Din bilim Ateizm 2

9 ay önce
Din bilim Ateizm 2

Yazar geçmişte bazı üslup hataları yaptığını belirtir: “Birçok şeyi zor yoldan öğrendim.  Birçok kusur ve hata işledim, ve bu kitabın büyük kısmı, bunlardan çıkardığım derslerden oluşur.” (s. 19, 28, 421) Müslümanlar tevazu ile kendilerini Allah’ın yanında bir hiç olarak bilirler. (s. 18) 5 Kasım 2000 tarihinde Londra’da Müslüman oldum. ( s. 19) Hz Muhammed’in prensipleri üzerinden anladım ki, merhamet her şeyi güzelleştiriyor. ( s. 20)

Ölüm üzerine düşünmenin ciddi faydaları vardır. Ölüm bize hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatır. Ölüm üzerine düşünmek, düşünceyi tetikler. Bir gün, son nefesimi vereceğimi fark ettiğim anda, her şey anlam kazanmaya başlamıştı. ( s. 27) Teist, ateist olmayan anlamına gelen ve Yunanca asıllı olan bir kelimedir. ( s. 33)  Ateistlerin ateist olmasının asıl sebebi, tanrının varlığına dair ortaya atılan delillerden ikna olmamalarıdır. Bu da aslında, birçok ateistin aslında ateist olmadığı fakat, gizli birer agnostik olduğu anlamına gelir. Yapılması gereken, onlara sağlam argümanlar sunmaktır. Ateizm, psikoloji ile derinden irtibatlıdır. ( s. 35) Ateizmde temel sorun, kötülük problemidir. ( s. 36) Ateistlerin azımsanamayacak kadar çoğunluğu, gizli mizoteisttir. Ateistler, perdelenmiş bir ben merkeziyetçilik ile karşı karşıyalar. Bu,  dünyayı kendi bakış açıları dışında görmemek için özel gayret gösterdikleri anlamına gelir. Tanrıyı insan biçimine sokarlar. Ateistlere göre Tanrı da, bizim dünyayı gördüğümüz gibi görmelidir diye düşünürler. ( s. 37) Tanrı kötülükten memnun olduğu için değil, bizim görmediklerimizi gördüğü için bütün bu olayların gerçekleşmesine izin vermektedir. Tanrı, fotoğrafın tamamını görmektedir. Dünyada gerçekleşen her şey, üstün ilahi bir hikmetin dahilinde cereyan etmektedir.

Natüralizm, tanrıyı ve tabiatüstü gerçekliği reddeder. Ateistlerin felsefi natüralizmi kabul etmeleri şaşırtıcı değildir. Dawkins’e göre ateistler, felsefi natüralisttirler. ( s. 38) Peygamberimiz, bütün insanların tanrının varlığını tasdik eden bir fıtrat üzere doğduğunu söyler. ( s. 39) İslam nazarından bakıldığında ateistler müşrik olarak tarif edilir. ( s. 40) İslam tarihinde dehriyyun denen akım sekizinci asırda ortaya çıkar. Onları kainatın ebedi olduğuna inanırlar ve her şeyin ezelden beri var olduğunu ileri sürerlerdi. ( s. 41)

1689’da Polonyalı düşünür Kazimierz Lyszczynski, insanların Tanrı kavramını, başkalarına tahakküm aracı olarak üretildiğini ileri sürer. ( s. 44) Pozitivistler, fiziki alemden başka bir varlığın olmadığını ileri sürerler. ( s. 46) Big Bang, kainatın sonsuz olduğu anlayışını ortadan kaldırmıştır. Ayrıca ‘hassas ayar’, hücrelerin DNA’sının keşfedilmesi gibi gelişmeler ateizme cevapların bilimsel temellerinden bazılarını oluştururlar. ( s. 47) Sekülerizm, genellikle ateizmin siyasi tezahürü anlamındadır. ( s.  48) Ateistlerin homojen bir grup olduğunu söyleyemeyiz. ( s. 49) Avrupa’da insanların %46’sı, Çinlilerin yarısı kendisini ateist olarak tanımlar. ( s. 50)

Ateizmin bakış açısına göre hayat, saçma ve gülünç bir şeydir. Birçok ateist, kâinattaki bütün olayların fiziki faaliyetler üzerinden açıklanabileceğine inanan felsefi natüralistlerdir‘Tanrı yoktur’ fikri, bir ümit, değer ve gayeden yoksullukla sonuçlanır. ( s. 53) Ateizme göre, yaşadığımız acılar, duyduğumuz haz kadar anlamsızdır. Erdemler, fedakarlıklar, sıkıntılar yüksek bir gaye için meydana gelmemektedir. ( s. 54) Natüralistlere göre var olan her şey aslında, maddenin yeniden düzenlenmesinden ibarettir veya kör fiziksel faaliyetler ve sebeplere bağlıdır. ( s. 57) Natüralizmi kabul eden ateistler için duygular dahil her şeyin temelinde, soğuk fiziksel faaliyetler yer alır. Ateizme göre hiç bir şey bir gaye üzerine yaratılmamış ve tasarlanmamıştır. Her şey sadece, soğuk rastgele ve bilinçsiz fiziki faaliyetlerin ve sebepleri sonucudur. ( s. 58) Natüralizme göre bir katil ile masum bir kişi aynı son ile ödüllendirilir: ölüm. ( s. 59)
Tanrının bakış açısı, sonsuz ilim ve hikmet üzeredir. ( s. 60) Eğer Bizler hayli düzensiz cansız parçacıklardan başka bir şey değilsek, insan hakları iddialarının temeli nedir? İslami açıdan baktığımızda dünya Tanrıya yakınlaşmamıza aracı olduğu için değerlidir. Yani batan bir gemi üzerinde değiliz. Eğer doğru şeyleri yaparsak, tanrının merhametini ve rızasını kazanabiliriz. ( s. 61) “Neden buradayız bilmiyorum fakat, eminim ki gayemiz bu dünyada sefa sürmek değildir.” Bu söz filozof Ludwig wittgenstein’a aittir. ( s. 62) Natüralizmin bakış açısı şöyledir: Bizler evvelden gelen birtakım fiziki hadiselerden meydana gelmişsizdir. Bunlar kör, tesadüfi ve mantıklı bir süreci takip etmeyen bir hadiseler bütünüdür. ( s. 63) Bizler, anlam arayışından kaçamayız. Dawkins, ‘Gen bencildir’ isimli kitabında, bedenlerimizin sadece üremek ve çoğalmak için geliştiğini ileri sürer. ( s. 64) Bu görüşün temel problemi, bizim varlığımızı uzun süreli bir biyolojik sürecin tesadüfi bir sonucuna indirgemesidir. Ateizmde insan, parçacıkların rastgele çarpışmaları ve moleküllerin rastgele düzenlenmesine meydana gelen bir yan ürün, bir tesadüf varlık olarak görülür. ( s. 64) Ateizm, sonsuz ve anlamlı bir mutluluktan yoksulluktur. Zaman hızla tükenmekte ve ölüm vardır. Bir insan böyle bir bakış açısı ile mutlu olabilir mi?  Evrime göre, ‘hayatta kalmak ve üremek için’ varız. Evrimin bakış açısına sahip bir insan yaşamı sadece, ‘hayatta kalma ve üreme’ içgüdülerine indirgenmiş bir hayat olarak görür. Böyle bir  insanın mutlu olması mümkün müdür? ( s. 65) Anlamlı bir mutluluğa gerçekten kim olduğumuzu anlamadan ve hayatın ciddi sorunları ile yüzleşmeden ulaşamayız. Natüralizmde, ‘neden buradayız’ sorusunun cevabı yoktur. ‘Nereye gidiyoruz’ sorusunun da….

İslam’a göre, her yaptığımız iş bir ibadet olabilir. ( s. 67) Eğer Tanrıya ibadet etmezsek, başka tanrılara ibadet etmemiz kaçınılmaz olur. Arzularımızın kölesi oluruz. Bizim birçok efendimiz var ve, her biri bizden bir şey ister.  ( s. 68) Eğer ibadet etmezsek, bizi insan yapan şeyleri de unuturuz. ( s. 70) Kendinde akıl olmayan bir şey, nasıl olurda aklı olan başka bir şeyin meydana gelmesine sebep olabilir? ( s. 75) Ancak akıldan akıl doğar. ( s. 76) Natüralizme göre, fiziki şeylerin hiçbir amacı yoktur. Hiçbir şey, atom, molekülleri bir maksat üzere hareket ettirmemektedir. Eğer durum böyleyse, zihnimizin kavrama kabiliyeti nasıl açıklanabilir ve zihin neden vardır? ( s. 81) Fiziki süreçler akıldan mahrum ise, nasıl olurda akla sebep olabiliyor, onu nasıl ortaya çıkarabiliyor? Fiziki süreçler tanımları gereği akıl sahibi değildirler. ( s. 82) Natüralizm, akıl yürütme kabiliyetimizi açıklayamaz. ( s. 83) Natüralizme göre hayatta kalabilmemiz için bir muhakeme kabiliyetine sahip olmamız gerekir. Bu nedenle evrim, bu özelliği bizlere vermiştir. Zihni bir kavrayışa ulaşmak, varlığımızı devam ettirmek için bir şart değildir. Ayrıca keşfetme gibi özelliklerimiz genellikle, hayatta kalmamızı zorlaştırır. ( s. 84) Zihnimizin, kainatı anlama kabiliyetine sahip olacak şekilde evlenmesi hiç mantıklı değildir. ( s. 86) Sanatla uğraşmak, maneviyat ile ilgilenmek, felsefe yapmak varlığımızı devam ettirmemize, ürememize fayda sağlayan şeyler değildir. Doğal, tabii seleksiyon, bütün bunları ortadan kaldırmış olmalıydı. Çünkü, bu davranışların bir faydası yoktur. ( s. 87)

Sözde kör, rastgele, fiziki süreçlerden meydana gelen zihnimizle nasıl oluyor da, akıl yürütme kabiliyetimizi kullanarak bir sonuca ulaşabiliyoruz? ( s. 94) İnsanlar ise sadece kavrayış kabiliyetine değil aynı zamanda bu kavrayışlara anlam verme kabiliyetine de sahiptir. ( s. 96) Bir bilgisayar kendisini tasarlayanların aklının uzantısıdır. ( s. 99) Tanrının varlığı bir kültürün ürünü değildir. Bu inanç evrenseldir. Sosyologlar ve antropologlar, ateist bir çocuğun bir adaya terk edildiği takdirde, adanı bir yaratıcısı tarafından yaratıldığına inanmaya başladığını iddia etmektedirler. ( news.bbc.co.UK/today/hi/today/newsid_7745000/7745514.stm )

Ateistler, kainatın bir sebebi veya yaratıcısı olduğunu inkar etmelerini doğrulamak, delillendirmek zorundadır. ( s. 112) Bir yaratıcının varlığını inkar ederken, ellerindeki delil nedir?  ( s. 113) Tanrının var olduğunun delilleri fıtratı uyandırır, Allah’ın varlığını kabul etmekle insan aslına döner. ( s. 115) Akli deliller, fıtratı uyandırmak veya aydınlığa çıkarma aracı olarak hizmet eder. ( s. 116) Ateistler, tanrının var olmaması üzerine bir pozitif bir delil getirmek zorundadırlar. ( s. 117)

“Acaba onlar bir yaratıcı bulunmadan mı yaratıldılar, yoksa yaratıcı kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yaratmışlar? Hayır hayır! Onlar bir türlü idrak edip inanmıyorlar.” (Tur, 35-36 ) Kuran, bir şeyi yaratılışını veya varoluşunu açıklamak için 4 ihtimal olduğundan bahseder: Yokluktan gelme, kendi kendini yaratma, yaratılmış bir mahluk tarafından yaratılma, yaratılmamış mahluk olmayan bir şey tarafından yaratılma. ( s. 121) Kainat kendi kendine yaratılmış olabilir mi? Annemizin kendi kendini doğurması mümkün müdür?  ( s. 134) Önümüzde iki seçenek vardır: Tanrı mı daimi olarak var, yoksa kainat mı?  ( s. 138) Ey ateistler, “Seçiminizi yapın. Tanrı veya Evren. Biri en başından beri daima vardı. “( Anthony Flew, There is a God, sayfa 137) Mutlaka yaratılmamış bir yaratıcı olması gerekir. Kainatı Tanrı yaratmıştır ve yarattığı kainatın kanunlarından bağımsızdır. Başlangıcı olmayan bir şey, yaratılmış olamaz. Kâinatı kanunları ile birlikte var erken var eden Allah’tır! ( s. 141) Yaratılmamış olan yaratıcı ilim sahibi olmalıdır çünkü, yaratmış olduğu kainata kanunlar koymuştur. Yerçekimi, zayıf ve kuvvetli nükleer enerji, elektromanyetik güç gibi… Yaratıcı, kudret sahibi olmalıdır. Çünkü kainatta muazzam bir enerji vardır.  (s. 142) Boşluklar Tanrısı safsatadan ibarettir. Bilimin bazı meseleleri henüz açıklayamamış olmasının tanrının varlığına delil oluşturmadığını, çünkü bilimin ileride her şeye bir açıklama sağlayacağını savunur. ( s. 163)  Halbuki, bilimin çalışma sahası ‘bağımlı nesnelerin dünyası’ ile sınırlıdır. Dolayısıyla bilim sadece, bir bağımlı nesnenin başka bir bağımlı nesne ile olan irtibatını açıklayabilir. ( s. 164)

Daniel Bor: “Nasıl oluyor da 1300 gram kadar sinir hücreleri, her uyanık halimizi kuşatan kusursuz bir hisler, düşünceler, hatıralar ve algılar kaleydoskopunu meydana getiriyor.” Zor problem hala çözülmüş değil. Madde soğuk, kör ve bilinçten yoksundur. Madde, kendinde olmayan ve potansiyel olarak ortaya koyamayacağı bilince sebep olamaz. ( s. 171) Profesör Christof Koch, “Sinir sistemi ile bilinç arasındaki irtibatın nasıl gerçekleştiği hala tanımlanabilmiş değil.” (C. Koch, Consciousness, MIT Press, s. 23) der. Profesör Torin Alter, fiziki bir nesne olan beynin nasıl bilinçli bir tecrübe meydana getirebileceğine cevap bulunamamasına denir bulunamadığını değinir:” Beynimdeki faaliyetler nasıl oluyorda tecrübeleri üretiyor? Neden her fiziki olay bilinçli bir tecrübe ile beraber meydana geliyor? ( T. Alter, Hard problem of consciousness, s. 5)  Bütün gerçeklik, fiziksel gerçeklerden ibaret değildir. (s. 179) Öznel bilinçli haller, işlevsel açıdan anlaşılamaz. ( s. 188) Ben, başka bir kişinin saldırgan bir hayvan tarafından tehdit edilmesinin, o kişi için nasıl bir his olduğunu bilemem. ( s. 189) Bilincin kaynağı nedir?  ( s. 196)

Kainat, bir gayeye yönelik tasarlandığını işaret eden muntazam, hassas, engin bir mimariye sahiptir. Kaynat hayatın devam edebilmesi için en doğru kanunlar ile donatılmıştır. Eğer bu kanunlar farklı olsaydı bu kitabı okuyor olmazdınız. ( s. 201) Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder. Göğü Allah yükseltti ve dengeyi o koydu.” ( Rahman, 5-7) “Göklerin ve yerin yaratılışında, akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” ( Ali İmran, 190 İnce ayar, dünyadaki hayatı mümkün kılar. ( s. 205) Yer çekimi kanunu:  İki kütle arasındaki çekim kuvvetidir. Yerçekimi olmasaydı yıldızlar ve gezegenler olmazdı. Elektromanyetik kuvvet: Elektronları yörüngelerinde tutar. Güçlü nükleer kuvvet: Çekirdek artı yüklü protonlardan meydana gelir. Normalde dağılması gerekir fakat güçlü nükleer kuvvet sayesinde çekirdek tek parça halinde kalır. Zayıf nükleer kuvvet: Yıldızlara yakıt sağlamaktan radyoaktif bozunmalara dek sorumludur. Neden farklı kanunlar yerine bu kanunlar gözlemleniyor? Bu kanunlar nasıl oluyor da, bilinçsiz, akılsız, kör ve gelişigüzel haldeki fiziki süreçleri insan hayatını sürdürebilecek şekilde yönetebilmektedir?  ( s. 207) Einstein, ‘ Ben bir ateist değilim. Bizler farklı dillerde kitaplarla dolu büyük bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk konumundayız. Çocuk kitapların yazılmış olduğu dilleri anlamıyor. Kitapların yerleştirilmesinde gizemli bir nizam olduğunu düşünüyor.” der ( M. Jammer, Einstein and Religion, s. 150) Jüpiter dünyamız için kozmik bir kalkan görevini üstlenmektedir. ( s. 209)  Fizik kanunlarının ve birtakım fiziki süreçlerin kainatları oluşturmasına inanmak, Tanrıya inanmaktan çok daha zor ve akıl dışı bir iddiadır. ( s. 216) “Tanrı mutlaka kainattan daha karmaşık, anlaşılması zor bir varlık olmalı” diyen Dawkins’e, eski ateist A. Flew şöyle cevap verir: “Tanrı fikri o kadar basit ve anlaşılabilir bir fikirdir ki, bütün semavi dinlerin bağlıları tarafından anlaşılmıştır.” ( Flew, There is a God, s. 111) İnsanların, arabalardan daha karmaşık yapıya olması, arabaları tasarlamadıkları anlamına gelmez. ( s. 219)

Dünyada kötülükler neden var? Bu konu, ‘Kader’ adlı yazımızda da ele alınmıştır
Biz, birer insan olarak empati kurmalı ve diğer insanların yaşadıkları zorlukları azaltmak için yollar aramalıyız. ( s. 257) İlahi hikmete erişilememesi, onun var olmadığı anlamına gelmez. ( s. 259) Tanrının hikmetini tam anlamıyla kavrayabileceğimizi iddia etmek, aslında Tanrı gibi olduğumuzu söylemektir.  ( s. 260) Tanrı insanlara aşkındır ve hikmet ve ilmi ilmin tamamına sahiptir. O,  el-Hakim olduğuna göre ve isimleri ve sıfatları mükemmel olduğuna göre, her fiilinin arkasında bir hikmet vardır.  ( s. 261) Tanrının hikmeti sınırsız ve eksiksizdir, fakat biz sınırlı bir ilme sahibiz. Aksi iddia, elinde tek parça varken, bütün bulmacayı çözdüğünü inanmaya benzer.  ( s. 264) İnsanın başlıca gayesi, geçici bir mutluluk yaşamak değildir. Bilakis asıl gaye, tanrıyı tanıyıp ona ibadet etmektir. ( s. 266) Ahlaki ve manevi gelişmemizi sağlamak için zorluklarla karşı karşıya olmamız zorunludur. Eğer karşımıza hiçbir tehlike çıkmıyorsa, nasıl cesaret gösterebiliriz? Hayat, aramızdan kimlerin sonsuz saadeti, mutluluğu hak ettiğini göstermeye yarayan bir mekanizmadır. ( s. 267) İmtihan, kullar için sonsuz mutluluk yurdu olan cennet için bir kapıdır. Bizden daha iyi bilen Tanrı, bizleri cesaretlendirerek, bu imtihanları aşmamız için ihtiyacımız olan kuvvete sahip olduğumuzu bize bildirir.(Bakara, 286) Çektiğimiz zorluklar ve çileler, Allah’ın el Hafiz , el-Şafi gibi isim ve sıfatlarını tanımamıza vesile olur. Hayat imtihanında insanlar dilediklerini yapmak için yeterli özgürlüğe sahip olmalıdır.  ( s. 269) Çektiğimiz acılar, dünyanın ne kadar düşük bir yer olduğunu gösteriyor ve bizi onun geçici tabiatından koparıyor. Böylelikle Tanrıya yaklaşma imkanı buluyoruz. ( s. 270) Ateizme göre bir insan, bütün hayatı boyunca ıstırap çekip sonrasında kendini birdenbire, mezarda bulabilir. Çektiği bütün acılar, sıkıntıların ve yapmış olduğu fedakarlıkların hiçbir anlamı kalmaz. İslam geleneğinde ise, müminin hayat yolculuğuna yardım eden çokça kavram, ilke ve fikir bulunur. ( s. 272) Hz Muhammed, “Aç olanları doyururuz, hastaları ziyaret ediniz.”  buyurmaktadır. ( Buhari, Tecrid, VII/404) Ateizm mantığı insanı umutsuz bir hale sokar.  ( s. 274)

Bilim sadece gözlemler üzerinden çözülebilecek meselelere odaklanır. Tanrı tanımı gereği fiziki alemden bağımsız bir varlıktır. Dolayısıyla onun doğrudan gözlenebilmesi mümkün değildir. ( s. 275) Hugh Gauch, “Bilimin ateizmi desteklediğini iddia etmek, yüksek miktarda heyecan, hissiyat ve düşük miktarda mantık ile hareket etmek demektir.” ( Gauch, Scientific method in brief, s. 98) der. Gözlem üzerine geliştirilmiş bir düşünce metodu, gözlemlenemeyen bir şeyin varlığını reddedemez.  Bilimin burada yapabileceği şey, tanrının varlığına delalet edecek deliller ortaya koymaktır. ( s. 276) Bilimin birçok sınırı ve cevap veremeyeceği birçok soru vardır. ( s. 277) Bilim, bütün sorulara cevap veremez, çünkü; gözlemlerle sınırlıdır, olayların neden meydana geldiği açıklayamaz, bazı metafizik soruların cevabını veremez, ahlaki olarak belirsizdir, nötrdür, şahsi olan ile alakadar olamaz. ( s. 281) Bilim, bize bir şeyin ne olduğunu söyler, ne olması gerektiğini değil. ( s. 283) Bilimin, ne-nasıl sorularına cevap verebildiğini, fakat neden-niçin sorularına cevap vermekte başarısız olduğunu görmeliyiz. Neden sorusundan kastettiğimiz, olayların gerçekleşme gayesidir. ( s. 287) Newton mekaniği uzay ve zamanın sabit unsurlar olduklarını var sayıyordu, fakat Einstein bu iki unsurun izafi ve dinamik olduklarını gösterdi. Einstein modeli Newton modelini yerini aldı. ( s. 298)  bilim hiçbir zaman sonsuz gerçeklerin bir derlemesi olmamıştır. Kainatın bir başlangıcının olduğu Kuran’da açıkça ifade edilir. Kuran’da güneşin bir yörünge üzerinde olduğu da belirtilir. ( s. 299) Bilimsel sonuçlar, değişken ve mutlak olmayan işler olarak kabul edilmelidir. Bilim değişebilir. ( s. 300) Bilimsel bilgi ve ilahi vahyin iki farklı bilgi kaynağı olduğunu belirtmemiz gerekir. Bir tanesi sınırlı niteliklere sahip olan insan zihninden, diğeri ise tanrıdandır. Bizler hakikatin ancak küçük bir parçasını idrak edebiliriz. Bizim bilgimiz sınırlıdır, tanrının bilgisi ise sınırsızdır. ( s. 301) Bilimin vardığı sonuçlar değişmez sonuçlar değildir, bütün sorulara cevap veremez. ( s. 304) Kuran, hiç kimse tarafından taklit edilememesi, İslam ilim geleneğinde ‘i’cazu’l-Kuran’ olarak ifade edilmiştir. Acizlik, insanı aciz bırakan anlamına gelir. ( s. 321)  Profesör Neal Robinson, Discovery the Quran (s. 254) isimli kitabında, ‘Kuran’da bulunan sanatların, oldukça tesirli belagat ve hitabet araçları olduklarını’ belirtir.

Hz Muhammed peygamberliği boyunca çokça sıkıntılar ve imtihanlar geçirmiştir. Çocukları, hamımı vefat etmiş, boykota uğramış, en yakınları işkencelere uğramış, ve öldürülmüş, çocuklar tarafından taşa tutulmuş, savaşlara katılmış, sürülmüş, çileler çekmiş aç kalmış vb bir çok zulme uğramış ve kendisine teklif edilen zenginlik ve gücü reddetmiştir, tebliğinde hiç bir tavizi vermemiştir. ( s. 342, 355) Bir yalancı, genellikle dünyevi menfaatler için yalan söyler. ( s. 355) Oğlu vefat ettiği gün vuku bulan güneş tutulmasını Hz Muhammed kendi lehine kullanmamıştır. ( s. 356) Hz Muhammed uzaktan bakınca insanların en heybetlisi, yanına gelince tatlı ve çekici idi. Kimseyi kınamaz, ayıplamazdı. ( İbni Kayyım, Zadul Mead, s. 50)

İbadet, bizi biz yapan şeydir. Allah’a kulluk etmeyen başka şeye kulluk eder. islami açıdan sizin en çok sevip hürmet ettiğiniz şey, sizin tapındığınız şeydir. bu bir ideoloji, lider, aileden bir fert hatta kendiniz olabilir. Allah’a ibadet etmiyorsak, başka bir şeye tapıyoruzdur. Kendi nefsimize, arzularımıza veya gelip geçici maddi varlıklara… ( s. 409, 415) Bizim ibadetlerimiz O’na bir şey kazandırmaz, etmememiz O’na bir şey kaybettirmez. ( s. 412) Kuran, Allah’ı rab kabul etmrzsek, birçok efendilere köle olacağımızı bizlere gösterir. ( s. 416)

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle.” ( Fussilat, 34) Gelin, fazilet ve güzellik ehli insanlar olalım. ( s. 424)

 

Hamza Andreas Tzortzis, Hakikatin izinde, Din bilim Ateizm

Din bilim Ateizm 2 Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

  1. Furkan dedi ki:

    hocam adamsınız.istediğim kitabın ozetini çıkartmıssınız. Allah(c.c.) razı olsun sizden. bu kitabın pdf ini pc ye indirebilecegim bir link var mı hocam. bir de hocam ilahiyatcı mısınız ilahiyatcıysanız docent veya profesor gıbı unvanlarınız var mı bırde kacıncı sınıf sınız 4 soru 4 cevap hocam 🙂

    CEVABEN
    Amin.
    En büyük rütbe; KUL’um, elhamdülillah!
    Kitabın diğer konularla ilgili kaynaklık teşkil edecek bölümleri de 16 konuya dağıtıldı. Pdf’si yok. Akademisyen değilim. selamlar.

  2. Murat dedi ki:

    Admin abı lise 9. sınıfa gidiyorum. Dersimiz siyer oldugun da hocaya karsı bildigimi soyledigimde kızlar bilmis dıye hakaret eder kendimi savundugum da yandan basa bır kız keske dinini ogrenırken din ahlakını da ogrenseydın der o na karsi kendimi savunurum baska bır kız çok bilmiş diyor susim diyorum konusmıyım dıyorum bu sefer de noldu nıye sustun senın bu derste konusman lazımdı dıye benle konusuyorlar. abi bunu dıyenlerın 2 si kapalı 1 sı musluman 1 ısı fırsattan faydalanarak (kendisi islama ınanmıyor deist yanı) bana laf atıyor . benım bu durum da ne yapmam lazım. bildigimi konussam bilmiş derler sussam alay ederler. veyahut bazıları cahil mualemesi yapar. en cok zoruma gıden bunlardan 3 unun musluman olması ve 3 muslumandan 2 sının kapalı olması. gunumuzde feminizmn denen lanet bir bela ile ugrasıyoruz. benım bu durum da ne yapmam lazım? abi müslüman kızlar gerektigi gibi davranmıyor ve 2 sıde basortulu oldugu halde bir muslumana yakısır bır sekilde davranmıyor dıger 2 sı bana karsı ortalıgı geleyana getırmek ıcın laf atıyorlar. yani gunumuzde hem feministlerle ugasırlen hem de muslumnan kız kardeslerımız gerektıgı gıbı bır musluman kıza yakısır sekılde davranmıyor benım bu durumda ne yapmam lazım abi?

    CEVABEN
    Murat kardeşim,
    Bunların sonu yok, ben 30 yıldır uğraşıyorum, bitmiyor, bitmeyecek!
    Dünya, imtihan alanı. Yapacağımız, fiilllerimizle tebliğ etmek yani yaşamak!
    Meşhur psikiyatri profesörü Mazhar Osman, “Türkiye’de,din ve tıp alanında cahil kimse yoktur.” der.
    Herkes alim (!) yaşayan az. Ne mutlu o azınlığa…
    Bana da dua et, selamlar.

Yorum Yaz


Yukarı Çık