Hilal ve Haç Çekişmesi

Hilal ve Haç Çekişmesi

Yazar hakkında: Bu eser Londra’da 1907 yılında basılmıştır. (s .7) Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin medeni Avrupa’nın gözleri önünde bir soykırıma uğramıştır. Haçlı zihniyeti günümüzde de bütün hızıyla devam etmektedir. (s.  9) Halil Halit İngiltere’ye giderek Türkiye hakkında sosyal ve siyasi içerikli yazılar kaleme almıştır. Dışişleri mensuplarının yetiştirildiği Foreign Service (Dışı Hizmetler Okulu)’te Türkçe okutmanı olarak da görev yapmıştır. (s. 20) İngiltere ve İrlanda kraliyet Asya derneğinin üyeliğinde bulunmuştur. İngiltere’yi tanıma ve inceleme imkanı bulmuş, yazılarında Avrupa’nın Müslümanlara ve Türklere yönelik düşmanlıklarını ortaya koymuştur. Müsteşrikler kongresine katılmış, Gibb’e çalışmalarına da yardımcı olmuştur. ( s.  21) Sefaret başkatipliğini padişahın sıkı yönetimini protesto etmek için reddeder. Londra caminin yapılmasına önayak olur.( s. 22) Sırat-ı müstakim dergisi bir makalede, ‘Avrupa’da bulunduğu halde dini ve milleti hakkında bu derece hamiyet ve fedakarlık gösteren bu gibi kişilerin varlığı ile bütün milletin gurur duyduğunu’ ifade eden mektuplar aldığını belirtir.( s. 23) İngilizceden başka Arapça, Farsça, Urduca ve Fransızcada bilmektedir. ( s.  24) Sultan Abdülhamit’in politikasını eleştiren genç Türkler ile yakın ilişkiler içinde olmuştur. 1928 yılında hazırlanan ve içeriğinde camilere sıralar koymak, müzik çalmak, camiye ayakkabıyla girmek ve benzeri çalışmalar bulunan ‘Din İnkılabı Lâyihası’na karşı çıkar.( s. 25) İngilizlerin Türk düşmanlığı üstüne bir araştırma yapar ve İngiltere’de sistemli bir şekilde Türk aleyhtarı propaganda yaptığını ispat eder, ( s.  27) Hıristiyan kilisesi’nin gazetecileri, bazı Yahudiler bu hücumların ön saflarında yer almaktadır. Bu insanlar, Hıristiyan çeteler tarafından icra edilen kanunsuzluk ve terör hareketlerine sempati duymakta, Sultan’ın askerleri de bunları bastırdığında onları acımasızlık ve zalimlik ile onları suçlamakta ve bu bastırma hareketini Muhammed’i fanatiklik olarak nitelendirmektedirler. Ona göre, Fransa evinde laiktir, ama dışarıda emperyalizmin ajanları olan papazları korumaktadır. (s. 28) Cezayir’in kütüphanelerindeki değerli eserlerin yerlerinde olmadığını ve bunların batıya kaçırıldığını keşfeder. (s. 29) İngiltere’nin Doğu siyasetini eleştirmek için yazar, İslam dünyasını savunmak için eserler kaleme alır. (s. 31) Ona göre günümüzde ayakta kalabilen medeniyetler İslam medeniyeti ile Hıristiyanlığın özelliğini benimsemiş olan Batı medeniyeti ile Hint- Çin medeniyetleridir. İslam medeniyetinin hakimiyetine karşı duyulan tepkinin bir ideoloji halinde nesillerden nesillere intikal etmiş bulunmaktadır. Günümüzde Bosna-Hersek’te, Çeçenistan’da, Filistin’de, Afganistan’da, Irak, Azerbaycan ve Kıbrıs’ta cereyan etmekte olan hadiseler bu zihniyetin en açık örneği olarak gözlerimizin önündedir. Haçlı ruhu da denilebilecek bu zihniyet görünüşte kendisini insanlığı kurtarmaya görevli bir mümessil rolü oynamaktadır. (s.  42) İstiklalleri ortadan kaldırmak, Mukaddes sayılan her şeylerini ya bozmak gibi işlere ‘Medenileştirmek’ ismi verilemez. (s.  44) Avrupalılar Medenileştirme görevlerinde kendilerini bir yetkiye sahip bulunmuş sanıyorlar. Bugün sahip olunan medeniyetin kaynakları ile medeniyette  ulaşılan seviyede, şüphesiz İslam medeniyetinin katkısının olduğu ilim ve insaf sahibi birçok Avrupalı araştırıcı tarafından da kabul edilmektedir. (s. 45) Fatih Sultan Mehmet; Bosna’daki Latin papazlarına şu fermanı yayınlar: “Mezburlara (Ruhbanlara) ve kiliselerine kimse mâni ve müzâhim olmayıb…” (s. 50) Müslümanlardan bu kadar müsamaha ve inançlarına saygı gördükleri halde, devir değişip de kendilerini biraz daha güçlü hissetmelerinden sonra Haçlı ruhu ne yazık ki, Müslüman kanı akıtmaktan zevk almış bulunmaktadır. (s.  51) Kilise haçlı ruhunu hiç kaybetmedi denirse aşırı bir ifade kullanılmamış olur. (s.  52)  Sadece teknolojinin hızla gelişmesi, insanlığın medeni gelişmesinin ölçüsü değildir. (s. 53)

Önsöz: Amacım Müslümanları savunmak ve Batı medeniyetini Müslüman bakış açısı ile ortaya koymaktır. (s. 55 ) Ben metotları ve kurumları tenkit ediyorum, hiç kimseyi kar alamıyorum. (s. 56 ) Avrupa medeniyetinin yüksekliğini abartmak, bizde pek çok kimsenin hissiyatını zehirlemiş manevi bir batı hastalığıdır. (s. 60) Batılı ülkelerin halkının bir kısmına göre medeniyetleştirme vazifesi sırf bir insanlık hizmetidir. Batı dünyasının pek azı şark kavimlerinin garp milletlerinden daha yüksek bir insanlığa yakışır duyguya sahip olduklarını, şarkın, medeniyetin beşiği olduğunu ve ilerleme nurunun şarktan gelmiş olduğunu düşünebilmektedir. (s. 64) Medeniyetin bir de manevi yönünün olması gerekir. (s.65 )Haçlılar arasında en zeki bulunanlar, şarktan aldıkları ilerleme vasıtaları sayesinde Avrupa medeniyetinin gelişmesine hizmet ettiler. Avrupalılarda genel olarak, Müslümanlara vahşi veya gayri medeni deyip gidiyorlar. (s. 68) Coğrafi keşiflerin sebepleri; Yeni pazarlar bulmak, memuriyet isteklerine doğu ülkelerinde kadrolar tedarik etmek, artan nüfusa yerleşebileceği yerler temin etmektir. (s. 69) Doğuda yeni istilalara girişmek pek ciddi bir iş olduğundan, harp teşebbüslerini haklı göstermeleri gerekirdi. Doğu perişan, idareciler kötü gibi mazeretler ileri sürerler. Gerçekte o kötülükler olmasa bile, bunlar gizli ve ince yollarla gerçekleştirmeye çalışılırdı. (s. 70 ) Müslümanların inancına göre İsa Aleyhisselam bir Resul idi. (s. 76) Hıristiyan yazarları Müslümanların Hz İsa’yı tanımadıklarını ileri sürüyorlar. Müslümanlar elbette İsa aleyhisselam’ı Hıristiyanlarca verilen bir sıfatta tanıyamazlar. (s. 77 ) Bir Hıristiyan İslam’ı kabul etmiş ve yeni dindaşlarını güya memnun etmek gibi bir cahiliye düşüncesi ile İsa aleyhisselam’a sövüp lanet etmiş. Bunun üzerine Müslümanlar onu kadının huzuruna götürmüşler ve idamına hükmetmesini istemişlerdi. (E. Bosworth-Smith, Muhammed and Muhammedanism, s. 269)

İslam aleminin en güçlü olduğu dönemlerde bile, Hıristiyanlarla iyi geçinmeye çalışıldığını ispat eden birçok durum vardır. (s. 82) Şam’da beldenin fethinden sonra Müslümanlar Hıristiyanların rızasıyla Saint John mabedinin bir köşesinde ibadete başlamışlardır. (s. 84 ) İslam halifelerinin saraylarında ilim ve kemal sahibi birçok Hıristiyan saygı ve hürmet görmüşlerdir. (s. 85 ) O zamanlar Avrupa’da hiçbir ülke yoktur ki, aynı maksatla İslam alimlerinden birinin varlığına tahammül edebilsin. Bir Hıristiyanlık mezhep mensubu diğer bir Hıristiyanlık mezhebine mensup olan alimlerin varlığına bile tahammül edemezdi. Hakimiyeti ele geçiren, diğer din mensubu ateşte yakılarak ortadan kaldırırdı, yakma hususunda gösterilen arzu ve iştiyak batıl tanrıları adına insan kurban eden vahşi kabilelere gıpta ettirecek dereceye ulaşırdı. (s. 87) “Hıristiyanlığın zararlı bir rakibi var ise o da, İslam dinidir. İslamiyet’te bizim için kuvvetli ve tesirli bir düşmanlık vardır.” (Sir William Muir, Muhammedan Controversy, s. 2) Ruhbanlık, eski devirlerdeki kâhinlikten doğmuştur. (s. 92)

Misyonerlerin Afrika içerisinde güya Hıristiyan ve medeni yapmak iddiasında bulundukları yerlileri, eşya ve sanayi işinde çalıştırmışlardır. (s. 97) İstila sancağının Hıristiyan olmayan ülkelere girişlerine rehberlik edenler papazlardır. (s. 98) Papazlar Doğu Hıristiyanlarını kurtarmak ve doğuyu ıslah etmek bahanesiyle, “gidin şu Müslümanları vurun, yıkın, şu Türklerin elindeki memleketleri alın, bölüşün” demek istiyorlar. Hıristiyanlık barış’ı hiçbir vakit benimsemiş bir durumda olmamıştır ve olamaz. İncil’de, “Ben yeryüzüne barış’ı getirmeye gelmedim. Hayır, barış değil aksine bir kılıç göndermek için geldim.” deniyor. (s. 105 ) Pederlerin çalışmaları, İngiltere’nin siyasi tedbirlerine bir hizmet maksadıyla gerçekleşiyordu. (s. 106 ) Bir İngiliz yazarı olan Berayis, “Müslümanlık olsa olsa ancak 200 sene daha varlığını devam ettirebilir.” demiştir. (s. 109 ) Ernest Renan, “her ne zaman bir mescide girdimse, Müslüman olmadığıma teessüf eyledim.” demektedir. (s. 112)

Londra gazetesinde; katedralin baş rahibi, “genç kadın ve erkeklerin aşiftelik maksadıyla ibadet mahallerine gelmemeleri hususunda onları uyarıyordu.” (Daily Telegraph gazetesi, 27 Eylül 1904 ) Kilise, batı milletleri arasında güzel sanatların yayılması ve güzelleşmesine pek çok katkısı olmuştur. (s. 117 ) Amerika’da İngiltere kadar fedakarlık edip de dünyanın her tarafına binlerce misyonerler göndermiyor mu? Öyle iken bu gibi araçlardan tamamı ile yoksun olan İslamiyet’in Hıristiyanlık ile olan rekabetindeki başarının sebebi ne olabilir? (s. 123 )

Batılılar, İslamiyet’in başarıyla yayılmasını, çok kadınlar evlilik ve İslam’ın kılıcının zorlayıcı gücüne bağlamaktadırlar. (s. 124,126) “Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı, öyleyken insanlara inanmaya sen mi zorlayacaksın?” ( Yunus suresi 99 ) “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara suresi 256) Malezya Adalarını, vaktiyle Osmanlı’nın kılıcından hangi Hıristiyan devlet kurtarabilirdi? Şark Hıristiyanları kendi kiliselerine serbest bırakıldı. (s.  130) “Muhammedîlik, İncil’in yanlışını çıkarmak için iblis tarafından icat olunmuş gayet korkunç bir din türüdür ve şeytanın dehasının en meşhur eserlerindendir.” (R.N. Cust, The Evangelization of the non- Christian world, s. 226) Misyonerler; “Muhammed’in Arabistan’ını şeytanın pençesinden kurtarmakla, Allah’ın oğlu şan kazanır.” derler. (İngiliz rahibi John R. Nott,The Evangelization of the World in this Generation, s. 145 )

Batının medya organları daima toplu öldürmelere uğrayıp da, her nedense yine de sayıları milyonları bulan-Doğu Hıristiyanların, Müslümanlar tarafından kesilip bitirilmekte olduğu haberini tekrar meydana sürerler. (s. 133) Bir İngiliz müsteşriki; “İslam’ın siyasi itibarı ortadan kaldırıldı; ama Avrupa’nın büyük devletleri tarafından icra olunan manevi nüfus korkarız ki, nispeten daha az öneme sahiptir.” diyor. (Sir William Muir, Muhammedan Controversy, s. 100) İslam’a dahil olan fertlerin her biri esasen en büyükten en küçüğe kadar aynı hakka sahip olur ve aynı vazife ile mükellef bulunur. (Theodor Nöldeke, Sketches from Eastern History, s.13) Hindu İslam’a dahil olunca, onu kardeşlerinden biri sayarlar. Buna nispette Avrupalıların eşitlik hakkındaki görüşleri,  ‘keenlemyekün’ sanki hiç yokmuş hükmünde kalır. (Meredith Townsend, Asia and Europe, s. 55) Batılıların ekseriyetince ve özellikle İngilizlerde Türkler, esmer renkli, acayip suratlı yaratıklardan imişler. (s. 147) İslamiyet’i aşırı derecede kötülemek alışkanlığı bazı gerçeği araştırmaya düşkün olan kimseleri şüpheye düşürüyor. (s. 149) İslam, Avrupa ve Amerika’ya gönderilebilecek misyoner derneklere sahip değildir. (s. 150)

Dinsiz ol veya Buda dinini kabul et; fakat kesinlikle, asla Müslüman olma! Medenileşmiş halkın, ta haçlıların mutaassıp devirlerinden beri miras olageldiği İslam düşmanlığının etkisi pek yamandır. (s.  151 ) ‘Müslümanların peygamberlerinin kadınları pek az akla sahip, İslam Şeriatı’nın kadınları esir muamelesi yaptığı’ yolundaki telkinlerinde papazlar başarılı olmuşlardır.  (Bakınız Voltaire, Dictionaire Philosophique, el- Kur’an kelimesi) Galiba Batı medeniyeti ile övünmek ve doğunun zamanımızdaki arka arkaya gelen mağlubiyetini görmeye alışmak, batılıları büsbütün şımartmış, şirretleştirmiştir. (s. 173 )

Müslüman halkın hep birlikte arzu edecekleri bir durum vardır ki o da, batılı kadınların hayatlarındaki tavırlarının gelişigüzel bir şekilde ele alınıp taklit edilmemesidir. (s.  174) Batıda, duyulduğuna göre, bir kız dans arkadaşıyla gece yarıları bir arabaya binip, evine kadar onunla gelmekte serbestmiş. Biz Hıristiyan Avrupa’nın bu gibi medeni hareketlerini kabul etmeyeceğiz. (s.  178)

Batı Avrupa devletlerinin sömürgeler kazanma yöntemi iki türlüdür. Birincisi, ele geçirilen ülkenin yerli halkının kendi çıkarlarını engel olabileceklerini hissederse, onları ortadan kaldırmakta güçlük çekmezler, sağ kalanlar olursa onlar da Hıristiyanlaştırılarak ancak kendilerine has bir ‘aşağı sosyal tabaka’ dairesinde kalırlar ve daima istilacılara hizmet vesilesiyle görevlendirilirler. İkinci yöntem, ülke halkının kendilerine has medeni durumlara sahip olmalarıdır. Güya bunlar ülkelerine getirilen medeni idarenin bir türlü anlayamazlarmış: dolayısıyla medenileştirmesi amacına ulaşmak için gerekli her türlü fedakarlığı yerine getirilmesi gerektiğinden muhalefet edenler ‘zorla bastırılmalı’ imiş. (s. 245) Yabancı yönetimin gerçek ıslah yerine milli hukukun yok edilmesi için ortam hazırladı görülür. (s.  248) Sonra da hazinenin denetimi, servet’in harcanması ve dağıtılması tamamı ile yabancı memurların elinde olur. Servet kaynakları halkın istifadesinden ziyade istilacılarının kârı dikkate alınarak işletilir. Avrupalıların istila ettikleri Asya ve Afrika ülkelerinin bir çoğu ‘anonim şirketler’ vasıtasıyla yönetilmişti. Amacı ve niyeti ister istemez servet artırmaktan ibaret olan bu söz konusu şirketlere verilen hükümet yönetiminden nasıl hak, insaf ve yerli halka karşı merhamet beklenebilir? Bu tür şirketlerin yönetimlerinin medeniyetin ilerlemesine namına uyguladıkları yağma tedbirlerden korunmak için yerli halk hiç bir dayanak bulamaz. İsyanla silaha sarılsa şirketin mensup olduğu devletin askerleri onları isyancı ve haydut sayacak hemen cezalandıracaktır. (s.  251)

Batılıların anlayışına göre, İslamiyet medeniyetin ilerlemesine engelmiş. İslami hükümler, aksine bireyleri Ruhi ve maddi yükselişe heveslendirecek mükemmel bir özelliğe sahiptir. (s. 253) “Müslümanlar daha başlangıçta kıtaları olduğu gibi, ilim sahasını da istilaya koyuldular.” (W. J. Draper, A History of Europe,I/bölüm 11) Fransızlar Cezayir’i işgal edince, başka ülkelerle ticaretine izin vermez. Cezayir’in Fransa ile olan ticareti: 330.294.702 Frank; Cezayir’in İngiltere ile olan ticareti: 22.632.110 Frank; Cezaevinin Amerika ile olan ticareti: 2.943.482 Frank. (s.  258) Doğuda Avrupa için bir tehlike mevcut olmayıp, aksine Doğu alemi Avrupalılardan gelen bunca tehlikelere maruz kalmaktadır. (s. 260 ) Pan-islamizm, The Times in muhabiri tarafından keşfedilen bir uydurma haberdir. (Prof. E.G. Browne, Pan-islamizm, Cambridge de verilen bir konferans University Press, 1902)Asıl tehlikeye maruz kalanlar doğrular ve tehlikeyi yaratanlar batılılar değil mi. (s. 268)

Müslümanlardan bazıları fırsat buldukça memleketlerine istila eden Avrupa devletlerine karşı silahlı isyana kalkışıyorlar. (s. 269) Fransızlar, doğrular için icra ede geldikleri medeni hizmetlerle övünmeye İngilizlerden daha düşkündürler. (s. 270 ) İstilaya Avrupalılar ‘medeniyetin ithali’ ismini verdiler. (s. 271 ) The Times: “Dünya medeniyeti öyle yarı vahşi doğu yöneticilerine değil, medeni bir Fransız senyörünün sözüne inanır.” Fransızlar Cezayir’i ezerek ve zorla aldılar. Sömürgecilere göre, sahillerin ve Atlas dağları’nın kuzeyindeki verimli toprakların Müslümanlardan boşaltılması gerekiyordu. Sonra Fransa’dan Cezayir’i vatan edinmek isteyenlere kolaylık göstererek, bunlar vasıtasıyla yerli halka Fransız adetlerini, Hıristiyanlığı telkin etmeyi amaçladılar. (s. 273 ) Fransızlar şimdi kalkıp da utanmak, ‘Şimdi biz Müslüman halka hürriyet ve adalet verdik’ demeye kadar varabiliyorlar. Fransız istilasının maddi zararları olduğu kadar manevi zararları da oldu. Arap edebiyatı ile İslam ahlakı da kökünden sarsıldı. (s. 274 ) Fransız üstünlüğü Medeni Fransa’nın iddia ettiği gibi iyi bir yönetime değil, yalnızca zalim bir kuvvete dayanmaktadır. (s. 276) İngiltere’nin kuvvete hürmet, miskinliğe hakaretle muamele ettikleri bilinen bir durumdur. (s.  276, 277 ) Gladston, Rusya’ ya ‘kuzeyden doğan hürriyet bahşedicisi’ tabirini bile layık görmüştür. Batının bu taraflı yan tutmasından dolayı, oldukça cesaret alan Rusya’nın, Asya içlerine doğru medeniyet götürmek bahanesi ile birçok kavmin istiklalini kendi iradeleri altına almışlar. (s. 279 ) Avrupalılar Müslümanların açıkça sefaletinden hiç de müteessir olmazlar. (s. 280)

Sömürge düzeninde asıl amaç olan vurgunculuk hevesi, zenginlik hırsı, mal sahibi olma amacı ve hükmetme arzusu eğer medeniyet kılıfı ile saklanmamış olsa, idarenin gerçek mahiyeti o zaman belli olur. Avrupa gazetelerindeki ifade tarzından, yerlilerin cezayı hak eden isyancılar oldukları manası anlaşılıyor. Öyle ya, Avrupalıların himmeti ile ithal edilen medeniyetin nimetlerine karşı isyan edenler bu şekil bir terbiyeye müstehak değiller mi ya? (s. 281 ) Batı Avrupa’da ve özellikle İngiltere’de, Müslüman mezalimine duçar olan Osmanlı memleketlerinin Hıristiyan kavimleri ( Bulgar ve Ermeniler) namına kıyameti koparan o merhametli insan sever Hollandalılar, Müslümanlara reva gördükleri zülme hiç de seslerini çıkarmamaktadırlar. Ya Rabbi, medeniyet ve insaniyet hizmetçisi olmak üzere meydana çıkıp söz söyleyen bu adamlar ne kadar da sahtekar mahluklar imiş! Avrupa toprağında, Müslümanlığa daima insaf ve şefkat duygularından yoksun bir şekilde muamele ede gelmiştir. Hıristiyan aleminin işlediği barbarlıklara, medeniyet ıslahatları ve insanlık hizmetleri adları takılıyor! (s. 282 ) Avrupa toprağının asıl haklarından olup da İslam cemaatine tabi olan topluluklar da aynı düşmanlığa maruz kalmışlardır. İşte bu hallerden anlaşılıyor ki, Avrupa Hıristiyanlığının nüfuzu altında İslam’a mensup kavimlerin, Avrupa tarafından bir insani kardeşlik muamelesiyle muamele edilmeleri ihtimali yoktur. (s. 283 ) Hac ve hilal’in ihtilafı gibi bir konuya atılmam için bir sebep var ki; her Müslüman için hilal’in müdafasını adeta bir ölüm ve kalım meselesi haline gelmiştir Kendilerinin gerçekte inanmadıkları ve ancak merasim görevlerine uyarak yapmacık bir surette inandıkları bir dini, birisi kalkar ve Hıristiyan medeniyetinin fikirlerinin ve eserlerinin Fas’ta ve daha bilmem nerelerde acilen uygulanması lüzumundan açıkça bahseder. (s. 286 ) Hıristiyan medeniyeti namına bu kişilerin gösterdikleri gayretin başlıca sebebi tâ eskiden beri Hıristiyanların kalplerinden silinmemiş olan İslamiyet’e karşı miras olarak intikal eden düşmanlık hissidir. (s. 287) ‘Doğu ile batı birbirini anlayamaz’ sözü İngilizler arasında adeta bir darbımesel olmuştur. (s. 288 ) Batılılar İslam milletlerini insaflı ve tarafsız bir şekilde düşünmemektedir. Mısırlıların bir yabancı devletin medeniyeti altına girmeye çok muhtaç olduğu ilan edip duranlar, Bulgarlara tam bir istiklal verdirmeye ve onları dışarının vesayetinden kurtarmaya uğraşıyorlar. Bulgarları genellikle mısırlılardan daha medeni saymak, Avrupa’ya mahsus olan uydurma safsatalardandır. (s. 289 ) Müslüman sakinlerin zararına ve Hıristiyanların menfaatine müstakil hükümetler oluşturulur. İslamiyet yalnız bir itikat dininden ibaret değildir; belki onun mensupları arasında tek bir millet fertlerine mahsus gibi olan bir sosyal bütünlük vardır. (s. 290) Boykot yolu ile, bize karşı düşmanlıklarını ortaya koyan yabancıların mallarını reddetmek, onlara karşı oldukça etkili bir karşı koyma tokadı olur. (s. 292 ) Kuvvetli olanlar zayıflarla ittifak kurmak istemezler. (s. 293 )

Hilal ve Haç Çekişmesi, Halil Halid

Hilal ve Haç Çekişmesi Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık