlar; de ki: ‘Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İsra, 85) ayetinden anladığımıza göre ruh hakkındaki bilgimiz çok sınırlıdır. İnsan beden ve ruhun birleşiminden oluşur. Ruh Allah’tan gelen (Secde 9, Hicr 29) ve vücudu canlı, gören, düşünen, hisseden bir varlık kılan ilahi bir lütuftur, hediyedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ruh bedenin suretine giren, süratle hareket eden ve uzun mesafeleri kolayca alan, ancak bedenden bağımsız insanın bilişsel yönünü idare eden nurani ve latif bir cevher olarak nitelemişse de, ruhun mahiyeti ile ilgili görüşler birbirinden farklılık arz etmektedir. Ruh, bedenin sultanı konumundadır.” (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 113, 115) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ölü bir insan düşünelim. Eli, kolu, beyni, gözleri, kalbi… vücudu tam olarak yerindedir. Bu insana fıkra anlatsak, bilmece sorsak, korkunç hikayeler, hüzünlü olaylar anlatsak bir tepki verir mi? Canlı iken her fıkraya gülen, hüzünlü her olaya üzülen, korkan, sevinen, hisseden bu insana ne olmuştur? Daha doğrusu can alıcı soru şudur: Ölürken insandan eksilen nedir ki, o olmayınca neşe, sevinç, hüzünde onunla beraber gitmektedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kalbin çalışmasına engel olan, kan dolaşımı durduran, beyin faaliyetlerini sona erdiren, vücuttan ayrılması ile vücudun işlevlerini sonlandıran nedir? İnsanları yaşatan beden ve onun işlevleri değildir. Bunlar hayatta olmanın göstergeleridir. Tüm bunlar vücutta var iken de hayatın sona ermesine neden olan, vücuttan eksilen şey nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Duygularımızı var eden, hissiyatın kaynağı ruhtur. Yoksa sevinme, üzülme, fikir, düşünce gibi kavramları, kuru bir vücut organları arasındaki elektrik akımı ile izah etmek mantıksızdır. Ruhla beraber duygu vardır. Ruh emaneti geri alınınca, duygu, his, düşünce de vücudu terk eder.  “Beyin ve bilinç aynı şey değildir. Beyin bir araba ve bilinç ise onun sürücüsüdür. Ruh, insanı canlı varlık yapan ve bedeni yöneten manevi cevherdir.” (Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 173, 200) “Düşüncenin belirli bir sinirsel etkileşim olduğunu söylemek, adalet fikrinin kağıt üzerine yazılmış birkaç şeyden başka bir şey olmadığını iddia etmek kadar anlamsızdır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 41,42, 44) “Ruh nedir? ‘Bedenin sürekli değişmesine’ karşılık, benlik şuurunun değişikliğe uğramadan kalması, ‘bedenden farklı bir unsurun varlığını’ gösterir. Beden ve uzuvlar, ruhun kullandığı aletlerdir. Ruh, bedenin sultanı konumundadır.” (Prof  Dr Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 112, 115) S. Lewis, “Sizin bir ruhunuz yok, siz zaten ruhsunuz. Bedeniniz var.” demektedir. (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 23) Kanadalı nörobiyolog Wilder Penfield, ‘zihnin gizemi’ isimli kitabında, ‘aklı, beynin içindeki sinirsel işlemler bazında açıklamanın imkansız olacağı kesin olarak gözüktüğü için, varlığımızın iki önemli unsuru, yani madde ve ruh açısından açıklanması gerektiğini düşünüyorum.’ demektedir. (Penfield, The mystery of the mind, s. 123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine bir ölü düşünelim, gözleri vardır fakat göremez. Halbuki canlının gözü ile aynı gözdür ölünün gözü de. Soru: Ölürken bu insandan ne eksilmiştir ki gören gözler görmez olmuştur. Beyin hücresinde görme olayı bir elektron coşkusundan ibarettir. Beynimizin görme ile görevli merkezini binlerce kez büyütsek, karşımıza sadece hücre içinde belli noktalara yığılan elektron dizilimine rastlarız. Peki, bu elektrik sinyallerini anlamlı görüntü şeklinde ‘gören’ kimdir? Gören, beyin et parçası, protein, yağ molekülleri olamaz. Gözden gelen elektronları anlamlı görüntüye beynimiz dönüştürür ama beyin hem ekran hem göz (İzleyici) olamaz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendimize soralım: “Ben” dediğimiz varlık kimdir? Çocukken ‘ben’ dediğimiz vücudumuzdan şu an geriye hiç bir şey kalmamış, bedenimiz kendini yenilemiş durumdadır ama biz hâlâ &#8216;Ben&#8217; demeye devam ediyoruz! &#8220;Benim evim, benim elim, benim bedenim.&#8221; Tamam da o &#8216;ben&#8217; kimdir?! Et, kemik, yağ, protein yığını olan bu beden kendi kendine ‘ben’ deyip, düşünüp, görüp sevinip üzülebilir mi? Et yığını kendine ‘ben’ diyebilir mi? İşte aslında kendine ‘ben’ diyen, bedenimiz değil ruhumuzdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İnsan bedenen yaşlandığı halde hâlâ neden içinde koşmak, daha çok yaşamak isteği vardır? Çünkü bedenden ayrı bir de asli cevher olan ruh vardır ve bu ruh ölümsüzdür! “Ben varım.” derken bu “Ben kimdir? Nerededir?” Varlığımız (ben) belirli bir beyin hücresinde veya vücudumuzun herhangi bir organında yer almaz. Vücudunuzdaki hücreler sürekli değişir ama “ben” yine de aynı kalır. Var olduğumu nasıl bile bilebiliyorum?” sorusuna bir profesörün verdiği ünlü cevap, ” Peki bu soruyu ‘kim’ soruyor?” şeklindedir. Benlik, bizim ‘olduğumuz’ şeydir, sahip olduğumuz değil. Bilgisayarın yaptığı şeyi ‘anladığını’ söylemek, bir akım kablosunun hür irade sahibi olduğunu ya da bir müzik çalarım çaldığı müziği anladığını ve ondan keyif aldığını söylemek gibi bir şeydir.” (Anthony Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış, s. 168) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gören, düşünen, duygulanan, hisseden (6. his, telepati, psikometri) hep ruhtur. Buna en güzel örnek çizgi filmlerde seyrettiğimiz dev robotlardır. Robotun baş tarafında bir insan bilgisayar tuşları, çeşitli kollar, düğmelerle dev robotu yönetir. Dövüştürür, yürütür, hareket ettirir. Fakat  robotu o insan terk edince geriye paslanmaya başlayan bir metal yığını kalır. Tıpkı onun gibi, ruhumuz, robotu yöneten insan; bedenimizde ise robot gibidir. Ruh beynimizi bilgisayar tuşları gibi kullanıp bedenimizi yönetir. Ruh çıkınca geriye çürümeye başlayan, et ve kemik yığını kalır. Bazı alimler bunu “ Ruh binici, ceset attır.” şeklinde tarif etmiştir. “İslam düşüncesinde insan, ben diye işaret edilen, ruh ile desteklenmiş beden olarak tarif edilmiş.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 61) Hz. Adem’i yarattığı zaman Allah O’na ruhundan üflemiştir. Çamur halindeki Hz. Adem’e Allah (cc) kendi ruhundan üflemiş, çamur ruh ile birleşince insan dirilmiştir. Ruh çıkınca insan bedeni yeniden çamur- toprak olan aslına, özüne dönmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh bize Yüce Yaradan’ın bir hediyesidir; onunla yaşar, duygulanır, “Ben’im” deriz. O çıkınca kokuşan, çürüyen bir ceset kalır geriye. Demek ki önemli olan ruhtur; ruh güzelliğidir. Beden ve bedenin güzelliği geçicidir. Efendimizin evliliklerinde de bu husus göze çarpar. Hz. Resul’un evlendiği annelerimiz belki dul ve yaşlı idiler ama ruhları güzeldi, temiz, ahlaklı, edepli idiler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Resul’de bu nedenle “evlenilecek kadında sülale, mal ve güzelliğe değil öncelikle ahlak, huy (ruh) güzelliğine bakın” buyurmuşlardır. (Buhari, nikah 15; Müslim reda 4, 6, 8, 53, 54, fiten 86; Tirmizi, nikah 4; Nesai, nikah 10, 13; îbn Mâce, nikah 6/38; Darimi, nikah 4; Ahmed b. Hanbel, I/92, 457, II/428, IV/92,  153, 377.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, 8/61)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle; İnsan = Beden + Ruh;  Beden = Et + Kemik = Çamur;  Ruh = Rabbimizden esinti, Beden/Çamur + Ruh = İnsan;  Beden/Çamur &#8211; Ruh = Ölüm (Geriye çamur-toprak kalır.)  Asıl olan ruhtur. Onu da her şeyimizi olduğu gibi, ‘Hayy’ olan Allah-u Teala (cc) vermiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Parapsikoloji ilmi, ruhun faaliyetlerini pozitif bir bilim dalı olarak ele alır ve inceler. İnsanların bakışlarıyla kaşık, çatalı eğmesi, bir kişinin bir eşyasına dokunup, o kişi hakkında doğru bilgi verilmesi, karşıdaki insanın düşüncelerinin okunması, astral seyahat gibi paranormal olaylarla ilgilenir. Bizim evliya kerametleri dediğimiz olaylara rasyonalist (akılcı) bir açıklama getirmeye çalışır. Bunda özellikle kuantum fiziği ve izafiyet teorisinden istifade eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh, nefis</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Beden yaşlanıyor, zayıflıyor, hastalaşıyor ama içimizde bir şey, genç ve sağlıklı iken yaptıklarımızı yapmaya devam etmek istiyor. Ama beden buna engel oluyor, normalde sadece materyalist açıdan bakacak olursak beden zayıfladıkça istek, arzuların da azalması, zayıflaması gerekir. Bedenle uyumsuz olarak daima genç kalan bu cevher ruhtur. Eğer bedeni arzularımızı kontrol altına alır, dünya ve ahiret dengesini güzel kurarsak bu arzular bizi cennete yükseltir. Eğer sadece materyalist açıdan olaylara bakar ve sadece dünya hayatına odaklanırsak, o arzu ve istekler bizi ‘esfele safilin; belhüm edal’ çukuruna düşürür. Sonu ise cehennemdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh ve can arasındaki ilişki!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Can bedenle irtibatlı bir konudur. Ruh, benzetme yaparak açıklayacak olursak, arabanın kontağını açan ve kapatandır. Ruh bedene girince arabayı çalıştırır ve can bedenle etkileşime girer. Ruh çıkarken de kontak kapatılır ve bedenin tüm işlevleri sona erer. Beden ortadadır ama arabayı çalıştıracak kalmayınca araba nasıl çalışmazsa, ruh çıkınca da beden tüm işlevlerini kaybeder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğumdan Sonra Hayat Var mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anne rahmine düşen ikiz kardeş anne karnında doğmak üzeredir. Biri diğerine, “Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz.” der. “Ama ben gitmek istemiyorum.” diye haykırmış kardeşi. “Hep burada kalmak istiyorum.” “Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardır.” “Bize hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki? diye cevaplamış öteki. “Bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak.” Bütün bunları söyledikten sonra eklemiş: “Hem belki de anne diye bir şey yok!” “Olmak zorunda” diye itiraz etmiş kardeşi. “Buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?” Öteki “Sen hiç anneni gördün mü?” diye üstelemiş. “O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk. ” (Elif <strong>Aktuğ, Yeni Şafak, </strong>29 Mart 2001, Anthony de Mello’dan alıntı) “Anne karnındaki bir bebeği düşünelim. Onunla konuşup şöyle diyebilsek, ‘Burası senin asıl hayatın değil, öyle bir âleme gideceksin ki o âlemin ömrü burası gibi kısa değil, gideceğin âlemde görkemli bir gök kubbe, çeşitli yiyecekler içecekler var. Bebeğin yaşadığı âlemin şartlarına göre, bu dünya hayatının anlayabilmesi mümkün olur mu? Elbette ki olmaz ve bu doğal bir şeydir. Şu an içerisinde bulunduğumuz hayata nispetle, Ahiret hayatı ile ilgili anlatılan şeyler de bizim için böyledir.”  (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 144)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan evladı doğmadan önce de toprakta mineral halinde idi. Anne baba o topraktan elementleri çeşitli vasıtalarla vücudunda depoladı, sonra sperm ve yumurtalık birleşti ve zaman içinde doğum vasıtası ile insan dünyaya geldi. Ölümden sonra da tıpkı ilk doğum gibi, tabiata dağılan elementler bir araya gelecek ve insan diriltilecektir. “(Resulüm!) De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kadirdir.” (Ankebut, 20) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Anne karnındaki çocuğun ayaklarının olmasına rağmen daracık bir mekanda bulunması ve hareket imkanının olmaması ya da gözleri olmasına rağmen karanlık bir ortamda olması aslında kendisini dışarda bekleyen ve bu organların faaliyette olacağı bir dünyanın varlığına bir işarettir. İnsanda da tatmin edilmeyi ve kullanılmayı talep eden öyle his ve istekler var ki bu dünya hayatında gerçekleşemiyor. Demek ki insanı ölümden sonra çok daha gerçek ve geniş bir başka âlem beklemektedir. Allah’ın bize bizden daha yakın olduğunun en açık delili, insanların kendi vücutlarında meydana gelen olayların (Kalbin atmasından ciğerin nefes almasına) hiçbirisini kendilerinin organize ediyor olmamasıdır. Sağlığımızı korumak için salgın hastalık bulunan yerlere gitmekten kaçındığınız gibi, nefse cazip gelen tekliflerin yapıldığı yerlerde iradeye hakim olmak zorlaşıp hataya düşme riski artacağından bu tip mekanlardan da uzak durmak<strong> </strong>gerekir. Paramızın ve malımızın kıymetini bildiğimiz kadar yaratılmış olmamızın, hayatımızın değerini ve anlamını biliyor muyuz? En basit bir kum tanesinin bile içinde milyarlarca atomun bulunması, her birinin yüzlerce bağıntı ve formül ile hareket etmesi bir tasarımın varlığını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Buradan gökyüzüne dönüş yapalım… Canlı varlıkları cansız bileşenlere indirgemek suretiyle açıklamanın imkanı yoktur, atomları yan yana dizilerek bir insan elde etmek mümkün değildir. Küçücük bir elma çekirdeğinin toprağın altında ve karanlık bir ortamda tek başına yaptığı elmayı günümüz teknolojisinin yapmaktan aciz olması hiçbir şeyin basit ve sıradan olmadığını göstermektedir. Tüm bunlar aslında basit hiçbir şeyin olmadığı, her şeyin tam manasıyla bir sanat eseri<strong> </strong>olduğunu gösteriyor. Canlı ve kompleks yapıya sahip bir organizma basit parçalara ayrılmak suretiyle bir analize tabi tutulursa, bir noktadan sonra ‘hayat’ kaybolmakta ve cansız organik veya inorganik bileşenlere ulaşılmaktadır. Çok basit yapıya sahip organik yapıların bileşenleri, molekül yapıları ve hangi elementlerden teşekkül ettiği bilinmesine rağmen söz konusu atomlar aynı sırada dizilse bile ortaya ‘hayat’ çıkmamaktadır. Canlı varlıklar Allah’ın ‘hayy’ ismini yansıtırlar. Hayy olan Allah’ın bizdeki yansımasının kıymetini, bu dünya için belirli bir süre boyunca süreceğini ve ‘asıl ölümün, Hayy olan ile irtibatı kaybettiğimizde başladığını’ asla unutmamalıdır! Herkes kendine layık olan mekana yerleşir. Cennet ve cehennem her şeyin dengesini ve kararını bulduğu yerdir. Allah, tüm insanların kalbine, güzelliğe ve hakikate karşı bir istek ve öz yerleştirmiştir. Kömür ve elmas, her ikisi de karbon bileşiklerinden oluşur. İnsanlar, kendilerine verilen kabiliyeti doğru kullanırlarsa elmas gibi parlar, doğal özelliklerini bozup kömüre dönüşmeyi seçenler ise sonuç olarak, kendilerini yakarlar. İtikadı bozuk olan adamın cehennemi ebediyyen hak etmesinin sebebi kendisine olduğu kadar diğer insanlara, topluma zarar vermesi ve tabiatı hakir görmesidir. Dünya hayatını ahirete tercih eden adamın hali elinde tuttuğu büyükçe bir elmas parçasını bir parça şekerle değişen çocuğun davranışına benzer. Basit, geçici ve sıradan bir lezzet uğruna ebedi bir hayatı kaybetmeye razı olmak hiçbir akıllı insanın işi olamaz. “Hesap meydanında toplanıldığı zaman, dünya hayatında ne çektiğimiz sıkıntıların elemi kalacak ne de neşeli günlerin tadı ağzımızda kalacaktır.” Elde kalacak olan tek şey Allah adına yapılan işler olacaktır.<strong> ‘</strong>Hayatta başarılı olmak’ ifadesindeki ‘hayat’ kelimesinin sadece dünya hayatına özgü kılınması karşımıza çok ciddi bir problem olarak çıkıyor. Önümüzde ebedi bir hayatın var olduğundan şüphemiz yoksa ‘hayatta başarılı olmak’ ifadesi ile ahiret hayatındaki başarımızı kastediyor olmamız gerekir. İnsan dünyada değil, cennette veya cehennemde ebedi olarak kalmak üzere yaratılmıştır. İnsanlar nedense, Allah’ın cennet vaadine karşı oldukça tok gözlü ve müstağni davranıyorlar. Ahirete nazaran çok az bir servet sayılacak dünya malı ile kanaat ettiğini insan bir anlasa…!” (Selçuk Kütük, Çözümlü Dünya Ahiret Problemleri) “İnsanın benlik, bilinç, anlam varlığı olması, onun şahsiyet sahibi bir varlık olduğuna işaret eder. Bu durum, sadece biyolojik varlık olmakla izah edilemez.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 269) “Hangi söz ya da iyilik, bencil robotlara etki edebilir?” (Urhan Veli, Kişiliğin Doğası, s. 128) “İnsanın susuzluğunu giderecek su bulunmaktadır, aynı şekilde insandaki ölümsüzlük duygusunu karşılayacak bir âlemin de bulunması gerekir.” (Prof. Doktor Soner Duman, Allah’ım sorularım var, s. 32 ) “İnsanın içinde bir ebedilik duygusu, Bir de kusursuzluk arzusu bulunmaktadır. Bu ikisini bu dünyada karşılamak imkansız. İki duygunun karşılanacağı bir yerin veya zamanın olması gerekir.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 79, 80) “Yüce Allah’a ve ahirete inananların, dünya hayatları anlamlıdır.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 149 ) “Ahiret, mağdur ve mazlumların uğradıkları haksızlıkların gidereceği yerdir. Ahireti inkarcıların, dünyadaki kötülükleri teşvik edici olduğunu ateistler göremiyorlar.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 49) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ey Ateist, deist, agnostik arkadaş! Bu dünyada her kötülüğün cezasının karşılığını bulamadığını ikimizde görüyoruz. Bir teist olarak ben, ahirette kötülerin ceza göreceğine kabul ederek bu soruna bir cevap verebiliyorum. Peki ya senin cevabın?! Kapkaranlık, soğuk, buz gibi bir hiçlikten başka nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mineral-insan-beden1-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4905" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mineral-insan-beden1-1.jpg" alt="mineral-insan-beden1-1" width="539" height="442" /></a> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/beden-ruh-ahiret-olum1-1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4906" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/beden-ruh-ahiret-olum1-1.jpg" alt="beden-ruh-ahiret-olum1-1" width="400" height="279" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html">Ahiret, beden, ruh ilişkisi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
