Batı tarihinde insanlık suçları

Resim bulunamadı

       Konuyu tamamlayan, ” Batı medeniyeti, Dinsiz ahlak olur mu?, Evrim” gibi yazıları tavsiye ederiz.

 

                                               -Seri halinde çıkacak kitabın ilk bölümünün özeti- 

Yapılan araştırmalar, soykırımın sadece gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerin halk ve üyelerinin ya da devlet iktidarlarının ürettiği veya üretebileceği bir olay değil, aynı zamanda kendini üstün kültür ve gelişmiş ülke ve medeniyet merkezi olarak gören ülkelerin, sadece tarihte değil aynı zamanda günümüzde de soykırım uygulayan toplumlar olduklarını ortaya koymaktadır. (s. 2)

Uluslararası güçler, soykırım iddialarını kullanarak kendinden başka grupları terörizme ve çıkar endüstrisine dönüştürmektedirler. (s. 4) Rudolf J. Rummel, 19. ve 20. yüzyılda gerçekleşen soykırımlar da 170 milyon insanın öldürüldüğü sonucuna ulaşmaktadır. (s. 6)

Avrupalıların köle ticareti

1600’lü yıllarda İspanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde baş gösteren ekonomik ve siyasi krizler, Avrupalıların denizaşırı bölgelere yönelmelerine yol açmıştır. Bunun için her bir Avrupa devleti, Afrika, Asya ve  Amerika kıtasını sömürgeleştirmeye başlamıştır. Sömürgelerde ilk önce yeni gelir getiren tarım alanlarının açılması ile emperyalizme başlandı. (s. 31) Bunu, köleleştirme ve yer altı-yer üstü zenginliklerini sömürme takip etti. Karayipler’deki İngiliz sayısı, 1710 yılında 64.100 iken köle sayısı, 336.500 idi. (s. 33) 1650 yılında adalara gelen her 4 kişiden 3’ü, Afrika’dan getirilen kölelerden oluşuyordu. 1680’de Amerika’ya geçirilen her Afrikalı köle, 5 veya 6 İngiliz sterlini karşılığında satışa çıkarılıyordu. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İngiliz, Portekiz, İspanyol, Danimarka, Norveç, Fransız ve Hollandalı köle tacirleri tarafından Afrika kıtası’ndan 13 milyon Afrikalı insan, Amerika’ya köle olarak taşınmıştır. Kölelerin yüzde 25’i, ağır yaşam ve iş koşullarına dayanamayarak ilk 18 ay içerisinde ölmüştür. (s. 34) Köle ticaretinde İngilizler birinci sırayı alırken, onu İspanyollar ve onları da Fransızlar takip etmekteydi. 1680’lerde, Danimarkalı bir şirket 249 köle ticaret gemisini elinde bulunduruyordu. (s. 36) Köle ticaretindeki esas sayısının 25.000.000 kişiyi kapsadığı, araştırmalarda belirtilmektedir. (s. 37)

Amerikan kıtasının Kolomb tarafından keşfedilmesinden sonra, önce Karayipler, Meksika, daha sonra tüm güney ve kuzey Amerika işgale başlandı. (s. 39)

1492 yılında bugünkü adları ile, Haiti ve Dominik Cumhuriyetlerinin olduğu adalarda toplam 8 milyon yerli yaşıyorken, 22 yıllık İspanyol egemenliği sonunda bu sayı 28 bine inmişti. (s. 40) 50 sene sonra ise ada yaşayan yerli sayısı sadece 200 kişidir! Bir İspanyol misyoneri, Bartolome de las Casas Bölgesi’nde gerçekleşen katliamı şöyle ifade eder: Bir gün İspanyollar, 3000 kişinin kellesini kesti. Organlarını parçaladı ve kızlarının ırzına geçti, cesetlerini bir kancaya bağladı ve kızarttılar. ( Barry Lopez, The Rediscovery of North America, s. 4) İspanyollar Meksika’yı işgal ettiklerinde 12 milyon olan yeli nüfus, 80 sene sonra 1 milyona inmişti. Hans Koning, “İspanyollar Amerikalı yerlileri ölene kadar çalıştırılacak bir mahluk gibi görüyorlardı. İngilizler yerlileri şeytana tapan insanlara olarak olarak görüyor, yerlileri katletmenin gerekliliğine inanıyorlardı.” demektedir. Amerika Kaliforniya’daki 700.000 olan yerli nüfusunu yaptıkları katliamlarla 15.000’e indirmiş idiler. (s. 42) İspanyollar Kuzey Amerika’daki 7 milyon yerli  nüfusunu, 100 senede 500.000 kişiye indirmişti. İspanyollar 400 yılda, yerli nüfusun %95’ini soykırıma uğratılmıştır. İngilizler hastalık yayarak 50.000 yerliyi, 7 yılda 5 bine indirmiştir. (s. 43)

İngilizler 1666 yılında Virginia’da bütün yerlirleri öldürmüşler, yalnızca kadın ve çocukları esir alıp köle olarak satışa çıkarmışlardı. (s. 45) Yerli katliamlarından sorumlu Amerikalı Binbaşı John Vance Lauderdale, “Bütün Kızılderililerin yeryüzünden gitmeleri, medeniyetin iyiliği için gereklidir.” demektedir. İngilizler, çiçek hastalığı mikrobu taşıyan battaniyeleri yerlilere vererek, yerli halklardan 100.000 kişiyi hastalık yoluyla katletmiştir. Aynı yöntemi Amerikalılarda daha sonra yaygın olarak kullanmıştır. (s. 47) Amerika’da 1900 yılına gelindiğinde, milyonlarca yerliden geriye kalan kişi sayısı 1900 kişi  idi.  (s. 49)

Temsil Pensilvanya’daki Charlis Indian Industrial Okulu’nun kurucusu. R. H. Pratt, “İnsanları koruyabilmek için yerlileri öldüreceksin.” demekte idi. (s. 51) 1970-1980 yılında, zamanın Amerikan başkanı R. Reagan tarafından bizzat direktif verilerek, Guatemala’daki 200.000 Maya yerlisi katledilmiştir. (s. 52) Kuzey ve orta Amerika’daki yerlileri uygulanan sömürgeci soykırımlarda olduğu gibi, Latin Amerika’daki Avrupa asıllıların yaptıkları soykırımlarda da benzer metotlar kullanılmıştır. Mesela, Brezilya’da, 10.000 kişilik nüfusa sahip olan bir yerli kabilesi, sömürgeciler tarafından tamamen katledilmiş ve tesadüfen 20 kişi kurtulabilmişti. (s. 53)

Venezüella’da yaşayan yerliler, Katolik papazlar ve askerler tarafından 1964 yılında yok edilmek amacıyla küçük gruplara bölünerek sürgün edilmelerinden dolayı tamamen yok oldular. ABD hükümeti ile Amerikan yerlileri arasında 300 ila 400 anlaşma yapılmasına rağmen sömürgeci Avrupa kökenli Amerikalılar, canları istedikleri zaman anlaşmaları tek taraflı olarak bozdular. Amerika’ya Avrupalılar gelmeden önce yaklaşık 150 milyon civarında yerli yaşarken, birçoğu soykırıma uğratılmıştır. (s. 54) Fransızlar, Cezayir’e geldikleri 1830 yılından 1962 yılına kadar sistemli bir Kültürel asimilasyon ve insan beyninin sömürgeleştirilmesi politikası ürettiler. Cezayirlilerden hayatın her alanında Fransızca konuşması, Fransızca düşünmesi ve Fransızca okuması istendi, zorlandı. (s. 55) Fransa’dan Cezayir’e göç eden Fransızlara, kendi sömürge yönetimleri tarafından en iyi olanaklar sağlandığından, Cezayir köylüsü Fransız fabrikalarında işçi olarak çalışmak zorunda bırakıldı. (s. 56)

Fransız istihbaratının başında bulunan general hiçbir pişmanlık duymadan kendi elleri ile katlettiği Cezayirlilerden bahseder. (s. 59) 1962 yılına gelindiğinde, Fransızların katlettiği insan Cezayirli sayısı 1 milyonu bulmuş, 8000 köy yok edilmişti. 2,5 milyon Cezayirli toplama kamplarına sürgün edilmişti.  (s. 61)

Francis Galton, kuzeni Charles Darwin’in de etkisiyle Ari ırk kavramını kuramcısı olarak ortaya çıkar. (s. 63) ve sonuçta 21 milyon insan, Alman nazizmi sonucu öldürülür. (s. 107) Galton insan ırkının ıslahını amaçlayan öjenik kuramını sosyal politikada toplum birimlerinde uygulanmasının gerekliliği üzerinde ısrar eder. Bu iddiaya göre Avrupalı beyaz ırktan olan ve özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden İnsanlar, en üst değerdeki insan kategorisine sahiplerdir. Bunun dışındakiler ise, aşağı kategorideki insanlardır. (s. 64) Ama Hitler, kuzey Avrupa’yı da işgal etmekten de geri kalmaz!

İngiltere, Avustralya’da yerli halkı katleder. Yerli erkeklerin cinsel organlarını keserek hadım eder. 100.000 yerli çocuğu ailesinden kopararak asimile eder, kadınları kısırlaştırır. (s. 99) İngiltere, yerlilerin yiyeceklerine zehir katmak dahil yaptığı katliamlarla, 1788 yılında 750 bin nüfusa sahip Aborjinleri, 1911’e geldiğinde 31 bine düşürmüştü. (s. 100) Almanlarda, Namibya’da soykırımlar yapmış, 80.000 Herero yerlisini kısa sürede, 15.130 kişiye indirmişti. (s. 105) Almanlar II. Dünya Savaşı’nda, ari ırk olmadığını iddia ettiği Alman olmayan 21 milyon insanı, soykırıma uğrattı. (s. 107)

Rumlar, Türklere 12 Mayıs 1912 yılında saldırıya geçer. Rum Ortodoks Kilisesi’nin desteği ile 35 yerleşim biriminde terör eylemleri uygulanır. (s. 119) Bu eylemlerin başını,  papaz Nikodimos çekmekte idi. (s. 120) Sadece 1963 yılında, yüzlerce Türk katledilir, 20 Türk Köyü yakılıp yıkılır. 25 bin Türk evlerini terk etmek zorunda bırakılır. Bunların en ünlüsü de meşhur Noel yılbaşı katliamıdır! (s. 122) Birçok Türk’ün gırtlakları kesilir, kadınların ırzına geçilir. (s. 129)

Amerikalı ve İngilizler İkinci Dünya Savaşı’nı bittikten sonra Dresden şehrine sığınan 600.000 kadar mülteci Almana bomba yağdırır, yaklaşık 200.000 sivil üç günlük bombardıman sırasında hayatını kaybeder. Amerika’nın Japonya’ya attığı iki atom bombasında ölen insan sayısının toplamı 120.000’dir. (s. 82) Rus ordusundan kaçan 250.000 Alman mülteci Danimarka’ya sığınır. (s. 142) Toplama kampında insanlık dışı şartlarda zorla tutulurlar, kendilerine yardım edilmesine izin dahi verilmez, Kızılhaç bile doktorlar ve  hemşireler dahil, ilaç yardımda bulunmayı reddeder. Sadece toplam 13.741 kişi, hastalıktan ölür. (s. 87) İngiltere, Avustralya’da 1788 yılından 1938 yıllarına kadar Aborjinlere sistematik olarak ve acımasızca soykırım ve sürgün uygular. (s. 93) İngilizler, yerlileri insan olarak saymıyorlardı. Bu da, İngilizlerin huzur içinde yerlilere her türlü eziyeti yapması için bahaneden başka bir şey değildi. Bundan hiç bir huzursuzluk ve ahlaksızlık duymuyorlardı. (s. 94) 1923 yılında Batı Trakya’nın % 67’si Türklerden oluşmuş iken, Yunanlıların yıllar süren baskısı sonucu Türk oran oranı %36’ya gerilemiştir. (s. 131) Bulgarların nüfusu 9 milyon iken, bunların bir buçuk milyonu Türk idi. Ari Bulgar yaratma politikası sonucunda, katliamlar yapılır, mezarlıklardan bile Türk isimleri sökülür, zorla Hıristiyan isimler verilir, yüz binlerce Türk zorla Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılır. (s. 143) Soykırım, terörizm ve insan hakları ihlalleri suçlamaları esasında, kendini uluslararası arenada güçlü hisseden devletlerin, egemenlik kurmak maksadıyla hedef seçtilkleri ülkeleri, kendi ürettikleri tezlerle saldırmak için kullandıkları ithamlardır. (s. 149)

 

Sefa M. Yürükel, Batı tarihinde insanlık suçları

 

Batı tarihinde insanlık suçları Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık