<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/adalet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 May 2025 09:48:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İslam sevgi toplumu</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islam-sevgi-toplumu.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islam-sevgi-toplumu.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 11:26:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[islam sevgi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=1194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;an   daima iyiye, güzele yönlendirir. İnsanlara iyi, faydalı, güzel şeyleri  emreder; zararlı, insan için kötü olan şeyleri yasaklar. (İslami emirler ve hümanizm başlıklı yazımıza bakılabilir.) Yani İslam’ın insandan yapmasını istedikleri hem kendi, hem toplum hem doğaya faydalı olan şeylerin toplamıdır. İnsana -ve topluma-  zararlı olan şeyler (sigara, içki, zina, rüşvet vs ) hem kanunen hem [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-sevgi-toplumu.html">İslam sevgi toplumu</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur&#8217;an   daima iyiye, güzele yönlendirir. İnsanlara iyi, faydalı, güzel şeyleri  emreder; zararlı, insan için kötü olan şeyleri yasaklar. (İslami emirler ve hümanizm başlıklı yazımıza bakılabilir.) Yani İslam’ın insandan yapmasını istedikleri hem kendi, hem toplum hem doğaya faydalı olan şeylerin toplamıdır. İnsana -ve topluma-  zararlı olan şeyler (sigara, içki, zina, rüşvet vs ) hem kanunen hem Allah-ahiret inancı gereği yasaklanmıştır. Meleklere  iman ile insanlar üzerinde gözükmeyen  bekçiler, oto kontrol  mekanizması olarak çalışır, insan yalnız kaldığı anda bile, gücü yetse de kötülüğe, insanlara zararlı olan şeylere yönelmez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Buna neden ise, ahirete olan tam imandır; Her şeyin karşılığının  mahşer yerinde görüleceğini bilen insan daima iyiliğe yönelecektir. Somut olarak bir neden olmasa da cebinden çıkarıp muhtaçlara para verecek -zekât- dünyada hiçbir karşılık beklemeden -kurban, hüsnü zan, sadaka vd ile &#8211; insanların yardımına koşacaktır. İnsanları din gibi manevi olarak motive edip iyiliğe sevk edebilecek başka bir sistem, dünya görüşü var mıdır? Comte tarafından kurulan ve pozitivist seküler bir din olan ‘insanlık dini’nin başarı ihtimalini insanlık yaşayarak gördü. Materyalist bir ideoloji görünümlü ama asıldan o da bir din olan Marxizmi de insanlık yaşadı. Sonuç, hüsran! Ama İslam gerek teori (İdealler ve tarihten pratik realiteler adlı yazımıza bakılabilir) gerek pratikte idealize bir toplum örneklerini tarihte oluşturdu ve hala bu örnekleri günümüzde yeniden oluşturacak güce sahiptir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Böyle bir toplumda insanı kötülüğe yönlendirecek ahlaksız basın, sömürü düzeni olan faiz, kumar ve şans oyunları, içki, gösteriş budalası riyakar fertler olmayacak, ayrıca her emri ile insanların birbirlerine kenetlenmesini sağlamayı esas alan “Komşu hakkı, kul  hakkı, selamlaşma, kardeşlik  hukuku -Müslümanların İslam kardeşliği hukuku veya Müslüman olmayanların fıtraten; Hz. Âdem’den olan kardeşliği- komşu ve kul hakkı, Cuma namazı, cemaatle  namaz, Hac  ibadeti, Kurban, zekât, fıtır, sadaka” ile kaynaşmayı sağlayacak; Gıybet, riya, kibir, rüşvet, içki gibi yasaklar ile kardeşlik ruhunu bozacak şeyleri yasaklayacak ve her insan için –Müslüman veya kafir fark etmez-  geçerli olan beş temel hak: “Can, mal, namus, akıl, din emniyeti; fikir hürriyeti” ile, dünyanın insanların huzur içinde yaşayacağı bir yer olmasını sağlayacak, bu çizgisini koruyanlara da ahirette cenneti vaad edecek bir sistem ancak ve sadece İslam ile söz konusu olabilir. İslam  “Hak” kavramının, insan ilişkilerinde temel  kıstas olmasını sağlayan bir sistemdir. ‘Haklı olanın üstün olduğu’ toplumda hukuk tam olarak işleyip adalet tam sağlanacak, ahlak kavramı çerçevesinde kurulu toplumsal sistem de sonunda sevgi-huzur toplumunu oluşturacaktır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konumuzu alakalı ayet ve hadisten birkaç örnekle yazımıza son verelim. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Arap’ın Arap olmayana, beyazın siyaha, efendinin kölesine hiçbir üstünlüğü yoktur.” (Müslim, Hac, 147); &#8220;Müminler birbirini sevmekte, birbirine şefkat göstermekte ve korumakta, herhangi bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da bu yüzden uykusuzluğa ve hummaya tutulan bir vücut gibidirler&#8221; (Buhârî, &#8220;Edeb&#8221;, 27); &#8220;Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, yalan söylemez, onu sıkıntıda bırakmaz. Her müslümanın diğerine namusu, malı ve kanı haramdır. Takvâ işte buradadır (kalptedir). Bir kimsenin müslüman kardeşini hor görmesi kendisine yapacağı kötülük olarak yeter!&#8221; (Buhârî, &#8220;Mezâlim&#8221;, 3; Müslim, &#8220;Birr&#8221;, 58, 72; Tirmizî, &#8220;Birr&#8221;, 18); &#8220;Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık etmez, onu düşman eline bırakmaz. Kim müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir; kim müslüman kardeşini bir sıkıntıdan kurtarırsa Allah da onu bir sıkıntıdan kurtarır; kim müslüman kardeşinin bir kusurunu gizlerse Allah da onun kusurunu gizler (affeder)&#8221; (Buhârî, &#8220;Mezâlim&#8221;, 3; Müslim, &#8220;Birr&#8221;, 58); “Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana &#8211; babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz.” (Nisa, 135); “Hani siz birbirinize düşman kimselerdiniz de Allah gönüllerinizi ısındırmıştı. Allah’ın nimeti (İslam ve iman) sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındayken Allah sizi oradan kurtarmıştı.” (Ali İmrân, 103)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-sevgi-toplumu.html/islam-sevgi-1" rel="attachment wp-att-1195"><img decoding="async" class="size-full wp-image-1195" title="islam-sevgi-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-sevgi-1.jpg" alt="" width="130" height="86" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-sevgi-toplumu.html">İslam sevgi toplumu</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islam-sevgi-toplumu.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslami emir, yasaklar ve hümanizm</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 11:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[emir]]></category>
		<category><![CDATA[emirlerin faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[farzların faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[helal]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[hümanizm]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[namazın faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=820</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Allah&#8217;ın bizden istediği ibadet ve kaidelerin tamamının bizim lehimize, bizim faydamızadır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 189) “Yüce Allah insanlara dünyada mutlu ve huzurlu olacakları kuralları, ‘din’ adı altında göndermiştir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım bitmedi, s. 53) “Din, insanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi ve ona uygun şekilde davranmasıdır. Dolayısıyla din, insan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html">İslami emir, yasaklar ve hümanizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Allah&#8217;ın bizden istediği ibadet ve kaidelerin tamamının bizim lehimize, bizim faydamızadır.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 189) “Yüce Allah insanlara dünyada mutlu ve huzurlu olacakları kuralları, ‘din’ adı altında göndermiştir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım bitmedi, s. 53) “Din, insanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesi ve ona uygun şekilde davranmasıdır. Dolayısıyla din, insan için vardır.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 133) Emir ve yasakların temel amacı, insanların yararlarını gerçekleştirmek, zararları gidermektir. Din, tanrının çıkarını korumak için değil, insanın hem bu dünyada hem de ahirette huzur ve mutluluğunu sağlamak içindir. (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 63) &#8220;İslam, Kur&#8217;an ile insanlara iyi ve kötü olanların listesini bildirmiştir. Allah zararlı şeyleri yasaklar. Yasaklar, bizim gelişimimiz için gereklidir. Allah (cc) insanın dünya hayatında mutlu olması için emirler göndermiştir.&#8221; (Hacı Ali Şentürk, Teolojik Sancı Deizm, s. 18, 39, 59, 187; Prof. C. Karadaş, kafama Takılanlar 3, s. 26) “Kur’an ahkamı insanlar için zararlı olan şeylerin kurutulmasını esas almıştır.” (Doç Dr Hüseyin Çelik, Kur’an Ahkamının Değişmesi, s. 33) “İslam&#8217;ın bütün emirleri insanların yararına olduğu gibi bütün yasakları da insanların zararına.” (Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm, s. 80) olan şeylerden oluşur. İmam-ı Matüridi de, &#8220;Allah bir şeyi güzel ve iyi olduğu için emretmiş, kötü ve çirkin olduğu için yasaklamıştır.&#8221; (Emin Arık, Deizm ve ateizm çıkmazı, s. 93) tespitinin altını çizer. Aslında “Ahlaksızlığın kol gezdiği bir toplum yaşamına veya insanların zararına olan şeylere Tanrı&#8217;nın onay vermesi mümkün de değildir.” (Aydın Topaloğlu, Ateizm ve Eleştirisi,<strong> </strong>s. 152-156) Zaten iyilikte iyiliği doğurur ve &#8220;İnsan iyilik yaptıkça inanır, inandıkça iyi olur.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 37) İnsan gayret ve zekasının bütün ürünleri İslam’ı teyit etmiştir. İslam, insanlar bulmadan önce, iyi ve kötü olanları bizlere bildirmiştir. (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 113) İslam toplumu, birliğini her şeyden önce inanca borçludur. Her Müslüman birey, &#8216;erkek kardeşleri&#8217; ve &#8216;kız kardeşlerinin saadetlerinden sorumlu, fakirliklerinde onlara yardım etmek, kötü yola yöneldiklerinde onları doğru yola çevirmekte yükümlüdür. Topluluğun üyelerini vatandaşlık görevinden çok inancın ilkeleri bir arada tutar. (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 328) Materyalizme kaymadan ilmi ölçülerde İslam’ın emir ve yasaklarına bakınca, tarih boyunca &#8220;Peygamberlerin doğrudan doğruya hakikati ortaya koyduklarını.&#8221; (Selçuk Kütük, Deizm, s. 124) görürüz. Bu nedenle de “Kur&#8217;an, iyi ile kötüyü; doğru ile yanlışı ayıran bir hayat kılavuzudur.” (Prof. Adnan Bülent Baloğlu, Son hurafe Deizm, s. 23)  ve tüm “İbadetlerin de menfaati yine kullara dönüktür. Din, bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin bizi mutlu kılmak üzere bildirdiği kurallar bütünüdür, Ruhumuz ibadete muhtaçtır, kulluk ettiğinde İnsan kendi fıtratıyla da barışık olur.” (Prof. Doktor Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s.64, 72) İslam, iyi şeylere ulaşmak için izlenilmesi gereken yolu da gösterir. Zekat, tesettür gibi (Naik, s. 100) Allah da yarattığı kulunun en sağlıklı ve sağlam şekilde nasıl yaşam sürmesi gerektiğini en iyi bilendir. “İnsanın, makinenin açıklamalı kullanma kılavuzuna ihtiyacı yok mudur?” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 65) “Doktor sana, “kesinlikle şeker yok” diyor. Eğer doktora inanıyorsan onu dinlersin, yoksa dinlemezsin.” (Zakir Naik, s. 78)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslami emirler ve yasaklarındaki hikmetler ve hümanizm</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deistler, insanın kendisinin iyiyi ve doğruyu bulabileceğini savundular. Bu ne kadar mümkündür, ne kadar miktarda gerçekleşebilir ve ne kadar süre sonra?! İçki, domuz etinin zararı veya namazın faydası gibi şeyler zamanla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar yüzlerce yıl bu bilgilerden, doğrulardan mahrum kalmışlardır ve hâlâ daha da bu emir ve yasaklar yani insana yararlı ve yasak olanlar insanlarca tam idrak edilip uygulanamamaktadır. Halbuki din, insanlara zararlı ve yararlı olanların tümünü, bir sistem bütünlüğü içinde insanlara sunmaktadır. Ayrıca, mesela, insanlar sigaranın zararlı olduğunu bildiği halde yine de onu içmeye devam edebilmektedir. İnsanları zarardan sakındıracak daha yüksek bir otorite olmalı ve bunu manevi ve uhrevi olarak da desteklemeli ki, insanlar hayatlarına bu hakikatleri daha fazla yansıtabilsinler! İşte bunu sağlayan da dindir!  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giriş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- &#8220;Kur’an&#8217;ın en büyük gayesi, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırmaktır. Topluma zararlı şeyler İslam’da yasaklanır.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 200, 273); Müminler, &#8220;Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine bir yerde egemenlik versek, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten alıkoymaya çalışırlar.&#8221;  (Hac, 41) şeklinde Rabbimiz tarafından tanımlanırken, Müslüman’ı ise efendimiz, “Elinden ve dilinden ‘emin olunan’ kimse” (Buhari, İman: 4; Müslim, İman: 64, 65, 66; Ebu Davud, Cihad: 2; Tirmizi, Kiyame: 52; Nesai, İman, 8) olarak tarif etmiştir. &#8220;Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder, kötülüğü yasaklar.&#8221; (Nahl 90); &#8220;İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah&#8217;tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan (O&#8217;na saygı gösterenler) içindir.&#8221; (Beyyine, 7-8); &#8220;(İnsanları) Allah&#8217;a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden kimin sözü daha güzeldir?&#8221; (Fussilat, 33); &#8220;Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.&#8221; (Kehf, 110);  &#8220;Siz İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız.&#8221; (Ali İmran, 110); &#8220;O peygamber, onlara iyiliği emrediyor, kötülüğü yasaklıyor, temiz şeyleri helal, kötü-pis şeyleri haram kılıyor.&#8221; (A’raf,  157); “De ki, sizin için temiz ve iyi şeyler helal kılındı.” (Maide, 4); “Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin.” (Bakara, 168); &#8221;Kınama ve cezalandırma ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldırıda bulunanlara yöneliktir. Onlar için elem verici bir azap da vardır.&#8221; (Şura, 42)  gibi birçok ayette hep aynı hedeflere işaret etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayetlerin de açıkça ifade ettiği gibi Allah (cc) daima iyi, fayda, yarar, güzel olanı emreder ve kötü, çirkin, zararlı şeyleri de yasaklar. Bu tersi içinde geçerlidir; daha sonra ortaya çıkan ve insanlara yararlı olan şeyler İslam dinince onaylanır, zararlı olan şeyler yasaklanır. Bunu formüle etmek gerekirse;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>E = Y</strong>  (Emir   =  Yarar)</span><br />
<span style="color: #000000;"> <strong>Y = Z</strong>  (Yasak =  Zarar)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2- Allah insanları fıtratta kardeş ilan etmiş, yetmemiş aynı dine inananları da ayrıca din kardeşi kabul etmiştir. Yani insanlar ortak atamız Hz Adem’den kardeştir, ayrıca biz Müslümanlar din kardeşiyiz. “O Allah ki; sizi bir tek nefisten ondan da eşi vücuda getirendir.” (Nisa, 1; Müsned, 2/524; Ebû Dâvud, Edeb, 120, 5116); &#8220;Müslüman Müslüman’ın kardeşidir.&#8221; (Hucurat, 10; Buhârî, Mezâlim, 3) Hz Ali’ye isnat edilen şu cümle de bunu ifade eder: “İnsanlar ya insanlıkta eşin, ya da dinde kardeşindir.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3- İslam insanlık vasfını kaybetmemiş tüm insanların dil, din, ırk, sosyal statü, zekâ, özgeçmişi gibi konulara bakılmaksızın 5 esası koruma altına almıştır. Bunlar, ‘Can, mal, namus, akıl ve inanç’tır. Bu beş kritere &#8220;Zarurat-ı hamse&#8221; adı verilmiş ve İslam hukukçuları tarafından önemle vurgulanmıştır. (Şatıbi, el-Muvafakât fîusûli’ş-Şerîati, II/17-20; Muhammed Boynukalın, “Makâsidu’ş-Şerîa”, İslam Ansiklopedisi, XXVII/425; Abdurrahman Haçkalı, İslami Araştırmalar Dergisi, “İslâm Hukuk Metodolojisinde Maslahat Tanımları ve Bunların Analizi”, İslâmî Araştırmalar Dergisi 13/1 (2000), 55)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi İslam hem iyi olanı emreder hem iyiliğe çağırır hem de tüm insanların, inanmayanlarda dahil, iyi, mutlu, huzurlu ve insanca bir hayat geçirmelerini ister. Allah (cc) bizlere bir şey emretmişse (farz);  o insanların faydalarına olduğu için emretmiştir. Yine Allah (cc) bir şeyi bizlere yasak etmişse (haram);  o insanlara zararlı olduğu için yasaklamıştır. Allah’u Teala yararlı olan şeyleri onaylar, zararlı olan şeyleri yasaklar. Bu emir ve yasaklar Allah’a zararlı olduğu veya faydalı olduğu için farz veya haram kılınmamış bizzat insanın beden- ruhuna fayda zararına göre helal haram kılınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>&#8220;</strong>İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın<strong>.&#8221; </strong>(Mâide: 2);<strong> &#8221; </strong>İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.<strong>&#8221; </strong>(Âli İmran: 114); &#8220;Her canlıya yapılan iyiliğin mutlaka bir sevabı vardır.&#8221; (Buhârî, &#8220;Şürb&#8221;, 9; &#8220;Mezâlim&#8221;, 23; Müslim, &#8220;Selâm&#8221;, 153); &#8220;Her türlü iyilik sadakadır.&#8221; (Buhârî, Edeb, 33; Edebü’l-Müfred, nr. 304; Müslim, Zekât, 16 (nr. 52); Ebû Davud, Edeb, 60 (nr. 4947); Tirmizî, Birr, 45 (nr. 1970)114);  &#8220;İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.&#8221; (Keşful hafa:1254);  “Şüphesiz Allah, takva sahipleri ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.” (Nahl, 128);  &#8220;Şüphesiz, iyilikler kötülükleri (günahları) giderir.&#8221; (Hud, 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;ın emir kavramı ile insanın fayda-iyiliği kastedilir. Haram, yasak kavramı ile de insana zararlı olan şeyler kastedilir. Fakat asla unutulmaması gereken bir husus vardır ki <strong>“</strong><strong>tüm emir ve yasaklar Allah emrettiği için yapılmalıdır</strong>!” Sadece faydası umularak yapılan ibadetlerden sevap kazanılmaz. Ama Allah emrettiği için yapılır veya sakınılırsa faydası da amelin arkasından mutlaka gelir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Emir (Farz) = İnsanlığa yarar, fayda, iyilik demektir ve hem dünya hem ahireti kapsar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kurban: Kesilen hayvanın belli bir bölümü fakirlere dağıtılır. Kurban, insanı cimrilik ve mal sevgisinden kurtarır. Toplumdaki kardeşlik, yardımlaşma, paylaşma ve fukarayı sevindirme duygularını geliştirir. İnsanları birbirine bağlar. Allah’ın rızasını kazanmaya ve O’na yaklaşmaya vesile olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Abdest: Abdestte azalar yıkanırken ‘biyolojik aktif noktalar’ faaliyete geçer. Yüz yıkanırken mide, bağırsaklar, safra kesesi, idrar yolları, sinir sistemi; kollar yıkanırken, bağırsaklar, kalp, akciğerler, idrar yolları ve kan dolaşımı; ayaklar yıkanırken hormon dengesini sağlayan, büyümeyi kontrol altında tutan hipofiz, böbrekler ve hemen hemen bütün organların faaliyetini etkileyen BAN uyarılır. Abdestte akupunktur noktalarının uyarılmasıyla vücutta enerji ve kan dolaşımı kolaylaşır, vücudun direnci artar, bağışıklık sistemi güçlenir. Yüzün yıkanması da cildi kuvvetlendirir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Abdest ile vücut mikroplardan temizlenir ve vücuttaki elektriksel gerilimini azaltır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dini Bayramlar: Dargınların barışmasına, sosyal dayanışma ve insanlar arasında kaynaşma, dostlukların ilerlemesine vesile olur.  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Namaz: Ruhsal ve fiziksel bir aktivitedir. Bilişsel hem de motor bileşenleri içerir. Fiziksel aktiviteler, kan akışını iyileştirmesi ve kas iskelet kondisyonunu artırması bakımından engelli ve geriatrik hastalarda rehabilitasyon sürecine yardımcı olur. (Abdulsamet Efdal, Namazın İnsan Sağlığına Olan Faydaları,  Kafkas Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi, Cilt:3 Sayı:2 Yıl: 2023, s. 1-10) &#8220;International Journal of Industrial and Systems Engineering&#8221; dergisinde yayımlanan çalışma, namaz kılarken tekrarlanan fiziksel hareketlerin, düzenli olarak yapılması halinde, bel ağrısı ihtimalini azalttığını gösterdi.” (TRT Haber, 09.03.2017)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oruç: Biyolojik faydalarından dolayı gayri Müslim doktorlarca da tavsiye edilmektedir. Toplumsal birlik ruhu sağlaması da ayrı bir özelliğidir. Detay, &#8216;Oruç ve sağlık&#8217; adlı yazımızda.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cuma: Zengin, fakir tüm müminlerin bir oldukları, aynı yerde oturup, kul oldukları bilinci ile alınlarını secdeye koydukları zaman dilimi, sınıf ayrımının son bulduğu haftalık buluşma günü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Zekat: Zengin insanların kendi mallarındaki fakirlerin haklarını, sahiplerine verdiği mali ibadet. Zekat ferdi cimrilikten ve malın esaretinden kurtarır, düşmanlık, kıskançlık, hırsızlık ve zehirli bakışlardan korur, sosyal yapıyı güçlendirir, ekonomik hayata canlılık getirir. Zekat, sosyal devletten fatklı olarak kalbin katılaşmasını da önler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hac: Dünya Müslümanlarının kaynaşma ayı. Irk ayırımının kalktığı mekân.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Anne: Senede bir gün değil her an ayağının altında cennet bulunan (<em>Nesâî, Cihad, 6</em>) insan.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Selamlaşma: İki insanın karşılıklı barış huzur temenni ettiği mesaj.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oku: Medeni- aydın olmanın ilk şartı, İslam’ın ilk emri ve farzı vd.</span></p>
<p>Yasak (Haram) = İnsanlığa zararlı, kötü olan şeylerin genel adıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İçki: Kaza, hırsızlık, cinayet, tecavüze son.  &#8220;Alkolün zararları&#8221; adlı dosyamızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Cinayet, intihar: Can&#8217;a  saldırıya son</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kumar: Ailenin dağılmasına, intihar, bunalıma son</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Domuz Eti: Kanserojen madde, aşırı yağa, parazitlere son.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dedikodu, Yalan: Toplum huzurunu birliğini bozmaya son.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hırsızlık: Kul- insan hakkını gaspa son vd.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam’da, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, ateist ‘tüm insanların’ koruma altına alınan beş temel hakkı vardır ve buna ‘Zarurat-ı hamse’ denir. Bu beş hak;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1- Din, inancın korunması: Allah’a iman, insanı kula kulluktan kurtarıp, tüm kulların eşitliği bilinci ile sadece Allah’a boyun eğmeyi, böylece tüm insanları öncelikle kul olmada eşit hale gelip, sonra da sadece Allah’a iteatte birleştirmeyi amaçlar. Kullar daha sonra kendi aralarında, Allah’a karşı yakınlıkları ile birbirinden ayrılırlar. Her kul, peygamberi örnek alır. Vahiy sayesinde, iyi-faydalı işleri ve uzak durması gereken fiilleri zararlı fiileri insnalar öğrenir. Ahiret günü, her davranışın karşılığının alınacağının bilincine ulaşılmasını amaçlanır. Melekler her an kötülükten uzak durmamızı hedefleyen görünmez şahitlerdir. Kadere iman kuruntudan, endişeden uzak, tedbiri aldıktan sonraki tevekkülün huzurunu insana yaşatmayı amaçlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca her türlü inanca sahip insanlar, Müslüman olmaları için zorlanamaz ve kendi inançlarını istedikleri gibi yaşayabilirler. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256 );  “Sizin dininiz size, bizimki bize.” (Kafirûn, 6 ) gibi ayetler bu hususa dikkat çeker. Yani, başka hiç bir dinde olmayan bu kural ile İslam dışındaki dinler de koruma altına alınmış, zorlayarak İslam&#8217;a girme fiili yasaklanmıştır. Detay, “İslam barış dinidir.” adlı yazımızda ele alınmıştır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Babası Sergius gibi, Emeviler döneminde maliye işlerinde görev alan Yuhanna ed-Dımeşki daha sonra Kudüs&#8217;teki Sabas adlı manastıra papaz olarak atanır. Burada, İslam&#8217;a saldıran eserini yazan Yuhanna, bu çalışmasını İslami hükümlerin hâkim olduğu bir ülkede yapmıştır. Yuhanna, dinini savunma özgürlüğüne sahip olduğu gibi İslam&#8217;a reddiye yazma özgürlüğüne de sahipti.  (Prof. Özcan Hıdır, Batı&#8217;da Hz Muhammed imajı, s. 155; Detay, J. Sahas, John of Damascus); &#8220;Endülüs ve Abbasi dönemlerinde pek çok Hıristiyan âlim Müslüman yöneticilerin idaresinde İslam&#8217;a karşı Hıristiyanlığı savunan kitaplar kaleme alabilmişlerdir. Tarık Bin Ziyad&#8217;la başlayan İslam Endülüs&#8217;ü 8 asır sonra sona ermiştir, Endülüs&#8217;te katliamlar yapıldığı sırada Cebelitarık Boğazı&#8217;nın karşı yakasında ise Müslüman devletler Hıristiyanlara kâtiplik, mütercimlik, doktorluk hatta zaman zaman idarecilik gibi görevler veriyordu.&#8221; (Taceddin Ural, Papa bir puttur, s. 90, 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2- Canın korunması: Adam öldürmenin yasak olması, kısasın amacı, kan davasının ve intiharın yasaklanması, bedeni &#8211; ruhi tedaviye önem verilmesi, İslâm’da çocuk, kadın, bitki, hayvan haklarının tek tek belirlenmesi, iş güvenliğinin öncelenmesi, kürtaj, sağlığa aykırı tüm eylemlerin yasaklanması, zimmîlerin (İslam Devletinde yaşayan gayri Müslimlerin) haklarının belirlenmesi gibi hususlar hep canın korunmasına yönelik hükümlerdir. Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaya karşılık olmaksızın, haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Maide, 32) Her kim bir can kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Günümüzde önemi anlaşılmış olan çevre bilinci konusunda Kur&#8217;an 7. yüzyılda çevre duyarlılığı olan bir zihin inşa etmiştir: Rum, 41: “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı.” Kur&#8217;an&#8217;ın vahyolunduğu bölgede, deniz bile yoktu. Rahman, 7: “Sakın dengeyi bozmayın.”; Araf, 31: “Allah israf edenleri sevmez.” Bu konuda detay için, İslam ve ekoloji adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">3- Aklın korunması: Uyuşturucu, alkollü içki, sarhoşluk veren maddelerin, hurafe, zihni körelten tüm konuların yasaklanması aklı korumaya yönelik yasaklardır. Ayrıca İslam ‘Oku&#8217;mayı, araştırmayı teşvik etmesi de yine bu amaca yöneliktir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İslam, düşünme yetilerini kaybettiren içki ve uyuşturucuyu kökten yasaklamış ve açık olarak kötülükleri reddetmiştir. (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 63, 99) Ateist düşünce sadece inançlara değil aynı zamanda akla ve ahlaka da zarar vermektedir. Dolayısıyla ateizmi ahlaki ve insanı bir problem olarak da değerlendirmek gerekir. (Öğük, s. 223) İslam çevrenin bir emanet olduğu, gelecek nesillere en güzel şekilde aktarılması gerektiği düşüncesini hakim kılmakta, aşırı tüketim, israf, sömürü anlayışlarına karşı durmaktadır.&#8221; (Öğük, s. 219)   Konuyu tamamlayan ‘Dinsiz ahlak olur mu?’ ve ‘İslam ve ekoloji’ adlı yazılarımızı tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">4- Neslin korunması: Aile hayatının korunması, iffeti ve evliliği teşvik, ahlaka verilen önem, zina, aldatma, fuhşun yasaklanması hep neslin korunmasını amaçlayan emir ve yasaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">5- Malın korunması: İslam sanat, ticaret, çiftçilik, hayvancılığı teşvik eder. Hırsı, kıskançlığı, hilekârlığı, rüşveti, faizi, kumarı, karaborsayı, israfı yasaklar. Tüm bunların amacı malın korunmasıdır. İslam; seçim, istişare, işi ehline verme, ilme verilen önem dışında can, mal, namus, akıl, dine önem vermesiyle tüm dünyevi ve ahlaki-uhrevi düşünce sistemlerinin üstünde bir fikri görüşe sahiptir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Tüm insanlar kardeştir</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslâm’a göre kadınlar üçe ayrılır. Bir kadın, Müslüman erkeğin ya annesi, ya eşi ya da bacı-kız kardeşidir. Yani eşi ve annesi dışında tüm Müslüman kadınlar, bir Müslüman erkeğin (dini açıdan) kız kardeşidir. İslam açısından “âdemoğlu” ise dörde ayrılır: Ya akraba, ya komşu, ya Müslüman ya da insandır (İnsani vasfını kaybetmiş, ‘Esfele safilin olan edaller’ hariç!) Kısaca, Hz. Ali’nin dediği gibi, insanlar “Ya dinde kardeşin, ya hilkatte bir eşindir.” (Muhammed b. Hasan b. Muhammed b. Alî Hamdûn, et-Tezkiretu’l-Hamdûniyye, I/316; Abdülazîz Çaviş, Anglikan Kilisesine Cevap, s. 112) “Hz. Cebrail aleyhisselam bana komşu hakkında o kadar aralıksız tavsiyede bulundu ki, komşuyu varis kılacağını zannettim.” (Buhari, Edeb 28; Müslim, Birr 140, (2624); Ebu Davud, Edeb 132, (5151); Tirmizi, Birr 28) Thomas Carlyle’ın sözleri ile bitirelim: <em>“</em>Müslümanlıkta bütün ‘insanlar’ eşittir.” (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 60)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Sınırsız özgürlük olur mu? </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya Sağlık Örgütü’nün 2005 yılındaki ‘Alkol ve Kişilerarası Şiddet’ araştırmasının 2. sayfasından: Norveç’te acil servise başvuran şiddet mağdurlarının %53’ü saldırganın saldırıdan önce alkol kullandığını belirtmiş; Rusya Federasyonu’nda, 1995 yılında cinayetten tutuklanan kişilerin neredeyse %75’i alkol kullanmış; İngiltere ve Galler’deki anket verileri (2003–2004), şiddet faillerinin tüm şiddet olaylarının yarısında (%50) içki içtiğini, bu da yılda 1,3 milyondan fazla alkole bağlı şiddet vakasına eşdeğer olduğunu göstermiş; İzlanda’da, şiddete uğrayan kadınların %71’i partnerlerinin alkol kullandığını belirtmiş; Birleşik Krallık’ta tecavüz suçundan hapse giren erkeklerin %58’inin önceki altı saat içinde alkol aldığı ve %37’sinin bağımlı olduğu belirtilmiş.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünya Sağlık Örgütü’nün 30 ülkeyi kapsayan ve Türkiye’nin de içinde olduğu araştırma raporuna göre; Trafik kazalarının %61’i; Genel suçların %85’i;Tecavüzlerin % 50’si;Eşini dövenlerin %70’i;İşe gitmeyenlerin %60’ı;Cinayetlerin %85’i;Şiddet olaylarının %50’si;Genel tutuklamaların %50’si;Akıl hastanelerine yatanların %40’ı,  içki yüzünden olmaktadır. (Yeşilay Dergisi, Ocak 2014, s. 7)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa Komisyonu’nun Haziran 2006’da yayınlanan ve ”Alcohol in Europe: A public health perspective” (Avrupa’da Alkol: Halk Sağlığı Perspektifi) başlığını taşıyan çalışmada ülkeler bazında alkolün suçlarla bağlantısı tektek verilmiştir. Mesela şiddet suçlarının isveç’te %86; Estonya’da % 60-70; Norveç’te %80; Fillandiya’da % 66 vd. alkol nedeni ile olmakradır. Hırsızlık olaylarının fillandiya’da % 53’ü;Norveç’te ve Polonya’da %40’ı vd. alkol nedeni ile ve cinsel saldırıların İngiltere’de %58; Norveç’te %60’ı vd. alkol nedeni ile gerçekleşmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnsan ne kadar eğitimli olursa olsun, insanda nefis, ego, şehvet vardır. Eğitimli bir sarhoş insanın tavırları ile cahil bir sarhoşun tavırları arasında hiç bir fark yoktur. Yani sarhoşluk eğitimi sıfıra indirmektedir! İşte rabbimiz, verdiği aklın kullanılmasına engel olan, alkol başta insana zararlı olan şeylerin tümünü yasaklamış ve insanlara yararlı olan şeyleri ise helal kılarak insanların dünya hayatında mutlu ve huzurlu olmalarını amaçlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Materyalistlere göre insanın, “Konuşan/düşünen hayvan”; “Omurgalı memeli hayvan.” şeklinde tanımı yapılmaktadır<strong>. </strong>Tüm bu tanımlar, doğru tarafları bünyesinde barındıran eksik tanımlardır. İnsanın doğru tanımı; “Melekten üstün de olabilme, hayvandan da aşağı olup şeytanlaşabilme yeteneğine sahip akıllı canlıdır.” (Bakara, 30; Araf, 179; Tin, 5) şeklinde olmalıdır. Bu tanımdan hareket edersek, insanın meleki özelliklerinin önünü açıp şeytanlaştıracak özelliklerinin önünü kapatmak gerekmektedir. Bu ise, iyiliği (Ahlakı, temizliği, dürüstlüğü, namusu vd.) teşvik edip, kötülüğe (Ahlaksızlık, kadın bedenini sömürüsü, içki, kumar, faize vd.) engel olmakla (Seddu zerai) ancak mümkün olabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm insanlar eğitilse bile içki serbest ise, kumar, faiz serbest ise, fuhuş, kadın bedeninin sömürüsü serbest ise; insanların maddi eğitimden geçmeleri kötülüğe asla engel olmaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;a göre özgürlük; kendine de, başkalarına da zarar vermeden istediğini yapma hürriyetidir.  Yani içki, uyuşturucu hürriyet kapsamına girmez İslam&#8217;da. Hiç kimse kendine ve başkasına zarar vermeyi özgürlük olarak nitelendiremez.         </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Siyasetin ve reklam sektörünün anahtar terimi özgürlüktür. Bir Müslüman&#8217;ın şu suali sorma hakkı ve görevi vardır: Bedensel hazların her türü üzerine konulmuş baskı ve kısıtlamaları kaldırıp hazzın her türünün önünü açmak özgürlük mü? Kişi bedenini zinada veya fıtri cinselliği tahrifata uğratmasında kullanabilir mi? Nefsin arzu ve isteklerinin önünü açan bir demokrasi, salt komünist veya faşist rejimlerdeki müdahaleleri ortadan kaldırıyor diye kabule şayan olabilir mi? Efendimiz, dünyanın bizim için “gurbet diyarı” olduğunu söylemiştir. Kişi gurbette olduğunu unutmadığı müddetçe sorun yok, unutup da gurbetteki varlığını anlamlandıramadığında sorun başlar ki, modern insan burayı asli vatanı sayıyor, ama bir süre yaşadıktan sonra dünyayı bırakıp gideceğini de kesin olarak biliyor. Pekiyi, eninde sonunda gideceksen burası nasıl senin asli vatanın olabilir ve burada nasıl sınırsız özgür olabilirsin! Nefsin arzularına malzeme taşıdıkça ruhu hapseden zindanın duvarları daha çok yükselir, kalınlaşır. “Ruhun özgürlüğü” ile “nefsin özgürlüğü” arasında tercih yapmak durumundayız. Rejimin siyasal felsefesi de bununla ilintili. Bedenin sınırsız arzularını ve güç temerküzünü hedefleyen liberal demokrasi bizi ne kadar özgürleştirebilir?” (A.  Bulaç,  6.4.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span><br />
<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allah_inanci_3-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4888" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Allah_inanci_3-1.jpg" alt="Allah_inanci_3-1" width="750" height="239" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dinsizlik1-1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4889" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dinsizlik1-1.jpg" alt="dinsizlik1-1" width="549" height="654" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah’ın emirlerinin herbirinin mutlaka bir hikmeti vardır. Maddi ve manevi insan için getirisi vardır; insan o emirleri yapmaya muhtaçtır Şimdi İslam’ın (Allah inancından dua, namaz, abdest, oruç, tesettür vd.) bazı emir ve yasakları ile bilim adamlarının görüşlerini (Gazete, dergi, kitap görüntü-fotoğrafları sitemizde mevcuttur) bir arada değerlendirelim:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah inancı başlı başına bir ilaç: Kendisini ‘Dinsiz bir kişi’ olarak tanımlayan Mind/Body Medicam Enstitüsü&#8217;nün kurucusu Harvard Tıp Fakültesi’nden Dr Herbert Benson, Allah&#8217;a olan inancın ve ibadetlerin insan sağlığı üzerinde başka hiçbir şeyde görülmeyecek derecede olumlu bir etki meydana getirdiği sonucuna vardı. Benson&#8217;a göre bu durum, insan bedeninin ve zihninin &#8220;Allah&#8217;a iman etmeye göre ayarlı&#8221; olmasından kaynaklanıyor. Dr. Benson’ın 1500 kişiyi kapsayan araştırmasında, dinine bağlı kişilerde depresyon, stres ve akıl hastalıklarının daha az olduğu görülmüş olması da onun bu kanaatlerini destekliyor. Amerikan Sağlık Araştırmaları Ulusal Merkezi&#8217;nden David B. Larson ve ekibi tarafından derlenen, Amerikalı “dindar” ve “dinsizler” arasında yapılan karşılaştırmaların sonuçları ibret verici. Larson bunu kitabında da vurguluyor. Dindarlar, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre, kalp hastalıklarına %60 daha az yakalanıyor; Dindarlarda, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre intihar oranı %100 daha düşük. Dindarlarda, dini yönü zayıf olan veya hiç olmayan kişilere göre tansiyon bozukluğu çok daha düşük. (Yeni Akit, 29.12.2018; Dinsizlerin sağlığı daha bozuk oluyor; 1.7.2008¸Eşinizle karşılıklı dua edin; 20 Aralık 2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Dindarlar daha mutlu: </strong>Araştırmalara göre; düzenli olarak ibadetlerini yerine getiren insanların daha mutlu olduğu ortaya çıkıyor. Bunun çeşitli sebepleri var. Ancak dört faktör öne çıkmaktadır: İlk olarak din, insanların hayatta anlam, gelecek için iyimserlik ve ümit bulmalarını sağlayan tutarlı bir inanç sistemi sunmaktadır. Kaçınılmaz olan ölüm yalnızca inanmak ile anlam bulmaktadır. “Niçin dünyaya geldik? Yaşamın gayesi nedir? Ölümden sonra ne olacak?” gibi hayati soruların cevabı dindedir. Dinî inanç sistemleri insanların her şeyin düzen ve intizam içindeki kâinattaki yerlerini anlamalarını; olumsuzluklara karşı koymaya, streslerle başa çıkmaya ve hayatı süresince meydana gelen kaçınılmaz kayıplara anlam vermelerini ve bu zorlukların çözüme kavuşacağı öbür dünya için iyimser olmalarını sağlar. İkinci olarak, dinî merasimlere rutin olarak katılım ve dindar bir topluluğun parçası olmak, insanlara sosyal destek sağlamasının yanı sıra yakınlık ve aidiyet ihtiyaçlarını karşılar. Kendilerine ve topluma güvenlerini artırır. Üçüncüsü, dine katılım çoğu zaman evlilikte sadakat, aile birliği, fedakârlık, yeme ve içmede ılımlılık, tevazu, affedicilik, Allah’ın verdiği nimetlere şükran duyma ve sevecenlikle karakterize edilen erdemli (faziletli) davranışlarla ve çok çalışmakla nitelendirilen bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı yaşam biçimleriyle ilişkilendirilmektedir. Dördüncüsü, ibadet etmek, dua ve zikir etmek, ibadethanelere gitmek ve cemaatle Allah’a yönelmek ve benzeri dinî ve manevi uygulamalar sevinç, huşu, sevecenlik ve coşku gibi olumlu duygular doğurur, mutluluk verir. Sıkıntılı anlarda Yaradan’a sığınma, O’ndan yardım isteme rahatlatıcıdır. Bayramlar, dinî özel günler (kandiller gibi) yine toplumda birlik ve kardeşlik ruhunu, barış ve dayanışmayı artırır. Tabi bu araştırmalar Müslümanlar üzerinde yapılsa idi daha şaşırtıcı neticeler alınırdı. Ancak şu sonuç çıkmaktadır: İnanan insan daha mutlu, daha sağlıklıdır ve daha uzun yaşamaktadır. (Prof. Dr. Sefa Saygılı, Akit, 29 Ekim 2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua5-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8936 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/din-bilim-serisi-2018-2.jpg" alt="" width="218" height="871" /><br />
</a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua4-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4891" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua4-1.jpg" alt="dua4-1" width="530" height="348" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua2-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4892" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua2-1.jpg" alt="dua2-1" width="406" height="482" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8938" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG-20180825-WA0002-215x300.jpg" alt="" width="215" height="300" />    <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-8939" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/IMG-20180825-WA0003-300x248.jpg" alt="" width="300" height="248" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/icevaplar-dua_yeniasya12ek2004" rel="attachment wp-att-2681"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2681" title="icevaplar- dua_yeniasya12ek2004" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/icevaplar-dua_yeniasya12ek2004.jpg" alt="" width="400" height="297" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                                    Yeni Asya, 12.10.2004</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8355 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua-kanser-1.jpg" alt="" width="535" height="524" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua14-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4893" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua14-1.jpg" alt="dua14-1" width="579" height="447" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bazı hastalarının din sayesinde büyük manevi güç kazandıklarını” fark eden ABD ulusal insan Genomu Araştırma Enstitüsünün Başkanı Francis Collins  ateizmden vazgeçmiştir.  (Mustafa Akyol, Bilim, Din ve Ateizme Dair Modern Ezberlerin Sonu, s. 33)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ateist iken beyin kanaması geçirip bir süre felç kalan Serdar Turgut: &#8220;Dinin, dua etmenin bana çok yararı oldu. Duanın gücünü keşfettim. Hayırda şerde senden. Bizi koru, Sabır Allah&#8217;ım. (Gerçek Hayat, 7 Ocak 2005, 220. Sayı, s. 23) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/dua-alexis-carrel-2" rel="attachment wp-att-2602"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2602" title="dua-alexis-carrel-2" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dua-alexis-carrel-2.jpg" alt="" width="94" height="135" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10919 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Butun-dunya-Agustos-1949.jpg" alt="" width="580" height="234" /></span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Dua en önemli motivasyon aracıdır. Dua İnsanın kendisini bilmesidir, insan zor şartlarda paniğe kapılır ve şoka girer. Dua ile insan yalnız olmadığını anlar.” (Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar 2, s. 61, 62) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12916 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/295975660_1409487666197834_9044654330973113742_n.jpg" alt="" width="681" height="495" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                      <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6891 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz-bilim-3.png" alt="namaz-bilim-3" width="492" height="484" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                    Amerikalı araştırmacılar tarafından vücuda faydalı olduğu tespit edilen hareketlerden bazıları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13258" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/maxresdefault.jpg" alt="" width="1058" height="413" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz2-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4895" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz2-2.jpg" alt="namaz2-2" width="327" height="399" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/namaz-alzheimer-hastaligi-riskini-azaltiyor" rel="attachment wp-att-2669"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2669" title="namaz-alzheimer-hastaligi-riskini-azaltiyor" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz-alzheimer-hastaligi-riskini-azaltiyor.jpg" alt="" width="399" height="215" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12181" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ibadet-egzersiz-spor-degildir-2021-12.png" alt="" width="732" height="465" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10366 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/humanislam-2019-1.jpg" alt="" width="315" height="474" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-7351 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sarac-kanser-oruc-1.jpg" alt="" width="462" height="603" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dua okutmak hastalıklara daha iyi geliyor: Kansas st. Luke’s hastanesi, San Francisco  hastanesi ve Columbia üniversitesinin yaptığı araştırmalar, dua oku<strong>t</strong>maların -dikkat okumanın değil!- hastaların iyileşme sürecini hızlandırdığını ortaya çıkardı. Hastalar kendileri için dua edildiğini bilmiyorlardı. St. Luke’s Hastanesinde kendisine dua edilen 990 kalp hastasının 466’sına dua okundu. Dua okunan hastaların yüzde 11’i daha hızlı iyileşti. San Francisko Hastanesinde 390 hastadan 150’sine dua edildi ve bu hastalarda daha çabuk iyileşti.  Columbia Üniversitesinde üreme sorunu yaşayanlardan dua okunanalarda, döllenme başarısı oranı yüzde 8’den 16’ya çıktı. Embriyonun rahimde sağlıklı büyüme şansı ise yüzde 25’ten 50’ye yükseldi. İngiltere Ulusal Psikiyatri Enstitüsü’nün uzmanı Dr. Peter Fenwick’e göre bu araştırmalar insan enerjisinin gücüne işaret ediyor. (Vatan, 12.09.2003); Nörolog Andrew Newberg&#8217;in araştırma sonuçlarını yayınladığı “How God Changes Your Brain” (Tanrı beynimizi nasıl değiştiriyor?) adlı kitaptan: “ 10-15 dakika içten şekilde dua etmek beynin gri bölgelerini harekete geçiriyor, düşünce gücünü artırıyor ve merhamet duygusunu geliştiriyor. Korku ve öfke gibi duyguları azaltıyor. Bu etkilerin sonucu olarak öğrenme yeteneği gelişirken, oluşan rahatlama hisside psikolojik açıdan sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratıyor.”; Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Aydın: “Dua, zikir gibi dini yaşantılar sırasında beynin bazı bölgelerinde kanlanma artıyor ve uzun süre devam ettirildiğinde ise beynin hafıza ve dikkatten sorumlu bölgelerinde yeni beyin hücresi oluşumu meydana geliyor.” (Yeni Asya, 18 Nisan 2010); ABD&#8221;de yayınlanan ünlü haber dergisi, Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor? (God &amp; Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is Starting to Believe?) başlığı altında dinin iyileştirici etkisini kapak konusu yaptı. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına değinilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıkları daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığını bildirdi. Newsweek&#8221;in anketine göre, insanların %72&#8243;si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadırlar. ABD ve İngiltere&#8221;de yapılan araştırmalarda da, hastalar için dua etmenin, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı sonucu elde edilmiştir. (Newsweek, 10 Kasım 2003); Dua iyileştiriyor: The New York Times gazetesi dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı araştıran çalışmaları masaya yatırdı. Bilim, dua edilen kişilerin daha kolay iyileştiğini ispatlıyor. (Yeni Asya, 12.10.2004); Yazar ve ressam Özge Günaydın kanserle mücadelesini kazanan ve bu süreci satırlara taşıyan bir kadın. “Çok dua ettim ve Rabbime sığındım. Bu hastalıktan ders çıkarmak için var gücümle uğraştım. Duanın gücüne inandım. Dua ederken çok daha fazla pozitif düşünceye odaklandığımı fark ettim. Dua benim için müthiş bir enerji kaynağıdır.” (Yeni Şafak, 18.3.2018); Dünyaca ünlü kalp cerrahımız Mehmet Öz diyor ki: “Dua etmek insanı çabuk iyileştirir. Her ameliyattan sonra hastalarıma dua ettiririm. Bu onları çabuk iyileştirir.” (Vatan, 4 Mart 2003); &#8220;Dua, bazen infilak gibi güçlü bir etkiye sahiptir. Bu yolla, kanser, böbrek iltihapları, ülser, deri, akciğer ve kemik veremi veya kalp zarı gibi hastalıkların hızla iyileştikleri görülmüştür. Başkası için yapılan dua, bireyin kendisi için yaptığı duadan sürekli daha etkili olagelmiştir. Öyle anlaşılıyor ki duanın kabulü, şiddet, ısrar, keyfiyet ve kalitesine bağlıdır.&#8221; (Alexis Carrel, Dua, s. 62 ); “Dua yer çekimi gibi gerçek bir kuvvettir. Doktorluk hayatımda tıbbın fayda etmedeği ama dua ile iyileşen nice insanlar gördüm. Bu alt edilemez sanılan tabiat kuralları ile başa çıkacak tek kuvvet duadır.” (Carrel, Bütün Dünya Dergisi, Ağustos, 1949)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız ilim adamı M. Lantee, “Namaz ve insan sağlığı konusundaki görüşlerini şöyle özetliyor: Bu konu üzerinde senelerce süren araştırmalar yaptım, sonuç olarak namazdaki hareketlerin kalp yetmezliklerini, damar sertliğini önlediğini söyleyebilirim. Bu hareketler damarlara ve kalbe izometrik egzersizler yaptırmakta ve büyük bir elastikiyet sağlayarak damar sertliğini engellemektedir. Bu durum beyin damarları içinde geçerlidir.” Beş vakit şifa: İsviçre&#8217;nin Siegfield laboratuvarı lisansı ile romatizmaya ilacı olarak üretilen ‘Prodisan Kapsül’ ilacının tanıtım broşürü, namazdaki hareketlerin bir şifa kaynağı olduğu olduğunu tartışılmaz şekilde ortaya koyuyor.” (Dr. Gülsen Ataseven, Gerçeğe Doğru dergisi, III/ 24) ve Amerikalı araştırmacılar tarafından vücuda faydalı olduğu tespit edilen hareketler(Yeni Akit, 4.9.2015):</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“An Ergonomic study of body motions during Muslim prayer using digital human modelling” adlı Inderscience adlı sitede yayınlanan araştırma da aynı sonuçları vermektedir. (https://www.inderscience.com/info/inarticle.php?artid=81914); Günaydın gazetesinin 8.3.1983 tarihli bir haberin küpürünü  eğitimci Vehbi Vakkasoğlu ‘Öğretmenin Not Defteri 1’ adlı eserin 202. sayfasında paylaşır: “Fransızlara göre romatizmanın ilacı 5 vakit namaz: Fransız doktorlar, romatizma, bel ve sırt ağrılarından şikayet eden hastalara Müslümanlar gibinamaz kılmalarını tavsiye ediyor.”; “Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü Dr. Hans Tischer, ünlü bir ortopedi uzmanıdır. Bu bilim adamı, kendi sahasıyla ilgili bir hareketler zinciri olan namazı incelemiş ve şöyle bir yargıya varmıştır: &#8220;Müslümanların namazı ortopedik açıdan incelendiğinde, bütün hareket ve pozisyonlarıyla, boyun, omuz, kol, sırt, omurgalar, dirsekler, bacaklar, diz, kalça ve ayak bilekleri hatta parmak eklemlerine varıncaya kadar vücudun her eklemini hareket ettirir. Ayrıca boyun, omuz, kol, bacak, sırt ve karın kaslarının tümünü büyük bir ahenk içinde kasılıp yumuşatmakta ve böylece tam bir sağlık kaynağı olmaktadır. Üstelik tüm bu faydalı hareketler günde beş defa tekrarlanmaktadır. Vücut için bundan daha faydalı daha rahatlatıcı bir hareketler topluluğu düşünülemez.” (Vatan, 06.11.2003); Şiva, Hallel Yafa hastanelerinden, Tel Aviv ve Ben Gurion Üniversitelerinden İsrailli, Claibland Üniversitesi’nden Amerikalı araştırmacılar, ABD’deki NIH Ulusal Sağlık Kulübü’nün finanse ettiği çalışmaları sonucunda namazın etkisinin, eğitimsel kurumlardaki (aynı araştırmaya göre bu hastalığa yakalanma riskini yüzde %24 azalttığı ortaya konan) eğitim faktörünün olumlu etkisinden daha büyük olduğunu keşfetti. İsrail Haaretz gazetesinin bazı kısımlarını yayınladığı araştırmaya göre insanın eğitim aldığı yıllara oranla namazın etkisi de kat kat artıyor. Araştırmayı gerçekleştirenlerden İsrailli Profesör Rvka Aenzlberg, namaz kılan kimsenin namaz esnasında birçok kültürel ve düşünsel faaliyete yatırım yaptığını ve bunun de kendisini Alzhemier hastalığından koruduğunu belirtti.  (Timeturk, 17.08.2012); Sonradan Müslüman olan Jeffrey Lang adlı matematik profesörünün yazdığı, &#8216;Melekler de Sorar&#8217; (Even Angels Ask) adlı eserinden, ilk namazıla ilgili anısından bir bölüm: &#8220;Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah&#8217;a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu.&#8221;; İnternette yer alan ‘Egzersiz zihni açıyor’ başlıklı yazılarda da “fiziksel faaliyetlerin kan akışının beyin dâhil, bedenin her yerinde arttığını” gösteren çalışmalara rahatlıkla ulaşılabilmektedir. Zaten zihnin en açık olduğu an olan beyne en fazla kan gittiği hareket olan secde, aynı zamanda Allah’a en yakın olunan da andır: “Kulun rabbine en yakın olduğu hal secde halidir.” (Müslim, Salat, 215; Ebu Davud, Salat, 148; Nesai, Tatbik, 78) J. H. Lenison. ‘Günde 5 vakit namaz kılındığı esnada, gah çölün vahşi yalnızlığında, gah şehrin kalabalıklarında, müminlerin Allah&#8217;a itaat ve sadakat arz eden bu kimseler üzerinde derin tesiri icra eder ve bu tesir mutlaka ki benzersizdir.’ (Thomas Carlyle, Peygamber Kahraman Muhammed, s. 18) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dinin doğru anlaşılıp doğru uygulandığı “her yerde” barış, huzur vardır: Turkcell Süper Lig&#8217;deki Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi öncesinde iki takımın taraftarları arasında kavga çıktı. (İHA, 29 Mart 2008); Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli taraftarlar, Eyüp Sultan’da bir araya gelerek kıldıkları sabah namazının ardından birlikte dostluk kahvaltısı yaptı. (Milliyet, 19.12.2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Önemli hatırlatma: Hiçbir ibadet egzersiz/spor değildir. İbadetten maksat, kulun Rabbine kulluğunu göstermesidir. Yoksa bu bilinç ile yapılmayan ibadet, spor faaliyeti olarak kalır. Ama şunu da bilelim ki ibadet maksadı ile yapılan tüm kulluk göstergelerinin ‘Allah rızası öncelikli olmak şartı ile’ mutlaka devamında kula maddi anlamda faydalı bir yönü de bulunmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Nobel ödüllü bilim insanından çarpıcı açıklama: Müslümanların orucu. Yoshinori Oshumi; Japon biyolog ve bilim insanı. 2016&#8217;da İsveç Nobel Vakfı tarafından, hücrelerin kendi kendini sindirmesi olarak bilinen otofaji alanındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Ödülüne layık görülen bilim insanı, oruç tutmanın sağlığa faydalarını bilimsel olarak ispat etti. Genlerdeki mutasyonlar hastalıklara neden olurken, aç kalma süreçlerinin kanser ve nörolojik hastalıklar gibi bazı vakalarda düzelmelere sebep olduğu gerçeğini ve sağlığa katkılarını kanıtladı. (Mynet, 19.04.2022) ; ABD’li bilim insanları: Haftada 2 gün oruç tutmak ömrü uzatıyor. (TRT Haber, 27.12.2019) Bilindiği gibi peygamber efendimiz haftada 2 gün, pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. (Tirmizi, Savm, 44; Nesai, Sıyam, 36; İbni Mace, Sıyam, 42; Hanbel, VI/80) ; Ünlü Doktor Enver Saraç’tan flaş açıklama: Kanseri öldürmek için oruç tutun. (Milliyet, 10.04.2017) Devamı, ‘Oruç ve sağlık’ adlı yazımızda</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Abdest: &#8220;İnsan bedeni ‘statik elektrik’ üretiyor. Tabii haliyle ve özellikle sevinç, üzüntü, heyecan, stres gibi duygu dalgalanmalarında 5-10 kat fazla olmak üzere. Bu statik elektrik insan dış yüzeyinde yani teninde birikiyor. Ayrıca tüm canlı ve cansız cisimlerin dış yüzeylerinde de statik elektrik yükü var ve insan günlük yaşantısında bunlarla el ve vücudu ile temasında da elektrik yükü alıyor ve statik elektrik birikimi artıyor. Bu birikim çepeçevre tüm vücudumuzu yani tenimizi zırh gibi kaplıyor. Defedilemez ve aktarılamaz ise insana huzursuzluk, sıkıntı ve rahatsızlık veriyor. Bu statik elektrik yükü vücuttan nasıl atılacak? İletken maddelerle temas edilerek. Elektriğe karşı en iletkenlerin başında bildiğimiz su gelir. İnsan banyo yapınca bu yük suya aktarılıyor. İşte insanın duş ve banyo sonrası büyük rahatlık duyması bu yüzden. Bir de biliyorsunuz, çıplak ayakla toprağa basıldığında da bu yük toprağa aktarılabiliyor. Bazı psikolojik rahatsızlıklarda doktorlar hastanın çıplak ayakla toprakta gezinmesini önerirler. Bu pratik ve seri etki gösteren bir tedavi yöntemidir. Artık ibadete geliyoruz: İbadet bir takım şekilsel hareketlerin yanında aslında düşünseldir. Düşünce de yukarıda belirttiğimiz gibi bir enerjidir. Beyinde oluşan düşünce enerjisi, tüm vücut ve özellikle giysilerle kapatılmayan kafa, el, yüz gibi vücudun dış yüzeyleri ile Allah’a ve O’nun her insan için görevlendirdiği yazma (kayıt) ve iletişim ile görevlendirdiği aracılara yani meleklere iletilecektir. Namazdan önce abdest alınması ile insanın vücudundaki bu statik elektrik yükü boşatılarak iletişim kanalları açılmış oluyor ve insan Namaz ibadeti ile yaratıcısının huzuruna çıktığında O’nunla iletişim kurmasına fiziki bir engel kalmıyor. Boy abdesti yani gusülde de gerekçe aynıdır. Cinsel bir aktiviteden de insanın aşırı bir statik elektrikle yüklenmesi olağandır. Bu elektrik yükü de yıkanmak yani gusül abdesti almakla atılacaktır. Şimdi gelelim bu söylediklerimin sağlamasına, yani doğruluğunun ispatına: Abdestin alternatifi nedir? Yani su bulunmama halinde abdest gereği nasıl yerine getirilecektir? Teyemmümle yani toprakla. Yukarıda anlattığım gibi toprak da iletkenliği nedeni ile suya alternatiftir. İşte bu sebepten su bulunmadığında teyemmüm edilir.&#8221; (Prof Gazi Özdemir, Din ve Beyin-Temel Prensipleri Aynı adlı eserinden alıntılayan Hasan Suiçmez, Abdestin Sırları, Çayhaber.net, 25.07.2012) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Abdest, bilimsel mucizeler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">a) Abdestin Dolaşım Sistemine Verdiği Sağlık Nimetleri: Damarlar kalpten uzaklaştıkça incelerek nihai dokulara ulaşmaktadır. Bu ince damar sistemi esnek, pürüzsüz olduğu takdirde normal görevini sürdürebilir. Yoksa damarlar zamanla daralır, neticede tıkanır. Bu olaylar beyinde olursa ihtiyarlık erken gelir, bunama kaçınılmaz olur. Bu tehlikeli gidişten uzaklaşmanın en pratik ve sağlam yolu, damarlara genç yaşlardan başlayarak esneklik kazandırmaktır. Özellikle beyin dolaşımı ve kalpten uzak düşen ayak ve el damarlarında bu jimnastiğin yapılması zorunludur. Bunun en kolay yolu, damarları ısı farkı ile açıp kapayan su ile yıkama sistemidir. İşte kolayca fark ettiğimiz gibi, abdest alma damar sistemine esneklik kazandıran harika bir reçetedir. Özellikle ağız, burun ve boynun iki yanının ile teması, kafa kaidesinin etki ile beyin dolaşımını zenginleştirir. İşte 14 asır önce İslamiyet, suyun altın olduğu bir noktadan (Arabistan) arza intişar ederken, abdesti bu akıl almaz hikmeti için getirmiştir. Bu sayede kalp ve dolaşım basıncı rahatlayacak. Bu sayede beyin ve sinir sistemi tüm uyuşukluklarından kurtulacaktır. Bugün sinir yorgunluklarının tek doğal ilacı olarak da gusül tarzında genel yıkanma en sağlıklı tedavi usulüdür. Daha incesi abdest alma alışkanlığı ile oruç ve namazın hayat boyu sağlığımıza verdiği kazancı beraber düşünürsek, ciltlerce kitapta saymakla bitiremeyiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">b) Abdestin Korunma Sistemine Verdiği Sağlık Nîmetleri: Korunma sistemimiz (mikroplara ve kansere karşı) bildiğimiz dolaşım sisteminden farklı; daha ince damar şebekesinden kurulu ayrı bir yapıya sahiptir. Bu sistem beyaz kan sistemi, ya da tıp ismi ile lenf sistemidir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi de dolaşım sistemi kadar önemlidir. Üstelik lenf (beyaz kan) damarları kan damarlarından on defa daha incedir. İşte abdest bu sistem için akıl almaz bir nîmettir. Onun kıldan ince damarlarını da esnek tutar. Hele bu sistemin özel merkezleri olan burun arkası ve boğazın sık sık yıkanması (gusül); korunma sistemimize yeniden güç ve hareketlenme kazandırır. Abdest ve guslün lenf sistemine kazandırdığı uyarı, tüm hastalıklar, hatta kanser gibi konularda fevkalâde ciddi yarar sağlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">c) Abdestin Vücudun Statik Elektriğini Giderici Etkisi: Tüm hücreler çevresinde belli bir statik elektrik vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu his dahi etmeyiz. Ne var ki, gerek havada artan iyonlar, gerek özellikle çağımızda bir mesele olan plastik giysiler, vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar yaratır. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki; bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücut kırışma ve sarkmaları da bu statik elektrikle yakından ilgilidir. Eskiden beri tedavi edici etkisine inanılan ve günümüzde pek moda olan akupunktur bu statik elektriği dışarı atmanın bir tarzıdır. Vücudun statik elektriğinin aşırısını dışarı atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak. (Onkolog Dr. Haluk Nurbaki`den alıntı; Dogruhaber.com.tr, 26.01.2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2005’li yıllarda internette kısa süren bir ‘sünnet sağlığa zararlıdır’ furyası başlatılmış, çağdaş sıfatlı doktorlarımızda bu furyaya katılmışlardı. Gerçek ne peki?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">BM’den Sünnet olun Çağrısı: Birleşmiş Milletler’in sağlık örgütleri, AIDS’e yol açan HIV virüsünden korunmak için erkeklere sünnet yaptırmaları tavsiyesinde bulundu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile UNAIDS (HIV/AIDS Ortak Programı) uzmanları, erkeklere sünnetin virüse karşı kısmi koruma sağlayacağını açıkladı. DSÖ uzmanlarından yapılan açıklamaya göre sünnet AIDS’e yakalanma riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. Dünya Sağlık Örgütü HIV/AIDS bölümü başkanı Dr. Kevin De Cock da “Heteroseksüellerde HIV enfeksiyonunun yüksek ve sünnet oranının düşük olduğu ülkelerde artık HIV bulaşma riskini azaltacak yeni bir yöntemin bulunduğunu” söyledi. Dr. De Cock, “Dünyada 665 milyon sünnetli erkek var. Eğer bu sayıyı iki katına çıkarabilirsek, 20 yıl içinde 5.7 milyon AIDS vakasını ve 3 milyon erkeğin ölümünü engelleyebiliriz” dedi. (Vatan, 28.03.2007); Sünnet AIDSten kurtarıyor: İngiltere&#8217;de Harvard Üniversitesi profesörleri Daniel Halperin, AIDS&#8217;e yol açan HIV virüsüne karşı en etkili yöntemin sünnet olduğunu açıkladı. Sünnetin uzun vadede kondomdan bile koruyucu olduğunu savunan Halperin, virüsün bulunmasının 25&#8217;inci yıldönümü için Independent&#8217;a verdiği demeçte &#8220;BM&#8217;nin her yıl AIDS&#8217;le mücadeleye ayırdığı paranın yüzde biriyle, yani sünnetle daha etkili olabiliriz&#8221; dedi. (İnternet Haber, 10.05.2008); AIDS için Coni de kestirecek: New York sağlık yetkilileri harekete geçti. AIDS&#8217;i önleyen sünnet için kampanya başlıyor. ABD erkeği sünnet olacak. New York&#8217;ta, AIDS riski içinde bulunan erkeklerin sünnet yaptırmasını teşvik için kampanya başlatılması planlanıyor. New York Times&#8217;ın internet sitesindeki habere göre, Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün (WHO), sünnetin AIDS&#8217;e yol açan virüs HIV&#8217;in bulaşmasını önlemede etkili olduğunu açıklamasından sonra New York sağlık yetkilileri harekete geçti. Atlanta&#8217;daki Hastalıkların Kontrolü ve Önlenmesi Merkezi, bunu ulusal bir politika haline getirmek için çalışmalar yapmaya hazırlanıyor.Ancak merkezin çalışmalarından önce harekete geçen New York sağlık yetkilileri, sünnet konusunu üyeleriyle ele almaları için bazı gruplar ve eşcinsel örgütleriyle şimdiden temasa geçti.Yetkililer, bunun yanı sıra kentteki hastane ve klinikleri idare eden Sağlık ve Hastaneler Kurumu&#8217;ndan sağlık sigortası olmayan erkeklerin ücretsiz sünnet edilmesini istedi.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile UNAIDS uzmanları, Kenya, Uganda ve Güney Afrika&#8217;da yapılan araştırmalara dayanarak, sünnetin AIDS&#8217;e karşı korunmada etkili olduğunu belirtmiş ve erkeklere sünnet olmaları tavsiyesinde bulunmuşlardı.  (İnternet haber, 08 Nisan 2007); Sünnet &#8220;penis kanseri&#8221;nden koruyor: ASM Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. A. Nadir Tosyalı: “Penis kanseri riskini ve partnerlerin rahim ağzı kanseri riskini azaltan sünnet, ciddiye alınması gereken önemli bir cerrahi işlemdir.” (Mynet, 20.05.2010); Sünnet tüm dünyada yaygınlaşıyor: Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, sünnetin hem cerrahi yönü hem de psikolojik yönüyle üzerinde önemle durulması gerektiğini belirtti. (28.4.2009)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an ilacı: Katar`da yayınlanan Ar-Raya Gazetesince 2000 yıllın başlarında dünyaya duyurulan habere göre; Mısırlı Dr. Abdulbasıt Muhammed tarafından insan terindeki terkipten elde edilen ve yüzde 99 başarı sağlayan, üstelik hiçbir yan tesiri bulunmayan ilaç, biri Avrupa diğeri Amerika olmak üzere iki yerden onay aldı. Söz konusu yeni göz ilacının, sıvı ve göz damlası şeklinde bir İsviçre şirketi tarafından üretime başlandığı ifade etmişti ve bu ilaç şimdi tüm dünyada aranan ve yok satan bir ilaç haline gelmiştir. Adı geçen gazetenin o zamanki Haberinde; ilhamını Yusuf Suresi’nden aldığını belirten Dr. Abdulbasıt Muhammed, adına &#8220;Kur`an İlacı&#8221; dediği ilacın buluşu hakkında şunları söylüyordu: &#8220;bir gün, sabahleyin Yusuf Suresi’ni okuyordum. Aklım 84. ve onu takip eden ayetlere takıldı. Ayette, oğlu Hz. Yusuf`un başına gelenlerden dolayı şiddetli hüzün ve kederle ağlayan Hz. Yakup’un gözlerine akların indiği ve daha sonra, Hz. Yusuf Peygamber`in babası Hz. Yakup’a gönderdiği gömleği, babasının` gözlerine sürmesiyle gözlerinin iyileştiği ve eskisi gibi görmeye başladığı ifade ediliyordu. Burada düşünmeye başladım. Hz. Yusuf`un gömleğinde ne olabilirdi? Sonunda gömlekte terden başka bir şeyin bulunmadığı kanaatine vardım. Düşüncemi ter ve terkibi üzerinde yoğunlaştırmaya başladım. Laboratuar çalışmalarına başladım. Tavşanlar üzerinde deneyler yaptım. Sonuçlar oldukça olumlu çıkıyordu. Daha sonra gözünde katarakt bulunan 250 gönüllü şahıs üzerinde günde iki defa olmak üzere iki hafta süreyle tedavi uygulamaya başladım ve sonunda yüzde 99`lukbir başarı elde ettim ve buna `işte Kur`an mucizesi` dedim.&#8221; Katarak tedavisinde yüzde yüz olumlu sonuç veren Kur’an ilacı şu an yok satmaktadır. O zamanlar, onay için, ilaçla ilgili araştırmasını Amerika ve Avrupa`daki yeni buluşları tescille ilgili yerlere gönderdiğini söyleyen Abdulbasıt, yapılan inceleme ve deney sonunda ilaca onay çıktığını ve ilacı üretmeye talip bir İsviçre şirketiyle, üzerinde &#8220;Kur`an İlacı&#8221; ifadesini koymak şartıyla anlaştığını ve şirketin de bunu kabul ederek üretime geçtiğini ifade etmişti. (24.07.2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Az ye, sağlıklı ve uzun yaşa: Normalden daha az yemenin kanserden katarakta kadar pek çok hastalığı önlediği ortaya çıkarken yaşamı üçte bir oranında uzattığı da kanıtlandı. ABD&#8217;deki Ulusal Yaşlanma Enstitüsü&#8217;nde bilim insanları, 10 yıldan uzun bir süre 60 erkek ve 60 dişi maymundan oluşan iki grup üzerinde çalışma yaptı. ( Sabah, 27.12.2012; 13.10.2013); “Üç huy Allah’ın gazabını gerektirir. Acıkmadan yemek yemek, uykusuz kalmadan uyumak, lüzumsuz yere gülmek.” (Ramuze’l-Ehâdis, I/3340); “Birçok hastalığın gerçek sebebi çok yemedir.” (Câmiüs Sağîr, 1/36);  Asr-ı Saâdette, Hareklius Hz. Peygamber aleyhisselam’a hizmet için bir doktor göndermişti. Bu tabip, Resul-i Ekrem’in yanında uzun müddet kalarak ashâb ve ehl-i beytten hastaları tedâvi için beklemiş, fakat tedâviye çok az kimsenin muhtaç olduğuna şâhit olarak memleketine dönmek için izin isteyince, az hastalanmanın sebebi hakkında Hz. Peygamber, “Ashâbın iyice acıkmadıkça yemek yemediklerini ve yemekten iyice doymadan ayrıldıklarını” söylemiştir. (Milaslı İsmail Hakkı, Tıbb-ı Nebevî, s. 22); &#8220;Mümin karnını tamamen doyurmaz&#8221; (Darimi, Vesâyâ, I/108); &#8220;İnsana, yaşaması için birkaç lokma yeter. Çok yemek isteyen, karnının yani midesinin üçte birini yemekle doldursun, üçte birini suya ayırsın, üçte birini de rahat nefes alması için boş bıraksın.&#8221; (İbn Mace, Et&#8217;ime, 50); &#8220;Ademoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır.&#8221;(Tirmizi, Zühd, 47); “Mide hastalıkların evidir. Tedavinin özü ise perhizdir.” (Ebû Dâvud, Tıb, 13);  “Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum: Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı!” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr Tercümesi, Hadis No: 295); “Sizin Allâh’a en sevimli olanınız, az yiyip içen ve bedence hafif olanınızdır.” (Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr Tercümesi, Hadis No: 221)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ünlü tıp profesörü Osman Müftüoğlu, bugünkü yazısının “Sağlık Çerezi” başlıklı bölümünde uyku pozisyonlarını yazdı. Sağ tarafa uyunması tavsiyesinde bulunan Prof. Dr. Müftüoğlu, Hürriyet gazetesindeki yazısının ilgili bölümünde “Sağ yana yatmak daha verimli” başlığı altında “Beyninizin toksinlerden arınmasını sağlayan G-Lenfatik temizleme sisteminin daha etkin çalışması için sağ yana yatmayı tercih edin. İkinci tercih sol yana, üçüncüsü sırtüstü olanıdır. Yüzükoyun yatanlarda bu sistem tıkanıyor ve sabah yorgunluğu olasılığı artıyor” ifadelerini kullandı. (Yeni Akit, 31.1.2020); Hazret-i Peygamber (sas) uyurken sağ yanına doğru yatarak uyurdu. Riyazü&#8217;s-Salihîn adlı hadis kitabında şöyle rivayet ediliyor: Bera b. Azib (r.a)&#8217;den: Peygamber Efendimiz (s.a.s) yatağına girdiğinde sağ tarafına yatardı; sonra, &#8220;İlâhî! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana tevcih ettim, işlerimi sana emanet ettim. Sevabını ümit ederek ve azabından korkarak sana sığındım. Senden başka kendisine sığınacak ve korunacak kimse yoktur. Gönderdiğin kitaplara ve yolladığın peygamberlere iman ettim.&#8221; (Riyazü&#8217;s-Salihîn; II/206-207-208-209) “Hz. Peygamber uyumak üzere uzandığında sağ elini yanağının altına koyar, sonra, &#8220;Allah&#8217;ım, kullarını dirilteceğin kıyamet Gününde beni azabından koru&#8221; diye duâ eder ve bunu üç defa tekrarlardı.” (Camiüssağir Hadîs No: 6558)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayakta su içmenin zararları. Uzmanlar, ayakta su içmenin tıbbi zararlarını sıraladı. Ayakta su içmenin insanlara tıbben zarar verebileceğini belirten uzmanlar, &#8220;İnsanların mideleri pozisyonlarına göre farklılık gösterir. Yani ayakta ve oturur vaziyetteki midenin pozisyonu farklıdır. Ayakta duran bir insanlar eğer sıvı gıda içerse doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına geçer. Bu da midenin küçük eğriliğine uyan kısmında Waldeyerin mide caddesi denen oluk bulunur. Sıvı gıdalar bu yolu takip ederek devamlı küçük bir açıklığı olan mide çıkışını geçerek onikiparmak bağırsağına geçer. Yani şöyle diyecek olursak insanların ayakta su içmeleri sonucunda suyu içerler ve hiçbir yere etkisi olmadan direk onikiparmak bağırsağına geçer. Su insanlar için önemlidir. Bu sıvıyı ayakta içtiklerinde vücuttaki su midede birikmez ve vücuda hiçbir faydası olmaz. Eğer insanlar sıvıyı oturarak içerse bunlar önce midede birikir, asitle karışarak mikropları ölür ve sonra onikiparmak bağırsağına geçer. Bu durumda oturarak su içme usulüne uymakla insan kolera dahil, bir çok insan hastalıklarından korunmuş olur. İnsanlar rastgele yerde sıvıları alıp ayakta içerseler bazı hastalıklara ve tehlikeye daha fazla maruz kalırlar.&#8221; dedi. (Sabah, 6.3.2013); &#8220;Eğer ayakta su içen kimse midesine verdiği zararı bilseydi içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı&#8221; (Abdürrezzak 10/427, hadis, 19588); &#8220;Sizden biriniz ayakta su içmesin. Her kim unutur da içerse kusmaya çalışsın&#8221; (Müslim, Eşribe, Hadis 116); Resûli Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem &#8220;Ayakta su içmeyi yasaklamıştır&#8221; ifadesi, Müslimin bir başka rivayetinde &#8220;Ayakta su içmekten men etmiştir&#8221; şeklinde geçmektedir. (Müslim, Eşribe, 112, 114); &#8220;Hiçbiriniz ayakta su içmesin.&#8221; (Müslim, Eşribe 116)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “O (Allah);  geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratandır.&#8221; (Yunus, 67);  “Uykunuzu bir dinlenme kıldık.” (Nebe, 9); &#8220;Size geceyi bir örtü, uyku zamanı kılandır O&#8217;dur.&#8221;  (Furkan, 47) Bu ayetlerle alay etmek isteyen bazı ateistler, “Ama ben geceleri uyumuyorum ki, gündüz uyuyorum” diye akıllarınca itiraz ediyorlar! Bakalım bilim adamları ne diyor bu konuda: “Kanserden korunmak için düzenli uyku ve spor.” (Hürriyet, 9.3.2015; NTV, 18.12.2008); “Tevfik Dorak, İngiltere&#8217;nin Newcastle Üniversitesi&#8217;nde kanser araştırmaları yapan bir Türk doktor. Dorak&#8217;ın dünya tıp literatürüne geçmiş çarpıcı bulguları var. Bunlardan biri, karanlıkla-kanser arasındaki ilişki. Dorak, vücudun hücre yenileyici ve bağışıklık sistemi düzenleyici melatonin hormonunu gece karanlıkta salgıladığını hatırlayıp uyarıyor: &#8220;Karanlıkta uzun ve düzenli uyku bu salgıyı ve kansere bağışıklığı artırıyor. Gece “23.00 ila 03.00” arasında salgılanan ve vücudun savunma mekanizmasını güçlendirip, yaşlanmayı geciktiren bir hormon var: Melatonin. Ve sadece gece ve sadece teknolojinin bütün fişleri çekilince devreye giriyor.&#8221; (Milliyet, 26 Şub 2014); “Kaliteli bir uyku için. En yenileyici uyku saat 22.00 ile 02.00 arasındadır. (Prof. Mehmet Öz, Milliyet, 15.6.2015); Dr. Ebru Aydın, “Melatonin salgılanan saatleri insanların kaçırmaması gerekiyor. Melatonin hormonu özellikle gece 11’den sonra salgılanmaya başlıyor ve gece 2’ye kadar en üst seviyeye çıkıyor. Sabaha doğru da yavaş yavaş azalıyor. O nedenle özellikle bu saatlerdeki uykuyu kaçırmamak gerekiyor.” (Habertürk,31 Ocak 2014); İnsanların iki ayrı uyku dalgasına göre programlandığı tespit edilmiştir. Rodenburg Üniversitesinden Prof. Jurgen Zulley&#8217;in araştırmalarına göre bu iki dalgadan biri öğle arasında 10-30 dakikalık bir süre içerir. Öğle vakti ve öğle yemeği öncesi uyunacak bu uyku, uykusuzluğun en önemli çözümlerinden biri olarak görülüyor. Diğeri gece 12.00-04.00 arası uyanacak uykudur. Bu iki vakti düzenli olarak uykuda geçiren kişiler uykusuzluk sorununu aşacaktır. (Sabah, 23.11.1993) ki, İslam litelatüründe buna kaylule denir. “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar.” Buyurmuş, kendileri de yapmıştır. (Buhârî, Hacc, 129, Cuma, 40; İbn Mâce, Savm, 22¸İbn Hacer, Fetḥu’l-Bârî, XI/72; Ebû Dâvûd, “Ṭahâret”, 14)Ebû Dâvûd, “Ṭahâret”, 14)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tesettür İslami bir emirdir. (Ahzab, 59; Nûr,  31, 60; (Mecmeu’zzevâid nr:4168; Ahmet b.Hambel, Müsned nr.6786; İbn-i Hibban, sahih, 5655-7347; Ebu Davûd, Libâs, 31;İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259) Her emir gibi insanların faydasınadır: Milliyet gazetesinden (9.12.2002) Dinsiz olan Ece Temelkuran, ‘Kadınlara laf atan erkeklerle konuşur.’ Yazısındaki bir cümle ilginçtir. “Aslında kadınların güzelliği veya giyinişi (başörtülü olmadığı sürece) önemli değil… Bu ve birkaç laf atıcı itirafında türbanlıların “laf atılmaktan muaf” oldukları anlatılıyor.” Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman ise, 12 Temmuz 2009 tarihli köşe yazısında, tesettüre girerek yaşadığı deneyimleri aktarırken şunları söyler: “Zaten tesettürlü olmak tuhaf bir şey, kimse size bir şey sormuyor, hep bir anlayış, şefkat, erkekler tacizde bulunmuyor, müthiş bir kalkanmış…” Arman&#8217;ın sonradan tesettüre giren oyuncu Büşra Apaydın ile yaptığı röportajın (28 Ağustos 2016) başlığı da ilginç: &#8220;Özgürleşmek için kapandım.&#8221;; Amerika’da yapılan bir deneyle de ilginç sonuçlar elde edilmiştir: Taciz için 5 saat sokakta yürüdüler. New York sokaklarında bayanların giyimi üzerinden ilginç bir taciz deneyi yapıldı. New York sokaklarında sosyal deney yapan gençler kadınların giydikleri kıyafetin &#8221;taciz&#8221; konusunda ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koydu. 5 saat &#8221;normal&#8221; bir şekilde, 5 saat kapalı yani islama uygun şekilde giyinen kadının karşılaştırmasına çok şaşıracaksınız. Videoda ‘normal’ giyinip gezen kıza ıslık çalıp laf atarlarken, kapalı (Müslüman) kıyafetle gezen aynı kızı kimse rahatsız etmez, laf atmaz, yan gözle bakmaz! (Star, 1 Eylül 2015); Satanist iken Müslüman olan Hollanda’lı Wendie Zantman, başörtü hakkında söyledikleri: “Başörtüsünün bir kadın için nasıl bir korunak olduğunu fark ettim ve hemen bir başörtüsü takıp Hollanda sokaklarında gezmeye başladım. Başörtüsü gerçekten de beni koruyor ve hiç kimse beni rahatsız etmiyordu.” (Haksöz, 22 Şubat 2022) ; ‘Hindu asıllı bir ateist’ iken, 1999’da Müslüman olan dünyaca ünlü Hint şairi ve yazarı Kamala Das’ın The Times of India gazetesine verdiği bir (15 Aralık 1999) beyanat: &#8220;İslam’ı seçmemde tesettürün büyük rolü var. Tesettürü seviyorum. Tesettür emniyettir. Gördüm ki tesettürlü bir hanım her yerde saygı görüyor. Kimse dokunmuyor sana; laf atmaya bile cür’et edemiyor. Tesettür içinde tamamen emniyettesin&#8230; Bunları dışlayan özgürlüğü fazlasıyla yaşadım, artık istemiyorum.&#8221; Görüldüğü gibi tüm deneyimlemeler hep aynı sonıuca ulaşmaktadır: Gerçek bir tesettür tam anlamı ile bir emniyettir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır.&#8221; (Ahzab, 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur&#8217;an&#8217;da örtünme önce erkeklere, sonra kadınlara emredilmiştir.” (Zakir Naik, Gençlerin inanç sorunları, s. 102) Kur&#8217;an hicabı ilk önce erkekler için belirtir. Daha sonra da kadınlar için. (Naik, s. 134) Kur&#8217;an&#8217;da bir kadına baktığımda ki, o kadın benim eşim, annem veya kızım olmadığı sürece bakışlarımı indirmemi söylemektedir.” (Naik, s. 126)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Halvet, yani birbirlerinin mahremi olmayan bir kadınla bir erkeğin başbaşa kalmaları haramdır. Peygamberimiz böyle zamanlarda üçüncü kişinin mutlaka şeytan olacağını söylemiş ve inananların bundan sakınmalarını emretmiştir. (Tirmizî, Radâ` 10, Fitne 7; Müsned, 1/18, 26)  Rusya, İsrail, Fransa, İtalya, Çin, Brezilya, Filipinler, İngiltere, Japonya, Ukrayna, Hindistan, Meksika&#8230; Haremlik selamlık otobüs, tren, plaj, taksi hatta kadınlara özel banka (Almanya, Münih, Frauenbank; Milliyet, 27.11.2004) ve jimnastik salonu (ABD, Florida ve California, Milliyet, 26.03.2004) açarken, bizde daha namaz yerlerinin ayrı olması bile irtica haberi olarak kabul ediliyor!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz3-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4896" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/namaz3-1.jpg" alt="namaz3-1" width="549" height="262" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/inanc_1-1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4897" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/inanc_1-1-2.jpg" alt="inanc_1-1-2" width="321" height="284" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4898" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet1-2.jpg" alt="sunnet1-2" width="747" height="458" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet2-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4899" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet2-2.jpg" alt="sunnet2-2" width="348" height="310" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet3-4.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4900" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sunnet3-4.jpg" alt="sunnet3-4" width="505" height="257" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kuran-ikerim1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4901" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/kuran-ikerim1-2.jpg" alt="kuran-ikerim1-2" width="575" height="347" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" title="sabah-azyiyinhadis_1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sabah-azyiyinhadis_1.jpg" alt="" width="300" height="530" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/islam-emir-humanizm-5" rel="attachment wp-att-4278"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4278" title="islam-emir-humanizm-5" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-emir-humanizm-5.jpg" alt="" width="475" height="454" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/humanislam-1.png"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5960 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/humanislam-1.png" alt="humanislam-1" width="527" height="272" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/10857922_852615218151218_3838719003243001619_n.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6115 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/10857922_852615218151218_3838719003243001619_n.jpg" alt="10857922_852615218151218_3838719003243001619_n" width="307" height="385" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">29 Ekim 1938 tarihli ‘Resimli Ay Dergisi’nde Mahmut Yesari’nin ‘Güneşe çıkan kadın’ başlıklı yazısından: “O zamanki kadın erkek trende, vapurda, tramvayda ayrı oturuyordu… Kadın, kafeste yaşayan, güneşe hasret bir kuş gibiydi. Kadın çarşaftan kurtulup ta güneşe çıkınca ne oldu? Plajlarda, kadın erkek, beraber giriyorlar. Kadın, güneşe çıktı.”; 25.06.2017 tarihli Aydınlık gazetesinden: “Milli Eğitim Bakanlığı yeni açılacak her kurumda abdesthane ile kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit zorunluluğu getirdi.”; Hürriyet’ten Ayşe Arman’ın ‘Taciz’ başlıklı yazısında (03 Ocak 2009) geçen bir ifade: “Anlayamıyorum neden bu tür görevlerde sadece kadınlar çalıştırılmıyor? Ya da bu zorsa, görev dağılımı yapılırken, niye kadın erkek karışık bir ekip ayarlanamıyor?”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Sakalla bıyık, astım ve cilt kanserinden koruyor.” (Takvim, 12.3.2013); “Sakal sağlığı koruyor.” (Sözcü, 19.1.2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Teyemmümün temizliğini kanıtladı. İstanbul’da özel bir hastanede çalışan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Abdülkadir Geylani Şahan, Kur’an-ı Kerim’de teyemmümden bahsedilen Maide Suresinden yola çıkarak bir araştırma yaptı. İnsanlardan el temizliği yapılmadan örnekler alan Doktor Şahan ve ekibi, ardından teyemmüm yaptırarak yeniden örnek aldı. Çıkan sonuçları karşılaştıran Şahan, teyemmüm sonrası ellerin temizlendiğini gördü. Aldıkları sonuç karşısında çok şaşırdıklarını söyleyen Şahan,&#8221;Kuran-ı Kerim, insanların hem bilimsel hayatına hem dünya hayatına akla gelebilecek her duruma çok net açıklamalar verebilen bir kitap.&#8221; ifadelerini kullandı. (Yeni Şafak, 16 Şubat 2022)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Allah ve ahiret inancı fıtratta, doğuştan genlerimizde var! Erdal İnönü: &#8220;Akşam yatağa girerken, sabaha çıkıp-çıkmayacağımdan emin değilim. Dahası öldükten sonra ne olacak? Toprağın altında çürüyüp gidecek miyim? Ama ben yok olmak istemiyorum. Tanrı yoksa da olmasını istiyorum. Yok olmayacağımı düşünmek bana huzur veriyor. 1947 yılında Fen Fakültesinden mezun olunca doktora için Amerika’ya gitmiştim. Bir kimya hocamız vardı. Kendini Einstein’ın kimyadaki benzeri görür ve her şeyi kimya ile çözeceğine inanırdı. Bu bağlamda sık sık Tanrı kavramının da insanın acizliğinden kaynaklandığını söyler; kimya iyi anlaşıldığında Tanrı’ya ihtiyaç kalmayacağını güçlü bir şekilde izah ederdi.&#8221; Yıllar sonra Erdal İnönü hocasıyla yeniden karşılaşmış. Bir konferans için gittiği Amerika’da bir otel lobisinde otururken, hocasının koltuğunun altında bir kitapla asansörden çıktığını görmüş. &#8220;Koltuğunun altındaki kitabı sordum. &#8216;Yeni yayınlanan kitabım&#8217; deyip, bana uzattı. Baktım, Tanrıyla ilgili bir kitaptı&#8230;&#8221; (Erdal İnönü, Anılar ve Düşünceler” konulu konuşmasından, ODTÜ kampüsu, 18 Mart 1996); Ümit Meriç, Türkiye sosyalizminin öncülerinden Kerim Sadi&#8217;ye yaşlılığında sorar: &#8220;Allah var mıdır yok mudur?&#8221; Kerim Sadi bir süre duraksadıktan sonra şöyle cevap vermiş: &#8220;Senin yaşlarındayken yoktu ama galiba artık var.&#8221;  (Ümit Meriç, Babam Cemil Meriç, s. 188); Devrimci sol önderlerden Mihri Belli: &#8220;Reşo Ali hastalanmıştı. Yatalak olmuştu, fakat kafası işliyordu. Geçmiş olsuna gittim kendisine. Bana, “Yakında öleceğim” dedi, senden bir ricam var. Bana izin ver, atalarım gibi yok olmayacağıma, bu dünyaya bir kuş mu olur, bir bitki mi olur geri döneceğime inanayım, yok olmayayım.” Reşo Ali, Alevi idi, reenkarnasyona inananlardan. “İzin senin” dedim.&#8221; (Akit, 9.11.2016); Freud&#8217;un ünlü talebesi Carl Gustav Jung: &#8220;Ne zaman öfkeye ve korkuya kapılsam, ne zaman istemsizce &#8220;Ah Tanrım!&#8221; desem, O&#8217;nu anıyor, O&#8217;nu çağırıyorum. Kökeni benim kontrolümün ötesinde olduğu için, gerek olumlu gerek olumsuz açıdan, geleneklere uygun bir biçimde &#8220;tanrı&#8221; veya &#8220;kişisel tanrı&#8221; diyorum bu &#8220;kaderin gücü&#8221;ne.&#8221; (The Listener, 21 Ocak 1960)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Benim için yeryüzünde iyi, doğru, güzel ne varsa hepsinin diğer adı İslam’dır.” Aliya İzzetbegoviç </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/emirlerfaydalidir-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6202 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/emirlerfaydalidir-1.jpg" alt="emirlerfaydalidir-1" width="530" height="1312" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-14531 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islamiemirler-human-2-2022-y.jpg" alt="" width="382" height="256" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Giyinmekten amaç, vücudu yok saymak değil fakat onu tıpkı altın gibi, kalabalığın gözlerinden gizli tutulan eşyanın alanına geri çekmek demektir.  (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 396)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> &#8220;Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır.&#8221; (Ahzab, 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9112 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haremlik-selamlik-2-2018.jpg" alt="" width="483" height="407" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10242 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/Kamala-Das-1.jpg" alt="" width="150" height="207" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9111 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/haremlikselamlik-1-2018.jpg" alt="" width="702" height="942" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-14291 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/347428597_1632043977275534_8149937583160396969_n.jpg" alt="" width="275" height="333" /></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Eller aya, biz yaya&#8230;Bu konularda bile!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-11082 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/dunyaayabizyaya-2020-1.jpg" alt="" width="485" height="328" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><br />
<img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6389 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sakal-sunnet-yarar-1.jpg" alt="sakal-sunnet-yarar-1" width="451" height="533" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12327 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/274130431_10159478554757348_1405069027777082466_n.jpg" alt="" width="656" height="257" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                           <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-12479" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/278975154_1341810776298857_3825417460033133103_n.jpg" alt="" width="274" height="472" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ek:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Namahrem ile Tokalaşmak Üzerine</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İslamcı kesimden olmayan kimselerde bu etkileri uyandıran bu yaklaşım tarzına Müslümanların mesafeli durmaları gayet doğaldır:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">&#8220;Avuç içlerimiz pencerenin iki yüzünde öpüştü.&#8221; (Cumhuriyet Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Can Dündar, Tutuklandık, s. 122)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Solcu olan emekli vali Ziya Çoker, Seçilmişler Atanmışlar İnsanlar isimli kitabının 24. sayfasında çocukluk aşkından bahsederken şunları yazmaktadır: “Birbirine yapışmış olan ellerimiz, titrek oynaşmalarla sanki duygularımızı dile getiriyorlardı.” (Ziya Çoker, Seçilmişler Atanmışlar İnsanlar, s. 24)</span></p>
<p>Türk anarşist yazar Gün Zileli: Sinemada nişanlımla &#8216;Ellerimizle seviştik.&#8217; (Gün Zileli, Yarılma, s. 223)</p>
<p><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-humanizm1-2.jpeg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-4902" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-humanizm1-2.jpeg" alt="islam-humanizm1-2" width="203" height="159" /></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html">İslami emir, yasaklar ve hümanizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islami-emir-yasaklar-ve-humanizm.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam fıkhı/hukuku, İslam Şeriatı  </title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islam-fikhi-hukuku.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islam-fikhi-hukuku.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 09:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ictihad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konuya ek olarak &#8220;Kur’an ahkamının değişmesi’, ‘Ehl-i Sünnet’ ve ‘Tarihselcilik&#8221;  adlı yazıların okunmasını tavsiye ederiz. (Burada amacımız genel anlamda İslam fıkhı konusunda bilgi vermek değil, ateistlerin öncelikli olarak ileri sürdüğü iddialara cevap vermektir. Yoksa  İslam fıkhı burada ele alınanlardan çok daha geniş ve detaylı bir uzmanlık alanıdır!) Giriş “Ana kaynaklardan (Kur’an ve sünnet) zihni çaba [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-fikhi-hukuku.html">İslam fıkhı/hukuku, İslam Şeriatı  </a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Konuya ek olarak &#8220;Kur’an ahkamının değişmesi’, ‘Ehl-i Sünnet’ ve ‘Tarihselcilik&#8221;  adlı yazıların okunmasını tavsiye ederiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">(Burada amacımız genel anlamda İslam fıkhı konusunda bilgi vermek değil, ateistlerin öncelikli olarak ileri sürdüğü iddialara cevap vermektir. Yoksa  İslam fıkhı burada ele alınanlardan çok daha geniş ve detaylı bir uzmanlık alanıdır!)</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Giriş</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Ana kaynaklardan (Kur’an ve sünnet) zihni çaba ile elde edilen dini bilgilere fıkıh denir.” (DİA, Fıkıh maddesi) Fıkıh ilmi kişinin Allah&#8217;a karşı ibadet yükümlülüğünü, helal haram ölçüsünü ve kişiler arası ilişkileri inceler. Fıkıh ilminin temel kaynaklarını Kur&#8217;an, sünnet, icma ve kıyas oluşturmaktadır. Fıkıh üç ana bölüme ayrılır: Muamelat (Hukuk), Ukubat (Cezalar) ve İbadat (ibadetler). Fıkıhla uğraşan alime ise fakih denir. “Şeriat dinin kendisidir; fıkıh ise içtihaddır; Ayet hadislerden hüküm çıkarmaktır. Şeriat Allah’a aittir, fıkıh ise insan ürünü yorumlardır.” (Doç. Dr. Nihat Dalgı, Değişim stratejisi açısından hukuk ve islam hukuku, s. 79; yavuzkoktas.com/din-seriat-fikih-ictihad-ve-icma; Nureddin Yıldız, fetvameclisi.com/fetva/seriat-ile-fikih-arasinda-fark-var-midir; Hidayet Zertürk, Fıkıh ve Şeriat Kavramları Bağlamında İslam Fıkhının Beşeriliği Konusu, FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 14 (2019) Güz, s. 520; Hacı Yunus Apaydın, Fıkıh, dinin ve şeriatin nesi olur? Bilimname 52, 2024/2, 1-65, s. 54)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateist ve oryantalistler İslam hukukunun dogmatik/sorgulanamaz olduğunu, değişime ve gelişime kapalı olduğunu iddia ederler. Halbuki insan hayatı için genel sabiteler olması gerektiği gibi (şeriat), değişime açık olan alanların olması da (fıkıh) kaçınılmazdır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “İslam hukuku canlı ve kendini güncelleyen bir dinamiğe sahiptir.” (Molla Musa Celali, Ateist İtirazlara Cevaplar, s. 49) ve “Prensipleri esnektir.” (Ziyaüddin Serdar, s. 23) Aslında “İslam sistemi canlı, dinamik ve zengin bir sistemdir.” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 257) Ama “İslam&#8217;ın değişmez bir değer sistemi de vardır, çünkü ona göre ‘insanın doğası’ değişken değildir. Ebedi ilkeler, sürekli değişmekte olan bir dünyada ayaklarımızın sağlam bir yere basmasını sağlar.” (Ziyaüddin Serdar, s. 42, 46)  &#8220;İslam hukukunun, Kur’an ve sünnetin son tahlilde otoritesine dayandığı kesinse de, hukuki kurallar olarak şeriat; Müslüman alimlerin ve cemaatlerin farklı zaman ve şartlara uyum sağlamaları için onlara ciddi bir özgürlük ve hareket alanı<strong> </strong>da vermiştir.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 206) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kur’an ve Sünnet İslam medeniyetinin temellerini oluşturur. Kısa sürede gelişen İslam mimarisi ve sanatı, kelam, felsefe ve hukuk, ekonomi kurallar bu iki kurucu kaynaktan beslenmiştir. İslam, ‘geniş manada’ şeriat adını verdiğimiz, kapsamlı bir hukuk sistemi inşa etmiştir. Fıkıh hızla gelişen ve yayılan İslam toplumlarının kendine has bir hukuki ve kültürel kimlik geliştirmesini sağlamıştır. İslam, evrensel dini ilkelerle yerel kültürler arasında bir çatışma görmez. İslam’ın temel ilkeleri ile çatışmadığı müddetçe bütün kültürel adet ve gelenekler mübahtır. İslam kültürü son derece esnek ve dinamik bir yapıya sahip olmuştur.&#8221; (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 34-36) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Öncelikle, “Tarafsız ve önyargısız inceleyenler, İslam&#8217;ın getirdiği hukuk düzeninin kendi içinde adil ve hakkaniyetli olduğunu görürler. Bir hukuk sistemi kendi bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde ancak doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım sergilenmiş olunur.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 38) İslam karşıları ise “Kur’an&#8217;da hükümlerin sistem bütünlüğü içinde tutarlı ve adaleti sağlayıcı olduğunu kavrayamadıklarından, sistem içinde tek tek parçaları alıp, oradan eşitsizlik ve adaletsizlik çıkartmaya çalışmaktadırlar.” (Prof. Dr. Cağfer Karadaş, Ateist ve Deistlere Cevap, s. 44) “İslam prensiplerden oluşur. Bu bakımdan herhangi bir yer, nesil ve zamanla sınırlı değildir.” (Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki, s. 202) “Kur’an insanlar arası ilişkilerde ana ilkeleri belirlemekle yetinmiştir. Bu durum onun her çağda ulaşılabilir olmasını da temin etmektedir.” (Soner Duman, Allah&#8217;ım sorularım var, s. 132) Ayrıca, &#8220;Tüm toplumu kucaklayan açık bir alimler, hukukçular ve fıkıhçılar sınıfı, herkesçe erişilebilir, bütün inananların Allah&#8217;a eşit ölçüde ulaşabilmelerine dayalı eşitlikçi bir öğretiyi de insanlara sunmuşlardır.&#8221; (Bryan S. Turner, Oryantalizm, Kapitalizm ve İslam, s.11)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Britanyalı yazar ve diplomat olan Charles Le Gai Eaton (Müslüman olduktan sonraki ismi ile Sidi Hasan Abdullah Abdülhamid), “kesilmeyen akarsu ve bu suya giden yol” (DİA, Şeriat maddesi) anlamındaki şeriatı şu şekilde tarif etmektedir: “Şeriat, hayat sularının tüketilemeyecek şekilde akmakta olduğu yere doğru götüren bir yoldur.” (Gai Eaton, İslam ve İnsanlığın Kaderi, s. 316) “Mezheplerden dört şeriat deresi doğmuştur. Fakat bunların her birindeki su aynı sudur. Aralarındaki farklılıklar, Şafi&#8217;nin Maliki&#8217;den ders almış olduğu, İbni Hanbel&#8217;in Şafi&#8217;nin öğrencisi olmuş olduğu gerçeğinden de tahmin edilebileceği gibi önemsiz farklılıklardır. Sünni şeriatı tehdit edecek tavır, bu farklılıkları abartanlarca doğmaktadır.” (Eaton, s. 322) “İslam&#8217;ın sosyal amacı, içinde her bireyin şeriat nizamına göre belirlenmiş rolünü yaşayacağı, bir an bile Allah&#8217;ın kendisini görmekte olduğunu unutmaksızın, tehlikeden uzak bir insani ilişkiler ağı içinde yaşayacağı bir topluluk oluşturmaktır.” (Eaton, s. 343) Ama ne yazık ki “Günümüz Müslümanları kendilerine, içinde imanın bütünüyle yersiz, ibadetin gereksiz ve şeriatın bir sakınca olarak görünebileceği bir çevre inşa etmektedir.” (Eaton, s. 399) Halbuki “İslam&#8217;a göre sosyal düzen, dinin bir parçasıdır ve ondan bağımsız kılınamaz.” (Eaton, s. 311) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Oryantalistler İslam hukukunun Batılı hukukla yer değiştirmesi konusunda özel bir gayret sarf ediyorlar. Onlar, Kur&#8217;an ve hadis konusundaki taraflı yorumlarına İslam hukuku konusunu da eklemişlerdir. Goldziher, ‘Muhammedanishe Studien’ isimli kitap yazar.  Margoliouth, Goldziher gibi, peygamberin sünnet veya hadis diye bir şey bırakmadığını ileri sürer. Aslında oryantalistlerin gerçekleştirmeye çalıştıkları tek şey, Müslümanların İslam hukukuna sarılmamaları için İslami kaynakların otantikliği konusunda şüpheler uyandırmaktır.” (Asaf Hüseyin, Batının İslam&#8217;la Kavgası, s. 61-62) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler, İslam fıkhının Roma hukukundan koplayandığını da ileri sürmüşlerdir. Halbuki, “Lahey&#8217;de toplanan Uluslararası mukayeseli hukuk Kongresi&#8217;nde, İslam hukukunun kendine özel bir hukuk sistemi olduğu açıkça ortaya konmuştur.” (Mustafa Sıbai, Oryantalizm ve oryantalistler, s. 49)  Ayrıca “Schacht’ın söylediği gibi fıkıh 3. ve 4. hicri yüzyılda ortaya çıkmamış, çok daha önce ortaya çıkmıştır.” (Mehmet Emin Özafşar, Oryantalist Yaklaşıma İtirazlar, s. 31) “Roma Okulu en son 16 Aralık 533 tarihinde yasaklanmıştır. Yani Efendimiz doğmadan 40 sene önce. Beyrut Okulu ise İslam oraları fethetmeden üç çeyrek asır önce dağılmıştır. Ayrıca roma hukuku insan aklına dayanırken İslam hukukunun temelini vahiy oluşturur. Fransız oryantalist Zeys’in dediği gibi; aralarındaki bağ kopuktur.” (M. Hamdi Zakzük, Oryantalizm veya Medeniyetler Hesaplaşması, s. 97) Dr. Es-Senhuri’de aralarındaki farkı şöyle açıklamaktadır: “İslam hukukçuları, Roma hukukçularından hatta dünya hukukçularından, ‘usulü fıkıh’ dedikleri ve hükümleri kaynaklardan çıkarma esasları ve prensipleri tespit etmekle ayrılırlar.” (Senhuri, Usulu&#8217;l-Kanun, s. 132)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam hukukunun Roma hukukundan etkilendiği tezi hayale ve tahmine dayanan bir tezdir. Etkilenmenin biçimi ve kapsamı hususunda dahi sözbirliği yoktur. Bir temenninin dışa vurumu olan bir varsayımdır. Bu iddiaya karşı çıkanlar arasında ünlü Alman hukukçu ]osef Kobler, meşhur İtalyan hukuk felsefecisi Del Vecchio, Amerikalı hukukçu Vigmore, yine Alman oryantalistler G. Bergstrasser, C.H. Becker, İtalyan oryantalist Prof. C.A. Nallino, Fransız oryantalist C. H. Bousquet, Sava Paşa ve Rene David gibi isimler sayılabilir.” (Prof. Dr. Savaş Kocabaş, İslam hukuku araştırmaları dergisi, Sayı: 36 Ekim 2020, s. 198, 306; İslam Hukukunun Roma Hukukundan Etkilendiği Tezini Eleştiren Batılı Bir Hukukçu: S.V. Fitzgerald, Bingöl üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi-sayı-17, Haziran 2021; İslam hukukunun roma hukukundan etkilendiği tezi karşıtı iki oryantalist, Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2021/2, Cilt: 8, Sayı: 2 | s. 485-516)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam hukuku her meselenin çözümünü ihtiva eden temel prensipler ortaya koymuştur.” (Saffet Köse, İslam Hukukunun Statik Olduğu İddiasının Tahlili, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Yıl 1996, Cilt: 6 Sayı: 6, &#8211; , 01.07.1996, s. 264) İslam hukukunun dinamizmini Batılı bilim adamları da itiraf etmektedir. Harward Üniversitesi öğretim üyelerinden Allame Hugance bu konuda şöyle demektedir: &#8220;İslami sistemin özünde ve yapısında bir gelişme kabiliyeti vardır. Hatta o, bu gelişme özelliği itibariyle, benzer sistemlerin hepsinden üstündür. İslami sistemdeki sıkıntı, aslında gelişme ve hamle imkanlarının eksikliği değil, bu imkanların kullanılması hususundaki gayret yokluğudur.” Dr. Enrico da şunları söylemektedir: &#8220;İslam, insan ihtiyaçlarının gereği ile paralel yürür. O, asırlar boyu en küçük bir zaaf göstermeden gelişmeye, canlılık ve uygulanabilirlik gücünü korumaya devam edebilmektedir. O, cihana en sağlam hukuk sistemini sunmuştur. İslam hukuku birçok yönleriyle Avrupa hukuk sisteminden daha üstündür.” (Afif Abdülfettah Tabbara, Ruhu&#8217;d-dîni&#8217;l-İslami, s. 312) 1936 yılında Lahey&#8217;de toplanan milletlerarası modern hukuk konferansı da, Fransız, Alman ve İngiliz hukukunun yanı sıra İslam Hukukunu da modern hukukun kaynaklarından birisi olarak kabul etmiştir. 1938’de ise yine Lahey’de, İslam Hukukunun canlı, gelişmeye uygun ve orijinal bir yapıya sahip olduğu tescil edilmiştir. (İsmail el-Ömeri, el-Hak ve Nazariyyetu&#8217;t-te&#8217;assuf fi İsti&#8217;mai&#8217;l-Hak, s. 11; Ö. Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, I/326) Bu konu ‘Ateistlere cevap’ adlı yazımızda da ele alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, &#8220;İlahi vahiy diğer beşeri kelamlar gibi statik yani sabit bir mana taşımamaktadır. Ayet, bütün diğer özelliklerinin yanında mana olarak da müthiş bir dinamiklik özelliği taşımaktadır. Ayeti her okuyup anlamaya çalışan kişi her defasında onun bu özelliğinin farkına varmakta, ayete yepyeni manalar verebilmektedir. Bu, ayetin Allah kelamı olmasından kaynaklanmaktadır.” (Prof. Dr. Dilaver Gürer, haberdurus.com, 4.11.2018) “Kur’an Arapça değil Rab&#8217;cadır veya Kur’an&#8217;cadır” sözü bu sebeple söylenir.&#8221; (Prof. Dilaver Gürer, Yeni Şafak, 4.11.2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #000000;">Detay</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam fıkhı dogma mıdır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslami düşüncenin temeli dogma değil, nastır. Nas; tefsire (açıklamaya), tevile (yoruma), müzakereye (tartışmaya) ve ictihada (akıl yürüterek yeni fikirlere ulaşmaya) açıktır. ‘Nas&#8217;ın maksadını anlamak için ise düşünme ve fikir özgürlüğü en başta gelen esaslardır. Bu fikir özgürlüğü birden çok mezhebin ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Aynı nas için farklı yorumları dile getirmek ve hâlâ bir arada olabilmek dogma değil, ancak özgürlük, fikir hürriyeti kavramları ile açıklanabilir. “İslam&#8217;da akıl temel, vahiy bu temel üzerine inşa edilen bina gibi kabul edilmiştir. Dini bilginin doğruluğu ancak akılla bilinebilir.” (Gazali, Mearicu’l-kuds fi medarici ma’rifeti’n-nefs, s. 74) Dogma; akla, tartışmaya kapalıdır. İslam ise aklı, bilimi över ve yol gösterir. (Bu konuda ‘Kur’an ve bilim’ adlı yazımıza bakılabilir.) Zaten İslam&#8217;ın bizzat kendisi, dogmalara savaş açmıştır: &#8220;Biz babalarımızdan ne görmüşsek onu uygularız, sadece onlara uyarız&#8221; derler. Peki, şeytan atalarını o alevli ateş azabına çağırmış olsa da mı onların peşinden gidecekler?&#8221; (Lokman, 21) Putlara tapan ve &#8220;Sen gerçekten bilirsin ki bunlar konuşamazlar!&#8221; (Enbiya, 65) diyecek kadar taptıklarının işe yaramadığını bilen kavmine İbrahim peygamberin,  &#8220;Allah’ı bırakıp da size hiç bir fayda veremeyecek, zarar da edemeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?&#8221; ( Enbiya, 66) diye sorduran, dogma ile aklın mücadelesi değil midir? Günümüzde de oryantalist ve ateistler kendi dogmalarını (İsa’nın tanrılığından evrim teorisi ve eleştirilemez/değiştirilemez kabul edilen prensiplere dek) görmezden gelip İslam&#8217;a iftira, küçümseme, hatta yargısız infazlar yapmakta değil midirler? Allah&#8217;ın kafirler için söylediği &#8220;Ne zaman onlara: Allah&#8217;ın indirdiklerine uyun&#8217; denilse onlar: &#8216;Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız&#8217; derler. Ya atalarınız aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?&#8221; (Bakara, 170) sözünün acaba günümüz ateist ve oryantalistlerine dönük yönü yok mudur? Onların bu soruya muhtemelen verecekleri ‘hayır!’ cevabı dogmaya işaret etmekte değil midir? Yine Kur’an’da bildirilen &#8220;İnsanlardan kimi de Allah&#8217;tan başka şeyleri O&#8217;na eş tutuyorlar da onları, Allah&#8217;ı sever gibi seviyorlar&#8221; (Bakara, 165) veya &#8220;içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar.&#8221; (Nisa, 77)  ayetleri de, dogmaya işaret etmekte değil midir? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Akılla aydınlanmayan bir din hurafelere boğulur, taassup ve batıl inançlara saplanır. Vahiy ile desteklenmeyen akıl ise sapıtır, azgınlaşır, sefahat, zulüm, sömürü ve ahlaksızlık bataklığına yuvarlanır; tanrılık iddiasında bulunmaya dek gider. (Bu konuda, ‘Kur’an ve bilim’, ‘Deizm yanılgısı’ ve ‘Bilim yanılmaz mı?’<strong> </strong> adlı yazılarımıza bakılabilir.) Cehenneme zaten akılsızlar gitmeyecek midir? “Eğer vahye kulak verseydik veya aklımızı kullansaydık, cehennemlik olmayacaktık.” (Mülk, 10)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;da akıl vahiy ilişkisini 3 aşamada ele alabiliriz: Aklı aşan ve akılla bilinemeyen ibadet ve ahiret konularında vahiy insana sağlıklı ve güvenilir bilgiler verir, ebedi mutluluğa giden yolu gösterir. Akılla bilinen ziraat, sanat, ticaret, iktisat, siyaset, hukuk ve ahlak konularında vahiy akla yardımcı olur, onu destekler ve tamamlar. Sırf akılla bilinebilen aritmetik, geometri, fizik, kimya, mantık, astronomi, tıp gibi akli ve tecrübi ilimleri vahiy tavsiye ve teşvik eder. Daha önemlisi de, bu ilimlerin insanlığa zararlı olacak şekilde kullanılmasına da engel olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam Fıkhı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam fıkhı, hem statik hem de dinamik hukuku bünyesinde barındırır. Değişmeyen tek şey değişimdir kuralı, ‘2+2=4 eder’ veya ‘hırsızlık kötüdür’ gibi binlerce yıllık kuralları değiştirmemiştir. Ama “zamanın değişmesi ile ahkamın değişmesi inkar edilemez.” (Mecelle, 39) kuralı da yine İslam fıkhına ait bir kuralıdır. O zaman İslam fıkhında neler değişir, neler değişmez? Asıl üzerinde düşünülmesi gereken konu budur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tamamlanmış naslar ile siyasi, kültürel, coğrafi, ekonomik ve dini arka plan şartlarına bağlı olarak sürekli değişen hayatta ortaya çıkan yeni durumlara cevap bulabilmek, ancak hukukun yapısının dinamik olması ile mümkündür. Ama bu değişiklik içinde, ruhun ve özün kaybedilmeden süreklilik arz eder mahiyette olabilmesi için de, ister kaynak, isterse metodoloji ekseninde ‘istikamete ihtiyaç’ vardır. Ayrıca ilave edelim ki, İslam fıkhının gelişme çağında kendinden beklenen fonksiyonu icra edip, taklit dönemlerinde icra edememesinin altında bu statik veya dinamik durumun tam anlaşılamamasının etkisi çok büyüktür. Bu kabuller &#8216;statiktir&#8217; deyip, içinde yaşadığı hayat şartlarından dahi adeta habersiz kişiler aracılığıyla İslam hukukuna dogmatizmin kapılarını aralamış, &#8216;dinamiktir&#8217; diyenler safında da, sabit hiçbir değeri olmayan, her bir ferdin anlayış ve idrak ufku nispetinde farklı hükümlerin ortaya çıkarıldığı bir zemin oluşturulmuştur. İslam  hukukunda ahkamın değişmesine bir örnek verelim: &#8220;Düşmanlara karşı hazırlıklı olun ve atlar besleyin.&#8221; (Enfal, 60) ayetinin amacı değişmez ama o amaca götürecek araç/vasıta değişkendir. Düşmanlara karşı hazırlıklı olmak Yaradan’ın değişmez, statik kuralıdır ama buna örnek olarak verilen ‘atlar’ dinamiktir, değişkendir. Atlar ‘o dönemin en iyi savaş aracıdır’ ve bu nedenle örnek olarak verilmiştir. Günümüzde de aynı işlevi görecek olan şeyler “yetiştirilmeli”; üretilmeli, yapılmalıdır. Mesela; Uçak, füze, mekik, SİHA gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukuku</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunda mutlak egemenlik Allah&#8217;a aittir. Her insan O’nun huzurunda sadece ‘kul’dur, üstünlük yoktur! İslam hukukunun amacı, dinlerine bakılmaksızın tüm insanların ‘can, mal, namus, akıl ve din’inin korunmasıdır. İslam Hukuku zaman, iklim, coğrafyaya göre hükümlerinin uyum sağlamasını onaylamıştır. İslam hukuku katı değildir, özgürlükçüdür, ırk, mezhep üstünlüğünü reddeder, din, dilde serbestliği savunur. İslam hukukunda ahlak ve akaid, hukuk ile birleşmiştir. Bu da hukuka olan saygınlığı artırır: Ahlaki sorunlar, hırsızlık, rüşvet gibi sorunları imanın kuvveti ölçüsünde azaltmayı amaçlar. Bu hukuk aynı zamanda bedenin arzularına, tarafgirliğe engel olur veya en azından azaltır. Allah için iş yapan ile kişisel amaçlar için yapılan iş mutlaka farkını gösterir: Birinci de daha üretken, samimi, fedakar olunur. Bu hukuk aşırılıkları da önler. &#8220;Allah aşırı gidenleri sevmez.&#8221; (Bakara, 190) Adalet ve şahitlik tam olarak sağlanır. (Nisa, 135) Bu hukuk insanı insana kulluktan kurtarır.&#8221; (Buhari, ahad, 1; Müslüm, İmare, 39-40; Ebu Davud, cihad, 87) Bu hukukta özgürlük savunulur. (Bakara, 256)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukuku esnektir, değişime açık bir hukuk sistemidir. Öz aynı kalır, tezahürler, yansımalar, örnekler, yerel motifler değişebilir. &#8220;Kolaylık prensibi, ruhsat, zaruret hali&#8221; gibi İslam hukuku prensipleri bu değişimin temel dinamikleridir. Ayetlerin gaye-maksadı daima öncelikli gözetilmesi gereken konulardır. İslam&#8217;da belli amaçlar, maksatlar vardır, bunlar değişmez ama bu maksadı destekleyecek değişikliklere müsaade edilir. İslam&#8217;ın temel hedeflerinden olan adaletin tesisi ve zulmün def edilmesi, tabiatları gereği esnekliği gerektirir. Bu konuda ayet, hadis, istihsan, hakem kararı gibi birçok metot bu hukukta mevcuttur. İslam hukuku ne beşeri hukuk gibi her zaman değişir ne de diğer dinler gibi değişmez kurallar bütününden oluşur. İslam genel kurallar koyar, toplumda aile hukukunu önceler, ibadet ve ahlak ilişkisi ön plandadır. İslam hukukunda gerektiğinde insan aklına hareket alanı bırakılmıştır. Hüküm ayetleri azdır ama delaletleri, göstergeleri çoktur. Bazı hükümleri ise zaman ve mekana göre değişiklik gösterebilir: Mesela tesettür farzdır ama kültür, iklime göre bunun şekli değişebilir. Özetle, İslam hukukunda; Kolaylık prensibi (rahmet peygamberi olan efendimizin hoşgörüsü, takati aşan konularda zorlama olmaması), zaruret prensibi (yeni olaylar karşısında yeni tavırlar belirleme, bazı değişikliklere izin verme, zor durumlarda &#8216;geçici&#8217; değişikliklere izin vermesi), ortam ve şartlara göre hükümlerin değişmesi, lafız-yazılı olan kadar maksat ve maslahatların da önemli olması gibi özellikler bulunur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunun karakteristik özellikleri: Sıkıntıların kaldırılması: Yolculukta namazın kısaltılması veya yol emniyeti yoksa tamamen düşürülmesi. Haram olan şeyin hükmünün geçici kaldırılması: zorluk anında domuz etine izin verilmesi gibi. Hükmün geciktirilmesi: Yolculukta orucun tutulmasının veya tutulmamasının serbest olması. Eşyada asıl olanın ibaha yani sakıncanın olmaması prensibi, tedricilik, aşamalı uygulamalar: Mesela içkinin aşamalı yasaklanması, adaletin amaçlanması, ırksal üstünlük fikrine izin verilmemesi veya selem akdi gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunda ahkamın değişmesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">-Mehmet Erdoğan’ın, ‘İslam hukukunda ahkamın değişmesi’ adlı eserinden özetlenmiştir-</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Maksada götürecek (helal olan) vasıtalar değişebilir. Vahiy tartışılmazdır ama fetvalar, fıkıh, ictihad tartışılabilir. Genel kural koyan hükümler değişmez ama özele ait olan hükümler (çoğu sünnettedir.) değişebilir. İllet/sebep ortadan kalkınca hükümde değişir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Makasıttan (amaca yönelik) olan hükümler değişmez ve vesailden olan (vasıta, araç olarak kullanılan) hükümler değişebilir. Vesail; makasıd için vardır, amaç/maksattan vazgeçilmezken, vasıtalar değişebilir. Vasıta çalışmıyor diye maksat kaldırılmaz; maksadı meydana getirecek başka vasıtalar aranır. Mesela, namaz için vakit vesiledir. Vaktin olmadığı yerde namaz düşürülmez, takdir vasıtası ile namaz yerine getirilir: Kutuplarda oruç, namaz örneklerinde olduğu gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ta&#8217;lil edilebilen (sebep, nedeni bilinebilen) hükümler: Muamelat; toplumsal hükümlerdir. Ta&#8217;lil edilemeyen hükümler: İbadet gibi konulardır. Muamelat konularında Kur’an belli sebep, hikmetlere işaret eder. Bu sebep ve amaçlar göz önünde bulundurularak hükümler değiştirilebilir. Mesela handem kabına şıra koymak yasaktır, çünkü sıcak ülkelerde kısa zamanda şarap olabilir ama soğuk ülkelerde bu yasak gereksizdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Vahye istinat edilen hükümler: İçtihadi hükümler: Fıkıh hükümleri eleştiriye açıktır, çünkü insan faktörü ile ortaya çıkmışlardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Genele teşri (hüküm koyma) getiren hükümler: Çoğu Kur’an&#8217;dadır, değişmez. Özel teşri getiren hükümler; çoğu sünnettedir, değişir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Diyani hükümler ve kazai hükümler: İslam hukukunda mükafat ve ceza açısından fillerin dünyevi ve uhrevi olmak üzere iki karşılığı mevcuttur. Uhrevi karşılığa “diyani hüküm”, dünyevi karşılığa ise “kazai hüküm” denir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ahkamın değişmesinde etkili olan nedenler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Genel ahlakın bozulması: İlahi vahyin terbiyesinden uzaklaşma, maddi refahın artması gibi nedenlerden dolayı bazı hükümlerde değişikliğe gidilmiştir. Halka dönük hizmet veren kurumlar genişletilmiş ve yeni müesseseler doğmuş, geliştirilmiştir. Şahsa bırakılan bazı konular kamuya havale edilmiştir. Bazı hürriyetlerde kısıtlama getirilmiştir. Genel kuralı bırakıp aşırı tedbirlere başvurulmuştur. Zamanla aşırı hale gelen tedbirler ortam müsaitleşince gevşetilmiştir. Mekruh olan zamanla mübaha dönüştürülmüştür. Mesela tazim için ayağa kalkmak mekruh iken mübah görülmeye başlanmıştır. Had cezalarında yükseltme veya azalmaya gidilmiştir. Mesela sürgün cezası kaldırılmıştır. Zamanla mezhepler arası veya mezhep içi tercihler gündeme gelmiş, bazı ruhsatlar kaldırılmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dış etkenler: Yeni fetihler yeni sorunlar ortaya çıkarmıştır. Yeni fethedilen bölgelerdeki milletlerin dini, siyasi, iktisadi konuları gibi. Divanlar oluşturulmuş, para, vergi sistemleri geliştirilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Siyasi etkenler: Şura sistemi yerine saltanatın zamanla alması, mezhep imamlarına yapılan baskılar, resmi fetva talepleri gibi olumsuzluklar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İktisadi etkenler: Kağıt para, senet, kredinin ortaya çıkması gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bilimde ve teknolojideki gelişmelerle beraber de bazı değişikliklere gidilmiştir: Silah sanayindeki gelişmeler, teknolojinin hayata etkisi gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Coğrafi faktörler: Farklı ekoller ortaya çıkmış ve örf dini yaşamda etki etmeye başlamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mecelle ve örfi hukuk kapsamında ahkamın değişmesi: ‘Zamanın değişmesiyle hükümlerin de değiştiği’ bir kural olarak Mecelle&#8217;nin de önemli maddeleri içine girmiştir. İslam, insanın teşriinin (kural koymasının) karşısında değildir. Ancak insanın teşriine, ilahi kanunların örgüsü içinde ve onların ulviyet sınırı içerisinde müsaade edilmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunda düşünce özgürlüğü, kimi zaman içtihat faaliyetinde olduğu üzere mubah alanda bir ‘hak’ olmakta iken, kimi zaman emr-i bi&#8217;l-ma&#8217;ruf nehy-ani&#8217;l-münker ilkesinde olduğu gibi zorunluluk derecesinde bir ‘görev’ olmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunun dinamik yapısına işaret eden diğer bir hususta, örfi hukuka (İslam’ın temel kurallarına aykırı olmayan yerel gelenek ve kurallara) İslam’ın onay vermesidir. Şer&#8217;i hukukun sınırlı bir alanı kapsadığı ve bunun da daha ziyade ibadet, helal, haram, uhrevi sorumluluk ve ahlaki değerlerin açılımı niteliğindeki hükümler olduğu, geride özellikle kamu hukuku alanında büyük bir bilinçle boşluğun bırakıldığı göz önünde bulundurulursa, her toplumda örfi hukuk benzeri bir durum kaçınılmaz görünmektedir. İslam’da, &#8220;Cahiliye Dönemi&#8221;nin bazı akla uygun örfleri onaylanmıştır.  Örfün teşride büyük bir önemi vardır. Bu öneme binaen ulema, &#8220;örfle sabit olan, nasla sabit olan gibidir&#8221; demiştir. (Abdullatif Muhammed es-Sübki, T. Teşri&#8217;l-İslam, s. 210; Mecelle&#8217;nin 45. maddesinde de &#8220;Örf ile tayin, nas ile tayin gibidir&#8221; denilmektedir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kamu lehine faydalı ve zararlı hususların bildirilmesi ancak düşüncenin açıklanması suretiyle gerçekleşebilir. (Muhammed Haşim Kemali, İslam&#8217;da ifade Hürriyeti, s. 23) İslam hukukundaki bazı kurum ve ilkeler, toplumda düşünce özgürlüğünün bulunmasını gerekli kılmaktadır. Bunlar: Düşünmeye teşvik: Doğruya ulaşmaya, doğru ile yanlışı ayırmaya vasıta olarak düşünmenin teşvik edildiği birçok ayet bulunmaktadır: Bakara, 164, 218; Al-i İmranı, 191; Yunus, 16; Ra&#8217;d, 3; Rum, 8, 24; Casiye, 13; Sebe, 46; Kaf, 37; Ankebut, 20 gibi. İyiliği Emretme Kötülüğü Yasaklama: Bu konuda da birçok ayet ve hadis vardır: Ali İmran, 104, 110; Hacc, 41; Asr, 1-3; Tevbe, 71; Müslim, İman, 78, Rüya, 3-6; Buhari, İlim, 28, Ta&#8217;bir, 3,10, 26, 46; Ebu Davud, Melahim, 17;  Tirmizi, Fiten, 11, Rü&#8217;ya, 5, 7, 10; Nesai, İman, 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/ 20 gibi. Öğüt verme (nasihat): Nasihat, İnsanlara doğru ve faydalıyı öğretmek amacıyla tebliğ ve telkinde bulunmak anlamına gelir. Kur’an ve hadislerde peygamberliğin fonksiyonu ve maksadına dair ayetlerde nasihate atıfta bulunulur: A&#8217;raf, 62, 68, 79, 83; Buhari, İman, 23, 42; Ebu Davud, Edeb, 59; Nesai, Bey&#8217;at, 22, 31, 41; Tirmizi, Birr, Sıla, 17; Müslim, İman, 74, 95, 97, 99; Darimi, Rikak, 41 gibi. Hiç bir Müslüman hak bildiği hususu gizleyemez. Mutlaka onu başkasına söylemek ve onu hakka davet ederek nasihatte bulunmak zorundadır. (İbn Mace, Fiten, 20) Eleştiri özgürlüğü: Göreve seçilişine müteakip verdiği hutbede birinci halife Hz. Ebu Bekir söyle der: &#8220;Ey insanlar, sizi idare etmek üzere görevlendirilmiş bulunuyorum. Ne var ki en iyiniz değilim. Doğru iş yaparsam bana yardım edin, yanlış yaparsam da beni düzeltin. Allah&#8217;a ve Resulüne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz. Allah&#8217;a isyan edersem bana itaat etmek göreviniz değildir.&#8221; (İbn Hişam, Abdülmelik, es-Sire en-Nebeviyye, IV/241; İbn Sad, et-Tabakatü&#8217;l-Kübra, III/182-183; Kasimi,  Nizamü&#8217;l-Hükm, s. 106) İçtihat özgürlüğü: Düşünmenin ve düşüncenin özgür olmadığı yerde içtihattan söz edilemez. Hz. Peygamber&#8217;in hadislerinde ictihad faaliyeti teşvik edilerek bu hususta yanılanların bile sevaba nail olacağının belirtilmiştir: Buhari, İ’tisam, 21; Müslim, Akdiye, 15; Ebu Davud, Akdiye, 7, 2; Tirmizi, Ahkam, 2; Nesai, Kudat,3; İbn Mace, Ahkam, 3; Ahmed b. Hanbel, II/187 gibi. Danışma ilkesi (şura): Düşüncelerin açıklanmasına verilen önemden dolayı Kur’an&#8217;daki kırk ikinci surenin adı &#8220;şura&#8221; suresi olmuştur. Yine şuraya ilişkin Kur’an ayetlerinin &#8216;iman, namaz, zekat gibi İslam&#8217;ın şartlarına atıflar bulunan ayetler ile birlikte zikredilmesi, önemini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Şuraya ilişkin Kur’an hükümleri (Şura, 42; Ali İmran, 159) yalnızca hükümet işlerini kapsayacak tarzda değil, aynı zamanda hayatın bütün insanlara faydası olabilecek hemen bütün alanlarındaki ilişkileri içine alacak biçimde ifade edilmiştir. (Kurtubi, Ebu Abdullah Muhammed el-Ensarl, el-Camu li Ahkami&#8217;l-Kur&#8217;an, XVI/37) Ebu Hureyre&#8217;den gelen bir rivayette, &#8220;Ben ashabı ile Rasulüllah&#8217;tan daha çok istişare eden bir kimse görmedim.&#8221; (Tirmizi, Cihad, 34) denilmektedir. Hz. Peygamber bizzat bir hadisinde istişare eden kimsenin hatadan salim olacağını belirtmektedir. (Ebu Davud, Edeb, ll3-ll4; Tirmizi, Zühd, 38, Edeb, 57; İbn Mace, Edeb, 37; Darimi, Siyer, 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/274) Düşünceyi engelleyen hususların ortadan kaldırılması: &#8220;Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?&#8221; (Zümer, 9); &#8220;Onlara: &#8220;Allah&#8217;ın indirdiğine uyun&#8221; denilince, &#8220;Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeylere uyarız.&#8221; derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?&#8221; (Bakara, 170); &#8220;Onlara, &#8220;Gelin Allah&#8217;ın indirdiği Kitab&#8217;a ve Peygamber&#8217; e uyun&#8221; dendiğinde, &#8220;Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter&#8221; derler; Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?&#8221; (Maide, 104) gibi ayetler, düşünce özgürlüğünün önünde engel teşkil eden hususların ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şeriat</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şeriata, Türk Dil Kurumunun sözlüğünün 3347. sayfada, “Kur’an&#8217;daki ayetlere Hz. Muhammed&#8217;in sözlerine dayanan İslam kanunu, İslam hukuku” ve MEB yayınlarında çıkan, Dini Terimler Sözlüğü 340. sayfada, “Allah&#8217;ın peygamberler aracılığıyla insanlara gönderdiği dini kurallar bütünü, dini kurallar, namaz, oruç, hac, zekat, cihat, nikah vb. uygulamaya yönelik hükümler, İslam dini” şeklinde anlam verilir. Oxford İslam Sözlüğü 330. sayfada ise şeriat, “Kur&#8217;an&#8217;da ve Hz. Muhammed&#8217;in sünnetinde belirtildiği üzere, tüm Müslümanlar için bağlayıcı kabul edilen Allah&#8217;ın insanlar için ezeli ve değişmez iradesi; ideal İslam yasası.” ve İngilizce genel kültür ansiklopedisi Britannica’da da şeriat: “İslam hukuku, İslam&#8217;ın dini hukuku, Müslümanlar için Tanrı&#8217;nın emrinin ifadesi olarak görülür ve uygulamada, dini inançları gereği tüm Müslümanlara düşen bir görevler sistemi oluşturur.” (https://www.britannica.com/topic/sharia) şeklinde tanımlanır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şemseddin Sami&#8217;nin meşhur ‘Kamus&#8217;unda ise şeriat, &#8216;İlahi emirler, yasaklar ve ayet, hadis ve icma üzerine kurulu Allah&#8217;ın kanunları&#8217; şeklinde tarif edilmiştir. Ömer Nasuhi Bilmen ise, ‘Hukuk-u İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu’ adlı eserinde, &#8220;Şeriat, din lisanında, Cenab-ı Hakk&#8217;ın, kulları için vazetmiş olduğu dini, dünyevi hukukun tümüdür. Bu itibarla şeriat, din ile aynı olup, hem ahkam-ı asliye denilen itikadiyatı, hem ahkam-ı fer&#8217;iye-i ameliye denilen ibadet, ahlak ve muamelatı ihtiva eder.” demektedir. (Bilmen, Kamus, I/14) Said-i Nursi&#8217;de şeriatı, &#8216;sebeb-i saadet, tam bir adalet ve fazilet&#8217; (Divan-ı Harbi Örfi, Mukaddime) olarak tarif etmektedir. Elmalılı Hamdi Yazır, “Hak Dini Kur&#8217;an Dili&#8217;nde, &#8216;Lugatte bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda, insanların sonsuz hayata ve gerçek mutluluğa ulaşması için, Allah’u Teâlâ&#8217;nın insanlara verdiği özel hükümler ve doğru yol kastedilmiştir ki, din demektir.&#8217; (Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini, VII/8) şeklinde açıklanmıştır. Kur’an’da, &#8220;Sonra seni bir şeriat üzere kıldık. Sen ona uy, bilmeyen cahillerin isteklerine uyma!&#8221; (Casiye, 18. Ayrıca; Maide, 48; Şura, 13, 21) şeklinde açıkça şeriattan bahsedilmektedir. Meşhur Arapça sözlük, Ragıb el-İsfahani&#8217;nin ‘el-Müfredat adlı eserinin &#8216;şra&#8217; maddesinde, &#8220;bireysel ve toplumsal hayatı düzenleyici din esaslı kurallar&#8221; veya &#8220;bu nitelikte kural koymak&#8221; şeklinde tanımlamıştır. İslami kaynaklarda ise şeriat için şu bilgiye yer verilmektedir: &#8220;Şeriat kelimesi ve çoğulu İslam’ın itikadi ve pratik hükümlerini bazen tek tek, bazen de bir bütün halinde ifade edecek biçimde kullanılmaktadır.&#8221; (Müsned, III, 439; IV, 188; Buhari, Ṣavm, 1; Ebu Davud, Fiten, 6) &#8220;İlahi irade tarafından konulan hükümler bütününü ifade etmek üzere (meşru manasında) kullanıldığında ise şeri, şeriat kavramıyla eş anlamlı olmaktadır.&#8221; (Cessas, I/164, 392) &#8220;Allah tarafından insanlar için din olarak öngörülen hükümler bütünü kastedilmektedir.&#8221; (Kurtubi, XVI/163); Şeriat; Allah tarafından insanlar için din olarak öngörülen hükümler bütünü kastedilir. (Kurtubi, el-Cami, XVI/163) Şeriat, din ve millet kelimeleri aynı hükümler bütününü gösterir. (TDVİA, Şeriat maddesi) Şeriat, dinin ibadet, hukuk/kanun yönünü ifade eder. (ansiklopedi.tubitak.gov.tr/ansiklopedi/seriat) “Şeriat; kanun ve nizam manasına kullanılan bir kavramdır. Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün &#8220;Nutuk&#8221; isimli eserinde yer alan tarif şöyledir: &#8220;Şeriat demek, kanun ve nizam demektir.&#8221; Osmanlı toplumunda yaygın olan &#8220;Şeriatın kestiği parmak acımaz&#8221; vecizesi, hukuka duyulan saygının bir ifadesidir.” (Hüsnü Aktaş, Türkiye&#8217;nin siyasi ve iktisadi manzarası, s. 65) “Şeriat dindir, din de şeriattır. Şeriatın sahibi Allah’tır.” (Mustafa Çelik, Akit, 3.11.2021) Yani şeriat, genelde ‘kanun, kural’ demektir. Özelde ise ‘İslam&#8217;ın getirdiği ve Allah’ın emir ve yasakları olan kuralların genel adı’dır. “Şâri denildiğinde ise, “Allah’tan başka hüküm koyucu yoktur” ilkesi gereği (Seyfeddin el-Amidi, I/72) hakikatte yalnızca Allah kastedilmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Görüldüğü gibi &#8221; İslam&#8217;da hukuk ve din bir bütündür.&#8221; (Will Durant, İslam Medeniyeti s. 69) , “İslam&#8217;da din ve siyaset ayrılmaz bir biçimde iç içedir.” (Bryan S. Turner, Oryantalizm Kapitalizm ve İslam, s. 61) ve “Dinin siyasi kural ve ilkeleri zaten akıl ve hikmete tamamı ile uygundur.” (Namık Kemal, Renan müdafaanamesi, 51) “Diğer bütün dinlerden farklı olarak İslamiyet cami ile devlet veya din ile günlük hayat arasında bir ayırım yapmayan, topyekun bir dindir.” (Edward Said, Haberlerin ağında İslam, s. 45) “İslamiyet günlük hayatı düzenleyen kuralları ile tümüyle bir sistemdir.” (New York Times Beyrut muhabiri John Kifner, 14. 09.1980) “İslam, &#8216;hem sosyal hem siyasal bir sistemdir&#8217;. Hem de doğaüstü varlıklar ve ahlak, kader ve anlam gibi meselelerle ilişkili bir inanç sistemi olan bir dindir.”  (F. Halliday, İslam ABD the Myt hof Confrontation, s. 2) &#8220;Şeriat, sosyal davranışları belirler.&#8221; (Gai Eaton, İslam Ve İnsanlığın Kaderi, s. 69) &#8220;Muhammed insanlara sadece manevi bir doktrin değil, aynı zamanda sosyal bir ahlak ve pratikte sosyal bir sistem de getirmişti.&#8221; (Eaton, s. 276) Gibbon derki: “Kur’an sadece ilahiyatın değil sivil ve ceza hükümlerinin de esas kanunu sayılmakta, insanların bütün hareketlerini ve hallerini düzenleyen kanunlar, Allah’ın değişmez ve bozulmaz emirleri ile sağlanmış bulunmaktadır.”  Başka bir deyimle Kur’an Müslümanların dini toplumsal, medeni, ticari, askeri, kazai (idare, yönetim ve davalar) cinayet ve zcezalar konularında genel bir kitaptır. Kur’an genel hukuktan bireysel hukuka, ahlaktan dünya cezalarına ahret hayatının cezalarına kadar her şeyin düzenleyicisidir. Kur’an siyasi bir sistemdir. (John Davenport,Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 44) Kur’an öğretileri, bütün hukuki işlere ve hayata ait ödevlere geniş surette yayılmıştır. (Davenport, s. 51)  Oryantalist Wael B. Hallaq: “Sosyal ortamda ‘esnek ve hassas olarak tatbik edilen şeriatın tarihte başarılı bir sistem olarak var olduğunu’ söyler. Ona göre ‘şeriat ve toplumsal ahlak büyük oranda birbirinden ayrılmaz’ ve birbirinden beslenir” (Hallaq, İslam Hukukuna Giriş, s. 10, 114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Dini edebiyatımızda ve ilmi kaynaklarımızda “din”, “millet” ve “şeriat” kelimeleri aynı mahiyeti farklı bakış açılarına göre ifade etmektedir. Buna göre, Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği bilgi ve talimatların bütününe; bunlara iman ve itaat edilmesi gerekli bulunduğu için “din”, insanları belli bir çerçeve içinde toplaması itibariyle “millet”, bireysel davranışlarda ve toplumsal hayatın seyrinde izlenecek yol olması bakımından ise “şeriat” denilmiştir. İslam’ın içerisinden şeriatı çıkarmak ve dini dar bir alana hapsetmek, İslam ilim geleneğiyle bağdaşmayan, metodolojik temelden yoksun keyfi bir söylemden ibarettir.” (Din İşleri Yüksek Kurulu, Din/İslam ve Şeriat Arasındaki İlişki, kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/1405/dinislam-ve-seriat-arasindaki-iliski) Hz. Peygamber’in şeriatı kıyamete kadar geçerli olacak olan son ilahi din İslam’dır. (Matüridİ, Te’vilat Ehli’s-Sunne, II/44-45, 256 (Maide 48); IV, 398  (Şura 13), V, 119 (Saf 6); Razi, et-Tefsiru’l-Kebir, XV/57-58; Nureddin es-Sabuni, el-Kifaye, 199)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Şeriatın en temel beş temel amacı da din farkı gözetmeksizin, ‘can, akıl, din, namus, malı’ korumaktır.”  (Prof. Dr. Hasan Hanefi, İslamcılık ve laiklik, kelam araştırmaları dergisi 2:1 (2004), s. 118; Detay için, ‘İslami emirler, yasaklar ve hümanizm’ adlı yazımıza bakılabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şeriata övgü</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“ABD’nin önde gelen gazetesi New York Times, bundan iki ay kadar önce İslam hukuku hakkında çok uzun, kapsamlı ve önemli bir makale (nytimes.com/2008/03/16/news/16iht-16shariaht.11119704.html) yayınladı. ‘Şeriat, hukuk devleti anlamına mı geliyor?/Şeriat hukukun üstünlüğü anlamına mı geliyor?’ (Does Shariah Mean The Rule of Law?) başlıklı yazı Harvard Üniversitesi`nden genç hukuk profesörü Noah Feldman’ın imzasını taşıyordu ve epey de ‘ezber bozucu’ydu. Feldman, önce `ezber`e değiniyor ve şöyle diyordu: ‘Çoğumuz için ‘şeriat’ kelimesi, kesilen eller, taşlanan zaniler ve baskı altına alınan kadınlar gibi korkunç şeyleri çağrıştırıyor.’ Ama hemen ardından ekliyordu: “Oysaki, İslam hukuku, tarihinin büyük bölümünde, aslında dünya üzerinde var olan ‘en liberal ve hümanistik’ hukuk ilkelerini sunmuştur.” Feldman’ı bu yargıya ulaştıran analiz yöntemi, İslam hukukunu, geliştiği dönemin diğer hukuk sistemleri ile karşılaştırmaktı. Şeriat’tan dehşete kapılan Batılılara şu hatırlatmayı yapıyordu: ‘Geleneksel İngiliz yasalarının 5 şilinden yüksek hırsızlıklar ve daha pek çok suç için idam cezasını öngördüğünü bugün kim hatırlıyor? Ya da işkencenin 18. yüzyıla dek çoğu Avrupa ülkesinde adli sistemin meşru bir unsuru olarak kabul edildiğini kaç kişi biliyor? Cinsiyet ayrımcılığına gelirsek, İngiliz geleneksel hukuku (common law) evli kadınlara herhangi bir mülkiyet hakkı tanımıyor, hatta onlara kocalarından bağımsız bir hukuki kişilik bile atfetmiyordu. Öyle ki İngilizler elde ettikleri sömürgelerde şeriat hukukunu kaldırıp kendi hukuklarını uyguladıklarında, bunun sonucu, kadınları şeriatın kendilerine verdiği haklardan mahrum bırakmak oldu.’ Feldman, makalesinin devamında şeriatın İslam medeniyetinde modern çağlara dek iktidarı denetleyen ve toplumun haklarını koruyan ‘bir adalet kaynağı’ olduğunu da hatırlatır. Şeriatı geliştiren ulema, bazen dünyevi iktidarın hizmetine girmişse bile, çoğu zaman onu sınırlandırmış, keyfi idarenin önüne geçmiştir. Feldman’ın deyimiyle, ‘şeriat, mahkemelerde kayırmayı yasaklamış, fakir ve zengine eşit muamale yapılmasını emretmiş, hatta bugün bazı Ortadoğu ülkelerinde yaşanan namus cinayetlerini lanetlemiş’ idi. Zaten Osmanlı’da sarayı protesto ederken kullanılan ‘şeriat isteriz’ sözünün manası da aslında ‘adalet isteriz’dir. Bugün ise ‘şeriat isteriz’ sözü bize Taliban`ın korkunç düzenini hatırlatıyor. Bu da elbette sebepsiz değil. Feldman’ın da vurguladığı gibi, İslam hukuku, ‘içtihat’ geleneğinin sönmesi ile durağanlaşmış ve çağın standartlarının çok gerisine düşmüş durumda. Ama “bunun nedeni, şeriatın özünde var olan bir sorun değil, Müslüman dünyanın son iki yüzyıldır içine düştüğü kriz.” Bunun sebepleri ise dini değil, siyasi, ekonomik ve coğrafi. Zaten kendini geliştirmeyen her hukuk sistemi çağın gerisine düşer. Atatürk döneminde yapılan büyük kadın reformu bile bugünün standartlarının gerisinde kaldı ki, 2001-2004 yılları arasında bir dizi hukuki düzenleme ile kadınlara yeni haklar verdik. İslam hukuku da, eğer bazı ilahiyatçıların belirttiği gibi hükümlerin ‘lafzından’ ziyade ‘maksadını’ dikkate alan dinamik bir ‘usül’ ile yorumlanırsa, pekala gayet ‘liberal ve hümanistik’ olabilir. Zaten Feldman’ın dediği gibi, yüzyıllar boyunca öyle olmuştur.” (Mustafa Akyol, Star, 21.05.2008)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> ‘Oxford&#8217;a Göre’ Şeriat</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Birçok kişi için şeriat kelimesi alarm zilleri çaldırır. Bu tepkilerdeki endişeler, şeriat teriminin ortak yanlış algısını yansıtır. Yanlışlık, terimin iki anlama geldiği gerçeğinden kaynaklanır. En yaygın kullanımda, şeriat ‘İslam kanunundan’ söz eder. Dünyanın her yerindeki Müslüman ülkelerde, evlilik, boşanma ve miras konularına bakan şeriat mahkemeleri vardır. Bazı ülkelerde, örneğin Suudi Arabistan ve Pakistan’da, şeriat yetkisi ceza ve ticaret hukukunun belirli yönlerini de kapsar. Her iki ülkede de, örneğin, yasal kanunlara had cezaları da dahil edilmiştir. Ancak şeriatın çok daha geniş bir anlamı da vardır. Kur’an’da vahyedilen ve Peygamber Muhammed’in Sünnet’te örneklendirdiği ‘İslam’ın çekirdek inançları ve uygulamalarıyla bu kaynaklardan çıkarılan kanunları’ da kapsar. İnançlar ve uygulamalar sabit kalırken, onlardan çıkarılan kanunlar zamanla değişir ve belirgin farklılıklar gösterir. Bunun nedeni bu kanunların çoğunun Kur’an’dan ve Sünnetten yorum yoluyla çıkarılmasından kaynaklanır. Kur’an, örneğin, miras tanzimi gibi bazı kesin yasamalar içerir. Ekseri otoriteler, bu düzenlemelerin yoruma bağlı olmadığına inanmaktadır. Ancak Kur’an öğretilerinin çoğunluğu, belirli hukuki kurallara tercüme edilmesi için insani çabaya ihtiyaç duyan ahlaki rehberlik ve tavsiyeler şeklindedir. Kur’an ve Sünnetin yasal anlamlarının anlaşmasındaki insani çabaya fıkıh (anlama) adı verilmektedir. Fıkıh terimi aynı zamanda insani çabayla tertiplenmiş yasalara atıf için de kullanılır. İlahi kaynaktan geldiğine yani mükemmel ve değişmez olduğuna inanılan ‘şeriat kanunlarının aksine, fıkıh kanunları insan mahsulüdür ve bu nedenle gayri mükemmel ve yenilenmeye meyilli’ olarak görülürler. Gerçekten de, İslami hukukun gövdesi 14. yüzyıldan beri gelişmektedir ve farklı şartlar ve değişen şartlara göre uyarlanmıştır ve İslami yasal yürütmenin 5 ekolü ortaya çıkmıştır. Diğer herhangi bir yasal sistemde olduğu gibi, yorumlar farklılıklar göstermektedir, bazı kurallar yürürlükten kaldırılırken yenileri ortaya çıkmıştır. Fıkıh’ın resmi “kökler”inden biri de, şartlar zorladığında kuralları yeniden yorumlama amacı taşıyan entelektüel çabadır. (içtihat) Sürgündeki Tunuslu düşünür Raşit Gannuşi, toplumun otoritesi olarak tanımladığı ‘şura’ yani Kur’an’ın katılımcı hükümet prensibine dayanarak, laik demokrasilere Müslümanların katılımını savunur. “Bağımsızlık, kalkınma, sosyal birlik, sivil haklar, insan hakları, siyasi çoğulculuk, yargının bağımsızlığı, basın özgürlüğü, cami ve İslami ibadetlerin özgürlüğü” gibi hayati İslami amaçlara ulaşmak için yardımcı olmaya hevesli herkesle Müslümanlar çalışmalıdır. Hangi kanunların kesin olarak içtihada tabi olması noktasında birçok farklı görüş vardır. Muhafazakar alimler arasında inandıkları kanunların şeriat olarak korunması ve bu nedenle de içtihada tabi olmaması gerektiği yaygındır. Reformcu düşünürler, şeriat ve fıkıh arasındaki farka çok daha önemli vurgu yaparlar. Bu tartışma tarih boyunca İslami söylemin bir özelliği olmuştur. Ünlü hukuk alimi İbni Teymiye, Allah’ın vahyi ve ideal olarak şeriatın teknik kullanımıyla, cahil ve adil olmayan kadıların kararlarının şeriatla karıştırılmasına karşı insanları uyarmıştır. Şeriat metinleri hangi kanunlarla adil ya da değil hüküm verilebileceği ölçüsü dahi koymuştur: Şeriatın “maksatları” ve “amaçları.” (makasıt) Bu amaçlar arasında yaşama, din, aile, mülk ve fikir hakkı olarak tanımlanan insan haklarının korunması da vardır. Eğer bu haklar korunmuyorsa, kanunlar yeniden düşünülmelidir. Müslümanların şeriatın ebediyetine ve evrenselliğine vurgu yaptıkları doğrudur. Bunun anlamı şeriatın değer ve amaçlarının hayatın tüm yönlerini kapsadığıdır. Bazı alimler şeriatın amaçlarını yerine getiren her yasanın doğal olarak İslami olduğu dahi ileri sürmüşlerdir.” (Din ve Beşeri Bilimler Profesörü Tamara Sonn, Oxford Islamic Studies, 21 Ağustos 2008)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İngiltere Danıştay Başkanı’nın yönettiği ‘İngiliz Hukukunda İslam’ konulu konferanslar serisinin ilkinde, ‘şeriat’ kavramının sadece yanlış anlaşılmadığı, aynı zamanda bazı ortamlarda onun ‘ilkelce’ sayılabilecek uygulamalarından korkulduğu, bu yüzden de bu korkuyu doğuran uygulamalara odaklanıldığı vurgulanmıştır. Daha sonra Tarık Ramazan, Abdullah Saeed, Mona Siddiqui gibi Müslüman bilim adamları ve Louis Gardet gibi İslam uzmanlarına göndermelerde bulunularak “şeriatın aslında son halini almış bir hukuk sistemi olmayıp Allah’ın insanlardan istediği iradesi ve bu evrensel prensiplerin dünyadaki ‘uygulamaları’ için gerekli olan bir düşünce ve çerçeve olduğu” belirtilmiştir. Canterbury Başpiskoposu olan Dr. Rowan Douglas Williams’a göre şeriat her zaman ve her yerde uygulanabilecek hazır bir sistem değil, aksine bir hukuk metodolojisidir ve şeriatın bazı unsurlarının İngiltere’de uygulanması ‘kaçınılmazdır.’ Aslında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiğinde yürürlüğe soktuğu ‘millet sistemi’ olarak bilinen ve gayr-i Müslimlerin kendi aralarındaki medeni hukuka dair anlaşmazlıklarını çözmek için kendi mahkemelerini kurmalarına izin vermesinden 555 yıl sonra Dr. Williams benzeri bir uygulamayı teklif etmiş ve günümüzün ‘liberal, demokratik ve hukuk devleti’ ikliminde ateşli tartışmalara sebep olmuştur. Bu açıdan bakıldığında Batı’nın ‘çok kültürlülüğü’ uygulama ve yaşama tecrübesi edinebilmesi için bir hayli fırın ekmek yemeğe ihtiyacı olduğu görülmektedir. (Basından, 29 Eylül 2008)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şeriat ve İslam üzerine halkımızdaki kafa karışıklığı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">18 Eylül 2016 tarihinde Teşvikiye Camii&#8217;nde kılınan ‘cenaze namazı ardından’ son yolculuğuna uğurlanan Tarık Akan, Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği’nin ödül töreninde şöyle konuşmuştu: “Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuşmaları geceye damga vurdu. Tarık Akan şeriatçı eğilimlere karşı çıkılması çağrısı yaparak şöyle dedi: &#8220;Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim.&#8221; dedi.” (Hürriyet, 6 Mayıs 2008) Beraber mücadele mesajı verdiği Kadir İnanır ise, “Bilim adamlarını da Tanrı yaratmıyor mu yani? Ama Kilis&#8217;te Sinema Bir Mucizedir diye bir film çekiyordum, kardeşim böyle bir öksürük olmaz, bittim yani, ölüyorum. Tepede bir polis evi var orada kalıyoruz. Sabaha kadar uyuyamadım. Tam güneş ağarırken camı açtım, hem Arap sınırından hem bizden bir ezan başladı ki muhteşem. Ben de ölüyorum ya, &#8220;Ey Allah&#8217;ım gidersem de böyle gideyim&#8217; diyorum. Her ezan okunduğunda o aklıma gelir. Sabah polis evinin emekli müdürü aşağılarda bir yatır gösterdi ve &#8216;Buraya yazın bu tarz hastalar gelir, iyileşip dönerler. Üç gün sonra senin de öksürüğün biter.&#8217; dedi. &#8216;Hadi git işine.&#8217; dedim. Diğer gün öksürüğüm bitti. Şimdi kimi öksürürken görsem oraya gönderiyorum. (Gülüşmeler) Allah&#8217;tan başka neyimiz var güvenecek? Herkese ben bas bas bağırıyorum, neye güvenerek bağırıyorum?” (Basından, 15 Mayıs 2010) diye açıklama yapıyordu. Daha sonra ise, 66 yaşında ölen Tarık Akan&#8217;ın oğlu Barış Üregül Akan şu açıklamayı yapıyordu: &#8220;Biz ailece dini bütün insanlarız, Müslümanız. Dinin Allah’la kul arasında olduğunu düşünüyoruz, bunun reklamı olmaz. Babam gibi düşünüyoruz. Babam dinsiz, ateist değildi.&#8221; (Posta, 6 Eylül 2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şahsen yaşadığım bir hatıra ile konuyu bitirelim! Yıl, 2001. Hactan yeni gelmiş bir ‘Hacı’ amcayı arkadaşlarla ziyaret etmiştik. Selam kelam, hayırlı olsun, hatıralar&#8230; Sonra sıra geldi zemzemi içmeye. Aldım elime minik zemzem bardağını, döndüm kıbleye ‘bismillah’ deyip ağzıma götürecektim ki, elim havada kaldı! Çünkü hacı amcamın azından ‘o an’ şu  kelimeler dökülmüştü: &#8220;Şeriattan Allah&#8217;a sığınırım!&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9367 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bilmedenbilgiclik-1.jpg" alt="" width="359" height="303" />    <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9369 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/salihmemecan_1.gif" alt="" width="147" height="168" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;İslam ülkelerinde şeriata en çok karşı çıkan ülke de Türkiye’ymiş. Oran %57. Türkiye’de halkın yüzde 88’i anayasada düşünce özgürlüğünün bulunması gerektiğine inanıyormuş. Gerisi ne istiyormuş acaba? Türklerin yüzde 86’sı, “Din, günlük hayatımda önemli bir yere sahip” diyormuş. Buyurun şimdi. %86 böyle diyor, %57si ise Şeriata karşı. Bundan nasıl bir sonuç çıkar? Bu insanlar ne dediklerini bilmiyorlar. ‘Şeriat teolojik anlamda bir dinin emir ve yasakları demektir.’ Yani dini anlamda meşruiyeti ifade eder.<strong> </strong>Bir Müslümanın şeriata karşı çıkması, “ben Türkiye vatandaşıyım ama bu ülkenin hukuk düzenine inanmıyor ve güvenmiyorum” demektir.&#8221; (Abdurrahman Dilipak, Vakit, 2007.02.25)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Bizim inancımızda “Adalet mülkün temelidir”. Sizin o nefret ettiğiniz “Şeriat”, “hukuk” demektir; Meşruiyetle/yasallıkla aynı kökten gelir. “Gayrimeşru” dediğinizde “Şeriata uygun değil”, demiş olursunuz! Hem Şeriat düşmanlığı yapacak hem de Hukuk’u savunduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu mümkün değil.&#8221;  (Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 09 Eylül 2017) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Komünist partisinin -haşa- “Kahrolsun şeriat” başlıklı 26 Nisan 2016 tarihli eylem çağrısını, savundukları ideoloji gereği kabul etmesek de anlaşılabilir buluruz! Ama “Kahrolsun şeriat, yaşasın laiklik! Şeriat demek, teokratik devlet yani din devleti demektir. Şeriat devleti demek, Taliban rejimi ya da İran rejimi demektedir.” (Evrensel Gazetesi yazarı da olan İzzettin Önder, Yurtsever, 24-02-2024; Ayrıca, Sol Parti, 4 Mart 2024) veya ‘İslam ayrıdır şeriat ayrı, şeriat teokrasidir.’ türü yaklaşımları kabul etmenin imkanı yoktur! Evet, Şii İran bir teokratik devlettir. Katolik Papalık kurumu Vatikan da teokratik bir devlettir. Her ikisinde de, din adamı (Ayetullah ve Papa) tanrı ile direkt iletişim halinde kabul edilir. Onlara karşı çıkmak direkt tanrı/elçisine karşı çıkmaktır. Bu Şiiler ve Katolikler için geçerli olan bir yorum biçimidir! Ama şeriat ile teokrasi ayrı şeylerdir! Teokratik devlette ülkeyi ilahi varlıklarla irtibatlı “bir din adamı” yönetir. Şeriatta ise din adamları sadece İslam’a uygun kurallar koyar, seçimle başa gelen devlet başkanı da bu kurallara göre devleti yönetir. Sünni İslam anlayışında din adamı hata da yapabilir ki, zaten bu nedenle de mezhepler ile din birbirinden farklı kabul edilmiştir! Sünni şeriata göre din adamının görüşleri olan fıkıh değişebilir, yanılabilir. Ama teokratik anlayışta, baştaki din adamı asla yanılmaz ve ona karşı da gelinemez! Çünkü o din adamının sözü direkt din ile özdeşleştirilir ve ona karşı gelmek dine de karşı gelmek kabul edilir! Halbuki ilk halife olan Hz. Ebubekir halife seçilince daha ilk hutbesinde şöyle diyordu: “Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde sizin başınıza halife seçildim. Ancak Kur’an nazil olmuş, Hz. Peygamber aleyhisselam dinin hükümlerini açıklamıştır. Sizin en zayıfınız, hakkı alınıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir. Ben ancak Hz. Peygamber’in yoluna uyarım. Kendiliğimden bir şey icad edici değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olun. Eğer doğru yoldan kayarsam beni düzeltiniz. Ben bu sözümü söyler, hem kendim için hem de sizler için Allah’ın affını taleb ederim.” (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe, IV/239-245; A. Çetin, Hitabet ve İrşad, s. 153-155; İbn Sad, Kitabu’t-Tabakati’l-Kübra, III/182-183; Suyuti, Tarihu’l-Hulefa, s. 69, 71-72; Hamidullah, İslam Peygamberi, II/1181) Fark ortadadır! Kısaca şeriata karşı olanlar daha şeriatı bilmemekte ve onu teokrasi ile karıştırmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam&#8217;a karşı çıkan yani reddeden ne ise İslam&#8217;ın hayatı düzenleyen pratiği olan şeriatı ‘bilerek ve anlayarak’ reddeden de o olmalıdır. Bir insanın ‘ne dediğini fark ederek’ “Ben Şeriat&#8217;ı kabul etmiyorum.” demesi veya bu anlamı net olarak çağrıştıran bir söz söylemesi dinden çıkmasıdır.” (Nurettin Yıldız, fetvameclisi.com/fetva/seriati-kabul-etmeyen-kisi-dinden-cikar-mi) “Kahrolsun şeriat diyene şeriatın doğru şekli anlatılır. Yine karşı çıkarsa kafir olur.” (Prof. Abdülaziz Bayındır, fetva.net/iman-yazili-fetvalar/seriata-karsi-oldugunu-soyleyen-bir-musluman-dinden-cikmis-olur-mu.html) “Dinin/İslam’ın içerisinden şeriatı çıkarmak ve dini dar bir alana hapsetmek, İslam ilim geleneğiyle bağdaşmayan, metodolojik temelden yoksun keyfi bir söylem olur. Kur’an’ın bireysel ve sosyal hayata yönelik normlar ortaya koyan, hüküm getiren ayetlerini yok saymak, reddetmek ya da ‘geçmişte kaldığını ve yaşanan zamana hitap edemeyeceğini’ iddia etmek, ‘büyük bir cehalet’ örneğidir; ayrıca ‘itikadi buhran ve savrulmanın’ açık bir göstergesidir.” (Din İşleri Yüksek Kurulu, kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/1405/dinislam-ve-seriat-arasindaki-iliski) Günümüzde Afganistan’ı yöneten Taliban, belli bir yorum şeklini mutlaklaştırabilmektedir. Ama şeriat dinamiktir! Aradaki fark, statik ile dinamik arasındaki fark kadar nettir. Aşağıda, Fransız filminden bir kesit veriyoruz. İzleyene, taliban karşıtlığı üzerinden şeriat düşmanlığı mesajı vermektedir! Ama yukarıda görüldüğü gibi, ülkemizde şeriata en az Fransızlar kadar ‘Fransız kalanlar’ mevcuttur! Ve ne yazık ki bu durum İslam karşıtı için de Müslüman olan için de geçerlidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9370 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/seriatadusmanlik-1.jpg" alt="" width="615" height="252" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Son çeyrek asırda yüce dinimize yapılan sataşmaları az buçuk takip edenler, “Allah bizi ‘Şeriattan’ korusun” cümlesini ve bu cümlenin sahibini çok iyi hatırlayacaklar. O yıllarda bu ünlü kişi ve onun bu saçma sözü çok tartışılmıştı. Şu çelişkiye bakınız: Allah’tan bir şey talep etmek, şeriatın bir hükmüdür. Şeriat de Allah’ın hükümleridir. Bu anlı, şanlı ve unvanlı kişi, Şeraitin hükmü ile aynı Allah’a sığınıyor ve Allah’u Teâlâ’nın hükümlerinden de korunmak istiyor! 58 seneden beri “şeriat geliyooor”, “irtica hortluyor”, “rejim elden gidiyoor” gibi çığırtkanlıklarla, milleti korkutup durdular. Yarım asır geçti, ne gelen vaar, ne de giden. Alt yapı olarak, öncelikle dini eğitimi yasakladılar. Halkı, bu konuda bilinçsiz bıraktılar.</span><br />
<span style="color: #000000;">İslam’a direkt olarak saldıramadıkları için, ‘uyduruk sloganlarla’ ve bir takım devletlerdeki o yörelerin anane/gelenekleriyle karışan ve batıl adetleriyle bulaşan şeriat düzenlerindeki haksızlıkları göstererek, yüce dinimize hâlâ saldırmaktadırlar. Bugün ülkemizde, bizler halk olarak, Şeriatın % 95’ten fazlasını zaten yaşıyoruz ve uyguluyoruz. (Bazı önemli kurum ve kuruluşlar hariç.) Namaz, oruç, iftar, bayram, hac, zekat, kurban, cami, ezan, yardımlaşmak, ilim tahsil etmek, askerlik, sünnet olmak, çalışmak, asrın gerektiği teknolojiye ulaşmak için gayret sarf etmek, seçim yapmak, adalet ile hareket etmek ve sair uygulamalarımızın her biri, şeriatın hükümleridir.” (A. Raif Öztürk, Haber1.com, 02.10.2008) Şeriat gelmez, yaşanır. “Dinin Kur&#8217;an üzere yaşandığı her yerde şeriat vardır.” (İsmail Çetin, Independent Türkçe, 21 Aralık 2021)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">AB mahkemelerinde, İskoç, İskoçya, Hollanda, Kanada, İngiltere ve Yunanistan&#8217;da şeriat kuralları uygulanmaktadır, uygulanmasına yeşil ışık yakılmıştır. (13.09.2006; 20.12.2005; 01.03.2008; 08.09.2008; 05.07.2008; 28.04.2009; 10.06.2012; 10.10.2008  tarihli gazeteler.) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İsrail’de bakan şeriatının propagandasını yaparken İslam ülkelerinde (Pakistan, İran, Türkiye vd.) şeriat korkusu pompalanmaktadır!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9371 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/israil-pakistan-iran-seriat_1.jpg" alt="" width="861" height="486" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sosyal medyadan</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-9245 " src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/64564357475.jpg" alt="" width="253" height="351" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Adalet Bakanı: İsrail&#8217;e şeriat getireceğiz. İsrail Adalet Bakanı Yaakov Neeman’ın şeriat hukukuyla ilgili yaptığı açıklamalar ülkeyi karıştırdı. İsrailli bakan, hedeflerinin ülkede Yahudi hukuku Halaka&#8217;nın geçerli ve bağlayıcı olmasını sağlamak olduğunu söyledi.” (Hürriyet, 9.12.2009) Yukardaki haberden 10 ay önce, yer Pakistan. “Pakistan’da şeriat korkusu. Pakistan’ın kuzeybatısında şeriat uygulamasına geçilmesi, büyük şehirlerde endişe yarattı. Kadın hakları savunucusu Sheema Kermani’ye göre: “İnsanlar ‘Biz güvendeyiz, Svat’tan çok uzaktayız” diyor, ama kuzey Pakistan, Karaçi’den o kadar da uzak değil.” (NTV, 20.2.2009) “28 yıldır şeriatla yönetilen İran&#8217;da başlarını saçları görünecek şekilde örtmekte ‘ısrar’ eden, makyaj yapan, ‘modern giymek’ için savaş veren ‘üniversite mezunu kadınlardan Türk kadınlarına mesaj var: Biz size benzemek için şeriata karşı devrim yapmaya çalışıyoruz. Siz bize ya da Malezya&#8217;ya benzememek için ne olur elinizden geleni yapın!” Ara başlıklardan bazıları da şöyle: Sizdeki değişim bizi telaşlandırdı, olmaz diyorlardı oldu ama Türk kadını herkese örnek, benim gibi giyinen arkadaşım kalmadı.” (Posta, 21.10.2007)        </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam dogma bir din değildir ama bu örnekler iki aşırı uca; ifrat ve tefrite ait örneklerdir ki her iki örnekte İslam toplumu tarafından reddedilmiş ve birkaç sene içinde ortadan kalkmıştır! İslam orta yol dinidir. (Bakara, 143; Fatır, 32) Doğaldır ki, insan aklının el attığı her alanda mutlaka farklı yorumlar ortaya çıkacaktır, bu insan doğasının sonucu olan ve felsefeden her türlü ideolojiye hatta bilime dek (‘Bilim yanılmaz mı?’ adlı yazımıza bakılabilir) günümüzde de her zaman görülen bir durumdur. Ama önemli olan 1400 senelik İslam anlayışı, orta ümmet olma bilinci ve Kur’an ile sünnete uygun yorumlar üzerine bir sistem kurulabilmesidir. Yukarıdaki ekran görüntüsüne dönecek olursak; Öncelikle ateistlere sormak gerekiyor, hani İslam dogma idi, herkesi aynı kalıba sokardı?! Bu geniş (!) yorum şekli aslında bu tür ithamlarınızı da &#8216;yalandığınız&#8217; anlamına mı gelmektedir yoksa amacınız ne olursa olsun iftira atmak mıdır? Verilen her iki örnek de ifrat- tefrit örnekleridir; iki uç örnek alınmış ve asıl olan büyük çoğunluk bu algı üzerinden eleştirilmeye çalışılmıştır. Birinci ve özellikle ikinci dünya savaşından sonra İslam coğrafyası işgal altında kalmıştır. 150 senedir İslam coğrafyası savaş, istila, emperyalist ideolojiler ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Halk kesimi bu kadar uzun bir zaman dilimi içinde cahilleş-tiril-miş ve Kur’an’ı anlamak ve yaşamaktan uzaklaş-tırıl-mıştır. (Bu konuda ‘Oryantalizm yanılgısı’ ve ‘İslam ülkeleri neden geri?’ adlı yazılarımızı özellikle tavsiye ederiz!) Sonuç itibari ile, marjinalleşen ve geniş kitle tarafından kabul edilmeyen bu yaklaşımları önplana çıkarma gayreti, aslında bu paylaşımı yapanların da marjinal olduklarını göstermektedir. Ümmeti temsil edecek bir yorum aranıyorsa o ‘Ehl-i Sünnet’tir! Aynı başlıktaki yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Din ve laiklik konusunda bazı görüşler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Din ile devletin ayrılması Yahudilik ve İslam&#8217;da imkansızdır. Çünkü her iki din insanların 24 saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, nasıl temizleneceklerini, karı-koca arasındaki ilişkiyi ve tabii ki devletle olan ilişkiyi belirler.” (İlber Ortaylı, Tarihin İzinde, s. 193, 210) “İslam&#8217;da din ve dünya işleri arasında bir ayırım yapılmamaktadır.” (Can Kıraç, Anılar olaylar, s. 140) “İslamiyet kast edildiğinde, din İşleri dünya işleri ikiliği gibi insan zihnini ortadan bölen ayırımdan söz etmek imkansızdır.” (Selçuk Kütük, Deizm, s. 112) “Din, yaşam içi bir konu olup toplumsal gerçekliklerin düzenlenmesi ve hayatın daha kolay ve huzurlu bir şekilde yaşanması için ortaya konmuştur.” (Erol Çetin, Deizm eleştirisi ve yapılması gerekenler, s. 72) “İslam, adil ekonomik bir düzen, dengelenmiş toplumsal bir sistem, medeni ve cezai bir hukuk nizamı, devletlerarası bir kanun, akılcı bir yönetici, beden ve ruh eğitimcisidir.” (Profesör Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 11) “Mahatma Ghandi&#8217;ye göre din, bir ‘yaşam biçimidir’ ve gerçek bir din kendini günlük hayat içinde göstermelidir.” (Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB,  s. 31) “Şeriat, Kur’an-ı Kerim siyasi bir sistemdir, devletin her kanunu ona dayanır.” (Operatör Doktor Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye), s. 80) “İslam, insanların kendi aralarındaki ilişkileri idare etmeyi hedef edinmiştir.” (Muhammed Esed, Yolların ayrılış noktasında İslam, s. 121) “Kur&#8217;an itikadi, ahlaki, sosyal alanlarda insanlığı yeniden yapılandırma amacıyla indirilmiştir.” (Prof. Dr. M. Halil Çiçek, Müşkilu&#8217;l-Kur&#8217;an&#8217;ı Yeniden Değerlendirmek, s. 24) “İslamiyet yalnız bir itikat dininden ibaret değildir; belki onun mensupları arasında tek bir millet fertlerine mahsus gibi olan bir sosyal bütünlük vardır.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 290) “İslam&#8217;da hukuk ile inanç iç içedir. İslam şeriatının anlamı; Allah&#8217;ın kulları için hayatın tüm işlerine dair öngördüğü hükümler ve inançlardır. Yani şeriat din ile eş anlamlıdır. Şura Suresi, 13; Şura Suresi, 21; Casiye suresi, 18; Maide suresi, 48. ayetlerde şeriat doğrudan doğruya kullanılır.” (Doç Dr Hüseyin Çelik, Kur’an Ahkamının Değişmesi, 71-73) “Biz Müslüman’ız, İslam’a varız, ama şeriata yokuz, şeriatı kabul etmiyoruz; şeriat Ortaçağ’ın karanlığına dönmektir” diyenler, ‘Kur’an, sünnet, icma ve kıyas kaynaklarına dayanan İslam’ın bir kısmını kabul ediyoruz, ama bir kısmını kabul etmiyoruz’ demiş oluyorlar.” (Prof. Dr. Hayrettin Karaman; İbrahim Sarı, Şeriatsız Din ya da Allahsız İslam, s. 20) “Şeriatı inkar eden dinden çıkar.” (Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 13/01/2017) “Malatya Müftüsü Feyyaz Yaşar Beraat Kandili nedeniyle yayınladığı mesajında gazeteci-yazar Uğur Mumcu&#8217;nun cenaze töreninde ‘Kahrolsun Şeriat’ şeklinde bağıranları tövbe etmeye çağırdı ve “Bu çok yanlış hem de çok yanlış bir davranış olmuştur. Çünkü şeriat, ilahi kurallar, emir ve yasaklardır.” dedi.” (Milliyet, 6.2.1993) Zaten “Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;ın da Cumhuriyet mitinglerinde atılan &#8216;Kahrolsun Şeriat&#8217; sloganını yanlış bulduğunu söyledi. Sezer, &#8216;Deniz Bey de aynı görüşte olduğunu söylemişti&#8217; dedi.” (Haber 7, 18.08.2007) “Şeriat eşittir İslam dinidir.” şeklinde açıklama yapan (Cumhuriyet, 18 Oca 2024) İYİ Parti lideri Meral Akşener daha öncede, “Şeriat İslam demektir.” (Basından, 3 Mayıs 2015) şeklinde açıklama yapmıştı. Unutulmamalıdır ki, “Bireyler laik olmazlar.” (Hayrettin Karaman, 20 Mayıs 2007) “Laiklik devletin özelliğidir, insan laik olamaz, devlet laik olabilir.” (fetva.net/yazili-fetvalar/hem-laik-hem-musluman-olunur-mu.html) “Laiklik ferdin değil, devletin bir özelliğidir. Bir Müslüman laik olabilir mi? Kanaatimce olamaz.” (Prof. Yavuz Köktaş, Yörünge Dergisi, 7 Ekim 2022) “Laiklik, devletle ilgili, bireylerle değil. Birey düzeyinde laiklik olmaz. Ben mademki inanarak Kur&#8217;an&#8217;ı okuyor, namaz kılıyorum, hayatıma dini karıştırıyor, dini hayatımın dışına atmıyorum. O halde ben birey olarak laik değilim.” (Süleyman Ateş, şeriat ve Laiklik, Yeni Türkiye, 1998, cilt: IV, sayı: 23-24, s. 2609) “Birey bazında laiklik olmaz. Çünkü özel hayatında laik olmak, hayatına dini karıştırmamak demektir.” (S. Ateş, Kur&#8217;an Ans, IXX/326) “Kimine göre de Türkiye’de laiklik, “seçkinlerin ve yöneticilerin menfaati olması nedeni ile devam edecektir.” (Şerif Mardin, Türkiye’de din ve siyaset, s. 131) “Laikliğin karşıtı şeriat düzenidir.” (Prof. Dr. Neşet Çağatay, Laiklik Nedir, Şeriat Nedir? Belleten, Temmuz 1978, Cilt 42 &#8211; Sayı 167, s. 429) “İslam’da idare biçimi yoktur, idare ölçüleri/ruhu vardır.” (Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü; Doç. Dr. Hakkı Aydın, İslam hukuku, devlet ve ahkam-ı sultaniye ilişkisi, Cumhuriyet üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi, V/76; DİA, İslamcılık maddesi; DİA, Siyaset maddesi; Biai Sambur, İslam ve demokrasi, demokrasi Platformu,  Yı : 3- Sayı: 10, Bahar 2007, s. 146) ve hangi idare o ölçüleri uygularsa o idare İslami idare olur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsva olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.” (Bakara, 85)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>İslam Fıkhı ve Sünnet, Oryantalist Schacht&#8217;a Reddiye</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #999999;">Konuya ek olarak ‘Hadis müdafaası’ adlı yazılarımızı tavsiye edebiliriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Alman oryantalist Joseph Schacht, İslamiyet&#8217;i daha ilk andan itibaren bozulmuş bir din olarak görmek istemektedir. Ona göre Hz. Muhammed&#8217;in hedefi, yeni bir hukuk sistemi getirmek değil, insanlara cennete nasıl gideceklerini öğretmektir. Hicretin 2. ve 3. asrında hadis alimlerince yapılan büyük çalışmalar ise Schacht&#8217;a göre, İslam&#8217;a farklı bir siyasi özellik katmak isteyenlerce yapılan hadis uydurma faaliyetleri idi. Ona göre isnad sistemi de sonradan uydurulmuştur. R. Dozy, A. Kremer, W. Muir, I. Goldziher, T. Nöldeke, L. Caetani, gibi Schacht da hadislerin uydurma olduğu söylemine tekrar etmektedir. (Muhammed Mustafa el-A&#8217;zami, İslam Fıkhı ve Sünnet, Oryantalist Schacht&#8217;a Reddiye, s. 9) Schacht, İslam hukukunun din ile bir alakasının olmadığını benimsetmeye çalışmıştır. Fıkıh ile ilgili hadisleri de ‘İslam alimleri uydurmuştur’ iddiasındadır. El-A&#8217;zami ise yazdığı eser ile peygamberimize kanun koyma yetkisinin vahiy ile verildiğini, hadislerin de bağlayıcı olduğunu, I. yüzyıl boyunca İslam hukuk faaliyetlerinin devamlı yürütüldüğünü ispat etmiştir. (s. 10) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. Mustafa Ertürk: İslam hukukunun ikinci temel kaynağı sünnettir. Batıda sünnet konusunda yapılan en temel çalışma, Ignaz Goldziher&#8217;in, ‘Muslim Studies’ adlı eserinin ikinci cildidir. el-A&#8217;zami, Schacht&#8217;ın, ‘The Origins of Muhammadan Jurisprudence’ına bu eseri ile ayrıntılı şekilde cevap vermiştir. (s. 12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın eseri Fazlurrahman gibi çağdaş Müslüman yazarları da etkilemiştir. (s. 15) Bu oryantalist, İslam alimlerinin kendi görüşlerini Hz. Muhammed&#8217;in sözleriymiş gibi yansıttıklarını, dini hukuk ile ilgili hadislerin hiçbirinin sahih olmadığını, isnad (hadisleri aktaran ravi zinciri) sisteminin uydurulduğunu iddia etmektedir. (s. 16) Bu iddia doğru ise, İslam alimlerinin samimiyetini ve dürüstlüğünü ciddi bir sorun haline getirmektedir. Aslında onun iddiaları, tarihi gerçeklere aykırıdır. Mesela, Ahmed b. Hanbel, Mutezile mezhebini resmi görüş haline getirmeye çalışan halifeden, görüşünü destekleyecek peygamberden tek bir hadis getirmesini istemiş, ancak halife bütün gücüne ve alimler ordusuna rağmen bu görüşü destekleyecek bir hadis bile getirememiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, ‘kaynak olarak gösterdiği metinleri çoğu kez yanlış anlamış, delil olarak kullandığı örnekler bile kendi görüşüne ters düşmüş, ilmi olmayan metotlar kullanarak yanlış sonuçlara’ ulaşmıştır. (s. 17) Günümüz bilim adamlarını hatalı sonuçlara sevk eden faktörlerden biri de, ‘ilk devir İslam alimlerinin kullandığı bilimsel metotları kavrayamamalarıdır.’ Hadis kitaplarını ilk yazanlar, hadisleri hocalarının izni ile kitaplarına kaydetmişlerdir. Yazar A’zami, görünüşte sözlü olarak rivayet edilen hadislerin aslında hocalarının kitaplarından nakledildiğini, ‘Hadith Methodology and Literature’ adlı eserinin 74-79. sayfalarında ele aldığını da belirtir. (s. 18)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hukuk ve İslam</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her hukukun  esas gayesi toplumsal hayatı yönlendirmektir. İslam&#8217;a göre hukuk tayin yetkisi sadece Allah&#8217;a aittir. Hz. Peygamberin bile, kendi iradesi ile onu değiştirme yetkisi yoktur. Schacht&#8217;ın temel iddiası, İslam hukukunun din dışı olduğudur. (s. 21)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;da hukukun yeri  <strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed, kendisinden önce Hristiyan papaz ve keşişlerin karşılaşmadığı ölçüde sürekli alay, eziyet ve sıkıntıya maruz kalmıştır. Araplarda cesaret, konukseverlik, dürüstlük ve özgürlük aşkı gibi güzel özellikler olmasına rağmen, şeytani ve küçük düşürücü özellikler de mevcuttu. (s. 23) Hz. Peygamberin görevi Kur’an&#8217;ı açıklamaktı. Peygamberin söyledikleri Allah&#8217;ın rızasına uygun olduğu için bağlayıcıdır. Bunun dışında peygamber mükemmel bir modeldir. İslam&#8217;ı henüz kabul etmiş toplumları bilgilendirme görevi peygamberin ashabına düşmüştü. Sünnetin teşri (kural koyma) görevi alimlerce tartışılmamıştır. (s. 25) Farklı yorum ve anlayışa sahip olunması bu gerçeği değiştirmemiştir. İslam&#8217;da yasama gücü Allah&#8217;a aittir. Bu temel prensipten hareketle Kur’an ve sünnet genel kurallar ortaya koyar. İlahi hukuk peygamber dahil tüm toplumu bağlar. İlahi kuralları kabul etmeyenler kafirdir. Vahyedilen kanun değiştirilemez. (s. 26-29) &#8220;Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bize geleceklerine inanmayanlar, &#8220;Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir&#8221; dediler. Onlara şöyle de: &#8220;Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.&#8221; (Yunus, 15) Hiçbir davranış yoktur ki, vahyedilen hukuk tarafından ele alınmış olmasın. Bu ayet açıkça göstermektedir ki, İslam hukuku peygamberin hayatı boyunca tesis edilmiş, daha sonraki devrede ortaya çıkmamıştır. (s. 29)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukunda Hz. Peygamberin rolü</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an Hz. peygambere dört görev vermiştir: &#8220;Kur’an&#8217;ın açıklayıcısıdır: İnsanlara açıklayasın diye Kur’an&#8217;ı indirdik&#8221; (Nahl, 44) Şari’dir (kanun koyucu): &#8220;Peygamber helal, haram kılar.&#8221; (A’raf, 157) Hz. Muhammed itaat edilmesi gerekendir: &#8220;Allah &#8216;ve&#8217; resulüne itaat edin.&#8221; (Ali imran, 132); &#8220;Kim resule itaat ederse, Allah&#8217;a itaat etmiş olur.&#8221; (Nisa, 80) Müslüman&#8217;ın davranış modelidir: &#8220;Resulullah&#8217;ta sizin için mükemmel bir örnek vardır.&#8221; (Ahzab, 21) Bazı ayetler özel bir olay için inmiştir, ancak, aynı şartlarda herkes için genel bir emri ifade eder. (s. 31)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;a göre İslam&#8217;da hukuk ve peygamberin rolü</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, hukukun din alanının dışında olduğunu söyler. (s. 32) Schacht konu hakkında,  &#8220;Peygamberin yetkisi şer&#8217;i (kanun koyan) değil, bilakis inananlara göre dini; kayıtsız kalanlara göre ise siyasi idi.&#8221; (schacht, Introduction, s. 11) Tyan benzer görüş ileri sürer: &#8220;Bir kimse Muhammed&#8217;in &#8216;eserine&#8217; şöyle bir göz gezdirdiğinde, Muhammed&#8217;in ne yeni bir hukuk sistemi kurmayı ne de yeni bir anayasa sistemi getirmeyi hedeflediğini kolaylıkla fark eder.&#8221; (Emile Tyan, Histoire de I&#8217;organisation Judiciaire en pays d&#8217;Islam, s. 64) Fitzgerald: “İslam, hukukun kaynağı olarak tanrıyı esas alır”, N. J. Coulson: “Tanrı tek kanun koyucudur” ve S. D. Goitein: “Hicretin beşinci senesinde, Kur’an’da hukuki konular bulunmakta idi. Şeriat bizzat Kur’an’dan sonra oluşmamış, bizzat Muhammed tarafından şekillendirilmiştir. Kur’an, dünya literatürüne&#8217; kanun&#8217; olarak bilinen hukuk materyalini ihtiva eder.” derken, Schacht&#8217;ın ise en temel hatası, hukuki emirlerle ilgili Kur’an&#8217;daki delilleri görmezden gelmesidir. (s. 34)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hicri birinci asırda İslam hukuku</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Peygamberin hukuki faaliyetleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, ‘An Introduction to Islamic Law’ adlı eserinde ilk halifelerin kadılar tayin etmediğini, Emeviler döneminde kadı/hakim tayinlerinin başladığını iddia eder. Coulson ise bu iddiayı reddeder ve Peygamber ile emeviler dönemi arasındaki boşluğun kabul edilemez olduğunu vurgular. (Coulson, A History of Islamic Law, s. 64) Hz. Peygamber Kur’an ayetlerini açıklamış ve uygulamasını da göstermiştir. Böylece sünnet, İslam hukuk sisteminin doğmasında bir gelişme sürecinin parçası olmuştur. (s. 37) Ayrıca Schacht&#8217;ın iddialarının aksine, peygamberimiz farklı kasaba ve bölgelere de kadılar göndermiştir. 27 kadının adları da kaynakları ile verilir. (s. 38) Ayrıca kadılara, verecekleri kararlarda Kur’an ve sünneti esas almaları da istenmiştir. (es-San&#8217;ani, Musannef, XI/325; VIII/301; Ebu Davud, Akdiye, dava, IV/11, hadis, 3592; Tirmizi, Ahkam, bab 3, hadis 1327; Hanbel, V/230, 236) Tüm bunlar da bu tür oryantalist iddiaların geçersizliğini de ispat etmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hukuk kitapları ve hukuki hükümler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İbni Ömer bir hukuki karar verirken, &#8216;Peygamber sünneti&#8217; kelimesini kullanmıştır. (Hanbel, Müsned, II/95) Ebu Bekir, Peygamber hadisini duyunca miras konusunda yaşlı bir nineye 1/6 hisse vermiştir. Hz. Ömer, Mecusilerle ilgili bir hadis duyana dek cizye konusunda bir hüküm vermemiştir. Hz. Osman, boşanma konusunda hadis araştırmış ve bulunca kararını ona göre vermiştir. Muaz b. Cebel, zekat konusunda hadis araştırmış ve ona göre hüküm vereceğini belirtmiştir. Mervan, hurma çalan kölenin elini kesmek ister, &#8216;Meyve ve hurma almakla el kesilmez.&#8217; hadisini duyunca vazgeçer. (s. 40-41)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birinci asra ait fıkıh literatürü/eserleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Birinci asra ait eserlerin çok azı günümüze gelmiştir. Yazar, I. asra ait alim isimleri ve eserlerinin listesini 41 ve 42. sayfalarda vermiş ve Schacht&#8217;ın, ‘İslam hukuku II. asırda başlamıştır’ şeklinde özetlenebilecek teorisinin çöktüğünü belirtmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Peygamberin sünneti ve İslam hukuku</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, sünnet kelimesini iki şekilde açıklar: Birincisi, İslam öncesi şirk dönemine ait adet ve gelenekler ve ikincisi, Peygamberimizin vefatından 200 sene sonra ortaya çıkan mezheplerin kendi görüşlerini Peygamber sözü gibi ifade etmeleri. Kısaca Schach, peygamberin bizzat uygulamalarına verilen sünnet kavramını kabul etmez ve sünneti Peygamber öncesi adetler ve Peygamber sonrası mezhep ekollerinin peygamberimize izafe ettiği uydurmalar olarak iki kısma ayırır. (s. 44, 53, 72, 76, 87, 120, 129, 141) Bu her iki görüşte Peygamberimizi ve getirdiklerini işlevsiz hale getirmekte, görevini de pasif bir şekilde yaptığı izlenimini uyandırmayı amaçlamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sünnet: Anlamı ve kavramı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;a göre sünnet &#8216; yaşayan gelenek&#8217; demektir. Ona göre bu kavramın Peygamberin hayat tarzı ile hiç alakası yoktur. (Schacht, Origins, s. 58; Introduction, s. 18) Halbuki, çoğulu sünen olan sünnet Kur’an&#8217;da, tesis edilmiş/ortaya çıkarılmış yön veya kural, hayat düsturu anlamında 16 yerde kullanılmıştır. (s. 46) Peygamberimiz de, &#8216;Size iki şey bırakıyorum, Kur’an ve sünnet.&#8217; (Malik, Muvatta, Kader, 3) buyurmuşlardır. Peygamber sünneti ifadesi, Kur’an&#8217;da peygamberimizin model alınması ile ilgili ayetle (Ahzab, 21) beraber kullanım sahasına girmiştir. (s. 47) Schacht, Margoliouth ve İbnu&#8217;l-Mukaffa&#8217;ya atıfta bulunur. (s. 54) Halbuki Margoliouth&#8217;un örneklerinin hepsi bildiğimiz peygamber sünneti anlamındaki örneklerdir ve referansların hepsi hicri I. yüzyılın ilk yarısına ait örneklerdir. Zaten oryantalist Bravmann bu tür iddiaları reddeder ve &#8216;Peygamber uygulamaları ifadesinin, toplumun geleneği/adeti değil, bizzat Peygamberin şahsi/özel davranış ve uygulamalarıdır.&#8217; der. (Bravmann, The Spiritual Background of Early Islam, s. 59) Schacht&#8217;ın delil gösterdiği ikinci örnek, İbni&#8217;l-Mukaffa&#8217;nın ‘Risale fi&#8217;s-Sahabe’ adlı eseri bir bütün olarak ele alındığında, eserde halifenin Kur’an ve sünnete göre hareket etmek zorunda olduğu, halifenin sünnetin öğretilmesine imkan sağlamakla sorumlu olduğu açıkça görülmektedir. (s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medine Okulu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medine/Hicaz ekolü (Hadis ve sahabi görüşlerini önceleyen ekol): Şafii, Hanbel, Malik b. Enes, İ. Ömer, Nafi&#8230; gibi alimlerle tanınır. Irak/Kufe ekolü (Önce Kur’an sonra hadis, rey ve kıyas diyen ekol): Hanefi, Ebu Yusuf, Nehai, Hemdani, Şa&#8217;bi gibi alimlerce tanınır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, sünnetin Medine okulunda oluşturulduğunu, sünnetin, bu okulun uygulaması olduğunu iddia eder. el-A&#8217;zami, 59-68. sayfalar arasında Schacht&#8217;ın iddialarını sıralar ve sonra onlara tek tek cevaplar verir. Suriye Okulu ve Evzai hakkındaki iddialar ve cevapları, 68 ve 69. sayfalarda; Irak okulu ile ilgili iddiaları da 69 ve 72. sayfalarda sıralanır ve sonra da cevaplanır. Schacht, eski fıkıh-hukuk okullarının, Arapların günlük geleneğini sürdürdüklerini ve buna sünnet (gelenek) adını verdiklerini iddia eder. Daha sonra da bu geleneğe uydurma senedlerle, hadis/peygamber sünneti adını verdiklerini ileri sürer. (s. 72)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yaşayan sünnet, Peygamber’in sünnetinden daha fazla mı yetkilidir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, eski fıkıh okullarını Medine Okulu, Suriye okulu ve Irak okulu şeklinde ayırır. Schacht, Kufe&#8217;deki bir okula mensup tek bir alimin yazılarını esas alarak genelleştirir ve bir mezhebin görüşlerinin sadece kendi mezheplerinin fikirlerini yansıttığını, diğer okulların görüşünü yansıtmadığını görmezden gelir. (s. 74) O, sadece Medine ekolü karşısındaki kaynakları kullanır ve birinci el kesin kaynak bile olsa, kendi fikrini tehlikeye sokan delilleri göz ardı eder. (s. 76) Ebu Yusuf, &#8216;Halkın yaptıklarının çoğunun yapılmaması gereken şeyler olduğunu söyler ve bu şartlarda bir kimsenin Hz. peygamberin sünnetindeki bilgiyi almasının zorunlu&#8217; olduğunu ifade eder. (Evzai, Siyer, s. 76) el-A&#8217;zami, Schacht&#8217;ın bu bölümü yanlış tercüme ettiğinin altını çizer.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medineliler ve yaşayan sünnet</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medine ameli, çoğu alimin gözünde özel bir konuma sahiptir. Medine halkı İslam hukukuna göre anayasayı kabul eden ilk topluluktur. Kur’an’ın bütün hukuki kuralları ilk defa Medine&#8217;de uygulamaya konulmuştur. Medine&#8217;de başlayan tatbikatın elbette bir kıymeti vardır. Ebu Yusuf, sağlam kabul ettiği görüşlerinin Medine ameline aykırı olduğunu öğrenince birçok fikrinden vazgeçmiştir. Ama Medine&#8217;nin tüm uygulamaları fıkıh okullarınca kabul edilmemiştir. Birinci yüzyılın ‘sonunda’ ortaya çıkan uygulamalara &#8216;sonradan ortaya çıkan amel&#8217; denilirdi ve bu uygulamalar kabul görmezdi. (s. 75)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamber sünnetlerinden önceki amel</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, Medine amelinin önceden mevcut olduğunu, Peygamber sünnetinin daha sonra ortaya çıktığını iddia eder. Schacht, iddialarında İbni Kasım&#8217;ı delil gösterir. Halbuki İbni Kasım hiçbir yerde, ne doğrudan ne de dolaylı olarak, amelin önceden mevcut olduğunu ve Peygamberden gelen hadislerin sonradan ortaya çıktığını ileri sürmüştür. (s. 77)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sünnetlere zıtlık teşkil eden amel</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın delil olarak kullandığı ifade, ‘IV. yüzyıla ait bir eserde’ bulunmaktadır. Yani Schacht&#8217;ın kullandığı mantığa göre eserin ‘sahte olması’ gerekir. Ayrıca delil olarak kullandığı uygulama, bizzat Hz. Peygamberden gelen bir sünnetin devamı olan uygulamadır. el-A&#8217;zami, Schacht&#8217;ın zikrettiği delilleri sıralar ve cevaplarını verdikten sonra, örneklerin hiçbirinin onun görüşünü kanıtlamadığı ispat eder. (s. 78-80)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medinelilerin sünnetle aynı olan uygulamaları ve ilk otoritelere atfedilen amel</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medine okulundan olan İmam-ı Malik, Hz. Peygamberden gelen hadisi öncelemiş, Medine amelini takip etmemiştir. Malik, Schacht&#8217;ın iddiasına göre hareket etse, kendisinin uydurduğu (!) fikirlere karşı çıkmaması gerekirdi. Halbuki alimler hatalı olabileceklerini gösteren önemli bir delille karşılaştıklarında kararlarını değiştirmişlerdir. (s. 83) Ebu Yusuf, hocası Ebu Hanife&#8217;nin hüküm verdiği olayların yaklaşık üçte birinde onun görüşlerinden ayrılır. Şafii&#8217;de ‘kavlü&#8217;l-kadim ve cedid’ ile, yani Irak ve Mısır sonrası fetvaları ile meşhurdur. Bütün bu örnekler, alimlerin kendi görüşlerini şekillendirmede tamamen bağımsız olduklarını gösterir. İmam-ı Malik de önce görüşlerini ilk alimlere göre uydurmuşsa, daha sonra neden bundan vazgeçip kendi uydurdukları ile kendi elini zayıflatmıştır? (s. 83) Sonuç olarak, “Hz. Peygamberin sünnetinden önce yaşayan sünnetin mevcut olduğu ile ilgili iddianın Schacht&#8217;ın geniş bir hayal ürünü olduğu ispatlanmıştır. Görüldüğü gibi, Schacht&#8217;ın örneklerde verdiği &#8216;amel/uygulama&#8217; gerçekte Peygamberden gelen sünnetlere dayanmaktadır.” (s. 88)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski fıkıh okullarında Peygamber sünnetinin otoritesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamber sünnetini kullanmak, Medine öğretisinin temel ilkesini oluşturur. Irak ekolünden olan Ebu Yusuf ile Şeybani&#8217;nin eserlerine baktığımız zaman ise, eserlerinin Hz. Peygamber’den gelen sünnet/hadislerle dolu olduğu görülür. (s. 90) Ebu Hanife’nin meşhur öğrencisi Şeybani: “Hz. Peygamberin olduğu yerde başka birinin otoritesi yoktur.” (Şafii, Umm, VII/292) der. Hanefi okulunun öğretisi de, Peygamberin sünnetinin yüksek otoritesi üzerine bina edilmiştir. (s. 92)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;a göre Şafii, hadis karşıtlarını iki grupta toplar: Hadislerin tamamını reddedenler ki bunlar Mutezile&#8217;dir veya tek raviden gelen hadisleri (haberi vahid) reddedip mezhebin yaşayan sünnetini tercih edenler. (Schacht, Origins, s. 41) Halbuki Şafii sadece bir grubun ismini vermiştir. Onların da Mutezili olmaları şüphelidir. Çünkü ‘Birçok Mutezili alim aynı zamanda muhaddistir.’ Mesela kurucuları Vasıl b. Ata, alimlerin ihtilaf ettikleri yerde, Kur’an ve sünnet&#8217;ten delil getirmeleri gerektiğini bildirmiştir. (el- Hayyat, el-İntisar, s. 118) Aslında hadis karşıtı diye adlandırılanlar da sadece hadislerin sıhhatini, sağlamlığını tartışır, yoksa tümden reddetmezler! (s. 95)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın tezinin eksik yönleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, ‘kaynakları kullanmada keyfi davranır, haddinden fazla genelleştirme yapar ve tezindeki çelişkileri görmezden gelir.’ (s. 97, 119) Schacht eserinde, &#8216;Irak ekolünü sık sık yanlış tanıtır, Medine okulunu yanlış gösterir.&#8217; diye tanıttığı bir alimi kaynak gösterip, tarafsız olmadığını bizzat kendisinin itiraf ettiği (Origins, s. 87, 109-112, 321-332) bu alimden iddialarına delil getirmeye çalışır! Schacht, bu alimin iddialarını ‘dilediği zaman kullanmakta, dilediği zaman gözardı etmektedir.’ Schacht, Şafi ve muhaliflerinin Peygamberin sünnetinin otoritesini kabul ettiklerini açıkladıklarında da bu görüşleri kabul etmemektedir. Schacht, başka bir alim olan Malik&#8217;in açık ifadelerinden kendi teorisine ters düşen cümleleri görmezden gelmekte ve bu kez başka bir alimi kaynak göstermektedir. Dolayısıyla böyle hayret verici sonuçlara ulaşması hiç de sürpriz olmamaktadır. (s. 98) Yine, kitabında birbiriyle tezat çelişkiler de bulunmaktadır. (s. 99)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın Medine Okulu hakkındaki görüşleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, Malik b. Enes&#8217;in &#8220;Peygamber sünnetlerini sık sık ihmal ettiğini&#8221; ileri sürer. (Origins, s. 13) Halbuki Malik, ‘Muvatta’ adlı eserinde Peygamberden gelen 822 hadisten 819&#8217;unu kabul etmiş, 3&#8217;ünü kabul etmemiştir. Yani &#8216;sık sık&#8217; yapılan bir ihmal yoktur! (s. 102) Schacht, Medine&#8217;lilerce kullanılan değişik yöntemleri sıralar: ‘Medineliler sünnetleri reddetmişlerdir’ der. Halbuki reddetmemiş, bunu kurallara bağlamışlardır. Mesela Schacht, Rebi&#8217;yi örnek verir. Halbuki o, hadislerin otoritesini değil, sahih/sağlamlığını sorgulamıştır. Ayrıca Schacht, ‘sahabe görüşünün Peygamber&#8217;den üstün kabul edildiğini ileri sürmüştür.’ Halbuki, Allah (cc)  sahabelere bir şeref ve onur vermiştir. &#8220;Allah onlardan, onlarda Allah&#8217;tan razı olmuşlardır.&#8221; (Tevbe, 100. Ayrıca, Ali İmran, 110; Enfal, 64; Fetih, 18; Haşr, 9) Sahabe, İslam devletinin doğuşuna şahitlik etmiştir. Bir kısmı hakim, öğretmen ve vali tayin edilmiştir. Sahabe İslam hukukunun ilk idareci ve yöneticileri konumunda idiler. İslam hukukunu en iyi onlar anlamışlardı. Sonuç itibari ile Hz. Peygamber’in ‘hadislerinin yorumu gerektiği durumlarda’ onların görüşüne gereken önem verilmiştir. Dolayısıyla sahabelere ait bu özel durum, Peygamber hadislerinin karşısında olunduğunun bir delili olarak kullanılamaz. Aksine Peygamber’e olan bağlılığın bir sonucu olarak sahabelere bir değer atfedilmiştir.  Schacht yine, Zühri&#8217;nin hadisleri yazdıktan sonra, &#8216;Sahabeden gelenleri de yazalım.&#8217; dediğini aktarır ve bunu da iddiasına delil olarak kullanır. Halbuki Zühri önce hadisleri yazmıştır ve ‘daha fazla bilgiye sahip olmak için’ hadislerden sonra ‘ikinci planda’ sahabelerden gelenleri de kayıt altına almıştır ki, bu sıralama da gayet normaldir. Schacht, hadislerin ikinci yüzyılda uydurulduğunu ileri sürer ama aynı oryantalist, kaynak olarak birinci yüzyılın ilk çeyreğine ait bir alimin ifadesini kullanır ve kendi ile yine çelişkiye düşer. (s. 104- 107)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın Irak Okulu hakkındaki görüşleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, Iraklıların da Medinelilerin de hadislere önem vermediklerini ileri sürer. (Origins, s. 21) Halbuki ‘hadislerin saflığını korumanın hadis karşıtlığı gibi’ damgalanmasını, Iraklıların bir bütün olarak kabul ettikleri binlerce hadise karşılık sadece çok az sayıdaki hadisi reddettiğinin göz ardı edilmesini ve Iraklıların hadisi savunan açık ifadelerini Schacht&#8217;ın sık sık görmezden geldiğini düşünürsek, bu oryantalistin yaklaşımının hiç de bilimsel ve objektif olmadığı rahatlıkla görülür. Irak ekolünden Ebu Yusuf der ki, &#8220;Bu, Hz. Peygamber tarafından kararlaştırılmıştır, bundan dolayı da onu değiştirmeye halifenin yetkisi yoktur.&#8221; (Ebu Yusuf, Kitabu’l-Harac, s. 88) Ehli rey ekolünden olan Şeybani de bu fikirdedir: &#8220;Peygamberin yanında hiç kimsenin otoritesi yoktur.&#8221; (Muhammed eş-Şeybani, el-Hucce, I/45, 204)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın, Evzai&#8217;nin tutumu ile ilgili düşüncesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;a göre Evzai, Suriye ekolünün tek temsilcisidir ve onun da sünnete karşı tutumu, Irak ve Medine okulu ile aynıdır. Halbuki Evzai, Hz. Peygamberden toplam 22 rivayette bulunurken, sahabeden ve mezhep imamlarından toplam 11 rivayette bulunmuştur. Buna, Evzai&#8217;nin &#8216;Peygamber uyulmaya en layık kişidir.&#8217; şeklindeki ifadesini de eklersek, Schacht&#8217;ın kendi teorisine açık bir şekilde karşı olduğu görülen bu alimin fikirlerini kendi iddialarına delil olarak kullanmaya çalışması bir çelişkidir. (s. 115)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sünnet karşıtlarının metotları hakkında ayrıntılı meseleler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında Schacht&#8217;in şu ifadesi her şeyi özetlemektedir: &#8220;Peygamberden gelen hadislerin ortadan kaldırılmasının başka kolay metodu ise&#8230;&#8221; (Origins, 48) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, hem teori hem pratikte hatalı davranmaktadır. Örnek verdiği okullar ve temsilcileri (Malik, Ebu Hanife, Evzai) hadislere düşmanca tavır almak bir yana, Peygamber hadislerine sıkıca sarılmışlardı. Schacht ‘kaynakları keyfine göre kullanmış ve istisnai örneklerde genellemeler’ yapmıştır. (s. 119) ki, aynı durum tüm oryantalistlerde de görülen bir usül hatası veya önyargı belirtisidir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygamber sünnetine geçiş</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, Peygamber sünnetinin daha sonra ortaya çıktığını, yaşayan Arap geleneğinin, İslam hukukunun temelini oluşturduğunu ileri sürmüştür. (s. 120) Delil olarak ileri sürdüğü kaynaklar ise kendisini yalanlamaktadır! Schacht&#8217;ın temel iddiasının aksine, rey/akıl okulundan olan bir alim, hadis okulunun öncülerinden Şafi&#8217;yi bazı konularda sünnete uymamakla bile suçlamıştır. (Şafii, İhtilaful hadis, s. 278) Aslında, Şafii&#8217;n de muhalifinin de ‘hadisleri kabul ettiğini, tartışmanın, hadislerin yorumu üzerine olduğunu’ Schacht göz ardı etmektedir. Yine bir hadisin zayıf olduğu için onun hedeflediği amacı tasdik edecek bir sahabe uygulaması aranmasını da Schacht farklı bir şekilde yorumlamıştır. Yani hadis zaten delil kabul edilmiştir, mesele, onu kuvvetlendirecek bir başka kaynağın aranmasıdır! (s. 121- 129)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eski hukuk okulları yaşayan sünneti (Arap geleneğini) Peygamber sünneti gibi mi aktarmışlardır? Hicri II. yüzyılda, Irak ekolü kendi teorilerini kuvvetlendirmek için iddialarını Peygamber ağzından mı yansıtmıştır? Kur’an, Peygamber hayatını uyulması gereken bir model olarak ilan etmiştir. Sünnet kelimesi de (düstur, hayat ve yaşam tarzı anlamlarında) Kur’an&#8217;da birkaç yerde geçmektedir ve Peygamber sünneti kelimesi de bizzat Peygamberimiz zamanında kullanılmıştır. Goldziher&#8217;in görüşünü tekrar eden Schacht&#8217;ın, sünnet kavramının İslam öncesi Arap adeti anlamına geliyor olsaydı,  bu kavram Kur’an&#8217;da sık sık kullanıldıktan sonra iki yüzyıl boyunca İslam alimleri ve toplum tarafından nasıl tekrar kullanılmadığını açıklaması gerekirdi! (s. 130)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peygambere isnad edildiği iddia edilen sahabinin görüşleri</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, Suriye ve Iraklıların kendi görüşlerini Peygambere izafe ettiklerini iddia eder. Ama bizzat kendi verdiği örnekler bu iddiasına ters düşmektedir ve iddiasını desteklememektedir. Ebu Yusuf, &#8220;Bu konuda Peygamberden gelen bir hadis yoktur.&#8221; demektedir. Yine Ebu Yusuf, muhalifi olan Evzai ile 14 hadisin sahihliğinde hem fikirdir. Ayrıldıkları nokta, o hadislerin yorumlanmasındadır. Eğer bu iki muhalif hem hadislerde hem de yorumlanmasında ittifak etmiş olsalardı, o zaman şunu söylemek mümkün olabilirdi: Onlar aynı Arap adetlerini sünnet diye ortak bir noktada savunmaktadırlar! Ama bu iki muhalif, sahih kabul ettiği aynı metnin ‘yorumunda’ ayrılmaktadır! Uydurma faaliyetinde bulunsalardı aynı sonuca ulaşmaları gerekirdi, çünkü uydurdukları (!) hadis ile amaçlarına ulaşmaları icap ederdi. (s. 130-133)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hukuki sünnetin gelişmesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hata ve uydurmalara karşı alınan tedbirler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Katipler hata yapmış, hafızalar zayıflamış veya bilerek hadis uyduranlar olmuştu. Bu nedenle geçerli kabul edilmeden önce hadisler bazı kriterlere tabi tutulmalıydı. Ravinin karakteri: Ravi, güvenilir, doğru, ahlaklı, ibadet ehli olmalıdır. Metinlerin mukayesesi: Hadisler yazılı nüshalarla mukayese edilmiştir. İbni Mübarek söyle demektedir: &#8220;Bir kimsenin sahih sözü elde etmesi için, farklı alimlerin sözlerini birbiriyle mukayese etmesi gerekir.&#8221; (Hatib, Cami&#8217; li Ahlaki&#8217;-r-Ravi, s. 5) Mesela Müslim, cemaatle namazda önce imamın solunda mı durmalı yoksa sağında mı, iki rivayetle karşılaşınca şu metodu uygular: Tüm rivayetleri bir araya toplar. Sonra cemaatle namaz ile ilgili rivayetleri de toplar ve ağır basan rivayet yönünde hükmünü belirtir. (s. 139) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Akli tenkit: Bazı alimler uydurma hadis kriterlerini şöyle sıralamışlardır: Çok iyi bilinen sahih hadise muhalif olan rivayetler, Peygamberin sözlerine benzemeyen ifadeler, Kur’an&#8217;a muhalif olan sözler&#8230; (s. 140)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht öncelikle tüm İslam fıkhını yalan, alimleri yalancı ilan eder. Sonra da bu alimler arasından ‘keyfine göre’ nakiller yapar. Schacht, ‘ilmi olmayan bir metot takip etmiş, gerçekleri saptırmış, metinleri yanlış yorumlamış, alimlerin iktibas metotlarını yanlış anlamıştır.’ (s. 142, 143)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hem teori hem de kaynak materyalin kullanılmasındaki tezatları</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;in esas aldığı öncül şudur: Hukuki bir tartışmada bir hadise müracaat edilmeyip daha sonra gelen bir alim fıkhi delillendirmede o hadisten istifade etmişse, o hadis bu iki alim arasında uydurulmuş olmalıdır. Halbuki bir alim o hadisi zayıf olarak vasıflandırıp kullanmamış olabilir. O hadise ulaşmamış olabilir. Mesela Şeybani, Malik&#8217;ten daha genç olup, Malik&#8217;in Muvatta&#8217;ını rivayet etmişti. Muvatta&#8217;da namazların vakitleri ile ilgili bölüm 30 hadisten oluşur. Şeybani&#8217;nin Muvatta&#8217;ında ise bunlardan sadece 3&#8217;ü zikredilir. Bu örnek bile alimlerin kendilerinin bildikleri bütün hadisleri zikretmediklerini göstermeye yeterlidir. (s. 146-148, 159) Şeybani, bildiği 3 hadisi Muvatta&#8217;ında zikretmez. Ama başka bir eserinde kendi görüşünü desteklemesi için bu 3 hadisi kullanmıştır. Alimler bildikleri halde çeşitli nedenlerle sahih kabul etmedikleri hadisleri zikretmezken, kendi görüşlerini destekleyen hadisleri eserlerine almışlardır. Ebu Yusuf, kendi görüşünü kuvvetlendirici birçok hadis bilmekte iken sadece 2 hadisi zikretmekle yetinmiştir: &#8220;Bununla alakalı birçok hadis mevcuttur. Konunun uzayacağından endişe etmeseydim, daha çok şey zikrederdim.&#8221; (Evzai, Siyer, s. 38, 250) demektedir. Malik&#8217;in Muvatta&#8217;ı İslam&#8217;ın ilk kaynaklarındandır. Bir hadisi isnadı ile verir.  Daha sonraki kaynak olan Ebu Yusuf&#8217;un Asar&#8217;ı, hadisi senetsiz verir. (s. 160)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın verdiği örneklerin tetkiki</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın iddia ettiği gibi Iraklı alimler hadis uydurmada o kadar vicdansız iseler, ‘mezheplerine ters düşen delili ortadan kaldıramazlar mıydı ve görüşlerini destekleyen hadisler uyduramazlar mıydı? Ayrıca muhaliflerini nasıl kendi yararına hadis uydurmaya ikna etmişlerdir?’ Birbirine zıt olan hadislerin mevcudiyeti, alimlerin öğrendikleri materyalleri korumadaki samimiyetlerini ortaya koymaktadır. (s. 158) Şurası bir gerçektir ki, bütün hadislerin her bir alimce bilinmesi mümkün değildir. (s. 159) Ayrıca Schacht, ‘bir yerde uydurma diye kabul etmediği bir isnadı, başka bir yerde sahih olarak kabul etmektedir.’ Schacht bir yerde, ilk fakihlerin hadislerin kabul edilmesine şiddetle karşı çıktığını belirtir. (Origins, s.57) Ama başka bir yerde ilk fakihlerden olan İbni Ebi Leyla&#8217;nın bir hadisle neden amel etmediğini sorgular. (s. 164) Aynı şekilde Ebi Leyla&#8217;nın bilmediği bir hadisin senedinin daha sonraki alimlerden Malik tarafında kesintisiz senedle verilmesinden hareketle, bu senedin Malik devrinde uydurulduğunu ileri sürer. Halbuki Ebi Leyla&#8217;dan 50 yıl önce yaşamış olan Ata, hadisi senediyle rivayet etmişti. Aynı hadisi Sevri de başka bir senetle rivayet etmiştir. (s. 165) Kısaca her alimin tüm hadislere vakıf olmasını, tamamını bilmesini beklemek mantıklı değildir. Schacht&#8217;ın başka bir hadis için de, ‘ilk kez Malik&#8217;in eserinde görülmüştür’ iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü ondan daha önce yaşayan İbni İshak ve Evzai aynı hadisi rivayet etmişlerdir. (s. 166)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk alimler verdikleri kararların kaynaklarını (ayet veya hadis) bahsetmeden fetva verirlerdi. (s. 168, 178, 185) Mesela Şafii, iki ay oruç tutulması ile ilgili fetvasında bir hadisten bahsetmez. Ama onun çok iyi bildiği Muvatta adlı eserde bu hadis geçmektedir. (s. 168) Yine Ebu Hanife çok iyi bildiği bir hadisten bahsetmeden, hadisle paralel olarak bir görüşünü açıklamıştır. (s. 177) Şeybani, Muvatta 114&#8217;de bir hadisten bahseder. Ama ‘Asar’ adlı eserinde hadisten bahsetmeden, ondan hareketle bir fetva verir. Aynı durum Ebu Yusuf için de geçerlidir. (s. 178)<strong> </strong>Yine Schacht bir hadis için, ‘Malik döneminde uyduruldu’ der ama Malik&#8217;ten önce yaşayan İbni Cüreyc tarafından hadis daha önce kaydedilmiştir. (s. 180) Yine başka bir hadis için de, ‘Malik hadisi bilmez’ derken, ondan önce yaşayan Ebu Yusuf hadisi kaydetmiştir. (s. 181) ‘Malik döneminde uyduruldu’ dediği diğer hadisi ise Ebu Hanife, İbni Ömer vasıtasıyla Peygamberden rivayet etmiştir. Aynı hadis Malik&#8217;ten önce yaşayan diğer bir alim, Ebi Yahya tarafından da rivayet edilmiştir. (s. 186) Ayrıca hadis alimleri zaten hadisleri mürsel, müdrec, zayıf, uydurma gibi kısımlara ayırmıştır. Bunları görmezden gelen Schacht, tamamen işine geldiği gibi kaynakları kullanmaktadır. Kısaca, hadisten bahsetmemeleri bilmedikleri veya onlardan sonra uydurulduğu anlamına gelmez. Schacht&#8217;ın diğer bir hatası, ‘ilk alimlerin usulünü bilmemesi ve eselerinden haberdar olmamasıdır.’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İsnad sistemi: Geçerliliği ve güvenilirliği</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hadisler Peygamberden  raviler zinciriyle bize kadar ulaşmıştır. Süfyan es-Sevri, &#8220;İsnad Müslümanın silahıdır.&#8221; (el-Hakim, Introduction, s. 10) ve İbni Mübarek, &#8220;Eğer isnad olmasaydı herkes dilediğini rivayet edecekti.&#8221; (Müslin, Sahih, Mukaddime, s. 15) demektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İsnad sistemi (hadis metnini nakleden ravileri/hadisi nakledenleri rivayet sırasına göre zikretme) Hz. Muhammed ile başlamış ve hicretten sonra I. yüzyılın sonuna doğru da ilmi bir hüviyete bürünmüştür. Sahabelerin bir araya geldiklerinde Peygamberin hadislerini birbirlerine rivayet etmeleri bu sistemin başlangıcını oluşturmuştur. Hicri 40’lı ve 50&#8217;li yıllarda bu sistemin önemi artmıştır. İbni Sirin, &#8216;Fitne ortaya çıkınca isnad sormaya başladık.&#8217; demektedir. Hicri I. yüzyılın sonuna doğru bu sistem tam bir ilmi şekil kazanmış ve İslam aleminin bütününde bir eğitim seferberliği başlamıştır. er-Rıhle (hadis öğrenmek için yapılan seferler) başlar. İbni Main, &#8216;Hadis için seyahat yapmayan kimse, ilmi olgunluğa ulaşamaz.&#8217; demiştir. (s. 189) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sahabeden sonraki nesil olan Tabiinden Ebü’l-Aliyye, “Biz Basra’da Resulullah’ın ashabından nakledilen rivayetler duyardık, ancak Medine’ye gidip onların ağzından dinlemedikçe ikna olmazdık.” demektedir. (Darimi, Sünen, I/114)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu ilmi seyahatler ravilerin artmasına ve hadisin İslam dünyasının birçok bölgesinde yayılmasına neden olmuştur. İslam alimleri sahabe ve tabiinden hadis öğrenmek için seyahatlere yönelmiş ve sonra memleketlerine geri dönerek ilmi yaymaya başlamışlardır. (s. 190) Dr. Ömer b. Hasan Fellati&#8217;nin araştırması da, hicri 60 yılına dek Peygamberimizden uydurulmuş bir hadis bulmanın imkansızlığını ortaya koymaktadır. (el-Az&#8217; fi&#8217;l-Hadis, Doktora tezi, Ezher, s. 132)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müşterek/ortak ravilerden bize ulaşan isnad zincirli olan hadislere örnek: &#8220;İmam kendisine uyulan kimsedir.&#8221; Hadis en az 10 sahabe tarafından nakledilmiştir. Mesela bunlardan biri olan Ebu Hureyre&#8217;den hadis rivayet eden en az 7 öğrencisi vardır. Bunlardan 4 tanesi Medine&#8217;li, 2&#8217;si Mısır&#8217;lı ve 1 tanesi de Yemen&#8217;lidir. Bu öğrenciler 12 kişiye bu hadisi rivayet etmişlerdir. Diğer sahabe rivayetleri de bu şekilde yayılmıştır. (s. 191)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, isnad sisteminin uydurma olduğuna inanır. İddiasının ters mantığı ve yanlış anlamaya dayandığını sergilemek için örnekler vermeden önce Schacht&#8217;ın iddialarını hatırlayalım: İsnad II. yüzyıl başında başlamıştır. Senedler keyfi uydurmadır. İlk dönemdeki senedler eksik iken, sonraki dönemlerde senedlerdeki boşluklar doldurulmuştur. İlave raviler Şafii döneminde ortaya çıkmıştır. Aileye ait senedler (babadan oğula) uydurmadır. Senedlerde müşterek ravinin bulunması uydurmaya işarettir. (s. 201)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Horovitz, isnad sisteminin hadis literatürüne ilk girişinin I. yüzyılın son çeyreğine rastladığını belirtir. (İsnadın tarihi ve menşei, Der Islam, 8, 1918, s. 35-47) Schacht&#8217;a göre ise, I. yüzyılda Peygamberin hiç hadisi mevcut değildir. (s. 202) Schacht&#8217;ın iddiasına göre, Afganistan&#8217;dan Mısır&#8217;a, Rusya&#8217;dan Yemen&#8217;e dek binlerce alimin geniş çaplı bir uydurma faaliyeti içinde ve komplo üzerinde bir araya gelip anlaşmaları gerekmektedir. (s. 203)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, Malik öncesi nesilden uydurma isnadlara kendince örnekler sıralar. İthamları ve cevapları özetle şu şekildedir; Nafi&#8217; ve Salim: Schacht, bu iki kişiden hiçbir hadis olmadığını ileri sürer. Halbuki her iki ravi de müşterek ravi olan İbni Ömer&#8217;den hadis rivayet etmişlerdir. Nafi&#8217;, yaklaşık 30 yıl İbni Ömer&#8217;e hizmet etmiştir ve onun azadlı kölesidir. Salim ise İbni Ömer&#8217;in oğludur. 30 ya da 40 yıl aynı şehirde, hatta belki de aynı evde yaşamış iki alimin, elbette İbni Ömer&#8217;den hadis öğrenmeleri mümkündür. Nafi&#8217; ve Abdullah b. Dinar: Abdullan b. Dinar da İbni Ömer&#8217;in azadlı kölesi idi. Nafi&#8217; ve Abdullah aynı şehirde yaklaşık 60 veya 70 yıl beraber yaşamış ve aynı zamanda azadlı köle olmaları, müşterek raviden (İbni Ömer) hadis nakletmelerini doğal kılmaktadır. (s. 205) Schacht ayrıca, “Nafi&#8217;, Malik&#8217;ten hadis rivayet edemez, yaşı küçüktür.” der. Halbuki Nafi&#8217; vefat ettiğinde Malik en az 20 veya 24 yaşında idi. Ayrıca her ikisi de aynı şehirde yaşamıştı. Nafi&#8217; ve Zühri: Zühri yaklaşık 30 ya da 40 yıl Nafi&#8217; ile aynı şehirde yani Medine&#8217;de beraber yaşamışlardır. Yahya b. Said, Abdullah b. Ömer ve et-Teymi: Üçü de Medine&#8217;de yaşamış alimlerdir. Yahya b. Said ve Rebia: Her iki alim de yaklaşık 50 yıl aynı ilim halkasında bir arada bulunmuşlardır. (s. 212) İslam dünyası boyunca her taraf yayılmış alimlerin, uydurdukları (!) isnadlarda birbirleriyle böylesine anlaşmaya varmış olabilmelerine şaşırmamak elde değildir!(s. 214)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İsnadların tedrici gelişmesi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;in temel iddialarından biri de, isnadların zamanla &#8216;geliştirildiği&#8217; ve daha sonra tamamlandığı şeklindedir. Schacht yine tezini destekleyecek kendince örnekler sıralar. Halbuki ilk dönem fakihleri eserlerinin hacmini büyütmemek için, kendilerinin bildikleri kaynakları ve ravileri zikretmemişlerdir. (s. 220) Mesela Ebu Yusuf da (Evzai, Kitabu Sireti&#8217;l-Evzai, s. 38) Şafii de (Şafii, El-Umm, VII/311; er-Risale, s. 405)  &#8216;eserlerinin hacimlerini artırmamak amacıyla, bütün hadis ve senedleri zikretmediklerini&#8217; açıkça ifade etmişlerdir. Ayrıca özetini sunduğumuz bu kitabın Ek 1&#8217;inde zikredilen detayları (s. 247-252) yazar özet halinde sıralar. (s. 221): Başka kaynakların, onların bildiklerini kanıtladığı yerde isnadın tamamını zikretmemektedirler. İsnadın başında ve en önemli raviyi ya da farklı meselelerde değişik ravileri zikrederek senedin sadece bir kısmı zikredilmiştir ki, diğer kaynaklar onların bu senedin tamamını bildiklerini ispatlamaktadır. Kendilerinin bildiği isnadın bir kaç varyantından sadece birinden bahsederler. Bahsi geçen ravi bir başka yerde ismi ile zikredildiği zaman, &#8216;bir adamdan&#8217; veya &#8216;güvenilir birisinden&#8217; gibi açıklama yaparlar. Schacht&#8217;in örnek olarak verdiği bir hadisin de uydurma olduğunu bizzat alimler zaten açıklamışlardır. Bu, Schacht&#8217;ın iddiasını desteklemez aksine, aleyhine işler.  Şafii’nin, &#8220;İsnadını kesintisiz işittiğim ama hatırlayamadığım veya ezberlediğim ama kitabın çok uzun olacağı endişesinden özet aldığım yerler var.&#8221; (Hadduri, Risale, s. 265) dediği de bilinmektedir. Yine Şafii, &#8216;Alimlerin hepsinin ilmi bir araya getirilse sünnetin tamamı bilinecektir. Ancak her bir alimin bilgisi ayrı ayrı ele alınırsa, her birinin ilminden bir bölümünün eksik olduğu ortaya çıkacaktır.&#8217; (Hadduri, Risale, s. 89) demektedir. Schacht&#8217;ın iddiasının aksine, Şafii bile hiç kimsenin bütün hadislerin bilgisine sahip olamayacağını bizzat ifade ettiği halde, bir kimse (Schacht) kalkıp Şafii&#8217;nin bu hadisi bilmediğinden dolayı, nasıl olur da hadis hakkında şüpheler ortaya atabilir? Ve sayrıca Schacht&#8217;ın söz konusu yaptığı hadis, Şafii&#8217;den önce yaşamış iki alimden tam isnad ile kaydedilmişken! Sonuç itibari ile daha Şafii&#8217;nin çocukluğunda bu hadis sahih senedi ile çok iyi bilinmektedir. (s. 224) Schacht, diğer bir hadis için, &#8216;Şafii hadisi munkatı (kesintili) rivayet ederken, Hanbel, Buhari ve Müslim zamanında tamamlanmıştır.&#8217; demektedir. Halbuki Şafii&#8217;deki metin şöyledir: &#8220;Eğer birisi bu hadisin munkatı olduğunu söylerse&#8230;&#8221; Schacht bu metni yeterince dikkatli okumamıştır. Bu hadis, Malik&#8217;ten yaklaşık 25 sene önce vefat eden Ma&#8217;mer tarafından kaydedilmiştir. Kısaca bu hadis, Şafii&#8217;nin doğumundan önce tam isnadla rivayet edilmiştir. Başka bir hadis için Schacht, &#8220;Şafii hadisi mürsel, Hanbel ve Mace ise farklı isnadla rivayet eder.&#8221; der. Muhaddisler önce hadisin isnadını değerlendirmekte ve isnadda bir kusur varsa, hadisin metnini incelemeden o hadisi reddetmektedir. (s. 225) Schacht, isnadların zamanla geliştirildiğine dair toplam 6 hadisi örnek verir. Bunlardan 4&#8217;ü, Schachtın zikrettiği eksik varyanttan önce, hadisler tam isnadla kaydedilmiş, birinin mevzu olduğunu İslam alimleri ispatlamış ve ilan etmiş, sonuncusunun ise emin olmadıkları isnadı zikretmekte tereddütlü davrandıkları açıkça ispatlanmıştır. (s. 226)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aile isnadı</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, babadan oğula geçen tüm senetleri uydurma kabul eder. İslam alimleri ise tüm aile isnadlarını sahih kabul etmedikleri gibi şüpheli olan hadis ve isnadları da zaten reddetmişlerdir. (s. 236) Bu nedenle de oryantalist Robson, İslam alimlerinin tutumundan taraf olmuştur. (Robson, The Isnad in Muslim Tradition, X/23)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müşterek ravi</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht, bir seneddeki müşterek ravinin, o hadisin uydurma zamanını da ortaya çıkardığını ileri sürer. İslam alimleri şüpheli olan her durumu fark edip, açıklamış ve hükümlerini vermişlerdir. Zehebi’nin &#8220;Eğer sika ve mutkin/sağlam bir ravi, bir hadisi sadece kendisi rivayet ettiyse bu hadis sahih fakat garib olarak değerlendirilir. Saduk derecesinde veya daha aşağı mertebede olan bir ravi, hadis rivayet eder ve şahid başka hadis bulunamazsa, o hadis münker olarak değerlendirilir.&#8221; (Zehebi, Mizanu’l-İtidal, III/141) şeklindeki açıklaması bu konuya verilen önemi açıklamaktadır. Schacht&#8217;ın yaklaşımı, ‘birçok kaynaktan bilgileri toplayan ve daha sonra da bulduklarını gazetede yayınlayan gazeteciye, haber konularını uydurmuş gözü ile bakmak’ gibidir. Çünkü binlerce okuyucu, kaynak olarak sadece o gazeteciyi referans göstermektedir. (s. 239)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Schacht&#8217;ın bir başka konudaki delili sadece Sad/309&#8217;daki bilgiye dayanır. Sad burada kaynak da vermez ama Schacht bu bilgiyi kesin bir delil gibi kabul eder. Aynı Sad, Berire olayı ile ilgili haberin kaynaklarını ayrıntıları ile vererek 8 çeşit kaynak gösterdiği zaman ise, (Sad, Tabakat, VIII/187, 188) Schacht bu kaynakların uydurma olduğunu ileri sürer. (Schacht, Origins, s. 174)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kitap yazarı e-A&#8217;zami haklı olarak Schacht&#8217;a şu soruları sorar: Hişam&#8217;dan hadis öğrenmek için binlerce kilometre yol kateden raviler, hocalarının ismini (Hişam) bilmiyorlar mıydı? Adı bilinmeyen bir alimin yıllarca öğrenciler yolunu gözetleyip, sonra da ondan Hişam adına uydurulmuş bir hadisi naklettikleri iddiası ne kadar gerçekçidir? Yoksa öğrenciler senette Hişam&#8217;ın adını kullanmak için aralarında komplo mu kurmuşlardır? Schacht, hadis uyduran Hişam&#8217;ın Horasan&#8217;dan Mısır&#8217;a, Suriye&#8217;den Yemen&#8217;e kadar dağılan alimlere, ‘mezkur öğretinin ilk devir alimlerine yansıtmaları gerektiğine dair bilgi vererek’ irtibat sağlayabileceğine bizden inanmamızı mı istemektedir? Ayrıca Schacht, Nafi&#8217;nin, 30 yıl sonra Hişam&#8217;ın Peygamber ile Aişe&#8217;nin endişe verici bir durumda olduklarını haber vereceğini görecek kadar basiret sahibi olduğuna ve bu nedenle de can alıcı noktayı, meydana gelmeden önce ortadan kaldırdığına inanmamızı mı beklemektedir? (s. 244- 245)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ve asıl önemlisi de, günümüzde bile hâlâ hemen hemen tüm oryantalistlerin, Goldziher’in veya Schacht&#8217;ın iddialarını kesin gerçekmiş gibi kabul edip, itiraz edenlerin akademilere kabul bile edilmelerine izin verilmemeleridir’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-8235" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/27072580_350365268776751_3163049956327660554_n.jpg" alt="" width="76" height="118" /> Muhammed Mustafa el-A&#8217;zami, İslam fıkhı ve sünnet, oryantalist Schacht&#8217;a reddiye</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><a href="http://islamicevaplar.com/islam-fikhi-hukuku.html/fikih-1" rel="attachment wp-att-1433"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-1433" title="fikih-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/fikih-1.jpg" alt="" width="137" height="74" /></a></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-fikhi-hukuku.html">İslam fıkhı/hukuku, İslam Şeriatı  </a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islam-fikhi-hukuku.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
