<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/bati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 Oct 2024 18:39:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Batı&#8217;nın Kollektif Doğu Rüyası: Oryantalizm</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/batinin-kollektif-dogu-ruyasi-oryantalizm.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/batinin-kollektif-dogu-ruyasi-oryantalizm.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jun 2012 16:04:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalizm ve İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=2095</guid>

					<description><![CDATA[<p>    “Sömürgeciliğin keşif kolu” diyor Edward Said oryantalizm için. Bir bakıma öyle. Doğubilim, Şarkiyat ise bu nazlı tazenin diğer isimleri. Biz de oryantalizmi, bizim gördüğümüz şekliyle aktarmaya çalışacağız. Oldukça fazla esere sahip çok geniş bir saha olması münasebetiyle kimi önemli eserler ve isimler belki zikredilmeyecek. Yazımız oryantalizmin metotları, oryantalizmin düşünce yapısı, ulaşmak istenilen sonuçla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/batinin-kollektif-dogu-ruyasi-oryantalizm.html">Batı’nın Kollektif Doğu Rüyası: Oryantalizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong> </p>
<p>  “Sömürgeciliğin keşif kolu” diyor Edward Said oryantalizm için. Bir bakıma öyle. Doğubilim, Şarkiyat ise bu nazlı tazenin diğer isimleri. Biz de oryantalizmi, bizim gördüğümüz şekliyle aktarmaya çalışacağız. Oldukça fazla esere sahip çok geniş bir saha olması münasebetiyle kimi önemli eserler ve isimler belki zikredilmeyecek.</p>
<p>Yazımız oryantalizmin metotları, oryantalizmin düşünce yapısı, ulaşmak istenilen sonuçla sınırlı kalacaktır. Yazıdan amaç salt bilgiler ve kronolojiden yola çıkan çıplak sayaçlar vererek okuyucuyu yormaktansa oryantalizm ile karşılanan asıl mana ve iki kültür dairesi arasında durmaksızın devam eden mücadelenin neden ve sonuçları üzerinde genel bir etüt yapabilmektir.</p>
<p><strong>I. Med-Cezir</strong></p>
<p>Büyük ölçüde dünya Batı ırklarla Doğu ırklarının v mücadelesiyle şekillenmiştir. Herakles, Akhillius, Ajax, Dionysos batı zihniyetinin ilk keşifçi ve meraklı örnekleridir. Sonraları Pers istilası, Cengiz Han’ın bir daha asla kurulamayacak büyüklükte ve yakıtı insan olan devasa –yürüyen- devleti. Med-cezirler devam eder iki rakip arasında. İskender, Romalılar, Hıristiyanlığın doğuşu yeni bir form kazandırır doğuya. Artık doğu sadece zenginlikleriyle ve şehvetiyle göz kamaştıran bir yer olmaktan çıkıp mecburi bir istikamet haline gelir Avrupalı için. Sonra İslam çıkar sahneye. İslam orduları siyasi ve manevi iklimleri alt üst eder. İslam artık orduları, devlet yapıları ile tutulamayan bir güç haline gelir ve Batı ile komşu olur. Haçlı seferleri, Selahaddin ve Hind ve Afrika. Derken Osmanlı çıkar sahneye. Müthiş rakip, müsteşrik için sınırsız deney alanı.</p>
<p>İşte mücadelenin tarafları hakkında özetin kabaca bir özeti. Oryantalizm belli kriterlere oturmadan evvel de batı da daimi bir –Orient- tutkusu mevcuttu.</p>
<p><strong>II. Disiplin</strong></p>
<p>Bir bilim olarak ele alınacak olursa oryantalizm Batı’nın Doğu’yu tüm yönleriyle tanımak için sarf ettiği farklı alanlara ait bilimsel araştırma ve analizlerden ibarettir. Bu alanlar sosyal, dini, tarihi, arkeolojik, lengüistik vb. olarak sıralanabilir liste uzatılabilir. Ancak bu çalışmaların bilimsel olabilmesi onun nesnel olabilmesinden geçmektedir. Oryantalizm ise bazı zamanlarda kısmen bazı durumlarda ise tamamen öznel halde karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Bu durumda tek bir tanım oluşuyor: Oryantalizm, Avrupa’nın Doğu fikridir.</p>
<p>Doğu çok eski çağlardan bu yana garip yaratıklarla dolu, şaşırtıcı anılar ve görüntüler taşıyan, doğaüstü olaylarla bezenmiş bir fanteziler dünyasıdır Avrupalı için. Napolyon. Renan, Flaubert,H.A.R Gibb, E.William Lane, Raymound Schwab, Johann Fück, Max Müler,George Eliot, Chateaubriand, E.S.Shaffer, Burton, Alphonso De Lemartine, Campollion,Edgar Quinet, Nerval, ve daha sayamayacağımız niceleri , her biri kendine ait siyasi,dini ya da lengüistik alanda faaliyetlerini sürdürseler de tek ortak noktaları vardı. “Doğuyu Tanımak” ve hayal dünyalarında yarattıkları sanal gerçeğin asıl gerçekle karşılaşmasından doğan müthiş yıkılışı asla milletlerine götürmemek.</p>
<p>İngiliz başbakanı Balfour kendi kabinesinde 1910 yılında yaptığı konuşmada. “Doğu ırklarının yönetilmesi ancak batılılar tarafından mümkün olabilir. Bu bizim onlardan ırki ve medeniyetsel üstünlüğümüzden değil onları tüm yönleriyle tanımamızdan dolayıdır.”diyordu.</p>
<p>Yani oryantalist mantığın sade bir izdüşümü. “Biliyor ve tanıyorsak yönetmeye hakkımız vardır.”  Bu tema Cromer tarafından da işlenmiş ve “Kulluğa layık ırklar” prensibi doğmuştu. Hepsinin beslendiği nokta oryantalizmdi.</p>
<p><strong>III. Oryantalistin Doğu&#8217;su</strong></p>
<p>Enerji ve inisiyatiften yoksun, saf, durağan, tembel ve yalaka. Irkçı Renan’ın Doğulu portresi bu kelimelerle çiziliyor. Meriç’in belirttiği gibi, kültür daireleri arasındaki kapanmaz uçurumlar nereden baksanız kendisini gösteriyor.</p>
<p>Oryantalizm sadece sömürgecilik kurallarını haklı çıkarmakla kalmaz askeri işgallerden önce onu yasallaştırır. Çünkü her Avrupalı zihniyeti Sömürü ve oryantalizmi eş görevli iki makine olarak kullanmıştır. Oryantalizm bilgi verir siyaset bilgi gereğini uygular.</p>
<p>Üstelik Batı’da hiçbir siyasi irade oryantalist faaliyetlere maddi destek vermekten geri kalmamıştır. Modern anlamda 18 yy da başlayan oryantalist bilim araştırmaları için bir takım dernekler kurulmuş (Societe Asiatique, Royal Asiatique Societe, American Oriental Societe vb) siyasi irade de maddi desteklerini bu vakıflar aracılığıyla yapmıştır. Planlı ve disiplinli bir işgal.</p>
<p>Avrupalı için doğulu bir insandan ziyade bir yaratıktır. Hint ve Çin Hindi bölgesinin 18.yüzyıldan itibaren sistematik olarak sömürgeleştirilmesi ( adam edilmesi) ile özellikle İngilizler arasında Hintlilere karşı bir sempati baş gösterir. Hiçbir zaman bir oryantalist Uzak doğuludan, İslam doğulu(Ortadoğu) kadar nefret etmez. Oryantalist disiplin içinde her coğrafya ayrıdır İslam coğrafyası ayrı.</p>
<p>Ötekileştirme ve Batı’yı Doğu’dan üstün tutma çabası ürünü olan oryantalizmin İslam tarifleri de aynıdır. “Muhammed bir yalancıdır. İslam Hıristiyanlığın bir şeklidir.”Evet bu düşünce genel bir kanıdır. Raymond Schwab’ın “Doğu Rönesansı” kitabında ya da Dante’nin “ilahi Komedya” sında. Bu konuya ileride değineceğiz.<br />
Bir Batılı için Doğu tüm hal ve şekilleriyle çekilmez durağan ve itaate hazır köleler coğrafyasıdır. İslam orduları Suriye üzerine ulaştıklarında bu bölgede yaşayan Hıristiyan halk bu yeni inancın Hıristiyanlığın bir protesto kolu zannediyorlardı. Bu durum nesillere aktarılmış bunca inceleme ve telife rağmen bu inanç geçerliliğini korumuştur. Bugün dahi İslam dinini “Din” kategorine sokmayan Hıristiyan inancının temelinde ve özünde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Elbette bu bir ‘sanı’ dır. G.Kieman’ın konuyla ilgili “Avrupa’nın Doğu hakkında kolektif rüyası” betimlemesi sanırım en güzel tarif.</p>
<p>Hugo, Goethe, Flaubert, Lemartine, Eliot gibi oryantalizmin edebi kanadında ya da Jean Auguste Dominique gibi oryantalist ressamlarda da durum ince tespitler ve romantik birkaç tolerans dışında aynıdır.</p>
<p>Oryantalizmin bir bilim olarak insanlık (?) tarihine katkıları da vardır. Hiyeroglif’in çözülmesi, İbranice, Arapça başta olmak üzere Sanskrit dillerinden yapılan muazzam çeviriler, yapılan arkeolojik çalışmalar vb.<br />
Fakat bu ve buna benzer birçok çalışma ideolojinin hizmetine verilmiştir. Çünkü aynı zamanda yapılan bu çalışmalar bir gerçeği ortaya çıkaracaktı: Doğu’nun tüm departmanlarıyla Batı’dan üstün bir medeniyet tünelinden geldiği.</p>
<p>Oryantalizm gerekli etütleri için farklı coğrafi bilgelere ayrılır. Mısır tek başına bir bölgedir mesela. İngilizler burayı Doğu’ya açılan bir kapı olarak görürler. İslam coğrafyası( Suriye, Irak, Arabistan yarımadası ve İslam Afrikası) Hint, Anadolu ve Avrupalıların Uzak Doğu dedikleri bölge.</p>
<p>Bu ayrımın sebebi doğu bilimlerinin tek bir coğrafya üzerinden yürütülmesinin zorluğu değil. Parça parça inceleme, Doğuluları Doğululaştırma ve son aşama olarak sömürge yapmaktır.” diyor Harbelot.</p>
<p><strong>III. Oryantalist Bakış Açısıyla İslam</strong>.</p>
<p>Oryantalizm İslam konusunda onun daima bir tahrik konusu olduğuna inanmıştır. Bu yüzden onun karşısına judeo-Helenistik bir kültür çıkararak onunla mücadele etmekten çekinmez.</p>
<p>İslam medeniyeti ve askeri gücüyle Avrupa’nın hemen yanı başındadır. Üstelik İslam devletleri İncil’de adı geçen Hıristiyanlıkça kutsal kabul edilen bir coğrafyada hüküm sürmektedirler. Kurulan medeniyetler, zenginlik, İbranice ve Arapçanın batı dillerine oranla çok daha eski ve zengin oluşu bu coğrafyanın özellikle de İslam’ın çok büyük bir tehlike olarak görülmesine yol açmıştır.</p>
<p>Samuel Chew’in Klasik oryantalist etüdü “The Crescent and The Rose” (Hilal ve Gül) bu bakış açısını çok iyi yansıtan bir yapıttır.</p>
<p>Klasik Hıristiyan kültür bilhassa 16. yy dan itibaren “Osmanlı Belası” yüzünden yoğun bir İslam karşıtlığına sapmıştır. Hz. İsa ve Hz. Meryem’e İslam coğrafyasında gösterilen derin saygı, tek ve ortak bir tanrıya inanç, yoğun ticari ilişkiler gibi birleştirici nedenler dışında haçlı saferlerinin yıkıcı kutuplaşması düşmanlığı daha da körükleyen tarihi unsurlardır.</p>
<p>“İslam için kullanılan “Muhammedî” kelimesi çoğu zaman “yalancı” kelimesiyle birlikte kullanılmıştır”.(D.Norman, İslam and the West)</p>
<p>Yine ünlü oryantalistlerden Herbelot, “Bibliotheque Orientale “ adlı eserin İslam başlıklı bölümünde genel oryantalist bakışı şöyle sergiliyor.</p>
<p>“Yalancı Muhammed, din adını alan bir kâfirliğin yaratıcısı ve yayıcısıdır. Peşinden gelenlere Muhammedi diyoruz”</p>
<p>Yine Dante İlahi Komedi’de “Maometto” cehenneminin 9 halkasını gezerken 8.sinde Hz. Muhammed’e rastlar. O, skandal ve bölücülük tohumları ekenlerin cehennemindedir.</p>
<p>Benzeri örneklerle genel bakış açısını zenginleştirmek mümkün fakat tahammül mülkünü fazla viran etmeden sahayı değiştirelim.</p>
<p><strong>IV. Değişmez Gerçek</strong></p>
<p>Yazının en başında isimlerini zikrettiğimiz oryantalistlere Humboldt, Burnouf,Remusat,Palmer, Lord Byron, Pierre Loti,T.E.Lawrence,Walter Scott gibi isimleri de eklesek oryantalizmin gerçek niyeti ve kullanım amaçları hakkında vereceğimiz hükümlere bir şeyler eklemek zor.</p>
<p>Hugo’nun “Doğulular” ı da Lady Montegu’nün notları da aynı özle yazılmış. Hazımsızlık.</p>
<p>Üstelik genelleme ve ütopyalar Sait-Simon’dan A.Comte’ye kadar birçok bayrak isimde(?) kendini gösteriyor. Batılının Doğu’ya dair salt Doğu olması nedeniyle asla bir sempatisi de yok. Dil uzmanları ve arkeologlar arasında küçük bir zümre dışında( arkeolojik eserleri çalan veya kendi ülkesine kaçıranlar hariç) genel bir mesleki sevgi ve hayranlıktan söz edilse de bakış açısı genel olarak aynı. Batılı her zaman batılıdır. O hareket eder. Doğu durur. O, batılı gözlüklerini hiçbir zaman yanından ayırmaz.</p>
<p>Nerval : “Bir Avrupalı için lotus büyülü bir esrar perdesidir. Benim içinse sadece bir baş soğan.” derken bile kendisinin farkında olduğu şeyleri adı geçen esrar perdesini dağıtmamak adına kimseyle paylaşmıyordu. O,” Biz insanlara gördüklerimizi değil görmek istediklerini anlatmak durumundayız.”(Michelet) yollu düşüncesin bir temsilcisiydi.</p>
<p>Kimi zaman işgallere, kimi zaman isyanlara, temelde bilmeye ve bilgiyi güç olarak kullanmaya hassasiyetle önem veren oryantalizmin bir başka misyonu da kamplara ayırmaktı. Mısır ve Hint’in Avrupa’ya ne denli sempatik geldiğini fakat İslam coğrafyasının antipatik oluşunu vurgulamıştım. Orta, yakın ve uzak doğu gibi bölgesel ayrım ve isimlendirme hareketi oryantalizmin de keşif kolunu yaptığı savaşın birer parçası.<br />
Bu kamplaşma kendisi oryantalist olmadığı halde bu alanda sağlanan bilgilerle( tüm kıta Avrupa’sının birikimleri)çıkarımlarda bulunan Karl Marx’da da kendini ATÜT ile gösteriyor.</p>
<p><strong>V. Sonuç ve Bir Fıkra</strong></p>
<p>Oryantal-Mithosçu batı kafasına göre Doğu keşfedilmeyi bekleyen bir sömürge arazisi. Doğulu hiçbir zaman uygar olamaz. Bilhassa 18. asırdan itibaren Fransız ve İngiliz sömürü hareketi oryantalizmin de yol haritasını da çiziyor.</p>
<p>İşbirlikçi ve peşkeşçi olduğunuz da sorun olmuyor kabul görüyorsunuz. Avrupalı, bir batı dili bilen doğuluyu görünce bir papağanın konuştuğuna şahit olan Crouse’nin şaşkınlığına bürünüyor.</p>
<p>Taradığım kaynaklardan yola çıkarak diyebiliyorum ki bir Avrupalı için doğu için hüküm vermek dünyanın en basit işidir. “ Biri Öyleyse Hepsi Öyledir.”</p>
<p>Sokaklarında insanların asıldığı, zenginliklerin baş döndürdüğü, parlak kumaşın yakıcı güneşin, baharatın, tadın, kanlı canlı hatunların her türlü fanteziye açık olduğu bir medeniyettir doğu.</p>
<p>Ya biz? Biz de yok mu oryantalizmle aynı minderde kapıştıracağımız bir pehlivanımız?</p>
<p>Oksidentalizm ve antisemitizm dışında sistemli bir tanıma fikri mücadele sisteminden söz edilemez. Bireysel teşebbüsler ise daha çok hayranlıkların (Jön-Türk) tekelinde. Çoğu güdümlü olarak gidiyor ve gidilmeden söylenecekleri söylüyor. Batı hakkında detaylı ve sistemli bir düşünce tarihinden söz edebiliriz ancak “tanıma amaçlı” teşebbüslerden asla. Halil İnalcık hoca bunun gereksizliğinden de bahsetmiş. Haklıdır. Bir fıkrayla bu hem bu görüş desteklensin hem yazım bitsin istedim.</p>
<p>“Öğretmeni bir öğrenciden nefret ediyormuş. Bir gün öğrenciyi arkadaşlarının yanında küçük düşürmek için ona şöyle bir soru sormuş:<br />
— Yavrum, yolda iki çuval buldun. Birinin içinde para diğerinin içinde akıl var. Hangisini alırsın?<br />
(Çocuk düşünmeden)<br />
— Parayı.<br />
(Öğretmen gülerek)<br />
—Yaa, işte aramızdaki fark bu. Benim için akıl paradan kat kat üstündür. Bu yüzden senden üstünüm. Demiş<br />
(Çocuk gayet sakin bir ses tonuyla)<br />
—Doğrudur hocam. Kimde ne eksikse o, onu alır.                  </p>
<p>                                                                                                                     Serkan SERDAR</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>Said, Edward “Oryantalizm” , İrfan Yayıncılık, 1988 İstanbul<br />
Said, Edward “Kültür ve Emperyalizm”, Hil Yayıncılık 1995 İstanbul<br />
Meriç, Cemil “Saint-Simon İlk Sosyalist, İlk Sosyolog”, İletişim Yay. 2004 İst.<br />
Meriç, Cemil “Umrandan Uygarlığa”, İletişim Yay.2004 ist.<br />
İnalcık, Halil “Doğu-Batı Makaleler 1” , Doğu Batı Yay.2005 ist.<br />
Lewis, Bernard “Ortadoğu”, Arkadaş yay.Ankara 2006<br />
Loti, Piere “Can çekişen Türkiye”,Elips yay.2004<br />
Bacon, Francis “Denemeler”,yky yay.2000. İst.<br />
Goethe, J.W “Doğu-Batı Divanı”, iyiadam yay. 2000<br />
Dante, Alighieri “İlahi Komedi”, Oğlak yay. İst.2001<br />
Flaubert, Gustave “Salambo”,Litaratür yay. 2003 ist.<br />
Chateaubriand “Paris, İstanbul, Kudüs, Bir Seyyahın Anıları”, İlkbiz yay 2005 ist.<br />
Chew, Samuel “The Crescent and The Rose” Cambridge pss, 1976 England<br />
Lewis, Reina “Oryantalizmi Yeniden Düşünmek” Kapı Yay. 2006<br />
Bacınoğlu, Tamer “Modern Alman Oryantalizmi” , Asam Yay. 2003 ist.<br />
Turner, Brain “Oryantalizm,Postmodernizm,Globalizm”, Anka Yay.2002<br />
Yavuz, Hilmi “ Modernleşme, Oryantalizm ve İslam”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://islamicevaplar.com/batinin-kollektif-dogu-ruyasi-oryantalizm.html/untergehende-sonne" rel="attachment wp-att-2096"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-2096" title="Untergehende Sonne" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/oryantalistler-1-1-1.jpg" alt="" width="420" height="315" /></a></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/batinin-kollektif-dogu-ruyasi-oryantalizm.html">Batı’nın Kollektif Doğu Rüyası: Oryantalizm</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/batinin-kollektif-dogu-ruyasi-oryantalizm.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batılı aydınların peygamberimiz ile ilgili sözleri</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/batili-aydinlarin-peygamberimiz-ile-ilgili-sozleri.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/batili-aydinlarin-peygamberimiz-ile-ilgili-sozleri.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eren Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2012 15:56:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı aydınların peygamberimiz ile ilgili sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[oryantalistler ve Hz Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=322</guid>

					<description><![CDATA[<p>     İslam ve Hz. Muhammed Hakkında Batılıların Sözleri *   George Sale, Hz. Muhammed&#8217;in peygamberliğini kabul etmese de, &#8216;güzel bir ahlaka sahip olduğunu&#8217; itiraf eder. (G. Sale, The Koran, s.7) Kafir bile ahlakını reddedemiyor.     &#8220;Hz Muhammed yeryüzünde Allah’ın dinini kurmak üzere gönderilmiş idi. Kuran’ın en büyük iddiası Allah’ın, yani yaratıcının birliğidir ve Hz Muhammed bunu anlatmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/batili-aydinlarin-peygamberimiz-ile-ilgili-sozleri.html">Batılı aydınların peygamberimiz ile ilgili sözleri</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>     İslam ve Hz. Muhammed Hakkında Batılıların Sözleri *<br />
</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  George Sale, Hz. Muhammed&#8217;in peygamberliğini kabul etmese de, &#8216;güzel bir ahlaka sahip olduğunu&#8217; itiraf eder. (G. Sale, The Koran, s.7) Kafir bile ahlakını reddedemiyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">   &#8220;Hz Muhammed yeryüzünde Allah’ın dinini kurmak üzere gönderilmiş idi. Kuran’ın en büyük iddiası Allah’ın, yani yaratıcının birliğidir ve Hz Muhammed bunu anlatmak için gönderilmiştir.&#8221;  ( Lord John Davenport, Hz Muhammed ve Kuran’ı kerim, s. 47)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">   &#8220;Bu Zât&#8217;ın etrafına maksatlı bir şevkle yığdığımız yalanlar, bizim için sadece bir utanç vesilesidir. Sessiz ve büyük bir ruh; ancak ciddî olabilen biri. Maksadı, dünyayı aydınlatmaktı; dünyayı Yaratan, böyle emretmişti.&#8221;  (Thomas Carlyle, Heroes and Hero Worship and the Heroic in History, 1840)<em><br />
</em></span><br />
<span style="color: #000000;">  &#8220;Bir elinde kılıç, diğer elinde Kur&#8217;ân&#8217;la resmedilen Müslüman asker tipi, sadece bir sahtekârlıktan ibarettir.&#8221;  (A. S. Tritton, Islam, 1951)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Tarih gösteriyor ki, dünyayı süpüren ve hâkimiyetleri altına aldıkları ırkları kılıcın ucuyla İslâm&#8217;ı kabule zorlayan fanatik Müslümanlar masalı, tarihçilerin tekrarlaya geldikleri en fantastik ve en saçma hurafelerden biridir.&#8221;  <em> </em>(De Lacy O&#8217;leary, Islam at the Crossroads, Londra, 1923)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammed&#8217;in sağduyusu, krallığın ihtişamını çok hakir görüyordu. Allah&#8217;ın Elçisi, ailesinde bir hizmetçi gibi davranıyor, ateşi yakıyor, yeri süpürüyor, koyunları sağıyor, elbiselerini ve ayakkabılarını bizzat kendisi tamir ediyordu. Bir rahip, bir keşiş görüntüsü verme gereği de duymadan, çok tabiî bir zühd hayatı yaşıyordu.&#8221;</span><br />
<span style="color: #000000;">(Edward Gibbon, The Decline and Fall of the Roman Empire, 1823)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammed&#8217;in hayatının en büyük başarısı, sadece ahlâkının gücünde yatmaktadır. Hayranlığımızı çeken, O&#8217;nun dininin anlatılması değil, devam edebilme gücüdür. O&#8217;nun Mekke ve Medine&#8217;ye nakşettiği aynı duru ve mükemmel tesir, onca olup bitene rağmen, 12 asırdır Hint, Afrikalı ve Türk Müslümanlarca aynen korunmaktadır. Onlar, inanç ve ibadetlerinde yönelip, kendisine bağlandıkları makamın beşer seviyesine düşmesine karşı durmayı daima bilmişlerdir. Ulûhiyet kavramı, hiçbir zaman bir putla değerden düşürülmemiş, Peygamber&#8217;e verilen değer, asla beşerî sıınırı aşmamış ve O&#8217;nun getirdiği ve canlılığını sürekli koruyan prensipler, takipçilerinin kendisine karşı duyduğu saygı ve teşekkür hislerinin, hep akıl ve din sınırları içinde kalmasını sağlamıştır.&#8221;  (Edward Gibbon, Simon Oakley, History of the Saracen Empire, Londra, 1879)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Koruduklarının en vefalı koruyucusu ve konuşması en tatlı, en kabul edilir olandı. O&#8217;nu ilk görenler, karşısında önce saygıyla ürperir, yanına yaklaşanlar ise O&#8217;nu sever ve O&#8217;nu tarif edenler, &#8220;Ne daha önce, ne de daha sonra O&#8217;nun gibisini görmedim.&#8221; derlerdi. Çok az konuşurdu, fakat konuştuğu zaman da vurgulu ve bilerek konuşur ve dinleyen kimse,O&#8217;nun söylediklerini unutmazdı.&#8221; (Laneâ Poole, Speeches and Table Talk of the Prophet Muhammad)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Arabistan&#8217;ın bu büyük Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen ve nasıl öğrettiğini, nasıl yaşadığını bilen herkesin, Ulu Zât&#8217;ın elçilerinin en büyüklerinden biri olan bu güçlü Peygamber için ürpertici bir saygıyla dolmaması mümkün değildir. Arzettiğim bu eserde söyleyeceklerimin pek çoğu, çoklarının bildiği şeyler olsa da, ben onları ne zaman yeni baştan okusam, bu Arabistanlı Muallim için hep yeni bir hayranlık, yeni bir saygı duyuyorum. &#8221;  (Annie Besant, The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Fakirlere karşı cömertliği o derecedeydi ki, sık sık bizzat kendi ailesi aç kalırdı. Fakirlerin sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmaz, onlarla sohbete oturur ve acılarını büyük bir içtenlikle paylaşırdı. Sağlam bir arkadaş, vefalı bir yoldaştı.&#8221; (W. C. Taylor, The History of Muhammadanism and its Sects)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Hem devletin hem caminin başı; hem Sezar hem Papa, fakat Papa&#8217;nın sun&#8217;iliklerini taşımayan bir Papa ve hususi birlikleri, özel korumaları, devamlı silâh altında bir ordusu, polis gücü ve sabit geliri olmayan bir Sezar. Eğer tarihte her bakımdan ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş biri varsa, o da Muhammed&#8217;dir; çünkü O, en güçlüydü, fakat güce ehemmiyet verdiği yoktu. Özel hayatında ne kadar sade ise, halkın içinde de o kadar sade idi. Muhammed&#8217;in dininde, burada her şey farklıdır. O&#8217;nun hakkında, gizemli ve gölgeli şeyler değil, açık bir tarih var. Muhammed&#8217;in dışa dönük tarihini biliyoruz; O&#8217;nun, misyonunu ilânıyla başlayan içe dönük tarihi konusunda ise, menşei ve korunmasıyla eşsiz ve hakkında kimsenin ciddiye alınabilecek bir şüphe ortaya koyamadığı en Aslî Bir Otorite&#8217;ye dayanan bir kitaba sahip bulunuyoruz.&#8221;  (Reverend Bosworth Smith, Muhammad and Muhammadanism, Londra, 1874); &#8220;Muhammed, rütbe bakımından insanların en yücesi olarak kabul ediyorum. Hatta insanlık onun bir benzerini görmemiş ve görmeyecektir.&#8221; Reverend Bosworth Smith (Cüneyt Avcıkaya, Kolaycılığa kaçmanın adıdır deizm, s. 107 ) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;İslâm, kelimenin etimolojik ve tarihî en geniş anlamıyla makul bir dindir. Bu dinde Kur&#8217;ân ve Peygamber&#8217;in öğretileri, daima temel kalkış noktası olarak önceliğini korumuş ve tevhid akidesi, her zaman hiç bulanmaz bir berraklık, bir ululuk ve tam bir kanaat ve kararlılıkla ilân edilmiştir. Böylesine net, bütün teolojik karmaşıklıklardan uzak ve her insanın idrakine hitap edebilen bir akideden, insanların vicdanına her zaman kolaylıkla yol bulması beklenir ve nitekim bulmuştur da.&#8221; (Edward Montet, La Propagande Chretienne et ses Adversaries Musulmans, Paris 1890)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammad, halkı için parlak bir örnekti. Şahsiyeti, öylesine pâk ve lekesizdi. Evi, elbisesi, yiyecekleri&#8230; kısaca, bütün hayatı sade idi. Sun&#8217;ilikten o kadar uzaktı ki, arkadaşlarından asla özel bir saygı beklemez; bizzat kendisinin gördüğü kendi şahsî hizmetini kendisine kölesinin bile yapmasını istemezdi. Herkes, her zaman huzuruna girebilirdi. Hastaları ziyaret ederdi ve herkese karşı sevgi doluydu. Toplumunun iyiliğine duyduğu ilgi ve bu konuda gösterdiği gayret ölçüsünde de cömert ve âlicenap idi. &#8221;  (Dr. Gustav Weil, History of the Islamic Peoples)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Dünyada başka hiç kimse, önüne gönüllü veya gönülsüz O&#8217;nunkinden daha büyük bir hedef koymamıştır: Allah&#8217;la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan kaldırmak; Allah&#8217;la insanı aracısız karşı karşıya getirmek; puta tapıcılığın maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında aklî ve kutsal ilâh kavramını yeniden yerleştirmek. Dünyada başka hiç kimse, bu kadar zayıf vasıtalarla insan gücünün bu kadar ötesinde bir işe girişmemiştir; böylesine büyük bir hedefin tasarlanmasında ve uygulamaya geçirilmesinde kendinden başka vasıtası ve çölde yaşayan bir avuç insandan başka yardımcısı yoktu O&#8217;nun. Ve, başka hiç kimse dünya üzerinde O&#8217;nun gerçekleştirdiği ölçüde büyük ve kalıcı bir ikinci inkılâbı gerçekleştirmiş değildir; çünkü, iki asırdan daha az bir zaman içinde İslâm, inanç ve hâkimiyet plânında tüm Arabistan&#8217;a yayılmış ve Allah adına İran&#8217;ı, Horasan&#8217;ı, Mâverâünnehir&#8217;i, Batı Hindistan&#8217;ı (Pakistan), Suriye&#8217;yi, Habeşistan&#8217;ı, bütün Kuzey Afrika&#8217;yı, İspanya&#8217;yı, Akdeniz&#8217;de çok sayıda adayı ve Galya&#8217;nın (İspanya) bazı kısımlarını fethetmiştir. Eğer gayenin büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan dehasının üç ölçüsüyse, modern dönemler tarihinde kim Muhammed&#8217;le karşılaştırılabilir ki? En meşhur insanlar, sadece ordular, kanunlar ve imparatorluklar meydana getirmişlerdir. Çoğu defa gözleri önünde dağılıp giden maddî iktidarlardan başka bir şey kurmamıştır onlar. Fakat bu insan, yalnızca orduları, kanunları, imparatorlukları, milletleri ve hanedanlıkları harekete geçirmekle kalmamış, ayrıca, o zamanki meskûn dünyanın üçte birinde milyonlarca insanı ve daha da ötesi mâbedleri, &#8216;tanrı&#8217;ları, dinleri, fikirleri, inançları ve ruhları yerinden oynatmıştır. Her harfi kanun olan bir Kitab&#8217;a dayanarak, her dil ve her ırktan insanlardan bir mânâ ümmeti çıkarmıştır. Bize, bu Müslüman ümmetin silinmez karakterini, sahte ilâhlardan nefreti ve bir ve gayrâ€“i maddî Allah tutkusunu bırakmıştır. Göğün, kudsiyetinden uzaklaştırılmasına karşı oluşan bu ulûhiyet tutkusu, Muhammed&#8217;in takipçilerinin en büyük faziletidir; arzın üçte birinin bu inanca teslim olması, O&#8217;nun bir mûcizesidir. Uydurma ilâh zürriyetlerinin bıktırıcılığı altındaki bir dünyada ilân edilen Allah&#8217;ın birliği inancı, telâffuz edilir edilmez bütün eski putperest mâbedlerini yerle bir eden ve dünyanın üçte birini harekete geçiren başlı başına bir mûcizeydi. Bu Zât&#8217;ın hayatı, tefekkürü, ülkesinin bâtıl inançlarını kahramanca inkârı, puta tapıcılığın öfkelerine meydan okumaktaki cesareti, Mekke&#8217;de 13 yıl süreyle gösterdiği sabır ve tahammül, halkın ezâsını ve hattâ hemşehrilerinin kurbanı oluşunu kabulü; evet, bütün bunlar ve ilâveten kesintisiz tebliği, tuhaflıklara karşı koyuşu, başarıya inancı ve felâketler karşısındaki insan üstü güven duygusu, zafere götüren sabır ve azmi, tek bir ideale olan tutkulu bağlılığı ve asla imparatorluk peşinde olmayışı; bitmez duası ve ibadeti, Allah&#8217;la olan mânevî haberleşmesi, vefatı ve vefatından sonraki muzafferiyeti; bütün bunlar bir yalana değil, sarsılmaz bir inanca şahitlik etmektedir. Esaslı bir akideyi yeniden yerleştirme hususunda O&#8217;na güç veren bu inançtı. Bu akîde de, iki taraflıydı: Allah&#8217;ın birliği ve Allah&#8217;ın maddî olmayışı. Birinci taraf, Allah&#8217;ın ne olduğunu, ikinci taraf da ne olmadığını anlatıyordu. Fikirlerin filozofu, hatibi, elçisi, ortaya koyucusu, cenkçisi ve fâtihi; aklî inançların, tasvir, timsal ve heykelleri olmayan bir dinin ve 20 dünyevî ve bir mânevî devletin kurucusu Muhammed. İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O&#8217;ndan daha büyüğü var mıdır? &#8221;  (Alphonse de LaMartaine, Historie de la Turquie, Paris, 1854)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Bugün, milyonlarca insanın kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât&#8217;ın en güzel olan hayatını bilmek istiyordum. Şimdi her zamankinden daha eminim ki, bugün de hayatta İslâm&#8217;a yer veren güç, asla kılıç değildir. İslâm, gücünü, sadeliğinden, Peygamber&#8217;in kendisini bütünüyle nefyetmesinden, verilen söze ve yapılan anlaşmalara mutlak bağlılıktan, Peygamber&#8217;in, arkadaşlarına ve takipçilerine olan vefasından, korkusuzluğundan, Allah&#8217;a mutlak tevekkülü ve misyonuna olan kesin itimadından almaktadır. Kılıç değil, bu unsurlardır ki, İslâm&#8217;ı her tarafa taşımış ve her engeli aşmıştır. Peygamber&#8217;in hayatının 2&#8217;nci cildini bitirdiğim zaman, bu büyük hayat hakkında daha fazla okuyamayacağım diye ciddî üzüldüm.&#8221; ( Mahatma Gandhi, Young India, 1924&#8217;te yayınlanan ifadesi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Gelecek 100 yıl içinde İngiltere&#8217;de, hayır bütün Avrupa&#8217;da hâkim olma şansına sahip bir din varsa, bu, İslâm olabilir. Olağanüstü canlılığından dolayı Muhammed&#8217;in dinine daima büyük değer verdim. Bu din bana, varlığın ve hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din olarak görünüyor. O harika Zât&#8217;ı da inceledim ve O, bana göre, bırakın deccal olmayı, İnsanlığın Kurtarıcısı olarak çağrılmalıdır.İnanıyorum ki, O&#8217;nun gibi biri modern dünyada diktatörlüğü ele geçirecek olsa, bu dünyanın en çok ihtiyacı olan barış ve mutluluğu sağlayacak bir tarzda onun bütün problemlerini çözer. Bir öngörüm var: Muhammed&#8217;in inancı, yarının Avrupa&#8217;sında kabul görecektir, nitekim bugünün Avrupa&#8217;sında kabul görmeye başlamış bulunmaktadır. &#8221; (Sir Georged Bernard Shaw, The Genuine Islam, 1936, 1: 8 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Dünyayı en çok etkileyen şahıslar listeninin başına Muhammed&#8217;i koymuş olmam, bazı okurları şaşırtacak, bazılarınca da sorgulanacaktır. Fakat, tarihte hem seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan O&#8217;dur. Denebilir ki, Muhammed&#8217;in İslâm üzerindeki şahsî tesiri, İsa Mesih ve Aziz Pavlos&#8217;un Hıristiyanlık üzerinde birlikte bıraktıkları tesirden daha fazladır. Seküler ve dinî tesirin, tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi, Muhammed&#8217;in, tarihin en etkili şahsı olmasına yetmektedir.&#8221; (Michael Hart, The 100, A Ranking of the Most Influential Persons in History, New York, 1978)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Elindeki imkânların kıtlığı, buna karşılık başardığı işlerin boyutu ve kalıcılığı, O&#8217;nun ismini dünya tarihinde, sadece Mekkeli Peygamber olmanın çok ötesine taşımaktadır. Güzel şehirler, devlet sarayları ve mâbedler, varlıklarını O&#8217;nun sayısız hanedana aşıladığı hareket ve hamle kabiliyetine borçlu olup, çok geniş ülkeler ve eyaletler de, yine O&#8217;nun sayesinde imana teslim olmuştur. Bütün bunların ötesinde, O&#8217;nun sözleri, nesillerin inancını belirlemiş, hayatlarının prensipleri olarak kabul edilmiş ve öbür dünya adına rehber olarak benimsenmiştir. Binlerce mâbedde mü&#8217;minler, Allah&#8217;ın Peygamberi, Resüllerin sonuncusu olarak kabul ettikleri bu Zât&#8217;a salâvat getirir. Beşerî tanınmışlığın ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O&#8217;nunkiyle mukayese edilebilir? &#8221;  (J. W. H. Stab, Islam and Its Founder)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Ciddî ve ağırbaşlı idi; çok az yer, çok oruç tutardı. Çok sade giyinir, gösterişten kaçar, bilgi satmazdı. Sadeliği tabiî idi ve giyim gibi hususlarla ayrıcalık sergilenmesinden asla hoşlanmazdı. Muamelelerinde âdildi. Arkadaş olsun yabancı olsun, zengin olsun fakir olsun, güçlü veya zayıf olsun, herkese adaletle muamele ederdi. Bilhassa halk kesimlerine çok yakın ilgi gösterir, onların şikâyetlerini dinler ve onlar tarafından çok sevilirdi.  Askerî başarıları, kazandığı zaferler, O&#8217;nda hiçbir gurur ve kendini beğenmişlik uyandırmadı; eğer bu başarılar şahsî gayelere dayanmış olsaydı, mutlaka uyandırırdı. Düşmanlarıyla çepeçevre sarılı olduğu zaman hangi sadelik ve tevazu içinde idiyse, gücünün zirvesine ulaştığında da yine aynı sadelik ve tevazu içindeydi. Bırakın bir hükümdar tavrı takınmayı, bir odaya girdiğinde kendisine normalin dışında bir saygı gösterildiğinde bile çok rahatsız olurdu.&#8221; (Washington Irwing, Life of Muhammad, New York, 1920)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammed&#8217;in dehâsı, İslâm yoluyla Araplara üflediği ruhtur ki, onları yüceltmiştir. Onları, ataletten ve kabilevî tıkanıklıktan çok büyük bir devlet olmaya yükseltmiştir. Muhammed&#8217;in Allah inancının yüceliği ve bunun O&#8217;nun karakterine ve davranışlarına kattığı sadelik, ciddiyet ve duruluktur ki, bütün çekiciliği ve gerçek ilham gücüyle, Arapların ahlâkî ve zihnî dokusunu oluşturmuştur. &#8221;  (Arthur Glyn Leonard, Islam, Her Moral and Spiritual Values)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Kendisi bütünüyle ümmî, fakat tabiat kitabını çok iyi okumuş bulunan zihni, en okumuş ve akıllı muhalifleriyle tartışmalara girmiş ve takipçileri içinde en alt seviyede bulunanların bile idrak seviyesine seslenebilmiştir. Sade belâgatı, izzet ve inceliği bir araya getirebilmesiyle büyük etki gücü kazanıyor, iç ihtişam ve hürmet telkin ediciliğiyle çok içten bir sevecenliğin birleştiği yüz ifadeleri, karşısındaki insanlara sevgi ve hürmet telkin ediyordu. Aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden bir dehâ veya yön verici bir edaya sahipti.&#8221;  (Charles Stuart Mills, History of Muhammadanism)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammed, çok kısa bir ömürde, hiç de ümit vermeyen bir malzemeden “dönemin Arapları“ o ana kadar coğrafî genişliğinden başka bir şeyi olmayan bir ülkede öyle bir din tesis etti ki, bu din, çok geniş sahalarda Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin mutlak önüne geçtiği gibi, çok kısa bir süre içinde ve çok geniş bir alanda, dönemin medenî dünyasının en gözde bölgelerini içine alan pek büyük bir devletin temellerini oluşturdu.&#8221;   (Philip K. Hitti, History of the Arabs, 1951)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammed, tarihin, tek ve büyük bir gerçeği hayatlarının zembereği yapma saadetine ermiş birkaç mutlu insanından biridir. O, Allah&#8217;ın Resülü idi ve hayatın sonuna kadar kim olduğunu ve varlığının özünü oluşturan mesajını hiçbir zaman unutmadı. Aldığı mesajları halkına, çok büyük memuriyetinin şuurunda olmaktan kaynaklanan büyük bir ciddiyetle, fakat aynı zamanda en tatlı bir tevazu ile iletti.&#8221; (Stanley Lane “Poole, Studies in a Mosque)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammed&#8217;in yüklendiği vazife ve misyon, ancak Allah&#8217;a ve gayb âlemine çok derin bir imanı olan bir insanda bulunabilecek olağanüstü bir güç ve hayat örneğidir. O, arkadaşlarının imanı, ahlâkı ve bütün bir dünya hayatı üzerinde, ancak gerçekten çok büyük bir insanın yapabileceği tesiri yapmış ve çok önemli bir gerçeği yayma çabaları hep yeni yeni sonuçlar verecek kişilerden biri olarak kabul edilecektir. &#8221; (Rodwell, hazırladığı Kur&#8217;ânı Kerim meâline yazdığı önsözden)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;İnancı uğruna her türlü işkenceye katlanmaya hazır olması, O&#8217;na inanan ve O&#8217;nu lider kabul eden insanlardaki yüksek ahlâkî karakter ve başarısının büyüklüğü, bütün bunlar,O&#8217;nun şahsiyet bütünlüğünün delilleridir. Muhammed&#8217;i bir yalancı görmek, ortaya çözülemeyecek pek çok problem çıkaracaktır. Ayrıca, tarihte büyük insanların hiçbiri, Batı&#8217;da Muhammed kadar yanlış tanıtılmamıştır. Bu bakımdan, eğer O&#8217;nu gerektiği gibi anlamak istiyorsak, sadece Muhammed&#8217;in gayesindeki temel dürüstlüğünü ve bütünlüğü tanımakla kalmamalı, geçmişten devraldığımız hataları düzelteceksek, O&#8217;nun ortaya koyduğu inandırıcı ve kesin delilin doğruluk gösterisinden çok daha öte ve önemli şeyler istediğini ve elde edilmesinin de çok zor olduğunu unutmamalıyız.&#8221;  (W. Montgomery Watt, Muhammad at Mecca, Oxford, 1953)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;O&#8217;nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hâfızayla gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün Mükemmel (Evrensel) İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları, takipçilerinin günlük hayatını yönlendirmemiştir. Ayrıca, başka herhangi bir dinin kurucusu, geride Müslüman Resül ölçüsünde bir güven ve itimat bırakmamıştır.&#8221;  (D. G. Hogarth, Arabia)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Başka hiç bir din, İslâm ölçüsünde hızlı yayılmadı. Batı, bu dinî yayılışın ancak kılıç yoluyla mümkün olabileceği inancına kapılmıştır. Fakat, hiçbir modern araştırmacı bu görüşü kabul etmiyor; Kur&#8217;ân&#8217;ın vicdan hürriyetine verdiği destek çok açıktır. Muhammed, İslâm&#8217;ın bu, vahye muhatap kurucusu, 570&#8217;de putlara tapan bir kabile içinde dünyaya geldi. Daha doğumunda yetimdi; bilhassa fakirler ve muhtaçlar, dullar ve yetimler, köleler ve ezilmişlerle yakından ilgilenirdi. 20&#8217;sinde başarılı bir iş adamı oldu ve ardından zengin bir dulun deve kervanlarını idare etmeye başladı. 25&#8217;ine geldiğinde, O&#8217;nun faziletlerini gören bu hanım, kendisine evlenme teklifinde bulundu. Kendisinden 15 yaş büyük de olsa, bu hanımla evlendi ve onun vefatına kadar sâdık bir eş olarak kaldı. Kendisinden önceki her büyük peygamber gibi, Muhammed de Allah&#8217;ın Kelâmı&#8217;nın nakledicisi olarak hizmet görmenin utangaçlığıyla yaşadı; çünkü bu, kolay bir iş değildi. Ne var ki, Melek bir kere &#8220;Oku!&#8221; demişti. Bildiğimiz kadarıyla, Muhammed&#8217;in okuması ve yazması yoktu, fakat, kısa bir süre sonra yeryüzünün geniş bir bölümünde devrim yapacak olan vahiy mahsulü sözleri yazdırmaya başlamıştı: &#8216;Bir Allah vardır.&#8217; Muhammed, her meselede pratikti ve çözüm üretebiliyordu. Sevgili oğlu İbrahim vefat ettiğinde güneş tutulması oldu ve Allah&#8217;ın, Resülü&#8217;nü tesellisi olarak yorumlandı. Muhammed, derhal müdahale etti: &#8220;Güneş tutulması gibi hâdiseler, bir insanın ölümüne verilmez.&#8221; Bu çalışmayı yaparken benim önümdeki problem daha küçük; çünkü biz, bu çarpıtılmış tarih türüyle (Batılılar ölçüsünde) beslenmedik ve dolayısıyla, İslâm hakkındaki yanlış anlamalarımızı ortaya koymak için çok zaman harcamamıza gerek yok. Meselâ, İslâm ve kılıç teorisi bizim çevrelerde fazla işitilmez. &#8220;Dinde zorlama yoktur.&#8221; şeklindeki İslâmî prensip, bizde iyi bilinir.&#8221;  (K. S. Ramakrishna Rao, Mohammed: The Prophet of Islam, 1989)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;İslâm&#8217;la birlikte ruh, peşin hükümlerden, insan iradesi de, kendisini sözde gizli güçlerin, belli sırlar sahibi olduklarını ileri sürenlerin ve kurtuluş alıp “satanların iradesine tâbi kılan bağlardan kurtuldu ve neticede, Allah&#8217;la kul arasında aracılık kalktı ve dolayısıyla başkalarının iradeleri üzerinde salâhiyet iddia edenler, tahtlarından oldular. İnsan, yalnızca Allah&#8217;a kul ve başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan hür bir varlık hâline geldi. İslâm&#8217;dan önce insan sosyal ayırımcılıklardan çok çekmişti; fakat İslâm, bütün insanlar arasında eşitlik getirdi. Bir Müslümanı diğerlerinden ayıran faktör doğum, renk, ırk, sosyal statü değil, sadece takvâ, sâlih amel ve ahlâkî vasıflardır.&#8221; (Dr. Laura Veccia Vaglieri, Apologia dell İslamismo, s. 3334)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Bu tavizsiz tevhid inancı, aşkın bir varlığın mutlak hâkimiyetine olan sade ve sarsılmaz iman, İslâm&#8217;ın ana gücünü teşkil ediyor. Bu dinin bağlıları, çoğu dinlerin bağlılarında görülmeyen ve bilinmeyen şuurlu bir rıza, tatmin ve sabır duygusuna sahipler. Müslüman ülkelerde intihar hâdisesine pek nadir rastlanıyor.&#8221;  (Philip K. Hitti, History of the Arabs, 1951, s. 12)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;İslâm bana, bütün parçaları tam bir denge ve kesintisiz bir huzur vericilik içinde birbirini destekler ve bütünler bir ahenk arz eden mimarî bir eser gibi görünüyor. İslâm&#8217;da her şey, gerek düstur, gerekse uygulama olarak tam olması gereken yerde. &#8221;  (Muhammed Esed [Leopold Weis], Islam at the Crossroads, 5)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Müslüman Araplar olmasaydı,modern Avrupa medeniyeti, bütün tekâmül safhalarını aşmasını sağlayan bir hüviyete asla bürünemezdi. İslâm kültürünün belirleyici tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme budu yoksa da, bu tesir, modern dünyanın en büyük kuvvet ve muzafferiyet kaynağını oluşturan tabiî bilimler ve ilim ruhu sahalarında çok daha fazla belirgindir&#8230; Bilim dediğimiz şey, Avrupa&#8217;da yeni araştırma ruhunun, yeni inceleme metotlarının, deney ve gözlem metodunun, matematiksel ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin neticesinde ortaya çıkmıştır ki, bunlar, eski Yunan&#8217;ın malûmu değildi. Bu ruh ve bu metotlar, Avrupa&#8217;ya Araplar tarafından getirilmiştir. &#8221;  (Robert Briffault, The Making of Humanity)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  &#8220;Muhammedîlik kabul edildiği zaman putperestlik, totemizm, çocukları öldürme, büyücülük hemen kaybolur. Kirliliğin yerini temizlik alır ve İslam&#8217;ı kabul eden kişi, şahsî bir şeref, haysiyet ve kendine güven duygusu kazanır. Hayasızca yapılan danslar, oyunlar ve cinsler arası ahlâksız münasebetler sona erer; kadının iffeti kabul edilen bir fazilet hâlini alır. Çalışkanlık, tembelliğin yerine geçer ve keyfîlik yerini kanuna bırakır. Düzen ve temkin yerleşir. Kan davalarıyla, hayvanlara ve kölelere kötü muamele yok olur. İslâm, batıl inançlarla her türlü tefessühü silip süpürmüştür. İslâm, boş polemiklere karşı bir baş kaldırmadır. Kölelere ümit, insanlığa kardeşlik ve temel insan fıtratına tanıma getirmiştir.. İslâm&#8217;ın yerleştirdiği faziletler edep, nefse hâkimiyet, temizlik, iffet, adalet, metanet, cesaret, cömertlik, misafirperverlik, dürüstlük ve sabırdır.. İslâm, Müslümanlar arasında tam bir kardeşlik ve eşitlik vaz&#8217; eder. Kölelik, İslâm inancının bir parçası değildir. Çok kadınla evlilik şartlara bağlıdır ve zor bir iştir. Kaide olmaktan ziyade, sadece bir istisnadır. Musa onu yasaklamamış, Davud uygulamış, İncil de açıkça men etmemiştir. Muhammed ise, onu sınırlandırmış ve belli şartlara bağlamıştır. Müslümanlar, Allah&#8217;ın iradesine teslimiyetleri, nefse hâkimiyetleri ve iffet, doğruluk ve İslâm kardeşliği sayesinde kendilerini taklitle çok şeyler kazanacağımız bir model oluşturmuşlardır. İslâm, Hıristiyan dünyanın üç baş belâsı olan sarhoşluk, kumar ve fuhşu ortadan kaldırmıştır. İslâm, medeniyet adına Hıristiyanlıktan çok daha fazla şey ortaya koymuştur. Dünyanın üçte birinin Muhammed&#8217;in itikadına bağlanması bir mûcize, belki bir insandan ziyade, aklın mûcizesiydi. &#8221;   (Isaac Taylor, nakl. Ebu&#8217;l Fazl İzzetî, An Introduction to the History of the Spread of Islam, Oxford )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">* Bu itirafların İslami açıdan bir önemi yoktur. Ama batılı ağız ile yapılmaları da önemlidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2012/03/hzmuhammed-imagesCAYN8H4Y.jpg"><span style="color: #000000;"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-307" title="hzmuhammed-imagesCAYN8H4Y" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/2012/03/hzmuhammed-imagesCAYN8H4Y.jpg" alt="" width="223" height="226" /></span></a></span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/batili-aydinlarin-peygamberimiz-ile-ilgili-sozleri.html">Batılı aydınların peygamberimiz ile ilgili sözleri</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/batili-aydinlarin-peygamberimiz-ile-ilgili-sozleri.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
