<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/john-davenport-kuran-hz-muhammedden/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Dec 2013 11:34:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>John Davenport’un Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’den Özür Dilemesi</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/john-davenportun-kurandan-ve-hz-muhammedden-ozur-dilemesi.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/john-davenportun-kurandan-ve-hz-muhammedden-ozur-dilemesi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jun 2012 16:16:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[John Davenport Kur’an Hz. Muhammed’den]]></category>
		<category><![CDATA[John Davenport’un Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’den Özür Dilemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=2053</guid>

					<description><![CDATA[<p>John Davenport’un Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’den Özür Dilemesi ve Bediüzzaman  Voltaire’in ve Martin Lluther’in devam ettirdiği Müslümanlık düşmanlığını ilk defa lord John davenport yıkmış; Müslümanlık ve peygamberleri üzerine iyi düşüncelerle dolu bir eser ortaya koymuştur. bu eser, Hıristiyan âleminde büyük akisler yapmış ve Hıristiyan din adamlarınca nüshaları toplatılıp yaktırılmıştır. John Davenport’un Kur’ân’dan ve Hz. Muhammed’den [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/john-davenportun-kurandan-ve-hz-muhammedden-ozur-dilemesi.html">John Davenport’un Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’den Özür Dilemesi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>John Davenport’un Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’den Özür Dilemesi ve Bediüzzaman</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Voltaire’in ve Martin Lluther’in devam ettirdiği Müslümanlık düşmanlığını ilk defa lord John davenport yıkmış; Müslümanlık ve peygamberleri üzerine iyi düşüncelerle dolu bir eser ortaya koymuştur. bu eser, Hıristiyan âleminde büyük akisler yapmış ve Hıristiyan din adamlarınca nüshaları toplatılıp yaktırılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>John Davenport’un Kur’ân’dan ve Hz. Muhammed’den özür dilemesi ve Bediüzzaman</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1950 sonrası günümüze dek olan dönem, kanaatimizce oryantalistik çalışmalarda nisbeten farklı bir bakış açısının hakim olduğu devredir. Ne var ki bu dönemde de, “silâhsız haçlı savaşları” diye isimlendirdiğimiz oryantalizmden beslenen Batılı paradigmaların özünde bir değişim olmamıştır. Ancak önceki dönemlerdekinin aksine bilimsel kılıfı güçlendirilmiş, profesyonelleşmiş, iyi kurumsallaşmış ve branşlaşmıştır. Dolayısıyla yüzeysel bilgilerle fark edilmeyecek bir nitelik kazanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>lord John Davenport,</strong> doğu bilimleri ile uğraşan ve on dokuzuncu yüzyılın sonunda yaşamış olan bir İngiliz bilim adamıdır. 28 Nisan 1832 tarihinde İngiltere’de dünyaya gelmiş ve 1871 yılından önce de vefat eylemiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>1- Batı’da Silâhsız Haçlılar: Müsteşrikler[1]</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistleri[2] “modern haçlı savaşçıları” veya belki biraz provokatif bir isimlendirmeyle “silâhsız haçlılar” olarak niteleyebiliriz. Bu bir anlamda haçlı savaşlarının bir zihniyet ve ruh dünyası olarak oryantalist faaliyetlere yansımaları, yani XVIII. yüzyıl ile XX. yüzyıl sonlarına kadarki dönemdeki sonuçları konusunda ilmî bir mesai olacaktır. Batı’daki İslâm ile alâkalı bu gelişmeleri aşağıdaki şekilde merhalelere ayırmak mümkündür:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1. Haçlı Savaşları İle Başlayıp 17. Yüzyıl’a Kadar Olan Dönem: Oryantalizmin başlangıcını oldukça eskilere götürmek mümkündür. Bu meyanda oryantalizm, 1312 “Viyana Konsili” kararıyla başlayan bir süreç olarak kabul edilebilir veya daha da geriye gidilirse “Haçlı Savaşları” yıllarına hatta biraz daha öncesine İslâmın başlangıcı yıllarına gidebilir. Bu anlamda oryantalizmin, 700 yıllık—veya 1300 yıllık—bir tarihe sahip olduğunu söylemek gerekir. İslâmın zuhuru yıllarından itibaren İslâma, Kur’ân’a, Hz. Peygamber’e ve Müslümanların aleyhine olarak dile getirilmiş söylemleri ve çalışmaları aslında haçlı savaşlarının tarihî-fikrî arkaplanı veya birer “silahsız haçlı savaşları” olarak görmek mümkündür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2. 17. Yüzyıl Sonrası Dönem (Oryantalistik Çalışmaların Kurumsallaşması Dönemi): Haçlı Seferlerinin yapıldığı yıllardan itibaren 17. ve 18. yüzyıllara kadar Batı’lı insanın, İslâm hakkında doğru bilgiden yoksun olduğunu ve asırlar boyu oluşturulmuş genelde negatif bir İslâm, Hz. Peygamber ve Müslüman imajına sahip olduğu aşikardır. Bu esasen, bütün kitle iletişim imkânlarına rağmen günümüzde de süren köklü bir bilgisizliktir. Kurumsal ve profesyonel anlamda oryantalistik çalışmaların başlangıç yılları olan 1800’lü yılların başlarına gelindiğinde İslâm, Kur’an, Hz. Peygamber ve Müslümanlar hakkında bilimsel araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. 1800’lü yıllar ile 1950’li yıllara gelinene kadar Batı’da, genelde “Doğu” hakkında kaleme alınan 60.000’den fazla çalışma bulunduğu ifade edilmektedir.[3] Bu çalışmalar daha sonra Edward Wadie Said (ö. 2003) tarafından “oryantalizm” adı verilen bir düşünce sistemini de doğurmuştur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok azı hariç, oryantalist araştırmalarda yukarıda sözünü ettiğimiz tasvir ve tanımlamalarla süslü “gizli bir haçlı zihniyeti” bilimsellik/ ilmîlik kisvesi altında yer almış ve İslâm ve Müslümanlar tanımlanarak genelde “öteki” olarak vasfedilmiştir. Bu çalışmalarda İslâm, pozitivist ve antropolojik bir yoruma tabi tutularak, Batılı değerler ile bilim ve gelişmeye aykırı ilan edilmiştir. Oryantalistik araştırmalar, bir taraftan Batılıların İslâm hakkındaki bilgilerini sürekli genişletmekle birlikte diğer taraftan alttan alta Batılı insanın zihnini İslâm’a, Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara karşı bilemiştir. Dolayısıyla aslında oryantalizm, Batı ile Doğu arasında ontolojik bir ayırım üzerine bina edilmiş bir bilim ve düşünce geleneği inşa etmiştir. Diğer taraftan siyasî olarak da 18. ve 19. yüzyıllar boyunca süren uluslararası sömürgeciliğin hizmetinde, bu sömürge düzenine ideolojik bir meşruiyyet temeli de hazırlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3. 1950 Sonrası Dönem: 1950 sonrası günümüze dek olan dönem, kanaatimizce oryantalistik çalışmalarda nisbeten farklı bir bakış açısının hakim olduğu devredir. Ne var ki bu dönemde de, yukarıda ana ekseni çizilen ve “silâhsız haçlı savaşları” diye isimlendirdiğimiz oryantalizmden beslenen Batılı paradigmaların özünde bir değişim olmamıştır. Ancak önceki dönemlerdekinin aksine bilimsel kılıfı güçlendirilmiş, profesyonelleşmiş, iyi kurumsallaşmış ve branşlaşmıştır. Dolayısıyla yüzeysel bilgilerle fark edilmeyecek bir nitelik kazanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalist bakışın derin izlerini, İslâm ve Müslümanlarla ilgili her algılama ve değerlendirmede görmek mümkündür. Bugün Batılı medyatik unsurlar, İslâm, Hz. Peygamber ve Müslümanlar ile ilgili hem sembolik (imgeler) düzlemde, hem de İslâmî kültürel kavramlar düzleminde karışıklık yaymaya devam etmektedir. Savaş, cihat, şiddet ve fanatizm etrafında daha önce Ortaçağ boyunca alabildiğine işlenen ve 18. yüzyıl sonrası klasik oryantalistlerce de sürdürülen tasvir ve imgeler, haçlı savaşlarının modern versiyonu olarak güncelleştirilip Batılı zihinlere, İslâma, Hz. Peygamber’e ve bütün Müslümanlara yönlendirilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Danimarka’da meydana gelen “Karikatür krizi” ve son olarak Papa XVI. Benedict’in İslâm ve Hz. Peygamber ile ilgili sözleri, esasen söylediğimizi doğrulamaktadır. Özellikle Papa’nın Bizans İmparatoru Manuel II Paleologus’un bir Müslümanla giriştiği diyaloğu konuşmasına taşıyarak İslâmın şiddet dîni Hz. Peygamber’in de şiddeti kendine yol olarak seçen biri olduğunu ileri sürmesi, İslâmın zuhuru yıllarından itibaren Ortaçağ boyunca oluşmuş negatif imajın “silâhsız haçlı savaşları” olarak etkisinin alabildiğine devam ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bugün yaygın olarak “anti-Islamism”, “İslamofobi” gibi kavramlarla da ifadesini bulan bu süreçte tarihin izleri aşikârdır. Alman kilise tarihçisi Heiko Oberman’ın haklı olarak vurguladığı[4] üzere, “İslâm karşıtlığı (anti-Islamism)”, “İslamofobi” veya “Türk karşıtlığı (anti-Turks)” gibi kavramlarla açıklanan günümüz Batı dünyasındaki haçlı zihniyeti esasen büyük oranda Ortaçağ boyunca oluş(turul)muş imajdan alabildiğine etkilenmektedir. Bu durum, konjonktürel birtakım hâdiselerle birlikte, son yıllarda Batı’da sistematik bir “İslâm karşıtlığı”na (anti-Islamism)” dönüşmüştür. “Batı sömürgeciliği” veya “Batı’nın ötekilere (Müslümanlara) egemen olma savaşı” diye de nitelemek mümkün olan bu durum, aslında Ortaçağ’da meydana gelen Haçlı savaşlarından daha da tehlikeli bir hal olsa gerektir. Zira Haçlı savaşları döneminde Müslümanlar, günümüzdeki durumla kıyaslanmayacak ölçüde ilmî ve askerî güce sahiptiler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>2-  John Davenport böyle bir dönemde Kur’ân ve Hz. Muhammed’den özür dileyen bir insandır</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyaca meşhur olan Davenport ailesindendir ve lord ünvanını taşımaktadır. John Davenport, doğu bilimleri ile uğraşan ve on dokuzuncu yüzyılın sonunda yaşamış olan bir İngiliz bilim adamıdır. 28 Nisan 1832 tarihinde İngiltere’de dünyaya gelmiş ve 1871 yılından önce de vefat eylemiştir. Hakkında Avrupa ansiklopedilerinde ve biyografi kitaplarında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Zira Lord John Davenport, “Hazret-i Muhammed ve Kur’ân-ı Kerim’den Özür Diliyorum” adındaki İngilizce kitabı ile ünlüdür. Bu kitab önce Londra’da, sonra birkaç kere de Hindistan’da basılmış, 1928’de Türkçesi yayınlanmıştır. Tercümesi Ömer Rıza’ya aittir. John Davenport’un bu kitabı misyonerler tarafından piyasadan toplanıp kaybedilmek istenmiştir. Bu sebeple adı sanı da unutturulmak istenmiştir. Halbuki çok kıymetli başka eserleri de vardır:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca hazretî Muhammed ve Kur’ân-ı kerîm ünvanıyla Ankara’da tekrar yayınlanmıştır.[5] Kitap, Kur’ân kursları müfredâtına göre ders kitabı olarak kaleme alınmıştı. Daha sonra Kur’ân kurslarında okutulacak ders kitaplarının sayfa adedi, Din İşleri Yüksek Kurulunca sınırlandırıldığından, ders kitabı olarak hacimli bulunan bu eserin, özellikle Kur’ân Kursu öğreticileri için yararlı olacağı düşünülerek, Başkanlığın diğer neşriyatı arasında yayınlanması uygun görülmüştür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Voltaire’in ve Martin Luther’in devam ettirdiği Müslümanlık düşmanlığını ilk defa lord John Davenport yıkmış; Müslümanlık ve Peygamberleri üzerine iyi düşüncelerle dolu bir eser ortaya koymuştur. Bu eser, Hıristiyan Âleminde büyük akisler yapmış ve Hıristiyan Din Adamlarınca nüshaları toplatılıp yaktırılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3- Bediüzzaman İşarat ül-İ’caz ve Nurçeşmesi adlı eserlerinde onun Kur’ân ile alâkalı sitayişkâr ifadelerini nakletmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bediüzzaman Hazretleri, Nur Çeşmesi’nde ve Risâle-i Nur’da yazılan bu nev’î feylesoflardan kırk altıncısı olarak zikrettiği bu zattan ‘Zât-ı Kibriya hakkındaki âyetlerin ulviyeti ve Kur’ân’ın kudsî nezaheti’ başlığı altında Mister John Davenport, “Hazret-i Muhammed (asm) ve Kur’ân-ı Kerim” ünvanlı eserinde “Kur’ân-ı Kerim’den bahsederken, şu sözleri söylüyor” diyerek şunları naklediyor:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’ân’ın sayısız hususiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- Zât-ı Kibriya’yı ifade eden âyâtın ahengindeki ulviyettir. Kur’ân-ı Kerim, beşerî zaaflardan herhangi birisini Zât-ı Kibriya’ya isnaddan münezzehtir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2- Kur’ân—başından sonuna kadar—gayr-ı beliğ, gayr-ı ahlâkî, yahut terbiyeye muhalif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hâlbuki bütün bu nakîsalar, Hıristiyanların ellerindeki muharref kitab-ı mukaddeste mebzuliyetle vardır. 6</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>4 -Kitaptan önemli tesbitler:</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4.1- Hiçbir peygamberin hayatı Hz. Muhammed’inki kadar güvenilir olarak bilinmemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meşhûr peygamberler ve fâtihler arasında târih-i hayâtı; Hz. Muhammed’in târihi gibi, en ince teferruâtına kadar, en mevsuk şekilde kayd ve zapt olunan bir kimse gösterilemez. 7</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>4.2 – Müslümanlık tek Allah dinidir.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed’in her türlü hırstan arınmış olduğunu hayatının bütün şartları ispat etmektedir. Bu gerçek, şununla ispatlanmıştır ki, Hazreti Muhammed dininin kökleştiğini gördüğü ve sınırsız bir kuvvet aldığı halde, kendini büyültmek için bundan faydalanmamış, asıl sadeliğini zerre kadar feda etmemiştir. Nefsinin şehvetlerini doyurmak bahsine gelince, Hazreti Muhammed’in zamanında sınırsız ve sonsuz çok kadınla evlenme geleneği yaygındı. Böylece nefsinin şehvetini doyurmak isterse çok kadınla evlenme sınırlanmaz, ama onun sınırsızlığından faydalanılırdı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed’in hayatından söz ederken bu nokta üzerine söylediklerimize şunu da katalım: Peygamberimiz (asm) hiçbir vakit insanüstü olduğunu iddia etmemiş, “Ben de sizin gibi bir insanım” demiştir. Hem peygamber, hem padişah olan Hazreti Davut ise, “Allah’ın ilhamına göre hareketini uyduran” ve “Diyana tapınağının üzerindeki karlar kadar temiz” insandı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hıristiyan yazarlar Hazreti Muhammed’e (asm) saldırırken sırçadan bir köşk içinde oturduklarını unutmasalar daha iyi olmaz mı?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed (asm) kudret kazanmak hususunda ancak Hazreti Musa’nın hareketini takip etmiştir. Hazreti Musa, bir başkan, bir kılavuz, bir kanun koyucu sıfatını almasa Beni İsrail’i Mısır’dan çıkaramazdı. Bu yüzden bir kimse Hazreti Musa’yı bu hareketi kovaladığından dolayı hırs ile suçlamayı düşünmemiştir. Çünkü Hazreti Musa, o kudretten yoksun olsa, Yahova’nın kendisine verdiği peygamberliği yapamazdı. Arabistan’da da durum buna benzer idi. Arabistan birbirleriyle savaşmakta olan çeşitli kabilelerle kaplanmış idi. Bunları birleştirmek ve bir “topluluk” haline getirmek için Hazreti Muhammed’in (asm) bunların reisliğini üzerine alması, Müslümanlığı bunlara birer birer bildirmesi gerek idi. Bu hareket, şahıs hırsı gibi bir suçtan tamamıyla serbesttir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed’e (asm) ve onun inançlarına bol bol yüklenen sahtelik suçuna gelince İslâm peygamberinin, Hazreti İsa gibi, “Allah Birliği” inancını öğretmesi, bu suçlamanın haksızlığına en kuvvetli tanıktır. Bununla beraber sahtelik, onun peygamberlik iddiasına karşı ileri sürülüyorsa buna da imkân yoktur. Putperestliği yok ederek Allah’ın Birliğini öğretmek, Allah’ın peygamberliği ile yapılabilecek bir iş olduğunu herkes doğrular. Hazreti Muhammed (asm) ise, Arabistan’da Allah Birliği inancını o kadar sağlam bir surette kurmuş ve oradan putperestliği o kadar etkili bir şekilde kaldırmıştır ki, bir daha put perestlik herhangi şekilde orada ortaya çıkmamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed’in (asm) yeni bir din getirmediğini, Allah’ın İbrahim ve İsmail’e vahy ettiği dini yeniden diriltmeye geldiğini söylediği halde, gerçekte yeni ve uydurma bir din öğrettiği de söylenmektedir. Fakat eğer bu din eskilerden, ibadet amaçları ve öğrettiği ahlâk ödevleri ile ayrılıyorsa, o halde Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve Hz. Muhammed’in (asm) dinleri de yeni bir din değildi. Hazreti Musa’nın dini. Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub ve Hz. İsmail’in dinini diriltiyor, Allah’ın birliğini bildiriyor. Allah’a sevgiyi ve itaati söylüyor, Allah’ın iradesi ve insan toplumunun yüklediği ahlâk ödevlerinin yapılmasını öğretiyordu. Hazreti İsa her şeyin üstünde Allah’ı sevmemizi, kendimizi sevdiğimiz kadar komşularımıza da sevgi göstermemizi öğretiyordu ki bu bütün peygamberlerin bildirdiği hükümlerin aynıdır. Bu yüzden Hz. İsa’nın inancı da yeni bir şey değil, Hazreti Musa tarafından bildirilen inancının aynı idi: Şu ayrılık ile birbirimize karşı yapacağımız ahlâk ödevleri eskisinden daha kuvvetli bir surette emr olunmuştu. “Kendine nasıl iş yapılmasını istiyorsan başkalarına da öylece yap” Allah kuralı insanların en bilgisizi ne kadar herkesin uyacağı ahlâk temellerini bildiriyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti İsa ortaya çıktığı zaman Yahudiler korkunç bir ahlâk bozukluğuna uğramıştı. Bencillik, çoktan beri caniyane bir varlık almıştı. Rahipler sınıfı ile halk içinde yaygın olan ahlâk, cimrilik, gasb u garet, zulüm ve baskı idi. Din adına yalnızca birtakım seremoni ve törenlere uymak, sadece doğruluk sayıldığından kısa bir zamanda bunlar gerçek anlamlarını kaybetmişlerdi. Hazreti İsa’nın peygamberliği bu kötülüklerin önüne geçmeyi amaç edinmişti. Bu da Hazreti İsa’nın esas bakımından Yahudiliği, yani Musa dinini, diriltmeyi amaç ettiğini gösterir. Hazreti Muhammed’in görevi, yalnız ahlâk inançlarım öğretmek değil, bundan başka Allah’a ibadeti (kulluk etmek, tapınmak) kurmaktı. Çünkü içinden çıktığı halk, din inançları ve ahlâk ödevleri bakımından doğru yoldan sapmıştı. Böylece Hazreti Muhammed (asm), Hazreti İbrahim’in dinini diriltmiş. İbrahim dinini dirilmeyi amaç ettiğini söylediği zaman ancak gerçeği söylemişti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Memleketinde büyük ve sürekli yenilikler meydana getirerek Allah’ın birliğini kurmak, bozuk ve korkunç putperestliği yok etmek, çocukları diri diri gömmek geleneğini kaldırmak, içki ve kumar gibi ahlâk bozukluklarının kaynağı olan kötülükleri yasaklamak, sınırsız ve ölçüsüz surette bir çok kadınla evlenmeyi en küçük dereceye indirmek gibi işleri yapan büyük bir yenilikçinin sahteci sayılmasına imkân var mıdır? Bu Allah peygamberliğinin yapma olduğuna inanılabilir mi? Asla! Hazreti Muhammed (asm) ancak gerçekten samimî bir bilinç ile bu kadar dayanıklı ve girişken hareket edebilir ve zerre kadar sarsılmadan, Hz. Hatice’ye sırlarını açıkladığı günden Hz. Aişe’nin kollarında öldüğü güne kadar çalışabilirdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanların vicdanlarında ve hareketlerinde büyük bir devrim yapabilen bir insan, gerçekten yaradanına karşı bütün bir inanç ile duygulanmış samimî ve doğru bir insandır. Bu insan kendisi doğrudan doğruya Ulu Allah’ın kudret eli altında bulunduğu gibi Allah’ın peygamberliğini de taşır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed (asm), peygamberliğine en kesin olarak inanmış idi. Bu imanı temelsiz değildi. Her türlü alaylar ve aşağı görmeler ile karşılanan İslâm peygamberi yolundan kıl kadar ayrılmadı. Korkutmalar, işkenceler onu Allah Birliği inancını her yana-yaymaktan, zamanında yaygın olan ahlâktan çok yüksek bir ahlâkı öğretmekten alıkoymamıştır. Hazreti Muhammed (asm), krallık arkasından koşmadı, din başkanı olmaya uğraşmadı, tolerans istedi, insanları inandırarak hak yoluna çağırmak için hürriyet istedi. İnsanların adalete uymalarına çalıştı, merhameti sevdirmeye uğraştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah önünde kendimizi küçük görmeyi öğretti. Bütün bunların sağlayıcısı olarak insanların haşir ve neşir (toplanıp yayılma) olunacağını ve kıyamet gününde muhakeme olunacaklarını söyledi. Hz. Muhammed (asm), “Hak geldi, batıl zail oldu” âyetlerini okuyarak Kâbe’nin 360 putunu darmadağın etti. Bu görevini de tamamladıktan sonra başkaları gibi Mekke’de tahtını kurmadı. Putperestlikten kurtardığı Kâbe’nin yanında bir saray yaptırmadı. Babalarının ve dedelerinin şehrini, milletinin merkezini, dininin en öz yerini bırakarak dertleri ve sıkıntıları zamanında kendisine dost olanlar arasındaki sade evine geri döndü. 8</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>4.3- Müslümanlık kılıçla yayılmamıştır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlığın kılıçla yayıldığının bir dereceye kadar doğru olduğunu kabul ederek putperestlerden bir kaçının Allah’ın birliğini tanımamak uğrunda öldürüldüklerini ileri sürelim. Fakat buna karşılık olarak deriz ki: Cenâb-ı Hak tarafından emrolunan bir şey, hiçbir vakit zulüm sayılamaz. Hıristiyanlar Cenâb-ı Hakk’ın putperest Kenanlıların, putperest olduklarından dolayı Beni İsrail tarafından yok edilmesini emrettiğine, hatta Yahova’nın bu emri yerine getirmek için bir mu’cize işlediğine, Yuşa’nın bütün düşmanları yok etmesini sağlamak için güneş ile ayı yerli yerinde durdurduğuna inanılır. Madem ki Hıristiyanlar bu inancı besliyorlar, Muhammed’in (asm) aynı araçları kullanmasına karşı koymamalıdır. Yoksa Muhammed’in (asm) zamanındaki putperestlik, Hz. Musa’nın zamanında yok edilen putperestlikten daha çok Allah katında saygılı olduğunu iddia etmek gibi birbirini tutmazlığa düşerler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed’in (asm) savaşlara giriştiği gerçektir. Fakat onun savaşları Hz. Musa’nın savaşları gibi yok etme savaşları değildi. Hazreti Muhammed’in (asm) övülmeye değer amacı Arabistan’ı birleştirmek, bir devlet meydana getirmek, onlara her şeyin yaradanı olan bir Allah’a ibadeti öğretmek idi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed (asm), Müslümanlığa girenleri cömertçe yanına almış, onlara kucaklarını açmış, ama saldıranları bastırmış ise de günahsız kadınların, kızların ve çocukların kanını korumuştu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’ân-ı Kerim’in hiçbir yerinde, bütün insanlığın kabul ettiği adalet ve merhamet ideallerine aykırı bir tek emir görülmez. 9</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4.4- Hazreti Muhammed tarafından Sina Rahipleri ile bütün Hıristiyanlara verilen Berat</span><br />
<span style="color: #000000;">Hazreti Muhammed (asm) tarafından verilen berat’ın maddeleri şunlardır:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- Her kim bu antlaşma hükümlerine karşı gelirse Allah’ın andına karşı gelmiş olur ve kim olursa olsun lânete hak kazanır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2- Rahiplerden herhangisi gezerek bir dağ, tepe, köy, deniz veya çölde, veya bir manastır, kilise veya tapınakta yerleşirse korunacak, kendisine her türlü kolaylıklar gösterilecek, malı ve canı saklanılacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3- Bunlardan asla vergi veya cizye alınmayacak, böyle bir şey vermesine zorlanılmayacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4- Bunların hâkimleri, valileri değiştirilmeyecek, bu memurlar memurluklarından azil edilmeyeceklerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">5- Seyahat sırasında bunlar asla saldırıya uğramayacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">6- Bunlar kendilerine ait kiliselerden çıkarılmayacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">7- Bunların hâkimleri, valileri, zahidleri, müridleri, hizmetçileri, herhangi vergiye bağlanmayacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">8- Bu antlaşmaya uymayanlar Allah’ın emrine saldırmış olurlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">9- Dağ başlarında tek başlarına bir hayat geçirenler vergi ve aşara bağlı değildirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">10- Ürünlerin bereketli zamanlarında halk bunlara bir pay vermelidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">11- Savaş zamanlarında bunlar oturdukları yerlerden çıkarılmayacaklar, savaşa katılmaya zorlanmayacaklar ve kendilerinden bir şey istenmeyecektir.(Bu maddeler Rahiplere dokunan her şeyi içine aldığı gibi aşağıdaki maddelerde bütün Hıristiyanlara özgü işlemleri anlatmaktadır).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">12- Oturmaklı yerleşmiş olan Hıristiyanlar, ticaret ve zenginlik sahipleri vergi verirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">13- Hıristiyanlardan başka bir şey alınmaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">14- Eğer bir Hıristiyan kadın bir Müslüman’la evlenecek olursa kocası onun kiliseye gidip inancına göre ibadet (tapınmak) yapmasına engel olmayacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">15- Hıristiyanlar kiliselerini onarmaktan alıkonmayacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">16- Bu şartları tutmayanlar Allah’ın emirlerine karşı gelmiş sayılırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">17- Bunlara karşı bir kimse silâh taşımayacak, Müslümanlar onları savunacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">18- Müslümanlar bu antlaşmanın hükümlerine süresince uyacaklardır. Bu antlaşmaya sahabelerin en seçmeleri şahit olarak imzalarını koymuşlardır. 10</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4.5- Çok kadınla evlenmek sorusu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok kadınla evlenme, Doğuda yayılmış olan bir gelenektir. Hazreti İbrahim zamanında bile bu gelenek hüküm sürüyordu. Kitab-ı Mukaddes’in beyanları ve sahifeleri çok kadınla evlenmenin o zamanki daha temiz, insanlıkça bir günah sayılmadığını gösteriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çok kadınla evlenme eski Yunanlılarca hoş karşılanırdı. Plutark, bunu anıyor. Oripidis ile Eflatun çok kadınla evlenmeyi savunmuşlardı. Eski Romalılar çok kadınla evlenmeden faydalanmadılarsa da onu yasaklamamışlardır. Mark Antuvan, ilk defa iki kadın alan zat olarak tanımlanıyor. Ondan sonra bu gelenek Theodosius ve Arcadius zamanına kadar yayılmış, Arcadius 393’de onu yasaklamış idi. Daha sonra imparator Valentiyen, yayınladığı bir ferman ile bütün tebasının istedikleri zaman bir çok eş alabileceklerini bildirmiş idi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O zamanın kilise tarihini incelediğimiz zaman piskoposların çok kadınla evlenmeye karşı çıktıklarını görmüyoruz. Büyük Konstantin’in oğlu Valenintanus Konstantius’un bir çok karısı vardı. Frank Kralı Clother’in ve oğulları Heribartus ile Hiberikus de çok kadınla evlenmeden faydalanmışlardı. Bunlara Pepin ile Şarlmayn’ı Luter ile oğlunu, 888’de Almanya imparatoru olan yedinci Arnolfus, Fredrik, Barbaros ve Fransa Kralı Filip Theodatus’u katabiliriz. Frank krallarının ilkleri arasında Günteran, Karibert, Siçbert ve Çilberik’in bir çok eşi bulunduğunu görüyoruz. Günteran’ın Veniranda, Merkatrpd, Ostericild adında üç karısı vardı. Karibert adındaki kralın da Merfılda, Markoneza, Theodoçilda adında üç eşi bulunuyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Daniel, Frank krallarının çok kadınla evlendiklerini açıkça söylüyor. Birinci Dagobert’in üç karısı bulunduğunu yalanlamadıktan başka Theodobert’in kocalı bir kadın olan Dentari’yi, evli olduğu ve Wizicild adında bir karısı bulunduğu halde aldığını anlatıyor. Doğobert’in, bu hareketle amcası Clother’i taklit ettiğini, Clother’in üç karısı bulunduğu halde Kribudomir’in dul kalan karısını aldığını ekliyor..</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sıcak memleketlerde ise güzellik ve çekicilik hayatın başlangıcında görülür, ondan sonra söner.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bundan dolayıdır ki ancak bir kadınla evlenmeyi gerektiren kanun Avrupa için uygun olduğu halde Asya’nın iklimine uygun değildir. Yine bundan dolayıdır ki Müslümanlık Asya’da kolaylıkla yayıldığı halde Avrupa’da güçlükle yayılmıştır. Hıristiyanlık kurulup yerleştirildiği halde Asya’da tutunamamıştır. Müslümanlığın Çin’de yayıldığı halde Hıristiyanlığın yayılmamasının da sebebi budur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                                   Ahmet Akgündüz, 10/28/2011</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Dipnotlar:</strong></span><br />
<span style="color: #000000;">1- Bu konuyu değerli bilim adamı Doç. Dr. Özcan Hıdır’ın akademik bir makalesinden özetledik.</span><br />
<span style="color: #000000;">2- Burada bütün oryantalistleri aynı potaya yerleştirmek asla amaç değildir. Şarkiyatçılar, özellikle de günümüz şarkiyatçıları arasında bu tanımlamanın dışında mütalâa edilecek kimseler bulunmaktadır.</span><br />
<span style="color: #000000;">3- Mustafa el-A‘zamî, “Müslümanlar oryantalistleri niçin reddetmelidir? I”, 08.12.06 tarihli Zaman Gazetesi.</span><br />
<span style="color: #000000;">4- Bk. J. Slomp, “Luther en de Wortels van het anti-Islamisme”, Begrip, s. 5.</span><br />
<span style="color: #000000;">5- Lord John Davenport, Çeviren M.S.S.P. Arar Yayınları: l, S.89-108 Ankara Üniversitesi Basımevi-1967-Ankara.</span><br />
<span style="color: #000000;">6- John Davenport, An Apology for Mohammed and the Koran, (London: Orgden Press, 1882), sh. 62 vd. 72 vd.</span><br />
<span style="color: #000000;">7- Davenport, An Apology for Mohammed and the Koran, sh. 1.</span><br />
<span style="color: #000000;">8- Davenport, An Apology for Mohammed and the Koran, sh. 1-55.</span><br />
<span style="color: #000000;">9- Davenport, An Apology for Mohammed and the Koran, sh. 135 vd..</span><br />
<span style="color: #000000;">10- Davenport, An Apology for Mohammed and the Koran, sh. 142 vd.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://islamicevaplar.com/john-davenportun-kurandan-ve-hz-muhammedden-ozur-dilemesi.html/john_davenport-1-2" rel="attachment wp-att-2070"><span style="color: #000000;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-2070" title="john_davenport-1" alt="" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/john_davenport-11.jpg" width="300" height="197" /></span></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/john-davenportun-kurandan-ve-hz-muhammedden-ozur-dilemesi.html">John Davenport’un Kur’an’dan ve Hz. Muhammed’den Özür Dilemesi</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/john-davenportun-kurandan-ve-hz-muhammedden-ozur-dilemesi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
