Deizm eleştirisi

4 ay önce
Resim bulunamadı

 

Bu konu ile alakalı olarak, “Ateizm yanılgısı 2, Deizm 2, Bilim yanılmaz mı?, Dinsiz ahlak olur mu?, İslami emirler ve hümanizm” adlı yazıları da tavsiye ederiz.

.

Deizmin aleme müdahale etmeyen ilah anlayışı, insanları, hayata yansıması olmayan kuru bir inanca mahkum etmekte ve insanlar bu mahkumiyeti ironik bir şekilde özgürlük olarak değerlendirmektedir. (s. 7) Modern dönemde sekülerleşme, bilimcilik, insan merkezcilik, dünyevileşme, naturalizm gibi anlayışların artması ile birlikte din hakkında felsefe yapma ihtiyacı daha yaygın hale gelmiştir. Dini düşüncede eleştiriye kapıyı kapatarak dokunulmazlığı çoğaltmak, dine zarar vermektedir. Dini alan yanlış anlamaya ve istismara en açık alandır. İnsan hangi şekil altında olursa olsun, kendi varoluşunu açıklamak zorundadır. İnsanın amaçsız ve anlamsız bir yaşam sürmesi pek mümkün görünmemektedir. (s. 11) Deizm, öne sürdüğü şekli ile tamamen aşkın olan ve aleme hiçbir şekilde müdahale etmeyen bir tanrı anlayışından hareketle, inananların dini duygu ve düşüncelerini tatmin edebilmeleri neredeyse imkansız hale gelmektedir. Deizmin, ateizm olduğunu iddia edenler dahi olmuştur. (s. 12) İnsanın, pişman olmasına, hüznüne, ve neşesine tamamen duyarsız bir kalan bir tanrıya inanması ya da inanmaması arasında herhangi bir fark olup olmadığı ciddi bir tartışma konusu olduğunu söylemek mümkündür. Bazı insanların dilediği gibi hareket etme, akıl ve bilime aşırı derecede güvenme gibi nedenlerden dolayı, hayatlarında ilahi bir gücün etkin olmamasını isteyen bir tutum sergilediklerini söylemek mümkündür. (s. 13) Tanrının ilk fiili, genellikle yaratması olarak anlaşılır. (s. 15) Evrenin tüm aşamalarının bilinçli bir şekilde yaratıldığı görülmektedir. Evrenin her aşaması özel olarak tasarlanmıştır ve bu da, tanrının evrenin her aşamasında aktif olduğunu açıkça göstermektedir. (s. 16) Deizm ile teizm arasındaki en temel farklılık, tanrının alemi yarattıktan sonra müdahale edip etmediği ve buna bağlı olarak da vahyin kabul edilip edilmemesi hususunda ortaya çıkmaktadır. (s. 17)

Her Tanrı inancının, tanrının evrene bir şekilde müdahale ettiğini veya en azından edebileceğini kabul etmesi gerekir. Aksi takdirde tanrı’ya karşı hissedilen sevginin ve korkunun bir anlamı olmaz. (s. 18)

Teizm: Tanrı anlamına gelen Yunanca “theos” kelimesinden türetilmiştir. Monoteizm ile eş anlamlı olarak kullanılır. Tanrı alemden tamamen farklı ve ondan yüce olan aşkın bir varlıktır. Bu inanışa göre tanrı doğrudan doğruya karşılaşılabilir empirik bir nesne olarak düşünülemez. O, gayrimaddi, eşşiz ve biriciktir. (s. 19) Teistler tanrının mahiyeti itibariyle alemden farklı olduğuna inanır. Bu inanç teizmi panteizmden ayırır. Teizm, alemde sürekli olarak etkin olan tanrı’ya inancı içerir. Bu noktada ise teizm deizmden farklılaşır. (s. 21)
Panteizm: Yunanca”pan” (bütün, her şey) ve “theos” ( tanrı) kelimelerinin birleşiminden meydana gelir. Panteizm, ilahi içkinliği benimserken ilahi aşkınlığı reddeder Tüm varlık, tanrının çeşitli biçimlerdeki tezahürleri olarak anlaşılır. Tanrı evrenin bizatihi kendisidir, tanrı her şeydedir. Panteizmi, “her şey O’dur.” ilkesi ile özetlemek mümkündür. (s. 23) Panteizm de tanrıya ibadet etme ve dua etmenin anlamı kalmamaktadır. Tanrının aşkınlığı reddedildiği için ateizme zemin hazırlar. İyi-kötü, günah-sevap gibi kavramların yanı sıra ahlaki ve dini değer yargıları da ortadan kalkar. İnsanın özgürlüğü de tartışmalı hale gelir. İnsanları materyalist bir anlayışa götürür. Tanrı maddi ve somut bir varlık olarak sunulur. (s. 24)
Agnostisizm/bilinemezcilik: Yunanca “bilinmeyen” anlamına gelen “agnostos” kelimesinden türetilmiştir. Agnostik, tanrının varlığı ya da yokluğu hakkında bir şey bilemediğini iddia eder. (s. 27)
Zayıf Agnostisizm: Yargısını askıya almış kişidir, tanrının varlığı veya yokluğu hakkında ne olumlu ne de olumsuz bir tavra sahiptir. Ilımlı Agnostisizm: İnsan aklının metafizik bir varlığa inanma ya da inanmama için yeterli olmadığı ve akli temellendirmelerde bulunamayacağını ileri sürerler. Güçlü Agnostisizm: Teizmin rasyonel olarak temellendirilemeyeceğini iddia eder. (s. 28) İnsanın tanrı konusu gibi hayati bir konuda ömür boyu kararsız ve bilinemezci bir tutum içinde kalması onu hem rasyonel hem de psikolojik anlamda ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakır. (s. 29)

Deizm: Deizm kelimesi Latince “Tanrı” anlamına gelen “deus”tan gelir. Hem deizm hem de tezim kelimeleri, bir tanrının varlığına olan inanca işaret eder. Deizm, tanrının akılla bilinebileceğini, tanrının aleme müdahalesinin olmadığını, dolayısıyla da peygamberliğe ve vahye ihtiyaç olmadığını ileri süren felsefi düşüncedir. Vahye dayalı bir din yerine doğal ya da rasyonel bir dine inanırlar. Onlara göre, insan aklı, dini ve ahlaki doğruya dair bilmemiz gereken her şeyin cevabını bize verebilir. (s. 31)Newton’a göre tanrı o kadar mükemmel bir şekilde evreni yaratmıştır ki, yarattıklarına bir daha müdahale etme gereği duymaz. O, alemi kıyamete kadar işleyecek bir sistem olarak planlamıştır. Deizm, mutlak determinist bir sistem öngörmektedir. Tanrı ilk hareket ettiricidir. (s. 32)  Deizm, otorite üzerine dayanmayan ve akıllı temellendiren bir dindir. Kapalı, belirsiz, uzak bir tanrı artık kimseyi sıkmıyor, günah duygusu, kurtuluştan emin olmamak gibi yüzyıllardır birçok insanın kalbine ağırlık vermiş olan şeyler artık insanoğluna dert olmaktan çıkmıştır. (s. 34) Halbuki, yüce Allah’ın, dünya üzerinde sorumluluk, akıl, yönetim vermiş olduğu insana bazı önerilerde bulunup onu kontrol edip hesaba çekmesi, ödül ya da ceza vermesi yaratıcının adalet ilkesi gereğidir. Deizm, vahyin bildirdiği Allah’ı dini inkar eder. (s. 35) Deistlere göre nedensel olarak işleyen alemde yasaların ihlal edilmesi mümkün değildir. Tanrı, saati yaratan bir saatçidir. (s. 36)  Deist algının, her an bir işte olan İslam’ın Tanrısı için uygun bir tespit olmadığı aşikardır. Deistlere göre dinin temellendirilmesi vahiy ile değil ancak akıllı olmalıdır. Deistlere göre aklın gerçek anlamı ile yüceltilmesi ancak deizm içerisinde mümkün olabilir. Bu mantığa göre tanrı bir bakıma ebedi istirahate çekilmiştir. (s. 38)

Aristo’nun tanrısı, alemin yaratıcısı olmayıp sadece ilk hareket verendir. Deizmin kökenlerinin Grek metafiziğinin “varlık”ına dayandığını söylemek mümkündür. (s. 39) Aristo’nun tanısı evet vardı ancak, o sadece yaratılışın kendisine isnat edilmesi gerekli bir ilk varlığa ihtiyaç olduğundan dolayı vardı. Bu manada modern insan içinde Tanrı hala var fakat, sadece kendi istediği isim ve sıfatlara. haiz olarak Yunanlılar her ne kadar Aristo sayesinde açıkça rasyonel olan bir teolojiye kavuşmuşlarsa da, bu süreçte dinlerini yitirmişlerdir. Aristo’nun Tanrısı kendisi ile birlikte ezeli olan aleme ilk hareketi vermiştir. (s. 40) O’nu fiziksel hareket ettiricilerden farklı kılan şey, kendisinin hareket etmemesidir. Zekeriya er-Râzi öne sürdüğü görüşlerin deizmin temel iddiaları ile ciddi anlamda benzerlik gösterdiği göz ardı edilmemelidir. O, her şeyde akla güvenilmesi gerektiğini ifade eder. İslam dünyasında hiç kimse Zekeriya er-Râzi kadar aklı yüceltmemiştir. O, nübüvvet, vahiy gibi ölçülere tamamen karşıdır. (s. 41) Razi, felsefi ve metafizik meselelere empirik ve tümevarım metotları ile yaklaşmıştır. Razi’ye göre iyi ve kötüyü ayırt etmek için dinlere ihtiyaç yoktur, akıl yeterlidir. (s. 42) Razi’ye göre yüce Allah’a en yakın olan kul, en bilgili olandır. Razi, ahiret inancını aklın ve adalet duygusunun bir gereği saymıştır. (s. 43) Thomas Paine, deizmi savunduğu ‘akıl çağı’ adlı eserinde, öncelikle Hıristiyanlığı eleştirir. (s. 44) O, sade, saf, bozulmamış tanrı inancı olarak tanımladığı deizmin, Hıristiyanlıktan daha güvenli olduğunu vurgular. İnsanın inanacağı son dinin, deizm olduğunu iddia eder. Deizmin temelinde, 17. Yüzyılda doğa bilimlerinin gösterdiği muazzam gelişme olgusunun yattığı görülür. Descartes, Tanrı merkezli din ve dünya görüşü yerine insan merkezli bir dünya görüşünün geçmesine neden olmuştur. Descartes’a göre, Tanrı yaratır, ruh düşünür, cisim ise uzamsaldır, der. (s. 45) Descartes felsefesi deizm ile sonuçlanmıştır. (s. 46) Dönemindeki kilise öğretilerini eleştirerek, akıl dinini savunmuştur. (s. 47) Descartes, Leibniz, Newton gibi düşünürlerle birlikte, evrenin doğaüstü ve mistik inançlara ihtiyaç duymadan tamamen akıl ile izah edilebileceği düşünülmüştür. Deistik düşüncelerin gelişiminde, akla ve bilime duyulan güvene ek olarak, dini çatışmalar, akılla imanı uzlaştırma çabalarında karşılaşılan ve aşılması çok zor görülen güçlükler de etkili olmuştur. (s. 48)

 Deistlerin, tanrının müdahale etmediği bir evren tasavvuru geliştirmelerinin tarihsel olarak açıklanabilecek nedenleri vardır. Tanrının müdahalesi felsefi olarak kabul edildiği zaman, bu müdahale pratik olarak ancak kilise aracılığıyla mümkün olabiliyordu. Deistlerin böyle bir durumu kabul etmeleri mümkün değildi. Deist düşünürlerin ahlaki ve faziletli bir yaşamın, vahiy ve peygamber olmadan akıl ile elde edilebileceğini kabul ettikleri görülür. Onlara göre ahlaki doğrular aklen keşfedilebilir. (s. 50) Deizmde genellikle vahim imkanından ziyade gerekliliği reddedilmiştir. (s. 51) Hıristiyanlık insan merkezli bir doktrine sahip olup, Hıristiyanlıkta insanın merkezi bir rolü vardır. Dünya’nın Güneş’in etrafında dönmesinin keşfedilmesi, insanın kozmik düzendeki yerinin farklı bir biçimde değerlendirilmesine neden olmuştur. (s. 53) Farklı dini yaklaşımlar, geleneksel dine bakış açısını zayıflatmış, böylelikle bireysel dindarlık ortaya çıkmıştır. Bu da akıl vasıtasıyla hakikate ulaşılabileceği anlayışına zemin hazırlamıştır. (s. 54) Deizmi besleyen en temel sorunun, dindarların ortaya koyduğu tutarsız itikatlar ve fasit ameller olduğu rahatlıkla söylenebilir. (s. 56) Deist gençlerin tamamına yakını, geleneksel din anlayışına ve bu anlayışın İnsan aklı ve yaratılışına uyumlu olmayan iddialarına tepki olarak deist olmuşlardır. ( s. 57) Bu eğilimin önü alınmadığı takdirde, belli bir zaman sonra batıda olduğu gibi dinlerinin cevaplarını umursamayan bir neslin ortaya çıkacağı söylenebilir. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda umursamaz, hodbin ve zevperest bir neslin varlığı ile karşı karşıya kalma riskimiz artacaktır. (s. 58)

Deizmin etkin hale gelmesine neden olan faktörler
Dünyevileşme: Modern insanın giderek yalnızlaştığı, modern şartlar altında insanın değersizleştiği bir ortamda teknoloji, şehirleşme, değerlerin dejenerasyonu, tüketim, aşırı bireyselcilik, adaletsiz yönetim, bütün ilişkilerin pragmatist anlayışla belirleniyor olması gibi olumsuz durumlar insanların yaşam tarzlarını derinden etkilemiş ve değiştirmiştir. (s. 59) “Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlenceden ibarettir. Elbetteki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız.” (Enam, 32)
Doğaüstü vahye karşı olma: Doğal din anlayışı belli seviyede ki zihinlere hitap edebilmekte, belki de bir filozofları grubunun sadece metafizik yorumu olarak kalabilmektedir. Kuran’da tanrının insana şah damarından daha yakın olduğu bildirilmektedir. (s. 60) Kendisine iman edilen varlık, yalnız var olan değil, aynı zamanda sonsuzca güce sahip, her şeyi görüp gözeten, aldanmayan ve aldatmayan, sonsuzca adaletli bir varlıktır. (s. 61)
Din bilim ilişkisindeki problemler: Hıristiyanlığın teslis, enkarnasyon, aslı günah gibi temel mefhum ve doktrinlerinin çoğu zaman birimin hücumuna uğradı görülmektedir. Ortacağ dünyasında engizisyonlar, papalık, masumluk gibi konular çok ciddi biçimde akıl ve inanç çatışmasını ortaya çıkarmıştır. (s. 62) Hıristiyanlık büyük oranda mucizeler dinidir. Batı düşünce tarihindeki din bilim ilişkisi deizmle bir çözüme kavuşmuş gibi görünse de bu geçici bir çözümdür. ( s. 63) Bilimin kaynağını sadece akıl, deney ve duyu organlarından ibaret sayanlar, insanın ruh dünyasını tanıyamamışlardır. İnsan için aklın sahası dışında kalan konularda ilahi mesajlar yönelmekten başka çıkar yol görünmemektedir. Aklın sınırları bulunduğu unutulmamalıdır. Bir konunun aklı aşması ile akıldışı olmasının aynı şey olmadığını unutmamak gerekir. (s. 64) Hakikati bilimle sınırlandırmanın, bilimin emrettiği bir netice olmadığını, böyle bir yaklaşımın bir ideoloji olduğunu unutmamak gerekir. Bilim adamı, kendi metotları ile yakalayamadığı hakikatleri yok saymaktadır. ( s. 65) Kuran ayetlerinin evreni incelemeye yoğun bir şekilde yöneltmesi, Müslümanların bilimle sıcak bir ilişki kurması için yeterli sebeptir. Evreni tanıma faaliyeti, yaratıcıyı tanımaya vesile olduğu için de, teist inanca sahip olanlar için bir motivasyon kaynağı olabilmektedir. Din ile bilim konusunda çatışma olarak görülen şeylerin kaynağında din ve bilim insanlarının kendi doğrularını dayatmaları ve karşı tarafın tezlerini dinlememeleri vardır. (s. 66) 
Din dilinin ikna edici olma noktasında etkisiz kalması: Modern çağın insanına dini hususları izah eden kişilerin verdikleri örnekler ve anlatım biçimleri, bu çağın insanlarından ziyade yüzyıllar öncesinin itaatkar insanlara hitap eder niteliktedir. (s. 67)
Akıl faktörünün dikkate alınmaması: Akletme, tefekkür, tedebbür, tezekkür, teemmül, Kuran’da en sık kullanılan kavramlardır. İnanılmaya layık din, akla aşanları ihtiva ederken akılla çelişmemelidir. (s. 68) Fideizm, akıl ya da kanıttan ziyade imana dayandığını iddia eden görüştür. Asıl soru, aklın dinde nasıl bir yerinin olduğu veya olması gerektiği sorusudur. ( s. 69) Kuran, aklı ilahlaştırmaz ama aklı kullanmanın dine hizmet edeceğinin dersini, birçok ayet ile verir.
Özgürlükten yoksun olma endi
şesi: İslam dininde, insanın özgürlüğüne ve hür iradesine verilen değer göz ardı edilmemelidir. (s. 70)

İletişim araçlarının etkisi: İnanç dünyasındaki tahribatın ve tahrifatın etkileri, özellikle kimlik bunalımı yaşayan bazı gençler üzerinde çok daha ağır olmaktadır. (s. 71)
Hurafelerin insanların din algısına olumsuz etkisi: Din, yaşam içi bir konu olup toplumsal gerçekliklerin düzenlemesi ve hayatın daha kolay ve huzurlu bir şekilde yaşaması için ortaya konmuştur. (s. 72)

Deizme yönetilen başlıca eleştiriler
Deizmin en belirgin özelliği, akla ve bilime duyulan aşırı güven ile birlikte tanrıyı aleme müdahale ettirmeyen bir ilah anlayışına sahip olmalarıdır. Halbuki akli yaklaşımın dini konulardaki yetersizliği ortaya çıktıkça, deizm daha çok problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Deizmde akıldan kastın tam olarak ne olduğu da yeterince açık değildir. Aklın en temel ilkeleri hususunda bile tam bir olarak fikir birliği oluşturulmamışlardır. Rönesans ile din, önce öneri sunan öğreti boyutuna indirgenmiş, sonra ise öğretinin rasyonal olana indirgenmesi yoluna gidilmiştir. Dinin doğaüstü, mistik boyutları, duygu, his, kalp, tutku gibi rasyonel boyutun dışında kalan yanları yok sayılmış önemsiz kabul edilmiştir. ( s. 73) Akıl, insanın önemli olmakla birlikte sadece bir yönüdür. Akıl melekesi bireyden bireye farklılaşmaktadır. ( s. 74) Pozitivist ve materyalist akım etkisi ile, 18. ve 19. Yüzyıl felsefesinin etkisi ile, deneysel olarak doğrulanamayan metafiziksel, estetik ve teolojik önermeler anlamsız sayılmıştır. İnsanın akıldan başka, duygu, irade ve dış şuur gibi güçleri vardır. Hayranlık, takdir vb. akla ait değildir. (s. 76) İlim, hiç bir hadiseyi ebedi ve mutlak olarak açıklayamıyor. İnsanın aklı sınırlıdır. Evreni ve bizzat insanı ele alıp işlerken o, sınırlı ilişkiler içerisinde hareket eder. ( s. 78) Rasyonalizm, pozitivizm ve modernite, dünyayı kutsallıktan arındırırken, hem insanın hayatına anlam veren dayanakları eritmiş, hem de onu geleceğe yönelik kaygı ve umutsuzluğun girdabına çeki vermiştir. Deizmin, insanın bütünlüğünü parçalayarak onu sadece akleden bir varlık olarak değerlendirmesi de, sağlıklı bir tutum değildir. Dini inançta, sığınma, yaşama anlam verme, bağlanma, teslimiyet, huzur gibi yaşantılar tek tek veya birlikte bulunabilir. Deizmde, insanların his, irade, duygu boyutu göz ardı edilmiştir. İnsan hem düşünen hem inanan ve hisseden bir varlıktır. Hissetmede kişinin iç dünyası esastır. İç dünyada özlemler, arzular, sevgiler ve diğer duygular ön plandadır. (s. 83)

Bilgilerin temelinde, doğrulanamayan inançlar vardır. (s. 77) Günümüzde insanların bilime olan inançlarının ardında, bilimsel bilginin doğru ve güvenilir olduğu düşüncesi yatmaktadır. (s. 83) Her bilimsel teorinin doğru olamayabileceği ya da belli bir süre sonra yanlışlanabileceği unutulmamalıdır. Bilim, henüz tamamlanmamış ve belki de insanlık var oldukça tamamlanamayacak bir araştırma sürecidir. (s. 84) Her bilimsel yöntemin ve bulgunun temelinde bir dünya görüşü yatar. Dünya görüşleri ise bir takım ön kabullere dayanır. Dolayısı ile bilimsel önermelerin mutlak ve evrensel olduğu iddiası akla uygun değildir. ( s. 86) Bilimsel bilgi, tabiatı gereği yanlışlanabilir olmayı içerisinde barındırır. (s. 84)

Tanrının insana akıl melekesini vermiş olmasını yeterli gören deistler, insanın aynı zamanda nefsi duygularla hareket edebilen bir varlık olduğu gerçeğini dikkate almayıp, insan aklını, ilahi akla tercih etme hatasına düşmüşlerdir. Deistin, tanrının ilmi, kudreti, iradesi, merhameti, adaleti hakkında bir şey söyleme imkanı yoktur. (s. 87) İslam vahyi gerçek anlamda iman etmenin en önemli gereklerinden birinin akletme olduğunu vurgulamaktadır. Kuran’da gözlem yapmaya, araştırmaya teşvik eden yüzlerce ayet bulunmaktadır. Tüm bunlar İslam’da dinin temel akideleri ile aklın birbirini tamamladığının ve desteklediğinin en önemli göstergeleridir.

Deizmin, zaman içinde Tanrı insan ilişkisini zayıflatan bir yapıya dönüştüğü görülmektedir. Deizmin bu noktada insana ve topluma verdiği zarar tahmin edilenden çok daha fazla olmuştur. Tanrı ile olan bağı zayıflayan bir kişi, öngörülmesi mümkün olmayan kötülükler yapabilmektedir. “Din, kişi ile Tanrısı arasında olan bir meseledir.”sözü, bugün artık dini bireysel alana indirgemekle sonuçlanmıştır ve hatta orayı bile çok görerek, dini kalbe hapsetmek için kullanılan bir ifade şeklini almıştır. (s. 88) Tanrıyı aleme müdahale ettirmeyen bir din anlayışının ateizme giden yolun yarıdan fazlasını kat ettiği rahatlıkla söylenebilir. Sanki tanrı yokmuş gibi yaşamanın pratik ateizmden pek farkı olmadığı ortadadır. Deistler, Tanrı ile yaratmış olduğu canlılar ve insanlar arasında ne şekilde bir ilişki bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyma konusunda başarılı olamamışlardır. (s. 89)

Çeşitli açılardan aciz olarak yaratılmış insanın, her türlü acizlikten münezzeh olan yaratıcısı ile ilişki içinde olmadığını düşünmek ve insan aklının mutlak bir değer için yegane merci olması imkânsızdır. Her insan aklınca bir ölçü ya da değer takdir edebilir. Ancak bunun bir kesinliği veya evrenselliği olmaz.

Deistler, dini bireyselleştirmek suretiyle onu, sosyal yönü zayıf bir forma dönüştürmüşlerdir. İnsan aklı ile insanların ideal bir şekilde olgunlaştırılması imkânsızdır. (s. 90) Hangi ahlaki normların evrensel olduğu konusunda dahi bir fikir birliği yoktur. Din ve vahiy olmadan, İnsanın neden ahlaklı olması gerektiğinin, ahlaklı davranmamasının sonucunda ne gibi yaptırımların olacağının salt rasyonel çıkarımlar ile izah edilmesi pek mümkün görünmemektedir.

Din, ahlaki boyutunun yanında metafizik boyutu da sahiptir. Emekliye ayrılmış bir tanrı anlayışının dini duyguyu ve düşünceyi tatmin etmesi mümkün değildir. Deizmin, tam ve doyurucu bir tanrı tasavvuruna sahip olmadığı söylenebilir. Deizmin Tanrısı’nın insanların gönüllerine hitap etme şansı yoktur. (s. 91) Deizmde, tanrısının öncelikle otoritesi, bir sonraki adımda varlığı sorgulanır hale gelmektedir. Böyle bir algının, her an bir iş üzerinde olan, bilen, gören, takdir ve müdahale eden bir anlayışı kavrayamayacağı ortadadır. Deizmin, aklı ve tabiat kanunlarını kutsama hatasına düştüğü görülmektedir. Deistlere göre insanın doğal sebeplere sarılması yeterli görülmektedir. (s. 92) Deizmin, doğa yasalarının ihlal edilemeyeceği anlayışı, bilimsel bir iddia değildir. Çünkü, bugün Newton fiziğinin aksine kuantum fiziği, tabiat kanunlarının zorunlu yapıda olmaktan ziyade belirsiz yapıda olduklarını ortaya koymuştur. Deizmde, dayanma, bağlanma, teslim olma, dua, tövbe gibi dini hayatın merkezinde yer alan olgulara yer bulmak imkansızdır. Tanrı insan ilişkisi, insana yalnız olmadığını hissini vermekte, insana güven duygusu aşılamaktadır. ( s. 93) Deizmde, dini ve ahlaki kuralları koymaktan aciz tamamen pasif bir tanrı algısı mevcuttur. Tanrı insan münasebetinin zayıflaması günümüz dünyasında insanları bunalıma sokmaktadır. Deizm, insanların hem inanç noktasında hem de ruhi açıdan ciddi savrulmalar yaşamasına neden olmaktadır. Bazı deistler fiillerimizin bir karşılığı ve yaptırımı olması gerektiğini savunurken, bazıları ise ahiret inancını reddetmektedirler. (s. 94) Tanrının mutlak gücünü, tanrının temel özellikleri ile uyumlu olan bir güç olarak anlamak gerekir. (s. 95)

İslam dininde aklın ve Tanrı-Alem-insan ilişkisinin önemi
İslam dini, eleştirel bakışı talep eder. İmanın bilinçli olarak inanılmışsa bir değeri ve anlamı olacağı için iman; sorgulama, eleştirme, akletme ve tahkik sürecinden geçmek zorundadır. İman yapısı itibariyle böyle bir sorgulama sonrası gerçekleşen zihinsel bir faaliyettir. (s. 97) İlmi, hikmeti ve lütfü ile Allah, aleme her an müdahale eden yüce bir varlıktır. Bilimde; akıl hakim olup, sanatta; duygu ön plandayken din; İnsanın hem akıl, hem duygu, hem de sezgi yönüne hitap eder. Onu, bütün boyutlarıyla bir bütün içinde kavrar ve şahsiyetine şekil verir. (s. 98)

Rasyonel bir temele dayanmayan din ve dindarlık, duygusal açıdan yanıltıcı olabilir. (s. 99) İslamiyet’in rasyonellik anlayışında nakil, akıl ve keşfin birlikte hareket ettiği görülür. İslam, insanların meta haline getirilmesini, ölçüsüz davranışlar sergileyerek zevklerin kölesi haline gelmesini önlemek istemiştir. Kuran, insanları fıtri olan asli yapılarına ve yaratılış gayelerine uygun bir hayat tarzına davet etmektedir. Bu Yol, aşırılıklardan uzak, denge ve itidal üzerine kurulan bir yoldur. (s. 100)

İnsan, Allah’a biyolojik, fiziksel, sosyal, psikolojik her açıdan muhtaçtır. O’na dua etmek, çeşitli söz ve fiiller ile kulluğunu göstermek ister. Kul açısından dua etmek çok önemli bir ibadettir. (s. 101) İslam dininde tanrının alem ve insan ile olan münasebeti canlı ve dinamiktir.

“Andolsun biz, insana şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16); “Hastalandığımda, O bana şifa verir.” ( Şuara, 80); “Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüsü O Allah olmasın. Allah her şeyi hakkıyla bilir.” ( Mücadele, 7); “O, en gizli şeyleri bilendir.” (Enam, 103); “Gerçekten ben kullarıma çok yakınım.” ( Bakara, 186); “Ey Muhammed! De ki; Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?“( Furkan, 77) Dua, insanı özüne götürür. (s. 104) Kuran-ı Kerim’de birçok ayette iman etme ve salih amel işleme ayrılmaz bir bütün olarak sunulmuştur. (s. 104)

Modern hayat insanı, insani değerleri ciddi anlamda tahrip etmiştir. “Biliniz ki Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” ( Rad, 28); “O, geceyi gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.” (Nahl,12) İslam dininde Tanrı -alem-insan ilişkisi dinamik ve canlıdır. (s. 107) İslam’da, kilise gibi bir kurum yoktur, papalık, ruhbanlık sınıfı İslam’da yoktur. İslam, inceleme ve araştırmaya teşvik eder. İslam, düşünce ve inanç özgürlüğü ile barış içinde yaşamaya dayalı bir dindir. (s. 108)

Gençlerimizi deizmden uzak tutmak için yapılması gerekenler
İnsanlar arası ilişkilerde çıkarcılık egemen olmuştur. Dinlerin en önemli iddialarının ve işlerinin başında insanlara ahlaki açıdan rehberlik etmelerinin geldiği söylenebilir. ( s. 112) Gençlerimizin sağlam bir inanca ve dine yönelik sağlıklı bir bakış açısına sahip olmaları çok önemlidir. Bu yüzden onlara aklen, kalben ve ruhen tatmin olabilecekleri bir din eğitiminin sunulması gereklidir. ( s. 113)

Gençlerimizin ilgi ve dikkatini çekebilecek bir dil ve üslup kullanılmalıdır. Din eğitimi ile uğraşan herkesin, çok güçlü bir empati kurma yeteneğine sahip olması gerekir. Din adamı, herkesten ziyade merhametli olmalıdır. Öğretmen, ruhlar sanatkarı, dünyanın en büyük mesuliyetine sahip insan olduğunu asla unutmadan gençlerin karakter inşaatından etkin bir rol üstlenmelidir. Öğretmen, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade, sanatkârdır. Öğretmen en doğru, en güzel hayat örnekliği yapar, hazırlar, bize sunar; biz yaşarız. (s. 115) Gençlerin bilime ve felsefeye olan ilgilerin görmezden gelinmeyerek onlara dini inancın bunları teşvik ettiği gerçeği güçlü şekilde ifade edilmelidir. Aklın önemine Kuran kadar vurgu yapan başka bir dini metin yoktur. İslam inancını en güzel şekilde hayatımıza yansıtarak etrafımıza güzel örnek olmamız, hayati öneme sahiptir. Peygamberimizin örnekliğinde doğru bir din anlayışına sahip olmamız şarttır. Dini inancın sağlam bir temel üzerine inşa edilmesiyle birlikte gençlerimizin dine bakış açıları da çok sağlıklı olacaktır. Gençlerimizin Nurettin Topçu, Sezai Karakoç… gibi düşünürlerden haberdar olmaları sağlanmalıdır. (s. 117) Din adamları, gençlerimize inancın insan hayatına anlam kattığını öğretmek gibi bir sorumluluğa sahip olduklarını asla unutmamalıdır. (s. 118) Dinin en belirgin özelliklerinden birisi, insanın hayatı ve varoluşsal sorularına cevap verme amacında olmasıdır. İnsan hem kökenine ve varlık içindeki yerine dair bir açıklama arar, hem de geleceği ve ölümden sonrası hakkında kendini güvende hissetmek ister. Evrende görülen düzen sıradan/bayağı bir yaratılış olmadığının en açık göstergesidir. Akıl, şuur ve idrak sahibi insanın yaşamının ölümle sonuçlanacak bir dünya hayatına indirgenmesi, amaçsız ve gayesiz olması, hikmetle bağdaşmayacağı gibi, bu iddianın akıl ve mantıkla izah edilmesi de mümkün değildir. ( s. 119) Yüksek değerler, insanın varoluş sebebi, amacı, anlamı ve gayesine bir cevap verir. Sonsuz yaşam inancı sayesinde ölümün yol açtığı yokluk şoku gibi sorunlar bertaraf edilir. Dine göre hayatın her anı anlamlıdır. Hayat anlamlıdır çünkü, Yaradanın hediyesidir. Ahlaki ve manevi gelişimine imkan sağlamaktadır. Yaşadığımız çağda ahlak merkezli Müslümanlığa ciddi anlamda ihtiyaç duyulduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. ( s. 120)

Sonuç
İçinde yaşadığımız çağda küçük şeylerden mutlu olmak, kanaatkar olmak, sabırlı olmak, empati yapmak, vicdan sahibi olmak, merhametli olmak gibi insani erdemler göz ardı edilmenin ötesinde, neredeyse yok sayılmaktadır. İnsanların bu kadar çok alternatife sahip olmakla birlikte, daha önce hiç olmadığı kadar yaşamaktan bu denli sıkılmış olmaları gerçekten de izahı zor bir durumdur. Modern İnsan, dinin ve tanrının sunduğu dünya yerine kendi kurduğu dünyada yaşamak istemektedir. Batıda sorun bizzat dindeyken (Teslis, kilise, papa, afaroz vb), bizde din anlayışındadır. (s. 121) Genç nesli deist bir tutum benimsemeye götüren süreç, dinden değil dini ve dini değerleri temsil iddiasında olan kişilerin şahsi yanlışlarına verilen tepkiden kaynaklıdır. İnsanın aklının yanı sıra, inanç dünyasının, gönlünün, duygularının, hislerinin, kaygı ve endişelerinin de tatmin olması gerekir. İnsanın sadece akılla, maddi ve manevi dünyasında ideal bir mutluluğu yakalaması imkânsızdır. Herkes için geçerli olabilecek bir değer, insan aklı tarafından inşa edilememektedir. Bunun için aklın üstünde, her kişinin saygı göstereceği bir makamın olması gerekir. Bu merci ise, ilahi vahiy ve peygamberdir. Tanrı inancı ile beraber vahiy ve peygamber olmaksızın bütün insanların kabulleneceği bir değer oluşturmak mümkün değildir. (s. 122)

Kendi içimizde olan bozulmaları düzeltip iyileştirmeye gayret etmediğimiz sürece, özellikle gençlerin dinden uzaklaşması kaçınılmaz bir son olacaktır. Deist anlayış, insanı dünyanın katı gerçekleri ile baş başa bırakır. Böyle bir durum çoğu zaman çaresizlik ve ümitsizlik doğuracağından, insanın yaşaması için yeterli gelmez. İnsan geleceğe dönük cephesiyle, bir şeyler umma ve bekleme arzuları ile doludur ki, ancak bu sayede realitenin yıkıcılığına karşı koyabilir. Ancak bu arzu ve ümit kendi başına var olarak devam edebilen bir durum olmayıp, onun sağlam bir temele yani geleceği çerçeveleyen kuvvetli bir inanca dayanması gerekir. Deizmin mahiyeti gereği böyle bir inancı sağlayamayacağı ortadadır. Sonuç olarak deizm, insanı Tanrıya, Tanrıyı evrene yabancılaştıran bir doktrin olarak görülmelidir. (s. 123) Metafizik bunalım içindeki insanlığın kurtuluşu, deizmde değil İslam dininin esaslarını uygulanmasındadır. Müslüman toplumların fert ve aile ekseninde şekilciliği reddederek, İslam’ın özü ve evrensel ilkesi olan güzel ahlak prensibini, hayatın tüm alanlarına şamil kılması ve etrafına sevgi ve saygı yansıtan bir dindarlık modelini geliştirmesi gerekmektedir. Son derece zengin ve çeşitli dini fikirlerin doğup geliştiği İslam aleminde, deizm diye adlandırabileceğimiz bir tasavvur pek olmamıştır. İlim, kudret, irade sahibi olan, evreni yaratmış olan ve yürürlükte tutan, insanın ibadet ve itaatine layık olan, ezeli, ebedi, zorunlu ve hür bir zat olan tanrının varlığına inanç, rasyonel ve tutarlı bir inançtır. İslam dini, inanç boyutunda sağlam bir zemine sahip olduğu gibi, bu inancın Hz Muhammed’in örnekliğinde de net bir şekilde görüldüğü üzere hayata yansıması noktasında da çok güçlü bir yapıya sahiptir. (s. 124)

Erol Çetin, Deizm Eleştirisi ve Yapılması Gerekenler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık