<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/islamiyet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Feb 2025 15:40:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İdealler ve tarihten pratik realiteler</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2012 17:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ideal]]></category>
		<category><![CDATA[islam ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[mesel denizi]]></category>
		<category><![CDATA[misaller]]></category>
		<category><![CDATA[örmekler]]></category>
		<category><![CDATA[pratik]]></category>
		<category><![CDATA[pratik islam]]></category>
		<category><![CDATA[reel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=2947</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8211;İslam’ın kılıç zoru ile yayılmadığı ve din hürriyetine verdiği önem için “İslam barış dinidir, İslam ve Rönesans, İslam kılıç ile yayılmadı” adlı yazılarımız da öneririz&#8211; &#8220;İnsanlığın ihtiyaç duyduğu karizmatik topluluk fikrini İslam gerçek hayatta diğer büyük dinlerin hepsinden daha iyi uygulamıştır.&#8221; (M. Watt, İslam and the Integration of Society, s. 234) “Müslümanlık ticaret ahlakı bakımından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html">İdealler ve tarihten pratik realiteler</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;"><strong>&#8211;</strong>İslam’ın kılıç zoru ile yayılmadığı ve din hürriyetine verdiği önem için “İslam barış dinidir, İslam ve Rönesans, İslam kılıç ile yayılmadı” adlı yazılarımız da öneririz<strong>&#8211;</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İnsanlığın ihtiyaç duyduğu karizmatik topluluk fikrini İslam gerçek hayatta diğer büyük dinlerin hepsinden daha iyi uygulamıştır.&#8221; (M. Watt, İslam and the Integration of Society, s. 234)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Müslümanlık ticaret ahlakı bakımından Hristiyanlığı geçmişti.” (Will Durant,  İslam Medeniyeti, s. 64)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batılı araştırmacı Bryan S. Turner&#8217;ın, &#8220;Birçok bilim adamı, şeriatın ideal ve pratik arasında bir boşluk dolduran, ideal bir hukuk olduğunu kabul etmişlerdir” (Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 97) şeklinde özetlediği, İslam&#8217;ın bir ütopya olmadığının, masallarda karşılaşılabilecek muhteşem idealleri dünyada yaşattığının delillerinden birkaçına örnekler verelim:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollarla yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere) vermeyin.” (Bakara, 188); &#8220;Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. İyiliğin yapılmasını emreder, kötülüğün yapılmasını yasaklarsınız ve Allah&#8217;a inanır iman edersiniz.&#8221; (Ali İmran, 110); &#8220;Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin.&#8221; (Nisa, 135); “Mala ve mevkiye düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.” (Tirmizî, Zuhd, 43/2376)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir düşünce sistemi hayal edin, hiç kimsenin makam mevki, rütbe ve zenginliğine bakılmaksızın adaletin herkese uygulandığı bir bakış açısına sahip bir toplum ve o toplumun önderi; Efendimiz, mahzum kabilesinden zengin bir kızın suç işlemesi üzerine onun cezalandırılmamasını isteyenlere şöyle hitap etmektedir: &#8220;Sizden öncekileri helak eden şey, şudur: İçlerinden asil birisi hırsızlık yaptı mı, onu cezasız bırakırlardı. Ama kimsesiz zayıf biri hırsızlık yapınca, derhal ona ceza verirlerdi. Allah’a yemin olsun ki, Muhammed’in kızı Fatıma bile hırsızlık yapmış olsa, mutlaka ona da aynı cezayı verirdim.&#8221; (Buhari, enbiya 54, hudud 12; Müslim, hudud 8, 9, M. Asım Köksal, İslam Tarihi, VI/477-478)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir önder, peygamber düşünün ki yönetimi altındaki insanlara hizmet ediyor; o topluluğa eli ile su dağıtıyor ve onu ziyarete gelen yabancı bir ülkenin elçisi bu manzara üzerine “Ben hayatımda böyle yönetici görmedim.” diyor, Efendimizde cevaben; &#8220;İnsanların efendisi, insanlara hizmet edendir.&#8221; buyuruyorlar. (Deylemî, el-Firdevs bi-Me’sûri’l-Hitâb, II/324; Acluni, Keşfu’l-Hafa, I/462-463)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Efendimiz fakirlere yardım dağıtmaktadır. Yardım dağıtımı bittikten sonra bir adam gelir. &#8220;Yardım dağıttığınızı duydum, onun için koştum, ama yine de yetişemedim. Zaten ben hep böyle şanssızın biriyim. Efendimiz sordu: &#8220;İhtiyacın çok mu fazlaydı?&#8221; Saymaya başladı ihtiyaçlarını. Hepsi de zaruri ihtiyaçtı. Ama Resulüllah&#8217;ın da imkânı bitmiş, elinde avucunda olanı tümüyle vermiş, tek dirhemi bile kalmamıştı. Efendimiz dikkatle baktı yoksul adamın üzgün yüzüne. Sonra beklenmeyen açıklamasını yaptı: Üzülme, ihtiyaçlarını yine alacaksın, hem de hiçbirini eksik bırakmadan! Nasıl olacak bu diyerek heyecanlandı yoksul adam. Efendimiz kelimelere basarak konuştu: &#8220;Şimdi buradan dükkânların bulunduğu yere doğru yürü, ihtiyaçlarını nerelerde bulursan al, satıcılara da de ki: Mal benim, borç Resulüllah&#8217;ındır! Ödemeyi Resulüllah yapacaktır.&#8221; Adam önce şaşırdı. Sonra Efendimiz&#8217;in ısrarı karşısında toparlanarak sevinçle çarşının yolunu tuttu. Alacaklarının hesabını yaparak sevinçle gidiyordu. Olayın şahidi olan Hazreti Ömer, fedakârlığın bu kadarını fazla buldu. Düşüncesini dile getirmekten kendini alamayarak dedi ki: &#8220;Ya Resulallah! Sen gücünün yettiğiyle mükellefsin. Elinde olanı tümüyle verdin, geriye bir şey kalmadı, neden bu sefer de yardım edemediğin yoksulun borçlarını yükleniyorsun? Bu kadarı da fazla değil mi?&#8221; Bu sözlerden hiç de memnun olmayan Resulüllah&#8217;ın yüzündeki tebessümün kaybolduğu görüldü. Halbuki o ana kadar çok mutluydu. Bunun üzerine oradaki masum bakışlı bir sahabe söze karıştı: &#8220;Ya Resulallah, dedi, Sen Ömer&#8217;e bakma! Ver, ver, arşın sahibi Allah Sana yine verir, Seni boş bırakmaz!&#8221; Bu sırada &#8216;ver ver&#8217; sözünden o kadar memnun oldu ki, tebessümü tekrar yüzünde belirdi. Verme konusundaki ölçüsünü de şöyle dile getirdi: &#8220;Hiçbir şeyi olmayan, çorbasının suyunu çoğaltsın, onu da bulamayanların imdadına bir tas sulu çorba ile koşsun, yine yoksullara ilgisiz kalmasın!&#8221; (Ahmet Şahin, “bir kutlu doğum hatırası, mal senin borç benim” adlı yazısından; Şahin, Aradığımız İslam, s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ömer b. Hattab&#8217;ın, savaş sırasında bazı kumaş balyaları ele geçirilmiş herkese birer parça düşecek şekilde halk arasında eşit olarak dağıtılmıştı. Ömer halkla hitaben, &#8216;halkım duyun ve itaat edin&#8217; diye söze başladığında biri; &#8216;Hayır! Senin üzerindeki elbise çok fazla kumaştan yapılmıştır, seni ne duyarız ne de itaat ederiz.&#8217; der. Ömer, oğlu Abdullah&#8217;ı çağırdı, kendi payına düşen kumaş parçasını babasına verdiğini söyleyerek durumu açıklar. Dinleyici bu defa; &#8216;Şimdi emret! Biz de dinleyelim ve itaat edelim&#8217; der.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 240)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir gün Efendiler Efendisi’ne bir sepet içinde turfanda hurma ikram edilir: Buyur ya Resulallah, olgunlaşan ilk hurma! Efendimiz: &#8220;Benim idare ettiğim halkım da şu anda böyle taze hurma yiyebiliyor mu?&#8221;  Hayır, derler, kimse taze hurma yemiyor. Kesin sözünü söyler:  &#8220;Götürün bu hurmaları, şu çocuklar yesin. Ben ümmetimin yemediğini yemem! Giymediğini de giymem! Halkının yemediğini yiyen, giymediğini giyen idarecilerden olmaktan Allah’a sığınırım.&#8221; Ya O&#8217;nun yolundan giden sahabe ne yapmıştır? Hazreti Ömer’e bir iftar sofrasında soğuk bal şerbeti ikram edilir. Bardağı dudağına değdirmesiyle çekmesi bir olur: Bu ne? Ürkek ve çekingen sesle cevap verirler:  Bal şerbeti, sizin için özel olarak hazırlatmıştık: Sert sesle sorar:  Benim idare ettiğim halkım da şu anda böyle soğuk suyla yapılmış bal şerbeti içebiliyor mu? Derler ki:  Nerede? Onlar hele bir sıcak suyu bulsunlar! Kelimelere basa basa konuşur:  Ben, der, Müslümanlar’ın yemediğini yemem, içmediğini de içmem. Götürün bu bal şerbetini, getirin halkımın içtiği sıcak suyu. Halkından ayrı yaşayan idarecilerden olmaktan Allah’a sığınırım!  Şimdi bir de ordu kumandanı Halid bin Velid’den örnek arz edelim. Bakalım o nasıl örnek almış, ne ölçüde benimsemiş bu gerçeği? Suriye taraflarında Rumlar’la yapılan savaşta akşam olmuş, şöyle bir istirahat devresine geçilmiştir. Sıcak kumların üzerine sofralar serilir, açlıktan takatsiz düşmüş askerler kuru ekmekle hurmalarından yemeye başlarlar. Ancak kumandan Halid bin Velid’in sofrasında yumuşak ekmek, soğuk su var. Hayretle sorar:  Bu ekmekler nasıl olup da böyle yumuşak kalmış? Deve sırtında güneş nasıl kurutmamış? Derler ki:  Biz bu ekmek ve suyu eştiğimiz kum çukurlarındaki nemli zeminde muhafaza ettik. Bu yüzden ekmeğimiz yumuşak, suyumuz soğuk. İlk sorusu şöyle olur: Askerlerim de böyle ekmek mi yiyor, böyle su mu içiyor? Hayır, derler, onlarınki, deve üzerinde kurumuş ekmek, ısınmış su! Kumandan hiddetlenir: Kaldırın bu yumuşak ekmekle, soğuk suyu. Bana askerimin yediği kuru ekmekle, içtiği sıcak suyu getirin. Savaşta birlik olup da yemekte ayrılan kumandanlardan olmaktan Allah’a sığınırım. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethedilmesinin ardından, Müslümanlar için son derece önemli ve değerli olan Kâbe’nin anahtarını; sahabeden birine değil, o sırada henüz Müslüman olmayan Osman bin Talha’ya teslim etmişti. Çünkü o vazifeyi en iyi şekilde yerine getirebilecek kişi, Osman bin Talha’ydı. Bir Kurban Bayramı sabahı, namazdan sonra geldiği evinde Efendimiz&#8217;e kurban eti sunuldu. Yüzünde bir tereddüt işaretleri dolaşan Hz. Peygamber; “şu anda çevremizdeki komşularımız da et yiyorlar mı” diye sordu. “Hayır, biz herkesten önce sizin için hazırladık. Önce siz yiyin, sonra onlara göndereceğiz” cevabını alınca ise tabağı elinin ucuyla iterken şöyle dedi: “Götürün bu tabağı önümden. Komşumun yemediğini yemem, giymediğini de giymem. Ne zaman komşularımızın bacalarından et piştiğini gösteren dumanlar yükselirse o zaman getirin, ancak onlarla birlikte et yiyebilir, onlarla birlikte bayram yaparım!” (www.bartin.info/halkinin-yemedigini-yiyen-bir-idareci-olmaktan-allaha-siginirim-makale,975.html; https://sonpeygamber.info/hz-peygamber-in-yoneticiligi;Şahin, Aradığımız İslam, s. 22-23)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Utbe bin Ferkad anlatıyor: Bir seferinde Hazret-i Ömer’e hurma ve yağdan yapılan birkaç sepet helva götürdüm. O, bana bunların ne olduğunu sorunca ben de: Yiyecek, sana getirdim. Çünkü sabahtan akşama kadar halkın işleriyle uğraşıyorsun. İstedim ki, evine döndüğünde iyi bir gıda alarak kuvvetini koruyasın. dedim. Hazret-i Ömer, sepetlerden birinin ağzını açtı ve: Ey Utbe, Allah aşkına söyle! Bunlardan her bir müslümana bir sepet verdin mi?” diye sordu. Ey Mü’minlerin Emîri! Kays Kabîlesi’nin bütün mallarını harcasam yine da her müslümana bir sepet helva veremem. dedim. Bunun üzerine Hazret-i Ömer:“Öyleyse bana da lâzım değil.” dedikten sonra kuru ekmek ve sert etlerle yapılmış bir sahan tirit getirtti… Sonradan bana, etlerin iyi taraflarını uzaklardan gelen müslüman misafirlere yedirdiğini, sert yerlerini ve sinirlerini de kendisinin yediğini Söyledi.” (Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti-2; Dr. Murat Kaya, Hz.Ömer 111 Hayat Ölçüsü; Ali el-Müttakî, XII, 627/35936)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz (sas) Medine&#8217;de halka hitap ettiği son hutbelerinden birinde (632) yönettiği halkına: &#8220;Ey insanlar! Yönetiminizde bulunduğum günden bu yana kimin sırtına bir kamçı vurmuşsam işte sırtım, gelsin o da bana vursun! Kimin kalbini kıracak bir söz söylemişsem gelsin o da bana aynı sözü söylesin. Kimin küçük de olsa bir hakkını almışsam işte malım, gelsin o da benden hakkını alsın!&#8221; Sözlerine şunu da ekler: &#8220;Sakın içinizden biriniz demesin ki, hakkımı isteyecektim ama Resulüllah&#8217;ın darılacağından çekindim de isteyemedim. Şunu kimse unutmasın ki, benim inancımda hakkını isteyene darılmak yoktur! Şunu iyi biliniz ki, benim en çok sevdiğim kimse, benden hakkını alan yahut da helal eden kimsedir. &#8220;Bu sözleri dinleyen halktan biri ayağa kalkarak: Ya Resulallah der, öyle ise ben zatınızdan üç dirhem istiyorum! der. &#8220;Bu alacağın nereden kaldı hatırlatır mısın? &#8220;Hani çölden gelen bir fakir üç dirhem yardım istemişti de, sizde bulunmadığından ben vermiştim, onu talep ediyorum. Bunun üzerine Efendimiz (sas)&#8217;in cevabı aynen şöyle olur: &#8220;Amcamın oğlu Fazlı! Hemen git, üç dirhemi getir, istek sahibine ver. Böylece halkımızla aramızda helalleşmediğimiz bir konu kalmasın. &#8221; (Taberî, III/191; İbn-i Kesîr, Sîre, IV/257)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Ali, Sıffîn Savaşı’na giderken yolda zırhını kaybetmişti. Harp bitip Kûfe’ye döndüğünde, zırhını bir Yahudi’nin elinde gördü. Yahudi’ye şöyle dedi: “Bu benim zırhımdır. Onu ne birine sattım, ne de hediye ettim.” Yahudi: Bu benim zırhımdır ve benim elimdedir. dedi. Hz. Ali, isteseydi zırhı ondan hemen alabilirdi. Fakat kesin olarak kendisi haklı da olsa, meselenin hâkim önünde halledilmesini teklif etti: “O hâlde hâkime gidelim.” dedi. Birlikte hâkime gittiler. Hâkim, adaletiyle tanınan Kadı Şureyh idi. Kâdı Şureyh, Hz. Ali’ye: Ey müminlerin emîri! Aranızdaki mesele nedir? dedi. Hz. Ali: “Şu Yahudi’nin elindeki zırh benim zırhımdır. Ben onu ne birine sattım, ne de hediye ettim.” Meseleyi anlayan kadı, Hz. Ali’ye: Bu iddianı ispat edecek delilin var mı?  diye (Delil ile ispat davacıya, yemin de davalıya düşer (Buhari, Rahin, 6; Tirmizi, Ahkam, 12: Ibni Mace, Ahkam, 7; Mecelle, md. 76) kuralı gereği) sordu.  Hz. Ali: “Evet, var.” dedi, “Hizmetçim Kanber ve oğlum Hasan, bu zırhın benim olduğuna iki şahittir.” Kadı Şureyh: &#8220;Oğulun baba için şehadeti caiz değildir.&#8221; dedi. Hz. Ali: “Cennet ehli birinin şehadeti nasıl kabul olmaz? Ben Resûlullah’ın, ‘Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.’ buyurduğunu işittim.” dedi. Neticede Şureyh, delil yetersizliğinden davayı Yahudi’nin lehine neticelendirdi. Bu büyük adalet karşısında Yahudi daha fazla dayanamadı ve şöyle demekten kendini alamadı: Müminlerin emîri, beni hâkime götürdü, kendi tayin ettiği hâkim de kendi aleyhinde hüküm verdi. Ben şehadet ederim ki, bu din haktır. Ve yine ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed de onun Resûl’üdür. Bu zırh senindir. Devenden düşmüştü, ben de almıştım. Hz. Ali, bu neticeye çok sevindi: “Mademki Müslüman oldun, ben de zırhı sana hediye ediyorum” dedi. (Suyuti, Târihü’l-Hulefâ, s. 172)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hicretin 17. senesinde Halife Hazreti Ömer, ziyaretçi çokluğundan dolayı Resulüllah&#8217;ın mescidini genişletmek istemişti. Bunun için Türbe-i Saadet&#8217;in etrafındaki arsaları istimlak edip mescide katması gerekiyordu. Çevredeki arsa ve ev sahiplerine tekliflerde bulundu:  Evinizi, arsanızı Resulullah&#8217;ın mescidini genişletmek için satın almak istiyorum. Kimse malına değerinden aşağısını vereceğimi sanmasın. Herkes kıymetini söylesin, gönlünden geçirdiği fiyatı bildirsin. Resulullah&#8217;ın mescidine zorla alınmış arsa ilave etmeyi düşünmüyorum. Herkes arsa ve evinin değerini söyler, binalar, arsalar satın alınır, Resulullah&#8217;ın mescidi genişletilmeye müsait duruma gelir. Ancak bir pürüz var. Onu da halletmek gerekiyor.  Nedir o pürüz? Hazreti Abbas. Abbas, arsasını satmak istemiyor. Mescide de olsa vermeyi düşünmüyor. Halife bizzat meşgul olur, tekliflerini tekrar eder:  Ya Abbas, arsanın değerinden aşağısını vermeyi düşünmüyoruz. Resulullah&#8217;ın mescidine böyle zorla alınmış bir arsa ilave etmeyi de uygun bulmuyoruz. Şayet verilen fiyat az geliyorsa emsallerinden de fazla fiyat vereyim, arsanı ver de bu iş bitsin. Mescid-i Nebi ziyaretçileri içine alacak genişliğe ulaşmış olsun, ihtiyacı karşılayacak hale gelsin. Hayret! Abbas&#8217;tan beklenmeyen tavır:  Hayır, mülk benimse fazla fiyat verseniz de satmak istemiyorum. Zorla alacaksanız o başka! İçinden çıkılmaz bir durum söz konusu olunca Halife olayı mahkemeye intikal ettirir. Hakim meşhur hukukçu Übeyd bin Kab. Taraflar huzurdalar. Devletin iddiası:  Biz yönetim olarak Abbas&#8217;a değerinden fazla fiyat verdik, artık diretmemeli, arsasını vermeli ki, Resulullah&#8217;ın mescidi ihtiyacı karşılayacak şekilde genişleme imkanı bulsun. Abbas&#8217;ın cevabı:  Arsa benimse, mülküme ben sahipsem, değerinden fazla da verseler vermek istemiyorum. Ne para zoruyla, ne de mescide ilave etmek iddiasıyla mülkümü elimden kimse alamaz. Mahkemenin kararı:  İslam hukukunun gereği kimse başkasının mülküne ve arazisini isterse para zoruyla olsun, alamaz. Mescid için de olsa mal sahibini zorlayamaz. Abbas&#8217;ın mülkü Abbas&#8217;ta kalacak, hükümet istimlak için zorlamayacaktır. Mahkemenin tartışma götürmez bu kararı kesinleştikten sonra taraflar kalkıp gitmek üzere kapıya yönelmişken bir ses işitilir. Bu ses Abbas&#8217;tan başkasının sesi değildir. Bakın ne diyor Abbas:  Ya Übey, mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir değil mi?  Evet mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir. Kimse senin arsanı fazla fiyat vererek de olsa zorla alamaz.  Öyle ise der, şimdi beni dinleyin. Mahkemenize açıkça ifade ediyorum. Arsamı şu andan itibaren Resulullah&#8217;ın mescidine ilhak edilmek üzere hibe ediyorum. Hem de tek kuruş almadan, hiçbir maddi menfaat beklemeden. Hepiniz şahit olun, parayla alınamayan arsam, hiçbir karşılık verilmeden Resulullah&#8217;ın mescidine hibe edilmiştir ve mülk bu andan itibaren halifenin tasarrufuna girmiştir. Übeyd bin Kab&#8217;ın sorusu:  Ey Abbas, neden böyle bir tutumu tercih ettin? Önce aşırı fiyatla da olsa vermedin, şimdi ise parasız hibe ediyorsun? Abbas&#8217;ın kitaplık çapta cevabı tek cümleden ibaret:  İslam&#8217;ın insan haklarına gösterdiği saygıyı dünyaya duyurmak için! Halife Ömer gece  teftişlerinin birinde fakir bir adamın çocuğu olduğunu fark eder. Hemen hanımının yanına döner &#8220;Yoksul bir adamın yeni doğum yapmış hanımına neler lazım gelir, sen bilirsin&#8221; der, ihtiyaçları sırtına çuvalla alır ve  hanımı ile fakir adamın yardımına koşarlar. Çocuk doğar, Hz. Ömer&#8217;in hanımı dışarıya seslenir &#8220;Ey Mü&#8217;minlerin emiri çocuk sağlıklı, merak edecek bir şey yok&#8221; fakir adam  yanındaki kişinin halife olduğunu anlayınca ayağa kalkmak ister: &#8220;Hiç ayağa kalkmana gerek yok, Yöneticinin görevi ihtiyaç sahiplerini tespit edip yardımlarına koşmaktır. Ben görevimi yaptım, geç kalmışsam Allah beni af etsin.&#8221; buyurur. Ve ilave eder :&#8221;Yoksula görev, devletin görevidir.&#8221; Halife Ömer döneminde kıtlık olur. Eslem : &#8220;Kıtlık biraz daha devam etseydi yoksullardan önce Hz. Ömer ölebilirdi. Çünkü halktan çok  Ömer yokluğu yaşıyordu.&#8221; demektedir.  Kıtlık vaktidir. Hz. Ömer dolaşırken oldukça semirmiş bir deve görür, sahibini sorar. Oğlu Abdullah &#8220;benimdir.&#8221; deyince Hz. Ömer oğluna döner &#8220;bak oğlum, bu deve nasıl  semirdi sana anlatayım mı?&#8221; der ve anlatır: &#8220;Bu deve halifenin oğlunundur denip senin devene yedirdiler, otlu yerleri senin devene tahsis ettiler. Şimdi bu deveyi al, sat, anaparayı  ayır,  kârını hemen bana getir, hazineye yatırıp Beytü&#8217;l-Mal&#8217;e (Devletin hazinesine) devredelim. Çünkü halife unvanı devletindir. Devletin  unvanı ile kazanılan para da devlete aittir. Aksi halde nüfuz ticareti yapmış olur, helal malımıza haram karıştırmaktan kurtulamayız.&#8221; buyururlar. Yine bir gün Hz. Ömer hastalanır. &#8220;Beytü&#8217;l-Mal&#8217;dan (Hazineden) bal alıp verelim.&#8221; denir. Halife  itiraz eder: &#8220;Hazine ortak maldır, izinsiz almak caiz olmaz.&#8221; der. Mısır valisi Amr b. As&#8217;ın oğlu kendini yarışmada geçen bir Kıpti&#8217;nin yüzüne kırbaçla vurur. Adam yola çıkar, halife Ömer&#8217;i bulur ve durumu anlatır. Valinin oğlu çağırılır ve aynı ceza adam tarafından ona da uygulanır. (Profesör Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 46) Übey b. Kaab, Halife Ömer ile mahkemelik olur. Mahkeme kadısı Zeyd b. Sabit, halifeyi görünce ayağa kalkmak ister, Halife  şöyle   buyurur. &#8220;Adalet  hiç kimse için ayağa kalkmaz. Ama herkes  adalete ayağa kalkmalıdır.&#8221; Halife ve halktan biri yan yana   muhakeme olurlar.  Suriye Gassan kabile reisi Cebele&#8217;nin  ayağına tavaf esnasında bir köylü yanlışlıkla basar. Cebele bir tokat atar, adam Hz. Ömer&#8217;e şikâyet eder. Hz. Ömer: &#8220;Cebele&#8217;nin büyük, Köylünün tokat yiyecek kadar küçük olduğu ne ile belli? Üstünlük takvadadır.&#8221; buyurur. Sonuçta tokatla yere yıkılan köylü, kendisini yere yıkan kabile reisine aynı kuvvette bir tokatla mukabele eder.  Halife Ömer  Mısır&#8217;a tayin ettiği vali hakkında şikayetler alınca onu geri çağırır. Vali   Bin Ganem  oldukça şişmanlamıştır. Hz. Ömer ona bir sopa verir ve: &#8220;Bu  sopayı al, sana lazım olacak bundan sonra hazinenin  koyunlarını otlatacaksın, sana memurluk değil, çobanlık yakışır&#8221; der ve ekler: &#8220;Senden süt isteyene bedava vereceksin , ama Ömer&#8217;in aile efradına  vermeyeceksin.&#8221; Bir devlet memuru halktan birini haksız yere döver. Hz. Ömer&#8217;e durum intikal edince, &#8220;Sende onu vurduğu kadar kırbaçla&#8221; buyurur. Amr b. As &#8220;Memurun itibarı sarsılır.&#8221; deyince, Hz. Ömer:&#8221; Ben zalimi şu, bu nedenlerle koruyup, mazlumu  uğradığı zulüm ile baş başa bırakamam, kim zulmetmiş ise karşılığını görmeli ki tekrarına cesaret edemesin.&#8221; buyururlar. Halife Ömer, Abdurrahman b. Avf&#8217;dan ödünç para ister.  Abdurrahman b. Avf   şaşırır ve sorar: &#8220;Hazine elinin altında.&#8221; deyince Hz. Ömer &#8220;Hazine milletin ortak malıdır, ödüncü  ödeyemeden ölürsem bütün bir milletle helalleşmek  zorunda kalırım. Ama senden alırsam ve ödeyemeden ölürsem sadece seninle helalleşmek zorunda kalırım, bu ise göze alınabilecek bir helalleşme olur.&#8221; buyururlar.  (Hz. Ömer&#8217;in oğlu) Abdullah b. Ömer, İslâm devleti bünyesinde meydana gelen anlaşmazlıklarla ortaya çıkan ve birbirleriyle mücadele eden gruplara karışmadı, tarafsız kaldı ve devlet kadrolarında vazife almadı. Zira oğlunu hilâfete aday göstermesini tavsiye eden sahâbelere Hz. Ömer: &#8220;Bir evden bir kurban yeter&#8221; demişti. Hz. Ömer: &#8220;Bir evden bir kurban yeter&#8221; demişti. Babasından sonra başa geçecek halifeyi seçmeye görevli olan şura&#8217;ya sadece müşavir olarak katıldı. Hz. Ömer oğluna şura&#8217;ya katılmasını ancak aday olmamasını tavsiye etmişti. (Ahmed Şahin, Yaşanmış Örnekleriyle Aradığımız İslam, s. 35,  42, 49, 52, 55, 56, 61, 119; İbnü&#8217;l-Esîr, el-Kâmilfi&#8217;t-Tarih, 111, 65 vd.) Mısır valisi Amr b. As&#8217;ın oğlu kendini yarışmada geçen bir Kıpti&#8217;nin yüzüne kırbaçla vurur. Adam yola çıkar, halife Ömer&#8217;i bulur ve durumu anlatır. Valinin oğlu çağırılır ve aynı ceza adam tarafından ona da uygulanır. (Profesör Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 46) “Hz Ömer halifeliği döneminde Zeyd&#8217;in oğlu Usame&#8217;ye kendi oğlundan daha fazla maaş bağlar. Oğlu “neden böyle yaptığını” sorunca, Hz Ömer oğluna: “Üsame Resulullah&#8217;a senden ve babası Zeyd’de senin babandan daha sevgilidir.” diye cevap verir. (Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Ḫarâc, s. 46; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe fi Ma’rifeti’s-Sahâbe, s. 76) Hamd, böyle insanlar yaratan yüce Allah&#8217;a, salat ve selam bu insanlara hidayet öğreten Hz. Muhammed&#8217;dedir.” (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 68)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Ali akşama kadar hurma ağaçlarından hurma toplar. Akşama doğru devenin üstünde hurma, ipi elinde hizmetçisi Kamber ve Hz. Ali eve doğru yollanırlar. Yolları üzerinde bir fakir el açar  ve  &#8220;Allah rızası için &#8221; diye  yardım ister. Hz. Ali Kamber&#8217;e döner: &#8220;Ne istiyor&#8221;, diye sorar. Kamber cevap verir &#8221; Hurma&#8221;  Hz. Ali &#8220;Ver öyleyse&#8221; buyurur. Kamber &#8220;Hurma çuvalda&#8221; der. Hz. Ali “Çuvalla ver &#8221; buyurur. Kamber &#8220;Çuval devede &#8221; deyince, Hz. Ali &#8221; Deveyle ver &#8221; buyururlar. Kamber devam diyor &#8221; Devenin ipi elimde demekten korktum! Yoksa beni de deveyle birlikte yoksula vermekte  tereddüt etmeyebilirdi.&#8221; (A. Başak Sezgin, Gencin Yol Rehberi-1, s. 60; Mevlana Şibli; Sadr-ı İslam, Veysel Akkaya, Güneşin Secdesi; Yaşar Değirmenci, Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed zamanında 22 yıl Türkler arasında esir yaşayan ve sonradan Almanya&#8217;ya dönerek hatıralarını bastıran Georg von Mühlenbach, Osmanlı ordusunu daimi surette muzaffer kılan ve devletin muntazam bir şekilde büyümesini sağlayan manevî-ahlakî dinamikleri şöyle tahlil etmiştir: “Halk, ordularının geçişi sırasında en ufak bir endişe hissetmez. Ordu, geçtiği yerde her şeyi peşin para ile satın alır; hanlarda geceleyen asker, parasını öder. Türk ordugâhına, kızlarına tecavüz edildiği için şikâyete gelen anneler görmek mümkün değildir. Malının asker tarafından yağma edildiğini, hoş olmayan herhangi bir muameleye muhatap olduğunu söyleyerek şikâyete gelen de yoktur. Zira böyle şeyler olmaz. Bu anlayış, Türk ordusunu muzaffer kılmış ve devletini muntazam şekilde büyütmüştür.” </span>(Cavid Kasımlı, Kardelen Dergisi, sayı: 57, Eylül, 2007)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yavuz Sultan Selim, Haziran 1516’da orduya Mısır seferi için hareket emri verdi. Ordu, Gebze yakınlarında bağlık-bahçelik bir arazide mola verdi. Etrafta üzüm bağları ve elma bahçeleri vardı. Askerlerini kontrol etmek amacıyla padişah yeniçeri ağasını yanına çağırdı:  Bütün askerlerin heybeleri aransın. Heybesinde çalıntı bir meyve veya nesne çıkan askeri bana getirin! Yeniçeri ağası, saatler boyunca askerlerin heybesini arattı. Ancak hiçbir askerin heybesinde meyveye veya çalıntı bir şeye rastlanmadı. Durum, Yavuz Sultan’a bildirildiğinde,  padişahın sevincine diyecek yoktu. Çok rahatladı, askerleriyle gurur duydu ve Allah’a şöyle şükretti: &#8220;Allah’ım sana sonsuz şükürler olsun! Bana haram yemeyen bir ordu verdin. Eğer askerim içinde tek bir kişi dâhi, sahibinden izinsiz bir meyve koparıp yeseydi ve ben bunu haber alsaydım, Mısır seferinden vazgeçerdim! Çünkü haram yiyen bir orduyla hiçbir yer fethedilemez!&#8221; (İbrahim Refik, Efsane Soluklar, s. 36; https://dtarihi.com/yavuz-sultan-selim-ve-ordusunun-harama-el-uzatmamasi; İsmail Çolak, Destanlaşan Zaferler, s. 22; Yeni Bir Çağ Açılıyor, s. 92) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">A. de la Motraye isimli gezginin &#8220;Voyages en Europe, Asie et Afrique&#8221; adlı kitabının 1727 yılında yayınlanan La Haye baskısının birinci cildinin 258. sayfasından: &#8220;Hırsızlara gelince, bunlar İstanbul&#8217;da son derece nadirdir. Ben Türkiye&#8217;de on dört sene kaldığım halde bu müddet zarfında hiçbir hırsızın orada ceza gördüğünü işitmedim. Türkiye&#8217;de yankesiciliğin ne olduğu mâlum değildir, onun için ceplerin el çabukluğundan korkusu yoktur.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Türk ve İslam düşmanı Sir James Porter: &#8220;Türkiye’de yol kesme vakalarıyla ev soygunculukları hatta dolandırıcılık ve yankesicilik olayları adeta meçhul gibidir. Savaş halinde olsun, barış halinde olsun, yollar da evler kadar güvenlidir. Kesindir ki, İstanbul’da Türkler tarafından işlenmiş yankesicilik, dolandırıcılık ve soygunculuk vakaları son derece azdır. İnsan bu şehirde Bulgarlardan sakınmalıdır, çünkü onların ekserisi hilekár ve dolandırıcıdır.&#8221;; Fransız generallerinden Comte de Bonneval: &#8220;Haksızlık, tefecilik, tekelcilik ve hırsızlık gibi suçlar Türkler arasında neredeyse hiç bilinmeyen suçlardır. Sözün özü, ister vicdani bir inançtan, ister ceza korkusundan ileri gelmiş olsun, o kadar dürüstlük gösterirler ki insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır.&#8221;; L.Castellan’ın 1811’de çıkan &#8220;Yunanistan, Çanakkale ve İstanbul Üzerine Mektuplar&#8221; kitabından: &#8220;İstanbul’da gündüz olduğu gibi geceleyin de insan hiçbir saldırıya uğrama korkusu olmadan dolaşabilir. Zaten ahali bilhassa evlerde hırsızlık vakaları olmamasına büyük bir dikkatle özen gösterir: Çünkü öyle bir hadise görülen sokağın bütün sakinleri çalınan malı ödemekle yükümlüdür.&#8221;  A. Brayer adında İstanbul’da 9 yıl geçiren bir doktorun anlattıkları: &#8220;Yankesicilik, dolandırıcılık, anahtar uydurma, kırıcılıkla çalma, pencereden girme vesair suretlerle yapılan hırsızlıklara gelince, işte o vakalar son derece seyrektir.&#8221; Kaynak: İsmail Hami Danişmend, Türkler” (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 14 Eylül 2007)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türk ve İslam düşmanı Guer isimli avukatın 1747 yılında Paris&#8217;te yayınlanan &#8220;Moeurs et usages des Turcs&#8221; adlı kitabının ikinci cildinin 188. sayfasından: &#8220;Gerek İstanbul&#8217;da, gerek Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun bütün şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş hiçbir tereddüde imkan bırakmayacak surette ispat etmektedir ki, Türkler hiçbir zaman görülmemiş derecede medenîdirler ve o kadar uzun zaman haklı olarak itham edilmelerine rağmen bugün barbarlıkla artık hemen hemen hiç alakaları kalmamıştır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Par A. Ubicini: &#8220;İstanbul’da dükkâncı herkesçe mâlum namaz saatlerinde dükkânını açık bırakıp gittiği ve geceleri evlerin kapıları alelâde bir mandalla kapatıldığı halde senede yalnız dört hırsızlık vakası bile olmaz. İnanılmaz şey! Barbarlar diyarında ve muazzam bir şehrin o muazzam batakhanesinde ne cinayet, ne cebir, ne de şiddet oluyor, herkesin hukuku eşitlik esasına göre temin ediliyor, bütün bedbahtlar emin bir sığınak buluyor ve büyük küçük, Müslüman Hıristiyan hep aynı adalete tabî tutuluyordu.&#8221; (Ubicini, La Turquie, Paris 1955, s. 330, 437)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ignatius  Mouradgea d&#8217;Ohsson&#8217;un 1791 yılında yayınlanan &#8220;Tableau Général de l&#8217;Empire ottoman&#8221; isimli kitabının dördüncü cildinin birinci kısmının 263-264. sayfalarından: &#8220;Osmanlı Türkleri, toplum ve fert olarak ahlâklarının ciddiyetini şeriatın iffet ve hâyâ hükümlerine borçludurlar. Ahlakî ve dînî bir hukuk sisteminin zorunlu bir sonucu olan bu durumun, barbarlık örf ve adetlerinden, milletin göçebeliğinden ve kocaların kıskançlığından kaynaklandığını ileri sürmek haksızlıktır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dr. A. Brayer&#8217;nin 1836 yılında yayınlanan &#8220;Neuf années a Constantinopla&#8221; adlı eserinin birinci cildinin 286. sayfasından: &#8220;Halkın ve bilhassa fakir tabakanın en zarurî ihtiyaç maddeleri üzerine en ehemmiyetsiz bir verginin bile konulmasını yasaklayan, o gibi maddeleri en ucuz fiyatla sattırmayı en şerefli vazife bilen, tartılarla ölçüleri en sıkı kontrole tabii tutturan ve ıslah kabul etmez istifçi ve vurgunculara ölüm cezası verdiren ruh…&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meşhur İtalyan edebiyatçı Edmondo de Amicis&#8217;in &#8220;Constantinople&#8221; adıyla Fransızca&#8217;ya çevrilen eserinin 1883 Paris baskısının 425-426. sayfalarından: &#8220;Şu noktada hemen bütün Dünya aynı kanaattedir. Yeni Türk, eski Türk&#8217;ün değerinde değildir. Bizim kumaşlarımızı, her türlü refah vasıtalarımızı, ayıplarımızla kötülüklerimizi, mânâsızlıklarımızı benimsemiştir, fakat anlayışımız ile fikirlerimizi henüz kabul etmediği için bu yarım yamalak başkalaşma ve dönüşüm esnasında kendisindeki eski Osmanlı Türk karakterinin bütün iyi taraflarını da kaybetmiştir. Eski Türk&#8217;ün, &#8220;Batı medeniyetinin türettikleri&#8221; olarak görüp değer vermediği bu gençler, gerçekten de tembel, kabiliyetsiz, imansız, para düşkünü, Avrupa taklitçisi, her türlü millî geleneğin düşmanı ve uşak ruhlu sürü sürü memurlardan ve atalarının pabuçları olamayacak kadar küstah, hâyâsız, ahlâksız bir nevî &#8220;şık gençlik&#8221; güruhundan ibarettir.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Downey şöyle der: &#8220;Birçok Hristiyan, adaleti ağır ve kararsız olan Hristiyan ilkelerindeki yurtlarını bırakarak Osmanlı ülkesine gelip sığınıyordu.&#8221; (Fairfax Downey, Kanuni Sultan Süleyman, s. 37)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">IV. Şarl’ın yakın doğuya gönderdiği temsilcisi Bertrandan de la Brogiere, 1433 de Edirne’de bizzat II. Murad’ı görmüştür, onun adaletine hayran kalan seyyah, “Eğer isterse bütün yakın doğu Hıristiyanlık âlemini ortadan kaldırır!” der. Bu nedenle de Fatih 1463 de Bosnaya girince Bogomiller, krallarını terk edip Türklerin safına geçmişlerdir. XV. Yüzyıl sonlarında İspanyadaki Müslüman ve Yahudiler, kitle halinde Osmanlı ülkesine sığınarak, iskan edilmişlerdir. Rus kilisesinin zulmüne dayanamayan Kazaklar da din hürriyetini Osmanlı idaresinde bulmuşlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sultan Abdulhamid Han’la ilgili bir hatırasını Mabeyn Başkatibi Es’ad bey şöyle anlatır: “Bir gece yarısı çok mühim bir haberin imzası için sultanın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım. Yine açılmadı. ‘Acaba sultana emr-i hak mı vaki oldu?’ diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım açıldı. Sultan elinde havluyla yüzünü kuruluyordu. Tebessüm ederek; ‘bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Daha ilk kapıyı vuruşunuzda uyandım. Abdest aldım. Onun için geciktim. Kusura bakma. Ben bu kadar zamandır, bu milletin hiç bir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayayım!’ dedi. (Tahsin Yıldırım, Osmanlı Padişahlarının Manevi Dünyası, s. 344) Ortaçağ Fransa&#8217;sında saraylarda bile umumi helanın bulunmadığı dönemde, İstanbul&#8217;da 1400’ün üzerinde umumi hela vardı. Osmanlı devletinin payitaht merkezi İstanbul&#8217;da Kanuni döneminde 46 yıl boyunca, yılda ortalama sadece 1 cinayet vak’ası kaydedilmiştir. Akıl hastaların Bimarhanelerde son derece şefkatle davranılırdı. Onlar ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musikiyle tedavi edilirdi. Aynı dönemlerde Avrupa’daysa akıl hastaları, ruhuna şeytan girdi diye diri diri yakılırdı. Amerika musikiyle tedaviyi ancak 1956 yılında uygulayabilmiştir. (Eğitim Bilim Dergisi, Eylül 1999, Sayı: 12) Osmanlı, büyük bir edep ve hürmet ile “muhterem acizler” diye tâbir ettikleri akıl hastalarını, av etiyle beslemek ve musiki ile tedavi etmek gibi hâlâ kâbına varılamamış bir merhamet, muhabbet ve medeniyet seviyesine ulaşmışlardır. (Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı; Medeniyetimizin Fazilet Zirvelerinden Vakıf İnfak Hizmet,  s. 3)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslüman  günlerce dolaşıp yıllık zekâtını verebileceği fakir birini arayıp bulamayıp bunun üzerine zekâtının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu&#8217;ndaki bir ağaca asıp, üzerine de: &#8220;Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al&#8221; diye yazmıştır ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kalmıştır. (Altınoluk Dergisi, Şubat/1994, sayı: 96, s. 7)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Osmanlı toplumsal yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterroht&#8217;a: &#8220;Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı&#8217;ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?&#8221; diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht: &#8220;Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin&#8217;in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır&#8221; diye cevap verir. (Niyazi, Mehmed, Tarihe Saygı, 14 Temmuz 1992)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyada ilk toplu sözleşmenin Osmanlı Devleti tarafından gerçekleştirilmiştir. Kütahya Vahid Paşa kütüphanesinde bulunan şeriye Mahkemesi sicilinin 57&#8217;ci sayfasında kayıtlı belgeye göre, yeryüzündeki bu ilk sözleşme Kadı Ahmed Efendinin tasdiki ile 24 işyeri ile işçileri arasında imzalanmıştır. Bu sözleşmeye göre, &#8220;Kalfaların, yardımcıların, ustaların ve vasıfsız işçilerin yevmiyeleri&#8221;nin tesbit edilip, her gün belli sayıdaki fincan imali karşılığı alacakları ücretlerin tesbit edildiğini&#8221; açıkça belirtilir. (Necdet Sevinç, Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı, s 164)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonradan II. Sylvestre olarak papalık tahtına oturan Gerbert&#8217; in 9. asır İspanya&#8217;sında Arap uleması nezdinde üç yıl tahsil gördü. Dönemin Avrupalı rahiplerinin yazmış oldukları eserlerini Kurtuba halifesine ithaf etmişlerdir. Almanya, Fransa ve İtalya&#8217;daki rahip adaylarının, ilim öğrenmek için İspanyadaki Müslüman okullarına akın akın koşarlardı. (Fernand Grenard, Asya&#8217;nın Yükselişi ve Düşüşü, s. 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bugünkü belediye başkanı karşılığı olarak, Osmanlı Devleti&#8217;nde de &#8220;İhtisab Ağası&#8221; bulunmakta idi ve bu zatın bizzat çarşıları teftişe çıkıp en ufak bir uygunsuzluğa göz açtırmazdı. Osmanlı&#8217;nın son dönem ihtisab ağalarından biri olan Hüseyin Bey&#8217;in, Edirnekapı civarında çıktığı teftişlerden birinde üzeri ağır yüklü vaziyette, bağlanmış bir merkebi görmesi üzerine, sahibini arattırıp onu bir kahvehanede kahve içerken bulduğunu ve hayvanı yüklü olarak bırakıp eziyet verdiğinden dolayı, çuvalları hayvandan indirtip adamın sırtına yükleterek bir müddet bekletmiştir. (A. Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul, s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Croce&#8217;nin, doğuyu Hıristiyanlaştırmak gayesi ile 13. yüzyılın ikinci yarısında çıktığı seferde İslam âlemini dolaşmış ve Türk topraklarında gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp: &#8220;Müslümanlar vakıf kurmada çok cömerttirler. Hatta hayır işlemek için Hıristiyan esirlerin de özgürlüklerini satın alırlar. Ve sevaplarını ölmüş ana ve babalarının ruhlarına bağışlarlar. Müslümanlar, köpeklerin doyurulması için bile mal varlıklarından pay ayırırlar. Türkiye&#8217;nin ve İran&#8217;ın birçok kentinde köpeklerin doyurulmasını vasiyet etmiş olanların, vasiyetlerinde köpeklere ayırdıkları payın gayesine uygun kullanılmasını sağlayan köpek bakıcıları vardır&#8221; diye yazar. (Onur Bilge Kula, Alman Kültüründe Türk İmgesi, s. 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hıristiyan Avrupa&#8217;nın akıldışı yönetimi karşısında arayış içine giren batılı filozofların &#8220;Yaşayanlara kusursuz bir düzen içinde var olma imkânı sağladığını kabul edilen ideal ülke ütopya&#8221; arayışı içine girdikleri ve bu filozoflardan biri olan Tommaso Campanella&#8217;nın, 1602&#8217;de bu gaye ile La Citta del sole (Güneş Ülkesi) eserini yazdığı ve bu eserinin hayata uygulanabilirliğini ispat sadedinde: &#8220;Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin mevcudiyeti hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin olacağını zannettiriyor bana. Mademki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir Güneş Ülke niçin vücut bulmasın!&#8221; diye yazmıştır.  (Aynur Mısıroğlu, Kuva-ı Milliye&#8217;nin Kadın Kahramanları, s. 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarihçi Osmanzade Taib’in “Hadikatüs-Salatin” isimli eserine göre, Bursa Kadısı Mevlana Şemsüddin Fenari (Molla Fenari) Padişah’ın şahitliğini şu cümle ile reddetti: “Namazlarını cemaatle kılmadığın söylendiğinden şahitliğini kabul etmiyorum.” Fetih sonrasının ilk Ramazanında, Padişah, hocalarıyla üst düzey yöneticileri iftara çağırmıştı. Onlara o denli saygı duyuyordu ki, Bizans sarayından (Vlakerna-Vlaherna Sarayı) eline geçen altın sahanları, tasları, kaşıkları sofraya koydurmuştu. İftar okundu. Herkes sofraya oturdu. En yaşlıları Molla Gürani idi ve geleneklere göre önce onun yemeğe başlaması gerekiyordu. Fakat Hoca kaşlarını çatmış kıpırtısız oturuyor, elindeki tespihten sanki “lahavle” çekiyordu. Bir zaman beklediler. Açlıktan midesi kazınan genç Padişah’ın sonunda sabrı taştı: “Efendi Hazretleri, soframızda haram lokma bulunmaz, buyurunuz, taam edelim (yiyelim).” Molla Gürani hışımla Padişah’a döndü: “Ümmete haram olan Mehmed’e helal mi?” diye bağırdı, “Sen kime özeniyorsun? Peygamber’ine özeniyorsan, bil ki, onun sofrasında altın taslar yoktu; Bizans İmparatoru’na özeniyorsan, bil ki, Bizans’ı bu gösteriş, gurur ve debdebe batırdı.” Fatih kıpkırmızı oldu. Özür dileyip sofradaki altın kapların kaldırılmasını emretti. Ancak ondan sonra Molla Gürani, Molla Hüsrev, Molla Zeyrek, Molla Hayrüddin, Molla Ayas, Molla Siracüddin, İbni Temcid, Molla Abdülkadir Hamidi, Lala Zağanos Paşa ve Ak Şemsüddin huzur içinde iftar ettiler. (Yavuz Bahadıroğlu, Vakit, 18.08.2009)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Aşağıdaki resim bin bir gece masallarından alıntı değil, insanlık tarihinde bizzat yaşanmış bir adalet-huzur ikliminin zirve pratiğinin delillerindendir. Fatih zamanında İstanbul&#8217;da zenginlerin riyakârlık yapmadan gizlice para (zekat, sadaka, fitre, fıtır) bıraktıkları, fakirlerinde isteme utancından uzak, ihtiyaçları kadar para aldıkları sadaka kuyularının günümüze kalanlarından birkaç tanesinin fotoğrafları.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sadakaların  meydandaki  bir çukurda toplanıp ihtiyacı olan kişilerin rencide olmadan geceleyin  ihtiyacı kadarını alıp geri kalanı bıraktıkları sadaka taşları bir buçuk- iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu. İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul&#8217;unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı. Osmanlı döneminde İstanbul&#8217;daki 160 sadaka taşından günümüze ulaşanların sayısı 35. (Murat Bardakçı, Hürriyet, <strong> </strong>27 Kasım 2000; Fehmi Demirbağ, Aşk Olsun, s. 251)</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html/sadaka-taslari_1" rel="attachment wp-att-2969"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2969" title="sadaka-taslari_1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sadaka-taslari_1.jpg" alt="" width="369" height="278" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;" align="justify"><span style="font-family: 'Times New Roman'; color: #000000;"> Osmanlı&#8217;daki kuş köşkleri de, Osmanlı Medeniyeti&#8217;nin incelikler medeniyeti olarak adlandırılmasının haklı göstergesidir:</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="justify"><span style="color: #000000;">                      <img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2968" title="kusyuva1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kusyuva1.jpg" alt="" width="572" height="162" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Osmanlı&#8217;daki kuş köşkleri de, Osmanlı Medeniyeti&#8217;nin en zarif mimari örneklerini ve  medeniyetinin ruhunu gözler önüne sermektedir.          </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Başta İstanbul&#8217;da saka, serçe, kırlangıç gibi korunmaya muhtaç kuşlar için yapılan bu barınaklar, Doğu Beyazıt, Tokat, Amasya, Kayseri, Niğde, Antakya, İzmir, Bolu, Bursa, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Filibe, Tirnova&#8217;da da bulunuyorlar. Atalarımız sadece kuş evleri, kuş sarayları yapmakla kalmamış, leylek, kurt gibi evcil olmayan diğer hayvanlar için de vakıflar, hastaneler kurmuşlardır. Öyle ki soğuk kış günlerinde kurtların aç kalmamaları için kar, tipi demeden ıssız dağ başlarında et dağıtmışlar. Atamız Osmanlı; uçuş rotalarında yaralanıp düşmeleri halinde onların tedavisini yaparak sürüsüne yetiştirmek üzere çalışmalar yapan Göçmen Kuşlar Vakfı, kışın kar ve buzdan yerlerde yiyecek bulamayan kuşların ölmemesi için buz ve kar üzerine yiyecek bırakan Darı Vakfı gibi özel vakıflarda kurmuşlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir. Bir cami inşasında kullanılacak iki mermer sütunu ‘Sinan Atik’ isimli Rum mimara teslim eder. Mimar, sütunları 3&#8217;er arşın kesip kısaltır. Fatih de buna sinirlenerek mimarın elini kestirir. Mimar, padişah aleyhine dava açar. Üsküdar kadısı Hızır Bey yargılama sonunda padişah suçlu bulur, kısas kararı verilir. Padişahın elinin de aynen Rum mimar gibi kesilmesine karar verir. Rum mimar adalet sisteminden etkilenir, hakkından feragat eder, bunun üzerine Fatih, tazminat cezasına çarptırılır. Karardan sonra fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; &#8220;Eğer sen Allah&#8217;ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla başını paramparça ederdim.&#8221; der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: &#8220;Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim. (Fahri Sarrafoglu, Yeni Söz, 22.5.2018; Av. Cengiz Gülaç, Türkiye, 13.09.2020) Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde aktarılan olayın kanıtı hala İstanbul&#8217;dadır: Sokağın bugünkü adı da tarihi kayıtlardakiyle aynıdır; Eski Mahkeme Sokak.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hayal değil gerçekten yaşanmıştır: Avrupalı bir gezgin para kesesini limanda düşürüp bazı paralarının da denize düştüğü anda halkın paraları toplamaya başladığını hatta denize daldığını görünce  &#8220;paralarım çalınıyor!&#8221; diye telaşlanırken, denize dalanlar dâhil herkesin düşen paraları toplayıp kendisine getirdiğini, paralarının tamam olduğunu, denizde bile kaybolunmasına izin verilmeden kendisine teslim edildiğine  şahit olduğu bir toplumdur; Osmanlı toplumu: “Mösyö A. Obisinyi tarafında 1855 yılında yazılan bugünkü Türkiye adlı eserden: Alışverişte Türk para indirmez. Yahudi ve Hıristiyanlar bambaşkadır. Bir kural olarak Ermeni’nin istediği paranın yarısını, ruma üçte birini, Yahudi’ye dörtte birini veriniz fakat Müslüman’la alış veriş ettiniz mi, istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz. Türk verdiği söze asla karşı gelmediğinden başkalarının da sözüne inanır. Müezzin ezan okudu mu dükkân sahibi mağazasını açık bırakarak ve genel güvenliğe dayanarak komşu camiye gider. İstanbul gibi büyük bir başkentte bütün yıl ancak üç dört hırsızlığın olduğu bile duyulmaz. Bir İngiliz gezginci Daily News gazetesine son günlerde şu sözleri yazmıştır: Bir araba kiralamıştık. Geceleyin Türke araba yanında bir adamın bırakılmasını ve eşyaları korumasını hatırlattım. Cevap olarak, ‘Ne gerek var efendim, eşyalarınız burada haftalarca dursa kimse ona el sürmez’ dedi. Ertesi gün her şey yerli yerinde idi. Düşünsenize bütün gece buradan Türk askerleri geçiyor. Bunu Londra’nın büyük minberinden Hıristiyanlara söyleseniz, sizin rüya gördüğünüzü sanırlar. Bir defa bir tüccarın kesesi patlar, içindeki paralar dağılır. Kimi denize düşer. Halk denize de atlamak dâhil parayı toplar, bir hamalda keseyi sırtlar evine götürür. Evde para sayılır tastamamdır. Türkler için dinini değiştirtme için işkenceli hareketlerde bulunmak gibi suçlamalar gerçeğe aykırıdır. Türkiye’de hiçbir zaman din yüzünden sıkıştırmalar olmamış, belki Türkiye, Hıristiyan taassubunun kurbanlarına sığınak olmuştur. Hâlbuki bugüne kadar Atina’da Miladi İsa yortusunda, Yahudiler sokakta gezmeye cesaret edemezlerdi. Türkiye’de camiler, kilise ve başka tapınaklara saldırmaz. İzmir ve İstanbul’da Katolikler, Paris ve Liyon’dakinden daha serbesttir… Buna karşılık Türkiye’de ‘Hıristiyan köpeklerin’ her gün işkenceye uğradıklarından ya da her gün kadınların çuvallara konularak konaklardan denize atıldıklarına inanmayan kaç kişi vardır? İyilikseverlik din ve inanç ayırımı gözetilmeden herkese yapılan bir şeydir. Özetle kelimenin gerçek anlamı ile bugüne kadar barbar dediğimiz ve böylece saydığımız Türkler kadar insanlığı seven bir ulus görmedim.” (Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı Kerim, s. 83-88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız şâiri Lamartine de, seyahatnâmesinde İstanbul’dan ayrılırken Eyüp Sultan’da bir kahvenin önünden hareket edişini şöyle anlatır: &#8220;Yola çıkışımızı seyretmek için halk etrafımıza toplanmıştı; fakat hiçbir hakârete uğramadığımız gibi eşyâmızdan da hiçbir şey zâyî olmadı. Osmanlı’da doğruluk, sokaklarda dahî bir fazîlet hâlindeydi. Kahvenin önündeki ağaçların altında oturanlar ve yoldan gelip geçen çocuklar, at ve arabalarımıza eşyâlarımızı yüklerken bize yardım ettiler. Yere düşen öteberilerimizi ve unuttuğumuz şeyleri toplayıp kendi elleriyle bize getirdiler.&#8221; A. L. Castellan’ın Osmanlı’daki eşsiz namusa dâir anlattığı şu hâdise, çok ibretlidir: &#8220;Dostlarımdan biri anlattı: İçinde bin kuruş bulunan bir torba ile İstanbul’dan Beyoğlu’na dönüyordum. Tophane iskelesi’ne çıkarken torbam yırtıldı. İçindeki bütün paralar da dökülüp rıhtımın üstüne dağıldı, bazıları da denize yuvarlandı. Ben «eyvah» bile diyemeden hemen oradaki halk, paraların üstüne üşüştü. Herkes bulabildiği kadar topluyordu. Ben şaşkınlıktan donmuş bir vaziyette ne yapacağımı bilemiyor, sadece bu hareketleri büyük bir endişe içinde takip ediyordum. Ne göreyim! Herkes, topladığı paraları deniz kenarında kalan torbama koyuyordu. Bunun üzerine içim biraz ferahladı. Hattâ kayıkçılar da, suya dalıp, denizin dibine gitmiş olan kuruşları çıkarmışlardı. Bütün bunlara karşı cömertlik göstermek istedimse de vazîfelerini yapmış olduklarından bahsederek her biri bir tarafa çekildi. Zaten o kadar kalabalıktılar ki, hepsine bahşiş yetişmezdi. Toplanan bütün paralar torbaya konduktan sonra bir hamal da onu yüklenip doğru evime kadar götürdü. Eve girdikten sonra büyük bir merak içinde paramı hemen saymaya başladım. Birçok ziyâna uğramış olduğumu zannediyordum ki, bin kuruşumun da tam olarak torbada olduğunu görünce hayretler içinde kaldım. Gözlerime inanamadım; bir daha saydım. Evet, tek bir kuruşum bile eksik değildi.&#8221; (Kardelen Dergisi, Sayı: 53 &#8211; Ekim / Aralık 2006; Eren Sarı, Çocuklara Şeyh Edebali: İlim bil, irfan bil, söz bil, s 11-13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ve yıl 2022! Zeytinburnu&#8217;nda kuryenin düşürdüğü 150 bin euro yola saçılır; 85 bin euro kayıptır! Olayı anlatan Ünal Coşkun, &#8220;Montum rüzgarla açılınca paralar yola saçıldı. Trafik durunca birçok kişi paraları topladı. Getirenler de oldu getirmeyenler de oldu. Suç duyurusunda bulundum.&#8221; Dedi. (Hürriyet,16.12.2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın Şam’a kurduğu bir vakfın şartnamesi; &#8220;Hizmetkârların kırdığı veya ziyan verdiği eşyâları, onların haysiyet ve şahsiyetleri rencide olmasın diye tazmin etmektir.&#8221; Nakîbü&#8217;l-Eşrâf Es&#8217;ad Efendi&#8217;nin vakfiyesinden: &#8220;Kıymetli ve hayırsever devlet adamlarının geçmediği ve geçmeyeceği sokaklara ve iskelelere yerleşmiş olan son derece yaşlı ve fakir kimselere veya bir hastalık sebebiyle iş yapmaya kudreti olmayan âcizlere odun, kömür ve diğer ihtiyaç maddeleri tedârik edile! Kimsesiz ve yoksul kız çocuklarından evlenme çağına gelenlerin de çeyizleri alına!&#8221; Fâtih Sultan Mehmet Hân, İstanbul’un fethinden sonra yaptırdığı bir imârethânenin vakfiyesine şu satırları yazdırmıştır: “İnşâ ettirdiğim imârethânemde İstanbul fukarâsı yemek yiyeler! İstanbul fethinin şehit âilelerine ve yetimlerine ise; hava karardıktan sonra, kapalı kaplarda, komşularının dikkatini celb etmeden, onların izzet ve haysiyetleri korunarak yemek ikrâm edile!” Evliyâ Çelebi&#8217;nin Sokullu Mehmet Paşa vakfiyesindeki misafirhane ile alâkalı vermiş olduğu bilgiye bakalım: &#8220;Eğer gece yarısı taşradan misafir gelirse kapıyı açıp içeri alalar. Hazırda bulunandan yemek ikram edeler. Fakat cihan yıkılsa geceleyin içerden dışarıya bir kimse bırakmayalar. Sabahleyin ayrılma vakti geldiğinde de hancılar tellâllar gibi: &#8220;Ey ümmet-i Muhammed! Malınız, canınız, atınız ve elbiseleriniz tamam mıdır, bir ihtiyacınız var mıdır?&#8221; diye nidâda bulunalar. Misâfirler hep birden: &#8220;Tamamdır. Allah Teala, hayır sahibine rahmet eyleye!&#8221; dediklerinde, kapıcılar şafak vaktinde kapıların iki kanadını açarak:&#8221; Gafil gitmeyin! Dikkat edin, tanımadığınız kimseleri arkadaş edinmeyin! Yürüyün, Allah kolay getire!&#8221; diye duâ ve nasîhat ile uğurlayalar.&#8221; (Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyet ve Müesseseleriyle Osmanlı, s. 510) Yaralı kuşlara ve hasta hayvanlara tedavi merkezleri de açılmıştır. (Topbaş, s. 509)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tunuslu Seyyah İbn-i Batûta ve arkadaşları Anadolu’yu gezerken Denizli’ye uğrarlar. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır: “Şehre girdiğimiz sırada, çarşıdan geçerken dükkânlardan çıkan birtakım insanların hayvanlarımızı çevirerek yularlarına asıldıklarını gördük. Bir başka grup da gelerek bunları durdurdu ve çekişmeye başladı. Konuştuklarını anlayamadığımızdan korkmaya başladık, kaygısına düştük. Sonra anladık ki, her iki taraf da bizim kendi zâviyelerinde misâfir olmamızı istedikleri için çekişirlermiş. Onların göstermekte oldukları yüksek misafirperverliğe hayran olmamak elde değildi. Nihâyet işi kur’a çekmek sûretiyle halletmeyi kabul edip sulh oldular.” (İbn-i Batûta, Rihletü İbn-i Batûta, s. 305-30)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batılı seyyah Hunke&#8217;nin, Müslüman hastanesinde yatmakta olan bir gencin babasına yazdığı mektubundan aldığı şu bölümler, vakıf hassâsiyetinin gönülleri saran ne kadar bâriz bir misâlidir: &#8220;Babacığım! Benim paraya ihtiyacım olup olmadığını soruyorsun. Taburcu edilirsem, hastaneden bana bir kat yeni elbise ve hemen çalışmaya başlamak zorunda kalmayayım diye de beş altın verecekler. Onun için süründen davar satmana gerek yok. Ama beni burada görmek istiyorsan hemen gel! Canım buradan çıkmak istemiyor. Yataklar yumuşak, çarşaflar bembeyaz, battaniyeler kadife gibi. Her odada çeşme var. Soğuk gecelerde bütün odalar ısıtılıyor. Bizleri tedâvî edenler, çok şefkatli ve merhametli kimseler. Hemen her gün midesi hazmedenlere kümes hayvanları ve koyun kızartmaları veriliyor. Sen de sonuncu tavuğum kızartılmadan önce gel, beraber yiyelim!&#8221; (Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti-2; Tarih Gastesi, Eylül 2017, s. 7)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız tarihçi Villehardouin, Ortodoks Hıristiyanların merkezi İstanbul&#8217;u işgal edip talan eden Katolik Haçlı ordusunun, 1204 Haçlı yağması için “Dünya yaratıldı yaratılalı bir kentten bu kadar çok ganimet kazanılmamıştır” demektedir. Robert de Clari Ayasofya’nın “yağma” öncesi halini şöyle anlatıyordu: &#8221;Bu mabedin bütün kapıların kilit ve sürgüleri som gümüşten idi. Paha biçilemeyecek değerde olan mihrabın yakınında on dört ayak uzunluğunda som altından bir ayın masası vardı ve bunun üzeri değerli taşlarla süslüydü. Mihrabın etrafındaki sütunlar da gümüştendi. Kilisede yer alan on kadar avizenin her biri insan kolundan kalın gümüş zincirlerle asılıydı…&#8221; Buna karşılık Türkler İstanbul&#8217;u fethettikleri zaman Ayasofya&#8217;yı çırıl çıplak buldular. Anlatılmakla bitmeyen güzel mozaiklerinin çoğu; altın, gümüş ve değerli taşlarla süslü olan her şey, Haçlılar tarafından yağma edilmişti. Mabed bakımsızdı. Nitekim bu durumu, onu fetih gününde gören Dursun Bey şu sözlerle anlatıyor: &#8221;Onun rahnesine taş koyacak bir mimar kalmamış, mamur olarak sadece bir kubbesi kalmış. Padişah-ı Cihan bu binayı harap ve yebab (yıkık) görünce, ahir harap olmasın deyüp tamirini ve bakımını emretti.” Bu nedenle fetih öncesi Grandük Notoras: &#8220;Ayasofya&#8217;da kardinal külahını görmektense, Müslüman sarığını tercih ederiz.&#8221; der. (Emre Kongar, Tarihimizle  Yüzleşmek,  s. 35-38; Mehmet Ali Tekin, Yeni Akit, 30 Kasım 2014) Avrupalı tarihçi Richard Peters İslam ahlakını büyük bir ihlasla yaşayan Türklerin yüzyıllar boyunca ele geçirdikleri tüm ülkelerde nasıl bir adalet örneği temsil ettiklerini de şu sözleriyle dile getirmiştir: &#8220;Türkler asırlar boyunca birçok millete hâkim oldular, fakat onları asimile etmeye asla gayret etmediler. Onlara hürriyet verdiler ve din ve kültürlerinin yaşanmasına müsaade ettiler.&#8221; (Toktamış Ateş<em>, </em>Osmanlı Toplumunun Siyasal Yapısı, s. 116; Richard Peters, Geshichte der Türken, s. 8) Gibbon’da “Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu’ adlı eserinde şubları söyler: Osmanlılarla ilgili şu gerçek inkar edilemez; Osmanlılar yeni, zaman içinde dini özgürce yaşama kuralını temel ilke olarak vaz etmiştir.” (Ateş, s. 105) Gibbon ayrıca Sultan Murat için, “Ortodokslar&#8217;a, Katolik ler&#8217;in Ortodokslara yaptığı muameleden kat kat iyi muamelede bulundu” der. (Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi 1, I/77) İsviçreli ilahiyatçı Prof. Karl Barth: “Hıristiyan Avrupa&#8217;nın bizzat Hıristiyan kanı döktüğü ve inançları değişik olanlara vahşice zulümler yapmaktan zevkduyduğu bir devirde Osmanlı engizisyonun bulunmadığı, yakmaların ve sihirbazlık ithamlarının mevcut olmadığı yegane memleket oldu.” (Türkler İçin Ne Diyorlar? Mutlu Altay, s. 23) A. Miquel: “Hıristiyan halklar Bizans ve Latin devletleri zamanında bulamadıkları çok iyi bir idare karşısında bulunmaktaydılar. İmparatorluk, İstanbul başta olmak üzere, işkence gören İspanyol Yahudilerine bir sığınak olmuştu.” (Osmanlı Devleti Medeniyeti Tarihi, s. 467) Romanya&#8217;nın eski adliye bakanlarından Monsieur Dissescu: “Kim ne derse desin biz Romenler bugünkü mevcudiyetimizi Türklerin ulvi cenaplığına borçluyuz. İdareleri altına aldıkları milletlere karşı hakiki bir müsahamakarlık ile muamele etmemiş olsaydılar, onların yerine biz herhangi bir komşu milletin tahakkümü altına girmiş bulunsaydık, şu an da bir tek Romen kalmazdı.” (Süleyman Kocabaş, Avrupa Türki yesi&#8217;nin Kaybı ve Balkanlarda Panislavizm, s. 32) Bilinmeyen Osmanlı kitabında Prof. Ahmet Akgündüz batılı bir oryantalistin şu sözlerini aktarır: “500 sene hâkimiyeti altında yaşadığımız Osmanlılar, bize hayat hakkı tanımasa ve günde bir gayri müslim öldürselerdi, bugün Yunan, Sırp, Bulgar ve Romen halkından bahsedilemedi.” (Akgündüz, s. 432) George Young dini özgürlüğü aktüel bir kavram ile açıklar: “Osmanlının temelleri demokratik idi.” (Halide E. Adıvar, Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri, s.42) Tabii ki Osmanlılar tüm bu hoşgörünün temelini Hz Muhammed ve sahabinin uygulamalarından alıp (Muhammed Hamidullah, MeIcuatü&#8217;l-Vesaik, s.195-197; 380-381) kendi dönemlerine taşımışlardı. İsveç&#8217;in İstanbul sefirliğinde bulunmuş M. I. D&#8217;Ohsson&#8217;a göre hayırseverliğin temeli İslâm dinidir. &#8220;Kuran, Türkleri, dünyanın bütün milletlerinin en hayır ve en insan severi haline getirmiştir.&#8221; Mouradgea D&#8217;Ohsson ayrıca Osmanlı’da gördüğü güzel davranışların kökenini Kur’an ayetlerine bağlar. (M. d&#8217;Ohsson, Tableau General de I&#8217;Empire Ottoman, IV/309, VI/302)  Brayer’de Osmanlı’da gördüğü nezaketin nedeni olarak Kur’an ayetlerini işaret eder. (A. Brayer, Neuf Années à Constantinople, I/293)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">II. Bayezid devri müelliflerinden Cantacasin, klasik eserlerinde o devir için şöyle der: &#8220;Küçüğü ve büyüğü ile Türk ileri gelenleri (seigneurs Turcaz); cami ve hastane yaptırmaktan başka bir şey düşünmezler. Onları zengin vakıflarla techiz ederler. Yolcuların konaklaması için kervansaraylar inşa ettirirler. Yollar, köprüler, imaretler yaptırırlar. Türk büyükleri, bizim senyörlerimizden çok daha hayır sahibidirler, son derece misafir severler. Türk, Hıristiyan ve Yahudileri memnuniyetle misafir ederler. Onlara yiyecek, içecek ve et verirler. Bir Türk, karşısında yemek yemeyen bir adamla Hıristiyan ve Yahudi bile olsa yemeğini paylaşmamayı çok ayıp sayar.&#8221; (Petit traite de l&#8217;origine des Turq, s. 207-208; Hayata dair okumalar 1, Ahmet Türkan, s. 30) M. I. D&#8217;Ohsson&#8217;a göre bu derece hayırseverliğin temeli İslâm dînidir. &#8220;Kuran, Türkleri, dünyanın bütün milletlerinin en hayır ve en insan severi haline getirmiştir.&#8221; (Tableau General deI’Empire Ottoman, VI/302)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">XV. asrın ilk yıllarında Bursa&#8217;da 7 imâret vardı. Alman gezgini Schiltberger&#8217;e göre bu imârette &#8220;Hıristiyan, Mûsevî veya putperest olmasına bakılmaksızın, her yoksul, yiyip içebiliyordu.&#8221; (Haşim Yadiğar, Vakıf kültürüne uygun sosyal politika stratejileri geliştirmede vakıflar genel müdürlüğünün rolü, s. 27; : Ahmet Türkan, Hayata dair okumalar 1, s. 32) Sir Paul Ricaut: &#8220;Türkler&#8217;in bu binaları, son derece muhteşem yapılardır ve Türk eyaletlerinde pek çoktur.&#8221; der. Havza gibi mütevazı bir kasabada (Doğu Trakya) böyle iki vakıf hanı vardı, yolcular bedava ağırlanırlardı. Çok büyük gelirli vakıflar tahsis edilmişti. Gelirleri ekseriya artardı. Meselâ Çatalburgaz&#8217;da İstanbul-Edirne yolu üzerinde Mustafa Paşa Kervansarayı&#8217;nın yıllık gelir fazlası ile haftada bir gün, civar köylere bedava yemek dağıtılıyordu. (Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Hâlihazırının Tarihi, II/495)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Birçok tanıdıklarımın ve bilhassa daimi dalgınlığımdan dolayı herkesten fazla benim başıma gelmiş bir hal vardır: Muhtelif dükkanlardan öteberi satın alırken para vermek için koynumdan çıkardığım kesemi veyahut vakti anlamak için baktığım saatimi eşya yığınları arasında unuttuğum çok olmuştur. Bazen de vereceğim paranın iki mislini bıraktıktan sonra dükkancının mallarını ortadan kaldırıp yanlışlıkla fazla verdiğim parayı görmesine vakit kalmadan çekilip gittiğim olurdu. İşte bu dalgınlığıma rağmen Türk dükkanlarında hiçbir zaman tek bir meteliğim kaybolmamıştır; çünkü o gibi vaziyetlerde dükkancılar peşimden adam koşturmuşlar ve hatta eğer dalgınlığımın neticesini anladıktan sonra dükkana dönmemişsem, unuttuğum şeyi iade için ikametgahımın bulunduğu Beyoğlu&#8217;na kadar adam gönderip bir çok defalar beni aratmışlardır. Mesela bir gün küçük bir Türk dükkanının önünde durmuştum. Bu yelpazeci dükkanında Türk erkeklerinin yaz sıcaklarında kullandıkları yelpazeler satılıyordu. Birçoklarına baktım; düz deriden ve en harcıâlem olanlarından birini alıp parasını verdikten sonra çekilip gittim&#8230; Aradan tam üç hafta geçtikten sonra bir gün tesadüfen yelpaze aldığım dükkanın önünden geçerken, yelpazeci beni görür görmez çağırıp orada unutmuş olduğum saatimi gösterdi&#8230; Elime teslim etti. Ben bu Türk namuskarlığının daha yüzlerce misalini sayabilecek vaziyetteyim. Bizzat kendi başımdan geçen vakalar otuzdan fazla olduğu halde, bunların hiçbirinde hiçbir zaman Türkler&#8217;in namuskârlıktan ayrıldıklarını görmedim.” (Aubry de la Motraye, Voyages en Europe, Asie et Afrique, cilt 1, 1727, s. 258-259) “Osmanlı Türkleri, diğer faziletleri kadar namuskârlık, dürüstlük ve doğruluk gibi Kuran&#8217;ın en kuvvetli hükümlerine dayanan meziyetleri itibarıyla da şayan-ı takdirdirler. Kendi milletdaşlarına karşı bütün muamelelerine hakim olan bu hisseye, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bütün yabancılara karşı da riayet ederler. Bu noktada Müslümanla gayrimüslim arasında hiçbir fark gözetmezler&#8230; Faziletle içtimai nizamın idamesi bakımından fevkalade bir kıymeti olan bu fikirler kanun esaslarıyla Kuran&#8217;ın şu güzel ayetlerine dayanmaktadır: Hiç kimseyi aldatmayın; ölçüyü tam doldurun; doğru tartın; sözlerinizde, yeminlerinizde kendi aleyhinize bile olsa doğruluktan ayrılmayın. Mukavelelerinizle pazarlıklarınızda hilekârlıktan kaçının. El malını haksız yiyen, karnını yakacak bir ateş yemiş olur.” (M. d&#8217;Ohsson, Tableau General de I&#8217;Empire Ottoman, IV/309) Fransız generallerinden Comte de Bonneval: “Haksızlık, tekelcilik, hırsızlık gibi suçlar Türkler arasında adeta yok gibidir. Kısacası ister vicdani bir akideden, ister ceza korkusundan mütevellit olsun, o kadar dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türkler&#8217;in doğruluğuna hayran kalır.” (Comte de Bonneval, Anecdotes Veniti ennes et Turques ou nouveaux memoires du Comte de Bonneval, cilt 1, Francfort, 1740, s. 215) “Nezaket Türkler&#8217;de bilakis milli seciyelerini teşkil eden sarsılmaz hakkaniyet ve adaletle hayırhahlık ruhunun tabii bir neticesidir. Zaten Kuran&#8217;da nezakete ait ayetler vardır ve o mukaddes kanunun bütün düsturları gibi bu ayetler de aynen ve harfiyen tatbik edilir.&#8221; (A. Brayer, Neuf Années à Constantinople, I/293) “Rastgeldiğim hangi Türk&#8217;e yol sorsam, hemen bana rehberlik etme teklifinde bulunuyor, yiyecek ve içecek şeyler hususunda elinden gelen ikramda kusur etmemek suretiyle de hep aynı kibarlığı gösteriyordu.” (L.H. Delamarre, Voyage en Krimée, suivi de la Relation de I&#8217;Ambassade envoyée de Petersbourg à Constantinople, 1802, s. 208) &#8220;Türkler&#8217;in riayet ettikleri İslam&#8217;ın beş şartının dördüncüsü de zekâttır. Türkler bu şartın ifasında kusur etmezler, çünkü çok hayırseverler; din ve mezhep ayırt etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler; onun için Türkler arasında fukaraya pek az tesadüf edilir&#8230; Kimisi daha hayattayken servetiyle fukaraya bakar, kimisi ölürken hastaneler tesisi yahut köprülerle kervansaraylar veyahut yol boylarında çeşmeler inşası için muazzam sermayeler bırakır. Keseleriyle hayrat yapamayanlar ana yolların tamirinde çalışarak, yol boylarındaki su haznelerini doldurarak, sellerde suların civarında durup yolculara tehlike işareti vererek kollarıyla hayır işlerler, bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fisebilillah çalıştıklarını söyleyerek reddederler.&#8221; (M. Thevenot, Relation d&#8217;un Voyage Fait au Levant, Paris, 1665, s. 95-97) “Türk şefkati hayvanlara bile kapsar. Bunları beslemek için vakıflar ve ücretli adamlar vardır; bu adamlar sokak başlarında köpeklerle kedilere et dağıtırlar. Bu hayvanlar o sadakaya alışmış oldukları için, besicilerinin seslerini o kadar iyi tanırlar ki, işitir işitmez hemen sokak başına üşüşmekte hiçbir zaman kusur etmezler&#8230; Kısır ağaçların kuraklıktan kurumalarına meydan vermemek üzere bir işçiye ücret verip sulanmalarını temin edecek kadar hayrat ve hasenatta ileri giden&#8230; Müslümanlara da tesadüf edilir. Birçok Türkler de sırf azat etmek için kuş satın alırlar&#8230; Kasaplar her gün muayyen miktar kedi ve köpek beslemekle mükellef kılınır. Şam&#8217;da hastalanan kedilerle köpeklerin tedavisine mahsus bir hastane vardır.” (Jean Antoine Guer, Moeurs et usages des Turcs, cilt 1, Paris, 1747, s. 221)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi ve İslam karşıtı olan Sir James Porter: &#8220;Osmanlı’da yol kesme, ev soyma, dolandırıcılık ve yankesicilik gibi hâdiseler âdetâ meçhûl gibidir. Harp hâlinde olsun, sulh hâlinde olsun, yollar da evler kadar emîndir. Bilhassa anayolları takip ederek bütün Osmanlı mülkünü en mutlak bir emniyet içinde baştanbaşa dolaşabilmek her zaman mümkündür. Dâimî bir seyr u seferle yolcu adedinin çokluğuna rağmen vukuâtın fevkalâde azlığına hayret etmemek kâbil değildir. Nice yıllar içinde ancak nâdir hâdiselere tesâdüf edilebilir.&#8221; (Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 2)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sigrid Hunke’nin, ‘Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi’ adlı eserinden  konu  hakkında bazı alıntılarla devam edelim: “Doğu, nezaket ve görgüde Batı’yı geçmişti. (s. 84) Kamu işlerindeki idareleri o devrin batı dünyasındakinden çok iyiydi. (s. 199) 700&#8217;den 1200&#8217;e kadar Müslümanlık, iktidar, kudretinin düzeni ve yaygınlığı, hayat seviyesi, görgü, insan hakları, dini hoşgörü, edebiyat, ilim, tıp ve felsefede bütün dünyaya öncülük etti. (s. 259)         Bedevi Arapları birkaç yıl içinde İslam imanı ile kaynaşınca, karşılıklı yardım kuralları ile kardeş haline, ahlaki yükümlülükler ile disiplinli ve mücahide verilecek ahiretteki mükafatın düşüncesi ile ölümü hiçe sayan bir millet haline getirir. (s. 248) Tüm bunlara rağmen “düşmanlarını yenen Araplar, tahripçi ve mütaassıp bir sıfat içinde görünmediler. Arapların savaşta yendikleri milletlere karşı toleranslı ve insani muamelelerle davranmışlardır ve dünya tarihinde böyle davranan pek az millet mevcuttur. (s. 250 )  9. asrın Kudüs patriği de İstanbul patriğine yazdığı mektupta buna şahitlik eder: “Müslümanlar adildir. Bize haksızlık ve zorlama yapmamaktadırlar.” (s. 256) Müslüman Arap adaleti öyle yaygınlaşmıştı ki, 1010 senesinde Hıristiyanlarla Müslümanlar savaşırken üç piskopos Müslümanların hükümdarı için hayatlarını feda ederek bir muharebin halife lehine neticelenmesini sağlamışlardı.” (s. 445)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Merhamet abidesi. Zalim Esed’in yerinden yurdundan ettiği milyonlarca Müslüman&#8217;dan biri olan 59 yaşındaki Üsame Şafii, sığındığı Diyarbakır’da, cadde ve sokaklara 6 yıldır insanlık ve merhamet tohumları ekiyor. Heybesindeki çekici ve pensesi ile kaldırımlarda insanlara eziyet veren çivi ve demir kalıntılarını söküyor, ayaklara takılan taşları düzeltiyor, makası ile sarkan ağaç dallarını buduyor. Ve bunu çocukluğundan bu yana sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyor.&#8221; (Buhari, Mezalim, 34) &#8220;Kimisi bana para teklifinde bulunuyor. Ben asla kabul etmem bu teklifi. Benim beklentim yalnızca Allah’tandır.&#8221; diyor. (Diriliş Postası, 5.2.2023) ) Günümüz örneklerini, ‘Dinsiz ahlak olur mı?’ adlı yazımızda görebilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13491" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/DtjcjzyXgAATR82.jpg" alt="" width="238" height="317" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Günümüzde ise, “Soğuk Savaş döneminin bitmesi ile ortadan kalkan kızıl tehlikenin yerini, yeşil tehlike almıştır. Eğlence sanayinin ürettiği filmleri izleyen ortalama Amerikalı ve Avrupalıların zihinde nasıl bir İslam ve Müslüman imajının oluştuğunu tahmin etmek zor değildir.” Lewis, Pipes, Kramer, Emerson gibi yazarların çizdiği İslam ve Müslüman tablosu, bir ötekileştirme tavrına ve tehdit algısına dayanır. Lewis’e göre, Müslüman toplumların Batı ile barış içinde yaşayabilmesi için sekülerleşmesi gerekmektedir. Lewis, darü’l-İslam, darü’l-harp arasındaki çatışmayı öne çıkarırken, darü’s-sulh ve darü’l-ahd gibi kavramlardan bahsetmez. Oysa bunlar karşılıklı iki ülkenin belli şartlar çerçevesinde barış içinde yaşayabileceğini gösteren kavramlardır. Yine Lewis, zımmî hukukunun İslam topraklarında yaşayan gayrimüslimlere sağladığı hak ve imkânlardan hiç bahsetmez. Osmanlı İdaresindeki Yahudi ve Hıristiyan toplulukları ve Arap dünyasında yaşayan Hıristiyan Arap cemaatler, daru’s-selam sınırları içinde, barış içinde yaşayabileceğinin göstergeleridir. Avrupa&#8217;daki Hıristiyan krallıkların, Yahudi ve Müslümanlara karşı izlediği sindirme ve yok etme politikalarını düşündüğümüzde, Lewis’in militan İslam, İslami köktencilik vb. kurgusunun tarihi gerçeklere dayanmaktan çok, günümüze ilişkin ideolojik amaçlara hizmet ettiği görülür. (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 163, 166)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kral Talavera: “Araplarda İspanyolların imanı, İspanyollarda ise iş ve hareketlilik eksiktir.” (Sigrid Hunke, Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi, s. 454) derken M. Akif Ersoy ise 1915’te Almanya’dan dönüşünde tersine dönen durumu şöyle ifade etmektedir: “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi” (Sebilürreşad Dergisi, Sayı 1071) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam; Bedevi Arabı, Göçebe Türkü, Ateşperest Farslıyı bilim üretenler ve dünyaya adalet ve ahlaki erdem örnekleri sunan bir tek ümmete çevirmişti. İslam hala o gücü elinde bulunduruyor, ondan ilham alıp yeniden bilim ve adalette önder olan bir topluk olma fırsatı elimizde. Yeter ki dinimizin emir ve yasaklarını &#8216;yeniden&#8217; pratik hayatımıza tatbik edebilelim: Oku!(Alak, 1) ; &#8220;Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kişiler olun.&#8221; (Nisa, 135); &#8220;Allah nezdinde en üstün olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır.&#8221; (Hucurat, 13)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.&#8221; (Nisa, 136)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html/huzur-baris-dunya-1" rel="attachment wp-att-2948"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2948" title="huzur-baris-dunya-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/huzur-baris-dunya-1.jpg" alt="" width="245" height="153" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html">İdealler ve tarihten pratik realiteler</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/idealler-ve-tarihten-pratik-realiteler.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslami emir, yasaklar ve hümanizm</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 11:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[emir]]></category>
		<category><![CDATA[emirlerin faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[farzların faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[helal]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[namazın faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=820</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Allah&#8217;ın bizden istediği ibadet ve kaidelerin tamamının bizim lehimize, bizim faydamızadır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 189) “Yüce Allah insanlara dünyada mutlu ve huzurlu olacakları kuralları, ‘din’ adı altında göndermiştir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım bitmedi, s. 53) “Din, insanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi ve ona uygun şekilde davranmasıdır. Dolayısıyla din, insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html">İslami emir, yasaklar ve hümanizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah&#8217;ın bizden istediği ibadet ve kaidelerin tamamının bizim lehimize, bizim faydamızadır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 189) “Yüce Allah insanlara dünyada mutlu ve huzurlu olacakları kuralları, ‘din’ adı altında göndermiştir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım bitmedi, s. 53) “Din, insanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi ve ona uygun şekilde davranmasıdır. Dolayısıyla din, insan için vardır.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 133) Emir ve yasakların temel amacı, insanların yararlarını gerçekleştirmek, zararları gidermektir. Din, tanrının çıkarını korumak için değil, insanın hem bu dünyada hem de ahirette huzur ve mutluluğunu sağlamak içindir. (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 63) &#8220;İslam, Kur&#8217;an ile insanlara iyi ve kötü olanların listesini bildirmiştir. Allah zararlı şeyleri yasaklar. Yasaklar, bizim gelişimimiz için gereklidir. Allah (cc) insanın dünya hayatında mutlu olması için emirler göndermiştir.&#8221; (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 18, 39, 59, 187; Prof. C. Karadaş, kafama Takılanlar 3, s. 26) “Kur’an ahkamı insanlar için zararlı olan şeylerin kurutulmasını esas almıştır.” (Doç Dr Hüseyin Çelik, Kur’an Ahkamının Değişmesi, s. 33) “İslam&#8217;ın bütün emirleri insanların yararına olduğu gibi bütün yasakları da insanların zararına.” (Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm, s. 80) olan şeylerden oluşur. İmam-ı Matüridi de, &#8220;Allah bir şeyi güzel ve iyi olduğu için emretmiş, kötü ve çirkin olduğu için yasaklamıştır.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 93) tespitinin altını çizer. Aslında “Ahlaksızlığın kol gezdiği bir toplum yaşamına veya insanların zararına olan şeylere Tanrı&#8217;nın onay vermesi mümkün de değildir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi,<strong> </strong>s. 152-156) Zaten iyilikte iyiliği doğurur ve &#8220;İnsan iyilik yaptıkça inanır, inandıkça iyi olur.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 37) İnsan gayret ve zekasının bütün ürünleri İslam’ı teyit etmiştir. İslam, insanlar bulmadan önce, iyi ve kötü olanları bizlere bildirmiştir. (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 113) İslam toplumu, birliğini her şeyden önce inanca borçludur. Her Müslüman birey, &#8216;erkek kardeşleri&#8217; ve &#8216;kız kardeşlerinin saadetlerinden sorumlu, fakirliklerinde onlara yardım etmek, kötü yola yöneldiklerinde onları doğru yola çevirmekte yükümlüdür. Topluluğun üyelerini vatandaşlık görevinden çok inancın ilkeleri bir arada tutar. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 328) Materyalizme kaymadan ilmi ölçülerde İslam’ın emir ve yasaklarına bakınca, tarih boyunca &#8220;Peygamberlerin doğrudan doğruya hakikati ortaya koyduklarını.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 124) görürüz. Bu nedenle de “Kur&#8217;an, iyi ile kötüyü; doğru ile yanlışı ayıran bir hayat kılavuzudur.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 23)  ve tüm “İbadetlerin de menfaati yine kullara dönüktür. Din, bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin bizi mutlu kılmak üzere bildirdiği kurallar bütünüdür, Ruhumuz ibadete muhtaçtır, kulluk ettiğinde İnsan kendi fıtratıyla da barışık olur.” (Prof. Doktor Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s.64, 72) İslam, iyi şeylere ulaşmak için izlenilmesi gereken yolu da gösterir. Zekat, tesettür gibi (Naik, s. 100) Allah da yarattığı kulunun en sağlıklı ve sağlam şekilde nasıl yaşam sürmesi gerektiğini en iyi bilendir. “İnsanın, makinenin açıklamalı kullanma kılavuzuna ihtiyacı yok mudur?” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 65) “Doktor sana, “kesinlikle şeker yok” diyor. Eğer doktora inanıyorsan onu dinlersin, yoksa dinlemezsin.” (Zakir Naik, s. 78)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslami emirler ve yasaklarındaki hikmetler ve hümanizm</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistler, insanın kendisinin iyiyi ve doğruyu bulabileceğini savundular. Bu ne kadar mümkündür, ne kadar miktarda gerçekleşebilir ve ne kadar süre sonra?! İçki, domuz etinin zararı veya namazın faydası gibi şeyler zamanla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar yüzlerce yıl bu bilgilerden, doğrulardan mahrum kalmışlardır ve hâlâ daha da bu emir ve yasaklar yani insana yararlı ve yasak olanlar insanlarca tam idrak edilip uygulanamamaktadır. Halbuki din, insanlara zararlı ve yararlı olanların tümünü, bir sistem bütünlüğü içinde insanlara sunmaktadır. Ayrıca, mesela, insanlar sigaranın zararlı olduğunu bildiği halde yine de onu içmeye devam edebilmektedir. İnsanları zarardan sakındıracak daha yüksek bir otorite olmalı ve bunu manevi ve uhrevi olarak da desteklemeli ki, insanlar hayatlarına bu hakikatleri daha fazla yansıtabilsinler! İşte bunu sağlayan da dindir!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- &#8220;Kur’an&#8217;ın en büyük gayesi, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırmaktır. Topluma zararlı şeyler İslam’da yasaklanır.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 200, 273); Müminler, &#8220;Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine bir yerde egemenlik versek, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten alıkoymaya çalışırlar.&#8221;  (Hac, 41) şeklinde Rabbimiz tarafından tanımlanırken, Müslüman’ı ise efendimiz, “Elinden ve dilinden ‘emin olunan’ kimse” (Buhari, İman: 4; Müslim, İman: 64, 65, 66; Ebu Davud, Cihad: 2; Tirmizi, Kiyame: 52; Nesai, İman, 8) olarak tarif etmiştir. &#8220;Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder, kötülüğü yasaklar.&#8221; (Nahl 90); &#8220;İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah&#8217;tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O&#8217;na saygı gösterenler) içindir.&#8221; (Beyyine, 7-8); &#8220;(İnsanları) Allah&#8217;a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden kimin sözü daha güzeldir?&#8221; (Fussilat, 33); &#8220;Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.&#8221; (Kehf, 110);  &#8220;Siz İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız.&#8221; (Ali İmran, 110); &#8220;O peygamber, onlara iyiliği emrediyor, kötülüğü yasaklıyor, temiz şeyleri helal, kötü-pis şeyleri haram kılıyor.&#8221; (A’raf,  157); “De ki, sizin için temiz ve iyi şeyler helal kılındı.” (Maide, 4); “Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin.” (Bakara, 168); &#8221;Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır.&#8221; (Şura, 42)  gibi birçok ayette hep aynı hedeflere işaret etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayetlerin de açıkça ifade ettiği gibi Allah (cc) daima iyi, fayda, yarar, güzel olanı emreder ve kötü, çirkin, zararlı şeyleri de yasaklar. Bu tersi içinde geçerlidir; daha sonra ortaya çıkan ve insanlara yararlı olan şeyler İslam dinince onaylanır, zararlı olan şeyler yasaklanır. Bunu formüle etmek gerekirse;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>E = Y</strong>  (Emir   =  Yarar)</span><br />
<span style="color: #000000;"> <strong>Y = Z</strong>  (Yasak =  Zarar)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2- Allah insanları fıtratta kardeş ilan etmiş, yetmemiş aynı dine inananları da ayrıca din kardeşi kabul etmiştir. Yani insanlar ortak atamız Hz Adem’den kardeştir, ayrıca biz Müslümanlar din kardeşiyiz. “O Allah ki; sizi bir tek nefisten ondan da eşi vücuda getirendir.” (Nisa, 1; Müsned, 2/524; Ebû Dâvud, Edeb, 120, 5116); &#8220;Müslüman Müslüman’ın kardeşidir.&#8221; (Hucurat, 10; Buhârî, Mezâlim, 3) Hz Ali’ye isnat edilen şu cümle de bunu ifade eder: “İnsanlar ya insanlıkta eşin, ya da dinde kardeşindir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3- İslam insanlık vasfını kaybetmemiş tüm insanların dil, din, ırk, sosyal statü, zekâ, özgeçmişi gibi konulara bakılmaksızın 5 esası koruma altına almıştır. Bunlar, ‘Can, mal, namus, akıl ve inanç’tır. Bu beş kritere &#8220;Zarurat-ı hamse&#8221; adı verilmiş ve İslam hukukçuları tarafından önemle vurgulanmıştır. (Şatıbi, el-Muvafakât fîusûli’ş-Şerîati, II/17-20; Muhammed Boynukalın, “Makâsidu’ş-Şerîa”, İslam Ansiklopedisi, XXVII/425; Abdurrahman Haçkalı, İslami Araştırmalar Dergisi, “İslâm Hukuk Metodolojisinde Maslahat Tanımları ve Bunların Analizi”, İslâmî Araştırmalar Dergisi 13/1 (2000), 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi İslam hem iyi olanı emreder hem iyiliğe çağırır hem de tüm insanların, inanmayanlarda dahil, iyi, mutlu, huzurlu ve insanca bir hayat geçirmelerini ister. Allah (cc) bizlere bir şey emretmişse (farz);  o insanların faydalarına olduğu için emretmiştir. Yine Allah (cc) bir şeyi bizlere yasak etmişse (haram);  o insanlara zararlı olduğu için yasaklamıştır. Allah’u Teala yararlı olan şeyleri onaylar, zararlı olan şeyleri yasaklar. Bu emir ve yasaklar Allah’a zararlı olduğu veya faydalı olduğu için farz veya haram kılınmamış bizzat insanın beden- ruhuna fayda zararına göre helal haram kılınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;</strong>İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın<strong>.&#8221; </strong>(Mâide: 2);<strong> &#8221; </strong>İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.<strong>&#8221; </strong>(Âli İmran: 114); &#8220;Her canlıya yapılan iyiliğin mutlaka bir sevabı vardır.&#8221; (Buhârî, &#8220;Şürb&#8221;, 9; &#8220;Mezâlim&#8221;, 23; Müslim, &#8220;Selâm&#8221;, 153); &#8220;Her türlü iyilik sadakadır.&#8221; (Buhârî, Edeb, 33; Edebü’l-Müfred, nr. 304; Müslim, Zekât, 16 (nr. 52); Ebû Davud, Edeb, 60 (nr. 4947); Tirmizî, Birr, 45 (nr. 1970)114);  &#8220;İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.&#8221; (Keşful hafa:1254);  “Şüphesiz Allah, takva sahipleri ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.” (Nahl, 128);  &#8220;Şüphesiz, iyilikler kötülükleri (günahları) giderir.&#8221; (Hud, 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;ın emir kavramı ile insanın fayda-iyiliği kastedilir. Haram, yasak kavramı ile de insana zararlı olan şeyler kastedilir. Fakat asla unutulmaması gereken bir husus vardır ki <strong>“</strong><strong>tüm emir ve yasaklar Allah emrettiği için yapılmalıdır</strong>!” Sadece faydası umularak yapılan ibadetlerden sevap kazanılmaz. Ama Allah emrettiği için yapılır veya sakınılırsa faydası da amelin arkasından mutlaka gelir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Emir (Farz) = İnsanlığa yarar, fayda, iyilik demektir ve hem dünya hem ahireti kapsar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kurban: Kesilen hayvanın belli bir bölümü fakirlere dağıtılır. Kurban, insanı cimrilik ve mal sevgisinden kurtarır. Toplumdaki kardeşlik, yardımlaşma, paylaşma ve fukarayı sevindirme duygularını geliştirir. İnsanları birbirine bağlar. Allah’ın rızasını kazanmaya ve O’na yaklaşmaya vesile olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Abdest: Abdestte azalar yıkanırken ‘biyolojik aktif noktalar’ faaliyete geçer. Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi; kollar yıkanırken, bağırsaklar, kalp, akciğerler, idrar yolları ve kan dolaşımı; ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyümeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır. Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Yüzün yıkanması da cildi kuvvetlendirir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Abdest ile vücut mikroplardan temizlenir ve vücuttaki elektriksel gerilimini azaltır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dini Bayramlar: Dargınların barışmasına, sosyal dayanışma ve insanlar arasında kaynaşma, dostlukların ilerlemesine vesile olur.  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Namaz: Ruhsal ve fiziksel bir aktivitedir. Bilişsel hem de motor bileşenleri içerir. Fiziksel aktiviteler, kan akışını iyileştirmesi ve kas iskelet kondisyonunu artırması bakımından engelli ve geriatrik hastalarda rehabilitasyon sürecine yardımcı olur. (Abdulsamet Efdal, Namazın İnsan Sağlığına Olan Faydaları,  Kafkas Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi, Cilt:3 Sayı:2 Yıl: 2023, s. 1-10) &#8220;International Journal of Industrial and Systems Engineering&#8221; dergisinde yayımlanan çalışma, namaz kılarken tekrarlanan fiziksel hareketlerin, düzenli olarak yapılması halinde, bel ağrısı ihtimalini azalttığını gösterdi.” (TRT Haber, 09.03.2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oruç: Biyolojik faydalarından dolayı gayri Müslim doktorlarca da tavsiye edilmektedir. Toplumsal birlik ruhu sağlaması da ayrı bir özelliğidir. Detay, &#8216;Oruç ve sağlık&#8217; adlı yazımızda.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cuma: Zengin, fakir tüm müminlerin bir oldukları, aynı yerde oturup, kul oldukları bilinci ile alınlarını secdeye koydukları zaman dilimi, sınıf ayrımının son bulduğu haftalık buluşma günü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zekat: Zengin insanların kendi mallarındaki fakirlerin haklarını, sahiplerine verdiği mali ibadet. Zekat ferdi cimrilikten ve malın esaretinden kurtarır, düşmanlık, kıskançlık, hırsızlık ve zehirli bakışlardan korur, sosyal yapıyı güçlendirir, ekonomik hayata canlılık getirir. Zekat, sosyal devletten fatklı olarak kalbin katılaşmasını da önler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hac: Dünya Müslümanlarının kaynaşma ayı. Irk ayırımının kalktığı mekân.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anne: Senede bir gün değil her an ayağının altında cennet bulunan (<em>Nesâî, Cihad, 6</em>) insan.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Selamlaşma: İki insanın karşılıklı barış huzur temenni ettiği mesaj.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oku: Medeni- aydın olmanın ilk şartı, İslam’ın ilk emri ve farzı vd.</span></p>
<p>Yasak (Haram) = İnsanlığa zararlı, kötü olan şeylerin genel adıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İçki: Kaza, hırsızlık, cinayet, tecavüze son.  &#8220;Alkolün zararları&#8221; adlı dosyamızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinayet, intihar: Can&#8217;a  saldırıya son</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kumar: Ailenin dağılmasına, intihar, bunalıma son</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Domuz Eti: Kanserojen madde, aşırı yağa, parazitlere son.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dedikodu, Yalan: Toplum huzurunu birliğini bozmaya son.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hırsızlık: Kul- insan hakkını gaspa son vd.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’da, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, ateist ‘tüm insanların’ koruma altına alınan beş temel hakkı vardır ve buna ‘Zarurat-ı hamse’ denir. Bu beş hak;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- Din, inancın korunması: Allah’a iman, insanı kula kulluktan kurtarıp, tüm kulların eşitliği bilinci ile sadece Allah’a boyun eğmeyi, böylece tüm insanları öncelikle kul olmada eşit hale gelip, sonra da sadece Allah’a iteatte birleştirmeyi amaçlar. Kullar daha sonra kendi aralarında, Allah’a karşı yakınlıkları ile birbirinden ayrılırlar. Her kul, peygamberi örnek alır. Vahiy sayesinde, iyi-faydalı işleri ve uzak durması gereken fiilleri zararlı fiileri insnalar öğrenir. Ahiret günü, her davranışın karşılığının alınacağının bilincine ulaşılmasını amaçlanır. Melekler her an kötülükten uzak durmamızı hedefleyen görünmez şahitlerdir. Kadere iman kuruntudan, endişeden uzak, tedbiri aldıktan sonraki tevekkülün huzurunu insana yaşatmayı amaçlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca her türlü inanca sahip insanlar, Müslüman olmaları için zorlanamaz ve kendi inançlarını istedikleri gibi yaşayabilirler. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256 );  “Sizin dininiz size, bizimki bize.” (Kafirûn, 6 ) gibi ayetler bu hususa dikkat çeker. Yani, başka hiç bir dinde olmayan bu kural ile İslam dışındaki dinler de koruma altına alınmış, zorlayarak İslam&#8217;a girme fiili yasaklanmıştır. Detay, “İslam barış dinidir.” adlı yazımızda ele alınmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Babası Sergius gibi, Emeviler döneminde maliye işlerinde görev alan Yuhanna ed-Dımeşki daha sonra Kudüs&#8217;teki Sabas adlı manastıra papaz olarak atanır. Burada, İslam&#8217;a saldıran eserini yazan Yuhanna, bu çalışmasını İslami hükümlerin hâkim olduğu bir ülkede yapmıştır. Yuhanna, dinini savunma özgürlüğüne sahip olduğu gibi İslam&#8217;a reddiye yazma özgürlüğüne de sahipti.  (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 155; Detay, J. Sahas, John of Damascus); &#8220;Endülüs ve Abbasi dönemlerinde pek çok Hıristiyan âlim Müslüman yöneticilerin idaresinde İslam&#8217;a karşı Hıristiyanlığı savunan kitaplar kaleme alabilmişlerdir. Tarık Bin Ziyad&#8217;la başlayan İslam Endülüs&#8217;ü 8 asır sonra sona ermiştir, Endülüs&#8217;te katliamlar yapıldığı sırada Cebelitarık Boğazı&#8217;nın karşı yakasında ise Müslüman devletler Hıristiyanlara kâtiplik, mütercimlik, doktorluk hatta zaman zaman idarecilik gibi görevler veriyordu.&#8221; (Taceddin Ural, Papa bir puttur, s. 90, 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2- Canın korunması: Adam öldürmenin yasak olması, kısasın amacı, kan davasının ve intiharın yasaklanması, bedeni &#8211; ruhi tedaviye önem verilmesi, İslâm’da çocuk, kadın, bitki, hayvan haklarının tek tek belirlenmesi, iş güvenliğinin öncelenmesi, kürtaj, sağlığa aykırı tüm eylemlerin yasaklanması, zimmîlerin (İslam Devletinde yaşayan gayri Müslimlerin) haklarının belirlenmesi gibi hususlar hep canın korunmasına yönelik hükümlerdir. Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Maide, 32) Her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Günümüzde önemi anlaşılmış olan çevre bilinci konusunda Kur&#8217;an 7. yüzyılda çevre duyarlılığı olan bir zihin inşa etmiştir: Rum, 41: “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı.” Kur&#8217;an&#8217;ın vahyolunduğu bölgede, deniz bile yoktu. Rahman, 7: “Sakın dengeyi bozmayın.”; Araf, 31: “Allah israf edenleri sevmez.” Bu konuda detay için, İslam ve ekoloji adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3- Aklın korunması: Uyuşturucu, alkollü içki, sarhoşluk veren maddelerin, hurafe, zihni körelten tüm konuların yasaklanması aklı korumaya yönelik yasaklardır. Ayrıca İslam ‘Oku&#8217;mayı, araştırmayı teşvik etmesi de yine bu amaca yöneliktir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İslam, düşünme yetilerini kaybettiren içki ve uyuşturucuyu kökten yasaklamış ve açık olarak kötülükleri reddetmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 63, 99) Ateist düşünce sadece inançlara değil aynı zamanda akla ve ahlaka da zarar vermektedir. Dolayısıyla ateizmi ahlaki ve insanı bir problem olarak da değerlendirmek gerekir. (Öğük, s. 223) İslam çevrenin bir emanet olduğu, gelecek nesillere en güzel şekilde aktarılması gerektiği düşüncesini hakim kılmakta, aşırı tüketim, israf, sömürü anlayışlarına karşı durmaktadır.&#8221; (Öğük, s. 219)   Konuyu tamamlayan ‘Dinsiz ahlak olur mu?’ ve ‘İslam ve ekoloji’ adlı yazılarımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4- Neslin korunması: Aile hayatının korunması, iffeti ve evliliği teşvik, ahlaka verilen önem, zina, aldatma, fuhşun yasaklanması hep neslin korunmasını amaçlayan emir ve yasaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">5- Malın korunması: İslam sanat, ticaret, çiftçilik, hayvancılığı teşvik eder. Hırsı, kıskançlığı, hilekârlığı, rüşveti, faizi, kumarı, karaborsayı, israfı yasaklar. Tüm bunların amacı malın korunmasıdır. İslam; seçim, istişare, işi ehline verme, ilme verilen önem dışında can, mal, namus, akıl, dine önem vermesiyle tüm dünyevi ve ahlaki-uhrevi düşünce sistemlerinin üstünde bir fikri görüşe sahiptir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Tüm insanlar kardeştir</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslâm’a göre kadınlar üçe ayrılır. Bir kadın, Müslüman erkeğin ya annesi, ya eşi ya da bacı-kız kardeşidir. Yani eşi ve annesi dışında tüm Müslüman kadınlar, bir Müslüman erkeğin (dini açıdan) kız kardeşidir. İslam açısından “âdemoğlu” ise dörde ayrılır: Ya akraba, ya komşu, ya Müslüman ya da insandır (İnsani vasfını kaybetmiş, ‘Esfele safilin olan edaller’ hariç!) Kısaca, Hz. Ali’nin dediği gibi, insanlar “Ya dinde kardeşin, ya hilkatte bir eşindir.” (Muhammed b. Hasan b. Muhammed b. Alî Hamdûn, et-Tezkiretu’l-Hamdûniyye, I/316; Abdülazîz Çaviş, Anglikan Kilisesine Cevap, s. 112) “Hz. Cebrail aleyhisselam bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim.” (Buhari, Edeb 28; Müslim, Birr 140, (2624); Ebu Davud, Edeb 132, (5151); Tirmizi, Birr 28) Thomas Carlyle’ın sözleri ile bitirelim: <em>“</em>Müslümanlıkta bütün ‘insanlar’ eşittir.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sınırsız özgürlük olur mu? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya Sağlık Örgütü’nün 2005 yılındaki ‘Alkol ve Kişilerarası Şiddet’ araştırmasının 2. sayfasından: Norveç’te acil servise başvuran şiddet mağdurlarının %53’ü saldırganın saldırıdan önce alkol kullandığını belirtmiş; Rusya Federasyonu’nda, 1995 yılında cinayetten tutuklanan kişilerin neredeyse %75’i alkol kullanmış; İngiltere ve Galler’deki anket verileri (2003–2004), şiddet faillerinin tüm şiddet olaylarının yarısında (%50) içki içtiğini, bu da yılda 1,3 milyondan fazla alkole bağlı şiddet vakasına eşdeğer olduğunu göstermiş; İzlanda’da, şiddete uğrayan kadınların %71’i partnerlerinin alkol kullandığını belirtmiş; Birleşik Krallık’ta tecavüz suçundan hapse giren erkeklerin %58’inin önceki altı saat içinde alkol aldığı ve %37’sinin bağımlı olduğu belirtilmiş.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya Sağlık Örgütü’nün 30 ülkeyi kapsayan ve Türkiye’nin de içinde olduğu araştırma raporuna göre; Trafik kazalarının %61’i; Genel suçların %85’i;Tecavüzlerin % 50’si;Eşini dövenlerin %70’i;İşe gitmeyenlerin %60’ı;Cinayetlerin %85’i;Şiddet olaylarının %50’si;Genel tutuklamaların %50’si;Akıl hastanelerine yatanların %40’ı,  içki yüzünden olmaktadır. (Yeşilay Dergisi, Ocak 2014, s. 7)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa Komisyonu’nun Haziran 2006’da yayınlanan ve ”Alcohol in Europe: A public health perspective” (Avrupa’da Alkol: Halk Sağlığı Perspektifi) başlığını taşıyan çalışmada ülkeler bazında alkolün suçlarla bağlantısı tektek verilmiştir. Mesela şiddet suçlarının isveç’te %86; Estonya’da % 60-70; Norveç’te %80; Fillandiya’da % 66 vd. alkol nedeni ile olmakradır. Hırsızlık olaylarının fillandiya’da % 53’ü;Norveç’te ve Polonya’da %40’ı vd. alkol nedeni ile ve cinsel saldırıların İngiltere’de %58; Norveç’te %60’ı vd. alkol nedeni ile gerçekleşmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan ne kadar eğitimli olursa olsun, insanda nefis, ego, şehvet vardır. Eğitimli bir sarhoş insanın tavırları ile cahil bir sarhoşun tavırları arasında hiç bir fark yoktur. Yani sarhoşluk eğitimi sıfıra indirmektedir! İşte rabbimiz, verdiği aklın kullanılmasına engel olan, alkol başta insana zararlı olan şeylerin tümünü yasaklamış ve insanlara yararlı olan şeyleri ise helal kılarak insanların dünya hayatında mutlu ve huzurlu olmalarını amaçlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalistlere göre insanın, “Konuşan/düşünen hayvan”; “Omurgalı memeli hayvan.” şeklinde tanımı yapılmaktadır<strong>. </strong>Tüm bu tanımlar, doğru tarafları bünyesinde barındıran eksik tanımlardır. İnsanın doğru tanımı; “Melekten üstün de olabilme, hayvandan da aşağı olup şeytanlaşabilme yeteneğine sahip akıllı canlıdır.” (Bakara, 30; Araf, 179; Tin, 5) şeklinde olmalıdır. Bu tanımdan hareket edersek, insanın meleki özelliklerinin önünü açıp şeytanlaştıracak özelliklerinin önünü kapatmak gerekmektedir. Bu ise, iyiliği (Ahlakı, temizliği, dürüstlüğü, namusu vd.) teşvik edip, kötülüğe (Ahlaksızlık, kadın bedenini sömürüsü, içki, kumar, faize vd.) engel olmakla (Seddu zerai) ancak mümkün olabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm insanlar eğitilse bile içki serbest ise, kumar, faiz serbest ise, fuhuş, kadın bedeninin sömürüsü serbest ise; insanların maddi eğitimden geçmeleri kötülüğe asla engel olmaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;a göre özgürlük; kendine de, başkalarına da zarar vermeden istediğini yapma hürriyetidir.  Yani içki, uyuşturucu hürriyet kapsamına girmez İslam&#8217;da. Hiç kimse kendine ve başkasına zarar vermeyi özgürlük olarak nitelendiremez.         </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Siyasetin ve reklam sektörünün anahtar terimi özgürlüktür. Bir Müslüman&#8217;ın şu suali sorma hakkı ve görevi vardır: Bedensel hazların her türü üzerine konulmuş baskı ve kısıtlamaları kaldırıp hazzın her türünün önünü açmak özgürlük mü? Kişi bedenini zinada veya fıtri cinselliği tahrifata uğratmasında kullanabilir mi? Nefsin arzu ve isteklerinin önünü açan bir demokrasi, salt komünist veya faşist rejimlerdeki müdahaleleri ortadan kaldırıyor diye kabule şayan olabilir mi? Efendimiz, dünyanın bizim için “gurbet diyarı” olduğunu söylemiştir. Kişi gurbette olduğunu unutmadığı müddetçe sorun yok, unutup da gurbetteki varlığını anlamlandıramadığında sorun başlar ki, modern insan burayı asli vatanı sayıyor, ama bir süre yaşadıktan sonra dünyayı bırakıp gideceğini de kesin olarak biliyor. Pekiyi, eninde sonunda gideceksen burası nasıl senin asli vatanın olabilir ve burada nasıl sınırsız özgür olabilirsin! Nefsin arzularına malzeme taşıdıkça ruhu hapseden zindanın duvarları daha çok yükselir, kalınlaşır. “Ruhun özgürlüğü” ile “nefsin özgürlüğü” arasında tercih yapmak durumundayız. Rejimin siyasal felsefesi de bununla ilintili. Bedenin sınırsız arzularını ve güç temerküzünü hedefleyen liberal demokrasi bizi ne kadar özgürleştirebilir?” (A.  Bulaç,  6.4.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span><br />
<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allah_inanci_3-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4888" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allah_inanci_3-1.jpg" alt="Allah_inanci_3-1" width="750" height="239" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dinsizlik1-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4889" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dinsizlik1-1.jpg" alt="dinsizlik1-1" width="549" height="654" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah’ın emirlerinin herbirinin mutlaka bir hikmeti vardır. Maddi ve manevi insan için getirisi vardır; insan o emirleri yapmaya muhtaçtır Şimdi İslam’ın (Allah inancından dua, namaz, abdest, oruç, tesettür vd.) bazı emir ve yasakları ile bilim adamlarının görüşlerini (Gazete, dergi, kitap görüntü-fotoğrafları sitemizde mevcuttur) bir arada değerlendirelim:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah inancı başlı başına bir ilaç: Kendisini ‘Dinsiz bir kişi’ olarak tanımlayan Mind/Body Medicam Enstitüsü&#8217;nün kurucusu Harvard Tıp Fakültesi’nden Dr Herbert Benson, Allah&#8217;a olan inancın ve ibadetlerin insan sağlığı üzerinde başka hiçbir şeyde görülmeyecek derecede olumlu bir etki meydana getirdiği sonucuna vardı. Benson&#8217;a göre bu durum, insan bedeninin ve zihninin &#8220;Allah&#8217;a iman etmeye göre ayarlı&#8221; olmasından kaynaklanıyor. Dr. Benson’ın 1500 kişiyi kapsayan araştırmasında, dinine bağlı kişilerde depresyon, stres ve akıl hastalıklarının daha az olduğu görülmüş olması da onun bu kanaatlerini destekliyor. Amerikan Sağlık Araştırmaları Ulusal Merkezi&#8217;nden David B. Larson ve ekibi tarafından derlenen, Amerikalı “dindar” ve “dinsizler” arasında yapılan karşılaştırmaların sonuçları ibret verici. Larson bunu kitabında da vurguluyor. Dindarlar, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre, kalp hastalıklarına %60 daha az yakalanıyor; Dindarlarda, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre intihar oranı %100 daha düşük. Dindarlarda, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre tansiyon bozukluğu çok daha düşük. (Yeni Akit, 29.12.2018; Dinsizlerin sağlığı daha bozuk oluyor; 1.7.2008¸Eşinizle karşılıklı dua edin; 20 Aralık 2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Dindarlar daha mutlu: </strong>Araştırmalara göre; düzenli olarak ibadetlerini yerine getiren insanların daha mutlu olduğu ortaya çıkıyor. Bunun çeşitli sebepleri var. Ancak dört faktör öne çıkmaktadır: İlk olarak din, insanların hayatta anlam, gelecek için iyimserlik ve ümit bulmalarını sağlayan tutarlı bir inanç sistemi sunmaktadır. Kaçınılmaz olan ölüm yalnızca inanmak ile anlam bulmaktadır. “Niçin dünyaya geldik? Yaşamın gayesi nedir? Ölümden sonra ne olacak?” gibi hayati soruların cevabı dindedir. Dinî inanç sistemleri insanların her şeyin düzen ve intizam içindeki kâinattaki yerlerini anlamalarını; olumsuzluklara karşı koymaya, streslerle başa çıkmaya ve hayatı süresince meydana gelen kaçınılmaz kayıplara anlam vermelerini ve bu zorlukların çözüme kavuşacağı öbür dünya için iyimser olmalarını sağlar. İkinci olarak, dinî merasimlere rutin olarak katılım ve dindar bir topluluğun parçası olmak, insanlara sosyal destek sağlamasının yanı sıra yakınlık ve aidiyet ihtiyaçlarını karşılar. Kendilerine ve topluma güvenlerini artırır. Üçüncüsü, dine katılım çoğu zaman evlilikte sadakat, aile birliği, fedakârlık, yeme ve içmede ılımlılık, tevazu, affedicilik, Allah’ın verdiği nimetlere şükran duyma ve sevecenlikle karakterize edilen erdemli (faziletli) davranışlarla ve çok çalışmakla nitelendirilen bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı yaşam biçimleriyle ilişkilendirilmektedir. Dördüncüsü, ibadet etmek, dua ve zikir etmek, ibadethanelere gitmek ve cemaatle Allah’a yönelmek ve benzeri dinî ve manevi uygulamalar sevinç, huşu, sevecenlik ve coşku gibi olumlu duygular doğurur, mutluluk verir. Sıkıntılı anlarda Yaradan’a sığınma, O’ndan yardım isteme rahatlatıcıdır. Bayramlar, dinî özel günler (kandiller gibi) yine toplumda birlik ve kardeşlik ruhunu, barış ve dayanışmayı artırır. Tabi bu araştırmalar Müslümanlar üzerinde yapılsa idi daha şaşırtıcı neticeler alınırdı. Ancak şu sonuç çıkmaktadır: İnanan insan daha mutlu, daha sağlıklıdır ve daha uzun yaşamaktadır. (Prof. Dr. Sefa Saygılı, Akit, 29 Ekim 2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua5-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8936 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-bilim-serisi-2018-2.jpg" alt="" width="218" height="871" /><br />
</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua4-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4891" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua4-1.jpg" alt="dua4-1" width="530" height="348" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua2-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4892" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua2-1.jpg" alt="dua2-1" width="406" height="482" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8938" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG-20180825-WA0002-215x300.jpg" alt="" width="215" height="300" />    <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8939" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG-20180825-WA0003-300x248.jpg" alt="" width="300" height="248" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/icevaplar-dua_yeniasya12ek2004" rel="attachment wp-att-2681"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2681" title="icevaplar- dua_yeniasya12ek2004" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/icevaplar-dua_yeniasya12ek2004.jpg" alt="" width="400" height="297" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                    Yeni Asya, 12.10.2004</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8355 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua-kanser-1.jpg" alt="" width="535" height="524" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua14-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4893" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua14-1.jpg" alt="dua14-1" width="579" height="447" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bazı hastalarının din sayesinde büyük manevi güç kazandıklarını” fark eden ABD ulusal insan Genomu Araştırma Enstitüsünün Başkanı Francis Collins  ateizmden vazgeçmiştir.  (Mustafa Akyol, Bilim, Din ve Ateizme Dair Modern Ezberlerin Sonu, s. 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateist iken beyin kanaması geçirip bir süre felç kalan Serdar Turgut: &#8220;Dinin, dua etmenin bana çok yararı oldu. Duanın gücünü keşfettim. Hayırda şerde senden. Bizi koru, Sabır Allah&#8217;ım. (Gerçek Hayat, 7 Ocak 2005, 220. Sayı, s. 23) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/dua-alexis-carrel-2" rel="attachment wp-att-2602"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2602" title="dua-alexis-carrel-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua-alexis-carrel-2.jpg" alt="" width="94" height="135" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10919 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Butun-dunya-Agustos-1949.jpg" alt="" width="580" height="234" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Dua en önemli motivasyon aracıdır. Dua İnsanın kendisini bilmesidir, insan zor şartlarda paniğe kapılır ve şoka girer. Dua ile insan yalnız olmadığını anlar.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 61, 62) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12916 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/295975660_1409487666197834_9044654330973113742_n.jpg" alt="" width="681" height="495" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                      <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6891 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz-bilim-3.png" alt="namaz-bilim-3" width="492" height="484" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                    Amerikalı araştırmacılar tarafından vücuda faydalı olduğu tespit edilen hareketlerden bazıları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13258" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/maxresdefault.jpg" alt="" width="1058" height="413" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz2-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4895" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz2-2.jpg" alt="namaz2-2" width="327" height="399" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/namaz-alzheimer-hastaligi-riskini-azaltiyor" rel="attachment wp-att-2669"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2669" title="namaz-alzheimer-hastaligi-riskini-azaltiyor" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz-alzheimer-hastaligi-riskini-azaltiyor.jpg" alt="" width="399" height="215" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12181" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ibadet-egzersiz-spor-degildir-2021-12.png" alt="" width="732" height="465" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10366 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/humanislam-2019-1.jpg" alt="" width="315" height="474" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7351 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sarac-kanser-oruc-1.jpg" alt="" width="462" height="603" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dua okutmak hastalıklara daha iyi geliyor: Kansas st. Luke’s hastanesi, San Francisco  hastanesi ve Columbia üniversitesinin yaptığı araştırmalar, dua oku<strong>t</strong>maların -dikkat okumanın değil!- hastaların iyileşme sürecini hızlandırdığını ortaya çıkardı. Hastalar kendileri için dua edildiğini bilmiyorlardı. St. Luke’s Hastanesinde kendisine dua edilen 990 kalp hastasının 466’sına dua okundu. Dua okunan hastaların yüzde 11’i daha hızlı iyileşti. San Francisko Hastanesinde 390 hastadan 150’sine dua edildi ve bu hastalarda daha çabuk iyileşti.  Columbia Üniversitesinde üreme sorunu yaşayanlardan dua okunanalarda, döllenme başarısı oranı yüzde 8’den 16’ya çıktı. Embriyonun rahimde sağlıklı büyüme şansı ise yüzde 25’ten 50’ye yükseldi. İngiltere Ulusal Psikiyatri Enstitüsü’nün uzmanı Dr. Peter Fenwick’e göre bu araştırmalar insan enerjisinin gücüne işaret ediyor. (Vatan, 12.09.2003); Nörolog Andrew Newberg&#8217;in araştırma sonuçlarını yayınladığı “How God Changes Your Brain” (Tanrı beynimizi nasıl değiştiriyor?) adlı kitaptan: “ 10-15 dakika içten şekilde dua etmek beynin gri bölgelerini harekete geçiriyor, düşünce gücünü artırıyor ve merhamet duygusunu geliştiriyor. Korku ve öfke gibi duyguları azaltıyor. Bu etkilerin sonucu olarak öğrenme yeteneği gelişirken, oluşan rahatlama hisside psikolojik açıdan sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratıyor.”; Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Aydın: “Dua, zikir gibi dini yaşantılar sırasında beynin bazı bölgelerinde kanlanma artıyor ve uzun süre devam ettirildiğinde ise beynin hafıza ve dikkatten sorumlu bölgelerinde yeni beyin hücresi oluşumu meydana geliyor.” (Yeni Asya, 18 Nisan 2010); ABD&#8221;de yayınlanan ünlü haber dergisi, Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor? (God &amp; Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is Starting to Believe?) başlığı altında dinin iyileştirici etkisini kapak konusu yaptı. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına değinilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıkları daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığını bildirdi. Newsweek&#8221;in anketine göre, insanların %72&#8243;si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadırlar. ABD ve İngiltere&#8221;de yapılan araştırmalarda da, hastalar için dua etmenin, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı sonucu elde edilmiştir. (Newsweek, 10 Kasım 2003); Dua iyileştiriyor: The New York Times gazetesi dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı araştıran çalışmaları masaya yatırdı. Bilim, dua edilen kişilerin daha kolay iyileştiğini ispatlıyor. (Yeni Asya, 12.10.2004); Yazar ve ressam Özge Günaydın kanserle mücadelesini kazanan ve bu süreci satırlara taşıyan bir kadın. “Çok dua ettim ve Rabbime sığındım. Bu hastalıktan ders çıkarmak için var gücümle uğraştım. Duanın gücüne inandım. Dua ederken çok daha fazla pozitif düşünceye odaklandığımı fark ettim. Dua benim için müthiş bir enerji kaynağıdır.” (Yeni Şafak, 18.3.2018); Dünyaca ünlü kalp cerrahımız Mehmet Öz diyor ki: “Dua etmek insanı çabuk iyileştirir. Her ameliyattan sonra hastalarıma dua ettiririm. Bu onları çabuk iyileştirir.” (Vatan, 4 Mart 2003); &#8220;Dua, bazen infilak gibi güçlü bir etkiye sahiptir. Bu yolla, kanser, böbrek iltihapları, ülser, deri, akciğer ve kemik veremi veya kalp zarı gibi hastalıkların hızla iyileştikleri görülmüştür. Başkası için yapılan dua, bireyin kendisi için yaptığı duadan sürekli daha etkili olagelmiştir. Öyle anlaşılıyor ki duanın kabulü, şiddet, ısrar, keyfiyet ve kalitesine bağlıdır.&#8221; (Alexis Carrel, Dua, s. 62 ); “Dua yer çekimi gibi gerçek bir kuvvettir. Doktorluk hayatımda tıbbın fayda etmedeği ama dua ile iyileşen nice insanlar gördüm. Bu alt edilemez sanılan tabiat kuralları ile başa çıkacak tek kuvvet duadır.” (Carrel, Bütün Dünya Dergisi, Ağustos, 1949)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız ilim adamı M. Lantee, “Namaz ve insan sağlığı konusundaki görüşlerini şöyle özetliyor: Bu konu üzerinde senelerce süren araştırmalar yaptım, sonuç olarak namazdaki hareketlerin kalp yetmezliklerini, damar sertliğini önlediğini söyleyebilirim. Bu hareketler damarlara ve kalbe izometrik egzersizler yaptırmakta ve büyük bir elastikiyet sağlayarak damar sertliğini engellemektedir. Bu durum beyin damarları içinde geçerlidir.” Beş vakit şifa: İsviçre&#8217;nin Siegfield laboratuvarı lisansı ile romatizmaya ilacı olarak üretilen ‘Prodisan Kapsül’ ilacının tanıtım broşürü, namazdaki hareketlerin bir şifa kaynağı olduğu olduğunu tartışılmaz şekilde ortaya koyuyor.” (Dr. Gülsen Ataseven, Gerçeğe Doğru dergisi, III/ 24) ve Amerikalı araştırmacılar tarafından vücuda faydalı olduğu tespit edilen hareketler(Yeni Akit, 4.9.2015):</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“An Ergonomic study of body motions during Muslim prayer using digital human modelling” adlı Inderscience adlı sitede yayınlanan araştırma da aynı sonuçları vermektedir. (https://www.inderscience.com/info/inarticle.php?artid=81914); Günaydın gazetesinin 8.3.1983 tarihli bir haberin küpürünü  eğitimci Vehbi Vakkasoğlu ‘Öğretmenin Not Defteri 1’ adlı eserin 202. sayfasında paylaşır: “Fransızlara göre romatizmanın ilacı 5 vakit namaz: Fransız doktorlar, romatizma, bel ve sırt ağrılarından şikayet eden hastalara Müslümanlar gibinamaz kılmalarını tavsiye ediyor.”; “Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü Dr. Hans Tischer, ünlü bir ortopedi uzmanıdır. Bu bilim adamı, kendi sahasıyla ilgili bir hareketler zinciri olan namazı incelemiş ve şöyle bir yargıya varmıştır: &#8220;Müslümanların namazı ortopedik açıdan incelendiğinde, bütün hareket ve pozisyonlarıyla, boyun, omuz, kol, sırt, omurgalar, dirsekler, bacaklar, diz, kalça ve ayak bilekleri hatta parmak eklemlerine varıncaya kadar vücudun her eklemini hareket ettirir. Ayrıca boyun, omuz, kol, bacak, sırt ve karın kaslarının tümünü büyük bir ahenk içinde kasılıp yumuşatmakta ve böylece tam bir sağlık kaynağı olmaktadır. Üstelik tüm bu faydalı hareketler günde beş defa tekrarlanmaktadır. Vücut için bundan daha faydalı daha rahatlatıcı bir hareketler topluluğu düşünülemez.” (Vatan, 06.11.2003); Şiva, Hallel Yafa hastanelerinden, Tel Aviv ve Ben Gurion Üniversitelerinden İsrailli, Claibland Üniversitesi’nden Amerikalı araştırmacılar, ABD’deki NIH Ulusal Sağlık Kulübü’nün finanse ettiği çalışmaları sonucunda namazın etkisinin, eğitimsel kurumlardaki (aynı araştırmaya göre bu hastalığa yakalanma riskini yüzde %24 azalttığı ortaya konan) eğitim faktörünün olumlu etkisinden daha büyük olduğunu keşfetti. İsrail Haaretz gazetesinin bazı kısımlarını yayınladığı araştırmaya göre insanın eğitim aldığı yıllara oranla namazın etkisi de kat kat artıyor. Araştırmayı gerçekleştirenlerden İsrailli Profesör Rvka Aenzlberg, namaz kılan kimsenin namaz esnasında birçok kültürel ve düşünsel faaliyete yatırım yaptığını ve bunun de kendisini Alzhemier hastalığından koruduğunu belirtti.  (Timeturk, 17.08.2012); Sonradan Müslüman olan Jeffrey Lang adlı matematik profesörünün yazdığı, &#8216;Melekler de Sorar&#8217; (Even Angels Ask) adlı eserinden, ilk namazıla ilgili anısından bir bölüm: &#8220;Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah&#8217;a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu.&#8221;; İnternette yer alan ‘Egzersiz zihni açıyor’ başlıklı yazılarda da “fiziksel faaliyetlerin kan akışının beyin dâhil, bedenin her yerinde arttığını” gösteren çalışmalara rahatlıkla ulaşılabilmektedir. Zaten zihnin en açık olduğu an olan beyne en fazla kan gittiği hareket olan secde, aynı zamanda Allah’a en yakın olunan da andır: “Kulun rabbine en yakın olduğu hal secde halidir.” (Müslim, Salat, 215; Ebu Davud, Salat, 148; Nesai, Tatbik, 78) J. H. Lenison. ‘Günde 5 vakit namaz kılındığı esnada, gah çölün vahşi yalnızlığında, gah şehrin kalabalıklarında, müminlerin Allah&#8217;a itaat ve sadakat arz eden bu kimseler üzerinde derin tesiri icra eder ve bu tesir mutlaka ki benzersizdir.’ (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 18) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin doğru anlaşılıp doğru uygulandığı “her yerde” barış, huzur vardır: Turkcell Süper Lig&#8217;deki Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi öncesinde iki takımın taraftarları arasında kavga çıktı. (İHA, 29 Mart 2008); Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli taraftarlar, Eyüp Sultan’da bir araya gelerek kıldıkları sabah namazının ardından birlikte dostluk kahvaltısı yaptı. (Milliyet, 19.12.2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önemli hatırlatma: Hiçbir ibadet egzersiz/spor değildir. İbadetten maksat, kulun Rabbine kulluğunu göstermesidir. Yoksa bu bilinç ile yapılmayan ibadet, spor faaliyeti olarak kalır. Ama şunu da bilelim ki ibadet maksadı ile yapılan tüm kulluk göstergelerinin ‘Allah rızası öncelikli olmak şartı ile’ mutlaka devamında kula maddi anlamda faydalı bir yönü de bulunmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nobel ödüllü bilim insanından çarpıcı açıklama: Müslümanların orucu. Yoshinori Oshumi; Japon biyolog ve bilim insanı. 2016&#8217;da İsveç Nobel Vakfı tarafından, hücrelerin kendi kendini sindirmesi olarak bilinen otofaji alanındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Ödülüne layık görülen bilim insanı, oruç tutmanın sağlığa faydalarını bilimsel olarak ispat etti. Genlerdeki mutasyonlar hastalıklara neden olurken, aç kalma süreçlerinin kanser ve nörolojik hastalıklar gibi bazı vakalarda düzelmelere sebep olduğu gerçeğini ve sağlığa katkılarını kanıtladı. (Mynet, 19.04.2022) ; ABD’li bilim insanları: Haftada 2 gün oruç tutmak ömrü uzatıyor. (TRT Haber, 27.12.2019) Bilindiği gibi peygamber efendimiz haftada 2 gün, pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. (Tirmizi, Savm, 44; Nesai, Sıyam, 36; İbni Mace, Sıyam, 42; Hanbel, VI/80) ; Ünlü Doktor Enver Saraç’tan flaş açıklama: Kanseri öldürmek için oruç tutun. (Milliyet, 10.04.2017) Devamı, ‘Oruç ve sağlık’ adlı yazımızda</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Abdest: &#8220;İnsan bedeni ‘statik elektrik’ üretiyor. Tabii haliyle ve özellikle sevinç, üzüntü, heyecan, stres gibi duygu dalgalanmalarında 5-10 kat fazla olmak üzere. Bu statik elektrik insan dış yüzeyinde yani teninde birikiyor. Ayrıca tüm canlı ve cansız cisimlerin dış yüzeylerinde de statik elektrik yükü var ve insan günlük yaşantısında bunlarla el ve vücudu ile temasında da elektrik yükü alıyor ve statik elektrik birikimi artıyor. Bu birikim çepeçevre tüm vücudumuzu yani tenimizi zırh gibi kaplıyor. Defedilemez ve aktarılamaz ise insana huzursuzluk, sıkıntı ve rahatsızlık veriyor. Bu statik elektrik yükü vücuttan nasıl atılacak? İletken maddelerle temas edilerek. Elektriğe karşı en iletkenlerin başında bildiğimiz su gelir. İnsan banyo yapınca bu yük suya aktarılıyor. İşte insanın duş ve banyo sonrası büyük rahatlık duyması bu yüzden. Bir de biliyorsunuz, çıplak ayakla toprağa basıldığında da bu yük toprağa aktarılabiliyor. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda doktorlar hastanın çıplak ayakla toprakta gezinmesini önerirler. Bu pratik ve seri etki gösteren bir tedavi yöntemidir. Artık ibadete geliyoruz: İbadet bir takım şekilsel hareketlerin yanında aslında düşünseldir. Düşünce de yukarıda belirttiğimiz gibi bir enerjidir. Beyinde oluşan düşünce enerjisi, tüm vücut ve özellikle giysilerle kapatılmayan kafa, el, yüz gibi vücudun dış yüzeyleri ile Allah’a ve O’nun her insan için görevlendirdiği yazma (kayıt) ve iletişim ile görevlendirdiği aracılara yani meleklere iletilecektir. Namazdan önce abdest alınması ile insanın vücudundaki bu statik elektrik yükü boşatılarak iletişim kanalları açılmış oluyor ve insan Namaz ibadeti ile yaratıcısının huzuruna çıktığında O’nunla iletişim kurmasına fiziki bir engel kalmıyor. Boy abdesti yani gusülde de gerekçe aynıdır. Cinsel bir aktiviteden de insanın aşırı bir statik elektrikle yüklenmesi olağandır. Bu elektrik yükü de yıkanmak yani gusül abdesti almakla atılacaktır. Şimdi gelelim bu söylediklerimin sağlamasına, yani doğruluğunun ispatına: Abdestin alternatifi nedir? Yani su bulunmama halinde abdest gereği nasıl yerine getirilecektir? Teyemmümle yani toprakla. Yukarıda anlattığım gibi toprak da iletkenliği nedeni ile suya alternatiftir. İşte bu sebepten su bulunmadığında teyemmüm edilir.&#8221; (Prof Gazi Özdemir, Din ve Beyin-Temel Prensipleri Aynı adlı eserinden alıntılayan Hasan Suiçmez, Abdestin Sırları, Çayhaber.net, 25.07.2012) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Abdest, bilimsel mucizeler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">a) Abdestin Dolaşım Sistemine Verdiği Sağlık Nimetleri: Damarlar kalpten uzaklaştıkça incelerek nihai dokulara ulaşmaktadır. Bu ince damar sistemi esnek, pürüzsüz olduğu takdirde normal görevini sürdürebilir. Yoksa damarlar zamanla daralır, neticede tıkanır. Bu olaylar beyinde olursa ihtiyarlık erken gelir, bunama kaçınılmaz olur. Bu tehlikeli gidişten uzaklaşmanın en pratik ve sağlam yolu, damarlara genç yaşlardan başlayarak esneklik kazandırmaktır. Özellikle beyin dolaşımı ve kalpten uzak düşen ayak ve el damarlarında bu jimnastiğin yapılması zorunludur. Bunun en kolay yolu, damarları ısı farkı ile açıp kapayan su ile yıkama sistemidir. İşte kolayca fark ettiğimiz gibi, abdest alma damar sistemine esneklik kazandıran harika bir reçetedir. Özellikle ağız, burun ve boynun iki yanının ile teması, kafa kaidesinin etki ile beyin dolaşımını zenginleştirir. İşte 14 asır önce İslamiyet, suyun altın olduğu bir noktadan (Arabistan) arza intişar ederken, abdesti bu akıl almaz hikmeti için getirmiştir. Bu sayede kalp ve dolaşım basıncı rahatlayacak. Bu sayede beyin ve sinir sistemi tüm uyuşukluklarından kurtulacaktır. Bugün sinir yorgunluklarının tek doğal ilacı olarak da gusül tarzında genel yıkanma en sağlıklı tedavi usulüdür. Daha incesi abdest alma alışkanlığı ile oruç ve namazın hayat boyu sağlığımıza verdiği kazancı beraber düşünürsek, ciltlerce kitapta saymakla bitiremeyiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">b) Abdestin Korunma Sistemine Verdiği Sağlık Nîmetleri: Korunma sistemimiz (mikroplara ve kansere karşı) bildiğimiz dolaşım sisteminden farklı; daha ince damar şebekesinden kurulu ayrı bir yapıya sahiptir. Bu sistem beyaz kan sistemi, ya da tıp ismi ile lenf sistemidir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi de dolaşım sistemi kadar önemlidir. Üstelik lenf (beyaz kan) damarları kan damarlarından on defa daha incedir. İşte abdest bu sistem için akıl almaz bir nîmettir. Onun kıldan ince damarlarını da esnek tutar. Hele bu sistemin özel merkezleri olan burun arkası ve boğazın sık sık yıkanması (gusül); korunma sistemimize yeniden güç ve hareketlenme kazandırır. Abdest ve guslün lenf sistemine kazandırdığı uyarı, tüm hastalıklar, hatta kanser gibi konularda fevkalâde ciddi yarar sağlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">c) Abdestin Vücudun Statik Elektriğini Giderici Etkisi: Tüm hücreler çevresinde belli bir statik elektrik vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu his dahi etmeyiz. Ne var ki, gerek havada artan iyonlar, gerek özellikle çağımızda bir mesele olan plastik giysiler, vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar yaratır. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki; bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücut kırışma ve sarkmaları da bu statik elektrikle yakından ilgilidir. Eskiden beri tedavi edici etkisine inanılan ve günümüzde pek moda olan akupunktur bu statik elektriği dışarı atmanın bir tarzıdır. Vücudun statik elektriğinin aşırısını dışarı atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak. (Onkolog Dr. Haluk Nurbaki`den alıntı; Dogruhaber.com.tr, 26.01.2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2005’li yıllarda internette kısa süren bir ‘sünnet sağlığa zararlıdır’ furyası başlatılmış, çağdaş sıfatlı doktorlarımızda bu furyaya katılmışlardı. Gerçek ne peki?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">BM’den Sünnet olun Çağrısı: Birleşmiş Milletler’in sağlık örgütleri, AIDS’e yol açan HIV virüsünden korunmak için erkeklere sünnet yaptırmaları tavsiyesinde bulundu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile UNAIDS (HIV/AIDS Ortak Programı) uzmanları, erkeklere sünnetin virüse karşı kısmi koruma sağlayacağını açıkladı. DSÖ uzmanlarından yapılan açıklamaya göre sünnet AIDS’e yakalanma riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. Dünya Sağlık Örgütü HIV/AIDS bölümü başkanı Dr. Kevin De Cock da “Heteroseksüellerde HIV enfeksiyonunun yüksek ve sünnet oranının düşük olduğu ülkelerde artık HIV bulaşma riskini azaltacak yeni bir yöntemin bulunduğunu” söyledi. Dr. De Cock, “Dünyada 665 milyon sünnetli erkek var. Eğer bu sayıyı iki katına çıkarabilirsek, 20 yıl içinde 5.7 milyon AIDS vakasını ve 3 milyon erkeğin ölümünü engelleyebiliriz” dedi. (Vatan, 28.03.2007); Sünnet AIDSten kurtarıyor: İngiltere&#8217;de Harvard Üniversitesi profesörleri Daniel Halperin, AIDS&#8217;e yol açan HIV virüsüne karşı en etkili yöntemin sünnet olduğunu açıkladı. Sünnetin uzun vadede kondomdan bile koruyucu olduğunu savunan Halperin, virüsün bulunmasının 25&#8217;inci yıldönümü için Independent&#8217;a verdiği demeçte &#8220;BM&#8217;nin her yıl AIDS&#8217;le mücadeleye ayırdığı paranın yüzde biriyle, yani sünnetle daha etkili olabiliriz&#8221; dedi. (İnternet Haber, 10.05.2008); AIDS için Coni de kestirecek: New York sağlık yetkilileri harekete geçti. AIDS&#8217;i önleyen sünnet için kampanya başlıyor. ABD erkeği sünnet olacak. New York&#8217;ta, AIDS riski içinde bulunan erkeklerin sünnet yaptırmasını teşvik için kampanya başlatılması planlanıyor. New York Times&#8217;ın internet sitesindeki habere göre, Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO), sünnetin AIDS&#8217;e yol açan virüs HIV&#8217;in bulaşmasını önlemede etkili olduğunu açıklamasından sonra New York sağlık yetkilileri harekete geçti. Atlanta&#8217;daki Hastalıkların Kontrolü ve Önlenmesi Merkezi, bunu ulusal bir politika haline getirmek için çalışmalar yapmaya hazırlanıyor.Ancak merkezin çalışmalarından önce harekete geçen New York sağlık yetkilileri, sünnet konusunu üyeleriyle ele almaları için bazı gruplar ve eşcinsel örgütleriyle şimdiden temasa geçti.Yetkililer, bunun yanı sıra kentteki hastane ve klinikleri idare eden Sağlık ve Hastaneler Kurumu&#8217;ndan sağlık sigortası olmayan erkeklerin ücretsiz sünnet edilmesini istedi.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile UNAIDS uzmanları, Kenya, Uganda ve Güney Afrika&#8217;da yapılan araştırmalara dayanarak, sünnetin AIDS&#8217;e karşı korunmada etkili olduğunu belirtmiş ve erkeklere sünnet olmaları tavsiyesinde bulunmuşlardı.  (İnternet haber, 08 Nisan 2007); Sünnet &#8220;penis kanseri&#8221;nden koruyor: ASM Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. A. Nadir Tosyalı: “Penis kanseri riskini ve partnerlerin rahim ağzı kanseri riskini azaltan sünnet, ciddiye alınması gereken önemli bir cerrahi işlemdir.” (Mynet, 20.05.2010); Sünnet tüm dünyada yaygınlaşıyor: Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, sünnetin hem cerrahi yönü hem de psikolojik yönüyle üzerinde önemle durulması gerektiğini belirtti. (28.4.2009)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an ilacı: Katar`da yayınlanan Ar-Raya Gazetesince 2000 yıllın başlarında dünyaya duyurulan habere göre; Mısırlı Dr. Abdulbasıt Muhammed tarafından insan terindeki terkipten elde edilen ve yüzde 99 başarı sağlayan, üstelik hiçbir yan tesiri bulunmayan ilaç, biri Avrupa diğeri Amerika olmak üzere iki yerden onay aldı. Söz konusu yeni göz ilacının, sıvı ve göz damlası şeklinde bir İsviçre şirketi tarafından üretime başlandığı ifade etmişti ve bu ilaç şimdi tüm dünyada aranan ve yok satan bir ilaç haline gelmiştir. Adı geçen gazetenin o zamanki Haberinde; ilhamını Yusuf Suresi’nden aldığını belirten Dr. Abdulbasıt Muhammed, adına &#8220;Kur`an İlacı&#8221; dediği ilacın buluşu hakkında şunları söylüyordu: &#8220;bir gün, sabahleyin Yusuf Suresi’ni okuyordum. Aklım 84. ve onu takip eden ayetlere takıldı. Ayette, oğlu Hz. Yusuf`un başına gelenlerden dolayı şiddetli hüzün ve kederle ağlayan Hz. Yakup’un gözlerine akların indiği ve daha sonra, Hz. Yusuf Peygamber`in babası Hz. Yakup’a gönderdiği gömleği, babasının` gözlerine sürmesiyle gözlerinin iyileştiği ve eskisi gibi görmeye başladığı ifade ediliyordu. Burada düşünmeye başladım. Hz. Yusuf`un gömleğinde ne olabilirdi? Sonunda gömlekte terden başka bir şeyin bulunmadığı kanaatine vardım. Düşüncemi ter ve terkibi üzerinde yoğunlaştırmaya başladım. Laboratuar çalışmalarına başladım. Tavşanlar üzerinde deneyler yaptım. Sonuçlar oldukça olumlu çıkıyordu. Daha sonra gözünde katarakt bulunan 250 gönüllü şahıs üzerinde günde iki defa olmak üzere iki hafta süreyle tedavi uygulamaya başladım ve sonunda yüzde 99`lukbir başarı elde ettim ve buna `işte Kur`an mucizesi` dedim.&#8221; Katarak tedavisinde yüzde yüz olumlu sonuç veren Kur’an ilacı şu an yok satmaktadır. O zamanlar, onay için, ilaçla ilgili araştırmasını Amerika ve Avrupa`daki yeni buluşları tescille ilgili yerlere gönderdiğini söyleyen Abdulbasıt, yapılan inceleme ve deney sonunda ilaca onay çıktığını ve ilacı üretmeye talip bir İsviçre şirketiyle, üzerinde &#8220;Kur`an İlacı&#8221; ifadesini koymak şartıyla anlaştığını ve şirketin de bunu kabul ederek üretime geçtiğini ifade etmişti. (24.07.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Az ye, sağlıklı ve uzun yaşa: Normalden daha az yemenin kanserden katarakta kadar pek çok hastalığı önlediği ortaya çıkarken yaşamı üçte bir oranında uzattığı da kanıtlandı. ABD&#8217;deki Ulusal Yaşlanma Enstitüsü&#8217;nde bilim insanları, 10 yıldan uzun bir süre 60 erkek ve 60 dişi maymundan oluşan iki grup üzerinde çalışma yaptı. ( Sabah, 27.12.2012; 13.10.2013); “Üç huy Allah’ın gazabını gerektirir. Acıkmadan yemek yemek, uykusuz kalmadan uyumak, lüzumsuz yere gülmek.” (Ramuze’l-Ehâdis, I/3340); “Birçok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir.” (Câmiüs Sağîr, 1/36);  Asr-ı Saâdette, Hareklius Hz. Peygamber aleyhisselam’a hizmet için bir doktor göndermişti. Bu tabip, Resul-i Ekrem’in yanında uzun müddet kalarak ashâb ve ehl-i beytten hastaları tedâvi için beklemiş, fakat tedâviye çok az kimsenin muhtaç olduğuna şâhit olarak memleketine dönmek için izin isteyince, az hastalanmanın sebebi hakkında Hz. Peygamber, “Ashâbın iyice acıkmadıkça yemek yemediklerini ve yemekten iyice doymadan ayrıldıklarını” söylemiştir. (Milaslı İsmail Hakkı, Tıbb-ı Nebevî, s. 22); &#8220;Mümin karnını tamamen doyurmaz&#8221; (Darimi, Vesâyâ, I/108); &#8220;İnsana, yaşaması için birkaç lokma yeter. Çok yemek isteyen, karnının yani midesinin üçte birini yemekle doldursun, üçte birini suya ayırsın, üçte birini de rahat nefes alması için boş bıraksın.&#8221; (İbn Mace, Et&#8217;ime, 50); &#8220;Ademoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır.&#8221;(Tirmizi, Zühd, 47); “Mide hastalıkların evidir. Tedavinin özü ise perhizdir.” (Ebû Dâvud, Tıb, 13);  “Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı!” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr Tercümesi, Hadis No: 295); “Sizin Allâh’a en sevimli olanınız, az yiyip içen ve bedence hafif olanınızdır.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr Tercümesi, Hadis No: 221)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ünlü tıp profesörü Osman Müftüoğlu, bugünkü yazısının “Sağlık Çerezi” başlıklı bölümünde uyku pozisyonlarını yazdı. Sağ tarafa uyunması tavsiyesinde bulunan Prof. Dr. Müftüoğlu, Hürriyet gazetesindeki yazısının ilgili bölümünde “Sağ yana yatmak daha verimli” başlığı altında “Beyninizin toksinlerden arınmasını sağlayan G-Lenfatik temizleme sisteminin daha etkin çalışması için sağ yana yatmayı tercih edin. İkinci tercih sol yana, üçüncüsü sırtüstü olanıdır. Yüzükoyun yatanlarda bu sistem tıkanıyor ve sabah yorgunluğu olasılığı artıyor” ifadelerini kullandı. (Yeni Akit, 31.1.2020); Hazret-i Peygamber (sas) uyurken sağ yanına doğru yatarak uyurdu. Riyazü&#8217;s-Salihîn adlı hadis kitabında şöyle rivayet ediliyor: Bera b. Azib (r.a)&#8217;den: Peygamber Efendimiz (s.a.s) yatağına girdiğinde sağ tarafına yatardı; sonra, &#8220;İlâhî! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana tevcih ettim, işlerimi sana emanet ettim. Sevabını ümit ederek ve azabından korkarak sana sığındım. Senden başka kendisine sığınacak ve korunacak kimse yoktur. Gönderdiğin kitaplara ve yolladığın peygamberlere iman ettim.&#8221; (Riyazü&#8217;s-Salihîn; II/206-207-208-209) “Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığında sağ elini yanağının altına koyar, sonra, &#8220;Allah&#8217;ım, kullarını dirilteceğin kıyamet Gününde beni azabından koru&#8221; diye duâ eder ve bunu üç defa tekrarlardı.” (Camiüssağir Hadîs No: 6558)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayakta su içmenin zararları. Uzmanlar, ayakta su içmenin tıbbi zararlarını sıraladı. Ayakta su içmenin insanlara tıbben zarar verebileceğini belirten uzmanlar, &#8220;İnsanların mideleri pozisyonlarına göre farklılık gösterir. Yani ayakta ve oturur vaziyetteki midenin pozisyonu farklıdır. Ayakta duran bir insanlar eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına geçer. Bu da midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını geçerek onikiparmak bağırsağına geçer. Yani şöyle diyecek olursak insanların ayakta su içmeleri sonucunda suyu içerler ve hiçbir yere etkisi olmadan direk onikiparmak bağırsağına geçer. Su insanlar için önemlidir. Bu sıvıyı ayakta içtiklerinde vücuttaki su midede birikmez ve vücuda hiçbir faydası olmaz. Eğer insanlar sıvıyı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra onikiparmak bağırsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera dahil, bir çok insan hastalıklarından korunmuş olur. İnsanlar rastgele yerde sıvıları alıp ayakta içerseler bazı hastalıklara ve tehlikeye daha fazla maruz kalırlar.&#8221; dedi. (Sabah, 6.3.2013); &#8220;Eğer ayakta su içen kimse midesine verdiği zararı bilseydi içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı&#8221; (Abdürrezzak 10/427, hadis, 19588); &#8220;Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unutur da içerse kusmaya çalışsın&#8221; (Müslim, Eşribe, Hadis 116); Resûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem &#8220;Ayakta su içmeyi yasaklamıştır&#8221; ifadesi, Müslimin bir başka rivayetinde &#8220;Ayakta su içmekten men etmiştir&#8221; şeklinde geçmektedir. (Müslim, Eşribe, 112, 114); &#8220;Hiçbiriniz ayakta su içmesin.&#8221; (Müslim, Eşribe 116)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “O (Allah);  geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratandır.&#8221; (Yunus, 67);  “Uykunuzu bir dinlenme kıldık.” (Nebe, 9); &#8220;Size geceyi bir örtü, uyku zamanı kılandır O&#8217;dur.&#8221;  (Furkan, 47) Bu ayetlerle alay etmek isteyen bazı ateistler, “Ama ben geceleri uyumuyorum ki, gündüz uyuyorum” diye akıllarınca itiraz ediyorlar! Bakalım bilim adamları ne diyor bu konuda: “Kanserden korunmak için düzenli uyku ve spor.” (Hürriyet, 9.3.2015; NTV, 18.12.2008); “Tevfik Dorak, İngiltere&#8217;nin Newcastle Üniversitesi&#8217;nde kanser araştırmaları yapan bir Türk doktor. Dorak&#8217;ın dünya tıp literatürüne geçmiş çarpıcı bulguları var. Bunlardan biri, karanlıkla-kanser arasındaki ilişki. Dorak, vücudun hücre yenileyici ve bağışıklık sistemi düzenleyici melatonin hormonunu gece karanlıkta salgıladığını hatırlayıp uyarıyor: &#8220;Karanlıkta uzun ve düzenli uyku bu salgıyı ve kansere bağışıklığı artırıyor. Gece “23.00 ila 03.00” arasında salgılanan ve vücudun savunma mekanizmasını güçlendirip, yaşlanmayı geciktiren bir hormon var: Melatonin. Ve sadece gece ve sadece teknolojinin bütün fişleri çekilince devreye giriyor.&#8221; (Milliyet, 26 Şub 2014); “Kaliteli bir uyku için. En yenileyici uyku saat 22.00 ile 02.00 arasındadır. (Prof. Mehmet Öz, Milliyet, 15.6.2015); Dr. Ebru Aydın, “Melatonin salgılanan saatleri insanların kaçırmaması gerekiyor. Melatonin hormonu özellikle gece 11’den sonra salgılanmaya başlıyor ve gece 2’ye kadar en üst seviyeye çıkıyor. Sabaha doğru da yavaş yavaş azalıyor. O nedenle özellikle bu saatlerdeki uykuyu kaçırmamak gerekiyor.” (Habertürk,31 Ocak 2014); İnsanların iki ayrı uyku dalgasına göre programlandığı tespit edilmiştir. Rodenburg Üniversitesinden Prof. Jurgen Zulley&#8217;in araştırmalarına göre bu iki dalgadan biri öğle arasında 10-30 dakikalık bir süre içerir. Öğle vakti ve öğle yemeği öncesi uyunacak bu uyku, uykusuzluğun en önemli çözümlerinden biri olarak görülüyor. Diğeri gece 12.00-04.00 arası uyanacak uykudur. Bu iki vakti düzenli olarak uykuda geçiren kişiler uykusuzluk sorununu aşacaktır. (Sabah, 23.11.1993) ki, İslam litelatüründe buna kaylule denir. “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar.” Buyurmuş, kendileri de yapmıştır. (Buhârî, Hacc, 129, Cuma, 40; İbn Mâce, Savm, 22¸İbn Hacer, Fetḥu’l-Bârî, XI/72; Ebû Dâvûd, “Ṭahâret”, 14)Ebû Dâvûd, “Ṭahâret”, 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tesettür İslami bir emirdir. (Ahzab, 59; Nûr,  31, 60; (Mecmeu’zzevâid nr:4168; Ahmet b.Hambel, Müsned nr.6786; İbn-i Hibban, sahih, 5655-7347; Ebu Davûd, Libâs, 31;İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259) Her emir gibi insanların faydasınadır: Milliyet gazetesinden (9.12.2002) Dinsiz olan Ece Temelkuran, ‘Kadınlara laf atan erkeklerle konuşur.’ Yazısındaki bir cümle ilginçtir. “Aslında kadınların güzelliği veya giyinişi (başörtülü olmadığı sürece) önemli değil… Bu ve birkaç laf atıcı itirafında türbanlıların “laf atılmaktan muaf” oldukları anlatılıyor.” Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman ise, 12 Temmuz 2009 tarihli köşe yazısında, tesettüre girerek yaşadığı deneyimleri aktarırken şunları söyler: “Zaten tesettürlü olmak tuhaf bir şey, kimse size bir şey sormuyor, hep bir anlayış, şefkat, erkekler tacizde bulunmuyor, müthiş bir kalkanmış…” Arman&#8217;ın sonradan tesettüre giren oyuncu Büşra Apaydın ile yaptığı röportajın (28 Ağustos 2016) başlığı da ilginç: &#8220;Özgürleşmek için kapandım.&#8221;; Amerika’da yapılan bir deneyle de ilginç sonuçlar elde edilmiştir: Taciz için 5 saat sokakta yürüdüler. New York sokaklarında bayanların giyimi üzerinden ilginç bir taciz deneyi yapıldı. New York sokaklarında sosyal deney yapan gençler kadınların giydikleri kıyafetin &#8221;taciz&#8221; konusunda ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koydu. 5 saat &#8221;normal&#8221; bir şekilde, 5 saat kapalı yani islama uygun şekilde giyinen kadının karşılaştırmasına çok şaşıracaksınız. Videoda ‘normal’ giyinip gezen kıza ıslık çalıp laf atarlarken, kapalı (Müslüman) kıyafetle gezen aynı kızı kimse rahatsız etmez, laf atmaz, yan gözle bakmaz! (Star, 1 Eylül 2015); Satanist iken Müslüman olan Hollanda’lı Wendie Zantman, başörtü hakkında söyledikleri: “Başörtüsünün bir kadın için nasıl bir korunak olduğunu fark ettim ve hemen bir başörtüsü takıp Hollanda sokaklarında gezmeye başladım. Başörtüsü gerçekten de beni koruyor ve hiç kimse beni rahatsız etmiyordu.” (Haksöz, 22 Şubat 2022) ; ‘Hindu asıllı bir ateist’ iken, 1999’da Müslüman olan dünyaca ünlü Hint şairi ve yazarı Kamala Das’ın The Times of India gazetesine verdiği bir (15 Aralık 1999) beyanat: &#8220;İslam’ı seçmemde tesettürün büyük rolü var. Tesettürü seviyorum. Tesettür emniyettir. Gördüm ki tesettürlü bir hanım her yerde saygı görüyor. Kimse dokunmuyor sana; laf atmaya bile cür’et edemiyor. Tesettür içinde tamamen emniyettesin&#8230; Bunları dışlayan özgürlüğü fazlasıyla yaşadım, artık istemiyorum.&#8221; Görüldüğü gibi tüm deneyimlemeler hep aynı sonıuca ulaşmaktadır: Gerçek bir tesettür tam anlamı ile bir emniyettir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır.&#8221; (Ahzab, 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an&#8217;da örtünme önce erkeklere, sonra kadınlara emredilmiştir.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 102) Kur&#8217;an hicabı ilk önce erkekler için belirtir. Daha sonra da kadınlar için. (Naik, s. 134) Kur&#8217;an&#8217;da bir kadına baktığımda ki, o kadın benim eşim, annem veya kızım olmadığı sürece bakışlarımı indirmemi söylemektedir.” (Naik, s. 126)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Halvet, yani birbirlerinin mahremi olmayan bir kadınla bir erkeğin başbaşa kalmaları haramdır. Peygamberimiz böyle zamanlarda üçüncü kişinin mutlaka şeytan olacağını söylemiş ve inananların bundan sakınmalarını emretmiştir. (Tirmizî, Radâ` 10, Fitne 7; Müsned, 1/18, 26)  Rusya, İsrail, Fransa, İtalya, Çin, Brezilya, Filipinler, İngiltere, Japonya, Ukrayna, Hindistan, Meksika&#8230; Haremlik selamlık otobüs, tren, plaj, taksi hatta kadınlara özel banka (Almanya, Münih, Frauenbank; Milliyet, 27.11.2004) ve jimnastik salonu (ABD, Florida ve California, Milliyet, 26.03.2004) açarken, bizde daha namaz yerlerinin ayrı olması bile irtica haberi olarak kabul ediliyor!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz3-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4896" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz3-1.jpg" alt="namaz3-1" width="549" height="262" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/inanc_1-1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4897" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/inanc_1-1-2.jpg" alt="inanc_1-1-2" width="321" height="284" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4898" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet1-2.jpg" alt="sunnet1-2" width="747" height="458" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet2-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4899" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet2-2.jpg" alt="sunnet2-2" width="348" height="310" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet3-4.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4900" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet3-4.jpg" alt="sunnet3-4" width="505" height="257" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kuran-ikerim1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4901" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kuran-ikerim1-2.jpg" alt="kuran-ikerim1-2" width="575" height="347" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" title="sabah-azyiyinhadis_1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sabah-azyiyinhadis_1.jpg" alt="" width="300" height="530" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/islam-emir-humanizm-5" rel="attachment wp-att-4278"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4278" title="islam-emir-humanizm-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-emir-humanizm-5.jpg" alt="" width="475" height="454" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/humanislam-1.png"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5960 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/humanislam-1.png" alt="humanislam-1" width="527" height="272" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/10857922_852615218151218_3838719003243001619_n.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6115 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/10857922_852615218151218_3838719003243001619_n.jpg" alt="10857922_852615218151218_3838719003243001619_n" width="307" height="385" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">29 Ekim 1938 tarihli ‘Resimli Ay Dergisi’nde Mahmut Yesari’nin ‘Güneşe çıkan kadın’ başlıklı yazısından: “O zamanki kadın erkek trende, vapurda, tramvayda ayrı oturuyordu… Kadın, kafeste yaşayan, güneşe hasret bir kuş gibiydi. Kadın çarşaftan kurtulup ta güneşe çıkınca ne oldu? Plajlarda, kadın erkek, beraber giriyorlar. Kadın, güneşe çıktı.”; 25.06.2017 tarihli Aydınlık gazetesinden: “Milli Eğitim Bakanlığı yeni açılacak her kurumda abdesthane ile kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit zorunluluğu getirdi.”; Hürriyet’ten Ayşe Arman’ın ‘Taciz’ başlıklı yazısında (03 Ocak 2009) geçen bir ifade: “Anlayamıyorum neden bu tür görevlerde sadece kadınlar çalıştırılmıyor? Ya da bu zorsa, görev dağılımı yapılırken, niye kadın erkek karışık bir ekip ayarlanamıyor?”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sakalla bıyık, astım ve cilt kanserinden koruyor.” (Takvim, 12.3.2013); “Sakal sağlığı koruyor.” (Sözcü, 19.1.2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teyemmümün temizliğini kanıtladı. İstanbul’da özel bir hastanede çalışan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdülkadir Geylani Şahan, Kur’an-ı Kerim’de teyemmümden bahsedilen Maide Suresinden yola çıkarak bir araştırma yaptı. İnsanlardan el temizliği yapılmadan örnekler alan Doktor Şahan ve ekibi, ardından teyemmüm yaptırarak yeniden örnek aldı. Çıkan sonuçları karşılaştıran Şahan, teyemmüm sonrası ellerin temizlendiğini gördü. Aldıkları sonuç karşısında çok şaşırdıklarını söyleyen Şahan,&#8221;Kuran-ı Kerim, insanların hem bilimsel hayatına hem dünya hayatına akla gelebilecek her duruma çok net açıklamalar verebilen bir kitap.&#8221; ifadelerini kullandı. (Yeni Şafak, 16 Şubat 2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah ve ahiret inancı fıtratta, doğuştan genlerimizde var! Erdal İnönü: &#8220;Akşam yatağa girerken, sabaha çıkıp-çıkmayacağımdan emin değilim. Dahası öldükten sonra ne olacak? Toprağın altında çürüyüp gidecek miyim? Ama ben yok olmak istemiyorum. Tanrı yoksa da olmasını istiyorum. Yok olmayacağımı düşünmek bana huzur veriyor. 1947 yılında Fen Fakültesinden mezun olunca doktora için Amerika’ya gitmiştim. Bir kimya hocamız vardı. Kendini Einstein’ın kimyadaki benzeri görür ve her şeyi kimya ile çözeceğine inanırdı. Bu bağlamda sık sık Tanrı kavramının da insanın acizliğinden kaynaklandığını söyler; kimya iyi anlaşıldığında Tanrı’ya ihtiyaç kalmayacağını güçlü bir şekilde izah ederdi.&#8221; Yıllar sonra Erdal İnönü hocasıyla yeniden karşılaşmış. Bir konferans için gittiği Amerika’da bir otel lobisinde otururken, hocasının koltuğunun altında bir kitapla asansörden çıktığını görmüş. &#8220;Koltuğunun altındaki kitabı sordum. &#8216;Yeni yayınlanan kitabım&#8217; deyip, bana uzattı. Baktım, Tanrıyla ilgili bir kitaptı&#8230;&#8221; (Erdal İnönü, Anılar ve Düşünceler” konulu konuşmasından, ODTÜ kampüsu, 18 Mart 1996); Ümit Meriç, Türkiye sosyalizminin öncülerinden Kerim Sadi&#8217;ye yaşlılığında sorar: &#8220;Allah var mıdır yok mudur?&#8221; Kerim Sadi bir süre duraksadıktan sonra şöyle cevap vermiş: &#8220;Senin yaşlarındayken yoktu ama galiba artık var.&#8221;  (Ümit Meriç, Babam Cemil Meriç, s. 188); Devrimci sol önderlerden Mihri Belli: &#8220;Reşo Ali hastalanmıştı. Yatalak olmuştu, fakat kafası işliyordu. Geçmiş olsuna gittim kendisine. Bana, “Yakında öleceğim” dedi, senden bir ricam var. Bana izin ver, atalarım gibi yok olmayacağıma, bu dünyaya bir kuş mu olur, bir bitki mi olur geri döneceğime inanayım, yok olmayayım.” Reşo Ali, Alevi idi, reenkarnasyona inananlardan. “İzin senin” dedim.&#8221; (Akit, 9.11.2016); Freud&#8217;un ünlü talebesi Carl Gustav Jung: &#8220;Ne zaman öfkeye ve korkuya kapılsam, ne zaman istemsizce &#8220;Ah Tanrım!&#8221; desem, O&#8217;nu anıyor, O&#8217;nu çağırıyorum. Kökeni benim kontrolümün ötesinde olduğu için, gerek olumlu gerek olumsuz açıdan, geleneklere uygun bir biçimde &#8220;tanrı&#8221; veya &#8220;kişisel tanrı&#8221; diyorum bu &#8220;kaderin gücü&#8221;ne.&#8221; (The Listener, 21 Ocak 1960)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Benim için yeryüzünde iyi, doğru, güzel ne varsa hepsinin diğer adı İslam’dır.” Aliya İzzetbegoviç </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/emirlerfaydalidir-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6202 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/emirlerfaydalidir-1.jpg" alt="emirlerfaydalidir-1" width="530" height="1312" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14531 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamiemirler-human-2-2022-y.jpg" alt="" width="382" height="256" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giyinmekten amaç, vücudu yok saymak değil fakat onu tıpkı altın gibi, kalabalığın gözlerinden gizli tutulan eşyanın alanına geri çekmek demektir.  (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 396)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> &#8220;Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır.&#8221; (Ahzab, 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9112 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haremlik-selamlik-2-2018.jpg" alt="" width="483" height="407" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10242 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Kamala-Das-1.jpg" alt="" width="150" height="207" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9111 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haremlikselamlik-1-2018.jpg" alt="" width="702" height="942" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-14291 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/347428597_1632043977275534_8149937583160396969_n.jpg" alt="" width="275" height="333" /></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Eller aya, biz yaya&#8230;Bu konularda bile!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11082 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dunyaayabizyaya-2020-1.jpg" alt="" width="485" height="328" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><br />
<img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6389 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sakal-sunnet-yarar-1.jpg" alt="sakal-sunnet-yarar-1" width="451" height="533" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12327 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/274130431_10159478554757348_1405069027777082466_n.jpg" alt="" width="656" height="257" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                           <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12479" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/278975154_1341810776298857_3825417460033133103_n.jpg" alt="" width="274" height="472" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ek:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Namahrem ile Tokalaşmak Üzerine</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İslamcı kesimden olmayan kimselerde bu etkileri uyandıran bu yaklaşım tarzına Müslümanların mesafeli durmaları gayet doğaldır:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">&#8220;Avuç içlerimiz pencerenin iki yüzünde öpüştü.&#8221; (Cumhuriyet Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Can Dündar, Tutuklandık, s. 122)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Solcu olan emekli vali Ziya Çoker, Seçilmişler Atanmışlar İnsanlar isimli kitabının 24. sayfasında çocukluk aşkından bahsederken şunları yazmaktadır: “Birbirine yapışmış olan ellerimiz, titrek oynaşmalarla sanki duygularımızı dile getiriyorlardı.” (Ziya Çoker, Seçilmişler Atanmışlar İnsanlar, s. 24)</span></p>
<p>Türk anarşist yazar Gün Zileli: Sinemada nişanlımla &#8216;Ellerimizle seviştik.&#8217; (Gün Zileli, Yarılma, s. 223)</p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-humanizm1-2.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-4902" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-humanizm1-2.jpeg" alt="islam-humanizm1-2" width="203" height="159" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html">İslami emir, yasaklar ve hümanizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam tüm dinlerin özü, ortak adıdır</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 13:11:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'ın kanağı]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kopya]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran ve diğer kutsal kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[kuranı Muhammed mi yazdı]]></category>
		<category><![CDATA[toplama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=201</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oryantalistler, Kur’an’ın Tevrat ve İncil’den yapılan alıntıların birleştirilmesi ile Muhammed tarafından yazıldığını ileri sürer. Günümüzde de bazı ateistler bu benzerlikler üzerinden İslam üzerinde şüphe utyandırmaya çalışırlar. Mesela kendini din uzmanı olarak tanıtan T. Dursun,  İncil ve Tevrat&#8217; ı okuduktan sonra, Kur’an&#8217;daki pek çok ayetin bu kitaplardan kopya edildiğine kanaat etmiş ve sonunda da ateist olmaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html">İslam tüm dinlerin özü, ortak adıdır</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Oryantalistler, Kur’an’ın Tevrat ve İncil’den yapılan alıntıların birleştirilmesi ile Muhammed tarafından yazıldığını ileri sürer. Günümüzde de bazı ateistler bu benzerlikler üzerinden İslam üzerinde şüphe utyandırmaya çalışırlar. Mesela kendini din uzmanı olarak tanıtan T. Dursun,  İncil ve Tevrat&#8217; ı okuduktan sonra, Kur’an&#8217;daki pek çok ayetin bu kitaplardan kopya edildiğine kanaat etmiş ve sonunda da ateist olmaya karar vermiştir. Öncelikle T. Dursun gibilerinin  bu tür iddialarında samimi olduğunu kabul etmemiz için, ‘Kur’an’ı hiç okumadıklarını’ düşünmemiz gerekir. Çünkü Kur’an’ın birçok ayeti zaten bu benzerlikten bahseder, hatta bu kitaplardaki tahrifler/bozulmalar dışında bu kitapları onayladığını açıkça (Bakara, 91) belirtir. Böyle bir iddiada bulunmasını,  uzmanı (!) olduğunu iddia ettiği kitabı bile anlamamış olduğunun itirafı olarak kabul etmek gerekir. Çünkü Kur’an bizzat tüm peygamber ve kitapların aynı kaynaktan gönderildiğini, mesajların içeriklerinin aynı olduğunu bizlere bildirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateistlerden daha objektif olan bir oryantalist ile konumuza giriş yapalım: &#8220;Kur’an daha önceki peygamberlerin mesaj ve görüşlerini ortadan kaldıran bir vahiy değildi, tersine insanlığın dinsel deneyiminin sürekliliği üstünde ısrarla duruyordu. Bu noktayı vurgulamak özellikle önemlidir, çünkü bugün hoşgörü Batılıların pek İslam’da görme eğiliminde olmadıkları bir erdemdir.&#8221; (Karen Armstrong, Tanrı&#8217;nın Tarihi, s. 236) &#8220;Bütün peygamberler tüm toplumlara aynı mesajı ilettikleri için, dünyanın çok farklı yerlerinde bile benzer mesajlara ve anlatılara rastlanması son derece normaldir.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 271) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İslam, Hz. Muhammed ile başlayan dinin adı değil; son peygamberi Hz. Muhammed olan dinin adıdır! İslam, Hz Adem&#8217;den ile başlamış ve son peygamberi, tebliğcisi efendimiz Hz. Muhammed olan dindir. Bu nedenle de &#8220;İslam tarihi kitaplarında yazarlar, Hz Adem&#8217;den peygamberimiz dönemine kadarki dönemleri, haberleri konu edinirler.&#8221; (Prof A. Demircan, Oryantalistlerin siyere yaklaşımı, s. 118); “Kur’an, Tevrat, İncil&#8217;in aslî şekilleri ve kaynağı aynıdır yani bunlar yüce Allah tarafından gönderilmiştir. Dolayısı ile her ne kadar bozulmuş olsalar da Kur’an&#8217;la önceki vahiyler arasında belli bir örtüşmenin bulunması normal bir durumdur. Hz Muhammed, İslam mesajını insanlığa tekrar hatırlatan son peygamberdir. Kur’an ehli kitap olanlara tevhid ve ilahi iradeye aykırı olan, ters düşen inanç ve davranışları kendilerine bildirmiştir.” (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 239-240); “Hz. Adem&#8217;in de, Musa&#8217;nın da, İsa&#8217;nın da tebliğ ettiği din İslam’dır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 39); “Hz. Peygamber kendisinden önce gelen Peygamberlerin getirdiği esasları yıkıp yok etmemiştir.”<strong> </strong>(Flamur Kasami, Kur&#8217;an&#8217;da çelişkili gibi görünen ayetler, s. 146) “Kur’an tüm peygamberlerin hak din olan İslam&#8217;ın, iman ibadet ve ahlak ilkelerini tebliğ ettiğini bildirir. Kur’an, Hz. İbrahim&#8217;i Yahudi veya Hıristiyan saymaz.” (Arif Yıldırım, Kelami Münakaşalara Giriş II, s. 84) “Allah elçilerini tek bir dini tebliğ etmeleri için göndermiştir. O’na İslam diyoruz.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 70)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam Hz Adem’den  itibaren gelen dinin ortak adıdır.” Biz Müslümanlar tüm peygamberlere inanırız çünkü hepsini Allah, aynı emir ve yasaklarla göndermiştir. Zamanla bozulan kitaplar farklı gibi gözükse de hala hepsinde ilahi vahyin bazı izleri mevcuttur. Biz Müslümanlar, Tevrat, Zebur ve İncil‘i bozulmamış haline inanırız. “İncil ve Tevrat&#8217;ın büyük bir kısmı zaman içerisinde değiştirilmişti ama küçük bir kısmı olsa da orijinalliğini koruyordu.” (Adnan Şensoy, Ey misyonerler cevap verin, s. 106) Eğer bu kitaplara ve peygamberlerine  iman etmezsek (kabul etmezsek)  İslam’dan çıkarız! İlginçtir, Yahudi ve Hristiyanlar ise bizim peygamberlerimizi  kabul edince  kendi dinden çıkarlar. D. Marshall, ‘Muhammad  in Contempovary Christian Theological Reflection,’ adlı makalesinde (Islam and Christian-Muslim Relations, 2013, 24/2, s. 161-167) şöyle der: &#8220;Şayet Hıristiyanlar Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul ederlerse kendi dinlerini inkâr etmiş olurlar.&#8221; Hâlbuki İslam’a göre Hz İsa peygamberdir ve bunu inkâr eden İslam’dan çıkar. Yahudiler İsa aleyhisselamı peygamber kabul etmez, Yahudi ve Hıristiyanlar Hz. Muhammed&#8217;i peygamber kabul etmez, biz onların dahil tüm peygamberlere iman ederiz, birini inkar edersek dinimiz olan İslam’dan çıkarız. Bu nedenle de Sırbistan’da Hz İsa’ya hakaret eden resimleri Müslümanlar protesto etmiş (05.10.2012); Hz Musa’ya saygısız karikatür çizen Gırgır dergisi ülkemizde tepki göstermiştir. (17.02.2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7102 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamtumdinlerinozu-1-1.jpg" width="578" height="561" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;">&#8220;Müslümanlık, kendinden önce gelen ilahi dinlere karşı daha kuşatıcı ve saygılıdır. Oysa diğer dinler İslam&#8217;ı bir ahir zaman sapkınlığı olarak tamamen reddetmektedir.&#8221; (Namık Kemal, Renan  Müdafaanamesi, s. 24) “Beni Müslüman yapmak için sanki her şey birbirine ekleniyor.” (Prof. Dr. Eva de Vitray Meyerovitch, İslam&#8217;ın Güler yüzü, s. 61) “Müslüman olmuştum, hem de hiçbir şeyi inkar etmeden. Ne Tevrat’ı inkar ediyordum bir gün ne de İncili” (Meyerovitch, s. 37) “Benim için İslam&#8217;ı keşfetmek bir gün kaybedilenleri yeniden bulmak, ayrı düştüklerime tekrar kavuşmak gibi bir şey oldu.” (Meyerovitch, s. 57)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Daha Kuran&#8217;ın ilk sayfasını açınca şu ayet karşımıza çıkar: &#8221; Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler.&#8221; (Bakara, 4)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;O, sana Kitabı Hak ve ‘kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak’ indirdi. ‘O, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i de’ indirmişti. (Ki onlar) Bundan önce insanlar için bir hidayetti.&#8221; (Âli İmrân, 3-4 );  &#8220;De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. &#8221; (Ahkâf, 9); &#8220;İbrahim’in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi). Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhi olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuşuzdur, dediler.&#8221; (Bakara, 130, 134) ; &#8220;Muhammed, Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur.&#8221; (Ahzab, 40); &#8220;Allah’ın elçisi ve müminler, rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. &#8220;O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız&#8221; ve &#8220;İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş sanadır&#8221; dediler.&#8221; (Bakara, 285) ; &#8220;De ki: Şüphesiz ki Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O müşriklerden değildi.&#8221; (Ahkaf, 161); &#8220;Resulüm! Sonra da sana: “Doğruya yönelen İbrahim’in dinine uy! O müşriklerden değildi.” diye vahyettik.&#8221; (Nahl, 123); &#8220;İşte o peygamberler, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Şu halde onların rehberliğine uy!&#8221; (En&#8217;am, 90); &#8220;Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim.&#8221; (Ali İmran, 50) ; &#8221; (Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur’an);  kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır.&#8221; (Fatır, 31) ; &#8220;Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.&#8221; (Ahkaf, 30); De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a);  İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan ‘hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.’ Biz O’na teslim olanlarız.” (Ali İmran, 84);  “İbrahim, ne Yahudi idi, ne Hıristiyan&#8217;dı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslüman&#8217;dı.” (Ali İmran, 67); “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim&#8217;in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur&#8217;an&#8217;da) da sizi &#8216;müslümanlar&#8217; olarak isimlendirdi. “(Hac, 78) Bakara, 128, 131, 132, 133. ayetler de İbrahim (as)’ın İslam üzere olduğunu, Şura:13, Ali İmran, 84, 95; Nisa: 163; Yusuf, 38; Hac, 78, Ahzâb,7; Sâd, 45; Hadid, 26; A’la:18-19 vb. birçok ayet İslam’ın ilk insandan itibaren gelen dinin adı olduğunu bize bildirir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamberimiz de: “Biz peygamberler baba bir kardeşleriz, hepimizin dini birdir.&#8221;  (Buharî, Enbiya, 48) buyurmuşlardır. Ayrıca, &#8220;Benimle benden önceki diğer peygamberlerin durumu mükemmel ve güzel bir ev yapan fakat sadece köşelerinin birinde bir kerpiçlik yeri boş bırakan bir adama benzer. Halk, evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve o eksikliği görüp &#8216;Bu boşluğa bir kerpiç konulmayacak mı?&#8217; der. İşte ben bu kerpiçim, ben peygamberlerin sonuncusuyum.&#8221; (Buhârî, Menakıb, 18) hadisi de, aynı konunun altını çizer.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah-u Teala ilk insan aynı zamanda ilk peygamber olan Hz. Adem’e, onun ve çocuklarının dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları için, ahirette cennete gidebilme kılavuzu olacak bazı kuralları sayfalar halinde (10 sahife) indirir. Aradan insanlar zamanlar geçer. İnsanlar bu kuralları bozar, unuturlar. Kullarına daima şefkatli olan Allah-u Teala sayfalar halinde Hz. Şit’e (50 sayfa);  Hz. İdris’e (30 sayfa);  Hz. İbrahim’e (10 sahife) dünya ve ahiret huzurunu sağlayacak kurallar gönderir. İnsanlar her defasında bunları bozar, değiştirir ve bunun sonunda sapıtır, ahlaksız, zalim bir topluma dönüşürler. Allah-u Teala insanlar çoğalıp sayıları ve problemleri artınca onlara olan rahmet ve şefkatinden dolayı bu defa sayfa değil kitap gönderir. İnsanlar dünyada mutlu olsunlar, ahirette cenneti kazanabilsinler diye Hz. Musa’ya Tevrat’ı indirir. İçinde ‘toplumsal hayat, İman, İbadet, geçmiş toplulukların ibretlik hikayeler’ vardır. Ama insanlar zamanla bu kuralları bozar tahrif eder, yok ederler. Allah-u Teala kullarına yine kitap, yine peygamberler gönderir. Allah mutlaka her topluma peygamber göndermiş, iyiyi kötüden ayırt ettirecek kıstasları onlara bildirmiştir. Nahl, 36:&#8221; Andolsun ki biz her ümmete, &#8220;Allah&#8217;a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.&#8221; diye bir peygamber gönderdik.&#8221;;  Kasas, 59: &#8220;Peygamber göndermedikçe, yaptıkları kötülüklerden dolayı o memleketleri helak edici değiliz.&#8221;;  Mümin, 78: &#8221; Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var.&#8221;;  Nisa, 164: “Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık.”  </span>Ayetlerde görüldüğü gibi, “Kur&#8217;an’da adı geçenler dışında da peygamberler olduğu” ve &#8220;Allah her topluluğa mutlaka bir peygamber gönderdiği&#8221; bildirmektedir. (Altay Cem Meriç, Muhtelif-1, s. 125, 126)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevrat’ın bozulmasından sonra Allah-u Teala Hz. Davut’a Zebur’u indirir. İçerisinde ‘ilahiler, dualar’ vardır. Aradan zamangeçer. İnsanlar Zebur’u da bozar. Allah-u Teala yine kitap gönderir, Hz. İsa’ya İncil’i indirir. İçinde ‘ahlaki kurallar’ vardır fakat insanlar kısa süre içinde bunu da bozar, tahrif ederler ve 571 yılına gelinir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah-u Teala tüm zaman ve toplumlara indirdiği kuralların hepsinin güncel hallerini Kur’an-ı Kerim ile Hz. Muhammed’e gönderir. İçinde ‘toplumsal hayat, ibadet, ahlak, iktisat, dua, tevhit, ukubat, kıssalar.’ vardır. Hz. Adem, Musa, İsa, Davud’a&#8230; gönderilen kuralların tümü, güncel halleri ile artık tek bir kitaptadır. Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala’nın “Kur&#8217;an&#8217;ı kesinlikle Biz indirdik, elbette onu yine Biz koruyacağız&#8221; (Hicr, 9) taahhüdü bulunmaktadır. Kıyamette yaklaşmıştır. (Kamer, 1) Kur’an asla bozulmayacaktır. Tüm resullere indirilen kuralların hepsi Kur’an-ı Kerim’de biz ahir zaman Müslümanlarına indirilmiştir. O nedenle bizler tüm resul ve kitaplara inanmak zorundayız. Çünkü onlar aynı Allah’ın indirdiği kurallardır ve aynıları bizlere de bildirilmiştir. Kısaca Hz. Adem’in kuralları da Hz. Musa, Hz. Muhammed’in kuralları da (İmandan ibadete; muamelattan ukûbata belli kavimlere bildirilen istisnai kurallar hariç ) hep aynıdır. Allah&#8217;ın varlığı, birliği, Allah&#8217;ın sıfatları, ahiret inancı, iman edenlerin, inkâr edenlerin, münafıkların özellikleri, geçmiş ümmetlerin durumu gibi temel konular, öğütlenen ve sakındırılan hususlar, ahlaki ölçüler hiçbir devirde köklü olarak değişmeyen evrensel gerçeklerdir. Kurallar, ilahi mesaj ve o mesajın sahibi aynıdır. Peygamberler, kitap isimleri ve dinlerin adları faklı olsa da mesaj, öz, içerik hep aynıdır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Müslümanlar, Yahudi ve Hıristiyanları batılıların İslam&#8217;ı gördüğü gibi göremezler. Çünkü diğer dinler &#8216;İslam nezdinde kötü değil, mensuhturlar; hükümleri ortadan kalkmıştır.&#8221; (Namık Kemal, Renan müdafaanamesi, s. 24); &#8220;Müslümanlık kendinden önce gelen semavi dinlere karşı daha kucaklayıcı ve saygılıdır, hürmetkardır. Oysa diğer dinler İslam&#8217;ı, bir ahir zaman sapkınlığı olarak külliyen reddetmektedir.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 374)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah-u Teala bütün insanlara aynı kuralları (İslâmiyet’i) emretmiş, bu kurallar Kur’an gelene kadar insanlar tarafından zaman içinde bozulmuştur. Kıyamet yaklaştığı için Kur’an-ı Kerim Allah tarafından koruma altına alınmış ve içindeki tüm resullere indirilen kuralların ana ilkeleri ve yeni duruma göre güncellenen hükümleri ile tamamı, bozulmadan kıyamete tek baki kalacak şekilde Kur’an ile indirilmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Şimdi tüm dinlerin özünün İslam olduğuna dair delillerimize bakalım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah-u Teala her topluluğa mutlaka bir peygamber indirmiştir: &#8220;Hiç bir ümmet yoktur ki onlara uyarıcı gelmemiş olsun.&#8221; (Fatır, 24) İlahi mesajın ulaşmadığı hiç bir kavim, topluluk yoktur. Kızılderililerden, Çinlilere; zencilerden, beyazlara. Putperest veya politeist (Çok tanrılı) dinlerin kökenine baktığımızda hepsinde ilahi mesajın bozulmamış izlerini görmek mümkündür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudiler domuz eti yemezler, faiz ve kumar onlarda da yasaktır, başlarına kipa takarlar, gusül alırlar, cumartesi günü toplu ibadet yaparlar . Hıristiyan papazlar oruç tutar, tekke takar, cübbe giyer, kutsal su ile – Sadece ellerini daldırıp çıkararak- abdest alırlar, pazar günü toplanırlar. Hıristiyan rahibelerin hepsi tesettürlüdür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kızılderililer tanrılarına ‘büyük ruh’ derler ki aslı, Adem (as)&#8217;a   üflenen (Hicr, 29) ilahi ruh&#8217;un  aslının Yüce Yaratıcıda olmasına dayanır. Demek ki Kızılderililere de bir peygamber gelmiş, onlara “Çamurdan yaratılan ilk insana yaratıcının kendi ruhundan üflediği anlatılmış”, yerli kabileler zamanla birçok şeyi unutup sonra da totemlere tapmaya başlasalar bile, üflenen ruhun aslının yaratıcı da olduğunun idraki ile O’na “Büyük Ruh” adını vermişlerdir. Kızılderili atasözlerinden örneklerle devam edelim: “Büyük ruhun her birimizin içinde olduğunu fark ettiğinde barış sağlanır.”: Kaf, 16: “Allah insana şah damarından daha yakındır.”; “Sevgiyi tanıdığında, yaratıcıyı da tanırsın.” Atasözü el-Vedud (Karşılıksız seven, sevilen) sıfatının yansıması değil midir? “Ulu ruhun kelimeleri, çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.” Sözü, İbrahim, 24: “Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir.” ayeti ile paralel değil midir? Amerika kıtası nerede Arabistan çölleri nerede? Ama tüm insanlara gönderilen mesaj ve gönderen ilah aynı olunca, tüm bozulmalara rağmen ortak noktalar daha ilk bakışta hemen fark edilebilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Afrika’da Mau kabilesi &#8220;Tek olan, doğmamış ve doğrulmamış, eşi benzeri olmayan, her şeyi bilen, işiten güçlü bir tanrıya&#8221; inanırlar ki bu İhlas suresinin tamamen aynısıdır. Tabii zamanla bozulan bu inanca, “O tanrı kızınca yıldırımları dünyaya gönderir” şeklinde bir ekleme yapılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Andrew Lang ve ayrıca Güneydoğu Avustralya ilkel kabileleri  arasında yaptığı  araştırmalarda Wilhelm Schmidt, insanların, ahlaki edebe uyup uymadıklarını denetleyen ve gökte bulunduğuna inanılan yüce bir tanrı kavramına her yerde rastlandığını tespit etmiştir. Schmidt, yüce varlığın merhametli, lütuf sahibi olarak tasavvur edildiğini ve gökte varlığını sürdürdüğüne inandıklarını ortaya koymuştur. (Schmidt, Der Ursprung der Gottesidee)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Orta Asya&#8217;daki  Türkler öldükten sonra dirilmeye, ruha, tek tanrıya  inanırlardı. Hindu  tanrılarının   pek çok kolu ve gözü vardır, yani Basîr ve Kadîr olan yaratıcı her şeyi görür ve O’nun gücü her yere ulaşır olduğunun heykellerle ifadesidir bunlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> &#8220;Moğol Prensi ve Şah Cihan&#8217;ın oğlu Dara Şikuh, Sırrı Ekber adlı kitabında, Hinduizm&#8217;in temellerinin tevhide dayandığını ileri sürer. (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 226); “Avusturya&#8217;daki Atnatular yerlileri, ezeli bir tanrıya inanırlar.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 266) ; &#8220;İskandinav mitolojisinde sura üfleme olayın bir benzeri geçmektedir.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 270) </span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Fars Kitabeleri, Hindu kutsal metinleri. Bu dinlerin kitapların hepsi insanlara tek tanrı inancını; Tevhid inancını vaaz eder.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 99) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi ‘inanma gerçeği, en ilkel insan topluluklarında bile vardır.’ (Takiyettin Mengüşoğlu, Felsefeye Giriş, s. 289)  Putperestlik gibi ritüeller ise “bir din değil, olsa olsa bir dinin yozlaşmış” halleridir. (Lev N. Tolstoy, Din Nedir,  s. 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Monoteizmden politeizme (Tek tanrıcılıktan çok tanrıcılığa)</span></strong></p>
<p>“Tarihsel bulgular, dinlerin evrimi denilebilecek bir sürecin değil, dinlerin dejenerasyonu denilecek bir sürecin gerçekte var olduğunu ortaya koymuştur. <strong> </strong>&#8216;Gerçek din&#8217;, zamanla dejenere edilmiş, bozulmuş ve çok ilahlı putperest dinlere dönüşmüştür.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 130) Kur&#8217;an&#8217;a göre dinler arasındaki ihtilaflı hususlar, insanların vahyedilen dinlerde yaptıkları dejenerasyonlarının sonucudur. (Caner Taslaman, Neden Müslüman&#8217;ım? Deizme Cevap, s. 19)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İskoçyalı şair, gazeteci, tercüman ve romancı Andrew Lang, ilk başlarda tek tanrıcılığın olmadığını, politeizmden monoteizme kademeli geçildiğini savunuyordu. Daha sonraları yaptığı araştırmalarda, Avustralya ve Bengal Körfezinde yer alan Andaman adalarında yaşayan ilkel kabilelerin inancında, Yüce tanrı inancına rastlaması onun fikirlerinin değişmesine neden olmuştur. Lang, incelediği kabilelerde ne atalar kültüne ne de doğa kültlerine rastlamıştır. Animizm teorisine göre, ruh kavramının Tanrı düşüncesine göre önceliği bulunmaktadır. Oysa Lang, Avustralya&#8217;daki, Andaman adalarındaki kabileler ve Bushmenler gibi en ilkel kabilelerde ruhlara ilişkin herhangi bir kült icra edilmediğini ortaya koyarak, animizm teorisinin üzerine oturduğu temel dayanakları yıkmıştır. Alman etnolog Wilhelm Schmidt ise bu görüşleri daha da ileri seviyeye taşımıştır. Ona göre, insanlığın ortak kökeni olan &#8216;ilk toplumun&#8217; belli bir dini vardır. Bu toplum, yeryüzüne yayılıp farklı milletlere bölünürken dinlerini gittikleri yerlere götürdüler fakat geçirdikleri süreçler ve maruz kaldıkları şartların etkisi altında inançlarında değişiklikler meydana gelir. Yinede ‘bir çok kültürün içerisinde ilk toplumun inancına ait unsurlar az yada çok korunmuş olarak bulunmaktadır.’ Wilhelm Schmidt&#8217;in kabulüne göre en eski ilkel kültür Pigmeler&#8217;inkidir. Pigmelerin genelinde &#8216;Tek&#8217; bir Yüce Varlığa inanılmaktadır. Bu tanrı, &#8216;kanunlar koyar, insanları, her şeyi bilir ve gözetir.&#8217; Tanrı, &#8216;insanların adaleti çiğnemesi halinde sadece bu dünyada değil aynı zamanda da öbür dünyada da insanlara ceza verecektir.&#8217;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önce Lange’nin ve ardından Schmidt’in 12 ciltlik ‘Tanrı fikrinin kaynağı’ eserinde yazdığı üzere, ‘yüzlerce ilkel kabilenin animizmi takip etmediğini ve bunların tamamında muhtelif şekilde de olsa, bir tek Tanrı inancının var olduğunu’ göstermiştir. (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 325)  İlerlemeci Dinler Tarihi anlayışında, tarım öncesi avcı toplayıcı toplumlarda din olmadığı anlatısı da oldukça yaygındı. Göbeklitepe&#8217;de tarım öncesi avcı toplayıcı bir topluma ait ibadethane bulunması, yakın dönemdeki bu değişim, İslam&#8217;ın anlatısına uygundur. İslam&#8217;a göre nesnelere tapınma, bir başlangıç değil, bozulmanın son kertesidir. (Meriç, 326, s. 327)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Güney-Doğu Avustralyalılar ise Yüce varlığı, ’baba’ diye adlandırmaktadırlar. Görüldüğü gibi, Hıristiyanlarda da meydana gelen ve tek tanrı inancının zamanla bozularak baba figürüne dönüşmesi sürecinin benzeri onlarda da ortaya çıkmıştır. Kuzey amerika Yerlilerinde, ‘Ölümsüz’ sıfatına sahip Yüce Varlık anlayışı vardır. Tüm kabile dinlerinde Yüce Varlık’ın sıfatları şu şekildedir: “O, ebedî, sonu ve başlangıcı olmayan bir varlıktır. Yaratılmamıştır. Ölümlü olan hiçbir şeye tabi değildir. Tanrı her yerde hazır ve nazırdır. Âlimdir. Her şeyi bilendir. Yüce Varlık her şeye kadirdir. Gücü her şeye yeter. Yüce Varlık iyilik sahibidir. Ahlaki kanunlarını çiğneyenleri cezalandırır.” Schmidt’e göre olumsuz öğeler, daha sonradan iç bozulma süreçleri yüzünden ortaya çıkmıştır. (https://antikyalanlar.blogspot.com/2018/06/en-eski-inancdin-hakkndaki-calsmalar-1.html; Dr. İbrahim Hakkı Kaynak, Wilhelm Schmidt’te Avcı-toplayıcıların tek tanrıcılığı; Dr. Ramazan Adıbelli, Monoteizm ve Yüce Varlık Konusunda Wilhelm Schmidt ile Raffaele Pettazzoni Arasındaki Tartışma, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 50:2 (2009);  s.113-152)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bazılarının iddia ettiği gibi: Kuran’da olan bazı bilgiler  Tevrat ve İncil’de de aynen vardır, o halde (Haşa) Muhammed Kuran’ı Tevrat-İncil’e bakarak yazdı iftirasının cevabı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Hepsi aynı kaynaktan (Yüce Yaratıcıdan) gelmektedir, Tevrat-İncil bozulduğu, değiştirildiği için Kur’an’a zıt, ondan farklı içerik barındırır, bozulmayan yerler ise Kuran’la aynıdır, çünkü Allah’ü Teâla (Bazı toplumlara imtihan vesilesi olan bazı emir yasaklar hariç) hep insanların yararına olan aynı kuralları insanlara emretmiş ve insanlara zararlı olanları da yasaklamıştır ki, yeri geldikçe tüm bu konular tek tek ele alınacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalist Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim adlı eserinde konu hakkında şunları yazar: Necran kabilesi hariç Yemen Müslümanlığı kabul eder. Bu başarı, ‘yaydığı dinin bütün peygamberlerce yayılan dine uygun’ olması, en saf ahlaki öğretileri içine almasına bağlıdır.  (s. 31) Hz Muhammed hiçbir zaman yeni bir dinin kurucusu olduğunu söylememiştir. Buna karşılık Hz İbrahim’in dinini diriltip yaşattığını ve bunun kendisine vahyolunduğunu bildirir. Kuran’ın biricik amacı Yahudi ve Hıristiyanların bozup değiştirdiği kutsal levhaları düzeltmektir. (s. 47, 92) Hz İsa’da Musa’nın dinini diriltmeyi amaçlamıştır. (s. 93) Tabiatı yaratan, varlığını bütün eserlerine, kanununu insan kalbine koymuştur. Her yüzyılda gelen peygamberlerin görevi, Allah bilgisini uyandırmak ve Allah’ın kanununa uyulmasını sağlamaktı. Hz Musa ve İsa kendilerinden sonra gelecek daha büyük bir peygamberi haber vermişlerdi. (s. 46) Muhammed dininin elindeki en büyük belge, başka dinlerdeki noksanlıkları miras olarak almamış, hurafelerden uzak kalmış,  Allah’lık yüce kavramı yerine bayağı bir put koymakla kirletmemişlerdir. (s. 55); &#8220;Yahudiler ve Hristiyanlar şunu anlamak istemiyor: Onlar için Süleyman Mabedi “Kral Süleyman”ın yaptırdığı bir cami. Onların “Kral Süleyman” dedikleri, bizim Peygamberimiz. Onların “Kral Davud” dedikleri, bizim için Zebur’u getiren bir Resul. “Zebur” onlar için bizim “Mevlid” gibi bir şey. Bir zikir ve dua kitabı. Bizim için Allah’ın kelamı. Onlar için tarihi bir miras olarak gördükleri mekân, bizim ilk kıblemiz ve İsra’nın gerçekleştiği makam.&#8221; (Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 09.12.2017) </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İslam’ın tüm dinlerin özü olduğu konusunu, ‘T. Dursun’a cevaplar’ adlı yazımızda ayrıca ele aldık. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yuz-el-bsr-kdr-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4986" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yuz-el-bsr-kdr-1.jpg" alt="yuz-el-bsr-kdr-1" width="250" height="309" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">.</span></p>
<p style="text-align: center;" align="center"><strong><span style="color: #000000;">Ebla Tabletleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;" align="center"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html/ebla_tablet-1" rel="attachment wp-att-4861"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4861" title="ebla_tablet-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ebla_tablet-1.jpg" alt="" width="310" height="482" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arkeologlar tarafından 1975 yılında bulunan Ebla Tabletleri&#8217;nde ilahi kitaplarda bahsedilen üç peygamberin adının geçmektedir. Ebla, M.Ö. 2500 yıllarında, bugünkü Suriye’nin başkenti olan Şam ile Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Çivi yazılı yaklaşık 20.000 tablet ve parçalarından meydana gelen bu arşivde  Kur’an-ı Kerim’de adı geçen melek Mikail (Mi-ka-il) yanı sıra (Ebla Arşivleri, Doubleday, s. 271-321) Üç İlahi kitapta bahsedilen peygamberlerin adı da geçmektedir. Hz. İbrahim (Ab-ra-mu);  Davut (Da-u-dum) ve Hz. İsmail (Iş-ma-il). (Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736, Mitchell Dahood, “Ebla”, The Academic American Encyclopaedia, Op. Cit.; Prof Arif Akman, Toprak altında 4.000 yıl uyuyan bir uygarlık: Ebla, Tubitak, Sayı: 149, Nisan 1980, s. 13) Ebla Tabletlerinde saptanan peygamber isimlerinin çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Çünkü bu isimlere ilk kez bu kadar eski bir tarihi belgede rastlanmaktadır. Amerikalı arkeoloji uzmanı ve dinler tarihi araştırmacısı David Noel Freidmann da yaptığı incelemelerden de,  tabletlerdeki İbrahim ve İsmail gibi isimlerin peygamber isimleri olduklarını sonucuna ulaşıyor. (Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 118, Eylül 1977 ve sayı 131, Ekim 1978) Tabletlerde görülen önemli bir ayrıntı ise, Lut kavminin yaşadığı yer olan Sodom ve Gomorra (Sodom ve Gomorrah) bölgelerinin isimlerinin de tabletlerde yer alması idi. (Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736.) Tabletlerde, Adem, Havva, Nuh,  Hacer,  İsrail, Talut isimleri de geçmektedir. (Haim Bermant ve Michael Weitzman, “Ebla: Arkeolojide bir İlham”, Times Kitapları, 1979, Wiedenfeld ve Nicolson, İngiltere, s. 184) Bu tabletler o dönemde hak dini tebliğ eden peygamberlerin haberlerinin bu bölgelere de ulaştığını gösteren önemli bir belge niteliğini taşımaktadır. Reader’s Digest dergisindeki bir makalede, Kral Ebrum’un iktidarı döneminde Eblalıların dinlerinde değişim olduğu, insanların Yüce Allah’ın adını yüceltmek için isimlerine ön ek kullandıkları kaydedilmiştir. (Bülent Şahin Erdeğer, İndyturk.com, Hz İbrahim Örneği 1, 26.5.2022) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Andolsun, Biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” (Nahl Suresi, 36)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Namaz, Oruç, Hac, Kurban, Hak yolda mücadele, İslam Tüm peygamberlere emredilmiştir!</span></strong><br />
<span style="color: #000000;"> Bakara, 182: &#8220;Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı&#8221;; İbrahim, 35-40: &#8220;Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: &#8220;Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram&#8217;ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. &#8220;Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!; Meryem, 54-55: &#8220;Kur&#8217;an&#8217;da İsmail&#8217;i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.&#8221;; Enbiya, 72-73: &#8220;Ona (İbrahim&#8217;e) İshak&#8217;ı, üstelik bir de Yakub&#8217;u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik.&#8221;;  Lokman, 13-17: &#8221; Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: &#8220;Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir.&#8221;; Hud, 87: &#8220;Dediler ki; &#8220;Ey Şu&#8217;ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın.&#8221;; Taha, 11 -15: &#8220;Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: &#8220;Ey Musa! Şüphesiz ben Allah&#8217;ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl. &#8220;; Yunus, 87: &#8220;Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: &#8220;Kavminiz için Mısır&#8217;da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin.&#8221;; Meryem, 54 -55: &#8221; Kur&#8217;an&#8217;da İsmail&#8217;i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.&#8221;; Bakara:127: &#8220;İbrahim, İsmail&#8217;le birlikte Evin (Ka&#8217;be&#8217;nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): &#8220;Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin&#8221;; Hacc, 26-27: &#8220;Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.&#8221;; Saffat, 107: &#8220;Ve ona (İbrahim&#8217;e) büyük bir kurbanlık fidye verdik.&#8221;; Fetih, 29: &#8221; Muhammed Allah&#8217;ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah&#8217;tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat&#8217;taki vasıflarıdır. İncil&#8217;deki vasıfları da.&#8221;; Tevbe, 111: “Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat&#8217;ta da, İncil&#8217;de de Kur&#8217;ân&#8217;da da Allah&#8217;ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir.”; Bakara, 132-133: &#8220;Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: &#8220;Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin. Yoksa siz, Yakub&#8217;un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: &#8220;Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?&#8221; dediğinde, onlar: &#8220;Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak&#8217;ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk&#8221; demişlerdi.&#8221;; Nisa, 163-165: &#8221; Muhakkak biz, Nuh&#8217;a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yakub&#8217;a, torunlarına, İsa&#8217;ya, Eyyûb&#8217;a, Yunus&#8217;a, Harun&#8217;a ve Süleyman&#8217;a da vahyettik. Davud&#8217;a da Zebur&#8217;u verdik. Daha önce sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de vahyettik.&#8221;; Maide, 46: &#8220;O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat&#8217;ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa&#8217;yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat&#8217;ı tasdik eden ve Allah&#8217;dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil&#8217;i verdik.”; Maide: 44: &#8221; İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat&#8217;ı, elbette biz indirdik.&#8221;; Ali İmran, 48: &#8220;Allah İsa&#8217;ya kitabı, hikmeti ve Tevrat ile İncil&#8217;i öğretir.”; Hadid, 26-27: &#8220;Andolsun, Nuh&#8217;u ve İbrahim&#8217;i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı. Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa&#8217;yı da arkalarından gönderdik, ona İncil&#8217;i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk.&#8221;; Ali- İmran: 3-4: &#8220;O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i de yine O indirmişti.&#8221;; Saff, 6: &#8221; Meryem oğlu İsa da: &#8220;Ey İsrailoğulları! Ben size Allah&#8217;ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat&#8217;ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak (geldim).&#8221; demişti.&#8221;; Bakara, 135-136: &#8220;Yahûdî ve Hıristiyanlar, Müslümanlara şöyle dediler: “- Bizim dinimize girip Yahûdi veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız.” Habibim sen de ki “- Hayır, biz hak yol üzere bulunan Hazreti İbrahim’in dinindeyiz. O, hiç bir zaman müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) olmadı. Deyin ki: &#8220;Biz Allah&#8217;a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa&#8217;ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O&#8217;na teslim olmuşlarız.&#8221;; Şuara, 196-197: “Ve hiç şüphesiz, o (Kur&#8217;an);  geçmişlerin kitaplarında da vardır.”; Nisa, 131: “Göklerde ve yerde ne varsa Allah&#8217;ındır. Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: ““Allah&#8217;tan korkup-sakının&#8221; diye tavsiye ettik.”; Maide, 48: &#8220;Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona &#8216;bir şahit- gözetleyici&#8217; olarak Kitab&#8217;ı (Kur&#8217;an&#8217;ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah&#8217;ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık.&#8221;; Maide, 46: &#8220;Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat&#8217;ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa&#8217;yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat&#8217;ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil&#8217;i verdik.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Namaz kılan Yahudi (<a style="color: #000000;" href="http://www.youtube.com/watch?v=xwrdgIBH05g">http://www.youtube.com/watch?v=xwrdgIBH05g</a>) ve Hıristiyanların (<a style="color: #000000;" href="http://www.youtube.com/watch?v=arRvrUP_pOc">http://www.youtube.com/watch?v=arRvrUP_pOc</a>) videolarına sanal alemden rahatlıkla ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an, kendinden önceki tüm kitapları -bozulmamış asıllarını- onaylar, kabul eder. Her nebi aynı mesajla aynı kaynaktan görevlendirilmiştir. İlahi mesajların bozulmamış orijinalleri  aynıdır. Tüm dinlerin özü, adı aynıdır; İslam! (Saffat, 108-147; Meryem, 30-58)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Özetle, Allah  (cc) tüm peygamberlere aynı emir ve yasakları göndermiştir ve “Hz Adem&#8217;den başlayarak gönderilen bütün hak dinlerin adı İslam&#8217;dır.” (TDV, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum? s. 108)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuran, Allah&#8217;ın tüm insanlara uyarıcı ve öğüt verici olarak indirdiği, kıyamete kadar geçerli olan tek hak kitaptır. Kuran&#8217;dan önce gönderilen kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Ancak Kuran, Allah tarafından korunmuştur. Bu gerçek &#8220;Hiç şüphesiz, zikri (Kur&#8217;an&#8217;ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.&#8221; (Hicr, 9) ayetiyle haber verilmiştir. Önceki dinlerin kitapları pek çok yönden tahrif edilmiş ve orijinalliklerini kaybetmiş olduklarından, bu kitaplarda Kuran ayetleri ile çok farklı, çelişkili, hatta bazen Kuran ayetlerinin tam zıttı ifade ve görüşler bulunmaktadır. Kıssalarda da, çeşitli yerlerde Kuran&#8217;ın aktardığı bilgilerden farklılıklar vardır. Bu kitaplar bilgi, mantık ve öğreti açısından tahrif edildikleri gibi, üslup ve kurgu olarak da tahrif edilmişler ve ilahi kitaptan çok mistik hava taşıyan birer dinler tarihi kitabı şekline sokulmuşlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kuran ile diğer kutsal kitaplar arasında benzerliklerin bulunması Kuran&#8217;ı Peygamberimizin yazdığını değil, tam tersine bütün semavi dinlerin kitaplarının aynı kaynaktan geldiğini, yani Allah&#8217;ın sözü olduğunu kanıtlar. Bu da hem Kuran&#8217;ın bildirdiği, hem de akıl ve mantığın tasdik ettiği bir gerçektir. Kur’an’ın bizzat açıkça ilan ettiği bir konuyu, yeni bulmuş ve Kur’an’ı karalamak için kullanabileceğini zannetmek ancak taassup, tutarsızlık ve metotsuzlukla açıklanabilir. Bu konu, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ başlıklı yazıda ele alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsanlık tarihi boyunca 124.000 peygamber gönderildiği hadislerde bildirilmiştir. (Müsned 5/265-266; İbn Hibbân,  2/77) Yüce yaradan her topluluğa mutlaka bir uyarıcı, hatırlatıcı göndermiştir. &#8220;Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.&#8221; (Fatır, 24); &#8220;Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onların bir kısmını sana hikâye edip anlattık, bir kısmını anlatmadık.&#8221; (Mümin, 78);  &#8220;Her milletin bir Resûlü vardır ve Resûlleri geldiği vakit aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulmedilmez.&#8221; (Yunus, 47);   &#8220;Biz peygamber göndermedikten sonra azab edicilerden değiliz.&#8221; (İsrâ, 15) Allah (cc) her topluma kendi dilleri ile peygamber göndermiştir. Mesela Kuran&#8217;da Arap toplumuna indiği için Arapça gönderilmiştir. (Yunus, 2; Zuhruf, 3) Burada unutulmaması gereken şeyin mesajın dilinin değil içeriğinin önemli olduğudur; amaç mesajdır, kutsal dil yoktur!</span></p>
<p style="text-align: justify;">Allah&#8217;ın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur, herkes O&#8217;na muhtaçtır (Samed; İhlas, 2) Allah&#8217;ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur aksine insanların hem dünyada hem ahirette mutlu olmaları için Yaradan’ın gönderdiği vahye ihtiyacı vardır. “Unutma, Allah&#8217;ın sana ihtiyacı yok, seni faziletli bir kul haline getirerek cennetlerinde ağırlamak istiyor.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 116) Bu konu ayrıca, ‘Ateistlere cevap’ başlıklı yazımızda ‘Allah&#8217;ın kendisine ibadet etmemizi istemesi kibir-ego göstergesi değil midir?’ ve ‘Allah’ın varlığının ispatı’ adlı yazımızda ‘Pekala, Allah&#8217;ın &#8211; haşa- bizim ibadetimize ihtiyacı mı vardır, ibadet neden istenmektedir?’ sorulara verilen cevaplarda daha detaylı ele alınmıştır!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vahiy insana hem kendini, hem geçmişi hem anı hem de geleceğini öğretir. Yoksa vahiyden uzak akıl, insanın geçmişini maymun,  doğal seleksiyon ve tesadüf adlı putlara inanır. Geleceği dinsiz komünal bir toplum olacağını hayal eder. (Marxizm, materyalist ideolojisi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kurban hakkında ateist bir iddia: yunan mitolojisinde Miken kralı Agamemnon, Tanrıça Artemis’ten kestiği rüzgârı tekrar çıkarmasını ister. Artemis buna karşın kızını kurban etmesini ister. Agamemnon tam kızını kurban edecekken, Artemis kıza acır ve kzıı havaya kaldırıp, yerine bir geyik koyar… Tanıdık geldi mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12813" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/293262000_5425565400836360_114.jpg" alt="" width="327" height="329" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cevaben: “Yunan değil İbrânî; kral değil peygamber; tanrıça değil ilah; rüzgar değil adak; kızı değil oğlu; geyik değil koyun.” geçer mitolojide! Ayrıca Yunan mitolojisinde kral kızını nişanlama yalanı ile yanına çağırırken İslam&#8217;da, Hz İbrahim oğluna her şeyi açıkça anlatır ve İsmail kendi hür iradesi ile babasının yanına gider. Mitolojide kız kurban edilmek istemez, yalvarırken Hz. İsmail ise boynunu uzatır. Rivayetin iki versiyonu vardır; Diğer rivayette kız kurban edilir, rüzgâr yeniden çıkar ve mitoloji bu şekilde biter. Bu kadar zıtlık barındıran bir şey, iddianın da ne kadar tutarsız olduğunu göstermeye yetmez mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şöyle itiraz gelebilir, &#8220;Dilden dile aktarılırken efsane değişmiştir.&#8221; Kurban ibadeti Hz Adem&#8217;den başlamıştır. Habil ve Kabil kıssasını buna delildir! Yani ilk insandan beri var olan ve aslı hayvanların kurban edilmesi olan ibadeti, Yunan veya Sümerler, hatta Aztek ve Maya&#8217;larda bozularak, insan kurban etmeye çevrilmiştir. Zaten Hz İbrahim ile bir kez daha insaoğluna &#8216;insan kurban etmemenin&#8217; gerekliliği de hatırlatılmamış mıdır? Kısaca, İslam&#8217;ın tüm kuralları ilk insandan itibaren başlamış, bu ilahi emirler bozuldukça aynı emir ve yasaklar tekrar gönderilmiş ve bu süreç Hz Muhammed dönemine dek tekrar ede gelmiştir. Dinin kökenini, ilahi emirlerin &#8216;bozulan&#8217; versiyonlarına bakarak, gayri ahlaki/insanî bu efsanelere dayandığını iddia etmek büyük bir mantık hatası olur. Aksine, İslam&#8217;ın ileri sürdüğü görüş hem kendi içinde tutarlı hem de karşı görüşten daha mantıklı ve akla yatkındır. İçinde ne tutarsızlık, çelişki ve ne de genel teorisine bir aykırılık barındırır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">     </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cicek-1-2.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-4987" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cicek-1-2.jpeg" alt="cicek-1-2" width="140" height="197" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html">İslam tüm dinlerin özü, ortak adıdır</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islam-tum-dinlerin-ozudur.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
