Çağdaş İnanç Problemleri

1 ay önce
Çağdaş İnanç Problemleri

İman alanı temel alan olup ibadet ve ahlak bunun üzerine kurulur. “Ey iman edenler, iman edin.”  (Nisa, 136) ayeti, imanın daima canlı tutulması gerektiğine dikkat çeker. (s. 9) Doğru bir inanca ve sağlam bir akideye sahip olmak, insan için hayati önem taşır. Zira bütün dini kurallar, bu sağlam akide üzerine inşa edilir. Her peygamber hayatı boyunca yaşadıkları dönemlerdeki itikadî sapmalar ile mücadele etmiştir. (s.  18) Peygamberler tarihi bir anlamda iman ve inkar serüveninin tarihidir. (s. 21) Paranın ve ilerlemenin adeta kutsandığı modernleşme süreçleri, zaman zaman semavi dinlere karşı da bir başkaldırıya dönüşmüş ve pozitivist düşüncenin desteği ile de metafizikten tamamıyla arındırılmış bir bilim anlayışı tesis edilmeye çalışılmıştır. (s. 23)16. Yüzyıl Avrupa’sında başlayan sanayi devrimi ve sonrasında gelişen süreç, insanların dini bakışında köklü değişikliklere yol açmıştır. Refah seviyesi yükselen insanlar için dinin önemini yitirdiği kehaneti bile öne sürülmüştür. (s. 27)

Hiçbir bilim tek başına Tanrı kavramını değerlendirme yetkisine sahip değildir. (s. 28) Hiçbir felsefi sistem, ilk sebebi inkar edememiştir. Ateizm, bir zihin ve bir davranış problemidir. (s. 29) Tanrı inancı fıtridir. Mutlu ve sağlıklı günlerinde tanrıyı inkar eden bir ateistin, sıkıntılı zamanlarında tanrıya sığınması da bunun bir delilidir. Pek çok ateist ise, belli bir zaman sonra savunduğu temel tezlerin yanlışlığının farkına varmış, bu düşüncelerini terk etmiş ve yüce bir yaratıcının varlığı düşüncesine meyletmiştir. (s. 30)

Tanrı yokmuş gibi yaşamakla ateist, kendini özgürleştirdiğini düşünmektedir. Ateizmin bu türünde insanın kendine karşı dürüst olmaması ve kendi kendini kandırması söz konusudur. Çünkü inanma, insanın özünde mevcut yaradılıştan gelen bir duygudur (s. 31) Ateistlerin tanrının var olmadığına ilişkin delil getirmeye duydukları ihtiyaç bile, tanrının var olduğunun güçlü bir delili olarak görülebilir.

Materyalizm: Maddeyi ezeli kabul edip onu varlığın ve düşüncenin merkezine yerleştiren eğilimin genel adıdır. (s. 34

Madde ezeli ve yaratılmamış olduğundan, yaratıcı güç de bulunmamaktadır materyalizm ateizmin beslendiği temel kaynakların başında gelir (s. 35) Ezeli bir maddenin varlığı tezi, hiçbir bilimsel araştırma tarafından doğrulanabilmiş değildir. Büyük patlama, genişleyen evren görüşleri ve termodinamiğin yasaları, alemin yaratılmış olduğu tezini destekler mahiyettedir. Varoluşun, canlılığın meydana gelebileceği tarzda gelişmesi kasıt ve iradeyi gösterir. (s. 36) Hiçbir düzenli iş kendiliğinden olmuyor. Düzen içinde akıp giden gök cisimleri, insanın yaşamasına elverişli bir biçimde tasarlanmış bir yeryüzü ve bunların karşılığı uyumu gibi. Makro alemden mikro aleme ilerledikçe varlıklar basitleşmiyor aksine karmaşıklaşıyor. (s. 37)

Septisizm: Her çeşit bilginin imkansızlığını savunurlar. (s. 38) Descartes’te şüpheciliğin daha metodik bir yansımasını görmek mümkündür (s. 39)

Agnostizm: Yunanca, bilgi ve marifet anlamına gelen gnostos sözcüğünün başına olumsuzluk eki olan “a” ekinin gelmesi ile oluşan bir kelime olup, bilinemezci anlamına gelir. Kuşkuculuğun bir uzantısı olarak görülebilir. Bu düşünce akımına göre, tanrının varlığını veya yokluğunu bilebilmek mümkün değildir. (s. 41) Agnostikler, zihinsel karışıklıklarını en temel inanç konularına bile şamil kılmıştır.

Pozitivizm: Bilginin kaynağını yalnızca deney ve tecrübe ile sınırlayan felsefi akımdır. Bilgiyi matematiksel ve ampirik olanla sınırlayan felsefedir. (s. 43) Pozitivizm, bilginin sınırlarını maddi olana ve hakikati de tecrübe edilebilir olana indirgemeleri yönüyle materyalizme öncülük eder. Pozitivizmin sistematik hale getiren Auguste Comte, bunu üç hal yasası ile açıklar. Mitolojik, metafizik ve pozitif haller.  (s. 44) Mâbet, üniversite ile yer değiştirmiştir. A.Comte, geliştirdiği bu yöntemi insanlık dini diye isimlendirir. Dinlerin tarih sahnesinden silineceği şeklinde ki kehaneti ise tutmamıştır. (s. 45) İnsan yalnızca fiziksel bir varlık değildir. Dini, estetik ve sanatsal merak ve ilgileri de vardır. (s. 46) Din, bilimin yoldaşıdır, eksik bıraktığı alanları tamamlar ve ona derinlik katar. (s. 47)

Nihilizm: Latince, hiç anlamına gelen nihil kökünden türeyen nihilizm, her şeyden kuşku duyan ve hiçbir kural tanımayan bir yaklaşımdır. Nihilistler, umutsuzluk ile düş kırıklığını temsil ederler. (s. 48) En önemli savunucusu Nietczhe olmuştur. Dini ve ahlaki değerlerin yerine üstün insanı ikame etmiştir. Karamsallık yerine bilerek yapılan tercihler, insan hayatında çok daha etkili olmaktadır (s. 49)

Evrimcilik: Teorinin birinci ayağını tabiattaki doğal ayıklanma, diğer ayağını ise türler arası geçiş oluşturmaktadır. Aslında evrim bir teoridir, ancak zamanla ispatlanmış gibi takdim edilmiş ve bir ideolojinin parçası olarak savunulmuştur. İlk varlık başlangıçta tesadüfi olarak var olmuş ve ondan bütün canlı ve cansız varlıklar evrim yoluyla türemiştir. (s. 51) Bilimsel açıklamaların temelinde tesadüflere yer yoktur. Evrim teorisi somut bilimsel bulgulardan çok birtakım zihinsel ve mantıki kurgularla oluşturulmuştur. Evrim teorisi somut bilimsel bulgulardan çok bir takım zihinsel ve mantıki kurgularla oluşturulmuştur. Bugün artık bilinmektedir ki evrimin iddia ettiği gibi başlangıçta basit ve ilkel bir madde yoktur. Tabii ayıklama söz konusu olsaydı, zayıfların yok olup kainattaki bütün canlıları mükemmel olması gerekirdi. Oysaki günümüzde bile hem zayıf hem de karmaşık yapıdaki canlılar hala varlıklarını sürdürebilmektedir. Bu varlık forumları arasında bir mücadele ayıklama değil aksine bir dayanışma ve uyum söz konusudur. (s. 53) Evrimi ispatlayacak fosil kayıtlarına rastlanmamıştır. (s. 54)

Freudcü psikanalizme göre anne, baba, vatan ve Allah sevgisi gibi yüksek değerlere kaynaklık eden cinsellik ve korku duygusudur. (s. 55) Tanrı inancı, gerçek bir inanç olmayıp çoğunlukla baba imajının bir yansımasıdır. Din, nevrotik bir kalıntıdan ibarettir. Bilim geliştikçe dini ihtiyaç da kalmayacaktır. Freud, hastalıklı bireyleri incelemiş ve ulaştığı sonuçları yanlış biçimde sağlıklı insanlarA tatbik etmiştir. (s. 56) Yüce değerleri cinselliği indirgemek, hastalıklı bir zihnin ürünüdür. (s. 57)

İman merkezli problemler: İman, insanın kendini ve içinde yaşadığı evreni anlama ve anlamlandırma faaliyetidir (s. 63) Kur’an’a göre iman, hakiki anlamını salih amelle kazanmaktadır. (s. 64) İnanç ve davranış hakikatte bir bütünün iki farklı veçhesidir. (s. 66) Davranış, kararların dışa yansımasıdır. (s. 67) İmanın zayıflayıp güç kaybetmemesi ve güçlenerek bütün insanlığa faydalı hale gelebilmesi için de güzel davranışlarla desteklenmesi; iç kararlılığın eyleme dönüşmesi gerekmektedir. İşte bu sebepledir ki yalnızca gönül dünyamıza hapsettiğimiz, güzel davranışlarla bir türlü hayatın içine taşıyamamış iman, meyve vermeyen ağaca benzetilmiştir. Amellerle desteklenmeyen imanın yok olma riskini hesaba katmak gerekir. (s. 68)

İman ve ahlak: Ahlak ticari ve toplumsal ilişkilerimize de yansımalıdır. (s. 69)

Tekfir Meselesi: Sıffın savaşı zemininde siyasi bir tavır olarak ortaya çıkan tekfir, haricilerin iman amel ve büyük günah anlayışlarının ayrılmaz bir parçası haline dönüşmüştür. Her türlü ameli imanın aslına dahil ederek, bunları terk eden herkesi büyük günah işlemiş gibi kabul edip tekfir etmişlerdir. (s. 76) Ehli sünnet alimleri, ‘ehli kıbleden birinin tekfir edilemeyeceğini’ ilke olarak benimsemiştir. (Ali bin Muhammed Ebu’l-İzz, Şerhu’l Akidetu’t-Tahaviyye, s. 240; Ebu Hanife’de, ‘ehl-i kıbleden olan Müslümanı küfre nispet etmeyiz.’ (el-Fıkhu’l Eebsat, s. 44) Günümüzde tekfir hareketleri siyasi olup, bir reaksiyon durumunu yansıtmaktadır.

Ey iman edenler! Size selam veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatlerine göz dikerek, ‘sen mümin değilsin’ demeyiniz. ( Nisa, 94) Ayrıca efendimizin bir hadisinde, ‘Müslüman kardeşine kafir diyen kimsenin sözü isabetli ise muhataba gideceği, değilse dönüp dolaşıp kendisine geri döneceği’ beyanı tekfir konusunda son derece titiz davranılması gerektiğini vurgulamaktadır. (s. 78) Din hizmetleri açısından internet merkezli alana daha fazla önem verilmesinin zamanı çoktan gelmiştir. Bu konuda diyanet işlerine, akademisyenlere önemli görevler düşmektedir. İnsanımızın sorunlara ve sorulara doğru, gerçekçi ve makul cevaplar aranması zorunludur. (s. 81)

Ruh nedir? Bedenin sürekli değişmesine karşılık, benlik şuurunun değişikliğe uğramadan kalması, bedenden farklı bir unsurun varlığını gösterir. (s. 112) Ruh bedenin suretine giren, süratle hareket eden ve uzun mesafeleri kolayca alan, ancak bedenden bağımsız insanın bilişsel yönünü idare eden nurani ve latif bir cevher olarak nitelemişse de, ruhun mahiyeti ile ilgili görüşler birbirinden farklılık arz etmektedir. (s. 113)  “Ruh, Rabbimin emrindedir. Onun bileceği bir şeydir.” ( İsra, 85) Ölen ve çürüyen yalnızca bizim maddi bedenimizdir.  (s. 114) Beden ve uzunlar, ruhun kullandığı aletlerdir. Ruh, bedenin sultanı konumundadır. (s. 115) Ruh çağırma esnasında gelen varlık ruh değildir, cindir (s. 118) Rüyalar, Müslümanların bütünü için teşri kaynağı olmaz. (s. 128)

Cinler ve insan hayatına etkileri: Cin, şuur ve iradesi bulunan, ilahi emirlere muhatap dolayısıyla kafir ve müminleri bulunan bir varlıktır. (s. 171) Kur’an-ı Kerim’in ifadesine göre, şeytan da cinlerden biridir. Hiçbir Müslüman’ın cinlerin varlığını inkar etmesi caiz olmaz. (s. 172) Yahudilik ve Hıristiyanlık başta olmak üzere pek çok kültürde cin inancı mevcuttur. Asurlular, Babürler, Mezopotamya uygarlıkları ve eski Mısır ve Yunan kültürlerinde de cinlere ilişkin inançların varlığı bilinmektedir. Dolayısıyla Kur’an bu konuda yeni bir şey getirmemiş, cin inancını açıklamış, sınırlarını çizmiş, mahiyetleri hakkında doğru bilgiler vermiştir (s. 173) Allah cinleri insanlardan önce ve dumansız ateşten yaratmıştır. ( Bakara, 15) Kısa zamanda uzun mesafeleri kat edebilir, ancak gaybı bilmezler. Cinlerde geleceği bilemezler çoğu kere binbir yalan uydurarak bunları medyumlara ve kahinlere aktardıkları da bilinmektedir. (s. 175) Şekil değiştirebilmektedirler. Cinler insanlardan daha uzun ömürlü olsalar da insanlar gibi onlarda ölümlüdürler. (s. 176) İnsanlar cinlerden üstündür. (Neml, 38-40) Kötülük şeytanın temel amacıdır.  (s. 177) Kur’an-ı Kerim insanların kalplerine vesvese veren bu sinsi ve vesveseciden Allah’a sığınmamızı istemektedir. ( Nâs, 1-6) İnsanlar cinleri orijinal şekilleri ile göremezler. (Araf, 27) Enam suresi 130: “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günümüzün gelip çatacağını hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? ( Enam, 130)  Cinlere gönderilen peygamberlerin kendi cinsinden olması ve onların konuştuğu dili konuşuyor olması daha muhtemeldir. (s. 181) Cin çağırma aslında ruh çağırma konusunun bir detayı olarak görülebilir (s. 184) Şeytanlar ve cinler ancak kendi dostlarına hakikati bırakıp da kendine tabi olanlara korku verebilir. (Araf, 175) Kur’an-ı Kerim, azgın cinler grubundan olan şeytanların insanlara görülmeden yaklaşarak onlara vesvese verip onları saptırabileceğini (Nisa, 38; Araf, 98) ifade etmiştir.  (s. 190)

Şeytana tapınma satanizm: Ülkemizde intihar eden ve intihar teşebbüsünde bulunan gençlerin, genellikle maddi problemi olmayan ailelerden geldiği, oldukça iyi eğitim aldıkları ve ülkemiz şartlarına göre oldukça iyi okullarda okudukları, kültür seviyesi yüksek ortamlarda yetiştikleri, çoğunun ya ailenin tek çocuğu ya da iki çocuğundan biri olduğu görülmektedir. Ayrıda ayrıca pek çoğunda kutsal değerlere karşı ilgisizlik yanında aykırı ve protest müzik türlerine eğilim duydukları anlaşılmaktadır. (s. 194)

Okültist eğilimler ve dini inancımız: Ezoterizm kelimesinin eş anlamlısı okültizm, din ve bilimin muhtevasına uymayan periler, ufolar ve vampir efsanelerini de ihtiva edecek şekilde kullanılan bir terimdir. Gizli ve saklı olanın bilgisi anlamına gelmektedir. (s. 205)

Kehanet ve kahinlik: Gaybî meseleleri bildiğini iddia eden ve gelecekte olan olaylardan haber veren kişiye kahin denir. (s. 212)

Astroloji ve burçlar: Astrolojinin, yıldızların hareket ve konumlarından bir işaret sistemi oluşturulduğuna ve bu sistem sayesinde gelecek, şimdi ve geçmişe dair bilgi elde etmenin mümkün olduğuna inanılmasıdır (s. 230) Burç veya yıldız falına, insanları doğdukları tarihlere göre sınıflandırmak,geleceklerini okumak, karakterlerini tespite çalışmak veya kaderlerini okumak, İslam inancına göre meşru değildir. (s. 232)

Sonuç: Gençleri bu sanal alemde yalnız bırakmamak ve onların dünyalarına iştirak etmek ve bir şekilde doğru bilgiye erişimleri sağlamak son derece önemlidir. (s. 263)

Prof Temel Yeşilyurt, Çağdaş inanç problemleri

Çağdaş İnanç Problemleri Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık