Allah’ım Sorularım Var

3 ay önce
Allah’ım Sorularım Var

Kimi insanlar akıl ve vicdanlarından taşan sorulardan bir ömür boyu kaçarlar. Kimileri bu sorularla sınırlı olan ömürlerini tüketmeleri yerine sınırları maksimum haz parolası ile yaşamaları gerektiğini düşünür. Ama sorular bir süre sonra yeniden gündeme gelir. (s. 16) Cevapların oluşturulmasında akademik üsluptan uzak, olabildiğince herkes tarafından anlaşılabilir bir dil kullanmaya gayret edilmiştir. (s. 17) Burada yer alan sorulara tarihte veya günümüzde çok daha iyi cevaplar verebilecek olanlar bulunmuştur, bundan sonra da bulunacaktır. Yazarının yapmaya çalıştığı şey sadece, bu hususta mütevazi bir katkıda bulunmaktır. (s. 18 ) Yaratıcısının var olup olmadığı gaybi bir meseledir, gaybi konular ise bilimsel ispatın konusu olamaz. (s.19) Peygamberlik iddiasında bulunan kimseye vahyin gelişine şahit olmuyoruz, bir şey bilimsel izah edilebiliyor ise o şey artık gaybi olmaktan ve iman konusu olmaktan çıkar. (s. 20 ) Allah’ın varlığı ve birliği konusunda ileri sürülen deliller, evrenin yaratılmışlığı gibi. Ateistlerin büyük bir kısmı, evrenin ezelden beri var olduğu görüşünü savunur. Evren tamamıyla maddeler toplamından ibarettir, evrende madde ötesi varlıklar, melek, cin vb. yoktur. (s. 21) Hiçbir şey kendiliğinden bir sebebi bulunmaksızın var olmaz. Maddeyi yaratan, varlığın kendisi de madde olamaz. Zira o zaman o maddeyi de bir var eden, onu da var eden olacak ve bu zincir böylece gidecektir. Evrendeki maddelerin her birinin bir zaman sonra yok olduğunu görüyoruz, geleceğe doğru ebedi olmayan bir şeyin geçmişe doğru sonsuz ve ezeli olması mümkün değildir. (s. 22)

Büyük patlama adı verilen teori, evrenin yaklaşık 13 milyar yıl önce bir sıfır noktasından büyük bir patlama sonucu başladığı ve gittikçe genişleyerek büyüdüğünü ortaya koymaktadır. (s. 23 )

Evrenin yasaları: Evrenin bir yaratıcısı yoksa, her bir noktada var olan bu yasaların kimin tarafından konulduğu sorusu cevapsız kalmaktadır. Bu yasalardaki en ufak bir sapma evrenin yok olması sonucu doğurabilecek bir süreci başlatır. Dünya üzerinde binlerce yasanın bir arada ve uyum içinde bulunması da, bütün bunların ilim, irade, kudret sahibi bir yaratıcı tarafından konulduğunu ve sürdüldüğünü gösterir. (s. 25)
Evrendeki hassas ayarlar: Evrende öyle hassas ayarlar bulunmaktadır ki, bu ayarlardaki en ufak bir değişim evrenin varlığını, dünya gezegenindeki milyonlar canlı türünü yok olmaya mahkum edebilir bu hassas ayarların madde, doğa gibi varlıklara yüklenmesi mümkün değildir.(s. 26 )
Varlıklardaki tasarım: Atomdan galaksilere, hücrelerden her bir canlıya, tüm canlılar
yaşadığı bölgeye uyum sağlayacak organlarla donatılmıştır, develerden penguenlere ve kutup ayılarına, her bir canlının kendisine has besin türleri, beslenme biçimleri, savunma ve saldırı sistemleri bulunmaktadır. DNA tek başına mucizedir. (s. 27) Farklı renk ve sistematik tasarımlara sahip binlerce bitki ve hayvanlar, evrendeki binlerce sanatlı tasarım örneklerindendir. (s. 28) İçinde bir tapınak bulunmayan hiçbir antik şehir yoktur. İnsanlık yaratıcının varlığına inanmıştır, bu kabulün bir yanılsıma olduğunu iddia etmek, akıl ve mantıkla izah edilebilecek bir durum değildir. İnsan yeryüzündeki canlıların pek çoğundan daha güçsüzdür, ne uçabilir ne suda yaşayabilir. Ne hızlı koşabilir. Hayvanların tümü, doğuştan sahip oldukları özelliklerle doğaya hemen uyum sağlayabilecek bir vücut yapısına sahip kılınmışlardır. (s.29  ) Yeryüzünün canlı ve cansız bütün unsurları adeta, insana hizmetçi kılınmıştır. İnsan ayrıcalıklı bir konuma sahiptir, insan bu konumunu kendi güç ve kudretiyle kazanmış değildir. (s. 30)

İnanç: İnsan yüce bir yaratıcının varlığını kabul edip ona sığınma duygusuyla doğar, bu duygu bastırılabilir ama yok edilemez. (s. 31) Fıtratımızda sığınma duygusu, sonsuz bir hayat, yaşama duygusu vardır. İnsanın susuzluğunu giderecek su bulunmaktadır, aynı şekilde insandaki ölümsüzlük duygusunu karşılayacak bir alemin de bulunması gerekir. Evrendeki her şey kendine mahsus dil ile Allah’ın varlığını, birliğini, üstün sıfatlarını yansıtmaktadır. (s. 32 )  Peygamberler, insanlara ilim, irade, kudret, tekvin sıfatları başta, yaratıcıları olan Allah’ı tanıtmaktaydı. (s. 35 )
Allah’ın birliği, hem zati hem subuti, hem de fiilleri itibarıyladır. (s. 37 )
Allah kendisi gibi bir varlık yaratabilir mi? Bu varlık sonradan meydana gelmiş bir varlık olacaktır. (s. 53 ) Kadim olmayacak, Kıyam bir nefsihi, Vahdaniyet olmayacaktır, böyle olmayınca da asla Allah’ın dengi olamayacaktır. (s.54 )

Allah kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi? Aklen imkansız olan bir şey, güç ve kudretin ilişeceği bir şey değildir, sorular tam anlamıyla mantıksızlık ve çarpıtmadır. (s. 55 )
Allah Haşa egoist mi? (s. 57 ) Egoist kelimesinin çağrıştırdığı ana tema, çıkardır. Aynı durumda olan iki veya daha fazla kişi arasında bir egoizmden ve çıkar çatışmasından söz edilebilir. (s. 61 ) Menfaat ancak, kazanma ve kaybetme endişesi olan bir kimse hakkında söz konusu olabilir. Allah, zati sıfatları arasında yer alan kıyam bir nefsihi, onun bir varlığa ihtiyacının olmadığını gösterir. (s. 62) O, es-Samet’tir: Her şey ona muhtaçtır. Emir ve yasakların temel amacı, insanların yararlarını gerçekleştirmek, zararları gidermektir. Din, tanrının çıkarını korumak için değil insanın hem bu dünyada hem de ahirette huzur ve mutluluğunu sağlamak içindir. (s. 63 ) İbadetlerin de menfaatini yine kullara dönüktür. (s. 64 ) İnsanlar ve cinler yaratılmadan önce melekler vardı, ibadetler insanların kendilerini gerçekleştirmeleri içindir, Allah’a ait sevgi boşluğumuz doğru şekilde doldurulmaz ise, bu sevgi zamanla insanı sevdiği aciz varlığa karşı kul köle yapacaktır insanı. (s.65  ) Allah dışında her şey Allah’a muhtaçtır, insanın kulluk etmesinin yararı kendisinedir. (s. 69 ) Bir hadisi kutsi de, “(s. 70 )Ey kullarım! Bana fayda verebilecek bir duruma gelemezsiniz ki, bana fayda verebilirsiniz.” (Müslim, el Birr ve’s- Sıla, 55) Din, bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin bizi mutlu kılmak üzere bildirdiği kurallar bütünüdür, Ruhumuz ibadete muhtaçtır, kulluk ettiğinde İnsan kendi fıtratıyla barışık olur. (s.72  ) İnsan muhtaçlığını unuttuğu anda azgınlaşır. (s. 73) “Göklerde ve yerde bulunanlar ister istemez sadece Allah’a secde eder.”( Rad Suresi, 15) Secdede itaat, Allah’a teslim olmaktır. İnsan ve cinler dışında varlıklar açısından secde zorunlu olan bir durumdur. (s. 74 ) Bir hasta doktorun verdiği ilacı onun tarif ettiği şekilde almadığında bunun faydasını görebilir mi? (s. 75 ) “Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”  (Ankebut, 45) İbadet etmeden ruhun gıdası karşılanamaz. (s. 76-77 ) “Kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur bulur.” ( Rad suresi, 28) Müşrik Araplar melekler ile Allah arasında bu türden bir soy bağı kurmaktaydılar. (s. 80  ) Eğer melekler yaratılmamış olsaydı, zıt çiftler halinde yaratılma kanunu bozulmuş olurdu. Meleklerde sırf akıl vardır ama onları mükellef kılacak bir şehvet yoktur. Hayvanlarda sırf şehvet vardır, akıl yoktur. İnsan ve cinlerde ise hem akıl hem de şehvet vardır. (s. 82 ) Varlıkların zıt çiftler halinde yaratılması vardır. Rabbimiz her şeyi ‘sebeplilik kanunu’ çerçevesinde düzenlemektedir. Bulut da, yağmurun sebebi kılınmıştır. (s. 83) Melekler müminlere, manevi alemle her an iç içe oldukları şuurunu kazandırır. (s.86  ) Melekler insana, sürekli azmini bileme konusunda bir dinamizm kazandırmaktadır. (s. 87 ) Şeytan bir özel isim değil bir sıfattır, kovulmuş varlık anlamına gelir. (s. 89 ) Kur’an, iblisin şeytan olma hikayesini anlatır. (s. 90 ) Kur’an’da akıl sahibi varlıklar üç gruba ayrılmaktadır: İnsanlar, melekler ve cinler. Melekler, akıl sahibi olmakla birlikte nefis sahibi olmadıklarından imtihanla yükümlü tutulmamışlardır. (s. 91-92) Şeytan son derece sinsidir, her fırsatı kollar. (s. 94 ) İman edip de yalnız rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın bir hakimiyeti yoktur.” (Nahl suresi, 99) İblis dedi ki: “Rabbim, beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım.” (Hicr suresi, 40) Allah doğrudan şeytan yaratmamış, iblis kendi hür iradesi ile Allah’a kafa tutarak şeytan olmayı kendisi tercih etmiştir. (s.103  ) İblisin şeytanlaşma sürecine 7 farklı surede temas edilir, her birinde diğerinde yer verilmeyen bir bilgiye yer verilir. (s.104 ) Tehditvari bir şekilde şeytana müsaade edilmiştir. Öğretmen öğrencilerini imtihan yaptığında, onların tümünün bu sınavda başarılı olmalarını ister ama yine de sınav esnasında yanlışları işaretlemelerine izin ve müsaadesi eder. (s. 105 ) Bütün varlıkların çiftleri arasında yaratıldığı(s. 107 ) şu ayette vurgulanmıştır: “Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilemedikleri şeylerin bütün çiftlerini yaratan Allah’ımı tesbih ve takdis ederim.” (Yasin, 36) Cenabı Hak kendisine dik başlılık etmenin, emri tutmamanın ve kibirlenmenin ne kadar vahim sonuçlara yol açtığını, her daimi canlı bir şekilde hatırlatmak üzere iblisi helak etmemiştir. (s. 110) Kur’an, canlı cansız bütün alemlerde bir düzen ve ahengin bulunduğunu, bütün bunları tek bir ilahın yaptığını iddia eder.

Eğer bir ateist kanunların bir yapıp var eden olmaksızın meydana geldiğini ispat edebiliyorsa, o zaman Kur’an’ın da insan sözü olduğunu ispat edebilir. Bir ateistin nasıl olup da dünyanın tam da canlılığın sürmesine müsait olacak şekilde olduğunu, damla su olan bir varlığın nasıl olup da varlığa dönüştüğünü açıklaması gerekir. (s. 114-115 )

Deistlerin cevaplaması gereken sorular: Tanrı bir daha hiç ilgilenmeyeceği bir evreni niçin var etmiştir? (s. 116 ) Neden insan akıl sahibi bir varlık olup diğer canlılardan farklıdır? Varlığın anlamı nedir? Eğer ahiret diye bir şey yoksa, bu dünyadaki haksızlıklar zulümler ne olacak? Bunlar yapanın yanına kar mı kalacaktır? Ahiret yoksa, Tanrı insanlığa en büyük kötülüğü yapmış olmaz mı? Yeniden diriliş denilen şey bir insanın uydurması ise, tabiatta örneklerini sürekli gördüğümüz yeniden dirilişler neyi gösteriyor?  (s. 117 ) Tevrat’ta baştan sona tanrının seçilmiş ırkı olan İsrail ırkının hayat hikayesinin anlatıldığı görülür. (s. 118 ) Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun delilleri: İnsanlığın var oluşsal sorularına ikna edici cevaplar vermesi, evrenin nasıl, niçin yaratıldığı, sonra ne olacak? Tüm bunların ve benzeri söylemlerin merkezine Kur’an tevhidi oturtması. (s. 119) Söylemin evrensel karakterli olması, Geleceğe dair verdiği haberlerin tümünün doğru çıkması. (s.120-121 ) Ortaya koyduğu hukuk ve ahlak ilkelerinin hikmet, adalet ve hakkaniyete uygun oluşu. (s. 122) 

Kur’an’ın parça parça inmesi ile İlk Müslümanların Kur’an’ı anlaması ve yaşaması kolaylaşmıştır. Kur’an insanları içinde bulundukları kötülüklerden yavaş yavaş sıyırmış, tedricen onları kendi hedef dediği noktaya götürmüştür. (s. 124) Eğer daha ilk başta ‘şarap içmeyin’ diye bir ayet gelseydi insanlar,  ‘Biz şarap içmeyi asla bırakmayız’ derlerdi. ( Buhari, Fezailul-Kur’an, 6) Kur’an insanlar arası ilişkilerde ana ilkeleri belirlemekte yetinmiştir, bu durum onun her çağda ulaşılabilir olmasını da temin etmektedir. (s. 132 )

Peygamberlerin gönderilmesine, vahye ne gerek var? (s. 133 ) Akıl tek başına yeterli değildir, sınırlıdır, vahiyle bildirilen bilgilerin bir kısmı gayb alanına aittir. Allah’ın sıfatları, melekler ve cinler, ahiret gibi. (s. 134  ) Akıl, her insan da aynı ölçüde değildir. İnsan her an kötülüğe sürüklenebilecek bir nefse de sahiptir. Şeytan da sürekli yoldan çıkarmaya çalışmaktadır. Nitekim günümüzde Alkol uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklara sahip olan kimselerin büyük çoğunluğu da, yaptıklarının doğru olmadığını aklen bildikleri halde nefislerine uyara, bu kötü huylarını devam ettirmektedirler. (s. 135 ) Peygamberlerin gönderilmesi, bahaneleri ortadan kaldırmak içindir. (s. 137 ) Yeryüzünde peygamber gönderilmeyen (s.143 ) hiçbir topluluk yoktur. ( Fatır Suresi, 24; Rad suresi, 7 ayet) Kur’an, ilk muhatapların hiç tanımadığı, bilmediği uzak diyardaki peygamberlerden söz etseydi muhataplar açısından verilen bilgilerin doğruluğunu test etme imkanı olmayacaktı. (s. 145 ) İnsan, hem iyilik hem de kötülük yapabilecek kabiliyete sahip kılınmıştır. Bu durum insanın, yapısal olarak bir imtihan içinde yaratıldığını göstermektedir. (s. 153 ) İnsan imtihan etmek için yaratıldıysa, bu imtihanın sonuçlarının görüleceği bir varlık alemi olmalıdır. Her insan Allah’ın insanı diğer canlılardan farklı ve üstün şekilde yaratmasının Hikmet ve gerekçelerini sorgular. (s. 154  )

Yakın tanıdıkları vefat eden kimselerin bir gün bu kimselerle tekrar bir araya gelme düşüncesi kendini ortaya koyar.  İnsanoğlunun ölümsüzlük düşüncesi, tarih boyunca hep var ola gelmiştir, insanın ölümsüzlük ve ebediyet arayışı eğitim öğretim yoluyla elde edilmiş bir duygu olmayıp, onun benliğinde yer etmiş bir duygudur. Dış dünyadaki olaylar, ahiretin varlığına delildi. Ölü toprağın yağmurla diriltilmesi. (s. 156) İlk yaratılışın olması, ikincinin olmasının (Yasin 78-79) delilidir. (s. 157) “İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde Biz kendisini yaratmışızdır.” (Meryem Suresi, 66-67) Varlıkların zıt çiftler halinde yaratılması da ahiretin varlığına delildir. Kutsal kitapların tümünde Ahiret inancı yer almaktadır. (s. 158)

Berzah alemine ilişkin (s. 160 ) sorular: Azrail, ölüm işi ile görevlendirilen meleklerin başı olup onun emrinde çok sayıda Melek görevlendirilmiştir. (s. 162  ) Ölümle birlikte kıyametin kopuşu vaktine kadar geçecek zaman dilimine Berzah alemi adı verilir. (s.  163) Kabirlerdeki nimet ve azap kabirde bulunan kimseye kıyamet koptuktan sonra gideceği yerin gösterilmesidir. Sur’a birinci defa üfürülmesine kadar devam eder. (s. 165  ) Kabir azabının aklen mümkün olduğunu, Rüya meselesi üzerinde de ele alabiliriz.(s. 166) Kabir hayatı ifadesi, ölüm ile insan ruhunun hissedeceği birtakım sıkıntı veya nimetleri ifade etmektedir. (s. 167  ) Zaman kavramı izafi bir özelliğe sahiptir, yerküre açısından gün ve yıl kavramı ile Jüpiter gezegeni açısından gün ve yıl farklı zamanlardan oluşmaktadır. Kişilerin içinde bulundukları ruh hali, onların zamanı olduğundan daha uzun veya kısa hissetmelerine yol açabilmektedir. (s. 169 ) İslam’a ilişkin yalan yanlış bilgiler kendisine verildiği için İslam’a iman etmemiş olan bir kimse, Müslüman olmak ile yükümlü değildir. (s. 174 ) Kafir bir kimsenin samimi niyetle yaptığı iyilikler, onun iman etmesine vesile olabilir. Hakim bin Hizam’a Allah resulü ‘Sen yaptığın iyiliklerle Müslüman oldun.’ (s. 176) der. Kafir bir kimse yaptığı iyiliklerin karşılığını dünyada görür,  (s.  177) o dünyada bir iyilik yaptığı zaman, bu iyilik sebebiyle kendisine rızık verilir.( Müslim, Sefaü’l-Kıyame,s. 57) Kur’an cehennemin 7 kapısının bulunduğunu (s.  178) haber vermiştir. (Hicr, 44)

Sınırlı, süreli inkar sebebiyle sonsuz azap niye var? Dünyadaki hukuk sisteminde de kabul edilen kural, cezanın miktarını belirlerken suçun işlenme süresi değil, suçun büyüklüğü dikkate alınır. Söz gelimi, cinayet dediğimiz suç birkaç saniyede işlenir. (s. 179 ) “Eğer dünyaya geri gönderilseler yine kendilerini yasak edilen şeylere döneceklerdir.” (Enam suresi, 28) Kafirler sonsuza kadar inkar etme azminde (s. 181 ) olduklarından, sonsuza kadar cezalandırılmaktadırlar. “Ey Allah’ım! Kalbimi senin dinin üzerinde sabit kıl.” (Tirmizi, Kader 7) Kadere iman, Allah’ın sıfatlarına imanla ilgilidir. Allah nezdinde önce ve sonra diye bir şey de yoktur, O zamanında yaratıcısıdır. Bizim için gelecek olan şey, O’nun için gelecek değildir. (s. 183 ) “Gaybın anahtarı Allah’ın yanındadır.” (Enam suresi, 59) Rabbimiz ezeli ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi bilir. (s. 188 )

Mademki Allah her şeyi yazmış, o halde benim bir şey yapmama gerek yok? Sınava girecek bir öğrenci düşünelim,  derslerine çalışmak yerine sınavdan kaç alacağım Allah tarafından ezelde yazılmı, çalışsam da o notu alacağım çalışmasam da… Bir işçiyi düşünelim, çalışmak yerine, ne kadar kazanacağım Allah tarafından ezelde yazılmış… Bir hasta düşünelim, iyileşip iyileşmeyeceğim Allah tarafından ezelde yazılmış… (s. 189 ) Bir kimse, benim cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğim Allah tarafından ezelde yazılmış, biliniyor… diye düşünse, bu sakat mantık iblisin vesvesesinden kaynaklanır. Allah ne olacağını biliyor ama biz bilmiyoruz. (s. 190 ) Ben kendi emek ve gayretimden sorumluyum. (s. 191 ) Varlıklar ancak zıtları olduğunda bilinebilir. Eğer çirkinlik ve kusurluk yaratılmamış olsaydı, güzellik ve kusursuzluk bilinemezdi, hastalık olmasaydı sağlığın ne derece önemli olduğu takdir edilemezdi. Bu sebeple Allah varlıkları çiftler halinde yaratmıştır. (s. 199) Bir aslanın bir ceylan yavrusuna saldırıp onu parçalaması evrendeki hassas dengenin bir sonucu olup içinde nice hikmetleri barındırmaktadır. (s. 200 ) Kusursuzluk, canlıların kendi türlerindeki kusursuzluk olup, her bir ferdin kusursuzluğu değildir. Elma kusursuz olarak yaratılmıştır. Bununla birlikte elmalar içinden çürük olan, tadı bozuk olanlar, olabilir bu durum elmanın mükemmel bir meyve olduğu gerçeğini değiştirmez Allah insanlara imtihan etmek üzere insanları beden sıhhat görüntü maddi imkan ırk ve benzeri hususlar bakımından birbirinden farklı yaratmıştır bir kusur bulunanlar bulunabilir. Eksiği olan sabırla, sağlam olan şükürle imtihan olmaktadır. (s. 201 ) Gözleri görmeyen bir kimse bu yönüyle bir imtihandan geçtiği gibi, onun yakını olan şahıs da bir imtihandan geçmektedir.(s. 202 ) “Mümin kimsenin bütün işleri hayırdır; …şükreder sabreder, onun için bir hayır olur.” (Müslim, ez -Zühd ve’r-Rekaik, s. 64) Bizim İyilik ya da kötülük olarak nitelendirdiğimiz şeyler gerçekten de öyle midir? Bizler geleceği bilmediğimizden, karşılaştığımız olaylar hakkında aceleci yargılarda bulunuruz. (s. 205 ) Milli piyango kazanmak iyi midir kötü mü? Yağmur çiftçi için iyi, tatilciler için kötüdür vb. İyilik ve kötülük Allah tarafından bir imtihan vesilesi olarak yaratılmıştır. İmtihanımız iyilik ve kötülük olarak gördüğümüz durumlarda vereceğimiz tepkilerden oluşmaktadır. (s. 207 ) Hz Süleyman, “Bu şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin gösterdiği lütfundandır.” der. (Neml, 40) Karşılaştığımız kötülük, yaptığımız bir kötülüğün dünyevi cezası olabilir. (s. 211  ) “Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık mallardan canlardan ve ürünlerden biraz azaltmakla, fakirlik ile deneriz.” (Bakara, 155) Kimi zaman karşılaştığımız bir kötülük bizleri daha büyük bir felakete karşı uyarır, ikaz eder, mesela hafif bir trafik kazası geçiren bir kimse kontrol amaçlı MR çektirdiğinde, beyninde daha önceden oluşmuş bir tümörün varlığı tespit edilir. Karşılaştığımız kötülük, günahlarımıza kefaret olabilir. Bir daha o günahlardan dolayı ahirette hesaba çekilmeyiz. (s. 213) Sa’d bin ebi Vakkas sordu, “Ey Allah’ın elçisi. İnsanların en çetin imtihanlara tabi tutulanlar kimlerdir?” Peygamber Efendimiz şöyle cevap verdi: “Peygamberler, sonra salihler…” (Müsned) İmtihan, tesadüflere değil Allah’ın ilim, irade, kudret ve hikmetine dayanmaktadır. (s. 218  ) Allah Celle Celalühü sonsuz bilgisi ile herkesin farklı durumlarda neler yapabileceğini bilir. (s. 219) Genç yaşında ölen bir kimsenin uzun süre yaşasaydı ne yapacağını bilir. (s. 220  ) Bizim sevmeyip kötü gördüğümüz şeyler hakkımızda hayırla, sevip istediğimiz şeyler hakkımızda kötü olabilir. (s. 221  ) “Bir şeyi sevmediğiniz halde, o şey sizin için daha hayırlı olabilir. Bir şeyi sevdiğiniz halde, o şeyi sizin için daha kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216) Allah Tarihte ilk bakışta adaletsizlik, haksızlık gibi görünen pek çok durumu kendi elçileri olan peygamberlere de yaşatmıştır. Allah her bir insanı, kendi şartları imkanları içinde imtihan etmektedir. (s. 222 ) “İleride öyle bir zaman gelecek ki, o zaman da kendisine emredilenin onda birini yapan kişi kurtulur.” (Tirmizi, Fiten, 79)

İslam’dan doğru ve yeterince haberdar olmamış bir kimse Müslüman olmaktan sorumlu değildir. Zengin olan bir kimse, zekat, fitre, kurban, Hac, yakınlarının nafakası gibi mali yükümlülüklerden sorumludur. (s. 223  ) Allah hiç kimseyi, verdiği imkandan fazlası ile yükümlü kılmaz. (Talak, 7) Allah’ın iradesi başka, rızası başkadır. Allah dileyinin iman etmesine, dileyenin de inkar etmesine müsaade etmiştir ama, O’nun inkara rızası asla yoktur. “Allah kullarının küfrüne razı olmaz.” (Zümer suresi, 7. ayet imtihan)

İmtihan şartları eşit olsaydı yeryüzünde hayat mümkün olmazdı. (s. 224 ) Çünkü insanlar toplum halinde yaşayan varlıklardır ve toplumsal hayat iş bölümünü zorunlu kılmaktadır. “Dünya hayatında onların geçimliliklerini aralarında biz paylaştırdık.” (Zuhruf, 32) İmtihan şartlarımız farklı olduğu gibi, imtihanlarımız da farklı farklıdır. (s. 226) “Şüphesiz her şeyi bilen ve her işi hikmetlice yapan ancak sensin.” (Bakara, 32)  Rabbimiz fertlerin ve toplumların ecellerini de birtakım sebeplere bağlamıştır. (s. 230  ) “İnsanı imtihan edip rızkını daralttığında Rabbim seni önemsemedi.” der. (Fecr, 15) Allah kuluna rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. (s. 231 ) Fakat o rızkı dilediği ölçüde indirir. Çünkü “O, kullarının haberini alandır, onları görendir.” (Şura, 27) Rabbimiz cimrilik eden, infaktan kaçınanları ise azap ile tehdit etmiştir. “Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?” (Yasin, 47) Tarihte başta peygamberler olmak üzere nice Allah dostları, alimler açlık ve fakirlikle sınanmışlardır. Rızık için çaba göstermemiz emredilmiştir. (s. 233 ) “Ey Allah’ın kulları, tedavi olunuz. Allah hangi hastalığı yaratmışsa, mutlaka şifasını da yaratmıştır. İhtiyarlık ise bundan müstesnadır.” (Ebu Davud, Tıp, 1 ) Rızkın takdiri Allah’tan ancak kazanılması kuldandır. (s. 234  ) Rabbimiz yeryüzünde tüm canlılara yetecek şekilde rızık yaratmıştır. Eğer yeryüzünde insanlar açlıktan ölüyorsa, bu yeryüzündeki insanların bir bölümünün haksızlık, zulüm ve sömürü yoluyla bu kimsenin hakkını yemeleri sebebiyledir. (s. 235  ) Bu Dünya, adaletin yüzdeyüz tecelli edeceği bir mekan değildir. (s. 236 ) “Rabbimiz, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz.” (Bakara, 32) Ahiret hayatında insanların sonsuz yaşama sahip olmaları ile Allah’ın beka sıfatına sahip olması aynı düzlemde değildir. Bu sonsuzluk, Allah’ın onlara bu özelliği vermesine bağlıdır, bağımlı bir sonsuzluktur. (s. 241 ) Bu dünya şartlarında bile insanların bıkmadığı, usanmadığı durumlar vardır, insanlar her zaman susadıklarında su içerler, acıktıklarında yemek yerler,.. yorulduğunda tatlı bir uykuya ‘Hayır!’ diyecek insan yoktur. (s.  242) “Cennetlikler cennete 33 yaşında girerler.” ( Tirmizi, Ebu Davud,  Sıfatü’l-Cenne)

Dindeki tek delil Kur’an olmayıp, Allah resulünün sünneti de dinde delildir. (s. 247 ) Önemli olan husus, bir kimsenin ölüm anında mümin olarak ölmesidir. Hiç kimsenin son nefeste imanlı öleceğine dair bir garantisi yoktur. (s. 248 ) Hz Yusuf, “Ey gökleri ve yeri yaratan, beni Müslüman olarak öldür, beni salihler arasına kat.” (Yusuf Suresi, 101. ayet) Allah zalimleri sevmez. (s. 256 ) Allah’ın kafirler karşısında müminlere yardım etmesi müminlerin o yardıma hak edecek davranışları sergilemesine bağlıdır. İslam ile Müslüman arasında bir ayrım yapmak zorunludur. İlaç tabiatı itibariyle hastalığı giderme özelliğine sahiptir. Bununla birlikte bir hasta ilacı doktorun tavsiye ettiği şekilde kullanmayıp kendi kafasına göre kullanırsa yahut ilaç elinde bulunduğu halde kullanılmazsa, şifa bulamaz. (s. 257 ) İslam dini Müslümanları bilim ve teknoloji başta olmak üzere dünyevi konularda da üstün bir noktaya ulaşmaları konusunda itici bir güç olur. (s.  258) “Birbirimize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız.” (Enfal suresi, 46) Tarihte Müslümanlar kendi dinlerini doğru anlayıp bu anlayışı hayatlarına yansıttıkları dönemde dünyanın üç kıtasında asırlar boyunca üstün bir konumda hüküm sürmüşlerdi. (s.  259) “Allah vaat etti ki, onlara yeryüzünde iktidar verecek. Şu andaki korkularını güvenliğe çevirecektir.” (Nur Suresi, 55 ayet) Kötülük problemine cevap olarak zikredilen hususlardan birisi, kötülüğün mutlak değil göreceli olduğudur. Bazıları açısından kötü olan bir şey, bir başkası açısından kötü değil iyi olabilir. Bir aslanın bir ceylan yediğini gördüğümüzde içimiz burkulur. (s 264.  ) Ancak yavrularını sütüyle besleyebilmesi için ceylanı yemesi gerekir. Bu evrende iyilik asıl, kötülük ise arizidir. Hastalanmış olan kimsenin iğne olması sonuçlar itibariyle güzeldir. (s. 265 ) Hayatımızda ilk yaşadığımız anda çok üzüldüğümüz, kötülük olarak gördüğümüz olaylara uzun zaman sonra geriye dönüp baktığımızda, bunların birer lütuf olduğunu görebiliriz. (s. 266  ) Varlıklar zıtları ile bilinir. Kafamızda sıcak diye bir kavram olmasa, soğukta bilinemez. (s. 267) Ortada bir imtihan varsa, o zaman hayır gibi şer de olmalıdır ki imtihanın bir anlamı olsun. “Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarda imtihan ederiz, sonunda bize geleceksiniz.” (Enbiya Suresi, 35. ayet) İnsan’a iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti verilmiştir. (İnsan, 2-3);  Şems, 7-10) İnsan tamamen kendi tercihlerinin sonucunda kötülüğü işlemektedir. (s. 268) İnsanlara düşen gereken tedbirleri almaktır. (s.  269) Biz kul olarak her türlü tedbiri aldıktan sonra da başımıza önleyemeyeceğimiz musibetler isabet etmiş olabilir. Bunu da imtihanımızın bir parçası olarak görmeli, sabretmemiz halinde sonsuz mükafata nail olacağımıza inanmalıyız. (s. 270 ) Her kötülük cezasını hemen bu dünyada bulsaydı, bu durumda imtihanın bir anlamı kalmazdı. (s. 271 ) Bize düşen şey imtihana itiraz etmek değil, imtihanda en iyi performansı gösterebilmek için gayret göstermektir. İnsana düşen şeyin tedbir almak, kötülüklerden uzak kalmaya çalışmak ve iyiliklerin peşinde koşmak olduğunu bilmeli ve ona göre bir hayat sürmelidir. (s.  272) 

Soner Duman, Allah’ım sorularım var

.

.

Gençler inançtan soruyor

 Şirk Allah’tan korkar gibi bir başkasından korkmak, faydayı Allah’tan başkasından beklemek şeklinde kendini gösterir.(s. 2 ) Şirk çeşitlerinden bir başkası da Allah’tan başka varlıkları sevmek ve Onlara saygı göstermek aşırı gitmek suretiyle gerçekleşir.(s. 5 ) Resulü Ekrem Efendimiz, aşırı sevgiden dolayı kendisine secde etmek isteyen bir kimseye sert tepki göstererek izin vermemiştir. (Ebu Davut, Nikah, 40) (s. 6 ) İbadet hayatında gösteriş yapmak, gizli şirk olarak isimlendirilmiştir.(s. 7 ) Bir müminin, Peygamberimiz dışında ölen bir kimsenin ardından duasında: “Ya Rabbi falan zaten yüzü suyu hürmetine duamı kabul eyle, hacetimi yerine getir.” demesi dört mezhebe göre de hoş karşılanmamıştır.(s. 16 ) İnsan biçimci yaklaşımlara, müşebbihe ve mücessime denmiştir.(s. 37 ) Sıfatlar bize Allah’ı tanıtırlar. Selbi sıfatlar Allah’ın ne olmadığını, subuti sıfatlar O’nun ne olduğunu, fiili sıfatlar ise Allah-alem ilişkilerini tanıtan sıfatlardır.(s. 38 ) “Önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah’ı tevekkül et.”(Tirmizi, Kıyamet, 60) tevekkülün doğru şeklidir. (s. 43) Hiçbirimiz Kader programımızı okuyarak gündelik hayatımızı planlamıyoruz. Biz bir olayı ancak meydana geldiği zaman bilebiliriz.(s. 45 ) İnsanlığın ilk yerleşim yeri Mezopotamya ve Maveraünnehir bölgesidir.(s. 46 ) İslam inancına göre insanlığın ilk öğretmenleri peygamberlerdir, her ümmitin bir Peygamberi vardır. (Yunus Suresi 47. ayet) Hadis kaynaklarında ise, 124.000 veya 224.000 peygamber gönderildiği ifade edilir. (Ahmet b. Hanbel, Müsned, V/265-66).(s. 48 ) “Elçiler gönderdik, onlardan sonra anlatamadıklarımız var.” (Mümin suresi, 78. ayet) Peygamberler sadece Ortadoğu’dan çıkmamıştır. Ama insanlık, orada başlamış, eski medeniyetler orada kurulmuştur.(s. 49 ) 

Nazar boncuğu, cahiliye adeti olup İslam geleneğine uygun değildir. İnancımızda göz değmesi haktır, nazar bir gerçekliktir.(s. 57) Sihir, İnsanlık tarihi kadar eski bir gerçektir.(s. 60) Her insan, ilahi yazılım/Fıtrat gereği hakkı ve hakikati idrak edebilecek düzeyde yaratılmıştır.(s. 63) Meleklerle iletişim kurma kültürünün ortaya çıkış sebeplerinden ilki, materyalist hayat tarzının yol açtığı maneviyat ihtiyacıdır. Bir diğer sebep hak din olan İslam’ın yayılışının önüne geçmektir. Meleklerle iletişim kurma ve onlardan enerji alarak başarı ya da mutluluk sağlama iddiası bir kandırmacadır.(s. 72) Allah’a bağlanmayı bırakıp Melek merkezli bir seküler inanç oluşumuna gitmek İslam’a aykırıdır.(s. 73 )

Levhi Mahfuz, kainatta meydana gelecek bütün olay ve varlıkların yazılı olduğu kitaptır.(s. 96) Allah’ın bilmesi insanın özgürlüğünü kısıtlaması manasına gelmez, zaten biz davranışlarımızı onun bizim hakkımızdaki bilgisini okuyarak düzenlemiyoruz.(s. 98 )

Hz Adem’den (a.s.) son Peygamber Hz Muhammed’e (s.a.s.) kadar gönderilen ilahi dinlerin ortak adı İslam’dır.(s. 99) İslam’ın hidayet çağrısının kendilerine ulaşmadığı kimseler sadece akılları ile Allah’a bilip bilmemekten ahirette hesaba çekileceklerdir. Çünkü insan fıtratı her şekilde, Yüce yaratıcıyı aramaya, bulmaya ve onun karşısında boyun eğmeye meyilli yaratılmıştır.(s.104 ) “Mümin bir günah işlediğinde onun kalbinde bir nokta oluşur. Günaha devam eder ve artırırsa leke de artar, sonunda bütün kalbini kaplar ve kilitler. ‘Allah’ın kalplerini karartmıştır.’ buyruğundaki karartmadan maksat budur.”( Tirmizi, Tefsir 5; İbni Mace, Zühd, 29).(s. 111 )

Bilimsel verilere göre Güneş ile Dünya arasındaki mesafe 149 milyon km’dir. Canlıların hayatını devam ettirebilmeleri için en uygun mesafe budur. Dünya ile ay arasındaki uzaklık da 380.000 km’dir. Bu mesafenin değişmesi de med-cezir dalgalarının dünyayı kaplamasına yol açacaktır.(s. 119) Yeryüzü, suyu buhar şeklinde buluta gönderir. Bulutta bir takım kimyasal oluşumlardan sonra buz, kar ve yağmur şeklinde onu yeryüzüne iade eder. Kozmik sistemdeki yardımlaşma kanununa göre bitkiler gelişir ve canlı varlıklarını rızkı oluşur.(s. 120 ) Başlangıçta insan küçük bir döllenmiş yumurtadan ibarettir. Daha sonra ondan et, kan ve kemikler türer, insan olur. İnsanda bu değişimleri yapan bizzat İnsanın kendisi değildir.(s. 121 ) “O, her gün yeni bir iş başındadır.”  (Rahman suresi, 29. ayet) (s. 122) Musevilik ve Hristiyanlık; tevhid, nübüvvet, vahiy, ahiret inancı ve varlık anlayışı gibi temel konularda İslam’dan apayrı bir anlayışa sahiptir. Yahudiler ilahlarını millileştirdiler.(s.123 ) Allah’ın rolünü iradesini, sınırlandırdı Hiristiyanlar. Hz İsa’nın ilahlaştırılması ile birlikte Tevhid öğretisi bozuldu. İncil metinleri, tahrif edilmekle özgünlüğünü kaybetti.(s.124 ) Kur’an ilk günden beri otantikliğini korumaktadır. İslamiyet’te din adamları sınıfı, ruhbalık yoktur.(s.125 )

Vicdan, insanın iyiden ve doğrudan yana karar verme görgü ve bilgileri ile kendini yargılama yetisidir. İnsanda doğuştan mevcut olan bu duygu, başta sağlam bir din ve değer eğitim ile desteklenmediği takdirde, kötü bir çevre ve alışkanlıkların etkisiyle körelebilir. Vicdan dinden, adalet ahlakından bağımsız bir şekilde doğruya ulaşamaz, yanlış din devicdanı kötü işler yapmaya sevk edebilir.(s. 127 ) Vicdan haksızlıklar ve kötülükler karşısında sessiz kalabilir. Vicdanı körelmiş ve kararmış bir kimsede, manevi anlamda kalpte işlevini yitirmiştir, vicdan azabı bile dini ve ahlaki değer sahibi olan insanlarda vardır. Bugün Suriye’de, Gazze’de, Arakan’da, Cammu Keşmir’de, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Yemen’de yaşanan tarifi imkansız acılar ve vicdansızların karşısında en ufak bir vicdan azabı bile hissetmeyenler olduğunu görüyoruz. Allah korkusuyla, helal ve haram, hak ve adalet şuuruyla beslenmeyen vicdanın kötülüklere karşı yaptırım gücü yoktur.(s. 128 )

Agnostisizm: Bilinemezcilik manasına gelir. Ateizm ile agnostisizm arasındaki kelime oyunundan başka bir fark yoktur.(s. 143) Her iki durumda da, yüce Allah’a karşı kayıtsız kalma vardır. Su niçin var oldu? denildiğinde suyun anlamına varoluş hikmetine dikkat çekilir. İşte insanı mutlu eden şey, hayatın anlamını kavramaktır.(s. 144) Gündelik hayatımızda her şeyi önceden bilimsel anlamda çözerek hareket etmeyiz. Bilimle birlikte, felsefeye, sanata ve dini tecrübeye göre de hareket ederiz.(s. 145 ) Agnostisizm tek yol bilimdir diyen, Pozitivizmin desteğiyle yeniden tedavüle sokulmak istenen bir akımdır. Agnostiklere göre, her şey deneysel bilimin tezgahından geçmelidir. Onlara göre tek hakikat vardır, o da bilimdir. Agnostikler bugüne kadar Allah’ın yokluğu konusunda güçlü argümanlar ortaya koyamamışlardır. Big Bang evrenin sonradan var olduğu gerçeğini ispatlamıştır.(s. 146) Entropi yasasına göre bu evrende yaşam tamamıyla sona erecektir. İslam inancına göre başta insan ve evren olmak üzere bütün varlıkların hayatında amaçlılık vardır. ‘Allah yoktur’ diyen bir ateist bilgiyi değil inancı dile getirmektedir. Zira ateistin elinde Allah’ın yokluğuna dair bir kanıt da yoktur.(s. 147 ) Laboratuvarda yapılan deneyler gibi olmasa da, insan ve tabiat laboratuarlarında gözlem ve akli tecrübe ile Yüce yaratıcının varlığı bilgisine ulaşılabilir. Allah’a iman İrrasyonel değil, rasyoneldir.(s. 148 ) Yüce Allah’a ve ahirete inananların, dünya hayatları anlamlıdır. (s. 149 )

Deizm: ‘Tanrı, alemi ve içindekileri yarattı ve bir kenara çekildi.’ diyen Aristo’nun Tanrı anlayışı şeklindeki bir inanç biçimidir. Deizm, Hıristiyanlığa karşı gelişen protest bir harekettir. Hz. İsa’nın ilahlaştırılması, Asli günah ve kefaret öğretisi, kilisenin yazılmazlığı gibi çarpık dini öğretiler, Deizmin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Deistler, akla mutlak bir yaptırım gücü yüklemektedirler. Deizme göre akıl olduktan sonra ne peygambere ne de vahye ihtiyaç vardır. Dua ve ibadetlere de ihtiyaç yoktur, çünkü ilk başta yaratsa da, hayatın devamında tanrının insanla ilgisi yoktur. Deistler tabiatı makineye, Allah’ı da makiniste benzetirler.(s. 150- 151 ) Bu bakış, insanı tanrılaştırmakta ve karar verme, uygulama, yönetme, cezalandırma gibi bütün yetkileri insana vermektedir. İslam tarihinde, Ebubekir Er -Razi ve İbn Ravendi dışında deizmi besleyecek bir damar bulmak mümkün değildir.Mürcie, Haricilik hareketine tepki olarak ortaya çıkmış dini bir yorum biçimidir. Mürcie mezhebi, Emevileri temize çıkaran bir fırka olarak bilinir.(s. 152 ) Bazı kimselerin inancı sloganlaştırdığı, dinin ameli boyutunu terk ettiği, amelsiz bir Müslümanlıktan yana tavır koydukları söylenebilir.(s. 153 ) Dini kavramlarımızı doğru bir şekilde ortaya koymadan, doğru bir İslam anlayışına sahip olamayız. Müslümanlar arasında zihni ve kalbi birlikteliği sağlamadan, bedeni birlikteliği gerçekleştiremeyiz.(s. 155) Allah’ın zatını yani nasıl bir varlık olduğunu bilemeyiz ama Kur’an sayesinde isim ve sıfatlarını bilerek onu tanırız. Duyular gibi aklında bir sınırı vardır. Sağlam bir bilgi kaynağından beslenmeye muhtaçtır.(s. 156) Her insanın aklı, alışkanlık, kültür gibi dahili ve harici faktörlerin etkisi altındadır. Dinde emir, nehiy, mubah, haram ve duyu-ötesi (gayb) alanı ile ilgili konular, ancak Vahiy ile bilinir.(s. 157) Deistler, alemin işleyişinin tek yolunu katı determinizm olarak görürler. Modern bilim anlayışında mutlak doğru yoktur, güncel doğru vardır. Bilim bugün doğru dediğini yarın yalanlayabilir. Deizm, İnsanın, Allah’a rağmen kişisel arzu ve isteklerine göre şekillendirdiği felsefi bir inanç biçimidir.(s. 158 ) Yüce yaratan nasıl olur da alemle ilgilenmez? Allah, bizim kuvvetli ve zayıf yönlerimiz bizden daha iyi bilir. İnsanı, ‘ne halin varsa gör’ derecesine bu alemde kendi başına bırakılmamıştır. Vahiy bilgisi ve terbiyesi olmadan İnsan aklı nefsin isteklerine, bencil ve hedonist hallerine nasıl karşı duracaktır? (s. 159 ) Bazı insanın aklına göre iyiyken bazılarına göre kötü değerlendirilen davranışlar konusunda nasıl karar verebileceğiz? Eğer ahiret yoksa ahlaki erdemlere uygun yaşamanın ne anlamı olabilir?(s. 160) Hala deizme sığınanlar varsa bu, doğrudan ‘sorumluluktan kaçışın’ bir ifadesidir.(s. 161 )

Ateizm: Evreni tesadüfle açıklayan bu akım günümüzde anlamını yitirmiştir. Evrenin hassas bir ayara bağlı muhteşem bir sisteme sahiptir.(s. 163 ) Evrenin kendi kendine var olması mümkün müdür? Hayır! Çünkü bir şeyin yaratıcı olabilmesi için önce kendisinin var olması gerekir.(s. 165 ) Big Bang, evren 13.8 milyar yıl önce büyük bir patlama ile ortaya çıkmıştır. der. (s. 166 ) Dünyada kötülüklerin Büyük bir kısmı, insan kaynaklıdır. “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzündenkarada ve denizde düzen bozuldu.” ( Rum Suresi 4.1 ayet) (s. 167 ) Kötülük, İnsanın özgür irade ve seçimi ile ilgilidir.(s. 168 ) Kötülük bir ahlak sorunudur. (Mülk Suresi 2. ayet; Bakara Suresi 155. ayet) (s. 169 )

Prof. Ramazan Altıntaş, Gençler inançtan soruyor

.

.

Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum?

İnsanın fıtratında, özünde Allah’ın varlığını ve birliğini tanıma eğilimi vardır. (s. 11) “Eğer Rabbim dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi topluca iman ederdi, hal böyleyken Mümin olsunlar diye sen tutup insanları zorlayacak mısın?” (Yunus, 99) Dini esasları çok iyi bilmek, kalbin tasdiki olmadıkça kişiyi imanlı yapmaz. Örnek oryantalistler. (s. 12) Rabbimizin yarattıklarını, eserlerini düşünmek ve oradan Allah’ın varlığına ulaşmak doğru bir yaklaşım olur. Yaratılış fıtratını bozmayan her insan, Allah’ın eseri olan kainata bakarak O’nun varlığını anlayabilecek özellikte yaratılmıştır. (s. 14) “Her Çocuk Fıtrat üzere doğar.” (Buhari, Tefsir, (Rum) 2) Allah’ın varlığını kabul etmeyen bilimsel yaklaşımların hiçbiri şimdiye kadar değil bir insanı, onun tek bir organını bile O’nun yarattığı mükemmellikte oluşturmayı başaramamıştır. (s. 15)

İnsanın huzuru, psikolojik gücü ile yakından alakalıdır. (s. 16) Zor ve sıkıntılı zamanlarda Allah’a iman, Toplumların en önemli dayanaklarından biri olmuştur. Mekan, yaratılmışlara ait bir özelliktir. Yarattığı alemde Allah’a bir yer, bir konum atfetmek doğru bir yaklaşım olmaz. Allah zatını, görebileceğimiz bir algılamanın dışında tutmuştur. (s. 18) İslam dini, Hz. Adem’den son Peygamber Hz Muhammed’e (s.a.s) kadar göndermiş olduğu tek dindir. (s. 24) Hristiyanlıkta Baba, kainatı yaratandır. Oğul, bedenleşmiştir. Kutsal ruh, insanın kalbine ilahi sevgiyi aşılayandır. Hristiyanlıkta kutsal ruh olarak isimlendirilen Cebrail meleğidir. (s. 26)

Fıtrat, Allah’ın tanıma eğilimi, ruh temizliği, hakikati kabule meyilli yaratılma demektir. İslam dini, Hz. Adem’den son Peygamber Hz Muhammed’e (s.a.s) kadar göndermiş olduğu tek dindir. (s. 27) Pozitivizmde bilginin kaynağı olarak sadece deney ve tecrübe kabul edilir. (s. 28)

Psikanaliz yöntemine göre, insanın davranışlarına yön veren onun bilinç altındaki cinsellik ve korku duygusudur. Tanrı inancı, hakikatte var olmayan, hastalıklı bir durumdur. İnkarcı akımların insana anlam ve değer sistemini asla sunamazlar. (s. 29)

Tek tip bir deizmden bahsedebilmek de mümkün görünmemektedir. Tanrının evren ile ilgilendiğine inanmakla birlikte ahlaki alanla tanrının ilgilenmediğine inananlar da bulunmaktadır. Bazı deistler ise dini hakikatleri kabul etmekle birlikte, bunların aklın süzgecinden geçirilmesi gerektiği kanaatindedirler. Deizmde ‘tabii din anlayışı’ fikri savunulur. Deizmde akla daha çok vurgu yapılmakta, ödül ve ceza anlayışı eleştirilmektedir. (s. 30)

Akıl ve vicdana deizmde hak ettiğinden daha fazla değer verildiğini görmekteyiz. İnsanın bir de kişisel arzu ve isteklerinden oluşan yönü vardır. Dolayısıyla arzuların tatmin edilmesi için vicdanın bastırıldığını, aklında bu durumu meşrulaştırıcı bir fonksiyon üstlendiğini sosyal hayatta çokça görmekteyiz. İnsan aklı mükemmel değildir, hata yapabilir. Deizm insan hayatının anlamı ve amacı nedir sorusuna cevap vermekten acizdir. Ahiret inancının reddederek insan hayatında sadece dünya ile sınırlandırdığı için, insanın ufkunu da daraltır. (s. 31) Peygamberin hepsi tebliğ ettikleri hakikatlerin de ilk uygulayıcısıdırlar.

Allah kainatı ve insanları niçin yarattı?

Allah yaratandır ve yaratıcı olduğu için kainatı ve insanı yaratmıştır. Yoktan var eden bir varlığa neden yarattın denilemez. Bu güneşe neden ışığın var demek gibi bir şeydir. (s. 32) Var olmak bir nimettir. Rabbimiz insanı var olmakla şereflendirmiş ve ona değer vermiştir. O yeryüzünün halifesi olarak yaratılmıştır. Halife olmasını, onun talimatına uygun bir şekilde yaşamak olarak anlayabiliriz. İnsan Allah’ın düzenini korumak için sorumlu tutulmuştur. (s. 33) İnsan kulluğunu gerçekleştirmediği, buna aykırı bir yaşam sürdürdüğünde yaratılışına ters davranmış olur. Bu yüzden de huzursuzluk duyar, diğer seçenekler onun tatmin olmasını sağlayamaz. Rabbimiz kainatı ve insanı boşu boşuna ve anlamsız bir şekilde yaratmadığını ifade etmiştir (Duhan, 38 39) benzer ayetler için; Enbiya,16 (s. 34)

Her kişi, imtihana tabi olmanın bir takım kuralları olduğunu bilir. Akli melekelere ve özgür iradeye sahip olmak imtihana tabi tutulacak kişilerin en temel hakkıdır. Sınav anında hiçbir öğretmen öğrencinin cevaplarına müdahale etmez. Allah her şeyi zıttı ile yaratmıştır. Zıt olan her durum iyiliğin kıymetini bilmemizi ve ona yönelmemizi sağlar. (s. 36) Ameller imanın bir parçası değildir. (s. 37) İman tohumsa, havası ibadetlerdir. (s. 38) Şirk, Allah’ın sıfatlarında ortağı bulunduğuna inanma demektir. (s. 39) Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; Nisa suresi 48 ayet. İnsan pratiğe yansıtmadıkça, içinden geçen kötü düşünce ve vesveselerden sorumlu değildir. (Buhari, Talak, 11) (s. 42)

Rabbimiz göremeyeceğimiz nice varlıklar yaratmıştır. Hayat gibi, akıl gibi. (s. 46) Melekler gaybı bilmezler. (s. 47) Melekleri yok oldukları için değil, gözümüz onları görebilecek kapasitede yaratılmadığı için göremeyiz. (s. 48)

Bakara suresi 30. Ayetten, Allah’ın meleklerinin Allah’a ibadet eden şuurlu varlıklar olduğunu açıkça anlıyoruz. Melekleri yapay zeka olarak düşünmek mümkün değildir, melekler şuurlu varlıklardır. Mahiyetini anlayamadığımız varlıkları, duyu organlarımızla algılanan varlıklara benzetmek, bizi yanlış inanışlara yönlendirir. (s. 50) Melekler, irade sahibi olmayan, sadece emredileni yapan varlıklardır. (s. 51)

Allah yüceliği bilinsin diye kainatı ve içindeki varlıkları yaratmıştır: Talak suresi 12. Ayet. Ölüm meleği tek değildir. Kur’an’da çoğul olarak bahsedilmiştir. Nisa Suresi 97; Enam suresi 61; Enfal Suresi 50; Muhammed suresi 27 ayetler. (s. 53)

Hamd Melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. (s. 54) Melekler ve cinler yaratılış olarak insanlardan farklı varlıklardır. Fiziksel ötesi varlık olmaları, İnsanların sahip olmadığı bilgilere ulaşabilme imkanı sağlayabilir. Melekler ve cinler mutlak gaybı bilmezler. (s. 56) Cinlerin Hz Süleyman’ın öldüğünü fark edememeleri, gaybı bilmedikleri vurgusu ile ifade edilir. Şeytan meleklerin zıttı, alternatifi olarak yaratılmıştır. (s. 57)

Bu usul, sınava giren bir öğrencinin durumuna benzetilebilir. Öğretmen, soracağı soruları ilgili gerekli bilgilendirmeyi yapmış, kaynakları göstermiş ve yanlışa düşecek muhtemel durumlardan da bahsetmiştir. Yanlışlıkların sınav kağıdında yer alması da sınav usulünün bir gereğidir. (s. 58)

Ateşten yaratılan şeytandan Kur’an-ı Kerim’de 88 yerde bahsedilmektedir. Meleklerden Adem’e secde etmelerinin istendiğine dair 9 ayette İblis, insanlara düşmanlık ederek tuzaklarla aldattığını bildiren ayetlerde ise şeytan kelimesi geçmektedir. İblis cinlerdendir. (s. 59) Şeytanlar ve cinler Allah’a sığınan kimseye hiçbir şey zarar veremez. (s. 60) Allah her topluma, kendi içlerinden peygamberler göndermiştir. (s. 66) Dinin değişmeyen inanç boyutu, ilk kitaptan son kitaba aynen devam etmiştir. (s. 67)

Kur’an-ı Kerim’in mesajları evrenseldir. (s. 68) Diğer kutsal kitaplar tek seferde bir bütün olarak indirilmiştir. (s. 71) Kur’an ise Peygamberimiz zamanında yazıya aktarılmıştır. (s. 72) Hz Osman döneminde, Mushaf adı verilen ilk nüshadan, Kur’an-ı Kerim yazılarak çoğaltılmıştır. (s. 73) Kur’an’ın indirildiği dönemde yeni Müslüman olanların kalbinde İslam’ın getirdiği inançların ve değer yargılarının köklenip güçlenmesi için bir süreye ihtiyaç vardı. Ayetlerin sureler içerisindeki sıralamasını tertibini bizzat Peygamberimiz, Cebrail’in yönlendirilmesi doğrultusunda yapmıştır. Ayetlerin hangi sure içinde, surenin hangi sureden önce ya da sonra yer alacağı o zaman belirlenmiştir. (s. 75)

Kur’an-ı Kerim’de insanlığa gerekli olan ilmi gerçeklerin ilham kaynağını teşkil eden ayetler vardır. Ancak Kur’an, ilmi gerçeklerden bir pozitif bilim kitabı gibi bahsetmez. Aleme bakarak yaratıcının kudret ve büyüklüğünü düşünmeye teşvik eden. (s. 80) Kur’an, insanlara dünyaya gönderiliş amacını hatırlatmak, rehberlik etmek üzere gönderilmiştir. (s. 81) Bilimsel bilgi sürekli değişime ve gelişime açık bir yapıdır. (s. 82)

Kur’an’ı herkesten iyi anlayan ve ayetlerdeki Allah’ın kastettiği manayı en iyi bilen Allah resulüdür. (s. 83) Peygamberimiz ayetleri açıklamış fiillerle uygulamasını göstermiştir. (s. 84)

Hadisler, dini yaşantımızda rehberlik eden en önemli kaynaktır. Peygamberimizin yönlendirmesine ihtiyacımız vardır. Hadisleri reddeden kimseler, Kur’an’ı anlamak için yine başka insanların yorum ve açıklamalarına başvurmaktadır. Bazen de insanlar hadisler yerine kendi anlayışlarını öne çıkarmaktadır. Bu da farklı ibadet ve din yorumlarına sebep olmaktadır. Diğer semavi dinlerin bozulmasının en önemli sebebi, din adamı sınıfının insanları kendi görüşleri ile yönlendirmeleri olmuştur. Rabbimiz Kur’an’ın çağlar boyunca anlaşılmasını, onun açıklama ve uygulamalarına bağlı kılmıştır. (Enam suresi, 89-90) (s. 85)

İnsan akıl ve duyguları vasıtasıyla pek çok bilgiye ulaşabilir. Ancak insan ömrü oldukça kısadır. (s. 91)

Kur’an’da Allah’ın gökyüzüne, yeryüzüne, arıya, Hz Musa’nın annesine, Hz Meryem’e, Hz İsa’nın havarilerine ve peygamberlere vahyettiğinden bahsedildiğini görürüz, peygamberler söz konusu olunca özel mesajları insanlara bildirmesi, diğer ayetlerde ise bir çeşit yaratılış olayından veya Kalbe verilen ilhamdan bahsedildiği görülür.  (s. 96) Peygamberlere Allah verdiği ilâhi lütuf ve imkanlar, karakter özellikleri, sabır, azim ve mücadele yöntemleri birbirinden farklıdır. Bu sebeple aralarında derece bakımından farklılıklar vardır. Müslüman olarak bize düşen hepsinin Allah’ın elçileri olduğuna iman etmek, peygamberler arasında ayrım yapmamaktır. (s. 99)

İbrahim’in eşi Sare’den olan oğlunun adı İshak, diğer eşi Hacer’den olan oğlunun adı ise ismaildir, Yahudilik ve Hristiyanlık oğlu İshak’ın soyundan gelen ve kendilerine İsrailoğulları denen koldan devam etmiştir. Peygamberimizin soyu ise Hz İsmail vasıtasıyla Hz İbrahim’e uzanır. Yahudiler Hacer’i köle olması sebebiyle kabul etmez. (s. 107) Hz Adem’den başlayarak gönderilen bütün hak dinlerin adı İslam’dır. (s. 108) Hz Adem’den Hz Muhammed’e kadar dinin temeli olan iman esasları hepsinde aynı kalmakla birlikte, dünyaya ait işler ve ibadetlerdeki uygulama şekilleri bakımından aralarında bazı farklılıklar vardır. Her devirde o toplumun ihtiyaçlarına göre gönderilen hükümlerde de değişikler olmuştur. (s. 110)

İnsandaki adalet duygusu, ahirete inanmayı zorunlu kılar.  (s. 131) Kabir hayatı için berzah kelimesi de kullanılır. (s. 132)

Ölmüş insanların bedenleri çürürken, ruhları berzah aleminde bizim bilmediğimiz bir hayat yaşarlar. Ancak Berzah alemi ile bizim yaşadığımız alem birbirinden çok farklıdır. Dolayısıyla ölü insanların birileri üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?

Türbe ziyarete esnasında, kabirdeki salih kişilerden ev, araba, kısmet, başarı ya da sıkıntılarından kurtulmak için yardım ve benzeri şeyler istemek şirktir. Çünkü dua etmek bir ibadettir ve ibadet sadece Allah’a yapılır. (s. 136)

Allah’ın dilediğini delalete dilediğini hidayete iletmesi öncelikle kulun, iyi ve kötü bütün yolu seçmesinden sonradır. (s. 149) Arapça hlk; yaratma kelimesi bir şeyi yapma üretme anlamında eskiden insanlar içinde kullanılırdı. (s. 166) Küfür ve isyan ifadeleri içeren şarkıları dinlemeye izin verilmemişti. (s. 168)  

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Komisyon, Soru ve Cevaplarla Niçin İnanıyorum?

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık