Deizm 6

5 ay önce
Deizm 6

Konuya ek olarak, “Dawkins’e cevap, Deizm eleştirisi, Din, Bilim, Ateizm: Bilim ne değildir?, Deizm 1-3-4, Kader, Evrim, Ateizm yanılgısı 2, Dinsiz ahlak olur mu?, İslam barış dinidir, Bilim yanılmaz mı?, İslam’ın Rönesansa ektisi, İslamî emirler ve hümanizm ” adlı yazılarımıza bakmanızı tavsiye ederiz. 

Neden Müslüman’ım? Deizme Cevap

Bizde sevdiklerimizde ölümün karanlık kapısından içeri gireceğiz. Buraya bizi kim getirdi? Ölümle beraber nereye gideceğiz? Her şey bu kadar mı? Dahası yok mu? Biz tüm nimetlere, sevdiklerimize Allah sayesinde sahip olduk, bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Bu evrendeki tüm varlığı yoktan yaratan Allah için bunları bir kez daha yaratmak çok kolaydır. (s. 11 ) İslam’ın en önemli mesajı Allah’ı tanıtmaktır.(s. 18 ) Kur’an, tarih boyunca aynı hakikatin aynı yöntemle yani, insan elçilere vahiy yoluyla bildirildiğini söyler. Kur’an’da ortak öze de göndermeler mevcuttur. Kur’an’a göre dinler arasındaki ihtilaflı hususlar, insanların vahyedilen dinlerde yaptıkları dejenerasyonları sonucudur. (s. 19 )

Allah’ın varlığının delilleri

1- Kelamın Kozmolojik delili: Bu delil hem Kindi ve Gazali, hem de entropi yasası ve Bing Bang teorisi verilerinden hareketle savunulmaktadır. (s. 24 )
2- Yasaların varlığı delili: Farklı alanlarda aynı yasaların geçerli oluşunu ifade eder.
3- Evrenin keşfedildiği delili: Evrenin insan tarafından keşfedilmesinin ancak Allah tarafından evrenin böylesine keşfedilebilir bir yapıda oluşturulması ile açıklanabileceğini ifade eden delildir. (s.25 )
4- Evrenin potansiyeli delili: Evrende var olan her şey, evrene konan potansiyelin bir neticesidir.
5- Yasaların ve sabitlerin hassas ayarı delili: Hareket noktası, yasaların çok hassas ölçülerle canlılığı ortaya çıkaracak şekilde yaratıldığıdır. Bu delil, evrenin her yerinde aynı iradenin geçerli olduğunu gösterir. (s. 26 )
6- Fiziki olguların hassas ayarı delili: Evrenin, başlangıçtan milyonlarca yıl sonra ortaya çıkacak canlılığa göre hassas ayarlarla düzenlenmesi kastedilir. (s. 27 )
7- Canlıların tasarımı delili: Bu delille milyonlarca canlı türü, Allah’ın varlığını gösteren bir delilin parçası olarak sunulur. Allah, canlıların korunmasından beslenmesine kadar, ihtiyaçlarını tüm ayrıntılarıyla karşılamıştır. (s. 28 )
8- Doğal Arzular delili: Arzularımızın bir yaratıcıya yöneltecek şekilde oluşturulduğunu ortaya koyan bir delildir. (s. 29 )
9- Doğuştan ahlak delili: Ahlakiliğin doğuştan bir özelliğimiz olmasını, bu özelliğimizin Allah tarafından bize yerleştirilmiş olduğunu ortaya koyan bir delildir.
10- Akıl Delili: İnsanlardaki akıl yürütme özelliğinin var olmasının Allah’ın bu özelliği vermesi olduğunu ifade eden bir delildir. (s. 30 )
11- İrade Delili: İradenin, irade sahibi olan Allah tarafından verilmiş olduğunu dile getiren bir delildir.
12- Bilinç ve Benlik delili: Bilinçsiz maddeden bilinç sahibi insanın çıkarıldığını görmekteyiz. (s. 31 )
Biz evrenin bir parçasıyız. Kur’an Müslümanları evreni incelemeye ve evrendeki olgulardan sonuçlar çıkarmaya davet eder. Kur’an, evren hakkında önemli iddialar ortaya koymaktadır. Evrenin başlangıcı olduğu, tasarlanmış olduğu ve bir gün sonunun geleceği bildirir. (s. 35 ) Bakara, 117: “Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’tır. O, bir işin olmasını dilerse ona ancak Ol der ve o olur.”
Allah mı Evren mi öncedir?
Entropi yasası, termodinamiğin ikinci yasası olarak bilinir. Evrende düzensizlik sürekli artmaktadır. Tek yönlü süreçler, sonun habercisidir.(s. 37 ) Evrendeki entropi sürekli artmaktadır. Bir gün, ısı ölümü yaşanacaktır.
Geçmiş zaman sonsuz olsaydı, termodinamik hareketin durması gerekirdi. Demek ki evrenin bir başlangıcı vardır. Bing Bang teorisine göre evrenin başlangıcı 13.8 milyar yıl önce olmuştur. Başlangıçta tüm hammadde çok küçük noktanın içindeydi. (s. 38-39 ) Enbiya suresi 30 ayet: “İnkar edenler, göklerle yer bitişikken onları ayırdığımızı görmüyorlar mı? Yine de inanmayacaklar mı?” Genişleme sürekli devam etmektedir, evrenin sınırları var mıdır? Newton, evrenin sınırsız ve sonsuz olduğunu ifade etmiştir.(s. 41) Evren sürekli genişleyen dinamik sınırlara sahiptir. Zariyat, 47: “Biz evreni genişletmekteyiz. (s. 42 ) Evrenin genişlediğini ifade eden (s. 43 ) Radi, Beydavi, Envarul Tenzil, 4/267; Razi, Mefatihul Gayb, 20/386; İbnü’l Cevzi, Zadül Mesir, 6/17)

İlk hidrojen ve helyum atomları meydana gelmiştir. Bu atomların çekim yasalarının etkisi ve sıkışması ile yıldızlar oluştu ve daha sonra diğer atomlar (oksijen, kalsiyum, demir) oluştu. Kısacası Evren ilk dönemlerinde gaz halindeydi. (s. 45 ) Fussilet, 11:” Allah gaz halinde olan evrene yöneldi.”
Gaz aşamasına sanat eserini oluşturacak potansiyeli bilinçli şekilde koymuş olan Allah, bu süreçle kudret ve sanatını  (Sebe Suresi 3; Fussilet 53) göstermektedir.(s. 46 ) Kur’an’da saat, evrenin sonu için geçen bir kelimedir, Kıyamet ise ölümden sonraki diriliş ve ayağa kalkış için kullanılmaktadır. (s.47 )
Kur’an ile insanların buluştukları 7. yüzyılda insanlar, evrenin yok olacağının söylenmesine inanamadılar, itiraz ettiler.(s. 48 ) Vakıa, 4: “Yeryüzü salınıp sarsıldığında”; Tekvir, 6: “Denizler kaynatıldığı zaman.” Dünyamızın içi sıcak magma tabakası ile doludur ve bu sahne çok büyük bir depremde beklenecek sonuçtur.(s. 49 ) Zayıf nükleer kuvvetin şiddetindeki 10 binde birlik değişiklik bile canlılığın ortaya çıkması için gerekli moleküllerin oluşumunu imkânsız kılar. 10 binde bir sayısının evrendeki bütün Proton, nötron ve fotonların toplamından çok daha büyük bir sayıdaki parçacığın içinden belirli tek bir parçacığın rastgele bir çekilişte bulunacağı bir oranın ifade eder. Üstelik 10 binde bir olasılık, mevcut bir hassas ayardan sadece birisini göstermektedir.(s. 53 ) Newton, “Uzay ve zaman birbirinden ayrı ve mutlaktılar.” der. (s. 55 ) İzafiyet Teorisi ile madde ve enerji birleştirildiği gibi, uzay ve zamanda birleştirildi .(s.56 ) Yevm kelimesi, dönem anlamına gelir.(s. 57) Yasin, 38: “Güneşte, bir karar yerine doğru akıp gitmektedir.” Güneş, Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında ilerlemektedir.(s. 63 ) Kur’an’ın vahyedildiği dönemdeki dünya ile ilgili yanlış kabullerin hiçbiri Kur’an’da yer almaz.(s. 67 ) Talak,12: “Allah, yedi göğü ve dünyadan da bir o kadarını yaratandır.” (s. 69 ) Alt tabakaları bağımsız birer tabaka olarak alındığında, yerin altındaki ve yerin üstündeki tabakaları yedişer olarak ayırmak mümkündür. (s. 70 ) Van Allen kuşakları, meteorlardan ve zararlı ışınlardan sürekli olarak bizleri korumaktadır. (s. 74) “Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık.” (Enbiya suresi, 32. Ayet) Atmosferimiz, yararlı Güneş ışınlarını dünyaya alırken zararlılarını geri çevirir. (Tarık suresi, 11. Ayet: “ ve geri çeviren gökyüzü.”; (Rahman, 7: ” Göğü yükseltti ve dengeyi koydu.”
Zümer Suresi, 5. Ayet: ‘Yukevviru’ kelime ile aynı kökten gelen küre kelimesi, top anlamında kullanılmaktadır. ‘Kurretü’l-Kadem’ futbol topu için kullanılmaktadır. Türkçedeki küre kelimesi de aynı kökten gelmektedir.(s. 75 )
Rad Suresi 2. Ayet: “Allah gökleri direksiz yükseltendir. (s. 76 ) İncil’nin en eski baskılarında, göklerin direklerle ayakta durduğu ifade edilmektedir. (The New American Bible, St Josephs Medium Size edition, s.4-5) Enam suresi 125. Ayet: “Allah saptırmayı dilediğinde de göğsünü öylesine daraltır ki, sanki o göğe yükseliyormuş gibi olur.” Benzetmenin asıl anlattığı manevi daralmadır. Kur’an’daki benzetmeler rastgele değildir. Yeryüzünden yukarıya doğru yükseldikçe atmosfer basıncı azalır, oksijen azalır, akciğerlerde daralma hissi oluşur . Hicr suresi 22. Ayet: “Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik.” Rüzgarın bitkilerin üremesinde rol oynamasına Kur’an’da dikkat çekilir. (s. 78 ) Dağlar kazıklara benzetilir, dağların gözüken yüksekliklerinden çok daha derine inen kökleri vardır.(s. 79 ) Nur Suresi 40. Ayet: “Derin bir denizdeki karanlıklara benzer. Onu bir dalga kapıyor, onun üstünde de dalga var.”  Dünyanın en geniş karanlık alanı derin denizlerin dibidir.(s. 83 ) Denizin alt kısımlarında iç dalgaları oluşmaktadır.(s. 84 ) Tekvir, 18: “Nefes almaya başladığı zaman Sabah vaktine” Güneş ışıklarının dünyaya ulaşmasıyla fotosentez başlar, fotosentez karbondioksidin alınıp oksijenin verildiği bir solunum sürecidir ve bizim solunum yapabilmemiz için varlığı şarttır. Sabah vakti ve nefes alma arasında ilişkinin kurulması olağanüstüdür.(s. 90-91) Nahl, 68: “Rabbin dişi bal arısına vahyetti. Evler edin ve bal çıkar.” Hangi hayvan dünyadan eksilirse canlılar dünyasına en çok zarar göreceğini düşünelim. (s. 93 ) Kovan inşa etme, Doğada bal özünü toplama, Bal Yapmak hepsini dişi olan işçi bal arıları yapmaktadırlar.(s. 94 ) Ankebut, 41: “Dişi örümcek bir ev edinir.” Erkekler genç yaşlarda ağ örselerde ilerleyen yaşlarda örme işi tamamen dişilere kalır.(s. 96 ) Yanlış inançların hiçbiri Kur’an’da yer almaz. Kur’an’ın vahiy edildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan birçok bilgi ayetlerde mevcuttur.(s. 98 ) Sadece ara cümle olarak geçen kelimeler bile bilimsel mucizelere işaret etmektedir: Dişi örümceğin ev, dişi arının bal yapması gibi.
Secde, 8: “Soyunu bir suyun özünden meydana getirdi.” Çocuğun cinsiyetini spermden gelen materyalin belirlediği, yakın tarihlerde keşfedildiği bir bilgidir. (s. 100 ) Müminun, 13-14: O damlacığı asılıp tutan (Alak) bir şeye dönüştürdük.” Hac, 5: “Sonra asılıp tutunandan (Alak) sonra şekli belli belirsiz bir çiğnemlik et parçasından (Mudğa) yarattık. Embriyo, gözle görülemeyecek bir et parçası olmadan önce, rahmet sülük gibi yapışma yani Alak aşaması başlar.(s.103 ) Gebelik sürecinde rahimde kasılmayı sağlayan Alfa 1 reseptörleri azalır ve yerine gevşemeyi sağlayan Beta 2 reseptörlerinde büyük bir artış gözlenir. Eğer gebelik süresince bu eksilme ve artma olmasaydı bebek ölecekti.(s. 104 ) Rad, 8: “Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir.” (s. 105 )

Kur’an’da, insanın kötülük yapma kapasitesi ile ilgili soru işaretlerine, insanın dil konuşma özelliğine (Bakara, 33) dikkat çekilerek cevap verilmiştir.  (s. 112 ) Fetih, 27: “ Mescid-i Haram’a gireceksiniz.” Yaklaşık 2 sene sonra Mekke fethedilmiş.(s. 118 )
Tebbet suresinde Ebu Leheb’in ve eşinin cehennemlik olacağının ifade edilmesi. Leheb ve eşinden biri sonradan Müslüman olsalardı, hatta Müslüman taklidi yapsalardı, onların bu davranışı birçok kişinin aklını bulandırırdı.(s.120 ) Sasanilerin romalıları yenmesi, Müslümanları üzmüştü. Kur’an, Romalıların yakında galip geleceğini müjdelemiştir. Rum Suresi 2. Ayet: “Yeryüzünün en alçak yerinde yeneceklerdir.” (s. 122 ) Kur’an Eğer vahyedilmiş bir kitap olarak görülmezse, bu gereksiz ve büyük bir risk olarak değerlendirilecektir. (s. 123 ) Dünya zemindeki kıtalar içerisinde en alçak tek bir nokta vardır.(s. 124 ) Kur’an’ın çok temel mesajlarından biri, tarih boyunca gelen peygamberlerin Hz. Muhammed ile aynı mesajı getirdikleridir. Ahkaf, 9: “De ki ben elçilerin ilki değilim.” (s. 133)

Kur’an nasıl sonda Hz Musa’yı ve Hz İsa’yı onayladı ise, Tevrat’ta başta Hz İsa ve Hz Muhammed’i onaylamıştır. Hz Muhammed milyarları sahte ilahlardan kurtarmıştır.(s. 141 )
Kur’an, Hz Muhammed’in son peygamber olduğunu söylemektedir. Eski ahitte ve incillerde gelecek olan müjdelenmektedir.(s. 142 ) Hristiyanlar eski ahit ile beraber yeni ahiti kutsal kitaplar olarak kabul ederler.(s. 143 ) Hz Yahya, Hz İsa ile aynı dönemde yaşayan bir elçidir.(s. 149) Yeni ahitte ‘Baba’ ifadesinin tüm kulların Tanrısı, ‘Oğullar’ ifadesinin ise sevgili kullar anlamında defalarca kullanıldığı görülmektedir.(s. 153 ) Günümüzdeki Üniteryan bazı kiliseler ilahi kimliği olmayan İsa anlayışına sahiptir. İslam Yahudilik ve Hristiyanlığı kucaklar ve birbirine bağlar.(s. 154 ) Kur’an’da 4 İncil de olmayan bilgiler de mevcuttur.(s. 161 )

Farz-ı muhal, Hazreti Muhammed apokrif İncillerden (4 İncil dışında kalan İncillerden) alıntılar alıp Kur’an’da kullandıysa, bunların Hristiyanları kazanmayı yönelik bir avantaj değil tam aksine kaybetmesine yol açabilecek dezavantaj oluştururlardı. (s. 164) Dört İncilin seçimi, içinde siyasetinde olduğu bir tercihtir, bu tercih ilahi bir tercih değildir. (s. 165) İslam, tarih boyunca Allah’ın gönderdiği tüm peygamberlerin insanlara ulaştırdığı mesajların adıdır. (s. 169) Hz Muhammed, Allah’ın elçiliği vazifesine sıfırdan başlamıştır. İlmi, siyasi güç, insan kaynağı ve  ekonomik güç açısından, hepsinden sıfırdan görevine başlamıştır. Hz Muhammed’in yaşadığı bölgede ve dönemde bir felsefe okulu yoktu. Bir gözlemevi evreni anlama çabası da yoktu. (s. 171)  Hz Muhammed’in yaşadığı bölgede devlet tanımına uygun bir siyasi yapı da yoktu. Hazreti Muhammed’in düşmanları bu ‘Kur’an şehrin ileri gelenlerinden birisine indirilseydi ya’ (Zuhruf, 31) demişlerdir. Hz Muhammed, sıfır noktasındaki bir yetim olarak vazifesine başlamıştır. O dönemki Araplar dinlerine bağlı cahil bir toplum idiler. Hz Muhammed radikal bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. (s. 172) İlk 3 yılda ona uyanlar, 40-50 civarında insan idi. Mekke’deki boykotta ekonomik açıdan oldukça zor bir dönem geçirmiştir. (s. 173) Lamartine, ‘Eldeki araçların kıtlığı, ulaşılan sonucun muazzamlığı bir kişinin dehasının ölçüleri ise, tarihteki hangi insan Muhammed’e bu hususta kafa tutabilir?’ demektedir. ( Histoire de la Turquie, I/112)

Muhammed’in menfaat için yalan söylediği iddia etmişlerdir. (s. 175)  Kur’an tüm evrenin sonunun geleceğini iddia eder, bu iddianın bilimsel açıdan doğruluğu Hz Muhammed’in döneminde anlaşılamamıştır. Birçok kimse, Hz Muhammed ile alay etmiştir, menfaat için yalan söyleyen bir kimsenin böyle bir iddiada bulunması değil, bulunmaması gerekir! Bu bilgileri başkasından aldığı iddiası da geçersizdir. (s. 177)

Hz Muhammed’in akıl hastası olduğu iddiası ileri sürülür, onun davası için fedakârlıklarını değerlendiren bir kısım insanlar, böylesi bir tutkunun bir yalan uğruna tercih edilmesinin mümkün olmadığını görmüşler ve bu yola sapmışlardır. (s. 1815) Evrenin genişlemesi, rahim duvarına asılan alak, vb. mikroskopların icadıyla gözlemlenebilen süreçlerdir ve bir akıl hastasının ifadesi olarak bunları söylemek mantıklı bir açıklama değildir. Şizofreni hastaları sosyal ilişkilerinde zayıftır, halbuki hazreti Muhammed her alanda sıfır noktasından başlamış olmasına rağmen daha yaşarken büyük bir başarıya imza atmıştır. (s. 184)  Şizofrenlerin en yakınlarından başlayarak çevresindekilerin büyük bir kısmı, akli rahatsızlıkları fark ederler. Şizofrenlerin hijyen kurallarını da gözetmediği bilinmektedir. (s. 185) Onun vahiy almasını mümkün olmadığını kabul ettikleri için halüsinasyonla gerçeğin karıştırdığını, akıl hastalıklarından birisine sahip olduğu düşünmüşlerdir. (s. 186) Epilepsi hastalarında hafıza sorunu gözükür, konuşma ve kelime bulma konusunda sorunlar yaşarlar. (s. 187)

Hz Muhammed kendi sahip olduğu maddi imkanları da davası için harcamıştır. O dik durmuş tüm zorlukları aşmıştır, dünyevi teklifleri reddetmiştir. (s. 189) Birçok zaferine rağmen sade yaşantısından vazgeçmemiş, yaşamını değiştirmemiştir. (s. 190) Hindistanlı psikolog ve felsefeci Koneru R. Rao, ‘Şartlar değişti ama Allah’ın elçisi değişmedi, zenginlikte ve yoksullukta aynı kişiydi, aynı karakteri sergiledi.” Demektedir. (Rao, Muhammed the Prophet of Islam, s. 24) O hasırda uyumuş, elbiselerini yamamış ve ‘ben kral değilim, sadece sizden birisiyim’ diyerek (Beyhaki,Delailü’l-Nübüvve, I/274) sıradan bir yaşamı tercih etmiştir. O, en güçlü zamanında üstün cesaret ve fedakarlık, en güçlü zamanında örnek tevazu ve sadelik göstermiştir. Tüm bunlar menfaat elde etmek için, insanları aldatan veya akıl sağlığı normal olmayan birisinin benimseyeceği davranışlar değildir. Hz Muhammed aynı zamanda ilettiği mesajın titiz bir uygulayıcısı idi. (s. 192) Geceleyin kalkmak ve ibadet etmek ona farz idi. (İsra, 79) Ölüm tehditleri ve tehlikesi onu yolundan saptırmadı, Kadı Abdulcabbar, Peygamberimizin bütün topluma canı pahasına karşı çıkmasını şöyle anlatır: ‘Araplar develerini ve atlarını ayıplayan kimseye bile sessiz kalamazlarken, ilahlarını, babaların ve akıllarını ayıplayan ve dinlerini sapık olduğunu söyleyen kimseye nasıl sessiz kalsınlar?’ ( Tesbitü Delâilü’n-Nübüvve, s. 48) Kur’an’da ne peygamberleri yarıştırma vardır ne de peygamberlerin dini mesajın önüne geçirilmesi mevcuttur. (s. 194) Kur’an’da Hazreti Muhammed’in ismi 4 kere geçer, buna karşılık Hz Musa 136, İsa 25 kere geçer. Hz Muhammed’in babasından ve annesinden Kur’an’da hiç bahsedilmez. Hz İsa’nın annesi hazreti Meryem’in ismi Kur’an’da 34 kez geçerken çok sevdiği eşi Hz Hatice’nin ve oğlu İbrahim’in küçük yaşta ölümü onu çok üzer ama bunlar Kur’an’da yer almaz. Çünkü Kur’an şahıs değil Allah merkezidir. Peygamberler sadece mesajın aracıları olarak kitapta yer alır. (s. 195) Eğer Muhammed kendisinin insan üstü bir varlık olduğunu ifade etseydi, buna inanacak birçok kimsenin çıkacağını tahmin etmek zor değildir. Fakat o, ‘ben de sizin gibi bir insanım.’ (Keyf, 110) Sahte dini liderler kıyametin saatini bildiğini ileri sürerler, halbuki Araf, 187. ayette ‘kıyametin saatinin sadece Allah katında olduğu’ ifade edilir. (s. 196) Kur’an’da Hz Muhammed’in bazı hataları da düzeltilir. Kitabı uydursaydı, kendisi ile ilgili inanılmaz insan algısı oluşturmak için Kur’an’ı kullanması beklenirdi. 197 Abese:3, 7, 10: Tevbe, 43; İsra, 73-74; Enfal, 63 gibi Kur’an’daki ayetler Hz Muhammed’in hataları söyler ve Kur’an ile ikaz edilen bir beşer olduğu ortaya çıkarılır. (s. 198)

Kendilerini ‘tarihselci’ olarak niteleyen kesim, Kuran’ı Hz Muhammed’in sözleri olarak nitelemişlerdir. (s. 199) Kur’an ve hadislerde geçen kelimelerin karşılaştırmaları, tekrarlanan kelimeler karşılaştırıldığında Kur’an’da kafiyenin oldukça yüksek olmasına rağmen Buhari’de kafiyenin yok denecek kadar az olduğu, Bir harften oluşan kelimelerin Kur’an’da daha fazla geçerken Buhari’de 2-3 ve 4 harften oluşan kelimelerin daha çok geçtiği, Kur’an’da geçen kelimelerin %83’ü gibi çok yüksek bir oranda kelimenin Buhari’de geçmemesi, Kur’an’da en sık geçen sayının bir olmasına karşın Buhari’de en sık geçen sayının 3 olması, Hz Muhammed’in Kur’an’da geçen konular hakkında konuştuğu, ayrı bir gündemi olmadığını hatırlarsak aradaki bu farklar, ayet ve hadislerin kaynaklarının farklı olduğunu bize gösterir. Muhammed arzusuna göre konuşmaz. (s. 199-204)

Fıtrat, insanların sahip olduğu yaratılış özellikleridir, bu yaratılış din açısından önemli delillerden biridir. (Rum, 30) Yaşam, mutluluk, adalet gibi kavramlar insanların daima ortak arzularını ifade eder, bunlar doğuştan gelen fıtriyi arzulardır. Yine gelecekle ilgili sonsuz yaşam arzusu, ahiret yaşamını işaret etmektedir. Ölüm korkusundan kurtulma arzusunu tatmin edecek tek obje ahiret hayatının varlığıdır. (s. 210)  C. S. Lewis,’Eğer kendimde bu dünyadaki hiçbir deneyimin tatmin edemediği bir arzu tespit edersem, onun en muhtemel açıklaması başka bir dünya için yaratılmış olduğumdur.’ o vatan ki ölmeden ona kavuşamam demektedir. (s. 211) Tüm bu arzuların ahirete ve dine inanacak şekilde bizde var olması tesadüfi değildir. (s. 213) Allah acıkanlar için yemeyi, susayanlar için suyu, uykusu gelenler için uykuyu bu dünyada yaratarak doğal arzuların karşılığını da yarattığını göstermektedir. (s. 214) Suya karşı arzumuz suyun varlığını gösterir, yapılan çalışmalar sağlıklı bütün insanların ahlaki bir sistemi öğrenecek ve uygulayacak zihinsel donanıma doğuştan sahip olduklarını göstermektedir. (s. 216) Paul Bloom, ‘bebeklerin yaşamlarını daha ilk yılında ahlakla ilgili doğuştan özelliklerinin gözlendiğini’ ortaya koyan bir psikologtur. (s. 219) Allah, insanları kendisinin buyruklarına uyacak şekilde yaratmıştır. (s. 221) Ahlaki sistemlerin Allah’ın buyrukları olmadan rasyonel temeli olamaz. (s. 222) Gerektiğinde şahsi çıkartan vazgeçmenin akılcı bir temeli olmalıdır. Nietzche, ‘iyi ve kötü ancak Allah’ın varlığı doğruysa bir doğruluk değeri olabilir. O, Allah ile ayakta kalır Allah’sız çöker.’ (Walter Kauffmann, Portable Nietzche, s. 515)  “Ateistler insandaki ebediyet duygusunu görmezden geliyorlar.” (Prof. Cafer Karadaş, Ateist ve deistlere cevap, s. 54)

Ünlü ateist Richard Dawkins, merhamet duymamızı, ‘Darwinci hatalar: mutluluk veren, değerli hatalar’ şeklinde tarif eder. ( Dawkins, The God Delusion, s. 253) Materyalist ateist Michael Ruse ve Edward Wilson: “Ahlak bize ortak hareket etmemiz için genlerimiz tarafından yutturulan bir illüzyondur, ahlakın objektif bir temeli yoktur, fakat biyolojik yapımız bizi öyleymiş gibi düşünmeye sevk etmektedir.” demektedir (The Evolution of Ethics, Philisophy of Biology, s. 314)

İyi olan nedir, iyi olana ahlaki yasalara göre eylemde bulunmak neden gereklidir? (s. 225)

Ateist ontolojide insanın hayvanlardan farklı ahlaki bir varlık olmasını temellendirecek rasyonel bir temel gözükmemektedir. Deistler ise, Allah’ın insanlarla bir iletişim kurmadığını düşündükleri için iyi olanı temellendirememektedirler. (s. 226) İyi, insanların çıkar hesaplarının üzerinde olan bir standarttır. Doğuştan ahlaki özelliklerimizi tesadüfen oluşmuş doğal süreçler sonucu görenlerin, rasyonalitemizi tesadüfi süreçlerin sonucu olarak görenlerin, gereklilik bağlayıcılık hislerini rasyonel bir zeminde temellendirememektedirler. (s. 227) İyi ile ilgili algımız adeta mide guruldaması statüsünde bir olguya dönüşmüştür. Allah’ın buyruklarını bildirmesiyle bağlantısı kurulunca, iyi kavramı ihtiyacı olan yüceliğe kavuşur ve illüzyon olmaktan kurtulur. (s. 228) Yerde bulunan bir para ile hayatın sonuna kadar rahat yaşamayı seçmek daha rasyonel değil midir? (s. 230) Ahlakın uygulanmasında kuralları empoze edenin kim olduğu önemlidir. (s. 231) Allah mukayese edildiğinde, geri kalan varlıkların statüsünün Allah’a göre düşük olduğu gözükmektedir, Ahlaki özelliklerimiz ancak Allah’ın buyrukları mevcutsa illüzyon olmaktan kurtulur. (s. 232)  Akıl seviyesi, salt bu dünyada yaşamayı sağlamaya yetecek bir akıl seviyesinin çok üzerindedir. Bu müthiş potansiyel, aklımızın bize salt bu dünyada yaşamamızı sürdürebilmek için verilmediğini göstermektedir. İnanılmaya layık din, aklı aşan cevapları ihtiva etmelidir. (s. 238)

Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu iddiası, İslam’ın en temel görüşlerinden birisidir. (s. 240) Neden insanların iradeleriyle hem doğru olanı hem de yanlış olanı seçebilecekleri bir yapının içerisindeyiz? Bu soruya, İslam’ın verdiği imtihan için (Mülk, 2) cevabının dışında hiçbir alternatif cevap yoktur. (s. 241) Neden bilinç ve  benlik sahibi olduğumuz bir dünyadayız? Madem irade ancak bilinç ve benlik ile anlamlıdır tüm bunlar imtihan dünyasında olduğumuzun göstergesi değil de nedir? (s. 245) Varlığımızı ve yaptıklarımızın anlamlı olmasını yaratılışımız gereği isteriz, anlamlı olan değerlidir. Allah bizi, anlamı isteyecek şekilde yaratmıştır. İslam, Hz Muhammed aracılığıyla insanlara ulaştırılan mesajı tanımladığı gibi aynı zamanda, tarih boyunca Allah’ın yolladığı tüm mesajları da tanımlar. (s. 250) İslam, anlam arayışına tatmin edici cevap vermektedir. Ne yaparsan hayatım anlamlı olur, neden buradayım? Tüm bunların ve benzeri soruların cevapları ancak yaratılış gayemize uygun yaşarsak anlamlı olur. (s. 251) İnsanlığı ‘anlamı arayan canlı’ olarak yaratan Allah’tır.  Allah’la ilişkide olmaktan kul olmaktan daha önemli bir şey olamaz. (s. 253)

Ölüme doğru, hayat aracında çok hızla yol alıyoruz. (s. 254) İslam, nereye gidiyorum sorusuna detaylı bir şekilde cevap vermektedir. (s. 255) “Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Furkan, 43)

Cinsellik, dünyada çok büyük bir endüstri ve hizmet sektörü ile desteklenmektedir. Birçok kişi için yıllarca süren eğitimin amacı, karizma ve para elde etmek olmuştur, kişinin bu planlarını bozan iki tane unsur vardır, birincisi ölüm ve ikincisi anlam arayışıdır. Modern dönemde imamların yerine geçirilmeye çalışılan psikiyatlar ve psikologlar da ölümün karşısında çaresizlik içindedirler. (s. 258) Modern insan neden buradayım, nereye gidiyorum gibi hayatla ilgili en temel sorularla yüzleşmekten kaçar. (s. 259) Evren, 13.8 milyar yıl önce leblebiden küçük noktanın içindeydi, bu noktada kütle çekimi kuvveti diğerlerinden ayrıldı sonra güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet birbirinden ayrılır. Evren sürekli genişlemektedir. Yıldızlarla ilgili süreçlerde bedenimizin Yapı taşları olan karbon oksijen gibi atomlardan oluşmuştur. (s. 260) Sonunda perde iniyor tüm sevdiklerimiz ve güzellikleriyle dünya arkamızda kalıyor, Hayatımızın üçte biri kadarı uykuda, önemli bir bölümü tuvalette ve yolda geçiyor. Bu kısa hayatımızı nasıl yaşarsak hayatımızı anlamlı kılabiliriz? (s. 261) Sıkılma, en istenen şekilde hayatın yaşandığı anlarda da insanı yakalar. Tükenip de yok olanların, anlamlı olduğu düşünülemez. İnsanların en önemli isteklerinden birisi beğenilmektir, bu isteğimizin Allah tarafından beğenilmek için verildiğini idrak edemeyen kişi, içindeki bu hissi insanların gözünde karizmatik olarak beğenilerek gidermeye çalışır. (s. 265) İnsan, Allah’tan insana bir bildiri olmaksızın kendi kendini Allah’la nasıl ilişki kurması gerektiğini bulamaz. Uçsuz bucaksız evrende terk edilmediğimizi bildiren İslam, içimizdeki anlam arayışının karşılığını içinde barındırmaktadır. (s. 266) Anlam da, iyi de, doğru da, güzel de bizi çeker. Nereye, niye? Hiç şüphesiz yaratılışımız-fıtratımız gereği bunların dördünü de arzularız. (s. 271 Akıl yürütme faaliyetinin planlanmamış ve tesadüfi bir doğal seleksiyon süreci ile oluşturduğunu savunan bir materyalist ateist akıl, yürütme faaliyetinin güvenilirliğini savunamaz duruma gelecektir. (s. 278)

Kur’an ve  inşa ettiği zihin

Kur’an insanların hayatının merkezine Allah’ı koyar. (s. 287) Allah adaleti emreder: Nisa, 58;Maide, 8; Hucurat, 13; Rum, 22; Nisan, 135; Maide, 42 Kur’an renk farklılıklarını Allah’ın yaratmasındaki bir çeşitlilik olarak tanıtmış ve bunun üzerinden üstünlük iddialarını reddetmiştir. (s. 289)

İslam fikir özgürlüğünü savunur: Yunus, 99; Nahl, 106; Bakara, 217; Nisa, 140; Maide, 58; Ali İmran, 186; Bakara, 256; İsra, 15; Ğaşiye, 22. İslam Allah’ın sistemidir. İslam’da tam bir fikir özgürlüğü vardır. İslam’ı reddetmenin, putperestliğin dünyevi cezası yoktur. İslam, her bireyin dünya iradesiyle inanmasını ve inkar etmesini ister, inanmayı değerli kılan da budur. Baskılar, iki yüzlü münafık insanlar üretmekten başka bir işe yaramaz. (s. 291)

Yönetim ilkeleri: Kur’an, detaylı bir şekilde siyasi bir sistem tarifi yapmamıştır. (s. 295) Kur’an’da her çağ için geçerli yönetim ilkeleri bulunmaktadır. Bunlar: Adalet, merhamet, danışma, emanetin ehline verilmesi, dil ve ırk ayırımı yapmamak.

Uzlaştırıcı olmak: Haşr, 14

Rüşvet vermemek: Mümtehine, 8; Ali İmran, 159; Araf, 199; Şura, 38; Nisa, 58; Rum, 22; Haşr,14; Bakara, 188; Rum, 22. Allah’ın delilerinden biri de, insanların renklerinin farklı olmasıdır.  

Savaş etiği: Müslümanları öldürmeye kalkanlara karşı koymak değil karşı koymamak etik açısından soruludur. Uluslararası hukukta da meşru müdafaa, insanların en doğal hakkı olarak kabul edilir. Kur’an karşı tarafın saldırganlığı durumunda, savaşmayı onay vermektedir: Hac, 39; Tevbe, 5 Ayrıca bu ayet Müslümanlarla savaşan ve aralarındaki anlaşmanın şartlarına uymayanlara yöneliktir, Tevbe, 1 ve 12. ayetler bunun göstergeleridir. Bakara, 190. ayette aynı anlama gelir. (Bakara, 193 ve Enfal, 61; Tevbe, 4; İsra, 34; Nisa, 90; Enfal, 72) detayları verir, Müslümanların güçlü olduğu Medine döneminde de, bu prensiplere aykırı hiçbir ayet vahiy edilmemiştir. (s. 304)

Zayıfı koruma: İslam, zayıfların aleyhine olan statükoyu bozan devrimci bir dindir. İslam, zayıf olmayı kutsamamıştır ama zayıfların durumunun düzeltilmesi yönünde hükümler getirmiştir. Hinduizm, kast sistemini meşrulaştırmada önemli rol oynamıştır. Muhammet din uydursaydı, kendi ait olduğu cinsi ve sınıfı kayıran, ayrıca İslam’ın ilk muhataplarının ileri gelenlerinin rahatça kabul edeceği bir din uydurması gerekirdi. (s. 305) İslam kadınlara hak ve özgürlükleri vermiş, mirasta pay, istedikleri gibi mülk edilebilme, mehir haklarını kendisine vermiştir. (s. 307) “Peygamber devrinde hakkımızda ayet iner korkusuyla kadınlarımıza elimizi ve dilimizi uzatmaktan sakınırdık.” (Buhari, nikah, 80) İslam’a karşı tavrımızı, Müslümanların uygulamaları değil fakat İslam’ın ne olduğu belirlemelidir. (s. 308) Kur’an uygulandığı takdirde köleliği yok edecek eylemleri ibadet olarak sunmuştur. Günümüzde birçok kimse ekonomik yoksulluklar ve cinsel istismarlar yaşamakta, iradelerini özgürce kullanamamakta, zorla seks kölesi yapılmaktadır. Uluslararası İş Örgütü’ne göre şu anda, kimisi seks işçisi, kimisi zorla çalıştırılan 40 milyon civarında modern köle mevcuttur. Bazılarına göre, dünya tarihinde sayı olarak en çok kölenin olduğu dönem içinde bulunduğumuz dönemdir. (s. 311) Kur’an köleler için yapılacak harcamaların ibadet olduğunu ifade etmiştir. Kur’an hiçbir şekilde özgür bir bileyi köleleştirmeye cevaz vermemiştir. (Muhammed, 4) Görüldüğü gibi köleleştirme diye bir alternatif mevcut değildir. (s. 312)

Bilimsel zihin ve motivasyon: İslam’ın ilk dönemleri birçok kimse için bilimsel çaba, karın doyurmayacak boş bir uğraştı. Böylesi bir ortamda Kur’an birçok ayeti ile bilim yapmaya gereken motivasyonu sağlamıştır. Kur’an yazılı kültüre geçmeyi, yazılı kültürün çok zayıf olduğu bir bölgede sağlamıştır. (s. 314) Evren, bizim anlayış kapasitemizi aşsaydı bilimsel faaliyet mümkün olmazdı. “Evrenin anlaşılabilir olduğu gerçeği bir mucizedir.” der Einstein. (Alice Calaprice, The Quotable Einstein, s. 197) Naturalizm açısından evrenin anlaşılabilir bir yapıda olmasını beklenir kılacak hiçbir unsur gözükmemektedir. Mantık açıdan evrende yasaların var olması zorunlu bir durum değildir. Natüralistlerin kabul ettiği haliyle, maddenin öz ve öz yapısı rasyonalite ile alakasız olduğu için, bu varlıktan rasyonaliteye uygun bir yapının sonradan ortaya çıkmasını beklemek için makul bir sebep yoktur. (s. 317) “Yeryüzünü gezip dolaşın da yaratılışın nasıl başladığını görün” (Ankebut, 20); “Evrende ve yeryüzünde nice deliller vardır.” (Yusuf, 105) Biruni, “Benim bilimle uğraşma nedenim, Ali İmran suresi 191. ayettir (Onlar ki, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda derinlemesine düşünürler) ” der. (s. 325)

Çevre bilinci: Sanayi devriminin sonrası hava, suların kirliliği, canlı türlerinin yok olması, küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi, çölleşme, ormanların yok olması gibi konular ortaya çıktı. Günümüzde önemi anlaşılmış olan çeviri birinci konusunda Kur’an 7. yüzyılda çevre duyarlılığı olan bir zihin inşa etmiştir: Rum, 41: “İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı.” Kur’an’ın vahyolunduğu bölgede, deniz bile yoktu, (s. 327) Rahman, 7: “Sakın dengeyi bozmayın.”; Araf, 31:”Allah israf edenleri sevmez.”

Bilinçli suskunluklar: Kur’an, insan ürünü bir kitap olsaydı indiği dönem ve bölgenin yanlış inançlarını içermesi beklenirdi. (s. 328) Kur’an’ın birçok farklı konudaki bilinçli suskunlukları İslam’ın birçok farklı koşula uyumunu sağlayan esnekliğe izin vermiştir. (s.  329) Maide, 101: “Ey iman sahipler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın.” Bu ayet, hakkında açıklama yapılmayan konuların insanların inisiyatifine bırakıldığını göstermektedir. (s. 332)

Kur’an’ın korunmuşluğu ve matematiksel ölçü
Allah’ın evreni yaratırken kullandığı matematiksel ölçüyü kitaplar yollarken kullanmış olabileceğini düşünmek makul bir beklentidir. (s. 335) Kur’an’da çağını aşan birçok ifade varken o çağın ve bölgenin yanlış inanışlarına da yer vermemiştir. Kur’an’ın 23 yıllık savaşlı, göçlü, çileli, mücadeleli bir dönemde vahyedildiğini, bunun yanında hiçbir editöryal süreçten, düzeltme süreciden geçmediğini hatırlayalım. Kur’an’a insani ilaveler olsaydı, Kur’an’ın iç tutarlılığını bozacaktı. (s. 336) Kur’an’da borçların bile yazılması söylenmiştir. (Bakara, 282) Kur’an’ın vahyedildiği dönemde sayfalara yazıldığı şu ayetlerden de anlaşılmaktadır: Abese, 13,15; beyyine,2; Furkan, 5; Hud, 13; Bakara, 23.  Birçok Müslüman vahyedildiği dönemden başlayarak Kur’an’ı ezberlemiştir, okuryazarlığın yaygın olmadığı ilk dönemde ezberleme günümüzden daha da çok değer verilen bir beceriydi. (s. 339) Hem ellerinde mevcut olan hem gözlerinin üzerinde olduğu, Allah’tan olduğuna inandıkları için bu metinde oynanmasına, eklemeye çıkarmaya elbette müsaade edemezlerdi. Müslümanların her gün namazlarda Kur’an okuduklarını da hatırlayalım. Kesintisiz olarak bugüne kadar gelen namazlardaki tekrarlarda, Kur’an’ın çok iyi korunduğunu göstermektedir. Kur’an okuma, namazın dışında da bir ibadettir. (s. 340) Kur’an’daki matematiksel ölçü ile ilgili verileri hurufilik ile karıştırmak, iki tarafta gök cisimlerinden bahsediyor diye astronomi ile astrolojiyi karıştırmak kadar büyük bir hatadır. Kur’an’daki birbiriyle ilişkili kelimelerin bir ölçüyle kullanıldıklarını görmekteyiz. (s. 343)

Raymond Farrin, Kaliforniya’da Berkeley  üniversitesinde bir akademisyendir. Kur’an’ın yapısındaki halka sistemi üzerine bulgularından sonra, ‘Hz Muhammed’in böyle bir yapıyı oluşturmasına mümkün olmadığına’ kanaat getirerek Müslüman olmuştur. Kur’an’daki simetriler,  paralelizm denilen simetridir. A1 B1 A2 B2 diğeri A1 B1 B2 A2  Kur’an’da en çok gözüken simetri ise, bir merkez etrafında olan merkezli biçimdedir; bu yapı A1 B1 M B2 A2 şeklindedir. Burada aynı harfler birbiriyle ilişkili içeriği göstermektedir. (s. 346)

Farrin, hem surelerin sıralanmasında, hem surelerin içinde hem de kimi ayetlerin içinde halka sistemi olduğunu ifade eder. Hz Muhammed’in peygamberlik öncesi dönemde şiirle uğraştığını gösteren tarihsel hiçbir kayıt olmadığını bir kenara yazalım. (s. 347) Kur’an editöryal bir süreçten geçmiş bir kitap değildir. Kur’an’daki vahiyler, yazıya geçerken ileride hangi olayların olacağı belli değildi. Hz Muhammed sure ve ayetlerdeki simetrik düzenlemeleri kendisi yapsaydı bunlara dikkat çeker ve yaşadığı dönemde kabiliyetini semeresini almaya çalışırdı. (s. 348) Kur’an’ın içindeki simetrik yapılara Fatiha suresinden bir örnek verelim: ‘Yalnız sana kulluk ederiz, yalnız senden yardım dileriz’ merkez ayettir. (s. 349) Fatiha suresinde merkezli simetriler yer almaktadır. (s. 350)

 

Kur’an’da gün kelimesi 365 defa geçer, (s. 356) Ay ( Şehr) Kur’an’da 12 defa geçer, Ay (Kamer) Kur’an’da 27 defa geçer, ayın dünya etrafındaki turunu tamamladığı gün sayısı da, 27’dir. (s. 364) 7 gök ifadesi, 7 kez geçer. (s. 366) Kur’an’da deniz kelimesi 32 defa, Kara kelimesi 12 defa geçer. Kur’an’daki kara ve deniz kelimelerinin birbirlerine oranı 12/32 iken, dünyadaki karaların ve denizlerin oranları da aynı sonucu vermektedir: 0.375 (s. 368) Matematiksel ölçü örneklerini hazreti Muhammed’in oluşturduğunu düşünelim, kendisi yaşarken hiç faydasını görmeyeceği bir ölçüyü oluşturmak için neden uğraşmış olsun ve neden buna dikkat çekmeden vefat etmiş olsun? (s. 373) Kur’an’da dünya ve ahiret kelimeleri 115’er kez geçer. Melek ve şeytan 88’er kez, sıkıntı ve huzur 13’er kez, boşanma ve evlenme 23’er kez, kadın ve erkek 24’er kez, Adem ve İsa 25’er defa geçer. (Ali İmran, 59) O gün ve kıyamet günü 70’er kez, hastalık ve eziyet 24’er kez, kirlilik ve pislik 10’ar kez, kınanma ve yerilme 14’er kez…Matematiksel ölçüyü kuranın çok iyi korunduğunu göstermektedir. (s. 399) Her Sure, Kuran’ın sistemlerini tamamlayan bir parçadır.  Bakara, 32: ‘Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun bir benzeri sure getirin’ (s. 406); İsra, 88: “De ki, eğer bütün insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini oluşturmak için toplansalar ve bu konuda birbirlerine destek olsalar bile, onun bir benzerini meydana getiremezler.”

Ahiret inancının temelleri

İslam inancının üç temel öğesi vardır. Allah’ın varlığı, Hz Muhammed’in peygamberliği, ahiret. Doğuştan sahip olduğumuz yaşam, korkuların giderilmesi ve mutluluk gibi arzularımızın her birinin ahiretin varlığını da gerektirdikleri anlaşılmaktadır. ‘Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.’ (s. 423) Eğer ahiret olmazsa dünyada ortaya konulmuş iyilikler ve kötülükler arasında bir fark olmamış olur. Sonuçta Allah’ın zatının iyi olduğunu anlayan ve dünyada ortaya çıkan olguları inceleyen birisi için ahiretin birçok delili gözükmektedir. Allah dileseydi elbette bize irade vermeyebilirdi, böylece iyi ve kötü kavramlarının bir önemi kalmazdı. O zaman insan eylemi ve kayanın yuvarlanması arasında bir fark kalmazdı. İradesi olan bir varlık olarak olmamızın en iyi açıklaması buranın bir imtihan dünyası olmasıdır. Bu dünyada iradeyle gerçekleştirilen eylemlerin karşılığını bulmadığı çok açıktır. Karşılıklarını bulacakları ahiretin olması gerektiği sonucuna buradan ulaşabiliriz. (s. 426) İnsanın dua edebilecek varlık olarak yaratanın da Allah olduğunu unutmayın. (s. 427) Muazzam bir kadroya ve dekora tanıklık etmekteyiz, bu manzara üzerine düşünenler Allah’ın bu evrende muazzam yapılarla gösterdiği kudret, bilgi ve sanatının, sadece bu kadar kısacık bir ömür için gösterilmediğini idrak edeceklerdir. Eğer bu kısa hayatta ölüm son duraksa, hayattaki her şeyi anlamsız gözükmektedir. (s. 428) Allah Kur’an boyunca inanç ve eylemi hep beraber anmıştır ve inancımızın eylemlerimizde yansıması olması gerektiğini ifade etmiştir. (s. 430) İslam’ın delili, 7. yüzyıldaki bir insanın yazmasını mümkün olmadığı Kur’an-ı Kerim’dir. (s. 431)  Kur’an’ın kökeni ilahidir ama mezheplerin yorumları insanidir.

Zümer, 18: “Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyanlardır.”; İbrahim, 1: “Bu Kur’an, insanları karanlıktan aydınlığa, üstün ve övgüye layık olanın (Allah’ın) yoluna çıkarman için sana indirilmiştir.”

     

Caner Taslaman, Neden Müslüman’ım? Deizme Cevap 

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık