İslami düşüncede oryantalist etki

Resim bulunamadı

İslam medeniyetini yok sayıp, tarihi köklerinden kendilerine yeniden bir medeniyet kurma hayali, bağımsızlığını kazanan hemen hemen Tüm İslam ülkelerinde yaşatılan ve sonradan üretilmiş bir ideolojidir! (s. 9-17)

Yöntemi ile, yargılarıyla, doğulu ve batılı araştırma konuları ile reform adına Mısır’da uyulması istenen batılı düşünce, Avrupa’da 19. asrın düşüncesinden başka bir şey değildir. Avrupa’nın 19. asır düşüncesi, materyalist ve pozitivist düşüncedir. (s. 17) Bu düşüncenin sonucu Avrupalılar, sanayileri için birinci derecede gerekli olan hammadde uğruna, İslam alemini, Asya ve Afrika ülkelerini sömürerek soyup soğana çevirmişlerdir. Bu düşünce, maddi gücü ve teknolojik ilerlemeyi yüceltmeye, insanlık tarihini ekonomik olarak yorumlamaya yani, tarihi materyalizme dayandığı gibi insanlık idealizminin ve manevi, ahlaki, dini şeyleri göz ardı etmeye dayanmaktadır. (s. 18)

Haçlı hareketini rahatlatmak için oryantalizm, bilimsel araştırma, düşünceyi tanıma ve insanlığın geçmiş kültürünü koruma maskesi altında, çok boyutlu araştırmalara koyulmuştur. Avrupalılara göre İslam, şehvet dinidir ve hayvanca barbarlıktır. (s. 19) Oryantalistlerin İslam’a beslediği kin ve nefret kadar başka kültürlere düşmanlık beslemezler. En meşhur Avrupalı oryantalistler bile, İslam’la ilgili yazılarında bağnazlık ve tarafgirliğin kurbanı olmaktan kurtulamamışlardır. Birçokları için İslam, yargıcın karşısında duran bir sanık durumundadır. Oryantalistlerin tutumu bize, engizisyon mahkemelerinin tutumunu hatırlatmaktadır.(s. 20) Oryantalistler her araştırmalarında sonucu önceden kararlaştırmışlardır. Onlar prensip olarak varmak istedikleri sonuca ulaşmak için şahitlerini kendileri seçerler, şahitleri bile bile tevil ederler. (s. 21) Oryantalist Nicolson, ” Muhammed, kendisi insan olduğundan etkilenerek İsa Mesih’in tanrılarını inkar etmiştir. Kendini tasavvur ederken İsa’nın derecesine yükselip onun gibi ilah olduğunu tasavvur edememiştir.” demektedir. (s. 22) Onlar İslam’ı, kendi anlayış ve düşünce değerlerine göre değerlendirir ve mahkum ederler. Onlara göre, Müslümanların egemenliği zaten kılıç ve kuvvet yoluyla olmuştur. Bu egemenlik ve üstünlüğü çok kısa süreli olmuştur. (s. 24) İslam’ın hukuk ve öğretileri üzerinde ısrar etmek, hayattan kopmak, medeniyetin imkânlarından yararlanamamaktır, görüşündedirler. (s. 25) İslam’ın kendisini evrimselleştirmesi gerekir, derler. İslam’ın evrimselleşmesi için Müslümanlar, Hıristiyanlıktan yararlanmaları gerekir. Bunun için devletler bazında ilişkileri düzenlemeye kalkışmamaları, zekat diye bazı oranlarda malları almayı düşünmemeleri gerekir, görüşündedirler. (s. 26) “Yahudi ve Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız, dediler. De ki; doğruya yönelmiş olan ve müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine uyarız.” (Bakara, 135) Oryantalizmin ana hedefi, bütün çabası Kuran’ın insan sözü olduğunu kanıtlamak üzerinedir. (s. 31) Hem fertler arası ilişkileri düzenleyen hem de nefis tezkiyelerini sağlayan bir din olarak İslam, batılıların belirlediği din standardının dışına çıkmaktadır. Ne tuhaftır ki İslam hakkında verdikleri bu hükmü, mesela Yahudilik için batılılar uygulamazlar. (s. 57) İngiliz oryantalist Alfred Guilliame, el-Islam (s. 67) adlı kitabında şöyle söylemektedir: “İslam’ın getirdiği ve miladi 7. asrın şartlarına göre inen emirler, yasaklar ve mekruhlarla, sonra gelecek milyonların hayatını idare etmenin amaçlandığını kim kabul eder?” Mısır, el-Cumhuriyye gazetesinin, Eylül 1955 tarihli sayısından bir haber: Kahire ve Aynı Şems üniversitelerinde bazı öğrenciler, ‘Din afyondur.’ diye bağırmıştır. Kahire de, edebiyat Fakültesi’nde, ‘metafizik hurafedir’ içerikli kitap okutuluyordu. (s. 100) 18. asrın sonra ermesi ile aydınlanma çağı da sona erdi. 19. asır, pozitivizm çağı olarak ortaya çıkar. (s. 127)

Marks’a göre her şey, kendini yıkacak zıttını içerir. Kapitalist toplumlar yıkılacak ve zıttı olan komünist toplum dönüşecektir. (s. 138) Marksizme göre her şey kendini yıkacak zıttını içerdiğine göre, bu kural komünist toplum içinde geçerli midir? (s. 139) Marksizm, zıtlık prensibini toplum için uygulamayı tercih etmiştir. Derebeylik yıkılmıştır, feodal toplumdan sonra Kapitalizm doğmuştur. Yeni toplumda işçi sınıfından oluşan tek sınıflı sosyalist toplum olacaktır. (s. 141) Marksizm, Avrupa’da hayatın içerdiği istikrarsızlık ve huzursuzluğun baskısı altında ortaya çıkan bir olaydır. (s. 149) Marksizm’in kendisi de ‘inanmaya’ çağırmakta, ikna yolu ile değil, baskı ve şiddet kullanarak kutsallaştırmaya layık gördüğü şeyi, insanların da kutsallaştırması istemektedir. Kendisi, devleti tanrılaştırmak ve ona tapmaya çağırmaktadır. Bilim mihrabında secdeye çağırmaktadır. (s. 153) Politbüro’ya bir kutsallık ve itibar elbisesi giydirilmektedir. Marksizm, bir ibadete çağırır. Tanrısı da, devlettir. Kilisenin tanrısını inkar ederken, kendisi de, ne hissedilen ne de görülen devlet ve topluma tapmaya çağırmaktadır. ( s. 154) Komünizmin, halkların özgürlük ve bağımsızlığını teşvik etmesi, bu halkların bölünüp parçalanmasına sonra da şu veya bu şekilde üzerine çullanmaya hazırlık içindir. (s. 155) Devletin kanunlarını ancak toplumdan bazı fertler uygulayacaktır. Bunlar da, Darwinizm yasasına göre, yönetici olmak için tabiatın seçtiği üstün kişilerdir! Yani, bir avuç tekelci, devleti ele geçirecektir. Bunlar ancak, bir avuç kapitalist tekelcinin karşıtı tekelcileridir. (s. 156) Kapitalizmin politbürosu, sermayederler; Komünizmin sermayedarı, politbüro’dur! Fark (!) bu kadar! Marksizm’e göre, sadece devletin yaşaması gerekir. (s. 158) Sınırsız özgürlük adına, kadını zevk ve üretim aracı yapılması Komünizmin işlediği konulardandır.(s. 185) Komünizmde üretimlerin niteliği değil, niceliği önemlidir. Nasıl üretildiği değil, ne kadar üretildiği önemlidir. Polis ve dikta yönetimi olduğu için, fertlerde birbirinden çekinir ve kimliklerini gizlemek zorunda kalırlar. (s. 189)

İslam prensiplerden oluşur. Bu bakımdan herhangi bir yer, nesil ve zamanla sınırlı değildir. (s. 202) Haçlı emperyalizmi, İslam ülkelerinde bağımsızlık çabalarına göz yummak için bölünmeyi daha da büyütecek bir takım şartlar oluşturmuştur. Mesela, 1938 yılında Montrö Anlaşması’nda Mısır hükümetinin laik batı hukukunu uygulaması şartı gibi. Hedef, toplum hayatında İslam’ın alınmaması ve öğretilerinin uygulanmamasıdır. Kurtuluş hareketleri, İslam’ı toplumsal hayattan soyutlama ve ayırma hareketlerine dönüşmüştü. 1936 tarihinde Mısırlı yazarlardan biri, “Artık İslam’dan ve Arapça’dan tümüyle kurtulmanın zamanı geldi”, 1938 yılında ise, ” batılıların iyi kötü bütün kültür ve düşüncelerini, eski ve yeni dillerini harfiyen öğrenmenin tam zamanı olduğunu” söylemektedir. (s. 204)

Muhammed İkbal, “dini düşüncenin ıslahı” adlı kitabında, Müslüman’ın aktif maddi hayata girmesi ve hayatından tasavvuf anlayışının uzaklaştırılması gerektiğini vurgular. Emperyalizm, eğitim işlerini eline aldığı andan itibaren, Ezher mezunlarının eğitimin hiçbir kademesinde görev almalarına izin verilmemiştir. Ancak, kendisinin belirlediği eğitim sisteminden geçtikleri takdirde resmi görev alabilecekleri söylenmiştir. (s. 210)

Bütün İslam aleminde, misyonerlik ve oryantalizm emperyalizmin iki ayağıdır. Propaganda ettikleri şeyler ise: Kuran, Muhammed’in yazdığı ve Yahudi ve Hıristiyan kültürü karışımı bir kitaptır, İslam sevgiye değil dünyaya çağırmaktadır, İslam felsefesi Arap harflerle yazılmış Yunan düşüncesinden başka bir şey değildir, Arap harfleri yerine Latin harflerinin kullanılması gerekir!

Mısır’da firavunculuk, Suriye’de ve Irak’ta Asurculuk, Kuzey Afrika’da Berberilik, Suriye ve Lübnan’da Fenikecilik, Türkiye’de Şamancılık’ın diriltilmesi gerekir. Misyonerlik ve oryantalizm aynıdır. Aralarındaki fark şudur: Oryantalizm, araştırma süsüne bürünmüş ve araştırmalarının akademik bilimsel araştırmalar olduğunu söylemiştir. Misyonerlik ise, sadece halk arasında ve halk seviyesinde kalmış, onlara yönelik olmuştur. (s. 218)

Oryantalizm ve misyonerliğin kalıntılarından Müslümanlar kendilerini temizlenmeye çalışmalıdır. İslam’a gölge düşürecek her türlü propaganda faaliyetleri önlenmelidir. Oryantalistlerin İslam aleyhine yaptıkları konuşmaları cevaplandıracak birimlerinin oluşturulması gerekir. Bunun içinde, İslam ansiklopedisi çıkarılmalı, modern fıkıh terimler sözlüğü oluşturulmalı, oryantalizmin yazdıklarını izlemek ve değerlendirip gerekli eleştiriyle yapmak için bir dergi çıkarılmalıdır. (s. 222)

Misyonerliğin hedefi: Oryantalizm, ortama göre şekillenen bir çeşit misyonerliktir. Lawrance Brown, “Müslümanlar Arap bir imparatorluk içinde birleşecek olursa, dünya için lanet ve tehlike olabilirler. En büyük tehlike İslam nizamıdır.” der. Papaz Calhon Simon, “İslam Birliği, Arap halkların Avrupa’nın egemenliğinden kurtulmalarına yardımcı olmaktadır. Onun için misyonerlik bu hareketlerin önlenmesinde büyük bir etken olmuştur. Çünkü misyonerlik, Avrupalıları cazip bir aydınlık içinde göstermeye çalışmaktadır.” demektedir. Misyonerlik, aynı zamanda Müslümanların sömürülmekte olduğu ülkelerde, emperyalizmin çıkarları için tehlike oluşturmalarını da önlemeye çalışmaktadır. (s. 223) İslam’a giripte, sonra Hristiyan olan hiçbir millet yoktur. Oryantalist Alman Becker, “Hıristiyanların İslam’a düşmanlığı vardır.” demektedir. (s. 224)  Misyonerler, eğitim yolu ile yabancı egemenliğine karşı çıkmayan doğulu kişilikler yetiştirmeye çalışmaktadır. (s. 225) Guillimain, Fransa tarihi (s. 8, 81) isimli kitabında, “İslam dininin kurucusu Muhammed, mensuplarına bütün dünyayı egemenlikleri altına almalarını emretmiştir. Halbuki Hıristiyanlar sevgi ve iyilikleri ile insanları kazanmışlardır.” (!) demektedir.

Avrupalıları oryantalist çalışma yapmaya sevk eden sebeplerin başında dini sebepler gelmektedir. Zaman geçtikçe oryantalist çalışmaların alana genişlemiş ve Arapça ve İslam dışında başka dinler ve dilleri de kapsamıştır. (s. 229) Emperyalizm, İslam aleminde nüfusunu sürdürmek ve rahat bir şekilde yerleşmek için misyonerlik ve oryantalizmi araç olarak kullanır. Oryantalizmi hazırlayan başka sebepler, ticaret ve siyasettir. (s. 230) Oryantalizm çalışmaları genel olarak, Müslümanları yıldırmak, kendilerine olan güvenlerini sarsmak ve ruhi çöküntüyü sağlamak konusunda odaklanmıştır. Amaçları, Müslümanların bu şekilde, batının maddeci medeniyetlerine boyun eğmelerini sağlamaktır. ( s. 131) 1787’de Fransızlar, 1823’de İngilizler, 1842’de Amerikalılar ve daha sonra İtalyan, Avusturya ve Rusya da oryantalist topluluklar kurulur. (s. 232) Oryantalistlere finansal sağlayan kuruluşların başında, Rockefeller Vakfı ve Ford Vakfı gelir. (s. 234) Oryantalistlere göre İslam, şeytanın işidir, Muhammed yalancı, Kurnaz ve İsa düşmanıdır. Müslümanlarda vahşi ve barbar yaratıklardır. Hıristiyanlık dünyasında, Haçlı Seferleri yerine başka bir yol bulunmuştur. 1312 yılında misyoner Raymont Lull, Yüksek Öğrenim bölümünde Arapça derslerine başlamıştır. Peter The Venerable, Kuran’ı Latinceye tercüme ettirmiştir. ( s. 237)

Cambridge Üniversitesinde Arapça kürsüsünü açan kişiler gayelerini, 9 Mayıs 1936 tarihli resmi yazıda şöyle açıklamaktadırlar: ‘Hedefimiz, Doğu ülkeleri ile yapılacak ticaret yolu ile devlete ve krallığa yararlı bir hizmet yapmak ve kilisenin sınırlarını genişletmektir.’ ( A. J. Asbesry, The Cambridge Scholl of Arabic, s. 8)

Siyasi işgal ve emperyalizmi ondan daha kurnaz ve yıkıcı kültür emperyalizmi izledi. Oryantalist eğitim ve misyonerlik, Müslümanların yaşadıkları hayat hakkında şüpheler yayma görevinde işbölümü yaptı. (s. 239) “İslam’ın kaynağını, yani Yahudilik ve Hıristiyanlığın tarihi etkisini itiraf etmesi gerekir.” der Montgomery Watt. ( İslam and the Intefration of society, s. 293) Oryantalistler ve özellikle Protestan olanlar, şu veya bu dinde reform düşüncesinden kendilerini bir türlü kurtulamamışlardır. (s. 262) Birçok İslam ülkesinde reform düşüncelerinin, Hıristiyan siyasi ve askeri nüfuzla beraber veya onun neticesinde ortaya çıktığı, acı bir gerçektir. (s. 265) Oryantalistlerin anlattıkları Muhammed, hayallerinde canlandırdıkları Muhammed’dir. (s. 273) 

.

Muhammed el-Behiy, İslami düşüncede oryantalist etki

İslami düşüncede oryantalist etki Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık