Deizm üzerine

3 ay önce
Resim bulunamadı

Tevhid üç adımdan oluşur. Bir: Tasarlama, yaratma, kodlama. İki: Kollama, gözetleme, denetleme. Üç: Hesaba çekme, ödül ve ceza verme. Öteden beri küçük bir azınlık istisna edilecek olursa, tanrı fikri insanlara oldukça sıcak gelmiştir. Bu urum, tanrı fikrinin fıtratla ilişkisi olduğunu göstermektedir. (s. 193) Başlangıçtan itibaren, ‘insanlar arasında var olan’ Tanrı fikrine Kur’an’ın doğrudan onay vermediğini söyleyebiliriz. Bizden istenen, herhangi bir tanrı fikrinin olması değil, Tanrı olgusunun vahiy ile çerçevelenmiş bir yapıda olmasıdır. Tanrı düşüncesinin tarihi seyri incelendiğinde, mücessimeden müşebbiheye, şirkten küfüre, deizmden tevhide geniş bir yelpaze ile karşılaşırız. (s. 194) Sıradan insani bir kurumda bile, işe karışmayan patron imajı oldukça sakat bir algı iken, koca evreni yaratıp sonra denetim ve gözetim görevlerini tanrının yapmadığını iddia etmek, mantıklı bir teori değildir. (s. 195)

Deizm, gerçekliğin küçük bir fotoğrafı gibi durmaktadır. Diyebiliriz ki asıl gerçeklik, insan yaşamının hem bu dünya hem de öbür dünya için kurgulanmış sistematiğini kabul etmektir. Deizm, tanrıyı öncelemez aksine, onu hayatın dışına taşır, uzak bir ülkeye sürgüne gönderir. (s. 201) Deizmin, bire karşı onlarca eğrisi bulunmaktadır. (s. 202) Deizmin sunduğu şekli ile, hesap bilinci gelişmemiş her kişi için, aleme müdahalesi olmayan bir tanrı fikri, gününü gün edenlerin işini daha bir kolaylaştırmaktadır. Deizmin temelinde Tanrı algısı değil, insanın gelişmiş ve haddinden fazla şişkinleşmiş egosu yatmaktadır. Eskinin söylemleri ile bu çağın insanına ulaşabilmenin imkanı bulunmamaktadır. (s. 203) Deizm, dinlerin gereksiz oluşundan tutunda ateist eğilimlerin kamufle edildiği zihniyetlere dek oldukça geniş bir yelpazede yol almaktadır. (s. 205) Deizm bir dinsizlik hareketi olarak doğmamıştır. Yanlış ve akıl dışı din sunumuna karşı akli, bilimsel hatta belli oranda da vicdani bir reddiye olarak görülmelidir. Ortaya çıktığı pagan, putperest ve engizisyon ortamlarında, belli bir haklılık payı da bulunmaktadır. Deizmin önü alınmazsa, dinlerin cevaplarını umursamayan, zevkperest bir neslin varlığı ile karşı karşıya kalabiliriz. (s. 206) Deizmi, tanrının sıfatlarının yok sayılması şeklinde algılamak mümkündür. ( s. 207) Deizmde evren mekaniği hakimdir. ( s. 208)
İslam’da tanrının kainatı yarattığını kabul edilir ve sünnetullah adı verilen kurallarla da kainatın işleyişini ayarladığını kabul edilir. Fakat deizmden farkı, tanrının sürekli müdahalesini kabul etmesi ve tabiat yasalarının yaratıcısının da, tabiatın kendisi veya mekaniğinin değil, doğrudan Yüce Allah olduğu inancıdır.
İslam’a göre Allah kainatı yaratıp emekliye ayrılmamıştır ve kurduğu düzenin işleyişini de takip etmektedir. , her an bir iş ve oluştadır. O, hesap gününün sahibidir.
İslam’da, tevhit dininden sonra, en önemli esaslardan birisi de ahirete inancıdır. İnsanların yaptıklarından hesap vereceği inancı, insanların bilinçaltında suçluluk psikolojisi oluşturmakta, bu da onlara deizme yakınlık duymasına neden olmaktadır. Allah’ın kainata müdahalesi, insanların iradelerini, eylemlerini devre dışı bırakmaz. Sosyal, psikolojik, fiziki yasaları koyan bizzat Allah’ın kendisidir. (s. 209) Allah, adalet sıfatı gereği ahireti yaratmıştır. Allah’ın Peygamber göndermesi, kurulu ve mükemmel olan düzenin işleyişinde bir sakınca doğurmaz aksine, o düzenle uyum içinde İnsanların yürümesine, yaşamasına neden olur.( s. 210) Allah dualara karşılık verendir, bu konuda, ‘İslam’ın emirleri ve Hümanizm’ adlı yazıya bakılabilir.
Daha işin başındayken insanın, neleri yapıp ödül, neleri yapınca ceza geldiğini bile bilmesi, insanı rabbine karşı daha duyarlı ve müteşekkir kılar. İmtihan dünyasında yaşadığımızı bilmek, bizlerin son derece lehine olan bir durumdur. Bu sayede belirsizlikten kurtulan insanoğlu, hem insan-Allah, hem insan-insan hem de insan-tabiat ilişkisinde karakterli ve kişilikli bir ilişki ağına sahip olabilmektedir. (s. 212)
İslam ile deizm arasındaki en belirgin fark, kuralları Allah’ın koyduğunu kabul etmenin yanında insanın her an belli kuralların işleyişinden sorumlu olduğu gerçeğidir.
Deizmin çeşitli ekolleri bulunmaktadır. (s. 214) Deizmi besleyen; yanlış din algısı ile birlikte bunu kurumsallaştıran din adamlarının tutumu olmaktadır. (s. 215) “Deizm, laikliğin bir tür felsefesidir.” (Yaşar Nuri Öztürk, Deizm, s. 15) Kur’an, aklın olgu olarak faziletinden bahsetse de, daha ziyade aklın ‘işletilen versiyonu’ üzerinde durmaktadır. Bu yüzdendir ki İslam’a, ‘işletilen aklın kurumsal şekli’ ya da ‘akletme dini’ olarak bakabiliriz. ( s. 217) Yaşar Nuri Öztürk, Kuran’dan deizme kapı aralayan ayetler olarak fussilat 30-32. ayetleri verse de, yazar 218-219 sayfalarda bu yaklaşıma eleştirmektedir. Deistik gruptaki kişiler, dinin ibadet mecburiyeti, emir-yasak ve yaptırım boyutundan hoşlanmamaktadırlar. ( s. 220)
Deistik eğilimlerin ortaya çıkış nedenleri:
Din ile bilim ilişkisindeki sakatlıktan doğan nedenler: Her daim mucizelerin öncelenip Allah’ın, insan ve tabiata yerleştirmiş olduğu yasaların yani sünnetullahın, gözardı edilmesi.
Mevcut din dilinin arkaik değerler taşıması: İletişim araçlarını kullanan ve şu an insanına din sunumunu yapan bazı kişiler, değindikleri konular, verdikleri örnekler ve anlatım biçimleri ile bu çağın insanlığına değil, yüzyıllar öncesinin insanına hitap eder gibidir.
Dine karşı her daim reaksiyoner tavır ve reaksiyonist karakterlerin bulunması: Emir almaktan hoşlanmayan tiplerdir. (s. 221)
Din karşıtı düşüncelerin beslendiği ortamlar:
Tanrı tasavvuru: Akıl değerinin kabul etmeyeceği her tanrı fikri, insanoğlu tarafından kabul edilemez bulunmaktadır.
Kültürel altyapı: Geleneğin din diye algılandığı her ortamda, geleneği eleştirenler aynı zamanda dinleri de eleştirmiş olmaktadırlar. Bunun yanında, ‘din dilinin otoriter sunumu, özgürlük yoksunluğu, insanın tabiatı, propagandanın gücü’de etkindir. ( s. 222-224)
Deizm, haz neslinin direksiyonuna geçmiş olan hız çağında, özellikle gençliğin açık iletişime maruz kalmış olduğu okullarda ve sokakta kabul görmektedir. Hala yüzyıllar öncesinin geçersiz argümanları kullanarak arkeolojik bir din dili kullanılıyor. Neredeyse yaşayan insanlara ölmüş bir din dili tercih edilmektedir. (s. 225) Yapılması gereken şey, akıl ile vahiy arasındaki engellerin kaldırılmasıdır. (s. 22) Birbiriyle çelişik fikir ve tavırların, dinin içerisine sokularak anlatıldığı bir tebliğ sürecindeyiz. (s. 227) Bu dinin elçisine, Mürşid değil, örnek şahsiyet ve tebliğci konumu verilmiştir. Bu nedenle, onu takip edenlere de sorgulayan ve akleden irade ve kalp gerekir. Dinsel sorgulamayı yasaklayan temel bir iman, deizmin ortaya çıkış nedenlerindendir. İslam’da, taklidi iman değil tahkiki iman önemlidir. (s. 228) Her varlık bağlı olduğu kurallar çerçevesinde sorumlu tutulacaktır, insanın sorumlu tutulacağı alanda, kendi iradesiyle fiilleri işlemiş olduğu ortamlardır. ( s. 230)
Sonuç olarak denilebilir ki, insan yaptıklarından sorumludur. İnsanlara iyi ve kötü olan şeyler ve sonuçları bildirilmiştir. İnsanın içine fıtrat yerleştirilmiş, vicdan konulmuş, ahiret inancı ile hesap bilinci vahiyle inşa edilmiştir. İnsan, yaşadığı çevresini imar etmekle sorumludur. (s. 232)
Tanrıyı gökleri hapsedip, insan için bütün kapıları ardına kadar açmak şeklinde anlaşılabilecek olan deizme mukabil, tanrıyı göklerden yere indirmek projesinin tam adı olan tevhid dini İslam onun büsbütün karşısında durmakta gibidir. Mevcut din ve Tanrı anlayışındaki sakatlıklar, insanların deist olmasına neden olmaktadır. Bunun yanında, ibadetler konusunda üşengeçlik gösteren ve modern çağda görülen yeni sorunlarda ( ferdiyetçilik, menfaatçilik, haz-hız çağı…) insanların deizme kaymasına neden olmaktadır. (s. 236) Deistler tanrıyı inkar etmeseler de, onun getirmiş olduğu düzeni inkar ettiğini rahatlıkta görmekteyiz. Sonuç olarak, deistlerin eleştirmeleri gereken şeyin, insanların din anlayışı olacağına yüce Allah’ın dini olduğunun farkına varmaları gerekmektedir. ( s. 237)
Deizmin kaybettiği noktaların, aklın konumu, işlevidir. Bu konuda, ‘ bilim değişmez mi, Kur’an ve bilim, İslam ve Rönesans’ başlıklı yazılarımıza bakılabilir.
Bize düşen, sahih dindarlığın önceleyip, aklın konumunu sınırlarını doğru olarak çizmektir!

Namık Kemal Okumuş, Sağlam kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, eşcinsellik ve deizm üzerine

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık