<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...Katagori</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/category/iman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Feb 2025 15:28:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...Katagori</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Müslüman olaylara, hayata nasıl bakar?</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/bir-musluman-olaylara-hayata-nasil-bakar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/bir-musluman-olaylara-hayata-nasil-bakar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Oct 2018 03:32:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[hasbünallah]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=9096</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Efendimiz yeni bir elbise aldığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sana hamd olsun, bunu bana sen giydirdin.” (Tirmizi, Libas, 29; Ebu Davud, Libas, 1) Bir Müslüman, her şeyin asıl sahibinin Allah olduğunu asla unutmaz. Bilir ki O (cc) her şeyi görür, bilir, işitir. (Basir, Alim, Semi) O Allah, her şeyin sahibi, yöneticisi, hakimidir (Malik, Vekil, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bir-musluman-olaylara-hayata-nasil-bakar.html">Bir Müslüman olaylara, hayata nasıl bakar?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"><b> </b></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz yeni bir elbise aldığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sana hamd olsun, bunu bana sen giydirdin.” (Tirmizi, Libas, 29; Ebu Davud, Libas, 1)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir Müslüman, her şeyin asıl sahibinin Allah olduğunu asla unutmaz. Bilir ki O (cc) her şeyi görür, bilir, işitir. (Basir, Alim, Semi) O Allah, her şeyin sahibi, yöneticisi, hakimidir (Malik, Vekil, Hakim) O’nun her işinde mutlaka bir hikmet vardır. Hayat ise sadece bu dünya ile sınırlı değildir. Hayat, dünya ve ahireti de kapsar ve ebedidir, sonsuzdur. Sonlu olan sadece mekanlardır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman, önce ulaşmak istediği hedefi için fiili dua yapar (çalışır) ve sonra da sözlü dua yapar. Müslüman elde etmek istediği şeyin sadece Allah izin verirse elde edilebileceğini asla unutmaz ve amacının genel anlamda hem dünya hem ahiret hayatı için en iyisi olmasını (hayr) temenni eder, bu yönde Allah’a iltica eder, yönelir; sözlü dua eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslüman daha sonra gerçekleşen sonuca bakar. Eğer amacına ulaşmışsa tekrar en başa döner ve bunun Allah’ın bir lütfu, hediyesi olduğunu bilir ve Allah’a şükür (hamd) eder. Eğer istediği olmamış ise, bir hayr olduğunu düşünüp sabreder ve Allah’ın muradına, O’nun istediğine boyun eğer; “demek dünyada olması benim için iyi değilmiş, ahirette Allah daha iyisini verir.” der ve tevekkül eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fiili dua bizim görevimizdir, Müslüman asla nemelazımcı, tembel olamaz! Ama en son aşamada her şeyin yine karar vericisinin (İrade) Allah olduğunu da asla unutmaz! Müslüman için bu süreç bir bütündür. Müslüman sebeplere tevessül etmeyi asla ihmal etmez ama sonucun da Allah’ın elinde olduğunu unutmaz! Hasta isek doktora gitmek, ilaç almak ve kullanmak zorundayız ama bizi iyileştirecek (Şafi) olan Allah’tır! Bir Müslüman din için, vatan için, namus için cihad mı ediyor, bilir ki zafer Allah’tandır, ona düşen ise sadece seferde olmaktır. Zafer kazanırsa Allah’a şükreder, bu yolda canını verirse şehittir; yine kazanmış olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist ve oryantalistler ise bu çizgiyi anlamadıkları veya tamamına vakıf olamadıkları için Müslümanları her zaman kaderci, tembel, çalışmayan veya mazeret üreten olarak tasvir ederler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İmtihan bilincine sahip Müslümanlara örnek olarak Kur’an’danbazı misallerle devam edelim. “Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur.” (Neml, 40); “De ki: Eğer (haktan) saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur’an) sayesindedir.” (Sebe, 50) ;”Tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur.” (Kasas, 67) ; “Hani onlardan bir topluluk demişti ki: “Siz, Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” demişlerdi.” (A’raf,  164) ; “Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” ( Hud, 88) ; “Allah dilemedikçe, ben kendi kendime ne bir zararı önleyecek, ne de kendime bir yarar sağlayabilecek güçteyim.” (Yunus, 49) ; “Şüphesiz ’izzet ve gücün’ tümü Allah’ındır.” (Yunus, 65) ; “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur.” (Yusuf, 38) ; “İman eden sihirbazlar: ‘Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz; inanların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız’ dediler. ( Şuara, 51) ;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İnsanlar büyük ölçüde sonuca şartlanırlar. Hayır! Bizim imtihanımız ‘süreçle’ ilgilidir. Bizim için tek başarı Allah’ın rızasına ulaşmak olmalıdır. Üzerinize düşeni yaptı iseniz sonrası için “Tevekkül gerek”. Varsayalım, sonuç istediğiniz gibi olmadı. Ama siz görevinizi hakkı ile yaptınız. Kazanan sizsiniz.” (A. Dilipak, Yeni Akit, 16 Haziran 2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ne kadar başarılı olursak, başımız öne eğiliyor. Çünkü işin sahibi Allah’tır.” (Şehit Adnan Demirtürk)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dünya hayatının helal olsa hesabı, haram olsa azabı vardır.” (Hicr, 92; İhya, II/237)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Ali İmran, 173)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konuyu tamamlayan, &#8216;Kader&#8217; , &#8216;Kötülük Allah&#8217;tan mı?&#8217; gibi konuları okumanızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-9593 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG-20190515-WA0005.jpg" alt="" width="304" height="334" />  <img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10840" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/117589744_3372442232802190_2505501095895238192_o-275x300.jpg" alt="" width="275" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-9097" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hasbuna-1-300x286.jpg" alt="" width="300" height="286" /></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/bir-musluman-olaylara-hayata-nasil-bakar.html">Bir Müslüman olaylara, hayata nasıl bakar?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/bir-musluman-olaylara-hayata-nasil-bakar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her doğan kendi rızkı ile mi doğar?</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[Her doğan kendi rızkı ile mi doğar?]]></category>
		<category><![CDATA[rızık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=1545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evet, her doğan kendi rızkı ile doğar! Her kulun kendi rızkı vardır ama onun o rızkını bir başkası; sömürü, rüşvet, yolsuzluk ile çalmaz ve kişi de o kendi rızkını çaldırmazsa! “Hud Suresi 6. ayet: &#8220;Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah&#8217;a aittir.&#8221; Rızk yaratma, gönderme ve verme Allah&#8217;a aittir. Ancak rızkın adil bir biçimde dağıtılmasını insanlara [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html">Her doğan kendi rızkı ile mi doğar?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Evet, her doğan kendi rızkı ile doğar! Her kulun kendi rızkı vardır ama onun o rızkını bir başkası; sömürü, rüşvet, yolsuzluk ile çalmaz ve kişi de o kendi rızkını çaldırmazsa! “Hud Suresi 6. ayet: &#8220;Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah&#8217;a aittir.&#8221; Rızk yaratma, gönderme ve verme Allah&#8217;a aittir. Ancak rızkın adil bir biçimde dağıtılmasını insanlara bırakmıştır. Mutlu biri yaşam, ilahi prensiplerin uygulanmasına bağlanmıştır.” (Abdülcelil Candan, Kur&#8217;an okurken zihne takılan ayetler, s. 252) Allah rızkı vermiştir ama insanlara düşen, onu aramak, bulmak ve o rızkı başkasına kaptırmamaktır. Bu da bir dini emir, görevdir. “Rızkın takdiri Allah&#8217;tan ancak kazanılması kuldandır. Rabbimiz yeryüzünde tüm canlılara yetecek şekilde rızık yaratmıştır.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s.234,  235) “İnsanlar sömürmediği takdirde yeryüzünde açlık diye bir şey söz konusu olmaz, hele israf ve lüks kalksa yeter de artar bile.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Herkesin rızkını adil bir şekilde aldığı sistemin adı İslam’dır: Zekat, sadaka, fitre, kurban, kul hakkı, komşu hakkı, cemaatle namaz, hac, ümmet bilinci, Hz Adem’den insanlığın kardeşliği bilinci gibi ibadetler ve yönlendirmeler zengin-fakir ayırımı gözetmeden tüm insanlar arasındaki uçurumun ortadan kaldırılmasını amaçlar. Ayrıca, “Oku” (Alak, 1) ayeti, “İlim Çin’de bile olsa, gidiniz, alınız, tahsil ediniz.” <em>(Beyhaki, Şuabu’l-İman, Beyrut, II. 254)</em> şeklindeki güdülemeler, “Cuma namazı bitince rızık aramak için dağılma” (Cuma, 10) tavsiyesi, “Öyle ise bir işi bitirince diğerine yönel” (İnşirah, 7) emri, “iki günü eşit olan ziyandadır” (Ali el-Kari, el-Masnua, 174) gibi prensipler, helal kazancın emredilmesi ve pısırıklığın ve tembelliğin hoş görülmemesi, hırsızlığın, kumarın, karaborsa, faizin yasaklanması gibi hükümler, bir taraftan Müslümanları kendilerine ayrılan rızkı bulmaya yönlendirirken diğer taraftan da onu korumayı ve çaldırmamayı amaçlamaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyada 820 milyonu aşkın kişi açlık çekerken 670 milyon yetişkin ve 120 milyon çocukta obezite görülüyor. (AA, 15.10.2019) Dünyada açlık, Batı&#8217;da israf ve obezite. İsraf edilen gıdayla 2 milyar insan doyabilir yani dünyadaki açlık sorununu giderebilirdik. Avrupa&#8217;da her üç çocuktan biri obez ya da aşırı kilolu. (avrupadan.com, 12 Mayıs 2023)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Geri kalmış yoksul ülkeler, tüm yeraltı ve yer üstü zenginlikleri, hürriyet ve gelecekleri günümüz medeni (!) ülkelerince sömürülen ülkelerdir. Afrika, Güney Amerika, İslam ülkeleri satılmış idarecilerce yönetilen, günümüzde her türlü zenginlikleri sömürülen ülkelerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah (cc) Afrika kıtasını yer altı madenleri en bol kıta olarak yaratmıştır ama çıkarmak, işletmek, verdiği o rızkı korumak ve sahiplenmek o ülke insanlarına aittir ki, zaten bu da bir imtihan vesilesidir. Emperyalist bir ülke başka kıtadan gelip, ülkeyi işgal edip, lider kadrosunu ele geçirip, ülke halkını işçi olarak çalıştırıp sonra da cüzi ücret karşılığı asıl geliri ülkesine aktarabiliyorsa burada asıl sorumlu yaratıcı değil, yaratılanlar, elleri altındaki rızkı başkasına kaptıranlardır! Emperyalistler sadece yeraktı kaynaklarını değil, GDO’lu ve kimyasal takviyeli tarımsal ürünler ve tohum/yarım politikaları ile ülkelerin gıda sektöründe de sömürmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Onlar yönetimi ele aldığında ise ülkede bozgunculuk çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.&#8221; (Bakara, 205)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Afrika örneği</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Afrika XV. yüzyıldan XX. yüzyılın neredeyse son çeyreğine kadar aralıksız sömürülmüştür. Afrika’nın hem insan hem de yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından acımasızca sömürülüşü yüzyıllar boyunca devam etmiş, direnen devlet ve kabileler katliam ve soykırıma uğratılmış, adeta yok edilmiştir. XX. yüzyılın son çeyreğinde sözde bağımsız olan yoksul Afrika ülkeleri küreselleşmeyle birlikte ucuz iş gücü, hammadde ve gelişmekte olan pazarlar durumuna getirilmiş, sömürü başka bir boyutta fakat şiddetini hiç kaybetmeden devam etmiştir. Batılılar, bunu sağlamak için, türlü oyunlarla ülkeleri istikrarsızlaştırmış, günümüzde de devam eden terör ve iç savaş bataklığına çekmiştir.” (Murat Tanrıkulu, Batılı devletlerin ve Türklerin Afrika’ya yaklaşım farklılıkları, Akademik Bakış Dergisi, Sayı: 61, Mayıs &#8211; Haziran 2017, s. 264) &#8220;Beyaz adam her şeylerine el koydu. Canlarına, mallarına, namuslarına&#8230; Milyonlarca insanı katletti. Ne çocuk dinledi ne de kadın! Yüzlerce yıl süren bir vahşetin, soykırımın mimarı oldu! Hayatlarını çaldı. Bedenlerini çaldı. Baharatlarını, madenlerini, topraklarını&#8230; Altınlarını, petrollerini&#8230; Sularını&#8230; Her şeylerini! Aç, sefil bıraktı. Köle pazarlarında alıp sattı. Kolunu, parmağını, ayağını kesti&#8230; Kendi vahşiliklerini gizlemek için filmler yapıp, kurbanları vahşi ilan etti. Siyah adam yamyam! Çizgi filmlere bile konu edildi. Ortada bir kazan, altında ateş, içinde az sonra yenilecek insan! Kazanın başında siyah adam! Beyaz adam dillerini de çaldı. Fransa&#8217;nın nüfusu altmış sekiz milyon. Ülke dışında yüz kırk milyon insan Fransızca konuşuyor. Nerede? Tabii ki sömürgelerinde. &#8216;Ötekileri&#8217; ben ötekileştirmedim. Fransız beyaz adam, siyah adamın üzerine basarak elde ettiği refahı bilmek istemiyor. Sahip olduğu her şeyin ama her şeyin sömürülen &#8216;ötekine&#8217; ait olduğunu kabul etmek istemiyor. Azıcığını bile &#8216;ötekiyle&#8217; paylaşmak istemiyor. Beyaz olduğu için kendisini birinci sınıf zannediyor. Utanmaz, arsız ve pişkin! Siyah adam özgürlüğüne kavuştuğu gün, sömürüye başkaldırdığı gün, kendinden yöneticileri başa getirdiği gün Afrika kıtası dünyanın parlayan yıldızı olacak.&#8221; (Turgay Güler, Akşam, 4.6.2023) tarlalarından altın çıkıyor ama &#8216;sefa&#8217;sını süremiyorlar, Fildişi Sahili&#8217;nin batısında bulunan c adlı kasabadaki kakao çiftliğinde yeni bir altın madeni keşfedildi. (Basından, 13.4.2014) &#8220;Allah Petrol verdi. Bir de mühendis versin.&#8221; demek akla aykırıdır.&#8221; (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 32) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah (cc) her şeyi adil bir şekilde dağıtmıştır! Ama ortadaki adaletsizlikten zalim olan (Müstekbir) sömürgeciler kadar, mazlum durumuna düşen (Müstazaf) sömürgeler de sorumludur ve asıl onlar ayağa kalkmalı ve hakkı olanı kaptırmamalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle; rızık konusu; Allah ile kulu arasındaki bir konu değil, var olan ve verilen rızığın emperyalistlerce sömürülmesi meselesidir. Burada kimse yaratıcıyı suçlayamaz! İşin ilginci bu tür eleştiri yapanlar da, halkları sömürenlerin yerli uzantılarından başkalarının olmaması, sömürülen ülkenin aydın geçinen seküler kesiminin olmasıdır! Allah sömürü ile mücadeleyi inananlara vermiştir. Allah müminlere “yeryüzünde insanları bozgunculuk yapmaktan engelleme” görevi vermiştir. (Hud, 116) “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın aşağı derecesidir.”; “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran, 104. Ayrıca, Tevbe, 112)  buyurulmuş ve bu nedenle de, “Helal rızık temini için çalışma Allah yolunda cihad etmek gibi.&#8221; (Hindi, Kenzü’l-Ummal, IV/6) kabul edilmiştir. Görev taksiminde alınan role göre de, cennet cehennemi bizzat insanlar kazanacaktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Meşhur iktisatçı Dr. Colin Clark, &#8216;Dünyanın besin kaynakları yirmi sekiz milyar insanı rahat besleyecek durumdadır.&#8217; demektedir. Dünyadaki kıtlık, kaynakların yetersizliğinden değil, insanların ihmalleri ve düşüncesizliklerinden ileri gelmektedir.&#8221; (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 303) &#8220;Nankörlere, &#8216;Allah&#8217;ın size lütfettiği rızıklardan dağıtın&#8217; dendiğinde, Allah&#8217;ın doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız, derler.&#8221; (Yasin, 47)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dünyadaki açlık ve sefaletin nedeni fakirleri doyuramadığımızdan değil,  zenginleri doyuramadığımızdandır.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7623 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/s-2b6e287c8515454501816c8c25f6b5f8a7cfc915.jpg" alt="" width="866" height="447" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7670 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/afrika-maden-haritasi-1.jpg" alt="" width="523" height="557" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7678 size-medium" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/20294012_278782412601704_6449829711944678137_n-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" /></span><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rizik-1-2-3.jpg"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5356" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rizik-1-2-3.jpg" alt="rizik-1-2-3" width="349" height="349" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html/rizik-3" rel="attachment wp-att-4398"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4398" title="rizik-3" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/rizik-3.jpg" alt="" width="487" height="230" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html/afrika-rizik-somuru-1" rel="attachment wp-att-1546"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-1546" title="afrika-rizik-somuru-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/afrika-rizik-somuru-1-227x300.jpg" alt="" width="227" height="300" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html">Her doğan kendi rızkı ile mi doğar?</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/her-dogan-kendi-rizki-ile-mi-dogar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahiret, beden, ruh ilişkisi</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 08:06:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruh üfleme]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=811</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Peygamber Efendimize bir müşrik gelerek elindeki kemikleri ufalar ve şu soruyu sorar: “Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek?” Bunun üzerine şu ayet iner: “Kendi yaratılışını unuttu da ‘çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir?’ diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki ‘onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir.’ O yaratılışın her özelliğini bilendir.”  (Yasin, 78-79) Ölen, çürüyen, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html">Ahiret, beden, ruh ilişkisi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamber Efendimize bir müşrik gelerek elindeki kemikleri ufalar ve şu soruyu sorar: “Senin Rabbin mi bu kemikleri diriltecek?” Bunun üzerine şu ayet iner: “Kendi yaratılışını unuttu da ‘çürüdüğü halde bu kemikleri kim yaratabilir?’ diyerek bize misal vermeye kalkıştı. Deki ‘onu ilk yaratıp meydana getiren diriltecektir.’ O yaratılışın her özelliğini bilendir.”  (Yasin, 78-79) Ölen, çürüyen, toprak olan vücut ahirette, haşr günü yeniden nasıl diriltilecektir? Cevaba geçmeden önce insanın tanımını doğru yapmamız gerekir. İnsan sadece bedenden ibaret değildir. İnsan hem beden hem ruhtan oluşan bir bütündür: İnsan = Beden + Ruh. Beden; et, kemik, yağ ve sinirden oluşan ama aslında toprağın şekil değiştirmiş halinden başka bir şey değildir. Ruh ise Allah’ın ilk insan Adem’e (as) üflediği, ondan günümüze dek tüm insanların özünü oluşturan ilahi bir esintidir, cevherdir, özdür. Bir tohum düşünelim. Toprağa düşer düşmez tohum birden canlanır, hareketlenir. Toprağa kök salar, toprağı yararak yeryüzüne çıkar. Büyür, gelişir, dal-budak salar. Çiçek, yaprak, meyve verir ve daha sonra kendi gibi yüzlerce tohumu toprağa salar. Halbuki bu tohum toprağa düşmeden önce cansız idi. Onu toprak canlandırdı. Tıpkı bunun gibi, ölen bir insan, cansız olarak girdiği topraktan mahşer günü canlı bir insan olarak (Beden+ ruh) dirilecektir. Tohumu toprakta canlandıran su ve minerallerdir. İnsanın dirilmesi konusunda tek bilinmezlik, ölü bedeni bir araya getirip onu tekrar diriltecek olan ruhun mahiyetinin bilinmemesidir. Halbuki, ilk insan da çamur halinde iken onu insan haline getiren, ona üflenen ruh idi. İşte öldükten sonra toprağa dönüşen bedeni diriltecek olan da yine bu toprağın ruh ile birleşmesi olacaktır.  Dirilişin genel hatlarıyla formül şudur;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ölü Beden (toprak) + ruh = İnsan (Kıyamet günü, mahşer yerinde)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yeniden diriliş nasıl olacak? Nohut tanesini toprağa atar, su ve güneş&#8217;le buluşturursanız, tohum olur birden canlanır. İnsanı doğumla başlatıyorsunuz, doğum öncesi geçirilen evreleri göz ardı ediyorsunuz.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 70, 71) Haşr esnasında insanın dirilişine zemin hazırlayacak olan (Sahih-i Buhari- İst: 1401 K Tefsirû Sûre, XXXIX/3, 78/1; Sahih-i Müslim- K. Fiten: 141-143; Sünen-İ Nesâi- K. Cenaiz, 117; Sünen-i İbn Mace- K. Zühd, 32; İmam-ı Malik- El Muvatta- K. Cenâiz, 49. 2; İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned, III/28) “Acbü’z-zeneb, hiç yok olmayan, insanın yaratılış özü veya çekirdeğidir, yeniden yaratılış bunun üzerinden gerçekleşecektir.” (Y. Şevki Yavuz, Acbü’z-zebeb, DİA) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan nasıl diriltileceğini daha iyi anlayabilmek için önce insan nasıl yaşar ona bir bakalım: Toprakta bol miktarda madensel mineraller bulunur. Bunlar bitkisel ve hayvansal gıdalar (ki hepsinin aslı topraktır, hepsi toprağın şekil değiştirmiş halidir) vasıtası ile insan vücuduna girince çeşitli şekillerde ve oranlarda birleşip vücut için gerekli enerji, doku, organları meydana getirirler. Yani vücudumuzu canlı tutan, yaşamın devamına vasıta olan mineraller toprak içinde karışık halde bulunur. İnsanlar bunları topraktan seçip, süzüp alamaz. Allah (cc) bu görevi bitkilere ve hayvanlara vermiştir. Kainattaki her varlık (Casiye, 13) gibi bitkilerde insanlara hizmet amacıyla yaratılmıştır. Bitkiler kökleriyle toprağın içindeki mineralleri toplar ve bunları farklı şekil, boyut, renk, koku ve tattaki meyve sebzelere dönüştürür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Popülasyon Profesörü Joel Cohen ve Ekoloji Profesörü David Tilman: “Hiç kimse doğal ekosistemlerin insanlara bedava olarak sunduğu yaşam destek hizmetlerini temin edecek ‘sistemlerin nasıl tasarlanacağını’ henüz bilmiyor.” (P. Raeburn, “Home wreckers”, Popular Science, January, 2000) derken aslında, Allah’ın iradesi ile daha ilk planlandığı andan itibaren Big Bang adlı patlamanın amacının insanlara hizmet eden bir evren oluşumu olduğunu itiraf etmektedir. “Evrendeki ‘insani ilke’ yani evrendeki her ayrıntı, insan yaşamını gözeten bir amaçla var edilmiştir, düzenlenmiştir. Yerçekimi var eden, insanın yaşamını amaçlamıştır.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 36, 45) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Toprakta mineral iken bitki onları meyve sebze haline, hayvanlar da bu meyve sebzeleri yiyerek et, süt, yumurta, bal haline dönüştürmüştür. Topraktaki mineraller, ya direk bitki veya dolaylı yoldan hayvansal gıdalar vasıtası ile insan vücuduna geçer ve tüm bunlar sayesinde insan yaşamını devam ettirir. Zamanı gelip insan öldüğünde de, insan bedenindeki tüm mineraller doğal geri dönüşüm yolu ile yeniden toprağa karışır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çamurdan (Rahman 14) yaratılan ‘İlk’ insanın bedenini oluşturan tüm elementler aynen toprakta da bulunmaktadır. “Bilim, insan vücudundaki tüm elementlerin aynı zamanda toprakta da olduğunu belirtir. Kur&#8217;an’da insanoğlunun spermden, topraktan, sudan yaratıldığı ifade edilir.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 28) Vücudumuz en az 25 elementten oluşur, yüzde 99&#8217;a yakınını 6 element oluşturur. % 65 Oksijen, %18 Karbon, %10 Hidrojen, %3 Nitrojen, %1,4 Kalsiyum, %1,1 Fosfor. Geri kalan kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşturur. (https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/vucudumuzda-kutlece-en-cok-hangi-elementlerin-atomlari-bulunur; https://www.bbc.com/turkce/vert-fut-44926689) Oranlarını verdiğimiz bu temel maddelerin New York Borsası&#8217;ndaki değeri de sadece 4.5 dolardır… (aksam.com.tr/ramazan/insanin-ozu-toprak/haber-419561)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca biz insanlar toprak sayesinde yaşamaktayız. İlk insan Hz. Adem topraktan yaratılmıştır. İlk önce toprak (Çamur) idik <em>(</em><em>Rahman, 14; Fatır, 11; Mü’minun, 12</em><em>) </em>ruh üflendi (Hicr, 29) insan olduk‚ Ölünce yine aslımıza dönüp toprak oluruz. Nasıl ki buz sudan oluşmuştur; eriyince yine aslına döner ve su olur. İnsanda eriyince; ölünce çürür ve aslına döner ve toprak olur. İşte ahirette ilk kez topraktan nasıl insan yaratılmışsa ikinci kez de yine topraktan yaratılacaktır. Bedeni canlı iken (Bitkisel ve hayvansal gıdaların ana maddesi olup) yaşamasına vesile olan toprak, mahşer günü yine hayat bulup dirileceğimiz kaynak olacaktır. Yani insan yürüyen, konuşan bir topraktır. Sadece şekil değiştirmiştir! İnsan yaşarken hayatını devam ettireceği maddeleri bitkiler vasıtasıyla topraktan alır. Kıyamet günü tüm canlılar gibi bitkilerde ölecektir. İşte insanı canlı iken topraktan bitki vasıtasıyla yaşatan Allah (c.c.) kıyamet günü bitki vasıtasını kullanmadan (Çünkü onlar da ölüdürler) direk, vasıtasız topraktan insanı diriltecektir. (Bakara, 28) Nasıl? İlk insanı nasıl diriltmişse (Yasin, 79) işte yine aynen öyle!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan ölünce toprak olur diyoruz, peki ölüm nedir? Ölüm bir son, toprakta dağılıp sonsuz karanlığa gömülmek midir? Aslında ölüm diye bir şey asla yoktur! Ruhlar âleminden yola çıkan bir ruh için artık ölüm, bitiş, yok oluş asla söz konusu değildir. Bir insan toplam altı âlemde yaşar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruhlar âlemi: Allah’ü Teala beden elbisesine sarıp dirilteceği tüm insanların ruhlarını cennet-cehennem yok iken bir âlemde toplanmış ve onlara şu soruyu sormuştur. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Tüm ruhlar, “bilakis elbette sen bizim Rabbimizsin “diye cevap vermişlerdir. (A’raf 172 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anne rahmi: Her insan ruhlar âleminden sonra, sırası geldikçe dünyaya gelebilmek için anne rahminde belli bir süre yaşar. O mekan, kısa sürede olsa küçük bir dünya demektir o bebek için. Ruhlar âleminde ölüp anne karnında dirildiği gibi, doğum esnasında da ölüp (Mekan değiştirip) yeni bir dünyaya gözlerini açar bebek. Temel mesele şudur: Ruh ölmemekte, devamlı mekan değiştirmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya hayatı ve rüyalar âlemi: Her ikisi de iki ayrı mekandır, iki ayrı dünyadır. Bu iki âlem/dünya bir arada yaşanır. Dünyada insanın belli bir ömrü vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Berzah ve ahiret âlemi: Ölüm dediğimiz olay vuku bulunca insan bedeni mezarda çürür, ruhu ise “berzah âlemi” denen dünya ve ahiret arası bir âlemde, benzetme yaparak anlatalım, milyarlarca yatağın olduğu dev bir yatakhaneye yatırılır. İnsan rüyasında nasıl kabus görürken bağırır, acı çeker, korkar fakat dışarıdan bakılınca mışıl mışıl uyuyormuş gibi gözükürse, berzahta da kötülük yapanların ruhu için aynı durum söz konusu olacaktır. Ayet-i kerimede de, (Mahşer günü) “Derler ki: Vay başımıza gelenler! Bizi ‘yattığımız yerden’ kim diriltip kaldırdı?” (Yasin, 52) buyrulmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonra beden topraktan oluşur, ruh bedene girer (Ruh+Beden) ve insan yeniden dirilir. Mahşer yerinde insanlar toplanır. (Haşr) Ahirette insanlar amellerine göre mizanda tartılır. Sevabı çok gelen Allah’ın lütfu, rahmeti ile <em>(</em><em>Buhari, Rikak, 18; Müslim, Münafikin, 71-73</em>) cennete, kötülüğü çok olan kendi yaptığı kötü, zararlı, pis işlerin sonucu olarak cehenneme girer.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zaten her şeyin çift yaratıldığı (Zariyat, 49) âlemde, dünyanın da zıddının olması akla aykırı değildir. Yani “Varlıkların zıt çiftler halinde yaratılması da ahiretin varlığına delildir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 158) Ahiretin varlığı konusu ayrıca &#8216;Deizm yanılgısı&#8217; adlı yazımızda ele alınmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle ruh ölümsüzdür. Ruhlar âleminden yola çıkan ruh, son durak olan cennet-cehenneme kadar mekan  değiştirir. Biz her mekan değişimini ölüm diye adlandırsak ta, aslında her bir ölüm yeni bir mekanda dirilmedir. Yani ölüm, mekan değiştirmektir, yok  olmak demek değildir. İki âlem geçmiştir: Ruhlar âlemi ve anne rahmi; Şu an iki âlemde yaşıyoruz; dünya Hayatı ve rüyalar âlemi. Gelecekte de iki âlem yaşayacağız; Berzah âlemi ve ahiret (Cennet- cehennem)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret inancı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahiret inancı insanda sorumluluk hissi uyandırır. Yapılan işlerin bir gün hesabının verileceğinin inancı, insanları kötü fiillerden uzaklaştırır, iyi işlere yönelttirir. Hesap günü bilinci, insanı insan haklarına saygıya götürür, zararlı davranışlardan uzak tutar ve yararlı ve faydalı olmaya yönlendirir, mutlu ve huzurlu kılar. Aile ve akrabaların çürümeyip, sonlu-karanlık bir gelecekte toprak olmak yerine; sonsuz, cennette yaşadığını, insanlara iyiliğin yarın (Ahirette) karşılıksız kalmayıp cennet ile mükâfatlandırılacağını, kötülük yapanların ise cehennem ile cezalandırılacağını bilmek, yaşlı hasta, mahkûm, idamlık, mazlum, fakirlere ümit; zina, rüşvet, cinayet, gösterişe engel olur ve sevgi, şefkat, sadakat, affetme, fedakarlık, ihlas, şükür, kanaatin hakim olduğu bir bakış açısını topluma yerleştirir. Bu nedenle gerçek Müslüman egoist, pragmatist, menfaatperest, yalancı, hilekar olmaz. Çünkü hayat sadece bu dünya ile sınırlı değildir, “Bi daha mı geleceğiz dünyaya.” mantalitesinden uzak olarak, kötülük yapma imkanı varken bile ondan uzak durmaya çalışır, iyi olmak yönünde devamlı motive olur. “Allah’a karşı yalan söyleyen ve doğru kendisine geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim (daha haksız) kim olabilir? Kafirlerin yeri cehennemde değil midir? (Kıyamet günü) Yaptıkları amellerin kötülükleri karşılarına çıkmış ve alay edip durdukları şeyler, kendilerini sarmıştır… (O günden sakının ki günahkar) nefis şöyle diyecektir: Allah’ın yanında yaptığım kusurlardan dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim.” ( Zümer, 32, 48, 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sana ruhtan sorarlar; de ki: ‘Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İsra, 85) ayetinden anladığımıza göre ruh hakkındaki bilgimiz çok sınırlıdır. İnsan beden ve ruhun birleşiminden oluşur. Ruh Allah’tan gelen (Secde 9, Hicr 29) ve vücudu canlı, gören, düşünen, hisseden bir varlık kılan ilahi bir lütuftur, hediyedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ruh bedenin suretine giren, süratle hareket eden ve uzun mesafeleri kolayca alan, ancak bedenden bağımsız insanın bilişsel yönünü idare eden nurani ve latif bir cevher olarak nitelemişse de, ruhun mahiyeti ile ilgili görüşler birbirinden farklılık arz etmektedir. Ruh, bedenin sultanı konumundadır.” (Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 113, 115) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ölü bir insan düşünelim. Eli, kolu, beyni, gözleri, kalbi… vücudu tam olarak yerindedir. Bu insana fıkra anlatsak, bilmece sorsak, korkunç hikayeler, hüzünlü olaylar anlatsak bir tepki verir mi? Canlı iken her fıkraya gülen, hüzünlü her olaya üzülen, korkan, sevinen, hisseden bu insana ne olmuştur? Daha doğrusu can alıcı soru şudur: Ölürken insandan eksilen nedir ki, o olmayınca neşe, sevinç, hüzünde onunla beraber gitmektedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kalbin çalışmasına engel olan, kan dolaşımı durduran, beyin faaliyetlerini sona erdiren, vücuttan ayrılması ile vücudun işlevlerini sonlandıran nedir? İnsanları yaşatan beden ve onun işlevleri değildir. Bunlar hayatta olmanın göstergeleridir. Tüm bunlar vücutta var iken de hayatın sona ermesine neden olan, vücuttan eksilen şey nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Duygularımızı var eden, hissiyatın kaynağı ruhtur. Yoksa sevinme, üzülme, fikir, düşünce gibi kavramları, kuru bir vücut organları arasındaki elektrik akımı ile izah etmek mantıksızdır. Ruhla beraber duygu vardır. Ruh emaneti geri alınınca, duygu, his, düşünce de vücudu terk eder.  “Beyin ve bilinç aynı şey değildir. Beyin bir araba ve bilinç ise onun sürücüsüdür. Ruh, insanı canlı varlık yapan ve bedeni yöneten manevi cevherdir.” (Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 173, 200) “Düşüncenin belirli bir sinirsel etkileşim olduğunu söylemek, adalet fikrinin kağıt üzerine yazılmış birkaç şeyden başka bir şey olmadığını iddia etmek kadar anlamsızdır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 41,42, 44) “Ruh nedir? ‘Bedenin sürekli değişmesine’ karşılık, benlik şuurunun değişikliğe uğramadan kalması, ‘bedenden farklı bir unsurun varlığını’ gösterir. Beden ve uzuvlar, ruhun kullandığı aletlerdir. Ruh, bedenin sultanı konumundadır.” (Prof  Dr Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri, s. 112, 115) S. Lewis, “Sizin bir ruhunuz yok, siz zaten ruhsunuz. Bedeniniz var.” demektedir. (Mustafa Akyol, Bilim, din ve ateizme dair modern ezberlerin sonu, s. 23) Kanadalı nörobiyolog Wilder Penfield, ‘zihnin gizemi’ isimli kitabında, ‘aklı, beynin içindeki sinirsel işlemler bazında açıklamanın imkansız olacağı kesin olarak gözüktüğü için, varlığımızın iki önemli unsuru, yani madde ve ruh açısından açıklanması gerektiğini düşünüyorum.’ demektedir. (Penfield, The mystery of the mind, s. 123)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine bir ölü düşünelim, gözleri vardır fakat göremez. Halbuki canlının gözü ile aynı gözdür ölünün gözü de. Soru: Ölürken bu insandan ne eksilmiştir ki gören gözler görmez olmuştur. Beyin hücresinde görme olayı bir elektron coşkusundan ibarettir. Beynimizin görme ile görevli merkezini binlerce kez büyütsek, karşımıza sadece hücre içinde belli noktalara yığılan elektron dizilimine rastlarız. Peki, bu elektrik sinyallerini anlamlı görüntü şeklinde ‘gören’ kimdir? Gören, beyin et parçası, protein, yağ molekülleri olamaz. Gözden gelen elektronları anlamlı görüntüye beynimiz dönüştürür ama beyin hem ekran hem göz (İzleyici) olamaz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kendimize soralım: “Ben” dediğimiz varlık kimdir? Çocukken ‘ben’ dediğimiz vücudumuzdan şu an geriye hiç bir şey kalmamış, bedenimiz kendini yenilemiş durumdadır ama biz hâlâ &#8216;Ben&#8217; demeye devam ediyoruz! &#8220;Benim evim, benim elim, benim bedenim.&#8221; Tamam da o &#8216;ben&#8217; kimdir?! Et, kemik, yağ, protein yığını olan bu beden kendi kendine ‘ben’ deyip, düşünüp, görüp sevinip üzülebilir mi? Et yığını kendine ‘ben’ diyebilir mi? İşte aslında kendine ‘ben’ diyen, bedenimiz değil ruhumuzdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İnsan bedenen yaşlandığı halde hâlâ neden içinde koşmak, daha çok yaşamak isteği vardır? Çünkü bedenden ayrı bir de asli cevher olan ruh vardır ve bu ruh ölümsüzdür! “Ben varım.” derken bu “Ben kimdir? Nerededir?” Varlığımız (ben) belirli bir beyin hücresinde veya vücudumuzun herhangi bir organında yer almaz. Vücudunuzdaki hücreler sürekli değişir ama “ben” yine de aynı kalır. Var olduğumu nasıl bile bilebiliyorum?” sorusuna bir profesörün verdiği ünlü cevap, ” Peki bu soruyu ‘kim’ soruyor?” şeklindedir. Benlik, bizim ‘olduğumuz’ şeydir, sahip olduğumuz değil. Bilgisayarın yaptığı şeyi ‘anladığını’ söylemek, bir akım kablosunun hür irade sahibi olduğunu ya da bir müzik çalarım çaldığı müziği anladığını ve ondan keyif aldığını söylemek gibi bir şeydir.” (Anthony Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış, s. 168) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gören, düşünen, duygulanan, hisseden (6. his, telepati, psikometri) hep ruhtur. Buna en güzel örnek çizgi filmlerde seyrettiğimiz dev robotlardır. Robotun baş tarafında bir insan bilgisayar tuşları, çeşitli kollar, düğmelerle dev robotu yönetir. Dövüştürür, yürütür, hareket ettirir. Fakat  robotu o insan terk edince geriye paslanmaya başlayan bir metal yığını kalır. Tıpkı onun gibi, ruhumuz, robotu yöneten insan; bedenimizde ise robot gibidir. Ruh beynimizi bilgisayar tuşları gibi kullanıp bedenimizi yönetir. Ruh çıkınca geriye çürümeye başlayan, et ve kemik yığını kalır. Bazı alimler bunu “ Ruh binici, ceset attır.” şeklinde tarif etmiştir. “İslam düşüncesinde insan, ben diye işaret edilen, ruh ile desteklenmiş beden olarak tarif edilmiş.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar, s. 61) Hz. Adem’i yarattığı zaman Allah O’na ruhundan üflemiştir. Çamur halindeki Hz. Adem’e Allah (cc) kendi ruhundan üflemiş, çamur ruh ile birleşince insan dirilmiştir. Ruh çıkınca insan bedeni yeniden çamur- toprak olan aslına, özüne dönmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh bize Yüce Yaradan’ın bir hediyesidir; onunla yaşar, duygulanır, “Ben’im” deriz. O çıkınca kokuşan, çürüyen bir ceset kalır geriye. Demek ki önemli olan ruhtur; ruh güzelliğidir. Beden ve bedenin güzelliği geçicidir. Efendimizin evliliklerinde de bu husus göze çarpar. Hz. Resul’un evlendiği annelerimiz belki dul ve yaşlı idiler ama ruhları güzeldi, temiz, ahlaklı, edepli idiler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Resul’de bu nedenle “evlenilecek kadında sülale, mal ve güzelliğe değil öncelikle ahlak, huy (ruh) güzelliğine bakın” buyurmuşlardır. (Buhari, nikah 15; Müslim reda 4, 6, 8, 53, 54, fiten 86; Tirmizi, nikah 4; Nesai, nikah 10, 13; îbn Mâce, nikah 6/38; Darimi, nikah 4; Ahmed b. Hanbel, I/92, 457, II/428, IV/92,  153, 377.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, 8/61)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle; İnsan = Beden + Ruh;  Beden = Et + Kemik = Çamur;  Ruh = Rabbimizden esinti, Beden/Çamur + Ruh = İnsan;  Beden/Çamur &#8211; Ruh = Ölüm (Geriye çamur-toprak kalır.)  Asıl olan ruhtur. Onu da her şeyimizi olduğu gibi, ‘Hayy’ olan Allah-u Teala (cc) vermiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Parapsikoloji ilmi, ruhun faaliyetlerini pozitif bir bilim dalı olarak ele alır ve inceler. İnsanların bakışlarıyla kaşık, çatalı eğmesi, bir kişinin bir eşyasına dokunup, o kişi hakkında doğru bilgi verilmesi, karşıdaki insanın düşüncelerinin okunması, astral seyahat gibi paranormal olaylarla ilgilenir. Bizim evliya kerametleri dediğimiz olaylara rasyonalist (akılcı) bir açıklama getirmeye çalışır. Bunda özellikle kuantum fiziği ve izafiyet teorisinden istifade eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh, nefis</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Beden yaşlanıyor, zayıflıyor, hastalaşıyor ama içimizde bir şey, genç ve sağlıklı iken yaptıklarımızı yapmaya devam etmek istiyor. Ama beden buna engel oluyor, normalde sadece materyalist açıdan bakacak olursak beden zayıfladıkça istek, arzuların da azalması, zayıflaması gerekir. Bedenle uyumsuz olarak daima genç kalan bu cevher ruhtur. Eğer bedeni arzularımızı kontrol altına alır, dünya ve ahiret dengesini güzel kurarsak bu arzular bizi cennete yükseltir. Eğer sadece materyalist açıdan olaylara bakar ve sadece dünya hayatına odaklanırsak, o arzu ve istekler bizi ‘esfele safilin; belhüm edal’ çukuruna düşürür. Sonu ise cehennemdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ruh ve can arasındaki ilişki!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Can bedenle irtibatlı bir konudur. Ruh, benzetme yaparak açıklayacak olursak, arabanın kontağını açan ve kapatandır. Ruh bedene girince arabayı çalıştırır ve can bedenle etkileşime girer. Ruh çıkarken de kontak kapatılır ve bedenin tüm işlevleri sona erer. Beden ortadadır ama arabayı çalıştıracak kalmayınca araba nasıl çalışmazsa, ruh çıkınca da beden tüm işlevlerini kaybeder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doğumdan Sonra Hayat Var mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anne rahmine düşen ikiz kardeş anne karnında doğmak üzeredir. Biri diğerine, “Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz.” der. “Ama ben gitmek istemiyorum.” diye haykırmış kardeşi. “Hep burada kalmak istiyorum.” “Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki doğumdan sonra hayat vardır.” “Bize hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki? diye cevaplamış öteki. “Bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak.” Bütün bunları söyledikten sonra eklemiş: “Hem belki de anne diye bir şey yok!” “Olmak zorunda” diye itiraz etmiş kardeşi. “Buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?” Öteki “Sen hiç anneni gördün mü?” diye üstelemiş. “O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk. ” (Elif <strong>Aktuğ, Yeni Şafak, </strong>29 Mart 2001, Anthony de Mello’dan alıntı) “Anne karnındaki bir bebeği düşünelim. Onunla konuşup şöyle diyebilsek, ‘Burası senin asıl hayatın değil, öyle bir âleme gideceksin ki o âlemin ömrü burası gibi kısa değil, gideceğin âlemde görkemli bir gök kubbe, çeşitli yiyecekler içecekler var. Bebeğin yaşadığı âlemin şartlarına göre, bu dünya hayatının anlayabilmesi mümkün olur mu? Elbette ki olmaz ve bu doğal bir şeydir. Şu an içerisinde bulunduğumuz hayata nispetle, Ahiret hayatı ile ilgili anlatılan şeyler de bizim için böyledir.”  (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 144)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan evladı doğmadan önce de toprakta mineral halinde idi. Anne baba o topraktan elementleri çeşitli vasıtalarla vücudunda depoladı, sonra sperm ve yumurtalık birleşti ve zaman içinde doğum vasıtası ile insan dünyaya geldi. Ölümden sonra da tıpkı ilk doğum gibi, tabiata dağılan elementler bir araya gelecek ve insan diriltilecektir. “(Resulüm!) De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kadirdir.” (Ankebut, 20) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Anne karnındaki çocuğun ayaklarının olmasına rağmen daracık bir mekanda bulunması ve hareket imkanının olmaması ya da gözleri olmasına rağmen karanlık bir ortamda olması aslında kendisini dışarda bekleyen ve bu organların faaliyette olacağı bir dünyanın varlığına bir işarettir. İnsanda da tatmin edilmeyi ve kullanılmayı talep eden öyle his ve istekler var ki bu dünya hayatında gerçekleşemiyor. Demek ki insanı ölümden sonra çok daha gerçek ve geniş bir başka âlem beklemektedir. Allah’ın bize bizden daha yakın olduğunun en açık delili, insanların kendi vücutlarında meydana gelen olayların (Kalbin atmasından ciğerin nefes almasına) hiçbirisini kendilerinin organize ediyor olmamasıdır. Sağlığımızı korumak için salgın hastalık bulunan yerlere gitmekten kaçındığınız gibi, nefse cazip gelen tekliflerin yapıldığı yerlerde iradeye hakim olmak zorlaşıp hataya düşme riski artacağından bu tip mekanlardan da uzak durmak<strong> </strong>gerekir. Paramızın ve malımızın kıymetini bildiğimiz kadar yaratılmış olmamızın, hayatımızın değerini ve anlamını biliyor muyuz? En basit bir kum tanesinin bile içinde milyarlarca atomun bulunması, her birinin yüzlerce bağıntı ve formül ile hareket etmesi bir tasarımın varlığını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Buradan gökyüzüne dönüş yapalım… Canlı varlıkları cansız bileşenlere indirgemek suretiyle açıklamanın imkanı yoktur, atomları yan yana dizilerek bir insan elde etmek mümkün değildir. Küçücük bir elma çekirdeğinin toprağın altında ve karanlık bir ortamda tek başına yaptığı elmayı günümüz teknolojisinin yapmaktan aciz olması hiçbir şeyin basit ve sıradan olmadığını göstermektedir. Tüm bunlar aslında basit hiçbir şeyin olmadığı, her şeyin tam manasıyla bir sanat eseri<strong> </strong>olduğunu gösteriyor. Canlı ve kompleks yapıya sahip bir organizma basit parçalara ayrılmak suretiyle bir analize tabi tutulursa, bir noktadan sonra ‘hayat’ kaybolmakta ve cansız organik veya inorganik bileşenlere ulaşılmaktadır. Çok basit yapıya sahip organik yapıların bileşenleri, molekül yapıları ve hangi elementlerden teşekkül ettiği bilinmesine rağmen söz konusu atomlar aynı sırada dizilse bile ortaya ‘hayat’ çıkmamaktadır. Canlı varlıklar Allah’ın ‘hayy’ ismini yansıtırlar. Hayy olan Allah’ın bizdeki yansımasının kıymetini, bu dünya için belirli bir süre boyunca süreceğini ve ‘asıl ölümün, Hayy olan ile irtibatı kaybettiğimizde başladığını’ asla unutmamalıdır! Herkes kendine layık olan mekana yerleşir. Cennet ve cehennem her şeyin dengesini ve kararını bulduğu yerdir. Allah, tüm insanların kalbine, güzelliğe ve hakikate karşı bir istek ve öz yerleştirmiştir. Kömür ve elmas, her ikisi de karbon bileşiklerinden oluşur. İnsanlar, kendilerine verilen kabiliyeti doğru kullanırlarsa elmas gibi parlar, doğal özelliklerini bozup kömüre dönüşmeyi seçenler ise sonuç olarak, kendilerini yakarlar. İtikadı bozuk olan adamın cehennemi ebediyyen hak etmesinin sebebi kendisine olduğu kadar diğer insanlara, topluma zarar vermesi ve tabiatı hakir görmesidir. Dünya hayatını ahirete tercih eden adamın hali elinde tuttuğu büyükçe bir elmas parçasını bir parça şekerle değişen çocuğun davranışına benzer. Basit, geçici ve sıradan bir lezzet uğruna ebedi bir hayatı kaybetmeye razı olmak hiçbir akıllı insanın işi olamaz. “Hesap meydanında toplanıldığı zaman, dünya hayatında ne çektiğimiz sıkıntıların elemi kalacak ne de neşeli günlerin tadı ağzımızda kalacaktır.” Elde kalacak olan tek şey Allah adına yapılan işler olacaktır.<strong> ‘</strong>Hayatta başarılı olmak’ ifadesindeki ‘hayat’ kelimesinin sadece dünya hayatına özgü kılınması karşımıza çok ciddi bir problem olarak çıkıyor. Önümüzde ebedi bir hayatın var olduğundan şüphemiz yoksa ‘hayatta başarılı olmak’ ifadesi ile ahiret hayatındaki başarımızı kastediyor olmamız gerekir. İnsan dünyada değil, cennette veya cehennemde ebedi olarak kalmak üzere yaratılmıştır. İnsanlar nedense, Allah’ın cennet vaadine karşı oldukça tok gözlü ve müstağni davranıyorlar. Ahirete nazaran çok az bir servet sayılacak dünya malı ile kanaat ettiğini insan bir anlasa…!” (Selçuk Kütük, Çözümlü Dünya Ahiret Problemleri) “İnsanın benlik, bilinç, anlam varlığı olması, onun şahsiyet sahibi bir varlık olduğuna işaret eder. Bu durum, sadece biyolojik varlık olmakla izah edilemez.” (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 269) “Hangi söz ya da iyilik, bencil robotlara etki edebilir?” (Urhan Veli, Kişiliğin Doğası, s. 128) “İnsanın susuzluğunu giderecek su bulunmaktadır, aynı şekilde insandaki ölümsüzlük duygusunu karşılayacak bir âlemin de bulunması gerekir.” (Prof. Doktor Soner Duman, Allah’ım sorularım var, s. 32 ) “İnsanın içinde bir ebedilik duygusu, Bir de kusursuzluk arzusu bulunmaktadır. Bu ikisini bu dünyada karşılamak imkansız. İki duygunun karşılanacağı bir yerin veya zamanın olması gerekir.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 79, 80) “Yüce Allah’a ve ahirete inananların, dünya hayatları anlamlıdır.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 149 ) “Ahiret, mağdur ve mazlumların uğradıkları haksızlıkların gidereceği yerdir. Ahireti inkarcıların, dünyadaki kötülükleri teşvik edici olduğunu ateistler göremiyorlar.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 49) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ey Ateist, deist, agnostik arkadaş! Bu dünyada her kötülüğün cezasının karşılığını bulamadığını ikimizde görüyoruz. Bir teist olarak ben, ahirette kötülerin ceza göreceğine kabul ederek bu soruna bir cevap verebiliyorum. Peki ya senin cevabın?! Kapkaranlık, soğuk, buz gibi bir hiçlikten başka nedir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mineral-insan-beden1-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4905" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/mineral-insan-beden1-1.jpg" alt="mineral-insan-beden1-1" width="539" height="442" /></a> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/beden-ruh-ahiret-olum1-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4906" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/beden-ruh-ahiret-olum1-1.jpg" alt="beden-ruh-ahiret-olum1-1" width="400" height="279" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>


<p></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html">Ahiret, beden, ruh ilişkisi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/ahiret-beden-ruh-iliskisi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaza Kader</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/kaza-kader.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/kaza-kader.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 22:02:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[alınyazısı]]></category>
		<category><![CDATA[ecel]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konu ile alakalı &#8216;İmtihan Dünyası&#8217; adlı yazımızı da tavsiye ederiz.  “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” (Rum, 41) Kader, “yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilmesi.” demektir. Kaza, “Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı ge­lince, her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kaza-kader.html">Kaza Kader</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">Konu ile alakalı &#8216;İmtihan Dünyası&#8217; adlı yazımızı da tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” (Rum, 41)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kader, “yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilmesi.” demektir. Kaza, “Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı ge­lince, her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana gelmesi, olmasıdır.” Allah’ın bilmesi ve yazması kaderdir, Yazılanın aynen olması kazadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah insanların önceden ne yapacağını bilir ve yazar ama Allah’ın bilmesi, insanların yaptıkları işleri etkilemez. Çünkü işi yapan; kendi özgür iradesi ve aklı ile bizzat insanın kendisidir. Allah sabah yatağından kalkıp meyhaneye gidene engel olmaz. Ona akıl vermiş, kitap indirmiş, peygamberle açıklamış, cehennem ile uyarmıştır. Gerisi insana, kendi iradesi ile yapacağı seçime kalmıştır. Allah o  kulunun ne yapacağını  önceden bilir ama “yapan “ bizzat hür iradesi ile kulun kendidir. Aynı kul sabah kalkıp namaz gitse idi, kaderinde namaz kılmak olacaktı. “Mesela, önümüzde dörtyol olduğunu düşünün. Allah önceden biliyor ki, siz o 4 yola geldiğinizde C yolunu seçeceksiniz. Allah,  o yolu seçmen için değil, sen o yolu seçeceğin için yazıyor.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 82, 83) Bizim anladığımız manada kader sadece ‘doğum ve ölüm anı, cinsiyet, göz rengi’ gibi durumları kapsar. Bunlar dışındaki yaşamımızdaki tüm olaylar bizim tercihimizin sonucudur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah’ın bilmesi insanın özgürlüğünü kısıtlaması manasına gelmez, zaten biz davranışlarımızı onun bizim hakkımızdaki bilgisini okuyarak düzenlemiyoruz.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 98) “Hiçbirimiz kader programımızı okuyarak gündelik hayatımızı planlamıyoruz.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 45) &#8220;Allah&#8217;ın ezelde bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir.&#8221; (Elmalı, Hak Dini Kur&#8217;an dili, I/97; Flamur Kasami, Kur&#8217;an&#8217;da çelişkili gibi görünen ayetler, s. 124) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önceden bilmek ile yapılan fiiller ayrı ve birbirinden bağımsız eylemlerdir. Mesela bir araba yolda gitmektedir. Virajı dönünce yol ortasındaki çukura düşecek, kaza yapacaktır. Arabadakiler bir dakika sonra olması muhtemel kazayı bilemezler ama olayı yukarıdan izleyen  hem arabayı hem yolu görenler kaza olmadan önce olayın gerçekleşme ihtimalini görebilirler. Yani olaylara daha geniş açıdan ve yukarıdan bakanlar geleceği tahmin edebilirler. Tarih şeridine bakan biri, olayların geçtiği tarihlerdeki olaylardan haberdar iseler, mesela 375’te kavimler göçünü, 1453 İstanbul’un Fethi, 1789 Fransız İhtilali’ni görürler. “Sonradan yaratılan” zamana bağlı olmayan Yüce Yaradan da tarih şeritinde tüm olan ve olacakları görür, bilir. Bilim adamları güneşin veya ayın tutulacağı zamanları önceden bilirler. Bu bilgiler kitaplara, takvimlere yazılır. Yani bu tutulma olayları önceden bilinir ve yazılır. Tam zamanında ise bu tutulma olayları gerçekleşir. Şimdi herhangi birisi “Güneş takvimde yazan zamanda tutulduğuna göre, güneş takvime yazıldığı için tutulmuştur.” derse, bu mantıklı ve gerçekçi olabilir mi? Bilim adamları bir taraftan araştırmış, tutulma tarihini bulmuştur, güneşte diğer taraftan kendi olağan akışında zamanı gelince tutulmuştur. İnsanlar için bile bunlar söz konusu iken yer ve gökleri yoktan var eden neden geleceği bil-e-mesin? Ayrıca, Allah (cc) zaman ve mekân ile sınırlandırılamaz. Zaman ve tüm mekânları yoktan yaratan (“Evrenin başlangıcında bizim bildiğimiz zaman yoktu!&#8221; -(Stephen Hawking, Büyük Tasarım, s. 114)- yüce yaratıcı, yarattıkları ile sınırlandırılamaz. Zaman- mekân dışı ve üstü olan Allah, her zamanı, mekanı görür, bilir, isterse yazar. “Big Bang teorisi ile artık ‘zamanın da’ yaratıldığını, tıpkı madde gibi bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. “Dolayısı ile, Allah’ın ‘önceden bilmesi’<strong> </strong>kavramı sadece insan esas alınınca bir anlam ifade etmektedir, yoksa Allah (cc) için önce-sonra gibi kavramlar söz konusu değildir.”  (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 146)  “O (cc) zamanın da yaratıcısıdır. Bizim için gelecek olan şey, O&#8217;nun için gelecek değildir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 183) Tıpkı bunun gibi, Allah’ta önceden bilir, yazar (kader) ve vakti gelince de aynen yazılan meydana gelir (kaza) Burada kul yazılanı bilmediği, alın yazısını okuyamadığı için, yazılanı yapıyor durumu söz konusu olmaz. Allah’ın bilmesi ile olayın gerçekleşmesi birbirinden bağımsız, ayrı iki olay, aynı sonuçta buluşan farklı süreçlerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca, “Allah’ın ezelde bir şeyi bilmesi, onu yapması ve yaptırması demek değildir.” (Elmalı, Hak Dini Kur’an dili, I/97)  &#8220;Tanrı insanların özgür iradelerine hiç müdahale etmeksizin onların ne yapacağını bilir. Tanrı açısından zaman bağlayıcı bir faktör olmadığından kendisi için &#8216;önce ve sonra&#8217; kavramları geçerli değildir. Tanrı&#8217;nın mekanla sınırlı olamayacağı az veya çok anlaşılmaktadır. Mekanı yaratanın Tanrı olduğu düşünüldüğünde, tanrının kendisini bu mekanla sınırlamasının anlamsız olacağını fark etmek mümkündür.  Tanrının yarattığı bir şey ile kendini bağlaması veya sınırlandırması düşünülemez.  &#8216;İmtihana ne gerek var?&#8217; sorusunda önemli olan, tanrının her şeyi bilmesi değil, insanın kendi sonunu bilmiyor olmasıdır. Önemli olan insanın kendisine tanınan &#8216;var olma&#8217; imkanı ve şansını bu tür itirazlarla heba etmesi, pek akla uygun bir yaklaşım değildir. Hiç kimse bilerek yaptıkları yanlışlıkları, &#8216;ne yapalım tanrı kaderime böyle yazmış!&#8217; diyerek kendini aklayamaz. Çünkü bu tür insanlar, elde ettikleri başarıları kendi üzerlerine almasını gayet iyi bilmektedirler. Tanrı insanları anlamsız bir şekilde cezalandırmak istemiş olsaydı, yeryüzüne sayısız elçi ve kitap göndermez, onlara doğru yolu göstermezdi.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 229-236)</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>İnsan kaderin mahkumu mudur?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri tercihlerin yer ve zamanını ezeli ilmi yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve zamanı ge­lince bu tercih kulun seçimi doğrultusunda yaratılır. Bu durumda Allah’ın bilmesi, kulun se­çimine bağlı olup, Allah’ın ezelî manada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisinin olmadığı görülür. Aslında insanlar, Allah’ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle tercihlerde bulunmaktadırlar. Bir başka ifa­deyle söylersek biz, yüce Allah bildiği için tercihlerimizi belirlemiyoruz. Bizim yapacağımız tercihleri O ezelî ve mutlak ilmi ile bilmektedir. Çünkü zaman bizim için söz konusudur, zamanı yaratan için bir zaman sınırı söz konusu değildir. O zamandan bağımsız olarak, bize göre önce ve sonra olarak nitelendirdiklerimizin tümünü bilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Astrofizikçi Hugh Ross; &#8220;Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang ile ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran sebebin, evrendeki zaman ve mekandan tümüyle bağımsız olması gerekir. Bu da bize, yaratıcının evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu göstermektedir.&#8221; demektedir. (Ross, The Creator and the Cosmos, s. 76) Evren&#8217;i O yaratmıştır. Zaman ve mekanı da var eden O’dur. O’nun için, zaman kavramı yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca kaderin mahkûmu olmadığımıza en açık delil vicdanımızdır. Çünkü vicdanen biliyoruz ki bizi yaptığımız hareket ve seçimlere mecbur kılan hiçbir sebep yoktur. Allah (cc) insana iyi ve kötüyü seçebilme özgürlüğü (irade) vermiştir. &#8220;</span>İnsana kötü yol veya iyi yol seçme iradesi verilmiştir.&#8221; (İbrahim Çoban, Ateizm ve Deizm Eleştirisi, s. 47) <span style="color: #000000;">Şayet insan kaderin mahkûmu olsaydı kendisine irade verilmezdi. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca “Allah insanı yaratmış ve ona özgür bir alan tanımıştır, ona yol göstermiş, belli ilkeler koymuştur.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 47) &#8220;Tanrı insana bir şeyi yasaklarken onu, o emre uyup uymama konusunda özgür bırakmıştır.&#8221; (Abdurrahman Taha, Seküler Ahlakın Sefaleti, s. 116)  Bir insan “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?” diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini  suçsuz ilan edemez, kaderi mazeret olarak ileri süremez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah, insanları inanç konusunda serbest bırakmış, kararı onların vermesi gerektiğini vurgulamıştır.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı<strong>, </strong>s. 17) ”Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nan­kör” (İnsan, 3) “Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rab­bin kullara asla zulmedici değildir” (Fussilet, 46)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özgür irade ile insanı yaratıp, akıl ve vicdan ile donatıp vahiy ile yönlendirip, peygamber ile yol gösteren yüce Allah (cc) &#8216;Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz zalimlere bir ateş hazırlamışız.&#8221; (Kehf, 29) buyurmuştur. Seçim bizim! Dileyen cennete dileyen cehenneme gidecektir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir sahne düşünelim, aynı sırada oturan iki öğrenci vardır. Biri ders çalışmakta, dersi dinlemektedir. Diğeri derslere çalışmamakta, yaramazlık yapmaktadır. 15 sene sonrasına filmi ileri saralım. Biri iş sahibi olmuş, geliri yüksektir, işine giderken yolun kenarında dilenmekte olan biri ile göz göze gelir. Yanında oturup ders çalışmayan arkadaşıdır dilenci. Şimdi dilenci “Kaderim bu imiş” dese, suçu kadere atsa bu gerçekçi olur mu? Aynı durum ahirette cehennemlik veya cennetlik olanlar için de söz konusudur. Cennete giden de cehenneme giden de dünyada yan yanadır. Biri görevini yerine getirir, zaten kendisi için dünyada iyi-faydalı olan emirleri yapar, kendisine zararlı olduğu için yasaklanan şeylerden de kaçınır ve cennete gider, diğeri tembellik gösterir, emir ve yasak sınırlarına önem vermez ve sonunda yaptıkları sonucu cehenneme gider. Burada suç kaderde değil, gerekli yerde gerekli eylemi yerine getirmeyen insanların bizzat kendisindedir. Yaptıkları hata sonucu kaderi suçlayan birine yolda araba çarpsa ve çarpan kişi “ Kaderinde bu varmış, suç kötü kaderinde.” dese bu cevabı onaylayıp yaralı haline boyun eğer mi idi acaba bu mazereti ileri sürenler? Tabii ki hayır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca, doğum ve ölüm anımız dışındaki olaylar bizim tercihlerimiz ile şekillenir ve bizde bu tercihlerimize göre ahirette kendi sonsuz mekanımızı kendimiz hazırlamaktayız!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hayir-ser-1-2-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5781" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/hayir-ser-1-2-1.jpg" alt="hayir-ser-1-2-1" width="476" height="559" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/kader_2012-06-18_takvim" rel="attachment wp-att-2034"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2034" title="kader_2012-06-18_takvim" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader_2012-06-18_takvim.jpg" alt="" width="450" height="345" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6569 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kaza-kader-1-7.png" alt="kaza-kader-1-7" width="440" height="246" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader_fiilidua1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4990" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader_fiilidua1-2.jpg" alt="kader_fiilidua1-2" width="424" height="328" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Tevekkül</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevekkül terim olarak, “hedefe ulaşmak için gerekli olan maddî ve mânevî sebeplerin hepsine başvurup, tüm tedbirleri aldıktan  ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve sonucu Allah’a bırakmak” demektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Allah bizlerden tevekkülü -Kendisine güvenmemizi- isterken ne şekilde olacağını da bizlere bildirmiştir:  Bir adam, “Ey Allah’ın Resulü! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim?” diye sordu. Efendimiz, “Önce deveni bağla sonra ibadet et.” (Tirmizi, kıyamet, 61) buyurur. Mümin bir kul önce ‘fiili dua’ yapmalı, toplumsal yasalar ölçüsünde  hareket etmeli sonra ‘sözlü dua’yı yapmalı (İstediği şeyin dünya ve ahiret için hayırlı olmasını dilemeli)  ve sonra sonucunu Allah’a bırakmalıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Dua nedir, nasıl yapılmalıdır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dua, ‘Allah’tan bir şey istemek’ demektir. (DİA, Dua maddesi) Dua sözlü ve fiili dua olarak ikiye ayrılır. Allah’tan bir şey istediğimizde önce fiili dua yapmalıyız. Allah (cc) her şeyi sebeplere bağlamıştır. İstediğimiz şey için önce o sebepler yerine getirilmeli, çalışmalı, sonuna dek gayret edilmeli, ancak bundan sonra sözlü dua edilmelidir. Sadece fiili dua (Çalışmak) yetmez, ‘çalıştım sözlü duaya ne gerek var?’ demek yanlıştır. Elde etmek istediğimiz, olması için çalıştığımız şeyin olması belki bizim için ‘Hayırlı’ değildir. Meselai araba almak isteriz, sadece çalışıp para elde ederek, sözlü dua etmeden belki arabaya sahipte olabiliriz ama ya o araba sonunda bizim sakat kalmamıza neden olacaksa? Zengin olmak isteriz ama ya o zenginlik bizim hem dünya hem ahiret felaketimize sebep olacaksa? İşte sözlü dua burada devreye girmektedir. Sözlü dua ‘istenen şeyin hayırlı, sonunun iyi olması için Allah’tan söz ile yardım istemektir.’ Ama sadece sözlü dua da yetersizdir, çünkü Allah resulü hayatının hiçbir döneminde oturup ‘Sadece sözlü dua ile’ hedefine ulaşmamış, işlerinin son anına dek çalışmış, gayret etmiş, sonra Allah’a tevekkül etmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Tevekkül, hiçbir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, &#8220;Allah&#8217;ın dediği olur.&#8221; diyerek kenara çekilmek değildir.” (Fahru&#8217;d-Din er-Razî, Mefatihu&#8217;l-Gayb, 111, 122; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur&#8217;an Dili, VII/5063, 5064); “Batılıların ‘fatalizm’ olarak nitelendirdikleri şeyin aslı, Müslümanların geçmişte olanın nasıl olmuş ise öyle olması gerektiğini kabul etmesi durumudur. Bu gelecekle ilgili değil, geçmişle alakalı konulara karşı bir tutumdur. Bu anlayış eylemin, umut ve ilerlemenin karşısında değildir.” (Yahudi iken sonradan Müslüman olan (Leopold Weiss) Muhammed Esed, Mekke’ye giden yol, s. 209)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Takdir Allah’ındır. Ama biz tercihimizi Allah’ın koyduğu kural ve prensiplere göre yaptığımızdan görevimizi yerine getirmiş, imtihanı başarıyla vermiş oluruz.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazen duyarız, ‘Allah’a şu kadar dua diyoruz, hala neden emperyalistler Müslümanları öldürürken Allah onları helak etmiyor?’ Aslında fiili duamızı biz İslam düşmanlarına yaparken sözlü duanın tek başına işe yaramayacağı ortadadır. Biz cola içerken, hamburger yerken, cepte sigara, üstte ayakta malum markaları alıp, fiil, eylem, alışveriş ile İslam düşmanlarını desteklerken sözle yapacağımız dua (!) sadece ses dalgasından öteye gitmez, o da ne ABD’ye zarar verir ne de Müslümanların işine yarar! Müslüman önce fiili olarak ( Boykottan, destek olacağı kuruma dek, her şeyini İslam ruhuna hareket eder) sonra sözle yapacağı duanın bereketini beklerse yaptığı bu amel tam manası ile İslami bir ibadet olur. Evet, dua bir ibadettir. (Tirmizî, el-Bakara Sûresi Tefsiri, 16) ve ibadet ederken gerekli olan samimiyet ve içtenlik aynen duada da geçerlidir. </span><span style="color: #000000;">“İşte YGS birincisinin şifresi: YGS birincisi Mahmut Bilal Doğan, &#8220;Dua ettim, gerisini Allah&#8217;a bıraktım!&#8221; ( Haber TÜRK, 28 Nisan 2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><br />
<a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/inne-maal-usri-yusra_1" rel="attachment wp-att-3185"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3185" title="inne-maal-usri-yusra_1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/inne-maal-usri-yusra_1.jpg" alt="" width="675" height="396" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Kötü görünen olay karşısında aldığımız takındığımız tavır, sınavı anlamamız ve geçmemiz hakkında bilgi de verir!<br />
</span><span style="color: #000000;"> Biz ya imtihan olmak istemiyoruz veya imtihanın şartlarını biz belirlemek istiyoruz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12816 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4357437549795.jpg" alt="" width="395" height="264" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">   <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/aksam231212-serzannettiginde-1" rel="attachment wp-att-3211"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3211" title="aksam231212-serzannettiginde-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aksam231212-serzannettiginde-1.jpg" alt="" width="440" height="356" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12897" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/musoldu-2022724.jpg" alt="" width="796" height="402" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kazakader3-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4991" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kazakader3-2.jpg" alt="kazakader3-2" width="625" height="347" /></a></span><br />
<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/ser-hayir-cizgisi-1" rel="attachment wp-att-3386"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3386" title="ser-hayir-cizgisi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ser-hayir-cizgisi-1.jpg" alt="" width="342" height="356" /></a></span></p>
<p>Her tür kötülük ve zorlukla mücadele azmi, insanın mutluluğunun başlangıç noktasıdır. (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 39)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/bugun-kader-iyi-kotu" rel="attachment wp-att-2992"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2992" title="bugun-kader-iyi-kotu" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bugun-kader-iyi-kotu.jpg" alt="" width="244" height="260" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader-kotu-gozuken-sonucta-iyidir-21-10-2012.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6310 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader-kotu-gozuken-sonucta-iyidir-21-10-2012-300x164.jpg" alt="kader-kotu-gozuken-sonucta-iyidir-21-10-2012" width="300" height="164" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10882 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/serde-hayr-var-2020.jpg" alt="" width="508" height="480" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7045 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dustuezilmedi-1.png" width="264" height="441" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısa vadeli bir bakış açısı ile olaya bakınca: Çocuk kayıyor ve düşüyor, bu çocuk için ilk bakışta kötü bir durum, ama o düşüş onu araba tarafından ezilmekten de kurtarıyor!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-11141 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/124131464_998531467293458_8632071199337014295_o.jpg" alt="" width="308" height="433" /></span><br />
<span style="color: #000000;">   Aynı durum hayat içinde söz konusudur, kısa vadede kötü gözüken bazı olaylar hayatın daha uzun vadeli zamanı içinde asıl yüzünü görmemize neden olmakta, o kısa zaman diliminde kötü görünen olayın ne hayırlara vesile olacağını zaman bizlere göstermektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-7958 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/takvim_181117.jpeg" alt="" width="263" height="285" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Dünyada kötülükler neden olmaktadır?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İmkan ve şartları yaratan Allah&#8217;tır ama bunları kullanma niyet ve kastı insana aittir. Allah&#8217;ın yarattığı şeyler kötü değildir, kötülük bizim niyet, istek ve arzularımızla ortaya çıkmaktadır.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 47, 48) “Kötü dediğimiz şey görecelidir. Deprem gizli değildir, kötü olan varlığı değil bunlara karşı insanın tedbir alıp almamasıdır. Allah&#8217;ın yarattığı doğaya uygun davranmalıyız. Mutlak şer hırs, tamam ve ölçüsüzce davranışlar sonucu meydana gelen kötülüklerdir. Küresel erozyon, hayvan türlerinin yok olması, salgın hastalıklar&#8230; Bunların nedeni insanlarıdır. Allah insanları imkanları ve şartları kadar sorumlu tutar.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 53-56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Başınıza gelen her kötülük, kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur.”( Şura, 30) “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmalar meydana geldi.”( Rum, 41); “Eline yetki geçtiği zaman ürünü ve nesli yok etmeye çalışır.” ( Bakara, 205)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyada iki nedenle kötülük meydana gelir ya emperyalizm  ya ahlaksızlık. Bu ikisiyle de savaşan tek din İslam’dır. İnsanın iç dünyasını aydınlatmayı (!)  amaçlayan Budizm veya ‘bir yanağına vurulunca diğer yanağını  çevir’  (Matta  39; Luka İncili, 29) diyen Hıristiyanlık emperyalizme engel olamaz. Cinsel özgürlük adı altında eşcinsellik dahil her türlü ahlaksızlığı, sömürü aracına dönüşen faizi savunan kapitalizm ile evliliği, ahlaki kavramları reddeden  ve dünyaya materyalist açıdan bakan sol ideoloji de ayrıca ahlaksızlığa ve sömürüye engel olamaz. Kötülüğü ortadan kaldırmakla görevli olan kişiye Müslüman, dine ise İslam denir (“Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan men eden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenleriniz onlardır.” (Ali İmran, 104); “Siz insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.” (Ali İmran, 110) ; “(Tüm kadın ve erkek Müslümanlar) insanlara iyiliği emrederler, Kötülüklerden vazgeçirmeye çalışırlar ” ( Tevbe, 71) ; ” Yavrum namazı gereği üzere kıl, iyiliği emret, ve kötülükten alıkoy. Bu hususta sana isabet edecek eziyete katlan, Çünkü bunlar kesin olarak farz kılınan emirlerdir.” (Lokman,17); “O Peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten alıkoyar.” (Araf, 157) ;  “Onlar, öyle kimselerdir ki, kendilerine yeryüzünde iktidar verdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar.” (Hac , 41);  ”Sizden kim bir kötülüğün işlendiğine şahitlik ederse onu eliyle derhal engellesin, Eğer buna gücü yetmezse, diliyle engellesin, eğer buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz (red etmek, inkar etmek, karşı olmak, katılmamak ) etsin. Kalbiyle buğz etmek imanın en zayıf noktasıdır.( Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17 ; Müslim, Riyazüssalihin, 169) ; “Hayır Allah’a andolsunki ya iyiliği emreder. Kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız. Zalimin eli üzerine elinizi koyarak zulmüne mani olursunuz ve onu hakka döndürür ve hak üzerine tutarsınız. Yahut Allah(cc) bazılarınızın kalplerini diğerlerine benzetirde onlara lanet ettiği gibi sizi de lanete uğratır.” ( Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizi, Riyazüssalihin,175) Bir Müslüman  asla nemelazımcı olamaz. Her Müslüman bir halifedir (Bakara, 30) yani yeryüzünde Allah’ın kurallarını yaşamak ve yaşatmakla görevlidir. İyiliği emretmek kötülükle mücadele etmekle yükümlüdür. “Allah sizin ellerinizle zalimleri cezalandırmak ister.” (Tevbe, 14 ) Yoksa namazlarımız bile kabul olmaz. (Maun, 4-7) Müslüman gerek nefsinde gerek aile ve hayatında öncelikle kötülükten kaçınan ve daima iyilik yolunda olan kişidir. Müslüman doğmak veya olmak mesuliyet, sorumluluk gerektiren bir iştir. (Müslüman olmak kolay mı adlı yazımıza bakılabilir.) Çünkü “Din yeryüzünde her tür kötülüğe, haksızlığa ve zulme karşı bir ‘isyan ahlakı’dır. Din, egemenlerin sahte tarihine karşı, tarihi düzeltme davasıdır. Din, Muhammed İkbal’in dediği gibi ‘salt fikirden ziyade amel/eylem’; Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ‘bir düşünüş biçiminden ziyade yaşayış’; Hasan Hanefi’nin dediği gibi ‘pasif akideden devrimci imana” geçiş; İsmail Raci Faruki’nin dediği gibi de ‘dünyayı cennete dönüştürme’ projesinin adıdır.” (M. Hayri Kırbaşoğlu, Ahir zaman ilmihali, s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülükler, insanlar kötü olduğu zaman ortaya çıkar yani kötülüğü yapan insanlardır. Bunun sonucu olarak da insan dünyada huzursuz olur ve yaptıklarının karşılığı olarak ahirette cehenneme gider. Allah insanlar iyi olsun diye onlara akıl ve vicdan vermiş, peygamber göndermiş, kitap indirmiş ve bizlere cennetin yolunu göstermiştir. Kötülük iyiliğin olmadığı zaman vardır. Yani iyiliğin yokluğu kötülüğü doğurur, iyilik olduğu zaman kötülük ortadan kalkar. Tıpkı ışık olduğunda karanlığın yok olduğu gibi. O halde kötülüğün dolaylı sorumlusu iyilerin çalışmamasıdır. &#8220;İnsan yaptıklarından sorumludur. İnsanlara iyi ve kötü olan şeyler ve sonuçları bildirilmiştir. İnsanın içine fıtrat yerleştirilmiş, vicdan konulmuş, ahiret inancı ile hesap bilinci vahiyle inşa edilmiştir.&#8221; (N. K. Okumuş, Sağlam kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, eşcinsellik ve deizm üzerine, s. 232)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şura Suresi ayet 30’da Allah şöyle buyurmaktadır: “Sizin başınıza gelen kötülükler  ellerinizle işlediklerinizin sonucudur.” </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazı kötü -görünen- şeyler vardır, aslında onlar iyiliklere sebep olur. Ağrı, sızı, ateş, bulantı… Allah’ın insanlara verdiği bir ceza değil, bir hediye, bir iyilik, bir lütuftur. Çünkü karın ağrısı  olmasa karnımızdaki hastalıktan haberimiz olmazdı, dişimiz ağrımasa, dişimizi kaybedebilirdik ve bizim haberimiz bile olmazdı. O ağrı, sızılar bizim hastalıklara karşı  alarm sistemimizdir ve iyi ki onlar vardır. O halde ağrı, sızı bir ceza değil, bir mükafat, bir hediyedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Genelde dünyaya iyilik hakimdir. Zaten kötülük hakim olsa dünya yüzyıl geçmeden yok olurdu.  Açlık- tokluğun kıymetini hastalık- sağlığın değerini insana kavratır. Ayrıca ağaçtan düşen var diye bütün ağaçlar, suda boğulan var diye her gördüğümüz su kötü kabul edilemez, bunlar istisnadır. Bunların asılları   iyidir. Ayrıca kötülük olsa bile bu iyiliğin değerinin bilinmesi için gereklidir. Her zaman iyilik yapan, insanlara yardım eden birini düşünelim. Zamanla artık ondan her zaman iyilik yapması beklenir hatta bir hizmetçi gibi görülmeye başlanır. Kimse o kişinin gerçek değerini anlamaz, ta ki bir kişi o adamın zıttına kötü bir şey yapana dek! Kötü iyinin kıymetinin anlaşılmasını sağlar. Karanlık aydınlığın, soğuk sıcaklığın kıymetini anlamamızı sağlaması gibi. Özetle insan iyi olursa her şey iyi olur. Ahiret günü de cennete gider. İnsan kötü olursa toplum, çevre, dünya kötü olur. Ahirette de cehenneme girer.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Örneğin, tüm evrendeki sıcaklığın 37 derece olduğunu düşünelim, ne eksik, ne fazla. Böyle bir durumda, sıcaklık diye bir şey hissedilir ve bilinebilir mi? Soğuk ve sıcak kavramları ortaya çıkar mı? Isının anlaşılması için derecelerinin olması gerekir. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 83) Evrende karanlık yaratılmamış olsaydı, ışığın ne olduğu ve önemi anlaşılabilir miydi? Dünyada hastalık olmadığı zaman insanlar, sağlıklı olmanın ne demek olduğunu idrak edebilir miydi? Sağlıklı olmak bir değer ifade eder miydi? Evrende kötülüğün bulunmasının temelinde, iyiliğin anlaşılması, var olması, değer ve anlam kazanması olduğunu unutmamalıyız. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 84)  Kötülük olmasaydı, güzelliğin, iyiliğin, sevginin, sağlığın ne olduğunu bilmeyen birer mekanik bir robottan farkımız kalmazdı. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 87) Unutmamalıyız ki, tarihte en çok sıkıntıları peygamberler çekmişlerdir. Bazı acılar nedeniyle inanç temellerimizi sarsmamızın sebeplerini ise şöyle sıralayabiliriz: İnancımızın güçlü olmayışı, insanın sırf bu dünya için yaratılmış olduğunu zannetmesi, hayatı gerektiğinden fazla sahiplenmesi. (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Teistler, yeryüzüne kötülük getiren bir tanrıya mı inanırlar? Böyle olsaydı o zaman herkesin ondan uzaklaşması beklenirdi. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 154)  Kötü olarak nitelenen bir şey başka kimseler için iyi olarak ifade edilebilmektedir. Zararlı, çirkin ve kötü olarak değerlendirilen bazı varlıklar tabiatta çok önemli işlevleri yerine getirebilmektedir. (Öğük, s. 164-65) Zararlı şeylerin ibret vesilesi olma, iyiliğe vesile olma gibi önemli faydaları da bulunmaktadır. (Öğük, s. 171) Allah, insanı iyi ve kötü arasında ayrım yapabilecek donanıma sahip kılmıştır. Kötülük olmadan iyinin, çirkinlik olmadan da güzelin kıymetini bilmek mümkün değildir.” (Öğük, s. 180)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kanser aklımı başıma getirdi. Senarist Sema Ergenekon 6 ay önce kansere yakalandı. Kanser Ergenekon’a başka bir bakış açısı ve farkındalık kazandırdı. (09.11.2014); “İyi ki kanser olmuşum diyorum!”  (Cumhuriyet, 5 Nisan 2016); Kafasına taş düştü, hayatı kurtuldu: Kafasına taş düşen Eren Filiz’in beyninde milyonlarca larva bulunan kist olduğu ortaya çıktı. (Milliyet, 27.112014); 100 numara kurtuluş: Şanlıurfa Cezaevi’nin C-5 koğuşu iki çeteye bölündü. Bir grubun lideri hücre cezası alınca adamları karşı tarafı suçladı. Düşman 5’liyi dövüp tuvalete kapattılar. Sonra da yangın çıkardılar. İşte ölen 13 kişi bu öfkeli gruptu. Kurtulanlar, tuvalettekiler oldu. (Takvim, 18.06.2012); Midesi bulanınca facia önledi. &#8220;Olay günü metrobüsteyken aniden midem bulandı. İçerisinde kola kutusu bulunan poşete kustum. Daha sonra ağzını sıkıca bağlayarak çöp bidonuna attım&#8221; dedi. Konuyu araştıran terör polisi, işçinin söylediklerinin doğru olduğunu belirledi  Cihat F.’nin yaptığı bu hareket büyük bir facianın önüne geçti. (Akşam, 24 Nisan 2016); Tatlıses fizik tedavi merkezi kuruyor. Uğradığı silahlı saldırının ardından ünlü sanatçı müthiş bir karar aldı. Yüzde 10’una bedava hizmet. (7 Aralık 2012); &#8216;Yüreğimdeki ateş&#8217; demişti. Sakıp Sabancı&#8217;nın engelli oğlu: Metin Sabancı spastik felç hastasıdır. Ablası Dilek Sabancı, babasının hayır işleri hakkında: &#8220;Babam olmasaydı Türkiye&#8217;nin ilk bilinçli spastik çocuklar rehabilitasyon merkezi, ardından kemik hastanesi de açılmayacaktı. Ben ve kardeşimin durumları sayesinde şimdi birçok çocuk ameliyat olabiliyor. Bazen her şeyin bir nedeni var diye düşünüyorum. (Akşam, 28 Eylül 2022); Bayramda et yiyemedi, şimdi bin aileye kebap dağıtıyor. (Sabah, 10 Temmuz 2022); Bu yurtta evlat hasreti var. Albay Nihat Ömür 1962’de tayin olduğu Kıbrıs’ta oğlunu kaybetti. Evlat acısına teselli bulabilmek için 1500 kişilik ilkokul yaptırdı. Şimdi üniversitelilere yurt açıyor. (Cumhuriyet, 23.12.2012); Brezilya’nın Malcolm X’i. Cesar Kaab Abdul Pugnaz. “Yönetimden çok zulüm gördüm. İnsanları bana karşı kışkırttılar, aleyhime çalışmalar yaptılar. Medya beni hedef gösterdi. Defalarca saldırıya uğradım. Ölüm tehditlerinin ardı kesilmedi” ifadelerini kullanan Pugnaz, “Ama Elhamdülillah bu bana İslam’ı öğrenmeye gelenlerin sayısını da artırdı” dedi. Kötü görünen olay karşısında aldığımız takındığımız tavır, imtihanı kavrayıp kavramadığımız hakkında bizlere bilgi verir. Biz ya imtihan olmak istemiyoruz veya imtihanın şartlarını kendimiz belirlemek istiyoruz. Bu da sorunun üstesinden gelmemizi zorlaştırmaktadır. (Yeni Şafak,  24 Temmuz 2022); Lee Kuan Yew, seçimi kaybeden Chirac’a şunu anlatır: Yaşadığım sıkıntıları zaman içinde unutup bugün geriye baktığımda, hiç istemeden atanıp zorla gittiğim Tiran’ın özel ve meslek hayatıma ne kadar olumlu etki etmiş olduğunu görüyor ve bir yerde ‘iyi ki de gitmişim’ diyorum.” (Tanşuğ Blade, Maskeli Balo, s. 47); Birand şöyle anlatır: “Hayat karşısında peş peşe aldığım yenilgilerin hıncıyla zorlukların üzerine gitmeye, içe kapanıklığı yenip dışa açılmaya karar verdim.” Yıllardır ona acı ve kompleks veren topallığı artık önünde bir engel değil, sırtında bir kırbaç olacaktı. Dezavantajını avantaja, zaafını hırsa çevirdi. Bu mücadele onu Mehmet Ali Birand yapacak yolun başlangıç noktasıydı. Yenilgiler çok şeyler öğretmişti. Kendisini tanımış, neyi yapıp neyi yapamayacağını görmüş, elindekinin kıymetini bilmiş, ne istediğinden emin olmuştu. (Can Dündar, Birand, s. 55, 242); En hayırlı kaza: Faik Yorgun’un kullandığı araç bir kamyonla çarpıştı. Aracın bagajında her biri bir binayı uçuracak güçte, patlamaya hazır 5 bomba bulundu. (Akşam, 23.09.2010); Serdar Ortaç: “Allah sebepsiz bir hastalık vermez diye düşünüyorum. Demek ki bir hata yapmışım. Allah da ‘Kendine gel, hayatın kıymetini bil’ demiş olabilir.” (Sabah, 24.9.2016); Hapse atılmasam kurşuna dizilecektim: “Kimse hayatta kalmak için neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilemez. Eğer 1946’da tutuklanmamış olsaydım -ki ben ve benim insanlarım bunu büyük bir talihsizlik olarak görüyorduk-, 1949’da, tutuklanmamın ardından örgüt içinde benim yerimi alan Halid Kaytaz gibi öldürülmüş olacağım hemen hemen kesindi. Halid ölüme mahkum edilmişti ve 1949 Ekiminde kurşuna dizildi. Hapse girmek böylece hayatımı kurtardı.” (Aliya İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım,  Saraybosna, 31 Mart 2001); “İkinci dünya savaşında iki kere yaralanan Ruzi Nazar’ı bu sayede, Tanrı bir kez daha ölmekten, esir düşmekten ve esirlerin çektiği acıları çekmekten korumuş, bu tehlikeyi iki savaş yarası ile atlatmıştı.” (Enver Altaylı, Ruzi Nazar, s. 100. Ayrıca benzer örnekler için, aynı eser. s. 163, 172); PKK&#8217;lı hükümlü cezaevinde hafız oldu. &#8221;Terör&#8221; suçundan hükümlü İbrahim Çetinkaya, Siirt E Tipi Cezaevi&#8217;nde aldığı eğitimle hafız oldu. Çetinkaya, Vali Aydın&#8217;a hafız olmaktan duyduğu mutluluğu anlatarak, &#8221;Benim için böylesi daha hayırlıymış. İnsanın bazen şer olarak gördüğü olaylar, hayırlara vesile olabiliyor. Ben bunu yaşadım&#8221; dedi. (18.01.2013); Cezaevinde hafız oldu, 13 mahkuma da öncülük etti. Konya&#8217;da cezaevinde 15 ayda Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i ezberleyen 29 yaşındaki hükümlü Abdülkadir Geylani Tekgöz, 13 mahkumun daha hafızlığa başlamasına öncülük etti. Hafızlığa başlayınca şunu anladım; 25 yaşına kadar ölü gibi yaşamışım. Şimdi yaşımı sorduklarında utanmasam, &#8216;4 yaşındayım&#8217; diyeceğim&#8221; diye konuştu. (Yeni Şafak, 02 Ekim 2019); Göğsünü ısıran hayvan hayatını kurtardı: Tedavi sürecinde kanser olduğunu öğrendi, erken teşhis hayatını kurtardı. (Bugün, 27.12.2012); Filiz Akın: Kanser bana bakmayı değil, görmeyi öğretti. (Milliyet, 05.09.2020); Hülya Koçyiğit: O kaza sayesinde hayatım kurtuldu. Kazada omurga kemiğim kırıldı. Röntgende hastalığımın farkına vardık. Ama her şerde bir hayır varmış. (Takvim, 05.09.2020); Anne ve kızını ölümden trafik kazası kurtardı. Anne ve kıza çarpacak arabaya başka araba çarpınca hayatları kurtuldu. (17.06.2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aynı durum insan hayatının tüm evreleri içinde söz konusudur, kısa vadede kötü gözüken bazı olaylar hayatın daha uzun vadeli zamanı dilimi içinde gerçeği görmemize neden olmakta, o kısa zaman diliminde kötü görünen olayın ne tür hayırlara vesile olduğunu zaman bizlere göstermektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir ( Kötüdür ) Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216 ) ” Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Evet, gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” ( İnşirah, 5-6 )</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"> <strong>Kötülük Problemi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">David Hume: Tanrı; Kötülüğü önlemek istiyor, gücü yetmiyorsa: Güçsüzdür. Kötülüğü önlemek istiyor, gücü yetiyor, önlemiyorsa: Kötüdür. Hem güçlü hem iyi niyetli ise, kötü değilse bu kötülükler neden oluyor? diye sormaktadır. (David Hume, Din Üstüne, s. 209) Halbuki Tanrı ne güçsüz ne de kötüdür! “Kötülük, İnsanın özgür irade ve seçimi ile ilgilidir.” (Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor, s. 168) ve  “Kötülük insan temellidir. Allah insana verdiği iradeden dolayı, onun yapıp ettiklerine vahiy ile müdahale etmekte.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm sonuçsuz serüven, s. 210) dünya ve ahiret mutluğuna neden olacak yolu insana göstermekte sonuçta tercihi insana bırakmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Naturalist ve modernistler, kötü olan bir olaya sadece atomların yer değiştirmesi açısından bakabilirler.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 127) “Hani siz fizikten öte bir gerçek tanımıyordunuz? Ateistler, bugün kusurlu olarak niteledikleri şeylerin ne kadar var oluş amaçlarına vakıf olduklarını test ettiler mi? Ateistlerin kusur olarak gördüğü şey, tam da onun var edilmiş amacı olabilir. Aynanın arkasının karanlık olması misali. Karanlık, aynanın varlık amacıdır. Siyahlık kusur değil, lüzumludur.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 131)  Ayrıca unutmayalım ki, “İmtihan edilen insanın kaybetmiş olmasının sebebi kötünün varlığı değil, kötüyü &#8216;tercih etmiş&#8217; olmasıdır.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 118) “Allah (cc) ise problemleri var eden değil, o var olan problemlerin çözümü için yol ve yöntem belirleyendir.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülük iki kısımdır: Tabii ve ahlaki kötülük. Tabiattan kaynaklanan kötülüklere karşı tedbir almak bizzat dinin emridir. Tedbir aldıktan sonra başımıza bir bela, musibet gelirse bu “imtihandır!” Ahlaki kötülüklerden dolayı ise tanrı sorumlu tutulamaz. Çünkü insan hürdür. İyiliği de kötülüğü yapanda insandır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah iyilerden olmamızı istemiş ve iyi olduğunu iddia eden insanlara da, kötülüklere engel olma görevi vermiştir. ( Tevbe 14 ) İyi olduğunu iddia eden insanın en büyük görevi kötülük yapmamak ve yapılan kötülüklere de elinden geldiğince (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17) engel olmaktır. Bu görev (Halife olma görevi) Allah’ın insanlara verdiği bir sorumluluktur. Kısaca tanrı asla kötülük istemez! Allah insanı özgür iradeli yaratmıştır. Allah yaptığı işin sorumluluğunu akıllı ve özgür iradeli yarattığı insana bırakmıştır. Allah doğru yolu da insana göstermiştir. İyilik yapanın  cennete, kötülük yapanın cehenneme gireceğini bildirmiştir. İyilik ve kötülüklerin listesi de ilahi kitapla bildirilmiştir. İyiliklerin nasıl uygulanacağını ise görevli peygamberler pratiği  ile göstermiştir. Ayrıca insana akıl ve iyi kötüyü hissettirecek vicdan vermiştir. Geriye, iyi olduğunu iddia eden insanların, kötülükler ile mücadelesi kalmıştır. Zaten insanlık tarihi de bu mücadelenin sahnesi ile doludur! (Tevbe, 71; Âl-i İmrân sûresi, 105, 110; Mâide sûresi, 78-79; Ahmed İbni Hanbel, Müsned I, 391; Müslim, Îmân 80) Kısaca insanlara kötülüğü yapan yine bizzat insanın kendisidir. Eli ile (işledikleri sonucu) kötülük ortaya çıkar ve sonra cezasını da bizzat kendi çeker. Mesela Ozon’u egzoz gazı, parfüm ile biz deler; iklim değişikliğine neden olur, sonucuna da yangın, kanser gibi musibetlerle yine bizzat biz muhatap olur. “Kanser, modern hayatın aşırılıklarının yol açtığı insan yapımı bir hastalıktır.” (Daily Telegraph, Prof. Michael Zimmeman, 16.12.2010); Küresel ısınma yüzde 95 insan kaynaklı. (BM Raporu, 27.09.2013); Dünyayı insanlar hasta etti . (Sabah, 24 Eylül 2011); Hava kirliliği Akciğer kanserini tetikliyor. (Birgun, 17 Kasım 2018); Artan çevre ve hava kirliliği gibi birçok neden astımı tetikliyor. (Cumhuriyet, 7 Mayıs 2019) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İnsana, ahlaki anlamda kemale ermesi için özgür irade verilmiştir. Ayrıca insanın iradesini doğru tercihlere yönetilebilmesi için akıl, vicdan, fıtrat gibi sağlam imkan ve kabiliyetleri vardır. Bir de bunun yanında insanoğluna peygamberler aracılığıyla rehberlikte bulunulmuştur. İnsan bunların hepsinin değerlendirmek suretiyle, hem dünya hem de ahiret mutluluğuna ve nimetlerine kavuşabilir.” (Modern Çağın İnanç Sorunları, Komisyon, DİB, Profesör Doktor Metin Özdemir, s. 74) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tanrı her maddeye mükemmele ulaşma yeteneği vermiştir. Ama kemale ulaşma gerek kendi kapasitesi gerekse dış etkenlerden ötürü tam olamayabilir. Mesela tohumun büyümesini düşünelim. Tohumda büyüme yeteneği vardır ama her tohumdan ağaç olamaz. Ama tanrı o yeteneği vermiştir. Önemli olanda budur. Gerisi mücadele etmekle alakalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülük, iyiliğin bilinmesine neden olur. İyiliğin önemi ve değeri, kötülük ortaya çıkınca anlaşılır. Kötülük ise iyiliğin yokluğudur. (İbni Sina, Kitabu’n-Necat, s. 265) Kainatta genelde iyilik hakimdir. Su boğar ama genellikle su insanın iyiliği için vardır. Aynı zamanda kötülük diye algıladığımız birçok durum aslı itibari ile iyilik olarak nitelendirilebilir. Mesela bazı kötülükler vardır, büyük iyiliklerin meydana gelmesine vesile olur. Atalarımızın deyimi ile &#8220;bir musibet bin nasihatten iyidir&#8221; cümlesi ile kastedilen de budur. Bazı kötülükler daha büyük kötülüklere engel olur. Mesela kangren olan kolun kesilmesi gibi. “Kötü dediğimiz şey görecelidir.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 53) “Zıt olan her durum iyiliğin kıymetini bilmemizi ve ona yönelmemizi sağlar.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 36) Sıcaklığın olmadığı yere adını verdiğimiz ‘soğuk’, ya da ışığın olmadığı yere adını verdiğimiz ‘karanlık’ gibi, iyiliğin olmadığı yere de kötülük deriz. Kötülük neden var diyen aslında yapmadığı iyiliği itiraf etmektedir! Karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmayı denemek hem şikayet konularını azaltacak hem de ahiretimizi kurtaracaktır! “Kötülük probleminin insan hürriyeti, mükemmellik sorunu ve ahiret inancı ile olan bağlantıları göz önüne alınmadan kabaca ele alınması yanlışlığa yol açmaktadır.” (Selçuk Kütük, Ateizm Yanılgısı, s. 97) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eğer kötülük denen şeyler, mesela çift başlı doğum veya hastalıklar insanlığın yüzde 60-70&#8217;inde olsa idi ateistlerin itirazı haklı olabilirdi. Ama her gün binlerce sağlıklı bebek doğuyor, grip olunca veya dişimiz ağrıyınca nefes almanın değeri veya ağrımayan dişin kıymetini anlıyor, hatırlıyoruz! “Varlıklar ancak zıtları olduğunda bilinebilir. Eğer çirkinlik ve kusurluk yaratılmamış olsaydı, güzellik ve kusursuzluk bilinemezdi, hastalık olmasaydı sağlığın ne derece önemli olduğu takdir edilemezdi. Bu sebeple Allah varlıkları çiftler halinde (Zariyat, 49) yaratmıştır.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 199) Eğer hep iyinin olduğu bir alem istiyorsak, o ahirette hak edenler için cennette gerçekleşecektir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bizim iyilik ya da kötülük olarak nitelendirdiğimiz şeyler gerçekten de öyle midir? Bizler geleceği bilmediğimizden, karşılaştığımız olaylar hakkında aceleci yargılarda bulunuruz. Milli piyango kazanmak iyi midir kötü mü? Yağmur çiftçi için iyi, tatilciler için kötüdür vb. İmtihanımız, iyilik ve kötülük olarak gördüğümüz durumlarda vereceğimiz tepkilerden oluşmaktadır.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 205-207) “Hz Süleyman, &#8220;Bu şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin gösterdiği lütfundandır.&#8221; derken (Neml, 40) bu sırra işaret etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bazıları açısından kötü olan bir şey, bir başkası açısından kötü değil iyi olabilir. Hastalanmış olan kimsenin iğne olması sonuçlar itibariyle güzeldir. Hayatımızda ilk yaşadığımız anda çok üzüldüğümüz, kötülük olarak gördüğümüz olaylara uzun zaman sonra geriye dönüp baktığımızda, bunların birer lütuf olduğunu görebiliriz. Varlıklar zıtları ile bilinir. Kafamızda sıcak diye bir kavram olmasa, soğukta bilinemez.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 264-267)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında kötülüğün olmasının sebebi de tanrı değil, tanrısızlıktır. Tanrı inancı kötülüğün en büyük engelidir. Allah kavramını ortadan kaldırsanız, kötülük diye bir şeyden nasıl bahsedebiliriz ki? Nedir kötülük, kime göre? Olayın kendisi mi, öncesi mi sonucu mu kötüdür! Bütün sistem içinde de o kötü müdür? Hayatı bu dünyadan ibaret sayanlar, kötü diye nitelendirdiği olayın öncesi ve sonrasını görmeyince muhatap olduğu kadarına kötü der ve bu sınırlı yetenekleri ile insan dünyayı kötü olarak nitelendirir, halbuki kötü olan sadece insandır. Hür irade ile yaratılan ve iyi kötü yapma seçeneği olup yaptıklarının sonucuna göre ceza veya mükafaat alacak, kötülük yapmaması için kitap, nebi, vicdan, ahlak ve akıl ile uyarılan insan!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hem insan özgür olacak, hem Tanrı kötülüğe neden engel olmuyor denecek? İnsan özgür olmasa, iyi-kötü tercihinde serbest bırakılmasa, bu soruyu ileri sürenlerin itirazı, ‘Tanrı neden bizi özgür yaratmadı?’ şeklinde olacaktı! Dolayısı ile sorun, insanın özgür olup olmamasından çok, insanın olaylara bakış nedeni, açısı ve niyetinden kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca; Kötülük problemini ortaya atarak ateist olduğunu söyleyen arkadaş!</span><br />
<span style="color: #000000;">Kötülük problemini iddia edebilmek için insanın akıllı ve irade sahibi olması gerekir! Akıl ve irade olduktan sonra ise ortaya zaten kötülük ve iyilik gibi iki alternatif otomatik olarak gündeme gelmektedir. </span><span style="color: #000000;">Ya itiraz edemeyecek bir donanımda olacaksın ya da o donanıma sahipsen, iyilerin yanında yer alıp kötülüğe karşı mücadele edeceksin. </span><span style="color: #000000;">Hem içkiden eşcinselliğe kötülüğe zemin hazırlayan kavramları savunacak hem de sebebi olduğun kötülüğün ortaya çıkmasından dolayı yaratıcıyı suçlayacaksın! Bu iki yüzlülüktür! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özgür irade varsa, her alternatif mümkündür. Mesele, kişinin hangi alternatif rolü üstlendiğindedir! Ey insan; Sen iyi olmayacak, işini yapmayacaksın; aksine kötülüğe kapı açan iddialarınla, eylemlerinle toplumu ifsat edecek, bozacak, sonrada senin gibi insanların yaptığı kötülük ve sonuçlar için yaratıcıyı suçlayacaksın! “Herhangi bir soruya yanlış cevap verdiğinizde dersin hocasına ‘ben yanlış yaptım, sen bana niye engel olmadın?’ diyebilir miyiz?” (Hamid Cengiz, Ateist ve deistlerin modern sorularına cevaplar, s. 22)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Leopolde Weiss/Muhammed Esed tarafında özetle ifade edildiği gibi, &#8220;Kötülük, Allah&#8217;ın bütün insanlara doğuştan verdiği olumlu sıfatları kötü kullanmaktan ileri gelmektedir.&#8221; (Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 41)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Akli melekelere ve özgür iradeye sahip olmak imtihana tabi tutulacak kişilerin en temel hakkıdır.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 35) “Hayat imtihanında insanlar dilediklerini yapmak için yeterli özgürlüğe sahip olmalıdır.”  (Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s. 269) “Allah’ın insana verdiği özgür irade, onun inanç konusunda özgürce kendi seçimi yapmasını gerektirir. Bu da, seçilecek iki düşüncenin de var olmasına bağlıdır.” (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 9) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah nasıl ki güneşi, yağmuru, gölgeyi, inançlı inançsız herkese dağıtıp bahşetmişse, bizlerde insan olarak insanlığımızı teist veya ateist herkese dağıtmalıyız. Önemli olan öfkeye dönüşmeyen anlayış sergileyebilmektir. Kimse kimsenin aklının dümenini eline geçirme gayreti içinde olmamalıdır. Başkasının aklına kumanda etme gerekliliği gibi bir şey olsa idi, Allah bu işi, birçok akıl zafiyeti olan bizlere vermez, kendisi her yarattığı kulu hizaya girmiş bir akılla var ederdi. Birçok ateistin anlamadığı da budur: &#8220;Madem Tanrı varsa o  zaman niye&#8230;&#8221; diye başlayan cümlelerin özünde yatan şey, işte bu &#8220;özgürlük &#8221; durumunu hesaba katamama olayıdır. (Hüseyin Akın, Ateistler için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, s. 172)</span></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000;">İnsan özgürdür ve dünya da imtihan alanıdır!</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bize bir irade vermiş olduğuna göre Allah’ın bizi bu irade üzerinden imtihan etmesinde şaşılacak ne var? İmtihana tabi tutmak için gerekli olan şey bu irade değil midir?” Bu dünyada imtihan olunmak için varız, imtihanlardaki yanlış şıklar doğruyu bulabilmemiz için bir fırsattır. Bir şey eğer amacına hizmet etmiyorsa, kusurlu ve kötü sayılabilir. ‘Eşya zıttı ile bilinir’ (Molla Musa Celali, Ateist İtirazlara Cevaplar, s. 55; Hamid Cengiz, Ateist ve deistlerin modern sorularına cevaplar, s. 24) </span><span style="color: #000000;">diye bir kural vardır, kusur olmasa kusursuzluğu bilemeyiz, hastalık olmasa sıhhatin, ölüm olmasa hayatın kıymeti bilemeyiz. Tekdüze devam eden halin insan tarafından kıymeti bilinmez. Hastalık insana, bedenlerinin kendilerine ait olmadığını, Allah’a muhtaç olduklarını öğretir. Ölüm ise, lezzetin fani olduğunu öğretir. Hiçbir şey boş, anlamsız değildir. Dünyada sadece keyif yapmaya gelmişiz gibi bir havaya bürünmek, kendimizi kandırmak olur. Dünya bu maksatla yaratılmış olsaydı hastalık, fakirlik bu dünyada olmazdı.” (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 105, 131-134,139) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kusursuzluk, canlıların kendi türlerindeki kusursuzluk olup, her bir ferdin kusursuzluğu değildir. Elma kusursuz olarak yaratılmıştır. Bununla birlikte elmalar içinden çürük olan, tadı bozuk olanlar olabilir, bu durum elmanın mükemmel bir meyve olduğu gerçeğini değiştirmez. Allah, imtihan etmek üzere insanları beden, sıhhat, görüntü, maddi imkan, ırk ve benzeri hususlar bakımından birbirinden farklı yaratmıştır. Bir kusur bulunanlar olabilir. Eksiği olan sabırla, sağlam olan şükürle imtihan olmaktadır.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 201)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ey Adem oğlu! Artık mazeret üretme; eylem zamanı! İyilik için çalış, dünyaya ışık saç, sana düşen zafer değil, seferde, yolda olmaktır; öyle bir yolda iken öl ki, o üzerinde olduğun yol, sana cennet için bir bahane, mazeret, neden olsun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah kötülükleri iyi insanların eliyle temizlemek istemektedir. Allah müminlere zulme uğrayanlara arka çıkma görevi vermiştir. (Tevbe, 14; Bakara, 251; Enfal, 25; Hud, 113) İlahi adalette ceza yapılanın tam karşılığıdır, mükâfat ise hak edilenin çok çok fazlası. </span>Geriye, bizim yürüyeceğimiz yolu tercih etmek kalmaktadır!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din insanlara “İyiliğin sonuç itibarıyla üstün olduğuna kesinlikle inanarak, kendisi ile savaşabileceğimiz ve savaşmamız gereken kötülüğe karşı bize ahlaki bir güvenlik hissi verir.” (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 202) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca, “kötülük problemi, aslında ateistlerin iddiasının tersine, tanrıyı reddetme, inkar için bir sebep değil tam aksine, onun varlığına bir delildir. Çünkü, insanlar kötülükle karşılaştığında, zor anlarında tanrıya daha çok yaklaşırlar: &#8220;İnsanlar, sadece kötülüğün varlığına rağmen tanrıyı düşünmezler; aynı zamanda kötülüğün varlığı sebebiyle de düşünürler. İnsanlar acı çektikleri, korktukları ve özellikle de ölüm korkusu onları tedirgin ettiği zaman tanrıyı düşünürler.&#8221; (Etienne Gilson, Ateizmin Çıkmazı, s. 62-63) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateizm, şefkat, merhamet, vefa, sadakat, doğruluk, yardımseverlik gibi iyi özellikleri, Allah’ın varlığına dair kanıtlar olarak görmediğine göre; hırsızlık, cinayet gibi kötü olayların olmasını da, Allah’ın olmadığına dair bir kanıt olarak yorumlamaları mantıksızlık.”  (Metin Aydın, Ateizm Yanılgısı, s. 73); “Kötülük olan yerde, her şeyin emrine verilmesi tesadüf öyle mi?! Kötülük olmadan iyiliğin tanımını yapamayız.” (Hacı Ali Şentürk, Ateizm, Sonuçsuz Serüven, s.  211-212)</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>İyilik Problemi</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalizmin canlılığı açıklama yöntemi olan rastlantısal evrim teorisi ve onun en gelişmiş biçimi olan Darwinizm, yaşamın “Yaşam mücadelesi” ile ortaya çıktığını ileri sürüyor. Bu mücadele, her bireyin bencil bir yaşam savaşı sürdüğünü öngörüyor. Dahası, böyle olmayan davranışların da “hayatta kalma değeri” taşımadığı için elenmesi gerekiyor. Çünkü eğer bir canlı fedakarlık yapıp kendini tehlikeye atıyorsa, aldığı risk yüzünden yaşama şansı azalmaktadır. Yani fedakarlık bir “aptallık”tır. Yapan da aptal olduğu için de elenmesi, yaşamının son bulması gereklidir. Eğer bu teori doğru olsaydı, bugün hiç bir fedakar insan davranışı görmememiz gerekirdi; çünkü hepsi çoktan elenmiş olmalıydı. Oysa insanlık tarihi hayranlık verici fedakarlık örnekleriyle doludur. Yaşamını sadece başka insanlara iyilik yapmaya adayan hayırseverler, doktorlar, hemşireler, eğitimciler, din adamları vardır. Ve bunların gösterdiği samimi “iyilik”, darwinizm ile açıklanamayan bir problemdir. “Kötülük yerine iyilik yapmamız gerektiğine inanmamız yüreklerimize yazılmış olan bir ahlak yasası olduğunu göstermektedir vicdan ya da ahlak yasası olarak bunu adlandırabiliriz.” (B. Erdem, Teistik argümanlar, s. 56)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kötülüğün varlığına rağmen insanlık, iyiye doğru ilerleyebilmiş, içinde yaşanabilir bir uygarlık düzeyine ulaşabilmiştir. Zaten dünyada kötülük var olduğu için kişinin Tanrı&#8217;nın varlığına olan inancı sarsılsaydı, başta Peygamber Eyüp (Enbiya, 83; Sâd, 41) olmak üzere Hz. İsa&#8217;nın ve Hz. Muhammed&#8217;in (Bakara, 153, 214; Ali İmran, 142, 186; İnsan, 24; Enam, 34; ;Yunus, 109; İbrahim, 12; Nahl, 110 vd.) inançları sarsılırdı. (Pr. Mehmet Aydın, Ateizm ve çıkmazları<strong>,  </strong>Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 24, sy. 1-2, Haziran 1981, s.  194) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader-kanser1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4992" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader-kanser1-2.jpg" alt="kader-kanser1-2" width="476" height="289" /></a> </span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Kader ile ilgili diğer kavramlar: Emek- Rızk, Ecel- Ömür</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah her kulun rızkını yaratmıştır. Fakat fiili dua yapmayan (varlıklar aleminde kendisi için yaratılan rızkı aramayan), Allah’ın toplumsal yasalarını göz ardı eden (Çalışmayan) veya yaratıcının yer altına yerleştirdiği rızklar dahil kendi rızkını elde tutamayıp kendi aralarındaki mücadeleler sonucu bu ilahi hediyeleri zalim emperyalistlere kaptıranlar rızk konusunda başkasını asla suçlayamazlar. Afrika en bol elmas–altın rezervine sahip ama en en fakir kıtadır. “Günlük hayatta kullanılan pek çok eşyanın üretilmesi için gerekli olan değerli madenlerin çıkarıldığı kıta, petrol, doğalgaz, elmas, altın, uranyum, kobalt, platin, altın cevheri, bakır, tantal gibi doğal kaynakları barındırıyor.” (Tufan Aktaş, AA, 26.07.2017) Allah her kulunun rızkını yaratmıştır. Kul onu aramak bulmak, sömürgeci hırsızlara karşı onu korumakla sorumludur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ecel: ölüm zamanı, ömür ise doğumla ölüm arasındaki yaşam süresidir. İnsan ömrünü nasıl geçireceğine bizzat kendi karar verir ama ölüm anı bellidir, asla değişmez. Ölüm bir son değil yeni bir başlangıçtır. İnsan kaynaklı hastalık, ölümlerde sorumluluk bun neden olan insandadır. Ülke şartları, eğitim düzeyi, sağlık, temizlik… gibi durumların ihmalinden doğan ölümlerde sorumluluk makamındaki insan asla ortaya çıkacak eksikliklerin vebalinden kaçamaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aclikneden-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class=" size-medium wp-image-6205 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aclikneden-1-300x194.jpg" alt="aclikneden-1" width="300" height="194" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>           </strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Hayır ve şer ( İyilik ve kötülük) Allah’tan ise insanların suçu nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik iyilik ve kötülük yapabilme özelliğine sahip olmasıdır. İnsan iyilik yaparak meleklerden üstün olabileceği (Bakara, 31; Teftâzânî, Şerḥu’l-ʿAḳāʾid, s. 196-199; DİA, XXIX/41) gibi kötülük yaparak ta hayvandan da aşağı (Tin, 5; Araf, 179) olabilecek özelliğe sahiptir. Kendi isteği ile ister dünyada iyi olur cennete gider, ister kötü olur cehenneme gider. Allah ilahi kitaplar göndermiş, iyiyi kötüden ayıracak akıl vermiş, peygamber göndermiş, ilahi mesajların pratiğe aktarılması bizzat gösterilmiş, vicdan adı verilen manevi savcılar insana yerleştirilmiş, Allah (cc) insanın cennete gidebilmesi için dünya düzenlenmiş, gerisi insanlara bırakılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir yol düşünelim, yolun iki tarafında beyaz ve kırmızı renkli yol taşları (Ayet ve hadis) olsun. Yola çıkan arabadaki şoföre akıl verilmiştir. Elinde trafik rehberi (Kur’an), önünde kendisine yolu tarif eden trafik polisi (Peygamber) olsun. Yolun sonu ise sonsuz güzellikler (Cennet) ile dolu iken ve yolun dışı ise korkunç kötülük ve eziyetlerle (Cehennem) dolu olsun. Ayrıca yoldan çıkma ihtimaline karşı içimize de bir alarm sistemi (vicdan) verilmiş olsun. Tüm bunlardan sonra şoför aklını kullanmayıp yoldan çıksa, cehennem çukuruna düşse  suç kimde olur?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">” Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder. ” (Şura, 30); “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Hatalarını anlar ve dönmeleri umulur diye Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattırır.” (Rum, 41</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Ne gelirse başımıza Hak&#8217;tandır, Eğer şer ise gelen Hak&#8217;tan ayrılmaktandır.” N. F. Kısakürek </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/ellerinizleislediklerinizy-1" rel="attachment wp-att-4496"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4496" title="ellerinizleislediklerinizy-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ellerinizleislediklerinizy-1.jpg" alt="" width="453" height="426" /><br />
</a><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dunya-insan-cevre-1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4993" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dunya-insan-cevre-1-2.jpg" alt="dunya-insan-cevre-1-2" width="475" height="397" /></a></strong></span><span style="color: #000000;"><strong>     </strong>                       <strong>  </strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Doğal afetler Allah’ın cezası, bir musibet midir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevekkülün yanlış anlaşılmasının sonucu bu tür sorulara insanlar muhatap olabilmektedir. Önce tedbir alıp üzerimize düşenleri yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmalı, O’na güvenmeliyiz. Ama deprem ülkesi olan yurdumuzda depreme uygun evler yapılmayıp, ağaçları kesip, doğanın  dengesini bozduktan sonra sellere muhatap olunca, tüm bunlarda kendi sorumluluklarımızı göz ardı edip olayı Allah’ın cezası olarak yorumlarsak, sadece dini yanlış anlamak değil aynı zamanda Allah’a da iftira etmiş oluruz. Tedbir, önlem almadan yapılan işlerin sorumluluğu bizzat insanın kendisindedir. Ama tedbiri aldıktan sonra karşılaşabileceğimiz, dini literatürde ‘imtihan’ denen ve istisnai durumlar olabilir ki burada bize düşen, imtihan bilinci içinde hareket edip, sabır ile başımıza gelen olayın hikmetini aramak olmalıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlar için her musibet hayr/iyiliğe vesile olacak bir sonuçtur aslında. Dar bakış açısı, geleceği bilememe, insanın aceleci yapısı, bela- musibet olarak görülen olayların hayatımızın devamında iyi-güzellikle sonuçlanacağını öngörememe bu gerçeği kabul etmemize engel olabilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/milliyet-12-04-2012-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4994" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/milliyet-12-04-2012-2.jpg" alt="milliyet-12-04-2012-2" width="451" height="281" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Peki neden fakirlik, sakatlık, kör, topal insanlar var?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca; İnsanlar ibret alsın görüp düşünsün, şükretsin ve kendilerinin aynı hallerle imtihan edilmedikleri için Allah’a hamd ve dua etsinler; Bu durumda olanların ise, imtihan oldukları bilinciyle sabredip isyan etmemelerinden dolayı kıyamet günü cenneti kazanabilsinler diye. İslam musibete uğramayan, zengin insanları şükre (Kibirlenmemeden zekatını tam vermeden musibete uğrayanlara yardım etmeye) davet ederken Fakir, musibete uğrayanları ise bundan kurtulmak için tüm gücü ile gayret ettikten sonra hala gidişatı düzeltememişse imtihan bilinciyle hareket edip sabretmeye davet eder. Şükretmeyen zengin, sabretmeyen fakir imtihanı kaybetmiştir. Örneğin spastik bir çocuğu olan bir aile düşünelim. Vuruyor, kırıyor, hatta etrafı ateşe bile verebiliyor. Genel kanaat “ O aile özürlü çocukla imtihan olunuyor ” şeklindedir. Bakış açımızı genişleterek başka bir örnekle aynı olaya bir daha bakalım. Bir genç düşünelim, üniversiteyi kazanmış, ailesinin gurur kaynağı. Ama o genç aslında – Ailesinin haberi yoktur ama – aşırı bir akımın militanıdır ve bazen etrafı yakan yıkan, arabaları ateşe veren, sağa sola saldıran birisidir aslında. Şimdi ”Akıllı, okuyan, imtihan kazanmış” olan bu çocuk ile spastik engelli çocuğu karşılaştıralım. Spastik çocuğun teşhisi, yapacakları ve yapılması gerekenler bellidir. Militan gencin ise ailesi hala çocuklarını “Okuyor” zannetmektedir. Tedbir de almak akıllarına gelmez. Şimdi can alıcı soruya gelelim: Hangi aile daha çetin imtihandadır? Olaya farklı açıdan bakalım, sadece ailesine sorun çıkaran evlat mı daha çetin bir imtihandır, yoksa topluma zarar veren “akıllı” zannedilen evlat mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1 Mayıs 1996&#8217;da Kadıköy’deki gösteriler sırasında sol gruptan devrimci bir kız elindeki sopa ile Kadıköy meydandaki çiçeklendirilmiş bir tretuvar ya da döner kavşak göbeğindeki çiçekleri kırmaya parçalamaya çalışır. “1 Mayıs İşçi Bayramı&#8217;nda Şişli&#8217;den Taksim Meydanı&#8217;na çıkmak isteyen gruplara polis müdahale etti. Göstericilerin arasında kalan iki polis linç edilme tehlikesi yaşar.” (CNN Türk, 01.05.2014) &#8220;Göstericiler atmak için kaldırım taşlarını söküp kırdığı ve polise damacanayla saldırdığı görüldü.&#8221; (Son Dakika, 01.05.2024)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Devam edelim, aynı konuda başka bir örnek: Sakıp Sabancı’nın çocukları spastik özürlü olmasalardı, Türkiye’nin ilk spastik engelli okulunu açmak öncelikleri arasında olur muydu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca çöpçü, temizlik işçisi… gibi mesleklere toplumun ne kadar muhtaç olduğunu da unutmayalım. Eğer onlar olmazsa idi ortalık pislikten geçilmezdi. Önemli olan tüm meslekler arasında uyum olması, ahengin bozulmamasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarihi Allah yazar; Biz sadece nerede duracağımıza karar veririz. Aliya İzzetBegoviç</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Allah&#8217;ın yazdığı bütün roller başrol. Allah başrol yazmışken figüran gibi yaşıyorsanız orada sıkıntı var. Bütün ihtimaller yazılı, senin tercihinle ilgili bir şey. Yoksa hangisini tercih edersen et, yazılı. Şu gördüğümüz 8 milyar insanın hepsi kendi filminde başrolde!&#8221; Yılmaz Erdoğan</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Men Âmene Bi’l-Kaderi, Emine Mine’l-Kederi: Kadere iman eden, kederden emin olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.”  Mevlana C. Rûmî</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Üzülme! İstediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur.” Mevlana C. Rûmî</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, Ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresiz!”   <em>Şems-i Tebrîzî  </em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">”Olduğu ‘Kadar’, Olmadığı<em> ‘</em>Kader’<em>.”   </em>Şems-i Tebrîzî</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kader, beyaz kâğıda sütle yazılmış yazı; Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı! ” N. F. Kısakürek</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                  Vaiz kürsüde</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                         “Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Belânı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          “Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Onun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          Çekip kumandası altında ordu ordu melek,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>        </strong>          (M. A. Ersoy, Safahat – Fatih Kürsüsünde, s. 267)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>                      </strong>  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                          </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader-yanlisanlama-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6142 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kader-yanlisanlama-1-300x186.jpg" alt="kader-yanlisanlama-1" width="300" height="186" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Sosyal medyadan</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sosyal medyada dolaşan bir karikatür var. Minik bir adada bir insan ağaçları kesip sal yaparak adadan kurtulmak için çalışırken, arap elbiseli birisi de ellerini açmış dua ediyor. Verilmek istenen mesaj belli; ateist gayret edip adadan kurtulmak için çalışırken dindar kişi işe yaramayacak bir dua eylemi gerçekleştiriyor. Halbuki; Bu yaklaşım tarzı yanlış ve eksik! Her ikisi birbirinin alternatifi değil mütemmimidir, tamamlayıcısıdır. Tek kanatla kuş uçamaz; Beden-ruh, madde mana, fiili-sözlü dua… ikisi de olmalıdır! Her iki adamın da yaptığı da eksik- hatalıdır! İslam’a göre dua ikiye ayrılır; Önce fiili dua yapılır (istenen şey için çalışılır) sonra sözlü dua yapılır (İstenen şeyin hayırlı sonlanması için rabbe yönelir) Birinci adam sadece sal yapar ama sözlü dua ile yaratıcıdan yardım dilemez, yaptığının hayırlı sonuçlanması için Allah’a yönelmezse belki denizde kaybolacak, fırtınaya tutulacak, güneş altında susuz kalacak, bir gemi veya karaya rastlamayacak ve sonuçta Yaradan&#8217;ın verdiği ada, ağaç, akıl ve el ile sal yaptığı da bir işe yaramayacak. İkinci adam birinci aşamayı atlayıp sadece sözlü dua ederse, bu da onun dinini tam anlayamadığını gösterir ki bu da ‘eksik’ bir yaklaşım tarzıdır. ”İnsan için ancak kendi çalışması vardır.” (Necm, 39); “Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (İsra, 13); “Sizin en iyiniz kimdir biliyor musunuz? Dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyendir. Çünkü böyle bir kimse her ikisini de kazanır, başkasına muhtaç olmaz” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I, 393) ; “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır” (İbn Acîbe, İkazu’l-Himem Şerhu Metni’l-Hikem, s. 127); “Ya Rasulallah, Devemi bağlayıp mı tevekkül edeyim, yoksa salıverip mi tevekkül edeyim?” diye soran arabiye Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Önce deveni bağla sonra tevekkül et” şeklinde cevap verir. (Tirmizi, Kıyame, 60); “Hz. Ömer, hiç çalışmaksızın Medine sokaklarında oturan, başkasından bir şeyler bekleyerek karnını doyuran ve kendilerini mütevekkil olarak adlandıran Yemenlileri “Siz mütevekkil değil müteekkilsiniz (hazır yiyiciler), mütevekkil, tohumu toprağa atandır” diyerek kovmuştur.” (İbn Ebi’d-Dünya, Kitabu’t-Tevekkül, s.1; Ahmet Naim, İslâm Ahlâkının Esasları, s.70) Gerçek bir inanan hem fiili dua yapar hem de Allah’tan yardım dileyerek yaptığı fiilin hayırlı sonuçlanması için dua eder.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Önemli notlar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- Külli ve cüz&#8217;i irade: Allah külli iradesi ile her şeyi kuşatır, bilir, görür, yönetir. Güneşin enerjisini kıyamete kadar ayarlayan; dünyamızı hassas dengeler ile onun etrafında döndüren; bir tohuma; toprakla birleşince, kök salıp çamurdaki mineralleri ve suyu toplatıp sonra güneş enerjisini kullanıp insanların yiyebileceği ürünler ortaya çıkartan; otomatik pompa gibi kalbimize hareket ettiriren; uyurken bile ciğerlerimize nefes aldırtan Allah, bize verdiği cüzi irade, sınırlı yetenekler (her <span class="text_exposed_show">şeyi bilemeyiz, her şeyi göremeyiz, her istediğimize sahip olamayız) ölçüsünde, bizi bu dünyaya imtihan eder. Bu yetenekler ölçüsünde sorumlu tutulan insan, sınırları içindeki alandan sorumludur. Tüm alanın; dünyanın, evrenin, her şeyin sahibi, her şeyi bilen, işiten,&#8230;ise tek olan Allah&#8217;tır!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tedbir, takdirin ne olduğunu bilmeden önceki fiilî duamızdır ve mükellefiyetimizdir. Takdire rıza da, teslimiyet şeklindeki ubudiyetimizdir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> İnsan istediğini yapar ama son karar verici olan Allah&#8217;tır ki bu, imtihan veya külli irade&#8217;nin tecellisidir. İyiyi de kötüyü de Allah yaratır, insan yaratılanlar arasından tercihte bulunur. İnsan, istediğini yaptığından dolayı da, sonucundan sorumludur. Bunun dışında, imtihana muhatap olunca; sabır veya şükür ile de mükelleftir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Evrende iyi veya kötü ne varsa her şeyi Allah&#8217;ın yarattığını; ama insanın bakımından kötü olan işlerin insanın iradesiyle kazanıldığını bilmiyorlar. Allah insanı yaratmış ve ona özgür bir alan tanımıştır, ona yol göstermiş, belli ilkeler koymuştur. (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 47)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2-  Günümüz Mutezile alimleri, kadere, biz ehli sünnetin kabul etti anlamda anlam vermez ve kaderi iman esaslarından kabul etmezler. Kuran&#8217;da sayılan iman esasları arasında kaderin olmadığını ( Nisa, 136; Bakara 285),  cibril hadisinde (Buhari, Kitabü’l-İman, 38) kaderin geçmediğine ve Nesefi akaidinde iman esaslarında kadere iman olmadığını iddia ederler. Kaderi kabul ederler ama Kuran&#8217;da kaderin, &#8216; ölçü, denge, birim, ahenk&#8217; anlamlarında olduğunu söylerler ve görüşlerini temellendirmeye çalışırlar. Ehli sünnet mensubu birisi olarak, kadere yükledikleri bu anlamları kabul etmesem de ( Ve ileri sürdükleri görüşlere cevaplar var ise de, kaderi iman esası sayan cibril hadisini başka versiyonu:Müslim, Îmân, 1, 5; Tirmizi, Îmân, 4; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16; Nesefi&#8217;nin aynı eserinde kader başlıklı özel bölüm olduğu; Bakara&#8217;daki ayette Ahiret sayılmamışken, Nisa&#8217;daki ayette sayıldığı; yani iman esaslarının Kuran&#8217;a serpiştirildiği&#8230; vb. ) bu görüşlere saygı duyuyor, ama kabul etmiyorum ve Kuran&#8217;da birçok ayeti ehli sünnetin anladığı anlamda bir kader anlayışını bizlere haber verdiğini düşünüyorum. Ama; bu mutezili alimlerin, Kuran ve Sünnet çerçevesinde fikirlerin temellendirdiği için, görüşlerine saygı duyuyor,ama Kuran&#8217;ın ruhuna daha yakın, kader yorumunun, ehli sünnetin olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Not: Konuyu tamamlayan, &#8216;Bir Müslüman olaylara, hayata nasıl bakar?&#8217; ve &#8216;Kötülük Allah&#8217;tan mı?&#8217; gibi konuları okumanızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/doga-2-1-2-3.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4995" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/doga-2-1-2-3.jpeg" alt="doga-2-1-2-3" width="240" height="152" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/kaza-kader.html">Kaza Kader</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/kaza-kader.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
