Garb’ın İslam’dan öğrendikleri

Garb’ın İslam’dan öğrendikleri

Fazilet odur ki, onu düşmanlar dahi tasdik ede…” (s. 6)

Will Durant, The Age of Faith, 22. sayfasında, ileride Arap fetihlerini kastederek, “Arapların çoğu bedevi idi, en akıllı devlet adamı bile bu koyu göçebelerin Roma İmparatorluğu’nun yarısını ve ayrıca bütün İran’ı zapt etmeyi hedef edinecekleri fikrine gülerdi.” Aynı eserin155. sayfasında ise şunları yazar: “Muhammed doğdu, hiç kimse Bizans’ın yarısını, bütün İran ve Mısır’ı, Kuzey Afrika’nın fethedileceklerini hayal dahi edemezdi. Bu orta çağ tarihinin en fevkalade hadisesidir.” (s. 9) Miladi, 633-846 yılları arasında; Türkistan’ın, Kıbrıs’ın Fethi, Rodos’un fethi, Bizans donanmasının bozguna uğratılması, Kabil’in fethi, Trakya’ya çıkarmalar, Kadıköy’ün fethi, Çin’in hudutlarına varış, İspanya’ya giriş, Korsika’nın fethi, Roma’nın kuşatılması… gerçekleşir..(s. 10-12)

İslam aleminde ilk kağıt fabrikası, 794 yılında, Harun Reşit’in vezirinin oğlu el Fadl tarafından Bağdat’ta açıldı. Kağıt, Çin’de 105; Mekke’de 707;  İngiltere’de 1309 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. Yâkûbi kendi zamanında (891) Bağdat’ta yüzden fazla kitapçı olduğunu anlatıyor. (s. 16) Onuncu asırda yaşayan Sahip ibn-i Abbas gibi yöneticilerin kendi kütüphanelerinde, Avrupa’daki bütün kütüphanelerde bulunan kitapların toplamı kadar kitap vardı. (Durant, The Age of Faith, s. 237) 1064 yılında yalnız Bağdat’taki yüksek okulların sayısı 30 idi. (s. 30) 1178 yılında Bağdat’ta bir ‘şeyhe’  (kadın profesör) bulunduğu onun derslerinin çok sayıda dinleyici çektiği söylenir. (Durant, The Age of Faith, s. 319)

Eserde, 22-90. sayfalar arasında fen biliminden kimya, fizik, tıp, coğrafya, astronomi, ziraat,  madencilik, şehircilik vd. alanlarda öncü olan ve batıya da yol gösteren alimleri hakkında bilgi verilir. 

“Kimya bir fen olarak hemen hemen Müslümanlar tarafından kurulmuştur. Alkaliler ve asitleri tefrik ettiler, yüzlerce ilaç üzerinde çalıştılar ve ürettiler” (Will Durant The Age Of Faith, s. 245) Merv şehri baştan başa yakıldı, İslam aleminin iftiharı olan kütüphaneler ateşe atılarak yakıldı, katliam 13 gün devam etti, 1 milyon 300.000 kişi öldürüldü. (s. 16) Rey şehir halkının tamamı öldürüldü. 1258’de Hülagü ve askerleri Bağdat’a girdiler, şehir halkından 800.000 kişi öldürüldü, binlerce alim, fen adamı ve şair kılıçtan geçirildi. Tarihte hiçbir medeniyet böyle ani ve tahrip edici bir felakete uğramamıştı. (s. 94-95) Moğollar 40 yıl içinde gelip gittiler, onların arkasında tehlikeli surette dağılmış bir ekonomi, bozulmuş veya tıkanmış kanallar, yakılıp kül haline getirmiş okul ve kütüphaneler, çok parçalanmış fakir ve zayıf hükümetler, yarıya inmiş bir nüfus bıraktılar.  (Will Durant, The Age Of Faith, s. 338-341) II. Cihan harbindeki bütün insan zayiatı, Moğolların öldürdükleri insan sayısı kadar bile değildir. Haçlı seferleri, I. Haçlı seferi 1096-1.099; 8. Haçlı seferi 1270-1270. Ayrıca, 5- 6 -7 ve 8. Haçlı seferleri Moğol istilası ile aynı tarihlere tesadüf etmektedir.(s. 103) 1099 yılında Kudüs’e girdikleri zaman şehirde kalan bütün Müslümanları öldürmüşler ve 1109 yılında Trablusşam’a girdiklerinde 3 milyon kitabı yakmışlardı. (s. 104)

Fennin batıya geçiş yolları: Arapçada yapılan tercümeler, Müslüman üniversitelerinde okuyan batılılar, İspanya Portekiz ve Sicilya’da batılıların Müslümanlarla temasları, ticaret, Haçlı seferleri. (s. 105)

700 yılından 1200 yılına kadar 5 asır, İslam alemi fen ve tıpta dünyaya rehberlik etti. İslam aleminin Hıristiyan alimin üzerindeki tesiri çeşitli ve çok büyük idi. Müslüman tıbbi 500 yıl dünyaya rehberlik etti. Hıristiyanların kilise ve çan kuleleri, minareye çok şeyler borçludur. Toledo’nun 1085 yılında zaptı, Hıristiyan astronomi bilgisine çok ilavelerde bulundu ve dünyanın küre şeklinde olduğu doktrinini canlandırdı. (Will Durant, The Age of Faith, s. 341-343) “Okuyucu bu kitaptan öğrenecektir ki, doğu ve batı Müslümanları Avrupa kültürünü kurdular.” (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam adlı kitabın önsöz’ünden) 13. asırda Müslüman İspanya’nın Hıristiyan Avrupa’ya tesiri zirveye ulaşmıştı ve İspanya, Avrupa’nın meşalesi olmuştu. (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam, s. 5) Tıp, matematik gibi Arap fenninin kaynaklarından biri idi. (Thomas Walker Arnold, The Legacy of İslam, s. 64)

Müslümanlar optikte orijinal buluşlar ve sistematik araştırma neticelerini topladılar; Kimyada deneysel metodu geliştirdiler. Cabir’den 500 yıl sonra Roger Bacon bu metodu Avrupa’ya açıkladığı zaman bu aydınlığı Müslüman İspanya’ya borçluydu. Müslüman İspanya’nın ışığı ise Doğu İslam aleminden geliyordu. (Will Durant, The Age of Faith, s. 249)

Haçlı seferleri sırasında 1000 kadar Arapça kelime Avrupa lisanına girdi. Pusula, barut ve baskı Haçlı seferleri sona ermeden evvel doğuda biliniyordu. Bir kişilik helalar muhtemelen Haçlı seferlerinin batıya öğrettikleri arasındadır. (Will Durant, The Age of Faith, s. 612) Avrupa lisanında çok miktarda Arapça, Farsça ve bir miktar Türkçe kelime bulunması bir zamanlar Avrupalıların Müslümanlarla sıkı bir temas halinde bulunduklarını gösteren delillerden birisidir. (s. 136)

Abdurrahman Ahmet, Garbın İslam’dan öğrendikleri

 

.

.

Çürütme, reddiye

Mesleğim tıpta doktorluk, yazılar mesleğim dışıdır, acizane aklımın ve mantığımın yettiği kadar meseleyi açıklayamazsam özür dileyerek bağışlanmasını dilerim. (s. 3) Bir takım yeni fikir sahipleri, Müslümanlığın ilerleyişi engellediğini iddia ediyor. Araplar düzmelerini biz ne yapalım diyecek kadar ileri gidenler olmuştur. (s. 5) Rahip Prevost bir vasiyetname yazmış ve Voltaire’ye göndermiştir. “Kilisede 20 yıl milleti aldattım, din namına söylediğim şeylere kendim de inanmazdım. Hepsi yalan ve hepsi hurafedir. Halkın bilgisizliği, çevrenin taassubu buna engel oldu. Bu dünyadan gidiyorum. Benim vasiyetimi okuyunuz, gerçeği anlayınız.” (s. 28)

Hıristiyanların iddialarına göre Hz Peygamber, Hıristiyan rahipten öğrenerek, Kur’an-ı Kerim’i yazmıştır. Bu doğru değildir. Zira Kur’an-ı Kerim, İncil’in iddialarının tamamen zıttını söylemiştir. İslamiyet’te karısını boşayan, zina etmiş olmaz, başka bir dul kadın almakla da zina etmiş olmadığı gibi, kocasından boşanan ve başka birisiyle evlenen kadın dahi zina etmiş sayılmaz. İslamiyet, çalışın fakir kalmayın diyor. (s. 30)

Misyonerler, Katolikler, Protestanlardan daha fazla ( Not: Bu eser 1972 yılında yazıldı, şimdi ise Protestanlar misyonerlikte daha aktifler!) çalışıyorlar. (s. 31) Hz İsa bir Yahudi’den başka bir şey değildi. (s. 33) Resulüllah’a eziyet ve sıkıntı çoğaldı, sokaklarda sövüp taşa tutmaya başladılar. (s. 37) Bazıları diyor ki, Hz Muhammed cihangirlik için, dünya menfaatleri için peygamberliğini iddia etti… Bütün bu eziyetlere tahammül edemezdi. Çirkin ve ağır muamelelere sabredemezdi. İslamiyet’e davetten önce herkes ona saygı gösterirdi. Bu sebepten sosyal statüsü büyük idi. Hatice’ül Kübra’nın servetiyle ticarete başlamıştı, bununla da, büyük bir servet elde etti. Ömrünün sonuna kadar bu servetle rahat geçinebilirdi. Kendisini bütün bu eziyetlere sokmaya lüzum yoktu. Peygamberliğini ilan ettiği zaman birçok düşmanlar ortaya çıktı. Akrabalarından birçok düşmanlar edindi. Eğer onun daveti Allah’ın emriyle olmasaydı, bir insan olarak bütün bu eziyetlere ve zahmetlere katlanamazdı. Amcaları ve yakınları, “sen bizim milletimizin arasına ayrılık soktun, cemiyetimizi birbirine düşürdün, bu işten maksadı nedir? Maksadın mal toplamaksa, eğer riyasete geçmek istiyorsan…hepsini verelim.” Cevap, “ben menfaat için sizleri davet etmiyorum.” (s. 38-39)

Thomas Carlyle, “Muhammed’e yalancılık affetmek doğru değildir. O’nun aleyhinde yazılan sözlerden ben kendi hesabıma utanıyorum. Onun fazileti. doğruluğundan ileri geliyor. (s. 41) Doktor Duzi İslam Tarihi yazmıştır. Diyor ki, “Hz Muhammed isteryayi adali’ye Müptela idi.” (s. 45) 13 yüzyıl önce hayattan göçmüş bu Yüce peygambere Dr. Duzi, Dr. Sprenger veya Dr. Moir nasıl bu teşhisi koyabildiler? Moir diyor ki: “İslam Peygamberi saraya müptela idi.” Dr. Sprenger diyor ki: “Hayır isteryayi adaliye müptela idi. Hastalık icabı nöbeti vahiy zannediyordu.” Doktor ki, hastasını görmeli, muayene etmeli ve bir hastaya bu teşhisi koymalı. (s. 46-47) O zaman doktor var mıydı, evet vardı. Medine’de Haris İbni Kelde adıyla Cundi Shapur üniversitesinden mezun olan bir doktor çalışıyordu. Hz Muhammed’i de hemen her gün görüyordu. (s. 48) Haris İbni Kalbi, Hz Peygamberin hasta olduğuna dair veya isteryai adaliye müptela olduğuna dair bir rapor, bir yazı yazmamış olduğuna göre, Dr. Duzi ile Dr. Sprenger’in iddiaları sırf isnat ve iftiradan ibaret kalıyor. (s. 49) Cahiliyette Arapların yaşayışlarının barbarlardan hiçbir farkı yoktu. Çirkinlikleri ıslah için meşakkatlere katlanıp göğüs geren bir kimse, asla hasta olamaz. Yalnız ulvi bir kuvvet tarafından muhafaza edilmeseydi, insan kuvvet ve kudreti asla onun çektiği meşakkatleri çekmeye ve sabretmeye yetmezdi. (s. 51)

Hz Peygamber, ümmi olduğunu söylediği zaman, ona karşı olan hiç bir kimse çıkıp da aksini iddia etmemişti. (s. 52)

Garanik olayı: Necm Suresi Kureyşi ve düşmanlarını tehdit ediyor. Bu tehditleri işittikten sonra hiç onlar secde ederler miydi? Şayet övseydi, mal ve canlarını bu uğurda feda eden kimseler Müslümanlığı kabul ederek artık Muhammed’in peşinden giderler miydi. (s. 54) 12 ciltlik bir İslam Tarihi yazmış bulunan Leona Kaytano, kitabın 2. cildinin 281. sayfasında diyor ki: “Sprenger ve Duzi, Kur’an-ı Kerim’e iftira ediyorlar ve yalancı oluyorlar. Bütün bu söylediklerini incelemesiz/araştırmadan kabul etmişlerdir. İslamiyet’i iyice tanıyamamışlardır.” (s. 55) İmam-ı Nevevi, “bu söylentinin sonu Muhammed Bin Ka’bül Kurezi’ye dayanıyor. Bu şahıs, katiyen güvenilir bir kimse değildir. Buna benzer birçok mevzu hadisler uydurmuşlar, bu hadis de mevzudur.” der. (s. 56)

Ernest Renan diyor ki, “İspanya’daki İslamların, ilmi incelemeleri olmasaydı, Avrupa ilerleyemezdi.” (s. 56) Diyorlar ki İslamiyet ilerleme ve yükselmeye engeldir. (s. 59) Çin müşrik Budist olduğu halde Hz Peygamber, ilmi öğrenmek için oraya bile gitmeyi tavsiye buyuruyor.(s. 60) Doktor Gustav Lebon İslam medeniyeti kitabının 459. sayfasında, “Kur’an-ı Kerim manevi gücü morali incil’ninkinden kat kat üstündür.” der. (s. 63) Komünistler Lenin ve Stalin’i birer kutsal kişiliğe yükseltirler. (s. 65) John Devenport, “Hz Muhammed’in tahsili yoktur, fakat yüksek bir insandı.” ( s. 72) “Muhammed’in Sara nöbetlerine tutulduğuna dair olan söylentiler, Yahudilerin alçakça uydurmalarıdır.” (s. 73)

Muhammed’in 25 yaşından 50 yaşına kadar bir tek zevce ile yaşadı. (s. 74) Mocheim diyor ki, “Avrupa’da ortaya çıkan hikmet, fizik heyet, felsefe, matematiğin İslam okullarından alındığı, özellikle Endülüs Müslümanlarının Avrupa felsefesinin Üstadı oldukları muhakkaktır.” Gerek Romalılar, gerek gotlar İspanya’yı fethetmek için 200 yıl süren bir zaman uğraşmışlardı. Halbuki Müslümanlar, bu yarımadayı 20 yılda fethettiler. Endülüs medreselerinin kitapları Avrupalılara açılmamış olsaydı, İslam irfanı pek zayıf bir şekilde hissedilecek, Rönesans ve reformda olmayacaktı. (s. 78)

Bütün Arabistan kendisine itaat ettiği halde, evinin bütün işlerini bizzat kendisi görürdü. Elbisesinin söküklerini bile kendi dikerdi. Yemeğini hizmetçi ile birlikte yerdi. Muhammed’in kurduğu birlik Bizans imparatorunu hezimete uğrattı. İran saraylarını yok etti. Zerdüşlü tarumar etti. (s. 79)

Kur’an-ı Kerim Arap lisanı için bir hüccettir. Kur’an-ı Kerim siyasi bir sistemdir, devletin her kanunu ona dayanır. Müslümanlıkta da papazlık yoktur. Kur’an’ın tek hedefi Musevilerle Hıristiyanların bozuklukları kutsal levhaları düzeltmektir. (s. 80-81) Selahattin Kudüs’ü geri aldığı zaman hiçbir cana kıymadı. (s. 82) İngiltere ve Gal’de 643 Manastır, 90 kolej, 2374 kilise, 100 hastane kapatılmıştı.(s. 84) Kraliçe Elizabeth zamanında Katolikler diri diri yakılmışlardı. (s. 85) Hz Muhammed, yeni bir din getirmediği, tersine İbrahim ve İsmail’e vahiy olunan dini ihya’ya geldiğini söyledi. (s. 87)

Operatör Doktor Mehmet Ali Derman, Çürütme (reddiye)

Garb’ın İslam’dan öğrendikleri Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık