<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<atom:link href="https://islamicevaplar.com/tag/baris/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<description>Ateist, Deist, Agnostik, Misyoner, Oryantalistlere Cevaplar</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Jul 2025 11:16:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.5</generator>

<image>
	<url>https://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/cropped-Islami-Cevaplar-logo-32x32.png</url>
	<title>İslamiCevaplar.Com...etiket</title>
	<link>https://islamicevaplar.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Savaş esnasında uyulması gereken kurallar</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/savas-esnasinda-uyulmasi-gereken-kurallar.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/savas-esnasinda-uyulmasi-gereken-kurallar.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2012 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ateizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 256]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[Enfal 39]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtehine 8]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 13]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 2]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 29]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Savaş esnasında uyulması gereken kurallar İslam savaş hukuku -Savaş esnasında bile hukuk!- ‘İslam barış dinidir’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve ‘İslam kılıç zoru ile yayılmadı’ adlı yazılarımız oryantalistlerin bu konudaki iddiaları cevap vermektedir. Cihad ‘Çaba ve gayret sarf etmek’ anlamlarına gelen ‘cihad’, İslam inancına göre ‘nefs, şeytan ve düşman zulmüne karşı Allah yolunda mücadele etmek’ anlamlarına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/savas-esnasinda-uyulmasi-gereken-kurallar.html">Savaş esnasında uyulması gereken kurallar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><strong>Savaş esnasında uyulması gereken kurallar</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>İslam savaş hukuku -Savaş esnasında bile hukuk!-</strong></span></p>
<p><span style="color: #999999;">‘İslam barış dinidir’, ‘Kur’an’ın kaynağı nedir?’ ve ‘İslam kılıç zoru ile yayılmadı’ adlı yazılarımız oryantalistlerin bu konudaki iddiaları cevap vermektedir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Cihad</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Çaba ve gayret sarf etmek’ anlamlarına gelen ‘cihad’, İslam inancına göre ‘nefs, şeytan ve düşman zulmüne karşı Allah yolunda mücadele etmek’ anlamlarına gelir. Cihad kavramının kök fiili olan cehd, ‘her türlü çabayı sarf etmek ve gayreti göstermek’ (Ezheri, Tehzibu’l-Luğa, I/458); insanın iyi şeylere nail olması veya kötülükleri uzaklaştırmak için var gücüyle bütün gücünü sarf etmesi (İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, III/133-134); Allah tarafından kullarına verilmiş olan bedeni, mali ve zihni kuvvetleri Allah yolunda kullanmak (Kasani, El Bedaiu&#8217;s Senai fi Tertibi&#8217;ş-Şerai, VII/97); o yolda feda etmek, inanan kimselerin maddi-manevi bütün varlığını Allah yolunda ortaya koyarak görünen düşmana karşı, şeytana karşı ve nefse karşı yapılan mal, can, dil ve kalp ile yapılan her türlü mücadele (İbn Kayyum, Zadu’l-Me’ad, III/9-11); “can, mal, namus, akıl ve dinin korunması için’ yapılan mücadele” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 30) anlamlarına gelir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Cihat kelimesi kök itibariyle “ceht” kelimesine dayanır. Cihat bir amaç ve gaye uğruna her türlü gayret ve fedakarlığı yapmak demektir. Bu gayret ve fedakarlığı yapan kişiye “Cahit”; cihadı hayatının tarzı ve bir buudu haline getiren kişiye de “mücahit” denir. Allah yolunda cihat ise kişinin Kur’an’ın hakikatlerini yeryüzüne yayıp, bütün akılları ve kalpleri fethederek, insanların İslam’ın nuruyla nurlanmalarına vesile olmak için canıyla ve malıyla mücadele edip, elinden gelen bütün fedakârlığı ve gayreti göstermesidir. Ancak bu gayrette ikna vardır, zorlama ve icbar yoktur. Kalpleri ihya vardır, bunaltmak ve karartmak yoktur.” (Dr. İlyas Bozkurt, Mukaddime, s. 268-269) Çünkü Kur’an-ı Kerim, “Dinde zorlama yoktur. Doğru ile yanlış; hak ile batıl birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştır.” (Bakara, 256) ve Efendimiz, “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin nefret ettirmeyin” (Müslim, 1732) buyurmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hristiyanlıktan İslam&#8217;a geçen İngiliz yazar Pickthall’ın her yönü ile çok iyi kavradığı cihad tanımı ile konumuza başlayalım. Pickthall’a göre “Cihad, daha iyiye ulaşma gayreti ve şeytanın gücüne karşı savaştır” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 106) ve “İslam&#8217;ın savaşları tamamen nefsi müdafaa olarak başlamış ve insanlık çerçevesinde yapılmıştır. Öyle ki o zaman düşmanın haklarının da dikkate alınması, daha önce yeryüzünde asla bilinen bir şey değildir.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 212)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">‘Kıtal’ sözcüğü ise Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;savaş&#8221; anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla cihad, kıtal anlamını da içine alan kapsamlı bir kavramdır. “Allah yolunda her kıtal bir cihattır ama her cihat bir kıtal değildir.” (Akın Karadeniz, Kur’an’da Cihad-Kıtal Farkı ve IŞİD Terör Örgütü, Tesam Akademi Dergisi, Yıl 2016, Cilt: 3 Sayı: 1, s. 158) Bu yazımızda cihad kelimesinin ‘kıtal’ anlamı üzerinde duracağız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bundan birkaç sene önce Twente Üniversitesinde bir konferansa katıldım. 600 kişiyi bulan dinleyiciler arasından birisi, Kur’an’ın şiddet içerdiğini ve insanları şiddete teşvik ettiğini iddia etti ve bana Kur’an’dan bir ayet okudu. Meali şöyleydi: ‘Küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.’ Ben ise ayetin baş tarafını okumasını söyledim Okumak istemedi. Ben tamamladım. ‘Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa!’ (Tevbe, 12) Bildiğiniz gibi devletin savaş hukuk kuralları ayrıdır ve barış hukuk kuralları ayrıdır. İslam Hukukunun birinci kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’de hem barış dönemine ve hem de savaş dönemine ait ayetler vardır. İşte İslamofobik ve aşırı sağcı Hollandalı siyasetçi Wilders benzeri İslam karşıtı ateist ve oryantalistler, Kur’an’ın savaş dönemine ait bazı ayetlerini alarak sanki geneli kapsarmış gibi gösterip ve barış anında da bu kuralların geçerli olduğu izlenimini uyandırmaya çalışmaktadırlar!  Mesela Washington Times’ın yazarlarından Cal Thomas tıpkı Wilders gibi davranmış ve bu ayetin sadece ‘Onları yakaladığınız yerde öldürün’ bölümünü alarak İslam’ı ve Kur’an’ı suçlamıştır. Eğer siz ayetlerin niçin nazil olduğunu veya hangi münasebetle Peygambere indirildiğini bilmezseniz, manayı anlayamazsınız.” (Prof. Ahmet Akgündüz, Yeni şafak, 06.04.2008) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kur’an kıtale (Allah yolunda silahla savaşa) iki durumda izin vermektedir. Birincisi, düşmanın saldırısı karşısında müdafaa niyetiyle yapılan kıtaldir. İkincisi ise mazlumun müdafaası amacıyla yapılan kıtaldir.” (Bozkurt, Mukaddime, s. 269-270) “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez” (Bakara, 190); “Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diye yalvarıp yakaran zayıf, çaresiz ve ezilen erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz” (Nisa, 75) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İngiliz yazar, yorumcu ve dinler tarihçisi Karen Armstrong: &#8220;Kur’an’da savaş, karşı çıkılması gereken bir şeydir; tek adil savaş, savunma savaşıdır. Bazen değerleri savunmak için insanlar savaşmak zorunlu kalır.&#8221; (Karen Armstrong, Tanrı&#8217;nın Tarihi, s. 241) Savaş kaçınılmaz olduğunda bile, Fransız yazar Emile Dermenghem’in ifadesi ile, &#8220;İslam, insana savaştayken dahi bir merhamet duygusu,  bir adalet duygusu vermektedir.” (Temoignage de I&#8217;İslam, Les Cahires du Sus, 1947) Yabancı yazarların kavradığı bu gerçeği içimizdeki yabancılar olan İslam karşıtlarının da bir gün anlayacağı ümidi ile konumuza devam edelim…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Adalet, özgürlük ve düzenin korunması olarak meşru savaş; bir cihattır.&#8221;  (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 212) Unutulmamalıdır ki &#8220;Barış, &#8216;dinamik bir şeydir&#8217; (R.G.Collingwood, The New Leviathan, s. 334) ve şuurlu, uyanık olmayı, hep farkında olma halini gerektirir.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s.195)  İslam hukukunda aşırı yorumcu olduğu iddia edilen İbni Teymiyye bile, ‘İnsanları Müslüman yapmak için savaş başlatılmasını veya Müslüman olmamaları durumda öldürülmeleri gibi bir durumun İslam&#8217;a aykırı olduğunu’ açıkça ifade etmiştir. (İbni Teymiye, Kaide fi Kıtalı&#8217;l-Küffar, s. 59) Onun en meşhur öğrencisi İbni Kayyım el Cevziyye de, &#8216;İslam, öldürmeye savaş sebebiyle izin vermiştir. İnançsızlık, küfür sebebiyle değil.&#8217; demektedir.  (Cevziyye, Ahkamu ehli&#8217;z-Zimme, I/17) “Haçlı Seferleri sırasında, ünlü Hanbeli alimi İbni kayyım el Cevziyye adalet ilkesinin gözetilmesini hatırlatır. Müslüman olmayanlara karşı savaşın ancak, karşı tarafın saldırısı durumunda meşru olacağını söyler.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 76)   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Ganimet iddiası</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hemen hemen her oryantalist, askeri faaliyetleri &#8216;ganimet&#8217; merkezli olarak değerlendirmekte ve İslam&#8217;ın kılıç ile yayıldığını iddia etmektedir.” (İngiliz ve Alman oryantalistlerin Hz. Muhammed tasavvuru, s. 292) Halbuki Lord John Davenport’un da ifade ettiği gibi, “Arapların İslam’ı kabul etmeleri genel ve samimi bir hareket idi. Arapların din bilinçleri artık uyanmış, şehadet her Müslüman’ın ‘biricik samimi hedefi’ olmuştu. Güç kazanmak, düşmandan ganimet elde etmek, şan kazanmak, hatta ahirette cenneti kazanmak ancak bu hedefi kuvvetlendiriyordu.” (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an-ı Kerim; Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 31) “Akabe&#8217;de peygamber, “Bana destek vererek bütün saldırılardan koruyacağınıza ve savunacağınıza dair biat ediniz.” demiştir. Abbas bin Ubade Hazreclilere “Bütün dünyaya karşı açtığı savaşları izleyeceğiniz anlamına gelmektedir.” diye hatırlatıyordu. Hazrecliler dediler ki: Buna karşı mükafatımız ne olacak? Hz. Peygamber: ‘Cennet’ dedi. Bu insanlar samimi olmasalardı bu sayılan fedakarlıkları dünyevi olmayan bir karşılık için yüklenirler miydi? Müslümanların komutanının İran komutanına: “Sana, sizin hayatı sevdiğiniz kadar ölümü seven bir orduyla geleceğim.” demişti. Bi&#8217;ri maune olayında, şehit edilen Haram b. Milhan&#8217;ın “Kâbe&#8217;nin Rabbine yemin ederim ki ben kazandım” diye haykırmasını, samimi inançtan başka ne ile açıklayabiliriz?” (Altay Cem Meriç, Peygamberliğin İspatı, Haber Delili, s. 99) &#8220;Thomas Walker Arnold: İmparator Heraklius, topraklarına giren İslam ordularını geri püskürtmek için bir ordu toplamıştı. Arap Kumandan Ebu Ubeyde, daha önce savaşın olacağı bölge halkından topladığı bütün cizyenin ‘iadesini’ emretmişti. “Aramızda anlaşmaya göre, sizleri korumamız gerekiyor. Fakat şimdi bu bizim gücümüzü aşıyor. Geri veriyoruz. Eğer galip gelirsek anlaşmamızın şartları gereği, kendimizi sizi korumaya mecbur sayacağız. Şayet muzaffer bir şekilde geri dönersek bunu geri alacağız, muktedir olamazsak verginiz burada, onu alın.” Halbuki kendilerine saldıran büyük bir ordudan haberdar olmuş İslam ordusunun, elbette paraya ihtiyacı olacaktı… ‘İslam fetihlerinin kökenlerini, iktisadi olgularda ya da ganimet hırsında aramak gerçeğe aykırı bir iddiadır.’ Fethedilen pek çok bölgede, Müslüman olsun diye halka para verilmişti.&#8221; (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 339-341) &#8220;Mekke’nin fethedildiği zaman, yıllarca kendisine ve müminlere her türlü işkenceyi yapanlar ele geçirilmişti.  Sa’d b. Ubade gibi bazı komutanlar, müşriklerin yıllarca yaptığı işkence karşısında ellerine intikam alma fırsatını geldiğini ifade etmek için  “Bugün savaş günüdür.” demişti. Bu söz karşısında Efendimiz: “Hayır! Bugün ‘merhamet ve bağışlanma’ günüdür.” diyerek onu uyarmış ve yerine  Kays b. Sa’d&#8217;ı komutan olarak tayin etmişti. (İbn-i Seyyidinnas, II/232; Buhari, Meğazi, 48; Prof. C. Karadaş, kafama Takılanlar 3, s. 26) “Halife Ömer bin Abdülaziz de bir defasında dünyevi şeylere meyleden bir valisine: &#8220;Yazıklar olsun sana! Hz. Muhammed servet yığmak için değil, hidayet önderi olarak gönderilmiştir.&#8221; demiştir. İslam hükümetinin temel meselesi ahlak eğitimidir. Bu hükümet siyasi ve iktisadi meselelere dini açıdan bakmakta ve ahlakı maddi menfaatlere tercih etmektir.” (Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 273)  İskoç tarihçi ve oryantalist William Montgomery Watt da İslami mücadelede maddi imkanların temel güdüleyici sebep olduğu tezini, ‘aşırı materyalist bir iddia’ olarak nitelendirir ve reddeder. (Watt, Muhammad at Medina, s. 220)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalistler ve cihad</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed için &#8216;hakaret dolu&#8217; sözler (İntikamcı, tiran, sahtekâr; Müslümanlar için, ganimet avcısı, katil, fanatik, barbar gibi) sarf eden oryantalistlerin bu üsluplarında, yaşadıkları dönemdeki misyonerlik faaliyetleri ile irtibatlı olmalarının büyük önemi vardır. Muir&#8217;in deyimi ile &#8216;Hristiyanlığın en büyük düşmanı&#8217; olarak İslam&#8217;ı görmeleri, üsluplarında Dımeşki&#8217;den beri aynı çizgiyi devam ettirmelerine neden olmuştur. Oryantalistlerin gözünde Müslümanlar, Tanrı&#8217;nın tek gerçek dini olan Hristiyanlığın baş düşmanı ve temiz Hristiyan toplumunu kirleten &#8220;hastalık mikropları&#8221; idiler. (Mehmet Özdemir, İspanya krallığının XVI. yüzyılda Endülüs Müslümanları, AÜİFD, XXXV/263) Oryantalistler bazen tek bir olayı genelleştirip sonuç çıkarmaya çalışırken bazen de sonuçtan hareketle sebep belirlemeye çalışmaları nedeni ile &#8216;keyfi bir tutum&#8217; içinde bulunmuşlardır. (İbrahim Sarıçam, Seyfettin Erşahin, Mehmet Özdemir, İngiliz ve Alman oryantalistlerin Hz. Muhammed tasavvuru, s. 293) Muir de iki Medineli putperestin sadece ganimet için savaşa katılma isteklerinden hareketle Müslümanların da ganimet arzusuyla savaşlara katıldıklarını iddia etmektedir. (Meryem Beyza Aykaç, Sır Wıllıam Muır’in siyeri, yüksek lisans tezi,  s. 75) Nahve gazvesi olayını değerlendirirken de bu defa sonuçtan hareketle amacı belirlemişlerdir. Halbuki İ. Hişam, Vakidi, İ. Sad ve Taberi, Peygamberimizin komutana verdiği mektupta sadece &#8216;Müşrik kervanlarını gözetleme ve haber getirme&#8217; görevinden bahsedilmektedir! (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 294) Goldziher dışındaki oryantalistler Hz. Muhammed&#8217;i &#8216;milli bir lider&#8217;, yerel bir komutana indirgemek isterler. Goldziher ise, Hz. Muhammed&#8217;in kendisini evrensel bir misyona sahip biri olarak gördüğünü iddia eder. (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 295) Mekke&#8217;deki Muhammed ile Medine&#8217;deki Muhammed&#8217;i farklılaştırma gayreti de diğer bir oryantalist amaçtır. ‘Medine döneminde askeri ve siyasi bir lider ön plana çıkarken ahlak geriledi’ iddiasındadırlar. Watt ise, Medine döneminde de risalet görevini ‘unutmadan hareket ettiğini’ belirtirken (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 296) Boswort Smith de benzer bir görüşü dile getirir: &#8216;Muhammed&#8217;in Medine&#8217;de hızlı bir ahlaki çöküntüye geçtiği iddiası yaygın bir yanlış anlamadır. Eğer Mekke&#8217;nin fethine dek hep maskeli dolaşsa idi, Mekke&#8217;ye girdiği an ihtiras ve şehvetperestliğini tatmin edecek, intikam hırsını dindirecek bir zamandı. Peki, bütün bunlardan bir eser var mıdır? Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;ye girişi ile Marius veya Sulla&#8217;nın Roma&#8217;ya girişlerini yan yana getir ve oku! Güç kullanımını kıyasla! İşte o zaman biz Arabistan peygamberinin büyüklüğünü ve hoşgörüsünü daha iyi takdir mevkiinde olacağız. Ne yasak listeleri, ne yağma ve ne de ölçüsüz bir intikam vardı.&#8217; (Smith, Muhammed and Muhammedanism, s.121) Oryantalistler vahiy ile Hz. Muhammed ilişkisinde, Hz. Muhammed&#8217;in vahiylerinin insan kaynaklı olduğunu iddia etmişler ve bu kaynaklarında ittifak etmeseler de (Yahudi, Hristiyan kutsal metinleri, Arap geleneği, Hanifler vb.) vahiy almadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Sadece Watt, Hz. Muhammed&#8217;in de Kitabı Mukaddes peygamberleri gibi vahiy aldığına kesin olarak inandığını söylese de, bazı ayetlerin açıklamalarında ayetlerin Hz. Muhammed&#8217;in bilincinin birer mahsulü olarak gördüğünün  izlenimini de vermektedir. (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir s. 297) Hz. İsa&#8217;nın hiç savaşmadığını iddia eden oryantalistler, karşılaştırılan iki öznenin özelliklerindeki farklılıkları göz ardı etmektedirler. Biri &#8221;Tanrının oğlu&#8221; dolayısı ile ilah iken, diğeri kelimenin tam anlamı ile bir &#8221;insan&#8221;dır. Ayrıca Kitabı Mukaddes&#8217;teki peygamberler de savaşçıdırlar! Hz. Musa, Yeşua, Süleyman, Davud. (Sayılar, 31,1-19; Tesniye, 15-16;3-6; Yeşua, 8:24-28) Tevrat vahiy mahsulü olduğuna göre bunu nasıl izah edeceklerdir? Bu durum onlar için tam bir tezattır. Haçlı savaşları Papa’nın onayı ve desteği ile olmamış mıdır? Daha 13. yüzyılda bile Ramon Lull, misyonerlik için bile kılıcın desteğine gerek duyarken, Saksonların, Güney Amerikalıların, Endülüs Müslümanlarının ve Filipinlerin Hristiyanlaştırılmasının askeri destekle olması bir tesadüf müdür? (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 299) Zaten Hz İsa toplam 3 yıl peygamberlik yapmışken Hz Muhammed sadece Mekke’de 12-13 yıl hiç savaşmamış, Medine’de ise savunma savaşları yapmıştır. Ayrıca, ‘Sevgi söyleminden şiddet realitesine Hristiyanlık’ başlıklı yazımızdan İncil’in şiddete dönük söylem ve eylemlerine ulaşabilirsiniz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hz. Muhammed kendisini hiç bir zaman sadece bir vaiz olarak tanıtmamıştır. O (sav) hem devlet yönetmiş, hem imamlık yapmış hem de peygamberlik görevini yürütmüştür. Hayatın bir gerçeği olarak savaşlarda da komutanlık yapmıştır. Burada asıl üzerinden durulması gereken Hz. Muhammed&#8217;in savaşları yönetmesinin doğru olup olmaması değil, nasıl ve hangi ölçülerle bu savaşları yaptığı, meşru ve adil olup olmadığıdır. Öncelikle belirtelim ki Hz. Muhammed savaşın temenni edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. (Buhari, cihad, 112,156; Müslim, cihad, 10-20) Ama bir taraf haksız yere savaş başlattığında, ona karşı çıkmak ahlaki bir gerekliliktir. Mekke&#8217;de yaşanan baskı, zulüm, işkenceler neticesi yurtlarını terk etmek zorunda kalan Müslümanlar Medine&#8217;ye yerleşmişlerdi. Ama mektup ve askeri müfrezeler gönderilerek müşrikler baskılara devam etmişlerdir. Oryantalistler hep Medine&#8217;ye odaklandıkları için, Müslümanların içinde bulundukları mağduriyet, baskı, sürgün, fiziksel ve psikolojik eziyetler &#8216;bilerek veya bilmeyerek&#8217; hep göz ardı edilmiş, bu nedenle de asıl amaca hizmet edecek daha önemsiz konular (ganimet, muhalif kişilere saldırı yapılması) asıl amaç gibi gösterilmiş ve sunulmuştur. (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 300)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yahudilerle yapılan cihad</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam meşru müdafaa savaşlarını savunur. Hz. Muhammed&#8217;in savaştığı Kureyş dışındaki Hevazin, Sakif, Mustalikoğulları gibi kabileler, Efendimiz kendileri ile anlaşma yaptığı halde Kureyş ile yakın ilişki içine girmişler ve sık sık Medine&#8217;ye baskın düzenlemeyi planlamışlar (Vakidi, I/194, 196, 7,341; İbni sad, II/I34-35); Müslüman kervanlarına saldırmışlar (İbni sad, II/88-90); İslam&#8217;ı anlatmak için yola çıkanları katletmiş (İbni Hişam, III/196,183; İbni sad, II/123) ve Medine yakınlarına baskın düzenleyerek hırsızlık yapmışlardı. (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 301) Özetle bu Yahudiler, Medine sözleşmesine rağmen İslam aleyhine yoğun propagandaya girişmişler, münafık ve Mekkeli müşrikleri kışkırtmışlar, yaptıkları anlaşmaları ihlal etmişler, ilişkileri gerilimli hale sokmuşlardır. Hendek savaşı sırasında Mekkelilerle anlaşma görüşmeleri yapan Mustalik oğullarına da aralarındaki anlaşmayı hatırlatmak üzere Efendimiz elçiler gönderir. Elçiler, Hz. Muhammed hakkında çok ağır ifadelerle elçiyi geri gönderirler. (Vakıdı, II/49; İbni sad, II/77) Halbuki daha önce Hz. Muhammed, Yahudi olan diğer iki gruptan Nadiroğulları ve Kaynukaoğulları kendilerini üstün görürlerken Mustakiloğullarını onlarla eşit statüye getirmişti. (M. Hamidullah, Hz. peygamber&#8217;in savaşları, I/634) Müslümanların ölüm kalım savaşı verdikleri Hendek savaşı sırasında yaptıkları gizli anlaşmalar onların sonlarını hazırlamış, ‘kendi seçtikleri’ Evs&#8217;li Sad&#8217;ın verdiği hüküm karşısında da sessiz kalmışlardır. Hakem olan Sad&#8217;ı kendileri seçmişler, ihanetleri hakkındaki hüküm de Tevrat, Tesniye, 20;10-14&#8217;e uygun olarak verilmişti. Watt&#8217;ın da altını çizdiği (Watt, Muhammad at Medina, s. 322) gibi bu karardan sonra Hz. Muhammed&#8217;in ayıplanmaması da, üzerinde durulması gereken önemli bir husustur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hz. Muhammed, oryantalistlerin iddia ettiği gibi fırsatçı olsa  idi, bir yıl sonra ele geçirdiği Hayber&#8217;deki Yahudilere de aynı muameleyi uygular, tüm Yahudi tehditlerinden ebediyen kurtulmuş olurdu. Hz. Muhammed&#8217;in tek amacı İslam&#8217;ı yaymaktır ve O, dinin barış yoluyla yayılmasını öncelemiştir.”  (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 305) “Hz. Muhammed müşrik çocuklarının öldürülmelerini yasaklamış, &#8216;Bunlar müşriklerin çocuklarıdır&#8217; diyen sahabeyi de, &#8216;Aralarınızdaki en seçkin Müslümanların da babaları müşrik değiller miydi? Dikkat edin, çocukları öldürmeyin, bütün çocuklar İslam fıtratı üzere doğarlar&#8217; diyerek uyarmıştı. (Vakıdi, III/905) O, Savaş esirlerine iyi muamele edilmesini emretmiş, işkenceyi, tecavüzü yasaklamıştır. (A. Özel, Esir, DİA,  XI/385) Hz. Muhammed savaş esiri yetişkin erkekleri köleleştirmezdi. Yaklaşık on esir dışında hiç bir esiri de öldürmemiştir. Onlar da ya daha önce Müslüman öldürmüşler ya işkence yapmışlar ya da anlaşmalara sadık kalmamışlardı. (Mesela Ebu Azze adlı müşrik Bedir&#8217;de esir düşmüş, çocuğunu mazeret gösterince affedilmiş ama Mekke&#8217;ye dönünce &#8216;Muhammed&#8217;i kandırdım&#8217; demiş ve Uhud savaşında yeniden esir düşüp yine af dileyince Hz. Peygamber, &#8216;Mekke&#8217;ye dönüp ellerini ovuşturarak Muhammed&#8217;e ikinci kere de hile yaptığını anlatmana fırsat vermeyeceğim.&#8217; denilerek cezalandırılmıştır.) Hz. Peygamber döneminde esir alınan kadın ve çocukların, çok azı hariç, serbest bırakıldığı gözlemlenmektedir. Nitekim en çok esir alınan Mustalikoğulları ve Huneyn gazvesinden sonra tüm esirler serbest bırakılmıştır. Sadece Kureyzaoğulları istisnadır ki, onda da İslam, kölelerin serbest kalmaları için ortamı uygun hale getirmiştir. Devlet hazinesinden bir pay bile bu iş için ayrılmıştır.” (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 307) <strong> </strong>Bu konu, ‘kölelik’ adlı yazımızda ele alınmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle, “Hz. Muhammed savaşı en son çare olarak ele almıştır. Ancak zorunlu kalınca bir devlet başkanı olarak savaştan kaçınmamıştır. Anlaşmalı olduğu hiç bir kabileyi hayal kırıklığına uğratmamış, ilk bozan asla kendisi olmamıştır. Mekkeliler, Hudeybiye anlaşmasını bozana dek de Mekke&#8217;yi fethetmek için harekete geçmemiştir. Fetih sonrasında ise, bir kaç savaş suçlusu dışındakilerin tamamı serbest bırakılmıştır.” (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 308) “Müslümanlar bir ülkeyi fethedince zorla İslamlaştırma faaliyetine asla geçmemişlerdir. Yüzlerce yıl geçse de birçok Müslüman olmayan cemaat İslam topraklarında rahatlıkla yaşayabilmişlerdir.” (Sarıçam,   Erşahin,   Özdemir, s. 310) Sir Thomas Walker Arnold’un ifade ettiği gibi, “Cennet yolunu zorla kapamak isteyenlerle de savaşmak gerekir. Eğer birtakım insanların hak ve hakikate ermesine bir başka grup engel oluyorlarsa bunlarla savaş etmek de cihattır. Bunda başarı sağlandıktan sonra kişi inancında serbest bırakılır. Dilerse İslam’ı kabul eder, dilerse kendi dininde yaşamaya devam eder. İkinci yolu tercih ederse cizye verir. Bu vergi, savaşlara katılmamanın ve İslam ülkesinde her türlü can ve mal güvenliği içinde yaşamanın bedelidir. Bu konuda İslam hukuka o kadar riayet eder ki, Müslüman bile olsa &#8220;Askerlik yapmayan bazı Müslüman gruplardan, zekat yerine cizye tahsil edildiği bile olmuştur.” (Arnold, İslam&#8217;ın Tebliğ Tarihi, s. 92 -93)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Savaş esnasında uyulması gereken kurallar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam dini, savaşı bile belli kurallara bağlamış, savaş esnasında bu kuralları çiğnemeye izin vermemiştir. Bırakın savaş esnasında olmasını, normal zamanlarda hedefe ulaşmak için her şeyi mübah gören materyalist zihniyet sahibi makyavelistlerin bu disiplini anlamaları beklenemez. Ama biz Müslüman’ız ve dinimizin kuralları çerçevesinde hareket etmekle yükümlüyüz. Bizi biz yapan değerler  ve uymamız gereken kurallar vardır ve bizi ‘zalim, sömürgeci, vahşi’lerden ayıran da bu özelliklerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kur’an’daki bir ayeti açıklarken o konudaki tüm ayet ve hadisler bir araya değerlendirilmeli, ayetlerin iniş sebebi -sebebi nüzul- iyi bilinmelidir ki, usulsüzlük, önyargı veya hata ile yanlış sonuçlara ulaşılmasın. Ayetlerdeki ifadeleri metnin ana akışından kopararak farklı anlamlara çekmeye çalışmak ve ayetleri Kur’an’ın genel mantığından ayırarak değerlendirmek sadece hata arama gayretinin göstergesi olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Misyoner ve ateist zihniyet, özellikle savaş esnasında uyulması gereken ayetleri barış zamanlarında gündeme getirip, İslam’ı savaş dini gibi göstermeye çalışırlar. Halbuki İslam barış dinidir. İslam’ın ruhu, özgürlük, barış ve hoşgörüdür. Bu konuda ‘İslam barış dinidir’ ve ‘İdealler ve tarihten pratik realiteler’  adlı yazılarımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Savaş, insanlık tarihinin en önemli toplumsal olayıdır.” (Prof. Dr. Ali Engin Oba, Savaş ve barışa siyasal felsefe açısından bakmak, Yeni dünya ekonomi ve güvenlik mimarisi, s. 27) İslam bu olayı kurallara bağlamış, sınırlar çizmiştir. Atom bombası, napalm bombası, zehirli gaz gibi savaş araçlarının Müslümanlarca kullanılması yasaktır. Ama İslam’ı eleştiren zihniyet sahibi tüm ateist, Hristiyan ve Yahudiler bu araçları tarihte ve özellikle son yüzyıl içinde defalarca kullanmış, kullanmaya devam etmekte, katliamlar yapmaktadırlar ve görülen o ki yapmaya da devam edeceklerdir. İşte burada İslam savaş hukukunun önemi bir kez daha anlaşılmaktadır! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın Pasifik muharebelerinde ABD 6 Ağustos 1945’de Japonya&#8217;nın Hiroşima kentine, 9 Ağustos&#8217;ta ise Nagazaki&#8217;ye atom bombası atar. 255 bin kişinin yaşadığı Hiroşima&#8217;ya atom bombası atan ABD, &#8220;dünyada ilk kez atom bombası kullanan ülke&#8221; olarak tarihteki yerini alır. ABD&#8217;nin, Hiroşima&#8217;dan 3 gün sonra Nagazaki&#8217;ye de &#8220;şişman adam&#8221; (fat man) adlı bombayı atması sonucu 195 bin nüfuslu Nagazaki&#8217;nin yarısı yok olur. Kentte ilk olarak 39 bin olan ölü sayısı, yılsonuna kadar 75 bine yükselir.” (TRT Haber, 08.08.2023) Napalm bombası ise, aşırı derecede sıcaklık üreten bir bomba türüdür ve ilk olarak 1944&#8217;de Pasifik Tinian Savaşı&#8217;nda ABD tarafından kullanılmıştır. Ve 70 yıl sonra; “İsrail, Gazze’de sivil halkın üzerine yasak olan misket ve beyaz fosforlu bomba yağdırmaya devam eder.” (Takvim, 12 Ekim 2023) İsrail 7 Ekim’den bu yana Lübnan’ın güney sınırında, Hizbullah hedeflerine karşı beyaz fosfor kullandığını da kabul eder. (BBC, 19 Nisan 2024) Örnekler hâlâ aralıksız her an yaşanmaya da devam etmektedir! “Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü&#8217;ne göre İsrail Filistin’e 70 bin ton bomba attı ve bu miktar, İkinci Dünya Savaşı sırasında Dresden, Hamburg ve Londra&#8217;ya atılan bombaların toplamını aşıyor. Ayrıca bu bombaların gücü o kadar büyük ki, toplam patlayıcı kuvveti İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya&#8217;nın Hiroşima kentine atılan bombanın yaklaşık 4.6 katı.” (14.6.2024) İşte Müslümanları ‘savaşçı, katliamcı’ olmakla suçlayanlar da bu Hristiyanlar ve Yahudilerdir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam&#8217;a göre barış esas, savaş ise geçicidir. Savaşı başlatan taraf asla Müslümanlar olmaz. Serahsi&#8217;nin ‘el-Mebsut’ adlı ünlü eserinde “İslam hukukçularının çoğuna göre savaşın illeti (meydana gelmesine sebep olan husus) karşı tarafın dinimize ve ülkemize saldırıda bulunmasıdır.” (Mebsut, X/5) demektedir. &#8220;Hz. Muhammed, Müslümanların karşı karşıya kaldığı sıkıntılar sebebiyle ya da İslam&#8217;a yönelik imha edici tavırlardan dolayı zaman zaman savaşlara girmek zorunda kalmıştır. Hz. Peygamberin giriştiği savaşlarda mutlaka savaş hukukunun, savaş ahlakının ve savaş stratejisinin önemsendiğini, bunlar çerçevesinde adımlar atıldığını unutmamalıyız.&#8221; (Prof. Adnan Demircan, Siyer Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru, s. 214) Ama savaş başlarsa, o zaman cihad hükümleri devreye girer ve &#8220;Ey insanlar! Düşmanla karşılaşıp savaşmayı arzu etmeyin, Allah&#8217;tan afiyet (ruh ve beden sağlığı, huzur) isteyin. Düşmanla karşılaşınca da sabır ve sebat gösterin ve bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.&#8221; (Müslim, el-Cihad, 5) hadisi gereği, savaşı istemese de başlatanlar olursa Müslümanlar üzerine düşen görevi yerine getirmekten çekinmezler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam hukukçularına göre savaşların meşru yani hukuka uygun olması şu şartlara bağlıdır: “Savaş, savunma savaşı olursa, barış antlaşması düşman tarafından bozulursa, haksızlığa uğrayan Müslümanlara yardım etmek amacıyla, İslam&#8217;ın insanlara tanıtılmasına ve din vicdan özgürlüğünü sağlanmasına yönelik bir saldırı olursa. Savaş halinde yasak olan fiiller ise şunlardır: Kadınlar, çocuklar, hastalar, yaşlılar, din adamları, çiftçi, işçi, iş adamları, düşman rehineleri öldürmek, dini görüşlerine saygısızlık yapmak, düşman askerlerini yakmak, cesetler üzerinde tahribat yapmak, düşman devletin kadın vatandaşlarına tecavüz ve onlarla gayrimeşru ilişkide bulunmak. Öyle ki, bu eylemler had cezasını gerektirir. Peygamberimiz Hayber&#8217;i fethettikten sonra, ele geçen bütün Tevrat nüshalarını bile Yahudilere iade etmişti.” (Şiddet karşısında İslam, Prof. Dr. Ahmet Yaman, DİB,  s. 310-313, 325; Muhammet Çakır, İslam hukuku açısından şiddet ve terör olgusu, s. 98-105) Bilge lider Aliya İzzetbegoviç, Bosna Savaşının tam ortasında‘Demokratik Eylem Partisi&#8217;nin 12 Ocak 1994 tarihli yönetim kurulunda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Görüyorsunuz, Allah bizi zor bir imtihandan geçiriyor. İnsanlarımız boğazlanıyor, kadınlarımız ve çocuklarımız öldürülüyor, camilerimiz yıkılıyor ve biz ne onların kadınlarını ve çocuklarını öldürmek ne de kiliselerini yıkmak istiyoruz. Bunu yapmak istemiyoruz çünkü bazı istisnalar olsa da, ‘bu bizim tarzımız değil. Bu herkese ulaştırmamız gereken bir mesaj. Kazanacağız; çünkü öteki dine, öteki ulusa ve öteki siyasi duruşa saygılıyız.’ Çünkü aklı başında ve dürüst insanlarız. Aslında, ‘herhangi bir kutsal nesneyi tahrip etmemiz, bizlere açık bir biçimde yasaklanmıştır.’ Ve buna saygı gösterdiğimizde, kiliselere ve diğer dinlere saygı gösterme iradesini ortaya koyduğumuzda, ‘Kutsal Kitabımız Kur’an&#8217;a dosdoğru bir biçimde ve harfiyen uymuş oluyoruz. Bu bizim zaferimizin anahtarıdır. Allah&#8217;ın yardımıyla kazanacağız, çünkü (Kur’an&#8217;ın) belirlediği bu  yasalara uyacağız.’ Sırbistan&#8217;a dört asır boyunca Türkler hükmetmiş olmasına rağmen, İslam’ın insanları zorla dine döndürmesinin yasak olması sayesinde Deçani, Graçanica ve Sopoçani manastırları yerlerinde duruyorlar. Türkler buraları tahrip etmediler. Çünkü ‘inandığımız kitap, bu türden bir tahribatı reddediyor.’ İnsanlarımız bu kurala sadık kaldılar. ‘Çalışması ve savaşması gerektiğine, ancak olaylara hükmedemeyeceğine inanan bir topluluğa mensup değil miyiz? İnsanlar tarihe hükmedemezler. Tarihe Allah hükmeder’ ve O ne derse o olur.” (Aliya İzzetbegoviç, Bosna Mucizesi, s. 34-35) &#8220;Savaşla ilgisi olmayan kadınların, din adamlarının, çocukların öldürülmesi İslam tarafından yasaklanmıştır. İster Yahudi olsun ister Hristiyan, zulmetmemiş bir sivile el sürülemez. Mücahid sivil öldüremez. Afganistan’da Ruslara karşı savaşırken Ruslardan intikam almak, Rusları savaştan vazgeçirmek için gidip onların sivillerini öldürmüyorduk. Çünkü bunu herkes İslam’a aykırı görüyordu. Bundan dolayı da Rus sivillere karşı değil, sadece askerlere karşı savaşıyorduk. İslam için savaşanlar, mücahid kardeşlerimiz aşırılıklardan uzak durup nebevi metoda uymak zorundadırlar. Bunun için de âlimlerin sözüne itibar edip, nasihatlerine kulak vermelidirler. Cihad, İslam’ın önemli temellerinden biridir; fakat nasıl ki namaz kılmanın, abdest almanın kuralları varsa ‘cihadın da kendine göre kuralları vardır.’ Namazın farzlarını yerine getirmediğinizde namaz olmazsa, cihadın farzlarını yerine getirmediğinizde de cihad olmaz. Herkesi Kur’an ve Sünnet’in koyduğu kurallara, ‘Hududullah’a uymaya’ çağırıyoruz.&#8221; (Adem Özköse&#8217;nin Afganistan’da Rusların işgaline karşı savaşan mücahid komutanlarından Libya’lı Abdulhakim Belhac ile yaptığı röportajdan, Hakan Albayrak, Star, 01 Mayıs 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Savaşın kaçınılmaz olduğu durumlarda, Müslümanların uymak zorunda olduğu temel ilkeler</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haklı savaş gerekçesi ilkesi: Kur’an-ı Kerim’deki savaşın sebebi, düşmanın saldırı ve zulmüdür. Düşman, Müslümanların yurtlarını basar, hicrete zorlar, can, mal ve din ve namus güvenliğini tehdit ederse, bu durum savaşı zorunlu ve mecbur olur. Kur’an’a göre, düşman güçlere karşı verilecek savaşın gerekçesinin makul ve haklı olması gerekir. Esasen “istila”, “sömürü” ve “tecavüz” için yapılan savaşları tanımayan İslam dini (Bakara, 205; Nisa, 94; Kasas, 83; Şura, 41-42) savaşa ancak ‘Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslam’a ve İslam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek’ amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru gördüğü bu savaşı da diğerlerinden ayırmak için ona cihat adını vermiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Adil savaş ilkesi: Bu ilkeye göre, savaş sadece savaşa katılan tarafa yöneliktir. İslam’da düşmanı öldürmekten ziyada insanı kazanmak esastır. Bu amaçla, savaştan önce düşman İslam’ı kabul etmeye çağrılır, kabul etmezse itaat ve cizye (savaş tazminatı) teklif edilir. Bunlar yapılmadan cihada teşebbüs edilmez. Düşmana sunulan bu gerekçeler kabul edilmediğinde Allah’tan yardım dilenerek savaşa girilir. Savaşa girildiğinde, Müslümanlar, “adil savaş ilkesi”ne göre adım atmak zorundadırlar. Bu ilkeye göre, savaşta vurulacak hedef ‘sadece düşman askerleridir.’ Savaş sırasında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yatalak hastalar, mecnunlar, sakatlar öldürülemez. Savaşa iştirak etmeyen din adamlarına ve ihtiyarlara silah çekilmez, savaşa katılmayanlar (esnaf ve çiftçiler gibi sivil halk) katledilemez (Bakara, 191) Savfan İbnu Assal anlatıyor: “Resulullah beni savaşa gönderirken şu talimatı verdi: “Allah’ın adıyla, Allah yolunda yürüyün. Allah’ı inkar edenlerle savaşın, işkence yapmayın, anlaşmanızı bozmayın. Ganimeti çalmayın, çocukları öldürmeyin.” (Müslim, Cihad 3,(1731); Tirmizi, siyer 48,(1617); Ebu Davut, Cihad 90)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendimiz Müslüman’ın karşısına silahı ile çıkmayan kadınların savaşta öldürülmesini yasaklamıştır. (Buhari, Cihad 147) İslam savaş hukuku gereği, “Kadınların, çocukların, yaşlıların ve din görevlilerinin öldürülmesi; mal, mülk, ürünlerin imha edilmesi yasaklamış” (Ziyaüddin Serdar, İslam medeniyetinin geleceği, s. 47) “ve kadınlar, çocuklar, yaşlılar, savaşa katılmayan şahısların hakları koruma altına alınmıştır.” (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 213) &#8220;Hz. Muhammed’in şahsında, ahlak yüksekliği ile cesaretin ve yiğitliğin birleşmesi, kazandığı başarılara yardım etmiştir. Savaşlarda kadın, çocuk, yaşlılara dokunmayı, direnmeyen halkın evlerine saldırmayı yasaklıyordu. Muhammed, İslam’a saldıranları bastırmış ama günahsız kadın, kız ve çocukları korumuştur. İspanyollar Peru ve Meksika’da hiç merhamet göstermemişlerdir. Aynı İspanyollar 12 milyon Hintliyi yok ederken hareketlerinin Kitabı Mukaddes’e uygun olduğuna inanıyorlardı. Las Csasa diyor ki: Sen Dominik ve Jamaika adalarında köpeklerce parçalanmak üzere diri diri çocukların atıldığını gördüm.&#8221; (Lord John Davenport, Hazreti Muhammed ve Kur’an-ı Kerim; Hazreti Muhammed (sav)&#8217;den Özür Diliyorum, s. 29, 95) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İşkence, savaşçı olmayanların öldürülmesi, katliam yapmak, insan ve hayvanların uzuvlarının kesilmesi, verilmiş söze ve yapılmış antlaşmaya aykırı hareket etmek, savaş zarureti bulunmadıkça tarım mahsullerinin, orman ve ağaçların yakılması, namus ve şereflere tecavüz, zina ve gayr-i meşru münasebetler, düşmandan alınan rehineleri öldürmek, ölülerin başını veya uzuvlarını kesip teşhir etmek, çiftçi, tacir, esnaf, işadamı gibi fiilen harbe iştirak etmemiş, savaş ile ilgili olmayan kimseleri öldürmek, harp esirlerini rehine almak, kalkan yapmak, onların arkasında düşmana doğru ilerlemek ve hatta bazı İslam hukukçularının açık ifadelerine göre zehirli ok bile kullanmak yasaktır. (Buhari, Cihad, 150; el-Benna, el-Fethu&#8217;r-Rabbani (Tertibu-Müsnedi-Ahmed), XIV/61; Muhammed Hamidullah, İslam&#8217;da Devlet İdaresi, s. 166. Kaynak: hayrettinkaraman.net/yazi/hayat/0113.htm) “Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.&#8221;(Mümtehine, 8)</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Savaşta aşırı gitmemek ilkesi: İslam, savaş halinde bile insani değerlere önem verir. Savaşta bile ölçüyü kaçırmamayı bir temel prensip olarak kabul eder. İslam, aşırı ve haddi aşan tavırlara karşı yaptırımlar getirmiştir. Bu nedenle, İslam hukukunda saldırıya ancak misli ile mukabele edilir; aşırı gitmek suçtur. Kur’an-ı Kerim, düşmanla yapılan yüz yüze savaşta bile, aşırı gidilmesini yasaklar: “Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara, 190) “Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah muttakilerle beraberdir.” (Bakara, 194) Peygamberimiz savaşa gönderdiği komutanlara şu talimatı veriyordu, “Allah’ın adıyla yola koyulun, Allah yolunda mücadele verin, savaştığınız insanlarla aranızda bir anlaşma var ise ona anlaşmaya uyun, ihlal etmeyin, haddi aşmayın, meşru savaş esnasında öldürdüğünüz insanlara müsle (cesetlerine saygısızlık edip burnunu kulağını kesme) yapmayın, çocukları, yaşlıları, kadınları, ibadethanelerdeki insanları öldürmeyin.” (Müsned, I/300; Ebu Davud, Cihad 82; Sünen-i Kübra, IX/90) Hz. Ebu Bekir de Suriye’ye gönderdiği Hz. Üsame’ye şu talimatı vermişti: “Ey Üsame! İhanet etmeyin, haksızlık etmeyin, mal yağmalamayın, (meşru öldürmenin dışına çıkıp) müsle yapmayın (ölü cesedin azalarına dokunmayın); çocuk, yaşlanmış, ihtiyar, kadın öldürmeyin, hurmalıkları kesip yakmayın, Meyveli bir ağacı da kesmeyin Yemek maksadı olmaksızın davar, sığır, deve öldürmeyin. Yol boyu ibadethanelere çekilmiş insanlara rastlayabilirsiniz, onlara dokunmayın, ibadetlerine karışmayın&#8221; (İbnü&#8217;l-Esir, 2/335)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sulh ve barış ilkesi: İslam, düşman tarafından teklif edilen sulh ve barış anlaşmalarına karşı barış ve sulh ile mukabele etmeyi prensip olarak kabul eder. (Enfal, 61-63; Hucurat, 9) Kur’an, her konuda “sulh (daima) hayırlıdır” (Nisa, 128) mesajını bütün dünyaya 1400 senedir ilan etmektedir. “Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah af edici ve bağışlayıcıdır” (Bakara, 192) ve “Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur” (Bakara, 193) ayetleri de barışın öncelendiğinin altını çizer.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Esirlere iyi muamele etme ilkesi: İslam, esirlere iyi muamele edilmesini emreder. Müslümanlar, esirleri yedirmekle ve aç ve susuz bırakmamakla mükelleftirler. Bu görevi de Allah rızası için yaparlar. (Bakara, 177; Enfal, 69-71; Muhammed, 4; İnsan, 8-12. Kaynak: sorularlaislamiyet.com/savasin-kacinilmaz-oldugu-durumlarda-muslumanlarin-uymak-zorunda-oldugu-ilkeler-nelerdir) Bu konuda, ‘Kölelik’ adlı yazımızı da öneririz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Konu hakkında ayetler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Soru: Enfal, 39. ayet:  “O müşriklerle hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar savaşın” ne demektir?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam dininin, Müslümanlarla anlaşma yapan gayri müslim ülkelere ve bir İslam ülkesinde yaşayıp cizyesini (vergisini) veren gayrı müslimlere savaş açmaması gösteriyor ki, söz konusu ayet-i kerimenin din özgürlüğünü sınırlamakla bir alakası yoktur. İslam&#8217;da, yukarıda bahsedilen bu iki gayri müslim grup ile sulh içinde yaşamak esastır. Onlarla savaşılmaz, onların hakkı koruma altındadır. Bu durum tarihen de sabittir! Ayetteki fitnenin ne olduğunu anlamak için de aynı surenin 3 ayet öncesine bakmak gerekmektedir. Enfal 36. ayette “Mallarını, Allah yolundan insanları alıkoymak için harcamak” ve bu yolla insanları ayartma faaliyetinden bahsedilmektedir. İşte ayet bu dayatmanın, bozgunculuğun kaldırılması için savaşa izin vermektedir. Dinin tamamen Allah&#8217;ın olmasının anlamı inanç ve din özgürlüğünün tam anlamı ile hayata geçirilmesidir. Çünkü aynı surenin 30 ve 34. ayetlerinde de “İnkar edenlerin Müslümanları tutsak etmeleri, öldürmeleri ve yurtlarından çıkarmak için tuzaklar kurmaları ve Mescidi Haram&#8217;dan menetmelerinden” (Enfal, 30, 34) bahsedilmektedir. Kur’an’ı anlamada en önemli kriterlerden olan ayetin öncesi ve sonrası ile okunması (diğer önemli kriter; aynı konudaki tüm ayet ve hadislerin bir arada değerlendirilmesi) kuralı bizi tek bir sonuca götürmektedir:  Enfal, 30, 34 ve 36. ayetlerle beraber değerlendirildiğinde Enfel, 39. ayetin, “inanç ve ibadet özgürlüğüne mani olanlarla, Müslümanları öldüren, işkence edenler, yurtlarından sürenlerle ve fitne ile insanları Allah katından koparmaya çalışanlarla mücadeleden” bahsettiği anlaşılmaktadır. &#8220;Din, sadece Allah&#8217;a ait oluncaya kadar&#8221; ifadesine Macaristan’lı mühtedi Muhammed Esed, &#8220;Hiçbir cezalandırma korkusu duymadan Allah&#8217;a ibadet edilinceye ve hiç kimse başka bir insana korku ile boyun eğmek zorunda kalmayıncaya kadar&#8221; anlamını vermektedir. (Aynı anlamdaki Bakara, 193. ayete yaptığı 170. dipnot açıklaması) Enfal, 39. ayet bir sonuçtur, nedenler ise Enfal 30, 34, 36. ayetlerde açıklanmıştır. Kısaca ayetler inanç ve ibadet öz­gürlüğünü engelleyenler ve onlarla mücadeleden bahsetmektedir ki, bu ayetler Müslümanlara iki büyük hedef de göstermektedir: Fitnenin (her türlü kaos ve kargaşanın) kökünü kazımak ve Allah’ın dinini hakim kılmak. Bunlardan birincisi evrensel barışa işaret eder. Yani, bütün insanların huzur ve emniyet içinde yaşayabileceği bir ortam meydana getirmeyi amaçlar. Öyle ki, gayri müslim bir devlet, başkasına zulüm etse, bu fitneyi ortadan kaldırmak için bile mazlum olan devlete yardım edilmelidir. “Allah’ın dinini hâkim kılmak.” ayetinden başka dinden olanları zorlamak anlamı asla çıkmaz çünkü aynı konu hakkındaki diğer ayet gayet açıktır: “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256) Dinde tebliğ vardır. Peygamberimiz hiç bir insanı zorlayarak İslam’a sokmamıştır. Hem peygamberimiz devrinde, hem de sonrasında Müslümanlar diğer dinlerin mensuplarına tam bir din ve inanç hürriyeti tanımışlardır. Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul’da kilise ve havraların günümüze kadar gelmesi, Balkanlarda 400 yıl süren Osmanlı idaresi zamanında Hristiyan halkın dinlerini rahatça yaşaması, Endülüs devletinde Yahudi ve Hristiyanların yüzlerce yıl süren birlikte yaşama kültürü İslam’daki din ve inanç hürriyetini gösteren en bariz örneklerdendir. Bu konudaki diğer örneklere, ‘İslam barış dinidir’ adlı yazıdan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Soru: Tevbe 5. ayet, “O müşrikleri nerde bulursanız öldürün” ne demektir? Bu konu, ‘Tevbe, 5. ayet&#8217; başlığı altında açıklanmıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevbe, 2. ayet: &#8220;Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz; onları yakalayınız; onları hapsediniz ve on­ları her gözetleme yerinde oturup bekleyiniz. Eğer töv­be eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakınız. Allah affeden ve merhamet edendir.&#8221; Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz ayetinden maksat ‘her zaman, her yerde, her müşriğin öldürülür’ demek değildir. Peki, müşrikler saldırmazlık paktı olan haram aylar çıktıktan sonra mı öldürülecektir? Bu sorunun cevabını aynı konuya açıklık getiren diğer ayetlerle cevap verebiliriz: Enfal suresinin 58. ayetinde belirtilen “antlaşmayı bozarak Müslümanlara ihanet edenler” Tevbe suresinin 4. ayetinde belirtilenlerin tersini yapanlar yani Müslümanlarla antlaşma yaptıkları halde bunu ihlal edenler, Müslümanların aleyhinde başka toplumlara yardımda bulunanlarla haram aylar çıkınca savaşılır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“12. yüzyıl fıkıhçılarından Ebu Bekir İbnu&#8217;l-Arabi&#8217;nin (Ahkamu&#8217;l-Kur&#8217;an, II/875) ve 10. asrın büyük âlimlerinden Cessas&#8217;ın (Ahkamu&#8217;l-Kur&#8217;an, III/68) açıklamaları şöyledir: Nerede bulunurlarsa öldürülecek olan müşrikler (Bakara, 191; Tevbe: 5) Arabistan kıtasında o zaman yaşayan ve Müslümanların kökünü kazımaya azmetmiş bulunan müşriklerdir. Ayetler birbirini nesh etmemiş, duruma göre nasıl hareket edileceğini göstermiştir. Nitekim Peygamberimizde buna göre davranarak Medine&#8217;ye geldiğinde bazı Yahudi ve müşrik gruplarla barış antlaşması yapmıştır. Aynı şekilde Mekke müşrikleri ile Hudeybiye anlaşması yapmış, karşı tarafın anlaşmayı bozarak -Müslümanlarla ortak savunma antlaşması yapmış bulunan- Huzaa kabilesine savaş açmalarına kadar barışa sadık kalınmıştır. Necran Hristiyanları ile de barış antlaşması imzalamıştır. &#8220;Savaş ve barışın güç, fayda ve amaç esaslarına göre yürütülmesi, bu konuda Ehl-i kitap veya müşrik farkının gözetilmemesi&#8221; uygulamasına Efendimizden sonra da devam edilmiştir.” (Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 09 Ağustos 2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tevbe 29. ayet: “Kitap verilenlerden, &#8220;Allah’a, ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.” Tevbe suresini baştan sona okuduğumuzda, Peygamberle anlaşma yapmış olan Yahudilerin anlaşmalarını bozarak, müşriklerle beraber Müslümanlara karşı savaştığına şahit oluruz. Yani ortada İslam devleti ile yapılan anlaşmayı bozup savaşan hain bir taraf vardır ve bunlar Müslümanlara zarar vermişlerdir. İşte Tevbe, 29. ayette emredilen, ‘bu hainlerin verdiği zarara karşılık olarak hakir bir şekilde savaş tazminatı ödeyinceye onlarla savaşılmasıdır.’ Yoksa durup dururken herhangi bir toplum ile zoraki vergi verinceye kadar savaşmak amaçlanmamaktadır. &#8220;Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.&#8221; (Mümtehine, 9) Allah Müslümanlarla savaşmayan kimselere iyilik yapmamızı ve onlara adil davranmamızı emreder. Dinde zorlama olmadığına (Bakara, 256) göre, hangi gerekçe ile Müslümanlar başka toplumlara savaş açabilir? Bakara 190: &#8220;Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.&#8221; Bu ayetteki mesaj gayet açık ve nettir. Eğer Müslümanlar düşmanlar tarafından saldırıya uğrarlarsa savaşacaklardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam&#8217;ın farklı din ve inanç sahibi topluluklara bakışını, onlarla kurulacak ilişkinin şeklini ve amacını ortaya koyması bakımından şu iki ayet önemli, aydınlatıcı ve belirleyicidir:  &#8220;De ki: Ey Ehl-i Kitab! Sizinle bizim aramızda eşit olan bir inanca gelin: &#8216;Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyelim, Allah&#8217;ı bırakıp birbirimizi Rab edinmeyelim&#8217;. Eğer bu çağrıyı kabul etmezlerse onlara &#8216;Şahit olun ki biz Müslümanız; yani bir tek Allah&#8217;ın iradesine teslim olmuşuzdur&#8217; deyin&#8221;  (Ali İmran, 69) &#8220;Allah, sizinle din yüzünden savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayanlarla iyilik ve adalet çerçevesinde ilişki kurmanızı size yasaklamıyor. Allah adalet ölçülerine göre davrananları sever&#8221; (Mümtehine, 8) Birinci ayet, aslı vahye dayanan din mensuplarını bütün hak dinlerin temel inancı olan tevhide çağırmakta, ikinci ayet ise Müslümanları, bir dine inansın-inanmasın bütün insanlar ile ‘iyilik ve adalet çerçevesinde’ ilişkiler ve işbirlikler kurmaya yönlendirmektedir. Bu ayete göre barış içinde yaşamak ve bütün insanlığın hayrına olacak faaliyetlerde işbirliği yapmak için diğer toplulukların belli bir inanca sahip olmaları şartı yoktur; tek şart karşı tarafın barış istemesi, insanların hak ve özgürlüklerine saygı göstermesi, ayetteki ifadeye göre ‘dinine ve yurduna saldırmamasıdır.’ Başka çare kalmadığında meşru hale geldiği için başvurulan savaş, İslam&#8217;a göre bir katliam, bir körü körüne imha hareketi değildir; ‘hedefi ve sınırları belli’ bir askeri harekettir. Bu hareketten sivillerin, masumların, çevrenin zarar görmemesi için sınırlamalar ve yasaklar getirilmiştir. Bu da İslam&#8217;da savaşın değil barışın; intikamın değil merhametin, imha ve tahrip etmenin değil; korumanın esas ve amaç olduğunun başka bir kanıtıdır.” (Hayrettin Karaman, Türkiye ve İslamiyet, s. 69; hayrettinkaraman.net/yazi/turkiyeveislam/0055.htm)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Son söz</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam&#8217;da, en azından Hanefî yorumuna göre savaşın sebebi küfür değil, savaştır. <strong>İ</strong>nsanlar Müslüman olmadıkları için onlarla savaşılmaz. Öyle olsaydı bizim fıkhımızda bunca zimmi/gayrimüslim vatandaş hukukumuz olmazdı. Tarih boyunca başka ülkelerin zulmünden kaçan gayrimüslimler İslam ülkesine sığınmazlardır. Savaşın sebebini (Mümtehine, 8-9) ayetler özetler: &#8216;Onların&#8217; savaş açmaları ve Müslümanların yurduna tecavüz etmeleri. Savaş sebebi olarak bu iki sebebe bir de Nisa, 75.  ayetinde söylenenleri eklemek gerekir: Hangi dinden olurlarsa olsunlar, zulme uğrayanların Müslümanlardan imdat istemesi.” (Faruk Beşer, Yenişafak, 07.02.2014) &#8220;İslam, savaşı da barışı da anlamlandırmıştır. Savaş, başkasının elindekini alıp onu ölüme yuvarlamanın âleti olmaktan kurtarılıp insanlara hayat ve gerçek diriliği götürmenin bir kanalı yapılmıştır. Savaş dünyalık için değil, insanları zulümden kurtarmak için yapılır. Öldürücü değil kurtarıcı savaş gelmiştir. Yeni ideolojiler, terör savaşçısı oldular. Onların savaşında kadın da öldürülür çocuk da. Onların savaşının ürünü ölümdür, bizimkinin ise barış.&#8221; (Sezai Karakoç, Dirilişin çevresinde, s. 109)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Müslümanlar en güçlü olduğu dönemlerde bile, yukarıda verilen ayetleri oryantalistlerin iddia ettiği şekilde anlamamış ve uygulamamıştır. 1000 sene İslam hâkimiyetinde yaşayan Anadolu’da hâlâ Hristiyan, Yezidi varsa, 400 sene Osmanlı hakimiyetinde yaşayan balkanlarda hâlâ her mezhepten Hristiyan yaşıyorsa, Endülüs, İstanbul, Kudüs fetihleri ve sonrasında yaşananların tümü hep İslam’ın fikir özgürlüğüne delil olabiliyorsa, tüm bunlar İslam’ın kılıç zoru ile yayılmadığının da ispatıdır. Boş iftiralarla değil, bizzat yaşanan tarih bu iddiamızın kanıtları ile doludur. Konu ile alakalı “İslam barış dinidir.” ve “İslam kılıç zoru ile yayılmadı” adlı yazılarımızı tekrar hatırlatalım!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gerçek terörist kim?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Amerikan cihadizmine serenat. <strong>&#8220;</strong>Cihadizm&#8221;e sövmeliyiz. Cihadı zinhar ağzımıza almamalıyız. Özgürlük adına, bağımsızlık adına, değerleri koruma adına savaşmak diye bir şey asla akla getirilmemeli. Böyle bir şey vuku bulursa, bunun Amerikan ya da Rus propagandası ile <strong>&#8220;</strong>terör<strong>&#8220;</strong> olarak damgalanmasını, ardından da yine Amerikan ve Rus savaşçılığı ile yok edilmesini alkışlamalıyız. (Bu konuda ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazımıza da bakılabilir.) ’Onların savaşı asla terör olamaz! Onlar hep insanlık adına savaşmışlardır! Rusların Afganistan işgali de, oraya insanlık ve erdem getirmek için yapılmıştı, Amerika&#8217;nın işgalleri de&#8230; Amerika&#8217;nın Irak&#8217;ın işgali, orada bir milyonu aşkın insanın öldürülmesi de salt insani erdemler içindi! İslam adına cihat kötü, Amerikan çıkarları adına savaş iyi, kutsal! Aptalız ya!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Medyamız bu aptallaşmaya çanak tutmaya teşnedir ya! Amerika artık sömürmeyecek Ortadoğu&#8217;yu&#8230; Pılısını pırtısını alıp gidecek ne de olsa terör bitti. İsrail artık Filistin&#8217;in yakasını bırakacak. Gazze&#8217;de çocuklar ölmeyecek artık. ? Ömer Muhtar kimdi sahi? Çanakkale neydi sahi? Milli Mücadele neydi sahi? Bin Ladin&#8217;den Amerika da kurtuldu, biz de kurtulduk. Bayram yapalım. Artık Batı dünyasında İslam&#8217;ın imajına kimse bir şey demeyecek. Amerika&#8217;daki rahip bilmem kim, Kur&#8217;an&#8217;a sövmeyecek? Avrupa&#8217;daki İslamofobikler asla ayrımcılık yapmayacaklar. Hatta AB&#8217;nin <strong>‘</strong>Hristiyan kimlikçiler<strong>’</strong>i, 70 milyonluk Türkiye&#8217;yi bünyeye almaktaki rezervlerini kaldıracaklar. Bakarsınız AB&#8217;ye tam üye bile oluruz Usame Bin Ladin&#8217;in öldürülmesinden sonra&#8230; Aptalız ya&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aslında Amerika, İslam&#8217;ın yüzündeki terör lekesini silmek için yaptı bu operasyonu&#8230; Aslında Amerika, Geronimo&#8217;yu da, Kızılderililer&#8217;i terörist damgasından kurtarmak için öldürmüştü. Aslında Amerika&#8217;nın beyaz adamı, zencileri köle olarak kullanırken onları uygar vatandaşlar haline getirme çabası içindeydi. Milyonlarca köle hayatını kaybederken, basit bir uygarlaştırma bedeli ödediler. Aptalız ya&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Emperyalizm falan hikaye idi&#8230; Aslında Batı dünyası bazen geri toplumların dirençlerini kırmak pahasına bir uygarlaştırma savaşı vermek zorunda kaldılar. (‘Batı medeniyeti’ adlı yazımıza bakılabilir.) Petrol metrol, savaş sanayi, bilmem ne, bunlar işin bahanesi. Amerika&#8217;nın, Rusya&#8217;nın ya da Avrupa sömürgecilerinin sömürgeciliklerine takılmamak lazım, bu sömürge statüsü içinde uygarlaşıyor muyuz, ona bakmak lazım. Yaa, aptalız ya&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">En kötüsü aptallığın içselleştirilmesi olmalı. Bizim her çevreden medyamızdaki gibi&#8230; Amerika bu kadar aptalca bir içselleştirmeyi bekliyor muydu, doğrusu tahmin etmek zor. Onlar erdi muradına, biz çıkalım mı kerevetine? Amerika&#8217;ya bunun için Irak&#8217;ı ve Afganistan&#8217;ı ödül olarak verdik öyle mi? Acaba yeterli buldu mu Amerikamız bu ödülü? Filistin&#8217;i de İsrail&#8217;e versek nasıl olur ya da Hamas&#8217;ı? &#8220;Cihat<strong>&#8220;</strong> kelimesini lügatlerinden kovmaya çalışanlar, yarın ülkeleri işgal edilirse ne yaparlar acaba? &#8220;Gel bizi de kurtar ey düşman, hoş geldin, sefalar getirdin&#8221; diye serenatta mı bulunurlar? (Ahmet Taşgetiren, 05 Mayıs 2011; Vuslat, Haziran 2011, Sayı: 120)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bin Ladin ve terör</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Meşru bir savaşı, işgale karşı direnişi veya cihadı, terör fiilinden ayıran kriter, masum sivillerin öldürülmesidir. Terörün tanımı şudur: Şu veya bu öznenin (kişi, grup-örgüt veya devlet), şu veya bu amaçla herhangi bir sivil masumun hedef alınıp öldürülmesi. Bu açıdan bakıldığında El Kaide, terör eylemleri yapıyordu. Ancak bu tanımı temel aldığımızda ABD, İngiltere, Fransa, NATO kuvvetleri ve İsrail&#8217;in de masum sivilleri öldürmesi dolayısıyla &#8220;terörist&#8221; sayılmaları gerekir. Batı&#8217;nın El Kaide üzerinden İslam Dünyası&#8217;na karşı yürüttüğü yeni politik strateji, Müslümanların yaptığı eylemlerin &#8220;terör&#8221; sayılıp bundan &#8220;İslami terörizm&#8221; kavramsallaştırmasının türemesine dayanır. Tabii ki El Kaide&#8217;nin referans aldığı &#8220;Onların terörüne biz de terörle mukabelede bulunuruz&#8221; fetvası İslam âleminde sayısız âlim ve hoca tarafından kabul görmedi. Fetva sorunluydu, çünkü temel hüküm &#8220;Size saldırdıkları gibi siz de onlara saldırın, ama haddi aşmayın&#8221; (Bakara, 194) şeklindedir. Masum sivillerin öldürülmesi &#8220;kısas&#8221; ve &#8220;mukabele-i bilmisli&#8221; değil, &#8220;haddi aşmaktır.&#8221; Bundan hareketle İslam dünyası ezici çoğunluğuyla &#8220;İslami terör&#8221; suçlamasını reddetti. Ama niyetleri başka olan büyük oryantalistler &#8220;yeni bir fikir&#8221; öne sürüp aynı şeyi tekrar ettiler. Yahudi asıllı Bernard Lewis şöyle bir mütalaa yürüttü: &#8220;Belki &#8216;İslami terör&#8217; denemez, ama bütün teröristler Müslüman&#8217;dır.&#8221; Bu aynı kapıya çıkıyordu. Lewis&#8217;in demek istediği şuydu: Müslümanların işgallere karşı yürüttüğü mücadele terörizm tanımına girer. Ama Batılı istihbarat örgütlerinin ve devletlerin Afganistan&#8217;da kayıtlara giren 9 bin, Irak&#8217;ta 1 milyonu aşkın kişiyi öldürmeleri terör tanımına girmez. BM İnsan Hakları Filistin Özel Raportörü Richard Falk, İsrail ordusunun 2000 yılından bu yana 1300&#8217;den fazla Filistinli çocuğu katlettiğini belirtiyor. Geçen hafta NATO uçakları Libya&#8217;da Kaddafi&#8217;nin oğlu Seyfülarap yanında karısını ve üç çocuğunu katlettiler. Elbette teröre terörle cevap verilmez, ama sadece bir tarafın terörü de kınanmaz. Teröre son vermenin yolu kaynaklarına inmekten geçer. Obama, &#8220;Savaşımız İslam&#8217;a karşı değil&#8221; diyor. Samimi ise Batılı güçler Afganistan ve Irak&#8217;tan çekilsin; İsrail durdurulsun; dikta rejimlerine destek verilmesin ve Batı, İslam&#8217;a ve Müslümanlara saygılı davransın. (Ali Bulaç, 05 Mayıs 2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-peace-1-2.jpeg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4935" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-peace-1-2.jpeg" alt="islam-peace-1-2" width="120" height="120" /></a> </span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/savas-esnasinda-uyulmasi-gereken-kurallar.html">Savaş esnasında uyulması gereken kurallar</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/savas-esnasinda-uyulmasi-gereken-kurallar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam barış, hoşgörü dinidir</title>
		<link>https://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html</link>
					<comments>https://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 13:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[islam barış dinidir]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve adalet]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://islamicevaplar.com/?p=216</guid>

					<description><![CDATA[<p>   Tarihi süreç içinde örnekleri ile, &#8216;İslam&#8217;ın kılıç zoru ile yayılmadığını&#8217; anlatan yazıyı da özellikle tavsiye ederiz! İslâm kelimesi ‘s-l-m’ kökünden türemiştir. Kelime anlamı olarak ‘Barış, esenlik, güven, huzur, kurtuluş, itaat ve teslimiyet’ (Bâkıllânî, et-Temhîd, s. 392; Mâtürîdî Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 394) anlamlarına gelmektedir. (Büşra Refas Türkmen,  İslâm Kelimesinin Semantik Analizi) Buna göre İslâm: barış ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html">İslam barış, hoşgörü dinidir</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">   Tarihi süreç içinde örnekleri ile, &#8216;İslam&#8217;ın kılıç zoru ile yayılmadığını&#8217; anlatan yazıyı da özellikle tavsiye ederiz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslâm kelimesi ‘s-l-m’ kökünden türemiştir. Kelime anlamı olarak ‘Barış, esenlik, güven, huzur, kurtuluş, itaat ve teslimiyet’ (Bâkıllânî, et-Temhîd, s. 392; Mâtürîdî Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 394) anlamlarına gelmektedir. (Büşra Refas Türkmen,  İslâm Kelimesinin Semantik Analizi) Buna göre İslâm: barış ve huzur içinde yaşamak için Allah’ın kanunlarına (Kuranı Kerim’e) teslim olmak, demektir. (MEB, Dinî Terimler Sözlüğü, s. 17; T. Izutsu, Kur’ân’da Allah ve İnsan, s. 187-207; Yaşar Nuri Öztürk, Hürriyet, 15.08.2008) “İslam Allah&#8217;a teslim olmak yoluyla, barış ve huzura kavuşmak anlamına gelir. İslam medeniyetinin ‘ötekine’ karşı müsamahalı ve hoşgörülü bir tavır sergilediği tarihi bir gerçektir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 25, 36)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Lâikrahe fiddin: Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256); “Leküm dinikum veliyedin: Sizin dininiz size, bizim ki bize” (Kafirun, 6); &#8220;Ey İnananlar! Hep birden barışa girin.&#8221; (Bakara, 208); &#8220;Kuran&#8217;ı sıkıntı için değil, ancak almak isteyenlere bir öğüt olsun diye indirdik.&#8221; (Taha, 2; Sad,29; Kamer,32; İbrahim, 52); “Dileyen inansın, dileyen tanımasın.” (Kehf, 29);  “Kim yola gelirse sadece kendi için gelmiş olur. Kim de yolunu kaybederse sadece kendi aleyhine kaybeder. Hiç bir günahkar başkasının günahını çekmez. Biz de bir elçi gönderinceye kadar azab etmeyiz.” (İsrâ, 15) ilahi prensiplerini kendine öncü kabul edip İslam’ı doğru anlayıp uygulayanların hakim olduğu her yerde barış ve huzur olmuş, İslamiyet’in olmadığı veya eksik, yanlış, hatalı uygulandığı her yerde de kan, gözyaşı, sömürü, huzursuzluk var olmuştur. </span><span style="color: black;">Bunlara tarihten birçok örnek verilebilir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Pierre bayle, Osmanlı devletinin her türlü dini düşünceye gösterdiği hoşgörüyü Hıristiyanlara örnek olarak gösterir: Osmanlı zamanında İspanya Yahudilerini kabul etmiş, daha sonra Macaristan ve Transilvanya Kalvinistlerini, Silezya Protestanlarını, Rusya’nın eski dinine bağlı kazaklarını, kısaca Katolik veya Ortodoks baskısından kaçanların sığınağı haline gelmiş bir devlet olmuş idi. (Oryantalizmin kısa tarihi, Yücel Bulut, s. 74); &#8220;Avrupalılar hereticleri canlı canlı yakarak idam ederken, Kanunî Sultan Süleyman ülkesindeki Hıristiyanlara ve Yahudilere din, inanç, kimlik, kültür hürriyeti vermiştir.&#8221; (Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 28.11.2012)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Doktor Jaafer İdris, İslam&#8217;ın diğer inanç türleri üzerindeki duruşunu şöyle özetler: &#8220;İslami olmayan inanç türlerine mensup topluluklar ile çatışmaksızın var olabilmek, Kuran&#8217;ın temel kuralıdır.” Kudüs başpapazı Theodosius, &#8220;Sarazenler (Müslümanlar) bize karşı çok iyi davranıyorlar.&#8221; demektedir. (Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm, s.  42); Lübnan&#8217;lı Hıristiyan yazar Amin Maalouf&#8217;un Ölümcül Kimlikler adlı kitabında şöyle demektedir: &#8220;Eğer atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilen bir ülkede Hıristiyan olmak yerine, Hıristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak on dört yüzyıl köy ve kentlerinde yasamaya devam edebileceklerini sanmıyorum. Gerçekten de, İspanya&#8217;daki Müslümanlara ne oldu? Ya Sicilya&#8217;daki Müslümanlara? Yok oldular, tek kişi kalmamacasına katledildiler, sürgüne zorlandılar ya da cebren Hıristiyan edildiler.&#8221; </span>(Maalouf, Ölümcül Kimlikler, s. 50; İhsan Süreyya Sırma, Ah Endülüs, s. 9)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mısır ve Filistin&#8217;i gezen seyyah bir kesiş olan Bernard the Wise izlenimlerini şöyle aktarır: &#8220;Hıristiyanlar ve paganlar (Müslümanları kastediyor) arasında bir barış ortamı vardı. Başlarında bir bekçi olmadan mallarını ortada bırakıp başka işlerine gidebiliyorlardı.&#8221; (C. J. Walker, Islam and the West, s. 17); İspanya&#8217;daki barış ortamı için de Dozy şunları söyler: &#8220;Hıristiyanlar, Fransızlardansa Müslümanların idaresi altında olmayı tercih etmişlerdir.&#8221; (R. Dozy, A History os Muslims in Spain, s. 235) “İbrahimî dini mensuplarının bir arada yaşadığı Kudüs, Haçlı istilasına uğradığı yıllar hariç, yüzlerce yıl boyunca dini ve etnik çoğulculuğun, seyahatin, estetik duyarlılığı ve çok uluslu ticaretin merkezi haline gelmiş ve diğer İslam şehirlerine ilham kaynağı olmuştur. Haçlılar dönemi ve bugün devam eden İsrail işgali, Kudüs&#8217;ün tarihinde karanlık birer sayfadır.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 236-237) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bedir Savaşı zaferle sonuçlandığı zaman, Müslümanlara önceden işkence edenler onların esiri olmuştu. Ama onlar intikam almak için bu durumu kullanmadılar. Peygamberimiz cesetlerin uzunluklarını kesmeyi yasakladı. Düşman askerlerin cesetleri, Müslümanlarla beraber defnedildi. Müslüman askerler kendi ekmeklerini esirlere vermiş, bineklerine bildirmişlerdi. Bazı esirler fidyesiz olarak evlerine gönderilmişti. Bu yaklaşım daha sonraki nesillere, asker ve idarecilere örnek olmuştur.” (Prof. Dr. Mehmet Paçacı, Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB, s. 151); Armstrong, İslâm&#8217;ın bir savaş dini olmadığı, sadece savunma amaçlı savaşlara izin verildiği, Peygamberin şiddete başvuran bir kişi olmadığını, Batılıların onun (sav) yaşamına dengeli bir şekilde yaklaşması gerektiğini vurgular. (Karen Armstrong, Muhammad, 6-7, 125)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fatih Sultan Mehmet Bosna&#8217;daki Latin papazlarına şu fermanı yayınlar: &#8220;Mezburlara (Ruhbanlara) ve kiliselerine kimse mâni ve müzâhim olmayıb&#8230;&#8221; Müslümanlardan bu kadar müsamaha ve inançlarına saygı gördükleri halde, devir değişip de kendilerini biraz daha güçlü hissetmelerinden sonra Haçlı ruhu ne yazık ki, Müslüman kanı akıtmaktan zevk almış bulunmaktadır. (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 50, 51)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Kilise, İslam&#8217;da olduğu gibi &#8216;isteyen kabul etsin isteyen inkar etsin&#8217; deyip insanları serbest bırakmamış, kendi prensiplerini kabul etmek istemeyen insanlara şiddet uygulamış, itirazlarını hayatlarıyla ödetmiştir.” (Kerim Aytekin, Misyonerlere kanmayın, s. 146) </span><span style="color: #000000;">İlk haçlı ordusu 1095&#8217;te harekete geçti, Kudüs&#8217;e kadar geldiler. Rene Rousset diyecektir ki: &#8220;Haçlılar Kudüs&#8217;te o kadar çok Müslüman öldürdüler ki, atların ayakları kan deryasına battıkça insan etleri duvarlara sıçrıyordu.&#8221; Meşhur Pierre Lermit, 1097 Antakya kuşatmasında; &#8216;tuzlayıp pişirerek Türklerin etini yiyebilirsiniz&#8217; diyordu. Şeyhülislam Abdurrahman Efendi&#8217;nin 18 Haziran 1647 tarihli fetvasında ise şöyle diyordu; &#8216;Hıristiyan ahalinin ibadetleri engellendiği takdirde İslam ibadetinin engellenmesi halinde verilecek cezalar tatbik edilecektir.&#8217; Tarihçi “Haçlılar, Kudüs&#8217;te ölen Müslümanların kanının ayak bileği hizasına çıktığını söylüyordu.” (G.E. Perry, The Middle East, s. 78) “Batılı tarihçi Rudolp of Caen şöyle yazıyordu: Askerlerimiz Ma&#8217;arra adlı şehirde putperest (Müslüman) yetişkinleri yemek kazanlarında kaynar su ile haşladılar, çocukları şişleri geçirip öldürdüler ve ızgarada pişirip yediler.” (Amin Maalouf, the Crusades Through Arab Eyes, s.39)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aynı tarihlerde Avrupa&#8217;da, mezhep savaşları yüzünden oluk oluk kan dökülmektedir. 1240&#8217;ta yüzlerce Protestanı yakan Wilhelm Arnaldi, 1866&#8217;da papa IX. Pius tarafından Azizliğe yükseltilmişti. Papa III. İnnocenz&#8217;in Güney Fransa&#8217;daki Katharer tarikatının yok etmekle görevlendirdiği kardinal Henri, Beziers&#8217;te &#8216;Herkesi öldürün, Tanrı imanlı ile imansızı kendi ayırsın.&#8217; demekte idi. Saldırıyı yöneten kumandan Arnourd Amaury bu sözü tekrarlar: “Hepsini öldürün, Tanrı kendininkileri ayıracaktır” (Sean Martin, The Cathars The Most Successful Heresy of the Middle Ages, s. 13) Protestan Calvincilerde İsviçre&#8217;de, ilahiyatçı Michel Servet&#8217;i yakıyordu. Tarihçi Preserved Simit&#8217;in dediği gibi &#8216;Protestanlarda ceza verme gücüne erişir erişmez, bu gücü kullandılar ve Avrupa tamamen mezarlığa dönüştü.&#8217; Papaz Bleda bir defasında savaş ortamından kaçıp yollara dökülen 140.000 Endülüs’lü Müslüman&#8217;dan 100 bininin öldürüldüğünü yazar. 700 yıl boyunca tek bir Hıristiyan ya da Yahudi zorla Müslüman yapılmadığı halde, Müslümanlar kılıç zoruyla vaftiz edildiler, zorla Hıristiyan yapıldılar. Üstüne bir de batılı yazar Montgomery Watt tarafından itiraf edildiği gibi, gerçekler de çarpıtılır: &#8220;Endülüs&#8217;te Müslümanların kültürel üstünlüğü karşısında ezilen ve çoğu rahiplerden oluşan oryantalistler, kendi halklarına her şeye rağmen Hıristiyanlığın üstün olduğunu gösterebilmek için İslam imajını çarpıttılar.&#8221; (Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 17-18, 20)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İslam ve diğer dini/ekonomik sistemler ve barış  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kapitalizm, servetlerin sermaye sahiplerinin elinde toplamasına yol açtı. Kapitalistler, sermayenin faizini kendisine mal ettiler. Kapitalizm üretimi ona uygun tüketim için değil, kazanmak için yapar. Bu yüzden senelerin geçmesi ile mallar birikir, kapitalist devletler imalatlarını sarf etmek için yeni pazarlar ararlar, böylece sömürgecilik ve onu takip eden hammadde kaynakları ve pazarları etrafında boğuşmalar ve didişmeler doğar. Nihayet bu durum yıkıcı ve parçalayıcı harplerle sona erer. Kapitalizm istismarcılığa, sömürüye ve harplere götürür. İslam bir grubun elinde malların toplanması izin vermez. &#8220;Servetlerin, içinizden sadece zenginler arasında el değiştiren bir şey olmamasını&#8221; (Haşr 9) ister. (Prof. Muhammed Kutup, İslam&#8217;ın etrafındaki şüpheler, s. 107, 111, 115 )  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yer Mekke: Mekke’ye Ehli küfür, şirk, gayri İslami bir dünya görüşü hâkimken, yönetim İslam olmayanların elinde iken Mekke’de kadını metalaştırma, içki içme, putlara tapma, halkın inançlarını sömürme, kan davası, asabiyet (ırkçılık) vd. hakim idi.  Bunlara karşı olan İslam bir din olarak ortaya çıkınca, menfaat çarklarının bozulacağını anlayan, sömürülerinin son bulmasından endişe duyan yöneticiler, Müslümanlara işkenceye, baskıya başlarlar.   Önce Müslümanlar dövülür, hakarete maruz kalır, hapsedilir. Zamanla can-mal güvenlikleri kalmaz. Aç-susuz, yıllarca toplu olarak bir arada yaşamaya mecbur edilirler. İçlerinden şehit edilenler olur. Öyle ki artık Müslümanlar mal, mülk, anılarını geride bırakıp Mekke’yi terk etmeye zorlanırlar. Aile ve akrabalarından, her türlü mallarından, çocukluk, gençlik anılarından uzaklaşıp, parasız, maddi hiçbir destekleri olmaksızın, sadece inançları için bir bilinmeyene doğru yolculuğa çıkarlar. Hicret edilen yer Medine. Yeni bir mekan, yeni bir çevre, yeni şartlar ve hayata sıfırdan, yeniden başlanır. Ama zorluklar bu kadarla da sınırlı değildir: Mekke’li müşrikler Müslümanların geride bıraktıkları malları satmak için bir ticaret kafilesi kurarlar. Müslümanlar buna engel olmak isteyince Bedir savaşı gerçekleşir, sayıca-silahça az olmalarına karşın sonuçta savaşı kazanırlar. Bedir savaşı, kervan kurtarıldığı halde Ebu Cehil&#8217;in baskısıyla savaş kararı verilince gerçekleşmiştir. Halbuki Hz Muhammed&#8217;in savaşı önlemek amacı ile müşriklere elçi göndermişti. Zaten Watt, savaşın nedeni olarak Ebu Cehil&#8217;deki ‘bir defada ve kesin biçimde Hz Muhammed&#8217;den kurtulma arzusuna’ vurgu yapar. (M. G. Watt, Muhamad at Mecca, s. 11) Hartmut Bobzin&#8217;de savaş için neden kalmadığı halde savaşta ısrar eden Ebu Cehil&#8217;e dikkat çeker. (Bobzin, Muhammed, s. 100) Nöldeke, Paret, Watt ve Grimme gibi birçok oryantalistte savaş nedeni olarak Mekke&#8217;li müşriklerin &#8216;öç alma, intikam duygularına&#8217; dikkat çekerler. (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 265, 266, 268, 269) Hiç bir şekilde başarıya ulaşamayan müşrikler Medine’yi kuşatıp (Hendek Savaşı) İslam’ı yok etmeye çalışırlar.  Mekke’deki şirk bataklığı kurumadıkça müşriklerin saldırılarını önlemek imkansız hale gelince Hz. Resul Mekke’ye sefere çıkar ve Mekke’yi savaşmadan fetheder. Tüm müşrikler Hz. Resul’ün mübarek ağzından çıkacak sözlere göre muamele göreceklerdir. Daha 10 yıl önce korkutma, sindirme, iftira, öldürme, açlık ile yıldırılamayan bu hareketin lideri, karşısındaki yenik müşrik topluluğuna bir konuşma yapar ve en son olarak onlara şunu sorar: “Siz benden ne gibi bir davranış bekliyorsunuz?” Mekke’li müşrikler; “Biz seni adil biri olarak tanıdık ve senden ancak adalet bekliyoruz” derler. Hz. Resul, zalim olan bu topluluğa: “Ben de size Yûsuf&#8217;un kardeşlerine söylediği gibi, &#8220;Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok.&#8221; (Yûsuf, 92) diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz.” (İbn Hişâm, 4/54; İbnü&#8217;l-Esîr, 2/252; Zâdü&#8217;l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341, Köksal, XV/288-289)  buyurur ve böylece rahmet peygamberi olduğunu bir kere daha ispat eder. &#8220;Sir William Muir: Peygamber, bir Fatih olarak Mekke&#8217;ye girdi, şehre hoşgörü ve cömertlikle muamele etti.&#8221; (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 321)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Benzer soruyu Malazgirt savaşını kazanan Alparslan’da Romen Diyojen&#8217;e sorar: Nasıl bir davranış bekliyorsun? Diyojen ihtimalleri sıralar: Öldürülmem, zincire vurulup gezdirilmem veya az bir ihtimal bağışlanmam! Alparslan &#8220;Sizi serbest bırakacağım&#8221; der. (İbnü’l Esir, cilt 10, s. 72-73) Sınıra kadar da ona eşlik eden 2 komutan ve 100 askeri ile güven içinde ülkesine gönderir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yer Kudüs: Haçlı seferleri başlamıştır. Avrupa’dan yola çıkan ve hapishaneden çıkartılmış, hırsız, katillerden oluşturulan Haçlı ordusu Kudüs’ü işgal eder. Ve dünya tarihinde eşine az rastlanır bir vahşet gerçekleştirirler. Şehirdeki tüm Müslümanları ve Yahudileri kılıçtan geçirmişlerdir. Bir tarihçinin ifadesiyle &#8220;buldukları tüm Arapları ve Türkleri öldürürler, erkek veya kadın, hepsini katlettiler.&#8221; (Geste Francorum, or the Deeds of the Franks and the Other Pilgrims to Jerusalem, trans. Rosalind Hill, s. 91; Karen Armstrong, Holy War, MacMillan, s. 30-31) Haçlılardan biri, Raymund of Aguiles, bu vahşeti &#8220;övünerek&#8221; şöyle anlatır: Görülmeye değer harika sahneler gerçekleşti. Adamlarımızın bazıları &#8211; ki bunlar en merhametlileriydi &#8211; düşmanların kafalarını kesiyorlardı. Diğerleri onları oklarla vurup düşürdüler, bazıları ise onları canlı canlı ateşe atarak daha uzun sürede öldürüp işkence yaptılar. Şehrin sokakları, kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda bunlara takılıp düşmeden yürümek zor hale gelmişti. Ama bütün bunlar, Süleyman Tapınağı&#8217;nda yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada ne mi oldu? Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz. En azından şunu söyleyeyim ki, Süleyman Tapınağı&#8217;nda akan kanların yüksekliği, adamlarımızın dizlerinin boyunu aşıyordu. (August C. Krey, The First Crusade, The Accounts of Eye-Witnesses and Participants, s. 261; S. F. Mahmud, İslam tarihi, s.198) Peki Müslümanlar Kudüs’ü fethethettiklerinde nasıl davranırlar ve bu davranışlarının altında yatan ‘temel etken’ ne idi? İslam orduları Kudüs’ü fethetmişlerdir. İslam ordusu komutanı, Halife (Hz. Resul’den sonraki İslam devletinin lideri) Hz. Ömer’e haber gönderir. “Kudüs fethedildi, anlaşma gereği şehir size teslim edilecektir, buyurun gelin.”İsmi adaletle özdeşleşmiş olan bu yüce insan, bir devlet başkanı, yeni bir şehri yeni fetheden orduların lideri olarak özel korumalarla, süslü elbiselerle kibir ile şehre girmez. Bir deve ve bir hizmetçi ile yola çıkar. Deveye sıra ile binilmekte, yürüyen kişi deveyi ve yularını tutmaktadır. Nöbetleşe binilerek Kudüs’e yaklaşılır. Deveye binme sırası hizmetçiye gelmiştir. Hizmetçi, “Ben sıramdan vazgeçtim, buyurur siz binin.” der. Fakat Hz. Ömer bunu kabul etmez ve hizmetçisini deveye bindirir. Yeni fethedilen şehrin ahalisi ve İslam ordusu yaklaşmakta olanları seyretmektedir: Hizmetçi deveye binmiş, devlet Başkanı Hz. Ömer devenin yularını tutmuş şehre doğru yaklaşmaktadır. Çevresinde ne muhafız alayı ve ne süslü elbiseleriyle yardımcıları. Karşılarında sadece adil bir lider vardır; Hz. Ömer. Halife Ömer şehre bu şekilde girer. (İbnü’l-Esir, II/457-460) Hz. Ömer Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi&#8217;ne gittiğinde, öğle namazı vakti gelmiştir.  Kudüs patriği: “Buyurun kilisemiz de namaz kılın.” der. Hz. Ömer ibretlik ve ince düşüncenin mahsulü bir cevap verir: “Ben kilise de namaz kılarsam, Müslümanlar benim burada namaz kıldığımı duyarlar ve burayı cami yaparlar. Halbuki biz, fethettiğimiz yerlerdeki insanların inançlarına karışmadığımız gibi onların ibadethanelerine zarar da vermeyiz.” (Radi Dikici, Bizans İmparatorluğu Tarihi, s. 172; Adnan Odabaş, Dikkat misyoner geliyor, s. 83)  Daha sonra Hz. Ömer Kudüs&#8217;e cami yaptırır. (Karen Armstrong, Holy War, MacMillan, s. 30-31) Sonra tüm gayrimüslimleri serbest, ibadetlerinde hür bırakan Emanname&#8217;yi  (636) yayınlar: &#8220;Bu sözleşme, müminlerin emiri ve Allah&#8217;ın kulu Ömer tarafından İliya halkına verilen bir emandır. Onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertlerine verilen bir teminattır. Kiliseleri mesken yapılmayacak, yıkılmayacak ve kısmen dahi olsa işgal edilmeyecektir. İçindeki kutsal eşyalara dokunulmayacaktır. Mallarına el sürülmeyecektir. Kimse dinî inançlarından dolayı zorlanmayacak, kendilerine asla zarar gelmeyecek ve yurtlarına Yahudiler iskân olunmayacaktır.&#8221; Haçlıların işgalindeki Kudüs ve İslam ordularının fethettiği (barış ve huzura açtığı) Kudüs arasındaki fark ortadadır. Zaten bu nedenledir ki, “Haçlı Seferleri sırasında doğulu Arap ve Hıristiyanlar ile Yahudiler Müslümanların yanında yer almış ve Müslümanların elinden zulüm gören ve Roma-Papa idaresini arzulayan bir doğu Hıristiyan cemaati, hiçbir zaman var olmamıştır.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 76) 2 Ekim 1187&#8217;de Selahaddin ve ordusu Kudüs&#8217;e fethettiklerinde ise; (katliam yapmamak üzere) önceden Hıristiyanlara verdiği sözü tuttu ve şehri yüksek İslami prensiplere göre aldı. Kuran&#8217;da emredilmiş olduğu gibi şiddetten kaçındı, 1099 yılındaki katliamların öcünü almaya kalkmadı. Tek bir Hıristiyan öldürülmedi, hiç bir yağma yapılmadı. Esirleri serbest bırakmak için istenen fidyeler ise son derece düşük tutuldu. Kuran&#8217;da emredildiği gibi, esirlerin çoğunu da hiç bir fidye almadan serbest bıraktı. Selahaddin&#8217;in kardeşi El-Adil, bin kadar esirin kendi hizmetine verilmesini istedi ve sonra hepsini -acınacak durumda olduklarını gördüğü için- karşılıksız olarak serbest bıraktı. Şehirdeki zengin Hıristiyanlar, değerli eşyalarını yükleyip şehirden bir an önce gittiler, oysa ellerindeki para, şehirdeki tüm savaş esirlerinin fidyesini ödemeye fazlasıyla yetiyordu. Başrahip Heraclius, herkes gibi 10 dinarlık fidyesini ödedi, sonra da şehri hazinelerle dolu arabalarla terk etti. (Karen Armstrong, Holy War, s. 185 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Gai Eaton tarafından yazılan, ‘İslam ve İnsanlığın Kaderi’ adlı eserden alıntılayacağımız bu kısa bölüm gerek ateist gerek oryantalistlerin anlamamakta ısrar ettiği birçok gerçeği açıkça ifade etmektedir: “İslam&#8217;ın yayılışı son derece şaşırtıcı bir hızla gerçekleşmiştir ve daha da şaşırtıcı şey, hiçbir yerin surlarının kanla boyanmış olmaması, hiç bir savaş meydanının cesetlerle dolup taşmış olmamasıdır. (s. 36)  Müslümanlar doğulu Hıristiyanları, Hıristiyan dindaşlarının ellerinden işkence görmekten kurtarmışlardır. (s. 86)   Hz Muhammed, içinde doğmuş olduğu ve çok sevdiği şehirden ayrılmak zorunda bırakılmış, daha sonra muzaffer olarak geri döndüğünde, insanlık tarihinde bir eşine daha rastlanmayan bir merhamet örneği ortaya koymuştur. (s. 127)  Peygamberin kumandasındaki güçler şimdi en büyük sınavlarının veriyorlardı, zira öcünü alacak çok şey yaşamışlardı.  Muhammed  Mekke&#8217;ye girmiş ve derhal genel bir af ilan etmiştir.  O, yıkmaya değil ıslaha gelmişti ve tekrar asil bir halk doğmuştu. Bu merhametli davranışın sayılamayacak kadar çok tarihi sonuçları olmuştur. Takip eden yüzyıllarda hiçbir fetihçi Müslüman komutan, mahvolma pahasına merhametli davranmak zorunda olduğunun bilincinde olmadan, herhangi bir toprak ya da şehre girmemişti ve bu bu örnekten hoşgörüyü öğrenmiş bulunan insanlar arasında sayısız insan Müslümanlığa geçmiştir.” (s. 240-241) Peki Hıristiyanlar ne yapmıştı, yine ünlü bir batılı yazardan alıntı ile cevaplayalım: “Hz Ömer Kudüs’ü 636’da, Selahattin Eyyubi, 1187’de aldığında gösterdiği hoşgörüye karşılık bu iki tarih arasında, Rum imparatoru Nicephore 965’te Tarsus’u işgal ettiğinde, bütün camileri yıktırmış, Kuran’ları yaktırmıştı. Sicilya&#8217;nın Normanlar tarafından işgali (1060- 1091) ve aradan geçen zaman adadaki İslam izlerini giderek sildi. Kont Roger, harikulade bir zevk ve sanatla inşa edilmiş olan Müslüman şehir ve saraylarını yerle bir etmekle iftihar ediyordu.” (Durant, s. Will Durant,  İslam Medeniyeti, s. 76, 86)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yer İspanya (Endülüs): Haçlı Avrupa devletleri İspanya’da bulunan Endülüs Emevi İslam ülkesine saldırırlar. Üç tarafı da deniz ile çevrili ülkede Hıristiyanlar işgal ettikleri yerleri yakıp yıkarlar. Akdeniz’den gemilerle Afrika’ya veya Osmanlıya kaçıp sığınan kurtulur, geri kalan tüm Müslümanlardan ve Yahudilerden dinlerini değiştirmeli istenir ve kabul etmeyenler Avrupalı barbarlarca katledilir. <em>(Gustave le Bon, Civilasition des Arabes, s. 129, 160;</em> Feridun Bilgin, Gırnata’nın işgali sonrasında Endülüs’teki Müslümanların asimilasyonu; Mahmut Yaşar, Bir etnik kıyım hikâyesi: Moriskolar, Mecra, 03 Haziran 2022) “1492 yılında son İslam beldesi de işgal edilince, Endülüs&#8217;te yaşayan Müslümanlar üç tercihle karşı karşıya bırakılmıştır: Hicret, cebren Hıristiyanlığa geçme veya ölüm. 1609 yılına gelindiğinde İspanyol kardinal bütün Moriskoların  (Endülüslü Müslümanların) şüpheli bir grup olarak, öldürülmesi yahut İspanya&#8217;dan sürülmesi için fetva verir.” (İbrahim Kalın, İslam ve Batı, s. 97, 101) “İspanya kralı “Müslümanları ne yapalım, onlarla beraber yaşamamızda bir sakınca var mıdır ?” diye papazlara sormuştu. Papazların cevabının ‘Biz Hıristiyan’ız, onlar ise Müslüman’dır. Biz Muhammedilere düşmanız. Onların bizim aramızda durması hatadır. Onlardan kim Hıristiyan olursa ne güzeldir. Hıristiyan olmayanı ateşte yakarım dersin ve dönmeyeni yakarsın.’ olması üzerine Kral, bir emir çıkararak ne kadar kız, oğlan Müslüman çocuğu varsa kiliselere taksim edilerek İncil öğretilmesini, büyüklerden de Hıristiyan olmayanların yakılmasını emreder. Kralın bu fermanını öğrenen Müslüman halk :“Biz oğlumuzu, kızımızı vermeyiz. Müslüman olarak birimiz kalıncaya kadar cenk ederiz. Ölenimiz şehit, kalanımız gazi olur” (Barbaros Hayrettin Paşa Hatıraları, II/96-97, 1001 Temel Eser) diyerek boyun eğmezler. Fakat daha sonra kilise-kral işbirliği sonunda İspanya’da bir tek Müslüman kalmaz. Halbuki Emevi Müslümanları İspanya’yı fethettiklerinde ülke baştan sona bir ilim- kültür merkezi haline getirilmişti.  (Nil Ünsal, Kont Lucanor, s. 53-54) Avrupa’dan öğrenciler Endülüs’e ilim tahsiline gelirlerdi. Mesela Avrupa&#8217;nın profesörleri Kurtuba&#8217;da imtihan edilirdi.&#8221; (Otto Spies, &#8220;Doğu Kültürünün Avrupa Üzerindeki Tesirleri&#8221;, <em>Ate Dergisi,</em> 1974, s. 6) Avrupa ülke krallarının saray kütüphanelerinde var olan kitap sayılarının çok daha fazlası bir Müslüman âlimin mütevazı evinde bulunmakta idi. Haçlı işgalinde (her zaman olduğu gibi) kan ve ölüm ülkesi olan İspanya, İslam fütuhatında ise ilim, kültür merkezi olmuştu. Yer aynı ama kıstas, prensip, fikir, hareket noktası, örnek alınan lider farkı olunca, sonuçları da farklı oluyordu. Hoşgörü ve toleransa bir başka örnekte şudur: Endülüs devleti başkenti Kurtuba’da, I. Abdurrahman bir katedralin alınması için yüz bin dinar (Beş milyon mark) öder. Hiçbir engel yok iken bir mabedi yıkıp başka bir mabed yapmak yerine yapılan bu jest gibi ünlü fatih Tarık b. Ziyad’ta, Aziz Vinzens katedralini zamanında tamir ettirmişti. (Dr. Sigrid Hunke, Avrupa&#8217;nın üzerine doğan İslam güneşi, s. 371) <strong> </strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Kazananlar, yenilenlere büyük yumuşaklık gösterdiler. Sadece kendilerine şiddetle karşı koyanların topraklarını vergilendirdiler, diğerlerine dokunmadılar; vergileri Vizigot krallarının koyduğu vergiden daha yüksek tutmadılar ve İspanya&#8217;ya o zamana kadar görülmemiş bir din serbestliği getirdiler.&#8221; (Durant, s. 188)  İspanya, hiç bir devirde, Müslüman fatihlerin zamanında olduğundan daha sirayetli, daha adaletli ve daha güzel yönetilmemiştir. Gelirler vergiden değil ticaretten elde edilirdi. Zengin ailelerin arazileri köylülere dağıtılır. (s. 199) Müslüman olmayanların diledikleri dini itikada sahip olmaları serbestti. Vizigotlar tarafından haşin bir şekilde kovulan Yahudiler Müslüman fatihlerle birlikte barış içinde yaşadılar ve servet ve kültür sahibi oldular. Müslümanlar İspanya&#8217;yı Avrupa&#8217;nın en medeni ülkesi haline getirdiler. (s. 202) Gece 10 kilometre uzunluğundaki aydınlatılan yolda yürümek mümkündü. (s. 204)   </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Orta çağlarda Avrupalı Yahudiler büyük zulümlere maruz kalırken, Müslüman idaresinde önemli bir Yahudi entelektüel geleneği gelişmişti.&#8221; (İbrahim Kalın, Akıl ve Erdem, s. 225) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İspanya&#8217;da Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler uzun yıllar boyunca yan yana yaşamışlardır.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 114)  “Müslümanların Kudüs&#8217;e gelen Hıristiyan hacılara karşı hoşgörülü davranmışlardır. Gırnata 1492 yılında Hıristiyanlar tarafından alınınca Müslümanlar din değiştirmeye zorlanmıştır. Sonraları toprakları ellerinden alınmış, Arapça konuşmaları yasaklanmış, gelenek ve görenekleri engellenmiş, mezarları kapatılmış, hatta hamamlarını kullanmalarına engel olunmuş, domuz eti yasağına riayet etmelerine ve kuskus yemeklerine de yasak getirilmiştir. Tüm moriskolar (Müslümanlar) 1609 yılında ülkeden atılmıştır.” (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 54, 56-58)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Katolik kilisesi, Ortodoksları ve ileriki zamanlarda Protestanları katlederken, “vahşi siyah yüzlü, eğri kılıçlı, çöl yabanisi, tarlaları ezen, kasabaları ortadan silen” şeklinde gösterilen Araplar ise, sekiz yüz yıl boyunca ispanyada hüküm sürdürdükleri halde Hıristiyanlığı bu ülkede silmemişlerdir.  Her sınıftan halka refahı ulaştırmışlar, bilim, kültür, sanat alanlarında batının çok üstüne çıkmışlardır. Endülüs İslam devleti, ticaretten bilim tekniğe, sağlık ve hijyenden devlet organizasyon ve sanata birçok alanda batıyı etkilemiş ve batının bu alanlarda gelişmesine büyük katkı sağlamışlardır.”  (Sigrid Hunke, Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi, s. 459-461) “Namık Kemal, ‘İspanyollar Gırnatayı aldıkları zaman halkı din değiştirmeye zorlamış ve ateşlerde yakmıştır. Biz İstanbul&#8217;a aldığımız vakit, her mezhep sahibine rahatça dini törenlerini yapması için izin verdik. İslamlığın siyasi hükümleri ilerlemeye engel değildir.’ demektedir.” (İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni, s. 59)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yer İstanbul: Haçlı seferlerinin 4. yapılmaktadır. Avrupa’dan gelen (Katolik) haçlılar, Ortodoksların şehri İstanbul’da kiliseleri yağmalamaya, Hıristiyanları katletmeye, hırsızlığa, tecavüze başlarlar. Salahaddin Eyyûbi’nin Kudüs’ü zabtı esnasında Müslümanların Batılılara merhamet ettiklerini, kadınlarının peşlerinden koşmadıklarını, İsa’nın mezarını kirletmediklerini belirten Niketas, İsa’nın düşmanı olarak gördüğü Müslümanların Kudüs’ten ayrılan Hristiyanlara serbestçe gitme izni verdiğini, can ve mallarına dokunmadıklarını, kılıç çekmeden, aç bırakmadan, yangın çıkarmadan ve eziyet etmeden merhametli davrandıklarını da ekler. (Khoniates Niketas, İstanbul’un Haçlılar Tarafından Zaptı, s. 110, 152; Geofroi de Villehardouin, Konstantinopolis’te Haçlılar, s. 64) Steven Runciman &#8220;tarihte İstanbul&#8217;daki yağmanın örneği yoktur&#8221; der. (Erhan Afyoncu, Sabah, 27.05.2018, Haclıların yıktığı İstanbul’u fatih yeniden imar etti.) &#8220;Şehrin yağmalanmasına bizzat şahit olan Bizanslı tarihçi Niketas şu cümleleri sarfediyordu: &#8220;Hıristiyan topraklarında kan dökmeden geçip gideceklerine, sadece Müslümanlar&#8217;ın üzerine yürüyeceklerine yemin edenler İstanbul&#8217;da katliamın en dehşetlisini yaptılar. Haçı omuzlarında taşıdıkları sürece evlenmeyeceklerine yemin edenler kendilerini Tanrı&#8217;ya adayan rahibelerimize tecavüz ettiler. Kudüs&#8217;teki Kutsal Mezar&#8217;ın intikamını almak bahanesi ile harekete geçenler altın ve gümüş uğruna haçın üzerinde tepinmekten çekinmediler&#8221;. Bizans&#8217;ın en büyük mabedi olan Ayasofya&#8217;yı yağmalamak amacıyla kiliseye atlarıyla giren Haçlılar, beraberlerinde getirdikleri katırlara kilisenin değerli eşyalarını yüklediler. Tarihçi Niketas&#8217;ın en içerlediği sahne bir fahişenin patriğin vaaz verdiği kürsüye oturarak açık saçık dans edip şarkılar söylemesi olmuştu. İstanbul&#8217;un işgali sonrasında servetlerini sakladıkları gerekçesiyle pek çok Bizanslı&#8217;ya işkence edildi. Haçlıların asilleri, saraylarda ve kiliselerde bulunan en değerli eşyaları kendilerine ayırırken, askerlere hamam tasları, bakır çanaklar gibi basit eşyaları bırakıyorlardı. Yağmalanan bu eşyaların büyük bir kısmı İtalya ve Fransa gibi ülkelerde dindarlara fahiş fiyatlarla satıldı&#8221; (Erhan Afyoncu, Sabah, 12.06.2016) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bizans tarihçisi Nicetas Honiates: “Değerli kutsal emanetleri kaptılar, içlerindeki süsleri göğüslerine soktular ve kırık kalıntıları tavalar ve bardaklar olarak kullandılar; bunlar, Deccal&#8217;in öncüleri, onun bir an için beklediğimiz hain eylemlerinin yazarları ve habercileriydi. Açıkça, gerçekten de, daha önce olduğu gibi o ırk tarafından da, Mesih soyuldu ve aşağılandı ve O&#8217;nun giysileri kurayla paylaştırıldı. Acıdan kimse payı yoktu. Sokaklarda, sokaklarda, tapınaklarda şikâyetler, ağlamalar, ağıtlar, kederler, erkeklerin inlemeleri, kadınların çığlıkları, yaralar, tecavüzler, esaret, en yakın olanların ayrılığı. Soylular rezil bir şekilde ortalıkta dolaşıyordu, saygıdeğer yaştakiler gözyaşları içinde, zenginler ise yoksulluk içinde. Sokaklarda, köşelerde, tapınaklarda, mağaralarda durum böyleydi; çünkü saldırıya uğramayan veya yalvaranları savunan hiçbir yer kalmamıştı. Her yer her türlü suçla doluydu.” (https://sourcebooks.fordham.edu/source/choniates1.asp)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Latin kökenli askerler Avrupa&#8217;nın en büyük şehrini tarif edilemeyecek bir talana giriştiler. Talan esnasında yaptıkları katliam, tecavüz ve yağmayla şehri o kadar büyük ölçekli talana uğrattılar ki, Roma&#8217;yı ve diğer Batı Roma topraklarını yağmalayan Vandallar ve Gotlar orada olsalardı mutlaka gözlerine inanamayacaklardı. İstanbul, antik dönemden kalma ve Bizans&#8217;ın yaptığı eserlerle bir açık hava müzesi hâline gelmişti. Haçlılar, şehirde buldukları bu servetin karşısında afalladılar. Zaten yarı Bizanslı olan Venedikliler ele geçirdikleri servetin çoğunu saklamayı başardılar. Ama Haçlılar (Fransızlar, Flamanlar, Almanlar vb) ele geçirdikleri her şeyi ayrım yapmadan imha ettiler. Bu serveti imhaya ancak iştahlarını şarapla dindirmek, Ortodoks rahibelere tecavüz etmek, Ortodoks papaz ve keşişleri öldürmek için zaman zaman ara verdiler. Katolik Haçlılar, Ortodoks Bizanslılar&#8217;a olan nefretlerini gösteren en olağanüstü tutumlarını zamanın en önemli ve en harika kilisesi olan Ayasofya&#8217;nın kutsallığını kirletmekle gösterdiler. Katedralde bulunan tüm gümüşten ikonlar ve tablolarla beraber katedraldeki tüm kutsal kitapları katedralin içinde yakıp imha ettiler. Ayasofya&#8217;nın gümüş vaftiz ve ayin kaplarını şarap kadehi olarak kullanırken katedraldeki patrik tahtına bir hayat kadını geçirerek ona şarkı söylettiler ve şarkıları bir konser varmış gibi dinlediler. Haçlılar, 200 yıl önce Ortodoks Kilisesi&#8217;nin, Katolik Kilisesi&#8217;nden ayrılmasının öcünü aldıkları gibi hiçbir vicdan azabı ve pişmanlık duymadan halkı katlettiler.” (Speros Vryonis, Byzantium and Europe, p. 152; https://archive.org/details/vryonis-1967-byzantium-europe/page/151/mode/2up)  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu Latin Katolik devleti 57 yıl ayakta kalır daha sonra Ortodokslar tarafından yeniden geri alınır. Ve yıl 1453. Fatih Sultan Mehmet on binlerce şehit vererek İstanbul’u fetheder. On binlercesi okla, kızgın yağla, taşla, işkence ile şehit edilmesi pahasına Müslümanlarca fethedilebilen İstanbul’a Fatih S. Mehmet girerken, Hıristiyan kızlar ona çiçekler sunmaktadırlar. Fatih Sultan Mehmet kendi dindaşlarının yaptıklarını İstanbul’lu Ortodokslara reva görmez. İstanbul’un fethinden sonra “Haşmetle şehre giren ve doğru Ayasofya’ya giden genç hükümdarı, burada toplanmış olan halk ve papazlar karşılarında gördükleri vakit ağlayarak yerlere kapandılar. Padişah onlara sükût etmelerini söyledikten sonra Patrik’e: “Ayağa kalk! Ben Sultan Mehmet, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” dedi” (Dr. Selahattin Tansel Osmanlı Kaynaklarına göre Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Askeri  Faaliyetleri, s. 103) “Fatih Sultan Mehmet, Rum patriğine verdiği hak ve imtiyazları aynen Ermeni patrikliğine de lutfeder.” (Veysel Eroğlu, Ermeni Mezalimi, s. 29-30) Herkesi, tıpkı peygamberi ve rehberi Hz. Resul gibi fethedilen tüm gayri müslim </span>beldelerinde olduğu <span style="color: #000000;">gibi, din, ibadetlerinde özgür bırakır. (Feridun Emecen, &#8220;İstanbul (istanbul&#8217;un Fethi)&#8221;, DİA, XXIII, 218; Yeorgios Francis, Şehir Düştü, s. 105, 107, 109; Ayrıca bk. Selahattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed&#8217;in Siyasî ve Askerî Faaliyeti, s. 106-107) Ayrıca dikkat çekicidir ki, fetihten sonra Batı&#8217;ya kaçan ve orada barınamayıp sefalete düşen bazı Rum büyükleri tekrar İstanbul&#8217;a dönmüşlerdir. 1464-1472 tarihlerinde Rum bilginlerine Fâtih&#8217;in sarayında özel bir ilgi gösterildiği bilinmektedir. (Halil İnalcık, &#8220;II. Mehmed&#8221;, DİA, XXIIX/395-407) Aynı özgürlük Yahudilere de tanınır. (Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devleti&#8217;nde Gayri Müslim Tebaanın Yönetimi, </span><em style="color: #000000;">s. </em><span style="color: #000000;">35-36) Bu hoşgörü Osmanlı tarihi boyunca devam eder. Gibbons&#8217;un şu tespiti oldukça manidardır: &#8220;Yahudilerin toptan öldürüldüğü ve Engizisyon mahkemelerinin ölüm saçtığı bir devirde Osmanlılar idareleri altında bulunan çeşitli dinlere bağlı kimseleri barış ve ahenk içerisinde yaşatıyorlardı.&#8221; (Ziya Kazıcı, &#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nde Dinî Hoşgörü&#8221;, Kültürlerarası Diyalog Sempozyumu, İstanbul 1998, s. 111) J.J.Rousseau, Emile adlı eserinde Türk müsamahakârlığını şöyle ifade etmiştir: &#8220;Türkler dinleri icabı kendi dinlerine düşman olanlara bile müsamahakâr ve misafirperverdirler.&#8221;  Will Durant Müslümanlardaki bu hoşgörü nedeni ile &#8220;Bizanslı tarihçiler, Hıristiyan cemaatinin Bizanslı idarecilerin yerini alması için Selçukluları davet ettiğini yazar.&#8221; demektedir. (Durant, İslam Medeniyeti, s. 222) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Peki, tam bu tarihlerde Papalık doktoru, botanikçi ve Accademia dei Lincei üyesi Viyana Piskoposu Johann Faber/Fabri bakın Müslümanları Avrupa&#8217;da nasıl anlatmaktadır: ”Dünyada yaş ve cinsiyet ayrımı yapmadan çocuk yaşlı herkesi kesen, hatta ana rahmindeki bebeği bile katleden Türkler kadar acımasız ve kaba bir ırk yoktur” (Turkey, Sweden and the EU Experiences and Expectations”, Report by the Swedish Institute for European Policy Studies, Nisan 2006, s. 6) Bu yaklaşım tarzının örneklerini ‘Oryantalizm yanılgısı’ adlı yazımızda bol miktarda görebilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;" align="JUSTIFY"><span style="color: #000000;">      </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11826 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islam-baris-dinidir-2020.png" alt="" width="427" height="505" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/sirplider-osmanli-1" rel="attachment wp-att-4517"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4517" title="sirplider-osmanli-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/sirplider-osmanli-1.jpg" alt="" width="439" height="284" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islambaris-dinidir-1-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4969" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islambaris-dinidir-1-1.jpg" alt="islambaris-dinidir-1-1" width="277" height="182" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12112 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/big_011121_0800.jpg" alt="" width="228" height="249" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bulgar-tarihci-osmanli-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4970" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bulgar-tarihci-osmanli-1.jpg" alt="bulgar-tarihci-osmanli-1" width="378" height="139" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yer Bosna: 1990’lı yıllar. Yugoslavya devleti yıkılmış, üçe ayrılan devletin Hıristiyan olan Sırp ve Hırvat tarafları hem birbirleri ile ama her ikisi birden Müslüman olan Bosnalılarla savaşa başlar. Yıllarca yan yana yaşadıkları Müslümanlara hoşgörü, acımak yoktur. İnsan (Hıristiyan) hakları beşiği Avrupa’nın ortasında 4 yıl bir halk topluca işkenceye tabi tutulur. Avrupa’nın ortasında namus kavramını kutsal sayan Müslümanlara, planlı bir şekilde saldırılar yapılır. 3 yaşından 70 yaşına tek çocuk, kız, kadın, nineye tecavüz edilir. Erkekler boğazlanarak, kırık cam şişeleri ile bedenleri, sert cisimlerle başları parçalanarak öldürülür, çocuklar canlı canlı doğranır. “Etnik temizlik denilen sorun, dini bir farklılığa dayanmaktadır. Söz konusu sorunlar pek de &#8216;etnik&#8217; değildir. &#8216;Etnik&#8217; kavrama çoğu zaman gerçek nedeni örten bir işlev görmektedir. Yugoslavya&#8217;daki, Kıbrıs&#8217;taki çatışmalar esas itibarıyla bir sınıf çatışması değildir, her iki bölgedeki ayrılığın asıl nedeni dîni idi. (Jack Goody, Avrupa&#8217;da İslam Damgası, s. 162, 164) Osmanlılar ise, Yugoslavya’da 400 yıl hakimiyet sürmüşlerdi. İslami yönetimde geçen yüzyıllar boyunca Hırvat ve Sırplar dinlerinden dönmeye zorlanmazlar. Özgürlük-hoşgörü sınırları çerçevesinde barış içinde dinlerini yaşarlar. Bosnalılar kendi istekleri ile Müslüman olmuşlardı. İstenirse planlı bir çalışma ile 20-30 senede tüm Balkan devletleri zorla Müslüman yapılabilecekken &#8211; İslam dini zorla Müslüman yapılmasına karşı olduğu için -tüm dinler zorlama yapılmadan barış içinde yüzlerce yıl bir arada yaşarlar. Yüzyıllarca İslam hâkimiyetinde barış içinde yaşamış Hıristiyan toplumlar Osmanlının yıkılması ile 1900’lü yıllarda ve Yugoslavya’nın baskıcı rejimin çökmesi üzerine 1990’li yıllarda tek taraflı olarak Müslümanlara karşı savaş, işkence ve zulme başlarlar. Sırplar 300 sene Osmanlı idaresinde yönetilmişlerdi. Günümüzde Sırpça hala bir dil olarak kullanılmaya devam etmektedir. Peki ya İspanyollar Sırbistan’ı işgal etse idi acaba sonuç aynı olur mu idi? Emin olun şimdi Sırplar İspanyolca konuşur ve mezhepleri de Katoliklik olurdu. Günümüzde Brezilya’da yerli halkın dili kaybolmuştur. Çünkü oraları İspanyollar keşfetmişti (!) Günümüzde dünyada 29 ülkede resmi dil Fransızca, 22 ülkede İspanyolcadır. İngilizceye girmiyoruz bile. Ve bir de bize insanlık, insan hakları dersi vermeye çalışanların tarihine bakın…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Batı Avrupa&#8217;da ve özellikle İngiltere&#8217;de, Müslüman mezalimine duçar olan Osmanlı memleketlerinin Hıristiyan kavimleri (Bulgar ve Ermeniler) namına kıyameti koparan o merhametli insan sever Hollandalılar, Müslümanlara reva gördükleri zülme hiç de seslerini çıkarmamaktadırlar. Ya Rabbi, medeniyet ve insaniyet hizmetçisi olmak üzere meydana çıkıp söz söyleyen bu adamlar ne kadar da sahtekar mahluklar imiş! Avrupa toprağında, Müslümanlığa daima insaf ve şefkat duygularından yoksun bir şekilde muamele ede gelmiştir. Hıristiyan aleminin işlediği barbarlıklara, medeniyet ıslahatları ve insanlık hizmetleri adları takılıyor! Avrupa Hıristiyanlığının nüfuzu altında İslam&#8217;a mensup kavimlerin, Avrupa tarafından bir insani kardeşlik muamelesiyle muamele edilmeleri ihtimali yoktur.” (Halil Halid, Hilal ve Haç Çekişmesi, s. 282, 283)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Günümüzden ve batılı araştırmacılardan, kaynağını İslam’dan alan Osmanlı hoşgörüsü ile ilgili birkaç anektot ile konuya devam edelim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Emeviler, Zımmilere (Başka dinden olanlara) Günümüz Hıristiyan dünyasında bile az olarak görülen bir hoşgörü gösterdiler. Zımmıler yılda 4.75 veya 19 dolar arası vergi veriyor buna karşılık her türlü korumaya sahiptiler. Müslümanların verdiği yüzde iki buçuk vergiden de muaftılar. Rahip, kadın, çocuk, köle, yaşlı, kör ve fakirler de bu vergiden muaftı. (Will Durant, İslam Medeniyeti, s. 55) Ortadoğulu Yahudiler, Müslümanları kurtarıcı gibi karşıladı. Halife Me’mun zamanında (813-833) İslam dünyasında 11.000 kilise olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde yüzlerce sinagog ve ateş tapınağı da vardı. Patrikler tarafından zulme uğrayan bir kısım Hıristiyanlar Müslüman kanunları altında tam bir hürriyet ve emniyet içinde varlıklarını devam ettirme imkânı buldular. Doğu Hıristiyanları, Müslümanları, Bizans kilisesine çoktan tercih ediyorlardı. (Durant, s. 56-57) Moğollar, Macarlar, İskandinav haydutları gibi onlarda her tarafı mahvedebilir, el koyup müsadere edebilirlerdi. Onlar böyle yapmadılar, basit vergiler koymakla yetindiler.&#8221; Mısır Hıristiyanları, Bizans idaresinden usanmıştı, bu bakımdan İslam&#8217;ı bir kurtarıcı gibi karşıladılar. Onların Menfis&#8217;i almalarına yardım ettiler, onları İskenderiye&#8217;ye götürdüler. (Durant, s. 72, 170)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yunan rahip Papanikolaou​: Türkler olmasaydı Ayasofya düşerdi, manastırları kapatan bizim yöneticilerimiz değil miydi? Yunanistan&#8217;da Evangelos Papanikolaou adında bir rahip, Yunanistan tarihinde pek çok kilise ve manastırın kendi yöneticileri tarafından kapatıldığını hatırlatan rahip, &#8216;Girit&#8217;te Türkler bir tane bile manastır kapatmadı. Bu yüzden insanlar &#8216;Latin serpuşu yerine Türk sarığı görmeyi tercih ederim&#8217; diyordu. Ben de olsam Türk&#8217;ü seçerim. Ayasofya&#8217;yı Türklerden başka kim koruyabilirdi?&#8217; ifadelerini kullandı. (Yeni Şafak, 27 Temmuz 2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Macaristan Cumhurbaşkanı: Türkler tarafından 150 yıl idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Cumhurbaşkanı Schmitt, “Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. (Hürriyet, 25 Ocak 2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız Prof.&#8217;tan Macron&#8217;a tarih dersi: Osmanlı vasi, Fransa işgalciydi. Fransa cumhurbaşkanı Macron&#8217;un ‘Cezayir&#8217;i Osmanlı sömürdü&#8217; yalanına karşı çıkan Fransa’nın önemli üniversitelerinden Science-Po’da görev yapan tarih profesörü M’hamed Oualdi, ünlü Le Monde gazetesinde yayınladığı makalesinde, Cezayir&#8217;in Osmanlı vesayetindeyken korunduğunu; Fransa sömürgesiyken ise işgal edildiğini, insanların öldürüldüğünü belirtti. 1830&#8217;da 3 milyonluk Cezayir nüfusundan, 1875 yılına kadar geçen sürede yaşanan ölüm rakamı 825 bin olarak tahmin ediliyor. (Akşam, 31 Ekim 2021)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bulgar tarihçi: Bizi yok olmaktan Osmanlı kurtardı.Osmanlı&#8217;nın Bulgarları yok olmaktan kurtardığını belirten Stoyan Dinkov, aynı zamanda ünlü Bulgar şair İvan Dinkov&#8217;un oğlu. Yeni çıkan &#8221;Osmanlı – Roma imparatorluğu, Bulgarlar ve Türkler&#8221; adlı kitabında şöyle diyor: “Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında asimile edilen hiç bir millet yoktur. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden millet yoktur. Bulgaristan&#8217;ın Osmanlı idaresi altına girmesi milletimizi korumuştur. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan&#8217;ın da başına gelecekti.” (Dünya Bizim, 24.01.2012)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarihi Osmanlı itirafı: &#8216;Keşke yapmasaydık&#8217; Sırbistan ile Osmanlı arasında yaşanan savaşları hatırlatan Sırbistan Başbakanı Daçiç, &#8216;100 yıl sizinle savaşarak Avrupa&#8217;yı fethetmenizi engelledik. Keşke yapmasaydık&#8217; dedi. (Star, 10 Ekim 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yıl 2004, Hrant Dink Fransa&#8217;ya gider. Marsilya&#8217;da bir konferansta Ermeni bir Piskopos söz alır: &#8220;Biz bunca yıldır altı milyon Cezayirli Müslümanı entegre edemedik, onlara Fransız isimleri bile aldıramadık.&#8221; der. Dink cevap verir: İyi ki siz Türkiye&#8217;de yaşayan çoğunluk değilsiniz yoksa bizi Müslümanlaştırmak ve de isimlerimizi dahi değiştirmek için elinizden geleni ardınıza koymazdınız.&#8221; (Tûba Çandar, Hrant, s. 498 )  Yıl 2016, fark yıllar geçtikçe  artıyor: Aşırı sağcı Wilders&#8217;ten Hollanda&#8217;da camileri kapatma vaadi. Hollanda’da aşırı sağcı siyasetçi Geert Wilders liderliğindeki PVV, program taslağında ülkedeki camileri kapatmayı, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i yasaklamayı ve sığınmacılara verilen oturma izinlerini iptal etmeyi vaat etti. (AA, 26.08.2016)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-6823 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islambaris-2016-1.jpg" alt="islambaris-2016-1" width="410" height="339" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bosna-katolik-fatih1-2.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4975" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/bosna-katolik-fatih1-2.jpg" alt="bosna-katolik-fatih1-2" width="354" height="176" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/ferman_4" rel="attachment wp-att-4166"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" title="ferman_4" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/ferman_4.jpg" alt="" width="276" height="264" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/blahim-kavga-papaz-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4971" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/blahim-kavga-papaz-1.jpg" alt="blahim-kavga-papaz-1" width="407" height="332" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1000 küsur yıldır İslam yönetimi altında ayakta olan dünyanın en eski 3. kilisesi Aziz Porphyrios kilisesi, siyonist yönetimin 75. yılında 20 Ekim 202 tarihinde bombalarla yerle bir edilir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15523" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/414468400_1728790297600901_7471781026430729239_n.jpg" alt="" width="553" height="547" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Emile Dermenghem: Resulullah esirlerin tümünü, özgürlüğüne kavuşturup akrabalarına verdi. Ashab da ona uyarak bütün Hevazinli esirleri serbest bıraktılar. Bu davranışlar karşısında Hevazinliler, Müslüman oldular. (Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti, s. 370);  Thomas Bauer: İslam toplumları şaşırtıcı derecede bir hoşgörü sergilemeleri ile batıdan farklılaşırlar. İslam toplumunda yabancı düşmanlığı diye bir şey bilinmiyordu. (Bauer, Orta Çağ, s. 18, 74);  Levis: Fatihler, fethettikleri bölgelerin sakinlerinin dinlerine ve iç işlerine karışmıyorlardı. İdarenin Bizans&#8217;tan Araplara geçmesi, bölge halkları tarafından genellikle sevinçle karşılanmıştır. (Levis, Tarihte Araplar, s. 40); Emile Dermenghem: Hz. Ömer Kudüs&#8217;ü fethederken Hristiyanlara nasıl davranmıştı, haçlılar ise yine bir Hristiyan olarak Kudüs&#8217;ü Müslümanların elinden aldıklarında nasıl bir davranış sergilemişlerdi? ( Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti, s.337) ; Bodley: İspanya&#8217;ya Hristiyanlar yeniden hakim oldukları zaman, Müslüman müsamahalarının yerini, Mukaddes engizisyon mecburi din değiştirmeleri aldı. ( Bodley, Hz Muhammed s.346); Keşiş Michon, doğuda dini bir seyyah adlı eserinde diyor ki, “şunu esefle ve açık kalplilikle ifade ediyorum ki, ümmetler arasında sevgiyi, Müslüman Hristiyanlara öğretmiş ve davetin nasıl bir müsamaha ile yapılacağını göstermiştir.” (Dermenghem, Hz. Muhammed ve Risaleti, s. 378) Emessa halkı, kapılarını Heraklius ordusuna kapatmış ve Müslümanlara, sizin yönetiminizi ve adaletinizi, Rumların adaletsizliklerine ve baskılarına tercih ederiz demişlerdi. (Arnold, İslam&#8217;ın Tebliğ Tarihi, s83-84)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Batı tarihinde Hz Muhammed&#8217;i savunan ilk eser, Henyr Stubbe (ö. 1676) tarafında yazılan ‘An account of the rise and progress of Mahometanism’ adlı eserdir. Basılmamış olsa da bu eser Hz Muhammed etrafında oluşturulan efsaneleri alaycı bir üslupla reddeder. Çok eşlilik, cennet zevkleri, savaş ve şiddet, düzenbazlık reddettiği konuların başında gelir. (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 47) Thomas Carlyle (ö. 1881) ise gerek konferanslarında gerekse yazdığı Heroes adlı eseri ile Hz Muhammed&#8217;in Hz Hatice ile evliliği, İslam ve kılıç, cennet, şehvet gibi iddialara cevaplar verir. (İ. Sarıçam, S. Erşahin, M. Özdemir, İngiliz ve Alman Oryantalistlerin Hz. Muhammed Tasavvuru, s. 51) </span>Müslümanlar arasında yaşayıp, 1600’li veya 1800’lü yıllarda Avrupa’da yaşayan Henry/Thomas kadar dinini bilmeyen Hasan/Tolgalarla dolu ülkem ne yazık ki!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bosna&#8217;daki Katolikler özgürlüklerini Fatih&#8217;e borçlu. Osmanlı&#8217;nın çeşitli dinlere, milletlere ve kültürlere karşı hoşgörüsünün en iyi örneklerinden birini Saraybosna&#8217;ya 60 kilometre uzaklıktaki Fonitsa kentinde Fransisken manastırında muhafaza edilen Fatih Sultan Mehmed&#8217;in &#8216;Ahidname&#8217; olarak adlandırılan fermanı gösteriyor. Şehirde yaşayan Hıristiyanlığın Katolik mezhebine bağlı Fransisken tarikatı üyeleri, Fatih Sultan Mehmed&#8217;in kendilerine özgürlük bahşeden fermanı sayesinde bugüne kadar ayakta kalmış. Farklı inançlara özgürlük hakkı tanıyan ferman, insanlık tarihindeki ilk insan hakları belgesi olarak kabul edilen 4 Temmuz 1776 tarihindeki ABD Anayasası&#8217;ndan tam 324 yıl önce kaleme alınmış. (Timeturk, 26 Mayıs 2010)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Papazlar kilisede birbirine girdi. Hıristiyanlar için en kutsal mekânlardan biri olan Filistindeki Beytüllahim’deki Milad Kilisesi&#8217;nde Noel temizliği yapan farklı mezheplerden papazlar birdenbire kavgaya tutuştu. Ellerindeki süpürgelerle tekme tokat kavga eden papazları ayırmaya kalkan polis zor anlar yaşarken, çok sayıda papaz ise yaralandı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sultan Abdülmecid çekişmeye son veren çözüm bulmuştu. Sultan Abdülmecid, 1852&#8217;de kilisenin kapısındaki kilidi değiştirtti ve bir fermanla anahtarın papazlarda değil, Beytüllahim&#8217;in önde gelen bir Müslüman ailesinde bulunmasını emretti. Aynı işi Kudüs&#8217;teki Kıyamet Kilisesi&#8217;nde de yaptı, bu kilisenin anahtarları da Müslümanlar&#8217;a verildi. Her iki mabedin kapısı, tam 150 sene boyunca her sabah Müslümanlar tarafından açıldı ve Hıristiyanlar da rahat etti. (TRT Haber, 28.12.2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Mısırlı Hıristiyan Kıptî rahiplerin 327 yıl önce Osmanlı&#8217;nın koyduğu bir kuralı bilmeden bozan bir rahip yüzünden birbirine girdi, yaralananlar oldu. (03.08.2002)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Hıristiyan azınlıklar Selçuklu devleti hudutları içinde Müslümanlarla her ne kadar aynı haklara sahip olmamışlarsa da hiçbir zaman Bizans’ta olduğu gibi dinsiz avına tabi tutulmamışlardır. İdareleri altındaki Rum ve Ermenilerin hiçbir dini inancına karışmayan Türkler, büyük bir tolerans göstermişlerdir.” (F.K. Kienitz, Büyük Sancağın Gölgesinde, s. 129)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Avrupa Katolik kilisesinin yanında diğer kiliselerin kurulması olayları, kan gövdeyi götürme pahasına olurken, Türkler dini bakımdan büyük bir müsamaha gösteriyorlardı. Osmanlı devletinin kuruluşundan beri onunda idaresine giren halk, dilediği gibi din törenleri yapabilirdi. Bu serbestlik Avrupalıları o kadar kıskandırmıştır ki, reformun babası olan Luther, Almanya üzerinde Türk idaresinin kurulmasını bile istemiştir.” (Doç A. Mansel, Doç C. Baysun, Prof. E. Z. Karal, Yeni ve Yakın Çağlar Tarihi, s. 84)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Girit Adasının fatihleri olan Türkler, yerli ahalinin cemaat işlerine karışmayarak, onları dini merasimlerini ifade ve ruhani müesseselerini idarede tamamen serbest bıraktılar. Dini bakımdan böyle mutlak bir hürriyete sahip olan Girit halkı, aynı zamanda her türlü tetkik ve teftişten muaf kalarak, mektepleri ile adet ve göreneklerinin tanzim ve idaresi hususları da kendilerine bırakıldı. Anadilleri her türlü müdahaleden masun kaldı.” (Prof. Cemal Tukin, İslam Ansiklopedisi, IV/794 )</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“Bursa’nın zabtını müteakip halka karşı gösterilen yumuşaklık ve teslim şartlarına riayet edilmesi, İznik’in tesliminde de gösterildi. Şehir ve kaleyi teslim alan Orhan Bey, halktan arzu edenlerin eşyalarıyla beraber gitmesine müsaade etti. Hatta bu müsaade daha ileri giderek İznik halkının kendi tebaasından olmak ve yalnız cizye vermek şartıyla adet ve ananelerini muhafaza edebileceklerini ilan etti. İznik muhafızı olan Rum Beyi deniz yoluyla İstanbul’a gittiyse de halktan çoğu gitmedi.” (Ord. Porf. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I/121)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Fransız tarihçisi Albert Malet: “Türkler yendikleri milletlere dinlerini, kanunlarını, adetlerini ve dinlerini kabul ettirmek için zorlamadılar. Onların kiliselerini, okullarını, dillerini, yaşayışlarını ve kanunlarını olduğu gibi bıraktılar.” (Kadir Can Kaflı, Türkiyenin Kaderi, s.46) “Osmanlılar fethettikleri topraklarda halkları sistematik bir şekilde dinlerini değiştirmeye zorlamadılar.” (Ömer Baharoğlu, Oryantalizm İslam ve Türkler, s. 115)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dünyaca ünlü Ortadoğu uzmanı Columbia Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Edward Said,  İsrail&#8217;de yayınlanan Ha&#8217;aretz gazetesinin kendisiyle yaptığı bir röportajında Ortadoğu&#8217;da kalıcı bir barışın inşa edilebilmesi için &#8220;Osmanlı Millet Sistemi&#8221;ni önermiştir. Said&#8217;in yorumu şöyledir: Arap dünyasındaki diğer azınlıklar nasıl yaşayabiliyorsa, (Araplar arasındaki) bir Yahudi azınlığının yaşaması da mümkündür. Bu, Osmanlı İmparatorluğu altında gayet iyi işlemiştir. Onların sistemi, şu an sahip olduğumuzdan çok daha insancıl gözükmektedir. (Ha&#8217;aretz, 18.8.2000)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Çağdaş tarih felsefecisi Arnold Toynbee, Tarih Üzerine Bir Etud adlı eserinde boşuna, &#8220;Eflatun&#8217;un ideal devletine en fazla yaklaşabilmiş sistem Osmanlı sistemidir&#8221; dememektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sloven Marksist Sosyolog Slavoj Zizek: “İslam her zaman hoşgörülü bir din oldu; 18. ve 19. yy’da İstanbul’a gelen Avrupalı gezginler, buradaki dini hoşgörüden şaşkına dönmüşlerdi. İslam’ın ve özellikle de Osmanlı’nın özgün anlamıyla hoşgörüye sahip olmak anlamında çok gerilere giden bir tarihi var. Eğer çok kültürlülük konusunda bir şey öğrenmek istiyorsak, bu yüzden sizin tarihinize bakmamız gerektiğinin çok açık olduğunu söylüyorum. Osmanlı Devleti kimseye din dayatmadı. Dil bile dayatmadı. Osmanlı’nın yüzyıllar boyunca hüküm sürdüğü Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da, Güneydoğu Avrupa’da yerli halkların dilleri değiştirilmedi. Araplar, Yunanlılar, Bulgarlar, Makedonlar, Sırplar, Romenler, Macarlar, Hırvatlar, Boşnaklar, Arnavutlar Türkçe konuşmazlar. Ama İngilizlerin, Fransızların, Portekizlilerin sadece 100 sene kaldıkları memleketlerde bile onların dilleri konuşulur. Farklı din ve kültürlere saygı konusunda ders verecek medeniyet İslam medeniyeti, ders alması gereken medeniyet Batı medeniyetidir. Batı medeniyetinin İslam dünyasına öğrettikleri, her şeyden ırkçılık, etnik bozgunculuk, soykırımcılık, asimilasyonculuk ve ulus devletçilik olmuştur. Esenlik içinde yaşadıkları Osmanlı ülkesini parçalamaya kalkışan Hıristiyan unsurlar da, onlara zulmeden Müslüman kadrolar yahut Müslüman evladı kadrolar da Batı’nın rahle-i tedrisinden geçmiştiler.  (Radikal, 18.10.2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rusya&#8217;nın resmi televizyon kanalı &#8216;Kultura TV&#8217;de ünlü gazeteci Vitali Tretyakov&#8217;un sunduğu &#8220;Çto Delat&#8221; (Ne Yapmalı) programında Türkiye ve Osmanlı tarihi tartışıldı. Programda Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Başkanı Vitali Naumkin, Şarkiyat Enstitüsü Türkiye Masası Başkanı Natalya Ulçenko, gazeteci Maksim Şevçenko katıldı. Akademisyen Naumkin de, Osmanlı&#8217;da herkesin eşit din özgürlüğüne sahip olduğunun altını çizerek, ülkede azınlıkların özgür yaşadığını vurguladı. Naumkin, &#8220;Başka ülkelerle kıyaslandığında Osmanlı&#8217;da diğer halklardan fazlasıyla din özgürlüğü vardı. Artı Osmanlı&#8217;nın tolerans açısından örnek ülke olduğunu da unutmamak lazım&#8221; dedi. Gazeteci Şevçenko’da Osmanlı&#8217;nın o dönem çok demokratik ve özgür devlet olduğunu belirterek, &#8220;Ben Türk imparatorluğundan ziyade Osmanlı sözünü kullanmayı tercih ediyorum. Macaristan&#8217;da o dönem din çatışması vardı ve Macarlar Sultan&#8217;a müracaat ederek kendisinden hamilik istedi. Macaristan savaşsız ve çatışmasız Osmanlı&#8217;ya katılmıştı. Kosova Savaşı&#8217;nda da Sırplar gönüllü olarak Osmanlı saflarına katılmıştı. Peki neden? Çünkü Osmanlı o dönem yasa, ulusların dayanışma, din ve başka özgürlükler bakımından en örnek devlet idi&#8221; dedi. Akademisyen Natalya Ulçenko ise Osmanlı&#8217;nın uzun asırlar boyu ayakta kalabilmesini imparatorluk içinde mevcut olan çeşitli özgürlüklerle ilişkilendirdi.  (17.11.2011)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">“Türkler olmasalardı bugün doğuda hiçbir Hristiyan hayatta bulunamazdı.” (Kemal Kahraman, Muhammed M. Pickthall, s. 55) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Oryantalist Lord John Davenport’un ‘Hz Muhammed ve Kuran’ı Kerim’ adlı eserinden: Hz Muhammed Müslümanlığı bildirmiş, fakat onu zorla kabul ettirmek için bir davranışta bulunmamış ve bu yolda her zaman Kuran’ın emirlerini yapmıştır. (s. 33)  Kureyş, Muhammed’in düşmanlarına yardım edince Hudeybiye anlaşmasını bozmuş olduğundan bir ordu hazırlanır ve Mekke fethedilir. (s. 30) Mekke fethedilince, Havazin kabilesi silahlanır ve Müslümanlarla savaş için Huneyn ovasına dek gelirler. Savaşta yenilirler. 6.000 tutsak, 24.000 at, 4.000 küheylan ve birçok gümüş ele geçer. Havazin delegeleri gelerek, savaşa katılan ailelerin yoksulluğa uğramaması için peygambere başvururlar. Peygamber savaşçıları toplar: “Ben bu yalvarmayı kabul ediyorum. Siz de kabul ederseniz kalbimi sevinçle doldurursunuz.” der. Bütün tutsaklar serbest bırakılır. (s. 31) Müslümanlık hiçbir zaman engizisyon mahkemesi kurmamış, Müslümanlık kendini sunmuş ama hiç kimseyi dinini değiştirmeye zorlamamıştır. (s. 50) İslam yalnızca Müslümanlığı kabul edenlere değil, yenilmiş uluslara da adaleti yaymıştır. (s. 51) Eğer batı beyleri, Araplarla Türklerin yerinde, yani doğuda hüküm sürseler, Müslümanların Hıristiyanlara gösterdikleri toleransı, Müslümanlara kesin surette göstermezlerdi. Catfield diyor ki: ‘Araplar, Türkler ve başka Müslümanlar Hıristiyanlara karşı, batılı ulusların Müslümanlara güttükleri hareketin aynısını gütmüş olsalar, doğuda Hıristiyanlıktan eser kalmazdı.’ Jourio diyor ki: “Müslümanların Hıristiyanlara karşı hareketi ile papalığın gerçek inanmışlara karşı cevaz verdiği işkenceler hiçbir surette karşılaştırılamaz. Vodova’lara karşı yapılan savaşta, ya da Saint Bartelmy katliamlarında o kadar kan döküldü ki,  yalnız bu kanlar Müslümanların döktükleri Hıristiyan kanından pek çok fazladır. Müslümanlığın zulüm eden bir din olduğu üzerine beslenen taassuplu düşüncelerde insanları kurtarmak gerekir. Bunların düşüncelerine göre Müslümanlık ya ölüm ya da Hıristiyanlığı bırakmakla korkutarak yayılmıştır. Bunun aslı ve esası yoktur. Papalığın yamyamlık ve yabaniliğe varan zulüm ve işkencesine bakılarak Müslümanların hareketi en yumuşak ve en alçak gönüllü hareket idi.” (s. 53) Taassuptan kurtulmuş olanların hepsi de kabul ederler ki ilahlara insan kanı dökmek yerine, ibadet ve sadakayı koyan İslam dini, insanlara iyiliksever ruhu aşılamış, topluma dönük erdemli davranışları kuvvetlendirmiş ve böylece medeniyet üzerine önemli bir etki yaparak doğu âlemi için bir nimet olmuş, kanlı silahlara gerek duymamıştır. (s. 55)  Endülüs’te İslam devletinin yıkılmasından kim acı duymuştur? Düşmanlarının tarihçileri bile sekiz yüz yıllık hükümeti sırasında bir tek zulmünü bile kaydetmedikleri o yüksek ruhlu ve cömert ulusun çalışma ürünleri olan felsefe, edebiyat ve matematik eserlerini yakmalarında hangi yüz kızarmamıştır? (s. 61) Elimizde Müslüman padişahlarla çağdaş olan Hıristiyan krallarının işkencelerine dair bol bol belgeler vardır ama iyilikseverlikleri üzerine bir şey var mıdır?  (s. 65)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Osmanlı modeli &#8216;öfke&#8217;yi dindirir. Wall Street Journal gazetesinde yer alan haberde, ABD’de bir aydır kapitalizme karşı süren protestolara karşı &#8220;Osmanlı vakıf sistemi&#8221; önerildi. (Vatan, 18.10.2011)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Osmanlı&#8217;dan ders alın. Chomsky, Orta Doğu&#8217;da yaşanan problemlerin çözümünde Osmanlı&#8217;nın bu bölgede yüzlerce yıl yürüttüğü yönetim anlayışında yattığını söyledi. (Türkiye, 01.10. 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kanadalı TikTok yayıncısı bir video paylaşarak “Sabırsızlıkla bizi Müslümanların yönetmesini bekliyorum, onların sistemi adil&#8217; dedi. Osmanlı dönemindeki Filistin&#8217;de üç dine mensup toplulukların bir arada barış içinde yaşadığına dikkat çeken Kanadalı adam “Gayrimüslim olarak cizye ödemek şu an ödediğimiz vergilerden daha adil&#8217; ifadelerini kullandı. (https://www.gzt.com/video/tvnet/kanadali-ciftci-bizi-muslumanlar-yonetsin-2230713; 15.12.2023)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Voice of America kanalına bir açıklama yapan Neturei Karta Ortodoks Musevi Cemaati İngiltere Temsilcisi Haham Elehanan Beck, İsrail kurulduktan sonra Filistin’de huzurun kalmadığını ve ülkenin idaresinin Müslümanlara verilmesi gerektiğini belirtti. (Haber 7, 26.11.2023)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1978’de Zagrep’te “Dünya Şiir Günleri” tertip edildi. Bu toplantının son günündeki müşterek yemekte bir Sırp tiyatro artisti, Yavuz Bülend Bakiler’e bakarak misafirlere şu mealde konuştu: Ben hesap ettim, siz Türkler bizi 550 sene idare ettiniz. Yine hesap ettim ki bu süre zarfında Osmanlı idaresi, her gün bir Hıristiyan aileyi ortadan kaldırsaydı, 20. asra Balkanlardan bir Hıristiyan bile gelemezdi. Üstelik bunu yapsaydı kimsenin ruhu bile duymazdı. Fakat Osmanlıların yapmadığını Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Birinci Dünya Harbi’nde üç buçuk sene içerisinde yaptı. (Yavuz Bülend, Üsküp’ten Kosova’ya)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1993’te 1-5 Şubat tarihleri arasındaki toplantısında “Demokratik Toplumda Dinî Toleransa Dair” aldığı 16 maddelik tavsiye kararları var. Bunun 6. maddesinde teokratik idarelerde bile dinî toleransın olabileceğini tarihin bize gösterdiği söylenmekte, örnek olarak Osmanlı idaresi ile Endülüs İslam Devleti’nin tutumları gösterilmektedir. Çünkü Hıristiyan dünyasında bunun örneği yoktur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Benzer örneklerin devamı için, ’İdealler ve tarihten pratik realiteler’ adlı yazımıza bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tabii, tüm bu hoşgörünü temelinde Kur’an ayetleri ve onun pratiği olan sünnet uygulamaları gelmektedir. “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah, işitendir, görendir.”  (Nisa, 58); “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”(Nisa, 135); </span>“Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır.” (Bakara, 256) ; “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Kafirun, 6)</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam barış dinidir, barışın dinidir. Hâkim olduğu yerde huzur barış olmuş, olmadığı yerde ise kan ve zulümtur. Günümüzde dünya geneline baktığımız zaman kanı akan tüm toplumların Müslüman oldukları görülür: Irak, Suriye, Azerbaycan, Kıbrıs, Keşmir, Filistin, Kosova, Bosna, Çeçenistan, Libya, Cezayir, Tunus, Afganistan. Kan akıtan tarafa bakınca, ülke ismi farklı olsa da dinlerinin hep aynı olduğunu görürüz: Gayrimüslimler. Demokrasi sloganı ile ülkeleri işgal edenler, petrolü alıp çıkarken öldürülen yüz binler, göçe zorlanan milyonlar ve arkada fitne tohumu olarak ektikleri mezhep/ırk savaşlarını ekip geri döndüler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu böyle devam edecektir ta ki biz Müslümanlar Kur’an’a teslim olana, dolayısıyla barışa, huzura tabi olana dek.  </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İspanya’daki Müslümanlara ne oldu? Ya Sicilya&#8217;daki Müslümanlara?  Yok oldular, tek kişi kalmamacasına katledildiler, sürgüne zorlandılar ya da cebren Hıristiyan edildiler. (Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler, s. 50) &#8220;Bir Bizanslı, kendisini Kahire veya Bağdat&#8217;ta Paris, Goslor veya hele Roma&#8217;da olduğundan çok daha rahat hissediyordu.&#8221; (Steven Runcıman, Haçlı seferleri tarihi, I/67)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslâm, barış ve Allah&#8217;a teslimiyet dinidir. Alman şairi Goethe bunu çok güzel ifade eder:<br />
&#8220;Wenn islam Gott ergeben heisst Im İslam, leben und sterben wir alle: “Eğer İslâm teslim olmak anlamına geliyorsa Allah&#8217;a, hepimiz yaşayıp ölmekteyiz İslâm&#8217;da<span style="font-size: 8pt;">” (Haarmann, Maria (Hrsg): Der islam (Ein Lesebuch). München: Beck, 1992, s. 36)  </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatan-2011-10-18-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4972" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/vatan-2011-10-18-1.jpg" alt="vatan-2011-10-18-1" width="490" height="560" /></a> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                     <a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/yahudikadartariheobjektiflik_turkiye_20012013-1" rel="attachment wp-att-3389"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3389" title="yahudikadartariheobjektiflik_turkiye_20012013-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/yahudikadartariheobjektiflik_turkiye_20012013-1.jpg" alt="" width="347" height="281" /></a></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15406 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/24643575688679.jpg" alt="" width="202" height="361" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  Osmanlı adaleti konusuna ek bilgi için  &#8220;İslam ülkeleri neden geri?&#8221;   başlıklı yazımıza gelen bir soruya verdiğimiz cevaba da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">“İslam, barışı esası almıştır. Ancak fitne ve zulümlere mani olmak için savaşı da onaylamıştır. Fakat ona da hak ve hukuk kuralları getirmiştir. İnsaf ile tarihi gözden geçirenler, Müslümanların savaş hukukuna uyduğunu, fethedilen bölgelerdeki halkın sevincini, din ve vicdan hürriyetini, yaşanan huzur ve saadeti inkar edemez.” (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 164-165)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İslam insana büyük değer vermiştir. Dinde zorlama yapılamayacağını ilan eden tek din olan İslam’a göre, “Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur” (Maide, 32)  Kur’an keyif için ve sebepsiz yere savaş çıkarılmasına da karşı çıkmıştır. (Hac, 39) Ancak Müslümanlara saldırıldığı zaman savaşmaya izin verilmiştir. Haksız yere saldırmak ve savaş açmak, Müslümanlara da yasaklanmıştır. (Bakara, 190) Bilindiği gibi tüm devletlerin savaş ve barış hukukları vardır ve bunlar ayrı ayrı kurallardır. Savaş esnasında uyulacak kurallar barış esnasında uygulanmaz ve barış esnasında uyulanacak kurallar da savaş esnasında uygulanmaz. Barış dini olan İslam’ın, savunma merkezli izin verdiği savaş için bile ortaya koyduğu kuralların seviyesine bugün hala hiçbir batılı devlet ulaşamamıştır. Bedir, Uhud, Hendek savaşlarında olduğu gibi, savaş kaçınılmaz olduğunda, savunma amaçlı olamk şartı ile savaşa izin veren ve bu savaşı bile belli hukuk kurallara bağlayan İslam’ın savaş hukuk kurallarına “İslam savaş hukuku” başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Savaşların nedeni din midir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">William T. Cavanaugh, &#8216;Dini şiddet miti&#8217; adlı eserinde, ulus devletlerin meşrulaştırılması gayesi ile yapılan savaşların &#8216;dini olmayan&#8217; nedenleri göz ardı edilmiş ve ‘bu savaşlar dini savaşlar olarak tanımlanmıştır.’ demektedir. (Cavanaugh, The Myth of Religious Violence, s. 177) Aslında tarihte din adına yapıldığı iddia edilen birçok savaş, ekonomik çıkar elde etmek amacıyla yapılmıştır. (Alper Bilgili, Bilim ne değildir? s. 96) Ateist Pol Pot&#8217;un, Mao&#8217;nun, Stalin&#8217;in milyonlarca kişiyi öldürmesinden ateizmi sorumlu tutmayan ateistler, 20. asırda dine referansın azalmasına rağmen savaşların bitmemesini de dikkatlerden kaçırmaktadırlar. Sadece I. ve  II. Dünya Savaşlarında yaklaşık, 70. milyon kişi yaşamını yitirmiştir.  (Bilgili, s. 98) Bu sayıyı 125 milyon olarak veren araştırmalar da vardır. (Selçuk Bulut, Milliyet, 01.12.2022) Dinlerin başka ideolojiler tarafından yerinden edildiği 20. Asırda, beklenen refah ve barışa yaklaşılamamıştır. Russell&#8217;da, &#8216;İnsanlığın yarını var mı?&#8217; (Bilgili, s. 119) isimli eserinde benzer hisleri paylaşır ve hayal kırıklığını dile getirir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                             <img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6789 aligncenter" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/EncyclopediaofWar-1-191x300.jpg" alt="EncyclopediaofWar-1" width="191" height="300" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Alan Axelrod ve Charles Phillips&#8217;in hazırlamış olduğu ‘Savaş Ansiklopedisi&#8217;ne göre, savaşların<strong> </strong>%7&#8217;si din<strong> </strong>savaşıdır. Onların da altında ekonomik nedenler yatar. Charles Philips ve Alan Axelrod&#8217;un Şavaş Ansiklopedisinde 1763 tane savaş tescil edilmiştir ve bu savaşlardan yalnızca 123 tanesi din kaynaklıdır. Geri kalanı din dışı başka kaynaklıdır. (Phillips, Charles, and Alan Axelrod. 2004. Encyclopedia of Wars) &#8220;Dini savaşlar bile, Marx&#8217;a göre iktisadidir.&#8221; (Prof. Ebu&#8217;l Hasen Ali En-Nedvi, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti, s. 250) Savaşların sebebi faşizm, sömürü, petrol gibi nedenlerdir. Dinin demode olduğunu savunan ülkelerin birbirlerine savaş açtıklarını görmüyor muyuz? (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun kalmasın, s. 74) &#8220;İnanç eksenli çatışmalar daha çok siyasidir. Bilimsel ve teknolojik icatların hızla geliştiği günümüzde buna inat kötülüklerde çoğalmaktadır. İnsanlık dinden en uzak zamanları yaşarken, en barbar dönemlerini de gariptir, şimdilerde yaşamaktadır.&#8221; (Aliye Çınar, Deizm ve ateizm üzerine, s. 112, 275) &#8220;Savaşların temelinde dini inançlardan ziyade siyasi menfaatler vardır.&#8221;  (Selçuk Kütük, Deizm, s. 56) &#8220;Ganimet amaçlı savaşlar, iktidar savaşları, dıştan gelen saldırıya karşı değil de ülke içinde girişilmiş iç çatışma ve savaşlar cihat olarak değerlendirilemez.&#8221; (Metin Karabaşoğlu, Adaleti Emreden Namaz, s. 33) “Dinden kaynaklandığı iddia edilen eşitsizlik, modern hayatın ekonomik ve politik eşitsizliğine terk edilmiştir.” (Neşet Toku, Kültürel rölativizm zemininde insan, Düşünen siyaset, sayı 15, s. 78) Görüldüğü gibi dinin etkisinin ‘toplum hayatında’  azaldığı günümüzde, seküler hayat ve bilim hayatın her alanına hakim olduğu halde hala ve çok daha fazlası ile sömürü, savaş, zulüm devam etmektedir. Bu da, savaş ve yıkımların din değil ekonomik ve ahlaksızlık temelli olduğunu göstermektedir!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> “Yeni ateistler şiddetin en büyük kaynağının din olduğunu söyleyebilmişlerdir. Sosyal adaletin yok sayıldığı dünyada şiddetin öfkenin olması değil olmaması sürpriz olur. İçinde bulunduğumuz düzen, İslam öncesi Arap coğrafyasında cahiliye olarak tanımlanan toplum yapısı ile bazı yönlerden paralellik arz etmektedir. Dünyanın süper güçleri, Orta Doğu petrolünü ele geçirmek için bu ülkeler üzerinde türlü oyunlara başvurmaları, sebep oldukları yıkım ve sömürülerden kaynaklanan çatışmaların sorumluluğunu, sömürdükleri ülke insanlarının omuzlarına yüklemektedir. Terörist nitelemesi, gücü elinde bulunduran devletlerin kendi ideolojik amaçlarına karşı çıkan muhaliflerine yaptıkları bir yakıştırma olarak kabul edilmiştir.” (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 111, 117-119)  “Stalin ve Mussolin, Hitler gibi din düşmanı kişiler yüzünden 70 milyondan fazla insanın katledilmesini ve doğanın tahrip edilmesini hiç konuşmuyorlar. Ateistler, komünist ülkelerin neredeyse tamamının neden baskıcı birer diktatörlüğe dönüştüğünü izah edemiyorlar. Dünyanın en kanlı savaşı olan II. Dünya Savaşı&#8217;nın aktörleri ya ateist ya da dindar olmayan kişilerdi. Demek ki dinler devre dışı bırakıldığında insanlık daha iyiye gitmiyor, kurdukları bütün ideolojiler başarısız oldukça hırçınlaşıyorlar.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 57, 59) &#8220;Din kaynaklı bilinen savaşlar dine değil başka çıkar ve menfaatlere dayalı olarak ortaya çıkmıştır.  Savaşlar daha ziyade çıkar güç devşirme gibi niyetlere niyetlerle ortaya çıkar.&#8221;  (Emine Öğük, Yeni ateistlerin yanılgıları, s. 31, 116) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Carl von Clausewitzin; Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır, özlü cümlesinden tam 11 asır önce Hz Muhammed, onun tam tersini sergilemiş, savaşla elde edilemeyen kazanımları barışla elde etmiştir. Bundan daha iyisini ne Gandi ne de Makyavel yapabilirdi. (Altay Can Meriç, Peygamberliğin ispatı, s. 300)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ateizm, deizm ve sekülerizm de acımasızlık, vahşet vardır. Endülüs’te, kafkasya&#8217;da, Bosna&#8217;da, Irak&#8217;ta, Suriye&#8217;de, Yemen&#8217;de, Myanmar’da bunları gördük ve hala görüyoruz. (Osman Nuri Topbaş, Aklın cinneti Deizm, s. 51) Komünizm ve sosyalizm partili bir azınlığa hizmet etti; kapitalizm ve liberalizm ise tröstler ve kartellere. (Topbaş, s. 25) Kapitalist dünyada merhamet kazınmış, hodgam/bencil bir vahşet devreye girmiştir.  (Topbaş, s. 55) Kapitalist, sosyalist, faşist ve Siyonistler dünyayı kan gölüne dönüştürmüşlerdir. Dünya Savaşının en ufak bir dini sebebi var mıdır? Hitler’in, Missolini’nin herhangi bir dini gayesi var mıydı? Stalin&#8217;in bir dini var mıydı? Atom bombasını dindarlar değil, demokrasi, insan hakları gibi mefhumları dava eden ülkeler kullanmışlardır. (Topbaş, s. 168) Kürtaj kimilerine göre hak ve hürriyettir. Cinayeti haklı olarak gören bir ahlak kabul edilebilir mi? Cinsi sapkınlıklara hürriyet namına yol veren hatta teşvik eden akıl savunulabilir mi? Birleşmiş Milletler&#8217;de 5 vetocu ülke, kayırmak istediği ülkelerin zulmüne koruyucu oluyor. Bu idarecilerin hepsi materyalist, hümanist, kapitalist veya sosyalist zihniyet sahibidir. Çevre tahribatı, nesli tükenen canlılar, kitle imha silahları, sömürgeler; Bütün bunlar akıl ve bilim temelli dünyanın eseri değil midir? (Topbaş, s. 187)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Özetle; 20. yüzyılda ekonomik ve ideolojik nedenlerle yapılan yerel ve dünya çapındaki savaşlar, ‘İleri’ addedilen devletlerin son 300 yılda Afrika, Asya, Amerika’da yaptıkları katliam, sömürge, köleleştirme faaliyetleri, batılı ülkelerin kendi aralarında yüzyıl süren savaş, mücadele, katliamlar hesaba katıldığında bu iddianın cevabı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır aslında. Sosyalizm, faşizm, demokrasi adına yapılan savaş, terör, katliamlar, ayrıca Lenin ile Mao, Stalin ile Troçki, M. Belli ile H. Kıvılcımlı, Beyaz Proletar Aydınlık ile  Kırmızı Proletar Aydınlık, hatta Fidel Kastro ile Che  arasındaki mücadele hangi kefeye konacaktır? Sadece I. ve II. Dünya Savaşlarındaki ölüm oranı tüm insanlık tarihindeki savaşlarda ölenlerden katbekat fazladır. Rant, Şahsi menfaat, makam, sömürge elde etmek için yapılan savaşlar, din adına yapılıyormuş gibi gösteriliyorsa bu dinin değil, iki yüzlü insanların suçudur! Hele ki ‘Batıl Din’ kapsamına giren dinlerin savaşlarından da en azında biz Müslümanlar sorumlu değiliz! Oksidentalizm merkezli, ‘batı medeniyeti’ ve ‘Hırisityanlık’ konularını ele alan yazılarımızda bu konu tekrar ele alınacaktır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15610" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/292225996_3222924634612424_7713144867576093024_n.jpg" alt="" width="280" height="186" /></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                                  </span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Fetih ile işgal arasındaki fark</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İşgal, savaş ile alınan yerlerde katliam, tecavüz, hırsızlık, sömürü yapmak, inanç hürriyetini sonlandırmaktır. Fetih ise yine savaşla alınan yere barış, huzur, adaleti getirmek, inanç özgürlüğünü sağlamaktır. Örnekleri ise yukarıda mevcuttur. Müslüman fetheder, Müslüman olmayanlar ise işgal! Yukarıda batılıların itiraflarından bazılarını verdik zaten.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Müslümanlar fethettikleri memleketleri harap hale getirmemişlerdir. Hatta aksine, eskisinden daha güzel ve mükemmel şeyler meydana getirmişlerdir.&#8221; (İngiliz Ordusu subayı, yazar ve gazeteci Ronald Victor Courtenay Bodley, Hz Muhammed, s. 168)  &#8220;İslami fetihler Avrupalıların birbirine yaptığı gibi Avrupa’yı yıkıp geçmiyor, fethedilen ülkelerde ticari, ekonomik ve kültürel bir düzen kuruyor ya da var olan düzeni devam ettiriyordu.&#8221; (Baykan Sezer, Türkiye sosyolojisi, seminer notları I, s. 211) &#8220;Araplar bu topraklarda zengin, adil ve huzurlu devletler kurmuştur.&#8221; (Yücel Bulut, Oryantalizmin kısa tarihi, s. 28)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Balkan topraklarındaki durum neredeyse emsalsizdir. Bir din başka bir dine, bir dil başka bir dile, bir kültür başka bir kültüre beş asır boyunca hükmetmiştir. Böyle bir hakikat hiç yaşanmamış gibi, beş asır sonra o milletler tekrar ayağa kalkmıştır. Felakete uğramadıkları, kayda değer bir şey kaybetmedikleri görülmüştür. Osmanlı devleti asimile etme, kendine benzetme, yurdundan uzaklaştırma siyaseti takip etseydi, sonuç böyle mi olurdu? Dünyada bunun başka bir örneği var mıdır? Beş yüz yıldan, yani elli kuşaktan bahsediyoruz. Buna karşılık batı dünyası ne yapmıştır? İşgal ettiği yerlerdeki inanç, kültür ve nüfus yapısını hızlı bir şekilde değiştirmiştir. İşgalin adı bazen keşif olmuştur, bazen uygarlığa kavuşturma. Daima kan ve gözyaşı getirmiş, toplu kıyımlara imza atmışlardır. Bugün İnka, Aztek, Maya medeniyetlerine arkeolojik bir bulgu olarak rastlanıyor. Batı, mezalim demektir. Güncellersek, Amerikan işgaline maruz kalan Afganistan ve Irak’ın vaziyeti ortadadır. Cinnet haline varan siyonist yayılmacılığı, Filistin topraklarını cehenneme çevirmiştir. Rusların Kırım ve Kafkaslarda neler yaptığı da aşikârdır.&#8221; (İbrahim Tenekeci, Yeni Şafak, 3.2.2018) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kısaca, &#8220;Avrupa, Osmanlı&#8217;nın Avrupa&#8217;da Hıristiyanlara yapmadığı zulüm ve asimilasyonları Müslümanlara reva görmeyi vazife saymaktadır.&#8221; (Ömer Faruk Korkmaz, Sorun Kalmasın, s. 86) Konu hakkındaki diğer örneklere Atam Osmanlı adlı yazımızdan ulaşabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Osmanlı adaleti konusuna ek bilgi için  &#8220;<a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-ulkeleri-neden-geri.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İslam ülkeleri neden geri? &#8221; , &#8221; Savaşta uyulması gereken kurallar&#8221; ve Atam Osmanlı&#8221; </a> başlıklı yazımıza gelen bir soruya verdiğimiz cevaba da bakılabilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">  </span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>İddialar, gerçekler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kim hoşgörülü? Üç dinin bir arada yaşadığı yerler neden hep İslam ülkeleri? Vatikan&#8217;da neden havra veya cami yok mesela?!</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/turkler-hosgoru-1" rel="attachment wp-att-3762"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3762" title="turkler-hosgoru-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/turkler-hosgoru-1.jpg" alt="" width="533" height="1503" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8605 size-full" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islambarisdinidir-2018-1.jpg" alt="" width="422" height="432" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/anneturkler-bugun_070413-1" rel="attachment wp-att-3763"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3763" title="anneturkler-bugun_070413-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/anneturkler-bugun_070413-1.jpg" alt="" width="397" height="572" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: center;" align="justify"><span style="color: #000000;">Müdeccen ya da Morisko Alfabesi Aljamiado (el-Acemiyye)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Endülüs&#8217;ün 1492&#8217;e kaybedilmesinden bir süre sonra İspanya Krallığı, idaresi altında kalan Müslümanlara Arapça konuşmayı ve yazmayı yasakladı. Zor durumda kalan Müslümanlar da, yeni bir tarz geliştirdiler: Aljamiado. Yani, İspanyol dilinin Arap Alfabesiyle yazılmasıyla oluşan edebî literatür. İşte o edebiyatın alfabesi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/aljamiado-1" rel="attachment wp-att-4808"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4808" title="aljamiado-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/aljamiado-1.jpg" alt="" width="348" height="174" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">                                     IV. Haçlı Seferi, İstanbul&#8217;u işgal eden haçlılar</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/4hacliseferi-haclisavaslari-1" rel="attachment wp-att-4828"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4828" title="4hacliseferi-haclisavaslari-1" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/4hacliseferi-haclisavaslari-1.jpg" alt="" width="436" height="389" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><strong>Teori, pratik; İddialar, gerçekler<br />
Hatay, İstanbul, Edirne,  Makedonya, Bosna</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Antakya, dinlerin, kültürlerin kardeşliğini simgeleyen, Musevi, Hıristiyan ve Müslüman toplumlarının yaşadığı 23 yüzyıllık geçmişi olan kentimizde  üç semavi dinin mensuplarının mezarları da  yan yanadır. İsa&#8217;ya inananlara Hıristiyan kelimesinin ilk kez verildiği St. Pierre kilisesi, Papa VI. Paul tarafından hac yeri ilan edilmiş. Bu nedenle, Hıristiyan dünyası için çok büyük önem taşıyan ilimizde, bu mağara kilisenin yanı sıra, eski bir Antakya evi restore edilerek oluşturulan bir Katolik kilisesi ve bir Ortodoks katedrali vardır. Antakya, Hıristiyanların üç dinî merkezinden biri olup diğer ikisi Vatikan ve Kudüs’tür. Aynı caddenin bir köşesinde Hıristiyanlığın ilk yıllarında kilise olan Habib-i Neccar Camii, Katolik Kilisesi ve Yahudi Sinagogu bulunmakta ve günün bazı saatlerinde ezan, çan ve hazzan  sesleri birbirine karışır. (AA, 6.12.2020)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Üsküdar Kuzguncuk’ta aynı sokak üzerinde sıralanan cami, kilise ve sinagog görenlerin ilgisini çekiyor. 3 inancın bir arada yaşandığı Kuzguncuk, hoşgörü kültürüyle ön plana çıkıyor. Cami ile kilisenin neredeyse aynı bahçede olduğu hoşgörü semtindeki bu manzara ise havadan görüntülendi. (Hürriyet, 20 Temmuz 2019)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Makedonya’da konuşan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’den batıya din dersi. Batıda 100-150 sene önce cami, kilise, sinagog ve havranın bir arada görülemeyeceğini söyledi. Görmez, bir süre Makedonya&#8217;da restorasyonu tamamlanan caminin açılışı sırasında dikkatini çeken bir konuyu şöyle anlattı: &#8220;Caminin altında bir kilise, onun da altında bir sinagog var. Caminin üzerindeki tarih 1492&#8217;yi gösteriyor. Farklı ülkelerin büyükelçileri de var. Onlara dedim ki biz bugün sadece bir caminin açılışını yapmıyoruz. Caminin üzerine kazınmış tarihe dikkatinizi çekmek istiyorum. 1492. Bu tarih size neyi hatırlatıyor? Amerikanın keşfedildiği yılı. Avrupa&#8217;dan Yahudilerin sürgün edildiği, hepsinin gidip İstanbul&#8217;a sığındığı tarihi gösteriyor. Biz öyle bir medeniyetin çocuklarıyız ki bundan Batılı dostlarımız lütfen alınmasınlar, bundan 100-150 sene önce Batı&#8217;nın hiçbir başkentinde siz camiyi, kiliseyi, sinagogu, havrayı yan yana göremezdiniz. Ama 4-5 asır önce İstanbul&#8217;da, Bursa&#8217;da, Edirne&#8217;de cami, sinagog kilise yan yana barış içersinde yaşayabilmiştir. (AA, 7 Nisan 2013)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bunlarda bize demokrasi, özgürlük, medeniyet dersi veren batıdan birkaç haber başlığı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Biz kiliseleri onarıyoruz onlar camileri kapatıyor: Avusturya’nın camileri kapatma ve imamları sınır dışı etmeye yönelik ırkçı kararını eleştiren vatandaşlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert tepkisine tam destek verdi. (Sabah, 11.6.2018)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eyvah anneciğim Türkler geliyor: F.Bahçe&#8217;nin Lazio zaferi başta İtalya olmak üzere Avrupa ve dünya basınında geniş yer buldu. İtalyan devi Lazio&#8217;yu yerle bir eden Fenerbahçe, Çizme&#8217;de şok etkisi yarattı. La Gazzetta dello Sport, &#8220;Eyvah anneciğim Türkler geliyor (Mamma li Turchi)&#8221; deyimini başlığa taşıdı. (EnSonHaber, 06.04.2013)</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Müdeccen ya da Morisko Alfabesi Aljamiado (el-Acemiyye): Endülüs&#8217;ün 1492&#8217;e kaybedilmesinden bir süre sonra İspanya Krallığı, idaresi altında kalan Müslümanlara Arapça konuşmayı ve yazmayı yasaklaması üzerine zor durumda kalan Müslümanların da, yeni bir tarz geliştirmeleri üzerine ortaya çıkarılan alfabe: Aljamiado. Yani, İspanyol dilinin Arap Alfabesiyle yazılmasıyla oluşan edebi literatür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8216;Gerçek <em>bir Türk</em>&#8216; (&#8216;<em>C&#8217;est un vrai Turc</em>&#8216;): <em>Kaba</em> ve acımasız insanları betimlemek için kullanılan ırkçı <em>bir Fransızca</em> deyişi; İtalyancada &#8220;bestemmia come un Turco&#8221; (&#8220;Türk gibi küfretmek&#8221;) ve &#8220;puzza come un Turco&#8221; (&#8220;Türk gibi pis kokmak&#8221;) deyimi; Macaristan Ulusal Müzesinde bulunan ve bir Osmanlı&#8217;yı çocukları katlederken resmeden 16. yüzyıla ait bir çizim; İsrail, Batı Şeria&#8217;da cami duvarına ırkçı slogan, Belçika&#8217;da camiye saldırı, Fransa&#8217;da cami duvarına ırkçı yazı, Hollanda&#8217;da camiye molotoflu saldırı, Batı Trakya&#8217;da camiye taşlı saldırı, Avustralya’da cami arazisine haçlı, domuzlu saldırı gibi haberler aslında tarihten ders almadığımızı ve hiç birşeyin değişmediğinin göstergelerini oluşturmaktadır. Detayı, “İslamofobi” ve “Batı medeniyeti” adlı yazılarımızda.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islambaris-dinidir-1-2-1.jpg"><img loading="lazy" loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4973" src="http://islamicevaplar.com/wp-content/uploads/islambaris-dinidir-1-2-1.jpg" alt="islambaris-dinidir-1-2-1" width="180" height="238" /></a>  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> </span></p><p>The post <a href="https://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html">İslam barış, hoşgörü dinidir</a> first appeared on <a href="https://islamicevaplar.com">Ateist, Deistlere Cevaplar</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://islamicevaplar.com/islam-baris-dinidir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
