<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/cevaplar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Apr 2025 16:11:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Oryantalistlerin Kur&#8217;an, İslam ile ilgili eleştirilerine cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2012 11:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalist iddialarına cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistler]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sorular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=2245</guid>

					<description><![CDATA[<p>  “Ehli kitaptan bir çoğu Müslümanları tekrar kafirliğe çevirmek” (Bakara, 109) ve “onları doğru yoldan sapıttırmak” (Ali İmran, 69) istemekte ve bu yönde yüzlerce yıldır misyoner ve oryantalist merkezli çalışmalar yapmaktadırlar. İslam’la ilgili eleştirilerinde belli bir kural, metot kullanmayan oryantalistler İslami kaynaklar içerisinde işlerine gelenleri cımbızla seçmekte, ortamında kopardıkları metinleri önceden belirdikleri amaçlarına ulaşmak için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html">Oryantalistlerin Kur’an, İslam ile ilgili eleştirilerine cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ehli kitaptan bir çoğu Müslümanları tekrar kafirliğe çevirmek” (Bakara, 109) ve “onları doğru yoldan sapıttırmak” (Ali İmran, 69) istemekte ve bu yönde yüzlerce yıldır misyoner ve oryantalist merkezli çalışmalar yapmaktadırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’la ilgili eleştirilerinde belli bir kural, metot kullanmayan oryantalistler İslami kaynaklar içerisinde işlerine gelenleri cımbızla seçmekte, ortamında kopardıkları metinleri önceden belirdikleri amaçlarına ulaşmak için kullanmaktadırlar. En aşırı Şii kaynağı delil getirir; Kur’an’a saldırır, Kur’an’da bir ayette geçen kelime ile hadislerde geçen aynı anlamdaki bir ‘başka bir kelimeyi’ birleştirir, aralarında irtibat bulunmayan konuları birbirlerine ekler; ayet ve hadisleri istedikleri gibi yorumlar, kelimeleri istedikleri gibi anlamlandırabileceklerini zanneder; hadislerin ve İslam tarihinin sonradan uydurulduğunu ileri sürer ama sonra ‘uydurma’ kabul ettikleri bu kaynakları kullanarak da İslam’a saldırırlar. İncil ile ilgili birçok gerçeği gizler, bilmiyormuş gözükür ve bu konuda muhataplarına karşı da “saldırı en iyi savunmadır” metodunu kullanırlar. Yalan ve iftiradan asla sakınmaz ve gerçeği bile bile gizlerler. Kaynak gösterdikleri eserlere hemen hemen hiçbir okuyucusunun başvurmayacağını bildiklerinden kaynaklar arasında dolaşıp istedikleri hedefe ulaşmak için, işlerine gelenleri seçip itham ve iftiralarında kullanırlar! Hakbuki &#8220;ilerideki yüzyıllarda insan cinsinin düşünceleri ve inançları üzerinde barışçı bir etki yapmak üzere Haktan gönderilen en kuvvetli vasıtayı (Kur’an’ı), en inatçı taassup ve en cahil saldırılarla karşılamak kadar yanlış ve hem de gülünç bir hareket olamaz.&#8221; (Lord John Davenport, Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim, s. 55) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ile terörü özdeşleştirmeye çalışan Batı dünyası önce kendi tarihleri ile yüzleşmelidirler! &#8220;Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla anasının, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanları, kendi av halkı olacaktır.&#8221;  (Matta:10-34-36)  Sadece son yüzyılda Hristiyan Batı, dünyaya iki dünya savaşı, iki atom bombası, 4 kıtaya da (Afrika, Asya, Avustralya ve Amerika) işkence, katliam, sömürü ve asimilasyon sığdırdı! Onlar  &#8220;Barış, müjde&#8221; ile geldik derken geride bıraktıkları sadece zulüm, kan, gözyaşı  olmuştur. Kenya Devlet Başkanı Kenu Kenyattu: “Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.” (Bayram Küçükoğlu, Türk dünyasında misyonerlik, s, 11; Ahmet Şerif İzgören, Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, s. 96; Mustafa Balbay, Avrupa&#8217;nın Terör sorunu, Cumhuriyet, 18.2.1999; Melih Aşık, Milliyet, 15.02.2008) &#8220;Peru fatihi&#8221; Francisco Pisarro, bu ülkenin kıyılarına ulaşıp İnkalar&#8217;ı kitleler halinde  katletmeye başladığında, yüreğinde hâlâ azıcık vicdan duygusu bulunanlar duruma isyan etmiş ve ünlü komutana bu kadar çok kan dökmemesi yolunda uyarıda bulunmuşlardı. Pisarro homurdanmalar gitgide artınca bir kaç kardinalden insanlık tarihine geçecek  şöyle bir fetva almıştır:  &#8220;Fethedilen bu topraklarda yaşayan canlılar (İnka İmparatorluğu&#8217;nda yaşayan insanlar) her ne kadar insana benzer bir görünüme sahip olup iki ayakları üzerinde yürümekteyseler de, sonuç itibarıyla Engizisyon Mahkemesi bunların farklı bir hayvan türü oldukları kanaatine varmıştır. Bu vesileyle, düşünme ve iman etme yetisinden yoksun olan bu &#8216;hayvanların&#8217; katli vacip görülmüştür.&#8221; (Ali Murat Güven, Yeni Şafak, 26.01.2003) Bu ‘Hayvanların’ teknoloji, mühendislik, astronomide ne kadar ilerledikleri ve kendilerini katledenleri katbekat aştıkları ise daha sonra anlaşılacaktı! Amerika’nın keşfinin ilk 50 yılında Katolik İspanyollar bir  milyon yerlinin katliam, kölelik ve enfeksiyonal hastalıklardan dolayı ölümüne sebep  olmuştur. Ve daha sonra 150 yıl içinde 100 milyon insan yani yerli halkın 90%  haritadan silinmiştir. Amerika’nın keşfinden 19. yüzyıla kadar 13 milyon Afrikalı  köleleştirilip Amerika’ya götürülmüştür. Kendi mezhepleri arasında yüzyıl savaşları yapan, iki cihan savaşına neden olup yeryüzünü cehenneme çeviren, gizli örgütlerle dünyayı yönlendirip yönetmeye çalışanlar acaba hiç iç muhasebe yapabilecek midir? “Onlara: &#8216;Yeryüzünde fesat çıkarmayın&#8217; denildiğinde: &#8216;Biz sadece ıslah edicileriz&#8217; derler. İyi bilin ki, onlar fesat çıkaranların ta kendileridir, fakat anlamazlar.” (Bakara, 11-12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesih’in çarmıhta kendini kurban vermesi (1. pet.2:24) kendi kanını bizim günahlarımız için dökmesi, Tanrı’nın gazabını (Yuhanna 2: 2; Yuhanna 1: 12) bizden uzaklaştırmasına neden oldu. Kişiyi Tanrı’nın gazabından kurtaracak tek şey, Mesih’in o kişinin yerine çarmıhta kurban olarak ölmesidir. (1. pet. 2: 24) Cehennem,  Tanrı’nın huzurunun bulunmadığı, ateşle işkence edilen bir yerdir.  (Matta 25: 46)  “Hristiyan olmayanlar cehenneme ‘sonsuza dek’ atılacaklar.” (Matta 25: 46) E hani  tanrınız &#8220;sevgi&#8221; idi? Kutsal kitap, ‘tanrı sevgidir.’ (Yuhanna 4:16) ‘ve o herkesi’ sever. (Matta 5:43-48; Yuhanna 3:16) diyordunuz? Bizim ilahımız zalimlere kızınca “Tanrı hiç kızar mı?” diye sorarsınız ama sizinki acı çekip, oğlunu (!) çarmıha gerdirip gazabını  ancak bu şekilde söndürünce iyi oluyor öyle mi? Ya peki bizim ‘Melek’ tabir ettiğimiz bebekler için, günahkar doğum (asli günah) iddianıza ne demeli? “Orijinal günah, günahlı doğum Adem’den kaynaklandı ve aileden çocuklarına geçmeye başladı. Bizler doğal olarak Tanrı’nın gazabının çocuklarıyız.” (Efes, 2:3) Bebekler günahkar doğar ve onlar tanrının gazabının eseridir. Bu tanrı bir de “sevgi” tanrısı olmasa ne olurdu acaba?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teslis; Baba, oğul ve kutsal ruh hakkındaki kendi açıklamaları şöyledir: Tanrı tek bir varlık olduğu halde üç kişide kendini gösterir. Üçlü birlik; üç tanrıdan oluşan tek tanrı veya tek kişinin üç şekilde görünmesi değildir. Üçlü birlikçilik, tek tanrıcıdır (monoteisttir). Var olmuş tek tanrı dışında hiçbir tanrı yoktur ve her şeyin hakimidir.” Çok ikna edici değil mi? ‘Başta bir hata yaptık şimdi zorlama ile anca bu kadar kıvırabiliyoruz’ demeyen bu kesim, İslam’daki tevhit, yaratıcının tek olmasını ise içselleştirememektedir! Peki, ‘Baba ve oğul’u geçtik, sadece kutsal ruh için yapılan şu tanrı tanımı, bu monoteist tanrı teorilerini çürütmüyor mu: “Kutsal ruh; Üçlü birliğin üçüncü kişisidir. Kutsal ruh ‘tamamen’<strong> </strong>Tanrı’dır.” Ya oğul İsa? “Üçlü birliğin ikinci kişisidir. ‘Beden almış söz’dür. (Yuhanna 1:1, 14) Hem tanrı hem ‘insan’dır. (kol. 2:9)  ‘Tanrının oğlu’ terimi İsa’nın fiziksel anlamdaki Tanrı’nın oğlu değil, ruhsal anlamda İsa’nın tanrısallığını anlatmak için kullanılır. (Yuhanna 5:18) Bakalım gerçekte öyle mi? Yuhanna 18: “Bundan dolayı Yahudiler onu öldürmeye daha ziyade çalışıyorlardı, çünkü yalnız cumartesi gününü bozmakla kalmadı, fakat ‘Tanrı’nın  kendi babası   olduğunu  söyleyerek’ kendisini tanrı ile ‘bir’ kıldı&#8221; Nerede “Ruhsal anlamda” oğul ifadesi? Aksine tanrı ile ‘Bir’ olma ifadesi açıkça İncil’de geçmektedir. Zaten çarmıha gerilme olayı çürütmüyor mu bu iddiayı? İsa, bizim için, ‘insanlık için kendini feda eden tanrı’ değil mi idi? İsa Hristiyanlara göre tanrının sözüdür, sözün et kemiğe bürünmüş halidir: Başlangıçta söz vardı. Söz Tanrı’yla ‘birlikteydi’ ve ‘söz Tanrı’ydı.’ Ve söz ‘insan olup’ aramızda yaşadı.&#8221; (Yuhanna 1:1, 14)  Söz tanrı ile birlikte idi, aramıza insan olarak geldi, tanrının oğlu idi, bir de kutsal ruh var tabii, yani böl parçala yönet taktiğini tanrıya da uygulayan kilise! Ya peki insan? “insan, Tanrı’nın benzerliğinde yaratıldı.” (Yar. 1:26) İnsan olan İsa tanrı olunca, diğer insanlar da tanrı benzeri oluyor doğal olarak! “Cennet, Tanrı’nın bulunduğu yerdir.” Tanrıyı üçe çıkarma yetmedi, bir de O’na yer isnat etmektedirler. Tabii “yorulan, sarhoş gibi uyanan, güreşte yenilen vd.” tanrı inancı yanında, O’na yer izafe etmek ne kadar günah olabilir ayrı konu? (Detay, ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımızda) Kurtuluş, “Mesih’e ve ‘O’nun çarmıhtaki kurban oluşuna güvenen’ herkese Tanrı’nın karşılıksız bir armağanıdır. (Efes. 2:8-9) O bizim aracımızdır. (1. tim. 2:5) Kurtuluşu kazanmak için ‘iyi işlerimiz yetersizdir’<strong> </strong>ve Tanrı’nın huzurunda ‘kabul edilmez.’ (Yeşaya 64:6) Tüm bu alıntılar, “answering-islam” ve “hristiyanturk” adlı kendi web sitelerden aktarılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/engisizyon-2" rel="attachment wp-att-2247"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2247" title="engisizyon-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/engisizyon-2.jpg" alt="" width="153" height="641" /></a> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/engisizyon-1" rel="attachment wp-att-2248"><img decoding="async" class="size-full wp-image-2248 aligncenter" title="engisizyon-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/engisizyon-1.jpg" alt="" width="700" height="175" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/engisizyon-3" rel="attachment wp-att-2249"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2249" title="engisizyon-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/engisizyon-3.jpg" alt="" width="743" height="138" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendi kutsal kitapları insan yazması olunca, Kur’an’ın ilahiliği tabii ki oryantalistlerin canını sıkmaktadır: “Kur’an’ı Muhammed kendisi yapmıştır. Esinlenmemiştir veya kutsal yazı değildir. Orijinallerinden bugüne doğru geldiği kanıtlayacak deliller yoktur.” Çekememezlik, kıskançlık böyle bir şey işte!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cevabı bir oryantalist (John Bertin) versin: &#8220;Bütün olumsuzluklarına rağmen, Müslümanların hadisleri vesikalandırma şansı, bizim Kutsal Kitabımızı vesikalandırma şansımızdan  daha fazladır.” (Münih’teki Ocak 1998 tarihli konuşmasından.) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Misyoner ve oryantalistlerin soruları ve cevaplarımız</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Tanrı neden İsa’dan yaklaşık 600 yıl sonra, başlangıçtan beri var olan eşsiz planını değiştirip yeni bir mantıkla ortaya yeni bir din çıkartmıştır? Özellikle şeriat yani yasa, Mesih öncesine aittir. Tevrat’ta bunu rahatlıkla görebilirsiniz. Mesih’in gelişi şeriata yeni bir boyut</strong><strong> getirmiştir. Durum bu olunca Tanrı önce şeriatı verip sonra kaldırıp tamamlayıp sonra neden yeniden İslam inancı ile yenilemiştir?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eşsiz planın değiştirilmesi iddiası, olaylara  Hristiyan inanç merkezli  bakış açısının sonucudur. Oryantalistler kendi dinlerini merkeze koyup böyle bir yorum yapabilirler ama aynı yorumu bizim kabul etmemiz veya bu çerçeve üzerinden değerlendirme yapmamızı istemeleri mantıklı değildir. Allah&#8217;ımızın eşsiz planı aksaksız devam etmektedir ve bu planda da bir değişiklik olmaz! (Fetih, 23) Yahudi şeriatı bozuldu bu doğru! Bu yanlışı İsa&#8217;nın şeriatı -kuralları-  düzeltti ve eksiklik giderildi! Bu da doğru. Eksik olan, İsa şeriatının da tıpkı Musa şeriatının olduğu gibi zamanla bozulmuş olmasıdır. Tevrat&#8217;ın bozulduğunu ve İsa (as) ile vahyin yeni bir boyut kazandığını kabul eden zihniyet, aynı şeyin kendi kitabının başına gelince onu düzelten, ona yeni boyutlar kazandıran İslam&#8217;a itiraz etmesi hayli düşündürücüdür. Bu konuda, “İslam tüm dinlerin özüdür” isimli yazımızı özellikle tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Kutsal Kitap mantığı ile baktığımızda bizler Mesih’i kurtarıcı ve Rab olarak, ayrıca görünmeyen Allah’ın görüntüsü ve kelamı olarak kabul ediyoruz. Bunun dışında da biyolojik bir anlam katmadan oğlu diyoruz. Biyolojik anlam katmadan diyorum çünkü Tanrı’nın bir insanla biyolojik bir ilişkiye girmesi inancımız gereği Tanrı’ya hakaret ve küfürdür. Ancak Kur’an bizleri ve inancımızı aşağıdaki ayetlerde belirttiği gibi niteliyor. Sizce bizim inancımızda böyle bir bakış olmadığı halde her şeye gücü yeten Allah, geçmiş tarihi ve insanların ibadetlerini bilmediği için yeni gönderdiğinde böyle bir açıklama yapma gereğini mi hissediyor? Kur’an şöyle diyor; Dediler ki: &#8220;Allah çocuk edindi!&#8221; Hâşâ! O, münezzehtir! O, müstağnidir! Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur! Yunus/68; “Bir de: &#8220;Allah çocuk edindi.&#8221; diyenleri uyarmak için.”; Keyf/4 &#8220;Rahman çocuk edindi. dediler.” Meryem/88; Böyle iken dediler ki: &#8220;Rahman çocuk edindi.&#8221; Allah bundan münezzehtir. Doğrusu (o çocuk dedikleri) sadece şerefli bir takım kullardır; Enbiya/26.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle bu ayetler müşrikleri kasteder. Ama bir realite var ki, zaten Hristiyanlar da bunu hissetmekte ve üzerlerine almaktadırlar ki ve haklılar da! Aslında Hristiyanlık literatüründe &#8220;oğul&#8221; ifadesi zaten vardır ve bunu Kur’an uydurmıştır! Yetmedi bir de Anne var (Detay aşağıda verilmiştir.) Baba ise zaten var, asıl tanrı O! İsa&#8217;yı biyolojik oğul ilan eden zaten İncil&#8217;in bizzat kendisidir: İsa yiyor, uyuyor, acı duyuyor, ölüyor. O Tanrı&#8217;nın gönderdiği melek olsa kimse ona zaten zarar veremezdi. Onu insan/oğul/kelam karışımı hilkat garibesi yarı tanrı yarı kral ilan eden bizzat Hristiyanların kendisi değil midir? Eğer İsa biyolojik bir figür değilse, İsa&#8217;nın fizyolojisi, onu oluşturan elementlerin yapısı ne idi?  2000 yıllık İsa figürünü, ‘İslam tevhit inancına muhatap olmasa idiniz,’ böyle farklı açıklamaya ihtiyaç duyar mıydınız acaba? İsa&#8217;yı biyolojik tanrı ilan eden Kur’an değil bizzat İncil kaynaklı Hristiyan bakış açısıdır! İsa için; &#8220;üçlü birliğin ikinci kişisi, ‘Beden almış’ söz (Yuhanna1:1), Hem tanrı hem ‘insan’ (Kol.2:9), başlangıçta söz vardı, söz tanrıyla birlikteydi ve ‘söz insan olup’ aramızda yaşadı. (Yuhanna 1: 14) ifadeleri bizzat sizin kitaplarınızda bulunmakta değil midir? Ayrıca bırakın oğlu, Baba (!) insanı yaratırken kendine benzer yarattı (Yar.1:26) diyen sizin kutsal kitabınız değil midir? Bunlar Kur’an’dan mı alıntılardır?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Tarih boyunca bilinir ki İncil’i İsa değil esinleme yolu ile O’nun yaptıklarını görenler ve O’nun kurtarış müjdesini alanlar esinleme yoluyla yazmıştır. Ancak Kur’an bize bunun aksini iddia ediyor yine soruyorum. Her şeye gücü yeten Allah geçmişte kime ne verip vermediğini bilmemekte midir? Ayetlere bakalım; “Allah o günde şöyle buyuracak: &#8220;Ey Meryem oğlu İsa, sana ve anana olan nimetimi düşün; hani seni Cebrail ile destekledim, insanlarla hem beşikte hem de yetişkin iken konuşuyordun; sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i öğrettim.” Maide/110; “Sonra onların izleri üzerinde ardarda peygamberlerimizle izledik; arkasından Meryem oğlu İsa&#8217;yı gönderdik, ona İncil&#8217;i verdik ve ona uyanların kalplerinde bir şefkat ve merhamet yarattık. Bir de rahipliği ki, onu onlar uydurdular, Biz onu üzerlerine yazmamıştık; ancak Allah&#8217;ın rızasını aramak için yaptılar, sonra da ona hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman etmiş olanlara mükâfatlarını verdik, çokları ise yoldan çıkmış fasıklardır.” Hadid/27.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir kere altını özellikle çizelim ki esinlenme ile vahit çok farklı kavramlardır! Esinlenme, vahiy ile kıyas bile edilemez ama bu ayrı ve uzun bir konudur…‘Esinleme yani ilham/içlerine doğan ile İncil’in nasıl yazıldığını daha sonra açıklayacağız! Konumuza gelirsek; İslami bakış açısının ana kaynağı Kur’an’dır. Biz Müslümanlar İncil&#8217;i Kur’an gibi, Hz. İsa&#8217;ya indirilmiş kutsal bir kitap olarak kabul ederiz. Kur’an&#8217;da bu anlamda birçok ayet de vardır! (Al-i İmran, 3-4; Meryem, 30; Maide, 46; Hadid, 27) Ama sizler Kur’an&#8217;ın olayları bizzat sizin bakış açınıza göre, sizin inancınıza göre kabul etmesini ve yorumlamasını bekliyorsunuz. Sizler, Allah&#8217;ı sizin yaptığınız delalete şahit tutmak istiyorsunuz. Bir de bu olmayınca, Hâşâ, kınıyor, O&#8217;na iftirada bulunuyorsunuz! Ey Ehli Kitap! Tarafsız olmaya çalışın ve hangi iddianın daha tutarlı olduğuna siz karar verin: Peygamberler silsilesinde aniden bir insanın Tanrı’nın oğlu olup politeizme kayan bir inanç sistemi ile ortaya çıkması mı, yoksa Yüce Yaratıcının ilk insandan itibaren ‘sadece insan olan peygamberlerden elçiler seçip’ hep aynı mesajı insanlara bildirmesi mi?! Ki, İslam tüm peygamberleri hak kabul eden tek dindir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Üçlü birlikle ilgili, bizler üçlü birliği Baba Oğul ve Kutsal Ruh olarak algılarken (ki bunun açılımı kesinlikle biyolojik kavramlarla ilgili değildir) Kur’an nasıl olup ta bizlerin Baba oğul ve Anne üçlemesine inandığımızdan bahseder. Ve Allah şöyle buyurduğu zaman: &#8220;Ey Meryem oğlu İsa, sen misin o insanlara &#8220;Beni ve o anamı Allah yanında iki tanrı edinin.&#8221; diyen? Maide/116.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1300’lü yıllarda papaz Ricoldo de Monte Croce, Hristiyanların hızla Müslüman olduğundan yakınırken, “Ben kepaze oldum. Tanrı’nın sözü kepaze oldu. Tanrı İsa ve Meryem, Muhammed’e karşı Hristiyanları desteklemiyor mu?” (Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, s. 44) demektedir. ‘Tanrı İsa’ yanında neden Meryem’den de papaz ‘destek’ beklemektedir?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Öyle bir takım Hristiyan mezhepleri türemişti ki, Allah’a ait değer ve sıfatları Yusuf Neccar’ın karısına/Meryem’e (İnciller&#8217;e göre Yusuf en-Neccar, Meryem&#8217;in İsa&#8217;yı dünyaya getirmesinden sonra onunla evlenmiş, bu evlilikten erkek ve kız çocukları doğmuştur: Matta, 13/55; Markos, 6/3; Galatyalılar&#8217;a Mektup, 1/18-19; DİA; Yusuf en-Neccar/marangoz Yusuf maddesi) verecek kadar utanılır hareketlerde bulunmuşlardır. Meryemliler denilen mezhep sahipleri, kutsal ruh yerine Meryem Betul’u (Betul: Hz. Meryem ve Hz. Fatıma için kullanılan “iffetli ve namuslu kadın” anlamında bir sıfat) koyan yeni bir üçlemeye inanırlardı. İsa, tek tanrıya ibadete çağırdığı halde tapınmaya layık görülen şeyler oyma ve boyalı resimler olmuştu.” (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an-ı Kerim; Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 3) Zamanla da &#8220;Rum Kilisesinde, halkın dininin yoğun coşkusu,  Meryem&#8217;e, azizlere, tasvirlere ve kutsal emanetlere ‘tapınmakla’ kendine bir çıkış yolu bulmuştur.&#8221; (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 216) Zaten, “Ey kutsal olan bakire Meryem. Bizi kutsa ve koru”  türü dualar da aynı inancın tezahüründen başka bir şey değildir. Özellikle Katolik ve Or­todoks mezheplerinde Hz. Meryem, ‘Tanrının annesi’ olarak ön plana çıkmaktadır. “Meryem Kültü 5. ve 6. asırda doğuda başlamış ve batıya da yerleşmiştir. Meryem&#8217;e tapınma iddiaları Katoliklerle Protestanlar arasındaki en büyük ayrışma konularından biridir.” (Mevcut kaynaklara göre Hristiyanlık, s. 223, 313) İslam geldikten çok sonra ortaya çıkan Protestan mezhebinde bu yaklaşım daha az görülmektedir. Meşhur Efes Konsili Meryem&#8217;in Theotokos/Tanrı&#8217;yı doğuran/Tanrı&#8217;nın anası olduğunu tasdik ve ilan etmiştir. (DB, IV/1, s. 793; J. de Baciocchi, Immaculée conception, Catholicisme, VIII. 570; XIV. 1128; DİA, Meryem maddesi) “431&#8217;de yapılan Efes konsilinde hazreti Meryem’e ‘Tanrı doğuran’ sıfatı verildi. 787&#8217;de yapılan ikinci İznik konsilinde ikonlara tapmanın günah olmadığı kararı verildi.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 62) Luka İncili (1/28, 30, 35, 42, 45) Hz. Meryem&#8217;in sahip olduğu üstün nitelikleri ve onun kutsallığını nakletmektedir. 1 Kasım 1950&#8217;de Papa XII. Pie, Hz. Meryem&#8217;in öldükten sonra bedeniyle birlikte semaya kaldırıldığı dogmasını ilan etmişti. İsa, Meryem’in karnında iken, ilah taşıyan normal bir insan olamazdı zaten! Görüldüğü gibi, bir yanlış devamında birçok yanlışı getirmiştir. Ayrıca kiliseleri/evleri süsleyen Meryem ana resim/heykelleri ne anlama geliyor? Onlar önünde ibadet maksadı ile yapılan ritüeller neyi ifade ediyor? Tarihte  var olan  &#8220;Berberaniyye&#8221; adlı  tarikat Hz. Meryem&#8217;i tanrı ilan etmedi mi? (İbn-i Hazm, Fisal; Elmalılı, maide 116. Ayet tefsiri) “Meryem’i ilahlaştıran tarihte Collyridiens gibi akımlar bulunmuştur.” (D. Masson, Le Coran et la revelastion Jude – o – Chetienne, I/93) İbni Teymiyye de, Said bin el-Batrik&#8217;in &#8216;Hristiyanların haberleri&#8217; adlı eserinde, ‘el-Merisiyye adlı bir mezhebin Hz. Meryem’i ilah gördüğünü’ bizlere haber vermektedir. Günümüzde de bu artık açıkça belgelenmiştir. Alman asıllı bilim adamı Nureddin Steinhorst: &#8220;Hristiyanlıkta İsa&#8217;nın annesi, Allah’ın annesi ilan edilmiştir. Papalıkça ortaya konulan son kurala göre Meryem, Allah&#8217;ın annesi sıfatı ile bedeni olarak miraca çıkmıştır.” (Yeni Sabah gazetesi, 23.04.1958) “Günümüzde Hristiyanlar Hz. Meryem&#8217;i bir ilah mertebesinde kabul eder, adına dua eder ve ibadet yaparlar.” (Salih Akdemir, Rahip G. Basetti-Sani, A.Ü.İ.F.D., XXVII, s. 197) Papalık 1854&#8217;te ‘immaculee conception’ (Hz. Meryem&#8217;in asli günahtan uzak olarak yaratıldığını) ve 1950&#8217;de ‘Assomption’ (Hz. Meryem mucizevi şekilde meleklerce göğe yükseltildiği) inancı kabul etmiştir. &#8220;Scutari şehrinde bakire Meryem&#8217;in güzel bir heykeli vardı. Ülkenin her yerinden binlerce insan hediyelerini &#8216;takdim&#8217; ederdi.&#8221; (L. M. J. Garnett,The Woman of Turkey and their Folklore, s. 268) Aynısını Mekke’li müşrikler de putlara yapardı! &#8220;Bosna&#8217;lı Bogomillere karşı ‘Papalık, birkaç kez haçlı seferi’ yapmak istemişti. ‘Bogomiller, bakire Meryem&#8217;e tapınmayı hiçbir şekilde kabul etmiyorlar’ ve dini tasvirlerin önünde eğilmenin şirk olduğunu düşünüyorlardı.&#8221; (A. J. Evans, Through Bosnia and the Herzegovina, s. 30-31) Evet ‘Papa, Meryem’e ‘tapmayanlara’ haçlı seferi düşünmüştü, hem de defalarca! Demek ki Meryem’e tapmamak, Papa’lığa göre İslam kadar tehlikeli bir inanç şekli idi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/meryem-ana-1" rel="attachment wp-att-2250"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2250" title="meryem-ana-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-1.jpg" alt="" width="599" height="825" /></a></span><br />
<span style="color: #000000;">            </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/meryemana-2" rel="attachment wp-att-3942"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3942" title="meryemana-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryemana-2.jpg" alt="" width="500" height="344" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2252" title="meryem-ana-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-3.jpg" alt="" width="420" height="233" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ey Hristiyan arkadaş! Meryem Ana&#8217;yı kutsal kabul etmiyorsanız bu resim/heykeller neden? İsa heykelleri O&#8217;nu kutsal kabul ettiğinizin göstergesi değil midir? &#8220;İsa gibi ışık saçan, İsa gibi cehennemden kurtaran, nur alan, başına İsa gibi taç konan, etrafını İsa gibi havarilerin sardığı, çocuklara gözüküp ilham veren, İsa ile beraber olan&#8221; bir kadının kilisede ne işi var? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meryem Ana Dualarından bazılar: “Ey Meryem&#8217;in lekesiz kalbi, sana bugünkü dualarımı, eylemlerimi ve fedakarlıklarımı ‘sunuyorum.’ Amin”; “Ey Meryem, ‘ayaklarına kapanıyorum.’ Tüm benliğimi, varlığımı ellerine ve kalbine ‘teslim ediyorum.’ Bu yeni günde, merhametli şefkatinle bende Oğlun Mesih İsa&#8217;nın hayatını ‘yarat’. Ey ‘göklerin Kraliçesi’, Amin.”; “Lekesiz Bakire, benim annem, Meryem, Ey Kraliçem ve ‘Kilise&#8217;nin Annesi’, Mesih İsa&#8217;nın egemenliğinin dünyaya gelmesi için senin kutsal görevine sadakatle iştirak etmeme izin vermeni rica ediyorum.”; “Ey Lekesiz Bakire, Adalet aynası, ‘tanrısal yardımın sevgisini bizde koru.’ Amin.”; “Her zaman bakire anne, biz günahkarlara merhamet et.”; “Ey ‘Allah&#8217;ın Aziz Annesi’, denenmede olan bizlerin yakarışlarını hor görme ve bizi her tehlikeden ‘kurtar.’ Amin.”; “Aziz Bakire Meryem, daima birlik içinde kalmaları için ‘ailelerimizi koru’ ve çocuklarımı­zın eğitimini ‘kutsa.’ Amin.”; “Ey şefkatli bakire Meryem, ‘sana sığınan, yardımını dileyen ve aracılığını isteyen’ hiç bir kimse­nin, senin ‘yardımını görmeden geri çevrilmediğini’ hatırla. Bundan cesaret alarak sana koşuyorum. Ey Mesih İsa&#8217;nın annesi ve benim şefkatli Annem, sana geliyorum ve günahlarım yüzünden çektiğim acılarla ‘ayaklarına kapanıyorum.’ Ey kurtarıcımız Mesih&#8217;in annesi, ‘dualarımı reddetme, onları dinle ve kabul et.’ Amin.”; “Sağ ol Kraliçe, merhametli annemiz, ‘hayatımız, aşkımız ve ümidimiz sensin.’ Bizler cennetten kovulmuş olan Havva&#8217;nın evlatları, ‘sana yalvarıyoruz.’ Bu dünyada gözyaşı dökerek ve sızlanarak seni hasretle özlüyoruz. Bizim için ‘şefaatte bulunan’ annemiz, merhametli gözlerini bize çevir.” Amin; “Tanrım, bizleri, annemiz Meryem Ana ‘aracılığıyla, bu dünyada günahtan ve ebedi ölümden kurtar.’ Amin.”; “Tanrı Doğuran Bakire Kraliçe Meryem Anamız&#8217;a Dua: ‘Kutsalların Kutsalı Tanrı-doğuran’ bizi ‘kurtar.’ Ey ‘iyiliklerin sebebi’, ‘imanlıların dayanağı’, tüm ilahilere layık olan Bakire Tanrı-doğuran, sensin benim ‘hayatımın yardımcısı ve koruyucusu’, beni kendi limanına ulaştır. Ey ilahilerle övülen Tanrı-doğuran, vücudumun ağrılarına şefkatle dokun ve acılarıma ‘şifa ver.’ Bizler seni samimi ‘aracı’, yıkılmaz sağlam bir kale, ‘merhamet pınarı’ ve ‘herkesin sığınağı’ bilerek, sürekli iman ile yalvarıyoruz: ‘sürekli bizi koruyabilen sen her zaman bizlerin yardımına’ yetiş ve bizleri ‘her türlü tehlikeden kurtar.’ Ey bakire kız, sensin benim ömrümün yardımcısı ve ‘koruyucusu’ çünkü ayartılmaları bozup dağıtarak ‘şeytanların eziyetlerinden kurtarırsın’ beni. Sana daima yalvarıyorum, bozukluk getiren tutkularımdan beni kurtar. Ey bakire kız, ‘sen bizim sığınağımız, canlarımızın kurtarıcısı, sıkıntılarımız esnasında bizlere kutsal ışığınla esenlik ve huzur verensin.’ Ey Kutsal Hanımefendi, şimdi de ‘hastalıklardan ve her türlü kötülükten’ bizi kurtar.” (Hristiyan dininin Özü, s. 79-80; http://www.hristiyanforum.com/forum/showthread.php?t=350544) “Katoliklerin en çok söylenilen ve en üstün duaları olan Aziz merdiven duasından: Selam sana ey lütuf ile dolu Meryem, Allah senin iledir. Aziz Meryem, &#8216;Allah annesi&#8217; bize dua et.” (Ali Ömer, Hristiyanlığı terk ederek İslamiyet’i kabul edişimin sebepleri, s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’a göre, “Kendisinden yardım isenen, koruyan, şifa veren, yaratan, kurtaran, şifa veren, yardıma yetişen, tehlikelerden koruyan, huzur veren, sığınak olan ve kendisine yalvarılan” sadece Allah’tır. Yoksa tüm bu dualar şirk doludur ve şirk de İslam’ın dünyadan silmek istediği ilk ve en büyük günahtır! Evet, yukarıdaki dualarda, ‘tırnak içinde’ verilen terim, kavramların hepsi İslam’a göre Allah’a ait özelliklerdir ve bu özelliklerin başkalarına izafe edilmesi şirktir! Kur’an&#8217;ın ilk suresi olan Fatiha suresindeki Allah&#8217;a ait tüm özellikleri Meryem Ana&#8217;ya atfeden ve ayrıca Allah&#8217;ın sıfatlarından olan,&#8221; Birr, Rahman, Mecid, Vekil, Veli, Rahim, Müheymin, Hafız, Mukit, Mani, Hamid, Şafi, Afüv, Rauf, Mümin, Fettah, Macid, Selam&#8221; gibi birçok sıfatları da üzerinde toplayan bir insan tanrı ilan edilmiş olmuyor mu? Ki, duaların çoğunu buraya almadık bile…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katoliklere göre, &#8220;Meryem Ana’nın ‘analığı bitmemiştir’ ve ‘ebedi/sonsuz’ esenlikler sağlayan armağanları ‘garanti altına almaya devam’ etmektedir.” (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, paragraf: 969); “Coredemptrice (Tanrının, insanların günahına kefaret olarak kendisini feda etmesine ortak olan), Mére de Dieu (Tanrının annesi) inanışları, diğer taraftan fiili marianisme (Meryemperestlik) ki, İslam nazarında ‘Allah&#8217;a mahsus olan tazimin ihlalini’ teşkil eder. Nihayet İslam, Arap müşriklerine çok yakın olan ve bazı şark mezheplerinde görülen ‘Meryem&#8217;e tapmaya (Mariolatrie) karşı’ vaziyet almalıydı.” (Alman asıllı İsviçreli bir metafizikçi Frithjof Schuon, De l&#8217;Unite&#8217; transcendante des Religions, s. 38.) Günümüz Katolik inancının Meryem&#8217;e verdiği &#8220;Tanrının Annesi&#8221; (Inroduction à la Foi Catholique, s. 113)  sıfatı, duaları ona yöneltme, onu ruh ve bedeniyle diri sayma, dünyada hazır ve icraat yapan bir sıfatlar verme, İslam nazarında şirktir. İlah/Tanrı, ‘ibadetin kendisine yöneltildiği varlık’ demektir. Bu şartlar altında, Hristiyanların Meryem&#8217;i bir anlamda tanrılaştırdıkları görülmektedir. Onun heykelinin bile karşısına geçip, takdimlerde bulunmak, huşu ile eğilerek ona dua etmek ve ondan ancak Allah&#8217;ın yapabileceği şeyleri istemek, onu tanrılaştırmak, ilah seviyesine çıkarmak demektir. Kur&#8217;an nazarında tevhid, her türlü şaibeden uzak, halis ve arınmış olmalıdır. Dolayısı ile İslam tevhid akidesine göre Meryem&#8217;de Hristiyanlarca ilah kabul edilmiştir ve hâlâ edilmektedir ki, defalarca gittiğim birçok kilisede Meryem ana heykeli önünde diz çöküp dua eden Hristiyanlara defalarca rastladım! Ama günümüzde putlara taptıklarının bile farkında olmayan Hristiyanların bu tevhid inancını anlamalarını beklemek de itopik olur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Boşuna H. Rousseau, “Kabul etmek gerekir ki, halk dindarlığı putperest bir eğilime sahiptir.” (Reşit Rıza, Tefsiru’l-Menar, VII/262) dememektedir. Şimdiki Katolikler de Hz İsa gibi Meryem’inde “Dünyada hazır ve faaliyette bulunduğuna” inanıp göğe yükseldiğini kabul eder. 431’deki Efes Konsilinden itibaren onu” Tanrının anası” tanırlar. (İntroduction a la foi catholique, s. 113599) &#8220;Katolik inancına göre, ‘Meryem&#8217;in, İsa ve Tanrı ile aynı özden’ geldiğine, ‘şefkati ve merhametliliğiyle de’ Tanrıya uzanan bu yolda ‘ilk sırayı’ aldığına, hiç kuşku duyulmamaktadır.&#8221; (Boyer M.F. The Cult of Virgin: Offerings, Ornaments and Festivals London, s.  76) &#8220;Aynı özden gelmenin ve Tanrı anası olmanın bir ‘iman temeli olarak benimsendiği andan’ itibaren; ‘Meryem, Tanrıya tapınmada ilk sırayı almış’, cennet kraliçesi unvanına hak kazanmış bulunuyordu.&#8221; (Milburn R.L.P., Early Christian Interpretations of History London, s.  93) &#8220;İsa&#8217;nın Tanrı olarak kabulü, öz birliği ilkesi nedeniyle, Tanrıyı doğuranın da Tanrılığının benimsenmesi’ sonucunda, Tanrı Anası (Theotokos) kavramı  ortaya çıkmıştır.&#8221; (Caroll M.P., The Cult of Virgin Mary : Psychological Origins Princeton,  s. 62) Collyridiens diye adlandırılan, dördüncü asırda Arabistan&#8217;da doğup sonra kaybolan bir Hristiyan cemaati, tekerlekli bir taht üzerinde Meryem&#8217;i tazim ediyor, ona pastalar takdim ediyorlardı. Tamamen kadınlara mahsus, Meryem&#8217;e ait geniş bir ibadet merasimi vardı. (Duchesne, Historie ancienne de Eglise, II. 622&#8217;den Masson, Le Coran et la revelation Judeochreteenne 193-194) Wellhausen&#8217;e göre Uzza (Venüs yıldızı), Suriyeli Hristiyanlara göre göğün kraliçesi idi. Müşrik iken Uzza&#8217;ya tapmış olanlar, Hristiyan olduktan sonra onu, tanrıça Meryem şekline soktular ve Meryem&#8217;e çörek sunarak &#8216;Uzza ibadetini Meryem ibadeti şekline dönüştürmüşlerdir. (Wellhausen, Reste Arabischen Heldentums, Leipzig, 1927&#8217;den İbn el-Kalbî, Kitab al-Asnam, Putlar Kitabı, s. 70, n. 131&#8217;de mütercimin notu.) Daha 2. asırda St. İrenée, ‘Bidatlara Reddiye’ kitabında Ophites&#8217;lerin Ruhu &#8220;İlk Kadın&#8221; yahut &#8220;Yaşayanların Anası&#8221; ile karıştırarak, bunun Mesih&#8217;i doğurduğunu iddia ettiklerine dikkati çeker. Birkaç sene sonra Origene (&#8220;Yuhanna İncilinin Şerhi&#8221; adlı eserinde), özellikle ebionites muhitlerde bilinen ve İsa&#8217;nın annesini &#8220;Ruhu&#8217;l-Kudüs&#8221; ile aynı sayan bir &#8220;İbraniler İncili&#8217;ni zikreder. Aphraates nezdinde, birkaç anlama gelebilecek, şöyle tuhaf bir formül vardır: O der ki: &#8220;(Dindar) İnsan, babası, olan Allah&#8217;ı ve anası olan Ruhu&#8217;l-kudüs&#8217;ü sever ve ibadet eder.&#8221;  (Duchesne, Historie ancienne de Eglise, I, 94&#8217;den Masson, Le Coran et la revelation Judeochreteenne 193-94) İmparator Justinien kanunlarından birinde Meryem&#8217;in, imparatorluk hamiyesi olduğu kabul edilmiştir. (H. Atay, Kur’an&#8217;a Göre İman Esasları, s. 40 n. 132; Encycl. Americana, Vol, XVIII, p. 347, New York. 1957; Encyc. Britannica. Vol, XIV, p. 1000) Blachere&#8217;e göre, Kur’an&#8217;ın Meryem&#8217;in tanrılaştırılmasından bahsetmesinin sebebi, şark Hristiyanlığı tarafından Meryem&#8217;e tanınan büyük yerde aranmalıdır. (Blachere, Le Coran (Traductlon selon un essai de reclassement des Sourates), III/1133-1134, n. 77) Katolik Hristiyanlık &#8220;Meryem&#8217;e yöneltilen duaları Tanrının kabul edeceğini&#8221; ikrar eder. &#8220;Kilise, bütünüyle Meryem&#8217;i takdise inanır ve açıkça kabul eder ki Meryem, ruh ve beden olarak dirilmiştir. Halbuki öbür ölüler hakkında, sadece dirileceklerini söyleriz.&#8221; Keza ‘Hz. İsa gibi, Meryem&#8217;in de dünyada hazır ve icraatta bulunan olduğu’ ifade olunur ve onun göğe çıktığı akidesi (assomption) üzerinde durulur. (Introduction ala Foi Catholique, s. 599-600) Nitekim bugün bir bayram halinde kutlanır. “Meryem Ana tapınmasının dayandığı temel anlayış ‘Tanrısal Analıktır.’ Meryem&#8217;i en çok ‘kutsal’ kılan, Tanrıya annelik etmiş olması, merhametiyle insana şefaat hissini üstlenmiş olmasıdır. Meryem Ana ilahiyatı da, sadece, bu ‘Tanrısal Annelik’ sıfatı üzerine kurulmuştur. Katolik kiliselerinde Meryem Ana tapınması, ‘Tanrı gibi’ (İsa&#8217;yı da daha yüce fakat daha geride kılmış, inanan ile Tanrı arasına İsa&#8217;dan önce Meryem Ana da girmiştir.” (Pelikan J.J. The Byzantine Apologia for Icons Princeton-1990 s. 20; Dr. Kürsat Haldun Akalın, Orta çağın Hristiyanlık öğretisinde meryem ana yüceltmesi, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 27, 2007)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Meryem Ana tapınması, en tipik Hristiyan niteliklerini etkileyici sembollerle öne çıkartılarak bir taraftan iyilikseverlik ve merhametlilik, şefkat ve acıma hislerini galeyana getirmekte, diğer taraftan da Meryem yoluyla İsa&#8217;ya, İsa sayesinde de Tanrıya ulaşılabileceği fikri telkin edilmektedir.&#8221; (Boyer M.F. The Cult of Virgin: Offerings, s. 62-63) “Meryem&#8217;in Tanrıyla aynı özden geldiği inancı yerleşmeye başlamış, Bakire doğumu nedeniyle ve Tanrının Oğlunun annesi nitelemesiyle, Meryem&#8217;in de Tanrı seviyesinde ve özünde olduğu inancına ulaşılmıştır. Artık Meryem Ana, şefkatliliği ve şefaatçılığıyla Tanrıya uzanan yolda ilk sırayı almış, İsa&#8217;ya tapınmanın da önceliğini oluşturmuştur.” (Kürsat Haldun Akalın, s. 305)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" title="meryem-ana-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-2.jpg" alt="" width="504" height="436" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                          <strong>Bunlarda bir  Hristiyan&#8217;ların kendi itirafları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/meryem-ana-5-2" rel="attachment wp-att-2256"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2256" title="meryem-ana-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryem-ana-51.jpg" alt="" width="672" height="744" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8688 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/teslis-meryem-tanri-3.jpg" alt="" width="758" height="355" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katolikler ve Ortodokslar (Ermeni Apostolik Kilisesi, Süryani Kadim kilisesi vs…) Meryem anayı adeta bir tanrıçaya dönüştürmüşlerdir. Ayinleri ve öğretilerinin merkezi neredeyse Mesih değil ama Meryem anadır. O‘nun onuruna yapılan kiliseler, hac yerleri ve bayramların sayısı İsa Mesih‘inkinden daha fazladır. Kutsal Kitap ışığında Katolik ve Ortodoks‘ların Meryem ana konusunda düşmüş oldukları beş temel yanılgı kısa olarak şunlardır…” (hristiyanturk.com, Meryem Ana’nın Kimliği ve Rolü Konusundaki Farklılık? 29. Nisan 2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katolik kilisesi 1950 yılındaki bir konsülde, Meryem&#8217;le ilgili olarak bütün Katoliklerce kabul edilmesi gereken yeni bir dogma ortaya attı. Bu dogma Meryem ananın ‘yeryüzündeki yaşamı sona erince, bedeni ve canıyla&#8217; aynı Mesih gibi göğe kaldırılıp, hükmetmek amacıyla ‘Rab tarafından evrenin kraliçesi olarak yüceltilmesi&#8217; öğretisiydi (hristiyanturk.com, Meryem Ana yalnızca bir insan; CEC. s. 254) O tarihten bu yana her sene, 15 Ağustosta tüm Katolik ve Ortodokslar Meryem&#8217;in göğe alınışını kutlarlar. ‘Hristiyan Dininin Özü’ adlı kitap ‘Aziz Meryem&#8217;in göğe alınışı bir iman maddesi midir? diye sorar ve hemen ardından da yanıtlar: ‘Aziz Meryem&#8217;in göğe alınışı bir ‘iman maddesidir’, çünkü o ‘Kilise&#8217;nin yanılmaz yetkisiyle’ belirlenmiştir. Katolik ve Ortodokslar (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim vd.) kiliseleri Meryem&#8217;e bağlılıklarında daha da ileri gidip, ‘ona özel bir ibadet, tapınış ve dua sunarak’ yanılgılarının doruğuna varırlar. Meryem&#8217;e sunmuş oldukları birçok dua da ‘ondan merhamet, yardım, günahlardan bağış dileyip, yaşamlarını onu eline teslim ettiklerini’ dile getirirler. Katoliklerce hazırlanan bir kitapçıkta Meryem&#8217;e şu dua yükseltilir: &#8220;Ey şefkatli Bakire Meryem, himayene sığınan, yardımını dileyen ve aracılığını isteyen hiç kimsenin, senin yardımını görmeden geri çevrildiğini hatırla. Bundan cesaret alarak sana koşuyorum. Ey Mesih İsa&#8217;nın Annesi ve benim şefkatli Annem, sana geliyorum ve günahlarım yüzünden çektiğin acılarla ayaklarına kapanıyorum. Ey Kurtarıcımız Mesih&#8217;in Annesi, dualarımı reddetme, onları dinle ve kabul et. Amin &#8221; (Hristiyan dininin Özü, s. 32, 79-80)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13622" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/meryam-ana-kutsal35346.png" alt="" width="864" height="570" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, Katolik-Ortodoks olan Hristiyanlarda -ki Hristiyanların büyük çoğunluğunu teşkil eder- hala ruhbanlık sınıfı devam etmektedir. Protestanlar arasında ise zaten fikir birliği yoktur ve onlar zaten param parça olmuş, birçok kliğe ayrılmışlardır. Bize bu itirazda bulunanlar küçük bir klik -akım olabilirler- belki hatta ruhbanlık sınıfına karşı da olabilirsiniz. O ruhban sınıfı ki, Hak olan İncil’i değiştirip şirk kaynağı haline getirmişlerdir. Aynı şeyi Yahudi hahamları da yapmıştır! Eğer bu şekilde düşünüyor iseniz, bu konuda Kur’an&#8217;a yaklaşmışsınız demektir ki o zaman ne mutlu sizlere! O halde buyurun gelin, Kur’an ile beraber Hristiyanlığın çoğunluğu oluşturan  ruhbanlık inancına karşı  beraber  mücadele edelim. Kur’an&#8217;da öyle demiyor mu zaten: “De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” (Ali İmran, 64) Ama lütfen, Hristiyanlık dünyasının ekseri çoğunluğunca kabul edilen &#8220;ruhbanlık sınıfı yoktur.&#8221; iddiasında bulunmayın, bu aklımızla alay etmek olur! Sizlere son bir teklif: Buyurun, bizim Hz. İsa (as) &#8216;a gösterdiğimiz sevgi ve saygıyı sizde, hatta vazgeçtim yarısını da bizim peygamberimize sizler gösteriniz. “Biz İsa’yı ret etsek İslam’dan çıkarız!” Sizlerde Hz. Muhammed’e hakaret edenleri, dikkat  sevmeyenleri değil, dinden de çıkarmayın, azarlayın yeter…! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/hiristiyanlikta-kadin-1-2-1" rel="attachment wp-att-2257"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2257" title="hiristiyanlikta-kadin-1-2-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hiristiyanlikta-kadin-1-2-1.jpg" alt="" width="542" height="545" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> İslam dinindeki bayan vaizeler ve bayanlara özel imamları düşünüp kıyaslayalım! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/islam-hiristiyanliktancanli-3" rel="attachment wp-att-3602"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3602" title="islam-hiristiyanliktancanli-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-hiristiyanliktancanli-3.jpg" alt="" width="400" height="471" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/hiristiyanlaragunaydin-1" rel="attachment wp-att-2282"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2282" title="hiristiyanlaragunaydin-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hiristiyanlaragunaydin-1.jpg" alt="" width="504" height="1253" /></a></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bilimsel ayetleri kabul etmeyen Hristiyan sitesine reddiye</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış&#8221; </strong><strong>(Zariyat Suresi, 7)</strong><strong> Ayete bakalım. Zariyat 7- “Yollara sahip göğe andolsun ki, (elmalılı)”Görüldüğü gibi Kur’an’daki bu ayet bilimsel verilere yaklaştırmak/uydurmak uğruna “yollar” ya da benzeri anlamdaki kelime, “yörünge” diye çevrilmiştir!!! Bir de şu ayetler: “Geceyi, gündüzü, Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı yaratan O&#8217;dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor” </strong><strong>(Enbiya Suresi, 33)</strong><strong> “14:33- Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi” İlk önce çok çok önemli olan bir şey dikkatimizi çekiyor bu ifade sayesinde Kur’an’ın ne demeğe çalıştığına dair önemli bir ipucunu yakalıyoruz. Güneş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya neden dünyadan bahsedilmiyor?!?  Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi ki Kur’an’ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi yoktur.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gündüz gece  (Enbiya, 33) nerede gerçekleşir? Dünyamızda değil mi? İşte aradığın dünya! Yoksa gündüz gece ile ay ve günesin ne bağlantısı var ki, aynı  fiile (yüzmek) bağlanmış  olsunlar? Gece gündüzün  yörüngesi  olmaz; Gece gündüzün meydana geldiği dünyanın ve ay ile güneşin yörüngesi vardır. Ayrıca, 1400 sene önce güneş ve ayın yörüngesinin olduğunu haber veren Kur’an’ın bu ayeti, dünyanın yörüngesinin olduğunu haber vermese bile neden mucize olmasın? Ki, haber de veriyor zaten o da ayrı bir konu! Ayrıca aslında bu bir itiraf değil midir? Bilimsellik  illa ki Hristiyanların  istedikleri olunca mı mucize olarak kabul edilecektir? Onlara bu yetkiyi kim verdi ve bu ne kibir? Peki, yörünge nedir? Evrimci ve İslam karşıtı bir site olan ‘evrim ağacı’ adlı sitenin 25 Ağustos 2020 tarihli yazısından yörüngenin tanımını alalım: “Yörünge, uzayda bir cismin başka bir cisim etrafında düzenli olarak izlediği ‘yola’ denir.” Yani, gökcisimlerinin ‘yoluna yörünge’ denir. Artık meselenin detaylarını Hristiyanlar ile ateistler kendi aralarında halletsinler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yasin suresi 38-40. ayetlerle ilgili diğer iddiaları ise, ‘Kur’an&#8217;da bilime aykırı olduğu  iddia  edilen ayetler’ adlı yazımızda ele alıp cevapladık! Oryantalistler daha sonra Kur’an’daki tıpla ilgili ayetlerden hareketle peygamberimizin bunları eski ‘Yunan, Hint, İngiliz ve Süryani’ kaynaklardan  elde ettiğini ileri sürerler. Ümmi olan, okuma yazma bilmeyen (Bu konuyu ‘Ümmi peygamber’ adlı yazımızda ele aldık) Efendimizi Hipokrat ile tıp ilminde yarıştırmada bir beis görmeyen oryantalistler, Kur’an’daki bilimsel olarak reddedilemeyecek olan ve o zamanın şartlarında bilinmesine imkan olmayan şeylerin Kur’an’da olmasına itiraz edemeyince, Efendimizin bu bilgileri yukarıda saydığımız kaynaklardan ulaşabileceğini ileri sürerler ve  buna delil olarak da yine bir oryantalist kaynakları gösterip, Efendimizi Kur’an’ı yazan kişi olduğu iddiasını yinelerler. Önce Efendimize iftira dolu eserler yazdırtıp, sonra bunları delil gösterip Efendimizin Kur’an’ı yazdığı iftirası ile O’nu karalama çalışan oryantalistlerin, kendi kutsal kitaplarının insan  yazması olduğu için ilahi olan tek hak kitaba karşı bu düşmanlık, çekememezlik ve kıskançlıkları anlaşılabilir olsa da, hem polis, hem hakim, hem yargıç olma hakkını onlara kimin verdiği sorusu üzerinde epey düşünülmelidir ki bu kibirli yaklaşım tarzlarını ‘oryantalizm’ ve ‘oksidentalizm’ adlı bölümlerde ele alıp değerlendirdik! Yine, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızda da Kur’an’ın yazarı iddiasına cevap verilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hristiyanforum sitesinin bir iddiası da, Kur&#8217;an-ı Kerim’in Tevrat, Zebur ve İncil’in değişmediğine tanıklık ettiği yönündedir.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yıllardır bu iddiaları gerek kitaplarında<strong> </strong>(John Gilchrist, Kur’an ile kutsal kitap arasında karşılaştırmalı bir inceleme, s. 53; Tanrı’ya gerçekten teslim olmanın vakti, Yalova’nın şahitlerinin yayını, s.18, 19, 30) gerek Internet sitelerinden (İsamesih, müjde, Hristiyanforum vb.) tekrarlayıp duran Hristiyanlar madem Kur’an’ı kaynak kabul ediyorlar, o zaman Müslüman olsunlar. Hayır, kabul etmiyorlarsa ondan delil getirmeleri mantıkla bağdaşmaz! Peki gerçek nedir? Kur’an, İncil, Tevrat ve Zebur’un ‘bozulmamış’ asıllarına inanmamızı ve onları asla reddetmememizi bizden ister. Ama şu anki kitaplar tahrif edilmiş, bozulmuştur! ‘Allah&#8217;ın sözü değişmez’ ayetini kendilerine delil olarak kullanmak ister misyonerler ki, bu konu ‘Kur’an’da çelişki yoktur.’ adlı yazımızda ‘Nesh konusu’ başlığı altında ele alınıp işlenmiştir ve ayetin kastettiği ile onların anlattığı asla aynı değildir! Diğer iddialar ve cevaplar için, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir. Ayrıca misyoner/oryantalistlerin verdikleri ayetlerden Tevrat ve İncil’in bozulmadığı anlamı çıkmaz, çünkü iddialarının aksine bozulduklarına dair Kur’an’da birçok ayet vardır. (Bakara, 75, 88-89, 100, 116, 120; Nisa, 46, 171, 155;  Ali İmran, 70-71, 78; Nisa, 156, 171; Maide, 15, 18, 51, 64, 72,-73, 75 82; Beyyine, 6; Tevbe, 30-31, 34; Kehf, 4-5) Kur’an’da, bu ayetleri neden görmezden geliyorlar ki aslında onların verdikleri ayetlerin yarısının da iddia  ettikleri konu ile hiç alakalı yoktur. (Mesela 16:43, 21:7, 5:44, 5:66, 5:72, 9:31)  Maide 43. ayet: “İçinde Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış değildir.” Ayet neden inmiştir? Yahudiler zina edenlerle ilgili peygamberimize gelip, ‘aramızda hükmet’ derler. Peygamberimizde Tevrat’ta olan recm hükmünü onlara açıklayınca, işlerine gelmeyen bu hükmü reddedip geri dönerler. (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, V/2342-2343; Kur&#8217;an Yolu Tefsiri, II/277) Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Evet, gerçek Tevrat yanlarındaysa, Efendimizi neden hakem kılıyorlar? Ellerindeki Tevrat’a gerçekse niye güvenmiyorlar? İnandıkları ve ellerinde bulunan Tevrat’a göre onlar hakkında hüküm vermesi de işlerine gelmiyor ve sonunda Yahudiler çekip gidiyorlar. &#8220;Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ve o, ahirette de kaybedenlerden olacaktır.&#8221; (Ali İmran, 85) &#8220;Ehl-i kitaba bir şey sormayınız. Çünkü onlar, sapıtmış oldukları için sizi hidayete eriştiremezler. Eğer siz böyle yaparsanız, ya batıl sözü doğrular, ya da doğru bir sözü yalanlamış olursunuz. Allah’a yemin olsun ki, eğer Musa bile hayatta olsaydı, o&#8217;nun bile bana uymaktan başka yapacağı bir şey yoktur.&#8221; (Ahmed bin Hanbel, Müsned, III/338; İbni Kesir Tefsirin Kur’an-il Azim, I/386; Suyuti, Dürrü’l-Mensur, II/85; Alusi, Ruhu’l Meani III/210) Kur’an ile İncil’in farkları: Hristiyanlıkta teslis akidesi olduğu halde İslam’da tevhid akidesi vardır. İslam bütün semavi dinleri ve peygamberleri içine alır; Hristiyanlık ise, yalnız Kitab-ı Mukaddes&#8217;i hak bilir ve Kur&#8217;an-ı Kerim’i vahye dayalı bir kitap olarak kabul etmez. Hristiyanlık, insanın doğuştan günahkar olduğunu ve bu sebeple temizlenmesi için vaftiz edilmesi gerektiğini savunur; İslam ise, bütün insanların günahsız doğduğunu ve hiç kimsenin bir başkasının günahını yüklenmeyeceğinin altını çizer. Hristiyanlıkta papaz ve rahiplerin günah çıkarmak ve affetmek yetkisi vardır; İslamiyet’te ise, günahlar yalnız Allah tarafından bağışlanır. Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın sözleri Allah kelâmı olarak telakki edilir; İslamiyet’te ise, ilahi emirler vahiy yoluyla, Cebrail vasıtasıyla bildirilir. Efendimizin sözlerine ise ‘hadis’ denir ve Kur’an’dan ayrıdır! Bu konuda ‘Hadis müdafaası’ adlı yazımıza bakılabilir. Hristiyanlara göre İsa (a.s) çarmıha gerilmiştir. İslam’a göre ise, Allah onu kendi katına yükseltmiştir. (Ahmet güç, Şamil İslam ansiklopedisi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“İncil&#8217;de Hz Muhammed&#8217;in geleceğinden bahsediliyor mu? </strong><strong>Eğer tanrı böyle bir peygamberin geleceğini bildirmek isteseydi, tek bir ya da iki yerde zor anlaşılan ipuçları vermekle kalmazdı.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">E bozmasa idiniz çok ipuçları zaten gözükürdü, olanı da (Parakletos) siz kabul etmiyorsunuz! Ayrıca söylemlerinde ilginç bir iddia da yer alıyor, diyorlar ki: “İncil’in ve önceki peygamberlerin bildirdiği gibi, tanrı İsa Mesih aracılığıyla bütün insanlar için tam bir kurtuluş sağladı.” Bu  cümlelerine ispat olarak ise yine kendi elleri ile yazdıkları kitaptan (İbraniler 1:1-8, vahiy 22:18 ) delil getiriyorlar. Tabii ki böyle bir ilmi  bir metot olmaz. İncil diyor ki; Tanrı İsa’dır, delil  ne peki? İncil! Ayrıca, Kitab-ı Mukaddes’te İbraniler 1. ayet (Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi.)  iddialarına delil teşkil etmez çünkü orada Yaratıcının birçok peygamber gönderdiğinden bahsedilmektedir. Bu ayet, İsa’nın oğul olduğunun eski peygamberlerce bildirildiğinden bahsetmez. Hatta 2. ayet (bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi oğlu&#8217;yla bize seslenmiştir.) ise, önceden peygamber gönderen tanrıdan bahsederken birden &#8220;peygamber&#8221; yerine oğul gönderdiğinden bahseder ki, aslında yukarıda ‘tanrının sözünde değişme olmaz’ ayetini kabul ediyorlarsa bu misyonerler, bu ‘çizgiden sapma’ tam bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Tanrı yarattığı kullarına peygamber gönderiyor, sonra yine peygamber sonra yine &#8230; Ve yine sonra bir anda &#8220;oğul!&#8221; gönderiyor. Ama İslam ne diyor, Allah hep peygamber gönderdi, Hz. Adem de, İsa’da, Muhammed’de &#8220;peygamber’dir! Vahiy 18. ayet ise tamamen saptırmacadan ibarettir: &#8220;Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.&#8221; Bir, bu ayette eski peygamberlerden ve onların İsa’nın oğul olduğundan bahsetmez. İki, &#8220;Her kim bu sözlere bir şey katarsa&#8221; diye başlayan bu ayet ve devamını, kitabı elleri ile değiştirenlerin dikkatlice tekrar tekrar okumalarını tavsiye ediyoruz! Gelelim paraklit (parakletos) kelimesinin ‘Kutsal Ruh/Cebrail’ anlamına geldiğini iddia eden misyoner sitesinin iddiasının cevabına: Eskiden Yahudi iken Müslüman olan Maurice Bucaille, &#8220;Burada öne sürülen insanlara bildirme işi hiçbir surette Kutsal Ruh&#8217;un (Cebrail’in) işlerinden olan bir ilhamdan ibaret değildir. Aksine kendisini belirleyen yunanca ke­li­medeki ‘yayma’ kavramı sebebiyle, onun açıkça maddi bir niteliği vardır. Şu halde, yunanca &#8216;Akouo&#8217; ve &#8216;Laleo&#8217; fiilleri bir takım maddi işleri ifade ederler ve bu fiiller ancak işitme ve konuşma organlarına sahip bir varlıkla ilgili olabilir. Dolayısıyla bu fiilleri Kutsal Ruh&#8217;a (Cebrail’e) uygulamak mümkün değildir. Öyleyse Yuhanna&#8217;nın ‘paraklit&#8217;inde Hz. İsa gibi işitme ve konuşma melekesi olan bir insan gör­mek, mantığın götürdüğü bir sonuç sayılmalıdır. Yunanca metin bu melekeleri kesin olarak gerektirmektedir. Demek ki; Hz. İsa, ken­disinden sonra Allah’ın yeryüzüne bir başka insan göndereceğini ve onun rolünün, tek bir cümleyle söylemek gerekirse “Allah’ın kelamını işiten ve onun mesajını insanlara tebliğ eden bir peygamberlik” olacağını haber vermektedir. Şimdi elimizde mevcut me­tinde bulunan Kutsal Ruh kelimeleri tamamen kasıtlı olarak sonradan yazılmış bir ilaveden ileri gelmektedir. İlavenin gayesi Hz. İsa’dan sonra bir peygamberin geleceğini haber veren bir parçanın ilk anlamını değiştirmektir. Çünkü buna inanmak, Hz. İsa’nın son peygamber olmasını isteyen gelişme halindeki Hristiyan cemaatleriyle çelişkiler ortaya çıkarıyordu.&#8221; (M. Bucaille, la Bible le Coran et la Science, s. 108-109) Prof. Abdulahad Davud, paraklit kelimesinin anlamını etimolojik olarak şöyle açıklamaktadır:  &#8220;Paraklit kelimesi &#8216;periqlytos&#8217; kelimesinin bozulmuş şeklidir. &#8216;Periqlytos&#8217; gerek etimolojik, gerekse lügat anlamı itibariyle &#8216;şanı yüce, övülmeye layık olan &#8216; demektir. Bu hususla ilgili şahidim Alexandre&#8217;nin &#8216;Dictionnaire Grec Français&#8217; isimli eseri olup kelimeyi şöyle açıklar: &#8216;Bu birleşik isim &#8216;peri&#8217; ön eki ile &#8216;övmek &#8216; kökünden türeyen &#8216; kleotis&#8217; kelimesinden mürekkeptir. Bu kelime Arapça’da en meşhur, en çok öven, şanı en yüce olan &#8216;Ahmet&#8217; kelimesinin tam karşılığıdır. Burada halledilmesi gereken tek mesele, Hz. İsa tarafından kullanılan bu ismin Arami dilindeki aslını bulmaktır.&#8221; (Abdülahad Davud, Muhammad in the Bible, s. 198-223, 287-288)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Kur’an Maide suresi 110. Ayette, Allah’ın Hz. İsa’ya Tevrat’ı öğrettiği yazar. Hz. İsa’ya öğretilen bu Tevrat, o dönemdeki Yahudilerin elinde bulunan Tevrat’tan farklı mıydı? Eğer Hz. İsa’nın öğrendiği Tevrat ve Yahudilerin elindeki Tevrat farklı olsaydı bu durum bir tarihsel belgeye yansımaz mıydı veya Hristiyanlar ve Yahudiler arasında bu farklılıktan kaynaklanan bir ihtilaf meydana gelmez miydi? Oysa Hristiyanlar Yahudiler ile aynı Tevrat’ı kullandıklarını ısrarla belirtiyorlar</strong><strong>.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevrat  farklı olmasa yani bozulmuş olmasa neden Allah yeniden ilahi kitap (İncil) indirsin? Tarihsel belge isteyenler, her ikisi de değiştirildiği halde,  hangisi  bunu kabul etmektedir? Ayrıca  aynı Tevrat inandıklarını söyleseler de, aslında İncil’in -Ahdi Cedid&#8217;in-  Tevrat’ı -Ahdi Atik&#8217;i- kaldırdığını  da söylerler. Yani aralarında farklılık günümüzde dahi var ve bu farklılığı ‘Tevrat’ın hükmünü İncil kaldırmıştır’ diyerek ortadan kaldırmaya çalışırlar. Gerçekte İsa’ya öğretilen Tevrat ise, ‘bozulmayan asıl Tevrat’ hükümleridir. Zaten İncil, bozulan Tevrat’ın eksiğini tamamlamak için gönderilmiştir. Aslını öğrenen İsa (as) gerçek Tevrat (İman, ibadet, toplumsal kurallar hakkında ayetleri içerirdi) ile İncil’i  (Ahlak ile ilgili ayetleri içerirdi) birleştirip insanlara anlatmakla görevli idi. Zaten Maide 110. ayet, İsa peygambere Tevrat ve İncil’le beraber ‘Hikmetin’ de öğretildiğini ifade etmektedir. Aynı hikmet Davud’a (Bakara, 251; Sad, 20); İbrahim&#8217;e (Nisa, 54); Muhammed&#8217;e (Cuma, 2; Bakara, 151; Ali İmran, 164)… Tüm peygamberlere (Ali İmran, 81) de öğretilmişti! İsa Peygamber tam anlamı ile bir manevi eğitimden geçmiş bir peygamberdir. O, hikmeti de kapsayan ve Tevrat ve İncil’i de içine alan geniş bir eğitimden geçmiştir. “Rabbimiz İsa (a.s)’a verdiği İncil ile daha önce gönderdiği ve İsrail oğullarının bozup tahrif ettikleri Tevrat’ın aslını da ortaya koyu­yordu. Çünkü kitaplar ve peygamberler birbirlerini ‘tasdik ederek’ geli­yorlardı.” (Ali Küçük, Besairu’l-Kur’an, Maide 110. ayet tefsiri) Detay, ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımızdadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hz Musa kendi kavminden olanla diğerinin kavgasına mülaki oluyor ve adamı bir tokatta istemeden de olsa öldürüyor. Sonra esas edepsizin kendi adamı olduğunu öğreniyor ve af diliyor. Bu olay sonrasında müritleri ona haber gönderiyor ve hemen kaçmasını, arandığını söylüyorlar. Ve Musa şöyle diyor Allah’ım bana yardım et, bu zalimler beni bulamasın. Aslında olayın aslına bakarsak kim zalim! İstemeden de olsa bir ölü var ortada. Bu durumda onu yakalamak isteyenler mi zalim?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İddiada doğru olan nerede ise bir tane gerçek bilgi yok! Öncelikle, olay esnasında Hz. Musa’nın  peygamber olmadığını hatırlatalım. (Fahruddin er-Razi, Tefsir-i Kebir, Mefatihu’l-Gayb, XVII/490-492; DV, Kur&#8217;an Yolu Tefsiri, IV/219) O’na haber veren de müridi veya ona inanan biri değil kendi soyundan olan bir İsrailoğlu idi. Bahsedilen ayetin meali ise şöyledir: “Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim; beni bağışla!” (Kasas, 16) Yani iddia edildiği gibi Hz. Musa karşı tarafı değil, bizzat kendi nefsini kötülemekte, hata yaptığını kabul etmektedir. Gelelim olaya: Yahudilere birçok zülüm yapan firavunun emrindeki bir  memuru olan bu adam, Beni İsrail’den birisiyle kavga ediyor. Onun canına kıymak niyetindeydi. Musa mazlum görünümündeki o kişiye sahip çıkmak niyeti ile  kavgaya karışır.  Ayette  &#8220;feveqzehû&#8221;  kelimesi geçmektedir. &#8220;vekz&#8221;, parmak uçları ile itmek demektir. Bu itmenin bütün avuçla olduğu da söylenmiştir. İbn Mes&#8217;ud bunu şeklinde okumuştur. Bazıları &#8220;vekz&#8221;in, önden, döşten itmek, &#8220;lekz&#8221;in de sırttan itmek olduğunu söylemişlerdir. Yani Hz. Musa, kaza ile bu şekilde o adamın ölümüne neden olmuştur.  (Fahruddin er-Râzi, XVII/490) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Firavun Ahenaton Hz İbrahim mi?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudi kökenli iki Fransız bilim adamı Roger ve Messod Sabbah sadece Yahudi kaynaklarından hareketle İslami kaynaklara bakmadan ileri sürdükleri bu görüş sadece kendilerini bağlar. Çalışmalarında ulaştıkları sonuçlarla firavun Ahenaton&#8217;un hayatı hakkında farklı kaynaklardaki bilgiler arasında tutarsızlıklar bulunmaktadır. Mesela, firavunun yaşı, çocuklarının  sayısı, bedensel özürlü olup olmaması, eşi Nefertiti’nin  kız/erkek çocuk sayısı veya çocuğu olup olmaması gibi birçok çelişki örnek olarak verilebilir. İslami kaynaklarla taban tabana zıt olan ve tek taraflı yapılan çalışmalar, yanlı ve sübjektif  ilan edilmeye  mahkumdur. İslami kaynaklar Hz. İbrahim’in yaşlılığında çocuk sahibi olduğunu bildirir. Fransız bilim adamlarına göre ise, 17 yıl krallıktan sonra firavun ölür. Yaşlı iken Kâbe’yi yapan İbrahim rivayetlerine zıt olan bu iddiada, İbrahim olduğu ileri sürülen firavun Ahenaton genç yaşta ölmüş/öldürülmüştür!  Ayrıca, ‘Yahudiler yukarı Nil nehrine de göz koydukları için, kendi ülke sınırlarını genişletmek amacı ile bu çalışmaları ortaya atmışlardır’ şeklinde yorumlarda bulunmaktadır ki, tarihi geçmişten hareketle bugün Filistin’de hak iddia eden İsrail’in böyle planlarının olması ve amacın siyasi hedefleri gözettiği gerçeği göz ardı edilmemelidir! Zaten Hz. İbrahim’in Urfa’da ikamet ettiği de ispatlanmıştır! “Hz. İbrahim Harran’a Ur kentinden gelmiştir. Buna dair yer alan bilgilerde Doğu ve Batı kaynakları adeta ittifak içindedir.” (Ahmet Gündüz, İbrahim (as) ve Ailesinin Urfa ile Olan Bağlantısı, 2022, 6 (1): s. 265-293)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“En’am/6: 104: &#8220;(doğrusu) size rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.&#8221;  bu ifadede de, “rab” ve “bekçi” olarak iki özne bulunmaktadır. “ben bekçiniz değilim” diyen herhalde Muhammed’dir, Allah değil.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ve ben tutup da sizin elinizden yok buraya gideceksiniz diye zorlayıcı değilim diyor Allah (cc) &#8221; (Mahmut Toptaş, Kur’an-ı kerim Şifa tefsiri, III/111) &#8220;Müşrikler Allah&#8217;ın koruma ve himaye için verdiği ve gösterdiği basiretlere körlük etmiş, Allah&#8217;ın muhafaza ve korumasına tenezzül etmemiş ve çekinmişlerdir. Bu hususta sorumluluk kendilerine aittir. Basiret körlüğü eden kimselere kendi &#8220;ene&#8221;si, yani benliği/egosu, bizzat muhafız olmadığı gibi, yüce yaratıcı da onlara Hafîz (koruyucu) şerefli ismiyle muamele etmez. İşte bizim anladığımıza göre Allah’u Teâlâ&#8217;nın gönderdiği basiretlere körlük ve hakkına nankörlük eden kafirlere, müşriklere karşı &#8220;kim körlük ederse ben size bekçi değilim.&#8221; buyurması bu mana iledir. Ayette &#8220;sizin Rabbiniz&#8221; (Üçüncü şahıstan) mütekellimine (birinci şahsa) iltifat (dönüş) vardır.&#8221; (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili) ‘İltifat sanatı’ için, ‘<strong>Kur’an&#8217;da hitap tarzları, &#8220;Ben- Biz, Sen, O&#8221; ifadeleri’ adlı yazımıza ve ‘Ateistlere cevaplar’ adlı yazımızdaki ‘Hud, 2. ayet’ hakkındaki soruya verilen cevaba bakılabilir. </strong>Türkçeye bekçi olarak aktarılan “hafîz” kelimesinin  aslı  “h-f-z” kökünden türemiştir. Hfz, “korumak” anlamına gelir. Yani ‘Hafîz’ kelimesinin asıl anlamı “koruyan” demektir. Zaten Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Ali Bulaç gibi alimler de meallerinde bu kelimeyi  “gözetleyici ve muhafız “ olarak çevirmişlerdir. Allah (cc) bu ayette, “Size kitap gönderdim, açıklayıcı ve yol gösterici peygamber gönderdim, iyiyi kötüden ayıran akıl ve vicdan verdim, cennetteki nimetleri açıkladım, cehennem azabı ile uyardım, bundan sonra sizi iyilik yaparken alıkoymadığım gibi kötülük yaparken de engellemeyeceğim, iyi olup cennete, kötü olup cehenneme gidecek olan sizsiniz” buyurmaktadır.  Zaten 3 ayet sonra, 107. ayette de bizzat Hz. Muhammed’e  ben onların muhafızı olmadığım gibi ey Muhammed sende ”onlara hafız-koruyucu ve vekil değilsin” buyurulmaktadır.  Yani -haşa-  Muhammed  Kur’an’ı yazdı  iftirasını atmak isteyenlere cevap 3 ayet sonra gelir ve Allah bizzat Muhammed’e “Sen de muhafız değilsin “ buyurur. Hidayet gönül işidir. İsteyen, talep eden ve o yola kendi arzusu ile girene verilen bir lütuftur. Bu konuyu tamamlayan konular için ‘Kaza kader’ ve ‘Allah kalpleri mühürler mi?’ başlıklı yazılara bakılabilir. Bu soru ile aslında verilmek istenen, ‘Kur’an’ı Muhammed yazdı’ iddiasının cevabına, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hz. İsa Allah katına yükseldikten ve vazettiği din bozulduktan tam 600 sene sonra Kur’an indirildiyse, Allah (haşa) insanların 600 sene boyunca kendisinden uzak ve karanlıkta kalmasına izin vermiş olmaz mı?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vahiy ulaşıp da unutulduğu yerlerde yaşayanlar, ‘tek ve bir olan yaratıcıya ve ahirete inanmak ve ahlak üzere yaşamakla’ (Bakara, 62) sorumludurlar. (Bu konuda, ‘Kur&#8217;an&#8217;daki bilimsel hatalar, çelişkiler iddiasına cevap’ adlı yazımızdaki ‘Hristiyanlar cennete girebilecek mi?’ başlıklı soruya verdiğimiz cevaba da bakılabilir.) “Son­ra da sa­na, ‘Tevhid önderi olan ve putperestler arasında yer almamış bulunan İbrahim’in dinine uy’ diye vahyettik.” (Nahl, 123) Bu se­bep­le haniflik, İslam di­ni hak­kın­da da kul­la­nıl­mış ve samimi, ihlaslı her Müs­lü­ma­n’a ‘ha­nif’ vas­fı ve­ril­miş­tir. Ni­te­kim Pey­gam­ber Efen­di­miz, “Ben, müsamahakar ha­nif di­ni ile gön­de­ril­dim.” bu­yur­muş­tur. (Ah­med, V/266) Özelde Arabistan yarımadası için örnek verecek olursak; Hak dinin özü, Hz. Muhammed dönemine dek devam etmiştir. Efendimiz dönemde İbrahim din üzere yaşayan insanlar hâlâ vardı ve onlara ‘hanif’ deniyordu. Cahiliye dö­ne­min­de, her tür­lü sa­pık­lık­tan ve put­pe­rest­lik­ten yüz çe­vi­rip Hakk’a yö­ne­len, Hz. İbrahim’in di­ni­ne bağ­lı ka­la­rak yal­nız bir olan Allah’a ina­nan bu kişiler ahlak üzere yaşarlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haniflik nedir? İb­rahim’in dinine “ha­nif­lik” de­nilmektedir. Ha­nif ke­li­me­si lü­gat­te, ‘eğ­ri­li­ği bı­ra­kıp doğ­ru­ya gi­den, is­ti­ka­met üze­re bu­lu­nan, baş­ka din­ler­den, ba­tıl inanç­lar­dan ka­çıp yal­nız bir olan Allah’a iman eden’, ‘mu­vah­hid’ de­mek­tir. Ce­nab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöy­le bu­yur­mak­ta­dır: Onlar, “Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. Sen de şöyle de: “Hayır! Biz, Hanif olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.” (Ba­ka­ra, 135) “İbrahim ne bir Yahudi ne de bir Hristiyandı. Fa­kat o, Allah’ı bir ta­nı­yan dos­doğ­ru (ha­nif) bir Müslüman idi ve müş­rik­ler­den de de­ğil­di.” (Al-i İm­ran, 67)  Görüldüğü gibi Efendimiz de bu öz üzerinden, Hz. Adem’den gelen İslam dinini (‘İslam tüm dinlerin özüdür’ adlı yazımıza bakılabilir) insanlığa tebliğ etmiştir. Va­ra­ka bin Nev­fel, Ab­dul­lah bin Cahş, Os­man bin Hu­vey­ris, Zeyd bin Amr, Kuss bin Sa­ide gi­bi zat­lar, ha­nif­ler­den bazı­la­rı­dır. Hanifler; can­sız, dil­siz, hiç­bir şe­ye gü­cü yet­me­yen put­la­rın önün­de eğil­me­yi, on­la­ra yal­var­ma­yı çir­kin sa­yar­lar­dı: “Peygam­ber Efen­di­miz nü­büv­vet­ten ön­ce, Bel­dah’ın aşa­ğı kıs­mın­da bu­lun­du­ğu bir sı­ra­da, ora­da­ki­ler ta­ra­fın­dan bir sof­ra­ya davet edil­di. Sof­ra­da Zeyd bin Amr bin Nü­feyl’de bu­lu­nu­yor­du. Alem­le­rin Efen­di­si’ne et ik­ram edil­di. Fahr-i kainat efen­di­miz bu ye­mek­ten ye­me­di­ği gi­bi Zeyd de ye­mek­ten kaçındı. Zeyd, et­ten ye­me­me­si­nin se­be­bi­ni şöy­le izah et­ti: Ben si­zin put­la­rı­nız adı­na kes­ti­ği­niz et­ten ye­mem. Ben sa­de­ce Allah’ın is­mi zik­re­di­le­rek ke­si­len­den yerim. Zeyd, Ku­reyş ka­bi­le­si­nin, hay­van­la­rı­nı put­lar adı­na kes­me­le­ri­ni ayıp­lar ve şöy­le der­di: “Ko­yu­nu Allah ya­rat­tı. Onun için gök­ten yağ­mur in­dir­di, yer­den de ne­bat bi­tir­di. Ama siz onu Allah’ın is­mi­ni zik­ret­me­den ke­si­yor­su­nuz!” (Buhari, Me­na­kı­bu’l-En­sar, 24; Ze­ba­ih, 16) “Zeyd bin Amr, Va­ra­ka bin Nev­fel’i de ya­nı­na ala­rak, hakiki dini so­rup ona uymak üze­re Şam’a git­ti. Ora­da bir Yahudi ali­me rast­la­dı. Onda aradığını bulamadı. Zeyd onun ya­nın­dan çı­kın­ca Hristiyan alim­le­rin­den bi­riy­le kar­şı­laş­tı, onunla da anlaşamadı. Dı­şa­rı çı­kın­ca el­le­ri­ni kal­dı­rıp: Allah’ım, seni şa­hit kı­lı­yo­rum, ben İbrahim’in di­ni üze­re­yim! de­di.” (Buhari, Me­na­kı­bu’l-En­sar, 24) Es­ma bint-i ebi Be­kir der ki: “Zeyd bin Amr’ın ayak­ta di­ki­lip sır­tı­nı Kâbe’ye da­ya­ya­rak şöy­le de­di­ği­ni işit­tim: Ey Ku­reyş ce­ma­ati! Vallahi ben ha­riç hiç­bi­ri­niz İbrahim’in dini üze­re de­ğil­si­niz! Zeyd, di­ri di­ri top­ra­ğa gö­mü­le­cek kız­la­rı (kur­ta­rıp) hayatını ba­ğış­lar­dı. Kı­zı­nı öl­dür­mek is­te­yen ada­ma: ‘Onu öl­dür­me, onun kül­fe­ti­ni ben üze­ri­me alıyorum’ der ve kı­zı alır­dı. Kız bü­yü­yüp ser­pi­lin­ce ba­ba­sı­na: ‘Di­ler­sen onu sa­na tes­lim ede­yim, di­ler­sen ih­ti­yaç­la­rı­nı gör­me­ye de­vam ede­yim.’ der­di.” (Buhari, Me­na­kı­bu’l-En­sar, 24) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“İsa neden babasız yaratıldı, İbrahim değil, Musa değil, Davut değil ya da inandığınız Hz. Muhammed değil de neden İsa. Allah insanları yanıltıp, milyonlarca insanın cehenneme gitmesi için mi, onu babasız yaratıp, zavallıların kafasını karıştırdı. Sorunun cevabını bil derken mantıklı bir açıklama yapmanı bekliyorum sadece.”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önce şunu belirtelim, eğer İbrahim olsa idi neden İbrahim, Musa olsa neden Musa diyeceğiniz için Rabbimiz en doğrusunu bilir, İsa ‘peygamberimizi’ babasız yaratmıştır. Gelelim sorunuza. Her peygamberin  mucizesi vardır. O mucizeler onların peygamber olduklarının delilidir. Yoksa mucizelere bakıp peygambere  ilahi vasıflar yüklersek, kuşu gösteren parmağı görünce kuşa değil parmağa takılmak gibi mantıksız sonuçlara ulaşabiliriz. Araçları amaç edinmek sadece hedeften saptırır. İşte örnek Hristiyanlık! Aynı mantığı Hz.  Adem için kullanırsak, O sadece babasız değil hem anne hem babasız yaratılmıştır ve sizler de buna iman edersiniz! Onu ne yapacaksınız? Babasıza ‘tanrının oğlu’ diyen sizler, anne babasız yaratılanı direkt ilah ilan etmez misiniz veya hâlâ neden etmediniz? Sahi Hz. Adem’in suçu ne idi?  O neden ilahi vasıfla nitelendirilmedi de bir de aksine, ilk günah gibi Hristiyanlıktaki  vaftizsiz  silinmez suçun ilk temsilcisi  ilan edildi? Başa dönersek, mucizenin amacı vasıtanın ilahi mesaj ile geldiğini ispat etmektir, yoksa bizzat mucizeyi gösterenin ilah olduğunu işaret etmek değildir. &#8220;Bu olayı insanlara gücümüzü kanıtlayan bir mucize olarak sunmak istiyoruz.&#8221; (Meryem, 21) ayetinin mesajı açık değil midir? Allah bu mucize ile kendisine ulaşılmasını istiyor, siz ise vasıtaya takılıp kalıyor hatta onu ilah seviyesine çıkarıyorsunuz! Şunu da unutmayalım ki, 325 yılındaki İznik konsülüne dek İsa’yı tanrının oğlu kabul etmeyen mezhep ve İnciller de vardı ve hâlâ günümüzde de bulunmaktadır. Başta Üniteryen kilisesi, Amerika&#8217;daki &#8220;Üçleme karşıtları&#8221; adlı birlik ve The worldwide Church of God. Bu kilisenin kurucusu Herbert W. Armstrong, üçleme inancının putperest kültürlerin etkisiyle ortaya çıkan bir batıl inanç olduğunu savunmaktadır! Ayrıca Kuzey Amerika&#8217;da 19. yüzyılda doğan ve Hz. İsa’nın dönüşünün çok yakın oluşuna dikkat çeken “Seventh Day Adventist” hareketi de üçlemeyi reddeder! Gelelim Kitabı Mukaddes&#8217;ten delillere: Bizzat İncil’de, İsa’nın tanrıya dua örnekleri bulunmaktadır: “Biraz ileriye giderek yüzüstü yere kapandı, duaya koyuldu.” (Matta, 26/39) “Halka çimenlerin üzerine oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe dikerek şükran duasını yaptı.” (Matta, 14/19) “Halkı salıverdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı.” (Matta, 14/23) “Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı.” (Markos, 1/35) “Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı.” (Markos, 6/46) “İsa öğrencilerine, &#8220;ben dua ederken siz burada oturun&#8221; dedi.” (Markos, 14/32) “O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Allah’a dua ederek geçirdi.” (Luka, 6/12) “İsa bir yerde dua ediyordu. Duasını bitirince öğrencilerinden biri ona, &#8220;öğretmen&#8221; dedi, &#8220;Yahya’nın kendi öğrencilerine öğrettiği gibi sen de bize dua etmesini öğret.&#8221; (Luka, 11/1) “Ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir.” (Luka, 22/32) Ayrıca Kitab-ı Mukaddes’te tek tanrıya işaret eden ayetler de hâlâ vardır: Tesniye (4-39): &#8220;Yukarıda göklerde ve aşağıda yerde rab, o Allah’tır, başka yoktur.&#8221; Tesniye (6-4): &#8220;Dinle ey İsrail: Allah’ınız rab, bir olan rabdir.&#8221; Tesniye (32-39): &#8220;Şimdi görün ki, ben O&#8217;yum, katımda ilah yoktur&#8221; I. Samuel (2-2): &#8221; Senden başka ilah yoktur.&#8221; I. Krallar (8-60): &#8220;Rab, Allah olan odur, Ondan başka yoktur.&#8221; İsafa (45-5,6): &#8220;Rab benim ve başkası yoktur, benden başka Allah yoktur.&#8221; Markos: (29-30): “En önemlisi şudur: &#8216;Dinle, ey İsrail! Allah’ımız olan Rab tek Rab&#8217;dır. Allah’ın olan rab&#8217;bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev.&#8221; Markos (17-18): &#8220;İyi olan tek biri var, o da Allah’tır.&#8221; Markos (9-32): “İsa ona dedi. &#8220;Allah’ımız bir olan rab&#8217;dir.&#8221; Yazıcı ona dedi: &#8220;Çok iyi öğretmen, hakikat üzere dedin ki, o birdir; o&#8217;ndan başkası yoktur.&#8221; Galatyalılara mektup ( 3/20): “Allah birdir.” Korintoslulara 1. mektup (8/6): “Bizim için tek Allah vardır: Her şeyin kendisinden oluştuğu Allah. Bizler de O&#8217;nun için yaşamaktayız.” Timoteos&#8217;a 1. mektup (1/17): “Sonsuz çağların hükümranı, ölümsüz, göze görünmez tek Tanrı&#8217;ya çağlar çağı onur ve yücelik olsun.” Timoteos&#8217;a 1. mektup (2/5): “Tek bir Allah vardır.” Yakup&#8217;un mektubu (2/19): “Sen Allah’ın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun.” Yahuda&#8217;nın mektubu (24): “Kurtarıcımız tek Allah’a yücelik olsun.” İsa (as) Yine Kitab-ı Mukaddes’te Hz. İsa Allah’ın kulu ve resulü olarak da geçer: Matta (12-18): &#8220;İşte benim seçtiğim kulum.&#8221; Luka (24-19): &#8220;Kudretli bir peygamber olan Nasıra’lı İsa.&#8221; Hz. İsa’nın tebliğ ettiği İncil, günümüzde, elimizde bulunan İncil değildir. Bunun en büyük delili yine İncil’de bulunmaktadır. Markos: 1/14: &#8220;İsa tanrının İncil’ini tebliğ ederek Galile&#8217;ye gelir.&#8221; Daha Matta, Markos, Luka, Yuhanna  yazmamıştı ki İncil’lerini, Hz. İsa hangi İncil’i tebliğ etmişti? Tabii ki hak, bozulmamış asıl İncil’i! Baba, oğul mecazi anlamda kullanılmış olabilir mi? Bu mecaz, zamanla asıl anlam gibi algılanmış olabilir mi? Matta (5-9): &#8220;Ne mutlu sulh edicilere, çünkü onlar Allah oğulları çağrılacaklar.&#8221; Matta (6-14): &#8220;İnsanların suçlarını bağışlarsanız, semavi babanız da size bağışlar.&#8221; Bu konuda detay için, ‘Müjde ve sevgi dini olarak lanse edilen Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımıza bakılabilir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Meryem’in  babasının adı İmran, ama Musa’nın babasının adı da İmran. Musa’nın babasının adı İmran olanın kızı var Meryem adı, birileri &#8220;Ey Harun’un kız kardeşi&#8221; ayetini hatalı olduğunu çünkü karıştırılmış diyorlar, yukarıdaki isimlerin aynı olmasından ötürü Hz. Muhammed kişileri karıştırmış ve zamanı da. Hakikaten Harun’un babası İmran mıdır? Ve kızının ismi Meryem?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önce temel kuralı hatırlatalım: Kur’an’ı Hz. Muhammed yazmamıştır! O, vahiy ürünüdür. Bu konu detaylı olarak ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımızda ele alınmıştır. Sorunuza gelirsek: Bir dilde kullanılan cümleler, kendi dil ailesi içindeki kurallar ile değerlendirilmelidir. Türkçe’yi bilse bile bir yabancının, Yozgat yöresinin &#8220;Eğle&#8221; diye kullandığı fiilin, ‘Dur’ anlamında kullanıldığını bilmesine imkan yoktur! Yabancı biri o kelimeyi duyunca, ‘Eğilmek, eğlenmek’ten hareketle kökenini arar durur! Türkçe ’de bir işe girmek için &#8220;Dayın var mı?&#8221; diye bir deyim kullanılır. Ama hiçbir Türk bunu, annenin kardeşi olarak anlamaz! “İbn”  Arapça’da ‘oğul’ anlamına gelir ama  Türkçe’de hakaret olarak kabul edilir. ‘İhtiyar’ Arapça asıllı bir kelimedir, ‘seçilmiş’ anlamına gelir ama Türkçe’de ‘yaşlı’ anlamında kullanılır. Kısaca Arap dilinin kendine özel kuralları, özellikleri vardır. Onları anlamak için özelde o kelimenin kullanıldığı dönemin Arapçasına veya genelde ise Arapça’nın edebi sanatına hakim olmak gereklidir. Gelelim sorunun cevabına: Sahabeden Müğire b. Şube anlatıyor: Hz. peygamber beni, Necran halkına gönderdi. Onlar bana; gerçekten siz Kur’an’da “Ey Harun’un kız kardeşi!” diye bir ayet okuyorsunuz değil mi?” diye sordular. Ben de “Evet” dedim. Onlar, “Herhalde, Hz. İsa ile Hz. Musa arasında ne kadar zaman geçtiğini de biliyorsunuz.” dediler. Ben Resulullah’ın yanına döndüğümde bunu kendisine anlattım. Efendimiz: ‘Deseydin, onlar daha önceki peygamberlerin ve salih kimselerin ismini kullanıyorlardı.’ diye buyurdu. (Taberi, İbn aşur, Meryem, 27-28. ayetlerin tefsiri) Arapça’da eb (baba), eh (kardeş) ve uht (kız kardeş) kelimeleri birçok durumda geniş manada kullanılır. Gerçek bir kardeşlik değil, akrabalık ve mensubiyet de bildirir. Hz. Meryem validemiz Beni İsrail’den olup Yahudi idi. Hz. Peygambere bu bir soru  olarak sorulmuş, O da: “Meryem zamanındaki insanlar, kendilerinden önce geçen peygamberlerinin ve iyi kimselerin isimlerini çocuklarına isim yaparlardı, yani onlara nispet edilirlerdi.” buyurmuştur. Nitekim: Hz. Safiyye, bazı kadınların kendisine “Yahudi kızı Yahudi!” dediklerini şikayet edince Hz. peygamber şöyle buyurmuştu: “Sen niçin onlara: “Oh ya! Harun babam, Musa amcam, Muhammed eşim oluyor, daha ne isterim!” deseydin ya!” (Tirmizi, Menakıb 63; Hakim, el-Müstedrek, IV/31) buyurmuştur. Ayrıca  Kureyş&#8217;te Haşimoğulları kolu vardı. Bu kabileden birisi yanlış bir şey yaptığında &#8220;Ey Haşimoğlu bu yanlışı sen nasıl yaparsın&#8221; gibi bir söz söylenir, bu, o kişinin gerçek anlamda Haşim ismindeki soy büyüğünün oğlu olduğunu göstermeyip, o soyun bir ferdi olduğuna kinaye olarak söylenirdi. (Razi, Meryem, 27-28. ayetlerin tefsiri) Bu tür isimler soyu hatırlatan ve soyun büyüklerine hürmeten koyulan isimlerdir. Nitekim günümüzde de bazı yörelerde büyüklere hürmeten bazı isimler, son derece fazla sayıda isim olarak kullanılmaktadır. Efendimizin açıklamasından da anlaşıldığı gibi, Meryem’in babası olan İmran ile Musa ve Harun’un babası olan İmran birbirinden tamamen farklı ayrı kişilerdir. İsim benzerliğinden başka,  zaman ve mekan bakımından bir yakınlıkları söz konusu değildir. Tıpkı, kendi toplumunda Hz. Meryem’e &#8220;ey Harun’un kız kardeşi!&#8221; diye hitap edilmesi ve bu kelimenin &#8220;Onun din kardeşi ve onun soyundan gelen&#8221; anlamını kullanılması gibi. Genellikle Hristiyan çevrelerden gelen bu eleştirilerin objektif olmadığı, Hristiyanların kendi kutsal kitaplarında da aynı şekilde kullanım tarzlarına rastlanmasından anlaşılmaktadır. Nitekim Luka İncil’inde Hz. Zekeriyya&#8217;nın eşi Elizabeth için &#8220;Harun kızlarındandı&#8221; (Luka, 1/5) denmektedir. (Ömer Faruk Harman, Hz. İsa, İfav, IV/424)  Zaten günümüze dek hiç bir İslam alimi, bu ayetten Hz. Meryem’in gerçekten Hz. Harun’un kız kardeşi olduğunu anlamamış ve böyle bir şeyi düşünmemiş ve eserlerinde böyle bir şeyi dile getirmemişlerdir. Dolayısı ile Arap dili ve Kur’an mantığı çerçevesinde ayetler arasında bir sorun yoktur. Hud suresi 50. ayet: “Ad halkına da kardeşleri Hud’u gönderdik” buyrulmuştur. Buradaki eh (kardeş) kelimesi kullanılmıştır. Ama ayetteki kardeş kelimesi, “kabile üyelerinden biri, onlardan biri” anlamında kullanılmıştır. Hz. Ali, N. Belağa adlı eserde Hevazin kabilesinden olan ibn-i Simmah’ı kastederek, “Kema kale ehu hevazin” yani ‘Hevazinin kardeşinin dediği gibi’ tabirini kullanmıştır. Sakif kabilesinden olan Haccac için ‘Ehu sakif’ denilmektedir. Tüm bu örnekler “Ya uhte Harun” ayetinin “ey Harun’un soyundan gelen” anlamında kullanıldığını göstermektedir. Zaten Medine’de Yahudi ve Hristiyanlarından hiç kimse de bu söze hiçbir zaman itiraz etmemişlerdir. D. Herbelot, ‘Bibliothéque Orientale’ adlı eserinde, bu ayetin manasını “Ey Harun’un kutsal sülalesinden gelen” diye açıklamıştır. Hz. Harun’un görevini İmran döneminde devam ettirenlerden olan Hanne, oğlu olması halinde onu tapınağa hizmete adayacağını vaad eder. Meryem erkek ismidir, erkek beklenirken bir kızları olur, ismini ve adağını değiştirmez bu aile ve görevlerine devam ederler. İşte bu tapınak görevinde olanlar, Hz. Harun’un erkek ise ‘oğlu/soyu’ olarak isimlendirilirler. Ayette de soya atıfta bulunulmaktadır. Bu kutsal görevi Meryem’in soyu devam ettirecektir, bu nedenle, “Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de iffetsiz değildi.” (Meryem, 28) denilmiştir. Kısaca üstlenilen göreve atıfla, Hz. Harun’un ismi zikredilmiştir. (H. Kemal Gürger, Ateizmin ve deizmin sorularına karşı İddialar ve izahlar, s. 139) Zaten Hz. Muhammed de, Hz. İbrahim’in ‘milletindir’ (Bakara, 135; Ali İmran, 95)  Halbuki arada, kimi rivayetlere göre üç bin yıl vardır. İşte bu evrensel İslam kardeşliğini anlayamayanlar, aradaki zaman veya mekanların birer sınır olduğunu zannederek insan ve mesajlar arasında set koymaya çalışmakta veya başka zihinlerde sorular oluşturmak istemektedirler!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Hz İsa için Kur’an’da Mesih sözcüğü kullanılıyor, Mesih ne demektir, Yahudilikte ve Hristiyanlıkta kullanılan Mesih kavramıyla aynı anlamda mı kullanılır?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mesih, kelime olarak ‘bir şey üzerinde el yürütmek, bir şeydeki eseri gidermek, el ile temas etmek’ manalarında olan &#8220;Mesh&#8221; kökünden gelen bir kelimedir. &#8220;Mesih&#8221; kelimesi hem Hz. İsa’ya, hem de Deccala unvan olmuştur. Hz. İsa’ya bu unvanın verilmesinin sebebi ve hikmeti şöyledir: Kur’an-ı kerimin 11 ayetinde geçtiği üzere, &#8220;Mesih&#8221; unvanı İsa aleyhisselama Allah tarafından verilmiştir. Ali İmran süresinin 45. ayetinde mealen şöyle buyurulmaktadır: &#8220;Hani melekler Meryem’e şöyle demişlerdi: &#8216;Ey Meryem! Allah seni, bir ol emriyle yaratacağı bir oğul ile müjdeliyor. Onun adı Meryem oğlu Mesih İsa’dır.&#8221; Bu ayetin tefsirinde Kurtubi şu izahı vermektedir: “Hz. İsa’ya mesih denmesi ve nedenleri: İbni Abbas&#8217;a göre Hz. İsa (as), değişik hastalara el sürüp, onları Allah&#8217;ın izniyle sağlıklarına kavuşturduğu için bu lakabı almıştır. Ali İmran 49. ve Maide 110. ayetlerde de bu özelliği belirtilir. Bazı dilcilere göre, bu kelime İbranicede &#8220;meşiha&#8221; olup, ‘güzel bir yaratılışı ve mübarek bir sima ve bir kişiliği’ ifade etmektedir.” (Kurtubi, IV/89) Bazı alimler ise, ‘mesih kelimesinin, ‘tertemiz’ anlamında olup Hz. İsa&#8217;nın günahlardan arındırılmış bir insan olduğunu ifade ettiğini’ söylemişlerdir. (Taberi, IV/35) Diyanetin Ali İmran 45. ayet tefsirinde, “Kelimenin Aramice aslı olan meşiha ve İbranice aslı olan maşiah, “sıvazlanmış” anlamına gelmekte olup, İsrailoğullarında hükümdarlık görevine başlarken kahin (üst düzey din adamı) tarafından kutsal yağ sürülmesi geleneğine bağlı olarak krala mesih unvanı verilir olmuştur.” (Zemahşeri, I/189; Reşid Rıza, III/305; Ömer Faruk Harman, Hz. İsa, İFAV Ans., II/423; Mesih, III/224) denmektedir. Muhammed Abduh ayetin tefsirini, “Hükümdar, adaleti gerçekleştirmesi ve halkın uğradığı haksızlıkları gidermesi için başa geçirilir. İsa Mesih de bunu yapmıştır. Mesih, onların dinin gerçek amaçlarına dönmelerini ve haksızlıkları ortadan kaldıran kardeşliğe yönelmelerini sağlamıştır.” şeklinde yorum yapmaktadır. Burada üzerinde asıl durulması gereken konu, bizzat misyonerlerce de dile getirilen, &#8220;İsa&#8217;nın mesih olduğunun Kur’an&#8217;da da dile getirilmesi&#8221; iddiasıdır ki, Kur’an&#8217;daki İsa aleyhisselam ile ilgili ayetlerin tümüne bakıldığında, bu iddianın tamamen Hristiyan misyonerlerin amaçlarının dışında bir kullanımı ifade ettiği açıkça görülmektedir. İsa peygamberin bizzat bir kul olduğu; Meryem&#8217;in oğlu olduğu (Ali İmran, 45) ve tıpkı Adem peygamber gibi yaratıldığı (Ali İmran, 59; Meryem, 19; Nisa, 157-160, 171) şeklindeki ayetler, misyonerlerin iddialarına Kur’an&#8217;dan kaynak bulma çabalarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Bu konuda ‘Hristiyanlık, Papa ve İncil’ adlı yazımıza da bakılabilir. İsa peygambere;  babasız doğumu, doğduğunda bebekken konuşma, kendisine öğretilen “kitap, hikmet, Tevrat, İncil&#8221;, ölüleri diriltme (Maide, 110) gibi mucizeler verilmiş ve bu özelliklerin vurgulanması için de, tefsirlerde farklı özellikleri ayrı ayrı ifade edilen ‘Mesih’ terimi kendisi için kullanılmıştır. Ama sonuçta O (as) “Meryem ‘oğlu’ Mesih” yani sadece bir peygamberdir: Maide 75: “Meryem oğlu Mesih (İsa) bir peygamberden başka (bir şey) değildir. Ondan evvel de peygamberler gelip geçmiştir. Anası çok sadık bir kadındı. İkisi de (birer kul ve beşer olarak) yemek yerlerdi. Bak, biz ayetleri onlara nasıl apaçık bildiriyoruz. Sonra da bak onlar nasıl hakikatten çevriliyorlar.” Bakara, 136: “Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Yakup oğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” Biz Müslümanlara göre tüm peygamberler gibi İsa peygamberde bir kul ve resuldur ve diğerlerinden bize göre bir farkı yoktur. Her birinin ayrı mucizeleri olsa da hepsi Allah’ın kulu ve peygamberidir! Hepsi bizim peygamberimizdir! &#8220;Andolsun, “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) “Ey israiloğulları, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü o, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.&#8221; (Maide, 72) İsevilikteki  Mesih, direk rab olan İsa’dır ve asla İslam&#8217;la ‘içerik olarak’ bir benzerliğe sahip değildir! Yine Kur’an&#8217;da Hz. İsa için geçen &#8220;kelimetullah&#8221; sıfatı da asla başka anlamlara çekilmemelidir. Kur&#8217;an&#8217;da üç yerde Hz. İsa&#8217;nın &#8220;Allah&#8217;tan bir  kelime&#8221; olduğu ifade edilir. (Al-i İmran, 39, 45; Nisa,171) Nasıl ki, Hz. Musa&#8217;ya ‘Kelimullah’, Hz. İbrahim&#8217;e ‘Halilullah’ isimleri verilmişse, Hz. İsa&#8217;ya da bu sıfat Allah tarafından verilmiştir. Hz. İsa&#8217;yı Cenab-ı Allah, babasız olarak &#8220;ol&#8221; emriyle yani ‘kelimesiyle’ yarattığı için, ‘Allah&#8217;ın kelimesi’ sıfatını kendisine vermiştir. (Rağıb el-İslahani, el-Mufredât fî Garibi&#8217;l-Kur&#8217;an, s. 439-440) Ama Hristiyanlar İsa’yı, Allah’ın kelam/konuşma sıfatının et-kemiğe bürünmüş hali olarak kabul etmektedir! Tıpkı, ‘oğul’ kelimesini farklı anladıkları gibi! Nitekim Allah’u Teâlâ, Adem&#8217;i de anasız babasız topraktan yaratmıştır. &#8220;Allah nezdinde İsa&#8217;nın durumu, Adem&#8217;in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona &#8220;Ol&#8221; dedi o da oluverdi&#8221; (Ali İmran, 59) Bu konudaki uyarı ayetleri ile konumuzu bitirelim: Meryem, 30, 36, 88-92; Maide, 73, Nisa, 171: “Cevabı çocuk verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. İsa şunu da söyledi: “Muhakkak ki Allah, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin, doğru yol budur.” Rahman çocuk edindi” dediler.  Hakikaten çok çirkin bir iddia ortaya attınız. Öyle ki bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer ortasından yarılacak, dağlar yıkılıp çökecek! Çünkü Rahman’a çocuk yakıştırıyorlar. Halbuki çocuk edinmek Rahman’ın şanına yakışmaz. Şüphesiz &#8220;Allah üçün üçüncüsüdür&#8221; diyenler kafir olmuşlardır. Oysa bir tek ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse onlardan inkar edenlere acıklı bir azap dokunacaktır. Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah’ın elçisidir, Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir ve O’ndan bir ruhtur. Şu halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Tanrı) üçtür” demeyin, bundan vazgeçin; hakkınızda hayırlı olan budur. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Güvenmek ve dayanmak için Allah yeter.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>“Kur’an da adı gecen peygamberlerin hepsi orta doğuya gelmiş peygamberler. Oysa Kur’an’da 250 bin peygamber gönderildiği söyleniyor, dolayısıyla neden sadece orta doğudaki peygamberlerin ismi zikrediliyor?”; “Allah neden hep Yahudilere peygamber göndermiştir?”</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’da 250 bin peygamberden bahsedilmez, böyle bir ayet yoktur! Kur’an&#8217;da Yahudiler bir prototip olarak, onların düştüğü yanlışlığa düşülmemesi, tarihten ders alınması, ibret alınmaları için özellikle üzerlerinde durulan bir topluluktur. Günümüzde Yahudi sermayesinin ve siyonizmin dünyayı ne hale getirdiğini canlı olarak da yaşamaktayız! Günümüzde ‘Yahudileşme Temayülü’ şeklinde tarif edilebilecek olan, İlahi vahyi dünyevi menfaatler için değiştirmeye, kullanma ve dünyevileşmeye karşı İslam toplumunu uyarmak için Kur’an, bir numune/örnek olarak Yahudilerden bahsetmektedir. Yoksa sadece peygamber Yahudilere gönderilmiş değildir. Konu, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ başlıklı yazımızın “Kur’an sadece Araplara mı indirilmiştir?” adlı soruya cevapta ele alınıp cevaplanmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/musa-kizildeniz-1" rel="attachment wp-att-2371"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2371" title="musa-kizildeniz-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musa-kizildeniz-1.jpg" alt="" width="400" height="284" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="center"><span style="color: #000000;"><strong>     </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bilim Musa mucizesini de aydınlattı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Binlerce yıllık Hz. Musa peygamber esrarı çözülmüş olabilir mi? Musa Peygamber’in Mısır’da firavundan kaçan İsrailoğullarını kutsal topraklara ulaştırmasını sağlayan ‘denizin yarılması’ mucizesinin arkasında fizik kanunları olduğunu öne süren bir araştırmanın iddiası bu şekilde. ABD’li araştırmacıların bilgisayar simülasyonlarına dayanan çalışmasına göre, kutsal kitaplarda tarif edilen ‘mucizenin’ gerçekleştiği gece esen sert rüzgarlar ve deniz yatağının coğrafi yapısı, suyun geriye doğru çekilmesine neden oldu.  Rüzgarların suyu nasıl etkilediği üzerine Colorado Üniversitesi’ndeki ulusal atmosfer araştırmaları merkezi’nde yürütülen daha geniş bir çalışmanın parçası olan bilgisayar simülasyonlarında, nehrin bir lagüne ya da göle döküldüğü durumlarda, rüzgarın suyu geriye itebildiği görüldü. Araştırmayı yürüten ekipten Carl Drew, simülasyonların kutsal kitaplarda anlatılan göçteki durumla uyuştuğunu söylüyor. Buna göre, “suyun ikiye yarılması, akışkanlar dinamiğiyle anlaşılabilir. Rüzgar, suyu fizik kanunlarına uyumlu bir şekilde hareket ettiriyor ve iki tarafından su geçen, güvenli bir pasaj açıyor. Daha sonra da su tekrar yerini alıyor.” simülasyon eski haritalar, uydu verileri ve bölgenin arkeolojik yapısı incelenerek uygulanmış. Sonucunda da doğudan saatte100 km. hızla ve 12 saat süreyle esen rüzgarların, suların iki yana açılmasını sağladığı görülmüş. Bu da yaklaşık 3 km. uzunluğunda, 5 km. genişliğinde kara geçişi yaratıyor. (Reuters, 23/09/2010) Mucizenin aynen böyle olduğunu iddia etmemiz mümkün değildir! Bu sadece, ateist itirazlara cevap vermede bir aşama olabilir. Yoksa zaten mucize, normal dışı ilahi kaynaklı olaylardır! (DİA, mucize maddesi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/musamucizesi-1" rel="attachment wp-att-2372"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2372" title="musamucizesi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musamucizesi-1.jpg" alt="" width="650" height="481" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/guncel-yunus-as-1" rel="attachment wp-att-2374"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2374" title="guncel-yunus-as-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/guncel-yunus-as-1.jpg" alt="" width="650" height="436" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">          </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/allah-rab-1" rel="attachment wp-att-2258"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2258" title="Allah-rab-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allah-rab-1.jpg" alt="" width="232" height="156" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html">Oryantalistlerin Kur’an, İslam ile ilgili eleştirilerine cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/oryantalistlerin-kuran-islam-ile-ilgili-elestirilerine-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli&#8217;ye Cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Mar 2012 16:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Din bu]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[İlhan Arsel]]></category>
		<category><![CDATA[İlim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam çağımıza yanıt verebilir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[İslam gerçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Şeriat ve kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Server Tanilli]]></category>
		<category><![CDATA[Soru-cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Dursun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=539</guid>

					<description><![CDATA[<p> Ateist yazarlar ve eserlerindeki iddialara cevaplar II  Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli&#8217;ye Cevaplar (Bu yazı ‘ana hatları ile’ Prof. Muhammet Altaytaş’ın ‘Hangi Din?’ adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır.) Giriş Din yaşam tarzının adıdır, yaşam tarzımız da dinimizdir. ‘Hangi kurallara göre’ yaşıyorsak dinimiz odur!  &#8220;Vahyin esas amacı, bir ‘hayat görüşü’ sağlamaktır.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html">Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli’ye Cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong> <span style="color: #000000;">Ateist yazarlar ve eserlerindeki iddialara cevaplar II</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli&#8217;ye Cevaplar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">(Bu yazı ‘ana hatları ile’ Prof. Muhammet Altaytaş’ın ‘Hangi Din?’ adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din yaşam tarzının adıdır, yaşam tarzımız da dinimizdir. ‘Hangi kurallara göre’ yaşıyorsak dinimiz odur!  &#8220;Vahyin esas amacı, bir ‘hayat görüşü’ sağlamaktır.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 110) Bu nedenle de “Pek çok Müslüman, din terimini, hayat tarzı olarak çevirmeyi tercih etmektedir.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 83) Din  iyiliği yaymak, kötülüğe engel olmak için gönderilmiştir. Pasifizm, nemelazımcılık, enaniyet, bencillik bir Müslümana asla yakışmayan özelliklerdir. İslam’da önce İman gelir. (Buhari, İlim, 49) Allah&#8217;a, tevhit bilinci ile iman/kabul gerekir. Daha sonra Ahlak gelir. (Muvatta, Husnü&#8217;l Halk, 8; Müsned, II/381) Hayatımızı İslam&#8217;ın emrettiği şekilde &#8220;ne kendimize ne başkalarına zarar vermeden&#8221; iyi, temiz, namuslu olarak yaşamak gerekir! İbadetler de ahlaklı yaşamayı sağlamak için emredilmiştir. (Ankebut, 45) Tüm  bunların pratiğe aktarılabilmesi için de toplumu ilgilendiren kurallar konmuştur. Muamelat, ukubat, adalet, insan hakları, hak/hukuk gibi kavramlar bu boyuttadır. Bu  sıralama önem sırasına göre verilmiştir ve her üçünün toplamıdır İslam!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Turan Dursun</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Babası daha doğmadan onun için kitaplar satın almaya  başlar. &#8220;Basra&#8217;da ve Kufe’de bulunmayacak ölçüde büyük bir din alimi&#8221; olacaktır. Küçük yaşta sıkıntılara maruz kalır. Çocukluğunu yaşayamaz. Dursun “Ne yapıp edip herkesi geçmeye” karar vermiştir. Çocukluğunda koşullandığı &#8220;en önde olma&#8221;, &#8220;kendisinden herhangi bir şekilde söz ettirme&#8221; tutkuları ve din  adına yaşadığı bütün negatif tecrübeler ileride bilinçaltından çıkacak ve büyük ölçüde şahsiyetini ve dine bakışına etki edecektir. Onun yönlendirmesi ile küçük yaşta girdiği ve yasak olduğu içinde pedagojik formasyondan uzak bir ortama sahip medresede aldığı, modern bilimden ve güncel hayattan uzak eğitim onu hırçın ve agresif yapar. Dursun sadece dinle kavgalı değildir. Çevresi ile de uyumsuzdur. Gerek müftülüğü gerekse TRT&#8217;deki görevi esnasında yaşadığı sürgünlerin gerçek sebebi de budur. Dini anlatırken kullandığı  üslup ancak kendi kişiliğini tanımlaması açısından bir anlam ifade edebilir. Bu konuda, gerek ‘metodolojisini’ ve gerekse ‘iddialarını cevapladığımız’ yazıları tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Erdoğan Aydın</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aydın, özellikle İslam&#8217;ın bütünü olarak algıladığı ‘sosyal ve hukuki’ boyutu ile ilgilenir. Dini aşmak gerektiğini savunur. Dini eleştirirken tarafsız ve nesnel bir konumda değildir. O olaylara sosyalist açıdan ile bakar ve eleştirilerini siyasi ve ideolojik bakış  açısına sahip biri olarak  yapar. Ama son zamanlarda artık kendini sadece &#8220;özgürlükçü laik, seküler bir düzenden taraf&#8221; olarak ilan eder. Konu hakkında, ‘Erdoğan Aydın’a cevaplar’ adlı yazımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dine bakış açıları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin politeizmden/çok tanrıcılıktan monoteizme/tek tanrıcılığa  geliştiğini savunurlar. ‘Dinler, korku ve umut kaynaklı olarak sonradan yaratılmış olup, insanda var olan ölüm, cehennem ve tanrı korkusunu sömürerek  yaşamaktadır’ iddiasındandırlar. Yazarlara göre din; korku, çaresizlik, sırrını çözemediği olağan olaylar karsısında insanın cehaletini inançla telafi etme içgüdüsüdür. Onlara göre dinin tarihi insanlık tarihine göre yenidir. Dinler çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa doğru evrilmiştir. Bilimsel gelişmelerin dini ortaya çıkaran çaresizlik ve bilgisizliği yok ettikçe, gerçekte hiç bir şeyin tanrı tarafında yaratılmadığının ispatlanacağını iddia ederler. Bu iddiaya göre, dinlerin insanlık tarihinin ilk çağlarında çok daha etkin olması ve günümüze gelinceye dek artık ortadan kalkması gerekirdi. Ama tam aksi bir durum söz konusudur. Hatta ateizmin özel eğitimle halka aşılandığı birçok sosyalist ülkede din ilk sırada halkın gündemine oturmuştur. Allah peygamber aracılığı ile kitaplar göndermiş, hak dini tebliğ etmiş fakat insanlar zaman zaman putlara, tabiat varlıklarına, heva ve heveslerine tapmış ve onları tanrısallaştırmıştır. Yani din politeizmden monoteizme değil, monoteizmden politeizme kaymıştır. O zaman Allah (cc) yeniden hak dini hatırlatan peygamberler göndermiştir. Bu konuda “İslam tüm dinlerin özüdür.” Ve “ateizm yanılgısı”  adlı yazılarımıza bakılabilir. Her üç  kitabi  din dışında, Sabiilik, Mecusilik ve Brahmanlıkta da dinin Adem ile başladığı kabul edilmektedir. Bu da zamanla bozulan dinlerin içinde kalan hak kırıntıların ortak paydalarından biridir. İnsan doğasının dine, dinin de  insan doğasına yatkınlığı da dinin ilahi  olduğunun bir ispatıdır. Allah insanın mayasına  inanma ihtiyacını yerleştirmiştir. Kesin olan bir şey varsa o da, nerede insan varsa orada dinin olduğudur. (Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 32) Ünlü Fransız düşünür Fellicien Challaye bu konuda benzer bir görüşü ifade eder: &#8220;İnsanın sonsuz varlığa bağımlı olması, onun önünde eğilip O’na tapması, O’nu  evlatça bir sevgi ile sevmesi akla uygundur ve doğaldır. Bu bağımlılık ve sevgi dinin temelidir.&#8221; (Challaye, Dinler Tarihi, s. 215)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din insan ilişkileri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazarlara göre din insan özgürlüğünü kısıtlar, toplumdaki sömürü ilişkilerini meşrulaştırır. Halbuki ‘Sosyal Darwinizm’ ile asıl sömürüyü meşrulaştıran kendi savundukları evrim teorisidir! Yine onlara göre yoksullar tanrı tarafından sınandığını sansınlar, durumlarına katlansınlar. Kur’an’daki yaratılış inancının asıl kaynağı da onlara göre mitolojilerdir. Materyalizm, yaratılışı evrimci görüş, tesadüf ve şansa göre işleyen tabii eleme ile  açıklamaya çalışır. İnsan ile hayvanı aynı köklerde birleştirir. (Bu konularda ‘Evrim’ ve ‘Kader’ adlı yazılarımıza bakılabilir.) Ateistler İslam  dinini Hz. Muhammed ile başlatıp Hristiyanlık ve Yahudilikten de ayrı tutmaya çalışırlar. İslam’ı Sabiilik&#8217;ten doğma bir din olarak kabul ederler. Ayrıca İslam&#8217;ın egemen sınıfın dini olarak ortaya çıktığını ileri sürüp, ticareti kabul etmesini de eleştirirler. Halbuki felsefe, sanat, ahlak, hukuk, politika gibi bütün ilimlerin kaynağının din olduğu birçok felsefe ve dinler tarihçisinin ortak görüşüdür. İslam’da hakim otoriteye itiraz olarak ortaya çıkmış, ilk inananlar hep zayıf ve köle kesimden olmuştur! Tarih boyunca da tüm peygamberler hak dini savunup batıl din ve dini anlayışlarla mücadele etmiştir. İnsanların sömürülme aracı olan ve yeteneklerini körelten hak din değil, batıl din ve dini anlayışlardır ki, materyalizm de bu batıl dinlerden biridir. Detay için, ‘Dinsiz toplum olmaz’ adlı yazımıza bakılabilir. Hak dinde -İslam&#8217;da- varmış gibi gözüken olumsuzluklar, dinin özünden kaynaklanmaz, bu dini pratiğe geçirmeyen insanların zaaflarından ve ahlaki yapılarından kaynaklanır. Detay için, ‘İslam ülkeleri neden geri?’ adlı yazımıza bakılabilir. Din sabun gibidir. Sabun satan bile sabunu kullanmazsa kirli olarak dolaşabilir. Böyle bir durumda hata sabunu kullanmayan kişidedir, sabunda değil. Unutmayalım ki bilim, sanat, ideoloji gibi kavramlarda aynen din gibi, insani veya ahlaki olmayan amaçlar için kullanılabilmektedir. Ateist yazarların, ‘akıl dışı’ ilan ettikleri   dini inkar yolunda ciltlerce kitap yazma  zahmetine katlanmaları, dine inanmadığını söyleyen insanların da bunları alıp okuması, farkında olmasalar da, yukarıda bahsedilen, mayalarında/fıtratlarında var olan inanma güdüsünü örtüp yatıştırma gayretinden başka bir şey değildir. İnsan  ile hayvan arasındaki kesin fark, fiziki- biyolojik veya zeka  değil, her şeyden evvel manevidir. İnsanda faydacılığa dayanmayan ahlaki ve inanç davranışları vardır. Bu konuda ‘Ateizm Yanılgısı’ adlı yazıya bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam, Hz. Adem’den itibaren gelen dinin ortak adıdır. (Ali İmran, 67-68) Tüm ilahi dinleri Allah göndermiştir. Bozulan dini metin ve ritüellerde farklılıklar gözükmesi ne kadar doğalsa, bozulmayan ve asıllığını muhafaza eden ritüel  ve ibadetlerinde benzerlik göstermesi o  kadar doğaldır. Birçok efsane de Nuh tufanından bahsedilmesi, tufanın olduğunun ve insanların dilinde dilden dile anlatıldığının göstergesidir. Zaten efsanelerde gerçek olan şeylerin zamanla mitleşmesi değil midir? Aynı şey, ilk insanın Hz. Adem olarak kabul edilmesi, yaratılışın topraktan olduğunun kabulü içinde geçerlidir. Ateist yazarlar genellikle marksist ideolojının dine biçtiği şablona göre genelleme yaparak sübjektif sonuçlara ulaşırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam ve Bilim</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist yazarlara göre insan hem dindar hem de akıl ve bilimden yana olamaz.</span><br />
<span style="color: #000000;">Peki, gerçek nedir? Kur’an’a göre bilginin kaynakları, “beş duyu organı, akıl-sezgi ve vahiydir.” Kur’an’da akıl kullanmayla ilgili olumsuz hiç bir ayet bulunmaz. Kur’an tabiatla ilgili açıklamalarda bulunurken tabiat kurallarını inkar etmez, onun inkar ettiği, doğal sebeplerin işi yap-tır-an sebepler olarak görülmesidir. İlim kelimesi ve türevleri Kur’an’da 750 yerde geçer. (DİA, İlim maddesi) İslam&#8217;da ilime büyük önem verilmiştir. İlk mescidi yanına hemen bir okul açılmış, Bedir savaşında esirler okuma- yazma öğretmeleri karşılığı serbest bırakılmıştır. “Kur’an ve bilim” adlı yazımızda bu konular ele alınmıştır. Halife Me&#8217;mun Bizans&#8217;ı yendiğinde savaş tazminatı olarak eski Yunan yazmalarından başka bir şey istememiştir. Kurtuba&#8217;da halife El-Hakem’in 400.000 ciltlik kütüphanesi bulunmakta idi. 400 yıl sonra gelen &#8220;Bilge&#8221; diye anılan Fransız kralının kütüphanesindeki cilt sayısı sadece 900 idi. Fransız Rosenthal&#8217;ın ifadesi ile  “İslam’da olduğu ölçüde hiçbir bir inanç sisteminde din-bilgi kaynaşması ayrılmaz bir şekilde gerçekleşmemiştir.” (Franz Rosenthal,  Knowledge Triumphant, 960, s. 334; Mehmet Aydın, İslama Göre İlim, D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, İzmir, 1986, sayı III, s. 1) Karen Armstrong, “Arap Müslümanlar astronomi, simya, tıp ve matematik üstüne öyle başarılı çalışmalar yapıyorlardı ki, dokuz ve onuncu yüzyıllar boyunca Abbasi imparatorluğunda elde edilen bilimsel başarılar o zamana kadar tarihte elde edilenlerden daha fazla idi.” (Karen Armstrong, Tanrı&#8217;nın Tarihi, s. 225) demektedir. “Müslüman bilim öncüleri” adlı çalışmamız da bu konuyu ele almaktadır.  Günümüz Müslümanlarının geri kalma nedenini İslam&#8217;a mal etmek ise yanıltıcıdır. Zira Müslüman olmadığı halde aynı durumda olan toplumlarda vardır. İslam bilime engel olmaz, aksine bilime motor görevi görür. ‘İslam ülkeleri neden geri?’ adlı yazımızda bu konular ele alınmıştır. Marksistler ne kadar bilimsel ve objektiftir? Mesela Felsefe Profesörü  Orhan Hançerlioğlu Marxizm  için, &#8220;içinde hiç bir hayal, kuruntu, inanç ve benzeri bilim dışı öğe yoktur. Kesinlikle gerçeğe dayanır ve insanları önyargılardan arındırır.&#8221; (Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, IV/90) cümlesi ne kadar önyargıdan uzak bir tanımlamadır? Bazıları ideolojilerini din gibi algılamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah  inancı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Erdoğan Aydın, “Bilimin, yaşamın evrim sonucu oluştuğunu ispatladığını” iddia eder. Ayrıca, “İslam&#8217;ın tanrısının  eli, yüzü, sarayı: Arş, evi: Kâbe vardır” iddiasında bulunur. Allah&#8217;ın varlığı, işaretleri bakımından apaçık, fakat zatının duyu organlarımız tarafından algılanamaması bakımından gizlidir. Allah’ın varlığını akıl bulabilir ama mahiyetini, özelliklerini akıl kavrayamaz. Voltaire, Hume gibi filozoflar mutlak ateizmin imkansız olduğunu söylemektedir. Bu konularda, ‘Allah’ın varlığının ispatı’ ve ‘ateizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir. Allah&#8217;ın eli, yüzü gibi ifadeler mecazidir. Çünkü birçok muhkem ayette Allah&#8217;ın eşi ve benzeri olmadığı, hiç bir şeye benzemediği açıkça ifade edilmektedir. Şura, 11; Bakara, 117: “O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O&#8217;nun benzeri gibi olan hiç bir şey yoktur.” İhlas, 4: “Hiç bir şey O&#8217;na benzemez.” Bu konu ‘Turan Dursun’a cevaplar’ adlı yazımızda ele alınmıştır. Ateist yazarların ruh halini Kur’an şöyle tespit eder: Ali İmran, 7: &#8220;Sana Kitabı indiren O&#8217;dur. O&#8217;ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem&#8217;dir; diğerleri ise müteşabihtir. ‘Kalplerinde bir kayma’ olanlar, ‘fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için’ ondan müteşabih olanına uyarlar.&#8221; Ayrıca Dursun, &#8220;Kur’an da tanrının birliğinin açık olmadığını, meleklerin ise tanrının yardımcıları-ortakları olduğunu&#8221; iddia eder. Halbuki Allahın eşi benzeri ortağı olmadığının, meleklerin de kul -yaratılan- olduğunu, mutlak güç ve iradenin de sadece  Allah&#8217;a ait olduğunu anlatan birçok ayet vardır. (İhlas 1, Müzzemmil 9, Sad 65, Fatır 53, Taha 98 vd.) Tevhid akidesi de ilk insandan itibaren ısrarla vurgulanan bir iman kuralıdır.  Ahzab 25: “Senden önce hiç bir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana ibadet edin.” Bu konuda detay için, ‘Kur’an&#8217;da hitap tarzları’ ve ‘Kur’an ve mecaz’ adlı yazılara bakılabilir. Kur’an&#8217;da Allah inanan insana ilk yüzünü gösterir: Merhametli, keremi bol, bağışlayıcı, sınırsız ihsan sahibi. Fesat çıkaran, hafifmeşrep gafillere, hakkı örtenlere, zalimlere, sömürgeci kibirlilere ise ikinci yüzünü gösterir: Sert adil, şiddetli azap ve intikam sahibi. Toshihiko İzutsu şu harika tespitte bulunur: &#8220;Dindar mümin için bu iki cephe, tek Allah&#8217;ın iki farklı yanıdır ama sırf mantıki düşünen ‘alelade bir zihin<strong>’</strong>  için bu iki cephe birbirine zıt gözükür.&#8221; (Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 218) Ateistler, amaçları bakımından  ikinci özelliği ön plana çıkarıp birincisini görmezden gelip  yok saymaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlahi kitap ve peygamberlik</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dursun, Kur’an’ın kaynağı olarak özellikle Yahudiliği gösterir ve “Muhammed peygamberliği maddi çıkar ve şehevi arzuları için araç olarak kullanmıştır, Kur’an’ın aslı yakılmış, Kur’an’da da çelişkiler vardır” iddialarında bulunur. Bu konulara cevap için, ‘Oryantalistler ve Hz. Muhammed’, ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’, ‘Kur’an’ın aslı yakıldı mı?’ ve ‘Kur’an’da çelişki yoktur’ adlı yazılarımıza bakılabilir. Allah peygamberler göndererek insanları kula kulluktan kurtarmayı, sömürülmelerine engel olmayı amaçlamıştır. (‘Kul olmak’ adlı yazımıza bakılabilir.) Peygamberler ‘aracı değil, yol gösterici’dirler. Vahiy  vasıtası ile Allah kulları ile irtibat kurar ve onlara mesajlarını iletir. Tüm emir ve yasaklar insanların faydasınadır. (‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir.) Dursun, anla-ya-madığından -birçok konuda olduğu gibi- yine bir fikir adamından seçerek aldığı bir görüşü, bütünlüğünden kopararak &#8220;İşine geldiği gibi&#8221; yorumlamış ve kendi görüşüne dayanak sağlamaya çalışmıştır. Dursun, yine belgelerde tahrifat yaparak İbni Haldun&#8217;un da  kendisi ile aynı görüşte olduğunu &#8220;Peygamberin  gereksizliğini ileri sürdüğünü&#8221; iddia eder. Halbuki Haldun’un asla böyle bir iddiası olmamıştır. O sadece “Bazı medeniyetlerin peygambersiz de tarihte kurulabildiğini” ifade etmiştir. Haldun,  hiç bir şekilde genel olarak insanlığın ilahi rehberliğe, peygamberliğe ihtiyacı olmadığını veya kendisinin böyle bir inancı olduğunu ifade etmemiştir. O İslam&#8217;a inanan mümin bir sosyal bilimcidir. (İbn-i Haldun, Mukaddime, I/274-276 ve aynı yerde  Uludağ’ın ‘3’ no’lu dipnotu.) Aydın’ın, İbni Sina gibi filozofların peygamberliği, felsefenin gücü olarak görüp reddettiği şeklindeki görüşü de gerçeği yansıtmamaktadır. İbni Sina&#8217;ya göre &#8220;İnsan için mucizelerle desteklenmiş bir peygamber gereklidir.&#8221; (İbni Sina, Necat, s. 339) Hatta peygamberliği savunduğu &#8220;İsbatu&#8217;n-nübuvvat&#8221; adlı bir eser bile vardır. Ayrıca İbni Sina, “Berahime&#8217;nin aklın ve bilimin yeterliliği tezinden hareketle nübüvveti inkar edişine karşı, aklın ve bilimin verilerinden hareketle nübüvveti ispat etmiştir.” (İlhan Kutluer, Bilgi ve Hikmet, Yaz- 1995, Sayı ll, s. 94-110) Bu yazarların iddialarının aksine &#8220;İslam filozoflarından Farabi de nübüvveti inkar eden veya gereksiz görenlere reddiyeler yazmıştır.&#8221; (Mehmet Bayraktar, İslam Felsefesine Giriş, s. 158) Dursun’un komik iddiasının aksine, ‘İmanın Yemenli’ olduğu şeklindeki hadisin söylenmesinin sebebi de, Peygamberimizin, “yüreklerinin pek yufka” olduğunu söylediği (Müslim, I/72; Buhari, IV/1594, 195; Tirmizi, V, 726; Müsned, II/252, 267, 380) ‘Yemen halkının imanı tereddütsüz kabullerine karşı söylenmiş bir övgü sözü.’ (Ayşe Esra Şahyar, ‘İman Yemenlidir, Hikmet Yemenlidir’ Hadisi Üzerine Din, Şehir ve Medeniyet İlişkisi Bakımından Bir Değerlendirme, Hadis Tetkikleri Dergisi (HTD), X/1, 2012, pp. 32) olmasından başka bir şey değildir. İkrime ve Mukatil dedi ki: Yemen&#8217;den mü&#8217;min ve itaatkar olarak yedi yüz kişi gelmişti. Kimisi ezan okuyor, kimisi Kur’an okuyor, kimisi &#8220;Lâ ilahe illallah&#8221; diyerek tehlil getiriyordu. Peygamber buna çok sevindi (Müslim, I/72; Buhari, IV/1594, 195; Tirmizi, V/726; Müsned, II/252, 267, 380; Ebu Yala, Müsned, IV/384; Taberani, Müsnedu&#8217;ş-Şamiyyin, I/283) ve Nasr Suresi nazil olup, ‘Allah’ın yardımı’ efendimize müjdelenince, Allah&#8217;ın Resulü şöyle buyurdu: &#8220;Allahu ekber! Allah&#8217;ın yardımı ve fetih geldi! Yemen ehli geldi. Kalbi mütehassıs bir kavim. İman, Yemenlidir; fıkıh, Yemenlidir; hikmet, Yemenlidir.&#8221; (Fahruddin Razi, Tefsir-i Kebir Mefatihu’l-Gayb, XXIII/519) diye buyurdu. Özetle, “Hz. Peygamber’in güzel tutum ve davranışlarından dolayı sahabisini takdir edip övdüğü gibi ferdi övgülerin yanında toplu olarak da övdüğü sahabi vardır” (Kadir Demirci, İman da hikmet de yemendedir hadisine dair bir inceleme,  Dini Araştırmalar, Ocak &#8211; Haziran 2011, Cilt : 14 Sayı : 38, s. 119) ve övülen gruplardan biri de Yemen’den gelen bu Müslüman gruptur. Ama Dursun bu sözü almış ve “imanın ticari ve dini bir merkez olan Yemen kaynaklı olduğunu Peygamber de itiraf etmiştir!” şeklinde yorumlayacak kadar uç fikirler ileri sürebilmiştir! İşin ilginci İslam’da hata arayan oryantalistlerin bile aklına bu fikir hiç gelmemiştir! Bu da bizim ateistlere nasip olmuştur! Yerli ateistlerimiz Batılı oryantalistler kadar objektif olamamışlardır: “Çağdaşları Hz. Resul&#8217;de asla ahlaki bir kusur görememişlerdir! Sabırla katlandığı eziyet ve imtihanlara göğüs gerişi sadece onun kendine ve Allah tarafından verilmiş olan ödevine derin imanıyla açıklanabilir.” (M. G. Watt, Hz. Muhammed, s. 246) K. Armstrong, Hz. Ömer&#8217;in Arap  şiirine olan kusursuz  derin bilgisinin altını çizdikten ve &#8220;Şairler dilin kusursuz kullanımı konusunda ona danışırlardı.&#8221; dedikten sonra &#8220;O  öyle bir metne (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetlerine) daha önce hiç rastlamadığından onun olağanüstülüğü karşısında adeta çarpılarak teslim olduğunu&#8221; söylemekte ve Kur’an’ın şiir dahil başka insan kaynaklı sözlere benzemediğinin altını şu sözlerle çizmektedir: &#8220;Kur’an’ın bu tür bir etkisi olmadan İslam’ın 23 yıl gibi kısa bir sürede kök salmış olması olanaksız görünüyor.&#8221; (K. Armstrong, Tanrının Tarihi, s. 196-198) Kur’an, geleneksel geçmişlerinden zorlu bir ayrılmayı olanaklı  kılan güçlü bir duygu darbesi ile insanların uyanmasına neden olmuştur. Dursun gibileri siyasi taktik olarak müşriklerin kullandığı yöntem ve iddialara sahip çıkmaktadır. Bazı kişiler görünüşte Müslüman oluyor, bir müddet sonra İslam&#8217;dan döndüklerini açıklıyorlar ve şöyle diyorlardı: “Ben ne öğretip kendisi için yazdımsa Muhammed yalnızca onu bilir, başka bir şey bilmez.&#8221; Amaçları Müslümanları dinlerinden döndürmek ve onların şevklerini kırmaktı. Ali İmran, 72: “Kitap Ehlinden bir bölümü, dedi ki: İman edenlere inene  gündüzün başlangıcında inanın, bitiminde ise inkar edin. Belki onlar da dönerler.&#8221; İslam tüm insanlığa gönderilen kuralların genel adıdır. (Ali İmran, 84. Bu konu, ‘İslam tüm dinlerin özüdür’ ve ‘Turan Dursun’a cevaplar’ adlı yazılarda ele alınmıştır.) Hz. Muhammed&#8217;in -haşa- şehvet düşkünü biri olduğu iddiaları haçlı seferleri sırasında Batılılarca ortaya atılan  kasıtlı  ve amaçlı bir iddiadır. (Watt, İslam ve Hristiyanlık, s. 21) Yine oryantalist Ronald Victor Courtenay Bodley de bu tür iddiaları yalanlamakta ve kabul etmemektedir. (Bodley, Hz. Muhammed, s. 102) Bunun böyle olmadığını önyargısız Batılı oryantalistler bile görürken yerli ateistlerin bu iddiaya sarılmaları, onların son tahlilde aslında kime hizmet ettiğini göstermesi açısından da dikkate değerdir. Şehvet için evlense idi Hz. Resul pekala zengin, soyu ve güzelliği ile öne çıkmış Mekke ve Medine&#8217;li kızlarla evlenebilirdi. O asla peygamberliği şahsi çıkarı için kullanmamıştır. Mütevazi yaşamı bu iddiaları yalanlamaktadır. Hz. Resulun ev hayatı, dar gelirli ve sıkıntılarla iç içe olan bir yaşamdır. Onun hanımları, ağırlarına da gitse, zor da olsa bu yaşam biçimine katlanıyorlardı. (Ahzab, 28-29) Hz. peygamber ve ailesi özellikle Medine döneminde devlet başkanı olarak krallar gibi saraylarda ve lüks içinde yaşayabilirdi. Fakat o  inancı gereği Medine&#8217;de mescidin bir bölümünde ümmeti ile iç içe ve mütevazı bir yaşamı tercih etmiştir. Bu konularda detay için ‘Oryantalistler ve Hz. Muhammed’ ve ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’ adlı yazılarımıza bakılabilir. Suyuti’nin bazı rivayetlerinden hareketle Kur’an’a yapılan saldırılar da vardır. Ama Ö. R. Doğrul &#8216;un da dediği gibi: “Suyuti hadis konusunda şayanı itimat olmadığında ittifak vardır. Buhari gibi muhaddisler, Suyuti&#8217;yi tekzip ederler.” (Bu konuda detay için, ‘İslam alimlerinin objektifliği’ adlı yazımıza bakılabilir.) Tarih boyunca olduğu gibi bu günde dünyanın her yerinde -Mezhebi farklılıklara rağmen- bütün mushafların aynı olması, Kur’an’ın korunmuşluğunun göstergesidir. Mervan B. Hakem&#8217;in  Hafsa&#8217;nın yanında olan Kur’an nüshasını o ölünce yaktırmasının sebebine gelince, Hz. Osman&#8217;ın çoğalttığı mushaf tek lehçede -Kureyş  lehçesine göre- yazılmıştı. ‘İlk mushaf Kur’an’ı koruma amacıyla yazılmışken, çoğaltma işlemi artık bu aşamayı geçmiş ve lehçede birliği amaçlamaktadır.’ Zaten hafızlar varken Kur’an nasıl değiştirilebilirdi ki? Çoğaltılan Kur’an’lar zaten bu Hafsa&#8217;nın mushafından çoğaltılmıştı. Hz. Hafsa daha sonra da yıllarca bu Kur’anı yanında bulundurmuştur. Bir tek kelime bile değişse -hafızlardan başka- Hz. Hafsa buna itiraz etmez mi idi? Hafsa&#8217;nın yanındaki Kur’an ile çoğaltılan Kur’an’lar uzun yıllar bir arada olmuştur. 18. yüzyılın sonlarında, Münih üniversitesi 42.000 Kur’an nüshası üzerinde 60 yıl süren bir çalışma yapar ve sonuçta tüm  mushafların aynı oldukları sonucuna varır. (M. Hamidullah, Kur’an-ı Kerim tarihi dersi, s. 9) Kur’an’ın değiştirildiğini iddia eden Dursun’un diğer taraftan Tevrat’ın tahrif edilmediğini savunması hangi tarih ve bilimsel gerçeklerle açıklanabilir? “Kur’an’ın  iç düzeni kitapların değil hayatın iç düzenine benzer. İnsan hayatında olduğu gibi Kur’an’da da iman, ibadet ve ahlaki  yaşantılar  bir bütün oluşturacak şekilde baştan sona serpilmiştir. Kur’an edebiyat değil hayattır, hayat tarzıdır. Kur’an insanı hayatın içinde eğitmeyi amaçlar.” (Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, s. 23) Detay için, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve ‘Kur’an’ın aslı yakıldı mı?’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Melek inancı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistlere göre melekler tanrının ortaklarıdır. Rabbin ise kürsüsü, tahtı vardır.</span><br />
<span style="color: #000000;">Nahl 49-50: “Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah&#8217;a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar. Üstlerinden (her an bir azap göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.” Melekler ortak değil memurdurlar. Ama asla Rabbimizin kainatı idare etmesi için bir varlığa ihtiyacı yoktur. Bu sadece Rabbimizin kendi seçtiği bir idare tarzıdır. Yoksa &#8220;Her şey O&#8217;na muhtaç, o kimseye muhtaç değildir!&#8221; (İhlas, 2) Kur’an&#8217;daki arş kelimesi de mecazidir. Yaratılanlar üzerindeki ‘hüküm ve idaresini’ temsil eder. Melek iyiliğin, şeytan kötülüğün temsilcileridirler. Bu konuda, ‘Kur’an&#8217;da hitap tarzları’ ve ‘Kur’an ve mecaz’ ve Turan Dursun’a cevaplar adlı yazıdaki ‘Rahman arşa istiva etti ne demek?’ adı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aydın, ahiret inancının emekçi, dar gelirli ve ezilen kesimin avutulmasına ve uyuşturulmasına hizmet ettiği görüşünü ileri sürerek klasik materyalist tezi tekrarlar. Halbuki ahiret inancının temel fonksiyonu, dünyadaki ahlak imtihanında ve sorumluluk duygusunun kazanılmasında bir basamak teşkil etmektir. Ahirete gerçekten inanan insan, davranışlarını seçerken iyi olanı tercih eder. Kaybolmuş cüzdanın sahibini aramak bilimsel ve rasyonel olmayabilir ama ahlaki ve ahiret inancının pratiğe yansıması acısından önemli bir göstergedir. Yurdumuzda hangi şehire gidilirse gidilsin &#8220;Kayıp cüzdan bulunmuştur&#8221; anonsu hala duyulabilmektedir. Bunu hangi medeni Batı ülkesinde görebiliriz? Ahiret inancı, iddianın aksine direk dünya ile alakalıdır. Yoksa dünyevi sorumlulukların ertelenme nedeni değildir. İsra, 72: “Kim bu dünyada -haksızlık karşısında veya hakkı savunma karşısında- kör ise, O, ahirette de kördür ve yol bakımından daha &#8216;şaşkın bir sapıktır.” Şura, 39: “Müminler haklarına saldırıldığı zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” İslam, dünya hayatını iyi ve ahlaki temelli güzelleştirmek için gönderilmiştir ve ahiret inancı da bu değişimin bir parçasıdır. Kur’an’daki cennet cehennem tasvirleri müteşabih ayetler grubuna girer. Cennet veya cehennemden daha üst bir makam vardır o da Rızaullah’tır! Tevbe, 72: “Allah, mü&#8217;min erkeklere ve mü&#8217;min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah&#8217;tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Allah insan ilişkisinin temeli sevgiye dayanır. Esma’u-l Hüsna’da -99 isimde- iki üç  tane isim (zalimlere karşı) Kahhar-gazap  ifade eder. Geri kalan tümü,  rıza ve muhabbet  anlamı içerir. İslam&#8217;da asıl olan ibadet/ahlak ile dünya ve ahirette mutluluğunu kazanmaktır. İslam ne Yahudilik gibi sadece dünya ve ne de Hristiyanlığın iddiası olan sadece ahiret için çalışmaya dönük bir dindir. İslam ahiret mutluluğunun ancak dünyayı güzelleştirmekle mümkün olacağını kabul eden bir dindir. İslam’da ceza da sadece kötülüğün önlenmesinde bir tedbir olarak kullanılır! Unutulmamalıdır ki, ödül ve ceza evrensel olarak kabul gören bir eğitim ilkesidir. Ama belli bir kesimin bilinçaltı,  cezalandırılma duygusu ile hareket edip sadece gazap ayetlerini görüyorsa, bu o bakış açısına sahip insanların kendi iç dünyaları hakkında da bizlere ipuçları verir. Bu aslında, Allah’ın insanların içine koyduğu vicdanın, ateistleri rahatsız etmesinin bir göstergesinden başka bir şey değildir. Bu kesim neden mükafat; cennet, rızaullah ayetlerini hiç göremezler? Sebep suçluluk psikolojisi midir yoksa  kalplerinin katılaşması mıdır? Bu konu hakkında ayrıca ‘Ahiret, beden, ruh ilişkisi’, ‘Deizm yanılgısı’ ve ‘Allah kalpleri mühürler mi?’ adlı yazılarımızı da tavsiye ederiz. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kader</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kader insanı pasifleştirir mi? Böyle bir şey olsa ilk Müslümanlar üzerinde bu etki neden hiç gözükmemiştir? Bilimin gelişmesi ile insanın sınırsız güç ve iradeye erişebileceği iddiası ne kadar mümkündür? Bilim ilerlemeye mi yıkıma mı neden olmaktadır. Bilim sömürü aracına dönüşmüş müdür? İddiaları ile pratiği ne derece örtüşmektedir? Necm, 39: “Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.” Tur, 21: Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.” Fussilat, 46: “Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir.” Şura, 30: “Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.” Ankebut, 41: “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır.” Nisa, 79: “Sana iyilikten her ne gelirse Allah&#8217;tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahit olarak Allah yeter.” Dünyadaki haksızlıklardan dolayı dini sorumlu tutmak sadece &#8220;hedef saptırmaktır!&#8221; Kur’an&#8217;a göre bütün adaletsizliklerin sebebi, mal biriktirip ihtirasla çoğaltmaya çalışan değersiz insanlardır. Hümeze, 1-3: “O kişinin vay haline ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.” Tekasür 1-2: “Mal, mülk ve servette çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi. Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (ölümünüze) kadar sürdü.&#8221; Bu konularda detay için ‘Kader’, ‘Kötülük/şer Allah&#8217;a izafe edilebilir mi?’ ve ‘Allah&#8217;ın kalpleri mühürler mi?’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Ahlak- hukuk</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist yazarlar, İslam’da kadının cinsel meta olarak görüldüğünü iddia eder. Onlara göre, öbür dünya korkusu ile insanlar sindirilmiştir. İslam’ın köle kavramına bakışı eleştirilir, “Kur’an sadece Arap toplumuna seslenir” derler. Erkeğin kadından üstün kabul edildiği ileri sürer, ‘şeriatın kuralları değişmezdir’ derler. İslam’da hoşgörü ve özgürlüğün olmadığını söyler ve cihadı reddederler. Özel mülkiyeti kabul etmesinden dolayı İslam’ı eleştirirler ve dinsiz de ahlakın olabileceğini iddia ederler. Kısaca onlara göre din karanlık, kötülük ve işkencedir. Sırası ile cevaplara şu başlıklardan ulaşılabilir: ‘Modernizm ve kadın’, ‘Batı medeniyeti’, ‘İslam, kölelik’, ‘ateistlere cevap’, ‘Kader’, ‘İslam’da kadın hakları’, ‘Kur’an’da çelişki yoktur’, İslam fıkhı’, ‘İslam barış dinidir’, ‘İslam savaş hukuku’, ‘dinsiz ahlak olur mu?’, ‘Evrim’, ‘Ateizm yanılgısı’, ‘İdealler ve tarihten pratik realiteler.’ İslam, İnanç, ahlak, ibadet ve hukuk sistemi ile bir bütündür. Önce inanç, sonra ahlak sonra ibadet, hukuk gelir. Mesela, İslam&#8217;ın ilk şartı  kelime-i şehadet, tevhitle alakalıdır. Oruç nefse hakimiyet, zekat ise yardımlaşmayı ve sosyal adaleti amaçlar. Hiç bir emir-yasak diğerinden ayrı veya bağlantısız değildir. Ahiret inancı olmazsa, dünyada ahlak, adalet, erdem gibi soyut kavramlar  adına can, malını feda edenlerin davranışları hangi akli ve bilimsel ölçü ile kazanım hanesine yazılabilir? Zekat, kurban, sadaka ile alın teriyle kazanılan malın bir kısmı ihtiyaç sahiplerine verilirken, yerde bulunan bir cüzdanın sahibi aranırken, ahlaksızlık yapma imkanı varken bile bundan uzak durulurken, fakire yardım, mazlumu destek olunurken, tüm bunlar hangi rasyonel ve bilimsel yaklaşımla temellendirilebilir? Tam aksine,  başkasına faiz ile para vermek rasyoneldir ama ahlaki değildir. Dinsiz ahlak ne derece mümkün olabilir? Böyle bir ahlakın normları evrensel olabilir mi? Mesela günümüzde eşcinsellik artık normal hale getirilmeye çalışılan bir cinsel hastalık türüdür. Bunu kabul eden ahlaklı mı olacaktır? Bu yaygınlaşırsa aile ve toplum, nesil nasıl ayakta kalacak ve insanlık nasıl korunacaktır? Asıl sorun da materyalizmin sınırları içinde insanın ahlaklı kalıp kalamayacağıdır. Maide, 8: “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah&#8217;tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” Nisa, 135: ”Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” Leyl, 19-20: “Onun yanında hiç kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti (borcu) yoktur.  Ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için (verir)”  Ali İmran, 92: “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” İbadetler ilahi bir terbiye metodudur ve ahlakı destekler! Ramazan da topluma hakim olan o  maddi ve manevi havayı hangi materyalist sistem gerçekleştirebilir? Sadaka maddiyata olan eğilimi köreltir, hac ise birlik ve evrensel kardeşlik bilincini aşılar. Allah gruplaşmayı, parçalanmayı sürekli olumsuzlar, kardeşlik seviyesine varan birlikteliği över. Veda hutbesi başta ayetler de bunları hedefler: Ali İmran,103;  Hucurat, 13;  Enam, 159;  Şura, 13; Ali İmran, 105; Tevbe, 7 vd. Ayrıca ‘Dinsiz ahlak olur mu?’ ve ‘Deizm yanılgısı’ adlı yazılara bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukuku</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunun en büyük özelliği esnekliğidir. Detay için “ İslam fıkhı” adlı yazımıza da bakılabilir. Nisa, 58: “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” Bakara, 185: “Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” Maide, 6: “Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.” Ali İmran,  159: “İş konusunda onlarla istişare  et.” Şura, 38: “Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında danışarak yaparlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler.” Şura, 15: “Emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah&#8217;ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum.” En’am, 152: “Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah&#8217;ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.” Bakara, 188: “Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.” Ali İmran, 130: “Ey iman edenler, faizi kat kat arttırılmış olarak yemeyin.” Nisa, 2: “Yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.” Şura, 40: “Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah&#8217;a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” Maide, 1-2: “Ey iman edenler, sözleşmelerinizi yerine getirin  Sizi Mescid-i Haram&#8217;dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah&#8217;tan korkup-sakının.” Fetih, 17: “Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur.” Bakara, 173: “O, size ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” Maide, 3: “Kim &#8216;şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla  karşı karşıya kalırsa&#8217; -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’anda 228 ayet hukuki talimatlara ayrılmıştır. 70&#8217;i  aile, 70&#8217;i  medeni hukuk, 13’ü yargılama, 10’u anayasa, 10’u ekonomi, 25’i uluslararası ilişki, 30’u ceza hukuku. Tüm bunların amacı ise ahlaka dayalı bir toplum düzeni inşa etmektir. Son yüzyılda gerçekleşen cinsel devrimle birlikte Batıda genellikle çıplaklığı, özelde kadınların bedenlerini cinsel cazibe uyandıracak şekilde fütursuzca sergilemeleri bir marifet gibi medeni olmanın ölçüsü haline getirilmiştir! Çıplaklık bir özgürlük  kullanımı mı yoksa  kadının kişiliğini, insanlık onurunu ve kadınlığını tahrip eden, onu sadece erkeğin cinsel arzularına hitap eden bir meta dönüştüren bir tutum mu olduğu, ciddi  şekilde tartışılması gereken bir sorundur.<strong> Detay için, ‘Modernizm ve kadın’, </strong>‘İslam’da kadın hakları’, <strong>‘Batı medeniyeti’ adlı yazılarımıza bakılabilir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam iktisadı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam iktisadı denince öncelikle akla İslami metafizik ve ahlaki değerlerin hakim olduğu bir iktisadi yapı gelmelidir! Bu yapıda; her şeyin asıl sahibi Allah&#8217;tır. İnsanın mülkiyeti sadece &#8220;emanet sahipliğinden&#8221; ibarettir. Mala aşırı tutku aldanıştır. Maide, 17: “Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah&#8217;ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.” Hümeze, 2-4: “Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor. Hayır; andolsun o, &#8216;hutame&#8217;ye atılacaktır.” Haşr, 7: “Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın.” Bakara, 3: “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Kur’an’da mülkün kazanılması ile sabır, şükür, çömertlik, iyilikseverlik, dostluk, dayanışma, huzur  gibi ahlaki değer ile zekat, sadaka, infak, helal kazanç hatta namaz gibi ibadetler arasında  yakın alaka vardır. Tüm bunlardan asıl gaye ise ‘erdemli insan’ yetiştirmektir. İslam zorlama ile yapılan imanı geçerli kabul etmez. Allah yoluna güzel öğüt ve hikmet ile çağırma emredilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nahl, 125: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” İsra, 29: “Ve de ki: &#8220;Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Yunus, 99: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü&#8217;min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” Ğaşiye, 21: “Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.” Bakara, 256: “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.  Şüphesiz, doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah&#8217;a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cihad</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bakara, 190: “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.” Enfal, 61: “Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah&#8217;a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir.” Hac, 39-40: “Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü&#8217;minlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnızca; &#8220;Rabbimiz Allah&#8217;tır&#8221; demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah&#8217;ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah&#8217;ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.” Tevbe, 36: “Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah&#8217;ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.” Nisa, 75-76 : “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: &#8220;Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla&#8221; diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz. İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” Bakara, 192: “Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir.”; Ankebut, 46: “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: &#8220;Bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz O&#8217;na teslim olmuşuz.” Mümtehine, 8-9: “Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.” Batının reformları ve aydınlanma çağı adını verdiği süreç devamlı olarak ateist yazarlarca övülür ve örnek gösterilir. Halbuki Hristiyanlık tecrübesinin İslam ile özdeşleştirilmesi yanlıştır. Çevre kirliliği, ırkçılık, silahlanma, tüketim çılgınlığı, açlık, iki dünya savaşı, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi hususlar hep bu bilim/aydınlanma çağının sonuçlarıdır. İnsanlar tanrısızlık adına birçok kötülükler yapmışlardır. Sadece din adına mı savaşlar yapılmıştır? Bu konuda, “İslam barış dinidir.” ve “İslam savaş hukuku” başlıklı yazılarımız tavsiye ederiz. Modern Batılı araştırmacı Leslie Lipson’un da ifade ettiği gibi, “İslam inançlarında, Hristiyan teolojisinde bulunduğu türden, Tanrı’nın insan biçiminde, bakireden doğma bir oğulun babası olması ve onun yeniden dirilmesi hikayesine, üçlü birlik kavramı gibi doktrinlere, İsa’nın yaşamını ve ölümünü kuşatan mitlere vs. yer verilmez.” Batı felsefesinde insan hakları, tanrıya ve kutsala karşı bir bağlamda ancak gelişebilmiştir. İslam&#8217;da ise tersi bir durum söz konusudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ilhanarsel-turandursun-eaydin-stan-1.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4940" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ilhanarsel-turandursun-eaydin-stan-1.jpeg" alt="ilhanarsel-turandursun-eaydin-stan-1" width="184" height="225" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html">Turan Dursun, İlhan Arsel, Erdoğan Aydın, Server Tanilli’ye Cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/turan-dursun-ilhan-arsel-erdogan-aydin-servel-tanilliye-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
