Hz Muhammed’in Peygamberliğinin İspatı

3 hafta önce
Hz Muhammed’in Peygamberliğinin İspatı

Beni Müslüman yapan delilleri, Ben Müslüman olduğumda bu eserdeki kadar delil bilmiyordum. Bu eser Hz Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin nübüvvetini ispat etmek gayesindedir. Naçizane kanaatim kıyaslamalarla İslam’ın ispatlanabileceği yönündedir. (s. 14) Sahabeyi Müslüman yapan deliller neydi? Bu ince noktayı yakaladıktan sonra her türlü delil, imanımızı takviye edecektir. (s. 15)

Eser’in tüm taslağı, neredeyse her seferinde tekrar değişti. Nihayet bunun, engellenebilir bir durum olmadığı kanaati bende hâsıl oldu. (s. 17)

Veri aktarımını, oryantalist veriler üzerinden yaptım. Bu sayede, tarihi veriye karşı güven problemi yaşayan bir arkadaşımızın, en azından bu verinin Müslüman olmayan yazarlarca da kabul edildiğini bilmesi güven oluşturacaktır. Bu bağlamda çoğu alıntımız düşmanın itirafı mahiyetindedir. (s. 19)

Kur’an’ın yazılması Nebi yaşarken vahiy kâtipleri tarafından yapılıyordu. (s. 24) Kur’an tahrif edildiyse neden ashap arasında bu konuda bir savaş çıkmadı? (s. 29) Emeviler Kur’an’ı tahrif etselerdi onları yıkan Abbasiler, tahrifi yedi cihana duyururlardı. Abbasiler Kur’an’ı tahrif etselerdi Endülüs Emevi Devleti Kuranı tahrif ettiğini ilan ederdi. (s. 30) Kur’an -haşa- tahrif olsaydı halkın da sürekli namazda okuduğu musafın tahrifinden haberdar olacağını düşünmek gerekir. Hz Ali’yi -haşa- kafir ilan eden haricilerin nasıl Kur’an tahrif edilir de, tek bir ses dahi etmez. Hz Muhammed’den 200 yıl sonra doğan Kadı Abdulcabbar’ın şu tespitleri önemlidir: “Rasulullah’ı yalanlayan kitaplar İslam Devleti’nin en güçlü ve en hakim olduğu dönemde yazıldı. Ravendi, El-Kindi, Er- Razi…gibi İslam düşmanlarının eserlerini sen, bu kitapların bir harf bile değiştirmeksizin sıra sıra Müslümanların dükkanlarında açıkça sergilendiğini görüyorsun. Müslümanlar onları eleştirmek ve cevap vermek için neşrediyorlar.” (s. 32)

Bugün Türkiye’deki Kur’an metinleri 604 sayfa olarak basılmaktadır. (s. 38) Jonathan M. Bloom: 7. yüzyıl başlarında Arabistan’da da kâğıt bilinmiyordu. Kahire Mushafı sayfa kalınlığı 40 santimetre olan 80 kilogramlık bir deri mushaftır. (s. 39)

Hicri 0-100 yılları arasında Mushaflar (Kitapta 42-78. Sayfalar arasında verilen Mushaflardan bazılarının) listesi: Topkapı Mushafı: Deri üzerine kûfi hatla yazılmıştır. 2 varak (sayfa) eksiği mevcuttur. (s. 42) Tiem Mushafı: Elimizdeki mushaftan 3 varak eksiktir. Deri üzerine, kûfi hatla yazılmıştır. (s. 43) Birmingham nüshası: Elimizdeki mushafın yaklaşık 60 sayfasına denk gelmektedir, karbon testinde 568-645 ağırlığına tarihlendirilmesi açısından kıymetlidir.(s. 45) Londra Mushafı: Kur’an’ın %59’unu içermektedir. Elimizdeki Mushafın 356 sayfasına denk gelmektedir. Dutton, Bu metnin Hicri 30-85 arasında tarihlendirilmesinin uygun olacağını söylemiştir. (s. 46) Paris Mushafı: Elimizdeki mushafın %46’sını içermekte ve 277 sayfasına denk gelmektedir. François Deroche, Mushaf’ın 649-675 yıllarına ait olduğunu ifade etmiştir. (s. 47)  Kodex Wetzstein ll 1913- Berlin: Kur’an’ın %85’ini içermekte ve elimizdeki Mushaf’ın 513 sayfasına denk gelmektedir. %72,8 ihtimalle 662-714 tarihleri arasına aittir. (s. 53) San’a mushafı: Kur’an’ın %86’sını içermektedir. Elimizdeki mushafın 520 sayfasına denk gelmektedir. (s. 55) Taşkent Mushafı: 378 varaktan ibarettir. Karbon testi, 640-765 tarihleri arasında ait olduğunu göstermektedir. (s. 65) Kahire Mushafı: Ağırlık 80 kilogramdır. Elimizdeki mushafların yaklaşık 602 sayfasını içermektedir. Tayyar Altıkulaç “musafın I. asrın 2. yarısına ait olduğunu söylemek mümkündür.” demektedir. (s. 69) MS.139 (Cairo); MS. Arabe: 306 varaktan oluşmaktadır. Karbon test sonucu, %95,2 ihtimalle 609-694 arasını göstermektedir. (s. 70) Mefi Mushafı (Kahire İslam Sanatları Müzesi 21145): Kur’an’ın %85’ini içermektedir. Hicri I. asra ait olduğu anlaşılmaktadır. (s. 71) Ms. R.20- The Our’an of Sayyida Umm Malal: Yazma 2400 varaktır. %95 ihtimalle 650-764 tarihleri arasını gösterir. Karbon testi sonucu, Hz. Osman döneminin 6. yılı ile Abbasiler döneminin 14. yılı arasındaki zaman dilimine ait olduğuna işaret edilmektedir. (s. 74) Codex Mushafı Kur’an metninin %9’dan 9’unu içermektedir. Hicri I. yüzyıla ait olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. (s. 75) “Bir mushafta olmayan kısım, diğer mushafta mevcuttur. Kur’an’ın tamamını ya da büyük çoğunluğunu içeren pek çok yazma mevcuttur.” İlk 100 yıla nispet edilen çeşitli ebatlarda 44 yazma Metin, 7 adet tek sayfalık varak, inanılmaz bir rakamdır. Kabaca bir hesaplama ile 2-3 yıla bir Mushaf gibi bir ortalama karşımıza çıkmaktadır. Tayyar Altıkulaç “birbirinden çok uzak coğrafyalarda ve birbirini görmemiş kâtipler tarafından istinsah edilmiş” bu nüshalar bize göstermektedir ki, sayfalardaki satır sayıları ayrı da olsa muhtevaları aynıdır. Yani “nereye gitsek aynı mushafla” karşılaşılmaktadır. (s. 80) İncelediğimiz Mushaflardaki ayetlerin tertibi, elimizdeki Mushaflarla aynıdır. Aynı Yüzyıl içerisinde çeşitli dönemlere ait olduklarını gösterdiği bu mushaflar arasında fark olmaması, vehim ortaya atmaya çalışanlara susturucu bir delil olacaktır. Yeryüzünde, böylesine çok ve erken döneme ait yazması olan başka bir metin daha yoktur. (s. 81) Bulunan Mushafların kıraatlerle uyumlu olması  Kur’an tarihi kaynaklarının güvenilirliğini de göstermiş olur. Yazmalar; hafızların ezberleri, eski tarihi kaynaklardaki bilgiler ve akli delillerle uyumlu çıkmıştır. Bu, yeryüzüne hiçbir metninin ulaşamayacağı bir tarihi güvenirlik seviyesidir. (s. 82) Kâtipler tarafından, birbirinden uzak bölgelerde istinsah edilmişlerdir. Katiplerin birbirlerinden etkilenmedikleri açıktır. Bir ayet, birinden nasıl yazılmışsa, diğerlerinde herhangi bir farklılık olmaksızın aynı şekilde yazılmıştır.

Corpus Coronicum: Oryantalistlere ait bir web sitesi olup onların el yazması mushaflarla ilgili çalışmalarını içermektedir. (s. 83)  

Tevbe suresinin son iki ayetinin web sitesinde çıkan yazmalarının yaklaşık tarihlendirilmesi şöyledir: 606-649. Bu yazmalar %60 ihtimal Hz Muhammed döneminde yazılmıştır, %5 ihtimal Hz Ebubekir dönemine ait, %24 Hz Ömer dönemine ait, %11 ihtimal Hz Osman döneminin ilk 5 yılına aittir. Bu durum dahi Reşat Halife ve takipçilerin iddialarını çürütmek için yeterlidir. (s. 85) Bu metinlerden herhangi birini orijinal kabul eden birisi, nasıl olur da Kur’an hakkında orijinal değildir. gibi bir iddiada bulunabilir? (s. 87)

Sahabe samimiyet ve fedakârlıkla iman ettiler. Kur’an tahrip edilseydi, sahabe topluluğu muhakkak buna tepki gösterirdi. (s. 94)

Lesley Hazleton’a göre baskı olmasaydı bu insanlar, kaçmak için ilk iki defa yerlerini yurtlarını terk etme girişiminde bulunmazlardı. Burada onun kastı, Habeş ve Medine hicretleridir. (s. 97) Akabe’de peygamber, “Bana destek vererek bütün saldırılardan koruyacağınıza ve savunacağınıza dair biat ediniz.” demiştir. Abbas bin Ubade Hazreclilere “bütün dünyaya karşı açtığı savaşları izleyeceğiniz anlamına gelmektedir.” diye hatırlatıyordu. Hazrecliler dediler ki: buna karşı mükâfatımız ne olacak? Hz. Peygamber: Cennet dedi. Bu insanlar samimi olmasalardı bu sayılan fedakârlıkları dünyevi olmayan bir karşılık için yüklenirler miydi? Müslümanların komutanlarının, İran komutanına; “Ssana, sizin hayatı sevdiğiniz kadar ölümü seven bir orduyla geleceğim.” denmekteydi. Bi’rimaune olayında, şehit edilen Haram b. Milhan’ın “Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki ben kazandım” diye haykırmasını, samimi inançtan başka ne ile açıklayabiliriz? (s. 99)

Eğer Kur’an tahrip edilseydi onlar buna neden ses çıkarmasınlar? Zaten Kur’an için her belaya katlanmış değiller miydi? Hangi Bela onların susmasına sebep olabilirdi? Tahrif edilse onlar tüm bu fedakârlıkları neden yapacaklardı ki? Gayrimüslim Kur’an’da hatalı bilgi olabileceğini savunuyorsa bunun, sahabenin fark edemeyeceği şekilde olacağını göstermek zorundadır. (s. 101)

Müşriklerden, Müslüman olan oğullarına işkence edenler mevcuttur. (s. 102) Müslümanların ileri gelenleri, zorlu bir hayat yaşıyorlardı. (s. 104) Hz Ebubekir 23 yıl boyunca her şeyini Nebi (s.a.v.) uğrunda harcamıştır. Armstrong: Ebubekir, boykot yüzünden tamamen batmıştı. (s. 105) Washington Irving: Hz. Ebubekir bir gün iktidarı talep etmemiş, başka sahabeleri kendi aday olarak göstermiştir. Buna rağmen yöneticilik onun olmuştur. (s. 107) Washington Irving: Hz. Ömer’e, oğlu Abdullah’ı yerine tayin etmesini önerdiler. O, gerek yok cevabını verdi. (s. 108) Leone Caetani, “Muhammed ashabı ile devamlı surette temasta bulundu. Kendisini tekmil kusurları ile olduğu gibi gösterdi. Buna rağmen onu yine sevdiler. Takdir ve taziz ettiler. İfk hadisesi Hz. Ebu Bekir Mistah isimli sahabeye maddi yardımda da bulunuyordu. Hz. Ebubekir Mistah’a bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Nur Suresi 22. ayet “vermeyeceklerini yemin etmesinler,  Onlar affetsinler.” Bu ayet indikten sonra Hz. Ebubekir  yemininden dönüp kefaret verdi. (s. 110)  Kendinizi Hz. Ebu Bekir’in yerine koyarak düşünün; Yardım ettiğiniz kişinin ismi, kızınızın iffetine atılan bir iftiraya karışıyor, öfkenize hakim olabilir misiniz? Hz. Ebu Bekir bunu başarmıştır. Bu onun Kur’an’ı olan teslimiyetini göstermektedir. (s. 111 )  

Yusuf suresi 3. ayet “Oysa sen, daha önce bundan haberi olmayanlardandın.” (s. 118) Eğer Hz Muhammed 40 yaşından önce bu kıssaları biliyor ve Mekke ortamında anlatıyor olsaydı sahabeler bundan haberdar olurlardı. İlk Müslüman olanlar, en yakın arkadaşlarıydı. “Bu mesaj, Mekke’de müşriklerin, Medine’de Yahudi ve münafıkların düşmanlığı altında gelişti.” (s.119) Margoliouth: Eğer peygamber, Hristiyan ve Yahudilerin kitaplarında yazılan hikâyeleri anlatmış olsaydı rakipleri, hocasının adını söyleyip kaynakları gösterirlerdi. (Margoliouth, Muhammed ve İslam’ın Yüceliği, s. 130)

Farkında olmayarak yalan söylediği iddiasını çürüten delillerimize Fetanet delilleri, farkında olarak yalan söylediği iddiasını çürüten delillerimize de Samimiyet delilleri adını verdik. (s. 134)  Haberin direkt doğruluğunu ispatlayan delillerimiz vardır ki bunlar, mucizeler dediğimiz şeylerdir. (s. 135)

Duhan suresi 29. Ayet: “Gök ve Yer onların ardından ağlamadı.” Hiyeroglif metinlerinde (S.BM10188) “Diyarlar senin için yas tutar, gökler ve yer senin için ağlar.”  Bu hiyeroglif metni ise 19. yüzyılın başlarında çözüldü, Kur’an, direkt bu metne cevap vermiştir. (s. 140-141) İddialarında tutarlılık gereklidir, Hz Muhammed yaşamamıştır gibi ilginç bir iddianın sahibi, aynı zamanda evlilikleri üzerinden itirazın da sahibi olabiliyor. (s. 142) Özellikle oryantalist yazarlar Bu açıdan ilginç örneklerdir. (s. 143) 23 yıl aralıksız yalan söyleyen bir insan gerçekten ilginç bir karaktere sahip olur. (s. 156) Yunus Suresi 16 ve 17 ayetler: “Kur’an gelmeden önce aranızda uzun bir süre yaşadım, Siz aklınızı kullanıp düşünmez misiniz? Allah hakkında yalan uyduran veya onun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir?”

Samimiyet Delilleri

Muhammed halkını ve toplumunu değiştirmek için kendisinin melekle görüştüğünü söyledi. Bazıları onun -haşa- kadın düşkünü, iktidar heveslisi, olduğunu iddia etmektedir. (s. 157)

Bu yorum sahiplerinin tarihi verilerin büyük bir kısmını görmezden geldiğini, aleyhlerine olan delilleri görmezden geldiğini ortaya koyacağız. Samimiyet delillerinde, çoğunlukla sıradan bir siyasi önderin kendi iradesiyle tercih etmeyeceği şeyleri yaptığını göstereceğiz. (s. 158) “İnsanların sevdiği şeyleri yasakladığı, sevmediği şeyleri emrettiği” sorusunu siyasetten cevaplamak imkansızdır. Reinhart Dozzy: Araplar içkiye düşkünlükleri ile tanınırlardı. İgnaz Goldziher: Huzeylilerin, peygamberden İslam davasına bağlandıktan sonra dahi fuhuşa devam edebilme talebinde bulunduklarını duymamız hiç de şaşırtıcı değildir. (s. 160)

Goldizher: Bu muhalefet, en şiddetli şekilde cinsel ilişkiye ve şaraba konulan sınırlara karşı yöneltilmiştir. Philip Hitti: Arapların gönüllerinde kadından sonra yatan şarap ve kumar bir tek ayet ile hukuk dışı edilmişlerdi. T. W. Arnold: İçki, kadın, cahiliye dönemi Araplarının vazgeçilmezleri arasındaydı, peygamber ise tavizsiz idi. (s. 161) Fuhuş, içkiyi yasaklamanın, orucu emretmenin ne gibi bir siyasi menfaati olduğunu açıklaması gerekir. Hz. Muhammed bu emir ve yasaklarla neden işini zorlaştırsın? Toplumsal bir hareket başlatmaya çalışan bir yalancı olsaydınız bu denli şiddetli mükellefiyetleri mecbur eder miydiniz? Aksine, Hayat tarzlarını olumlayarak arkanızda toplamaya çalışırdınız. Muhtemelen iki içecek vardı: su ve şarap. Şarabın yasaklanması, esasında çoğu kişi için tek içeceğin su olması anlamına geliyordu. Onu böyle davranmaktan alıkoyan irade neydi? (s. 162)  

Sakif, Hevazin heyetlerinin savaş zamanları topladıkları ordu, Hz. Muhammed’in ordusunun iki katı büyüklüğünde idi. (s. 163) Meir Jacob Kister, bu iki kabilenin temsilciler heyetinin namazdan muaf tutulması yönündeki isteğine özellikle dikkat çekmektedir. Peygamberin, namazın olmadığı bir dinde hayır yoktur. Kritik bir anda, böylesine önemli bir kabileye karşı öne sürülen bu şart hangi siyasi gaye ile açıklanabilir? (s. 164) Nisa Suresi 101-103 ayetler, Namaz Şüphesiz insanlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır. (s. 166) Savaş esnasında risklere rağmen terk edilmeyen namaz ibadeti siyaseten nasıl açıklanabilir? Hz. Peygamber toplumdaki baskı ve talebe rağmen, kulluk mükellefiyetinden asla taviz vermemiştir. Muhammed’e muarız yalancı peygamber Müseylime, namazdan muaf tutma vaadi ile kendisine taraftar bulmaya çalışıyordu. Müseylime, “Hediye olarak İkindi namazını sizden kaldırıyorum” demişti. (s. 167) Siyasi menfaat için yalan söyleyenin tavrı, mükellefiyetleri askıya alarak taraftar toplamaya çalışmaktır. Nebi neden tepki çekmesine neden olacak bu mükellefiyetlerle işini zorlaştırdı. (s. 168) Tarih boyunca hangi toplum önderi, özetlediğimiz şekilde, hitap ettiği toplumun değer yargılarına muhalefet edip onları şiddetli mükellefiyetle sorumlu tutarak davetine başlamıştır? Ayrıca sünnetlerle hedeflenen ibadet düzeyi sınırsıza yakındır. (s. 169)  

Tüm bu mükellefiyetlerle haşa bilerek yalan söyleyen bir yalancı peygamberin gözettiği siyasi maksat ne olabilir? Hz. Peygamber, bu mükellefiyetleri, onlara emrettiği gibi kendisi de yerine getiriyordu. Bahsi edilen mükellefiyetleri bir ay yerine getirmeye çalışın. Kendinizi bu sorumluluklardan kaçmak için türlü bahaneler uydururken bulacaksınız. Bugünkü büyük işlerle uğraşan bir toplum önderi, sizce neden böyle bir yükle işini daha da zorlaştırsın. Nebi insanları mükellef tuttuğundan daha fazlası ile kendisini mükellef tutuyor. (s. 170) Söylediği yalanının farkında olan bir toplum önderi, neden böyle şeylerle uğraşsın? “Gecenin bir kısmında kalk, namaz kıl. Bu sadece ona farzdır.” (s. 171) 18 yıl nebi  böyle namaz kılmıştır. Niçin? Haşa, farkında olarak söylediği ve insanları kendisi ile kandırdığı bir yalan için mi? İşte tüm bunlar, samimiyet delilidir. Her emrin bu bağlamda bir samimiyet delili olduğunu düşünürüz. Hiçbir hareket adamı, toplumun tamamının kabul ettiği değerlere, durduk yere muhalefet etmez. Hedefine fayda sağlamayacak, pratik faydası olmayan ve sadece zararı olacak temel şeylere yönelmez, gerilimler, hedeflerine ulaşmasına mani olacaktır. (s. 172)

Ben toplumun değerlerine hedefine ulaşmasına engel olacakken saldırmasını, siyaseten anlamlandıramam. Mükellefiyetler ile pek çok güçlü kişiyi neden kaybettiğini anlatmaları gerekmektedir. Hz. Peygamberin getirdikleri, dönemin hâkim değer yargılarına taban tabana zıtlık arz ediyordu.

Ignaz Goldziher: Muhammed’in getirdiği şeyler, atalarının sünnetine tamamen zıt idi. (s. 173)  Maxim’e Rodinson: Yeni dinin ortaya koyduğu ahlak anlayışının, var olan Arap ahlakında, kökten bir kopuşu temsil ettiği doğrudur. (s. 174) Sıkça söylenen “Muhammed, Arapların değer yargılarına din kisvesi giydirdi, gibi söylemlerin hatalı olduğu”, ortaya çıkacaktır. Dinine, geleneklerine, aile bağlarına ve ahlaki yargılarına da muhalefet ederek nereye varmayı amaçlayabilirsiniz? Üstelik Onların dininde çok daha fazla emir ve yasağın olduğu bir din getirerek!

İzutsu, Kur’an’da Tanrı ve İnsan adlı kitabında şöyle demektedir: Kerim; “cahiliyede, lekesiz bir secereyle şerefli bir ataya bağlanan asil biri” anlamına geliyordu. (s.175) “Allah’ın katında en Kerim olanınız, en takvalınızdır.” Hucurat Suresi 13 ayet. Antik Arabistan’da kimse, bu şekilde Kerem (asalet) tanımına, Takva (Allah korkusu) anlamını vermeyi düşünmezdi. (s. 176) Cömertlik ve mal harcama konusunda Arap değerlerinin ters yüz edildiğini müşahede ediyoruz. Sad b. Ebu Vakkas ölümcül bir hastalığa yakalanmıştım. Ey Allah’ın resulü ben varlıklı bir kimseyim. Bana sadece tek bir kızım mirasçı olacak. Bu yüzden malımın üçte ikisini sadaka olarak dağıtayım mı diye sordum? ‘Hayır!’ cevabını aldım. Üçte biri dahi çoktur. Bu, mevcut Arap ahlakından bambaşka bir ahlak yapısıdır.(s. 177) Cahiliye şiirlerinden kötülüğe karşı iyilik yapılmaz. (s. 178) Ali İmran suresi 134. Ayet, “Onlar öfkelerini yenerler, insanları affederler.” Maxime Rodinson: “Özgür Araplar, hiçbir yazılı kanunla bağlı değildir. (s. 179) Kim kan davasından vazgeçecek olursa ömür boyunca utanca gömülür.” T.W. Arnold: “Dine yeni giren Müslümanlara, o zamana kadar hakir görülen diğer hükümleri, fazilet diye öğretiliyordu. Resulullah bu ahlakı bizzat kendisi de uyguluyordu.” (s. 180)  Ebu Sufyan’ın eşi Hint, amcası Hz. Hamza’nın ciğerini yarıp çıkarmış ve onu çiğ çiğ çiğ yemişti. Hz Muhammed (sav) Mekke’nin fethinde onu affetmiştir. Nebi vahşiyi de affetti. (s. 181) Hz Muhammed’in (sav) kızı Zeynep ve torununu öldürenleri affetmişti. (s. 183) 23 yıl boyunca -haşa- yalan söyleyen siyasi figürün, güç eline geçtiğinde affedici ve merhametli olmasını beklemeyiz. Hz. Muhammed’den sonra gelen toplum, affediciliği kuşanmıştır. (s. 184) Cahiliye Dönemindeki Arap toplumunda kabile bağlarının çokluğu önemliydi. (s. 185) Muhammed atalarına olan abartılı bağlılıklarını bilmesine rağmen hiçbir siyasi menfaat olmaksızın atalarını tenkit etmiştir. Yalan söyleyen bir toplum önderi olsaydı siyasi açıdan kendisine tamamıyla zararlı olan bu durumu anlamlandırmak imkansız olurdu. (s. 186)  

Goldziher İslam’da; İslam olan bütün insanların kardeş olması bunları aşılıyordu. Kabilelerinin kardeşliği, artık fazla değer ifade edemezdi. (s.187) Izutsu: özetle; kan bağı, cahiliye Araplarının toplumsalb anlayışında en belirleyici unsur idi. Maide Suresi 104 ayet: “Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler.” Normalde siyaseten bu söylem bir intihardır, hiçbir toplum önderi, amacına direkt hizmet etmediği için lüzumsuz yere toplumla böyle bir çatışmaya girmek istemez. (s. 189)  T. W. Arnold: Muhammed’in öğretisi, Arapların o zamana kadar çok değer verdiklerine karşı tam bir protesto mahiyetindeydi. (s. 192)  İlginç olan bir nokta Nebi’nin kendi ataları ile ilgili sözleridir. Hem de siyaseten tek koruyucusu konumunda sayılabilecek kendi kabilesini karşısına alma pahasına. Ebu Talip de ölüm alametleri belirdiği sırada Resulullah amcasına kelime-i Tevhid teklif etmeye devam ediyordu. Ebu Talip demekten çekindi. Resulullah; “Allah azze ve celileden senin için af ve mağfiret dilerim” dedi. Bunun üzerine Tevbe suresi 113. Ayet iner: “Peygamber de onların bağışlanmalarını dileyemez.” (s. 193)  Kur’an’ı, Nebi kendisi yazsaydı, Kendi isteği olan bağışlanması için dua etme fiilini neden kendisine men etsin? O halde ortada iki irade vardır. (s. 194) “Anneme mağfiret dilemem hususunda Rabbimden izin istedim, izin vermedi.” (Müslim, Cenaiz, 105,106,108). (s. 195) Atalarına delice saygı duyan bir kavmin atalarını eleştirmekle kalmamıştır, kendi atalarının durumundan da bahsetmiştir. Buradaki sözleri sebebiyle kabilesinin himayesini kaybetmiş ve türlü çeşit zulme uğramıştır. Ölmüş gitmiş insanların uhrevi durumları hakkında yalan söyleseydi hiçbir menfaat kaybı olmazdı. Bilakis Tüm bu zorluklar ortaya çıkmamış olurdu. Neden tüm akrabalarını rahatsız etsin? Haşa, yalancı olsaydı onların cennette olduğunu söylemesi çok mu zordu? Ölüp gitmiş insanların hükmü üzerinden siyaseten güç kaybetmesini sağlayacak ne gibi bir menfaat olabilirdi? Ebu Leheb, Hz. Muhammed kabile bağları gereği onu koruyacağını ilan etmiş ve himayesine almıştı. (s.196) Reinhart Dozy: Ebu Leheb, yeğeninin yanına döndüğünde, babamın cehennemde olduğuna nasıl inanırsın? diye bu çok açık soruyu Hz. Muhammed’e sordu. Hz. Muhammed de aynı açıklıkla yanıtladı, son koruyucusunu yitiriyor ve hayatını tehlikeye atıyordu. Artık evinde bile tehdit altındaydı. (s. 197) Kabilesinin himayesinden çıkmış birisi, Arap yarımadasında tamamen korumasız durumdadır. Himayenin kaldırılmasından sonra Nebiye, işkenceler ve fiili saldırılar çokça artmıştır. Taif’e gidip himaye aramak zorunda kalmış ve orada da malum olduğu üzere şiddetli hakaret ve saldırılara uğramıştır. (s. 198)

Hz Muhammed her ne hedefliyorsa bunu kabilecilik bağı altında yapamaz mıydı? Hitti: Araplardan gayri hiçbir millet, soy kütüğünü bir ilim derecesine çıkarmış değildir. (s. 199) Emile Dermenghem: İbnü Nadir, kölesini döverken “Ebu Mesut bilesin ki, senin bu köleye gücünün yettiğinden çok daha fazla, Allah’ın gücü sana yeter” der peygamberimiz. “Ben ya Resulallah onu, Allah için azad ettim dedim.” (Müslim, Eymen, 34, 35) der Nadir. Hiçbir siyasi önder o çağda böyle bir faaliyette bulunup prim toplayamazdı.(s.  200) Bernard Lewis: Müslüman teologlar ve hukuk bilginleri, hiçbir zaman Doğu tarafından oluşturulan veya Allah’ın köle olmaya mahkum ettiği insan ırkları fikrini kabul etmemiştir. (Levis Ortadoğu’da ırk kavramı ve kölelik, s. 91) Margoliouth: “İslam kardeşliği doktrini insanların atalarıyla övünmesini sona erdirmişti. Tüm Araplar eşitti ya da sadece dindarlıkları ile farklılaşabileceklerdi ve bu takdim ile birlikte tamamen yeni bir dönem başlamıştı.” Veda hutbesinde Arapların Arap olmayana, Arap olmayanın araba Takva dışında bir üstünlüğü yoktur. (İbni Hanbel, V/411) buyrulur. ( s. 201) Bu hadis siyaseten açıklanabilir mi? Bu hutbenin dinleyicileri arasında, Arap olmayan kaç kişi vardı da bu uyarı onlara yapılmıştır diyelim? Toplumsal bilinçaltındaki bu güçlü algıya muhalefetle, sahtekâr ve yalancı dediğiniz şahıs, hangi menfaati elde etmek istemiştir? Hz. Ömer ölmeden önce, Salim sağ olsaydı onu halife yapardım demiştir. Salim (r.a) denilen zat, azatlı bir köledir. Bu esnada Hz. Ömer’in kendi oğlu sağdır. Kısa surede şu toplumun yapısında gerçekleşen bu değişimi nasıl anlayabiliriz? Bir kölenin hilafete layık görüldüğü bir toplum, o çağda hayal edilebilir değildir. Bu İslam’ın başarısıdır. (s. 202)

Philip Hitti: Gassan sarayının son Meliki olan kişi, Müslüman olmuştur. İlk olarak çıktığı haç seferinde, Kâbe’yi tavaf esnasında bir bedeviyi, ihramının eteğine bastı diye tokatlamıştı. Halife Ömer suratına aynen bir tokat indirilmesine razı yahut diyete onu mahkûm etmişti. (s. 203) Artık ayrıcalıklı kişilik yoktur. Mısır valisi Amr b. As’ın oğlu bir Kıpti’yi kırbaçlatıyor. Hz. Ömer, Vali ve oğlunu Medine’ye getiriyor, valinin oğlunu Kıpti’ye kırbaçlatıyor. (s.204) Renan: “Irk ve millet tarafından belirlenen tüm farklılıklar, İslam’a girme eylemi ile ortadan kalkmaktadır. Berberi, Sudanlı, Çerkez, Afgan, Malay, Mısırlı, Nübyalı biri Müslüman olur olmaz, artık Berberi, Sudanlı, Mısırlı vs. değildirler. Bunlar Müslümandırlar. (s. 205)

Philip Hitti: Cyrus, Uvade b. Samit adında bir zencinin başkanlığındaki Müslüman delegasyonu ile karşılaşınca şok geçirmişti. (s. 206) Bugün dahi bir siyahi futbolcu tribünleri birazcık sinirlendirse seyirci muz sallayıp maymun sesi çıkarmaya başlar. (s. 207) Fransa milli takımında 1998 Dünya Kupası öncesinde, Afrika kökenli oyuncular kolay kolay alınmazdı. (s. 208) Bugün dahi halen çözülmemiş bu sorun, onun 23 yıllık hayatında çözülmüştür. Buyurun, bir öğreti ortaya koyun ve toplumun değer yargılarını değiştirin. (s. 211)

Nebi  vahiy almayan bir siyasetçi olsaydı, putperest dinini yükseltmeyi tercih edebilirdi. (s. 212) Leone Caetani: Mekke’de Arabistan’ın diğer yerlerinde olduğu gibi yeni bir din ihtiyacı hissedilmiyordu. Arapların İslamiyet’i istedikleri de yoktu. İslam, ortaya çıktığı toplumda, güçlünün muhalefeti ile karşılaşmış bir yapıdaydı. (s. 213) “İnkâr edilenler, iman edenlere; iki topluluktan Hangimizin konumu daha üstün ve mensupları daha iyi diye sorarlar.” (Meryem suresi 73) Dün olduğu gibi bugün de siyasi değişiklikler yapmak isteyen her şahsın, güçlülerin desteğini almak için onlara yakın olmaya çalıştığını biliyoruz. (s. 215) Nebinin  yanına çoğunlukla ezilmişler, köleler ve itilmişler toplanmıştır. Karen Armstrong; “Kaynaklar, Muhammed’in putperestlik konusunda Kureyş’le uzlaşmayı kesinlikle reddettiğini ortaya koyuyor.”(s. 216) Ebu Talip Muhammed’e “Beni de kendini de tehlikeye atma kaldıramayacağımız bir yükün altına bizi sokma” der. “Güneşi sağ elime ayı da sol elime verecek olsalar dahi ben bu davadan asla vazgeçmem.” Hz. Peygamber bu sözleri söyledikten sonra gözyaşlarını içine akıtarak ağlamaklı bir şekilde çekip gitti. Bu bir samimiyet delilidir. Lesley Hazleton: “Eğer istediğin para ise servetimizden, eğer şereflendirmek istersen seni liderimiz seçeriz.” (s. 217) “Muhammed Yalan söyleyen bir toplum önderi idi” diyenler, kavmin güçlülerinin anlaşma isteklerini reddetmesini, yaşıyor oldukları dünyevi lezzetleri, şarap, fuhuş ve benzeri yasaklamasını siyaseten açıklamak zorundadır. Onun bu tavrı Medine’de de sürmüştür. İsa’nın Allah’ın Peygamberi olduğunu, ilan etmesi, Yahudilerle olan ilişki açısından kritik olmuştur. Hristiyanlara yaranılmaya da çalışılmıyor, teslis açık ifadelerle reddediliyordu. (s. 218) Yalan söyleyen birisi olsaydı, tüm grupları karşısına almasındaki neden ne olabilirdi?

Emile Dermenghem: Şu da bir gerçektir. Hz Muhammed’in kendi döneminde yaşayan insanları kendisine çekip ikna etmek için taviz vermeyi aklına bile getirmemiştir.” (s. 219) Hz. Muhammed, haşa, yalan söyleyen ve yalanın farkında olan biri olsaydı, psikolojik açıdan haberin içeriğinden etkilenmemesi gerekirdi. İbrahim vefat ettiği gün güneş tutulunca, bazı kimseler bu iki olay arasında irtibat kurmuş ve Resulü Ekrem güneşin, “bir kişinin ölümü üzerine tutulmayacağını” belirtmiştir. Sadece bu dahi, yalan söylüyordu görüşünü çürütmeye yetecektir. (s. 220) Yüce insan, hakkı, kendisi aleyhinde ve lehinde dahi olsa anında söylemiştir. (s. 221) Oğlunuzun öldüğü gün, güneş tutulması olsa, halk bunu, sizin peygamberliğinize kanıt saysa, bunu kullanmaz mısınız? Böylesi bir denk gelme, bulunmaz bir ganimet değil midir? (s. 222) Hicret esnasında müşriklerin mağarada onları yakalamak üzeredir. “Hz. Muhammed Ebu Bekir’e; “üzülme, Allah bizimle beraberdir.” (s. 223) der. İnanmayan birisi, böyle bir anda, bu tarz bir tevekkül cümlesini söyleyebilir mi? (s. 224) Taif’te çocuklar tarafından taşlanması sonrasında “Allah’ım gücümün zayıflığını, çaresizliğimi, insanlar gözündeki değersizliğimin halini Sana arz ediyorum. Sen benim rabbimsin. Eğer Sen bana karşı gazap etmemişsen, ben hiçbir şeye aldırış etmiyorum. Bana kızıp cezalandırmandan, yüzümün nuruna sığınırım Rabbim” diye niyaz etmektedir. Ölümünden önceki hastalığı esnasında: “Ey insanlar! Eğer ben, herhangi birinize haksızlık edip onun sırtına vurduysam işte sırtım. O da gelsin bana vursun hakkını alsın. İnsanın, ahirette zor duruma düşmesindense dünyada yüzünün kızarması daha hayırlıdır.” Nebi vefatı esnasında “Allah’ım en yüce dost” demiştir. (s. 225)

Vahyin ilk gelişi

Lesley Hazleton: Muhammed dağdan sevinçten havalara uçarak inmedi. “Yaşasın, Allah’a sonsuz şükür” diye bağırarak koşmadı. Muhammed’in tepkisi sağlıklı tepkiydi. Dehşet ve inkar. (Hazleton, ilk Müslüman, s. 17) (s. 228) Armstrong, tarihsel kayıtlarda Hz Muhammed son derece insani bir figürdür. Bir Hıristiyan Azize hiçbir açıdan benzememektedir.     (Armstrong, İslam Peygamberi’nin Biyografisi, Hz Muhammed, s. 68.) (s. 244) Muhammed akrabalarının güvenini en samimi şekilde kazanmıştı.(Hodgson, İslam’ın serüveni, s. 217.) ( s. 229) İlk inen ayetlerdeki “Okuma, öğrenme, kalem” vurguları, o dönemin Arap zihniyetine yakın olmadığı gibi, haşa, yalancı bir peygamber olsaydı, o demin dönemin Arap toplumunda yetişmiş birinin aklına ilk gelen ifadelerde bunlar olmazdı. Zira bunların hiçbiri Arapların gündemi değildi. (s. 230)

Uyarı ve teselli ayetleri

Bu beni, ateist olduğum dönemde, çok etkileyen delillerden biridir. Kur’an’da hitap Hz. Muhammed’e yöneldiğinde Emirler, teselliler ve uyarılar görülür. Üslup, Hz Muhammed iradesinden farklı bir iradeyi işaret eder. Abese 1-2. ayetler: “Yüzünü ekşitip başını çevirdi”.(s. 231). Haşa, sahtekâr neden kendi yazdığı kitapta böyle basit bir şey için kendisini eleştirsin? (s. 232); Ahzab suresi 33. Ayet: “İnsanlardan çekinerek içinde gizliyordun”; İsra 73. Ayet: Seni yerinde sağlam tutmasaydık, neredeyse- biraz da olsa -onlara kayacaktın.” (s. 233) Enam 35. Ayet: “Sakın cahillerden olma”; Enam 52. Ayet: “Zalimlerden olursun”; Kehf 28. Ayet: “Dünya hayatının çekiciliğine meylederek gözlerini onlardan çevirme”; Tevbe 43. Ayet: “Allah seni affetsin niye onlara izin verdin ki?” Ayetleri tekrar tekrar okuyun. Ben, bunlarla Müslüman oldum. Bu üslup Nebiye  ait olamaz. (s. 235) Duha 11. Ayet: “Yetimi ezme. El açıp isteğini de sakın boş çevirme”; Mümin 55. Ayet: “günahların için bağışlanma dile”; Nah 127. ayet “sabret üzülme” Montgomery Watt; “Hz Muhammed inancında, tamamıyla kusursuz bir samimiyete sahiptir.”(s. 241) Kıyamet suresi: “Ey Muhammed onu vahiy çarçabuk almak için dilini kımıldatma” (s. 242)

Papazların metinlerinde, Hz Muhammed, haşa, şehvetperest ve kişisel menfaat için bir din ortaya atan sahte bir peygamber olduğu anlatısı oldukça yaygındır. Oryantalizm, temel çıkış noktası olan Hz Muhammed asla peygamber olmadığı iddiasını değiştirmiş değildir. Ön yargı değişmemiştir. (s. 243) Peşin hüküm, “O, peygamber değildir. O halde ‘muhakkak alıntılanmış olmalı. Yazılı değilse sözlü.’’ şeklindedir. Bu kaba anlatı, bir kısım yerli yazar tarafından benimsenmiş ve saldırgan bir dille halkın üzerine boca edilmiştir. Leone Caetani, “Muhammed, hiçbir zaman bir saray hayatı kurmadı. Gayet mütevazı bir surette, alelade faniler gibi yaşadı. Kendisini tekmil kusurları ile olduğu gibi gösterdi. Buna rağmen, onu yine sevdiler.” (s. 244) Hodgson: “Muhammed her türlü lüksten uzak, tamamen basit ve mütevazı bir yaşam sürmüştü. Kendisine genellikle kolayca ulaşılabilirdi.” Lesley Hazleton: “Mekke’nin fethinden sonra Muhammed istemiş olsaydı saray inşa edip hanedanlık başlatabilirdi. Aksine o, Mekke’yi başkent ilan etmemiş ve Medine’ye geri dönmüştür.” Edward Gibbon: “Muhammed kraliyetin ihtişamına hor görüyordu.” Reinhard Dozy: “Hiçbir zaman zenginlik aramadı.” Bodley: “Hz Muhammed, bir halı üzerinde uyuyor ve ev işini bizzat kendisi yapıyordu.” (s. 245) Fetihlerinden sonra bile Hz Muhammed, o Münzevi yaşayış tarzını değiştirmedi. Emile Dermenghem: “Peygamber hiçbir zaman Dünyaya meyletmedi, dünya malına ve paraya tamahta bulunmadı. Büyüklük taslayıp övünmedi. Evini süpürdüğünü elbiselerini yamadığını kapıcıları olmadığını görüyoruz.”( s. 246) Peygamber öldüğünde de onun zırhı, borcuna karşılık bir Yahudi tarafından alınmıştır. Ölümünün de böyle olması, fakirce yaşadığını gösterir. Azınlık durumundaki Yahudi’nin malına el konulması yerine, borç alınması, toplumun adalet yapısını gösterir. Azınlığa mensup bir şahsın, devlet başkanına borç verecek kadar zengin olması, iktisadi adaleti gösterir. Morgoliouth: “pahalı eşyalardan sonuna kadar kaçındı.” Armstrong: “Arabistan’daki en güçlü adam haline geldiğinde bile lüksten nefret ediyordu. Asla bir takımdan fazla giyeceği olmamıştı. Kendisine hediyeler verildiğinde hepsini yoksullara dağıtırdı.” (s. 247) Hitti: “sahip olduğu elbiseleri sık sık tamir ederken görülüyordu.” (s. 248) Hz Ayşe, “evimizde, Bazen iki üç ay geçerdi de, ateş yanmazdı.” Nebi  koca bir toplumun tek yöneticisi idi. Ancak buna rağmen hanımları, geçim darlığından şikâyet ediyorlardı.(s. 249) Emile Dermenghem: “Resulullah uzanmış yatıyordu, vücudunda hasır liflerinin izleri görülüyordu.” Hazleton: “Uyuduğu odada ne bir kilim, ne bir yatak, ne de bir konfor eşyası vardı, bir devletin yöneticisini arayacağı son yer gibi geliyordu.” (s. 250) Bu güç elindeyken fakirliği tercih etmesini göstermesi açısından kıymetlidir. Bu adanmışlık, samimiyet ispatlamıyorsa yeryüzünde samimi bir insan var mıdır?

Margoliouth: “Muhammed’in kendisine tabi olanların yaşadığı sefaleti onlarla beraber paylaştığını kabul etmemiz gerekir. Verilen zekatları kendi özel ihtiyaçları için kullanmayı reddetmişti.” (Margoliouth, Muhammed ve İslamın Yükselişi sayfa 212)  ( s.251) Resulullah’ın kızı Fatıma elleri çatlayana kadar el değirmeni çevirir ve göğsü yaralanana kadar kırbayla su taşırdı. Kendisine, “ganimet malları gelmiş, O’ndan istersen iyi olur” denildi. Resulullah ona şöyle dedi: Ey kızım! Bedir yetimleri, senden daha fazla hak sahibidir. Sana daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a tespih etmen, hamd etmendir. O, Haşa bu dini, kendisinin uydurduğunu bilen bir insan olsaydı, tesbihat önerisini nereye koyacağız? (s. 252)

Kadı Abdülcebbar, “Resulullah’a bir mal geldiği zaman onları taksim etmeden evine gitmezdi.” Peygamberimiz bir gece evinden dışarı çıkmıştı. Ebubekir ve Ömer de dışarıdalar, onlara “sizi evinizden dışarı çıkaran sebep nedir?” diye sordular. “Açlık ya Resulullah” dediler. “Sizi evinizden çıkaran sebep beni de evimden çıkardı” Açlıktan dışarı çıkan bir devlet yöneticisi ve onun iki sağ kolu, bu insanların kişisel menfaat peşinde koşmakla, bin yıldan fazla süre itham edilmelerinden daha trajikomik bir durum var mıdır? Onların içinde sefa sürdükleri sarayları nerededir ? O sarayın kalıntıları var mıdır? (s. 253)

Ali İmran suresi 144. ayet: “Muhammed elçidir o ölse yahut öldürürse ökçelerinizin üzerine geri mi döneceksiniz?” burada inandığı davayı kendi şahsiyetinin üzerinde gören birini bulmak zor değildir.(s. 255)

İslam, Muhammed’in dahi şahsına bağlı değildir. Şahısların ötesinde, Allah’a aittir. Lesley Hazleton: “Dünyada kendisine güvenli bir yol çizmişti, arkasına yaslanıp keyfini çıkarabilirdi. Bu sakin ve güzel hayatını hangi kişisel menfaat için bırakmıştı.” Leone Ceatani: “Muhammed fikri menfaatten tamamıyla uzaktı. Mekkeliler bunu akıllarına sığdıramıyorlardı.”(s. 256) Kavmine muhalefet ediyor ve onların uzlaşma çabalarını reddediyordu. Menfaat zaten düşmanları tarafından kendilerine en zayıf günlerde teklif edilmişti. Hayatınızda böylesine ilkeli davranan ve rahatını terk edip zorluklar ve belalar içine bile bile atlayan, haşa, bir yalancı ve sahtekâr gördünüz mü? O, önceki hayatında yalancı bir insan değildi. Onun pek çok davranışının siyasi menfaatlerine ters düşmesi olgusunu nasıl açıklayacağız? (s. 257) Para teklifi Müslümanlar ağır işkenceler çekiliyorken gelmedi mi? Ellerinde taşlarla bir beldenin sonuna kadar sizi kovalıyorlar. Sizce bir sahtekârın hayat öyküsü böyle mi olur? Onu seven herkes, işkence altındaydı.(s. 258) Yerinden yurdundan oldu. Sevgili amcası, kızı, torunu, evlatlığı, amcasının oğlu, arkadaşları Onun için can verdiler. (s. 259)

Montgomery Watt: “Hz Muhammed aleyhindeki yaygın temelsiz iddialardan biri onun, tutkularını ve şehvetini tatmin edebilmek için kendisinin de sahte olduğunu bildiği dini öğretileri savunan bir sahtekâr olduğudur. Kendisi ve davası hakkında sağlam bir inanç, Mekke dönemindeki zorluklara ve eziyetlere dayanmaya hazırlığını açıklayabilir.” Reinhart Dozy: “Kötü bir yalancı dünya dini olacak bir inancı, yayacak kadar güçlü olamazdı. İnançlı ve samimi bir güvene sahip olmaksızın Muhammed, 10 yıldan uzun süre kendisini bekleyen aşağılanma ve tehlikelere karşı koyamazdı.” (s. 260) Montgomori Watt: “Bu bir hilekârın ya da yaşlı bir şehvet düşkünü işi değildir.” Bernard Lewis: “Modern tarihçi, İslamiyet menfaatçi bir sahtekâr tarafından başlatıldığını kolaylıkla inanamaz.”

Leone Caetani: “Etkili silah, Muhammed’in şahsen sahip olduğu büyük etkiden ibarettir. Muhammed samimi, namusluydu. (s. 261) Montgomery Watt: “Samimiyetsizlik ve sahtekârlık suçlaması, hala zaman zaman bu tür suçlamalar yapılmaktadır. (s. 262) Bu görüş tatmin edici bir izah getirmemektedir. Batılı yazarlar, Hz Muhammed hakkında, çoğunlukla en kötü şeylere inanma eğilimi içinde ola gelmişlerdir. Geçmişten tevarüs ettiğimiz yanlışları düzelteceksek O’nun, doğru ve dürüst olduğunu kabul etmek gerekir.” (s. 263) Maxime Rodinson: “Samimi bir Muhammed’i açıklamak, sahtekâr bir Muhammed’i açıklamaktan çok daha kolaydır.” Emile Dermenghem: “O’nun samimiyetinden asla şüphe edilmesi mümkün değildir. Onun özü ve sözü, kesinlikle doğru idi. Bütün hayatı daima sıkıntılar çektiğini göstermektedir.” (s. 264)

Fetanet delilleri

Burada, farkında olmadan yalan söylediği iddiasını ele alacağız. Yani ‘O, gerçekten bir melek gördüğünü zannediyordu ancak, bu gerçek değildi’ şeklinde kurguyu ele alacağız. (s. 265) Bu bölümde, haşa, deli olmadığını anlatacağız. Burada, yeryüzünde gelmiş geçmiş en başarılı insan olduğunu ispatlayacağım. (s. 266) Philip Hitti: “Hz. Muhammed peygamberlik, kanun koyuculuk, baş hâkim, ordu komutanı, devlet başkanı fonksiyonlarını şahsında toplamış bir kimsedir.” (s. 267)

Arap coğrafyası, İslam öncesi dönemde, büyük devletler için işgal edilmeye layık bile bulunmayan bir bölgedir. Koca bir çöl, verimsiz bir bölge ve birbiri ile çatışan kabileler. Amstrong: “Büyük güçlerin hiçbiri Arabistan ile ilgilenmiyordu.”(s. 268) Montgomery Watt; “Çöl şartlarında ayakta kalmanın esası, kabile dayanışmasıydı.” Bernard Lewis; “Bedevi toplumunda sosyal bilim, fert değil topluluktur.” Lapitus: “Bedevi klan, hiçbir harici otorite tanımıyordu.” (s. 269) Bu yapıdaki bir toplumu birleştirip onları kendi önderliğinde toplamak da çok zor bir işti. (s. 270)

Montgomery Watt; “Muhammed’in gelişinden önceki yüzyılda, kabileler arası şiddet ve kavgalarda sürekli bir artış olmuştu.” (s. 271). Karen Armstrong: “Kabilelerin her biri diğeriyle savaş halindeydi. Arapların birleşmesi imkânsız gibi görünüyordu. Medeniyetten nasibini almamıştı. Ancak 23 yıl sonra Muhammed neredeyse tüm kabileleri, yeni bir Müslüman toplum olarak birleştirmeyi başarmıştır.” (s. 272) Hz Muhammed büyük başarıyı, bir siyasi güce dayanarak sağlamaması, ayrıca ilginç bir noktadır. Fikir ve ahlak ile bunu gerçekleştirdi. Tamamıyla bir kültürü değiştirdi. (s. 273)

T. W. Arnold; Muhammed’in sözü sayesinde bir gün sürekli olarak birbirlerine kan davası olan irili ufaklı yüzlerce kabilelerden tek bir millet çıkmıştı.(s. 274) Yağma ve intikama düşkünlüğü ile bilinen Arap kabileleri, bu kabil bir emniyeti hiçbir zaman görmemişti. Bu uzlaşmayı temin eden İslam diniydi. Önce Mekke’de bu denendi, reddedildi. Medine’de ilk uygulamasını gösterdi.(s. 275) Değişim tepeden dayatma ile olmadı bir fikir anlatılarak başarıldı. (s. 276) O halde soru şu: Bu değişimi sağlayabilen kişinin deli olması mümkün müdür? Haşa, bunu kabul edenin deli olduğu düşünülür. Hz Muhammed sürekli bir ölümcül tehlike altındaydı ve hayatta kalması mucizeydi. (s. 277)

Morgoliouth: “Araplar düzensiz, lidersiz savaşırlardı.” (s. 278) Hayatındaki ilk savaşa 53 yaşında girmiş olan Muhammed, beklentilerin aksine başarılı olmuştur. Bu 23 yılın ilk 13-15 yılının, ileride bu fetihlerin yöneticileri olacak adamları, dinen ve ahlaken eğitmekle geçtiğini unutmamak lazım. Ondan sonra gelen halifelerin tamamı döneminde gelişmeye devam etmiştir. (s. 279) Emile Dermenghem: “20 yıl, dünyayı tamamen değiştirmeye kafi gelmişti. Yeni bir tohum filizleniyordu. Bu öyle bir filizdi ki, Arabistan’dan Hindistan’ın Doğu sınırlarından Atlas Okyanusu’na kadar uzanan muazzam bir dünyayı aydınlatacak. Muhammed bu başarıları Mekke’de kendini dahi koruyamıyorken vaat ediyordu.”

Bodley: “Hz. Bilal imparator Konstantinati’in oğlu ile müzakereye girişmek üzere, Müslüman elçi olarak vazifelendirildi. Bizans kralının oğlu 20 sene önce, Hz. Bilal’i  kendisine köle olarak bile almazdı.” (s. 281)

Basra körfezinden Atlas Okyanusu’na kadar, asırların tecrübelerinden geçmiş büyük imparatorluk sülalelerinin yerlerini, bu sadık çobanlar, sadık seyyar tacirler ve sadık sarraflar alacaktı. (s. 282) O gün, Kim bunları hayal edebilirdi? Maksime Rodinson: Ebu Talip dedi ki: “Yeğenim, seninle uzlaşmak için geldiler yanıma, onlara bir şey ver.” Hz Muhammed (s a v) amca, bir tek söz versinler” Allah’tan başka Tanrı yoktur.” Kureyşliler el çırptılar ve hayal kırıklığı içinde gittiler. Leone Ceatani: Esved bin Abdiyegus b. Vehb, fakir Müslümanların geçtiklerini gördükçe, “Bunlar, yeryüzünün hükümdarlarıdır. İran imparatorluğuna varis olacaklardır.” Diye alay ederlerdi. (s. 283) Bakara Suresi 214. Ayet: “İyi bilin ki Allah’ın yardımı şüphesiz yakındır”. Habbab b. Eret: “Ya Resulallah bizim için Allah’a dua edemez misin?” Kureyş müşriklerin işkencelerinden şikayet ettik. Hz Muhammed, “Sizden önce ümmetler için de öyle kimseler bulunmuştur ki, cesedi ikiye bölünürdü fakat bu, onları dinden döndürmezdi. Demir tırnaklar ile sinirleri taranırdı da bu işkenceler, o Mümini dininden çevirmezdi. Allah bu işi mutlaka tamamlayacaktır fakat sizler acele ediyorsunuz.” (Buhari, Menakibül Ensar, 29; Ahmet b. Hanbel, 5/ 109) (s. 285)

O tek başına ve ücretle çalışan bir fakir iken insanlara geldiği ve onlara kızdırdı, öfkelendirdi Onlar, ‘biz seni mağlup ederiz’ dediler. Kâfirlerin galip olması gerekirdi. (s. 286)

Entelektüeller, profesörler, şairler toplanın ve ülkemiz için bir kitap yazın. O kitabı, yavaş yavaş insanları eğiterek uygulayın. Bizi kısa sürede Çin ve ABD’den daha güçlü hale getirecek bir eser ortaya koyun, böyle bir eser ortaya koyun. İşte aciz bırakmak (mucize) budur. Bu Kur’an’ın mucizelerinden biridir, bu kadar kısa sürede böyle bir toplumsal atılımın, dünya tarihinde başka bir örneği yoktur. Tarihte böyle etki bırakmış bir şahsa deli diyebilir miyiz? Üstelik o, bu etkiyi önceden bildirmiş ve haber vermiş iken. (s. 287) Hele de bu kişi 40 yaşına kadar siyasetle uğraşmamış, 53 yaşına kadar da komutanlık yapmamışsa. Mekke’deki dönemin semeresi ileride valiler ve komutanlar olacak muhacir nesliydi. (s. 288)

Huneyn muharebesi için Montgomery Watt: “Bu tehlikeli durumda Muhammed’in kendisi küçük bir grup muhacir ve Ensar’la dimdik durdu. Bu dalgayı tersine çevirdi ve çok geçmeden düşman tamamen kaçmaya başladı.” (s. 292) Hudeybiye Antlaşması: Kureyşlilerden biri, Müslüman olarak da olsa bir gün Medine’ye sığındığı takdirde iade edilecek.(s. 294) Mekke elçisi Süheylin oğlu Ebu Cendel, bir fırsat olarak Mekke’den kaçmış çok işkence görmüştü, el ve ayaklarında zincirler halen duruyordu. Ebu Cendel, “iade edilirken beni tekrar aynı zulüm ateşinin içine mi atacaksınız?” demesine rağmen götürüldü. Bu sahne sahabeyi inanılmaz bir duygu atmosferin içine soktu. Öfke, üzüntü, hayal kırıklığı ve benzeri duygular yaşadılar. Hz Muhammed, “Ey Ebu Cendere “biraz daha sabret, katlan. Allahu Teâla’dan bunun mükâfatını bekle, sözümüze vefasızlık edemeyiz.” (s. 295) Sonrasında şu ayet nazil olmuştur: Fetih Suresi 1. ayet “Biz sana kesinlikle apaçık bir fetih verdik” (s. 297) Ayet 4 tekid ile iner.

Leone Caetani: Hudeybiye’de Muhammed’in yanında, 1400 kişi vardı, 2 sene sonra Mekke’nin fethinde, 10.000 kişi ile yürüyordu. (s. 299) Carl von Clausewitzin; Savaş siyasetin başka araçlarla devamıdır, özlü cümlesinden tam 11 asır önce Hz Muhammed, onun tam tersini sergilemiş, savaşla elde edilemeyen kazanımları barışla elde etmiştir. Bundan daha iyisini ne Gandi ne de Makyavel yapabilirdi. Normal koşullarda o istişareye önem verirdi. Burada ise tüm sahabe efendilerimiz muhalefet etmesine rağmen vahye işaret etmiş, istişare etmemiştir. Gerçekten de herkes yanılmış ve vahiy doğru çıkmıştı. (s. 300)

Affetmek onun insan kazanma yöntemleri içerisinde en önemlilerinden birisiydi.(s. 301) Affedilen İkrime, adanmış Bir Müslüman haline geldi: “Lat ve uzza için kendimi tehlikeye attım; Allah için onu tehlikeye atmaktan mı kaçınacağım?” Suriye’deki savaşların birinde Şehit olarak can verdi. Süheyl geç Müslüman olmanın üzüntüsünü hisseder, daha fazla ibadet etmeye çalışır,  Kur’an dinlerken ağlardı. Ebu Süfyan, 70 yaşında katıldığı Suriye’nin kapılarını açan Yermük savaşında bir gözünü kaybetmiştir. (s. 302)

Kapının önünden, içkinin haram olduğunu ilan eden tellallar geçti adeta Medine sokakları şarap akmaya başladı. Bodley: birleşik Amerika ile diğer memleketlerin kanunlar ve maddi cezalarla yapmaya çalıştıkları şeyi, Muhammed bir günah ilan ederek lağvetti. (Bodley, Hazreti Muhammed, s.105).(s. 303) Oysa önceki Arap toplumunun içki ile bağı çok güçlüdür, şiirleri bununla doludur. (s.  304) Bernard Lewis: İslam toplumu ilke olarak daima, uygulamada ise zaman zaman bir ölçüye kadar insanlar arasında düzey farklılıklarını, hiyerarşiyi ve ayrıcalıkları reddeden bir toplumdu. (s. 306) Karen Armstrong; Hz Ebubekir’in halife seçildiğinde ‘bu yetki bana verildi ama aranızda en iyisi ben değilim, eğer doğru hareket edersem bana yardım edin. Aranızdan zayıf olanlar güçlü olsun. Ben Allah’a ve elçisine itaat ettiğim sürece bana boyun eğin.” (s. 307) Hz. Ömer döneminde İslam topraklarının hacmi, neredeyse İskender’in yönettiği coğrafya genişliğine ulaşmıştır. Peki, onu bu şekilde yaşamaya yönelten ve onu tüm dünya krallarından ayıran his neydi? Philip Hitti: Cyrus’un gönderdiği elçilerin ağzından nakledilen sözler: “Birinin gözünde bu dünya, en ufak bir çekicilik taşımıyordu. Başkanları onların herhangi birinden farksızdı, efendi bir köleden tefrik olunamazdı.” (s. 310) Dünyayı bu denli önemsemez halleri, Müslüman komutanına Pers komutanı karşısında şu sözleri söylettirebiliyordu: “Sana, sizin hayatı sevdiğiniz kadar ölümü seven bir orduyla geldim.” (s. 311) Philip Hitti: Hz Peygamberin vefatına müteakip Arabistan adeta kahramanlar yatağı haline inkılap etmiştir. Halit Bin Velid, Amr Bin As pekâlâ Napolyon, Büyük İskender’le kıyas edilebilir.

İslam öncesi Arap ahlakı ve hukuku

Montgomery Watt: Mekke’de çöl ahlakı büyük ölçüde gereksiz hale gelmişti. Onlar servet ve güçlerini artırmayı düşünüyorlardı. (s. 312) Lesley Hazleton: “Eğer Hz Muhammed kız olarak doğmuş olsaydı, doğar doğmaz sessizce boğdurulurdu.” (Hazleton, İlk Müslüman, s. 31) Maxim’e Rodinson: “Kız çocuklarının öldürülmesini de yasaklamıştı.” (Rodinson, Muhammed, s 267 ).(s. 313) Karen Armstrong: “Kızlar hiç acımadan öldürülüyordu.” (Amstrong, İslam Peygamber’inin biyografisi Hz Muhammed s.81).  (s.  314) Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 2011 Gallup anketine göre, yalnızca bir çocuk sahibi olmanıza izin verilseydi katılımcıların %40’ı bir erkek çocuğu tercih edeceklerini söylerken yalnızca %28’i bir kızı tercih etti. (s. 315) Leone Caetani: Muhammed, anarşi içinde bir memlekette doğdu. Burada hiçbir kanun, hiçbir ayin (Adab, görenek) görenek yoktu. (s. 316) Sir William Muir: Peygamber, bir Fatih olarak Mekke’ye girdi, şehre hoşgörü ve cömertlikle muamele etti. Emile Dermenghem: Resulullah esirlerin tümünü, özgürlüğüne kavuşturup akrabalarına verdi. Ashab da ona uyarak bütün Hevazinli esirleri serbest bıraktılar. Bu davranışlar karşısında Hevazinliler, Müslüman oldular. (Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti, s. 370) (s. 321) Thomas Bauer: Barbar Arap çeteleri imajı tamamen uydurmadır. Arap hâkimiyetinin görüldüğü her yerde, büyük gelişmeler söz konusudur. Hitti: Sami toplulukları, Müslüman Kuvvetleri müttefiki bulundukları zalim hükümdarlarından kendilerine daha yakın buldular. (s. 322) Hitti: Kadınlar, çocuklar, dilenciler, din adamları, ihtiyarlar, hastalar, şahsi bir gelire sahip bulunmayanlar vergiden muaf tutuluyordu. (Hitti, Siyasi ve Kültürel İslam tarihi, s. 243) Bodley: Müslüman orduları fethettikleri yerleri, hiçbir zaman birer köle ve ta’bi devlet halinde koymadılar, onların doğal kaynak ve maddelerini kendi faydalarına olarak kullanmadılar. (Bodley, Hz. Muhammed, s.106) Thomas Bauer: İslam toplumları şaşırtıcı derecede bir hoşgörü sergilemeleri ile batıdan farklılaşırlar. (s.  323) Farklılıklara ve karşıtlıklara bir arada olmasına müsamaha gösterme becerileri ile ön plana çıkmaktadırlar. (Bauer, Orta Çağ, s. 18) Thomas Bauer: İslam toplumunda yabancı düşmanlığı diye bir şey bilinmiyordu. (Bauer, Orta Çağ, s. 74) Aydınlanma Çağı iddiası: Öncelikle animizm (nesnelere tapınma) vardı. Sonrasında paganizm (putperestlik) gelişti ve daha sonra tek tanrılı dinler gelişti.

Önce Lange’nin ve ardından Schmidt’in 12 ciltlik Tanrı fikrinin kaynağı eserinde, yüzlerce ilkel kabilenin animizmi takip etmediğini ve bunların tamamında muhtelif şekilde de olsa, bir tek Tanrı inancının var olduğunu göstermiştir. ( s. 325)

Dinler tarihçisi sayılabilecek Mircea Eliade, her coğrafyada tek tanrı inancının var olduğuna dair örnekler vermiştir. İlerlemeci Dinler Tarihi anlayışında, tarım öncesi avcı toplayıcı toplumlarda din olmadığı anlatısı da oldukça yaygındı. Göbeklitepe’de tarım öncesi avcı toplayıcı bir topluma ait ibadethane bulunması ile yakın dönemdeki bu değişim, İslam’ın anlatısına uygundur. (s. 326) İslam’a göre nesnelere tapınma, bir başlangıç değil, bozulmanın son kertesidir. (s. 327) Hitti: cahiliye bedevisi, bir din sahibi olsa bile bu, onun hayatında pek önemli bir yer tutmuyordu. Kayıtsızdı. Dini tatbikat, gelenek hususunda sahip olduğu sağlam bir hürmet duygusundan ileri geliyordu. (s. 328) Amstrong: Arabistan modernlik ve gelişmişlikle bağdaştırılan daha ileri dinlerden hiçbiri bölgeye girmeyi başaramamıştı. Goldziher: İslam, şirk unsurlarını hoş görmeyen tek dindir.(s. 330)

Hz Muhammed içinden çıktığı toplum ile oluşturduğu toplumu kıyaslamak faydalı olacaktır. (s. 331) Onlar, dinlerinden dolayı işkence, şiddetten başka bir şey görmemiş insanlar olarak nasıl muamelede bulundular? Levis: Fatihler, fethettikleri bölgelerin sakinlerinin dinlerine ve iç işlerine karışmıyorlardı. İdarenin Bizans’tan Araplara geçmesi, bölge halkları tarafından genellikle sevinçle karşılanmıştır. (Levis, Tarihte Araplar, s. 40) (s. 332) Emile Dermenghem: Hz. Ömer Kudüs’ü fethederken Hristiyanlara nasıl davranmıştı, haçlılar ise yine bir Hristiyan olarak Kudüs’ü Müslümanların elinden aldıklarında nasıl bir davranış sergilemişlerdi? ( Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti, s.337)  (s. 333) Bodley: İspanya’ya Hristiyanlar yeniden hakim oldukları zaman, Müslüman müsamahalarının yerini, mukaddes engizisyon mecburi din değiştirmeleri aldı. ( Bodley, Hz Muhammed s.346) (s. 334) “Hz Muhammed her kim, bir zimmiye (gayrimüslim teba’ya) eziyet ederse kıyamette ben onun hasmı olacağım.” der. (Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti s. 377)

Merve halkı niçin Araplar için kendi dinlerini terk etti? Araplar dinlerini Terke zorlamamıştı. ( Arnold, İslam’ın Tebliğ tarihi s. 118) (s. 335) Askerlik yapmayan bazı Müslüman gruplardan, zekat yerine cizye tahsil edildiği olmuştur. (Arnold, İslam’ın Tebliğ Tarihi, s.92 -93) ( s. 337)

Thomas Walker Arnold: İmparator Heraklius, topraklarına giren İslam ordularını geri püskürtmek için bir ordu toplamıştı. Arap Kumandan Ebu Ubeyde, daha önce savaşın olacağı bölge halkından topladığı bütün cizyenin iadesini emretmişti. “Aramızda anlaşmaya göre, sizleri korumamız gerekiyor. Fakat şimdi bu bizim gücümüzü aşıyor. Geri veriyoruz. Eğer galip gelirsek anlaşmamızın şartları gereği kendimizi sizi korumaya mecbur sayacağız.” Süryani tarihçi Telmahreli Dionysios Armania, Suriye ve Roma ülkesinin merkez topraklarına 300 bin kişilik bir ordu topladı. (s. 339) Ebu Ubeyde, Said b. Kulsum’a, Damaskos halkından toplanmış verginin, aynı şekilde iade edilmesini emretti. “Şayet Muzaffer bir şekilde geri dönersek bunu geri alacağız, muktedir olamazsak verginiz burada, onu alın.” Kendilerine saldıran büyük bir ordudan haberdar olmuş İslam ordusunun, elbette paraya ihtiyacı olacaktır. (s 340) İslam fütuhatının kökenlerini, iktisadi olgularda ya da ganimet hırsında aramak abestir. Fethedilen pek çok bölgede halka, Müslüman olsun diye kendilerine para verilmiştir. (s. 341)

Keşiş Michon, doğuda dini bir seyyah adlı eserinde diyor ki, “şunu esefle ve açık kalplilikle ifade ediyorum ki, ümmetler arasında sevgiyi, Müslüman Hristiyanlara öğretmiş ve davetin nasıl bir müsamaha ile yapılacağını göstermiştir.” (Dermenghem, Hz. Muhammed ve Risaleti, s. 378) Emessa halkı, kapılarını Heraklius ordusuna kapatmış ve Müslümanlara, sizin yönetiminizi ve adaletinizi, Rumların adaletsizliklerine ve baskılarına tercih ederiz demişlerdi. (Arnold, İslam’ın Tebliğ Tarihi, s83-84) (s.342)

Gayrimüslimleri zorla İslam dinini kabul ettirmeye yönelik organize teşebbüslere sistemli bir mezalime dair hiçbir kayda rastlanıyoruz. (Arnold, İslam’ın Tebliğ Tarihi, s. 114) Armstrong: “Fethedilen yerlerde, halk üzerine asla İslam inancı empoze edilmedi ya da zorlama yapılmadı.” (Armstrong, İslam Tarihinin Biyografisi, Hz Muhammed, s.38) Batıda Muhammed’i İslam inancını zorla yaymak için kılıcını çeken bir savaş lideri olarak görme eğilimindeyiz. Oysa gerçek, bundan çok uzaktır. (Armstrong, İslam Tarihinin Biyografisi Hz Muhammed, s.243) (s. 343) Hodgson: Müslümanlar din değiştirmeye zorlamadılar. (Hodgson, İslam Serüveni, s.257) Maxim’e Rodinson: Araplar, dinlerini zorla kabul ettirmeyi hiçbir zaman denememişlerdir. (Rodinson, Muhammed, s. 336 ) ( s.344)

Oryantalizm sömürgeciliğe hizmet etmek için gelişmiş bir sahadır. (Edward Said’in şarkiyatçılık adlı eseri, bu hususta gayet güzel bir çalışmadır. Her ne kadar, Eser’in etrafında akademik yaygara yapılarak kıymeti düşürmeye çalışılsa da eser, ana fikir açısından oldukça başarılıdır biçim yöntem ve delil bakımından tenkit edilebilmesi, ana fikri hatalı kılmaz.) (s. 349)

Kurguya göre batı Yunan felsefesini İbni Rüşd’den teslim almış böylece Doğu’nun kültürel gelişimindeki rolü bitmiş olacaktı. Goldziher: İbni Haldun, Sosyolojinin kurucusu olmuştur.

İslam Orta Çağa sıkışıp kalmıştır. Batı tarafından çıkarılması gerekmektedir, bu siyasi işgali ya da ekonomik işgal şeklinde olabilir. O halde batılı bireylerin, İslam coğrafyasında yaptıkları için vicdan azabı çekmesine gerek yoktur. Çünkü Batı, medeniyete kavuşturmak için işgal etmektedir. Karşılaştığı kültürlerden alımlama yapmayan hiçbir yazar, hiç bir medeniyet yoktur. (s. 351) Gerek Platon gerekse Aristo, ortaya koydukları şeylerin yeni olmadığını, Mısır’dan ve diğer medeniyetlerden alıntı olduğunu ifade etmişlerdir.

Kurguya göre felsefe, Yunan’da başlamaktadır.(s. 352) Platon açıkça “Yunanlılar bir şey bulmadı, sadece aldıklarını geliştirdiler.” der. Kurguda, batıya rasyonel düşünce düşerken doğuya mistik ve mitsel bakış kalmıştır. Doğu batı tarafından zorla geliştirilmelidir. Bunun sömürgeciliği meşru kılan yapısı oldukça açıktır. (s. 353) Lewis, “İslam öncesi Araplar herhangi bir yazılı gelenekleri yoktu.” der. (s. 354). Pedersen, “Arapça kitaplar, ortaya çıkışını İslam’a borçludur.” (s. 355)

Philip Hitti: Cafer Bin Ebu Talib’in ağzından: Biz cahiliye devri insanları fuhşiyata dalar, ailelerimizi terk eder, verdiğimiz sözlerden cayardık. Allah aramızdan seçip Resul olarak gönderene kadar halimiz buydu. Sonra doğruyu söylememizi, borçlu olduğumuz şeyleri sahiplerine iade etmemizi, ailelerimizin yanından ayrılmamamızı, yanlış hareket etmekten kaçınmamızı ve kavga etmememizi emretmiştir. (s. 357) İslam coğrafyasını işgal eden Moğollar, İslam kültürü içinde erimiştir. Mısır’ı, yazısı dahi olmayan bir kavim fethetmiştir ve Mısır kültürü içinde erimemiştir. İran’ı fethetmiş ve bu kültürün içinde erimemiştir. (s. 359) Yüzyıllardır stabil devam eden bir coğrafya, bir anda büyük bir atılıma geçiyor. Eğer Hz Muhammed (sav) bu kültürün tohumlarını atmış olmasaydı, 35 yıllık mazisi olan fütuhat sahibi Müslümanların, binlerce yıllık kültürler karşısında asimile olması beklenirdi. (s. 361) Onun getirdikleri, bu medeniyetin ruhu olmuştur. (s. 362) Hz Muhammed olmasaydı bu başarılarının hangisi gerçekleşirdi? Maxim’e Rodinson: Muhammed doğmamış olsaydı bu gün işler hiç şüphe yok ki, çok farklı olurdu. 20 memleketin Araplaşması, sayısız Müslüman devlet ve imparatorluklar, sanatçılar, mimarlar, Kurtuba Camisi ve Taç Mahal hep Hz Muhammed’den kaynaklanmaktadır. (s. 364) Goldziher: Avrupa’da Simya, Araplara bağlanmışsa da modern kimya, Araplara daha çok şey borçludur. (s. 365)

Arapların ilk yazılı eseri Kur’andır. İslam’dan önce doğru düzgün bir yazısı olmayan bu toplum, hat sanatı gibi sadece yazı üzerinde yükselen bir sanatı oluşturmuştur.(s. 367)

Bernard Lewis Tıp sahasında Müslümanlar, Greklerin temel görüşlerini pratik gözlemler ve klinik tecrübeleri ile zenginleştirdiler. Matematik, fizik ve kimyada onların payı çok daha orijinaldir. Cebir, geometri ve özellikle trigonometri, Müslümanların geliştirdiği ilim dallarıdır. (s. 368) Armstrong: Bizler batıda asırlar boyunca Muhammed’i asık suratlı acımasız bir savaşçı, duyarsız bir politikacı olarak gördük. Oysa son derece nazik ve duyarlı bir adamdı. Örneğin Hayvanları çok seviyordu. (s. 370) Morgoliouth: Karınca yuvasını ateşe verenleri uyararak hemen söndürdü. Bodley: Atış müsabakaları için canlı kuş kullanma usulünü kaldırdı. (s. 371) O çağda hangi filozof, hangi devlet yöneticisi hayvan haklarından bahsediyordu? (s. 372) Bodley: Mekkeliler züppeydiler, bilhassa para hususunda. Hz. Muhammed kafi derecede mükemmel bir aile mazisine sahipti. (s. 375) Armstrong, batılı düşmanların iddia ettiği gibi Hz Muhammed kendisini ortaya atmaya ve dikkat çekmeyi hevesli biri değildi. Ümmi kelimesi annesinden doğduğu gibi olan manasıyla, eğitim almamış kişi anlamında kullanılır.(s. 377) Amstrong; Hazreti Muhammed’in okuryazar olduğunu gösteren hiçbir kayıt yoktur. (Amstrong İslam peygamberinin biyografisi Hz Muhammed, s. 122) “Sen kitap okuyan değildin.” Ankebut suresi 48. ayet (s. 378) O toplumun içinde okuma yazma biliyor olduğu varsayılsa, inanılmaz bir itiraz yaygarası beklenirdi.

Kasas Suresi 86. Ayet: “Bu kitabın sana vahy  olacağını ummazdın” (s. 380)

Epilepsi iddiası

Epilepsi iddiası sağduyudan yoksundur, sadece cehalet ve ön yargıya dayalıdır. (Watt, Muhammed Mekke’de, s, 95) Leone Caetani: Muhammed’in saralı olmadığı sabittir. (Caetani, İslam tarihi, s.255) Emily Dermenghem: Babinski, bu iddianın yanlış olduğunu ortaya koymuştur. ( Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti, s.16) (s. 394) Emily Dermenghem: saralı halini iddia etmek gülünçtür. (Dermenghem, Hz Muhammed ve Risaleti.s. 291) (s. 395) Maxima Rodinson: Muhammed, İsa ile Şarlman onda tek ve aynı varlık haline gelmiş gibidir.

Bernardo Levis: Peygamber hayatında büyük işler yapmıştı. Arabistan’ın putperest kavmine yeni bir din getirmişti. Edward Gibbon: Muhammed’in yetenekleri, bizim nazarımızda takdir edilmiştir. Ama başarısı, Belki de hayranlığımızı çok daha fazla çekmiştir. (s. 396) Onun başarısı, ölümünden sonra devletleri paramparça olan İskender ve Timur’la da kıyaslanacak gibi değildir. O, fikirleri peşi sıra terk edilen Lenin gibi de değildir. (s. 399)

Lipidus: Hz Muhammed’in açık tebliğinin ilk yılları hayal kırıcıydı. Tebliği neredeyse toptan bir muhalefetle karşılaştı. (s. 400) Bernard Lewis: Başlangıçta pek az taraf kazandı. Bunlar da fakir tabakadandı. Hz Muhammed, Platon gibi antik Yunan medeniyetinin beşiğinde doğmamıştır. (s. 401) İskender’in askeri başarısı, için de yetiştiği topluma bağlanabilir. (s. 402) Napolyon, Fransız Devriminin çocuğudur. Lenin, zaten kendisi olmadan önce var olmuş bir hareketin önderidir. Nebi’nin içinden çıktı toplum kadar iptidai, donuk ve yeniliğe kapalı olanını bulamayacaksınız.(s. 403) Michael Hart: Dinsel ve din dışı etkilerin bu emsalsiz karışımı Muhammed’in, insanlık tarihindeki en etkin kişi unvanını hak ettiğine inanmama yol açmaktadır.(s. 406) Montgomery Watt: O, olumsuz şartlara rağmen çoğu kere hata yapma şansı olmaksızın, ama daima erişeceğinden emin olarak hedefine doğru ilerlemişti. (What, Muhammed Medine’de, s. 105) (s. 407)

Kur’an Belagati

Bakara Suresi 23. Ayet: “Kitaptan dolayı bir şüphe içinde iseniz, onun misli bir surede siz getirin.” (s. 410) Goldziher: Ayete’l-Kürsi, Tanrı’nın mutlak güç ve kuvvetinin herhangi bir dilde yapılabilecek en yüce ifadesidir. İslam’a ve Kur’an’a saldırmak için harcayacakları enerjiyi böylece bir eser yazıp kendi kitlelerini oluşturmakta kullanmalarına mani olan nedir? (s. 412) Hazreti Muhammed hiçbir destekçisi olmamasına rağmen, Mekke dönemi boyunca eserini yazmaya çalışmadı mı, kavminin tüm önderleri ona karşı değil miydi? O, bahane bulmamıştı, siz neden bahaneler arayasınız? Siz böyle bir çalışma içine giresiniz, çok büyük destekler alacağınıza ben eminim. Hz Muhammed kavminin üzerinde eğitimi olan bir insan da değildir. Kur’an misli eserlerinizi yazıp toplumun ahlakını değiştirin! Siz de Çin ve ABD’yi mağlup edeceğimiz eserlerinizi ortaya koyun.(s. 413)

“Kur’an mislini getirin” diyor. Söz değil, laf değil icraat istiyor. (s.  414) Leslie Hazleton: Şairler, 7. yüzyıl Arabistan’ında Rock yıldızları gibiydi. Montgomery Watt: Şairler basının görevini yerine getiriyordu. Armstrong şairlerinin, Arap dünyasının politik ve sosyal alanlarında büyük önemi vardı. (s. 415) Maxime Rodinson: Arapça, belki de tüm diller arasında spontane şiirinin gelişimi için en uygundur. Geniş bir kelime haznesine sahiptir.(s. 418)

Muhammed Hamidullah: Fransız müzisyen Abdullah Giles Gilbert’in Kur’an Tilavet edildiği kimi toplantılara katılırdı. Okunan metnin şiir değil de düz yazı olduğunu öğrendiğinde öylesine heyecanlanmıştı ki sonunda Müslüman olmuştu. Hiçbir yerde düz yazıda ritim olmaz. (Hamidullah, Kur’an’ı Kerim tarihi, s. 101) (s.420-421) Margoliouth: Onun okuma yazma eğitimi almadığı açıktır. (Margoliouth, Muhammed ve İslam’ın Yükselişi, s. 68)  (s. 422)

Gayb Haberleri

“Kıyametin alameti, ayağı çıplak, giyimsiz, fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmada birbirleriyle yarışmalarını görmendir.” (Buhari, Fiten, 25; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II/313) Bugün Dubai’deki Burç Halife, 828 metre ile dünyanın en yüksek insan yapımı binadır. ( s. 427) “Az kaldı ki milletler, değersiz olacaksınız. Allah, heybetinizi düşmanın kalbinden çıkaracak ve sizin kalbinize bir zafiyet koyacak.” (Müsned, 2/359, 7297;Ebu Davud, Melahim, 5) (s. 428) “Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz.” hadis emir değil haberdir. (Buhari, Cihad, 95, 96 Menakib, 25; Müslim Fiten, 62) (s. 431) Hadisin, Moğollar olma ihtimali çok güçlüdür. (s. 432)

Kevser Suresi: “Esas senin düşmanlarının soyu kesiktir.” Bugün bakınız, Seyyid ve Şerif olup soyunu Nebiye dayandırmak için insanlar çaba harcarken, kendisini Ebu Leheb ya da Ebu Cehil’e nispet eden kimdir? (s. 433)

Hz Muhammed, kıssaları alıntılamış olsaydı hangi metinleri okumuş olması gerekirdi? Oryantalistlerin ‘Carpus Caranium’ adlı çalışmada, Hz Muhammed tüm Kur’an’ı yazabilmesi için lazım olan eserlerin ‘sadece isimlerinin yazılı olduğu bir liste 24 sayfa’ tutmaktadır. Hz Muhammed (sav) döneminde hangi dillerde olduğu ile ilgili liste (s. 446) şöyledir:

Tevrat: İbranice, İncil: antik Yunanca, Adem ile Havva’nın hayatı: eski Slav dili, Thomas’ın çocukluk İncili: Kıpti, Midraş Rabbah: antik İbranice, Babil talmudu: İbranice, Arda wiraf: Farsça, Bu eserlerin tamamının ilk Arapça tercümesi, Hz Muhammed’den sonradır. Şunu da söylemekte fayda var metinlerin çoğu, 1945 yılında Mısır’da keşfedildi. Aslında bu kaynakların, Muhammed’in bulunduğu coğrafyada, yazılı olarak bilinmesi imkansız olduğu gibi sözlü olarak bilinmeleri de imkansızdır. (s. 447)

Margoliouth; Kur’an’ın kaynakları sayısızdır. Habeş ve Süryani kaynaklarına ek olarak, İbrani ve Yunan kaynakları vardır. (Margoliouth, Muhammed ve İslam’ın Yükselişi, s. 108) Hz Muhammed’in bu kadar dili bildiğine ve 1945’te bulunmuş kitapları okuyabileceğine inanan var mıdır? (s. 448) Pedersen: Hz Muhammed’in Yahudi ve Hristiyan kitaplarına yakından bir aşinalı yoktu. (Pedersen, İslam dünyasında kitabın tarihi s. 29)

Tevrat’la tamamıyla aynı, tek bir peygamber kıssası dahi yoktur. Nuh, şarap içip sarhoş oldu. Harun, bir put yaptı. Lut’un büyük kızı küçüğüne “Babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.” dedi. Kral Süleyman’ın karıları, onu yolundan saptırdılar. (s. 450) Bu örnekler daha da artırılabilir. (s. 451) Eyüp kıssası, Yusuf kıssası, Adem kıssası. Hz Muhammed bu kıssaları, Yahudilerden almış olsa, teolojik tutarsızlıklar oluşturan bu kısımları neden almasın? Kur’an’ın, Yahudilerin eserlerinde yaptıkları bir kısım açık hatayı düzelterek, bir kısım hatayı ise nakletmeyerek onları fazlasıyla aşmıştır. (s. 460)

Montgomery Watt: “Muhammed’in İncil’deki kavramlar ve fikirler hakkında bilgisini, okuyarak ya da belli kişilerle konuşarak değil, Mekke’nin entelektüel ortamından edindiğidir.” Hangi entellektüel ortam? ‘Peygamber değildi’ yargısıyla yola çıktığınız bir okuma tipinde, bir peygamberlik iddiasını ne derece sağlıklı değerlendirebilirsiniz? Onun elinde, o dönem, o coğrafyada, bu kıssaların, bu derecede kompleks bir şifahi (sözlü) anlatımının olduğuna dair hiçbir delil yoktur. Bilakis, lazım olan metinlerin çokluğu ve büyük kısmının sonradan keşfi sebebiyle şifahi anlatının aleyhine deliller vardır. Muhalifimizin tek delili, tartıştığımız konuda peşinen kabul ettiği, “O, peygamber değildi. Muhakkak böyle bir anlatı olmak zorundadır. Önyargısından ibarettir” (s. 464) Delilsiz kuruntu, kabul etmeme delil gibi addedilmeye başlanıyor. Normalde bizim üzerimizde, delil yükümlülüğü yoktur. Muhatabımızın, şifahi anlatının olduğunu ispatlaması gerekmektedir. İddia sahibi odur. Delilde ona gerekir. Ben kıssaların farklılıklarından delil getirdim. Onlara düşen, var olduğunu iddia ettikleri şifahi anlatıyı göstermektir. İlgili iddiaların aleyhine deliller serdedeceğim.

Şifahi anlatı aleyhine deliller

Kur’an’ın kıssalarının çoğunluğu Mekke’de nazil olmuştur. (s. 465) Hud Suresi 49. Ayet: “Bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin, bundan önce bilmiyordun.” (s. 466). Bu bilgi doğru olmasaydı hem müşriklerden itirazlar beklerdik, hem de müminlerden Kur’an’da yalan bilgi varmış şeklinde kırılmalar görürdük. Oysa İkisi de olmamıştır. (s. 467) Sosyal bilimlerde, “olabilir.” demek ne zamandan beri delil sayılır olmuştur? Firavuna ağıtı anlatan hiyeroglif metinlerde şöyle yazmaktadır: Gökler ve yer senin için ağlar. Kur’an’da, firavunun akıbeti anlatıldıktan hemen sonra şöyle buyrulmaktadır. “Gökler ve yer onların ardından ağlamadı.” (Duhan, 29) Bu Metin 1798’de Napolyon’un Mısır Seferi esnasında Rosetta taşı bulunmadan önce okunabilir değildi. Yani bu Metin, 19 yüzyılın başından önce okunabilir durumda değildir, bilinmeyen bir dil ve okunamayan bir alfabededir. (s. 471)

Rum suresi, Bizans’ın mağlubiyetten sonra tekrar galip geleceğini, süre tayin ederek haber vermiştir. (s. 484) Müslüman olsun gayrimüslim olsun tüm İslam araştırmacılar, surenin Bizans’ın kazanmaya başlamasından önce indiğini söylemektedir. (s. 489) Richard Bell: Muhammed’in, bu kadar erken bir tarihte, Bizans İmparatorluğu’nun siyasi kaderini lehine olan görüşünü açıklamak zordur. Döneme yakın Bizans tarihçisi Theophanes: “Yenilmez Pers ırkının Romalılara arkalarını göstereceğini kim beklerdi ki?” diye hayret eder. Mitşelin ifadesiyle; ‘gidişat olağanüstü bir şekilde tersine döner.’ Edward Gibbon: “Bu önsezinin söylendiği zamanda, bunun gerçekleşebileceğine inanmak kuşkusuz çok zordu.” ( s.502) Onun belirtilerin lehinde olduğu bir savaşta dahi böyle bir öngörüde bulunması beklenemezdi. Zira bu, tüm iddiasını lüzumsuz yere riske atmak olurdu. Bunun haber verilmesi, gerçek bir mucizedir. “Ve o gün Müminler feraha erecekler” (Rum, 4) gerçekten ayetin nazil olduğu Mekke’de Müslümanlar baskı altında iken, Bizans zaferinin geldiği dönemde Medine’de baskılardan uzak bir halde yaşıyorlardı. ( s. 503)

Samimiyet delilleri bölümünde farkında olarak yalan söyleyen birisi olmadığını ispatladık. Fetanet delilleri bölümünde farkında olmayarak gerçeğe muhalif haber getiren biri olmadığını ispatladık, hem de mucize iddiasında bulunduk. (s. 510) Bilmelisin ki bu yazdıklarımız, Müslümanların delillerinin yüzde biri bile değildir.

Kullar, hidayeti hak etmezler. Hidayet, başlı başına bir lütuftur. Belki amellerle en fazla Allah’ın (cc) bir lütfu celp edilebilir. Ancak bu bir hak etme değil, lütfetme olacaktır. Ben bu kitaptaki bakış açısı ile Müslüman oldum. Gayrimüslim isen Allah’ın bana nasip ettiğini, sana da nasip etmesini dilerim.

Bu eser lütfedilen bu hidayetin hamdı olsun. (s. 511)

Altay Cem Meriç, Peygamberliğin İspatı, Haber Delili

Hz Muhammed’in Peygamberliğinin İspatı Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. Mehmed dedi ki:

    Altay Cem Meriç futbol saçmalığını öven münafıktır

    CEVABEN
    Estağfirullah! O ne ağır itham öyle!!!
    Münafık dini bir kavram ve söz size döner …
    “Müslümana sövmek fısktır. Onunla çarpışmak ise küfürdür.” (Müslim, 1/325); “Herhangi bir kimse, din kardeşine ‘Ey kâfir!’ derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner.” (Müslim, 1/319)
    Allah Hz. Musa’yı, Firavuna gönderirken bile “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Taha, 44) Uhud savaşında yenimemize neden olanlarla ilgili inen ayete bakar mısın kardeşim: “Sen yalnızca Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli biri olsaydın kesinlikle etrafından dağılıp gitmişlerdi.” (Al-i İmran, 159)
    Aman kardeşim, tepkilerimizi bizi bölen kavramlarla ifade etmeyelim lütfen!

Yorum Yaz


Yukarı Çık