<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/cevap/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Jun 2025 16:56:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kur&#8217;an ve bilim 2 &#8211; İtirazlara cevaplar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2012 06:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[itiraz]]></category>
		<category><![CDATA[itirazlara cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'da bilimsel hatalar iddiasına cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran ve bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da bilimsel ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da mucize yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[mucizeler yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=1884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Benzer içerikli yazılara, &#8216;Kuran&#8217;da çelişki yoktur&#8217; adlı yazılardan ulaşılabilir. -Yazılarında istifade etmemize izin veren www.bilimveyaratilisagaci.com yöneticisi Hü.Da/ K. Berzan kardeşimize teşekkür ederiz- Kur’an’da bilime aykırı olduğu  iddia  edilen ayetler &#8220;Kainatı yaratan da İslam&#8217;ı gönderen de Allah olduğu için bunlara dair bilgilerin çelişmesi düşünülemez.&#8221; (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 73) Eğer iddia edildiği gibi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html">Kur’an ve bilim 2 – İtirazlara cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Benzer içerikli yazılara, &#8216;Kuran&#8217;da çelişki yoktur&#8217; adlı yazılardan ulaşılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="https://www.bilimveyaratilisagaci.com" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><img decoding="async" class="wp-image-11620  aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilim-ve-yaratilis-3-1.png" alt="" width="315" height="63" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">-Yazılarında istifade etmemize izin veren www.bilimveyaratilisagaci.com yöneticisi Hü.Da/ K. Berzan kardeşimize teşekkür ederiz-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an’da bilime aykırı olduğu  iddia  edilen ayetler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kainatı yaratan da İslam&#8217;ı gönderen de Allah olduğu için bunlara dair bilgilerin çelişmesi düşünülemez.&#8221; (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 73)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Eğer iddia edildiği gibi Kur’an&#8217;da dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği vardıysa onu en iyi anlaması gereken Muhammed neden yüzyıllar önce bu gerçeği ifade etmemiş?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle Efendimizin görevinin iyi anlaşılması gerekmektedir. Peygamberimiz bir dinin, önceliği ahlak olan bir ilahi dinin tebliğcisidir.  O bir fen kitabının açıklayıcısı değildir. Kur’an’da tabii ki ayetleri, ayetleri meydana getiren kelimeleri, hatta kelimeleri oluşturan harfleri ile mucizevi bir ilahi kitaptır. Yukarıda kısaca değindik, örnekler verdik.) Ama Kur’an’ın asıl amacı, bu tür ayetleri araç olarak kullanarak insanların dikkatini ana mesajlarına toplamaktır. Bu ayetlerden amaç, Kur’an’ın Allah tarafından gönderildiğinin okuyucularca anlaşılmasıdır ki, bundan sonra onlardan istenen de kendiler için iyi, güzel, faydalı olan emirlerin pratik hayata aktarılmasın sağlanmasıdır. Yani ‘Kur’an’da bilimsel ayetler vardır ama bunlar amaç değil, araçtır.’ Efendimiz kendi döneminde gerek çeşitli mucizeler göstererek gerekse ilahi mesajın içeriği ile insanların dikkatlerini üzerine toplamış ve sonra da ahlak temelli bir adalet toplumu meydana getirmiştir. Peygamberimizin en büyük mucizesi olan Kur’an, mesajlarına insanların dikkatlerini çekmek için çeşitli vasıtalar kullanmaktadır. Bunlardan birini de bilimsel gelişmeler oluşturmaktadır. Kur’an öyle bir içerikle gönderilmiştir ki, ister Müslüman ister gayrimüslim kaynaklı olsun bilim ilerledikçe kendini yeniden düzenleyecek, toplumun dikkatlerini üzerine toplayacak ayet, kelime, harfler ile donatılmıştır. Metinleri asla değişmeden ama mesajları güncellenebilecek bir içerikle gönderilmiştir. Kur’an tarihi süreç içinde insanların dikkatlerini üzerine çekecek (ekonomiden sosyal hayata, iman esaslarından ahlaki emirlerine dek) her türlü donanıma sahiptir. İlk indiği dönemde ise, Araplar şiir ve edebiyat alanında çok gelişmişlerdi. Halkın içinde şairler ve Arap dilini çok iyi kullanan fasih (iyi söz söyleme kabiliyeti olan) ve beliğ (düzgün ve sanatlı olarak mesajını anlatan) edipler vardı. Edebiyat ve belagata verdikleri önemden dolayı “Muallakat-ı Seba” (Yedi Askı) adıyla, yedi şairin yedi kasidesini altın harflerle yazıp Kâbe’nin duvarına asarlardı. (DİA, muallakat maddesi; Mehmed Kileci, Risale-i Nur’da Kur’an Mucizesi, s. 60) Bedevi denen köylüler dahi, şehirdeki şairler derecesinde şiirler söyler ve hutbeler verirlerdi. Vezinli vezinsiz söyledikleri şiir ve hutbelerle insanları etki altına alırlardı. (Ahmet Cevdet Paşa, Peygamber Efendimiz, s. 55-56) Öyle bir toplumda Kur’an, “Yoksa: “Bunu kendisi yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi çağırın.” (Yunus, 38) diyerek o dönemdeki insanların en çok önem verdikleri ve toplumda yaygın saygınlık nedeni olan ‘edebi yönü’ ile insanların dikkatini üzerine toplamıştır. Hatta bu konuda ünlü İslam düşmanlarında şair Nadr b. el-Haris bile, “Ey Kureyş topluluğu, yemin ederim ki bugüne kadar başınıza gelmeyen bir işle karşılaştınız. Muhammed (sav), aranızda küçük bir çocukken dahi en çok sevdiğiniz, en doğru konuşanınız ve emanete en çok riayet edeninizdi. Saçlarına ak düşüp de (Allah’ın) Kitabı’nı getirdiğinde kalkıp sihirbaz dediniz. Yemin ederim ki o sihirbaz değildir. Biz çok sihirbazlar gördük. Onların düğümlere nasıl üflediğini de gördük. Sonra kahin dediniz. Yemin ederim ki kahin de değildir. Nice kahinler gördük, durumlarına vakıf olup konuşmalarını dinledik. Onun için şair dediniz. Yemin ederim ki şair de değildi. Nice şiirler ezberledik, şiirin hezecini, recezini özetle her türlüsünü de gördük. Mecnun dediniz. Yemin ederim ki o mecnun da değildir. Onda hiç baygınlık, saçmalama ve cinnet alameti var mı? Ey Kureyş topluluğu, bunu iyi düşünün ve öyle karar verin.” (İmam Suyuti, Hasaisü’l-Kübra, s. 286) diyerek acizliğini itiraf etmek zorunda kalmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-1892" title="alaksuresi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/alaksuresi-1.jpg" alt="" width="268" height="156" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1893" title="alak-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/alak-1.jpg" alt="" width="117" height="140" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kur’an’da bilime aykırı olduğu  iddia  edilen ayetler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Günümüzde ise, bilimde meydana gelen gelişmelere paralel olarak ilmi yönünü ön plana çıkaran Kur’an, insanların ihtiyaç duydukları anda -bilimsel  gelişmelerin açığa çıkarması ile- gün yüzüne çıkan ayetleriyle yine insanların dikkatlerini kendi üzerinde toplamaya devam etmektedir. Örneğin Alak suresine ismini de veren ‘alak’ kelimesini ele alalım: “Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir ‘alak’tan yarattı. (Alak, 1-2) Alak kelimesini sözlükte 4 temel anlamı vardır. (Cevheri, es-Sihah; İbn Faris, Mucemul-’Lüğa;  İbn Manzur, Lisanu’l-Arab; el-Firuzabadi, el-Kamusu’l-Muhit; ez-Zebidi, Tacu’l-Arus, Alak maddesi) Eskiden alak kelimesi, anlamlardan biri olan &#8220;kan pıhtısı&#8221; ile  tercüme edilirken yani ayet “Allah insanı kan pıhtısında yaratmıştır.” şeklinde tercüme edilirken, anne rahmine ‘yapışıp sarkan’ ve elektronik mikroskoplarda ‘sülük’ benzeri şekil alan canlıya tıpta  ‘Zigot/Embriyo’ adı verildiği tespit edilmiş,  İslam âlimleri de alak kelimesinde var olan bu iki temel anlamını göz önünde bulundurup son yıllarda alak kelimesini zigot/embriyo diye tercüme etmeye başlamışlardır. &#8220;Alak&#8221; kelimesinin Arapçadaki anlamı, &#8220;Bir yere asılıp tutunan şey&#8221; demek iken ve ayrıca bu kelime asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen sülükler için de Araplar tarafından kullanılırken (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri; İbn Hacer, Fethu’l-Bari, XI/482) ve aynı kökten gelen “milak’ da: ‘Sucunun, kovalarını astığı, iki ucuna ip bağlı su taşıma ağacı’ anlamında iken, bu tür bir çevirinin hiç de ‘zorlama’ olmadığı gayet rahatlıkla anlaşılabilmektedir. İstese Allah (cc) ‘alak’ kelimesi yerine mesele ‘demun’ (kan) kelimesi ile ayeti gönderebilirdi. Ayet, “Halakal insane min demin” şeklinde inse, ayetin çevirisinde embriyo anlamı asla çıkmazdı. Ama kelimenin kökeninde bu anlamlar vardır ve tıp ile paralellik içerirken, birileri itiraz edecek diye ayetin -dikkat ayet değil- ‘çevirisinde’ düzenleme yapılması ancak önyargılı insanları rahatsız edecek bir durum olabilir ki, bu da bizim sorunumuz değildir! Alak’ın 4. anlamı olan &#8220;sevgi ve aşk&#8221; anlamını da ayrı bir edebi güzellik içermektedir: “Allah insanı sevgiden/aşktan yarattı!” Kanada’nın Toronto Üniversitesi’nde anatomi profesörü olan Keith Moore: “Kur’an’ın insanın gelişimi üzerine söylediklerinin 7. yüzyılda söylenmesine imkan yoktur. Hatta bundan bir asır önce bile bu bilgiler tam bilinmiyordu. Bu ayetleri ancak şu anda hakkıyla anlıyoruz, çünkü modern embriyolojinin gelişimi bu ayetleri anlamamıza olanak tanımıştır.” demektedir. (Moore, K. L; The Developing Human-Clinically Oriented Embryology, 3.rd Ed. Philadel-phia, W. B Saunders Co, 1982; Mustafa Nutku, Yeni Asya, 25-26 Mayıs 2016) Peki, Peygamberimizin bunlardan haberi var mı idi? Birçok hadis bu sorunun cevabının ‘evet’ olduğunu bizlere göstermektedir. Zaten Efendimizin “Benim bildiğimi bilse idiniz.” (Tirmizi, Zühd 9, (2313); İbnu Mace, Zühd 19,4190) şeklinde başlayan hadisinin bir boyutunun da bu anlamda olduğunu düşünüyoruz. Yine bir sahabenin, “Bana peygamberimizin anlattıklarını size aktarsam bana deli derdiniz.” şeklindeki rivayet, ayrıca ‘cinler’ konusunda ele aldığımız cin ve mikrop arasındaki irtibat bu konudaki iddialarımızı güçlendirmektedir. Peki Efendimiz zamanında bunlardan açıkça bahsetse idi, zaten kendisine “cinlenmiş, büyülenmiş” diye ithamda bulunanların eline koz vermiş olmaz mı idi? “Biz peygamberler topluluğu, daima insanların seviyelerine inmek ve onların anlayabilecekleri şekilde konuşmakla emrolunduk.&#8221; (Zebidi, İthaf&#8217;u Sade, II/65) prensibini ashabına kabul ettiren Efendimiz yine “İnsanlara akılları seviyesine göre konuşun.” (Ebu Davud, Edeb, 20; Münavi, Feyzü&#8217;l-Kadir, III/75) diye buyurmuş ve zamanı gelmeden bazı şeyleri açıkça açıklamamıştır! Konuya dönelim, dünyanın döndüğünü Galileo’dan altı yüz sene önce söyleyen İslam âlimlerine (Yukarıda açıkladık ve ayrıca ‘Müslüman bilim öncüleri’ adlı yazılarımıza da bakılabilir) yol gösteren, Kur’an günümüzde de tüm insanlığın ilgisini üzerine çekmekte ve bu nedenle de akademisyeninden din adamına dünyada birçok insanın Müslüman olmasına neden olmaktadır. (‘İslam’ın Dünyada Yayılışı’ adlı yazımıza bakılabilir. Detay ve resimler sitemizdedir!)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Muhammed, yıldızların mesafelerini</strong><strong> tam olarak tayin edemediği için onların boyutlarını da bilememektedir ve muhtemelen onların aydan daha küçük olduğunu zannederek, onları birer kandile benzetmiştir. ve bu kandiller dediği yıldızlar, dünyaya en yakın olan gökte kurulmuştur.. Mülk, 5: &#8220;Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.&#8221;; Saffat, 6: &#8220;Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.&#8221;</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle belirtelim ki ayetlerde necm: yıldız kelimesi geçmez. Birinci ayette “Kevakib” ve ikincide ise aynen “ziynet olan Kevakib” kelimeleri geçer. Geçelim cevabımıza: Görünür evrenin 46 milyar ışık yıllık bir yarıçapa sahip olduğu tahmin edilmektedir. (bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/evrenin-buyuklugu-ne-kadardir) Evrendeki yıldızlardan sadece bir tanesi de güneşimizdir. Gökadaların küçük bir bölümü hariç bilgi sahibi olmadığımız gibi bu evrenin devamlı genişlemekte olduğunu da hesaplayınca (Zariyat, 47;<strong> </strong>S. Waqar Ahmed Husaini, The Quran for Astronomy and Earth Exploration from Space, s. 103-108 ) asıl sormamız gereken sorunun şu olduğu kesinlik kazanmaktadır: Siz kainatın ne kadarına vakıfsınız, ne kadarı hakkında bilgi sahibi oldunuz ki, tamamını kavramış gibi evren hakkındaki ayetleri, bırakın yorumlamayı bir de eleştirmeye kalkışabiliyorsunuz? “Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) Araştırma Direktörü Joachim Minch, “Evrendeki maddelerin yüzde 5’i bilinirken, yüzde 95’i hâlâ ‘karadelik’, bilinmiyor” demektedir.” (Sözcü, 09 Haziran 2023) &#8220;Evrenin sadece yüzde 5&#8217;ini biliyoruz. Dünyaca ünlü astro-fizikçi, ‘Kara Enerji’nin kaşifi Alex Flippenko ‘karanlık enerji’nin şu anda fiziğin en gizemli kavramı olduğunu söyledi.&#8221; (CNN Türk, 8.5.2013) ERN&#8217;de görev yapan Kozmolog Julien Lesgourges: &#8220;Şu anda evrenin yüzde 68’inin ‘karanlık’ maddeden oluştuğunu biliyoruz. Bu gizemlerle dolu madde, evrenin giderek büyümesine yol açıyor. Gözlemleyebildiğimiz karanlık madde oranı ise yüzde 27. Yani galaksideki yıldız ve gezegenlerin hareketlerine etki eden bölge burası. Ayrıca evrenin geri kalan yüzde beşlik kısmı da bildiğimiz elementlerden oluşuyor.&#8221; (Euro News, 30/09/2020) “Işığın Evren içerisinde ilk defa var olduğu andan, bize ulaşana kadar geçebilecek süre, en güncel analizlere göre 13.82 milyar yıldır. Dolayısıyla, gözümüz kusursuz ve sonsuz güçte bir teleskop olsaydı, Dünya’nın herhangi bir noktasından, Evren içerisinde herhangi bir yöne baktığınızda en fazla, ışığın 13.82 milyar yılda kat edebileceği mesafeden gelen ışıkları görebilirdik. Ötesi? Sonsuz ‘karanlık.’ Bu durumda Evren, yalnızca 13.82 milyar ışık yılı yarıçapında bir küreden mi ibaret? Hayır! Bu, ‘gözlenebilir’ olan Evren’in yarıçapı.” (bilimkurgukulubu.com/genel/bilim-teknoloji/gozlenebilir-gozlenemeyen-evrenin-toplam-buyuklugu-ne-kadar) Bu olayın bilimsel yönü. Peki, bir de konunun edebi yönü vardır. Evet,  ayette sanatsal bir anlatımla gökyüzünün insana huzur ve sonsuzluk hissi veren &#8216;süslerle&#8217; donatıldığına dikkat çekilmektedir. Ayette asıl altı çizilmesi gerekende,  ‘mesabih ve kevakib’ ile donatılan dünyamızın etrafındaki bu &#8216;süslerin&#8217;, Arapça’da &#8216;gökteki yıldız&#8217; anlamına gelen ‘necm’ kelimesi ile ifade ‘edilmemesidir.’ Burada dikkat çekilen &#8216;yıldız&#8217; değil, &#8216;zinet, süs&#8217; ile dolu olan gökyüzüdür! Çünkü gerek ‘mesabih’ ve gerekse ‘kevakib’ olarak bu kelimelerin geçtiği üç ayette de ortak olan kelime, &#8216;zeyyene, zeyyenna&#8217; yani &#8216;süslemek&#8217; kelimesidir! Zaten Türkçeye de ‘zinet/süs’ kelimesi bu kelimeden geçmiştir. Yoksa güneş de, 149.597.870.700 metre uzakta olmasına rağmen, o da dünya semasını süslemektedir! Bu ayetler, benzetme sanatıyla, &#8216;gökyüzünün kandillerle süslenmiş güzel yaratılışına&#8217; dikkat çekmektedir. (Tahir Taşdelen, Mülk sûresi’nin edebî tahlili ve türkçe Kur’an mealine yansıması, Yüksek Lisans Tezi, s. 101) Necm (gökteki yıldız) değil de (misbah yani Arapça, ‘lamba’ kelimesinin çoğulu olan) mesabih ve ‘ziynet/süs için kullanılan kevakib’ kelimelerinin bize bakan yönü, insanoğlunun gördüğü en güzel, en huzur verici manzaralardan birini oluşturması, dünyamızın göğünün bomboş bırakılmayıp, güneş, ay, yıldızlarla süslenmesi gerçeğinin edebi bir dille ifade edilmesidir. &#8220;Yeryüzü ziynetini takınıp süslendiği zaman&#8221; (Yunus, 24)  ayetindeki terkipte de yeryüzünün ziynet takmasından söz edilmektedir. Halbuki ziyneti/süsü insanlar, takar. Öyleyse buradaki terkipten yeryüzünün yeşermesi kastedilmektedir. Evet oryantalistler ve ateist arkadaşlar bu ayeti gözden kaçırmışlar! Yoksa buradan hareketle ‘ağaç kültü’ iddialarına bir delil (!) bile bulmuş olabilirlerdi! (Bilgi için, ‘Ay kültü: Sin’ başlıklı yazımıza bakılabilir.) &#8220;Bütün genişliğine rağmen yeryüzü başınıza dar gelmişti.&#8221; (Tevbe, 25) ayetinin terkibinden maksat da, yeryüzünün daralması değil, kalplerin neşesini kaybedip kederle dolmasıdır. &#8220;Onların ticareti kazanmadı.&#8221; (Bakara, 16) ayetindeki &#8220;kazanç&#8221; ve &#8220;ticaret&#8221; kelimeleri de mecazdır. &#8220;Onun anası haviyedir.&#8221; (Karia, 9) ayetteki &#8220;haviye/cehennem&#8221;in ‘ana’ olarak takdim edilmesi de ayrıca mecazdır. Ana çocuğuna sığınak olduğu gibi cehennemde kafire sığınak gibi gösterilmiştir. Örnekler çoğaltılabilir. Ateist arkadaşlar hem yıldız kelimesinin Arapçasını bilmeyip hem de mecaz sanatı hakkında bilgi sahibi olmayınca, Efendimizi rahatlıkla Kur’an’ın yazarı (!) ilan edebilmektedirler. (Bu konularda, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve “Kur’an ve mecaz” adlı yazılara da bakılabilir.) &#8220;O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır.&#8221; (Mülk, 3) &#8220;Dünyamıza en yakın semanın&#8221; ötesinde, altı sema daha vardır ki, onların özellikleri henüz bilinmemekte ve teknik imkanlarla tespit edilememektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>41-fussilet 12:</strong><strong> Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. işte bu, azîz, alîm Allah&#8217;ın takdiridir. Burada da anlatımlar oldukça karışıktır. Mülk 3 de, yedi göğün birbirleri ile belli bir uyum içinde olduğunu söylemektedir.</strong> <strong>Bir bozukluk olup olmadığının anlaşılması bu yedi göğün görülmesi ile mümkün olabileceğine göre, ayet içindeki soruda biz yedi göğün insan gözü ile görülebildiğini anlarız. Aynı şekilde Nuh 15&#8217;de, benzer ifade vardır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yedi gök birbiri ile ‘ahenk içindedir’ ama sen ey insanoğlu, ‘sen görebildiğinden mesulsün’ onlara bak ve ahengi gör. O gördüğünde ahengi bozan, düzensiz bir şey var mı? Zaten yedi gök birbiri ile ahenk içinde olmasa, bize yansıyan birinci semadaki bizler gök taslarından kuyruklu yıldızlara dek çeşitli vesilelerle bozulan dengeyi hemen hissetmez miydik?! ‘Yedi gök’ün görülmesi konusuna gelince, önce şunu ifade edelim. Birazcık tefsir ilmi okuyan herkes, Kur’an ayetlerinde geçen “görmek fiilinin ‘bilmek’ anlamında” olduğunu ve bunu bu anlamda Kur’an’da ‘birçok yerde’ kullanıldığını bilirdi. Mesela Fil suresinde, “Ey Muhammed! Sen fil ashabına olanları görmedin mi?” (Fil, 1) buyurulmaktadır. Oysa ‘Fil Olayı’ olduğunda Efendimiz daha doğmamıştır bile! Ama daha sonra duymuş ve bilgi sahibi olmuştu! O dönemde de Mekke’li müşrikler bile biliyordu ki, Efendimiz o zaman doğmamıştı ama “Bakın! Kur’an’da hata var!” diye kimse itirazda bulunmamıştı. Çünkü oradaki ‘görmedin mi?’ fiilinin “görmüş gibi kesin bir bilgi ile bilmedin mi?” anlamında kullanıldığını (Prof. C. Karadaş, kafama Takılanlar 3, s. 115) herkes anlamıştı! Ayetteki, ‘Görmedin mi?’den maksat da, ‘araştırıp öğrenmek, bilgi sahibi olmaktır!’ Yani, ‘Ey insanoğlu! Araştır, ulaşabildiğin, görebildiğin yere kadar bak, bir bozukluk asla göremezsin’ demektedir ayet. Aslında uzayın örnek gösterilmesi gerçekten ilginçtir. İnsanın değersizliği, hiçliği, evrenin muhteşem uyum/ahenk içindeki deveranı, gözleri kör olanlar dışında herkesi Allah’a ve Onun yüce ilmine/kudretine/gücüne secde etmeye yöneltmektedir. &#8220;Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar.&#8221; (Fatır, 28) ayeti de bu gerçeği ifade eder. Ayrıca ‘bakmakla görmek’ aynı şey değildir. Allah (cc) bu ayetlerde ‘nzr’ (bakmak) fiilinden türeyen kelimeyi kullanmıyor, ‘rea’ fiilinden türeyen “Mâ Terâ: ‘göremezsin” (Mülk, 3; Fil, 1 ve Nuh, 15’te hep aynı fiil geçmektedir.) fiilini kullanıyor. “İşte gözünü çevirip-gezdir, herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?” Bu ayet uyum/dengeye dikkat çekmekte, insanları araştırma ve incelemeye teşvik etmektedir. Mesela bir polis amiri emrindeki polise “etrafa bak!” dese ne anlarsınız? Çevreyi, tabiatı, göğü ‘seyret’ anlamı kimse çıkarmaz herhalde bu emirden. Sadece ‘insancıl ilke’ değil, evrendeki en küçük bağlantı/ilişki bile dünyadaki uyum ve düzeni etkilemektedir. “Son yapılan bir araştırmaya göre, bir gezegende hayat olabilmesi için yıldız sistemindeki asteroit kuşağının dahi belli bir kütlede ve belli bir konumda olması gerekiyor. Araştırmaya göre sadece asteroit kuşağının yeri ve konumu değil, aynı zamanda kuşağın hemen dışında da Jüpiter büyüklüğünde bir gezegenin bulunması gerekmektedir.” (Timetürk, 04.11.2012) Yani görmesini bilene evrendeki her gördüğü denge ve uyumu gösterecektir. Denizdeki bir damlanın tüm deniz hakkında bir bilgi vermesi gibi. Ama ne yazık ki bazıların “gözleri vardır ama onlarla göremezler.” (A’raf, 179)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bakara 258: İbrahim nemruta &#8220;Allah güneşi doğudan getirtir. Hadi sen de batıdan getir bakalım&#8221; deyince kafir olan nemrut tutulup kalmıştı. Yorum 1- bi kere güneş doğudan gelmez. Dünya doğudan batıya döner. İkisi de aynı şey diyeceksiniz, o zaman daha düzgün bir şekilde neden &#8220;Allah dünyayı doğudan batıya döndürür&#8221; dememiş.  Cevap: Çünkü o zamanlarda ve daha öncelerde dünya sabit, güneş ve diğer yıldızlar onun çevresinde dönüyor sanılıyordu. Muhammed de böyle biliyordu tabiki</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah (cc) “yeryüzünü döşedik” (Naziat, 30) buyurmaktadır. Döşemek anlamında kullanılan ‘deha’ kelimesi, &#8220;dahv&#8221; kökünden türemiştir. Dahv kelimesinden türeyen ‘çocukların topu yerdeki bir çukura düşürmeleri, taş atıp çukura düşürme yarışları, cevizle oynanan oyun, devekuşunun yuva yapması, yatacağı yerdeki taşları temizlemesi, yumurtladığı yer ve yumurtası’ için hep dahv fiili kullanılır. Ayet bir kelime ile bize, ‘döşenen yerin nasıl bir yer olduğunu da’ edebi bir tarzta ifade eder. Yani ayet döşenen yerin şeklini bize zaten haber vermektedir! Gelelim ayete. Ayette açıkça Nemrut’un mesajı aldığı ve onun ilahlığının geçersizliğinin ispat edildiği bizlere haber verilmektedir. Ayrıca sorsanız sanki ateist arkadaş hiç “güneş doğudan doğar” türü cümle kullanmamıştır! Bir de sormaktadır, ‘neden &#8220;Allah dünyayı doğudan batıya döndürür&#8221; dememiş’ diye! Halbuki Yüce Yaradan zaten birçok ayette evrendeki düzenli işleyişe işaret ederek bunu amaçlamakta değil midir? Astronomiden doğa olaylarındaki düzene dek birçok ayetten amaç, yaratılandan yaratana ulaşılması değil midir? Yine bu ayet ‘Fil Suresi’ gibi ‘Elem tera’ şeklinde başlar. “Allah’ın kendisine verdiği iktidara dayanarak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi?” buyrulurken yine araştırmaya teşvik ile, ‘görmüş gibi bil’memiz istendiğini bu ateist arkadaş neden anlamak istememektedir acaba?! Ayette zaten, ‘Allah getirir’ denirken, o güneşin bağlı olduğu tabiat kurallarına (sünnetullaha) işaret edildiği ve Nemrut’un da bu kurallara aykırı hareket edemeyeceği anlatılmakta değil midir?!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peki, Kur’an’a göre dünyanın şekli ve gezegenler ne durumdadır? Bu konularda yukarıdaki ‘<strong>Kur’an&#8217;a göre yeryüzü düz müdür?’ ve ‘</strong>Gök mü yer mi önce yaratıldı?<strong>’ sorularına ve aşağıda, ‘</strong>Yasin 40<strong>’ diye başlayan soruya verdiğimiz cevaplar  ile, &#8220;İslami bilim, felsefe ve Batıya etkisi&#8221;, &#8220;Müslüman bilim öncüleri&#8221; adlı yazıların yeterli olur kanaatindeyiz. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Yorum 2- nemrut da salakmış yani, şöyle diyememiş mi &#8220;Hayır canım, onu doğudan getiren benim, hadi senin tanrın batıdan getirsin&#8221; bakalım kim tutulup kalıyordu o zaman.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tutulup kalan, bu müthiş (!) fikri ortaya atan olurdu tabii ki. Nemrut: ‘Ben tek ilahım’ demiyor ki! ‘Bir ilahta benim, en büyük ilah benim’ (Naziat, 24) diyor.  ‘Tanrınız şunu yapıyorsa ben bunu yapıyorum’ diyor. Hem Nemrut, ‘bazıları’nın iddia ettiği kadar da ‘salak’ değilmiş ki, öyle bir iddiada bulunsa, “Sen doğmadan önce de yine doğudan doğuyordu, demek seninle ilgisi yok!” cevabını alacağını tahmin edebilmiş, ne dersiniz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>En’am 60: Geceleyin sizi uyutan Allah’tır.  Cevap: Yooo, ben uykum gelince uyurum valla. Bu arada, kutuplarda yaşayanlar ise 6 ay boyunca gündüzleri uyurlar.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist arkadaş sanki tüm ömrünü gündüzleri uyuyarak geçirir gibi, istisna yaptığı bir olayı genelleştirmektedir. Halbuki Kur’an genel kuralları verir. İnsanın uyuma ihtiyacı hissetmesi, geceleri genellikle tüm insanların uyuması, uyuyamayan insanların durumunun bir hastalık (Insomnia) olarak kabul edilmesi iddiamızı zaten ispatlamaktadır. Allah (cc) insan metabolizmasını uykuya ihtiyaç duyacak şekilde yaratmıştır. “İşte 133 bin kişi ile yapılan araştırmanın sonuçları. Yeterli uyumamanın, kan basıncı, yüksek kan şekeri, bel çevresinde aşırı yağlanma ve yüksek kolesterol gibi belirtileri gösteren &#8220;metabolik sendrom&#8221; riskini artırdığı tespit edildi.” (Sözcü, 13 Haziran 2018) Uyku, Allah’ın insanlara bahşettiği nimetlerden biridir. O sayede vücut dinlenir, şarj olur. Uyku, biyolojik kadar psikolojik de bir ihtiyaçtır. Ama uyku sorunu çeken insanların mantık dışı soru sorma ihtimalleri her zaman görülebilen doğal bir rahatsızlıktır! Gündüzleri uyuyan ateistlere ise bir hatırlatma yapalım. Uykunun da ideal zamanı vardır: “En verimli uyku saatleri bilimsel araştırmalar ile 23:00 ve 03:00 arası olarak tespit edilmiştir.” (Hürriyet, 28.07.2022. Detay için ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakabilirler.)  Bu zaman aralığı galiba ‘geceye’ tekabül ediyor! Kutuplar örneği de epey komik kaçtı. Kutuptakilerde, normal insanlar gibi günlük uykularını alırlar! Bazı ateist arkadaşlar da ayrıca ‘Kaylule/siesta’ konusuna hiç girmesinler bence çünkü o zaten sünnettir. (İbn Mace, Savm, 22; Buhari, Hacc, 129; Şiruye b. Şehredâr ed-Deylemi, el-Firdevs bi-meʾs̱ûri’l-hitab, IV/266; İbn Mace, “Sıyam”, 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hud 7: Gökleri ve yeri 6 günde yarattı. Bundan evvel arş (gök) su üstünde idi. cevap: bu Kur’andan bilim fışkırıyor bilim.</strong><strong> Su üzerinde olan bir gök.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayette gök değil ‘arş’ın su üzerinde durduğu ifade edilmektedir. Ayette hem arş hem gök (semavat) kelimeleri ayrı ayrı geçer! Arş kelimesi, “izzet, sultan, memleket ve mülk” anlamlarına gelir. (İbn Manzur, Lisanu&#8217;l-Arab, VI/313-314; Fimzabadi, Kamus, II/1096; el-Isfehani, Ragıb, Müfredatü Elfazi&#8217;l-Kur’an, 558; en-Nesefi, Ebul Muin, Tabsıratü&#8217;l-EdiIIe fî Usulu&#8217;d-Din, I/241) Kur’an’daki aynı konudaki ayetleri bir arada değerlendirme kuralından habersiz, ayetleri ortamından koparıp bilgiçlik taslayan zihniyet, Kur’an’da değilse de kendi bakış açılarında daima çelişkilerle karşılaşacaklardır ve bu eserde de bol miktarda bunu örnekleri görülmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Enbiya Suresi 30. ayette yüce Yaradan, “İnkar edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” buyurmaktadır. Bu iki ayeti bir arada değerlendirdiğimizde Yüce Yaradan bu ayetlerle “arşını yani yönetimini su üstüne kurduğu yani su merkezli bir hayat kurup yönettiğini” bizlere haber vermektedir. Suyun ve bileşenlerinin evrenin yaratılışından hayatın devamındaki önemine dek yerini ayrıca açıklamaya gerek yok zannederiz. Evrenin 6 günde yaratılışı meselesi yukarıda ‘Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır?’ sorusuna verilen cevapta ele alınmıştır. Gelelim Kur’an’dan ‘fışkıran’ bilime: “Sonra Allah ‘duman halindeki’ göğe yöneldi” (Fussılat, 11 ve ayrıca Enbiya, 30) “Bilim adamları başlangıçta sıcak bir ‘gaz kütlesinin’ yoğunlaştığını, daha sonra bu kütlenin parçalara ‘ayrılarak’ galaktik maddeleri, daha sonra yıldızları ve gezegenleri oluşturduklarını ifade etmektedir.”  (Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur&#8217;an, Crescent Publishing House, s. 53)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Rad 2: Gökleri gördüğünüz şekilde direksiz kaldıran Allah’tır. Yorum: günlük hayatta hiçbir şeyin havada duramayacağını biliriz. Akıllarında bir soru işareti var. Muhammed de bu soru işaretini &#8220;onları öyle tutan Allahtır &#8221; diyerek yanıtlıyor. e tabi biz bugün biliyoruz ki, bunların orada durması için altlarında bir direk olmasına gerek yok, çünkü bulundukları yerde dünyanın onlara uyguladığı çekim düşük, dolayısıyla onlar dünyaya düşmüyorlar. ki zaten dünyaya düşebilecek bir tek ay var. düşse düşse dünya güneşin veya diğer yıldızların üstüne düşer (düşemeden erir gider ya o ayrı konu). göğün dünyaya düşmesi diye bir şey zaten söz konusu değil.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist arkadaş Allah’ın evrene koyduğu kuralları sıralıyor, denge ve ince ayarlardan bahsediyor ve ‘bunları yapan Allah’tır’ noktasına geliyor ama itirafa sıra gelince orada işi yapan olarak kuralları koyanı değil, kuralları gösteriyor, aracı amaç haline getiriyor. İradesiz ve akılsız olan yaratılanlara yaratan özelliği izafe ediyor ki, ateist bakış açısından bunu çok sık görmekteyiz. “Boşluklar Tanrısı” merkezli ithamlara cevap ve bu konudaki benzer örneklere “Ateizm Yanılgısı” adlı yazılarımızdan ulaşabilirsiniz! Konumuza dönersek, ayette o bunun üstüne düşer diye bir şey yok. Aksine düşmeden koruyan evrendeki yasalara (Hac, 65) işaret vardır. Ayrıca ateist kendi ağzı ile yakalanmaktadır: “Düşse düşse dünya güneşin veya diğer yıldızların üstüne düşer, düşemeden erir gider.” diyor. Zaten Kur’an’da da ‘kıyamet günü’ dağların erimesinden şöyle bahsedilmektedir. Müzzemmil, 14: “O kıyamet günü yeryüzü ve dağlar sarsılacak, bütün dağlar erimiş bir kum yığını olacaktır.”  (İlgili ayet, Elmalılı H. Yazır, M. İslamoğlu, M. Okuyan, Ali Fikri Yavuz, Y. N. Öztürk mealleri) Kıyamet anı ile ilgili bilim ne diyor? “Muhakkak ki, nükleer denge belli bir süre sonra değişecek, Güneş’in çekirdeği helyumu kullanmaya başlayacak, sıcaklık artacak, Merkür ve Venüs eriyip boşluğa akacaklar. Yeryüzündeki okyanuslar, buharlaşacak ve okyanuslarla birlikte kayalarda gidecektir. Bir gün bu olaylar gerçekleşecektir. Birkaç saat içinde Dünya’mızın bugünkü hacmi kadar küçülecek ve en son helyum yakılınca da bir yanmış kömür artığı halini alacaktır. Bu son, hiç bir şekilde, en gelişmiş bilgilerle bile değiştirilemeyecektir.” (Bilim ve Teknik dergisi, Ocak 77, sayı 110, s. 45) Şimdi de Kıyametten bahseden ayetlere bakalım: “Denizler kaynadığı zaman.” (İnfitar, 3) “Gök yarılıp da, gül gibi kızardığı, yağ gibi eridiği zaman.” (Rahman, 37) “O gün, gök, erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış pamuğa döner.” (Mearic, 9) Bu kadar bilimsel ayet ateistlerde bir etki yapar mı? Konu, niyet, istek, irade, dolayısı ile hidayeti isteyip istememekle alakalı. “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Rad 2: Gökleri gördüğünüz şekilde direksiz kaldıran Allah’tır.  Hac 65: Yerin üstüne düşmemesi için göğü o (Allah) tutar. Meğerki kıyamette onun izniyle düşmüş olsun.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’ın indiği dönemde, göğün dağların üzerinde durduğu düşüncesi hakim olan görüş idi. Kur’an  bu  düşünceyi bu ayetle yıkmıştır. Dolayısı ile bilime aykırı değil, bilimsel bir ifadedir bu ayet. Allah azze ve celle bu ayetlerle bizlerin ‘evrensel yasalara’ dikkatini çekmekte ve buradan hareketle de yasaları koyan ve uygulatana ulaşmamızı istemektedir: Yerçekimi kuvveti sayesinde atmosfer uzaya yayılmaz ve bu sayede atmosfer tabakası konumunu korur. Ancak kıyamet günü bu denge bozulacak ve düzen sona erecektir. Fizikçi Dr. Karl Giberson: “Son 40 yıldır, fizik ve kozmolojideki gelişmeler bilim sözlüğüne &#8220;tasarım&#8221; kelimesini geri getirdi. 1960&#8217;ların başında fizikçiler, insan hayatı için açıkça &#8220;ince ayar&#8221; yapılmış bir evrenin örtüsünü açtılar. Evrende hayatın var olmasının, kesinlikle olanaksız ve kusursuz bir ‘dengedeki fiziksel faktörlere bağlı’ olduğunu keşfettiler.” (K. Giberson, &#8220;The Anthropic Principle&#8221;, Journal of Interdisciplinary Studies, IX/63-90, Steven Yates&#8217;den cevap, ss. 91-104) İngiliz astrofizikçi Prof. George F. Ellis: “Evrendeki kompleksliği mümkün kılan kanunlarda hayret verici bir ince ayar görünüyor. Evrende var olan bu kompleksliğin gerçekleşmesi, &#8220;mucize&#8221; kelimesini kullanmamayı çok güçleştiriyor.” (F. Bertola, U. Curi, The Anthropic Principle: Laws and Environments, s. 30) “Big Bang&#8217;in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/10<sup>18</sup>) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı.” (Paul Davies, Superforce: The Search for a Grand Unified Theory of Nature, s. 184.  Stephen Hawking, A Brief History Of Time, s. 121-125) Moleküler biyolog Michael Denton: “Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Öte yandan, eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı.” (Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, The Free Press, s. 12-13) Michael Denton: “Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı.” (Michael J. Denton, Nature&#8217;s Destiny, The Free Press, s. 11)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evet, tüm “Bunlarda ‘aklını çalıştıran’ bir topluluk için elbette deliller vardır.” (Rad, 4)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hacc 65 ayeti:Gök nasıl yere düşer? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Görmüyor musun ki, Allah yeryüzündekileri ve O’nun emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi! Kendi izni olmadıkça yerkürenin üzerine düşmemesi için göğü tutan da O’dur. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.” Allah azze ve celle, verdiği nimetleri sayarak, bunların oluşumuna neden olan kurallar zincirine dikkatimizi çekmekte, bu nimetlerden nimetleri verene ulaşamamızı istemektedir. Çünkü Allah’ı unutan insanlar bu defa tabiatı (naturalist ateistler), insanları (Marxist ideolojinin kurucularını), hayvanlar gibi (Hinduizm) yaratılanları ilah seviyesine çıkarmaktadır. Çünkü inanmak bir ihtiyaçtır ve bu doğru şekilde yapılmalıdır. Bu konuları detaylı şekilde, ‘Ateizm Yanılgısı ve Deizm Yanılgısı’ başlıklı yazılarda ele alacağız. Hac, 63. ayette yağmur nimetinin oluşumunu araştırmaya Rabbimiz bizi yönlendirir. 65. ayette suyun kaldırma kuvvetine ve gökteki hassan dengeler zincirine dikkat çekilir. Nedir bunlar?: Kütle çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet Hassas dengeye işaret eden bir kaç örneği yukarıda vermiştik, birkaç örnek daha ekleyelim: “Şu anki evren bütün muhtemel olasılıklar arasında çok ufak bir olasılıkla sahip olunabilecek özelliklere sahiptir.” (John Barrow, Frank Tipler, the anthropic cosmological principle, s. 250) “Big Bang’ten bir saniye sonraki genişleme hızı, yalnızca yüz bin milyarda bir oranında az olsaydı bile, evren daha bugünkü büyüklüğüne erişmeden çökmüş olurdu.” (Stephen Hawking, A brief history of time from the big bang to black holes, s. 121-122) “Yerde sonsuz mesafede büyük bir tahterevalli düşünün. Her iki tarafa koyacak trilyonlarca ağırlığınız olsun. Bir yana koyulacak en ufak bir fazlalık, dengeyi bozacak ve evreni yaşama olanak tanımayan bir konuma getirecektir. Burada dikkat çekmesi gereken nokta, her bir ağırlığın konabileceği sonsuz yer ve sonsuz sayıda ağırlık olmasıdır.” (Michael Corey, The anthropic principle, s. 138) Rabbimiz 64. ayet ile ‘tüm bu dengeyi kuranın kendisi olduğunu’ ilan etmekte, böylelikle, yerdeki ve gökteki muhteşem yaratılış ayet/örneklerinden hareketle kendisindeki güç, irade, kudret, ilim ve hikmeti kavramamız istenmektedir. Soruya dönelim, gök(lerin) çökmesine engel olan kuralı koyan, uygulatan ve bunun devamını -kıyamete, yani hassas dengenin bozulacağı zamana dek- sağlayan kimdir? “Kendi izni olmadıkça” (Hac, 64) bu denge bozulmayacak ve gök ile yer küre birleşmeyecek, yani içe çökme -kıyamet- olmayacaktır. Kıyamet sahnelerine zaten yukarıda kısaca değinmiştik.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hicr 14-15: biz onlara gökten bir kapı açsak, onlar da o kapıdan yukarı çıksalar yine inanmazlar. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müşrikler, güya Hz. Muhammed’in peygamberliğini tasdik etmek için gökten kendilerine okuyacakları bir kitap (İsra, 93) veya “açılmış sayfalar” (Müddessir, 52) indirilmesini istemişlerdir. İşte bu ayette “Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar yine de ‘Herhalde gözlerimiz perdelendi, hatta bize büyü yapılmıştır’ derler.” (Hicr, 15) buyurularak, müşriklerin asıl amaçlarının gerçeği öğrenip ona inanmak olmadığına işaret edilmektedir. (Kur&#8217;an Yolu, III/339-340) Yine Kur’an&#8217;da ‘Kapı’ kelimesi, ‘toplumun maddi anlamda refahı  için gerekli olanların geliş  yolu’ anlamında da kullanılmıştır. Örneğin A&#8217;raf suresi 96. ayette, &#8220;Onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık.&#8221; ve En&#8217;am suresi 44. ayette, “Onlar, kendilerine yapılan uyarıları unutunca her şeyin kapılarını onlara açtık.” kapı bu anlamda kullanılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Neml, 88:  “Dağları yerinde duru görürsün.” derken, Enbiya, 31. Ayette, “ Yeryüzünde onları sarsmasın diye sabit dağlar yarattık.” denmektedir. Bu bir çelişkidir. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Neml, 87. ayet bize bu dağların hareket zamanını bildirmektedir: “Sur’a üfürüldüğü gün” Yani ayetin öncesi ve sonrası (Neml, 87-90) kıyamet/ahiret zamanından bahsetmektedir! Bazı yorumcular 88. ayetin &#8216;tektonik levhaların magma üzerinde yüzmesi ile dağların hareket etmesine&#8217; veya &#8216;Kıtaların kayması nedeni ile dağların hareketli olmasına&#8217; işaret ettiğini ileri sürmektedir. Her iki yorumda bilimsel olmakla beraber ayetin öncesi ve sonrası bize bu ayetin kıyamet sahnesinden bahsettiğini göstermektedir. Dağların görevi konusunu ise, ‘Hicr 19: Biz yeri yaydık, üzerinde sabit dağlar bıraktık’ şeklinde başlayan sorunun cevabında açıkladık.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bakara, 117. Ayet, “ Allah ol deyince olur.” Derken, Kaf, 38. Ayette de gök ve yerin 6 günde yaratıldığı belirtilir. Evrenin oluşumu milyonlarca yıl sürmüştür.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Bakara, 117. ayette, “kun fe kâne” yani ‘ol dedi ve o da oldu.’ şeklinde mazi (geçmiş zaman) sığası/kipi ile geçmez. Arapçası, “kun fe yekûn” şeklinde, muzari (geniş, şimdiki ve yakın gelecek zaman) sıgası ile geçer. Muzari fiil, aşamalar içeren bir süreci ifade eder. Yani ayetin meali, “Allah ol deyince oluş süreci başlar.” şeklindedir. Ayrıca zamanı yaratan Allah olduğu için bu ‘oluş süreci’ Allah için biz insan gibi işlemez. Allah zamanla sınırlı değildir. O (cc) ‘Ol!’ der, o işin oluşumu insanlar için milyonlarca sene sürse de, O’nun katında o iş olmuş ve bitmiştir! Çünkü Big Bang kuramı göstermiştir ki, zaman da, insan da, mekan da sonradan var olan yani yaratılandır. Allah ise, zaman ve mekandan müstağnidir; yarattıkları ile sınırlandırılamaz! 6 gün ise evre anlamındadır. Bu konular da ‘Allah, insanı &#8220;alak&#8221; [kan pıhtısı] dan mı yaratmıştır?’ ve ‘Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır?’ şeklinde başlayan soruların cevaplarında ele alıp cevapladık.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Nahl 13: yeryüzünde muhtelif renkte yarattığı şeyleri de müsahhar kıldı. yorum: bir kere renk diye bir şey yoktur.  renk, beynin farklı dalga boyundaki ışıkları farklı olarak yorumlamasından oluşur.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’a zıt olacağım diye düşülen duruma bir bakın hele: Renk yoktur! Bu mantıkla dünya da hatta bu yazılarda yoktur, onlar da beyinde oluşan görüntülerdir. Aslında bu bakış açısı klasik materyalist zihniyetin bir uzantısıdır. Öyle ya, insan da acı ve sevinç gibi duygular da sonuçta şuursuzca bir araya gelen atom yığınlarından oluşmaktadır! Bu konuları ‘Ateizm Yanılgısı’ ve ‘Dinsiz Ahlak Olur mu?’ adlı adlı yazılarda derinlemesine ele aldık! Renklere dönersek; ilk televizyonlar çıktığında (1926) siyah beyaz renkte idiler, zamanla renkli televizyonlara (en erken 1940) geçilmiştir. Halbuki bebekler zamanla renkli görmeye başlamazlar. Allah’ın renk, koku, tat, şekil, işlev, çeşit olarak birbirinden çok farklı yaratıp her birinin birbiri ile uyumlu bir şekilde devam eden düzenine işaret etmesi (Hac, 63-66) neden tuhaf karşılanır ki? Sadece siyah beyaz bir dünyanın insana vereceği kasveti düşünmek bile şükür için yeterli bir sebep değil midir? Renklerin oluşması için gerekli olan ‘Güneş ışığı, ozon tabakası, ışığın yansıma özelliği, göz, retina ve son aşama olarak elektrik sinyallerinin sinir hücreleri tarafından renk olarak algılanabilmesi’ şartlarının hepsini yaratıp uyum içinde işleten Allah secde edilmeye layık değil midir?: “Güneş’ten yayılan ışınların, Dünya üzerindeki yaşamı desteklemek için gereken çok dar aralığa sıkıştırılmış olması gerçekten çok olağanüstü bir durumdur.” (Ian M.Camplell, Energy and Atmosphere, London: Wiley, 1977, s. 2) “Atmosferin, elektromanyetik yelpazenin çok geniş alternatifleri içinde, geçişine izin verdiği yegâne ışınlar görülebilir ışık ve yakın kızıl ötesini kapsayan daracık alandır.” (Michael Denton, Nature&#8217;s Destiny, s. 55) “Elektrik sinyallerinin görme sinirleri yoluyla beyne ‘nasıl iletildiği ve beyinde ne gibi fizyolojik etkiler yarattığı’ sorularına ‘renk bilimciler henüz cevap verememektedirler.” (Bilim Teknik Dergisi, Ekim 1986, s. 6-9)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist arkadaş ayetin devamını yazmamıştı tabii ki, biz ekleyelim: “Bunda düşünüp taşınan bir topluluk için büyük ibret vardır.” Konuyu Hac suresi 66. ayet meali ile bitirelim: “Size hayat veren, sonra sizi öldürecek ve sonra sizi diriltecek olan da O’dur. İnsan gerçekten ‘pek’ nankördür.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Furkan 25: O gün beyaz bulutla gök yarılacak melekler yere inecekler. Yorum: demek ki, melekler göğün üstündeler. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“O gün” ama hangi gün? Ateist bunu açıklamadan, surenin ortasından bir ayeti alarak direkt saldırmaya yeltenmektedir. Ayetin öncesi ve sonrasına bakınca, bu ayetin yaşanan bu dünyadan değil kıyamet gününden bahsettiği rahatlıkla anlaşılmaktadır. “O gün gök parçalanarak beyaz bulut kümelerine dönüşür ve melekler bölük bölük inerler.” Ayetin meali bildiğimiz kıyamet sahnesini anlatmaktadır. Kıyamet olayının gerçekleşmesini anlatan ayetlerde göğün yarılıp, açılacağından ve orada kapılar oluşacağından söz edilmektedir. (Nebe, 19; İnşikak, 1) Bu ayetlerin görünen ifadelerinden anlaşıldığına göre kıyamet sırasında evrenin kozmik düzeni zaten bozulacaktır. “O gün yer başka bir yere, gökler başka göklere dönüştürülecektir.” (İbrahim, 48)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Neml 18: Bir dişi karınca: &#8220;Karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve ordusu farkında olmadan sizi ezmesin&#8221; dedi. yorum: karıncaların ve diğer böcüklerin algılamasal sınırlamaları nedeniyle insanları algılaması söz konusu değildir. Hele hele kendi aralarında konuşması, hatta insanların adlarını söyleyerek konuşması mümkün değildir. Matematik ve kuantum mekaniği de bilemezler.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hayvanlardaki 6. his insanlardan çok daha gelişmiş düzeydedir. “Deprem ve tusunaminin vurduğu ülkelerde 120.000’in üzerinde insanın yaşamını yitirmesine karşın, hayvan ölülerine çok az rastlanması; hele Sri Lanka ulusal parkındaki fil ve leoparların hepsinin afetten kurtulması, eski bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi: Hayvanlar afetleri gerçekten önceden seziyorlar mı? Sumatra’da kaplanların korunmasıyla ilgili bir projede çalışan Debbie Marter, BBC’ye yaptığı açıklamada, ‘Vahşi hayvanlar depremle ilgili sezgiler konusunda özellikle çok hassastır.’ diyor.” (prakdeniz.com/hayvanlarin-6-hissi; https://bianet.org/biamag/hayvanlar/104435-kopeklerin-6-ve-diger-hisleri) Karıncalar arasında “Ses ile iletişim de sık kullanılan bir yöntemdir” (Özcan Cabbar, Bülent Doruker, Karıncalar depremi haber verebilir mi? s. 10) “Bazı karınca türlerinde ise feromon algılama özelliklerine ek olarak ses duyma özellikleri de yaratılmıştır. Haberleşme için bazı karıncaların sesten de faydalanmaları, bilim adamlarının son yıllarda ortaya çıkardıkları bir gerçektir.” (Prof. dr. Volkan Tuzcu, Zafer Dergisi, Eylül 2013, Sayı: 441) Peki, hayvanlar matematik bilebilirler mi? Ateist arkadaş üzülecek ama cevap, Evet! “Hayvanlar da temel matematik yeteneğine sahip, matematik yeteneği sadece biz insanlara özgü değil!” (matematiksel.org/hayvanlar-matematik-yapabiliyor-mu) “Civciv, arı, kuş, kunduz, örümcek, vatoz, kaplan matematik biliyor.” (bilimsenligi.com/hayvanlarda-matematik-biliyor.html; bilimsenligi.com/hayvanlarin-matematik-becerileri.html; hurriyet.com.tr/egitim/hayvanlar-aleminin-matematikcisi-vatozlar-42036626; matematikheryerde1.weebly.com/hayvanlarda-g304zlenm304350-matemat304k) “Karıncaların hareketlerindeki matematiksel düzen de artık keşfedilmiştir.” (Jackson DE, Ratnieks FLJCb. Communication in ants. 2006;16; R570-R4; Watmough J, Edelstein-Keshet LJJoTB. Modelling the formation of trail networks by foraging ants. 1995;176; Edelstein-Keshet LJJoMB. Simple models for trail-following behaviour; trunk trails versus individual foragers. 1994;32; Couzin ID, Franks NRJPotRSoLBBS. Self-organized lane formation and optimized traffic flow in army ants. 2003;270(1511):139-46) Kuantum -şimdilik bilmediklerini kabul edelim!- okumadan depremi önceden hisseden köpek/fare/kuş vb. hayvanlar bulunduğu gibi, karıncaların da güçlü bir ordunun toprakta oluşturacağı sarsıntıyı hissedebilmesi gayet doğaldır. Burada sadece tek soru akla gelebilir: Bir karıncanın Hz. Süleyman’ın adını bilmesi meselesi. Bu da bir balığın uçmasına inanmaktan -Evrim teorisi-  daha mantıklıdır: Günümüzde balinadan yunus balıklarına, fillerden maymunlara birçok hayvanın iletişim metodu yavaş yavaş çözülmeye başlanmıştır. Yaratıcının dünyadaki elçisi peygamberlerin adlarının karıncalarca bilinmesi veya bazı peygamberlerin hayvanlarla iletişim yolunu çok önceden bulmuş olması hiçte yabana atılacak bir görüş değildir. Dünyayı pilotsuz, motorsuz, benzinsiz binlerce yıldır aynı yolda -yörüngede- uçuran Allah (cc) için bu çok basittir. Konumuza dönersek; ayette &#8216;dişi&#8217; bir karıncanın uyarı yaptığı ifade edilmektedir. Günümüzde bilim de bize, uyarıcı fenomen (Alarm pheromone) salgılamanın ‘dişi karıncaların’ işi olduğunu haber vermektedir. (Mizunami, M., Yamagata, N., &amp; Nishino, H. (2010). Alarm pheromone processing in the ant brain: an evolutionary perspective. Frontiers in behavioral neuroscience, 4, 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Müminun 80: Geceyle gündüzün birbiri ardına gidip gelmesi onun emriyledir. cevap: neden dünyanın dönmesi onun emriyledir demiyor da böyle diyor. Çünkü dünyanın döndüğünü bilmiyor.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist arkadaş kendi istediği kelimelerle ayetin neden indirilmediğini sorguluyor, sanki o şekilde ayet inse ona itiraz etmeyecekmiş gibi! Gelelim soruya: Eğer o dönemdeki insanların anlayamayacağı şeyler ile Efendimiz dini tebliğ etse idi, acaba İslam daha baştan yayılamadan önü kesilmez mi idi? Düşünelim lütfen, Efendimizin hadisleri ve Kur’an ayetleri ‘açıkça’ dünyanın dönmesinden, mikroptan, ozon tabakasından, yüzey geriliminden vs bahsediyor. O’na Ebu Bekir bile inanmazdı belki de! Kur’an’da her döneme ait özel, ilahi kaynaklı olduğuna dair işaretler vardır. Ama bunlar zamana ve insanların bilgi seviyesine göre ayarlanmış mesajlardır. Zaman, bilgi, şartlar olgunlaşmadan bu mucizeler çözülemez! ‘Zülkarneyn ayeti, Yer düz müdür, Güneş suda mı batmaktadır?’ sorsuna verdiğimiz cevapta dünyanın yuvarlaklığından bahsedildiği zaten görmüştür!  Gelelim ayete: Anlamında bir tuhaflık var mı, hayır! Ayrıca ayetlerde (Mü&#8217;minun, 78-80) bilgiye, insanın biyolojik ve antropolojik gelişmesine ve kozmolojiye işaretler de vardır. 78. ayette zaten tüm bu nimetlere rağmen, ‘Ne de az şükrediyorsunuz!’ buyurulmaktadır ki, ateistinde içine düştüğü durum tam da budur! “Sizi kulaklar, gözler ve akıllarla donatan O’dur.” (Mü&#8217;minun, 78) Ama ateistlerin “Kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. İşte asıl gafiller onlardır.” (A’raf, 179)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Lokman 10: O, gökleri gördüğünüz veçhile direksiz yaratmış, yere de sizi sarsmamak için sabit ve ulu dağlar koymuş, orada her çeşit yürüyen hayvan dağıtmıştır. biz gökten yağmur indirdik, her çeşit işe yarar ot bitirdik. yorum: göklerin direksiz oluşuna ve dağlara değinmiştik. Burada soracağım soru şu: işe yarar otların dışında işe yarmayan da bisürü ot var, bunlar ne için.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Biz de cevaba yukarıda değinmiştik. Soruya geçerkes: Ayette geçen kelime, ‘feenbetna’ fiilidir ki, Türkçede de “nebadat, nebati yağ” kelimeleri aynen kullanılmaktadır. Nebat, ‘bitki’ demektir. Bitkilerin faydaları konusuna girip konuyu uzatacak değiliz. Ama bu kelimeyi ‘ot’ olarak çevirsek (ki, 51 meale göz gezdirdim sadece üç tanesinde bu kelime ot olarak çevrilmiş! Onların da ikisinin yazarı Osmanlı âlimi, diğer meal ise kıpçak dilindedir! Osmanlıca’da ot, ‘nebat’ anlamındadır ki, zaten Arapça orijinalinde de ayette ‘Fe-enbetnâ’ yani aynı kökten fiil geçmektedir! Kıpçak dilince ise ot: ot ve yabani bitki anlamlarına gelmektedir. (TDK, Kıpcak Türkçesi sözlüğü, s. 206) Yani ‘ot’ diye yapılan çevirilerden kasıt da yine ‘bitki’dir!) bile yine de günümüzde zehirden ilaç bile yapılırken ateistin bakış açısındaki ufuksuzluk, sığlık gün yüzüne çıkmakta değil midir? Bir ot direkt insanın işine yaramıyorsa, o insanın işine yarayan diğer canlının işine yarıyordur ki, bu da dolaylı yoldan yine insanın da işine yarıyor demektir. Gübre böceğini görse ne işe yaradığını sorgulayacak bu arkadaşlar ki, bu böcek toprağı kazarak havalandırıp karıştırmakta, gübre gömerek de toprağın organik madde içeriğini arttırmaktadır. Bu ateist arkadaş ‘Kelebek etkisi’nden de haberdardır olmadığı gibi, sanki ekosistemin şifresini çözüp her canlının sistemdeki yerini keşfetmiş gibi bir de bilgiçlik taslamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Yasin 40: ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir, her biri feleklerinde yüzerler. yorum: işte bu da güneş ve ayın ikisinin de dünya etrafında döndüğü anlamına gelen bir ayettir. </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist bakış açısı, ay ve güneşin aynı yörüngede olduğunu iddia eder bu ayetten hareketle, ama bakalım gerçek öyle mi? Yasin, 38. ayet, güneşin kendine ait ve Yasin, 39. ayet ‘ay’ın kendine ait yörüngesi olduğunu ve en son Yasin, 40. ayet de ise, ‘küllün: Herbirinin’ yörüngesinde aktığından bahsedilmekte iken bu ateist arkadaş bu bilimsel mucizeden bile dinsizlik mesajı çıkarmaya başarabilmiştir! Detaylara bakalım: Öncelikle ay ve güneş kelimelerinden sonra geçen felek (Arapça’da astronomi ilmi bile ‘Felekiyyûn’ veya “ilmu’l-felek’ kelimeleri ile ifade edilir) kelimesi (Yasin, 40) &#8216;marife&#8217; değildir yani elif-lam takısı almamıştır. Arapçada marife, ‘bilinen, meşhur, tanınan’ şeyler için kullanılır. İngilizcedeki ‘the’ kelimesi de aynı görevi görür. Ama ayette geçen felek kelimesi marife değil &#8216;nekre&#8217; bir kelimedir; elif lam takısı almamıştır. Yani ayette ‘bilinen tek bir yörüngeden’ bahsedilmemektedir. Eğer ayet her iki gök cismi -ay ve güneş- için tek yörüngeden bahsetse idi, felek kelimesinin marife -elif lam takılı ile- geçmesi gerekirdi ve o zaman ateis arkadaş haklı olabilirdi. Ama ayetteki felek kelimesi marife değil nekre geçmektedir. Arapça gramer bilmeyen ve tercümeye aktarılamayan (çünkü Türkçede elif lam takısı veya the takısının karşılığı bulunmamaktadır!) bu incelikten habersiz ve sadece Türkçe meal üzerinden hata aramaya çalışan ateistler sonuçta komik durumlara düşmektedir. Ayette, &#8216;küllün: Her biri, fi felekin: Kendi farklı yörüngelerinde&#8217; yüzdükleri bizlere bildirilir. Ayetler, hem güneş hem ‘ay&#8217;ın  yörüngelerine işaret ederek (Yasin, 38-40) aslında, Kur’an&#8217;ın ilahi kaynaklı olduğunu da tüm dünyaya ilan etmektedir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                    <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-13170" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/345245747932346.jpg" alt="" width="286" height="286" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                               Ay&#8217;ın yörüngesi ve kurumuş hurma dalı  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Biz Aya da ‘menziller’ takdir ettik. Nihayet hurma salkımının eski kurumuş eğri dalı gibi bir hale dönmüş olur.&#8221; (Yasin, 39) İşin ilginci ayette Ay’ın menzillerinden, yollarından bahsedilmesidir. Artık biliniyor ki, Ay’ın hem kendi, hem dünya, hem güneş sistemi hem de galaksi çevresinde izlediği birden çok yolu, yörüngesi vardır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kaf 6: üzerindeki göğe bakmıyorlar mı ki? Onu nasıl bir kudretle bina ettik, nasıl donattık? On da hiç bir yarık göremiyorlar mı? yorum 1: şimdiye kadarki ayetlerin bazılarında belirttiğim çoğunda belirtmediğim bir husus da &#8220;Bunda bir kudret, bir nişan görmüyorlar mı?&#8221; şeklinde ifadeler var. ya cahil bir adam, göğe bakar, neyin nasıl olduğunu bilmez, biri çıkar der ki, işte bunlar Allahın nişanıdır, daha neden inanmıyorsun. burada</strong><strong> adamın vereceği iki cevap vardır. a) ne malum, onun yaptığı. ki nedense birçok insan, şu andaki Müslümanların hepsi dahil bu soruyu soramıyorlar. b) vay beee, doğru. işte bu da tipik bir cahil davranışı hemen kanıyor. Muhammed döneminde inananların çoğu b şıkkını uygulamışlar, çünkü adamlar bu sorularına cevap arıyorlar ve cevabı veren tek kişi var, Muhammed.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İyide ne malum Allah’ın yaratmadığı?! Bir şeyin ‘nasıl’ çalıştığını bulmak, o şeyin ‘kim’ tarafından yapıldığını ilan etmeye engel midir? Veya asıl soru: Ey ateist arkadaş sen bu düzeni ne ile açıklıyorsun?! Evrim mi, natüralizm mi?! (Bu iddiaları ‘Evrim’, ‘Ateizm Yanılgısı’ ve ‘Ateist Akıl’ adlı yazılarımızla cevapladık!) Ey ateist arkadaş! Buyur sen “kainatın yüce ve ilim sahibi bir yaratıcı tarafından yaratılmadığını ispat et!” Evet, binlerce yıldır tanrısız birçok fikir ileri sürüldü ama hiç biri bilimsel bir temele oturtulamadı. Ama ‘Big Bang, Akıllı Tasarım, Quantum, İzafiyet’ gibi birçok görüş bizi hep akıllı ve amaçlı bir yaratılışa götürmektedir. Ortada bir düzen varsa düzeni koyan da olmalıdır, bu sonuca ulaşmak için fazla âlim de olmaya gerek yoktur, azıcık akıl yürütme, kıyas ve mantık bilgisi yeterlidir! Ayrıca unutmayalım ki, Kur’an’da buyurulduğu gibi “Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar.” (Fatır, 28) “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O&#8217;nun delillerindendir. Şüphesiz bunda, âlimler için gerçekten ayetler vardır.” (Rum, 22) “Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar.” (Nisa, 162) Bilimle uğraşan araştırmacılar da Yaradan’a ulaşmaktadırlar. Objektif olmak amacıyla özellikle Müslüman olmayan bilim adamlarından birkaç örnek verelim: Isaac Newton: &#8220;Güneş sisteminin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemleri yalnızca akıllı ve güçlü bir varlığın kudretiyle sürebilir.&#8221; (Principia, Newton, 2nd edition; J. De Vries, Essentials of Physical Science, B. Eerdmans Pub. Co, Grand Rapids, SD, 1958, s.15) Francis Bacon: &#8220;Dünya Allah&#8217;ın yarattığı bir varlıktır.&#8221; (ldolphin.org/bumbulis) Samuel Morse: &#8220;Bilgim arttıkça dinin ilahi kaynağının kanıtları daha da netleşiyor, Allah&#8217;ın büyüklüğü anlaşılıyor, gelecek ümit ve zevkle aydınlanıyor.” (Henry M. Morris, Men of Science Men of God, s. 47) William Dembski: “Bilim adamları yaratıcı değil, kaşiftirler.” (discovery.org/erse/erseviews/theac.html) Louis Pasteur: “Doğayı ne kadar çok incelersem, Yaratıcı&#8217;nın eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor. Bilim, insanı Allah&#8217;a götürür.” (Henry M. Morris, Men of Science Men of God, s. 60; Jean Guitton, Tanrı ve Bilim) Prof. Cecil Hamar: “Bilim dünyasında gözümü nereye çevirsem yücelerin yücesi bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını gösteren eşi bulunmaz kanun ve düzenler gördüm.” (John Clover Monsma, The Evidence Of God In Expanding Universe, s. 267) Prof. Albert Macomp Winsthis: “Bilimsel çalışmalar benim Allah&#8217;a imanımı daha da kuvvetlendirdi. Ve eskisinden çok daha sağlam ve metin bir hale getirdi.” (John Clover Monsma, The Evidence Of God In Expanding Universe, s. 205) Prof. Owen Gingerich: “Evrenin yaratılışını planlayan ve yöneten, üstün bir akıl sahibi olan Allah&#8217;a inanıyorum.” (John Marks Templeton, Kenneth Seeman Giniger, Spiritual Evolution &#8211; Scientists Discuss Their Beliefs, s.50-51) Prof. William Lane Craig: “Hem felsefi alanda hem de bilimsel alanda evrenin başlangıcı olduğu anlaşılıyor. Var olan bir şey, varlığının sebebine sahiptir. Bu sebep, sebepsiz, sonsuz, değişmeyen, zamansız ve maddesizdir.” (leaderu.com/truth/3truth11.html) Albert Einstein: “Bilimle uğraşmak, insanı dine götürür.” (Letter to a child who asked if scientists pray, January 24, 1936; Einstein Archive 42-601) Fizikçi Max Planck: &#8220;Hangi sahada olursa olsun, bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes, bilim mabedinin kapısında, &#8216;İman et. İman, bilim adamlarının vazgeçemeyeceği bir vasıftır.&#8217; yazısını okuyacaktır.” (J.De Vries, Essential of Physical Science, Wm B.Eerdsman Pub. Co, Grand Rapids SD1958 s. 15) Prof. Malcolm Daneken Wintis: “Evrene hükmeden bir zeka bulunmaktadır.” (John Clover Monsma, The Evidence Of God In Expanding Universe, s. 220) Dr. Henry Fritz Schaefer: “Bilimin bir anlam kazandığı ve bana zevk verdiği anlar, kendi kendime &#8216;İşte bu Allah&#8217;ın yaratması&#8221; dediğim anlardır.” (Jeffrey L. Sheler and Joannie M. Schrof, The Creation, US News &amp; World Report, Vol.111, No. 26, s.62) Paul Davies: “Öyle görünüyor ki biri doğanın rakamlarını, evreni yaratmak için hassas bir ayara oturtmuş. Fizik kanunları son derece saf bir tasarım ürünü görünüyor. Evrenin bir amacı olmalı.” (Paul Davies, Superforce, s. 243) Nobel ödüllü William Phillips: “Allah, bize içinde yaşayabileceğimiz ve keşfedebileceğimiz muhteşem bir dünya verdi.” (John Marks Templeton, Kenneth Seeman Giniger, Spiritual Evolution &#8211; Scientists Discuss Their Beliefs, s.14) Newsweek dergisinin 20 Temmuz 1998 tarihli ‘kapağı’ ile konuyu bitirelim. &#8220;Science Finds God: Bilim Tanrıyı Buluyor.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Gökte yarık yok, diyor. yarık, ancak katı bir cisimde olur. bu ise göğün katı,sınırlı bir şey olduğunu gösteren en bariz ayet bence.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gökte yarık yok ama galiba anlayışta biraz ‘çatlak var galiba! Çünkü ayette zaten gök için ‘zeyyenna: süsledik’ kelimesi geçmekte yani edebi bir anlatım olduğu açıkça ayette ifade edilmektedir! Allah yarık derken, ‘hata, eksik, noksan ara, bulamazsın!’ buyuruyor. Ayetin öncesi zaten uyuma işaret etmekte değil midir? Mülk, 3: “Yedi göğü birbiriyle tam bir ‘uygunluk’ içinde yaratan O’dur. Rahmanın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin.” Kelimeni mecaz ifade ettiğini anlamamak için illa yarığı belli kafalarda mı aramak lazım?! “Katı” olan bir insan için bile “çatlak kafalı” denilse, bu ateist mantaliteye sahip arkadaş emimin kafada “katı bir maddi” çatlak aramaya başlayacaktır…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Mülk 19: O kuşları havada tutan yanlız esirgeyendir. yorum: yooo, kanatlarındaki hava kesecikleri sayesinde kuşlar havada kalır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm ateistler gibi bu arkadaş da, yapan ile yapmakta kullanılan araçları birbiri ile karıştırmaktadır! Bu klasik ateist bakış açısına, ‘Ateist Akıl’, ‘Ateizm yanılgısı’ ve kuş kanatları meselesine cevabının da içinde olduğu; ‘Richard Dawkins ve Stephen Hawking&#8217;e Cevaplar’ adlı yazılarımızda tekrar tekrar karşılaşacağımızı hatırlatıp konumuza geçelim: O kuşu bu özellikte yaratan kimdir? Uçaklar  şans eseri mi icad edilmiştir? Yıllarca süren denemeler, örnek alınan kuşlar sayesinde başarıya ulaşmadı mı? ‘Kuş beyinli’ bir yaratık nasıl uçtu peki?! Kuşların doğuştan zahmetsizce bu yetenekle ve biz de onları örnek alalım diye yaratılmaları, ancak Allah’ın rahmetinin delili değil midir?! Zaten ayetin sonunda Allah’ın rahmet sıfatına işaret edilmesi de boşuna değildir! Ateist bakış açısı ile uçaklar da kanatları sayesinde havada kalmakta ve uçmaktadırlar! Uçak mühendisleri alınmasın, ateist zeka ile ancak bu sonuca ulaşılmaktadır!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kıyamet 9: Güneş ve ay birleştiği zaman. yorum: böyle bir şeyin olması dünyanın da güneşle birleşmesini gerektirir, çünkü ay dünyanın bir uydusudur, ancak dünya güneşle birleşirse ay da birleşir. Ama Muhammed bunu bilmiyordu, ikisinin de dünya etrafında dönen birer cisim oluğunu sanıyordu. Her neyse, güneş ile dünya birleşirse bundan daha büyük kıyamet</strong><strong> mi olur daha, ama Allah daha saymaya devam ediyo, yıldızlar düştüğü zaman, dağlar yürüdüğü zaman.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimizin evrenle ilgili bildirdiklerine yukarıdaki yazılardan ulaşabilirsiniz. Burada da ne yazık ki yine Ateist arkadaş okuduğunu da anlamamış! Surenin adı bile ‘Kıyamet!’ Ayet normal bir zamandan bahsetmemektedir ki! Kıyamet 8. ayette, “Ay karardığı zaman” buyuruluyor. Yani Ayın güneşten aldığı ışığı artık yansıtmayacağı (Razi, XXX/220; Zemahşeri, IV/191) ayette açıkça ifade ediliyor! Çünkü surenin adından da anlaşılabileceği gibi, mevzu bahis olan konu ‘kıyamet’ sahnesidir. Artık kıyamet kopmaya başlamış ve dengeler bozulmuştur, Ay-güneş-dünya için yörünge/denge kavramları son bulmuştur. Ve ayet devam ediyor, ateistin ‘olması gerekir ama bilmiyor’ dediklerine, “sığınacak herhangi bir yer yok” (Kıyamet, 11) diyor ayet, çünkü dünyada da düzen bitmiştir! Zaten Kur’an’daki diğer kıyamet alametlerine de bakınca, kıyametin evrendeki dengeler zincirinin bozulması ile vuku bulacağı rahatlıkla görülmektedir: “Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı, Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı ve insan: &#8220;Ona ne oluyor?&#8221; dediği zaman.  O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.” (Zilzal, 1-5) “Sur&#8217;a bir tek üfleme üflendiği, arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman, İşte o gün olacak olur. O gün gök yarılmış, sarkmıştır.” (Hakka, 13-16) “O gün Sur&#8217;a üflenir, bölük bölük gelirsiniz. Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur. Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.” (Nebe, 18-20) “Dağlar serpildikçe serpildiği dağılıp toz duman haline geldiği.” (Vakia, 5-6) “O gün gök erimiş bir maden gibi olur. Dağlar da erimiş renkli yün gibi olur.” (Mearic, 8-9) “Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz.” (Enbiya, 104) “(Ey Muhammed!) Sana dağlar(ın kıyametteki durumunu) sorarlar, de ki: &#8220;Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz boş bir halde bırakacak. Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin.” (Taha, 105-107) Evet, termodinamiğin ikinci yasası devreye girecek ve Big Bang tersine işleyecek, her şey tek noktada buluşacak! Ama ateist arkadaş okuduğunu anlamamış ne yazık ki ve üstelik bir de eleştirmiş!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Şems 3-4: Güneşe parlaklık veren gündüz hakkı için, güneşi örten gece hakkı için. Yorum: bir kere gündüz de gece de güneşin sayesinde olur. Güneşten bağımsız şeyler değillerdir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sayın ateist arkadaşım, surenin adı zaten Şems yani ‘güneş’ suresi. Bunları herkes zaten bilir (aşağıdaki ‘Şems, 2’ soru ve cevabına bakınız.) Ama ayetlerde gündüz ve geceye özellikle dikkat çekilmektedir! Ayetler (Şems, 1-8) çok çeşitli konuları sıralayıp okuyucunun dikkatini çektikten sonra asıl mesajı vermektedir: Şems, 9: “Kendini arındıran kurtuluşa ermiştir!”  Gece, kötülük ve karanlık; gündüz iyilik ve aydınlık arasında kalan ey insan, ancak arınır/temizlenirsen  kurtulursun! Ayetler ‘arınmak’ odaklıdır. Zaten 8. ayette “Sonra da insana iyilik ve kötülük kabiliyeti verene andolsun ki”  buyrularak insanda var olan iki yönlü iradeye dikkat çekilip iyilik vurgusu ön plana çıkarılır. Ateist arkadaş “edebi anlatımı anlamayınca” ayetin asıl mesajı olan insanın sorumluluğu, nefsini arındıranın kurtuluşa ereceği, onu kötülüklerin akışına bırakanın ise büyük kayba uğrayacağı mesajını da ıskalamış olmaktadır. Ey ateist zihniyet! &#8220;Arınmağa niyetin var mı? Seni Rabbinin yoluna ileteyim mi? &#8221; (Naziat, 18-19) Bu arada Şems, 3 ve 4. ayetlerde</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Şems, 2. ayet: Ay güneşi mi takip eder?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;And olsun, güneşe ve onun aydınlığına. Ona tabi olduğu zaman aya.&#8221; Ayette önce güneş, sonra o güneşin ışığı sonra ay kelimesi geçmekte ve tabi olmak/uymak kavramı kullanılmaktadır. (Şems, 1-2) Yani Ay’ın, kendinden önce gelen güneş &#8216;ışığını&#8217; takip ettiğini görüyoruz. Ay ışığını güneşten alır, ışığında ay güneşe tabidir! Zaten Yunus 5. ayette de, güneşten &#8216;ziya&#8217; (ışık kaynağı) olarak bahsedilirken, Ay’dan ise nur (aydınlık) olarak bahsedilmektedir. Çünkü ziya, ‘ışık kaynağı’, nur ise ‘ışığın yansıması’dır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Demir&#8217;in inmesi : &#8220;Demiri indirdik ki onda büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır.&#8221; (Hadid, 25)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaşlı yıldızlar süpernova halini alıp, merkezinde oluşan fazla miktarda demirin etkisi ile patlayarak demiri galaksiye saçarlar. Çöl tozlarında bulunan demir Fe+3 formundadır ve bitkiler için kullanışlı değildir. Fakat bu demir bulutlar içerisinde bilinmeyen bir mekanizma ile Fe+2 formuna dönüşmekte ve bu şekilde yağmur ile yeryüzüne dönerek bitkilerin demir ihtiyacını önemli oranda karşılamaktadır. (Saydam A.C. , İklim Kontrolü, Bilim-Teknik Dergisi, Ekim 2002, s. 39-48; Havadan Tozdan, s. 38) Demir katastrofu adı verilen ve erimiş demirin dünyamızın çekirdeğini &#8216;inmesi&#8217; ve bu şekilde dünyanın manyetik alanının oluşması sonucu oluşan &#8216;güç&#8217;ün dünyamızı güneşin zararlı ışınlarından koruması da ayrı bir nimettir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ay yarıldı mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11625" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/157997369_1077688609377743_5119551034711109607_n.jpg" alt="" width="525" height="537" /> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ay&#8217;ın sadece dünyadan gözüken yüzünde büyük bir parçanın kopup sonra birleştiği hakkında dünyada ünlü &#8220;Nature&#8221; dergisi ile &#8220;space&#8221; gibi sitelerden makaleler yayınlanmıştır:  (nature.com/news/moon-s-largest-plain-isnot-an-impact-crater-1.16041; space.com/30795-earth-gravitational-pull-cracks-moon.html; livescience.com/65298-impacts-cracked-the-moon.html; science.time.com/2012/12/06/all-cracked-up-a-surprising-look-inside-the-moon) Ayrıca yarılmanın gerçekleşmediğini, ayetin kıyamette olacak bir sahneden bahsettiğini savunan âlimler de vardır. “Ayın yarıldığını haber veren rivayetler, ahad derecesinde olup, tevatür seviyesine ulaşmamaktadırlar. Ayet, kıyamet ve imanın işlendiği bir surede geçmektedir.” (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, s. 432) Elmalılı M. H. Yazır, ayın hem Resulullah döneminde yarıldığına hem de kıyamet yaklaştığında büsbütün yarılıp kıyametin kopacağına işaret ettiğini ileri sürerek iki görüşü birleştirir.</span></p>
<pre><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html/kuran-1-2-1-2" rel="attachment wp-att-1889"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-thumbnail wp-image-1889" title="kuran-1-2-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kuran-1-2-11-150x109.jpg" alt="" width="150" height="109" /></a></span></pre>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html">Kur’an ve bilim 2 – İtirazlara cevaplar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/kuran-ve-bilim-itirazlara-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oryantalistler ve Hz Muhammed (sav)</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/oryantalist-mustesriklerin-iddialarina-cevaplar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/oryantalist-mustesriklerin-iddialarina-cevaplar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 13:29:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Oryantalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam hakkındaki ithamlara cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[misyoner]]></category>
		<category><![CDATA[misyonerlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[müsteşrik]]></category>
		<category><![CDATA[Müsteşriklere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalist]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalistlere cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuyu tamamlayan, ‘Ateistlere cevaplar’, ‘Hz. Muhammed neden çok kadınlar evlenmiştir?’ adlı yazıları tavsiye ederiz. . Oryantalistler ve Hz. Muhammed Hz. Muhammed&#8217;in samimiyetinin ve peygamberliğinin delilleri Oryantalistler Hz. Muhammed’in maddi menfaat için Kur’an’ı yazdığını, amacının saltanat, makam, para ve dünyevi zevkler olduğunu ileri sürer. Bu konu detaylı olarak, ‘Kur’an kaynağı nedir?’ adlı yazımızda ele alınıp cevaplanmıştır. Bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalist-mustesriklerin-iddialarina-cevaplar.html">Oryantalistler ve Hz Muhammed (sav)</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Konuyu tamamlayan, ‘Ateistlere cevaplar’, ‘Hz. Muhammed neden çok kadınlar evlenmiştir?’ adlı yazıları tavsiye ederiz. .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Oryantalistler ve Hz. Muhammed </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hz. Muhammed&#8217;in samimiyetinin ve peygamberliğinin delilleri </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler Hz. Muhammed’in maddi menfaat için Kur’an’ı yazdığını, amacının saltanat, makam, para ve dünyevi zevkler olduğunu ileri sürer. Bu konu detaylı olarak, ‘Kur’an kaynağı nedir?’ adlı yazımızda ele alınıp cevaplanmıştır. Bu yazımızda ise Hz. Muhammed’in samimi, dürüst, dünyevi hırslar peşinde olmayan ve Kur’an’ı yazmadığını delilleri ile okuyucuya sunacağız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hz. Muhammed&#8217;in peygamberliğindeki samimiyetine nasıl inanalım? On beş asır öncesine gidelim, putlara tapılıyor, içki su gibi içiliyor, kadınlar satılıyor, zina son derece yaygın, güçlü zayıfı eziyor ve insanlar ölçüsüz, azgınca bir hayat yaşıyor. Böyle bir toplum içinde bir kişi çıkıyor ve insanları tek olan Allah&#8217;a ibadet etmeye çağırarak, yukarıda saydığımız tüm kötü alışkanlıkları bırakmaya davet ediyor. Bunu yaparken nasıl karşılık göreceğini de gayet iyi biliyor. Öldürülme tehlikesi ile karşı karşıya geleceğinin de farkında. Fakat o, Rabb&#8217;inden aldığı emir ile tüm bunlara aldırış etmeksizin vazifesini yapıyor. İşin dikkat çeken yanı, bu zatın davet etmiş olduğu şeyler insan nefsinin arzuladığı şeyler de değildir. Aksine nefsin zorlanacağı şeylere davet ediyor çevresini. Oruç var, zina yasak vd. İnsanların hem nefislerinin hoşuna gitmeyen hem de canlarını kaybetmesiyle sonuçlanabilecek olan bu olumlu tepkiye onları iten şey neydi? Bu öyle bir cazibe gücüydü ki, ekonomik imkanlar ve askeri güçle elde edilemezdi. Bu bambaşka bir şeydi. O kadar başka bir şeydi ki, savaşlarda onun ashabı ona bir zarar gelmesin diye başlarını ona yönelen okların önüne atıyorlardı. Bu o kadar başka bir cazibeydi ki, asırlardır ve bugün milyarlarca Müslüman, hep aynı aşkla bağlanmıştır ona. Müslümanlar sırf o yapmış diye, binlerce sünneti bir askeri disiplin edasıyla yerine getiriyor. On beş asırdır Müslümanlar ağızlarını içkiyi sürmüyorlar. İçki bulunan sofraya oturmuyorlar bile. Milyarlarca insan üzerinde oluşturulmuş olan bu etkinin Nübüvvet gücünden başka bir izahı olabilir mi? Bugün sigara kutularının üzerinde bile sigara içmek sizi öldürür yazıyorken, pek de etkili olmuyor. Dünyada hiç kimse onun kadar sevilmedi ve sevilmeyecek. Hiç kimse onun kadar takip ve taklit edilmedi, edilmiyor. Bir insan eğer bu durumu kendi gayreti, kabiliyeti, imkanı ile elde edebiliyorsa, neden bunlara sahip ve talip olan birçok insan için böyle bir şey söz konusu olmadı?” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 215-219)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Maddi menfaat elde etmek isteyen bir insan, toplumda kökleşmiş ve benimsenmiş yanlışlara (içki, kumar, fuhuş vb.) savaş açıp, üstüne bir de maddi ve bedeni açıdan insana zor gelecek görevleri (namazdan, oruç zekata) insanlara zorunlu kılar mı? Amaç taraftar toplamaksa akla epey aykırı bir yöntem değil midir bu metot? Yoksa amaç ego tatmini ve krallık değil midir?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Amaç kendini yüceltmek olsa, neden yazdığı (!) kitapta kendini defalarca (Enfal, 68; Tevbe, 43; Tahrim, 1; Tevbe, 80; Kehf, 28; Nisa, 105; Yunus, 42,99; Abese, 10) hatalarından dolayı azarlayıp, hatalarını ortaya döksün, yüzlerce yıl sonra bile okunmasına neden olsun? Hem &#8216;tek&#8217; olmak varken neden tüm peygamberler arasında son sırada yer aldığını (Hatemu’l-Enbiya) ilan etsin? Diğer peygamberlerin açığını sayarak kendini yüceltmek varken, kendi hatalarını ortaya döküp diğerlerini yüceltsin? Diğer peygamberlerin mucizeleri sayılırken neden kendisinin hiçbir mucizesi Kur’an’da açıkça yer almasın? Fetih suresi, 27. ayete bakıyoruz, müthiş bir özgüven. Halbuki o anda, Hudeybiye anlaşması ile Kâbe’ye ziyaret yapılamamış ve görünüşte  Müslümanlar aleyhine olan bir anlaşma imzalanmıştır. Ama ayete bakıyoruz, &#8216;güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram&#8217;a gireceksiniz.&#8217; buyrulmaktadır. Bu ayeti kime güvenerek kitabına (!) koymuştur? Mekke&#8217;de, o zulüm ve işkence altında yaşanan 12 yılın tam ortasında inen Zümer suresi 39-40. ayetlerde de aynı kendinden emin tutum göze çarpmaktadır: &#8220;De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!&#8221; Bu fütursuz/korkusuz, kendinden emin tavrı her peygamberde görmek mümkündür. Mesela, tanrı kral olduğunu ilan eden firavun, Hz. Musa&#8217;nın yüzüne karşı kendisini öldürme tehdidinde bulununca, Hz. Musa tek başına onun yüzüne şöyle haykırmaktadır: &#8220;Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım.&#8221; (Mümin, 27) Hz. Resul&#8217;ün tek başına başladığı o zorlu yolda her zaman tek dayanağı Allah Azze ve Celle olmuştur! Şura, 10: &#8220;İşte o Allah benim Rabbimdir; yalnız O’na güvenip dayanmışımdır ve daima O’na yönelirim.&#8221; Menfaat için, kral olmak için yola çıkan biri (!) şu sözleri neden insanlara söyler?: &#8220;Ben de öleceğim, ben de insanım, Allah&#8217;ın hazineleri yanımda demiyorum, ben melek değilim, ben de &#8216;sizin gibi&#8217; vahye uyuyorum.&#8221; (Zümer, 30; En’am,50; Kehf, 110) &#8220;Beni Allah&#8217;ın bana verdiği makamın üstüne (Hristiyanların Hz. İsa&#8217;ya yaptığı gibi) çıkarmayın.&#8221; (Hanbel, III/154) Hazreti Muhammed, ticaretten siyasete, sosyal hayattan aile hayatına, yaşamın her alanında, her aşamasında her çeşit durumla karşı karşıya kalmış; olumlu olumsuz, müspet menfi her türlü olayla karşılaşmış ama her zaman çizgisini, ahlakını, fedakarlığını, sevecenliğini muhafaza etmiştir. Zafer kazandığında da  mutlu olduğunda da; kaybettiğinde de üzüldüğünde de; toplum içinde de, ailesi arasında da hep aynı çizgiyi korumak, üstün niteliklere, ahlaka sahip olmakla mümkündür. Onu lider, örnek şahsiyet yapan da budur. Okuma bilmeyen (‘ümmi peygamber’ adlı yazımıza bakılabilir.) bir kişi kitap yazacak (!) ilham aldığı iddia edilen kaynaklara bakıyoruz hepsi birbiri ile tezat iddialar. (‘Kur’an&#8217;ın kaynağı nedir?’ adlı yazımıza bakılabilir.) Ayrıca ortaya konan eser, edebi ve şair dolu bir ortamda herkese meydan okuyarak, hadi ‘bir  (tek sure veya ayet bile olsa ) benzerini getirin’ (İsra, 88; Hud, 13; Bakara, 24) diye çağrıda bulunmaktadır. Bu nasıl bir özgüvendir? Ümmi olan biri Kur’an&#8217;daki bilimsel ayetleri nasıl yüzyıllar öncesinden keşfetmiştir. (‘Kur’an ve bilim’ adlı yazımıza bakılabilir.) Romalıların yenildiği savaş daha tazeliğini korurken, bir kaç yıl içinde İran&#8217;ı yeneceklerini nereden bilebilir bir fani? O, Ebu Leheb&#8217;in imansız 15 yıl daha yaşayacağını nereden bilebildi? (Tebbet, 3) Kendi yazsa bu kitabı, en ihtiyaç duyduğu anlarda neden ayet indirmesin?! &#8220;İfk olayı, kıblenin değişmesi&#8221; konularında olduğu gibi. (‘İfk hadisesi’ ve ‘ateistlere cevap’ adlı yazılara bakılabilir.) Neden aylarca insanların konuşması engellenmedi ifk olayında, kıble için istekli olduğunu ayet açıkça ifade ederken, neden yıllarca bekledi?! “Eğer Kur&#8217;an&#8217;ı kendi yazsa, peygamberin davasının ilk anında evren, yaşam ve toplum hakkındaki yöntem, düşünce ve anlayışlarını anlatmaya başlamasını gerekirdi. Ne var ki, vahyin başlangıcı tevhide çağrı ile başlamıştır. Bütün bunlar olurken, vahyin kesintiye uğradığı da oldu.” (Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 38)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da (geleceği de) bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum.&#8221; (Hud, 31) &#8220;İslam&#8217;ı inkar edenler, &#8220;Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.&#8221; dediler. De ki: Onu kendiliğinden değiştiremem, ben ancak bana vahyolunana uyarım.&#8221; (Yunus, 15) &#8220;Gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek Müminlerden başka yana sapmasın. Nefsinin arzusuna uyan kişiye itaat etme.&#8221; (Kehf, 28-29) (Ahzab, 63)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Eğer Muhammed kendisinin insanüstü bir varlık olduğunu ifade etseydi, buna inanacak birçok kimsenin çıkacağını tahmin etmek zor değildir. Fakat Kur’an Ondan, ‘ben de sizin gibi bir insanım.’ (Keyf, 110) diye duyurmasını istemektedir. Ayrıca Peygamberimiz, kıyametin ne zaman kopacağını bilmediğini Kur&#8217;an&#8217;da açıkça ilan etmektedir. Sahte dini liderler, kıyametin saatini bildiğini ileri sürerler. Kur’an’da Allah “Ne zaman gelip çatacak?” diye sana kıyamet saatini sorarlar. De ki: Onun hakkındaki bilgi sadece Rabbimin katındadır.” buyurmaktadır.” (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 198) Aynı şekilde ruh hakkında da kendisine sorulan sorulara, ‘pek az bilgiye sahip olduğu’ şeklinde cevap vermiştir.&#8221; (İsra, 85) Hz Muhammed, günümüze kadar bile hâlâ içeriği çözülemeyen bu konularda zaman kazanacak cevaplar verip neden rakiplerini susturmamış da ellerine koz vermiştir? Rumların İranlıları birkaç yıl içinde yeneceğini bildiren (Rum, 3-4) ve bu gerçekleşen Hz. Muhammed’in, kıyametle ilgili &#8216;300-500 sene sonra&#8217; demesine engel olan ne idi? Bu açık sözlülük, öz güven ve Allah’a olan itaat/bağlılık…! Bu kişi mi yalancıdır?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Batıdaki Hz. Muhammed imajı, aynı zamanda Kur’an ve İslam imajıdır.&#8221; (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 19, 22) Çünkü Norman Daniel’in dediği gibi: &#8220;Biz en fazla mesaimizi (Hz.) Muhammed&#8217;in peygamber olmadığını ispat üzerine yoğunlaştırdık. Zira o peygamber değilse, Kur’an&#8217;da vahiy olmayacaktı.&#8221; (Hıdır, s. 21) &#8220;Oryantalistler, dönemin ruhuna, ideolojilerine, inançlarına göre, oldukça fazla fanteziler, ideolojiler, tiplemeler üretmiştir ki, bunlar gerçek tarihteki İslam peygamberi değildir.&#8221; (M. Di Cesari, The Pseudo-historical Image of the Prophet Muhammed in Medieval Latin Literature, Giriş, VII) Anton Wessels: &#8220;Biz Batılılar, Ortaçağlardan bu yana bize sunulan (genelde negatif) bir Muhammed imajına sahibiz. Yapılan tasvirlerin gerçek kaynaklara dayanmayıp, temel olarak apolojetik/polemik bir amaca hizmet ettiği çok açıktır.&#8221; (A. Wessels, Modern Biographies of the Life of the Prophet Muhammad in Arabic, Islamic Culture, XLIV/2, s. 99-105) &#8220;Hz. Muhammed&#8217;in hayatı bütün yönleri ile alaya alındı, olaylar az veya çok abartıldı, neredeyse tanımayacak derecede çarpıtıldı, sağlam ve güvenilir bilgi planlı bir şekilde çürüğe çıkarıldı. İslam&#8217;ı ‘bazen sırf eğlence için, daha çok da kilisenin yüksek gayeleri için’ yalan yanlış anlattılar.&#8221; (N. Daniel, Islam and the West, s. 244) &#8220;Hz. Muhammed&#8217;in hayatı, çok az insanın dayanabileceği mücadele ve zorluklarla geçmiş, Kendisi saraylarda yaşanmamış, içkili eğlence partileri düzenlenmemiş&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 263) ve &#8220;Hayatının yarısı açlıkla geçmiş, hiçbir zaman servet sahibi de olmamıştır.&#8221; (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 113) Ebu Cehil Hz. Muhammed’e, ‘Biz seni yalanlamıyoruz. Fakat senin getirdiğin şeyleri yalanlıyoruz.’ demiştir. (Taberi, tefsir, III/246; Tizmizi, Tefsiru Sure 6)<strong> </strong>Çünkü Ona kavmi, ‘Emin’ lakabını vermişti. (Kadı Iyaz, eş-Şifa bi Tarifi Hukukil-Mustafa, I/270) Peygamberliğini ilk açıkladığında, ‘Size dağın arkasında düşman var desem inanır mısınız?&#8217; diye sorunca, &#8216;Evet, Biz senin doğruluğunu tasdik ederiz. Çünkü şimdiye kadar sende doğruluktan başka bir şey görmedik. Sen yanımızda yalanla itham edilmiş bir insan değilsin’ demişlerdir. (İbn Sa’d, Tabakat, I/199-200; Buhari, Sahih, III/171: Müslim, Sahih, I/133-135; Taberî, Tarih, II/ 216) Hatta &#8220;Medine&#8217;ye göç ederken, ona zulmeden insanlardan bazılarının emanetleri hâlâ kendisindeydi.&#8221; (Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm, s. 106) Peygamberliği kabul etmeyenler, ona düşman olanlar bile mal ve kıymetli eşyalarını kendisine teslim ediyorlardı. Hatta hicret ettiği gece bütün bu emanetleri alıp gitmek yerine, Hz. Ali vasıtası ile sahiplerine teslim etmişti. (İbni Hişam, Tarihun-Nebeviyye, II/485, 493; İbn İshak, Sıre, II/138, İbn Sa&#8217;d, Tabakatü&#8217;l-kübra, III/22, Mesudi, Murucu&#8217;z-Zeheb, II/285, Muhibbul-Taberi, Rıyadu&#8217;n-nadra, II/211; Ebu&#8217;l-Fida, el-Bidaye ve&#8217;n-nihaye, III/197; Ahmed Zeyni Dahlan, Sire, I/69) İslam düşmanı Rudi Paret bile, Hz. Muhammed&#8217;in &#8220;İnsani büyüklüğünü ve gururdan tamamı ile uzak olduğunu&#8221; itiraf etmektedir. (Paret, Kur&#8217;an üzerine makaleler, s. 119, 137) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an&#8217;da peygamberimizin kınanması, Kur&#8217;an&#8217;ın Allah kelamı olduğunun delilidir. Hz. Peygamberin uydurması olsaydı, kendi kendini kınaması düşünülemezdi.” (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, Müşkilü&#8217;l Kur&#8217;an, s. 236) “Hristiyanlar Tevrat ve İncilden çaldığını söylüyorlar. Gerçek bu şekilde olsa Muhammed, nasıl olurda kendisini kınayan, eleştiren ayetler söylesin ve bunları niçin eserine barındırsın?” (Mauell King, 17 Ocak 1915 yılında Theo Theoavnard kilisesinde verdiği konferanstan nakleden, Ömer Rıza Doğrul, Kur’an nedir? s. 103)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevbe 43: “Allah seni af etsin. Onlara niçin izin verdin?” mealindeki ayetle Hz. Muhammed&#8217;in yaptığı bir yanlışlık gözler önüne serilmektedir. İsra, 73. ayette “Allah, Hz. Peygamberin müşriklere az da olsa bağlanma tehlikesi geçirdiğini beyan etmektedir. Ahzab, 37: “İnsanlardan korkuyordun.” diye buyrulmaktadır. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber kendisine gelen vahye müdahale bile edememektedir. Kur’an&#8217;ı Hazreti peygamberin kendisi yazsaydı, niçin Hz. Peygamber içinden geçirdiği böyle olumsuzlukları deşifre ederek kendini sabote etsin? İsra, 86. ayette de, “Gerçek şu ki, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; bundan sonra da sen bize karşı güvenip dayanacağın birini bulamazsın.” buyrulmaktadır. Abese, 1-10. ayetler de ise, “Yüzünü ekşitip başını çevirdi.  Görme engelli o kişi geldi diye. Ama (ey Peygamber!) Sen nereden bileceksin, belki o kendini arındıracaktı. Yahut o bir öğüt alacak, bu öğüt kendisine fayda verecekti. Sen ise kendini her bakımdan ihtiyaçsız görenle ilgileniyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu tutulmayacaksın ki! Gönlünde Allah korkusu taşıyarak koşup sana geleni umursamıyorsun!” diye Hz. Peygamber’in yanlış bir metot izlediği ifade edilmektedir. Halbuki Efendimiz sadece bir an için, boş bulunarak, anlık olarak o anki ortamdan rahatsız olmuştur. Ama hemen Allah&#8217;tan ‘anında’ adete azar işitmiştir. Bir anlık dalgınlıkla verdiği böyle bir tepkiden ötürü kimse kendi kendini bu şekilde eleştiremez. Böyle tenkit insan psikolojisine tamamen aykırıdır! Kasas, 56. ayette Allah, &#8216;Kendi izni olmadıkça Hz. Peygamberin bile kimseyi hidayete erdirmeye gücü yetmeyeceğini&#8217; bildirmektedir. Kendini lider, önder yapmak için kutsal kitap yazdığı iddia edilen bir kişi, &#8220;Sizi cehennemden kurtarırım!&#8221; neden dememiştir? Öyle ya, yüzbinlece kişi bir emri ile ölmeye hazırdır! Uhud savaşında Hz. Hamza şehit edilmişti. İşkence yapılıp, çiğeri çıkarılmış, kulak ve burnu kesilmişti. Hz. Muhammed buna çok üzümüş ve aynısını onlara yapacağını söylemişti. (Vakıdi, I/290; İbni Hişam, II/95; Taberi, II/528) Ama nazil olan bir ayetle (Nahl, 126) intikam almasının önü kesilmiştir. Hz. Muhammed kendini zora sokacak ve intikamını alma sözünü geri aldırtacak ayeti neden Kur&#8217;an&#8217;a yazmıştır!? İnsanları kandırmak için ilahi kitap uyduran bir insan yazdığı esere şu ayetleri neden ekler: &#8220;Hiçbir şey hakkında sakın ‘yarın şunu yapacağım’ deme! Ancak, ‘Allah dilerse, inşallah yapacağım’ de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve ‘Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir’ de.&#8221; (Kehf, 23-24) “ Eğer, biz sana sabır vermeseydik, neredeyse sen onlara birazcık meyledecektin. O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de azabını sana kat kat tattırırdık. Sonra, bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın.” (İsra, 74-75)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an&#8217;da Hz. Muhammed&#8217;in bazı hataları da düzeltmiştir. Halbuki kitabı uydursaydı, kendisi ile ilgili inanılmaz/olağan üstü insan algısı oluşturmak için Kur&#8217;an&#8217;ı kullanması beklenirdi. Abese, 3, 7, 10; Tevbe, 43; İsra, 73-74; Enfal, 63 gibi Kur&#8217;an&#8217;daki ayetler Hz. Muhammed&#8217;in hatalarını söyler ve bu ayetler O’nun Kur’an ile ikaz edilen, uyarılan bir insan olduğunu ortaya çıkarır.” (Caner Taslaman, Neden Müslümanım? s. 197, 198) Hz. Muhammed, Allah&#8217;ın elçiliği vazifesine sıfırdan başlamıştır. İlim, siyasi güç, insan kaynağı ve  ekonomik güç açısından, hepsinde sıfırdan görevine başlamıştır. Hz. Muhammed&#8217;in yaşadığı bölgede ve dönemde bir felsefe okulu da, bir gözlemevi vasıtası ile evreni anlama çabası da yoktu. Hz. Muhammed&#8217;in yaşadığı bölgede devlet tanımına uygun bir siyasi yapı da yoktu. Hazreti Muhammed&#8217;in düşmanları olan müşrikler, bu ‘Kur&#8217;an şehrin ileri gelenlerinden birisine indirilseydi ya’ (Zuhruf, 31) demişlerdir. Hz. Muhammed, sıfır noktasındaki bir yetim olarak vazifesine başlamıştır. O dönemki Araplar kendi dinlerine bağlı cahil bir toplum idiler. Hz. Muhammed radikal bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. (Taslaman, s. 171-172) Lamartine, “Eldeki araçların kıtlığı, ulaşılan sonucun büyüklüğü bir kişinin dehasının ölçüleri ise, tarihteki hangi insan Muhammed&#8217;e bu hususta kafa tutabilir? İnsanın yüceliğinin öl­çümü mümkün olsa, ondan daha büyük bir insan var mıdır, sorarız” demektedir. (Histoire de la Turquie, I/112, II/276-277; Michel Lelong, İslam’la Yüzleşen Batı, s. 35)  Kur&#8217;an tüm evrenin sonunun geleceğini iddia eder, bu iddianın bilimsel açıdan doğruluğu Hz. Muhammed&#8217;in döneminde anlaşılamamıştır. Birçok kimse, Hz. Muhammed ile alay etmiştir. Menfaat için yalan söyleyen bir kimsenin böyle bir iddiada bulunması değil, bulunmaması gerekirdi! (Taslaman, s. 177) Hz. Muhammed, birçok zaferine rağmen sade yaşantısından vazgeçmemiş, yaşamını değiştirmemiştir. (Ebu Davud, Tereccül 1, (4161); İbn Mace, Zühd, 4. 3. Tirmizi, Zühd, 35, (2350); Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/83; İbn Mace, Zühd, 24; Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi, s. 174; Prof. Dr. Ahmet Yıldırım, Sade hayat ve din, Special Issue on the Proceedings of the 3rd ISCS Conference, July 2014, s. 328-339; Taslaman, s. 190) Hindistanlı psikolog ve felsefeci Koneru R. Rao bu gerçeği, ‘Şartlar değişti ama Allah&#8217;ın elçisi değişmedi, zenginlikte ve yoksullukta aynı kişiydi, aynı karakteri sergiledi.” (Rao, Muhammed the Prophet of Islam, s. 24) diyerek ifade etmektedir. İtiraflarla devam edelim…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Karen Armstrong: “Hz. Muhammed gerek ruhsal ve gerekse politik anlamda muazzam bir başarıya kavuşmuştur. Bazı Batılı eleştirmenlerin iddia ettiğinin aksine, Hz. Muhammed’in vizyonu güç şehvetiyle lekelenmemiştir. Asla Tanrı merkezli olmaktan uzaklaşmamıştır.” (Karen Armstrong, İslam Peygamberinin Biyografisi Hazreti Muhammed (sav), s. 237, 240) Smith Bosworth: “Hz. Muhammed, caminin imamı olduğu gibi devletin de başıdır; O hem Sezar&#8217;dır, hem de Papa aynı anda; ancak Papa&#8217;nın gösterişinden yoksun bir Papa&#8217;dır. Sezar&#8217;ın Romalı tümeninden yoksun bir Sezar. Sabit bir ordusu olmayan, muhafızı bulunmayan, saraydan sabit bir geliri olmayan bu kişi, Muhammed&#8217;dir.” (Smith, Bosworth, Muhammed ve Muham-medîlik, s. 92) Irvving Washington&#8217;a göre, “onun büyük askeri zaferleri, onda ne gurur, ne de mağrur bir sevinç uyandırmıştı. En güçlü zamanlarında dahi o, sade bir yaşam sürdü. Bir odaya girdiğinde, biraz fazla saygı gösterilse gerçekten üzülürdü. O evrensel bir hakimiyeti hedef edinmişse, bu, dinin ve Hakk’ın hâkimiyetidir.” (Muhammed ve İzleyicileri, s. 192) Arthur Gilman: “Muhammed&#8217;in zaferi gerçekten dindendir, siyasetten değildir. O, her türlü şahsi sadakat yeminini reddetti ve hükümdarlık otoritesinden uzak durdu. Mekke&#8217;nin fethi vesileyle, onun yüceliğini görmekte­yiz. Geçmişte kendilerine yapılanların etkisi onu pekala intikama yöneltebilirdi. Ama o ordusunu her tür kan dökmekten alıkoydu.” (Gilman, Arthur, Haçlı Karşıtları, s. 20) Edward Gibbon: “Bizde hayranlık uyandıran, onun dininin yayılması değil istikrarıdır. Peygamber&#8217;in şanı, asla imani faziletten öteye geçmemiştir. Ve onun hayatındaki ahlak kuralları mantık ve din sınırları içinde, hep iyilikleri korumuştur.” (Edward Gibbon, Haçlı Karşıtları İmparatorluğu Tarihi, s. 74) Majör Arthur Glyn Leonard&#8217;ın deyişiyle, “O, her çağın ve tarihin en engin, samimi ve gerçek önderlerinden biridir.” (Majör Arthur Glyn Leonard, İslam-Ahlaki ve Manevi Değer­leri, s. 20-2; Cevher Şulul, Batılı düşünürlerin Hz. Muhammed (sav) hakkındaki görüş ve düşünceleri, Kutlu Doğum Sempozyumu, Hz. Peygamber ve İnsan Sevgisi, s. 92-105) Alexander Russel Webb: “İslam, evrensel kardeşliğe, evrensel sevgiye, evrensel iyiliğe çağırmakta ve kalp temizliği, hareketlerin temizliği, konuşmanın temizliği ve tam bir fiziki temizlik istemektedir. Şüphesiz İslam, insanoğlunun bildiği en sade ve en yüce dindir.” (Fazlur Rahman, Siret Ansiklopedisi, I/145) Tolstoy: “Eğer insan, seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah’ı ve onun peygamberini kabul ederdi.” (Tolstoy, Hz. Muhammed, s. 15) Roger Garaudy: “Felsefe, peygamberlerin mesajlarına kulak vermedikçe tek adım atamayacaktır.” (Roger Garaudy, İslam’ın Vadettikleri, s. 138) Claude Cahen: “Kendi çevresinde insanlığın ruhsal ve ahlaksal düzeyini yükseltme yollarını aramakta tartışılmaz bir dürüstlük ve coşku dolu bir yetenek göstermiştir.” (Claude Cahen, İslamiyet, s. 17–20) Thomas Carlyle: “Muhammed’in entrikacı bir sahtekar olduğu ve dininin bir şarlatanlık ve ahmaklık yığınından ibaret bulunduğu şeklindeki iddiaların artık kimse için tutarlı tarafı kalmamaya başlamıştır. Bu adamın çevresine yığılan yalanlar sadece bizim için utanç verici olmaktan öteye gidemez. Biz Muhammed&#8217;i asla bir batıl, bir göstermelik, zavallı ve haris bir entrikacı olarak görmek istemiyoruz. Onu bu şeklide düşünmemiz imkansızdır.” (Thomas Carlyle, Kahramanlar, s. 79-83) Ahnie Besant: “O yüce Arap öğretmene, her defasında yeni bir hayranlık dalgasıyla dolar, yeniden saygı ve huşu duyarım.&#8221; (Ahnie Besant, Muhammed&#8217;in Hayat ve Öğretisi, s. 4) Stanley Lane-Poole: &#8220;Muhammed&#8217;in düşmanlarına en büyük galebeyi çaldığı gün, kendisine karşı da en büyük zaferi kazandığı gündür. O gün Kureyş&#8217;i hiçbir karşılık olmaksızın affetti ve bütün Mekke halkı için genel af ilan etti.&#8221; (Stanley Lana-Pool, Peygamber Muhammed&#8217;in Konuşma ve Sohbetleri, s. 46-47) Maurici Faudefroy: “Muhammed bir ilahiyatçı olmayıp, peygamberdi.&#8221; (Gaudefroy-Demombynes, Müslüman Kurumlar, s. 20) Henry Mayers Hyndman: “Muhammed yaşadığı gibi öldü; ilk dava arkadaşları ve sahabesi arasında vefat etti!” (Henry Mayers Hyndman, Asya&#8217;nın Uyanışı, s. 9) Mahatma Gandi: “Peygamberin tam manasıyla sadeliği ve ahde sadakati, onun arkadaş ve takipçilerine kendini adaması, tevazuu, yiğitliği, korkusuzluğu, Tanrı&#8217;ya ve dinine olan mutlak bağlılığıydı asıl ona her engeli aştıran ve muzaffer kılan; yoksa kılıç bir hiçti.&#8221; (Genç Hindistan, Işık&#8217;tan alınma, Lahore, 16 Eylül, 1924) Lancelot Lawton: “İslam, insandan bir tanrı çıkarmaya çalışmaz ama onun iyi bir komşu olmasına kadar düzene sokar.” (Lancelot, Yer Küre, Londra, 12 Mayıs, 1928) Duncan Geenless: &#8220;Tanrı&#8217;nın vahyettiği bütün gerçek dinleri kabul eden bu akidenin asaleti ve geniş müsamahası insanlık için daima mükemmel ve şanlı bir miras olacaktır. Ancak böyle bir esas üzerine mükemmel bir dünya dini kurulabilir.&#8221; (Geenless, Duncan, İslam Akidesi, s. 27)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz hasır üzerinde uyumuş, elbiselerini yamamış ve ‘ben kral değilim, sadece sizden birisiyim’ diyerek (Beyhaki, Delailü’l-Nübüvve, I/274) sade bir yaşamı tercih etmiştir. “O, en güçsüz zamanında üstün cesaret ve fedakarlık, en güçlü zamanında örnek tevazu ve sadelik göstermiştir. Tüm bunlar, menfaat elde etmek için insanları aldatan veya akıl sağlığı normal olmayan birisinin benimseyeceği davranışlar değildir. Hz. Muhammed aynı zamanda ilettiği mesajın titiz bir uygulayıcısı idi. Kur&#8217;an&#8217;da Hazreti Muhammed&#8217;in ismi 4 kere geçer, buna karşılık Hz. Musa 136, İsa 25 kere geçer. Hz. Muhammed&#8217;in babasından ve annesinden Kur&#8217;an&#8217;da hiç bahsedilmez. Hz. İsa&#8217;nın annesi hazreti Meryem&#8217;in ismi Kur&#8217;an&#8217;da 34 kez geçerken çok sevdiği eşi Hz. Hatice&#8217;nin ve oğlu İbrahim&#8217;in küçük yaşta ölümü onu çok üzer ama bunlar Kur&#8217;an&#8217;da yer almaz. Çünkü Kur&#8217;an şahıs değil, Allah merkezlidir.<strong> </strong>(Taslaman, s. 191-195) Zaten “Hz. Muhammet din uydursaydı, kendi ait olduğu cinsi ve sınıfı kayıran, ayrıca İslam&#8217;ın ilk muhataplarının ileri gelenlerinin rahatça kabul edeceği bir din uydurması gerekirdi.” (Taslaman, s. 305)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed “Kul kalmak istedi, kulluğu krallığa tercih etti.” (Süleyman Ateş, İslam&#8217;a itirazlar ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;den cevaplar, s. 17) &#8220;Beni övmeyin.&#8221; (İbni Hişam, 2/658; aş-Şifa, s.101) &#8220;Ben kral değilim.&#8221; (İbni Sa&#8217;d, al- Tabakat al-Kübra, I/5) &#8220;Benim için ayağa kalkmayın.&#8221; (Iyad ibni Musa, Şifa, s. 101) buyurdu. Yine “Resulü Ekrem Efendimiz, aşırı sevgiden dolayı kendisine secde etmek isteyen bir kimseye sert tepki göstererek izin de vermedi.” (Ebu Davut, Nikah, 40)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed’e &#8220;İslamiyet&#8217;e davetten önce herkes ona saygı gösterirdi. Bu sebepten sosyal statüsü büyük idi. Hatice&#8217;ül Kübra&#8217;nın servetiyle ticarete başlamış, bununla da büyük bir servet elde etmişti. Ömrünün sonuna kadar bu servetle rahat geçinebilirdi. Kendisini bütün bu eziyetlere sokmaya lüzum yoktu. Peygamberliğini ilan ettiği zaman birçok düşmanlar ortaya çıktı. Akrabalarından birçok düşmanlar edindi. Eğer onun daveti Allah&#8217;ın emriyle olmasaydı, bir insan olarak bütün bu eziyetlere ve zahmetlere katlanamazdı. Amcaları ve yakınları, &#8220;sen bizim milletimizin arasına ayrılık soktun, cemiyetimizi birbirine düşürdün, bu işten maksadı nedir? Maksadın mal toplamaksa, eğer yönetime geçmekse, kadınsa hepsini verelim.&#8221; diye teklif edince cevabı, &#8220;Ben menfaat için sizleri davet etmiyorum.&#8221; (Operatör Doktor Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 38-39) olur.  &#8220;Bütün Arabistan kendisine itaat ettiği halde, evinin bütün işlerini bizzat kendisi görmeye devam etmiştir. Elbisesinin söküklerini kendi diker, yemeğini hizmetçi ile birlikte yerdi. Muhammed&#8217;in kurduğu birlik, Bizans imparatorunu hezimete uğrattı. İran saraylarını yok etti. Zerdüştü tarumar etti. Ama onun hayatı değişmedi.&#8221; (Operatör Doktor Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 79)  Ayrıca, “Hz. Peygamber salt lider gibi davransaydı, 10 yıl kendisine zulmeden şehrinden ayrılmasına sebep olan, hicret ettiğinde de kendisini rahat bırakmayan Mekkeli müşriklerden İntikam alırdı.” (Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 109) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şu ayette samimiyet, dürüstlük, davaya bağlılık ve içtenlikten başka ne vardır? “De ki: “Ben kendim için, Allah’ın dilediği dışında ne bir fayda elde edebilirim ne de zarardan kurtulabilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım elbette bundan çok faydalanırdım, başıma kötülük de gelmezdi. Ben yalnızca inanan bir toplum için uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (A’raf, 188)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Muavviz kızı Rubeyyi’in düğününde küçük kızlar def çalarken şöyle derler: ‘Aramızda yarın ne olacağını bilen peygamber var.’ Peygamberimiz hemen müdahale eder: Böyle demeyin! (Buhari, Megazi, 12;İbni Mace, Nikah, 21) “Ben resulullah olduğum halde akibetimin ne olacağını bilemem.” (Buhari, Cenaiz, 3) Hz. Muhammed, &#8220;Bilin ki, sizden hiçbiriniz ameliyle kurtulamaz.” buyurunca sahabe kendisine, “Sen de mi (amelinle kurtulamazsın) ya Resulallah?” diye sorarlar. Efendimizin cevabı, &#8220;Evet, ben de. Eğer Rabbim beni katından bir rahmet ve lütufla kucaklamazsa.&#8221; (Buhari, rikak 18; Merda 19; Müslim, Münafıkin 71-78) şeklindedir ki, bunu söyleyen Efendimiz gece saatlerce namaz kılar gündüz oruç tutardı…!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu özellikler efendimizde olmasaydı, “birbirini boğazlayan çöl bedevilerinin gerçekten değerli ve mert olmayan bir insanın emrine girmesi mümkün olmazdı.” (Carlyle, Peygamber, Kahraman Muhammed, s. 40) İslam düşmanı Leone Caetani bile itiraf etmektedir ki, ”Ebu Bekir, Ömer, Abdurrahman b. Avf, Ebu Ubeyde b. Cerrah, said b. Ebi Vakkas… Devirlerinin hiç şüphesiz en büyükleri olan bu zatlar, onun yalanlarını anlamayacak kadar kör ve idraksiz olduklarına ihtimal verilebilir mi? Hayatının son gününe kadar etrafındakilerin ona muhabbet/sevgi ve sadakatleri hep arttı.” (Caetani, İslam tarihi, VII/370-373)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz, devesine Hazret-i Ali ve Ebu Lübabe ile nöbetleşe biniyordu. Yürüme sırası Efendimiz’e gelince arkadaşları: “Ey Allah’ın Resulü! Lütfen siz binin! Biz, sizin yerinize de yürürüz.” dediler. Rasulullah, “Siz yürümeye benden daha tahammüllü değilsiniz. Ayrıca ben de sevap kazanma hususunda sizden daha müstağni/kendine yeterli biri değilim.” buyurur. (Muhammed Gazali, Fıkhu&#8217;s Sire, s. 237) Kendisine aşırı tazim gösterenlere: “Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü Allah beni ‘Resul’ edinmeden önce ‘kul’ edinmişti.” ikazında bulunmuştur. (Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid ve Menbau’l-Fevaid, IX/21) Mekke’nin fethi günü, korku ve heyecandan titreyen bir Mekkeliye, “Sakin ol kardeşim! Ben bir kral veya hükümdar değilim. Kureyş’ten güneşte kurutulmuş et yiyen senin eski komşunun yetimiyim.” (İbn-i Mace, Et’ime, 30; Taberani, el-Mu’cemü’l-Evsat, II/64. 2) buyurmuştu. Muhammed hiçbir zaman kendisini diğer insanlardan ayrı tutmayıp, inen vahyi önce kendisi hayata geçirmişti.Kendisini Allah&#8217;ın kulu olarak tanıtmıştır. Unutmamalıdır ki, bir insan menfaat elde ettiğinde bunu kimseyle paylaşmak istemez. (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arkadaşları Mekke’yi terk edip hicret ederken, yalnız kendisini, Hz. Ebu Bekir ve Ali ile birlikte Mekke’de kalmaya zorlayan, Medine’ye davet edildikten sonra 2,5 ay daha müşrik bu düşmanları arasında bekleten ne idi? Neden önden gidip canını kurtarmamıştır? (A.  Hatip, Kur’an ve Hz. Peygamber aleyhindeki iddialara cevaplar, s. 68) Eğer peygamber yalancı olsa idi, bu kadar zorluk ve eziyetlere neden katlansın? Onun doğruluğunun en açık delili, gerek güçsüz gerek güçlü zamanlarında ardı arkası kesilmeyen sıkıntılara rağmen inancına sadakatle bağlılığını sürdürmesidir. O, bu yoldan asla dönmemiştir. (Abdülaziz Hatip, s. 70)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bazen en şiddetli ihtiyaç duyduğu zamanlarda, çok istediği halde vahye mazhar olamamıştı, demek ki bu tercih meselesi, seçilebilecek bir durum söz konusu olmayan bir hal idi.” (Draz, en-nebeü’l-Azim, s. 63) İlk vahyin gelişinden sonra uzun süre Hz. Cebrail ikinci vahyi getirmedi. Bu üzüntülü ve ıstıraplı bir zamandı. (Buhari, 91/1; M. Hamidullah, Le Prophete de l’Islam, I/89) Bu süreyi fırsat bilen kavmi kendisine eziyet etmiş -hâşâ- şeytanının kendisini terk ettiğini iddia etmişlerdi. (A.  Hatip, s. 90) Hz. Muhammed yalancı olsa neden kendisine geldiğini ileri sürdüğü vahyi kesintiye uğratsın? Bu işin düzmece olduğunu ‘bildiğine’ göre, bu kadar neden etkilensin!?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an, peygamberimize hitap ederken özel duygularını da topluma ilan etmektedir. ‘Güzellikleri hoşuna gitse de, bundan sonra başka hanımlar alman sana helal değildir.’ (Ahzab, 52) Kendi yazdığı kitapta, karşıtlarınca kullanılabilecek -hatta günümüzde bile hâlâ kendisine saldırı için kullanılan- &#8216;güzellileri hoşuna gitse de&#8217; gibi hitapları neden eli ile kitabına eklesin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ey peygamber eşleri, dünya süsünü istiyorsanız gelin sizi boşayayım.” (Ahzab, 28) Bu ayet indiğinde peygamberimiz nerede ise bütün Arabistan’a hakimdi. “Efendimiz’in eline maddi imkanların geçtiğini ve diğer müslüman kadınların da dünya nimet ve zinetlerinden daha fazla faydalandığını fark eden Peygamberimiz’in eşleri, bu refahtan ‘biraz da’ kendilerinin yararlanma taleplerini dile getirirler. Peygamberimiz (sav) eğer isteseydi onların bu taleplerini yerine getirir ve bir sıkıntı da olmazdı. Fakat dünyaya yüksek bir zühd anlayışıyla yaklaşan ve en fakir insanların hayat ölçülerini kendine ölçü alan Allah Resulü gelen ilahi talimat gereğince onların bu taleplerini uygun bulmadı.” Evet! Bu vahiy peygambere ‘eskisi gibi sadelik içinde yaşamasını’ tebliğ etmektedir. Bu emir, dünya hayatına düşkün, servet peşinde koşan bir maddeperest tarafından yazılmış olabilir mi? “O, gösterişten uzaktır, elinde olduğu halde mal mülk edinmemiş, ipek giymemiş, basit bir evde yaşamıştır.” (Afif  A. Tabbare, Ruhu&#8217;d-dini İslam, s. 454) Bu nedenle yukarıdaki örneklerini verdiğimiz ve ‘oryantalist F. Babinger’in de itiraf ettiği’ gibi, “Peygamberimiz mal ve servete değer vermeyen bir zahid idi.” (Ekrem Sarıkçıoğlu, Batı dinler tarihinde İslam, s. 220)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Hz. Muhammed kendisini toplum dışında tutmamış, onlarla birlikte yaşamıştır. O, bizden biri gibidir ve bizim için örnek olabilecek bir model insandır. O&#8217;nun mucizevi kişiliği ön plana çıkarıldığında, O ulaşılmaz bir hedef haline gelir. Oysa O, Allah&#8217;ın insanlara belirlediği bir modeldir.&#8221; (Ahmet Önkal, Çağdaş çalışmalar ve oryantalistlerin siyere yaklaşımı, Derleyen, Prof Dr Adnan Demircan, s. 124)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir insan düşünün tüm Arabistan’a hakimdir ve insanlara, ‘Bu kitap benim eserim değil, ben ona bir şey eklemedim.’ diyor! (Muhammed Abdülazim Zerkani, Menahilül-irfan fi ulumil Kur’an, II/403-404) Halbuki insan fıtratı kendisini ebedileştirecek, sonsuzlaştıracak şeyleri sevmeye meyillidir. O ise, ısrarla insanlara, Kur’an’ı işaret etmektedir. Eğer Kur’an, Muhammed’in eseri olsa idi onunla peygamberliğini değil, kendi -haşa- ilahlığını ilan ederdi. (A.  Hatip, s. 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müşrikler Kur’an’da bazı değişiklikler yapmasını isterler. Bu sayede inanma ihtimalleri artacaktı. Kur’an, O’nun sözü olsa bazı tavizler verebilirdi. Ama Kur’an’da bu teklife cevap şu şekilde verilecektir: “De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (Yunus, 15-16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimiz uykudan kalktığında, yatağa girdiğinde, yağmur yağdığında, yolculuk anında, savaşta, barışta, yeni elbise aldığında, tuvalete girerken, çıkarken hep dua ediyordu. Yalancı olsaydı, acizliğini, fakirliğini ve hiçliğini itiraf ve günah işlemekten korktuğunu ilan eder miydi? (A.  Hatip, s. 114) Bedensel ibadetlere herkesten fazla devam eden (Buhari, Teheccüd, 6; Ahmed, Müsned, IV/251), gecenin son üçte birinde kalkıp namaz kılması kendisine ‘farz’ olan (İsra, 79), doyuncaya kadar yemek yemeyen (Tirmizi, Şemail, s. 76; Müslim, Zühd, 22), deriden yapılmış içi hurma lifi dolu bir yatakta yatan (Buhari, Rikak, 17; Müslim, Libas, 38), farz namazlar dışında teravih, bayram, evvabin, ay ve güneş tutulması, istiska namazları kılıp ayrıca ramazan orucu dışında her hafta pazartesi ve perşembe günü oruç tutan (Tirmizi, Savm,44; Nesai, sıyam, 36; İbn Mace, Sıyam, 42; Ahmed b. Hanbel VI/80) ve Rabbinin en ufak bir emrini bile çiğnemekten şiddetle kaçınan biri olan Hz. Muhammed, hiç Allah’a itaatsizliğin en büyüğünü yaparak, onun adına kitap uydurabilir mi? (A.  Hatip, s. 116)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O, en zor anlarında bile ilahi yardımdan mutlak surette emin bir şekilde, son derece soğukkanlı hareket etmiştir. (A.  Hatip, s. 119) “Allah seni insanların şerrinden koruyacaktır.” (Maide, 68) ayeti inince peygamberimiz kendisini korumak için etrafında olanlara, &#8216;artık gidebilirsiniz, çünkü Allah beni koruma sözü verdi.&#8217; demiştir. (Tirmizi, tefsir, III/410) Niçin, kendisine eziyet ve suikastların bolca kurulduğu bu dönemlerde, &#8220;Seni düşmanlarından koruyacağız&#8221; diye ayet yazdırıp sonra da &#8220;Rabbim beni koruyacak, beni artık korumanıza gerek yok&#8221; diyerek, suikastların başarıya ulaşma ihtimaline karşı amacını riske atsın! Zatür-rika gazvesinde, ağaca asılan kılıcı alıp, peygamberimize, &#8216;benden korkuyor musun, seni elimden kim kurtaracak?&#8217; diyen düşmana, &#8216;Hayır, Allah kurtaracak!&#8217;  (Buhari, Megazi, 31) cevabını vermiş ve Huneyn gazvesinde, İslam ordusu dağılınca tek başına atını düşman ordusuna sürüp, müşrikler etrafını sardığında, &#8216;Ben gerçekten peygamberim, bunda yalan yok.&#8217; diyerek onlara meydan okumuştur. (Buhari, cihad, 52;Müslim, cihad, 78-81) Tüm bunlar, uydurduğu tanrı adına bir kitap yazan birisinin tepkileri olabilir mi? Peygamberimiz Kur’an&#8217;da eski peygamberlerin mucizelerinden bahseder. Bu, müşrikler ve Yahudilerin de kendisinden mucize beklentilerine yol açar. Fakat her seferinde Peygamber Efendimiz kendisinin sadece elçi olan bir insan olduğunu belirterek onlara cevap vermiştir. (A.  Hatip, s. 298) Halbuki Kur’an’ı kendi yazmış olsa, bu mucizelerden bahsetmeyip kendini de zor durumda bırakmaması gerekirdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pedro Alfonso gibi öncü oryantalistlerden günümüze dek devam eden bir iddia vardır:  &#8216;Kur’an&#8217;ın, Muhammed&#8217;in hiç mucize göstermediğini onayladığını&#8217; ileri sürülür. (N. Daniel, Islam and the West, s. 68) Kur’an&#8217;ı Hz. Muhammed yazdı ise, neden ona mucizeler gösterdiğini eklemesin? Kur’an&#8217;da o kadar itiraz edilen husus (putperestliğin reddedilmesi; Tevhid inancının öncelenmesi, içkinin yasaklanması vd.) takipçilerince kabullenilmişken, araya kendini öven bir kaç mucize örneğini neden eklememiştir? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tebbet suresi, 1. ayet: &#8220;Ebu Leheb&#8217;in iki eli kurusun ve kurudu da.&#8221; Allah’u Teâlâ&#8217;nın, Ebu Leheb ve karısının iman etmeyeceklerini önceden haber vermesi, Kur&#8217;an&#8217;ın mucizelerindendir. Zira insanın son nefesteki durumunu Allah&#8217;tan başka kimse bilemez. (Candan, s. 550) Bu ayet aslında Hz. Muhammed&#8217;in Allah&#8217;a olan güvenini  ve samimiyetini de göstermekte değil midir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Daha Mekke&#8217;de o işkence, zulümlerin en doruk noktasında iken hangi güce dayanarak Hz. Muhammed Kureyş suresi inince Kâbe’ye gitmiş ve çoğu akrabası ve tanıdığı olan müşriklerin karşısına geçip bu sureyi okumuştur. Onların tüm dünyalık tekliflerini elinin tersi ile itmiş ve &#8216;Artık sizin dininiz ve benim dinim var, sonsuza dek ayrıyız.&#8217; mesajını verebilmiştir? Nerede mantık, nerede plan, nerede dünyalık gayeler?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Ebu Bekir, mali  destekte bulunduğu Mistah b. Usase&#8217;nin, Hz. Aişe&#8217;ye atılan iftiraya inanıp dinlenilmesinden dolayı üzülmüş, bir daha ona yardım etmeyeceğini söylemiş ancak inen ayet (Nur, 22), yardıma devam etmesini emretmiştir. (Buhari, Meğazi, 34; Tefsîru&#8217;l-Kur’an, 6; Müslim, Tevbe, 56) Kim eşine iftira atılınca buna inanan ve bunu yayan birine yardıma, hem de başkasının yardımını kesmesine rağmen devam edilmesine kendi yazdığı (!) kitapta izin verebilir? Hiç ses etmese, zaten Hz. Ebu Bekir yardımı kendiliğinden kesmiş değil mi idi? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Menfaat peşinde olan ve bunun için ilahi olduğunu iddia ettiği bir kitap yazan biri, kendini zora sokacak şu ayetleri neden yazdığı kitaba eklesin? Hac, 52: &#8220;Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o bir temennide bulunduğunda şeytan ille de onun arzularına bir şeyler katmaya kalkışmasın.&#8221; İsra, 73-75: &#8220;Az daha seni bile, iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi. Eğer biz sana direnç vermemiş olsaydık.&#8221; Şura, 24: &#8221; Ey Muhammed! Allah dilese senin kalbini de mühürler. Allah batılı siler ve gerçeği sözleriyle ortaya çıkarır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnşirah, 1-4. ayetler, zorluklar karşısında Allah&#8217;ın yardımından bahseder. Kendi yazdığı (!) kitapta övgüyü, kudreti kendi öz benliğine bağlamak yerine, bir insan neden acizliğini ilan edip, Allah&#8217;tan yardım aldığını, bu sayede ancak  acizlikten kurtulabildiğini ilan etsin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Uhud savaşından sonra inen ayet; Ali İmran, 159: &#8220;Sen onlara sırf Allah’ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.&#8221; Kur’an&#8217;ı Hz. Muhammed yazsa, Uhud Savaşı&#8217;ndan sonra ‘kendi sözünü dinlemedikleri için savaşın yenilgiyle sonuçlanmasına neden olan’ sahabeye, üstünlüğünü pekiştirme ve haklılığını ilan etmek için bir fırsat doğmuş iken, bunu değerlendirmeyip, bir de insan fıtratını zorlayacak içeriğe sahip bu ayeti ‘kitabına’ neden eklesin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimizin devesi kaybolmuştu. Yahudi münafıklarından olan Zeyd ibn al-Lust; &#8220;Muhammed kendisine gökten haber geldiğini söylüyor. Oysa kendi devesinin nerede olduğunu bile bilmiyor.&#8221; demişti. Bu haber Allah&#8217;ın elçisine ulaştı. Resulullah: &#8220;Vallahi ben ancak bana bildirilenden başkasını bilemem, şimdi Allah devenin şu vadide olduğunu bildirdi, yuları bir ağaca takıldığından gelemiyor.&#8221; diye buyurdu. Müslümanlar gidip bakarlar ve deveyi Resulullah&#8217;ın dediği yerde bulurlar. (İbn-i Hişam, I/527) Hz. Muhammed devenin nerede olduğunu biliyorsa neden münafıklara koz vermiş, bilmiyorsa nereden öğrenmiştir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahzab, 37. ayet inince Hz. Resul çok zor durumda kalır. (Detay, ‘Efendimiz neden çok hanımla evlenmiştir?’ adlı yazımızda) Burada önemli olan, Hz. Peygamberin bir süre açıklamaktan çekindiğin bir meseleyi, Kur’an&#8217;la kendisine bildirildikten sonra bir an bile tereddüt etmeden, istemediği halde, insanlarla bunu paylaşmasıdır. Nitekim Hz. Ayşe, bu çarpıcı tabloya dikkat çekerek: &#8220;Eğer hazreti peygamber, Allah&#8217;ın kitabından bir şey gizleseydi, bu ayeti gizlerdi.&#8221; diyecektir.  (İbni Kesir, tefsir, ilgili ayet; Tirmizi, Tefsir 34; İbni Hacer, Fethu&#8217;l-Bari, VIII/524)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahzab, 53. ayette, &#8220;Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamberin evine girmeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamberi rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise, gerçeği söylemekten çekinmez.&#8221; buyurulmaktadır. Ayet, Allah (cc) katından gelmemiş, peygamber eliyle yazılmış olsa idi, niçin Peygamber ayete rahatsız olduğunu yazdırsın ve içinde gizlediği şeyi ortaya çıkarsın. “Ben insanlara rahatsız olduğumu söyleyemem, insanlar sonra hakkımda ne düşünür?” diyerek bunu içinde saklıyorsa, ayeti daha sonra yazıya geçirtirken, rahatsız olduğunu belirtmemesi ve ekletmemesi gerekmez mi idi?! Konuyu hadis ile bildirip, yüzyıllar boyu bu konunun konuşulmasına engel olamaz mı idi?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahzab, 50. ayette, &#8220;Ey peygamber! Sana şu kadınları helal kıldık.&#8221;  buyurulmuştur. Efendimiz sayılan bu kadınların hiç biri ile evlenmemiştir. Ayet, tüm müminlerle ilgili hüküm bildirmek amacıyla indirilmiştir zaten. Hz. Peygamber (sav), zaten &#8216;evlenmeyeceği&#8217; kadınlar için niçin ayet yazıp, üstüne aynı ayetin devamında, 52. ayette, ‘başka kimseyle evlenemezsin’ diye eklesin?  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Soylu bir kabileden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Cezasını düşürebilmek için yollar aranır ve Resulullah’ın çok sevdiği Üsame şefaatçi olarak ona gönderilir. Peki kendi çıkarını ve geleceğini düşünen biri şu cevabı verebilir mi idi?: &#8220;Bak Üsame, İsrailoğulları bu sebeple helak oldular; içlerinden soylu birisi suç işlerse ona ceza uygulamazlar, sıradan birisi işlerse uygularlardı. Vallahi Muhammed’in kızı Fatıma da olsa onun da elini keserim.&#8221; (Buhari, Enbiya 54, Megazi 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudud 8, 9; Ebû Davud, Hudûd 4; Tirmizi, Hudud 6; Nesai, Sarik 6; İbni Mace, Hudud 6) Halbuki Efendimiz küçük bir ceza ile af etse, o kabile önderlerini de karşısına almayacaktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistlerce iddia edildiği gibi Hz. Muhammed İncil&#8217;den alıntılar ile Kur’an’ı yazdı ise, neden İsa&#8217;nın tanrı olduğunu Kur’an’da reddedilir? Yahudilikten alıntı yaptı ise neden Kur’an’ın tanrı anlayışı  ırkçı değildir? Mekke müşriklerinin geleneklerinden etkilendi ise, neden putlara tapmayı yasaklamıştır? (Bu konuda, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ adlı yazımıza bakılabilir.) Oryantalistlerin iddia ettiği gibi, Müslüman tarihçiler İslam tarihinden bir şey gizlemek isteselerdi, Peygamberimizin ölüm anında çektiği acıları (Tirmizi, Cenaiz, 8; Nesai, Cenaiz, 6) gizlemez mi idiler? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah Resul’ünün bağlılarının sayısı az, maddi güçleri de zayıftı. Düşmanlar ise, ehl-i kitaptan ve putperestlerden zengin, güçlü, sayıca çok olan insanlardan oluşuyordu. İnananlar, her türlü tehlike, hakaret ve işkenceye maruz kalacaklarını bile bile inanıyor ve İslam ümmetine katılıyorlardı. Müslüman olanlar, baskı, işkence ile karşılaşıyorlardı. İlk Müslümanlar, dinleri uğruna  mallarından, vatanlarından, akrabalarından, dünyevi arzularından vazgeçiyorlardı.” (İzzet Derveze, Kur’an cevap veriyor, s. 125-126) “Resulullah&#8217;ın davet yolunda uğradığı eziyet ve işkenceler çok fazladır. Yüzüne tükürenler, toprak atanlar, küfür edenler, üstüne pislik savuranlar, onunla alay edenler, taşa tutanlar, öldürmek isteyenler. Bütün bunların yanında eziyetlerin sadece kendisine değil sevdiklerine, dostlarına da yapılması ayrıca zor bir durumdur. Bütün bu eziyetlere davasına inanmayan ve samimi olmayan birisinin katlanamayacağı açıktır.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 147) “Habeşistan&#8217;a hicret edenler; fakir değil, Kureyşli ailelerin oğulları, lider ve önde gelenlerinin çocuklarıydı. (İbni Hişam, Siyer, II/322-330) Tüm bunlar son derece güçlü bir bağlılık ve büyük fedakarlığın somut örnekleridir. Hz. Peygamberi öldürmek istemişler, birçok tuzaklar kurmuşlardır. (Derveze, s. 127, 129) O  derece ki, Müslümanlar artık şu şekilde dua etmeye başlamışlardı: &#8220;Rabbimiz! Bizi, bu halkı zalim olan şehirden çıkar, bize katından bir yardımcı ver.&#8221; (Nisa, 75) Müslümanlar hicret etmesinler diye tutuklanıp zincirlere vurulmuş, hapse atılmışlardır. (İbni Hişam, III/355) Hicretten sonra da saldırıları devam etmiştir. Medine&#8217;ye hicretten hemen sonra, Yahudiler Müslümanlara karşı Mekkeli müşriklerle ittifaklara başlamıştır. (Derveze, s. 141) Zamanla münafıklar da ortaya çıkmış, her fırsatta Müslümanları içten bölmeye çalışmışlardır. Neden tüm bu işkence, eziyet? Sonu belli olmayan bir yola girebilmenin ve tüm bu baskılara göğüs gerebilmenin temelinde yatan güç ve bu gücün kaynağı nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimiz, kendisine ağır gelse de hazreti Zeynep ile evliliğini ilan etmiş, tepkiler geleceğini bildiği halde Miraç olayını açıklamış, gece kalkıp namaz kılma gibi ağır ibadetleri özümsemişti. Efendimiz İslamiyet’i uydurmuş olsa, aşağıdaki olayda ‘Allah rekatı beşe çıkardı’ diye açıklama yapsa kim itiraz edecekti? Ama o açıkça Allah&#8217;ın emrinin olduğu yerde kendisinin hatalı olduğunu açıklamaktan çekinmemişti. “Resulullah namazı bize beş rekat olarak kıldırdı. “Ey Allah’ın Resulü, namaza ilave mi yapıldı?” diye sorduk. “Bu da nereden çıktı?” buyurdu. Bunun üzerine, “Beş rekat kıldırdın.” dedik. “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Sizin hatırladığınız gibi hatırlarım ve sizin unuttuğunuz gibi unuturum.” buyurdu. Sonra iki (secde ederek) sehiv secdesi yaptı.” (Müslim, Mesacid, 93) Peygamberimiz bir insandır ve Kur’an bunu bizi özellikle tekrar tekrar hatırlatmaktadır. (Fussilat, 6; Kehf, 110; Mü’minun, 24, 33-34) “Hz. Muhammed, bugün asgari ücretli biriyle aynı standardın da altında yaşıyordu. Bir insan, kendi ailevi durumunu kendi iradesiyle kayıt altına alıp gelecek nesillere aktarır mı?” (A. Bayraktar, Ateizmus 1, s. 55-56) En sevdiği evladı Fatıma, bir gün ondan ev işlerinde yorulduğunu ifade ederek evi için bir hizmetçi tutmasını rica eder. Efendimiz bu isteği, ‘elindeki parayı eğitimle uğraşan suffe ashabına ayırdığını’ söyleyerek geri çevirir. (Buhar, F. Humus, 6) Dava ruhunu babalığının önüne geçirten gücün kaynağı ne idi?!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mekkeli müşrikler zamanla peygambere yaklaşmışlar ve ona katılmak istediklerini söylemişlerdi. Fakat bunun için peygamberin “fakir kimselerle ilişkisini kesmesini şart koşmuşlardı.” Bunun üzerine Kehf, 28. ayet: &#8220;Rızasını dileyerek sabah akşam rablerine dua edenlerle olmak için elinden gelen çabayı göster. Dünya hayatının çekiciliğine meylederek gözlerini onlardan çevirme! Bizi anmaktan kalbini gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme!&#8221; ve En’am 52-53. ayetler: &#8220;Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları kovma! Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara sorumluluk yoktur ki, onları yanından uzaklaştırıp da zalimlerden olasın. Aramızda Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu kimseler de bunlar mı?&#8221; demeleri için onların bir kısmını diğerleriyle işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri bilmez mi?&#8221; indirilmiş, bu teklifi reddetmesi ve müşriklerin sözlerine uyulmaması gerektiği Hz. Muhammed’e emredilmişti. Dünyalık makam zenginlik peşinde koşan birisi, böyle bir durumda zenginlerin tarafını mı tercih etmesi gerekmez mi idi? Benzer durum Abese (1-10. ayetler) suresinde de görülmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed bir Arap lideri olmak, bölgenin veya milletin önderi olmak istese, Arabistan buna çok müsait idi. Bir Arap Birliği kurabilir, açılan bu bayrağın altında ilk toplananlar ise, amcası Ebu Cehil, Rabia&#8217;nın oğlu Ukbe ve diğerleri olurdu. Mekke&#8217;de iken hayatlarının en büyük hadisesinde, onu hakem yaparak şereflerin en büyüğünü ona vermemişler miydi? &#8216;Eğer reislik istiyorsan, ölünceye kadar başımızda reis kal’ dememişler miydi? (İbn Hişam, I/265; Belazuri.Ensabu&#8217;I-Eşraf, I/230; İbnu Seyyid’n-nas,Uyunu’l-eser, I/132; İbn Kesir, es-Siretu’n-Nebeviye, I/474; Beyhaki, Delail’u’n-Nübüvve-şamile, II/63; Taberi, II/218-220; Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti? s. 110) “Resulullah&#8217;ın yüzüne bütün kapıları kapanmış, geçeceği bütün yollar kesilmiş, aynı durum çevresindekilere de yapılmışken o, gerek kendi çağındakiler ve gerekse ondan sonrakilere verdiği eşsiz mücadeleler ve büyük fedakarlıklarla; züht ve takvası, sade yaşantı ile eşsiz bir örnek olmuştur.” (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, s. 356) &#8220;Bir insanın ömür boyunca sizden namaz kılmanızı istemesi ona ne kazandırır? Seher vakti uyandırıp neden ibadet etmemizi ister?&#8221; (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 132) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir  gün kendisinden mal ve para isteyen bir göçebe Arap var gücüyle elbisesine asılıp, çeker. Hz. Muhammed sendeler. Elbisenin çekildiği yere de kan oturmuştur. Hiçbir şey söylemez, emir verir. Arabın develerine mal yüklenir. (Kadı İyaz, Şifa-yı Şerif, s.107) Kral olmak isteyen, ego peşinde koşan, mal-servet ve makam için din bile uyduran biri böyle mi davranırdı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hangi batıl din, savaşın ortasında canının derdine düşmesi gerekir iken insanlara namazı ihmal ettirmez? Neden orucu emreder, inanları aç bırakır ve bundan taviz vermez? Maide, 67. ayette &#8220;Allah seni koruyacak&#8221; buyrulur. Zamanının mafya babaları bu adamı neden öldürememiştir? Saf, 8. ayette &#8220;Allah nurunu tamamlayacak&#8221; buyruluyor ve bu davetçi inen son ayete kadar yaşıyor ve nur da tamamlanıyor! Onu kim korudu? Oryantalistlerin iddia ettiği gibi, Hz. Muhammed, vahşi, gaddar bir toplumu ıslah etmek için bu dini uydurdu ise, Kur’an&#8217;da toplumsal ayetlerin yanında ibadet, itikat ayetlerine neden yer verdi? Toplumsal bir düzen için putları reddetmenin ne gereği vardı? Hangi kuvvetle içkiyi, fuhşu yasakladı? Binlerce insan neden bu kadar kolay vazgeçti rahat hayatından? Kendileri gibi “sıradan yaşayan biri” için mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an olgusu karşısında Resulullah, Efendisi huzurunda duran, ondan yardım ve af dileyen, emir ve yasaklarına uygun yaşayan ve çeşitli şekillerde O’nun azarlamasına maruz kalan, Allah&#8217;ın zayıf bir kulu olarak gözükür.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 41) &#8220;De ki, ben bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.&#8221; (Yunus, 15-16) &#8220;De ki; Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.&#8221; (Kehf, 110) &#8220;Deki; Ben Allah&#8217;ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok iyilik yapmak isterdim.&#8221; (A’raf,  188) &#8220;De ki; Ben gaybı da bilmem. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.&#8221; (En’am, 50)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İtab (ikaz) ayetleri, aslında Kur&#8217;an&#8217;ın kaynağının Muhammed olmadığının en büyük delillerinden değil midir? Tebük seferinde münafıklara izin verince &#8220;Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin? &#8221; (Tevbe, 43), &#8220;Allah günahlarını bağışlar.&#8221; (Feth, 2), &#8220;Ey peygamber, eğer tebliğ yapmazsan risalet vazifesini yapmamış olursun.” (Maide, 67), &#8220;Eğer seni yerinde sağlam tutmasaydık neredeyse -biraz da olsa- onlara meyledecektin. Sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.&#8221; (İsra, 74-75) ve kendisine deliller eksik ulaşınca hatalı bir hüküm vermek üzere iken uyaran (Nisa,105-109) ayetleri kişi neden kendi  yazdığı kitaba koyup  kendi kendini zor duruma  soksun? Önyargılı insanlar arasında, &#8216;O ayetler tevazulu, alçakgönüllü gözükmek için oraya koymuştur.&#8217; diyen çıkacaktır. Hatta &#8216;Allah ve melekleri Muhammed&#8217;e  salat ederler sizde O&#8217;na salat edin.&#8217; (Ahzab, 56) ayetinden hareket ederek ‘bakın, aslında kendini nasılda yazdığı kitapta övdürüyor’ diyen de çıkmadı mı? Halbuki bilmezler ki salat, ‘dua’ demektir. Yani &#8216;Ey Allah&#8217;ım, kulun Muhammed&#8217;e yardım et, O&#8217;nu tıpkı İbrahim aleyhisselama davrandığın gibi aziz kıl ve O&#8217;nu da mübarek kıl.&#8217; diye dua ederiz. Yani bizler nebi aleyhisselama sadece dua eder, makamının yüce olmasını temenni  ederiz: “Ateistler ve oryantalistler, &#8220;Ahzab, 56. ayette, Allah Muhammed&#8217;e salat ediyor.&#8221; diyorlar. Salat kelimesinin her yerde namaz olduğunu zannediyorlar. Kur&#8217;an&#8217;da salat kavramının Allah&#8217;a nispetle kullanıldığında &#8216;rahmet ve bağışlama&#8217;; meleklerin nispetle kullanıldığında &#8216;dua&#8217;; Hz. Peygamberin nispetle kullanıldığında da &#8216;dua ve bağışlama talebi&#8217;; müminlerin nispetle kullanıldığında da &#8216;dua ve namaz kılmak&#8217; anlamında olduğunu bilmiyorlar.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 42)  Kısaca iddia edilenin tam tersine bir anlamı vardır ayetin! Bu konu ayrıca ‘İlhan Arsel’e cevaplar II’ adlı yazımızda da ele alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Peygamber inen ayetleri unutmaktan endişesi etmekte idi: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;ı okumakta acele etme ve Rabbim benim ilmimi artır de.&#8221; (Taha, 114) &#8220;Resulüm! Vahyi çarçabuk almak için dilini kımıldatma.&#8221; (Kıyame, 16-18) “Kendisinden kaynaklanan bir vahye tabi olan kimse, kaybolmasından ya da unutulmasından endişe ederek, onu anımsamak için bu denli ısrarcı ve aşırı bir ihtiyaç içinde olmazdı. Tarihi gerçekler sayesinde, Hz. Muhammed&#8217;in vahiyden bir şeyi kaçırma endişesi çektiğini biliyoruz.  Bazen vahye çok ihtiyaç olduğu durumlarda bile vahiy kesiliyordu. Hz. Peygamberin çok istemesine, çok arzulamasına rağmen ona vahiy gelmiyordu.  İfk olayında vahyin nasıl geciktiğini kim unutabilir ki?! Neden o ruhban elbisesi giyip, kafiyeli sözler söyleyip, buhurlar tütsüleyip, eşini iftiracıların iftirasından kurtarmak için bir vahiy uydurmadı?  Vahiy, Rabbi dilediği zaman geliyordu. Yine Rabbi dilediği zaman vahiy kesiliyordu.” (Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve Kur’an hakkındaki şüpheleri, s. 45-48) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam davetine karşı uygulanan çeşitli baskı metotları bulunmaktadır. Alay etmek, yalan propagandalar yaymak, pazarlık teklifinde bulunmak gibi.” (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 149) &#8220;Muhammed bin Abdullah, başarısını savaştan ziyade iş dünyasındaki duruşuna borçlu olan Arabistan&#8217;ın en saygıdeğer kabilesi Kureyş&#8217;ten gelmiştir. Hz. Muhammed, zamanının en zengin Araplarındandı. Eşi Hz. Hatice ile Hz. Muhammed, Mekke&#8217;nin en beğenilen muhitinde bir ev sahibiydi. Mekke&#8217;deki tüccarların çoğunluğu yeni öğretiye karşı düşmandılar. İslam, Mekke&#8217;nin ticari usulüne karşı bir tehdit oluşturdu. İş adamları, ilk önce Hz. Muhammed&#8217;e taleplerini ılımlı hale getirmesi için rüşvet teklif ettiler (onu şehrin en zengin adamı yapmayı vadettiler). Ama bu, başarısızlıkla sonuçlanınca, onu boykot edip şehirden sürdüler. (Benedikt Koehler, İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu, s. 11-13) Mekke&#8217;deki hemşerileri, onun işine karşı bir boykot başlatıp onu şehirden dışarı çıkmaya zorladıklarında, bir zamanların başarılı iş adamı, tam olarak iflas etmişti.&#8221; (Koehler, s. 34) Batılı bir yazarın bu aktarımları bile aslında, oryantalist iddiayı kökünden çürütmeye yeterli değil midir? Daha ilk başta kendi akraba ve iş çevresi O&#8217;na karşı gelmişti. Zenginlikse zengin idi, hatta daha fazlası da teklif edilmişti! Ama O ne yaptı?! Hem de bir ticaret erbabı iken! O tüm malını mülkünü inandığı ve tek başına iken başlattığı bu davası uğruna harcadı, elindeki tüm mal varlığını, hatta canını, inancı uğruna ortaya koydu, defalarca sınandı, zorlandı, işkence, zulüm gördü, hem de 23 sene boyunca. Ve O (sav) tüm hayatı boyunca da hep sade yaşadı! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed Kur&#8217;an&#8217;ı kendi yazsa, içine neden &#8220;ben de sizin gibi bir insanım&#8221; (Kehf, 110); diye yazsın ve hadisinde de; “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni batıl ve aşırı surette methettikleri şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasulü.’ deyin!” (Buhari, Enbiya, 48; Müsned, I/23; IV/25) desin? Kendisinden 1300 yıl sonra yaşayan bir sufiye bile şu şiiri yazdıracak bu sevgiyi neden azaltsın? &#8220;Sana Kur&#8217;an demese, ben sana insan demezem.&#8221; (Divan-ı Seyyid Nigari, s. 262) Dünyalık menfaat için Allah&#8217;tan kitap aldığını söyleyecek kadar pragmatist olsa idi Hz. Muhammed, kendi resimlerini her yere astırtıp, dev heykellerini yaptırıp ayrıca ipekler giyerek saraylarda yaşamaz mı idi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist ve Oryantalist Paradokslar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist ve oryantalistler, hem Hz. Muhammed’in, Hindistan&#8217;dan Yunanistan&#8217;a o günkü Tıp bilgilerini gizlice okuma yazma öğrenerek topladığını ileri sürerek, Kur’an ve sünnetteki bilimsel mucizeleri bu şekilde açıklamaya çalışırlar, hem de ondan sonra Kur’an ile Tevrat ve İncil arasındaki, başta itikadi birçok farklılıkları açıklamak için, Hz. Muhammed&#8217;in, Tevrat ve İncili &#8216;okumadığını, işittiğini, dolayısıyla, yanlış anladığı’ için Kur’an&#8217;a da yanlış aktardığını ileri sürerler. O kadar dili gizlice öğren, yetmedi, tıp, astronomi, matematik ta’lim et, sonra asıl iddian olan din konusunda eksik bilgi topla! Yine ateist ve oryantalistler hem &#8216;Kur’an&#8217;ı Muhammed yazdı, hadisler ve İslam tarihi sonradan uyduruldu&#8217; derken hem de bu uydurulduğunu iddia ettikleri kitapları kaynak gösterip İslam&#8217;a saldırmaktadırlar. Uydurma ise neden kaynak gösteriyorsunuz, değilse neden sonradan yazıldı diyorsunuz?! “Batı&#8217;da siret kaynaklarına (Hz. Muhammed&#8217;in hayatını anlatan eserlere) polemik eserler, bilimsel olmayan, objektiflikten uzak eserler gözü ile bakılır. Ama bu eserlerde yer alan, mesela, Garanik Hadisesi gibi bilgileri, İslam ve Hz. Muhammed&#8217;e karşı kullanmaktan çekinmezler. Günümüzde Hz. Muhammed&#8217;in hayatı hakkında yazılan eserlere ve hadise, &#8216;kurgulanmış bilgi&#8217; gözü ile bakan oryantalistler, bu bilgiler içinden iddialarına uygun olanları seçerek, peygamberimize saldırmayı da ihmal etmezler.” (Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz. Muhammed imajı, s. 47, 116) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Burada şu soru akla gelebilir, oryantalistlerin İslami kaynakları delil gösterip İslam&#8217;a saldırmalarını biz çelişki olarak nitelendiriyoruz da, biz neden bazı oryantalistlere cevap verirken başka oryantalistlerin fikirlerini delil olarak kullanıyoruz? Bu da bir çelişki değil midir? Çelişki değildir, çünkü oryantalistler, önyargılı oldukları konularda dinimize saldırırken kullandıkları kaynakları, &#8216;önyargılı olmadıkları konularda&#8217; tarafsız gözle inceleyerek eserlerine aktarabilmektedirler. Aramızdaki fark, biz İslami tüm kaynakları (Kur’an, hadis, siyer vb.) kabul ederken onlar tümünü reddetmekte, ama istisna da olsa, bazen vicdanlarının sesini dinleyerek veya önyargılı oldukları konu dışındaki konuları daha bir objektif gözle irdeleyip doğruları dile getirebilmektedirler. Bizler, oryantalistlerin İslami kaynaklarımızın tümünü uydurma kabul etmelerini zaten reddedip, İslami kaynakları temel alıp, “onların İslam&#8217;a saldırırken kullandıkları görüşlerin yanlışlığını ispat ederken, diğer taraftan metot olarak çelişkili davransalar da, kaynaklarımızı doğru yorumladıkları yerleri de aynen onlardan alıp” delil olarak kullanıyoruz. Böylece kendi içlerindeki çelişkiyi gösterip, kaynaklarımızdan hareketle ortaya attıkları iftiralara cevap veriyor, ‘bizim zaten kabul ettiğimiz bu kaynaklardan alıntılayarak vardıkları’ objektif görüşleri de sübjektif iftiralarına cevap olarak alıntılıyoruz. Kısaca, bizim metodumuzda çelişki değil tutarlılık ve metodolojik bir yaklaşım söz konusudur! &#8220;Oryantalistlerden Müslüman olanlar hakkı tanır, bunu dile getirir ve onların pek çok safsatalarını ve objektifsizliklerini ortaya koyarlar.&#8221; (Adnan Muhammed Vezzan,Oryantalizm ve oryantalistler, s. 98)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalist Johann Fück, kendisi de dahil tüm oryantalistlerin, Efendimizi tam manası ile asla anlayamayacaklarını şöyle itiraf eder: &#8220;Akılcı birimin unsurları, bu insanın şahsiyetinin sırrını çözmede yeterli olmayacaktır ve bizler analizle onun ruhunu harekete geçirip ıstıraplı bir mücadelenin  ardından -Tanrı’nın kendisini bir peygamber ve bir uyarıcı olarak seçtiğine  inanmasını sağlayan şeyi- deneyimle tahlil edemeyeceğiz.&#8221; (Fück, Die Originalitat des arabischen Propheten, s. 145) Müslüman olan Fransız oryantalist Nasiruddin Denier, oryantalistlerin yüzlerce yıl devam eden araştırmaları sonucu hiçbir şey elde edemediklerini şöyle ifade eder: &#8220;Bu kadar uzun süren araştırmalar yaptıktan sonra, Hazreti Peygamberin hayatına dair sağlam görüşleri yıkmaları, meşhur rivayetleri çürüğe çıkarmaları beklenirdi. Ellerine bir şey geçti mi? Ne gezer! En küçük bir yeni şey ispat edemediler. Aksine, Fransız, İngiliz, Alman, Belçikalı, Hollandalı&#8230; Ne kadar oryantalist varsa, ileri sürdükleri yeni görüşlerin hepsinde yığınla karışıklık ve saçmalıktan başka bir şey bulunmaz oldu. Dahası, bakarsın biri, diğerinin reddettiğini kabul etmiş, ya da aksine, birinin kabul ettiğini, öteki reddetmiş. Bu çelişkileri saymaya kalksanız, iş çok uzar, sonunda İslam alimlerinin yazdıkları yere dönmekten başka elimizde bir şey kalmaz.&#8221; (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 82) &#8220;İlmi bir yönteme bağlı kalmak genellikle araştırmacıları aynı ve yakın sonuca götürür. Şayet oryantalizmin araştırma ve incelemeleri objektiflik ve ilmi yönteme bağlı olarak gerçekleşmiş olsaydı, varılan sonuçlar bakımından aralarında ayrılıkların olmaması gerekirdi.&#8221; (Nezir Hamdan, er-Resul fi Kitabati&#8217;l-Müsteşrikin, s. 161) Oysa &#8220;oryantalistler gerçekleri sunma konusunda çelişkiye düşmeksizin tek bir yöntem üzerinde birleştikleri de olmamıştır.&#8221; (Pr. Adnan Muhammed Vezzan, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 110)  Zaten bu metotsuzlukları nedeni ile de &#8220;Oryantalistler, herhangi bir önemli husus da bile, görüş birliğine varabilmiş değillerdir.&#8221;<strong> </strong>(Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 83) Yine oryantalistlerin çoğu, Müslüman hadisçilerin hadis kriterlerine uymayan hadis kitapları dışındaki (Mesela şarkıcı olan ve edebiyat türü eserler yazanlar ve eserleri; el-Eğani, el-İkdul-ferid, Kitabul hayavan, Kitabul mearif gibi) eserlere rastgele girmiş rivayetleri bile İslam hakkında temel kaynak kabul eder ve bunlar üzerinden İslam’a saldırırlar! (Bu konuda detay için, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve ‘Oryantalizm Yanılgısı’ başlıklı yazılara bakılabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir Alman oryantalist Efendimizin yaşadığı ortamı ve yaşamını şöyle özetlemektedir: “Hz. Muhammed hanımlarıyla kerpiç ve hurma dallarından yapılmış, damına el ile ulaşılabilen basit kulübelerde yaşadı. Bir öğün yemeği, asla bir kabtan fazla olmazdı. Elbiseleri ve ev eşyaları son derece sade idi.” (T. Nöldeke, Das Leben Muhammed, s. 184) </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9275 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/49044848_538506713295938_9160712741793562624_n.jpg" alt="" width="601" height="310" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hayatı böyle bir evde geçen birisine atılan iftiraların haddi hesabı yok ne yazık ki!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimiz, Hz. Aişe annemizin evinde iken, duvarın dibine düşmüş ve tozlanmış bir parça ekmek görür. Efendimiz hemen onu alıp, siler ve sonra yer. Sonra da Hz. Aişe’ye şöyle der:  &#8220;Ya Aişe! Allah’ın nimetine karşı güzel davran ve bil ki, bir hane halkına küsen bir nimet, onlara bir daha zor geri döner.&#8221; (İmam Şarani, Levakihu’l-Envar fî Tabakati’l-Ahyar Tercümesi, s. 351) Bu bakış açısına sahip olan ve tozlanmış bir parça ekmeğe hürmet gösterip onu yücelten bir insanı nasıl bir vicdan karalama çabasına girebilir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hz. Muhammed, davası uğruna dayanılmaz güçlüklere göğüs gerdi, işkenceler onu davasından çeviremedi. Müşriklerin vaatlerine kanmadı, hiç kimseye boyun eğmedi, davasından zerre taviz vermedi. Resulullah&#8217;ın etrafını dört bir yandan sardılar ve oklarını ona çevirdiler.” (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s.  116) Hz. Muhammed’e üstlenmiş olduğu görevden vazgeçirmek için tehdit, hakaret, vaadler ve dünyevi şeref ve saltanat tekliflerinde bile (Thomas Walker Arnold, İslam&#8217;ın tebliğ tarihi, s. 33) bulunulmuş, zamanla zenginlik ve makam tekliflerine yenileri eklenmiş (Arnold, s. 36) fakat tümü Hz. Muhammed tarafından reddetmişti. Dünyalık peşinde olan biri olsa, Hz. Muhammed neden kendisine mal, liderlik, krallık teklif edenleri, &#8220;Bir elime ayı bir elime güneşi koysanız İslam&#8217;ı anlatmaktan vazgeçmem.&#8221; (İbni Hişam, Siratün- Nebi, I/418; Taberi, Tarihül-Umumi vel- Mulük, II/66, Taberi, Camiül Beyan, XXIII/71-72; Kadi Beydavi, E. Tenzil, II/339) diyerek reddetsin ve daha sonra -3 yılı tecrit ve ambargo altında 10 yılı saldırı, hakaret, suikast ile geçen- yıllarca süren mücadelede tüm mal varlığını davası yolunda kaybetmeyi göze alsın? Öyle ki açlıktan karnına taş bağladığı, aylarca evinde sıcak yemek yiyemediği, sirke ile kuru ekmek yiyip sonra &#8220;ne güzel nimet&#8221; buyurduğu, yatak olarak hasırı kullanıp, yatağından kalkınca hasırın izlerinin vücudunda belli olduğu, gelen birçok hediyeyi evine girmeden dağıttığı (tümüne delilleri ile, ‘Hz. Muhammed neden çok hanımla evlenmiştir?’ adlı yazımızdan ulaşılabilir.) biri mi ego ve makam peşindedir?! Muhammed (as) zaten Hılfu’l-fudul isimli zenginlerce kurulu derneğine üye, Haceru’l-Esved&#8217;i yerine koyması ile tüm aristokratlarca kendine saygı duyulduğu görülen ve şöhreti tüm Mekke&#8217;ye yayılan, çevresince kendisine ‘Muhammed&#8217;ul Emin’ denecek kadar saygı duyulan biri idi. Kendisi zaten Mekke&#8217;nin ileri  gelen lider bir kabilesinden ve akrabaları hep yönetici kesimden iken, böyle biri, peygamberlikten önce de sonra da önüne çıkan birçok fırsatı elinin tersi ile itip İslam&#8217;ı tebliğ etme yolunda canını ve malını ortaya koyan birine dönüşmüştür? Bir topluma girince başköşeye değil, boş olan bir yere oturan ve “Dünya benim neyime? Benim ile dünyanın misali, sıcak bir günde yolculuk yapan bir biniciye benzer ki, bir saat ağacın gölgesinde dinlenir, sonra da orayı terk edip gider.” (Meclisi, Bihar’ül-Envar, XVI/239) buyuran birisidir Hz. Muhammed. Oğlu İbrahim vefat ettiği gün güneş tutulur ve insanlar güneşin İbrahim’in ölümünden dolayı üzgün olduğu ve bunun peygamberin azametinin delili olduğunu konuşmaya başlayınca Hz. Muhammed, &#8220;Ay ve güneş Allah&#8217;ın iki nişanesidir ve asla kimsenin ölümü için tutulmazlar.&#8221; buyurur. (Buhari, II/24; Müslim, III/28-36; Lord John Davenport, Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerim, s. 33) Kendi menfaati için din uyduran biri böyle fırsatı hiç kaçırır mıydı? Mucize ise hazır ayağına gelmiş! Kur’an&#8217;da var olan, kendini hatalarından ötürü uyaran ayetleri hatırlayalım; Şöhreti amaçlayan bir insan hatasını belgeler mi yoksa saklar, gizler mi? 40 yaşından sonra zıvanadan çıkan (!) bir insan resim-heykelinin yapılmasını neden yasaklar? Ölümsüz olma isteği ile yapılan dev heykeller, piramitler düşünülürse, bu mantıksız değil midir? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimizin ailesi bir koyun kesmişlerdi. Efendimiz, “Ondan geriye ne kaldı?” diye sorar. Hz. Aişe: ‘Sadece bir kürek kemiği kaldı’ cevabını verir. Bunun üzerine Hz. Peygamber olayı şöyle değerlendirir: “Desene bir kürek kemiği hariç, hepsi duruyor!” (Tirmizi, Sıfatu’l–kıyame, 35) Ümmü Seleme annemizin evinde bir koyun kesilmişti. Derisi yüzüldüğü sırada aç olduğunu söyleyen bir fakir çıkagelir. Resulullah bizzat kendisi kalkar, koyundan bir parça keser, pişirir ve o adama yedirir. Fakir kalkıp gider. Bir başka fakire haber verir. O da gelir ve Resulullah ona da bir parça kesip yedirir. Haberi alan fakirler gelmeye devam eder. Hz. Peygamber de kesilen koyunun eti bitinceye kadar onlara yedirmeye devam eder. Bunun üzerine Ümmü Seleme; ‘Ya Resulullah, keşke koyunumuzdan bir parça da bize ayırsaydınız, biz de yeseydik.’ der. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verir: ‘Allah’a yemin ederim ki, kestiğimiz koyunun tümü şimdi bizimdir.’ (Beğavi, Şerhu’s-sünne, VI/135) Bu bakış açısına sahip birini dünyalık peşinde koşmakla itham etmek, kelimenin en azı ile insafsızlık değil midir? Bir insan hem kafasından bir din uyduracak hem de gece kalkıp namaz kılacak (İsra, 79), haftada en az iki gün oruç tutacak (Tirmizi, Savm, 44; Nesai, sıyam, 36, 70; İbn Mace, Sıyam, 42; Ahmed b. Hanbel, VI/80; Tirmizi, Savm, 44), günde beş vakit namazların farzları dışında sünnet namazları (Tirmizi; Salat, 189; Nesai, Kıyamül-Leyl, 66; İbn Mace, İkame, 100; Müslim, Misafirin, 96, 97; Tirmizi, Salat, 190) fazladan namaz kılacak ve bunu her gün vefat edene dek devam edecek!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Savaş ganimetlerinden kendi payına düşenlerin gideceği yerler de zaten bellidir. (‘Kur&#8217;an&#8217;daki bilimsel hatalar, çelişkiler iddiasına cevap’ adlı sayfamızda detay bulabilirsiniz.) Vefat ederken ise ne kızı ne de damadını vekil bırakmıştır. &#8220;Milletin efendisi millete hizmet edendir&#8221; (Deylemi, el-Firdevs bi-Me’sûri’l-Hitab, II/324) buyurarak Efendiliğin kıstasını hizmet etmekle belirleyen biri mi dünyalık peşindedir? O (sav) halkına hizmet eder, su dağıtır, (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 32/155 (No. 19412) işleri paylaştırır, kendi üzerine düşeni de kendi yapar- Mescit yapımında, hendek kazma hatta pikniğe dek- hep bir iş yapar, ayağının bağı çözülünce bağlamak isteyene &#8220;Hayır bu kendi işini başkasına gördürmek demektir, ben efendi değilim&#8221; diye reddeder! (Kaynaklar ve detaylar için, ‘Hz. Muhammed’in hayatından dünyevi, şehevi, maddi şeylere önem vermediğinin örnekleri’ adlı yazımıza bakılabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz, İran-Bizans savaşının sonucundan Ebu Leheb’in Müslüman olmadan öleceği ve başına geleceklere ve yine Kâbe’ye asılan anlaşmanın başına gelecek mucizevi olaya dek birçok gelecekle ilgili olayları insanlara bildirmiştir. Ama sonuçta Kur’an’da: &#8220;Geleceği Allah&#8217;tan başka kimse bilemez.&#8221; (Neml, 65; Enam, 59; Cin, 26) yazmaktadır. Yani gelecekle ilgili doğruluğu daha hayatta iken ortaya çıkan birçok olayı peygamberimiz Allah&#8217;a izafe etmiş, &#8216;O bildirmiştir&#8217; diyerek kendisini aradan çıkarmış ve üstelik bir de, &#8220;Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum.&#8221; (Ebu Avane, Müsned, II/201, İbni Hanbel, VI/107) buyurmuştur. &#8220;De ki  ey Muhammed: bende sizin gibi bir insanım.&#8221; (Fussilat, 6) ayetini hangi dünyevi emelleri olan biri yazdığı kitabına koyar? Mümin, 55. ayette, &#8216;Günahının bağışlanmasını dile&#8217; buyurulmaktadır. Bu bir ifşa, gizlenilmesi gereken şeyi yaymak değil midir? Kendini hatasız göstermesi, merkeze koyması ve üstünlüğünü her an ön plana çıkarması gerekmez miydi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mekke fethedilince amcası olan Hz. Abbas Kâbe&#8217;nin anahtarını Hz. Muhammed&#8217;den ister. Efendimiz anahtarı amcasına verir. Ayet iner, &#8220;işi, ehline verin.&#8221; (Nisa, 58) Efendimiz anahtarı tekrar amcasından alır ve anahtarı daha Müslüman olmamış bir sülale olan Şeybe ailesine geri verir. (Vakıdi, II/837-838) Müslüman olan aile büyüğünü gücendirme ihtimalinden, daha yeni kazanılmış zafer ortamında bu ayetin inişine, hangi mantık bu olayı izah edilebilir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine Mekke fethedildiğinde Hz. Ebu Bekir, babasının elinden tutarak onu Peygamberimizin huzuruna getirir. Babası Ebu Kuhafe çok yaşlıdır ve üstelik gözleri de görmemektedir. Efendimiz Hz. Ebu Bekir’e, “Allah sana merhamet etsin! Babanı evinde bıraksaydın, buraya kadar yormasaydın. Ben onun yanına giderdim.” buyurur. (İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Ğabe, III/581-582; İbn Sad, eṭ-Ṭabaḳat, V/45) 20 sene sonra hedefe ulaşmış, en büyük düşmanlarının merkezini ele geçirmiş birinde hiç mi kibir olmaz; bu ne incelik ve tevazudur böyle!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler Efendimizi şehvet düşkünü biri gibi göstermek de isterler. Kadınlara düşkün olsa peygamberimiz, vefatından yıllar sonra bile en genç hanımı olan Aişe annemiz, Hatice annemizin arkasından &#8220;O yaşlı bir kadındı, ondan daha iyisini Allah sana verdi.&#8221; deyince kendisine, &#8216;Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Herkes beni yalanlarken o tasdik etti.&#8217; (Hanbel, VI/118) der mi idi? Egosit ve şehvetperest biri olsa, anı yaşamak dururken eskiyi yüceltir mi idi? Aişe annemiz bir hanım sahabe için &#8216;kısa boylu&#8217; ifadesini kullanınca Efendimiz gıybet yapmaması için onu &#8216;Öyle bir söz konuştun ki, denize atılsa denizi bulandırır.&#8217; (Ahmed b. Hanbel, VI/136) şeklinde uyarır mı idi? Kimse görmüyor, sen de görme geç! Ama Efendimiz için önce ahlak ve İslam&#8217;ın emir ve yasakları gelirdi. O&#8217;nun görevi tebliğ etmek ve insanlara &#8216;güzel örnek&#8217; olmak idi. Bu hadisleri yine bizzat Aişe annemiz bizlere aktarır ki, bu O&#8217;nun da büyüklüğünü göstermektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İnsanların sevdiği şeyleri yasaklayıp ve sevmediği şeyleri emreden; Fuhuş, içkiyi yasaklayıp, orucu emreden Hz. Muhammed’in bunlardan ne gibi bir ‘siyasi menfaati’ olduğunu ateist ve oryantalistlerin açıklaması gerekir. Goldizher: Muhalefet, en şiddetli şekilde cinsel ilişkiye ve şaraba konulan sınırlara karşı yöneltilmiştir. Philip Hitti: Arapların gönüllerinde kadından sonra yatan şarap ve kumar bir tek ayet ile hukuk dışı edilmişti. T. W. Arnold: İçki, kadın, cahiliye dönemi Araplarının vazgeçilmezleri arasındaydı, peygamber ise tavizsiz idi. Hz. Muhammed bu emir ve yasaklarla neden işini zorlaştırdı? Toplumsal bir hareket başlatmaya çalışan bir yalancı olsaydınız bu denli şiddetli mükellefiyetleri/yükümlülükleri mecbur eder miydiniz? Muhtemelen döneminin iki tercih edilen içeceği vardı: Su ve şarap. Şarabın yasaklanması, esasında çoğu kişi için tek içeceğin su olması anlamına geliyordu. Onu böyle davranmaya iten irade neydi? Sakif, Hevazin heyetlerinin savaş zamanları topladıkları ordu, Hz. Muhammed’in ordusunun iki katı büyüklüğünde olacak kadar güçlü kabileler idi. Müslüman olmadan önce Efendimizden bazı taleplerde bulunurlar. Meir Jacob Kister, bu iki kabilenin temsilciler heyetinin ‘namazdan muaf tutulma’ yönündeki isteğine özellikle dikkat çekmektedir. Peygamber: ‘Namazın olmadığı bir dinde hayır yoktur.’ diye onlara cevap vermiştir. Kritik bir anda, böylesine önemli bir kabileye karşı öne sürülen bu şart, hangi siyasi gaye ile açıklanabilir?” (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 160-164) Ya peki “Savaş esnasındaki tüm risklere rağmen terk edilmeyen namaz ibadeti siyaseten nasıl açıklanabilir? Hz. Peygamber toplumdaki baskı ve talebe rağmen, kulluk mükellefiyetinden asla taviz vermemiştir. Siyasi menfaat için yalan söyleyenin tavrı, mükellefiyetleri askıya alarak taraftar toplamaya çalışmaktır. Nebi neden tepki çekmesine neden olacak bu mükellefiyetlerle işini zorlaştırdı? Tarih boyunca hangi toplum önderi, hitap ettiği toplumun değer yargılarına muhalefet edip, onları şiddetli mükellefiyetle sorumlu tutarak davetine başlamıştır? Ayrıca sünnetlerle hedeflenen ibadet düzeyi sınırsıza da yakındır. Tüm bu mükellefiyetlerle haşa bilerek yalan söyleyen bir yalancı peygamberin gözettiği siyasi maksat ne olabilir? Hz. Peygamber, bu mükellefiyetleri, Müslümanlara emrettiği gibi kendisi de yerine getiriyordu. Bahsi edilen mükellefiyetleri bir ay yerine getirmeye çalışın. Kendinizi bu sorumluluklardan kaçmak için türlü bahaneler uydururken bulacaksınız! Böylesine büyük işlerle uğraşan bir toplum önderi, sizce neden böyle bir yükle işini daha da zorlaştırsın? Nebi insanları mükellef tuttuğundan daha fazlası ile kendisini de mükellef tutuyordu.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 167-170) “Hiçbir hareket adamı, toplumun tamamının kabul ettiği değerlere, durduk yere muhalefet etmez. ‘Hedefine fayda sağlamayacak, pratik faydası olmayan ve sadece zararı olacak temel şeylere yönelmez. Gerilimler, hedeflerine ulaşmasına mani olacaktır.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 172) “Maxime Rodinson: Özgür Araplar, hiçbir yazılı kanunla bağlı değildir. Kim kan davasından vazgeçecek olursa ömür boyunca utanca gömülür. T.W. Arnold: Dine yeni giren Müslümanlara, o zamana kadar hakir görülen hükümler, fazilet diye öğretiliyordu. Resulullah bu ahlakı bizzat kendisi de uyguluyordu.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 179-180) “23 yıl boyunca -haşa- yalan söyleyen siyasi figürün, güç eline geçtiğinde affedici ve merhametli olmasını beklemeyiz. Hz. Muhammed&#8217;den sonra gelen toplum, affediciliği de kuşanmıştır. Cahiliye dönemindeki Arap toplumunda kabile bağlarının çokluğu önemliydi. Muhammed, atalarına olan abartılı bağlılıklarını bilmesine rağmen hiçbir siyasi menfaat olmaksızın atalarını tenkit etmiştir. Yalan söyleyen bir toplum önderi olsaydı, siyasi açıdan kendisine tamamıyla zararlı olan bu durumu anlamlandırmak imkansız olurdu.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 184-186) “Maide Suresi 104 ayet: “Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler.” diye buyurur. Normalde siyaseten bu söylem bir intihardır. Hiçbir toplum önderi, amacına direkt hizmet etmediği için lüzumsuz yere toplumla böyle bir çatışmaya girmek istemez.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 189) “Bu söylemin, ‘ölüp gitmiş insanların hükmü üzerinden siyaseten güç kaybetmesini sağlamaktan ne gibi’ bir karşılığı olabilirdi? Halbuki Ebu Leheb, Hz. Muhammed kabile bağları gereği onu koruyacağını ilan etmiş ve himayesine almıştı. Reinhart Dozy: ‘Ebu Leheb, yeğeninin yanına döndüğünde, ‘babamın cehennemde olduğuna nasıl inanırsın?’ diye bu çok açık soruyu Hz. Muhammed&#8217;e sordu. Hz. Muhammed de aynı açıklıkla yanıtladı. O, son koruyucusunu yitiriyor ve hayatını tehlikeye atıyordu. Artık evinde bile tehdit altındaydı.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 196-197) “Margoliouth: ‘İslam kardeşliği doktrini insanların atalarıyla övünmesini sona erdirmişti. Tüm Araplar eşitti ya da sadece dindarlıkları ile farklılaşabileceklerdi ve bu takdim ile birlikte tamamen yeni bir dönem başlamıştı.’ Veda hutbesinde Arapların Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a takva dışında bir üstünlüğü yoktur. (İbni Hanbel, V/411) buyurulur. Bu hadis siyaseten açıklanabilir mi? Bu hutbenin dinleyicileri arasında, Arap olmayan kaç kişi vardı da bu uyarı onlara yapılmıştır?” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 201-202) “Muhammed Yalan söyleyen bir toplum önderi idi” diyenler, kavmin güçlülerinin anlaşma isteklerini reddetmesini, yaşıyor oldukları dünyevi lezzetleri, şarap, fuhuş ve benzerlerini yasaklamasını siyaseten açıklamak zorundadırlar. Onun bu tavrı Medine&#8217;de de sürmüştür. İsa&#8217;nın Allah&#8217;ın Peygamberi olduğunu ilan etmesi, Yahudilerle olan ilişki açısından kritik sorun teşkil etmiştir. Hristiyanlara yaranılmaya da çalışılmıyor, teslis açık ifadelerle reddediliyordu.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 218)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yalan söyleyen birisi olsaydı, tüm grupları karşısına almasındaki neden ne olabilirdi? Hemen hepsi İslam karşıtı olan ve hiç biri İslam’ı kabul etmeyen oryantalistlerin yorumları ile devam edelim: “Montgomory Watt; “Hz. Muhammed inancında, tamamıyla kusursuz bir samimiyete sahiptir.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 241) “Leone Caetani, “Muhammed, hiçbir zaman bir saray hayatı kurmadı. Gayet mütevazı bir surette, alelade faniler gibi yaşadı. Kendisini tekmil kusurları ile olduğu gibi gösterdi. Buna rağmen, onu yine sevdiler.” Hodgson: “Muhammed her türlü lüksten uzak, tamamen basit ve mütevazi bir yaşam sürmüştü. Kendisine genellikle kolayca ulaşılabilirdi.” Lesley Hazleton: “Mekke&#8217;nin fethinden sonra Muhammed istemiş olsaydı saray inşa edip hanedanlık başlatabilirdi. Aksine o, Mekke&#8217;yi başkent ilan etmemiş ve Medine&#8217;ye geri dönmüştür.” Edward Gibbon: “Muhammed kraliyetin ihtişamına hor görüyordu.” Reinhard Dozy: “Hiçbir zaman zenginlik aramadı.” Bodley: “Hz. Muhammed, bir halı üzerinde uyuyor ve ev işini bizzat kendisi yapıyordu.” O, fetihlerinden sonra bile o münzevi yaşayış tarzını değiştirmedi. Emile Dermenghem: “Peygamber hiçbir zaman dünyaya meyletmedi, dünya malına ve paraya tamahta bulunmadı. Büyüklük taslayıp övünmedi. Evini süpürdüğünü, elbiselerini yamadığını, kapıcıları olmadığını görüyoruz.” Morgoliouth: “Pahalı eşyalardan sonuna kadar kaçındı.” Armstrong: “Arabistan&#8217;daki en güçlü adam haline geldiğinde bile lüksten nefret ediyordu. Asla bir takımdan fazla giyeceği olmamıştı. Kendisine hediyeler verildiğinde hepsini yoksullara dağıtırdı.” Hitti: “sahip olduğu elbiseleri sık sık tamir ederken görülüyordu.” Hz. Ayşe, “Evimizde, bazen iki üç ay geçerdi de yemek yapmak için ateş dahi yanmazdı.” demektedir. Nebi,  koca bir toplumun tek yöneticisi idi. Ancak buna rağmen hanımları, geçim darlığından şikayet ediyorlardı. Emile Dermenghem: “Resulullah uzanmış yatıyordu, vücudunda hasır liflerinin izleri görülüyordu.” Hazleton: “Uyuduğu odada ne bir kilim, ne bir yatak, ne de bir konfor eşyası vardı.” Bu yer, halkın ‘devletin yöneticisini arayacağı son yer’ gibi geliyordu.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 244-250) Margoliouth: “Muhammed&#8217;in kendisine tabi olanların yaşadığı sefaleti onlarla beraber paylaştığını kabul etmemiz gerekir. Verilen zekatları, kendi özel ihtiyaçları için kullanmayı reddetmişti.” (Margoliouth, Muhammed ve İslamın Yükselişi, s. 212) “Kavmine muhalefet ediyor ve onların uzlaşma çabalarını reddediyordu. Menfaat teklifleri zaten düşmanları tarafından kendilerine en zayıf günlerde teklif edilmişti. Onun pek çok davranışının siyasi menfaatlerine ters düşmesi olgusunu nasıl açıklayacağız?” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 257)  “Montgomory Watt: “Hz. Muhammed aleyhindeki yaygın temelsiz iddialardan biri, onun, tutkularını ve şehvetini tatmin edebilmek için kendisinin de sahte olduğunu bildiği dini öğretileri savunan bir sahtekar olduğudur. Bu din bir hilekarın ya da yaşlı bir şehvet düşkünü işi değildir.” Leone Caetani: “Etkili silah, Muhammed&#8217;in şahsen sahip olduğu ‘büyük etkiden’ ibarettir. Muhammed samimi, namusluydu.” Montgomory Watt: “Samimiyetsizlik ve sahtekarlık suçlaması… Hâlâ zaman zaman bu tür ‘suçlamalar’ yapılmaktadır.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 260-262) “Maxime Rodinson: “Samimi bir Muhammed&#8217;i açıklamak, sahtekar bir Muhammed&#8217;i açıklamaktan çok daha kolaydır.” Emile Dermenghem: “O’nun samimiyetinden asla şüphe edilmesi mümkün değildir. Onun özü ve sözü, kesinlikle doğru idi. Bütün hayatı daima sıkıntılar çektiğini göstermektedir.” (Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 264)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Thomas Carlyle: “Muhammed gerçek peygamberdir. Entrikacı sahte peygamberlerden değiller, samimidir. Muhammed kendi hesabına kanaatkar bir insandı, giyeceklerini dahi kendi yamardı. O hakiki bir kahramandı. Gerçek bir kahraman olduğunu 23 yıllık çetin ve müessir bir mücadele ile göstermiştir. O tamamıyla riyasız bir insandı.” (Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 19-20) “Muhammed’in gerçeklerden başka bir şeyi söylemiş olması mümkün değildir. Samimilik, derin, engin, büyük, masum bir samimilik. O adeta samimiyetin mahkumudur. Muhammed, peygamberlerin en sonuncusu değil midir? Her şeyden önce onu dinlemeliyiz. Muhammed&#8217;i bir entrikacı gibi tasavvur edebilmeye hiçbir surette imkan yoktur. Getirdiği ağır haber de haktı, gerçekti. Sözlerinde ne sahtekarlık var ne de taklidin izlerine rastlanır. Muhammed&#8217;e isnat edilen hatalar… Öyle mi? Asıl hata onun farkında olmamaktır! Bu söz herkesten daha çok ‘İncil okuyucularının’ kulağına küpe olmalıdır.” (Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 23, 25) ‘Güneşi Sağa, ayı soluma koysalar ve bunlarla beni bu davadan men etmeye kalksalar, gene bundan ayrılmayacağım.’ (Siretu İbn Hişam, I/266; İbnu Seyyid’n-nas,Uyunu’l-eser, I/132; İbn Kesir, es-Siretu’n-Nebeviye, I/474;  Beyhaki, Delail’u’n-Nübüvve-şamile- II/63; Taberi, II/218-220) “Devamlı itirazlar, kinler, açık gizli tehlikeler bir an peşini bırakmıyordu. Kureyş&#8217;ler gitgide azıtıyorlar, Muhammed&#8217;i kendi elleriyle öldürmek için antlar içerek suikastlar tertiplenmeye başlıyorlardı. Ebu Talip ölmüştü; Hatice ölmüştü, hayatı onun her an, her adım başında tehlikelerle dolu idi. Birçok defa hayatına son verilmesine ramak kaldığı oldu. Yolu tehlikelerle dolu idi, hadiselerin dış yüzü ona umutsuzluktan başka bir şey vadetmiyordu.” (Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 41-42)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hz. Muhammed peygamberliği boyunca çokça sıkıntılar ve imtihanlar geçirmiştir. Çocukları, hanımı vefat etmiş, boykota uğramış, en yakınları işkencelere uğramış ve öldürülmüş, çocuklar tarafından taşa tutulmuş, savaşlara katılmış, sürülmüş, çileler çekmiş aç kalmış vb. birçok zulme uğramış ve kendisine teklif edilen zenginlik ve gücü reddetmiş, tebliğinde hiç bir tavizi vermemiştir. Bir yalancı, genellikle dünyevi menfaatler için yalan söyler. Oğlu vefat ettiği gün vuku bulan güneş tutulmasını Hz. Muhammed kendi lehine kullanmamıştır.” (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 342, 355-356)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca, oryantalist George Sale&#8217;in de açıkça itiraf ettiği gibi, “Hz. Muhammed, tarih boyunca yanlış yorumlara maruz kalmıştı. Onun gerçek üstünlüğüne dair övgü inkar edilmemelidir.” (G. Sale, The Koran, s. 30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed Rumların savaşı kazanacağını nereden biliyordu? Hudeybiye anlaşması şartları Müslümanların aleyhine gibi iken Efendimiz neden bu şartları kabul etmiştir? Cahil biri de okuyup nasıl yaşaması gerektiğini anladığı; ABD&#8217;li matematik profesörünün (Jeffrey Lang) de okuyunca imana dönmesine vesile olacak olan ve içinde hukuk, iktisat, sosyo-psikolojik içeriği ile toplumu tamamen değiştiren bir kitabı ümmi olan biri yazmış olabilir mi? Tanrı kabul edilen putları kırıp yerine tek ilah kavramını yerleştiren, ırkçılığın ortamında yetişen topluma ümmet bilincini kazandıran, kumarı yasaklarken, zekatı emreden ve benzeri birçok ibadeti, dini bir emir ve yasaklar zinciri içinde topluma benimseten birisi olan O, gece kalkıp saatlerce namaz kılarken, iftar etmeden üst üste günlerce oruç tutarken davetini neden önce fakir, köle, ezilmişler kabul etmiştir? Zafere ulaşınca neden yaşantısını hiç değiştirmemiştir? Oğlu İbrahim vefat ettiğinde güneş tutulunca bunu, &#8220;Bunlar hiç kimsenin ölümünden veya yaşamasından/doğmasından dolayı tutulmazlar.&#8221; diyerek çevresine neden açıklamıştır? O, etrafına korku salan bir adamı (Hz. Ömer) ‘adil’ sıfatlı birine dönüştürendir. Dokuz arkadaşını para için öldüreni (Ebu Zer el-Gıfari) dünya malına önem vermez birine, köle olan kişiyi &#8216;efendi&#8217; diye hitap edilen bir şahsiyetlere dönüştürendir. Tarihte hiç bir zaman bir devlet kurup dünya tarihinde söz sahibi olamayan Arapları çok kısa bir zamanda 3 kıtaya yayılmış bir devlet kurduran, fethedilen ülkelerin kültürü içinde erimeyip onlara İslam’ın ruhunu özümseten,  dünya ilim tarihine damga vuran bilginler ve dünyaya ahlak abidesi olacak birçok ahlak önderlerini yetiştiren, düşmanlarını af ederek kazanan, toplumu değiştirip yeni bir kültür oluşturup yüzlerce yıl sonra bile hâlâ devamını sağlayan, barışı amaçlayan ama cihadı göz ardı etmeyen birisidir O (sav). Güçsüz olduğunda zulme uğrasa da, güçlü olunca bağışlayan ve tüm dini inanç sahiplerini bir arada yaşatabilen bir dünya görüşü oluşturandır. İskender&#8217;den Timur&#8217;a, Lenin&#8217;den Hitler&#8217;e hangisinin fikirleri günümüze dek yaşamıştır? Ruhbanlık sınıfı yerine ilahi kanunları merkeze alan, Yaratıcının tüm kullarını insanlıkta veya dinde eşit ilan eden, tevhid, ahlak, adalet ve emanet eksenli bir din kurup; ibadetten ahlaka, siyasetten imana tüm esasları tek bir ilaha bağlayan, baba, dede, yetim, fakir, zengin, yönetici, komutan olup yine de halkla iç içe yaşayan bir insan olan, daha önce siyaset, ekonomi, toplumsal konularla ilgilenmeyen ama zulme, yalana, şirke, suistimal ve iltimasa karşı olan; adaleti, danışmayı, işi ehline vermeyi savunan ve insanlık tarihini tevhid eksenli bir merkeze oturtan, dini esaslarının tümünün tutarlı ve yaşamla iç içe olan biridir O. İmandan hukuka özgün bir sistemi okuma bilmeyen bir kişi nasıl kurabilmiştir? Hayatını, tebliğ ettiği ilkelere uygun olarak geçiren, mal mülk tekliflerine sırtını dönen,  her şeyi elinden alınıp her türlü zulmün kendine yaşatıldığı şehri, geri dönüp fethettiğinde herkesi af eden biridir O. İçinde bilimsel ayetler olan, gayb haberlerini de barındıran bir kitabı tebliğ eden, geçmiş toplumlarla ilgili bilgiler içeren Kur’an&#8217;ı tebliğ edendir O. Tahrif edilmiş İncil-Tevrat’taki, haşa, peygamberlere atılan iftiralardan (Hz. Davud başkasının eşine sarkmamış; Lut kızı ile zina etmemiş; Süleyman müşrik olmamış; Eyyüp asla hastalıklarına isyan etmemiştir) onları temize çıkarandır O (sav).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimiz hem devlet başkanı, hem başkomutan, hem imam, hem vaiz, hem baba, hem dede, hem çölden gelen bir bedevilere hem de çevre ülkelerin krallık, imparatorluklardan gelen elçilere de muhatap olan ve hem ibadet hem muamelatla ilgili her türlü soruya muhatap olan birisi idi! Ve O, tüm bunlardan sonra evine döndüğünde veya arkadaşlarıyla beraber olduğunda, yaşantısında sıradan halktan bir insan gibi devam eden biriydi: Ayakkabısını başkasına bağlatmayan, topluma girince özel ilgi beklemeyen, aksine bir hizmetçi gibi çevresine hizmet eden, evinde kendi söküğünü kendi diken, şatafata hayatında izin vermeyen; devamlı düşmanlarınca öldürülmek istenen, iftiraya uğrayan ama yine de bedeni ve ruhi temizliğinden asla taviz vermeyen birisi idi! O, tek başına tüm dünyaya; şirke, zulme karşı çıkma cesaretini gösteren, dünyalık hiçbir makam, menfaat tekliflerini kabul etmeyen birisi idi. O, hem ahlaki tüm özellikleri üzerinde toplamış örnek ‘bir insan’ ve hem de ilahi vahye muhatap olup onu açıklayan ve uygulayan ‘bir peygamber’ idi! İşte Onu üstün yapan özelliklerin kısa özeti bunlardır! &#8220;Muhammed kendi halkınınkinden daha rahat bir hayat tarzı sürdürmek için hiçbir arzu taşımamış&#8221; (Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 220)  ve &#8220;birçok askeri seferi yönetmiş, öğretmenlik yapmış, ailesine ve arkadaşlarına da ayıracak zaman bulmuş.&#8221; (Eaton, s. 228) ve de &#8220;hem cesareti, hem de şefkatinden dolayısıyla sevilen, sadece bir savaşçı ve insanların önderi olduğu için değil, mükemmel koca, mükemmel bir baba ve mükemmel arkadaş olduğu için de sevilen biri idi. Ona en yakın olmuş insanlar, &#8216;havariler&#8217; olarak değil, arkadaşlar (ashab) olarak bilinirdi. Hz. Muhammed olmasa bu dünya soğuk ve tahammül edilmez bir yer olurdu.&#8221; (Eaton, s. 125)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O, tüm bu zorluklara neden göğüs germişti? Halbuki &#8220;Hz. Muhammed&#8217;in geleceği garanti altında gözüküyordu.&#8221; (Eaton, s. 193) &#8216;Geleceğinden emin olan&#8217;, Hılfu’l-Fudul&#8217;a üye olup zenginlerle iç içe bulunan, Hacerül Esved&#8217;di yerine koyarken gösterdiği çözümlerle kabile reislerince sözüne itimat edilen Hz. Muhammed&#8217;in tüm bunları neden terk edip, 12 yıl işkenceyi göze alıp, 2 yıl özel olarak Müslümanlarla tutsak hayatı yaşarken, eşi vefat edip, Ebu Talip hemen sonra vefat etmiş ve tam bir hüzün yılı yaşayan Muhammed, neden sonucu belirsiz bir yola girmiştir? Mesajının içeriğinde de o dönemin müşriklerini çekecek ne putlar, ne içki, ne de Mekkeli müşriklerin hoşuna gidecek kabilecilik vardır! Aksine içki, kumar, fuhuşun yasaklanmasından; Namaz, zekat, oruçtan tevhid inancına dek, hep o dönemde tepki çekecek kurallar zinciri ile gelmişti! Tüm bunların tek açıklaması vardır! O (sav), ‘tevhid, adalet ve emanet’ eksenli bir din ile dünyaya nizam vermek için gönderilmiş son peygamberdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Michael H. Hart&#8217;ın “The 100: A Ranking of the Most Influential Persons in History/100: Tarihteki En Etkili Kişilerin Sıralaması” adlı eserindeki sıralama ile konumuzu bitirelim. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5065" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oryant-hzmuhammed-1-2.jpg" alt="oryant-hzmuhammed-1-2" width="569" height="306" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Herhangi bir eğitim sürecinden geçmeyen, okuma yazma bilmeyen biri 23 yıl boyunca hem sosyal reformist, hem diplomat, hem hukukçu, hem hatip, hem komutan olacak ve bunu Müslüman olmayan birine itiraf ettirecek! İşte O kişi Hz. Muhammed (sav)’dir! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><figure id="attachment_240" aria-describedby="caption-attachment-240" style="width: 173px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-240" title="oryantalizm-imagesCAUS771M" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2012/03/oryantalizm-imagesCAUS771M.jpg" alt="" width="173" height="291" /><figcaption id="caption-attachment-240" class="wp-caption-text"><span style="color: #000000;">Oryantalistlere cevaplar</span></figcaption></figure></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/oryantalist-mustesriklerin-iddialarina-cevaplar.html">Oryantalistler ve Hz Muhammed (sav)</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/oryantalist-mustesriklerin-iddialarina-cevaplar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
