Şiddet karşısında İslam

3 hafta önce
Şiddet karşısında İslam

Konu hakkında ayrıca sitemizdeki ” Papa ve İncil, Şiddet dini Hristiyanlık,  Batı medeniyeti” başlıklı yazılarımızı tavsiye ederiz.

.

Şiddet karşısında İslam

Katoliklerle ve Protestanlar, daha sonra Protestan grupların kendi aralarındaki kanlı çatışmalar yıllarca sürmüştür. Buna dayanarak aydınlanma hareketinin önde gelen düşünürleri, Haçlı savaşlarını ve engizisyonu da hatırlatarak, dinin sosyal hayattan çıkarılmasıyla şiddetin en aza indirileceği sonucuna ulaşmışlardır. Buna göre din; özel alana hasredilmeli, sosyal hayatta ise akıl egemen olmalıydı. (s. 29)
Yahudilerde evrimcilik ruhu: Kabbalacıların çoğu, Yahudi olmayanların ruhunun Yahudilerin ruhundan daha aşağı seviyede olduğuna İnanır. (s. 36) Hıristiyanlık, adeta barış ve sevgi kavramları ile birlikte anılan bir dindir. (s. 54) Halbuki aslında; Haçlı Seferleri, engizisyon mahkemeleri, savaşçıların kutsanması, Şehitlik anlayışı, Savaşçı papalar, idam cezasının onaylanması, köleliğin kabul edilmesi ve desteklenmesi, Sömürgecilik faaliyetlerine verilen onay ve destek, Hıristiyanlığın şiddet yönünü gösteren örneklerdir. (s. 56) Luther, köylü ayaklanmalarını çok kanlı bir şekilde bastırmayı onaylamış ve desteklemiştir. Luther’e göre, ‘Yeryüzünün en çılgınları ve en alçak rezilleri’ olsalar da hükümdarlar ‘tanrının cellatları ve gardiyanları’dır. (s. 58) Aziz Barthelemy katliamı’nda binlerce Protestan öldürülmüştür. 1618-1648 yıllarındaki Katoliklerle Protestanlar arasında devam eden 30 yıl savaşlarında yine binlerce insan öldürülmüştür. Sadece Almanya nüfusunun yüzde 20’si bu savaşlarda ölmüştür. (s. 59) Luka, 19:27 : “Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin.” denilmektedir. İbraniler, 9: 22: “Hemen her şey kanla temiz kılınır ve kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.” Vahiy, 2:27-28: “Mesih’in ikinci gelişinde insanlar, demir çomakla güdülecek ve çömlek kaplar gibi kırıp parçalanacaktır.”

“Hıristiyan olmayanların liderleri, kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atılırlar. Bunların taraftarları ise tamamen öldürülür.” (Vahiy, 19:20-21) “İsa şöyle der: Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın. Barış değil kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben, baba ile oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. İnsanın düşmanı, kendi ev halkı olacak.” (Matta, 10:34) Yine İsa, ” Kılıcı olmayan, elbisesini satıp bir kılıç alsın. (Luka, 22: 36) demektedir. İsa Ayrıca, “Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim, yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size, hayır diyorum, Ben ayrılık getirmeye geldim.” demektedir. (Luka, 12: 49-53) Hristiyanlık tarihi bu söz konusu bu cümlelerin sadece birer sembolik sözden ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. ( s. 63)

Aziz Pavlus’un ilk dönemlerden itibaren elinde kılıçla tasvir edilmiş olması da ilginç bir değerlendirme konusudur. Aziz Augustine, tanrının emri ile savaş yapılabileceğini onay vermiştir. Zamanla kutsal savaş, arzu edilir bir şey olmuştur. (s. 64) İnançsızlarla savaşanların günahlarının affedilmesi iddiası, kutsal savaş çağrısı yapan papaların kullandığı bir argümana dönüşmüştür. Haçlı Seferleri çağrısında Papa II. Urban’ın kullandığı slogan, ” Tanrı böyle istiyor ” idi. Katolik inancına göre Papa’nın yanılması mümkün değildir. Çünkü o, kutsal ruh aracılığıyla konuşmaktadır. (s. 65) Haçlı akınları doğuya doğru ilerledikçe, hem heretikleri, hem Ortodoksları ve Yahudileri, hem de Müslümanları hedef almaları nedeniyle tamamen bir din Savaşı özelliği taşımaktadır. Engizisyon kurumu heretik kabul edilenleri yüzyıllarca baskı altında tutmuş, binlercesini değişik işkence yöntemleri ile öldürmüştür. Bir savaş esnasında askerlerin kimin heretik, kimin sahih inançlı olduğunu nasıl ayıracağız şeklindeki sorularına Bezier şehrinin Katolik piskoposu, “Siz hepsini öldürün, Tanrı onları birbirinden ayırır.” şeklinde cevap vermişti. Heretiklerin tek günahı, Katolikler gibi inanmamalarıydı. (s. 66)

1232 yılında Papa Gregory IX, heretiklerin yakılmalarını öngören bir papalık bildirgesi yayınlanmıştır. Engizisyoncular, bir ihbarda bulunanların can güvencesini sağlarken, suçlanan kişilere ne ile suçladıkları söylenmiyor, bütün deliller gizleniyor, suçunu itiraf eden cezalandırılırken, etmeyen itirafına kadar işkence görüyordu. (s. 67)

Aziz Augustine’e göre tanrı, sadece eski Ahit’te değil, yeni Ahit’te de şiddeti tercih etmektedir. (s. 68) O, haklı zulüm teorisinden bahsetmiş, insanların kurtuluşu erdirilmeleri için onlara baskı uygulanabileceğini söylemiştir. (Alan  Kreider, Violence and Mission in the Fourth and Fifth Centuries, Lessons for Tuday, 129)  Yine o, Matta İncil’inde geçen bir benzetmeden hareket ile, heretiklerin yakılmasına izin vermiştir. (s. 69) Hıristiyan geleneği, dünyadaki adaletsizliğin, yoksulluğun hatta ölümün nedeni olarak aslî günah teorisini ileri sürerler. (s. 70) 21. Yüzyılda bile, Roma Katolik kilisesinin ölüm cezasını ilmihalinden çıkarmayı reddetmesi düşündürücüdür. Günümüzde bile kullanılan, ‘İsa’nın Hıristiyan askerleri’, ‘misyon stratejisi’ , ‘Evanjelik Haçlı Seferleri’ ve ‘Hıristiyan şövalyelik ruhu’ gibi kavramlar, Hıristiyanların militarist yanının en çarpıcı örnekleridir. (s. 71) İsa, Luka, 19:27’de: “Düşmanların kılıçtan geçirilmesini istemektedir.”  (Prof.  Dr. Kadir Albayrak )

Evrim teorisi, tabiata bilimsel ‘yaratıcılık’ özelliği vermektedir. Doğaya kutsal bir güç affedilmesi, doğanın yaratıcı güç olduğu iddiası, ateş, su ve toprağın kutsal kabul edilmesi anlayışı aslında pagan kültürün uzantısıdır. Sosyal darwinizm ile, ırkçılığa ve savaşa meşruiyet kazandırılmaktadır. Savaşı biyolojik bir gereklilik olarak gören darwinizm, ırkçışığa ve askeri uygulamalara hakları kazandırarak insanlık tarihinin en büyük savaşları olan I. ve II. Dünya Savaşlarına ideolojik zemin hazırlamaktadır. (s. 97) Nietzsche, ‘sevgi, merhamet ve tevazu’ gibi kavramların üstün insanın çıkışına engel olduğunu, ‘savaşçı, acımasız ve sert’ olmanın en büyük güç olduğunu söylemektedir. Onun için faşizmin babası da denilmektedir. Zira Hitler, Nietzsche’nin kitaplarını kutsal kitap olarak benimsemişti. (s. 98)

Seküler ahlak öğretisinin dayanak noktası, kuvvettir. Güç, para ve sosyal konum kullanılarak sorunlar çözülmeye çalışılır. Bu ahlak öğretisinin yaşam prensibi, mücadeledir. Sosyal bağ olarak, ırkçılık ve bölücülük teşvik edilir. Yöntem olarak, benmerkezci bireysellik ön plana çıkarılır. (s. 100) Dünyada, soğuk savaştan sonra kimlik savaşları diyebileceğimiz yeni dönem başlamıştır. (s. 103) Araplar tarafından milli gururu zedelenmiş olan İranlılar Müslüman olduktan sonra Araplara karşı tepkilerini Hazreti Hüseyin’e sarılarak farklılıklarını vurgulamak için bu mezhebi geliştirerek ifade etmişlerdir. (s. 105) Muhammed Ali, 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’nin yıkıntılarını görmeye gittiğinde gazetecilerin, “el-Kaide ile aynı dinden olduğunuz için ne hissediyorsunuz?” sorusuna, “Siz Hitler’le aynı dinden olduğunuz için ne hissediyorsanız, ben de aynı şeyi hissediyorum.” diyerek cevap vermiştir. (s. 109) İslam dünyasında şiddet sebep değil sonuçtur. Terörist kişiler incelendiğinde, hepsinin terör kurbanı olduğu görülmüştür. Pasif kalmalarının kurban olma durumunu sürdüreceklerini dair inançları pekişmiştir. (s. 110) Çözüm, şiddeti besleyen ayrımcılığa acil çözüm geliştirilerek ve şiddeti yöntem olarak seçmeyen bölgesel değerleri güçlendirerek ulaşılabilir. (s. 111) Richard Dawkins ( The Selfish Gene) “başarılı bir genden beklenen baskın özellik, acımasız bir bencilliktir.” derken, Mary Clark (In Search of Human Natürel) “Başka insanlara yardım etmeye genetik olarak yatkın ve programlıyız.” demektedir. (s. 125)  (Prof. Dr. Nevzat Tarhan)

Bedir Savaşı zaferle sonuçlandığı zaman, Müslümanlara önceden işkence edenler onların eseri olmuştu. Ama onlar intikam almak için bu durumu kullanmadılar. Peygamberimiz cesetlerin uzunluklarını kesmeyi yasakladı. Düşman askerlerin cesetleri, Müslümanlarla beraber defnedildi. Müslüman askerler kendi ekmeklerini esirlere vermiş, bineklerine bildirmişlerdi. Bazı esirler fidyesiz olarak evlerine gönderilmişti. Bu yaklaşım daha sonraki nesillere, asker ve idarecilere örnek olmuştur. (s. 151) (Prof. Dr. Mehmet Paçacı)

İslam hukukçularına göre savaşların meşru yani hukuka uygun olması, şu şartlarda olur: Savaş savunma savaşı olursa, barış antlaşmasının düşman tarafından bozulması nedeniyle, haksızlığa uğrayan Müslümanlara yardım etmek amacıyla, İslam’ın insanlara tanıtılmasına ve din vicdan özgürlüğünü sağlanmasına yönelik bir saldırı olursa. ( s. 310- 313) Savaş halinde yasak olan fiiller: Kadınlar, çocuklar, hastalar, yaşlılar, din adamları, çiftçi, işçi, iş adamlarının öldürülmeleri. Düşman askerlerini yakmak, cesetler üzerinde tahribat yapmak, düşman devletin kadın vatandaşlarına tecavüz ve onlarla gayrimeşru ilişkide bulunmak. Öyle ki, bu eylemler had cezasını gerektirir. Düşman rehinelerin öldürmek, dini görüşlerine saygısızlık yapmak. Peygamberimiz Hayber’i fethettikten sonra, ele geçen bütün Tevrat nüshalarını Yahudilere iade etmiştir. (s. 325)  ( Prof. Dr. Ahmet Yaman)
 

Şiddet karşısında İslam, Komisyon, DİB

Şiddet karşısında İslam Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık