Kafama takılanlar

4 ay önce
Kafama takılanlar

Makineyi icat eden insan bir anda, ‘ben de tanrı olabilirim’ hevesine kapıldı. Zihninde öldürdüğü tanrının yerine bir şey koymalıydı, kendisini koydu. Modern insan ürettiği bilimden din çıkartmaya kalkıştı. (s. 14 ) Bilim insanın dünyevi refahına hizmet eder, din ise insanın toplumsal düzeni, ahlakı ve manevi yönüne hizmet eder. (s. 15 ) Din yoluyla insan, yaratıcısını ve yaratıcısına karşı görevlerini öğrenir. Baskı yollu müdahale etmez, eğer müdahale ederse insan iradesi devre dışı bırakılır. (s. 21 ) Bilgi araçları birbirinden koparıldığında insan eksik kalır. İslam akıl dinidir derken, aklın ürettiği din diyorsak, doğru değil, ancak aklın kavrayabileceği ve onaylaya bileceği bir din diyorsak, bu doğrudur. Aklı tek yönlü bakış ve sınırlı bilgiye mahkum eden, aklı devre dışı bırakmış olur. (s. 22 ) Modern zamanlarda bir hastalık ortaya çıktı; sorumluluk almadan ve görevini yerine getirmeden haklı olma iddiası. Bugünün insanı çalışmadan kazanmak, sorumluluk almadan hak sahibi olmak, görev yapmadan karşılık beklemek yani kısaca, yatarak yaşamak istiyor. (s. 24 ) Bizi insan olarak ayrıcalıklı kılan bu akıl ve irade gereksiz mi? Modern zamanlarda biz insandan uzaklaştık. İnsanı da doğasından ve doğallığından uzaklaştırdık. Modern zaman insana haz ve hız anlayışını dayattı. Neden acaba yolda, çarşıda, pazarda anne baba çocukların ellerinden sıkı sıkı tutar? Din, koyduğu makul sınırlar ile insanın hem varlığını hem de bütünlüğünü korur. Sınırlar kurallardır. Kuralsız bir hayat ve toplum olmaz. Kaldıralım yollardaki sınırları ve kuralları görelim trafikte neler oluyor. (s. 25 ) Din insanın doğallığını ve doğasını koruyan bir takım kurallar getirir. (s. 26 )  “Biz insana yolu gösterdik. Artık dilerse yolda gider, yolu yapana ve gösterene teşekkür eder; dilerse yoldan çıkar, nankörlüğünü ortaya koyar.( İnsan, 3) Rahmet elçisini görüpte, rahmet pınarından bir yudum su içmeyen nice nasipsizler oldu. (s. 30 )

Allah ilk indirdiği ayetlerde yaratıcı ve rab sıfatlarını öne çıkarır. (Alak, 1) Allah bir diktatör değildir. Dünya hayatında herkes özgürdür. Allah’ın kullarına muamelesi hikmet ve adalet çerçevesindedir. (s. 31 ) Bu dünyada adaletin tam gerçekleştiğini pek göremiyoruz.  Öyleyse mutlak adaletin ve hikmetin gerçekleşeceği bir yerin olması muhakkak.  Gökten yağan yağmurla yerden bitkilerin bitmesi, onlarla beslenen hayvanların etlerinden insanların istifade etmeleri büyük bir nimettir. (s. 32 ) İnsanoğlu hem sonsuzluk anlayışı içindedir, hem de her şeyin bir yerde son bulması arzusundadır. Tatile çıkar, çok eğlenir, ancak zaman içinde bir bıkkınlık hissi başlar. İnsanın içinde süreklilik duygusunun yanında, tam ona zıt değişim arzusu da vardır. Bu ikisinin dengesi insanın iç huzurunu sağlar. (s. 33 ) İnsan neden varlıkların sonsuz bir silsile halinde olmasını ister? Halbuki evren ve içindekiler sonludur. Bir başlangıç noktası bulunmaktadır. (s. 34 ) Big bang ve termodinamiğin ikinci yasası da bunun bilimsel temelini oluşturur. Her meydana gelen şeyin, yakın veya uzak bir sebebi var. Bu kadar dönüşüm ve değişimin yaşandığı evrenin bir sebebinin olması, inkar edilemez bir gerçekliktir. Yaratıcının, evrenin içinde farz edilmesi, onun da aynı dönüşüm ve değişim kanununa tabi olmasını gerektirir. Yaratıcının bu şekilde değişim ve dönüşümü uğraması ise, başka bir yaratıcıya gerek duyulması demektir. Öyleyse Tanrı evrenin dışında olmalı, aynı zamanda oluş ve bozuluş kanuna tabi olmamalıdır. Tanrı oluş ve bozuluş kanuna tabi olmadığına göre, bir başlangıcın ve sonunun da olması gerekmez. (s. 35 ) Her şeyi yaratanın yaratılması mantık noktasından geçersizdir. Bilimsel çalışmalar, evrenin içindeki Güneş dahil gezegenlere bile ömür tahmin etme noktasına gelmiştir. 20.yüzyılın başlarında evrenin hiç bozulmayacak bir makine olduğu iddia ediliyordu. Bilimsel çalışmalar son derece ilerlemiş olmasına rağmen türlerin tükenişinin ve dünyadaki ekolojik dengelerin bozulmasının önüne geçilebilmiş değildir. (s. 36) İnsanın ilginç yönlerinden biri de, görünmeyen varlıkları kendisi gibi düşünme arzu ve isteğidir. (s. 39 ) Hz İbrahim’in kavminin taştan yapıp taptığı putlarını kırıp, sorduklarında ‘şu sizin büyük put kırmış olamaz mı?’ şeklindeki sorusu onları biraz düşündürtmüş, kendisini dahi savunamayan, kimseye bir faydası olmayan putlara ne için tapıyorsunuz sorusu ise cevapsız kalmıştır. (s. 40 ) Günümüz insanı, kendisini merkeze alarak bir düşünce üretiyor. (s. 41 ) ve bilim ile dinin ayrıştığı ve benzeştiği tarafları tam olarak kavrayamıyor. Din, insanın hayatına hem bu dünya hem de görünmeyen öte dünya bakımından düzenleyen bir sistemin adıdır. Bu görünmeyen alanın biliminin yöntemleri olan deney ve gözlemle tespiti ve kanıtlanması söz konusu değil (s. 42 ) Biz insanlar, zaman ve mekan gibi iki sınırlayıcı gerçekliğin içindeyiz. (s. 44 ) Allah, hiçbir kulun günah işlemesini hoş görmez ve haksız ceza görmesine razı olmaz. (s. 45 ) İnsan doğallığını bozmadıkça ve kuralları ihlal etmedikçe, yüce Allah asla ona yönelik cezaî bir yaptırım uygulamaz. Aksine tahminlerin üstünde mükafatlar verir ona. (s. 49 ) Bu dünyada doğru ve faydalı olanı saptamak oldukça zordur. Hele tek başına, neredeyse imkansız. Öyleyse insanın dışarıdan desteğe ihtiyacı vardır (s. 55 ) Bunu bilen yüce Allah insana destek olsun diye içlerinden peygamber ve kılavuz olsun diye bir kitap göndermiştir. Zaten her zaman algı ile olgu arasında bir fark söz konusudur. Gerçek soğuklukla hissedilen soğukluk farklıdır. (s. 56 ) Değişen insan, değişmeyen insanlıktır. İslam düşüncesinde insan, ben diye işaret edilen, ruh ile desteklenmiş beden olarak tarif edilmiş. (s. 61 ) İnançta bir değişim ve dönüşümden bahsedilemez. Çünkü Allah, evren ve insanın birbirine olan konumlarında bir değişim söz konusu olamaz. Allah, yaratıcı; evren ve insan ise yaratılmıştır. İnsanın insanlığın da da bu yüzden değişim yoktur. (s. 62 ) Müslümanlar Irak coğrafyasına geldiklerinde birçok milletten, inançtan ve düşünceden insanlarla karşılaştılar. Yeni izah, yeni bir ilmin ortaya çıkmasını beraberinde getirdi: Kelam ilmi. Kelam ilmi, inancı izah ve savunma ilmiydi. (s. 63 ) Toplum hayatında bir değişmeye dinamik fıkıh anlayışı ile cevap verilmiş (s. 64 ) Hz peygamber Kur’an’da güzel bir örnek olarak nitelenmiştir. Uygulamada ikinci bir örnek ise, Hz peygamberin övdüğü ilk 3 nesildir.. Sahabe, O’nun öğrenciler iyiydi (s.  65) İnsanın önce bedeni sonra da ruhu yaratılmıştır. (s. 72 )

İnsanoğlu uyanıkken hayal, uykudayken rüya görür. Herkes rüyasından olumlu ya da olumsuz etkilenir. Çünkü kişi, Rüya kahramanın bizzat kendisidir (s. 87 ) Baskının olduğu yerde özgürlükten bahsedilemez. Dışarıdan gelen telkinler iyi ya da kötü yönde etkileyici olabilir. Ancak neyin ne kadar etkileyeceğine, oyuncunun kendisi karar verir. (s. 89 ) Uyurken rüyalarımıza rahmani veya şeytani birtakım etkiler olabilir. (s. 90 ) Rüya’nın bir çok çeşidinin bulunduğu inkar edilemez bir gerçek. Öyleyse çeşitlerine göre rüyaları ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. (s. 91 ) Rüyalar kişisel, sübjektif ve her türlü yoruma açık olaylardır. (s. 92 ) Sorumluluk, görevdir. Görev bir nimetin bedelinin karşılığıdır.  Öyleyse sorumluluk, bedeli bilmek ve yerine getirmektir. (s. 93 ) Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra bebeğini onları Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar. (Buhari, Cenaiz, 93) Hz peygamber’e ilk inananların birçoğu müşrik ailelerin gençleriydi. (s. 94 ) Bütün zorlama ve tehditlere rağmen inandılar ve imanlarından vazgeçmediler. Bu yönüyle bakıldığında inanmayan ailede doğmak bir dezavantaj değildir. İslam’ın gerçekliğine vâkıf olduklara sorumluluk doğar. (s. 95 ) Müslüman olan sayısının az olması biraz da Müslümanların gereği gibi dindar olmadıklarından kaynaklıdır. Endonezya, Malezya, Filipinler,…. Müslüman tüccarlardan etkilenerek İslam‘ı kabul etmiştir. Demek ki günümüz Müslümanlarının yaşantısı yeterince kaliteli olmadığından, etkileme düzeyi de son derece düşüktür. Kalitesiz dindarlık da, dindarlaşmanın önünü tıkıyor. Kalitesiz dindarlık ortamında sadece namaz kılanı dindar  saymaya başladık. Halbuki İslam; inanç, ibadet ve ahlak bütünüdür. (s. 96 ) Bir kısım insanlar hayatlarına inançlarını yansıtmazlar. İnancı yeterince kalbinde yer etmemiş olan insan, erteleme yoluna gider. Bu hal insanda yerleşince umursamazlığa dönüşür. Kur’an’da iman ile amel ayrı ayrı zikredilmiştir. Amel imanın göstergesi, iman ise ibadetin temelidir. Tutarlılık kişinin inandığı gibi yaşamasıdır. (s. 100 ) Önce İslam’da reform denemeleri olmuş ama tutmamıştır. Şimdilerde ise, bir deizm modası başlatmak istiyor bazıları. Bu, aslında ibadetsiz bir din arzusudur. Kendilerince tanrının karışmadığı, insanın mutlak özgür olduğu bir garip inanç. (s. 101 ) Din bölünme ve parçalanma kabul etmez. Dünya tarihinde ibadet yönü bulunmayan hiçbir din yoktur. Ortaya atılan ‘doğal din’ fikri bu yüzden tutmamış. (s. 102 ) Perhizin dini olmayanın amacı sağlık, dini olanın amacı ise yine ibadettir. Oruçta temel amaç sağlık değil ibadettir. Zaten sağlığı yerinde olmayan da oruç tutmaz. (s. 104 ) Modern insan maddi olandan bıktı. Yeni şeyler arıyor. Her bulduğuna sarılıyor. (s. 105 ) İnsanın sınırsız olması mümkün mü? Cinsiyetten birbiriyle sınırlı, zamanla ve mekanla sınırlı, güç ve güçlüklerle sınırlı. İnsan bu sınırları gözeterek yaşamak zorundadır. Sınırsızlık, bir hayal ve rüyadan ibarettir. Rüya bile derin uykuda değil, uyanırken REM evresinde görülen bir olaydır. İslam’ın ibadetlerinde hareketsizlik yoktur ve istenmez de. Namaz harekettir, oruç harekettir, Hac harekettir. (s. 106) Zekat ise, paranın ve  servetin hareketidir. İnsanlar tatil günlerinde bile değişik aktiviteler yapma ihtiyacı hissederler. (s. 107 ) Münafıklar nerede, nasıl ve ne şekilde rahat ediyorsa oraya yönelirler. Kendilerinden başka kimseyi de düşünmezler. (s. 110 ) İslam dünyasında ise yüzyıllardır süren sömürge yönetimleri, ardından ortaya çıkan batıcı anlayışlar dindar insanların inançları üzerinde ciddi tahribata yol açmışlardır. (s. 111 ) Şükreden ve sabreden kazanmakta, aksi davranan ise kaybetmektedir. (s. 112 ) Deprem:  insanın bu yer hareketini meydana getirmesi de durdurması da söz konusu değildir. Dolayısıyla bu hareketten sorumlu da değildir. Sorumluluğu bu harekete yaklaşımındadır. (s. 114 ) Afetten değil, tedbirden sorumluyuz. Afet olduktan sonra yeni sorumluluklar doğar. Afete maruz kalanlar, afet ile sınav verirken kalmayanlar onlara karşı tutumları noktasında sınav vermekteler. Allah sistemi böyle kurmuştur. Her halükarda bir sınav içindeyiz.  (s. 116 ) Allah, dünyada çalışana verir. Ahiretteki güzelliği ise, şükür ve sabır vazifesini yerine getirene verir. Yapılması gereken sıkıntı da sabır, rahatlık da şükürdür. (s. 120 ) Doktorun tavsiyelerine uymak ve verdiği ilaçları kullanmak nasıl ki iyileşmek için gerekiyorsa, Allah’ın yarattığı şartlara uymak, verdiği imkanları kullanmak da sıkıntılardan kurtulmak için gereklidir, şarttır. (s. 122 ) Kansere yakalanan nice insanlar, sağlam bir irade göstererek hastalıkların üstesinden gelebilmektedirler. Ama iradesini kullanmayan bir insan, sigara gibi basit bir kötü alışkanlıktan bile kurtulamamaktadır. (s. 123 ) Ateistler, deistler ve bilimi din gibi gören çevreler özellikle gençlerin kafasını karıştırmaya hedeflemektedirler. Dayandıkları iki temel argüman var: Birincisi kötülük problemi, ikincisi ise evrenin zaten işlediği dolayısıyla bir tanrıya ihtiyaç duyulmayacağı. Biraz da biz ateist, deist ve bilime din gibi inananlara sorular soralım…

1- Sizin bütün kötülüklerin ortadan kalkmasına yönelik uygulanabilir ve sonuç alıcı bir öneriniz var mı?  (s. 124 )
2- Bu dünyada kötülük yapanların zulümlerine nasıl bir ceza, mağdurlara yönelik nasıl bir telafi düşünüyorsunuz?
3- Büyük patlamadan önce ne olduğunu açıklayabilir misiniz?
4- Her olgu ve olayın neden sonuç içinde gerçekleşti evrende, bu patlama içinde bir neden gerekmez mi?
5- Büyük patlama sonucu kaos haline gelen evrenin maddesi, nasıl oldu da büyük bir düzene dönüştü? (s. 125 )
6- Doğa, türlerini hızla kaybediyor. Bu tükenişi bilimin ürettiği silahlarla gerçekleştiriyor. Evrenin, canavar insana vereceği bir ceza yok mu? Herkesin yaptığı yanına kar mı kalacak? (s. 127 )
7- Yıllar öncesinde ateistler evrenin mükemmel bir makine olduğunu, asla bozulmayacağını ve durmayacağını iddia ediyorlardı. Bununla dindarların kıyamet inançlarının boşuna olduğunu söylüyorlardı. Neden şimdilerde telaş içinde, yeşil politika ve slogan üretme derdine düştüler?
8- Dünyanın en kanlı ve en tahrip edici savaşı 2. Dünya savaşıydı. O savaşın tarafları arasında hiçbir din devleti, devletlerin başında da dindar kimlikli kişiler yoktu. (s. 128 )
9- Bütün bu vahşeti yaşatanlar, sadece ölmekle kurtuluş mu olacaklar?
10- Acaba ateizm ve evrim, ırkçılığın ve faşizmin merdiveni veya payandası mıdır?
11- Seküler yöneticilerin hakim olduğu bugünün dünyasında neden ölümcül hastalıklarla baş etmek için harcanan para, silah teknoloji geliştirmek için harcanan paradan çok daha azdır? (s. 129 )
12- Neden ilaçlar bu kadar pahalıdır? Bilim yuvaları olan tıp fakültelerinde ve araştırma hastanelerinde tedaviler neden bu kadar pahalıdır?
13- İnsan kaçakçılığı ve organ mafyası organizasyonlarını dindarlar mı yoksa dinden uzak olanlar mı kurup yönetiyor? Organ mafyasının işgücünü üstlenen doktorları, neden yaptıkları profan yemin ve bilim engelleyemiyor?
14- Ateist yönetimler neden hep baskıcı, dayatmacı ve mağdur edici oldu? Eşitlik sloganı ile iktidara gelen bu ateist ideoloji neden insanı refah ve mutluluğa götüremedi?
15- Ateist komünist Çin’de işçi ücretleri ne kadardır? Neden batılı büyük teknoloji firmaları bütün ürünlerini orada üretiyor? (s. 130 )

16- Neden ateistlerin kıblesi, kapitalist Avrupa ve Amerikadır?
17- Pozitivist anlayışın güçlü olduğu Avrupa ve Amerika’da intihar olayları neden bu kadar yüksektir? Neden bilim insanı rahatlatmıyor, aksine strese sokuyor?
18- Zenginlik ve refah biraz da sömürü, şantaj ve dayatma işi midir. (s. 131 )

19- Ateistler ve deistler ne zaman kendi ahlaksızlıklarını görmeyi düşünüyorlar?
20- Bilim neden gittikçe ömrü kısa ürünler üretiyor? Bilimle hayatımız rahatlıyor ve kolaylaşıyor mu yoksa bir labirentin içinde sürekli koşmaya mı zorlanıyoruz?
21- Bilim bizim sömürülmemiz için bir araç olarak mı kullanılıyor? (s. 132 )
22- Bilim insanın en iyi ve sofistike sömürü aracı mı oldu?
23- İnsan hakları beyannamesinin yayınlandığı günden bugüne dünyada insan hakları alanında ne kadar iyileşme oldu?
24- Bilimin verileri ile nüfus planlamasının iyi bir şey olduğu yıllarca söylendi. Şimdi ülkeler nüfuslarının artması için teşvikler veriyorlar. Bu yaman çelişki nasıl izah edilebilir?
25- Her geçen gün çözümsüz ve ölümcül hastalıkların ortaya çıkması acaba bu doğallığa aşırı müdahalenin bir sonucu mudur? (s. 133 )
26- Feminizm, kadınları daha mutlu edebildi mi? (s. 134 ) 

.

.

Prof. Cağfer Karadaş, Kafama takılanlar

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık