Pozitif ilimler, Tevrat, İncil ve Kur’an

Pozitif ilimler, Tevrat, İncil ve Kur’an

Fransız Müslümanlarından Paris tıp akademisi üyelerinden tanınmış operatör doktor Maurice Bucaille 1976 yılında elinizdeki eseri yazar. (s. 5 ) Vahiyi doğrudan Allah’tan alan İbrahim Aleyhisselam veya Musa Aleyhisselam aracısız vahiye örnektir. Ya da İsa ve Muhammed aleyhisselam’a nâzil olan vahiy aracılıdır. (s. 7) Hıristiyanlık, İbranice kitabı mukaddes’e bazı ekler yapmak suretiyle onu kabul etmiştir. Kur’an, kendisinin önce inen kitaplara her Müslüman’ın inanmasını emreder. (s. 8)

Batı ülkelerinde, insanlığın İslam dini ile alakalı her şeyde ne kadar cahil bırakıldıklarını bilmekteyiz . (s. 9 ) Kur’an’dan kanıt getirmek sanki şeytanın bilgisine başvurmuş olmak gibi bir şey sayılıyor. 1972 yılında basılan ‘Hristiyanlarla Müslümanlar arasında bir diyalog için yönlendirmeler’ adlı belge ile,  Hristiyanların peşin hüküm ve iftiralarla çehresi değişen İslam imajını bir yana bırakmaya çağırmaktadır. (s. 10) Resmi dört İncil müellifleri, anlattıkları olayların görgü tanıkları değildirler. (s. 14  ) Kur’an, Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Muhammed aleyhisselam’a nazil olmuş ve derhal yazılarak ezberlenmiş, Müslümanlar tarafından namazlarda, Ramazan ayında ezberden okunmuş vahyin ifadesidir. (s. 15 )Ben ilkin Kur’an üzerinde durup, çağdaş ilmi buluşları ile Kur’an metninin ne derece uyumlu olduklarını araştırdım. Bunu, hiçbir peşin fikre saplanmadan, tam bir tarafsızlık ile yaptım. (s. 18 ) Batı dünyası rönesanstan önce İslam medeniyetinden beslenmiştir. (s. 20 )Paris Katolik Enstitüsü profesörü Kannengiesser, incillerin İsa hakkında naklettiklerini ‘artık zahiri manalarına göre anlamamak gerekmektedir.’ İnciller ‘belli şartlar veya mücadele dolayısıyla yazılmış kitaplar’ olup, müellifleri mensubu bulundukları ‘toplumların İsa’ya dair sözlü rivayetlerini yazıyla tespit etmişlerdir.’ (s. 90 )
İsa’nın bu dünyayı terk ettiği an ile ikinci asrın yarısı arasında, yani bir yüzyılı aşkın sürede iki dini akım arasında geçen bir mücadeleye şahit olunmuştur. Bu iki akım, Paulcu Hristiyanlık denebilecek Hristiyanlık ile Musevilik Hristiyanlıktır. (s. 93 )

Putperestlikten hıristiyanlığa dönenler yüzünden, Paul ile Musevi Hıristiyanlar birbirine girerler. Yabancılara açılmak için hıristiyanlığın, musevilik ile kendi arasındaki siyasi dini bağlantıdan kurtulması gerekiyordu. Musevi hıristiyanlara göre Paul bir haindir. Musevi hıristiyanlıktan kalma belgeler onu düşman olarak nitelendirmekte, ikiyüzlü taktik kullanmakla suçlanmaktadır.(s. 94  )

Gazze’den Antakya’ya kadar suriye-filistin sahilleri hep Musevi Hristiyandır. Afrika’nın ilk defa Hıristiyanlaştırması Musevi Hristiyanlık şeklinde olmuştur. Yahudiler, roma imparatorluğunda saygınlıklarını yitirince Hıristiyanlarda onlardan kopma eğilimi baş göstermiş, o zaman üstünlüğü Yunan Hıristiyanlığı sağlamıştır. (s. 96)
En son Yahudi isyanının vuku bulduğu 140 yılına kadar Musevi Hristiyanlık kültürel yönden yine kendi egemenliğini koruyacaktır. Markos, Matta, Luka ve Yuhanna incilleri 70 yılından itibaren 110 yılına varmayan bir tarih arasındaki dönemin ürünleridir. Paul, gerek onun ailesince, gerek havarilerce İsa’nın düşüncesine ihanet etmiş kişi telakki edilir. Paul, İsa’yı sağlığında görmediği halde, İsa dirildikten sonra kendisine Şam yolunda göründüğünü iddia ederek görevine meşrutiyet kazandırmıştır. (s. 97 )

Paul’un resmi İncilleri= Canon= 4 İncil’dir. Kardinal Danielou: “Musevi Hristiyanların 4. asra kadar izleri kalır. Bazı izlerini de, bir ölçüde onların mirasçısı olan İslamiyet izleyecektir. (s. 98 ) ‘Canon’ haline gelecek olan incillerin kaleme alınması işi ikinci asrın başında tamamlanmış olmasına rağmen bu inciller o tarihten çok sonra tanınmışlardır. (s. 99 ) Culmann, “Markos Matta ve Luka İncil kadrosu, tarihi bir dayanaktan yoksun tamamen edebiyat üründen kitaplardır.” der. (s. 102 ) Matta, İsa’nın bir arkadaşı olduğu bugün kabul edilmemektedir. (s. 107 ) Markos, en eski tarihli İncil’dir. (s. 112 ) Markos İncili’nin yazılışı papalık tercümesine göre en erken 65 ile 70 yılları arasında olabilir. (s. 113) Luka, Yahudilere karşı olumsuz bir tutumu içindedir. İncil yazarları kişisel görüşlerine uygun düşeni İsa’ya söyletirken, İsa’nın sözlerini bizlere, kendilerinin mensup oldukları toplumların zihniyetini yansıtacak biçimde rivayet etmektedirler. (s. 117 )

Matta ve Luka İsa için farklı soy kütükleri verirler. Davud’dan sonraki isim listesinin de birbirini tutmadığı görülecektir. Luka, Matta ve Markos İsa’nın nübüvvet faaliyetini de birçok noktalarda farklı şekillerde anlatmışlardır. (s. 119 ) Fakat Kitab-ı Mukaddes papalık tercümesi yorumcuları Luka hakkında: ‘Onun başta gelen endişesi, olayları somut gerçeklikleri içerisinde tasvir etmek değildir.’ derler. (s. 120 ) Yuhanna ve öteki üç incil yazarlarınca İsa’ın sözleri farklı şekillerle nakledilmiştir. (s. 121 ) Yuhanna’nın İncil’de verdiği haberlerin tarihi değeri çok defa reddedilmiş durumdadır. Culmann, ‘Yuhanna’ya yol gösteren, onun teolojik. hedefleridir.’ der (s. 123 ) İsa’nın peygamberlik süresini Markos, Matta ve Luka bir yıl olarak kabul etmektedir. Yuhanna’ya göre ise bu süre, 2 yıldan fazladır. (s. 125) İnciller bağlantısız ve zıtlıkların giderilmesi imkansız gibi görünen edebiyat manzumesidir. (s. 126 ) İncil yazarları toplumların sözcüleri olmuşlardır. Kudüs kitab-ı Mukaddes okulu profesörlerinden Benoit ile Boismard’ın müştereken yazdıkları ‘Dört İncil’in kaynaklarının topluca özeti’ adlı eserde. ‘sözlü rivayetin uzun bir oluşum safhası geçirmesi sonunda meydana gelen sözler, bu sözler ilk zamanlardaki şekillerinin sahip olduğu sıhhate sahip olmadığını ifade ederler. Bazı okuyucular İsa’nın sözlerinin İncillerde okuduğumuz gibi onun ağzından çıkmadığını fakat, onları bize nakleden kişilerce değiştirilerek çevreye intibak ettirildiğini öğrenince belki şaşıracak yahut rahatsız olacaklardır. Bu araştırmada, hayrete, hatta skandala yol açabilecek çok şeyler vardır. (s. 129- 130)

İncil okurken artık sözlerini İsa’dan geldiğine katiyen emin değiliz. R.P. Benoit, ‘okuyucunun incil’nin birçok yerinde doğrudan doğruya İsa’nın sesini duymaktan vazgeçmesi gerekse bile, duyduğu ses kilisenin sesidir ve kilise, İsa’nın yetkisini tanrı’dan almış tercümanı olduğu için okuyucu kiliseye güvenir.’ (s. 133 ) Paul’un mektupları, İncillerden çok önce yaygınlaşmış ilk yazılı kitaplar olmuşlardır. (s. 134 ) İncillerdeki mucizeler şunlardır: Suyun şaraba dönüşmesi, incil ağacının anında kuruyuşu… gibi. Luka incil’inde, ilk insan ile İbrahim arasında sadece 20 nesil var olduğu ileri sürülür. (s. 141-142) Matta ile Luka İncillerin de verilen soy kütüğünün gerçeğe benzememesi, Hristiyanlığın tefsircileri için son derece can sıkıcı şeylerdir. (s. 143) Dört İncil’den her biri, çeşitli olaylar nakleden önemli bir sayıda öykü ihtiva eder. Sadece bir incile mahsus olan öyküler, yer yer ciddi sorunlara yol açar; şöyle ki, öykünün konu edildiği olay büyük bir öneme haiz olunca, olaydan yalnız bir tek İncil yazarının söz etmesi insanı şaşırtır. Mesela, dirildiği günde İsa’nın, göğe çekilişi hadisesi. Diğer taraftan pek çok sayıda olay vardır ki, iki veya daha fazla İncil yazarı onları birbirinden farklı ve bazen çok farklı şekilde anlatıyorlar. Çoğu kez Hristiyanlar, bu çelişkilerin varlığı karşısında şaşa kalırlar. Zira kendilerine İncil müelliflerinin, İncillerde hikaye ettikleri olayların görgü tanığı oldukları hususunda emin olmaları tekrar tekrar söylenmiştir. (s. 158 ) İsa’nın havarilerle birlikte yediği en son yemeğe nispetle zaman içindeki yerini, ilk 3 (Matta, Markos, Luka) incileri ile Yuhanna İncili farklı şekilde tayin ederler.(s 159) Matta, Luka ve Markos, İsa’nın yaptığı duayı nakleder ki, bundan da Yuhanna söz etmez. Yuhanna incilinin Kudas müessesesine hiç temas etmeyişi önemli bir husustur. (s. 160 ) Suyu şaraba dönüşmesini sadece Yuhanna haber verir. (s. 163 ) R.P. Roguet, İncil’e giriş ( s.182) adlı eserinde,: “İsa’nın kabrine gelen kadınların isim listesi, ilk 3 İncil’de birbirini tutmuyor.” der. (s. 164 ) Luka’da, İsa’nın Paul’a görülmesi haberi ile Paul’un bizlere konu ile ilgili verdiği çok kısa haber de birbirini tutmamaktadır. (s. 165) Roguet: “İncillerde ki bu söküklük, bulanıklık, bu düzensizlik bana güven vermektedir. Zira bütün bunlar ispat ediyor ki, İncil yazarları eserlerini elbirliğiyle yazmamışlardır.” (s. 166 ) İsa’nın göğe çekilişini ne Yuhanna ne de Matta rivayet eder, olaydan bahseden sadece Markos ile Luka dır. (s. 167) Dört incilin genel oluşumu (II/451) adlı eserde şöyle denir: “Aslında fiziksel manada bir göğe çekiliş olmamıştır.” (s. 168 ) İsa’nın havarilerle yaptığı son görüşmelerine hikaye eden tek incil yazarı Yuhanna’dır. İsa’nın manevi vasiyetini kapsayan veda konuşması Matta, Markos ve Luka da tümüyle yer almamış olması nasıl izah edilebilir? (s. 170 ) Kannengiesser’e göre ‘toplumlararası mücadeleden doğma kitaplar’ olan incillerde İsa’ya dair nakledilen hususların ‘artık dış görünümlerine itibar edilmez.’ Kudüs kitab-ı Mukaddes okulu çalışmaları ( Benoit ve Boismard) “İncillerin birçok yerinde artık doğrudan doğruya İsa’nın sesini işitme umudunu kesmelidir” diye İncil okuyucusuna ikazda bulunurlar. İnciller, İncil yazarlarının taşıdıkları zihniyet hakkında bilgi vermektedirler. İsa’nın yaşamış olduğu bazı olayların, İncil yazarlarında, kişisel bir düşünceyi savunmak amacıyla kılığı değiştirilerek nakledilmiş olduğuna niçin hayret edelim? İnciller arasındaki apaçık çelişkiler, gerçeğe benzemez durumlar gösteriyor ki, İnciller, yegane kaynağı insan hayali olan bir çok bab ve parçalar ihtiva etmektedirler. ( s. 178-179 ) Batıda İslamiyet hakkında yanlış fikirlere dayalı gerçek dışı o kadar çok yargılarda bulunulmuştur ki, hakiki islamiyetin ne olduğu hususunda fikir sahibi olmak çok güçtür.  (s.183 )

‘Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında bir diyalog için yönlendirmeler’ başlıklı bir belge, Vatikan Hıristiyan olmayan Milletler sekreterliğince 1970 yılında yayınlanmıştır. (s. 185 ) ‘En çok dikkat çeken önyargılarımızdan kendi kendimizi kurtarma’ başlığı altında. (s. 186 ) şu maddeler sıralanır; “Kadercilik, İslamiyet’in korku dini olduğu, Cihat,  İslam’ın uyuşuk bir din olup, Müslümanların yeni çağın buluşlarına ayak uydurma yeteneğinden yoksun bırakması” gibi peşin hükümler sıralanır.(s. 187 -189 ) 8. ile 12. asırlar arasındaki büyük bir sayıda araştırma ve keşifler İslam üniversitelerinde yapılmıştır. Kurtuba’da halife kütüphanesi 400.000 cilt kitap ihtiva etmekteydi. O zamanda çeşitli Avrupa ülkelerinden ilim tahsili için Kurtuba’ya gidilirdi. İlimlerde, Arap kültürüne ne kadar çok şey borçluyuz. İlim, Uluslararası bir özelliğe ilk defa İslam üniversitelerinde kavuşmuştur. O devrin insanları, şimdiki insanlardan daha çok dindar idiler.(s. 192) Bugün batıda bilimsel bir çevrede tanrıdan söz etmek gerçekten gülünç bir şey gibi görülmektedir. Tıpta Nobel armağanı kazanmış bir ilim adamı kitabında şu görüşleri ileri sürer: ” Birkaç temel element yardımıyla canlı madde, kendi kendini tesadüf eseri yaratabilmiştir. Organik canlı varlıklar çeşitli dış tesir altında teşekkül edebilecektir. (s. 193 )

Eski müfessirler bir kaç manaya gelebilen bir kelime yahut cümlenin hakiki manasını kendi devirlerinde anlayamamış olabilirler. Bugün ancak fen bilgilerimiz sayesinde ortaya çıktığı için, onlar bu manayı o zamanda kavrayamamış olabilirler. (s. 196 )

Kur’an’ı incelemeye başlarken İslamiyet’e dair hiçbir inanç beslemiyordum. İncelemeyi tam bir tarafsızlıkla yapmaktaydım, okuldan bana Müslümanlardan değil, Muhammedilerden söz edilirdi ki, bu tabirle bir insan tarafından kurulmuş olan dine mensup insanların söz konusu olduğu belirtilmek istenirdi. İslami konuda kendim de çok cahildim. (s. 197) Kur’an’da çok sayıda tabiat olaylarının tasvir edilişi, asrımızda sahip olunabilen ve fakat Muhammed devrinde hiç bir insanın en ufak bir fikri olamayacağı olağanüstü bilimsel kavramlara uygun düşmekteydi. (s. 198) Arap Yarımadası’nda oturan bir insanın bazı konularda kendi asrından 110 asır ileri bir kültüre sahip olmuş bulunabileceğini düşünmek için hiçbir özel sebep yoktur. Kur’an’ın nüzulü devresinde, o devin fen bilimlerinin asırlardır durgunluk safhasında olduğu kesinlik kazanmış bir husustur. (s. 199 ) Ayetlerin doğru olarak tercüme ve tefsir edilebilmesi için sadece geniş lisan bilgisi yeterli değildir, lisan bilgilerinin yanı sıra çok yönlü fen bilgilerine de sahip olmak gerekir.(s. 200 ) Batı ülkelerinde, Muhammed kitabı mukaddes’ten yararlanarak Kur’an’ı yazdığı görüşünü ileri sürmede birleşmektedirler. (s. 204 )

İsa için İnciller neyse hadis mecmuaları da Müslümanlar için odur. (s. 205 ) Hadislerin yeniden ele alınması ve ciddi bir tenkide tâbi tutulması zorunlu olmuştur. (s.208 ) Kur’an hem ezberden okunmuş hem de vahiy katiplerince yazılmıştır. İncirlerin sahip olmamış bulundukları bu iki yönlü muhafaza usulüne, Kur’an daha başlangıçta sahip bulunuyor. Metinleri ezberden okuma işi, okuyucuların birbirlerini kontrol edebilmeleri bakımından büyük bir avantaj sağlar. (s. 209 ) İlk nazil olan ayetlerden olan Alak suresinde, “Öyle bir rab ki kalemle öğretmiştir.” buyrulur ki, Muhammed Hamidullah, Bu ilk vahiy “Kur’an’ın yazıyla muhafaza edilmesinde peygamberlerin gösterdiği ihtimamı izah etmektedir.” demektedir. (s. 210) Peygamberin hicret’ten çok önce, o zamana kadar nazil olmuş metinleri yazıya geçirdiğine, hicret’ten önce nazil olan iki sure işaret etmektedir: Abese, 15-16: “Kuran, yazıcıların ellerindeki tertemiz ayetlerdir.”; Kur’an arıtılmış sahifelerdendir yazıcıların ellerinde. Furkan, 5. ayet: “Kur’an’ı başkasına yazdırıyor.” Hatırlamak gerekir ki Muhammed ümmi idi. Kur’an’ın Muhammed’in sağlığında yazıya geçirildiğini Kur’an’ın kendisi haber vermektedir. (s. 212 ) Kur’an metninin yazı ve hafıza vasıtasıyla çift muhafaza metodu, değerli bir metod olarak kendini göstermiştir. (s.213 ) Ebubekir’den sonra mushaf Ömer’e, Ömer’den de kendi kız ve peygamberin dul kalan hanımı Hafsa’ya intikal etti. (s214) Kur’an’da ele alınan birçok konular kitapta dikkate alınmadan serpiştirilmiş durumdadır. (s. 216 ) Kur’an’ın açık bir fikir edinmek için birçok surelere dağıtılmış haldeki ilgili ayetleri bir araya toplamak gerekmektedir. (s. 217 ) M.S. 16. Yüzyıl müfessirlerinden Ebu’s-Suud; yaratılışa, her zaman kullandığımız anlamdaki günler halinde değil, ‘dönemler’ halinde gerçekleşmiş gözüyle bakmalıdır. demektedir. (s. 221 )

Kendi ekseni etrafında dönmekte olan bir gaz kütlesi yoğunlaşarak kasılmış ve bu gaz kütlesi parçalanarak Güneş ve içerisinde dünyanın da bulunduğu gezegenlerin teşekkülüne yol açmıştır. (s. 236 ) ‘Kur’an anatomi alanında hayreti mucip birtakım açıklamalar ihtiva ediyorsa, bunun nedeni Arapların bu konularda çok alim olmalarıydı.’ der oryantalistler. Halbuki bu kişiler ilmin ilerleme devrinin Kur’an’ın nazil olduğu dönemden çok sonra gerçekleştiğini unutmuş görünüyorlar. (s. 246) Güneş, kendi adını taşıdığı sistemin tek yıldızıdır. (s. 255) Enbiya, 33. ayet: “O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” ve Yasin, 40. ayet:” Her biri bir yörüngede yüzerler.” indiği dönemindeki inanca göre, yer sabit Güneş onun etrafında dolanmaktaydı. (s. 257) Felek kelimesi eski Kur’an müfessirlerinin zihinlerini karıştırmıştı. Müfessir Taberani, ” bilmediğimiz zaman susmalıyız.” (XII/15) der. Kur’an’ın ayetlerinde yepyeni bir kavram vardı ve bu kavram asırlar sonra ancak aydınlığa kavuşturacaktı. (s. 258) 365 günlük jülyen takviminde yılları süresi tam değildir, O yüzden her 4 yılda bir bu süre düzeltilmeye (artık yıl) muhtaçtır. (s. 259) Galaksi kendi ekseni etrafında Güneşle birlikte bir tam devrini hemen hemen 25.000.000 sene de tamamlar ve bu hareket esnasında Güneş, saniyede yaklaşık 250 kilometrelik bir hızla yer değiştirir. (s. 260 ) MÖ. 6. asırda Pitagorcular, yer kendi ekseni üzerinde döner kuramını savunuyorlardı. (s. 262 ) Güneşin alemin merkezi olduğunu tasavvur etmekteydiler. (s. 263 ) Zariyat suresi 47. syette ise evrenin genişlediği ifade edilmekte idi. Evsa’a fiili, bir şeyi genişletmek, yaymak, daha geniş alanlı kılmak demektir. (s. 270 ) Zevc (çoğulu ezvac) kelimesi, karı koca için olduğu gibi ayakkabılar içinde kullanılır. (s. 304 )

Mutton -bird- adlı kuşun kat ettiği 25.000 kilometre uzunluğunda 8 şeklindeki yolculuğu için verilen karmaşık direktiflerin kuşun sinir hücrelerinde programlandığı görülmektedir. (s. 313 ) Matta ve Luka İncillerinden İsa’ya baba tarafından ve üstelik birbirinden farklı soy kütükleri vermişlerdir. (s. 338 ) Kitab-ı Mukaddes, tüm günahkar insanlığı cezalandırmak üzere dünya çapında bir tek Nuh tufanından söz ederken, bunun aksine Kur’an, adı sanı belli kavimlerin çarptırıldı birçok cezaları zikretmektedir. (s. 344 ) Kuran’da Nuh tufanı özel olarak Nuh kavmine mahsus olan bir ceza olarak takdim edilmektedir. (s. 345) Kur’an’daki Musa’nın çıkışı kıssasını teşkil eden öğeler birçok surelere serpiştirilmiş durumda olduğundan bunları, yerli yerine oturtmak gerekir. (s. 353) İncilleri yazan kişiler naklettikleri sözlere bizzat tanık olmuş değillerdir. (s. 387) Kur’an Müslümanlarca ezberlenmiş ve Muhammed’in sağlığında yazıyla tespit edilmiştir. Sıhhat açısından Kur’an’ın hiçbir sorunu yoktur. Kur’an, çelişkilerden masun olduğu gibi, çağdaş bilim verileri ile de bağdaşır. (s. 389 ) Kur’an, Allah’tan nazil olduğu gibi değişmeden korunmuştur. (s. 390)

Dr. Maurice Bucaille, Müsbet ilim yönünden Tevrat İnciller ve Kur’an

Pozitif ilimler, Tevrat, İncil ve Kur’an Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık