İnanç Sorunları

5 ay önce
İnanç Sorunları

Allah, peygamberler vesilesi ile insanlara tercih yolu göstermiş, bu şekilde iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme imkanı vermiştir. İlahi kuralları öncelikle ve tüm içtenlikleriyle peygamberler uygulamış ve örnek oluşturmuşlardır. ( s. 7) Kelam, İslam dininin ilkelerini naslardan hareketle belirleyen ve akılcı yöntemlerle temellendirip destekleyen bir ilimdir. Kelam ilminin en özgün yanı, onun nasları merkeze alan bir disiplin olmasıdır.(s. 9) Günümüzde dini-İslami değerlere yönelik eleştiriler, dönemine göre daha güçlü olarak şekillenmektedir. Zira akla gereğinden fazla anlam yükleyen yeni nesil için bilimsel ve teknolojik gelişmeler tartışılmaz kaynak konumuna gelmiştir. (s. 10) Yeni olarak çıktığı düşünülen akımların geçmişte izlerini araştırmak gerekmektedir.(s. 11) Darwin bilimin amentüsü kabul edilmektedir. (s.12) Dr. Fatih Kurt

Sahabenin soru sormaktan amacı tartışmak değil, bilgilenmekti. Onlar dini yaşamayı gaye edinen bir anlayışa sahiptiler. (s.15) İslam’ın ilk yıllarında sorular; başta Müslümanlar olmak üzere müşrik ve gayrimüslimlerden gelmiştir. Sorular daha çok uluhiyet, peygamberlik, kaza ve kader, Kıyamet, ruhun mahiyeti gibi inanç konularında olmuştur. (s. 16) Sahabe Peygamberimize gelip: ” İçimizden öyle şeyler hissediyoruz ki, herhangi birimiz onları söylemeyi bile büyük günah sayar.” dediğinde, Peygamberimiz: “Bu imanın ta kendisidir.”( Müslim, İman, 209) Vesvese içinde, “Bu, imanın halis olanıdır. ( Müslim, İman, 211) buyurmuşlardır. (s.17) Tarihte kalmış ( Şiilik, sunilik gibi) sorunlar şayet günümüze taşınırsa, Müslümanların birliği ve kardeşliği bundan büyük zarar görecektir. Bizi birleştirecek sadece asgari müştereklerimiz değil, aksine azami müştereklerimiz vardır. (s.21) Profesör Ramazan Altıntaş

 İnançsızlık. insanın kendisini her şeyin ölçüsü olarak görmesi ile başlayan bir tutumdur. Sonuçta da, hayatındaki yegane hakim unsurun kendi aklı ve iradesi olduğuna inanmaya başlar. Hayatına hükmeden tek harici unsur zamandır. Bu tür insanların ilahları ve rableri artık kendi ölçüsüz ve sapkın arzuları olmuştur. (s. 23) İnsan iradesini, aklın yanında, nefis, ölçüsüz arzu ve istekler gibi daha pek çok unsur yönlendirmektedir. (s. 24)  r değerler manzumesine ihtiyaç vardır. Bu değerleri, ilahi öğretiler ve peygamber yöntemleri oluşturur. (s. 22)  İnsan, kendisini diğer tüm canlılardan ayıran akıl ve vicdan gibi üstün özelliklere sahiptir. (s.25) Profesör Metin Özdemir

 Bireyselleşme sürecinde insan, dini değerlerden uzaklaşmakta ve egosunun kucağına düşmektedir. Günümüz insanının içinde bulunduğu bunalımların temelinde, pozitivist eğitim, maddeci hayat anlayışı, alemin mekanist açıdan izahı bulunmaktadır. Bu zihniyet yerleşince, diğer problemler kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. (s.29) Bunalımlara neden olan felsefe akımları; Materyalizm, pozitivizm, varoluşçuluk, satanizm, evrimcilik, freudizm, sekülerizm, nihilizm, varoluşçuluk gibi, genellikle batı kaynaklı ideoloji ve felsefi akımlardır. Materyalizm kökeninde maddecilik vardır, manevi cevherlerin,  bu maddenin bir tezahürü olduğunu ileri sürer. Pozitivizm kurucusu Comte, gerçekliği beş duyu organının verilerine indirgemiştir. Ona göre deneyle sağlanamayan her türlü bilgi, metafiziktir, hayal ürünüdür. Ampirizm ile sosyalizmin birleşmesi ile ortaya çıkan bir akımdır. Freudizm, ruhsal sorunların kaynağını bastırılmış ve bilinçaltına itilmiş sorunlarda arar. Bilginin artmasıyla, dini inançlardan kopuşta artacaktır görüşünü ileri sürer. Deizm, vahiy inkar ederek, İnsanın aklı ile gerçeğin bulunabileceğini ileri süren felsefedir. Sekülerizm, hayatın vahiy ile ilişkisini koparmayı hedefleyen öğretidir. Nihilizm, her şeyi inkar eden felsefi öğretidir. (s. 31) Gayesizlik, kötümserlik ve olumsuzluk ifade eder. Varoluşçuluk, insanın kendi kendisini var ettiğini ileri süren bilim dışı burjuva öğretisidir. Hippiler tarafından yaygınlaştırılmıştır. Kullandıkları uyuşturucu maddeler de, onların bu anlayışlarının baş yardımcısı olmuştur. (s. 32) Yalnızca dünyaya yönelik zevk türleri, soyuttan uzaklaşarak sırf somutlara bel bağlamak insanların sorunları için çözüm olamaz. İnsanın İslam dininde kendine özgü üstün bir yeri ve mevkisi vardır. (s.33)  Ölüm dahil hiçbir şey, tevhit inancına sahip bireyi yıldırmayacak, karışıklık ve yalnızlığa sevk etmeyecektir. Çünkü o birey bilmektedir ki, varlığı imanla birlikte güven ve emniyet içerisine alınmıştır. İnsanın varoluş gayesi, kendini ve âlemdeki yerini bilmesidir. Eşyanın hikmetini ve hakikatini kavramasıdır. İnsandan beklenen şey, insanın niteliklerini geliştirmesi, sevgi ile yaratıcıya muhabbet ve ibadet etmesidir.(s. 34) Tevhid inancı, insanın akıl ve  his, ruh ve ceset, ibadet ve muamelat bakımından Allah’a tam teslim oluşunu ifade eder.(s. 37) Profesör selim Özarslan

Neden ve niçin sorusuna karşılık verecek bir başka anlam sistemi yoktur yeryüzünde. Yaratılış gayemizi, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi söyler din. Varlığı anlamlandırır, materyalist düşüncenin kaybettiği nokta, işte tam da burasıdır. Çünkü, varoluşu yokluk üzerinden açıklamaktadır. (s. 38)  Bir felaketle karşılaştığımızda, dine yöneliriz. İsyanlarımızı dindirecek, hayatın cilvelerini kabullendirecek dinden daha iyi bir psikologumuz yoktur. (s. 39) Ölüme çare bulunmadıkça, din yok olmaz. Hayat ancak ölümle barışık olanlar için anlam kazanır. (s. 40 ) Ölümü hatırlamak değil midir insanı insan yapan, onu kötülüklerden alıkoyan, yanlış davranışlardan pişmanlık duymaya sevk eden. Son nefese kadar, kesin olarak kazanılmış ya da kaybedilmiş hiçbir şey yoktur bu alemde. XX. yüzyılın o büyük icatlarından, nimetlerinden hangisi, bir yakınını kaybetmiş insanı teselli edebilir ki? Bu soruya ancak din cevap verebilir. Nereye gittiğimizi söyler din. (s.41) Önemli olan yolun nasıl bittiğidir; yoldan çıkmalarımızdan pişmanlık duyabilmektir yolun kalan kısmında. (s. 42) Yüce Allah’ın, ‘ruhuna üfledim’ dediği kullarının yaratıcı tarafından sevildiğini hissetmesinden daha güzel bir psikoterapi olur mu? (s. 43) Profesör Doktor Ali Köse

Dünyevileşme, sonsuzluğu şimdi de aramaktır. (s.45) Kur’an’da uyarı, sadece dünya hayatının, ahiret hayatı göz ardı edildiği takdirde Allah’la olan ilişkiyi saptırıcı mahiyetine yöneliktir.(s. 44) Güçlü ahiret inancıyla donanmayan insanlarda servet, seküler bir zihniyet oluşumuna yol açabilir. “O kimsenin vay haline, malının kendisini ölümsüz kılacağını zanneder.” (Hümeze 3) Ahiret yurdundaki beklentilerin kaynağı ve meşru zemini dünyadır. İslami literatürde, dünya insanın ilgi yönünü temsil eder. Kur’an’da hayat kelimesi ile birlikte kullanılır ve ahiret kavramının mukabil olarak zikredilir.(s. 46) Dünya, Allah’a giden yolda yol gösterici olmak bakımından bir araç olarak çok değerlidir. İslam’da çalışmayı emreder, ama  İslam servetin belirli ellerde tekelleşmesi ne karşıdır. (Haşr 7) İslam, birikimi üretime dönüştürür ya da zekat vermek ve infakla servetin toplumsal hayatta ihtiyaç sahiplerinin ekonomik anlamda güçlendirilmelerinde kullanımına yönelik teşvikte bulunur.(s. 47)  Dinle ilişkisi sınırlandırılan bir dünya anlayışında hırs ve açgözlülük ön plana çıkar insanda doyumsuzluk derinleşir. Dünyevileşme, açgözlülük, anlık doyumlara dayalı yaşam biçimini beraberinde getirir. Maddi hazlarını yaşama uğruna her şeyi mübah olarak görür. (s.48) Öyle bir kimse, dünya hayatını ahirete tercih eder. İnsanın dinle ilgisi zayıfladığı için: insafsızlık, hırs, israf, fuhuş, hıyanet, gıybet gibi rezaletler ortaya çıkar. Kur’an’da sürekli ahiret bilincini diri tutma vurgulanır. Çünkü bu kötülüklere engel olur. (s. 49) Profesör Doktor Ramazan Altıntaş 

 Ateizm, deizm ve nihilizm, Rönesans sonrasında hızla bir yaşam biçimi haline gelmiştir. (s. 50) Teizm, bir ilahın varlığına inanmaktır. Ateizm ise, Allah’ın varlığını inkar eden felsefi görüştür. Âlemin tesadüfen meydana geldiğini kabul eder. Deizim/ilahçılık Latince’de deus kelimesinin türetilmiş ateizm karşıtı bir dünya görüşüdür. Allah’ın alemi harekete geçirdiğini fakat artık aleme karışmadığını  tasavvur eden bir anlayıştır.(s. 52) Nihilizm, hiçbir şeyin hakikatini kabul etmeyen görüştür. Bu bakımdan insan eylemlerini belirleyen ahlaki değerlerden bahsedilemez. Ateizm, deizm, nihilizm hepsi tepkisel hareketlerdir. Rönesans sonrası geniş kitlelerin yaşam biçimi haline gelmiştir. Kiliselerin, tanrının bedeni olduğuna inanılması gibi inançlar, ekonomik anlamda halkın sömürülmesine alet edilmiştir.(s. 53) Peygamberlik makamı, ruhban sınıfına terk edilmiştir. Sonuçta batı, helal haram diye bir sınır koymayan Allah inancına yönelmiştir. (s. 54)  Ülkemizde din karşıtı akımlara yönelimlerin başlıca nedenleri:  İslam’ın bilim ile çatıştığını, insana özgürlük tanınmadığı iddiası vardır ki, sanattan eğlenceye genel olarak popüler kültürün de bu yapıyı beslediği bilinen bir gerçektir. İslam dünyasının bilim ve teknolojideki geriliği, Müslümanların bir eksikliğidir. Bu durum telafi edilmez bir durum değildir. Günümüzde deizmi bir dünya dini haline getirmek isteyen küresel güçler vardır. (s. 55) Marjinal grupların aşırı yorumlarını hariç tutarsak, İslam mezhepleri arasında temel konularda derin görüş ayrılıkları yoktur. Din istismarı da, inkarcılığa yol açabilmektedir. (s.57) Mistik çevreleri hariç tutarsak, İslam’da dünya ahiret dengesi kurulabilmiştir. (s.58)  Profesör Doktor İbrahim Coşkun

İbadetin terkinin zaman içinde ibadetsiz bir din anlayışına götürmesi kaçınılmazdır. (s. 60) İbadet, kulun Allah’a karşı samimiyetinin testten geçirilmesidir. Bir kısım insan, hayatlarına inançlarını yansıtmazlar. (s.62)  İnancı yeterince kalbinde yer etmemiş olan insan, erteleme yoluna gider. Bu hal insanda yerleşince, umursamazlığa dönüşür. Sonunda inancı hatırlatacak kişilerden uzak durma psikolojisi insanı kaplar. Samimiyet eksikliği zaman içinde inançlarda aşınmaya yol açar.  Kur’an’da, inancı ifade eden iman kelimesi ile dinin pratik tarafını ifade eden amel kavramının ayrı ayrı zikredildiği bir gerçektir. Ancak vahyin bütünlüğü çerçevesinde bakıldığında, iman ile amelin ayrılmaz bir bütünü ifade ettiği de bir gerçektir. Çünkü amel imanın tezahürü, imanda amelini dayanağıdır. İbadetten uzak duran insan, Allah ile irtibatını zayıflatmış demektir.(s. 63) Bazı insanların inandığı halde, inanmamış gibi yaşamayı arzuladıkları bir gerçektir. Bu arzu bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bugünün insanına göre ibadetler hayatı kısıtlamakta, gündüz çalışmayı ve gece eğlenceyi bölmektedir. Onlara göre ibadet, özgürlük için bir tehlike ve bir tehdit unsuru olmaktadır. (s. 64) Abdullah Cevdet gibileri, içtihadı bir reform aracı gibi kullanmaya kalmışlardır. Namaz kılmayı iş kaybı veya iş akışını aksatıcı bulurken oruç tutmanın, verimliliği azalttığını düşünürler. (s. 65) Profesör Dr. Cağfer Karadaş

Deizmin bir çok çeşidi bulunmaktadır.(s. 69 ) Metafiziksel kötülüklere depremler, salgın hastalıklar gibi örnekler verilebilir. Ahlaki kötülük, her türlü zararlı ve çirkin fiillerdir.(s. 70) İnsan adaleti herkese ait olanı vermekten, Tanrı adaleti ise herkese vermiş olduğunun hesabını sormaktan ibarettir. ( J. J. Rousseau, terbiyeye dair sayfa 313) İnananın Allah’a yüklediği sıfatları, inkârcılar tabiata yükler. Ateistler, maddi öze tanrısal nitelikler yükler . (s.71)  Elektriğin varlığını eserlerinden ve fiillerinden hareketle bilebiliriz. Allah’ın beş duyu organıyla algılanması demek, maddesel bir varlık olduğu anlamına gelir. Bu da mümkün değildir. (s.72)  Özgürlük gerçek anlamda iyilikler ve kötülükler gibi zıtlar arasında tercihte bulunmak suretiyle gerçekleşebilir. Özgürlüğün dünyada ödenen bedelleri ahirette fazlası ile telafi edilecektir. Özgürlüğün istismarından kaynaklanan suçlar ve kötülüklerin ahirette hesabı sorulacaktır.(s. 75) Kötülüklerin varlığı sadece özgür irade ve manevi yükseliş açısından bakıldığında anlamlı görülebilir. Bu arada ödenen bedeller ahiret yurdunda telafi edilecek, iyilikler karşılık bulacak, kötülüklerin ise hesabı sorulacaktır.(s. 76) Deneme özgürlüğün kaçınılmaz bir sonucudur. (Kehf, 29; Müzzemmil, 19; Müddessir, 55)  Allah, azap  etmekte acele etmez. İnsana aklını başına alabileceği bir süre ve fırsat  (Fatır, 37) verir. (s.78) Eğer kulak vermiş ve aklımızı kullanmış olsaydık bugün çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık. ( Mülk, 10)(s. 79)  Profesör Doktor Metin Özdemir

İnternetin yerli seyyar ateistlerine el uzatmalıyız. Bunu, kalpleri taşmadan mühürlemeden yapalım. (s.80)  İngiliz ateist yazar Christopher Hitchen, seyyar ateist kavramını internette gezinen bilinçli ve aktif Ateistler için kullanır. Bu kişiler, sürekli sorular sorarak ve cevapları dinlemeyerek, dinlerin korkulardan türediğini, hurafelerden oluştuğunu ileri sürer. Cımbızlayarak, alay ederek, hakaretlerle insanlarla konuşurlar. (s.83) İnternet ateistler için, inançsızlık halini açıkça ilan etme hususunda bulunmaz bir fırsat sunmuştur. Birbirlerine destek vermeleri, moral motivasyon aşılamalarını temin eder. (s. 84) Yeni Ateizm öncüleri olarak, S. Harris, D. Dennett, R. Dawkings, L. Krauss, L. Moran gibi isimleri sayabiliriz. Dini ve dini inançları eleştirirken sıklıkla müracaat ettikleri alan tabii bilimlerdir. Onlar için deneysel bilimler, gerçek bilgisine ulaşmada yegane kaynaktır. Özetle, tanrıyı inkar ederler, bilime iman derecesinde güvenirler, dinin sert ve amansız biçimde eleştiriler.(s. 85) Evrimi savunurlar. Tanrıya inanmazlar, kötülük probleminİ ön plana çıkarırlar. (s. 87) Profesör Dr. Adnan Bülent Baloğlu

Yeni Ateistler, bilimin insanlık için tek rehber olduğunu iddia etmekte ve bilimden ahlaki konular da dahil olmak üzere pek çok konuda yol göstermesini beklemektedirler. Onlara göre din, felsefe ve sosyal bilimler gibi diğer bilgi kaynakları gayri meşrudur. Hem dini hem de bilimi, hatalı bir şekilde tasvir ve tarif ederler. Dinle bilim arasındaki ilişkiyi kendi ideolojileri uygun olacak şekilde çarpıtırlar.  Yeni ateistler, bilime bilimin alanının dışında rol biçmeye çalışırlar. Onlara göre, dinleri insanlar yaratmıştır.(s. 93) Doğa olaylarından korkan ilkel insanı hayal etmek yeterlidir. Bu insan, sözgelimi, bir yıldırım’ın düştüğünü görür ve bunu doğaüstü bir gücün öfkesine bağlar, böylece Tanrı fikri ortaya çıkar.(C. Şengör. Newton niçin Türk değildi sayfa 125) Boşlukların Tanrısı fikrine göre; tanrı fikri bizlerin bilgi eksikliğimizin bir sonucudur ve bilimin, dini yerinden edeceğinden bahseder. (Marx, Din üzerine, s. 189)  Harari, dinlerin insanlar tarafından uydurulduğunu iddia eder. Avcı toplayıcıların nasıl hissettiklerini bildiğini iddia eden akademisyenlerin teorileri, Taş Devri dinlerinden ziyade bu kişilerin kendi önyargılarına ışık tutar. Küçük bir tepe sayılabilecek mezar kalıntılarının, mağara resimlerinin ve kemik heykelciklerinin üzerine koca teoriler inşa etmek yerine, samimi olup eski avcı toplayıcılarının inançları üzerine son derece belirsiz bir kavrayışımız olduğunu itiraf etmek gerekir. (Harari, Sapiens, s. 67)  Burada sorulması gereken şudur. Eğer Dinlerin ortaya çıktığı dönem ile ilgili bilgimiz çok kısıtlı ise,  dinlerin insanlar tarafından yaratıldığından nasıl bu kadar emin olunabilmektedir. Bu iddialar, yazarların önyargıları ile şekillenmektedir. (s. 95 )  Doğayı araştırmayı öğütleyen onlarca ayete rağmen, insanları doğayı araştırmaktan ve bilim yapmaktan alıkoyacak tek bir ayet bulunmamaktadır ve tüm bu ayetlerin yarattığı zihinsel devrimin doğal bir sonucu olarak Müslümanlar birkaç yüzyıl içinde trigonometriden analitik-geometrye, optik’ten astronomiye, biyolojiden ve coğrafyadan antropolojiye kadar bilimin hemen her dalında dünyayı değiştirecek buluşlara imza atmışlardır. (s. 97) Yeni Ateistler sadece bilimsel bilgiyi geçerli gördüklerini öne sürerler. Ahlaki öğretilerimizi bilimsel bir yöntemle elde etmeyi savunurlar. Şu an rüyada olmadığımızın bilimsel bir kanıtını sunamaz veya algılarımızı bizi yanıltmadığını doğa bilimleri ile ispatlamak mümkün değildir. (s. 100)  Dr. Alper Bilgili

Sekülerizm ve pozitivist dünyada, değerin yerini fayda almaya başlamıştır. Cafeler, restaurantlar ve AVM’ler insanlara var olma hissiyatı aşılayan imaj ticarethaneler olup çıkmıştır. (s.106) Profesör Dr. Kasım Küçükalp

Pozitivizm, bilimsel keşiflerin kendisine verdiği imkanla kainatı en küçük parçasından en büyük sistemlerine kadar tanıyabileceğini iddia ediyordu. Böylece maddede cereyan eden sebep-sonuç ilişkisi tespit edilebilir ve ilkel insanlarda olduğu gibi, meydana gelen hadiseleri olağanüstü bir irade ve kudrete nispet etme acziyetine düşülmezdi. Bilim, ideolojiler için araçsallaştırılmıştır. Gelinen durumun dini bağnazlıktan bilimsel bir bağnazlığa geçiş serüveni olduğu açıkça görülmektedir. (s. 111)  Nihilizm, hiçbir değer tanımamayı ifade eden bir kavramdır. Ahlaki nihilizm, aslında pratik alanda nihilizmin insanlığa ne vaat ettiğinin görülmesi bakımından önemli veriler sunmaktadır.(s. 112) İnsan, başta tanrı ve ahlak olmak üzere tutsağı olduğu değerleri kendisini dizginlemek için bizzat kendisi yaratmıştır, iddiasındadırlar. Nihilizm, batı medeniyetinin geldiği noktanın bir tezahüründen ibarettir.(s. 113) Nihilizm, bir bakıma boş vermişlik şeklinde kendisini ifşa eden edilgen bir tutumdur. Bütün değer yargılarını yok eden, bunun karşılığında yeni bir şey ortaya koymayı başaramayan batı medeniyetinin nihilizme savrulması kaçınılmaz bir son olarak görülebilir. Önce deizm ile başlayan Tanrı tasavvuru, daha sonraları ateizmle başka bir boyuta taşınmıştır. Her türlü ahlaki ilkenin kendisine dayandığı güçlü dayanak, ateist dünya görüşünün de revaç bulması ile birlikte otoritesini tamamen yitirmiştir. Böylelikle doymak bilmeyen arzu ve hırslarını tatmin etmeyi yegane hedef haline getiren hazcı ve hedonist bir dünya görüşü daha da güç kazanma imkanı bulmuştur. (s. 114) Batı medeniyeti, bilimsel manada elde ettiği her birikimi Tanrıya rağmen elde edilmiş bir kazanç olarak görmüştür. Bu durum bir noktadan sonra kendilerini Tanrıdan bağımsız görmek gibi bir sonucu doğurmuştur. Sorunların halledilemediği anda, ateist zihniyetin nihilizme savrulması gayet tabiidir. Batı medeniyetinin dünyada cari olan zulüm, işgal, zorbalıklara karşı gösterdiği duyarsızlığı anlamak için söz konusu tutumun ardında, böyle bir zihinsel arka planın bulunduğunu unutmamak gerekmektedir. (s. 115) Nietzsche gibi nihilizmin en önemli temsilcileri bile batı uygarlığının son dört asırlık serüveninin mantıksal sonucunun, nihilizm olduğunu söyler. (s .116 )  Doçent Doktor Faruk Sancar

Din savaşları, Avrupa toplumlarının zihin yapısında ve toplumsal hayatında derin yaralar açmıştı. Toplumsal huzuru tehdit ettiğine inanılan din, toplumun kıyısına konuşlandırılmıştı. Aydınlanma sürecinde, dini olan ile dini olmayan arasına kalın bir ayrım çizgisi çekilirken; gerekçe din ve devlet ittifakının toplumsal huzuru bozabilecek potansiyel bir tehlike olduğu endişesiydi.(s. 119)  Şiddeti ideolojik hedefleri için bir vasıta kabul eden gruplar, yaptıkları eylemlerle, İslam’ı ve Müslümanları karalamayı bir kazanç sektörüne dönüştüren uluslararası güç odaklarının değirmenine su taşımaktadırlar.(s. 120) Neoselefilere göre, bozulma ve dini gevşemenin sebebi, tasavvuf yoluyla giren hurafe ve bidatler, bir diğer sebep ise, Batı eliyle sokulan modern devlet kurumları ve seküler normlardır. İslam Devleti kuruluncaya kadar mücadele devam edecektir. Cihat, dinsel bir vecibedir. Dinsel metinlerin yalnızca lafzi manaları, ilk anlamları geçerlidir.  Her türlü tevil, yorum yasaktır. Reddeden, kâfirdir. Şiilik ile mücadelede esastır. Selefi gruplar yekpare değildirler. Müslümanlara şiddet, demokrasi gibi konularda aralarında ihtilaf vardır.(s. 121) Ülkelerin fakirlik, yolsuzluk, kaynakların israfı ve yabancılara peşkeş çekilmesi, adaletsizlik, ülkelerinin işgal altında olması gibi sebepler isyan etmelerine neden olmaktadır. Din, onlar için bir kutsal şemsiyedir. Rusların Afganistan’daki yenilgileri, binlerce Müslüman gencin ülkelerine dönmelerine sebep olmuş, mücadele kıvılcımlarını kendi ülkelerinde çakmaya başlamışlardır.(s. 122 )  Ahmet Bin Hanbel’i, selefiyyenin temellerine harcı ilk koyan kişi olarak kabul ederler. İbn-i Teymiye ile İbni Kayyım el-Cevziyye, İbni Kesir, Hacer el-Askalani onların üstatlarıdır. Yirminci asırda, Hasan el-Benna, Seyyid Kutup’un fikirlerinden ilham almışlardır. Tabii, Muhammed bin Abdülvehhab, önemli bir yere sahiptir. Onunla beraber selefilik, aşırı ve tavizsiz bir karaktere bürünmüş, onun bu çizgiyi devam ettiren Elbani, ibni Bâz, İbn’ul-Useymin gibi takipçileri de vardır.(s. 123)  Neoselefi grupları salt dini oluşumlar olarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Bunların hepsi tepkisel hareketlerdir. Mevcut radikal selefilik, tarihteki selefiliğin genleriyle oynanmış, başkalaşıma uğramış halidir. Ufku dardır, gelecek vizyonu yoktur, derinlikten yoksundur. (s. 124) Selefilik, dini hayatta bir daralmayı, katılığı ve statikliği ifade eder. Neoselefilik şiddet ve hiddetiyle nefret ve düşmanlık tohumları ekmektedir. (s.125)  Profesör Dr Adnan Bülent Baloğlu

Modern çağın inanç sorunları, Diyanet Yayınları, Heyet

 

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık