Oryantalistler ve kuran hakkındaki şüpheleri

Oryantalistler ve kuran hakkındaki şüpheleri

Oryantalizm, Haçlı Seferlerinin yenilgilerinin bir neticesidir. (s. 11 ) Oryantalizmin, emperyalizmin İslam dünyasındaki hedeflerini gerçekleştirmekte kullandığı araçların en belirgini olduğuna kesin olarak inanabiliriz. İslami araştırmaları, Haçlı Savaşları’ndaki hezimetlerin intikamını alma arzusundan ileri gelmektedir. (s. 12 ) Oryantalizm, emperyalizmin İslam dünyasına sızmakta kullandığı bir araçtır. (s. 13 ) Oryantalistler genelde kendilerini dinlerine hizmete adamış din adamları vasfını taşımaktadırlar. (s. 14 ) Oryantalistlerin çalışmaları iki temel eğilime sahiptir: İslam ülkelerinde batı emperyalizmine imkan sağlamak. Bunun için öncelikle İslami değerleri zayıflatmaya çalışırlar. Sonraki adım ise, Hıristiyan Batı değerlerini yüceltmek için uğraşmalarıdır. İkinci eğilim ise, oryantalizmi bilimsel ve insancıl amaçlar kılıfında sunmak.

A-İslam ülkelerinde emperyalizme imkan sağlamak. Bu eğilim iki şekilde karşımıza çıkar. İslami diğerleri zayıflatmak ve Hıristiyan Batı değerlerinin yüceltmek. (s. 15 )

İslami değerleri zayıflatmak Oryantalistler bir planı gerçekleştirmek için Müslüman’ın İslam’a olan bağlılığını azaltacak ve onda şüphe uyandıracak yorumlar geliştirdiler. Aynı zamanda etnik ayrılıkları körüklemek için sosyal ilişkileri araştırdılar. Fransız oryantalist Renan, ‘İslam’daki tevhid inancı, Müslüman bireyi şaşkınlığa düşürdüğünü’ ileri sürer. Halbuki, tevhid akidesinin sahibi, hayatında Allah’tan başkasına boyun eğmez. (s. 16 ) Fakat Hartford kurumu’nun müdürü Dr. Keric; !Hıristiyanlıktaki teslis inancı, insanı tanrıya yaklaştırır. Tevhid akidesi ise, insan ile Tanrı arasına mesafe koyar. (s. 19 ) diyerek oryantalist bağnazlığın nerelere varabileceğini gösterir. Ve tüm bu iddialar bilimsel, objektif ve insanîdir! Oryantalistlerin ikinci planı, batı değerlerini yüceltmek ve İslam ülkelerinde emperyalizmi yerleştirmeye çalışmaktır. (s. 21 ) Oryantalistler batıdaki sanayi ve sosyal sebebi, Hıristiyan ilke ve değerlere bağlanmaya çalışmışlardır. Bu insanlar Hıristiyanlığın hakim olduğu dönemlerde Avrupa’nın karanlık çağları yaşadığını, O dönemlerde İslam ümmetinin parlak bir hayat yaşadığını gözden kaçırırlar. (s. 22 )

B- Haçlı ruhunun güçlendirilmesi Oryantalistlerin çalışmalarında baskın gelen ikinci eğilim, kin ve nefret dolu harçla ruhudur. Muhammed Esed, ‘yolların ayrılış noktasında İslam’ adlı kitabında; Oryantalistlerin en ileri gelenleri bile, İslam konusunda inceleme ve yazılarında kendilerini bilimsel olmayan tarafçılığa kaptırmaktan kurtulamamışlardır. (s. 23  ) demektedir. İslam daima yargıçların önünde duran bir sanıktır. Oryantalistlerin yargılama yöntemleri bize engizisyon mahkemelerini hatırlatmaktadır. Her meseleye daha önceden varılmış bir netice ve hüküm açısından bakıyorlar. Oryantalistler kanıtlarını daha baştan ulaşmayı tasarladıkları sonuca göre seçmektedirler. Meseleyi karşı tarafın yani Müslümanların görüş açısı ile değerlendirmeye önem vermezler. (Muhammed Esed, Yolların Ayrılış Noktasında İslam, çeviren Hayrettin Karaman, s. 49-50) Oryantalist Kimon; ‘Muhammedî din insanlar arasında yayılmış cüzzam hastalığıdır.’ (Tarihu’l-İmam Muhammed Abduh 3/409)

Oryantalistlerin İslami araştırmalardaki hataları:

a) Muhammed bir reformisttir. Kur’an’ı da çelişki ve tutarsızlıkların çok olduğu beşeri bir yapıttır.
b) Muhammed, Yahudi ve Hıristiyan öğretilerinden alıntı yaparken iktibaslar da tahrif yapmıştır. Bu sebeple onun Mesih’in uluhiyetini inkar ettiğini görüyoruz. (s. 25 )
c) İslam toplumdan ve devletten ayrı tutulması gerekir.
d) Oryantalistlerin araştırmaları bilimsel havaya bürünmüş bir şekilde saklanan emperyalist hedeflerdir. (s. 26 )

Hıristiyan Batı düşüncelerinin yayılması, Müslümanlardaki dini ruhu da zayıflattı ve onların din dışı yönetim ve sistemlere alışmalarına neden olmuştur.  (s. 28 ) “Haçlıların yaydığı kötülük, her şeyden önce kültürel bir kötülüktür. Avrupalıların zihinleri yanlış bilgilerle dolduruldu. İslam’ın şehvet ve sertlik dini olduğu gibi fikirler onların dimağlarında yer etti.” (Muhammed Esed, el İslam fi müfteraku’t-Turuk, s.58)

Oryantalistler, Kur’an’ın Muhammed’in iç dünyasından kaynaklandığı, kendisine vahiy geldiğini sandığını iddia ederler. (s. 34 ) Acılar ve umutlar içersinde düşünmeye, kafa yormaya devam etti. Neticede kendisinin beklenen peygamber olduğuna inandı. (s. 35 ) Ad ve Semud kavminin kıssalarını öğrenmesi Ahkâf yurdundan geçmesinin bir ürünüdür. gibi iddialarda bulunurlar. Oysa bu bölge, ticaret kervanlarının geçtiği bilinen yol üzerinde değildir. Üstelik tarih de peygamberin bu bölgeden geçtiğini bildirmiyor. Müşrikler, “vahyi Mekke’deki demirci bir Rum’dan aldığını” bile söylediler. Fakat bütün bunlara rağmen Hıristiyan Şamlılardan veya başka dinlere mensup kimse dedelerden aldığını iddia etmemişlerdir. (s. 37 ) Eğer Kur’an’ı kendi yazsa peygamberin davasının ilk anında evren, yaşam ve toplum hakkındaki yöntem, düşünce ve anlayışlarını anlatmaya başlamasını gerekirdi. Ne var ki, vahyin başlangıcı tevhide çağrı ile başlamıştır. Bütün bunlar olurken vahiy kesintiye uğradığı da oldu. (s. 38 ) Kur’an, Musa’yı yetiştirenin Firavun’un eşi olduğuna işaret eder. Oysa Tevrat, Firavun’un kızı olduğu görüşünü ileri sürer (s. 39 )

“De ki; Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.” (Kehf, 110); “Deki; Ben Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok iyilik yapmak isterdim.” (Araf, 188); “De ki; Ben gaybı da bilmem. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.” (Enam, 50)

Hz. Peygamber bazı ayetleri unutmaktan endişesi eder. “Kur’an’ı okumakta acele etme ve Rabbim benim ilmimi artır de.” (Taha, 114); “Resulüm! Vahyi çarçabuk almak için dilini kımıldatma.” (Kıyame, 16 -18) Kendisinden kaynaklanan bir vahye tabi olan kimse, kaybolmasından ya da unutulmasından endişe ederek, onu anımsamak için bu denli ısrarcı ve aşırı bir ihtiyaç hissetmezdi. Tarihi gerçekler sayesinde Hz Muhammed’in vahiyden bir şeyi kaçırma endişesi çektiğini biliyoruz. (s. 45 )  

Bazen vahiye çok ihtiyaç olduğu durumlarda bile vahiy kesiliyordu. Hz peygamberin çok istemesine, çok arzulamasına rağmen ona vahiy gelmiyordu. (s. 46 )  İfk olayında vahyin nasıl geciktiğini kim unutabilir ki?! Neden o ruhban elbisesi giyip kafiyeli sözler söyleyip buhurlar tütsüleyip eşini iftiracıların iftirasından kurtarmak için bir vahiy uydurmadı? (s. 47 ) Vahiy, rabbi dilediği zaman geliyordu. Yine rabbi dilediği zaman vahiy kesiliyordu. (s. 48 )

Mekkî ve Medeni ayetler hakkındaki şüphelere örnekler:
Ayetlerin üslubu ile ilgili şüpheler: MekkÎ ayetlerin üslubunda şiddet, sertlik ve hareket ön plana çıkar iddiası vardır. (s. 52 ) Halbuki, Kur’an’ın Medenî bölümü değil de sadece, Mekki bölümü inzâr ve vaîd özelliklerine sahip değildir. Bu konuda Mekki ve Medeni ayetler müşterektir. (s. 53 ) ve Mekkî bölümde de hoşgörü ve esnekliği görürüz. (s. 54 )

Kur’an’da hakaret ve kötü sözlerin yer aldığı iddiası: Kur’an’ın bizzat kendisi hakaret etmeyi yasaklar. “Allah’tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; onlara da sonra bilmeyerek Allah’a söverler.” (Enam, 108) Kur’an’da şiddetli bir şekilde azarlama ve paylama vardır. (s. 56 )

Ayetlerin uzunluğu ve kısalığı konusu: Ayet ve surenin kısalığı Mekkî bölümün karakteristik özelliğidir.Oryantalistler, Mekke toplumu ümmi idi. Kavramların açıklanmasında ayrıntıya inme güçleri yoktu. Oysa Medine’deki uygar ve kültürlü toplum bunu kaldırabilirdi, iddiası gündeme getirilir. Ayetin kısa oluşunun Mekkî bölüme özgü değildir. Mekkî surelerde de Enam, Araf ve benzeri uzun sureler vardır. (s.  59 ) Mekkî ayetlerde teşrî’ ve ahkamla ile ilgili konulara yer verilmemesi hakkında oraya oryantalistlerin görüşleri de taraflıdır. Mekkî bölüm teşrî’ konusunu ihmal etmemiş, ana hatları ile ele almış, genel olarak değinmiştir. Enam suresinde, ehli kitabın teşrî’lerinin tartışma konusu yapıldığını görürüz. Bu ise Kuran’ın teşrî’leri önceden bildiğine delalet eder. (s. 61 ) Ayrıca tedricilik ilkesi gereği Mekke’de teşrî’den bahsetmek vaktinden önce yapılan bir davranış olurdu.

Oryantalistler, Mekkî bölüm akide delillerine yer vermemiştir iddiasında bulunurlar. Halbuki, Mekki bölüm kanıtlara yer vermemezlik yapmamıştır. Hatta birçok suresinde bunları ele almıştır. (s. 62 ) Mu’minûn, Enbiya, Ankebût, Lâf, Câsiye sureleri bunlara örnektir.

Mekkî ayetlerin temel özellikleri: Şirk ve putperestlik inançları ve bunların temel nedenleri, yaratma fiilinin mükemmelliklerine, peygamberlik gibi konulara çokça yer verilmiştir. Diriliş, Genel ahlak, Sevgi, rahmet, bağışlama, İslam’a sabır ve samimiyet, dürüstlük vb. konular Mekkî ayetlerde işlenmiştir. (s. 65 )

Medeni ayetlerin temel özellikleri: Ehli kitap ile tartışmak, onları İslam’a davet etmek, teşrî’ de ayrıntıları açıklamak. (s. 66 ) Mekke, ahlak ve inançsız düşüncelerle mücadele dönemidir. (s.  67 )Medine’de mücadelede yeni bir döneme girilmiştir. Akide’nin temel ilke ve prensipleri yerine ayrıntılı meselelere yönelmiştir (s. 69 ) Ehli kitabın yaptığı tahrifleri düzeltmeye çabalarına girilmiş, câhiliyenin düşünsel ve toplumsal artıklarından arındırılmada ayrıntılara girilir. (s. 70) 

Muhammed Bakır el-Hakim, Oryantalistler ve kuran hakkındaki şüpheleri

Oryantalistler ve kuran hakkındaki şüpheleri Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık