Barbar Modern Medeni

2 hafta önce
Resim bulunamadı

Şair, “Peki biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? Bir çeşit bir çözümdü onlar sorunlarımıza.” demektedir. Barbarların bir anda yok olmasıyla, eski sorunlar geri gelir, ülke yine kendisiyle baş başa kalır. İnsanlar meselelerini, kendi gerçekleriyle yüzleşerek çözmek zorunda kalacaklardır. Kendini medeni hissetmek için herkesi barbar görmek medeniyet kurma imkanı vermez. Medeniyetler statik değildir ve zaman içinde köklü değişimler geçirirler. (s. 9) Bireycilik, sekülerizm, materyalizm, sosyalizm gibi akımlar, toplumların metafizik atıf çerçevesinde temellendirdiği yaşam felsefesini reddetmektedir. Küreselleşme, batılı değerlerin, batı dışı toplumlara taşınması sürecini ifade etmektedir.(s. 10) Haz ve eğlence kültürü, gerçekliği giderek daha plastik, yapay bir nesne haline getirmektedir. İmajların, emojilerin ve pazarlanabilir duyguların hakikatin yerine ikame edilmesi, yıkıcı bir ontolojik fakirleşme halini ifade eder.  (s. 12) Online olmadan kendimizi ve çevreyi tecrübe etme imkânını kaybediyoruz. İmajlar, simülasyonlar, aslî olanın yerini almıştır. Sanal, hayali, gölge olan şeyler gerçekliğin koltuğuna oturmuştur. (s. 913) Hiper-realitenin şehvetine kapılan kitleler, artık gerçekle yüzleşecek zihni ve duygusal donanımlarını yitiriyorlar. (s. 14) Suyu, ışığı bilimsel olarak tasvir ettiğimiz gibi aynı zamanda sezgisel, şiirsel olarak da hissederiz. Kokunun, kozmetik sanayine indirgendiği bir imaj çağında, yaratılışın ritmini hissetmek kolay bir iş değildir. (s. 15) Parçalı ve yüzeysel çözümler sorunu çözmez sadece erteler. Sözün, mananın ve kıymetin yerini fayda, işlev, kâr ve çıkar almaktadır. Medenî olmayan toplumlar, medeniyet kuramazlar. Kurdukları şey medeniyet değil ancak bir maddî-teknolojik tahakküm aracı olabilir. Batı düşüncesinde medeniyet kavramı sömürgeciliğin öncü kolu olarak kullanılmış ve aslî  manasından koparılmıştır. (s. 16) Şiddeti estetize etmek, şehveti ve hırsı kutsamak ve insanın varoluşunu tüketim çılgınlığına indirgemek yeryüzünü giderek yaşanmaz hale getirmektedir. Aydınlanma sonrası dünya tarihi barbarlık sıfatını hak eden hazin örneklerle doludur. Medenîlik, bir şeyi aklî ve ahlakî kurallar çerçevesinde yapmayı ifade eder. (s. 17) Medenî olmak için en güçlü olmak zorunda değilsiniz. Maddi refah seviyesi düşük olan toplumlar da medeni olabilir. Medenîlik ile maddi güç arasında doğrusal bir ilişki yoktur. (s. 18) Tarih araştırmaları, medeniyetlerin beşiğinin Avrupa değil, Asya ve Mısır olduğunu göstermektedir. Tarihteki ilk büyük şehirler, Mezopotamya topraklarında Nil deltasında ortaya çıkmıştır. (s 19) Bir toplumu medeni yahut barbar yapan, sadece yahut öncelikle sahip olduğu maddi imkanlar yahut teknolojik araçlar değil, varlığı ve hayatı anlamlandırmak için ortaya koyduğu tasavvur, tutum ve davranışlardır. İnsan aşkın bir ilkeye tutunarak yeryüzündeki varlığını anlamlandırmak zorunda olan bir öznedir. ( s. 26) Medeniyet,  seküler bir din olarak uygulandığında anlamını ve işlevini yitirir. (s. 27)  Bilimsel-teknolojik imkanlara dayalı olarak kurulan yapıların medeniyet adına hak edebilmesi için aklî, insani ve ahlaki açılardan medenilik vasfına kavuşmuş olması gerekir. (s. 29) Bosna’nın günahını özellikle ve sadece Sırplara yıkmak, çağdaş medeniyetin ve küresel düzenin müşterek günahlarını örtbas etmek anlamına gelir. (s. 30) Medeniyet, medenîliğin zıttı mıdır? Avrupa sömürgecilik hareketlerinin, aydınlanma ve bilim devriminin ardından yükselişe geçmesi ve modern barbarlığın en hunharca örneklerini ortaya koyması bizi teyakkuza sevk etmektedir. 19. yıl Avrupa devletleri, insan topluluklarını köleleştirirken, medenileştirme kavramına baş vuruyordu. (s. 32) İslam dünyadan kaçmaz; onu varlık içinde doğru bir yere oturtur. Hedef dünyaya köle olmadan onu dönüştürmektir. (s. 36)

Avrupalılar, kendilerini bir Merkez aktör olarak konumlandırabilmek ve sömürgeciliği meşrulaştırmak için batılı ve çoğunlukla Hıristiyan olmayan toplumları gayri medeni olarak tasnif etmek durumunda durumundaydılar. (s. 39) Medeniyetin ölçüsü Bilim ve teknolojide ilerlemiş olmak mıdır? Medeniyet, elit sınıfların sofra adabından kılık kıyafete, konuşma üslubundan kadın-erkek ilişkilerine bir sınıfa ait olan imtiyaz statüsünün zamanla milli bir kimlik olarak tasavvur edilmesidir. (s. 41) 19. yüzyıldaki tek ölçüt hukuk değildi. Bilim, teknoloji ve sanayide, medeniyetin ölçüsü olarak vazedildi. Bilim, Teknoloji ve sanayi modern batıda ortaya çıktığından, batılı olmayan toplumlar medenileşmek için batılılaşma yolunu seçmek zorundaydı. Böylece medeniyet kavramı, Avrupa merkezciliği ve Avrupa sömürgeciliğini meşrulaştırmak için elverişli bir araç olarak kullanıldı. (s. 45) Albert Schweitzer, “modern ekonomik sistem giderek bir makine medeniyetine dönüşmektedir.” demektedir. (s. 46) Modern dönemde teknolojik icat ve ilerleme kapasitesi, medeninin başlıca ölçüsü haline gelmiştir. (s. 47) İki dünya savaşı ve ardından yaşanan hadiseler, moderniteye yönelik beklentileri boşa çıkarmıştır. Robert Nisbet, “batının ilerlemesine yönelik şüphecilik yaygınlık kazanmaktadır.” demektedir. Oswald Spengler’in, ‘batının çöküşü’ isimli kitabında çöküş kavramı batının, siyasi yahud askeri güç kaybı olarak değil, bir ruh çürümesiyle ufuk daralması’ olarak tanımlanır. (s. 53) Kökleri eski Yunan’a, Hıristiyanlığa ve Roma’ya giden Batı medeniyetine olan inanç, ABD’de kurulan yeni Roma ile kısmen tamir ve takviye edilmiştir. (s. 54) Cornel West, ‘Irk Meselesi’ adlı kitabında, modern kapitalist toplumun eninde sonunda kendi seküler kıyametini yaşayacağını ileri sürer. İnsanlık tarihinin eski ortaçağ ve modern olmak üzere dönemlendirilmesi, bütün medeniyetlerin aynı tarihi süreçlerden geçtiği iddiasına dayanmaktadır. (s. 55) Batıcı bir aydın olan Ahmet Rıza, medeniyet ve ilerleme kavramlarının Avrupa sömürgeciliğini meşrulaştırmak için kullanıldığının farkındadır.  (s. 56) Mehmet Akif Ersoy, ‘Heriflerin ilimlerini fenlerini almalı, fakat kendilerine asla inanmamalı.’ demektedir. (s. 57)

Batının doğuya bakan yüzü Sömürgeciliktir. Namık Kemal, İspanyollar Gırnatayı aldıkları zaman halkı din değiştirmeye zorlamış ve ateşlerde yakmıştır. Biz İstanbul’a aldığımız vakit, her mezhep sahibine rahatça dini törenlerini yapması için izin verdik İslamlığın siyasi hükümleri ilerlemeye engel değildir. demektedir. (s. 59) Şemsettin Sami, ‘orta çağlarda İslam medeniyetinin başlıca medeniyet olduğunu Fakat bugün tablonun tamamen değiştiğini’ ifade eder, (s. 60) A. Cevdet: ‘medeniyet Avrupa medeniyetidir, bunu gülü ile dikeni ile almak mecburiyetindeyiz.’ (Abdullah Cevdet, Şime-i Muhabbet, İctihad dergisi, 89, sayfa 1984) Akif’in, ‘tek dişi kalmış canavar’ olarak nitelendirdiği nitelendirdiği medeniyet, elbette Avrupa emperyalizminden başkası değildir. (s. 63) Eski Yunanlıların, Yunan olmayanları barbar olarak tanımlaması yüzyılları aşan yaygın bir uygulamaydı. (s. 64) Yüksek bir kültür inşa ettiklerini inanan Romalıların, şiddet ve barbarlığı bir eğlence ve zevk objesi haline getiren gladyatör oyunlarına düşkünlükleri bilinmektedir. (s. 68)

Başkasının ölümünü eğlence olarak gören insanlar aslında Roma’nın ihtişam ve sefaletinin aynadaki yansımasıdır. Walt Disney in 1992 tarihli Alaaddin adlı çizgi filminin şarkısı sözleri şöyle Başlar: “Ben uzak bir diyardan geliyorum, orada kervan develeri dolanır, orada çehreni beğenmezlerse kulağını keserler. Evet, barbarca bir şey…. Ama ne yaparsın, bu benim ülkem işte” (s. 71) Alaaddin karakteri üzerinden tedavüle ile sokulan kültürler hiyerarşisi, üstünlük fikrinin yeni bir ifadesinden başka bir şey değildir. 19. Avrupa düşüncesine göre Avrupa sosyal bilimlerinde ilkel adam, dinin etkisi altında olan adamdır. Onun bilim, mantık, felsefe ve sanat üretilebilmesi mümkün değildir. Sömürgecilik, evrimcilik ve ilerlemeci tarih anlayışı, ilkel toplumların ancak dışarıdan radikal müdahalelerle dönüşebileceği kabulünü de insanlara dayatmakta idi. (s. 72) John Stuart Mill şöyle der: “Despotizm politikaları yani işgal, baskı, sömürgeleştirme, kültürel yabancılaştırma barbarlara yönelik muamelede meşru bir yönetim şeklidir.” (s. 73) 19. Yüzyıl Avrupa aydınlarının çoğunluğu Mill ile aynı görüştedir. (s. 74)

Haz tüketimine dayalı bir kültür, sanat ve medeniyet dünyası bizi erdeme, özgürlüğe ve mutluluğa değil, ahlaki çöküntüye bağımlılığa, kâbusa ve mutsuzluğa götürür. (s. 75) Bir Alman Generali, ‘Savaş, medeniyet için ahlaki bir mecburiyet ve vazgeçilmez bir faktördür.’ demektedir. (s. 81)

19 ve 20. Yüzyıllarda, ‘insanat bahçeleri’ kurulur, ‘gelişmemiş’ ırklara ait insanlarda buralarda sergilenir. Sergilenen insanlar, modern beyaz adamın üstünlük duygusunu tatmin ederken aynı zamanda, Avrupa’nın sömürgesine bir gerekçe ve bir meşruiyet de üretilmekteydi. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganları ile yola çıkan Fransız Devrimi’nin 100. yılını kutlayan 1889 tarihli Paris Evrensel sevgisinde 400 Afrikalının sergilendiği bir ‘Zenci Köyü’ kurulmuştu. (s. 82) Brüksel’de, 1897 tarihli sergide bir levha ziyaretçileri şöyle uyarıyordu: Kngoluları beslemeyin, yemekleri verildi. İnsanat bahçeleri, sömürgeciliğin faziletlerine yönelik propaganda çalışmalarının bir parçasıydı. (s. 83) Brüksel’de, insanat bahçesinde Kongo Köyü bölümünde 1858 yılında bir beyaz kadın zenci bir çocuğa yemek vermektedir. Bu tablo, kendini medeniyet, özgürlük ve insan onurunun vatanı olarak gören bir coğrafyada yaşanmaktaydı. (s. 84) Batıda bazı gazeteler, Türk esaretinden kurtulan Doğu Hıristiyanlarının süratle medenileştiklerinden bahsetmekte idi. (s. 85) Siyasi düzenden kültüre, sanattan hukuka kadar medeni yaşam bir bütündür. Bu bütünlük parçalandığında ortaya bölünmüş zihinler ve yarım kalmış hayatlar çıkar.  (s. 86) Cemil Meriç, “Batının kültürü var bizim ise irfanımız. İrfan, kendini tanımakla başlar, kültür irfan’a göre katı ve fakirdir, irfanda hem ilim, hem iman, hem de edep vardır.” der. ( Meriç, Kültürden irfana, s. 11) Nietzsche, Spengler ve Thomas Mann gibi Alman düşünürlerine göre medeniyet, yüzeyselliği, mekaniği ve kozmopolitliği ifade ederken; Kültür, bir milletin kimlik unsurlarını, ahlaki değerlerini ve dünya tasavvurunu ifade eder. (s. 90) İslam medeniyetinin ilerleme dönemleri her zaman, birden fazla ekol, akım ve eğilimin rekabet içinde olduğu dönemler olmuştur. (s. 98) Bağdat’tan Kurtuba’ya, Semerkant’tan İskenderiye’ye, İsfahan’dan Timbuktu’ya uzanan İslam medeniyeti, sınırlarına kattığı coğrafi mekanları ve farklı toplumları dönüştürmüş fakat aynı zamanda, dinin belirlediği kurallar çerçevesinde o toprakların kültürel rengine de bürünmüştür. (s. 100)

Emperyalizm, bedenden önce ruhların köleleştirilmesi programıdır. Kolonyal toplulukların öncelikle zihin dünyalarının ele geçirilmesi gerekirdi. Bunun içinde kapsamlı ve disiplinli eğitim programları düzenlenmeli, kolonilerideki geri kalmış insanlar (!) eğitilmelidir. Bu, Avrupa emperyalizminin dünyaya vereceği en büyük hizmettir! Jules Harmand, ‘işgal medeniyet için kaçınılmazdır.’ derken Lord Curzon, ’emperyalizm, sömürgeleştirilenler için ahlaki ve maddi nimet kaynağı olan ilahi bir kaderdir.‘ demektedir. (s. 110). Batının Yahudi-Hıristiyan ve seküler medeniyeti, Avrupa ile sınırlı kalmayacak kadar büyük ve önemli bir hazinedir. Gerektiğinde zorla kabul ettirilmelidir. Sömürgecilik, modern Avrupa’nın kendini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu bir kaynaktır. Sömürgeleştirilmiş öteki üzerinden kurulan hayali kimlikler, Avrupalı aydınların kendilerini daha iyi ve daha üstün hissetmelerine de katkı sağlıyordu. Avrupalı milletlerin kendi aralarında gözetmek durumunda oldukları eşitlik ilkesi, batılı olmayan toplumlar için geçerli değildi. (s. 111) Kimse, Yunan mitolojisini bir akıl dışılık ve geri kalmışlık göstergesi olarak ele almıyor. Siyasi alanda doğu despotik, baskıcı, kapalı, gerici gösterilmelidir ki aydınlanmış medeni Avrupa’nın emperyalist müdahalesi meşru ve anlamlı hale gelebilsin. Doğuyu uyandırmak, hem siyasi hem de ahlaki bir görevdir. (s. 112) ) Bazıları medenileşmeyi, Avrupa sanayi ürünlerinin bir ülkeye girmesi olarak tanımlar. Yarı barbar toplumlar ancak Avrupa’nın bir pazarı oldukları zaman medeni milletler kulübüne dahil olabilirler. (s. 114) Şehir sakinlerinin medeni olup olmaması, şehrin maddi niteliklerinden ziyade sosyal hayatına hakim olan tasavvur ve tutumla ilgili bir durumdur. Bu manada New York ileri bir şehirdir. Fakat bu onun bir Afrika köyünden daha medeni olduğu anlamına gelmez. (s. 115) İslam ülkelerinin batıyla baş edebilecek askeri gücünün olmamasına rağmen, ‘barbarlar geliyor’ naralarıyla batı toplumlarını İslam’a ve Müslümanlara karşı kışkırtan çevrelerin başlıca hedefi bir korku, şüphe ve nefret iklimi yaratarak kendi inanç sistemlerini sorgulanamaz kılmaktır. Onlara göre medeniyeti ayakta tutmak için güç kullanmaktan ve dünya düzenine hakim olmaktan başka yol yoktur. (s. 116)  Lee Harris’in, ‘medeniyetin koruması’ ile kastettiği şey ‘Amerikan emperyalizminin herkes tarafından meşru kabul edilmesidir.’ Medeniyeti korumak için barbarlığı meşru görmek, her şeyden önce medeniyet kavramına yapılmış bir haksızlıktır. (s. 118) Yeryüzündeki düzenin teminatı ilahi iradenin bir tecellisi olan Adalet ilkesidir. Nizamü’l-mülk, ‘mülk küfürle devam eder, zulüm devam etmez.’ der. (s. 161) Yaklaşık iki buçuk asır süren Haçlı Seferleri’nin yenilgileri, Moğol istilası yıkımları fikri ve toplumsal bir buhrana neden olmamıştır. ( s. 172) İhvan-ı Safa’ya göre bütün bilgilerin başlangıcı insanın kendini bilmesidir. insan alem hakkında düşünürken hem kendini hem de alemi aşan ve kuşatan aşkım bir ilkeyi tefekkür eder. (s. 178)

Uygarlık adı verilen gelen şeyin içinde insanın çok geç farkına vardığı ve şeytansı olan bir ilkenin hüküm sürdüğü inkar edilemez. ( s. 267) Medeni olmak, eşyanın tabiatına uygun davranmak ve böylece adaleti tesis etmektir. Özünde çatışmacı, dışlayıcı ve asimile edici bir medeniyet tasavvurunun barış, huzur ve istikrar üretmesi mümkün değildir. Medeni olunmadan medeniyet kurulamaz. Parçalı yaklaşımlar, insan ile varlık arasında tutarlı bir ilişkinin kurulmasına imkan vermez. ( s. 268) 

İbrahim Kalın, Barbar Modern Medeni

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık